Kolesterol

54 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Toplam kolesterol, LDL, HDL ve trigliserit seviyelerinin yaşa göre değişiminin değişik regresyon modelleriyle incelenmesi

Bu araştırmada, Turgut Özal Tıp Merkezi kardiyoloji polikliniğine müracaat eden hiperlipidemi hastalarında toplam Kolesterol, LDL, Trigliserit, HDL seviyelerinin değişik regresyon modelleriyle tahmin edilerek, yaşa göre değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, doğrusal ve doğrusal olmayan regresyon modelleri ile analiz yapılmıştır.Doğrusal regresyon modelleri, parametrelerin doğrusal şekilde göründüğü modellerdir. Doğrusal olmayan regresyon modelleri ise, en az bir parametrenin doğrusal olmayan şekilde göründüğü modellerdir.Özellikle sağlık alanında tahmine yönelik kullanılacak bir model ya da yöntemdeki olası hataların yüksek risk taşıyabilecek olması nedeniyle, doğru tahmin çok daha fazla önem kazanmaktadır.Modellerin uyum iyiliği, HKO, bilgi kriterleri ve açıklayıcılık katsayısı değerleri kullanılarak yapılmıştır. Bulunan istatistikler doğrultusunda yorumlar yapılmıştır.

BiyoistatistikDoğrusal olmayan regresyonDoğrusal regresyon+7
Emre Dirican
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbek yetmezliği olan hastalarda lipid parametrelerinin değerlendirilmesi

Kronik böbrek yetmezliği, böbreklerin nefron kütlesinin ilerleyici ve geri dönüşü olmayan dejenerasyonu ile karakterizedir. Son dönem böbrek yetmezliği varılan en son nokta olarak kabul edilir. Bu noktadan itibaren hastanın artık hayatını devam ettirebilmesi için renal replasman tedavilerinden hemodiyaliz, periton diyalizi veya transplantasyondan birinin kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Hemodiyaliz halen dünyada son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde kullanılan en yaygın yöntemdir. Yapılan çalışmalarda etkin bir hemodiyalizin morbidite ve mortaliteyi azalttığı gözlenmiştir. Bu çalışmada kronik böbrek yetersizliği ile hemodiyaliz tedavisi gören hastalarda lipid parametrelerinin etkileri araştırıldı. Çalışma grubumuzu, 12'si erkek toplam 23 diyaliz hastasının kan örnekleri ile yine 12'si erkek toplam 26 sağlıklı grup oluşturdu. Biz bu çalışmamızda üre, kreatinin, trigliserit, kolesterol, HDL kolesterol, LDL kolesterol ve VLDL kolesterol analizlerini tayin ederek kontrol grubumuz ile istatistiki açıdan değerlendirmesini yaptık. Sonuç olarak kolesterol değerlerimiz kontrol grubumuza göre biraz yüksek çıkmakla birlikte istatistiki açıdan bir önemlilik tespit edilemedi. Diğer parametrelerimiz arasında sırasıyla üre, kreatinin, HDL kolesterol değerlerinde (p < 0,0001), LDL kolesterol (p < 0,4552), trigliserit ve VLDL kolesterol (p < 0,020) değerleri arasında istatistiki açıdan önemlilik tespit edilmiştir. Yine yapmış olduğumuz üre-kolesterol ve üre-LDL kolesterol arasında da pozitif bir korelasyon tespit edildi.

Böbrek yetmezliği-kronikDiyalizKolesterol+7
Ali Bozdağ
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Katı ve sıvı yağ tüketiminin plazma lipoprotein fraksiyonları üzerine olan etkilerinin araştırılması

Bu çalışma tereyağı, margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı ve mısırözü yağlarının ateroskleroz riski ve serbest radikallerden etkilenme derecelerini ortaya koymak amacıyla Avian farms türü civcivler üzerinde gerçekleştirildi. Bu amaçla, her bir yağ ve kontrol grubu için 30'ar adet olmak üzere toplam 6 gruptan oluşan sıfır yaş 180 adet civciv alındı. Civcivler 45 gün süre ile beslendi ve bu süre içinde yemlerine %5'ten başlayıp %7'ye varıncaya kadar artan oranda yağ ilave edildi. 45 günlük süre sonunda civcivler kesilerek serumlarında total kolesterol, HDL-kolesterol, HDL2-kolesterol, HDL3-kolesterol LDL-kolesterol ve reaktif oksijen metabolitleri (d-ROM) seviyesi bakıldı. Bütün analizler ticari kitler kullanılarak spektrofotometrik olarak gerçekleştirildi. Sonuçta, tereyağı ile beslenen grupta total kolesterol ve HDL kolesterolün en yüksek, d-ROM seviyesinin ise en düşük olduğu görüldü. Yüksek d-ROM seviyesi okside LDL oluşumu ve dolayısı ile ateroskleroz riskini arttırır. Yüksek HDL-K düzeyi ateroskleroz aleyhine; yüksek kolesterol, düşük HDL2-K ve yüksek d-ROM düzeyleri ateroskleroz lehinedir. Ayrıca yüksek d-ROM düzeyi diğer birçok hastalığın da sebeplerindendir. Bu bulgulardan, tereyağının ihtiva ettiği yüksek kolesterol bakımından diğer yağlara göre daha aterojenik, ancak az okside olması bakımından gerek ateroskleroz ve gerekse diğer hastalıklar yönünden daha faydalı olduğu, HDL2-K bulgularımızdan margarinin de ateroskleroz yönünden önemli bir risk faktörü olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Tereyağı, margarin, ayçiçek yağı, zeytinyağı, mısırözü yağı, T. Kolesterol, HDL-Kolesterol, HDL2-Kolesterol, HDL3-KoIesterol, LDL-Kolesterol, d-ROM.

KolesterolYağlar
Recep Gökçe
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp fakültesi Hastanesine 2010-2022 yılları arasında başvuran human immunodeficiency virus (HIV) ile yaşayan bireylerde metabolik parametrelerin değerlendirilmesi

Antiretroviral tedavideki (ART) gelişmeler HIV enfeksiyonu ile yaşayan bireylerin (HİYB) yaşam beklentisini genel topluma yakın hale getirmiştir. HIV'den etkilenen bireylerde mortalite ve morbidite üzerine olumlu etkileri olan antiretroviral ilaçlar, persistan immun aktivasyon, kronik enflamasyon, yaşam tarzı ve birçok komorbiditenin normal popülasyondan daha sık ve daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Metabolik kemik hastalıklarından osteoporoz, osteopeni, osteomalazi, dislipidemi, diyabet, kardiyak hastalıklar, metabolik sendrom sıklıkla karşımıza çıkan komorbiditelerdir. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji polikliniklerine başvuran HİYB'de metabolik parametrelerinin (karaciğer fonksiyonları, böbrek fonksiyonları, iskelet sistemi) değerlendirilmesi ve kullandıkları antiretroviral ilaçlarla özellikle kan yağlarının, açlık kan şekerinin, böbrek fonksiyon testlerindeki değişimlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 247 hastanın demografik verileri ve sigara, alkol kullanımı gibi alışkanlıkları incelendi. Çalışmamızdaki hastaların yaşları 18 ile 69 arasında değişirken hastaların yaş ortalaması 37,49 (±12,4) olarak tespit edildi. Hastaların büyük bir ksımının erkek (%86.6) ve heteroseksüel (%63.4) olduğu tespit edildi. Kontrol grubu ile yapılan kıyaslamada, HIV taşıyan bireylerde psikiyatrik bozukluk oranı belirgin oranda daha yüksek tespit edildi. Hastaların büyük bir kısmında DEXA skoruna göre osteopeni tespit edilirken yine önemli bir kısmında D vitamini eksikliği mevcuttu. Tanı anındaki böbrek fonksiyon testleri kreatinin ve GFR değerleri ile tedavinin 1., 2. ve 3. yılları karşılaştırıldığında GFR'de istatistiksel olarak anlamlı azalma ve kreatinin değerinde istatisksel olarak anlamlı artış saptandı. Başvuru anındaki HDL, LDL, total kolesterol, trigliserid düzeyleri tedavinin 1., 2. ve 3. yıllardaki değerlerle karşılaştırıldığında anlamlı artış saptandı. Tedavi rejimi TAF içeren hastalarda total kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerinde 1. yılın sonunda istatistiksel olarak anlamlı yükseklik tespit edildi. En sık tercih edilen başlangıç ART rejimi %23.1 ile DTG+TDF/FTC olduğu görüldü. HIV hastalık seyrinde yakından takip edilmesi gereken metabolik parametrelerin belirlenmesi ve özel hasta grupları için tedavinin kişiselleştirilmesine olanak sunmak amaçlanmıştır. HİYB'de yaşam beklentisinin artması ile birlikte yaşlandıkça artan komorbiditelerin ve metabolik yan etkilerin doğru yönetilebilmesi için multidisipliner yaklaşım gereklidir. Anahtar kelimeler: HIV, AIDS, CD4, CD8, Total kolesterol, LDL kolesterol, Antiretroviral Tedavi, HIV RNA

AIDSAntiretroviral ajanlarCD4-CD8 oranı+7
Onur Kalyenci
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bentonit ve bitkisel hammaddeler kullanılarak detoks formülasyonlarının geliştirilmesi

İnsan metabolizmasında yer alan detoksifikasyon enzimleri günlük hayatta sürekli ma-ruz kalınan ksenobiyotik kaynaklı hasar potansiyalini en aza indirgemek için çalışmak-tadır. Metabolizma içerisindeki detoksifikasyon süreçlerinde oluşabilecek yetersizlikler birçok hastalık ile ilişkili olabileceği gibi toksin birikimi sadece bireyler için değil, epi-genetik değişikliklerin kuşaklar arası kalıtımı nedeniyle gelecek nesiller için de tehlikeli olmaktadır. Bu tezin konusu kapsamında detoksifikasyon değerlendirmesi tek boyutlu olarak ele alınmak yerine yapılan müdahalenin kolesterol seviyeleri üzerindeki etkisi de incelendi. İn vivo çalışma öncesinde Swiss albino fareler hiperkolesterolemik yapılarak hem dolaylı olarak bozulmuş detoksifikasyon yanıtı gösteren hem de doğrudan bozul-muş kolesterol değerlerinin elde edildiği çalışma modeli oluşturuldu. Biyoaktif doğal ürünler kaynaklarından bağımsız olarak, etkili doz ve doğru kullanım alanları belirlendiği taktirde her zaman yeni terapötik ajanlar olarak kullanılabilir. Özel-likle birçok bitki ve/veya bileşenleri antioksidan özellikler, hipokolesterolemik etkiler gibi bu çalışma kapsamında yararlanılması istenilen özelliklere sahiptir. İn vivo araştır-mada kullanılmak amacıyla seçilen gıda kalitesindeki bentonit kili, zerdeçal (Curcuma longa L.) ektresi, üzüm (Vitis vinifera L.) çekirdeği ektresi, öğütülmüş keten (Linum usitatissimum L.) tohumu ve öğütülmüş karnıyarık otu (Plantago ovata L.) tohumu için potansiyel etkileri kapsamında geniş literatür taraması yapılmıştır. Bu tezin ana hedefi bitkisel hammaddeler ile bentonitin (özellikle kombinasyon halde) in-vivo bir araştırma sonucunda kolesterol seviyeleri ve detoksifikasyon parametreleri üzerindeki eş zamanlı etkisinden yola çıkarak formülasyon veya nütrasötik tasarlaması ve gelişti-rilmesine öncülük etmekti. İn vivo araştırma öncesinde keten tohumu ve karnıyarık otu tohumunda şişme indisi tayini ve yağ miktar analizi; üzüm çekirdeğinde yağ miktar analizi, zerdeçal ekstresinde kurkumin miktar analizi yapıldı. Ayrıca üzüm çekirdeğinden ekstre elde edildi ve elde edilen ekstrede total fenolik ve flavonoid madde miktar analizi yapıldı. Bu analizlerin bulguları in vivo araştırma sonucunda etki değerlendirmesi yapmak açısından önemliy-di. Kullanılacak hammaddelerin dozları önceki araştırmalar ve raporlar temel alınarak ve insan kullanımlarına eş değer olabilecek şekilde belirlendi. İn vivo araştırma için dokuz adet çalışma grubu oluşturuldu: Kontrol grubu, hiperkolesterolemik grup, referans madde grubu (10 mg/kg Atorvastatin), Grup 1 (60 mg/gün bentonit), Grup 2 (60 mg/gün bentonit + 60 mg/gün gıda bentoniti + 7 mg/gün öğütülmüş keten tohumu + 2,5 mg/gün üzüm çekirdeği ektresi + 2 mg/gün zerdeçal ektresi), Grup 3 (60 mg/gün gıda bentoniti + 7 mg/gün öğütülmüş karnıyarık otu tohumu + 2,5 mg/gün üzüm çekir-deği ektresi + 2 mg/gün zerdeçal ektresi), Grup 4 (60 mg/gün gıda bentoniti + 2,5 mg/gün üzüm çekirdeği ektresi + 2 mg/gün zerdeçal ektresi), Grup 5 (7 mg/gün öğü-tülmüş keten tohumu), Grup 6 (7 mg/gün öğütülmüş karnıyarık otu tohumu). Deney hayvanlarında 30 gün boyunca %1 kolesterol içeren pellet yem uygulaması ile hiperko-lesterolemi oluşturuldu. Test grubunda yer alan farelere (kontrol grubu hariç) eş za-manlı olarak test materyalleri uygulandı. 30 günlük deney süresi sonunda tüm gruplar-daki farelerden kan örnekleri ve karaciğer dokusu alındı. Total kolesterol, yüksek yo-ğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-C), düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C), trigliserit, glukoz, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), malondialdehit (MDA), plazma toplam antioksidan aktivite (TAA), nitrik asit, leptin düzeylerine ve glutatyon (GSH), glutatyon peroksidaz (GPx), lipit peroksidas-yon (LPO), süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) değerlerine bakıldı. Çalışılan test materyallerinden Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'ün yüksek kolesterol diyeti ile besle-nen farelerde serum total kolesterol konsantrasyonunu sırasıyla %64,8, %57,5 ve %48,9 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'te süpe-roksit dismutaz, katalaz, glutatyon ve glutatyon peroksidaz gibi bazı detoksifikasyon parametrelerinin de istatistiksel açıdan anlamlı derecede tersine çevrildiği tespit edilmiş-tir. Sonuç olarak bu çalışmada hiperkolesterolemik grup ile kıyaslandığında hem bazı de-toksifikasyon parametreleri üzerinde hem de serum kolesterol değerlerinde bentonit, üzüm çekirdeği ve zerdeçal ekstresi ile öğütülmüş keten tohumu içeren Grup 2 ve ben-tonit, üzüm çekirdeği ve zerdeçal ekstresi ile öğütülmüş karnıyarık otu tohumu içeren Grup 3'ün in vivo olarak anlamlı etkiler sergilediği gösterildi. Kombinasyonlar kardi-yovasküler hastalık riskini düşürmede olumlu bir etkiye sahiptir, klinik çalışmalar yapı-larak bulgular desteklenebilir ve bu kombinasyonlar kullanırak insan beslenmesine uygun formülasyonlar geliştirilebilir.

BentonitBitkilerBitkiler-tıbbi+7
Rana Turgut
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır+çinko karışımında solungaç karaciğer ve ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri

ÖZ Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır + çinko karışımında solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri, üç seri halinde metallerin tek tek ve karışımları için belirlenen ortam derişimlerinde 1, 7, 15 ve 30 gün olmak üzere dört farklı zaman sürecinde belirlenmiştir. Deney serilerinde, bakır ve çinkonun solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresindeki artışa bağlı olarak artmış, ancak karışımın etkisinin incelendiği seride doku ve organlardaki metal birikimi metallerin tek tek etkisinde saptanan birikimden daha az olmuştur. Bakır, çinko ve bakır + çinko karışımının ayrı ayrı etkisinde solungaç ve karaciğer dokusundaki protein derişimi, belirli bir sürede ortam derişimindeki artışa ve belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresindeki artışa paralel olarak artarken kas dokusunda azalmıştır. Belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması karaciğer ve kas dokularındaki glikojen düzeylerini düşürürken, serum glikoz, total protein ve kolesterol düzeylerini arttırmıştır.

BakırBirikimGlikojen+8
Bedii Cicik
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship of IL 17A, vit-D levels and some biochemical markers with psoriasis and the effect of oral vitamin D supplementation on clinical amelioration of the disease

The aim of the study was to measure vitamin D levels before and after giving specific doses of it. Patients with psoriasis have an imbalance in vitamin D levels, as vitamin D levels have been correlated with the level of disease progression. Psoriasis incidence rates after administration of vitamin D at a dose of 1 month every day 2000 IU, then the second and third month every week 10,000 IU for period a 3-month indicate that the size of the affected area did not expand or stopped expanding. Also in our study, interleukin-17 levels and lipid profile showed some changes, indicating that high levels of vitamin D may reduce inflammation or inflammatory diseases by contributing to immune system activation. There were notable changes in average lipids and the effect was likely caused by changes in vitamin D levels, which play an important role in lipid metabolism. There was also an decrease in calcium levels.

CholesterolPsoriasisVitamin D
Ahmed Najm Abbood Al-malıkı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Estimation of paraoxonase-1 and other parameters in patients with heart disease in Iraq's people

Blood serum samples from Iraqi patients with cardiac disease will be tested for the presence of paraoxonase-1 and another molecule. Paraoxonase-1 and other indicators such as cholesterol, triglyceride, high density lipoprotein HDL, low density lipoprotein vLDL, aspartate aminotransferase AST and alanine aminotransferase ALT, were evaluated in Iraqi patients with heart disease. Heart patients at the Qala'at Salih General Hospital and Cardiac Surgery Center in Maysan, Iraq, will be randomLy selected for the research. After obtaining informed permission, a total of 60 male and female cardiovascular patients aged 20 to 70 years were recruited, with an additional 60 people in the same age range who seemed to be healthy as a control group. Compared to the control group, the findings of a PON-1, HDL investigation showed that the group of patients had lower HDL levels. This suggests that the decreased levels of PON-1 and HDL have a function in cardiac patients, as well. cholesterol, triglycerides, LDL, and very low-density lipoprotein (vLDL) were higher in the patients than in the control group at P= 0.05, which suggests a role in heart disease

PatientsHeart diseasesCholesterol+3
Mohammed Dakhıl Oleıwı Algayyım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The levels of lipid profile (cholesterol, triglyceride) in Iraqi patients with thalassemia and diabetes

This study aimed to determine cholesterol and triglyceride levels in Iraqi thalassemia and diabetic patients. The research comprised 120 individuals with diapetic thalassemia and a similar control group. Both genders, 10 to 45 years old, attend ibn al baladi hospital and al-karama hospital in Baghdad. Study from june to august 2022. Hb, Ferritin, FBS, Cholesterol, and TG were examined in Thalassemia, Thalassemia with DM, and control participants. The findings demonstrated a significant difference in Hb between controls and Thalassemia patients at a 0.05 alfa level, as well as between controls and Thalassemia with DM. Thalassemia and Thalassemia with DM had higher ferritin levels than controls. Fasting blood glucose findings demonstrated a significant difference between Thalassemia and Thalassemia with DM compared to control. Both Thalassemia and Thalassemia with DM had lower cholesterol levels than controls. Both Thalassemia and Thalassemia with DM had lower triglyceride levels than controls. The correlation investigation found substantial associations between FBS, cholesterol, and TG. Using thalassemia patients as a paradigm, and Thalassemia with DM, the connection between FBS, Cholesterol, and TG.

Diabetes mellitusIraqCholesterol+3
Hanan Hasan Madhloom Al Anbagı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the effectiveness of insulin resistance enzyme and some biochemical variables among obese people in Salah Al-Din governorate

The current study was designed for the purpose of evaluating the effectiveness of the insulin-resistant enzyme c-peptide and some other biochemical activities for a group of obese people from Salah El-Din Governorate. Thirty people aged from twenty-five to fifty-five years were selected, twenty of whom suffer from obesity. The patients were divided into two groups, a group aged between twenty-five to thirty-five and a group aged thirty-six to fifty-five, blood samples were drawn from these people and the height of each person was written with The amount of weight and after conducting laboratory tests for these samples, it was found that obesity is a major cause that affects the values of the test for the enzyme resistant enzyme c-peptide, insulin, cholesterol, glucose, triglycerides and very low-density protein, where a clear difference appeared between the laboratory tests of obese people and the control subjects of obesity PV < 0.05. Also, it was found that age has an effect on some biochemical activities, and the values of these tests increase with the increase in age. The results were recorded. In the laboratory, some reasons were mentioned that may affect the increase or decrease of these examinations.

C peptideCholesterolObesity+2
Mohammed Ibrahım Farhan Farhan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

The determination of G6PD enzyme levels and some biochemical parameters in breast cancer patients and computer modeling and in vitro determination of the effects of some molecules on G6PD activity

One of the characteristics of cancerous cells is modified metabolism. The pentose phosphate pathway PPP is an important part of cellular metabolism. The rate-limiting enzyme of the PPP, glucose-6-phosphate dehydrogenase G6PD, is raised in several types of cancer and relates to tumor growth by generating ribose-5-phosphate and NADPH via PPP. The aim of the thesis is to confirm that high level of Glucose 6 Phosphate Dehydrogenase G6PD enzyme and lipid profile in breast cancer patients and how to inhibit the activity of this enzyme as a therapeutic target for cancer. A study involved 45 patients and 45 controls (female). Their ages ranged between 29-57 years old. These patients were registered they have breast cancer at Iraq, AL-Qadisiyah city. G6PD enzyme levels were measured by ELISA when the first and second groups are compared, the differences between the two groups are statistically significant. On the basis of all results, it was concluded that breast cancer patients group have a higher level of G6PD enzyme and higher level of lipid profile in state of healthy group, based on the above results we used some compound to inhibit the activity of G6PD enzyme. This chemical compounds are successed to inhibit the G6PD enzyme activity.

HDLCholesterolLDL+5
Hayder Hameed Kadhım Shubbar
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolesterol düşürücü tedavinin koroner arter bypass cerrahisi sırasında lima mekanik parametrelerine etkisi

Amaç: ASKH bilindiği gibi özellikle koroner arterleri tutan aterosklerotik prosesin bu damarlarda yarattığı daralma veya total oklüzyon sonucu kalp kasının işlev yitirmesi ile karakterize bir klinik durumdur. ASKH'da lipit düşürücü tedavi ve de CABG operasyonu başarılı prosedürler olarak literatürde yerini almıştır. CABG sırasında venöz greftler sıklıkla kullanılmaktadır ancak arteryel greftler özellikle de LİMA ateroskleroza drenci, açık kalım sürelerinin üstünlüğü nedeni ile CABG operasyonlarının vazgeçilmez grefti olarak kardiyovasküler cerrahideki yerini almış durumdadır. Bu amaçla kullanılan statinlerin piyasaya çıktığından bu yana kolesterol düşürücü etkileri yanında pleitropik etkileri adını verdiğimiz kolesterol düşürücü etkilerinden bağımsız etkileri ortaya çıkmıştır. Bu etkilerin birçoğu endotelyal fonksiyonları koruyucu etkilerdir. Biz LİMA üzerindeki olumlu etkileri bulmayı hedeflemekteyiz.Gereç ve yöntem: Çalışmamızda CABG operasyonuna alınacak hastalardan kolesterol düşürücü tedavi olarak yine bir statin olan atorvastatin etken maddeli ilaç kullanan hastaların operasyon sırasında alınan LİMA'nın atık örnekleri üzerinde kasılma ve gevşeme kuvvetlerini araştırdık. Bu amaçla 40 adet atorvastatin kullanan hastanın LİMA örneklerini, 33 adet herhangi bir lipit düşürücü ilaç kullanmayan hastanın LİMA örnekleri ile karşılaştırdık.Bulgular: Guruplar arasında tek başına kasılma ve tek başına kasılma değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulamadık. Ancak her bir hasta için kasılmaya oranla gevşeme yüzdesi hesap edilerek yaptığımız karşılaştırmalı sonuçta atorvastatin kullanan gurupta anlamlı farklılık ortaya çıktı.Sonuç: Atorvastatin kullanan gurupta LDL değerleri de yüksek çıkmasına rağmen elde ettiğimiz bu sonuç bu gurup ilaçların endotelyal etkinliklerinin daha iyi anlaşılmasında yol gösterici olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Atorvastatin, LİMA, CABG, Endotelyal fonksiyon

AtorvastatinCerrahi-kardiyovaskülerEndotelyum+4
İhsan Bayraktar
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır il merkezinde satışa sunulan yumurtaların kolesterol içeriği üzerine bir çalışma

Mevcut çalışma Diyarbakır İl merkezinde satışa sunulan farklı kabuk renk ve tüketiciye sunuş çeşitliliğinde olan yumurtaların yumurta kalitesi ve yumurta sarısı kolosterol konsantrasyonlarını incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada kahverenkli veya beyaz kabuklu olan ve tüketiciye 4 farklı çeşitte sunulan (konvansiyonel, serbest yetiştirme, fonksiyonel ve organik) 80 yumurtanın ağırlık, sarı rengi, sarı ağırlığı, sarı çapı, sarı yüksekliği ve kolesterol konsantrasyonu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar irdelendiğinde, organik sunuş çeşitliliğinde olan kahverenkli yumurtaların diğer sunuş çeşitliliğinde olanlardan daha ağır olduğu (sırasıyla 53.0±4.04 g, 63.4±2.37 g, 57.8±0.60 g ve 65.0±4.84 g) belirlenmiştir. Beyaz renkli yumurtalarda da organik sunuş çeşitliliğinde olanların diğer sunuş çeşitliliğinde olanlara nazaran daha ağır (sırasıyla 51.6±5.50 g, 57.2±1.50 g, 60.6±4.20 g, 61.3±6.04 g) oldukları saptanmıştır. En düşük sarı renk skorlarının kahverenkli ve beyaz renkli yumurtalarda sırasıyla konvansiyonel (7.5±1.47) ve organik (11.7±0.81) sunuş çeşitliliğinde olan yumurtalarda olduğu gözlenmiştir. Kahverenkli yumurtalarda kolesterol konsantrasyonunun en düşük (10.0±1.6 mg/g) konvansiyonel, en yüksek (12.2±3.36 mg/g) organik sunuş çeşitliliğinde sunulan yumurtalarda olduğu belirlenmiştir. Beyaz renkli yumurtalarda ise kolesterol konsantrasyonunun en düşük (10.1±2.20 mg/g) konvensiyonel, en yüksek (13.8±2.81 mg/g) fonksiyonel sunuş çeşitliliğinde bulunan yumurtalarda olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda yumurta kalitesi ve kolesterol konsantrasyonunun yumurta kabuk rengi ve sunuş çeşitliliğine göre farklılık gösterdiği söylenebilir.

KolesterolYumurtalar
İlyas Kıran
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Williamsia marianensis kaynaklı kolesterol oksidazın E. coli'de heterolog ifadesi

En yaygın tedavi protokollerinin sınırlamaları ve sakıncaları vardır. Bu nedenle, etkili tedaviler bulmak birçok araştırmacının amacıdır.Terapötik peptitler, proteinler ve antikorlar dahil olmak üzere geleneksel farmasötiklere göre çok sayıda fayda sunan umut verici bir ilaç sınıfıdır. Williamsia marianensis'ten üretilen Kolesterol oksidaz'ın terapötik faydaları olduğu gösterilmiştir. Yanık ve kulak örnekleri, yara sürüntüleri, balgam ve idrar örnekleri önceden tanımlanmış izolatların geleneksel biyokimyasal tahlillerle tanımlandığını doğrulamak için alındı. Bu çalışmada, bir ekspresyon vektörüne (pET28b) özgü primerler ile PCR kullanarak kolestrol oksidaz genini klonlandı ve IPTG ile tanımladıktan sonra bunu E. coli (BL-21/DE3) Rosetta'da eksprese edildi. Gyncholestrol oksidaz (~500 bp), bir cox dizisi sağlamak üzere dizilendi ve Genscript Corporation, ABD tarafından sentez için gönderildi. Çift kısıtlamalı bir sindirim modeli gösterildi. pET-28a(+) cox-william elde edilen desen iki şeritten oluşmaktadır: bunlardan biri bir taşıyıcı plazmit (4200 bp) idi ve 2800 baz çiftinden oluşan bir iplik, kolesterol oksidaz genini taşıyordu. Sonuç olarak, kolesterol oksidaz geni başarıyla klonlandı ve eksprese edildi. Williamsia marianensis'ten üretilen kolestrol oksidaz, gelecekteki terapötik sonuçlarda kullanılacaktır.

Dizi analiziKolesterolMoleküler klonlama
Alaa Kadhım Shareef
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toksik gazların tespiti için sıvı kristal esaslı sensör geliştirilmesi

Sıvı kristal, kristal bir katı ve izotropik bir sıvının ara maddesi olan bir malzeme fazıdır. Sıvı kristaller çubuk benzeri bir yapıya sahip moleküllerden oluşurlar. Sıvı kristaller termotropik ve liyotropik olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Sıcaklık, manyetik ve elektrik alan, çözücü gibi dış uyaranlardan kolayca etkilenirler. Sıvı kristallerin hızlı tepki vermeleri sensör teknolojilerinde kullanımlarına olanak sağlar. Özellikle kolesterik sıvı kristallerinde sarmal yapının bulunması daha hızlı optik çıktı oluşturmaktadır. Bu bağlamda sıvı kristal malzemelerin optik özelliklerinden yararlanılarak kontrolsüz salınımları gerçekleşen toksik uçucu gazların tespiti için kullanım potansiyeli taşımaktadır. Tez çalışmasının ilk yarısında, polivinil klorür (PVC) polimeri ve dimetiloktadesil[3-(trimetoksisilil)propil]amonyum klorür (DMOAP) yüzey birleştirme ajanıyla cam yüzey kaplama prosesleri yapılmıştır. Bu yüzeyler için termotropik kolesterik faz, mavi faz ve liyotropik kolesterik faz olmak üzere üç farklı sıvı kristal numunesi hazırlanmıştır. Sıvı kristal numuneleri 20 µm kalınlığa sahip ayrı ayrı hazırlanmış PVC ve DMOAP kaplanmış cam hücreler içerisine enjekte edilerek sıvı kristal numunelerinin karakteristik yapıları sıcaklığın bir fonksiyonu olarak polarize optik mikroskop (POM) altında incelenmiştir. Tezin ikinci yarısında, oluşturulan sıvı kristal numuneleri fenol, toluen ve 1,2 dikloropropan toksik uçucu organik çözgenlerin buharlarına dış ortamdan izole bir kutu içerisinde sıcaklığın ve zamanın fonksiyonu olarak maruz bırakılmıştır. İzole ortam SOLIDWORKS® 2020 programıyla tasarlanarak 3B yazıcı aracılığıyla çıktısı alnmıştır. Ortamdan izole kutu içerisine sıvı kristal numuneleri yerleştirilerek dalga boyu değişimleri spektrofotometre vasıtasıyla gözlemlenmiştir. Tezin son aşamasında elde edilen deneysel verilerin bulanık mantık yaklaşımı ile faktör analizi yapılarak sistemin girdi ve çıktıları arasındali ilişki belirlenmiştir. Her bir girdi ve çıktı için üyelik fonksiyonu tanımlanarak sistemin çıkarsama kuralları oluşturulmuştur. Geliştirilen bulanık çıkarsama Matlab ortamında yapılmıştır.

GazlarKolesterolLiyotropik sıvı kristal+2
Berfin Gürboğa
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ceviz iç kabuğunun farklı polaritelerdeki çözücü ekstraktlarının, plazma kolestrol düzeyi ile ilişkili enzim yolağı üzerine etkisinin in vitro olarak araştırılması

Kolesterol, canlıların yapı taşı olan hücrelerdeki işlevselliği bakımından kritik öneme sahip bir moleküldür. Fazlalığı ve azlığı hücre membran yapısında bozunmalara ve hasara sebep olmaktadır. Bunları engellemek için diyetle alınan kolesterol miktarı dengeli tutulmakta, gerekirse tıbbi tedavilere başvurulmaktadır. Ek olarak, halk, doğal ve bitkisel ürünlere de başvurmaktadır. Ceviz iç kabuğunun kolesterol üzerinde etkili olduğu varsayımından yola çıkılarak dizayn edilen bu çalışmada, farklı polaritedeki çözücülerde hazırlanan ceviz iç kabuk ekstraktlarının gaz kromatografisi-kütle spektrometresinde (GC-MS) içerik analizi yapılmış ve 3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A (HMG-KoA) redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisi in vitro olarak araştırılmıştır. 50 ml'lik distile su, metanol, etanol, aseton, hekzan ve siklohekzan çözücülerinde 5 gr ceviz iç kabuk numuneleri yirmidört saat ayrı ayrı bekletilerek ekstrakte edildi. Ayrıca distile suda bir saat kaynatma ile ayrı bir solüsyon hazırlandı. Numuneler helyum mobil fazında ve kademeli sıcaklık artışında GC-MS'te analiz edildi, entegre kütüphane veri tabanı ile tanımlama yapıldı. Her bir ekstraktın 10 mg/mL stok çözeltilerinden seyreltik konsantrasyonlar hazırlandı, HMG-KoA redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisi kolorimetrik olarak çoklu plaka okuyucuda tayin edildi. GC-MS taramasında distile su, etanol metanol ekstraklarında çoklu doymamış yağ asiti, terpen ve fenolik bileşik türevleri, hekzan, siklohekzan ve aseton ekstraktlarında doymuş hidrokarbon (alkan) bileşikleri görüldü. HMG-KoA redüktaz üzerinde %3,2'lik inhibisyon etki asetonlu ekstraktın 2 μg/mL konsantrasyonunda görülürken, kolesterol esteraz üzerindeki %13,6 inhibisyon etki distile suda bir gün bekletilen ekstraktın 67 μg/mL konsantrasyonunda görüldü. Bu tez çalışması ile ceviz iç kabuğu ekstraklarının plazma kolesterol düzeyi ile ilişkili enzim yolaklarında görevli HMG-KoA redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisinin olmadığı in vitro olarak saptanmıştır.

Bitki özütüCevizCeviz kabuğu+3
Neslihan Şirin
Düzce University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Acil Polikliniği'ne başvuran suisid girişiminde bulunan 15 yaş ve üstündeki hastalarda B12, kolesterol düzeyleri ve eser elementlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, Düzce Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Acil Polikliniği'ne başvuran suisid girişiminde bulunan 15 yaş ve üstündeki hastalarda B12, kolesterol düzeyleri ve eser elementlerin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Bu tanımlayıcı ve kesitsel çalışmada, Nisan 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında DÜTF Acil Polikliniğine başvuran 15 yaş üstü 38 suisid ve 28 kontrol alındı. Suisid grubu: 23 kadın, 15 erkek; kontrol grubu: 20 kadın, 8 erkekten oluşmaktaydı. Kontrol grubu ise, DÜTF Aile Hekimliği Polikliniğine check-up yaptırmak için başvuran ve çalışmaya alınma kriterlerine uyan sağlıklı bireylerden seçildi. Çalışmada hastaların klinik ve sosyodemografik verilerin kaydedildiği, araştırıcılar tarafından hazırlanan veri formu ve Hamilton Depresyon Skorlaması (HAM-D) kullanıldı. Suisid ve kontrol grubundan alınan serumdan, kan ve biyokimyasal analizlerin yanı sıra, ICP-MS metodu ile eser element analizi yapıldı. Bulgular: Suisid grubunda BKİ (Beden Kitle İndeksi) ortalama 22.9 iken, kontrol grubunda BKİ: 26.4 ölçüldü (p=0.044). Sigara (paket-yıl olarak) kullanımında da suisid grubunda anlamlı derecede fazla kullanım saptandı (p=0,042). Suisid ve Kontrol grubunda medeni durum dağılımı açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,071). Bakılan değerler arasında suisid grubunun ölçülen Cr (Krom), Co (Kobalt), Ni (Nikel), Cu (Bakır), Zn (Çinko), Se (Selenyum), Rh (Rodyum), Pd (Palladyum) değerleri, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı (Cr için p=0,000; Co için p=0,000; Ni için p=0,015; Cu için p:0,031; Zn için p=0,002; Se için p=0,042). Suisid grubunda Vitamin B12 düzeyleri kontrol grubundan daha düşük bulundu (p=0,044) HAMD skorları ile Vitamin B12 arasında zayıf negatif korelasyon (r=-0,287; p=0,019) bulunmaktaydı. HAM-D skorları ile 105Pd (Pd: Palladyum) arasında güçlü negatif korelasyon (r=-0,542; p=0,003) bulunmaktaydı. HAM-D skorları ile 66Zn (serum çinko) arasında orta düzeyde negatif korelasyon (r=-0,368; p=0,003) bulunmaktaydı. Sonuç: Çalışmamızda sonuç olarak, HAMD*DUL+1 MINOR (HAM-D Skoru>15 ve dul olmak:1 majör kriter; LDL<90 ya da Vit. B12<200: 1 minör kriter) olarak öngördüğümüz tarama testinin, spesifitesi: %89, pozitif prediktif değeri: %90, sensitivitesi: %78, negatif prediktif değeri: %75'tir ve suisid grubu için bir tarama testi olarak öngörülebilir. HAM-D skorları ile serum 105Pd ve 66Zn düzeyleri arasında negatif korelasyonlar bulunması da suisidler açısından dikkat çekici bir bulgu olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Suisid, Serum kolesterol, B12 Vitamini, Eser Element

Acil servis-hastaneDepresyonErgenler+5
Osman Karakılıç
Düzce University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Keban baraj gölü Aydıncık (Elazığ) bölgesinden temin edilen Capoeta trutta, Luciobarbus mystaceus ve Luciobarbus esocinus'un yağ asitleri kompozisyonu, kolesterol ve yağda eriyen vitamin düzeylerinin belirlenmesi

Bu yüksek lisans tezinde, Keban Baraj Gölü, Aydıncık bölgesinde yaşayan ve ekonomik olarak avcılıkları yapılan Luciobarbus esocinus, Capoeta trutta ve Luciobarbus mystaceus tatlı su balıklarında kas dokusunda yağ asitleri kompozisyonu, n-3/n-6 yağ asidi oranı, kolesterol ve yağda eriyen vitamin düzeyleri araştırıldı. Yağ asidi metil esterleri gaz kromatografisinde, kolesterol ve yağda eriyen vitamin düzeyleri ise yüksek performanslı sıvı kromatografi cihazı (HPLC) ile analiz edildi. Analizler için her balık türünden altı adet kullanıldı. Doymuş yağ asitleri (SFA) içerisinde, palmitik asitin (C16:0) en yüksek miktarda olduğu belirlenirken C. trutta ve L. mystaceus türlerinde palmitik asit (C16:0) sırasıyla %18,07, %19,39 olarak belirlendi ve aralarındaki farkın istatistisel olarak önemli olmadığı göürüldü (P>0,05). Tekli doymamış yağ asitleri (MUFA) içerisinde oleik asit (C18:1 n-9) ve palmitoleik asitin (C16:1 n-7) en yüksek miktarda olduğu bulundu. Total MUFA miktarı (%) L. esocinus, C. trutta ve L. Mystaceus türlerinde sırasıyla 33,93, 24,57 ve 31,75 olarak belirlendi. Çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) içerisinde ise eikosapentaenoik asit (EPA, C20:5n-3) Capoeta trutta'da diğer balık türlerine göre istatistiksel olarak önemli düzeyde (P<0,05) yüksek bulunurken (%14,84) dokosahekzanoik asit (DHA, C22:6n-3) miktarı en yüksek düzeyde L. mystaceus'da belirlendi (%20,43). Total n-3/n-6 PUFA oranının en yüksek düzeyi %4,64 ile C. trutta için belirlenirken n-3 serisi yağ asitlerinden EPA ve DHA toplamının da %31,74 ile C. trutta türünde istatistiksel olarak önemli düzeyde diğer türlerden yüksek olduğu belirlendi (P<0,05). Diğer taraftan, araşidonik asit bakımından türler arasında istatistiksel olarak fark görülmedi (P>0,05). Türlerin yağda eriyen vitamin ve kolesterol düzeyleri karşılaştırıldığında δ-tokopherol, α- tokopherol, D3, K1, K2 ve kolesterol miktarları aralarındaki farkın türler arasında istatistiksel olarak önemli farklılık göstermediği görüldü (P>0,05). Vitamin D2 ve retinol miktarlarının (sırasıyla; 5,22μg/g ve 3,66 μg/g) L. mystaceus türünde diğer türlerden daha yüksek düzeyde olduğu gözlemlendi. Sonuç olarak, bu tez çalışması Keban Baraj Gölü Aydıncık bölgesinde yaşayan L. esocinus, C. trutta ve L. mystaceus türlerinin yağ asitleri, n-3/n-6 PUFA, PUFA/SFA oranı, vitamin miktarları ve kolesterol bakımından değerli bir besin kaynağı olduğunu gösterdi.

Doymuş yağ asitleriKolesterolTatlı su balıkları+2
Enes Vanlı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı kanser hücre hatlarında glukoz, glutamin ve kolesterol kısıtlamalarına duyarlılığın araştırılması

Kanser metabolizması son yıllarda yeni anti-kanser tedavilerin geliştirilebilmesi adına önemli bir araştırma konusu olmuştur. Kanser hücrelerinin hızla çoğalan hücreler olmaları besin ihtiyaçlarını artırmaktadır. Glukoz, glutamin ve kolesterol metabolizmaları kanser gelişiminde ve tümör büyümesinde önemli rol oynamaktadır. Çalışmamızın temelini oluşturan ön veriler, YÖK Doktora araştırma bursu kapsamında 1 yıl süre ile görevlendirildiğim Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan Whitehead Enstitüsünde, Dr. Kıvanç BİRSOY'un danışmanlığında yaptığım çalışmalardan 29 farklı hücre hattının glukoz, glutamin ve kolesterol besin kısıtlamalarına duyarlılıklarının araştırılmasından elde edilmiştir. Bu çalışmalarımız kapsamında hücreler besin kısıtlamalarına gösterdikleri dirence göre duyarlı veya dirençli olarak sınıflandırılmıştır. Bu tez çalışmasının amacı ise yurt dışında yaptığım çalışmalarla besin duyarlılıkları test edilen kanser hücre hatlarının, besin eksikliğine karşı gösterdikleri direncin moleküler mekanizmasının anlaşılmasına katkı sağlayabilecek genetik varyasyonların in silico analizler kullanılarak belirlenmesi ve elde edilen bu verilerin literatür eşliğinde tartışılmasıdır. Çalışmalarımız sonucunda, SS18L1 gen mutasyonlarının kanser hücrelerinin glukoz duyarlılığında, LRP1 gen mutasyonlarının ise kanser hücrelerinin kolesterole olan bağımlılıklarında rolü olabileceğine dair bulgular elde ettik. Glutamin kısıtlaması için duyarlı veya dirençli bulunan hücreler arasında farklı genetik değişimler tespit edilemedi. LRP1 ve SS18L1 gen mutasyonlarının hücre metabolizmasındaki rolleri ileri çalışmalarla doğrulanmalıdır. Bu nedenle bulgularımız gen mutasyonlarının kanser hücre metabolizmasındaki etkilerini araştırmak adına yapacağımız ileri ki çalışmalara destek olacak niteliktedir.

GlükozHücre dizisiKolesterol+3
Burcu Yücel
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde kardiyovasküler hastalık riskinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı erişkinlerde kardiyovasküler hastalık (KVH) risk faktörlerini tespit etmek ve kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Kasım 2016 ile Mayıs 2017 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda kesitsel olarak yapıldı. Farabi Hastanesi aile hekimliği polikliniğine başvuran 40-70 yaş aralığındaki 155 gönüllü katılımcının onamları alındıktan sonra sosyodemografik ve tıbbi bilgiler anketi yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulandı. Katılımcıların ağırlık, boy, bel çevresi ve kan basıncı ölçümleri yapıldı. Ayrıca hastanemizde çalışılmış glukoz ve kolesterol değerleri kaydedildi. Bütün bu veriler ışığında bireylerin kardiyovasküler risk faktörleri ve SCORE risk belirleme sistemi kullanılarak KVH riskleri değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 50,3±7,5 yıldı. Bunların %20,6'sı (n=32) erkek, %79,4'ü (n=123) kadındı. Kardiyovasküler risk düzeyleri açısından katılımcıların %17,4'ü (n=27) düşük riskli, %47,7'si (n=74) orta riskli, %24,5'i (n=38) yüksek riskli, %10,3'ü (n=16) çok yüksek riskli idi. Cinsiyete göre kardiyovasküler risk düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0,111). Katılımcıların eğitim durumu, çalışma durumu, yaşadığı yer, fiziksel aktivite durumu, ailede erken yaşta KVH öyküsü olup olmaması ile kardiyovasküler risk düzeyleri ve skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda katılımcıların KVH açısından yaklaşık yarısının orta derecede, üçte birinin de yüksek veya çok yüksek derecede riskli olduğunu belirledik. Bu bulgular KVH'lerin ne derece önemli bir sağlık sorunu olduğunu göstermektedir. Bu hastalıkların önlenmesi amacıyla SCORE gibi risk tahmini sistemleri kullanılarak, periyodik sağlık taramalarıyla öngörülebilir riskleri belirlemek ve gerekli önlemleri almak akılcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler hastalık, risk değerlendirmesi, SCORE risk tahmini sistemi, hipertansiyon, sigara, kolesterol, metabolik sendrom

EuroSCORE skorlama sistemiHipertansiyonKardiyovasküler hastalıklar+5
Ahmet Eray
Karadeniz Technical University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Civanperçemi (Achillea millefolium), alıç (Crataegus monogyna) ve böğürtlen (Rubus discolor)'in toplam antioksidan aktivitelerinin belirlenmesi ve oksidatif stres oluşturulmuş ratlarda bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmada, Rubus discolor, Achillea millefolium, Crataegus monogyna'nın su ve etanol ekstrelerinin in vitro şartlarda antioksidan özellikleri araştırıldı. En yüksek in vitro antioksidan özelliğe sahip R. discolor çiçek su ekstresi verilen sıçanlarda lipid peroksidasyon (LPO), yağ asidi düzeyi, lipofilik vitamin değerleri, protein ve glutatyon miktarları ile kolesterol düzeyleri ölçüldü. Bu amaçla kontrol, H2O2 reaktifi ve Rubus discolor ekstrelerini içeren gruplar ile bunların kombinasyonları kullanıldı.Ekstrelerin in vitro antioksidan ve antiradikal aktivitelerini belirlemek için toplam antioksidan aktivite, 2,2´-azinobis (3-etilbenztiyoazolin-6-sülfonik asit) (ABTS) radikal giderme aktivitesi, 2,2-difenil-1-pikril-hidrazil (DPPH?) serbest radikal giderme aktivitesi, indirgeme kuvveti, süperoksit anyon radikali (O2?-) giderme aktivitesi, hidrojen peroksit giderme aktivitesi, FRAP testi ve metal şelatlama aktiviteleri ayrı ayrı çalışıldı. Buna ilaveten ekstrelerin toplam fenolik bileşikleri pirokatekol ve kuersetin miktarı olarak belirlendi. Ekstrelerin -özellikle R. discolor (böğürtlen) ekstresinin- etkili bir antioksidan özelliğe sahip olduğu saptandı.Çalışma sonuçlarımıza göre, in vivo ortamda H2O2 uygulanan gruplarda LPO'nun arttığı, GSH ve toplam protein miktarlarının azaldığı belirlenmiş, bitki ekstresi verilen gruplarda LPO'nun azaldığı veya önlendiği, GSH ve toplam protein miktarlarının ise arttığı veya korunduğu tespit edilmiştir. Lipofilik vitaminler ve kolesterol seviyelerinin ise bitki ekstresi verilen gruplarda belirgin şekilde etkilendiği gözlenmiştir. Bitki ekstresinin yağ asidi metabolizmasında görevli önemli enzimlerin substratları olan bazı önemli yağ asitlerinin miktarlarını belirgin şekilde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca, bitki ekstresi verilen gruplarda GSH-Px ve SOD enzim miktarlarının arttığı gözlenmiştir.Sonuç olarak A. millefolium, C. monogyna ve R. discolor bitkilerinin etkili birer antioksidan kaynağı oldukları ve R. discolor çiçek ekstrelerinin de in vivo ortamda etkili oldukları söylenebilir.

AlıçAntioksidanlarBöğürtlen+4
Serhat Keser
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı besinlerle beslenen Anser anser (Linneaus, 1758)'in kas ve karaciğer dokularında bazı biyokimyasal parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi

Bu çalışmada, Kars ilinde yetiştirilen kazların farklı besinlerle (arpa, buğday, çavdar ve mısır) beslenmesi sonucu kas ve karaciğer dokusunda oluşan bazı biyokimyasal parametrelerdeki değişimler araştırıldı. Çalışmada yağ asidi düzeyi, lipofilik vitamin değerleri, total protein ve glutatyon miktarları, lipit peroksidasyon (LPO) değerleri ile kolesterol düzeyleri ölçüldü. Bu amaçla standart besinle beslenen kontrol grubu ile farklı besinler ile beslenen gruplar kullanıldı.Bulgularımızda karaciğer ait gruplarda, buğday ile beslenen grupdaki LPO miktarı, kontrol grubu ile kıyaslanmasında farklılık bulunmazken (p>0.05), diğer gruplarda azaldığı belirlendi (p<0.0001). Taze but, sırt, göğüs kasları ile kurutulmuş dokularda da azaldığı belirlendi. Ayrıca ısı stresinin önemli derecede lipit peroksidasyonunu artırdığı saptandı.GSH miktarının karaciğerin tüm gruplarında arttığı gözlenirken, taze kas dokularında kontrol grubuna göre azalma olduğu görüldü. Kurutulmuş dokuların 1. ayında GSH miktarı arpa ile buğday gruplarında diğer besin gruplarına göre yüksek bulundu (p<0.0001). Kurutulmuş dokuların 2. ve 7. aylarında tüm gruplarda GSH miktarının arttığı tespit edildi.Protein miktarı bakımından karaciğer dokusunun, kontrol grubu ile karşılaştırılmasında çavdar ve mısır ile beslenen gruplarda önemli bir artış kaydedildi (p<0.001). Aynı grupların taze ve kurutulmuş kas dokularında da protein miktarlarının belirgin düzeyde yüksek olduğu gözlendi (p<0.0001).Karaciğer dokusunun yağ asit bileşimi içinde palmitik (16:0), araşidonik (20:4n?6) ve dokosahekzaenoik (22:6n?3) asitlerin, kurutulmuş dokularda ise belirtilen yağ asitlerinin yanı sıra stearik (18:0), oleik (18:1) ve linoleik (18:2n?6) asitlerin miktarlarında kontrol grubuna göre farklı oranlarda azalmalar saptandı.Kolesterol düzeyi karaciğer dokusunda tüm gruplarda yüksek bulunduğu halde (p<0.0001) taze ve kurutulmuş dokularda zamanın etkisiyle beraber miktarlarının giderek azaldığı gözlendi.Sonuç olarak, düşük kolesterol ve oldukça yüksek orandaki doymamış yağ asitlerine sahip olması nedeniyle kaz eti insan diyetinin değerli bir parçası olarak kullanılmalıdır.Besleme deneyi sonucunda karaciğerde en fazla yağlanma oluşturan besinin mısır olduğu, bunu sırasıyla çavdar, buğday ve arpanın takip ettiği belirlendi. Bulgularımıza göre çavdar ve mısırın beraber verildiğinde yüksek kaliteli bir zoraki besleme içeriği olarak kullanabileceği önerilir.

GlütatyonKaraciğerKas-düz-vasküler+7
Serpil Kalaycı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bısfenol A toksikasyonuna maruz kalan erkek yeni zelanda tavşanlarında punikalajin uygulamalarının serum antioksidan seviyeleri ve üreme ile ilgili bazı hormonlar üzerine etkileri

Bisfenol A'ya (BPA) maruz kalan erkek Yeni Zelanda tavşanlarında, güçlü antioksidan özellikleri ile bilinen punikalajinin (PUN), bazı dokulardaki oksidan-antioksidan enzimler, kandaki bazı biyokimyasal parametreler ve bazı hormonlar üzerine olası etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 24 erkek tavşan 2 hafta süresince laboratuvar koşullarına alıştırıldı. Daha sonra, her grupta 6 tavşan olacak şekilde rastgele 4 gruba ayrılan tavşanlarda deneysel çalışmalara başlandı. Kontrol grubundaki (KONT) erkek tavşanlara mısır yağı ve musluk suyu verildi. BPA grubunda bulunan tavşanlara mısır yağı içerisinde 20 mg/kg BPA ve musluk suyu verildi. PUN grubundaki tavşanlara mısır yağı ve musluk suyu içerisinde 2 mg/kg PUN uygulandı. Son grupta bulunan tavşanlara ise sırasıyla mısır yağı içerisinde 20 mg/kg BPA ve musluk suyu içerisinde 2 mg/kg PUN verildi. Toplam 9 hafta boyunca günlük olarak oral gavaj yoluyla yapılan uyulamalar süresince tavşanlar haftada bir kez tartılarak uygulama dozları ayarlandı. Çalışmanın son gününde 12 saat aç bırakılan tavşanların kulak arterlerinden kan alınarak bazı hormon ve biyokimyasal parametrelerin analizi için kullanıldı. Daha sonra ötenazi yapılan tavşanların iç organları fosfat tamponlu salin (PBS) ile yıkandıktan sonra oksidan-antioksidan parametreler ölçülünceye kadar -80 oC'de bekletildi. İstatistiksel analiz için PROC GLM prosedürü kullanıldı. Gruplararası farklılıklar için ise Dunnet testi yapıldı. Analizler neticesinde; kan serum inhibin, FSH, LH, FSH/LH oranı, FSH/inhibin oranı plazma, Mg, P, Ca, Na, K, bilirubin, albümin ve toplam plazma protein seviyelerinde gruplar arasında herhangi bir istatistiki farka rastlanmadı (P>0,1). Benzer bir şekilde gruplar arasındaki plazma, karaciğer ve böbrek glutatyon peroksidaz değerleri de önemsiz bulundu (P>0,1). Fakat, BPA uygulamaları serum kolesterol, LDL, HDL, amilaz, lipaz, CRP, GGT seviyelerini olumsuz etkiledi (P<0,05). Ayrıca BPA'nın plazma, testis, karaciğer ve böbrek malonildialdehit seviyelerini yükseltirken, katalaz ve süperoksit dismütaz seviyelerini düşürdü (P<0,05). BPA ile birlikte uygulanan PUN tedavisinin ise bu parametrelerde önemli ölçüde iyileşmeye sebep olduğu gözlendi. Elde edilen değerler, BPA'nın erkek tavşanlarda yol açtığı olumsuz etkilerin PUN tarafından önemli ölçüde düzeltilebileceğini gösterdi. Anahtar kelimeler: Kolesterol, Oksidan-Antioksidan enzimler, Polifenoller, Toksikasyon, Üreme hormonları

AntioksidanlarBisfenol AEnzimler+7
Gülşah Candan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Munzur çayı (Tunceli)'ndan yakalanan Salmo trutta macrostigma (Dumeril, 1858)'nın gonadlarında yağ asitleri, kolesterol ve yağda eriyen vitamin düzeylerinin araştırılması

Bu çalışmada, Munzur Çayı (Tunceli)?ndan Eylül 2010 ile Şubat 2011 tarihleri arasında yakalanan Salmo trutta macrostigma (Dumeril, 1858)nın gonadlarında üreme dönemi öncesinde (Eylül-Ekim), üreme döneminde (Kasım-Aralık) ve üreme dönemi sonrasındaki (Ocak-Şubat) yağ asitleri, kolesterol ve yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E ve K) düzeyleri araştırıldı. Serpme ağı kullanılarak yakalanan balıklar (ortalama ağırlığı 149,8 (89,35-429,0) g ve ortalama total boyu 23,39 (20,13-32,0) cm olan toplam 200 adet S. t. macrostigma) buz içerisinde taşınarak Fırat Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi?ne getirildi ve ağırlıkları tartılıp boyları ölçüldü. Gonadların (ovaryum ve testis) ağırlığı gonadosomatik indeks değerinin hesaplanması için tartıldı. Daha sonra, gonadlardan kimyasal analizler için doku örnekleri alındı. Balıkların omurlardaki yaş halkaları sayılarak yaşları belirlendi. Bulgular; doymuş yağ asitleri arasında en yüksek değere stearik asidin sahip olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, bulgular stearik asidin üreme dönemi öncesi, üreme dönemi ve sonrası değerleri arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak önemsiz (P>0,05) olduğunu gösterdi. Tekli doymamış yağ asitleri arasında palmitoleik asidin en baskın olan yağ asidi olduğu belirlendi. Palmitoleik asidin üreme dönemi öncesi ve sonrası değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P>0,05); üreme dönemi öncesi ve üreme dönemi arasında ise önemli (P<0,05) olduğu bulundu. Diğer taraftan bulgular çoklu doymamış yağ asitleri içinde eikosapentaenoik ve dokosaheksaenoik yağ asitlerinin baskın olarak bulunduğunu gösterdi. Üreme dönemi öncesi, üreme dönemi ve sonrasına ait eikosapentaenoik asit değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P>0,05) olduğu belirlendi. Dokosaheksaenoik asidin üreme dönemi ve sonrası değerleri arasındaki farklılıkların önemli (P<0,05), üreme dönemi öncesi ve üreme dönemi arasında ise önemsiz (P>0,05) olduğu tespit edildi. Yağda eriyen vitaminler bakımından en yüksek değer ?-tokoferolde görüldü. Üreme dönemi öncesi ve üreme dönemindeki -tokoferol değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P?0,05); üreme dönemi ve sonrasında ise önemli (P?0,05) olduğu belirlendi. Üreme dönemi ve sonrasında kolesterol değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P?0,05); üreme dönemi öncesi ve üreme dönemi arasındaki farklılıkların ise önemli (P?0,05) olduğu görüldü.

AlabalıklarGonadlarKolesterol+6
Esin Bağcı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00

Related subjects