Turkish tax system
169 theses under this subject heading
Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı ve ticari bankalardaki uygulaması
Küreselleşme ile birlikte uluslararası ticaretin boyutu hızla artmaya devam etmektedir. Bu durum uluslararası vergi hukuku alanına giren ekonomik faaliyetlerin artmasına neden olmuştur. Ülkelerin sahip olduğu vergilendirme yetkilerinin çakışması vergi sistemlerine yeni düzenlemeler getirilmesini zorunlu hale getirmiştir.Türk Vergi Sistemine dâhil edilen transfer fiyatlandırması bu düzenlemelerden biridir. Ulusal ve uluslararası işlemleri konu olan transfer fiyatlandırması uygulaması Kurumlar Vergisi Kanunu'nda ve Gelir Vergisi Kanunu'nda yerini almıştır.Bu çalışmada transfer fiyatlandırması uygulaması ayrıntılı şekilde ele alınmaya çalışılacaktır. Uygulamanın ilk olarak cereyan ettiği ve bu açıdan önemli olması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri düzenlemeleri başta olmak üzere, OECD düzenlemeleri ve Türk Vergi Sisteminde yer alan düzenlemeler çalışmaya dâhil edilmiş bulunmaktadır.
2008 krizi sonrası Türkiye'de uygulanan vergi politikası ve sonuçları
Ekonomik kriz, temel makroekonomik değişkenlerin çeşitli nedenlerle ve ani olarak iktisadi (ileriye dönük) dalgalanması ve bunun sonucunda iktisadi faaliyetlerin sekteye uğraması ve beklentilerin kötüleşmesi olarak tanımlanabilir. 1980'li yılından itibaren sıklıkla küreselleşmenin beraberinde getirdiği dalgalanmaların etkileri görülmektedir. Daha önceleri yaşanan ekonomik krizlerin etki alanı ekseriyetle çıktığı ülkeyle sınırlıyken 1990 yılından itibaren etki alanını genişleterek, ticari ilişki ve bağlantı içinde olunan diğer ülkelere de yayılabilmektedir. Krizlerin etkileri yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmayıp, sosyal ve politik yıkımlar da sebebiyet verdiği için sonrasında bir dizi tedbirler ve müdahaleler uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu doğrultuda krizi erken tespit etmek ve uygulanacak iktisat politikası, bu politikaların zamanlaması önem arz etmekle birlikte kullanılacak politika araçlarının da birbiriyle uyumlu olması mücadele kapsamında büyük önem taşımaktadır. Dünyada ve Türkiye'de yaşanan ekonomik krizlerin çıkış noktalarına bakıldığında; kamu açıkları, uygulanan yanlış vergi politikaları, genişletici maliye politikalarının yarattığı kamu gelir-gider dengesizlikleri, kamu kesimindeki yapısal bozukluklar gibi bir dizi ortak sebeplerin olduğu görülmektedir. Ayrıca yüksek faiz oranları, aşırı açık döviz pozisyonları ve cari işlemler açığı gibi bir takım makroekonomik sorun eklendiği zaman kriz kaçınılmaz haline gelmektedir. Bu çalışmada, 2008 küresel ekonomik krizin Türkiye üzerindeki etkileri ve bu krizle mücadelede uygulanan vergi politikalarının etkilerinin ortaya konması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: 2008 Krizi, Vergi politikaları, Kriz, Mücadele
İşverenlerin kayıtdışı ekonomiye yönelik tutumu: Siirt ilinde bir alan araştırması
Milli gelire kaydedilmesi gereken ve hala kayıt altına alınmayan ekonomik faaliyetlerin tümüne gayri resmi ekonomi denilmiştir. Kayıtdışı ekonominin, var olan durumunu değerlendirmek ve çalışmalara yol göstermek, kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin ölçülmesinde zorluklar yaşandığı için farklı yöntemlerle tahmin edilmeye çalışılmıştır. Türkiye'de kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin yüksek oranda gerçekleşmesi,durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durumun önüne geçilebilmek için çözüm önerileri aranmıştır. Kayıt dışı ekonominin ortaya çıkmasında etkili olan etmenlerin ortaya konması toplum içinde oluşan sosyo-ekonomik ve mali yapılarının birlikte ele alınmasıyla imkân bulunmaktadır. Ülkeden ülkeye de kayıt dışı ekonomi üzerinde etkisi, ülkelerin gelişme endeksine, büyük ekonomik göstergelere ve ekonominin bir seviyede ilerlemesiyle ilgilidir. Bu tez çalışmasında kayıtdışı ekonominin sebepleri, sonuçları ve Türkiye'de kayıtdışı ekonominin sebep, sonuçlarına değinilmiş ve bunun vergi politikalarına yansımasının üzerinde durularak kayıtdışı ekonomide çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler:Kayıtdışı ekonomi, Türkiye'de kayıtdışı ekonomi, vergi politikaları, kayıtdışı ekonomi çözüm önerileri.
Türkiye'de elektronik ticaretin vergilendirilmesi ve ekonomiye etkisi
Teknolojik gelişmelerin ardından elektronik ticaretin (e-ticaret) ortaya çıkışı, ticarette uluslararası sınırları aşma kapasitesiyle karakterize edilen yeni bir paradigmayı ortaya çıkarmıştır. E-ticaretin kolaylaştırdığı yeni ortaya çıkan ticaret modlarının sağladığı çeşitli kolaylıklar ve avantajlara rağmen, aynı zamanda bir dizi belirsizlik ve zorluğu da beraberinde getirdiler. Bu zorlukların başında teknik altyapı, yasal çerçeveler ve en önemlisi e-ticaret alanındaki işlemlerin vergilendirilmesiyle ilgili sorunlar gelmektedir. Geleneksel ticaretle karşılaştırıldığında e-ticaretin yapısı ve işleyiş tarzındaki temel farklılık, geleneksel vergi sistemlerini e-ticaret işlemlerinin karmaşıklıklarını özümsemek için yetersiz donanıma sahip hale getirmiş, dolayısıyla bu tür ticari faaliyetleri etkili bir şekilde düzenleme kapasitelerini engellemiştir. Bu bilimsel araştırmanın temel amacı, elektronik ticaret kavramının ve bunun vergilendirme kapsamındaki çok yönlü sonuçlarının kapsamlı bir şekilde araştırılmasında yatmaktadır. Çalışma, e-ticaretin inceliklerini aydınlatmaya, beraberinde getirdiği zorlukları açığa çıkarmaya ve bu sorunları çözmeye uygun potansiyel çözümlere ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu araştırmanın kapsamı, e-ticaretin kavramsal temellerinin ve pratik uygulamalarının ayrıntılı bir incelemesini kapsamaktadır. Ayrıca, e-ticaret uygulamalarını hayata geçirmeyi ve bunların yol açtığı zorlukları iyileştirmeyi amaçlayan hem yerel hem de uluslararası çabaları kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Çalışma aynı zamanda küresel ölçekte ve Türkiye bağlamında bu uğraşlarla ilgilenen ilgili kuruluşların ayrıntılı bir açıklamasını içerecek şekilde kapsamını genişletmektedir. Analizin ayrılmaz bir parçası, Türk yargı yetkisi dahilinde e-ticareti destekleyen yasal altyapının kapsamlı bir değerlendirmesidir. Bu kapsamlı bilgilerin sunulmasının ardından çalışma, Türkiye'de e-ticareti düzenleyen vergi rejiminin, mevcut mevzuat çerçevesinde vergilendirmenin çeşitli yönlerini kapsayan kapsamlı bir değerlendirmesini üstlenmektedir. Bu değerlendirme çalışmasının amacı, e-ticaretin birden fazla vergi kategorisinde vergilendirilmesine ilişkin Türkiye'deki mevcut yasal çerçevedeki boşlukları ve komplikasyonları aydınlatmaktır. Bu değerlendirmelerin sonuçlanması, mevcut mali çerçeve içerisinde e-ticaretin yol açtığı sorunları net bir şekilde ortaya koymaya hizmet etmekte ve böylece çağdaş vergi mevzuatı kapsamında düzeltilmesi gereken zorluklara ilişkin içgörüler sağlamaktadır.
Doğrudan yabancı yatırımların vergilendirilmesi: Türkiye örneği
Çalışmanın konusunu doğrudan yabancı yatırımların vergilendirilmesinde Türkiye uygulamaları oluşturmaktadır. Söz konusu yatırımların büyük ölçüde çok uluslu şirketler tarafından gerçekleştiriliyor olması ise konuyu daha geniş bir perspektiften ele almayı gerektirmektedir. Zira çok uluslu şirketler, devletlerin vergi uygulamalarını dolanabilme yeteneklerine sahip olup ekonomik büyüklükleri sebebiyle vergi egemenliğini de etkileme potansiyeline sahiptir. Türkiye açısından ise doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin hukuki sınır 4875 sayılı Kanun ile çizilmiş olup söz konusu Kanun vergi uygulamaları bakımından da temel oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada hukuken doğrudan yabancı yatırım statüsünde olan yatırımların elde ettikleri kazançların Türk vergi sistemi içerisindeki konumu ele alınmaktadır.
Katma değer vergisinde matrah
Türk Vergi Sisteminde vergiler, konu unsuru bakımından, gelir üzerinden alınan vergiler, servet üzerinden alınan vergiler ve harcamalar üzerinden alınan vergiler olarak sınıflandırılmıştır. Harcamalar üzerinden alınan vergilerin en gelişmiş ve modern türü katma değer vergisidir. Katma değer vergisinde matrah, mal teslimi, hizmet ifası, ithalat ve diğer işlemlerde farklılık göstermektedir. Mal teslimi ve hizmet ifasında katma değer vergisinin matrahını, işbu işlemlerin karşılığı olan mal ya da hizmetin bedelidir. Katma değer vergisinin matrahına eklenen ve eklenemeyen unsurlar, vergi matrahına açıklık getirmek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Ancak verginin matrahının tespitinde birçok sorunla karşılaşılmaktadır. Çalışmamızda öncelikle katma değer vergisinin konusu, mükellefi ve sorumlusu, vergiyi doğuran olay, verginin istisna ve muafiyetleri, belge ve kayıt düzeni hakkında bilgi verilmiştir. Ardından ise katma değer vergisinde matrah konusu üzerinde ayrıntılı olarak durulmuş; bu doğrultuda, teslim ve ifada matrah, ithalatta matrah, özel matrah şekilleri, matraha eklenen ve eklenmeyen unsurlar ile emsal bedel ve ücret konularına değinilerek uygulamada ortaya çıkan sorunlar incelenmiştir. Genel itibariyle katma değer vergisinde matrah konusunda gerek kanunda yer alan boşluk sebebiyle gerekse uygulama esnasında ortaya çıkan sorunların, idare ve yargı organları tarafından çözümlenmesi sırasında anayasal ilkeler ve vergilendirmenin temel ilkelerine uyulup uyulmadığı noktasında idari ve yargı makamlarının konuya yaklaşımları incelenerek çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
Vergi kaçakçılığı ,engelenmesi ,denetlenmesi ve Türkiye'de genel durum
Vergi kaçakçılığı suçları geçmişten günümüze kadar gelmekle birlikte değişen yaşam koşulları, teknolojik gelişmelerin hızı ve insan nedeniyle her geçen gün suça konu olan eylem ve işlemlerin niteliği değişerek artmaktadır. Ülke ekonomisinde değişmeler de vergi kaçakçılığı suçlarının işlenme oranının artmasına dolayısıyla suç tiplerinin değişmesine de sebep olmaktadır. Bu sebeple günümüz vergi yasalarında düzenlenen vergi kaçakçılığı suçlarını oluşturan eylem ve işlemler üzerinde durulmuştur.Ancak vergi konusu, mükellef ile vergi idaresi arasında her zaman için bir sorun oluşturmuştur. Çünkü mükellefler genel olarak çeşitli sebeplerle ödeyecekleri vergi miktarlarını en düşük düzeyde tutmak istemekte, vergi idaresi ise toplayacağı vergi miktarını en üst düzeyde tutmak istemektedir. Ülkemiz de dahil olmak üzere birçok modern ülke vergi alanından beyan esası sistemini tercih etmiştir. Beyan esasında, mükellefler tarafından ödenecek vergiler bizzat mükelleflerin kendisi tarafından beyan edilmektedir. Fakat, verginin devlet tarafından cebren ve karşılıksız olarak alınması, mükellefleri kimi zaman yasal zemine dayanarak, kimi zamanda yasal zeminin dışına çıkarak vergi suçu işlemelerine neden olabilmektedir. Bazen de, mükellefler vergi kanunlarını yeterince anlayamadıklarından yanlış beyanda bulunabilmektedirler. Dolayısıyla beyan esasının temel alındığı vergi sistemlerinde etkin bir vergi denetimi kaçınılmazdır.Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de vergi denetiminin etkin bir şekilde uygulanamayışının nedenlerini araştırmak ve vergi kaçırma yolları,engellenmesi ve denetimini incelemektir Anahtar Kelimeler: Vergi, denetim, vergi kaçakçılığı
İnşaat muhasebesinde ticari kara geçiş ve mali tabloların düzeltilmesi ve Türk vergi uygulama örneği
Küreselleşme; sermaye hareketlerinin, çok uluslu şirketlerin ve tek bir küresel pazarın egemenliğinde yeni ekonomik paradigmaya işaret etmektedir. Bu yeni durum, beraberinde ortak bir küresel dilin kullanılmasını zorunlu hale getirmiş ve tek bir muhasebe dilinin yaratılmasını zorunlu kılmıştır. Şirketler için küresel anlamda rekabet koşullarına adapte olabilmek için; doğru, güvenilir, şeffaf bilgilerin önemi büyüktür. Uygulamada iki inşaat şirketinde vergi mevzuatı karşılaştırması yapılarak ticari kara geçişin ve mali tabloların düzenlenmesi, Türk Vergi ve Türk Ticaret Kanunu göz önünde tutularak gerçekleştirilmektedir. Özel inşaatlarda muhasebe kayıtları ve inşaat onarım işlerinde muhasebe kayıtlarının yapılması ve binanın kullanma izninin alınması için Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan (SGK) ilişkisizlik belgesi alınması, asgari işçilik hesaplaması yapılarak SGK'na bildirilmesi, ticari kara ve mali (vergi) matrahı karına geçiş ve mali tabloların düzenlenmesi ve vergi uygulamaları örneklerle açıklamaya çalışılacaktır.
Stoklar ve hasılatın, Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS), büyük ve orta boy işletmeler için finansal raporlama standardı (BOBi FRS) ve Türk Vergi Mevzuatına göre karşılaştırılması
Bu çalışmada işletmeler için büyük önem taşıyan iki unsurun; hasılat ve stokların ülkemizde muhasebe uygulamalarına yön veren Türk Vergi Mevzuatı ile Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standardı / Türkiye Muhasebe Standartları (TFRS / TMS) açısından değerlendirmesi yapılmıştır. Bu amaçla hasılat ve stoklar, Standartlar ve Türk vergi mevzuatı açısından ele alarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Bu çalışmadan anlaşılıyor ki uluslararası ilkelere uyumlu bir muhasebe sisteminin oluşması için ülkemizde uygulanan vergi kanunlarının, muhasebeye bakış açısını değiştirmek ve uluslararası standartların tüm alanda uygulanabilir hale getirilmesini sağlamak büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: TFRS 15, TMS 2, BOBİ FRS, Türk Vergi Mevzuatı, Muhasebe, Hasılat, Stoklar
Sermaye şirketlerinde kar dağıtımı, vergilendirilmesi ve muhasebesi
Kar dağıtımı kararının verilmesi ve uygulanmasının ilke, kural ve aşamalarını TTK oluşturmakla birlikte bunu Sermaye Piyasası Mevzuatı, Vergi Mevzuatı ve MSUGT tamamlamaktadır. Bu nedenle doğru bir kar dağıtımı yapılabilmesi veya cezai bir yaptırımla karşılaşılmaması için belirtilen mevzuatın tamamı birlikte değerlendirilmelidir. Çalışmamızda kar dağıtımı uygulamasında sıklıkla kullanılan kavramlar çeşitli mevzuat çerçevesinde açıklanmış, daha sonra kurum kazancının belirlenmesi, sermaye şirketlerinde kar dağıtımı, kar dağıtım tablosu ve kar dağıtımının muhasebesi konuları bir bütün olarak ele alınarak, sermaye şirketlerinde karın oluşum sürecinden kar payı dağıtımına, muhasebesine ve özetlenmesine kadar oluşan süreç sistematik olarak değerlendirmiş, önerilerde bulunulmuş ve konuya dair bir uygulama yapılmıştır. Ayrıca kar dağıtımı konusu sermaye şirketlerinde dağıtılabilir aşamaya gelen karın vergilendirilmesi, gelir tevkifatı uygulaması ve kar payı elde edenlerin vergilendirilmesi açılarından da irdelenerek olası vergi ihtilaflarının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Karın elde edildiği dönemden karın dağıtım aşamasına ve sonrasında kar payı elde edenlerin vergilendirilmesine kadar uzanan süreçte gerek vergi mevzuatının gerekse TTK ve Sermaye Piyasası Mevzuatı gibi farklı mevzuatın etkili olması, kar dağıtımında yasal, idari ve yargı aşamaları ile uygulama yönünden görüş farklılıklarına neden olmaktadır. Bu nedenle kar dağıtımı konusu bir bütün olarak değerlendirilerek yasal mevzuat birbiriyle uyumlu, uygulamada tereddüt oluşturmayacak ifadelerle düzenlenmelidir.
Vergi denetiminde mükelleflerin hak ve yükümlülüklerinin vergi uyumu yönünden değerlendirilmesi
Verginin tarihi ve gelişmişliği eskiye dayandığı gibi, vergi denetimi, mükellef hakları ve vergi uyumu da eskiye dayanmaktadır. Vergi, bir ülkenin en büyük finansal kaynağı olduğu için, vergi sisteminin iyileştirilmesi için çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda yapılan çalışmaların birçoğu, mükellefin vergiye uyumunun arttırılması üzerine olmuştur. Vergi uyumu ile ilgili ilk çalışmalar, vergi uyumsuzluğu ile başlamış, kayıt dışılık temelinde devam etmiş, mükelleflerin motivasyonlarını arttırıp gönüllü uyumu sağlamayı da içine alacak şekilde genişlemiştir. Yapılan bu çalışmalardan hareketle, bu tez çalışmasında "Vergi Denetiminde Mükelleflerin Hak ve Yükümlülüklerinin Vergi Uyumu Yönünden Değerlendirilmesi" yapılmıştır. Yapılan bu çalışma ile vergi mükelleflerinin vergi uyumunu etkileyen birçok unsur tespit edilmiştir. Ayrıca, vergi denetimlerinin vergi mükelleflerine hak ve yükümlülüklerini öğrettiğini ve bu nedenle de vergiye uyumlarının sağlandığı belirtilmiştir
Türk vergi sisteminde ücret gelirlerinin vergilendirilmesinin vergilemede adalet ilkesi açısından değerlendirilmesi ve bir model önerisi
Çalışmamızda özetle; vergilendirmede adalet ilkesinin öneminden hareketle Türk Vergi Sistemi'nde ücret gelirlerinin vergilendirilmesinin adil olup olmadığı, tespit edilen veriler ışığında karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde literatür taraması yapılarak, adalet ve vergi adaleti kavramlarının teorik ve yasal temelleri araştırılmıştır. Sonrasında yine aynı bölümde vergi adaletini ilgilendiren teorik diğer kavramlar üzerinde durulmuş, tarih boyunca uygulanan tekniklerden bahsedilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ücret gelirlerinin ülkemizde nasıl vergilendirildiği konusunda yasal düzenlemelere yer verilerek mevcut uygulama incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise Türkiye'de vergi gelirlerinin en önemlilerinden olan Gelir Vergisi'nin büyük oranda ücret geliri elde edenlerden kaynakta kesinti yoluyla alındığı ortaya konulmuş, ücret geliri elde edenlerin aslında en düşük gelir düzeyinde yer alan kesim olduğundan bahsedilmiştir. Devamında dolaylı vergilerin ağırlığından hareketle ücret geliri elde edenlerin üzerindeki vergi yükünün bir hayli fazla olduğu kanıtlanmış, OECD ülkeleri ile karşılaştırılarak çağdaş vergi sistemlerinde olması gerektiği gibi yeni bir model önerisinde bulunulmuştur. Ayrıca vergilendirmede adaleti engelleyen sorunlar da ortaya konularak çeşitli çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç ve öneriler kısmında ise çalışmamızın üçüncü bölümündeki verilerden hareketle neler yapılması gerektiği anlatılmış, netice itibariyle Türkiye'de gelir vergisi tarifesinin yeniden oluşturularak emek geliri elde edenler ile sermaye geliri elde edenlerin ayırma kuramı doğrultusunda birbirlerinden farklı şekilde vergilendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu noktada Almanya'da uygulanmakta olan gelir vergisi tarifesinden hareketle asgari ücretin yıllık toplam tutarı üzerinden %0 oranında vergi alınması, bir başka anlatımla ücretli çalışanların elde etmiş olduğu gelirin yıllık asgari ücretin tutarı kadar olan gelirlerinin vergi dışı bırakılması gerektiği savunulmuştur. Ayrıca vergilendirmede adaleti engelleyen diğer sorunlardan da bahsedilmiş ve genel olarak dolaysız vergi gelirlerinin artırılması ile buna bağlı olarak dolaylı vergilerin ağırlığının düşürülmesine yönelik çeşitli çözüm önerileri de sunulmuştur.
Türkiye'de vergi denetiminin etkinliği kapsamında dolaylı ve dolaysız vergilerin incelenmesi ve öneriler
Vergi kavramı devletlerin kamu harcamalarını finanse etmek üzere vatandaşlarından karşılıksız olarak aldıkları kamusal gelir olarak tanımlanmaktadır. Türk Vergi Sistemi'nde vergiler, dolaylı ve dolaysız vergi olmak üzere iki ana başlıkta tasnif edilmektedir. Dolaylı vergilere katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, özel iletişim vergisi, gümrük vergisi, damga vergisi ve şans oyunları vergisi örnek olarak verilebilir. Dolaysız vergiler ise gelir vergisi, kurumlar vergisi, veraset ve intikal vergisi, emlak vergisi ve motorlu taşıtlar vergisi olarak sayılabilir. Etkin bir vergi denetimi devletin kamu harcamalarının finansmanı için gerekli gelirin elde edilmesi, kamusal hizmetlerin aksatılmadan sürdürülmesi ve her bir vergi mükellefinin kamu harcamalarının finansmanına adaletli bir biçimde katılımının sağlanması bakımından önem taşımaktadır. Çalışmada özetle; Türkiye'de vergi denetiminde etkinlik kavramı açıklanarak vergi denetiminde etkinliği belirleyen faktörlere yer verilmekte ve etkinliğin sağlanabilmesi için alınabilecek tedbirler açıklanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda; Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın faaliyet raporlarından alınan geçmiş yıllara ait istatistiksel veriler üzerinden merkezi yönetim vergi gelirleri içerisinde dolaylı ve dolaysız vergi ağırlıkları ile vergi incelemelerinin vergi türü bazında sonuçları dikkate alınarak vergi denetiminde etkinliği artıracak hususlar vurgulanmaktadır. Sonuç olarak vergi gelirleri içerisinde dolaylı vergilerin ağırlığının vergi denetiminin etkinliğini azalttığı ifade edilerek mükellefler üzerindeki dolaylı vergi yükünün hafifletilmesi ve dolaysız vergilerin ağırlık kazanması gerektiği savunulmuştur. Bu kapsamda vergi incelemelerinin vergi türleri bazındaki durumuna, incelemelerde caydırıcılığa, uzlaşma müessesesinin işlevine, vergi affı ve matrah artırımı gibi uygulamaların sürdürülebilirliğine ve maliye idaresindeki örgütsel yapıya ilişkin konularda bir takım çözüm önerilerine yer verilmiştir.
Türk vergi uyuşmazlıklarında idari çözüm yolları
Devletin başlıca gelir kaynağı olan vergiler, kamu giderlerinin finansmanı için karşılıksız olarak yasalara uygun biçimde cebren alınmaktadır. Devlet, vergi gelirlerini eksiksiz olarak bir an evvel hazinesine aktararak gelirlerini arttırmak istemekte iken vergi mükellefleri de genel itibariyle vergiyi hiç ödememek veya daha az ödemek suretiyle kendi gelirlerini arttırmak istemektedir. Verginin tarafları arasındaki bu çıkar çatışmasından kaynaklanan birtakım uyuşmazlıklar meydana gelebilmektedir. Bu uyuşmazlıklar, barışçıl çözüm yolu olarak da adlandırılan idari çözüm yolları ile yargı yolu olmak üzere iki şekilde çözümlenmektedir. Bu çalışmada, öncelikle vergilendirme işlemlerinden kaynaklanan vergi uyuşmazlıklarından bahsedilecek olup, vergi uyuşmazlıklarının yargısal çözümüne kısaca değinilerek, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümlenmesi incelenecektir.
Vergi Hukukunda temsilcinin belirlenmesi ve cezai sorumluluğu
Türk vergi hukukunda mükellefler, kanuni ödevlerini esas itibariyle kendileri tarafından yerine getirmesi prensibi öngörülmektedir. Ancak, çeşitli sebeplerden dolayı mükellef veya sorumlular tarafından yerine getirilmesi gereken ancak yerine getirilmeyen vergisel iş ve işlemlerin, kanuni temsilciler tarafından yerine getirilmesi kanuni bir zorunluluk halini almıştır. Bazı durumlarda ise kanuni zorunluluk olmamasına rağmen mükellefin iradi beyanı sonucu iş ve işlemlerinin temsilciler aracılığıyla da görülmesi de mümkün olabilmektedir. Vergi hukukunda gerçek kişiler, tüzel kişilikler, herhangi bir tüzel kişiliği olmayanlar ve Türkiye'de bulunmayan kişiler olmak üzere 4 çeşit temsili gerektirir husus söz konusudur. Vergilendirmeyi gerektiren iş ve işlemlerde bu kişiler her zaman bire bir iş ve işlemlerini takip etmemekte veya edememektedir. Bu iş ve işlemler temsilci dediğimiz kişiler aracılığıyla yürütülmektedir. Bu temsilciler ya iradi olarak belirlenir ya da kanuni düzenleme ile belirlenmektedir. Dolayısıyla vergi idaresi ve mükellef açısından temsilcilerin tespiti ve buna bağlı olarak temsilcilerin cezai sorumluluğu önem arz etmektedir. Bu nedenle vergi hukukunda temsilcinin belirlenmesi ve cezai sorumluluğu bir bütün olarak değerlendirilerek, yasal mevzuat ile uyumlu olmalıdır ve uygulamada tereddüt oluşturmayacak ifadelerle düzenlenmelidir.
Dış ticaret ve döviz kazandırıcı hizmetlerin muhasebeleştirilmesinin Türk vergi mevzuatı ve Türkiye muhasebe standartları kapsamında incelenmesi
Uluslararası ticarette rekabet edebilmek için, her ülkenin işletmelerinin uluslararası muhasebe standartlarına uyumluluğu önemlilik arz etmektedir. Finansal tablo ve raporlamalar uluslararası standartlara uygun olduğu takdirde pazar payı artırılabilir ve yabancı yatırımcı o ülkeye yönelebilir. Bu çalışmada; dış ticaret ve döviz kazandırıcı hizmetlerin, Türk vergi mevzuatına göre incelenmesinin yanı sıra dış ticaretin ve döviz kazandırıcı hizmetlerin, Türkiye Muhasebe Standartları'na göre incelenmesi ve uygulamalar, dış ticaretin ve döviz kazandırıcı hizmetlerin, Türk vergi mevzuatı uyarınca raporlanması ile Tekdüzen Hesap Planı ile Türkiye Muhasebe Standartları arasındaki farklılıklar yer almaktadır. Ayrıca, dış ticaret ve döviz kazandırıcı hizmetlerde, işlemlerin kayıt altına alınmasına yönelik muhasebe kayıt ve teknikleri örnek uygulamalar yapılarak değerlendirilmiş, böylece ülkemizde faaliyet gösteren dış ticaret sektöründeki tüm işletmelerin ve yabancı yatırımcıların, mali tablolarının daha şeffaf, gerçekçi ve uluslararası platformda mukayese edilebilir olması ve güven verebilmesi için, Türkiye Muhasebe Standartları'na göre hazırlanması gereği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, Döviz Kazandırıcı Hizmet, Muhasebe Standartları, Türk Vergi Mevzuatı, TMS 2, TMS 11, TMS 12, TMS 18, TMS 20, TMS 21, TMS 23, TMS 27, TMS 28.
Vergi kayıp ve kaçaklarının azaltılmasında vergi denetiminin etkinliği, sorunlar ve çözüm önerileri
Vergi, devletin tüzel ve gerçek kişiler üzerine yüklediği, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için ihtiyaç duyduğu en önemli kaynaktır. Günümüzde sosyal devlet anlayışı ile birlikte vergi gelirlerine olan ihtiyaç daha fazla artmıştır. Vergi, mükellefler ile devlet arasında her zaman için problem oluşturmuştur. Mükellefler vergi ödememek için çeşitli arayışlar içinde olduğu gibi vergi idareleri de bu işlemleri tespit ederek gerekli tahsilatı yapma çabası içindedir. Devletlerin ortaya çıkışı kadar eski olan bu mücadele muhtemelen vergi olgusu var oldukça devam edecektir. Etkin bir vergi denetimi etkin bir vergi mevzuatıyla oluşturulabilir. Vergi reformları ile adil vergilendirme, vergi kayıp ve kaçakçılığının önüne geçilmesi, vergi yüklerinin azaltılması ve vergilerin ekonomik büyümeyi destekleyecek nitelikte olması vergi denetiminde yapılacak etkin düzenlemelerle sağlanabilecektir. Bu hususları gerçekleştirebilmek için vergi mevzuatı ile vergi denetiminin daha etkin hale getirilmesi gerekmektedir.
Dolaylı vergilerin Türk vergi sistemindeki yeri ve ekonomiye etkileri
Vergi; devletin ve yetkili diğer kamusal kurum ve kuruluşlarının, mali ve mali olmayan görevlerini yerine getirebilmeleri amacıyla, gerçek ve tüzel kişilerden; cebri, karşılıksız olarak ve egemenlik gücüne dayanarak tahsil ettiği para seklindeki iktisadi kıymetlerdir. Bir başka anlatım ile vergi, kamusal giderleri karşılamak üzere herkesin mali gücüne göre ödemekle yükümlü olduğu ekonomik bir değerdir. Vergileri sahip oldukları özellikler bakımından sınıflandırmanın çeşitli yöntemleri vardır. Bu yöntemlerden en çok kullanılanı ise dolaylı- dolaysız vergi ayrımıdır. İngiltere maliye bakanlığı görevini yürüten William Gladstone; dolaylı ve dolaysız vergileri iki kız kardeşe benzeterek birbirinden farklı erdemlere sahip olsalar da aynı aileye mensup olduklarını ve bu sebeple bir karşılaştırma yapmanın manasız olduğunu belirtmiştir. Fakat günümüzde vergi sistemlerinin bu vergi türlerinden hangisine yer verdiği, doğurduğu sonuçlar açısından büyük etkilere sahip olmaktadır. Dolaylı vergiler kişilerin her türlü tüketim mallarına uygulanan, satıcısından veya üreticisinden alınan, fiyatlara eklenerek nihai tüketiciye yansıtılan vergilerdir. Bu vergiler; yansıtılabilmesi, fiyatların içine gizlenebilmesi, peşin olarak tahsil edilebilmesi gibi sebeplerden ötürü sıkça tercih edilirler. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde; oturmuş bir vergi sisteminin bulunmayışı ve çeşitli ekonomik ve politik sebeplerden ötürü dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı oldukça yüksek seviyelerde yer almaktadır. 2018 yılı itibariyle Türkiye'de dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı %67 iken, aynı oran OECD ülkelerinin ortalamasında %43 olarak gerçekleşmiştir. Çalışmamızda; dolaylı vergilerin Türk vergi sistemindeki yeri incelendikten sonra dolaylı vergilerin ekonomideki bazı göstergelere etkilerinin analizi, çeşitli dünya ülkelerine ait verilerle karşılaştırılarak yapılacaktır.
Madencilik sektöründe arama, geliştirme ve üretim faaliyetlerinin vergi usul kanunu ve Türkiye finansal raporlama standartları açısından incelenmesi
Tarih öncesi çağlardaki taş devirleri sonrasından bugüne değin tüm gelişim aşamalarında itici güç olarak yerini almış olan doğal yeraltı kaynakları, yani ezici çoğunlukla madenler; tarih boyunca tüm uygarlıklar ve devletlerce, bir yandan diğer devletler nezdinde üstünlük sağlamak, öte yandan da çağın ve coğrafyanın gerekliliklerine göre araç-gereç yaparak gelişim sağlamak amacıyla yer altından çıkartılmış ve işlenerek gündelik hayattaki yerini almıştır. Dünya üzerindeki maden yoğun ülkelerin maden çeşitliliği haritalarına bakıldığında, bu bakımından çok zengin olan Türkiye, rezerv bakımından da kimi elementler bakımından dünyada sayılı ülkeler arasında olma özelliği taşır. Buna rağmen, özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir devlet politikası olarak yapılan madencilik sektörü yatırımları, 1950'li yıllara doğru azalarak neredeyse sıfır düzeyine gerilemiştir. Bu durum, ülkemizde varolan yer altı kaynaklarının yeterince açığa çıkarılamamasına yol açmış, kamu sektöründeki yatırımların azalması ve özel sektöre de gerekli teşviklerin sunulmaması nedeniyle de, sektörün, ekonomik alanda etkisiz bir role bürünmesine neden olmuştur. Son yıllarda ülkemizdeki kimi teşvik unsurlarının yanında, uluslararası ve yerli yatırımcıların da kayda değer girişimlerde bulunduğu madencilik sektörü, hakettiği konuma ulaşma yolunda ilerlemekte olup ciddi başlangıç yatırımları gerektirdiğiyse, sektör verileri göz önünde bulundurulduğunda, aşikârdır. Bu yatırımların, ilgili ulusal ve uluslararası vergi mevzuatlarınca sistematik olarak maliyet perspektifi bakımından kayıt altına alınması ve raporlanması ise, sektörün geleceği bakımından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, madencilik sektöründeki farklı aşamalara işaret eden araştırma, geliştirme ve üretim faaliyetlerinin Vergi Usul Kanunu özelinde Türk Vergi Mevzuatı ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS) açılarından incelenmesine yer verilmeye çalışılmıştır. Mevzuatî ve sektörel-ekonomik bilgi ve verilerin sonrasındaysa uygulama örnekleri ile söz konusu faaliyetlerin incelenmesinin "Vergi Usul Kanunu"nda ve "Uluslararası Finansal Raporlama Standartları"nda nasıl bir incelemeye tabii tutulduğu, iki metodoloji arasındaki değişik kayıtlama ve yöntemleri göz önünde bulundurularak aradaki farkların yorumlanması ve madencilik sektörü faaliyetlerinin maliyetlendirilmesinde ve finansal raporlanmasında uygulamaya dönük bilimsel boşlukların doldurulması amaçlanmaktadır. Çalışma süreci boyunca, çalışma konusuna ilişkin detaylı akademik ve sektörel çalışmaya ender oranda rastlanması ise dikkat çekmiştir. Çalışmada, madencilik ve maden işletmeciliğine ilişkin bir maden sahasının ilgili araştırma, geliştirme ve üretim faaliyetlerine ilişkin mevzuat genel hatlarıyla incelenmiş, Türk Vergi Mevzuatı ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları düzenlemelerine ait uygulama örneklerine yer verilmeye çalışılmıştır.
UFRS 15 müşteri sözleşmelerinden hasılat standardının getirdiği değişikliklerin değerlendirilmesi
Firmaların yapmış oldukları finansal gayretler verilen kâr ya da zarar tabloları içinde açık biçimde verilmektedir. Söz konusu tablonun en önemli unsurlarından birisi hasılatın sunulduğu kısımdır. Hasılat; firmaların yaptığı faaliyetlerinden dolayı meydana gelen gelirlerini ifade etme Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standartları (UFRS) açısından hasılatın ölçümü ve raporlanması üzerinde titizlikle durulan konular arasındadır. Hasılatın ölçümü ve raporlanması konusunda birçok standart yayınlanmış, zamanla söz konusu standartlar yürürlükten kaldırılmış, yerine yenileri yayınlanmış veya güncellenmiştir. UFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat Standardı yayınlanmıştır. UFRS 15 Standardı ile birlikte, eski düzenlemelerden farklı olarak "Edim Yükümlülüğü" kavramı ile işin safhaları ayrılması, ileride gerçekleşmesi muhtemel risklerle ilgili karşılıkların ayrılması yöntemindeki değişiklik gibi yenilik ve değişiklikler bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; İnşaat sektörü özelinde UFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat Standardı çerçevesinde ortaya çıkan yeni kavramları tartışarak, sözleşme varlığı ve yükümlülüğünün raporlanmasının nasıl yapılacağını açıklarken önceki standartla karşılaştırmak suretiyle işletmelerin finansal raporlamasına ve finansal tablo kullanıcılarına sağladığı yararları değerlendirmektir. İnşaat firmalarına yönelik yapılan uygulamalar ile gerek Gelir Vergisi Kanunu, gerek TMS 11 (İnşaat Sözleşmeleri Standardı) ve gerekse de bu standardın yerini alan UFRS 15 uygulamaları ile konu hakkındaki farklılık ve deşiklikler vurgulanmaya çalışılmıştır.
Elden çıkarılan maddi duran varlıkların TMS -16 ve VUK açısından karşılaştırması
Küreselleşen dünya ekonomisinde şirketlerin ortak bir dil oluşturabilmesi ve şirket değerlerinde anlaşılabilir olmak önem kazanmıştır. Ortak dil oluşturulabilmesi muhasebe alanında, şirketler tarafından ortak standartlar benimsenerek uygulanmaya başlanmıştır. Ülkemiz tarafından bu hususta muhasebenin küresel dili olan standartlara uyum sağlama sürecine girilmiş ve uygulamalara geçilmiştir, Standartlara uyum sağlama konusu Avrupa Birliği süreci açısından önemli bir olgudur. Özellikle hizmet, ticaret sektörü dışında kalan üretim işletmeleri gibi işletmelerin finansal tablolarında önemli bir kısmı oluşturan maddi duran varlıklar kalemlerine ilişkin uygulamalar, maddi duran varlıklara ait gerçekleştirilecek maliyet hesaplamalarının doğru bir halde tablolara yansıtılması, maddi duran varlıkların hangi şekilde bilanço dışı bırakılabileceği, bilanço dışı bırakılmasında kullanılan muhasebe hesapları ve kayıt düzenleri, bu işlemlerin finansal tablolara hangi şekilde yansıtılacağı konusu tablo kullanıcılarının talep ettiği bilgi ihtiyacı ile uyumlu olarak düzenlemesi yönünden önemli hususlardır. Maddi duran varlıkların elden çıkarılması konusunda Türkiye Muhasebe Standartları 16 ve Türk vergi mevzuatında yer alan hükümler karşılaştırıldığında; elden çıkarılan maddi duran varlıkların hangi şekilde bilanço dışı bırakılacağı konusunda benzerlik ve farklılıkların olduğu görülmektedir. Çalışmanın kapsamında maddi duran varlık konusu kısmen ele alınmış olup, elden çıkarılan maddi duran varlıklara ilişkin var olan mevcut uygulamalar üzerinde ağırlıklı olarak durulmuştur.
Şirket kuruluş, vergilendirme ve muhasebe işlemlerinin Türkiye ve Almanya'nın yasal düzenlemeleri açısından karşılaştırılması
Küreselleşen Dünyada, uluslararası ticaretin sınır ötesine taşınması şirketler arası rekabetin uluslararası boyutlara ulaşmasına yol açmıştır. Bu gelişmeleri takiben; şirket kuruluşları, birleşmeleri uluslararası düzeyde gerçekleşmeye başlamış, mükellefler globalleşen dünyada vergisel avantaj ve teşviklerden yararlanmak adına farklı ülkelerde şirketler kurmaya yönelmiştir. Değişik ülkelerde ticaret yapmayı düşünen yatırımcıların bu ülkelerde karşılaşacakları vergi ve ticaret kanunlarınca belirlenmiş yükümlülükleri; ticaretin yapılması istenilen ülke yada ülkelere göre değişmekte, Bu durum mükellef (yatırımcı-tacir) adına olumlu yada olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sonuçları önceden görebilmeyi başaran mükellefler vergi avantajı elde edebileceği ülkelere yönelebilmekte, bu durum kurmayı planladıkları işletmelerinin karlılığını arttırabilmektedir. Ülkeler arasındaki uygulama farklılıklarını fırsata çevirebilen işletmeler, tam rekabetin yaşandığı dünya ekonomisinde rakiplerinin bir adım ötesine geçebilmektedir. Bu tez çalışmasının bilimsel olarak ortaya koymaya çalıştığı ana düşünce; mükelleflerin (diğer adıyla tacir-yatırımcı) ülkemiz dışında kurmayı plandıkları yeni işletmelerinin ulusal ve uluslararası vergi ve ticaret yasaları karşısındaki avantaj ve dezavantajlarının karşılaştırılarak, ortaya konulması, bu karşılaştırmasının sonucu olarak yurtdışında faaliyet göstermek isteyen yatırımcılara ışık tutmaktır. Çalışmanın birinci bölümünde şirket kavramı, türleri, şirket yapıları incelenerek tanımlanmış olup, ikinci bölümde ise vergi kavramı, vergi tarihi, Türk Vergi sistemi arasında bağlantı kurulmuştur. Son bölümde ise Türkiye ve Almanya arasındaki kuruluş, işleyiş, muhasebesel uygulamalardaki farklılık, vergi avantajları ve benzeri yaklaşımlar karşılaştırılmıştır.
Vergi güvenlik önlemleri ve vergi planlamasının Türk vergi sistemi açısından değerlendirilmesi: Gelir üzerinden alınan vergiler örneği
Devletlerin, kamusal hizmetleri sunabilmek için başvurdukları en önemli kaynak yükümlüler tarafından ödenen vergilerdir. Kamusal ihtiyaçların gelişimi, artan nüfus ve benimsenen sosyal devlet anlayışı devletlerin sunmak zorunda oldukları hizmetleri de artırmaktadır. Vergilemede etkinliğin sağlanabilmesi için vergi mükellefleri ve sorumlularının üzerlerine düşen görevleri tam olarak yerine getirmeleri gerekmektedir. Vergi, devletler için gelir kaynağı niteliği taşırken işletmeler için maliyet unsurudur. Vergi mevzuatında yer alan vergi güvenlik önlemleri bu açıdan önem taşımaktadır. Küreselleşmeyle birlikte artan rekabet ortamı, işletmeler açısından vergi planlaması kavramına ve uluslararası boyutlarına dikkat çekmektedir. İşletmeler vergi planlaması yaparak, kârlarını maksimize etmek ve maliyet unsuru olan vergi yüklerini minimize etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın amacı, Türk Vergi Sistemi'nde yer alan vergi güvenlik önlemleri ve vergi planlamasının gelir üzerinden alınan vergiler açısından değerlendirilmesidir. Vergi planlaması, mükelleflerin vergi yüklerini azaltmak için vergisel avantajlardan yararlanarak başvurduğu yasal bir süreçtir. Ancak mevzuatın sık sık değişmesi ve kanunların yeterince anlaşılır olmaması gibi nedenler vergi planlaması yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum mükellefleri vergiden kaçınma, vergi kaçırma gibi agresif vergi planlaması uygulamalarına yöneltebilmektedir. Bu açıdan önem taşıyan vergi güvenlik önlemlerinin yeterli olmadığı ve Türk Vergi Sistemi'nin otokontrol sağlayacak araçlarla donatılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde uzlaşma müessesesinin etkinliği: Uşak ili örneği
Vergi idaresi ile mükellef arasında vergilendirme işlemlerine ilişkin olarak ortaya çıkan ve idare ile mükellefi karşı karşıya getiren anlaşmazlıklara vergi uyuşmazlıkları denir. Türk vergi hukukuna uyuşmazlıkların çözümü için; idari aşamada çözüm yolları ve yargı aşamasındaki çözüm yolları olarak alternatif yollar getirilmiştir. İdari çözüm yolları içindeki uzlaşma kurumu ise uyuşmazlıkları yargı yoluna gitmeden mükellefle idareyi bir araya getirerek karşılıklı görüşme ve pazarlık yöntemine dayanarak uyuşmazlığı kısa sürede çözüme kavuşturduğu için uygulamada en çok tercih edilen çözüm yoludur. Uzlaşma ise tarhiyat durumlarına göre tarhiyat öncesi uzlaşma ve tarhiyat sonrası olarak ikiye ayrılır. Çalışmada; belge tarama yöntemi kullanılarak, 2013-2017 dönemine ait Uşak Vergi Dairesi bünyesinde kurulan tarhiyat sonrası uzlaşma komisyonlarının uzlaştıkları miktarlardan yola çıkarak, uzlaşmayla devletin alacağının ne kadarından vazgeçtiği, uzlaşılan miktarların ne kadarını tahsil etti, tahsil edilemeyen alacaklar yüzünden Devlet Hazinesinin ne kadar kayba uğradığı analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda elde edilen verilerden yola çıkarak, vergi sistemimizde yer alan uzlaşma müessesesinin etkinliğini ortaya koymak bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır.