Contract termination rights
66 theses under this subject heading
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi
Çalışmamızda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tanımı, unsurları, hukuki niteliği, şekli, arsa sahibinin ve yüklenicinin borçları, temerrüdünün hüküm ve sonuçları, arsa sahibinin temerrüt nedeniyle sözleşmeden dönmesi halinde sözleşmenin sona ermesinin etkileri, yapının ayıplı olması halinde yüklenicinin ayıptan doğan sorumluluğunun şartları, arsa sahibinin ayıptan doğan seçimlik haklarının neler olduğu, sözleşmeden dönmenin taraflar ve 3. kişiler üzerindeki etkisi ile sözleşmenin sona ermesi halleri incelenecektir.
Fıkıhta fasid alışverişlerde mülkiyet
İslam fıkhının fürûatının usule yansımasından bazı ara kavramlar oluşmuştur. Hanefî fıkıh terminolojisinde ortaya çıkan fesad kavramı da bunların içerisindedir. Fesad hükmünün mülkiyet üzerindeki tesiri güncel birçok meselenin izahı konusunda önem arz etmektedir. Bu nedenle, çalışmamızda fâsid akitlerin mülkiyet üzerindeki etkilerini inceledik. Bu etkileri incelerken Hanefî mezhebini merkeze alarak, farklı açılardan analiz etmek suretiyle bu konuya bağlı mevzuların da zeminini tahkim etmeye çalıştık. Bu doğrultuda tezimiz; bir giriş, iki ana bölüm ve bir sonuçtan oluşmuştur. Giriş bölümünde tezimizin konusu, amacı ve önemi anlatılmıştır. Birinci bölümde Hanefî mezhebi ve diğer mezheplerin fâsid kavramı için tayin etmiş oldukları farklı anlamlara işaret edilmiştir. Zira Hanefîler bu kavrama daha ziyade sahih ile bâtıl arasında bir anlam alanı belirlerken cumhur bu kavramı doğrudan bâtılla özdeşleştirmiştir. Hanefîlerin böyle bir ara anlama müracat etmelerindeki en temel neden, bâtılın hem dünyevî hem de uhrevî olarak hükmü geçersiz kılmasına karşın fâsidin dünyevî hükümlerde geçerli olmasıdır. Bununla birlikte fâsid bir hükmün uhrevî sorumluluğundan kurtulabilmek için feshinin gerekli olduğunu da vurgulamışlardır. Yine bu bölümde bir ibadet veya muamelenin "fâsid" hükmüyle nitelenmesine sebep olan nehiy konusu izah edilmiş, nehyin fesada delaletiyle ilgili tartışmalara yer verilmiştir. Muâmelât alanında bir akdin özüne, ayrılmayan vasfına ve ayrılabilir/mücavir vasfına hüküm koyucu (şâri') tarafından yasak gelmesi durumunda nasıl bir etki gösterdiği, fıkıh mezhepleri tarafından ne şekilde değerlendirildiği açıklanmıştır. V Tezimizin ikinci bölümünde fâsid akdin mülkiyet intikaline sebep olup olmaması irdelenmiş, sahih akdin hükmü olan mülkiyet intikalinin yasak akitler için de geçerli olup olmadığı usul kuralları göz önünde bulundurularak tartışılmıştır. Fâsid satım akitleri sıhhat şartlarını taşımadığından dolayı mün'akid/geçerli sayılmaz. Mün'akid olmayan akitlerin de sahih olması düşünülemez. Bu sebeple önce satım akitlerinin in'ikad/geçerlilik ve sıhhat şartları ele alınmış, sonrasında da izahını yapmış olduğumuz sıhhat şartlarını taşımayan fâsid akitler açıklanmıştır. Fâsid akitler; hakkında örf oluşması sebebiyle sahihe dönüşebilmektedir. Ancak bütün örfler her fâsid akdi sahih hâle getirmez. Bu sebeple örfün etki edebildiği fâsid akitler açıklanmıştır. Bazı fâsid akitlerde toplumsal meşakkat oluşması sebebiyle sahih hâle gelebilmektedir. Bu bölümde fâsid akdin sahih hâle gelmesine etki eden meşakkat izah edilmiştir. Öte yandan devlet otoritesi tarafından onaylanan fâsid akitler de sahihe dönüşebilmektedir. Bu kısımla ilgili olarak günümüzde devlet otoritesi tarafından onaylanan fâsid akitlerin durumu açıklanmıştır. Son olarak, örf veya meşakkat vs. sebebiyle sahih hâle gelmemiş, fâsid olarak kalmış akitlerin mülkiyet değişimine sebep olup olmaması izah edilmiştir. Hanefî mezhebini merkeze almak suretiyle yaptığımız çalışmamızda konuyla ilgili fâsi d satım akitlerinin eşyanın özüne sahip olmaya/rakabe mülkiyetine sebep olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türk iş hukukunda ikale (bozma) sözleşmeleri
Sözleşmeler Hukuku bakımından, özel hukuk kişilerince meydana getirilen sözleşmelerde "sözleşme özgürlüğü" ilkesi hakimdir. Bu ilke, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 48 hükmünde düzenleme altına alınmıştır. Söz konusu hükme göre, "Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir". Bu ilkenin bir sonucu olarak da özellikle İş Hukuku alanında "ikale sözleşmeleri" karşımıza çıkmaktadır. İkale sözleşmeleri, "İşçi ile işverenin, hâlihazırda geçerli olan bir iş sözleşmesini, sözleşme özgürlüğü kapsamı içerisinde karşılıklı olarak anlaşıp sona erdirmeleri" şeklinde tanımlanmaktadır. Henüz mevzuatımız içerisinde düzenleme altına alınmayan bu ikale sözleşmelerinin kurulması, Türk Borçlar Kanunu genel hükümlerine tabi olsa da İş Hukukunu ilgilendiren bir alan olmasından dolayı özellik arz etmektedir. Zira İş Hukuku, işçiyi koruma prensibi çerçevesinde şekillenen bir alandır. İşçi-işveren ilişkilerindeki eşit olmayan iş ilişkisi de göz önüne alındığında, ikale sözleşmelerinin işçinin aleyhine sonuç doğurabilecek bir potansiyele sahip olduğu açıktır. Söz konusu olumsuz sonuçların ortaya çıkmaması için Yargıtay ve öğreti tarafından birtakım kriterler belirlenmiş ve bu olumsuz sonuçların önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Çalışmamız temelde, hukukumuz bağlamında genel olarak sözleşme ve iş sözleşmesinin değerlendirmesi ile ikale sözleşmelerinin, öğreti ve Yargıtay kararları ışığında etraflıca incelenmesini amaç edinmiştir. Anahtar Kelimeler: İkale sözleşmesi, bozma sözleşmesi, ikale, iş sözleşmesi, sözleşme özgürlüğü, iş sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi, sona erme, iş güvencesi, makul yarar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından sona erdirilmesi
Konut ve çatılı işyeri kiraları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 339 – 356. maddeleri arasında kira sözleşmesinin bir türü olarak düzenlenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kirasına ilişkin hükümler, kiracının sözleşmenin zayıf tarafı olarak görülmesi nedeniyle, esas olarak kiracıyı koruma amacı taşımaktadır. Bu koruma, kendini özellikle sözleşmenin sona erdirilmesinde gösterir. Zira kanunda sözleşmenin sona erdirilmesi, kiracı tarafa nazaran kiraya veren bakımından son derece ağır şartlara bağlanmıştır.Bu tezde, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında kiraya veren tarafından sona erdirilmesi incelenmiştir. Bu kapsamda ilk olarak sözleşmenin tanımı, unsurları, hukuki niteliği, tarafların borçları ile konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin uygulama alanı, bu kira türüne özgü getirilen bağlantılı sözleşme yasağı, kiracı aleyhine değişiklik ve düzenleme yasağı gibi çalışmanın esas konusuyla bağlantılı olan diğer konulara değinilmiştir. Ardından konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından hem genel hükümler hem de konut ve çatılı işyeri kirasına özgü hükümler kapsamında sona erdirilmesinin şartları incelenmiştir. Son olarak da sona ermenin hüküm ve sonuçları ele alınmıştır.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüdü
Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmemiş olmakla birlikte Yargıtay kararlarında geçtiği şekliyle "Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" geniş bir uygulama alanı bulmakta birlikte birçok hukuki ihtilafa da yol açmaktadır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bir tarafın yapı meydana getirmeyi, bir tarafın ise meydana gelen yapının bedeli olarak arsa payı mülkiyeti devretmeyi üstlendiği karma tipli bir sözleşmedir. Ülkemizin sosyo-ekonomik durumu göz önüne alındığında uygun bir çözüm yolu olarak görülen bu sözleşme; ekonomik gücü ya da teknik bilgisi inşaatı üstlenmeye yetersiz arsa/hisse sahibi ile sermaye sahibi yükleniciyi bir araya getirmektedir. Nakdi bir bedel ödemeksizin taşınmazını değerlendiren arsa sahibi karşısında, inşaat maliyetini yüklenerek ortaya çıkan inşaattan bağımsız bölüm elde eden yüklenici bu sözleşmenin taraflarıdır ve sıkı şekil şartına bağlı bu sözleşme, kendi içinde bir kar dengesi barındırmaktadır. İçtihat taraması yapıldığında sözleşme ile ilgili hukuki ihtilafların, yoğunlukla yüklenicinin temerrüdünden kaynaklandığı görülecektir. Sözleşme ile sağlanan kar dengesi; yapı malzemelerinin inşaat süresince fiyat artışına uğraması, malzemelerin sözleşme şartlarında belirtilen standartlardın altında kullanılması, inşaat işinin belirlenmiş sürede tamamlanamaması gibi nedenlerle bozulmakla birlikte hukuki uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Çalışmamızda kullanıldığı üzere yüklenicinin temerrüdü hususu kanunumuzda özel olarak ele alınmamakla birlikte, Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiş borçlunun temerrüdüne denk düşmektedir. İlk bölümde yüklenicinin temerrüdü, temerrüdün şartları ve kısmi temerrüt işlenmiş, ikinci bölümde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüdünün hukuki sonuçları ele alınmış, üçüncü ve son bölümde ise işbu çalışmamız doktrinde var olan geriye etkili ileriye etkili fesih konusunu izaha taliptir. Anahtar Kelimeler: Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, Yüklenicinin Temerrüdü, Sözleşmeden Dönme, Sözleşmenin Feshi, Temerrüt
Elektronik ticarette mesafeli satış sözleşmelerinde cayma hakkı
Teknolojinin küresel sınırları kaldırması ve yaşamın her noktasına sirayet etmesi, hukukun yaşanan gelişime uyum sağlamasını zorunlu hale getirmiştir. Özellikle elektronik ticaretin yaygınlaşması, bu alanda hukuki düzenlemelerin yapılmasına sebep olmaya başlamıştır. Kişilerin fiziksel olarak mağazalarda bulunmasına gerek kalmadan, web siteleri veya mobil uygulamalar üzerinden mal veya hizmet alımı yapabilmesi; ekonomik ve hukuki sorunların ortaya çıkmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Mal ve hizmet alımlarında tüketicinin hukuki ilişkinin bir tarafı olması ve yaptığı işlemlerin tüketici işlemi olması, tüketicinin özel olarak korunmasını gerektirdiği için bu alanda özel düzenlemelerin yapılmasına sebep olmuştur. Bu çalışma kapsamında; tüketici işlemlerinde mesafenin getirdiği risklerin etkisini azaltan ve tüketicinin mal ve hizmete ilişkin sözleşme kurulmasından sonra da düşünmesine imkan tanıyan cayma hakkı incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde elektronik ticaretin tanımı, elektronik ticarette kullanılan iletişim araçlarının neler olduğu ve elektronik sözleşmelerin hukuki niteliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde elektronik ticarette mesafeli satış sözleşmelerinin tanımı, tarafı ve hukuki niteliğinin kapsamına yer verilmiştir. Son bölümde ise tüketicinin kurduğu sözleşmeden caymasını sağlayacak yasal haklarının neler olduğu ve cayma hakkının sonuçları incelenmiştir.
Türk hukuku bakımından eser sözleşmesinde yaklaşık bedel
Eser sözleşmesi, ifası genellikle zamana yayılan bir sözleşme olduğundan yüklenicinin yapacağı masrafların başlangıçta tam olarak tespit edilmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Bu nedenle eser sözleşmesi çoğu zaman nihai bedelin belirlenmesi şeklinde olan götürü bedel karşılığında değil masraf tahmini yapılarak yaklaşık bedel karşılığında kurulmaktadır. Ancak, yaklaşık bedel üzerinden kurulacak eser sözleşmelerinde yüklenicinin işi almak için masrafları düşük göstermesi veya eseri meydana getirirken göstermesi gereken özeni göstermeyerek masrafların aşırı artmasına sebep olması söz konusu olabilir. Bu nedenle, kanun koyucu yaklaşık bedeldeki aşılmanın iş sahibinin katlanamayacağı oranda aşırı olduğu durumlarda iş sahibini korumak amacıyla TBK madde 482 hükmünü düzenlemiştir. TBK madde 482'de yaklaşık bedelin iş sahibinin kusuru olmaksızın aşırı derecede aşılması halinde, iş sahibine eser tamamlanmadan veya tamamlandıktan sonra sözleşmeden dönme hakkı tanınmıştır. Bunun yanında, ilgili hükmün ikinci fıkrasında, eserin iş sahibinin arsası üzerinde yapılması durumunda, iş sahibine bedelden uygun bir indirim isteme veya eser henüz tamamlanmamışsa yükleniciye uygun bir tazminat ödeyerek sözleşmeyi feshetme hakkı verilmiştir. Çalışmamız üç ana bölümde hazırlanmış olup; ilk bölümde eser sözleşmesinin tanımı, hukuki niteliği ve özellikleri hakkında genel açıklamalara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise eser sözleşmesinde bedelin belirlenme şekilleri ele alınmıştır. Üçüncü ve çalışmamızın esas kısmını oluşturan bölümde ise eser sözleşmesinde yaklaşık bedelin aşırı oranda aşılması ve bu bedele ilişkin iş sahibinin hakları incelenmiştir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin sona ermesi
Arsa sahibi olup da taşınmazını değerlendirmek yahut konut, işyeri gibi ihtiyaçlarını karşılamak isteyen fakat inşaat işleri ile bizzat uğraşmak istemeyen kişiler, arsa paylarını yüklenicilere devrederek, arsa üzerinde bağımsız bölümler inşa edilmesini sağlamaktadır. Taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre, inşa edilen bağımsız bölümler yüklenici ve arsa sahibi arasında paylaşılmaktadır. Bu sayede arsa sahipleri bizzat inşaat işi ile uğraşmadan bağımsız bölüm sahibi olurken, inşaat işinde uzmanlaşmış olan ancak arsa sahibi olmayan yükleniciler de kendilerine düşen bağımsız bölümleri üçüncü kişilere satarak kazanç sağlamaktadırlar. Taraflar arasında kurulan ve uygulamada ortaya çıkan bu isimsiz sözleşme, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesidir. Günümüzde, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar ve davalar önemli bir yer kaplamaktadır. Bu sözleşme ile ilgili özel bir yasal düzenleme bulunmadığından, ortaya çıkan ihtilafların çözümünde hangi hükümlerin uygulanacağı tartışma konusudur. Çalışmamızın birinci bölümünde sözleşmenin tanımı, unsurları, hukuki niteliği, türleri, şekli, uygulanacak hükümlerin tespiti, benzeri sözleşmelerden farkları ile tarafların hakları ve borçlarına yer verilmiştir. İkinci bölümde, borcu sona erdiren sebepler genel hatlarıyla açıklanmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin sona erme sebepleri ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Bu bölümde özellikle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafların tek taraflı irade beyanlarıyla sona ermesine ve tasfiyesine ağırlık verilmiştir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin sona ermesi halinde, sözleşmenin tasfiyesine ilişkin doktrindeki farklı görüşlere gerekçeleriyle birlikte yer verilerek, Yargıtay kararları çerçevesinde makul sonuçlara ulaşmaya çalışılmıştır.
Vekâlet ilişkilerinde vekâlet verenin talimatı ve hukuki sonuçları
Vekâlet ilişkilerinde, vekâlet verenin talimatı ve hukuki sonuçları isimli doktora tezi çalışmasında, vekilin vekâlet sözleşmesinden doğan talimata uyma borcu, tüm yönleriyle incelenmiştir. Tez, giriş ve sonuç bölümleri dışında üç ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci bölümde; vekâlet sözleşmesi hakkında tarihi bilgi, sözleşmenin kurulması ve sona ermesi ile vekâlet sözleşmesi hükümlerinin diğer iş görme sözleşmeleri bakımından uygulanabilirliği incelenmiştir. İkinci bölüm iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısımda vekâlet sözleşmesinde talimat ve vekilin talimata uyma borcu tüm yönleriyle ele alınmıştır. İkinci kısımda ise talimata uyma borcuna aykırılık halinde oluşacak hukuki sonuçlar tüm yönleriyle incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, bazı vekâlet türleri ve özellikleri vekâlet ilişkileri açısından talimata uyma borcu üç ana başlık altında incelenmiştir.
Türk ve İngiliz hukukunda borca aykırı davranılacağının önceden belli olması
Türk Hukuku'nda bir borçlunun ifa zamanı henüz gelmemişken borcunu zamanında ifa etmeyeceği bildirimde bulunması ya da bu durumun kendisinin hal ve tavırlarından anlaşılması halinde alacaklının ne gibi haklara sahip olacağını düzenleyen açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu sorun doktrinde kanunda düzenlenen borca aykırılık türlerine ilişkin hükümlerin bu tür durumlarda uygulanması ya da güven teorisine dayalı çözümler üretilmesi yoluyla çözülmeye çalışılsa da, bu çözüm önerileri bu tez kapsamında detaylı olarak açıklanan sebeplerden dolayı yetersiz kalmaktadır. İngiliz Hukuku'nda ise borca aykırılığın önceden belli olması bu duruma özel kurallar bütünü çerçevesinde çözüme kavuşturulan bir sözleşmeye aykırılık türü olarak düzenlenmiş ve bu tür durumlarda alacaklıya sözleşmeyi ifa zamanı gelmeden sona erdirme hakkı tanınmıştır. Bu tez çalışmasında İngiliz Hukuku'ndaki bu kurallar bütününden esinlenilerek, bu soruna Türk Hukuku'ndaki dürüstlük kuralı ve bu kural ile yakın ilişki içerisinde olan zararı azaltma külfeti çerçevesinde bir çözüm üretilebileceği görüşü açıklanmaktadır. Bu sayede farklı bir bakış açısı getirilerek, Türk Hukuku'ndaki belirsizliğin giderilmesine katkıda bulunmak amaçlanmaktadır.
İş sözleşmesinin sona ermesinin İş Hukuku açısından değerlendirmesi
İş hukukunun en temel konularından olan iş sözleşmeleri, kurulması, devamı ve sona ermesi ile iş hukukunda güncelliğini korumaktadır. İşçi işveren arasında devamlı olarak gelişen ve değişen şartlar iş sözleşmesi üzerinde etkili olmaktadır. Şöyle ki, çalışma açısından iş sözleşmesinin sona ermesinde, işçilerin sendikalar gibi sivil toplum örgütlerinin destekleri ile daha etkin ve güçlü hale gelmesi işçi-işveren arasındaki dengeyi, işçi lehine çevirmektedir.İş sözleşmelerinin sona ermesinde, aynen iş sözleşmesinin kurulmasında olduğu gibi işverenin etkin rol oynadığını söyleyebiliriz. Şöyle ki, iş sözleşmesinde maddi açıdan üst konumda olan işveren, iş sözleşmenin sona ermesinde, başta ücretlerin ve kıdem tazminatının ödenmesi gibi maddi konularda daha etkindir. Ancak, otuz işçi kıstası ile yasalaşan iş güvencesi, bu etkinin azaltılması ve dengenin işçi lehine etki etmesi noktasında ortaya çıkan yeni gelişmelerdir. Getirilen tüm eleştirilere rağmen uzun bir çabanın sonucu olarak hukuk sistemimize girmiş olan iş güvencesi, otuz ve daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde işçilerin iş sözleşmelerinin feshinde geçerli sebebe dayanmak zorunluluğunu getirmiş ve böylece işverene karşı zayıf konumda olan işçinin elini biraz daha güçlendirmiştir. Böylelikle keyfi olarak iş sözleşmelerinin işveren tarafından feshinin de önüne geçilmiştir.İş sözleşmesinin feshi ile işçi lehine ortaya çıkan maddi menfaatlerinde korunması gerekmektedir. Bu kapsamda işçi lehine şartları varsa doğacak olan ücret ve kıdem tazminatı gibi işverenden alacaklı olduğu maddi alacak haklarının da korunması gerekmektedir. Bu açıdan söz konusu hakların ödenmemesi halinde ortaya çıkacak neticeler işçi lehine olarak kanunda ağırlaştırılmış ve işçinin emeğinin karşılığı korunmak istenmiştir. Bu kapsamda işçinin işine son verilmesi halinde bir anda işsiz kalması karşısında işçinin hayat standardını devam ettirebilmesi açısından uygulanmaya çalışılan işsizlik sigortası müessesi uygulamaya konulmuştur.İşçi işveren arasındaki denge kurma ve karşılıklı menfaatleri dengelemesi, ancak tarafların karşılıklı olarak saygı ve sağduyulu gayret ve çabaları neticesi olacaktır. Aksi halde hukuk sisteminin zaman içinde tarafları dengede tutmaya çalışmasının ürünü olan kanunların uygulanması ile ortaya çıkacak bir hukuk düzeni devam edecektir.
Suriye ve Türk iş hukukunda karşılaştırılmalı olarak iş sözleşmesinin feshi ve sonuçları
Antalya Bilim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Özel Hukuk Tezli Yüksek Lisans Programı kapsamında hazırladığım çalışmamın konusu "Suriye ve Türk İş Hukukunda Karşılaştırılmalı Olarak İş Sözleşmesinin Feshi ve Sonuçları" dır. Sözleşmenin bir tarafı olan işçinin, belli bir süre içinde devamlı olarak iş görme yükümlülüğünü yerine getirmesi karşılığında, diğer tarafa (işveren) ücret ödeme borcu yaratan ilişkiye iş sözleşmesi denilmektedir. Sürekli bir borç ilişkisi yaratan iş sözleşmesi, farklı hallerde sona ermekle birlikte uygulamada en çok rastlanan sona erme hali ve en önemlisi fesihtir. Zira karşı tarafın fesih hakkını kötüye kullanarak işçinin iş güvenliğini, işverenin işgücünü ve işyerini koruması açısından pek çok etkiler göstermektedir. İşte, çalışmamızda "İş Sözleşmesinin Feshi ve Sonuçları" konusu, Suriye İş Kanunu ve Türk İş Kanunu açısından ele alınmıştır. Ayrıca, hem Türkiye'de hem de Suriye'de yürürlükte olan iş kanunlarının arasındaki temel farklılıkların netleştirmesine ve açıklamasına yönelik yapılmaktadır. Bu çalışmada; Suriye İş Kanununun genel hükümleri, Suriye ve Türk İş Kanunları bakımından feshin tanımı ve önemi, fesih dışında sona erme nedenleri gibi fesih ile ilgili genel hükümler ve iş sözleşmesinin süreli feshi, derhal fesih ve iş sözleşmesinin sona ermesinin sonuçları başlıklarıyla sınırlı tutularak anlatılmaya çalışılmıştır.
Türk iş hukukuna göre yabancıların iş sözleşmesi yapması
Ülkemiz hem coğrafi konumu bakımından hem de kültürel, etnik yapısı açısından zaman içerisinde çok fazla göç alması sonucu ülkemize gelen yabancılar yaşamlarını idame ettirmeleri için çalışmaya gereksinim duymaktadırlar. Çalışma kavramı, kişilerin yaşamlarının gereksinimlerini devam ettirebilmek için gelir sağlama niyetiyle işler durumda bulunması olarak açıklanabilir. Nitekim çalışma hakkı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın mad 48. uyarınca, "Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir." Anılan maddede geçen herkes kavramı ile çalışma özgürlüğü bakımından Türk vatandaşları ile yabancılar arasında hiçbir ayrım gözetilmemiştir. Ülkeler kendi vatandaşlarına tanımış oldukları hakların bütününü yabancılara da tanırsa yabancıdan da kendi vatandaşının yerine getirmesi gereken yükümlülükleri bekleyeceğinden yabancılar ile kendi vatandaşlarına eşit olarak çalışma hürriyeti tanımamaktadırlar. Bu doğrultuda devletler yabancıların çalışmasıyla ilgili çalışmalarının yasak olduğu meslekler, çalışmaya başlamadan önce çalışma izni almaları gerektiği gibi kimi sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırlamalar yabancılar ile iş sözleşmesinin kurulması, geçerliliği ve sonuçlarını doğurabilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada; öncelikle kimlerin yabancı sayılacağı, Türkiye'ye gelmiş olan yabancıların çalışabilmeleri için icra edeceği mesleğin çalışmasına yasaklanan meslekler arasında yer almaması, çalışabilmeleri için gerekli olan çalışma izinlerinin gerekli mercilerden alınması, gerekli koşulların sağlanmış olması halinde yabancılar ile iş sözleşmesinin yapılması, yabancılık unsuru taşıyan iş sözleşmelerine uygulanacak hukukun tespiti ile gerekli koşulların sağlanması halinde iş sözleşmesinin akıbeti ve sona erme konuları incelenmiştir.
Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından sona erdirilmesi
Gündelik hayatta sürekli olarak karşılaştığımız hukuki işlemlerin başında kira sözleşmeleri gelmektedir. Bu durum kira sözleşmesine ilişkin hukuki düzenlemeleri kişiler açısından önemli hale getirmektedir. Özellikle 20. yüzyılın başından itibaren yaşam koşullarında meydana gelen değişimlere ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak ülke nüfusları, şehir merkezlerinde yoğunlaşmıştır. Söz konusu yoğun nüfusa bağlı olarak özellikle barınma ihtiyacı ve ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesi bağlamında konut ve işyerlerine talep artmıştır. Bu duruma bağlı olarak kişiler arasında kira hukukuna ilişkin birçok hukuki uyuşmazlık ortaya çıkmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda kira sözleşmesi ve kira sözleşmesinin bir türü olan konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri düzenlenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesi Türk Borçlar Kanununun 339. ve 356. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, kira sözleşmesinin zayıf konumunda olan kiracıyı koruyan birçok düzenleme yer almaktadır. Kiracı tarafı koruyan kanuni düzenlemeler daha çok kira sözleşmesinin sona ermesi durumlarında kendisini göstermektedir. Türk Borçlar Kanununda kira sözleşmelerini sona erdiren genel sebepler dışında ayrıca konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine özgü, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesini sona erdiren sebepler kabul edilmiştir. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine özgü, kiraya veren tarafından sözleşmeyi sona erdiren nedenler sözleşmenin bildirim ve dava yoluyla sona erdirilmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Türk Borçlar Kanununda yer alan kanuni düzenlemeler genel olarak değerlendirildiğinde kiraya veren tarafından konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin sona erdirilmesi son derece zor koşullara bağlanmıştır. Çalışmada öncelikle kira sözleşmesi ve konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri genel olarak ele alınmış, daha sonra konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiraya verence sona erdirme sebepleri incelenmiş ve son olarak konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin sona erdirilmesi nedeniyle ortaya çıkan sonuçları ele alınmıştır.
Profesyonel futbolcunun iş ilişkisinin sona ermesi
Profesyonel Futbolcu Sözleşmeleri, profesyonel futbolcularla futbol kulüpleri arasında yapılan sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler, oyuncular ve kulüpler arasındaki istihdam ilişkisi nedeniyle iş sözleşmesi olarak kabul edilir. Ancak futbolcular ile kulüpler arasındaki iş ilişkisi sonsuza dek devam etmez. Sözleşmeler kendiliğinden sona erebilir veya futbolcular ve/veya kulüpler tarafından sonlandırılabilir. Sözleşmenin sona ermesi neticesinde ortaya çıkabilecek bir takım sonuçlar mevcuttur. Oyuncular ve kulüpler arasındaki iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar halinde yetkili yargı mercii ve uygulanacak hukuk, oyuncunun milliyetine ve sözleşmenin taraflarının seçimine göre değişebilir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden hak kazanan üçüncü kişinin hukuki durumu
Çalışmamızın konusu, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden hak kazanan üçüncü kişilerin hukuki durumudur. Çalışmamız üç bölüm altında incelenmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde, üçüncü kişinin kazanımının dayanağını oluşturan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi incelenmiştir. Bu incelemeye dayanılarak, üçüncü kişinin hak kazanım biçimleri tespit edilmiş ve bunların sonuçları değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin sona ermesi durumunun üçüncü kişiler bakımından sonuçları incelenmiştir. İlk olarak, uygulamada sıklıkla görülen yüklenicinin temerrüdü nedeniyle sözleşmenin sona ermesinin sonuçları ve üçüncü kişinin kazanım biçimi de göz önüne alınarak, üçüncükişinin kazanımı sorunu üzerinde durulmuş; ikinci olarak ise ifa imkansızlığının üçüncü kişinin kazanımına etkileri değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde ise, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin şekil koşuluna ve geçersizliğine değinildikten sonra, şekil eksikliği nedeniyle geçersiz sözleşmenin geçerli bir sözleşme gibi sonuç doğurması durumu incelenmiş ve söz konusu durumların üçüncü kişi bakımından sonuçları belirlenmiştir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi Borçlar Kanunu'nda özel olarak düzenlenmiş olan bir sözleşme tipi değildir. Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olan istisna (eser) sözleşmesi ile taşınmaz satım sözleşmesinin unsurlarını barındıran karma nitelikli bir sözleşmedir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde sözleşmenin taraflarından arsa (iş) sahibi arsanın belirli paylarını müteahhide devretmek borcu altına girmekte, müteahhit ise arsa üzerine inşa edeceği binanın belirlenen bağımsız bölümlerini arsa sahibine teslim etme borcunu üstlenmektedir. Dolayısıyla tarafların karşılıklı olarak sözleşmeden doğan hak ve yükümlülükleri mevcuttur. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde eserin ayıplı olması halinde müteahhidin ayıba karşı tekeffül borcu doğar ve arsa sahibi bundan doğan haklarını kullanabilir. İmkansızlık hallerinde sözleşme sona ereceği gibi sözleşmeye aykırı davranan veya edimini ifada temerrüde düşen taraf hakkında edim alacaklısı sözleşmeyi feshedebilir.
Türk İş Hukukunda iş sözleşmelerinin haklı nedene dayanmayan feshi ve sonuçları
Belirli süreli iş sözleşmesi ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımı, türlerine göre iş sözleşmelerinin ayrımının temelidir. 4857 sayılı İş Kanununda da bu temel ayrım yer almaktadır. Zira bu ayrım sözleşmeye uygulanacak kuralların tespiti ve sonuçları bakımından büyük önem taşımaktadır. Kanunlar çerçevesinde ve tarafların iradeleriyle kurulan belirli ve belirsiz iş sözleşmeleri bir takım nedenlerin varlığı durumunda sona ererler. Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmelerinin sona erme nedenleri; tarafların anlaşması (ikale), ölüm, mücbir sebep, belirli sürenin dolması ve fesihtir. Tüm bu sona erme nedenlerinden fesih büyük öneme sahip olup, onun bir türü olan süreli fesih sadece belirsiz süreli iş sözleşmeleri için söz konusudur. Buna karşılık, tarafların anlaşması, mücbir sebep ve haklı nedenle fesih türü ne olursa olsun bütün iş sözleşmeleri için geçerli nedenler olup ortak sona erme nedenleridir. İş sözleşmelerinin sona erme nedenlerinden biri olan fesih, taraflardan birinin tek taraflı irade açıklamasıyla geleceğe yönelik olarak iş akdini sona erdirmesidir. Fesih hüküm ve sonuçlarını doğurma anına göre, "bildirimli(süreli) fesih" ve "bildirimsiz(haklı sebeple) fesih" olmak üzere ikiye ayrılır. Bildirimli fesih, belirli süreli iş sözleşmelerinde başvurulabilen ve sözleşmeyi, İş Kanununda düzenlenen sürelerin geçmesinden sonra sona erdiren irade beyanıdır. Bildirimsiz fesih ise, taraflardan birinin belirli süreli veya belirsiz süreli olan iş sözleşmesini kanunda belirtilen haklı sebeplerden birisi ile derhal sona erdirmesidir. İşçi ve işveren açısından iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshedilebilmesi, ancak kanunun 24. ve 25. maddelerindeki haklı nedenlerin varlığına bağlıdır. Haklı nedenin bulunmaması ya da haklı nedenin varlığının ispat edilememesi halinde yapılan fesih, haklı nedene dayanmayan fesihtir. Haklı nedene dayanan feshin hüküm ve sonuçları ile haklı nedene dayanmayan feshin hüküm ve sonuçları farklıdır. Haklı nedene dayanmayan feshin, işçi veya işveren tarafından yapılmasına göre, feshe konu olan iş sözleşmesinin belirli süreli veya belirsiz süreli iş sözleşmesi olmasına ve işçinin iş güvencesine tabi olup olmamasına göre de sonuçları değişiklik göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İş Sözleşmeleri, Haklı Nedene Dayanmayan Fesih, Fesih, Haksız Fesih.
Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiracıdan kaynaklanan nedenlerle sona ermesi
Türk Borçlar Kanunu'nun 299. maddesine göre kira sözleşmesi, Kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Bu tanım çerçevesinde; insanların, barınma ve korunma güdüsü ve temel ihtiyaçlarını karşılama amacıyla yapmış oldukları konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri önem arz etmektedir. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin bu önemi aynı zamanda uyuşmazlıkların da çokça yaşandığı bir alan olmasına neden olmuştur. Bu nedenle tezimizde konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiracıdan kaynaklanan nedenlerle sona ermesi incelenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri Türk Borçlar Kanunu'nun dördüncü bölümünün ikinci ayrımında yer almaktadır. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin sona erme halleri ise Kanunun 347 ila 352 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tezimizin konusu olan kiracıdan kaynaklanan nedenlerle konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin sona ermesi 352. madde içerisinde düzenlenmekte olup, yasa koyucu üç neden belirlemiştir. Bunlar; tahliye taahhüdü nedeniyle kira sözleşmesinin sona ermesi, iki haklı ihtar nedeniyle kira sözleşmesinin sona ermesi ve kiracı ya da birlikte yaşayan eşe ait konut nedeniyle kira sözleşmesinin sona ermesidir. Tezimizde konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiracıdan kaynaklanan nedenlerle sona ermesi Yargıtay kararları ışığında, doktrinde bulunan farklı görüşler de sunulmak suretiyle incelenmiştir.
Alacaklının temerrüdü ve hukuki sonuçları
Alacaklının temerrüdü, Türk Borçlar Kanunu'nun 106 ilâ 110. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Alacaklının temerrüdünde; alacaklının, taraflar arasındaki sözleşmeye veya hukukî işlemin niteliğine göre yapması gereken bir iş birliği eylemini yapmaktan ve bu kapsamda kendisine gereği gibi önerilen ifa edilebilir nitelikteki bir edimi kabul etmekten haklı olmayan bir nedenle kaçınarak hâlihazırda ifası mümkün olan bir edimin ifasının gecikmesine neden olması söz konusudur. Alacaklının temerrüdü hukukî niteliği itibariyle bir ifa engelidir. Ayrıca; alacaklının, temerrüde düşmesi için kusurlu olması zorunlu değildir. Alacaklının temerrüdünün işlevi, borçlunun borcun ifası için kendi üzerine düşen tüm davranışları gerçekleştirmesine rağmen ifa eylemlerine devam edilmesinin veya ifanın tamamlanmasının, alacaklının iş birliğine bağlı olması durumunda; borçlunun, alacaklının iş birliği olmaksızın borcuyla olan bağını sona erdirebilmesinde görülür. Alacaklı tarafından, borcun gereği gibi ifa edebilmesi için yapılması gereken iş birliği eylemleri, kural olarak sözleşmesel yükümler değil; dava edilemez ödevlerdir. Dolayısıyla alacaklının ödevli olduğu iş birliği eylemini yapmaktan kaçınması, borcun ihlâli değil; sadece bir ödevin ihlâli sonucunu doğurur. Alacaklının ödevli olduğu bir iş birliği eylemini yerine getirmekten kaçınması üzerine; borçlu, alacaklıyı dava yoluyla söz konusu eylemi gerçekleştirmeye zorlayamaz veya alacaklıdan tazminat talep edemez. Buna karşılık alacaklının temerrüdü nedeniyle borcuyla bağlı kalmaya devam eden borçlunun durumu, alacaklının aleyhine olacak şekilde iyileşir. Alacaklının temerrüde düşmesi üzerine borçlunun sorumluluğu önceki döneme göre hafifler ve artık hasar, temerrüde düşen alacaklıya geçer. Alacaklının temerrüdü, borçlunun temerrüdünü ve ödemezlik def'ini dışlar. Alacaklının temerrüde düşmesinden itibaren para borçlarına faiz işlemez. Alacaklının temerrüde düşmesi üzerine borçlu; maddî edimlerde, edim konusunu kural olarak tevdî ederek ve istisnaen satarak; maddî olmayan edimlerde ise sözleşmeden dönerek borcundan kurtulabilir.
Türk ve Cibuti hukukunda borcun sona ermesi
Bu çalışmanın amacı, Türk ve Cibuti borçlar hukuklarını karşılaştırmak suretiyle borcun sona erme nedenlerini incelemektir. Dolayısıyla bu çalışmanın, Türk ve Cibuti hukuklarına göre borcun sona erme sebeplerinin nasıl düzenlendiğine ilişkin karşılaştırmalı bir araştırma olması amaçlanmıştır. Bu araştırmada, borç ilişkisinin sona ermesine ilişkin iki ülke kanunları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konmuştur. Türkiye ile Cibuti arasında ticari alanda sözleşme yapmak isteyen tüzel ya da gerçek kişilerin, bu tezden elde edilen sonuçlardan yararlanmaları hedeflenmiştir. Ayrıca daha önce bu konuda çalışılmamış olması nedeniyle de çalışma konusu önemi artırmaktadır. Tez konusu sosyal bilimlere ilişkin olduğundan dolayı sadece literatür taraması ile çalışma yapılmıştır. Esasen, Türk Borçlar Kanunu ile Cibuti Borçlar Kanunu ele alınmak suretiyle, konu ile ilgi kitaplar, makaleler, yayınlar da incelenmiştir. Sonuç olarak çalışmada, Cibuti Borçlar Hukuku ile Türk Borçlar Hukuku'nun borcun sona ermesi bakımından farklılıklardan daha fazla ortak noktaya sahip oldukları anlaşılmıştır. Cibuti'de ve Türkiye'de bir borç ya da borç ilişkisinin, büyük ölçüde aynı şekilde sona erdiği görülmektedir. Ancak, bilinmesi gereken birkaç temel farklılık vardır. Bu farklılıklardan biri özellikle kendisini zamanaşımı bakımından göstermektedir. Diğer bir farklılık ise kendisini borcun yenilenmesi suretiyle sona ermesinde göstermektedir.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi: Irak ve Türkiye karşılaştırması
Bu tezin birbirine sınır komşusu olan iki ülkenin, Türkiye ve Irak'ın konut ve çatılı işyeri kiralama usulünde birbirlerine benzer noktaları ve farklı yönlerini ortaya çıkarmak amacıyla yazılmıştır. Coğrafi olarak çok yakın olsalar da iki ülkenin hukuk sistemleri farklıdır. Bunun sebebi ise her iki ülkenin başka ülkelerin hukuk sistemlerinden faydalanmış olmasıdır. Örneğin, Türkiye, İsviçre Hukuk Sistemini baz alırken, Irak Fransa'nın hukuk sistemini uygulamaktadır. Türkiye'deki sistemde konut ve işyeri kiralanmasının sonlanması için fesih bildiriminden yararlanılabilir. Buna ek olarak, kiralayanlar dava yoluyla kendi haklarını savunabilirler. Kiralama yapılmadan önce sözleşme kiracı ve kiraya veren arasında kurulur. Kiralamanın sonlanması için bu sözleşme kurallarına göre hareket edilmesi gerekir. Irak'ta uygulanan sistemde ise mülk sahibi, sözleşme kurallarına göre sahip olduğu hakları kullanmakta özgürdür. Her iki ülkenin farklı sistemler uyguluyor olması, sonuçlarında da farklılık göstermesi anlamına gelmektedir. Bu tez iki ülkenin mülk kiralama konusunda kanunlar doğrultusunda uygulanan sistemleri kıyaslamaktadır.
Avukatlık sözleşmesinin sona ermesi halinde vekalet ücreti
Avukat yargının işlevselliği adına önemli bir görev üstlenerek savunma fonksiyonunu yerine getirir. Bu fonksiyonu yerine getirirken bir kamu hizmeti üstlenmiş olur ve yaptığı hizmet karşılığında ücret alır. Ayrıca iş sahibine karşı çeşitli yükümlülükler altına girer. Karşılıklı edimler içeren bu ilişkiyi kapsayan sözleşmeler avukatlık sözleşmeleridir. Avukatlık sözleşmesinde avukatın en önemli edimi hukuki yardımda bulunmak iken iş sahibinin en önemli edimi de ücrettir. Avukat sözleşme sonucu iki tür ücrete hak kazanmaktadır; akdi vekalet ücreti ve yasal vekalet ücreti. Bu çalışmada avukatlık sözleşmesini sona erdiren haller ve bu haller bakımından vekalet ücretinin durumu incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Avukat, avukatlık sözleşmesi, avukatlık ücreti, avukatlık sözleşmesinin sona ermesi.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, Türk hukuk sisteminde önemli bir yeri olan ve sıklıkla tercih edilen bir sözleşme türüdür. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, iki tarafa borç yükleyen, kişisel hak oluşturan ve geçerli olabilmesi noterlerce düzenlenmesi koşuluna bağlı olan sözleşmelerdir. Nüfusun hızlı bir şekilde artması ve buna paralel olarak konut ihtiyacının artması nedeniyle taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri uygulamada daha fazla yapılır hale gelmiştir. Ayrıca inşaat sektöründeki gelişmelere bağlı olarak taşınmaz satış vaadi sözleşmesine olan ihtiyaç artmıştır. Taraflar, henüz kurulması için gerekli olan şartlar oluşmayan taşınmaz satış sözleşmesinin görevini yerine getiriyor olması nedeniyle taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmaktadırlar. Böylece taraflar ileride taşınmaz satış sözleşmesinin yapılmasını güvence altına almaktadırlar. Bu durum tarafların kendilerini güvene alma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ile taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin birlikte yapılmakta olup, bu uygulama sayesinde yüklenicinin nakit ihtiyacı karşılanırken, diğer tarafın taşınmazı uygun fiyata almasını sağlamaktadır.Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, taşınmaz satış sözleşmesinin ön koşulu olan bir sözleşme değildir. Taraflar taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmadan da taşınmaz satış sözleşmesi yapılabilmeleri mümkündür. Bu yönüyle değerlendirildiğinde taşınmaz satış sözleşmesi ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi birbirinden ayrı iki sözleşme türüdür.Bu çalışmada taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin genel çerçevesi ve kuruluş şartları, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davaları, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin sona ermesi konuları mevzuat, doktrin, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay kararları doğrultusunda incelenecektir. Anahtar kelimeler: taşınmazsatış vaadi, noterce düzenleme, iki tarafa borç yükleme.