Mesane hastalıkları
Bu konu başlığı altında 50 tez
Kasa invaze olmayan mesane kanserinde GATA3, P53, Kİ-67 ve CD44 ekspresyonlarının intravezikal BCG immünoterapisinde nüks ve progresyona etkisi
Mesane kanseri hastaları genel olarak kasa invaze olmayan mesane kanseri (KİOMK) aşamasında başvururlar. Bu aşamadaki uygun hasta grubunda intravezikal Bacillus Calmette-Guérin (BCG) tedavisi standart olarak verilmektedir. Rekürrens ve progresyon oranlarındaki yükseklik bu tümörlerin daha yakın takibini ve erken radikal tedaviye geçilmesini düşündürmektedir. Bu amaçla intravezikal BCG tedavisi alan hastalarda klinik ve histopatolojik etkenler ile birlikte rekürrens ve progresyon riskini öngörebilecek belirteçlerden p53, Ki-67, CD44 ve GATA3 moleküllerini değerlendirdik. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Üroloji Kliniğinde 2009-2020 yılları arasında KİOMK nedeniyle intravezikal BCG tedavisi alan 240 hasta retrospektif olarak incelendi. Kriterleri karşılayan 106 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastalar intravezikal BCG tedavisine tam yanıt veren, BCG tedavisine rağmen rekürrens gösteren ve BCG tedavisine rağmen progresyon gösteren olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. Bu hastaların patolojileri p53, Ki-67, CD44 ve GATA3 ekspresyonları açısından immunhistokimyasal (İHK) analiz yöntemi ile tekrar tek bir üropatolog tarafından değerlendirildi. İHK incelemesinde skor 0:%0-10 boyanma, skor 1:%10-25 boyanma, skor 2:%25-50 boyanma, skor 3:%50-75 boyanma ve skor 4:%75'den fazla boyanma olarak hesaplandı. İHK ekspresyon pozitifliği; p53 ve Ki-67 için sınır değer %25, GATA3 ve CD44 için %50 olarak kabul edildi. İntravezikal BCG tedavisi alan hastaların rekürrens ve progresyon açısından p53, Ki-67, CD44 ve GATA3 ekspresyonları değerlendirildi. Hastaların 97(%91,5)'si erkek, 9(%8,5)'u kadındı ve ortalama yaşı 65±11 idi. Toplam 71(%67) hastada intravezikal BCG tedavisine tam yanıt izlenirken, 28(%26,4) hastada rekürrens ve 7(%6,6) hastada tümör progresyonu saptandı. Hastalar rekürrens açısından değerlendirildiğinde yaş, cinsiyet, tümör sayısı, derecesi ve evresi açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak tümör boyutu 3 cm'den büyük hastalarda rekürrens yüksek tespit edildi (p=0,004). Ayrıca GATA3 negatif hastalarda rekürrens daha yüksek saptandı (p<0,000). Hastalar progresyon açısından değerlendirildiğinde; yaş, cinsiyet, tümör boyutu, sayısı, derecesi ve evresi açısından anlamlı fark tespit edilmedi. İntravezikal BCG alan hastalarda sırasıyla p53 pozitif, Ki-67 pozitif ve GATA3 negatif hastalarda progresyonun anlamlı derece yüksek olduğu görüldü (p=0,034), (p=0,017), (p<0,001). İntravezikal BCG tedavisi alan hastalarda İHK yöntemi ile değerlendirilen CD44 ekspresyonu ile tümör rekürrens ve progresyonunda anlamlı ilişki bulunmazken, yüksek p53 ve Ki-67 ekspresyonunun progresyonda önemli olduğu tespit edildi. Ayrıca bu hasta grubunda düşük GATA3 ekspresyonunun rekürrens ve progresyonu öngörebileceği gözlemlendi. İHK analizi sonucu yüksek p53 ve Ki-67 ekspresyonu ve düşük GATA3 ekspresyonunun daha erken radikal küratif tedavilere yönlendirilmesi uygun olabilir. Anahtar kelimeler: GATA3, CD44, p53, Ki-67
Alt üriner sistem semptomu olan ve olmayan multipl skleroz hastalarında fiziksel ve psikososyal fonksiyonelliğin incelenmesi
. Bu çalışmanın amacı alt üriner sistem (AÜS) semptomu olan ve olmayan Multipl Skleroz (MS) hastalarında fiziksel ve psikososyal fonksiyonelliğin incelenmesiydi. Hastalar semptom sorgulaması yapıldıktan sonra AÜS semptomu olan (n=36) ve olmayan (n=14) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Fiziksel fonksiyonlar, Zamanlı Kalk ve Yürü (TUG) testi, Multipl Skleroz Yürüyüş Ölçeği, Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği, Yorgunluk Etki Ölçeği ve Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyinin değerlendirilmesinde Global Fiziksel Aktivite Ölçeği kullanıldı. Buna ek olarak, psikolojik semptomlar Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği ile; yaşam kalitesi ise Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi-54 Anketi ile değerlendirildi. AÜS semptomu olan MS hastalarında, TUG testi süresinin AÜS semptomu olmayan MS hastalarından daha yüksek olduğu bulundu (p=0.031). Alt grup analizinde, idrar kaçırma semptomu olan hastalarda, TUG testi süresinin (p=0.008) ve Düşme Etkinlik Ölçeği puanının (p=0.020) idrar kaçırma semptomu olmayan hastalardan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunurken, Global Fiziksel Aktivite Ölçeği'nin toplam puanının anlamlı düzeyde daha düşük olduğu (p=0.028) bulundu. Aşırı Aktif Mesane Sendromu (AAMS) olan hastalarda, TUG testinin süresinin AAMS olmayan hastalardan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulundu (p=0.014). AÜS semptomu olan MS hastalarında, Nörojenik Mesane Semptom Skoru ile değerlendirilen semptom şiddeti ile TUG testi süresinin (r=0,356, p=0,033), MS Yürüyüş Ölçeği puanının (r=0,428, p=0,009) ve Düşme Etkinlik Ölçeği puanının (r=0,469, p=0,004) pozitif yönde orta düzeyde ilişkili olduğu bulundu. Ayrıca semptom şiddetinin artmasıyla MS Yaşam Kalitesi Anketi'nin fiziksel sağlık puanının (r=-0,557, p<0,01) anlamlı düzeyde azaldığı bulundu. İdrar kaçırma semptomu olan MS hastalarında semptom şiddeti ile MS Yürüyüş Ölçeği'nin (r=0,400 p=0,035) ve son bir yıldaki düşme sayısının (r=0,443, p=0,018) pozitif yönde orta düzeyde ilişkili olduğu bulundu. Semptom şiddetinin artmasıyla MS Yaşam Kalitesi Anketi'nin fiziksel sağlık puanının negatif yönde kuvvetli düzeyde ilişkili olduğu (r= -0,64, p<0,01) bulundu. AAMS olan MS hastalarında semptom şiddeti ile MS Yürüyüş Ölçeği puanının (r= 0,354, p=0,049), Düşme Etkinlik Ölçeği puanının (r=0,389, p=0,031), Yorgunluk Şiddet Ölçeği puanının (r= 0,353, p=0,049) pozitif yönde zayıf düzeyde ilişkili olduğu bulundu. Semptom şiddetinin artmasıyla Global Fiziksel Aktivite Anketi'nin iş aktiviteleri alt ölçek puanının (r=-0,353, p=0,049) ve MS Yaşam Kalitesi Anketi'nin fiziksel sağlık puanının (r=-0,676, p<0,01) anlamlı düzeyde azaldığı bulundu AÜS semptomu olan MS hastalarında yapılan lineer regresyon analizinde, daha yüksek TUG testi süresinin (β=0,410, p=0,001) ve daha düşük fiziksel sağlık puanının (β=-0,345, p=0,006) daha yüksek AÜS semptom şiddetine katkıda bulunan faktörler olduğu bulundu. Çalışmamız, MS'li hastalarda AÜS ile ilgili değerlendirmelerin hastalığın erken döneminde başlaması gerektiğinin, MS hastalarına fonksiyonelliğin artırılmasını hedefleyen fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlara ek olarak pelvik taban rehabilitasyonunun da önerilmesinin önemli olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, Alt Üriner sistem işlev bozukluğu, fiziksel fonksiyon, psikolojik durum, yaşam kalitesi
Beta-3 adrenerjik reseptör agonisti mirabegron'un insan üreter kontraktilitesi üzerine in vitro etkileri
Son yıllarda insan mesane ve üreter dokusuyla yürütülen çalışmalarda dokular üzerinde bulunan β3- AR'ün varlığı ve dağılımı gösterilmiştir. Bu çalışmalarda β3-AR'ün hedef alan ilaçların klinik şartlarda araştırılması önerilmiş ve üreter hastalıklarında potansiyel kullanımları tartışılmıştır. Bizim çalışmamızda aşırı aktif mesane hastalığı tedavisinde FDA onayı alan ve yaygın klinik kullanıma sahip mirabegron isimli ilacın insan üreteri üzerindeki etkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü zaman dilimi içerisinde Üroloji kliniğinde donör nefrektomi ameliyatı geçiren hastaların greft böbrek üreterlerinde elde edilen üreter dokuları uygun koşullarda Farmakoloji Anabilim dalı laboratuvarlarına transfer edilerek organ banyosu deneyleri gerçekleştirilmiştir. Fonksiyonel deneylerin odak noktası insan üreter dokuların mirabegron'a yanıtı idi. Bulgularımız mirabegron'un üreter aktivitesini in vitro ortamda baskıladığını göstermektedir. Mirabegron spontan aktivite gösteren izole üreter doku şeritlerinde doz bağımlı olarak kasılma frekansını düşürüyor. Mirabegron spontan aktivite gösteren izole üreter doku şeritlerinde doz bağımlı olarak kasılma gücünü azaltıyor. Mirabegron 10mM KCL ortamında aktivite elde edilen izole üreter doku şeritlerinde kasılma frekansını düşürüyor. Mirabegron 10mM KCL ortamında aktivite elde edilen izole üreter doku şeritlerinde kasılma gücünü azaltıyor.
Kasa invaze olmayan mesane kanseri nedeniyle intravezikal BCG tedavisi alan hastalarda serum fibronektin düzeyi ve fibronektin gen polimorfizminin değerlendirilmesi
Mesane kanserleri, dünya genelinde en sık saptanan kanserler arasında 10. sırada yer alan, sık nüks eden ve hastaları uzun süreli invaziv sürveyansa tabi tutan, genellikle invaziv olmayan tümörlerden, hastalığa özgü yüksek mortaliteye sahip agresif ve invaziv tümörlere kadar değişkenlik gösterebilen bir spektruma sahip olan tümörlerdir. Çalışmamızda kasa invaze olmayan mesane kanseri olan ve tedavide intravezikal BCG uygulanan hastalar ile herhangi bir malignitesi bulunmayan bireyler arasındaki, serum fibronektin düzeyleri ve fibronektin gen polimorfizmlerinin, mesane kanseri tanısındaki ve hastalığın tedaviye yanıtı üzerindeki etkilerini öngörebilmeyi amaçladık. Çalışmaya kasa invaze olmayan mesane kanseri nedeniyle intravezikal BCG tedavisi uygulanan 73 hasta ve herhangi bir malignitesi bulunmayan 56 birey dahil edildi. Bireylerin tamamının sosyodemografik verileri incelendi. Serum Fibronektin düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçüldü. Fibronektin geni RS10202709 ve RS 35343655 gen polimorfizmleri için ise PCR testi uygulandı. Sürekli ölçümler ve demografik faktörlere ait gruplar arası farklılıklar incelendi. Yaş, cinsiyet, sigara kullanımı ve vücut kitle indeksi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlenmedi (Tablo 6 ve Tablo 9). Hasta grubunun fibronektin düzeyi ortalaması 76,794±66,998 ng/ml, kontrol grubunun fibronektin düzeyi ortalaması 50,486±25,156 ng/ml bulundu ve serum fibronektin düzeyleri bakımından bulunan bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,003). RS35343655 ve RS10202709 gen polimorfizmleri ile ortalama serum fibronektin düzeyleri ve intravezikal BCG tedavisine yanıt açısından ise istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (Tablo 12, Tablo 13 ve Tablo 14). Sonuç olarak kasa invaze olmayan mesane kanserli hastalar ile kontrol grubu arasında, serum fibronektin düzeyleri arasındaki anlamlı bulunan bu farklılık, serum fibronektin düzeyinin, mesane kanseri tanı aşamasında bir tümör biyobelirteci gibi değerlendirilebileceğini, ancak fibronektin gen polimorfizmlerinin mesane kanseri tanısında veya tedaviye yanıtının değerlendirilmesinde prognostik bir öneminin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Mesane kanseri, serum fibronektin, gen polimorfizmleri, intravezikal BCG tedavisi
Alt üriner sistem disfonksiyonu olan serebral palsili çocuklarda transkutanöz elektrik sinir stimülasyonu ve manuel terapi tekniklerinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Çalışmamız, alt üriner sistem disfonksiyonu (AÜSD) olan serebral palsi(SP)'li çocuklarda, Transkutanöz Elektrik Sinir Stimülasyonu (TENS) ve manuel terapi modalitelerinin AÜSD üzerine etkinliğini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya İşeme Bozuklukları Semptom Skoruna (İBSS) göre puanı 8,5 ve üstü olan 54 SP'li çocuk dahil edilmiştir. Çocuklar, TENS (TG) (n=27) ve manuel terapi (MG) (n= 27) gruplarına randomize edildi. TG'ye, 10 Hz, 10-25mA arasında TENS, MG'ye abdominal, kolon ve friksiyon masajları 12 hafta boyunca, haftada 2, 20'şer dakika, toplam 24 seans uygulandı. Değerlendirmeler; İBSS, Pediatrik İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği (PİYKÖ), mesane günlüğü ve Bristol Gaita Skalası (BGS) ölçekleri ile yapıldı. Grupların demografik özellikleri homojen dağılım gösterdi (p>0,05). Her iki grupta İBBS ve PİYKÖ değeri tedavi sonrası azaldı ancak gruplar arası yapılan değerlendirmede TG'deki azalış istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,001; p<0,01). Mesane günlüğü verilerine göre her iki grupta tedavi sonrası fonksiyonel mesane kapasitesi artmış olup, gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,683;p>0,05). Her iki grupta işeme sıklığı tedavi sonrası azaldı ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,208;p>0,05). Çocukların günlük inkontinans epizodları uygulamalar sonrasında her iki grupta azaldı. Gruplar arası yapılan karşılaştırmada, TG'deki azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,037;p<0,05). BGS'ye göre tedavi öncesi kabızlık bulgusu olan Tip-1 ve Tip-2 gaita tipine sahip çocukların oranı, MG'de ve TG'de %48,1 iken tedavi sonrası bu oran sırasıyla %11,1 ve %29,62'ye geriledi. Parasakral TENS ve manuel terapi uygulamaları AÜSS, kabızlık ve yaşam kalitesinde anlamlı bir iyileşme sağladı. SP'li çocukların rehabilitasyon programlarına, mesane ve bağırsak problemlerini kapsayıcı fizyoterapi uygulamalarının eklenmesinin değerli olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Nörojen Mesane, Üriner İnkontinans, Kabızlık, Nöromodülasyon, Masaj
Kasa invaze olmayan mesane kanseri hastalarında intravezikal tedavide kullanılan bacillus calmette-guerin (BCG) suşları arasında etkinlik ve yan etkiler açısından farklılık var mı? rıvm ve russıan suşlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada günümüzde hem Türkiye'de hem dünya çapında kolay ulaşılabilen, sık kullanılan ve -bizim bildiğimiz kadarıyla- bugüne kadar başa baş karşılaştırması olmayan, Kasa invaze olmayan mesane kanseri hastaların intravezikal tedavisinde kullanılan Bacillus Calmette-Guerin (BCG) RIVM suşu ve Russian suşunu tedavi etkinliği ve yan etkiler açısından karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019 ile Aralık 2022 tarihleri arasında mesane tümörü ön tanısıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Üroloji Kliniğine başvuran hastalara öncelikle tümörün transüretral rezeksiyonu yapıldı, ardından patolojik inceleme sonucuna göre kasa invaze olmayan mesane kanseri tanısını alan tüm hastalar hastalığın evre ve derecesine göre düşük, orta, yüksek ve çok yüksek risk gruplarına sınıflandırıldı. Orta risk grubu, yüksek risk grubu ve radikal sistektomiyi kabul etmeyen ve/veya radikal sistektomi için uygun olmayıp çok yüksek risk grubunda olan hastalar bizim çalışmamızın hedef grubu olmuştur. Bu hastalara intravezikal BCG tedavisi planlanmış olup hastaları randomize ederek iki ayrı gruba ayırdık ve prospektif olarak takip ettik: Grup 1: RIVM BCG suşu alanlar (n=61) ve Grup 2: RUSSIAN BCG suşu alanlar (n=64). Bu iki gruptaki hastaları takip ederek yapılan aralıklı sistoskopik kontroller sayesinde rekürrens(hastalığın tekrarlaması) ve progresyon(hastalığın ilerlemesi) açısından değerlendirip karşılaştırdık. Bununla beraber, hastalara her ilaç uygulaması için başvurdukları zaman tarafımızca oluşturulan takip formaları doldurdu. Bu formlar sayesinde ilaç suşu, dozu, uygulama zamanı ve ilaca bağlı yaşanan yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Her iki grubun demografik ve patolojik özellikleri benzer ve homojen dağılım gösterdiği izlendi. Takip süresi Grup 1 için 26.4 ± 9.8 ay ve Grup 2 için 27.8 ± 9.6 ay olarak hesaplandı. Grup 1'deki hastalar ortalama 15, Grup 2'dekiler ortalama 14 BCG kür almış. Yan etki profiline bakıldığında; Grup 1'de 12 hastada yan etki görülmedi, 34 hastada sınıf 1 yan etkiler, 12 hastada sınıf 2 yan etkiler, 3 hastada sınıf 3 yan etkiler izlendi. Grup 1 hastalarında sınıf 4 yan etkiler izlenmedi. Grup 2'de ise, 18 hastada yan etki görülmedi, 28 hastada sınıf 1 yan etkiler, 12 hastada sınıf 2 yan etkiler, 5 hastada sınıf 3 yan etkiler ve 1 hastada sınıf 4 yan etkiler görüldü( P= 0.545). İki grubu progresyon ve rekürrens açısından karşılaştırdığımızda; Grup 1'de 4 hastada (%6.6) ve Grup 2'de 8 hastada (%12.5) progresyon izlendi (P= 0.365). Bununla beraber Grup 1'de 17 hastada (%27.9), Grup 2'de 19 hastada (%29.7) rekürrens görüldü (P=0.822). Kaplan-Meier analiziyle iki grubun rekürrensiz sağkalım ve progresyonsuz sağkalım oranları karşılaştırıldı ve iki grup arasında anlamlı fark izlenmedi (rekürrens için p= 0.875, progresyon için p= 0.267). Sonuç: BCG RIVM suşu ve RUSSIAN suşunu etkinlik ve yan etkiler açısından karşılaştıran bu randomize prospektif çalışmada; ortalama 27 ay takip süresi sonunda iki suş arasında progresyon, rekürrens ve yan etkiler açısından anlamlı fark saptanmamıştır.
Mesane kanserli hastalarda kanda dolaşan tümör hücrelerinin akan hücre ölçer cihazı ile tespiti
Mesane kanseri ürotelyumdan kaynaklı kanserler içinde en sık görülen malignitedir. Dünya genelinde yaşa bağlı görülme oranı; erkeklerde 100 000'de 10.1, kadınlarda ise 100 000'de 2.5'tir. İnvaziv olmayan mesane kanseri, tümör derinliğine bağlı olarak, çoğunlukla transüretral rezeksiyon (TUR) ile tedavi edilir. Yüksek dereceli, invaziv olmayan ve tekrarlayan mesane kanserleri radikal sistektomi (RC) ile tedavi edilir. İnvaziv olan mesane kanserlerinde de radikal sistektomi altın standart tedavi şeklidir. Metastaz; periferik kan dolaşımındaki tümör hücrelerinin varlığı ile doğrudan ilişkilidir ve kanserden ölümlerin başlıca sebebi; dolaşımdaki tümör hücrelerinin (CTC'ler) primer tümörden ayrılarak diğer organlara yayılarak metastaza sebep olmasıdır. CTC'lerin varlığı ve sayısı ile metastaz görülme durumu ilişkilidir. Radikal sistektomi sonrası CTC varlığı kötü sağkalımı göstermektedir. Son derece heterojen bir doğaya sahip CTC'ler oldukça nadir bulunduklarından dolayı kantitatif analizleri daha avantajlıdır. Çalışmamızda, TUR veya RC ile tedavi edilen mesane kanserli hastaların 7.5 ml kan örneklerinde CTC saptanması hedeflenmiştir. 10 mesane kanserli hastada; akan hücre ölçer cihazında belirteçler EpCAM, CK 14, 15, 16, 19 ve CK 7, 8 ile pozitif seçilim, CD45 negatif seçilim ile CTC tespit edilmiştir. 10 hastanın 5'inde (%50) CTC sayıları opere öncesi ve opere sonrası olarak değerlendirilmiştir. Opere sonrası CTC sayılarında anlamlı düşüş gözlenmiştir (Z=2.032; p=0.042). Çalışmamıza dahil edilen 10 kontrol bireyinde CTC'ye rastlanmamıştır.
Mesane tümörlerinde shear wave elastografi'nin (SWE) histopatolojik derece, tümör evresi ve mikrodamar yoğunluğu ile korelasyonu
Amaç: Mesane kanserinde Shear Wave Elastografi (SWE) ile ölçülen doku sertliğinin patolojik korelasyonunu ve prognostik değerini değerlendirmek. Gereç ve Yöntem:Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Üroloji Polikliniği'ne hematüri sebebiyle başvuran ve mesane tümörü saptanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Tespit edilen mesane tümöründen Samsung Medison RS80A Prestige (Samsung Medison Co. Ltd., Seoul, Korea) ultrasonografi cihazı abdominal konveks probu ile 10 adet geçerli elastografi ölçümü alındı. Median değerler istatistiksel analiz için kullanıldı. Primer tedavi olarak uygulanan mesanenin transüretral rezeksiyonu (TUR-M) sonrasında endotel hücreleri Anti-CD34 antikor kiti ile immunohistokimyasal boyama yapılarak hot-spot yöntemi ile mikrodamar yoğunluğu belirlendi. SWE ile ölçülen doku sertliğinin ve mikrodamar yoğunluğunun histopatolojik evre ve derece ile korelasyonu uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak belirlendi. Bulgular:Çalışmaya dahil edilen 65 hastadan 43'ü yüksek dereceli ürotelyal karsinom (YD ÜK), 22'si ise düşük dereceli ürotelyal karsinom (DD ÜK) tanısı aldı. Tümöral evre bakımından ise hastaların 11'i Ta düşük dereceli, 11'i T1 düşük dereceli, 28'i T1 yüksek dereceli ve 15'i T2 yüksek dereceli ürotelyal karsinom tanısı aldı. SWE ile ölçülen doku sertliği yüksek dereceli ürotelyal karsinom grubunda anlamlı derecede yüksek saptandı (p=0.001). Tümöral evrelere göre gruplar incelendiğinde T1 YD ve T2 YD gruplarının doku sertliği Ta DD grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0.001, p=0.04). Hot-spot yöntemi ile hesaplanan mikrodamar yoğunluğu, doku sertliğine benzer şekilde yüksek dereceli ürotelyal karsinom grubunda düşük dereceli gruba göre anlamlı yüksek olduğu bulundu (p=0.002). T1 YD ve T2 YD grubunda ölçülen MDY, Ta DD grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu (p=0.01, p=0.004). Takipte nüks görülen hastaların SWE ile ölçülen doku sertliğinin görülmeyen gruba göre anlamlı derecede yüksek olduğu gösterildi (p=0.007). Sonuç:Mesane kanserinde tümöral doku sertliğinin yüksek dereceli tümörlerde düşük dereceli tümörlere göre daha yüksek olduğu gösterildi. Tümörün doku sertliği arttıkça tümöral nüks gösterme oranının arttığı sonucuna ulaşıldı. Shear wave elastografinin, mesane kanserinde noninvaziv, histopatolojik ve prognostik öngörü değeri olan önemli bir yol gösterici olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Mesane kanseri, shear wave elastografi, mikrodamar yoğunluğu
İnvaziv mesane tümörü nedeniyle radikal sistektomi yapılan hastalarda prognoza etkili faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışmada, kasa invaziv mesane kanseri nedeniyle radikal sistektomi uyguladığımız ve takip ettiğimiz hastalarda prognostik faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 01.01.2010 ile 01.01.2022 tarihleri arasında radikal sistektomi uyguladığımız 169 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 138'i erkek (%81.7), 31'i kadındı (%18.3). Yaş ortalaması 63.97 yıl ve ortalama takip süresi 31.31 ay olup, izlem sonunda 67 hasta (%39.6) vefat etmiş olup, vefat eden 67 hastanın 43'ünün (%64.2) mesane kanserinden dolayı kaybedildiği görüldü. Genel sağkalımda; hasta yaşının (p=0.036), klinik T evresinin (p=0.016), operasyon öncesindeki serum kreatinin yüksekliğinin (p=0.025) ve hidronefroz varlığının (p=0.004), cerrahi sınır pozitifliğinin (p<0.001), lenfovasküler invazyon varlığının (p<0.001), patolojik T evresinin (p=0.008), patolojik N evresinin (p<0.001), takipte lokal ya da uzak nüks gelişiminin (p<0.001), hastalıksız sağkalımda ise; klinik T evresinin (p<0.001), operasyon öncesinde anemi varlığının (p=0.012), serum kreatinin yüksekliğinin (p=0.022) ve hidronefroz varlığının (p=0.001), sistektomi materyalindeki rezidü tümör boyutunun (p=0.048), cerrahi sınır pozitifliğinin, lenfovasküler invazyon varlığının (p<0.001), patolojik T ve N evresinin (p<0.001) prognoza etki eden faktörler olduğu görüldü. Çok değişkenli analizde, hasta yaşının, cerrahi sınır tutulumunun, patolojik lenf nodu evresinin, lokal ya da uzak nüks gelişiminin genel sağkalımda; cerrahi sınır tutulumunun ve patolojik lenf nodu evresinin ise hastalıksız sağkalımda bağımsız prognostik faktörler olduğu görülmüştür. Primer ve kas invaziv hastalığa progresyon gösteren hastalar arasında genel (p=0.564) ve hastalıksız (p=0.752) sağkalım farkı izlenmemiştir. Yine TUR-Tm ile radikal sistektomi arasındaki süre 90 günden önce olan hastalarla 90 günden sonra olan hastalar kıyaslandığında genel (p=0.484) ve hastalıksız (p=0.537) sağkalım farkı saptanmamıştır.
Üriner mikrobiyota ve mesane kanseri ilişkisi değerlendirilmesi
Son yıllarda genitoüriner sistem mikrobiyomunun, mesane kanseri de dahil olmak üzere ürolojik tümörlerin gelişiminde ve ilerlemesinde önemli bir rol oynayabileceği gösterilmiştir. Bu çalışmada mesane kanseri olan hastalarda tanı anında idrar mikrobiyota analizinin değerlendirilmesi planlandı. Çalışmaya Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalın'da mesane kanseri tanısını almış fakat tedaviye başlanmamış 30 hasta ve benzer demografik özellikte 20 sağlıklı kişi dahil edildi. Mesane kanseri ve sağlıklı kontrol grubunda idrar mikrobiyota analizleri değerlendirildi. Mesane kanseri grubu kas invaziv mesane kanseri (KIMK) ve kas invaziv olmayan mesane kanseri (KIOMK) olarak ikiye ayrıldı. Çalışmada gruplar arasında anlamlı bakteri kompozisyonlarını belirlemek için LEfSe (linear discriminant analysis effect size) analizi (LDA eşik değeri >2, p<0.05) kullanıldı. Mesane kanseri grubunda ve sağlıklı kontrol grubunda filum düzeyinde en sık Firmicutes, cins düzeyinde en sık Enterococcus, tür düzeyinde en sık Lactobacillus iners saptanmıştır. Kas invaziv mesane kanseri (KIMK) olgularında idrar mikrobiyota incelemesinde tür düzeyinde Veillonella dispar (%70.9) en sık saptanırken, Lactobacillus helveticus (%11.3), Lactobacillus iners (%6.0) şeklinde sıralanmakta idi. KIOMK olgularında idrar mikrobiyota incelemesinde tür düzeyinde L. iners (%46.7) en sık saptanırken, Staphylococcus saprophyticus (%12.9), Eggerthella lenta (%12.4) şeklinde sıralanmakta idi. KIMK grubunda cins düzeyinde Staphylococcus ve tür düzeyinde Staphylocccus_s baskın olarak saptandı. KIOMK grubunda ise cins düzeyinde Streptococcus, Bifidobacterium Ruminococcus baskın saptandı. Çalışmamızda mesane kanseri olgularında tanı anında idrar mikrobiyotasının sağlıklı kontrollerden farklı olduğu, bunun yanında mesane kanseri olgularında kas invazyonu varlığına göre de mikrobiyota kompoziyonun değiştiği gösterildi. Bu değişikliklerin mesane kanseri tanısında ve tedavi izleminde kullanılması ile ilgili daha geniş çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.
Mesane eğitimi ve pelvik taban ev egzersiz programının üriner inkontinans semptomları üzerine kısa dönem etkileri
Doğrudan kadın yaşamını tehdit etmemesine rağmen, kadının aile içi ve sosyal yaşantısını fiziksel ve psikolojik yönden önemli derecede etkileyen bir problem olması nedeniyle dikkatle ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Bu çalışmadaki amaç mesane eğitimi ve pelvik taban ev egzersiz programının üriner inkontinans semptomları üzerine kısa dönem etkilerini incelemektir. Çalışmamıza üriner inkontinans teşhisi konulan 25 olgu dahil edilmiştir. Hastalara pelvik taban kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik Kegel egzersizleri litotomi pozisyonunda dijital muayene ile öğretilmiş ve bu egzersizlerin 6 hafta boyunca ev programı şeklinde uygulanması istenmiştir. Olguların semptomlarına özel mesane eğitimi planlanmıştır. Olgular Kegel egzersizleri ve mesane eğitimi konusunda bilgilendirilmiştir. Değerlendirme protokolü 6 haftalık tedavi programının başlangıçında ve bitiminde tekrarlanmıştır. Yaş ortalamaları ve standart sapmaları 47,6 ± 10,12 yıl (28 - 73) olan olguların vücut kitle indeksi ortalamaları ve standart sapmaları 30,8 ± 5,88 kg/m2 (20,2 – 42,97) dır. Olgularımızın doğum sayıları ve standart sapmaları 3 ± 2,1 (0- 10) ; küretaj sayıları ve standart sapmaları 1,04 ± 1,24 (0 – 4) ; düşük sayıları 0,2 ± 0,64 (0 – 3) idi. Olgularımızın % 76'sı normal doğum (n=19), % 16 'sı sezeryan (n=4) ile bebek sahibi olmuştur. % 8 'i ise hiç doğum yapmamıştır (n=2). Tedavi öncesi ve sonrasi tekrarlanan ped test ile inkontinans şiddetinde anlamlı derecede azalma görülmüştür (p<0.002). Olguların yaşam kalitesi düzeylerinin istatistiksel açıdan anlamlı olarak yükseldiği saptanmıştır (p<0.001). Olguların tedavi öncesi ve sonrası üriner inkontinans semptom skorları açısından anlamlı fark olduğu görülmüştür (p<0.000). Aynı zamanda olgular subjektif olarak cinsek sağlık durumlarında da iyileşme olduğunu bildirmiştir. Anahtar Kelimeler: üriner inkontinans, pelvik taban egzersizi, mesane eğitimi, fizyoterapi.
Mesane tümörlerinde klor iyon kanallarının etkisi
Mesane kanseri genitoüriner kanserler içinde ikinci sıklıkta görülmekte olup, üçüncü sıklıkta ölüme sebep olmaktadır ve yaklaşık %20'si ölüm ile sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada patolojik olarak mesane tümörü saptanan hastalardaki klor (Cl-) iyon kanallarının varlığının ve etkinliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Mayıs 2016 Ocak 2018 tarihleri arasında hematüri şikâyeti ile Üroloji Kliniği'ne başvurup yapılan tetkiklerde (üriner ultrasonografi (USG), bilgisayarlı tomografi (BT) ürografi vb.) mesane tümörü ön tanısı ile sistoskopi ve transüretral rezeksiyon tümör (TUR-T) operasyonu yapılan 55 mesane tümörlü hasta ve kontrol grubu olarak 30 hasta olmak üzere 85 hasta çalışmaya dahil edildi. Elde edilen materyaller tıbbi genetik laboratuvarında Real time polimer zincir reaksiyonu (RT-PCR) tekniği kullanılarak değerlendirmeye tabi tutuldu. Normal ve tümörlü dokulardaki ilgili gen ekpresyonlarının belirlenmesi için Spearman Korelasyon testi, normal ve tümörlü dokulardaki ilgili gen ekpresyon pozitifliklerinin karşılaştırılması için ki kare analizleri kullanılacaktır. P<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. RT-PCR tekniği kullanılarak yapılan çalışmamızda klor iyon kanalı 3 (CIC-3) gen ekspresyonunun tüm kanser dokularında kontrolle karşılaştırıldığında anlamlı olarak arttığı gözlenirken, klor iyon kanalı 1 (CIC-1) gen ekspresyonunda ise kontrol grubuna göre anlamlı bir artış saptanmamıştır. Çalışmamızda özellikle CIC-3 ile ilgili elde ettiğimiz veriler, insanlarda mesane tümörünün tedavisinde kullanılabilmesi yönünden umut vericidir. Bu konu hakkında yapılacak daha geniş katılımlı çalışmalar olası yeni medikal tedavi modellerinin gelişmesini sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: Mesane, Tümör, Klor, İyon Kanalı.
Aşırı aktif mesane sendromu olan kadınlarda bel ağrısı, kor stabilite ve genel iyilik halinin incelenmesi
Çalışmanın amacı, aşırı aktif mesane (AAM) sendromu olan kadınlarda bel ağrısı, kor stabilite ve genel iyilik halinin incelenmesi ve bu kadınların asemptomatik kadınlarla karşılaştırılmasıydı. Çalışmaya AAM sendromu olan (AAM grubu, n=36, yaş= 44.70±13.40 yıl, vücut kütle indeksi (VKİ:28.20±5.50 kg/m2) ve olmayan (Kontrol grubu, n=36 yaş=39.00±12.40 yıl, (VKİ:26.20±4.50 kg/m2) kadınlar alındı. Tüm kadınların fiziksel, demografik bilgileri ve medikal hikayeleri kaydedildi. Kadınların bel ağrısının yeri vücut diyagramı ile, ağrının şiddeti 'Görsel Analog Skalası' ile ölçüldü. Kor stabilite için 'McGill gövde kas endurans testleri ve Sahrmann kor stabilite testi' kullanıldı. Genel iyilik kapsamında uyku kalitesi 'Pitsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKÖ) ve Uykusuzluk Şiddeti Ölçeği (UŞÖ)' ile yorgunluk şiddeti 'Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (YŞÖ)' ile, anksiyete ve depresyon düzeyleri Hastane Anksiyete Depresyon Skalası (HADS-A ve HADS-D) ile değerlendirildi. İstatistiksel analiz için Mann-Whitney U testi ve Ki-kare testi kullanıldı. Grupların demografik ve fiziksel bulguları benzerdi (pyaş=0.066 ve pvki=0.091). Bel ağrısı görülme oranı (p<0.001) ve bel ağrı şiddeti (p=0.020) AAM grubunda kontrol grubuna göre daha fazla idi. Gövde fleksör, ekstansör, sağ ve sol lateral fleksör kas endurans test sonuçları ve Sahrman kor stabilite test sonucu AAM grubunda kontrol grubuna göre daha düşük bulundu (p<0.001). AAM grubunun kontrol grubuna göre PUKÖ, UŞÖ, YŞÖ, HAD-A ve HADS-D skorları daha yüksekti (p<0.001). Bu çalışmada AAM sendromu olan kadınların asemptomatik kadınlara göre bel ağrısı görülme sıklığı ve ağrı şiddetinin daha fazla olduğu, kor stabilitenin ve uyku kalitesinin azaldığı, yorgunluk, anksiyete ve depresyon düzeylerinin arttığı saptandı. Bu sonuçların AAM'li kadınların tedavi yaklaşımlarında göz önünde bulundurulmasının yararlı olabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Alt üriner sistem, kor bölgesi, kronik bel ağrısı, uyku, yorgunluk.
Aşırı aktif mesaneli kadınlarda konnektif doku masajı ile birlikte verilen pelvik taban kas eğitiminin tek başına pelvik taban kas eğitimi ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı aşırı aktif mesane (AAM)'li kadınlarda pelvik taban kas eğitimi (PTKE)'ne ek konnektif doku masajının (KDM), tek başına uygulanan PTKE'ye göre AAM semptomları, pelvik taban kas fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerini karşılaştırmaktı. Çalışmaya AAM'li 34 kadın alındı. Hastalar rastgele yöntemle PTKE+KDM (n:17) ve PTKE (n:17) grubu olarak ikiye ayrıldı. PTKE, haftanın her günü, KDM ise haftada 3 gün olmak üzere 6 hafta uygulandı. Pelvik taban kas kuvveti (PTKK) Modifiye Oksford Skalası ve perineometre (Cardio Design Pty Ltd, Australia) ile, mesane fonksiyonları idrar günlüğü ile, mesane semptom ciddiyeti Aşırı Aktif Mesane-Versiyon 8 (AAM-V8) ile, ani sıkışma hissi Hastaların Sıkışma Hissi Ciddiyet Algısı Ölçeği (HSHCAÖ) ile, yaşam kalitesi de King Sağlık Anketi (KSA) ile değerlendirildi. Tüm değerlendirmeler tedavi öncesi (TÖ), ara dönem (AD, 3. hafta) ve tedavi sonrası (TS, 6. hafta) yapıldı. Tedavi sonrası, her iki grupta PTKK'de artma, AAM semptomları, AAM-V8, HSHCAÖ ve KSA skorlarında azalma bulundu (p<0.05). AD'de her iki grupta PTKK'de artma, ortalama gündüz işeme frekansı ve inkontinans sayısında, AAM-V8, KSA'nın alt boyutları olan semptom şiddet ölçümleri ve şikayet ciddiyet skalası skorlarında azalma görüldü (p<0.05). Ayrıca AD'de, PTKE+KDM grubunda ortalama gece işeme frekansı ve günlük işenen hacim, HSHCAÖ skorunda, KSA'nın alt boyutları olan genel sağlık algılaması, inkontinans etkisi, sosyal limitasyonlar ve duygusal problemler skorlarında azalma görülürken, PTKE grubunda ise sadece KSA'nın alt boyutları olan uyku/enerji bozuklukları skorlarında azalma saptandı (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda, AD'de PTKE+KDM grubunda PTKE grubuna göre AAM-V8, HSHCAÖ ve inkontinans etkisi skorunda daha fazla bir azalma bulundu (p<0.05). TS'de ise PTKE+KDM grubunda PTKE grubuna göre ortalama gündüz işeme frekansında, AAM-V8 ve HSHCAÖ skorunda, KSA'nın alt boyutları olan inkontinans etkisi ve şikayet ciddiyet skalası skorlarında daha fazla bir azalma tespit edildi (p<0.05). Bu sonuçlara göre PTKE'ye ilave KDM, tek başına PTKE'ye göre AAM semptomlarını azaltmada erken (3. haftada) ve geç dönemde (6.haftada) daha etkili bulundu. Anahtar Kelimeler: Aşırı aktif mesane, ani sıkışma hissi, pelvik taban kas eğitimi, konnektif doku masajı
Mesanenin ürotelyal karsinomlarında maspin ekspresyonunun tümör derece ve evresi ile ilişkisi
Çalışmamızda mesanenin ürotelyal karsinomlarda maspin'nin immünhistokimyasal yöntemle ekspresyon'u araştırılmış, klinikopatolojik parametreler ile ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Maspin serpin (serin proteaz inhibitörü) ailesinin bir üyesidir ve çeşitli tümör tiplerinde, tümör büyümesi ve anjiyogenez inhibitörü olduğu ve metastazı baskılayıcı olduğu gösterilmiştir. Mesane tümörlerinde prognozu belirleyen en önemli faktörler; tümörün histolojik derecesi ve evresidir. Çalışmaya alınan örnekler, 2005-2011 yılları arasında transüretral rezeksiyon-mesane (TUR-M) yapılarak Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı tarafından ürotelyal karsinom tanısı almış 67 vakadan oluşuyordu. Vakalar DSÖ/ISUP 2004 derecelendirme sistemine göre 3'ü DMPPÜN, 25'i DDÜK, 39'ı YDÜK olarak sınıflandırıldı. Patolojik evreleme sistemine göre 35 pTa, 17 pT1, 12 pT2, 1 pT3, 2 pT4 vakadan oluşmakta idi. Çalışmamızda histolojik derece ile invazyon ve pT evre arasında anlamlı derecede bir ilişki bulundu. Histolojik derece arttıkça invazyon ve pT evre anlamlı olarak artış göstermekteydi (p=0,001). Çalışmamızda 57 (%85,1) tümör olgusu maspin pozitifliği gösterdi. Maspin ekspresyon seviyesine göre 4 olgu (%6) +1, 26 olgu (%38.8) +2, 27 olgu (%40.3) +3 olarak dağılım gösterdi. Maspin pozitifliği istatistiksel olarak anlamlı olmasa da noninvaziv ve düşük dereceli olgularda daha fazla idi. Maspin ekspresyon seviyesi dikkate alındığında histolojik derece ve pT evre ile anlamlı ilişkili saptandı (p=0,009, p=0.020). Maspin ekspresyon skoru pT evre ve histolojik derece ile anlamlı negatif korelasyon saptandı (r=-0.283, p=0.020) (r=-0.316, p=0.009). Maspin ekspresyon ile tümör rekürrensi ve tümör nedenli ölüm arasında anlamlı bir korelasyona rastlanmadı (p =0,933,p=0.208). Sonuç olarak bulgularımıza göre mesane ürotelyal karsinomlarında maspin ekspresyonu düşük derece ve evre ile ilişkilidir. Bulgularımız mesane tümörlerinde maspin ekspresyonunun değerlendirilmesinin tümörün davranışının tahmininde yararlı bir prognostik belirleyici olabileceğini düşündürmektedir.
Mesane kanserinde HSA-MİR-203A-3P ile lncrna tug1 arasındaki ilişkinin araştırılması
Mesane kanseri en sık görülen kanserlerden biridir. Bu hastalığın tedavisine yönelik yapılan çalışmalara rağmen, bu hastalığa bağlı ölüm oranında kayda değer bir değişim meydana gelmemiştir. lncRNA Taurine Upregulated Gene 1 (TUG1) geni insanlarda birçok doku ve hücre hattında ifade edilmektedir. Her ne kadar TUG1 geninin görevi tam olarak anlaşılamamış olsa da, TUG1 gen ürününün PRC2 kompleksine bağlanarak hücre döngüsünde görevli genlerin ifadesine etki ettiği ve mesane kanserinde hücre çoğalmasını arttırıcı etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca, hsa-miR-203-3p'nin mesane kanserinde ifade seviyesinin azaldığı tespit edilmiştir. Bu veriler ışığında, bu çalışmada mesane kanseri hücre hattı CAL-29 kullanılarak, hsa-miR-203a-3p ile TUG1 geni arasında bir ilişki olup olmadığının araştırılması amacıyla CAL-29 hücre hattına taklitmiR- 203a-3p verilmiştir. Ancak, TUG1 geninin ifade seviyesinde anlamlı bir azalma meydana gelmemiştir (p>0,05). Bu durumda, hsa-miR-203a-3p TUG1 transkripti ile fiziksel etkileşim halindeki başka bileşenlere bağlanıyor olabilir bu nedenle mesane kanserinde dolaylı bir ilişkiye sahip olabilirler. TUG1 ile etkileşen diğer gen ürünlerinin daha detaylı araştırılmasıyla, mesane kanserinin oluşum mekanizması hakkında daha kapsamlı bilgi sahibi olunabilir.
İleal kondüit üriner diversiyon uygulanmış hastalarda üriner nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin düzeyinin güvenilirliği
Amaç: Radikal sistektomi (RC) ve ileal kondüit üriner diversiyon (ICUD) cerrahisi sonrası hastalarda kaçınılmaz metabolik değişiklikler meydana gelmektedir. Oluşabilecek metabolik komplikasyonları erken tanımak, önlemek ya da yavaşlatmak için serum kreatinin (SCr) ile serum sistatin C (ScysC) ve üriner nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin (uNGAL) ölçümlerinin ilişkisi değerlendirildi. Gereç ve Yöntem: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği'nde Ocak 2022 ve Eylül 2022 tarihleri arasında açık RC ve ICUD uygulanan, tanı ve takipte hidronefrozu olmayan 14 hasta dahil edildi. Cerrahi öncesi 3. gün, cerrahi sonrası 1. ay ve 3. ayda aynı tüpten SCr ve ScysC ölçümleri yapıldı. Bu kan numuneleri ileeş zamanlı olarak idrar örnekleri toplandı ve uNGAL analizine kadar -80°Csaklandı. Tüm idrar numuneleri aynı anda aynı uzman doktor tarafından analiz edildi. Bulgular: RC ve ICUD uygulanan hastaların SCr ve ScysC ölçümlerinin ve tahmini glomerüler filtrasyon hızlarının (eGFR, eGRFcr ve eGFRcys) preop ve postop dönemde anlamlı korelasyon gösterdiği saptandı. uNGAL analizleri ile SCr, ScysC, eGFRcr, eGFRcys sonuçları ile ilişki görülmedi. KBH evrelemelerinde eGFRcrve eGFRcys arasında klinik uygulamlalarda önemli olabilecek farklılıklar gözlendi. Sonuç: KBH, RC ve UD'nin önemli komplikasyonları arasındadır. UD sıvı, elektrolit, idrar solütleri ve kreatinin metabolizması nedeniyle bu hasta grubunu özel kılmaktadır.Bulgularımız RC ve UD uygulanmış hastalarda böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde ScysC ve eGFRcys'nin daha güvenilir olacağını düşündürmektedir. Hesaplamaların güvenilirliği için daha geniş hasta popülasyonu ile SCr, ScysC, SCr ve ScysC'nin birlikte kullanıldığı eGFR hesaplamaları ile MAG3 gibi dinamik renal sintigrafi karşılaştırmalarının yapılması gereken çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Korelasyon, NGAL, radikal sistektomi, sistatinC, üriner diversiyon
Submukozal invazyonu olan yüksek dereceli mesane tümörü olan hastalarda klinik ve patolojik verilerin prognoza etkisi
Amaç: Mesane ürotelyal karsinomu tanısı koyulan hastaların %75'i tanı anında KİOMK'dir. KİOMK'lerinin zamanla %70'den fazlasında nüks, %10'dan fazlasında ise T2 progresyonu görülmektedir. Biz de çalışmamızda KİOMK'lerinde çeşitli demografik, klinik ve patolojik verilerin prognoz üzerine olan etkilerini incelemeyi amaçladık. Gereç Yöntem: Hastanemizde 2006-2018 yılları arasındaki patolojik değerlendirmesi T1G3 mesane ürotelyal karsinomu olan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik verileri; yaş ve cinsiyet, klinik verileri; tümör boyutu, tümör sayısı ve NLR, patolojik verileri ise; submukozal invazyon derinliği, eş zamanlı CİS varlığı, eş zamanlı LVİ varlığı ve varyant histoloji varlığıydı. Bu verilerin KİOMK'lerindeki çeşitli prognostik faktörler ile ilişkisi istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: Patolojik tanısı T1G3 olan 157 hastadan 63 tanesi kriterlere uymadığı için çalışma dışı bırakıldı. Çalışmaya dahil edilen 61 hasta primer, 33 hasta sekonderdi. Medyan takip süresi 36,50 (2-150) aydı. Hastaların 80'i (85,1%) erkek, 14'ü (14,9%) kadındı (p< 0,05). Yaş ortalaması erkeklerin 64,6±9,4 kadınların 68,1±12,3 idi (p> 0,05). Genel yaş ortalaması 65,19±9,9'du. Hastaların 47'sinde (50%) nüks, 27'sinde (28,7%) progresyon görüldü. Nükse kadar geçen süre ortalama 9±4 (1-83), progresyona kadar geçen süre ortalama 17.1±2 (2-70) aydı. Genel sağkalım ortalama 92,2±8,0 ay idi. Nüks ihtimali ve progresyon ihtimali açısından tümör boyutu (p= 0,039), tümör sayısı (p= 0,022), NLR (p= 0,048) ve eş zamanlı LVİ varlığı (p= 0,011) anlamlı bulundu. Nükse ve progresyona kadar geçen süre ile hiçbir parametre arasında korelasyon bulunmadı (p>0,05). Genel sağkalım ile sadece NLR arasında korelasyon bulundu (p= 0,048). Sonuç: Bu bulgulara göre tümör boyutu, tümör sayısı, NLR ve LVİ'nin KİOMK'lerinde prognostik öneminin olduğu görülmüştür. Diğer parametreler ile prognostik faktörler arasında korelasyon bulunmaması, çalışmanın retrospektif olmasına, hasta sayısının az olmasına, hasta gruplarının dağılımında heterojenite olmasına ve erken sistektomi yapılan hasta grubunun çalışmamızda yer almasına bağlı olabilir. Anahtar Kelimeler: Mesane kanseri, nüks, progresyon.
Yüzeyel mesane kanserlerinde varyant histolojinin onkolojik sonuçlara etkisi
Amaç: Bu çalışmada yüzeyel kasa invaze olmayan (Ta/T1) mesane kanserlerinde varyant histolojinin onkolojik sonuçları nasıl etkilediğini araştırmak planlandı. Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği'nde 2010 ve 2020 yılları arasında primer kasa invaze olmayan mesane kanseri nedeniyle transüretral rezeksiyon-mesane (TUR-M) operasyonu yapılan hastaların retrospektif olarak kayıtları incelendi. Kasa invaze olmayan saf ürotelyal karsinom tanısı almış 356 hasta ve varyant histolojili ürotelyal karsinom tanısı almış 28 hasta çalışmaya dahil edildi. Kanserlerin histolojik derecelemesi 2004 DSÖ sınıflamasına göre yapıldı. Evrelemede ise UICC'nin TNM 2009 sınıflandırması kullanıldı. Hastalar TUR-M sonrası histopatolojik derecelendirmesine göre yüzeyel (Ta/T1) saf ürotelyal karsinom (SÜK) ve yüzeyel (Ta/T1) varyant histolojili ürotelyal karsinom (VÜK) olmak üzere iki gruba ayrılarak incelendi. Hastaların aldıkları tedaviler, takip süresinde gelişen nüks, metastaz, ölüm bilgileri kayıt altına alınarak incelendi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanıldı. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sayısal ölçümlerse ortalama ve standart sapma (gerekli yerlerde ortanca ve minimum - maksimum) olarak özetlendi. Kategorik ölçümlerin gruplar arasında karşılaştırılmasında Ki-Kare test istatistiği kullanıldı. Gruplar arasında sayısal ölçümlerin karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda T testi kullanıldı. Sağ kalım süresi (tanı anı ile son takipleri arasındaki süre) ile değişkenler ilişkisini incelemede Kaplan-Meier analizi altında Log-Rank testi yapıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmamızda kasa invaze olmayan saf ürotelyal karsinom (SÜK)tanılı ve varyant histolojili ürotelyal karsinom (VÜK) tanılı hastalar karşılaştırıldı. Ortalama genel sağ kalımları karşılaştırıldığında VÜK'ün ortalama genel sağkalımı SÜK'e göre daha kötüydü (p=0,046). BCG tedavisi alan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında genel sağkalımda anlamlı fark saptanmadı (p=0,547). Radikal sistektomi (RS) uygulanan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında genel sağkalımda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0,481). Kemoterapi alan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında genel sağkalımda istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,027). Mesanede nüks gelişen hastalar karşılaştırıldığında nüks olanların ortalama sağkalım suresi nüks olmayanlara göre daha kısa bulunmuştur, fakat bu istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,710). VÜK tanılı hastaları varyant histoloji tiplerine göre ayırdığımızda bazı varyant histoloji tip sayısı az olduğu için hastalar skuamöz, mikropapiller ve diğerleri (glanduler, nested, müsinöz, sarkomatoid tip) şeklinde gruplara ayrılarak genel sağkalım analizi yapıldı. Mikropapiller varyant histoloji tanılı hastaların ortalama sağkalım süresi daha kısa bulundu. Ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Bu sonucu hasta sayısının az olmasının etkilediği düşünüldü. Sonuç: Kasa invaze olmayan SÜK ve VÜK tanılı tüm hastalar, kemoterapi alan hastalar genel sağkalıma göre karşılaştırıldığında VÜK'ün genel sağkalım açısından anlamlı derecede daha kötü olduğu görüldü. BCG tedavisi alan, RS uygulanan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında genel sağkalım açısından fark bulunmadı. Sonuç olarak kasa invaze olmayan ürotelyal karsinomlarda varyant histolojinin daha agresif seyirli olması ve onkolojik sonuçları kötü etkilediğini belirledik. Yüzeyel mesane kanserlerinde intravezikal BCG tedavisinin sağkalımı uzattığı görüldü. BCG tedavisi alan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında sağkalımda anlamlı fark saptanmadı. Yüzeyel VÜK tanılı hastalarda da intravezikal BCG tedavisi uyğulanabilir. Ancak çalışmaya dahil edilen varyant histolojili hasta sayısı az olduğundan BCG tedavisine göre karşılaştırma varyant histoloji alt tipleri arasında mümkün olmadı. Yüzeyel varyant histolojili mesane kanserlerinde erken RS güvenle uyğulanabilir. Kemoterapi SÜK tanılı hastalarda daha etkilidir. VÜK tanılı hastalarda kemoterapi sağkalımı kötü etkilemektedir. VÜK tanılı hastalar karşılaştırıldığında mikropapiller varyantın daha kötü prognoza sahip olduğu görüldü. Ancak çalışmamıza dahil edilen varyant histolojili hasta sayısının az olması nedeniyle alt tipler arasında ileri araştırmaya gerek vardır. Sonuç olarak kasa invaze olmayan ürotelyal karsinomlarda varyant histolojinin daha agresif seyirli olduğu ve onkolojik sonuçları kötü etkilediğini belirledik. Yüzeyel mesane kanserlerinde intravezikal BCG tedavisinin sağkalımı uzattığı görüldü. BCG tedavisi alan SÜK ve VÜK tanılı hastalar arasında sağkalımda anlamlı fark saptanmadığından, yüzeyel VÜK tanılı hastalarda da intravezikal BCG tedavisi etkilidir. Ancak çalışmaya dahil edilen varyant histolojili hasta sayısı az olduğundan BCG tedavisine göre karşılaştırma varyant histoloji alt tipleri arasında mümkün olmadığı için, BCG tedavisinin hangi alt tipde daha etkili olmasını belirlemek için ileri araştırmaya gerek vardır. Radikal sistektomi yapılan hastalarda varyant histoloji sağkalımda fark oluşturmadığı için, yüzeyel varyant histolojili mesane kanserlerinde erken RS güvenle uygulanabilir. Kemoterapi SÜK tanılı hastalarda daha etkilidir. Kemoterapi alan VÜK tanılı hastalarda genel sağkalım kötü etkilenmektedir. VÜK tanılı hastalar varyant alt tiplere göre karşılaştırıldığında mikropapiller varyantın daha kötü prognoza sahip olduğu görüldü. Ancak çalışmamıza dahil edilen varyant histoloji alt tipleri ve hasta sayısının az olması nedeniyle alt tipler arasında ileri araştırmaya gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Mesane kanseri, saf ürotelyal karsinom,varyant histolojili ürotelyal karsinom, BCG
Aşırı aktif mesanede anjiyogenik ve inflamatuar belirteçlerin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, endostatin, galektin-3, makrofaj göç inhibitör faktör (MIF) ve vasküler endotelyal büyüme faktörünün (VEGF), aşırı aktif mesane (AAM) tanısında belirteç olarak kullanımı ve bu belirteçlerin aşırı aktif mesanede anjiyogenik ve inflamatuar süreçlerdeki rolünü değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Şubat 2020 ile Kasım 2020 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Üroloji kliniğine aşırı aktif mesane şikayetleri ile başvuran 30 kişi hasta grubu olarak, şikayeti ve ek hastalığı olmayan 30 kişi de kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubunda ve hasta grubunda, serum ve idrar endostatin, galektin-3, MIF ve VEGF düzeyleri ELISA yöntemi ile çalışıldı. Hasta grubunda 4 haftalık medikal tedavi sonrası ölçümler tekrarlandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 21.0 programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, aşırı aktif mesane hastalarında serum VEGF, serum endostatin ve idrar endostatin düzeyleri istatistiksel anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). Sonuçlar: Çalışmamızdaki bu sonuçlar, AAM patofizyolojisinde anjiyogenik sürecin önemli olabileceğini ve serum VEGF, serum endostatin ve idrar endostatin düzeylerinin AAM sendromu tanı ve tedavi süreçlerinde belirteç olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Aşırı aktif mesane, endostatin, galektin-3, makrofaj göç inhibitör faktör, vasküler endotelyal büyüme faktörü
İdiopatik aşırı aktif mesane tanılı antikolinerjik ilaç kullanan hastalardaki idrar yolu enfeksiyonu sıklığı
Giriş: İdiopatik aşırı aktif mesane, işeme bozukluğu olan çocuklarda 5-7 yaşlarında insidansı pik yapan yaygın bir patolojidir. Aşırı aktif mesane (AAM)'de inhibe edilemeyen detrusor kas kasılmaları gözlenir. Antikolinerjik ajanlar mesanenin detrüsör kaslarındaki asetilkolin reseptörlerini bloke ederek gevşeme sağlarlar. Amaç: Antikolinerjik ilaç kullanımına bağlı, muskarinik reseptörler üzerinde istemsiz detrusor kas kasılmasının önlenmesi ile oluşabilecek idrar retansiyonuna bağlı görülebilecek idrar yolu enfeksiyonlarının sıklığını belirlemek. Gereç ve Yöntem: Araştırma retrospektif olgu-konrol tipi epidemiyolojik bir çalışmadır. Araştırma Manisa İli Yunus Emre ilçesinde bulunan Celal Bayar Üniversitesi hafsa Sultan Hastanesi'nde yapılmıştır. Veriler çocuk nefroloji polikliniğinden 2010-2020 yılları arasında takip edilen hastaların dosyaları başhekimlikten ve hastalardan izin alınarak, retrospektif olarak taranarak toplanmıştır. Bulgular: Hastalarımızın farmakoterapi uygulanmadan önce kızlardaki idrar yolu enfeksiyonu sıklığı ortalaması 1,44 iken, farmakoterapi sonrası kızlarda görülen idrar yolu enfeksiyonu sıklığı 0,64 olarak görülmüştür. Hastalarımızın farmakoterapi uygulanmadan önce erkeklerdeki idrar yolu enfeksiyonu sıklığı ortalaması 0,50 iken, farmakoterapi sonrası erkeklerde görülen idrar yolu enfeksiyonu sıklığı 0 (sıfır) olarak görülmüştür. Farmakoterapi sonrası erkek hastalarımızda idrar yolu enfeksiyonu görülmemiştir. Hastalarımızın antikolinerjik ilaç kullanmadan önce ve kullandıktan sonra idrar yolu enfeksiyonu sıklığı incelendiğinde hastaların antikolinerjik ilaç sonrasında öncesine göre hem kız hastalarda hem de erkek hastalarda anlamlı bir azalma görülmüştür. Sonuç ve Öneriler: İdiopatik aşırı aktif mesane tedavisinde en az bir aylık üroterapiden fayda görmeyen olgulara farmakolojik tedavi başlanmalıdır. Serimizdeki aşırı aktif mesane olgularının farmakolojik tedavi sırasında idrar yolu enfeksiyonu ve rezidü idrar kontrollerinin yapılması sayesinde aşırı aktif mesaneye sık olarak eşlik eden disfonksiyonel işeme ayrımı başarılı bir şekilde görülmüştür. Aşırı aktif mesanenin farmakolojik tedavisi sırasında tolguların tam idrar tetkiki ve rezidü idrar kalışı açısından monitorizasyonu önerilir. Anahtar Kelimeler: Aşırı aktif mesane, antikolinerjik ilaç, idrar yolu enfeksiyonu
Fesleğenin farmakolojik etkileri: kalitatif ve kantitatif çalışmalar
Bu çalışmada, izole fare (Swiss albino, erkek, 25-30 g) mesane striplerinde mor fesleğen (Ocimum basilicum var. purpurascens) ekstresi (MFE; 40 µl/ml)'nin farmakolojik etkileri araştırıldı. In vitro kalitatif çalışmalarda, MFE'nin elektriksel alan stimülasyonu (EAS; 5,10,20Hz; 1ms, 40V) ile indüklenen izole fare mesane striplerindeki kontraktil cevaplarda MFE'nin etkileri ve bu etkilerde rol oynayan moleküler mekanizmalar (kolinerjik sistem, nitrerjik sistem, potasyum kanalları ve L-tipi kalsiyum kanallarının rolleri) araştırıldı. In vitro kantitatif çalışmalarda ise izole fare mesanesinde MFE'nin antienflamatuvar ve antioksidan etkileri araştırıldı. Ketamin/Ksilazin anestezisi altında servikal dislokasyon ile ötenazi edilen farelerin abdomenleri açılarak mesaneleri izole edildikten sonra, in vitro kalitatif deneylerde, mesaneler longitudinal insizyonla iki eşit parçaya bölünerek strip (şerit) haline getirildi ve 37oC'de %5CO2+%95O2 ile gazlandırılan Krebs-Henseleit solüsyonu içeren 10 ml'lik organ banyosuna 0.5 g tonüs uygulanarak asıldı. Cevaplar izometrik transduser ile bilgisayar donanımlı farmakolojik veri analiz sistemi (BIOPAC, MP35 Data Acquisition System)'ne kaydedildi. İn vitro kantitatif deneylerde ise, izole fare mesane dokuları MFE(40 µl/ml) ile inkübe (40dk) edildikten sonra homojenize edildi ve santrifügasyondan sonra elde edilen süpernatantlarda fesleğenin siklooksijenaz (COX) ve süperoksitdismutaz(SOD) üzerindeki etkileri ELISA(Enzyme-LinkedImmunoSorbentAssay) yöntemi ile analiz edildi. İn vitro kalitatif deneylerde, EAS ile indüklenen izole fare mesane strip kasılmalarının tamamı MFE tarafından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde inhibe edildi. Bunun zıttında, kolinerjik muskarinik reseptörlerin nonselektif antagonisti olan atropin, ilgili dokulardaki EAS'ye bağlı kasılmalarda kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı bir artışa neden oldu. MFE+Atropin kombinasyonunda ise MFE'nin atropin etkisini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde inhibe ettiği gözlemlendi. Benzer şekilde, NO sentaz inhibitörü olan L-NOARG, EAS kasılmalarını potansiyelize etti. MFE+L-NOARG kombinasyonunda ise MFE'nin L-NOARG etkisini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde inhibe ettiği gözlemlendi. Buna ilave olarak potasyum kanallarının nonselektif blokörü olan tetraetilamonyum (TEA) EAS kasılmalarını kontrole göre, anlamlı bir şekilde arttırdı. TEA+MFE kombinasyonunda ise, MFE'nin TEA etkisini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde inhibe ettiği gözlemlendi. Diğer taraftan L-tipi kalsiyum kanal blokörü olan verapamil, EAS ile indüklenen izole fare mesane striplerindeki kasılma cevaplarında kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı bir azalmaya neden oldu. Verapamil+MFE kombinasyonunda ise MFE'nin verapamilin inhibitör etkisini potansiyelize ettiği gözlemlendi. İn vitro kantitatif çalışmalarda, MFE(40 µl/ml)'nin siklooksijenaz (COX) enzim seviyesini kontrol grubuna göre azalttığı, ancak bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlemlendi.MFE'nin antioksidan etkisinin araştırıldığı deneylerde ise, MFE'nin süperoksitdismutaz (SOD) enzim seviyelerinde bariz bir artışa neden olmakla birlikte bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlemlendi. Sonuç olarak; in vitro kalitatif deneysel bulgular, MFE'nin EAS ile indüklenen kontraktil cevaplar üzerinde inhibitör etki oluşturduğu ve bu inhibitör etkide, kolinerjik yolak, nitrerjik yolak, potasyum kanal aktivasyonu ve kalsiyum kanal inhibisyonunun rol oynadığını göstermektedir. Ayrıca deneysel sonuçlar MFE'nin uygulanan konsantrasyonda antienflamatuvar ve antioksidan etkisinin olmadığını telkin etmektedir.
Gündüz alt üriner sistem işlev bozukluğu olan çocuklarda idrar ngf ( nöral büyüme faktörü ) ve idrar BDNF ( beyin türevi nörotrofik faktör ) düzeylerinin araştırılması
Gündüz alt üriner sistem işlev bozukluğu olan çocuklarda, idrarda NGF (Neural Growth Factor) ve BDNF (Brain Derived Neurothropic Factor) düzeylerinin araştırılması Gündüz alt üriner sistem işlev bozukluğu terimi, çocukluk çağında hem çocuk hem aile için sosyal ve psikolojik sorunlara yol açabilen bir grup hastalığı kapsayan genel bir terimdir. Tanı ve alt grup ayırıcı tanısı zordur ve tanıda objektif olarak yardımcı olabilecek belirteçlere ihtiyaç duyulmaktadır. Literatürde ümit vadeden sonuçları yayınlanan BDNF ve NGF'nin gündüz alt üriner sistem işlev bozukluğu ve alt gruplarında belirteç olarak değerliliği araştırılmıştır. Çalışmaya alt üriner sistem semptomları ile başvuran ve alt üriner sistem işlev bozukluğu tanısı alarak çalışma kriterlerine uyan 43 çocuk olgu ve kontrol grubu olarak 20 sağlıklı çocuk dahil edilmiştir. Çalışma grubunda çeşitli tanı yöntemleri ve tetkiklerle alt gruplandırma yapılmıştır. Olgulardan idrar örnekleri alınarak idrarda kreatinin, NGF ve BDNF testleri yapılarak hasta özellikleri ve biyokimyasal sonuçlar kontrol grubu ile istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda olgular; gündüz aşırı sık idrara çıkma (n:1), vajinal reflü (n:1), giggle inkontinans (n:2), primer mesane boynu işlev bozukluğu (n:2), disfonksiyonel işeme (n:7), aşırı aktif mesane (n:10), disfonksiyonel işeme + aşırı aktif mesane (n:10), tüm hasta grubu (n:43) ve iki grubun birleştirilmesi ile oluşturulan aşırı aktif mesane ortak grubu (n:20) olarak gruplandırılmış ve elde edilen veriler kontrol grubu (n:20) ile karşılaştırılmıştır. NGF/Cr değeri, sadece aşırı aktif mesane ortak grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuş olup sensitivitesi ve spesifitesi düşük saptanmıştır (%60,%65). BDNF/Cr değeri, tüm gruplarda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuş olup sensitivite ve spesifitesi tüm gruplarda yüksek saptanmıştır. Bu yükseklik aşırı aktif mesanenin etiyolojisinin heterojen özellikte olmasından ya da aşırı aktif mesaneye değil de alt üriner sistem işlev bozukluklarının tamamına özgü bir belirteç olmasından kaynaklanıyor olabilir.
Mesane infiltratif ürotelyal karsinomlarında KRAS, BRAF, PIK3CA mutasyon analizi
AMAÇ: Mesane kanseri, genitoüriner sistemde prostattan sonra en sık görülen kanserdir ve dünyadaki kanserler arasında en yaygın 7. kanserdir. Dünyada ve Türkiye'de erkeklerde sıklığı belirgin olarak yüksektir ve Türkiye'de erkeklerde gözlenen en sık 4. kanserdir. Mesane kanserleri invaziv-olmayan ve infiltratif ürotelyal karsinom (İÜK)'lar olarak iki gruba ayrılmaktadır. İÜK'da daha agresif tedavi yöntemleri (sistektomi, kemoterapi) uygulanmakta ve evrede ilerleme, metastaz sık görülmektedir. Bu bağlamda İÜK'da yeni tedavi yöntemleri geliştirmek, moleküler yolakların keşfi önem kazanmaktadır. Moleküler analizler, hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesinde yol gösterici olmuştur. Hücre büyümesinde tirozin-reseptör-kinazın sinyal yolağında; RAS-BRAF-MEK-ERK ve PIK3CA-PTEN-AKT kaskadlarının onkogenlerinin mutasyona uğraması kanser gelişmesine yol açmaktadır. Çalışmamızda İÜK'da PIK3CA, KRAS ve BRAF mutasyonlarının analizini amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: DÜTF Patoloji ABD'da tanı alan 24 İÜK çalışmaya dahil edildi. İÜK olguları diferansiasyon (glandüler, sarkomatoid vb) gösteren/göstermeyen olarak ayrıldı. Dokulardan parafinin ayrıştırılması sonrası DNA ekstraksiyonu yapıldı. İzole DNA, RANDOX cihazı biyoçip dizilerine konularak KRAS, PIK3CA ve BRAF mutasyon analizi yapıldı. Mutasyon sıklıkları olguların demografik, histopatolojik, klinik bulguları ile karşılaştırıldı; genel/hastalıksız sağkalım oranları, aldıkları kemoterapi türü/sayısı ve TNM evresine göre değerlendirildi. BULGULAR: İÜK vakalarının ortalama tanı yaşı 70.1 olup erkek/kadın:11/1'dir. İÜK olgularının %33.3'ünde KRAS, %12.5'inde PIK3CA, %8.3'ünde BRAF mutasyonu saptanmıştır. Çoğunluğu gemsitabin+sisplatin olmak üzere 14 hasta kemoterapi tedavisi görmüştür. Tümörlerin %79,1'i evre 2'de tanı almıştır ve histopatolojik incelemede eşlik eden in-situ karsinom (n:8), nekroz (n: 13), lenfovasküler invazyon (n: 12) ve perinöral invazyon (n: 10) saptanmıştır. Mutasyon glandüler, sarkomatoid ve skuamöz diferansiasyonlu olgularda mevcut iken mikropapiller ve berrak hücre diferansiasyonlu olgularda saptanmamıştır. Histopatolojik özelliklerin mutasyon analizi ile karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç gözlenmedi. Bu çalışmada yapılan analizlere göre (KRAS, BRAF, PIK3CA) olguların sağkalım oranları arasında fark görülmedi. TARTIŞMA: Tümörlerin moleküler karakterlerinin belirlenmesi, hedeflenen tedavi algoritmalarının oluşturulmasında ve uygun hastanın seçilmesinde bir kılavuzdur. Reseptör tirozin kinaz yolu, tümörlerde en sık mutasyona uğrayan yollardan biridir. Sonuç: Mesane kanseri olan hastaların tedavisine yön verebilecek mutasyon profillerini bulmak için daha geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca, bunların prognoza etkisinin daha geniş serilerde araştırılması gerekir.