Well-being
96 theses under this subject heading
Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda uyku kalitesi ve depresyonun iyilik durumu üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM)'li hastalarda uyku kalitesi ve depresyonun iyilik durumuna etkisini araştırmaktır. Yöntem: 01 Nisan 2019- 30 Haziran 2019 içerisinde Aile sağlığı merkezlerine başvuran son bir ay içerisinde kan tetkiki yapılmış olan Tip 2 Diyabet tanılı hastalar ile gerçekleştirildi. Hastalara iki aşamalı anket çalışması uygulandı. Anketin ilk kısmında demografik ve klinik özellikler, ikinci kısımda ise Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ), WHO-5 İyilik Durumu indeksi ve Beck depresyon ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Analiz için SPSS 21 paket programı kullanıldı ve p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 56,25 yıl olup 79 (%53)'u kadındı. Kadın hastaların BDÖ skoru yüksek saptandı (p=0,025). Yaş, medeni hal, eğitim, sigara, takip yeri, takip süresi, diyet, DM süresi, insülin kullanma süresi, açlık kan şekeri ve HbA1c düzeyini, HT ve HT dışı kronik hastalık varlığının; WHO 5 iyilik durumu, BDÖ ve PUKİ skoru ile arasında ilişki saptanmadı. Çalışılan meslek ile kategorize edilmiş BDÖ skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,045). Gelir düzeyi ile PUKI arasındaki ilişki, gelir düzeyi arttıkça PUKİ skorunun "Kötü" kategorizasyonunda artış olması yönündeydi (p=0,024). Hastalarımızın VKI ortalaması 29,94±4,85 kg/m2 (min:19,7 kg/m2–mak:47,6 kg/m2) olarak saptandı. VKİ'nin BDÖ (r=0,112; p=0,175) ve PUKİ (r=0,172; p=0,036) skoru arasında pozitif yönlü korelasyon saptandı. Tedavi şekli ve uyku kalitesi arasında ilişki istatistiksel olarak anlamlı olup OAD alan ile OAD ve insülini beraber alan hastaların uyku kalitesi anlamlı olarak daha kötüydü (p=0,008). Uyku ilacı kullanan hastaların BDÖ depresyon skoru anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,007). Aynı zamanda bu hastaların uyku kalitesinin anlamlı olarak kötü olduğu saptandı (p=0,003). Retinopati gelişen hastaların BDÖ skorları anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,003). Nöropati gelişen hastaların uyku kalitesinin kötü olduğu istatistiksel xi olarak anlamlı bulundu (p=0,028). Uyku ilacı kullanan hastaların BDÖ skoru yüksek (p=0,007) ve uyku kalitesi anlamlı olarak bozuktu (p=0,003). BDÖ ile WHO 5 indeksi skorları arasında negatif korelasyon saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu (r=-0,344; p=0,001). PUKI ile WHO 5 indeksi skorları arasında da istatistiksel olarak anlamlı olan negatif korelasyon saptandı (r=-0,288; p=0,001). Sonuçlar: DM'de gerek hastalığın kendisi gerekse yol açtığı komplikasyonlar hastalarda depresyon, iyilik hali ve uyku kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Depresyon, İyilik durumu, Uyku kalitesi
İyilik Hali Yıldızı Psiko-Eğitim Programının iyilik hali ve psikolojik belirti düzeyleri üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, araştırma kapsamında geliştirilen 10 oturumluk İyilik Hali Yıldızı Psiko-eğitim Programının (İHY-PEP) üniversite öğrencilerinin iyilik hali (genel, fiziksel, duygusal, sosyal, bilişsel ve yaşamı anlamlandırma ve hedef odaklı olma iyilik hali) ve psikolojik belirti düzeyleri üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu amaçla deney, plasebo ve kontrol gruplu ön-test, son-test ve izleme ölçümlü 3x3'lük deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmaya her grupta 12 öğrenci ile başlanmış olup denek kayıpları sonucunda deney grubunda 11 (6 kadın, 5 erkek), plasebo grubunda 9 (5 kadın, 4 erkek) ve kontrol grubunda 11 (5 kadın, 6 erkek) olmak üzere araştırma toplam 31 üniversite öğrencisi ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri İyilik Hali Yıldızı Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Kişisel Bilgi Anketi aracılığıyla toplanmıştır. Ayrıca araştırmada odak grup görüşmesi ile nitel veriler de toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen nicel bulgular İHY-PEP'nin üniversite öğrencilerinin iyilik hali düzeylerini artırmada anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Ancak izleme ölçümlerinin ardından deney grubu öğrencilerinin altısının katılımı ile gerçekleştirilen odak grup görüşmesinden elde edilen nitel bulgular öğrencilerin duygularını tanıma, duygularını ifade etme, duygularını kontrol etme, empatik olma, arkadaşlık ilişkilerini geliştirme, zihinsel aktivitelerde bulunma, güçlü ve zayıf yönlerini fark etme, düzenli beslenme, düzenli uyuma ve düzenli spor yapma konularında yeni beceriler kazandıklarına ilişkin görüşlere sahip olduklarını göstermiştir. Bunun yanında, öğrencilerin iyilik hallerini derecelendirdikleri iyilik hali yıldızlarından elde edilen bilgiler de İHY-PEP'nin üniversite öğrencilerinin iyilik hallerinin geliştirilmesinde etkili olduğuna işaret etmiştir. Ayrıca, araştırmanın nicel bulgularına göre İHY-PEP'nin üniversite öğrencilerinin psikolojik belirti düzeylerini düşürmede etkili olduğu ve bu etkinin izleme sürecinde de devam ettiği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: İyilik hali, Psikolojik belirtiler, Psiko-eğitim, İyilik hali yıldızı modeli.
Üniversite öğrencilerinde kimlik duygusu, dini yönelim ve psikolojik iyi oluş
Bu çalışmada kimlik duygusu ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin dini yönelim bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Adnan Menderes Üniversitesi'nin çeşitli bölümlerinde eğitim gören 488 öğrenci oluşturmuştur. Gerekli etik kurul izni alındıktan sonra Kimlik Duygusu Değerlendirme Aracı (KDDA), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Müslüman Dini Yönelim ve Müslüman Dindarlık Ölçeklerinin yanı sıra demografik bilgi formu sınıf ortamında öğrenciler tarafından doldurulmuştur. Araştırmada KDDA puanları (kimlik duygusundaki sorunlar) psikolojik iyi oluş, içsel dini yönelim ve dindarlık ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Dindarlık ve dini yönelim değişkenleri kontrol edilerek KDDA üzerindeki etkileri incelendiğinde, korelasyon analizi sonucunda çıkan ilişkiler kaybolmuş ve sadece dışsal dini yönelim KDDA ile pozitif yönde ilişki göstermiştir. Yapılan regresyon analizine göre içsel dini yönelim psikolojik iyi oluşu pozitif yönde açıklarken, dindarlık, dışsal dini yönelim ve KDDA negatif yönde açıklamıştır. Daha sonra yapılan moderatör analizine göre, KDDA'da çok yüksek puan alan bireylerin dışsal dini yönelimleri KDDA'nın psikolojik iyi oluş üzerindeki olumsuz etkisini az da olsa hafifletmiştir. Araştırma sonuçları, sınırlılık ve öneriler tartışılmıştır.
The effect of yoga on subjective well-being level and sleep quality in patients diagnosed with schizophrenia
This study was conducted as a quasi-experimental model with pretest-posttest control group in order to determine the effects of yoga on subjective well-being and sleep quality levels of patients with schizophrenia. The population of the study consist of patients diagnosed with schizophrenia for who are visited to the psychiatry outpatient clinics of three community mental health centers located in Gaziantep. The sample study group consisted of total of 74 patients experimental group with 35 patients and control group with 39 patients. The data is collected via the 'Personal Information Form', the 'Warwick-Edinburgh Mental Well-Being Scale (WEMWBS)' and the 'Pıttsburgh Sleep Quality Index (PSQI)'. Yoga is applied as 28 group training session four times per week. In the pre-yoga evaluation, it is observed that the patients have sleeping problems and have low subjective well-being levels on both the experimental and the control groups. In the pre-test, wthe results of analysis based on pre-test shows that there is no significant difference in the mean scores of the patients in the experimental group and the control group in terms of WEMWBS and PSQI (p>0.05). Based on the post-test result; it is determined that the mean scores of the WEMWBS of the patients on the experimental group significantly increased and the mean scores of the PSQI were significantly decreased compared to the patients in the control group (p<0.05). The comparisons within the groups based on pre-test determines that the WEMWBS avarage of the post-test scores of the patients in the experimental group is increased significantly and the PSQI avarage of the scores is significantly decreased (p<0.05). The pre and post test results comparison of control group shows that there is no significant change in the mean scores of the WEMWBS and PSQI (p>0.05). As a result of this research, it was determined that yoga practices were effective in increasing subjective well-being and sleep quality levels in individuals diagnosed with schizophrenia. For this reason, it is recommended that yoga practice be applied as an complement treatment by psychiatric nurses and other mental health professionals during the treatment process of schizophrenia patients.
Üniversite öğrencilerinde benliğin ayrımlaşması ve iyilik hali arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde benliğin ayrımlaşması ve iyilik hali arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma, ilişkisel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilen ve benliğin ayrımlaşması ile iyilik hali arasındaki ilişkinin incelenmesine yönelik korelasyonel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemi Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesine devam eden 313 üniversite öğrencisinden (217 kadın, 96 erkek) oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak için "İyilik Hali Yıldızı Ölçeği", "Benliğin Ayrımlaşması Ölçeği" ve araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizi sürecinde betimsel istatistiklerle birlikte T testi, Kruskal Wallis analizi, ANOVA, post-hoc testlerinden LSD testi, Pearson Korelasyon analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre benliğin ayrımlaşması ile iyilik hali arasında istatistiksel olarak orta düzeyde pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu, benliğin ayrımlaşması genel puanları arttıkça iyilik hali genel puanları ile alt boyutlarına ilişkin puanların da arttığı görülmüştür. Benliğin ayrımlaşmasının iyilik hali toplam puanlarına olan etkisine göre kurulan çoklu doğrusal regresyon modeli istatistiksel olarak anlamlıdır. Benliğin ayrımlaşması ben pozisyonu ve duygusal kopma alt boyutları öğrencilerin iyilik hali genel düzeylerini pozitif yönde yordamaktadır. Cinsiyete göre iyilik hali düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur, benliğin ayrımlaşması ise erkeklerde kadınlara göre daha yüksektir. Bölüme göre benliğin ayrımlaşması puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur, iyilik hali puanları arasında ise anlamlı farklılık vardır. Sınıf düzeyi, anne-baba eğitim durumu ve gelir düzeyi açısından iyilik hali ve benliğin ayrımlaşması puanları arasında anlamlı farklılık yoktur. Sonuçlar, ilgili literatür dikkate alınarak tartışılmış ve bu doğrultuda öneriler sunulmuştur. Anahtar sözcükler: Benliğin Ayrımlaşması, İyilik Hali, İyilik Hali Yıldızı.
Şiddet gören kadınların öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal cinsiyet algılarının psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisi
Bu çalışma, şiddet gören kadınların öğrenilmiş çaresizlik ve toplumsal cinsiyet algılarının psikolojik iyi oluş düzeylerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Gaziantep İlindeki bir eğitim araştırma hastanesinin acil servisinin polis noktasına başvuran şiddet gören kadınlar, örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden şiddet gören 125 kadın oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, "Kişisel Bilgi Formu", "Öğrenilmiş Çaresizlik Açıklama Biçimi Ölçeği" (ÖÇÖ), "Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği" (TCAÖ), "Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği" (WE-MİOÖ) ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin SPSS 22 paket programında analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların %93.6'sının fiziksel şiddet gördüğü bunun yanında %12.8'inin cinsel, %40.0'ının ekonomik, %36.8'inin duygusal şiddete maruz kaldığı görülmüştür. Şiddetten ailelerin %72.8'inin haberinin olduğu, %45.1'inin haberi olmasına rağmen ilgilenmediği, kadınların %22.4'ünde şiddet sonrasında ruhsal bozukluk olduğu, ruhsal bozukluğu bulunanların %53.6'sının tedavi gördüğü belirlendi. Kadınların %25.6'sı intihar girişimde bulunduğunu ve %26.4'ü ölmek istediğini belirtti. Kadınların ÖÇÖ puan ortalaması 17.76±4.51, TCAÖ puan ortalaması 76.34±21.71, WE-MİOÖ puan ortalaması ise 40.57±13.88'dir. Kadınların öğrenilmiş çaresizlik algıları ve toplumsal cinsiyet algılarının orta düzeyde ve psikolojik iyilik düzeylerinin ise ortalamanın altında olduğu görülmüş olup istendik düzeyde değildir. Kadınların ÖÇÖ ile WE-MİOÖ puan ortalamaları arasında negatif yönde (r=-0.405, p<0.001), TCAÖ ile WE-MİOÖ puan ortalamaları arasında pozitif yönde ilişki belirlenmiştir (r=0.732, p<0.001). Kadınların öğrenilmiş çaresizlik algıları arttıkça psikolojik iyilik düzeyleri azalmaktadır. Kadınların toplumsal cinsiyet algıları olumlu yönde yükseldikçe metal iyilikleri artmaktadır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizine göre, öğrenilmiş çaresizlik ile toplumsal cinsiyet algısının psikolojik iyilik düzeyindeki değişimin %55.2'sini birlikte yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmalarda, kadınların toplumsal cinsiyet algılarının olumlu yönde yükseltilmesine ve öğrenilmiş çaresizlik algılarının değiştirilmesine yönelik girişimlere önerilir.
Palyatif bakım hastalarının manevi iyilik halleri ile ağrıyla başa çıkma durumları arasındaki ilişki
Bu araştırma palyatif bakım hastalarının manevi iyilik halleri ile ağrıyla başa çıkma durumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişkisel olarak yapılmıştır. Araştırma bir şehir hastanesinin palyatif bakım ünitesinde yatan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 230 hasta ile yapılmıştır. Çalışma için etik kurul onayı, kurum ve hastaların yazılı izinleri alınmıştır. Veriler tanıtıcı özellikler formu, Ağrı İle Başa Çıkma Ölçeği ve Manevi İyilik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, minimum ve maksimum değerler, ortalama ve standart sapma, student t testi, varyans analizi, spearman korelayon analizi, pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 54,62±14,66, klinikte yattığı süre ortalaması ise 16,77±4,38 olup %56,5 'inin kadın olduğu saptanmıştır. Hastaların %61,7'si manevi bakıma ihtiyacı olduğunu belirtmiştir. Hastaların ağrıyla başa çıkma ölçeğinin alt boyutlarından aldıkları puanların dağılımları incelendiğinde; kendi kendine başa çıkma alt boyut puan ortalamasının 17,47±5,47, çaresizlik alt boyut puan ortalamasının 15,62±3,13, bilinçli bilişsel girişimler alt boyut puan ortalamasının 9,79±2,68, tıbbi çare arama alt boyut puan ortalamasının 15,31±2,66 olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların, yaş, çalışma durumu, medeni durum, bir işte çalışma durumuna göre ağrıyla başa çıkma ölçeği alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmıştır (p<0,05). Hastaların manevi iyilik ölçeği genel toplam puanının 24,03±24, anlam alt boyut puanının 8,50±9,00, barış alt boyut puanının 6,33±6,00 inanç alt boyut puanının 9,20±9,00 olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların medeni durum, çalışma durumu, yaşanılan yer, aile tipi, kronik hastalık durumu ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık düzeyine göre manevi iyilik hali ölçeği genel toplam, anlam, barış ve inanç alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmıştır (p<0,05). Hastaların anlam ve kendi kendine başa çıkma puanı (r= 0,641) arasında orta düzeyde pozitif yönde, anlam ve çaresizlik puanı (r= -0,621) arasında orta düzeyde negatif yönde, barış ve kendi kendine başa çıkma puanı (r= 0,646) arasında orta düzeyde pozitif yönde, barış ve çaresizlik puanı (r=-0,686) arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Çalışma sonucunda hastaların manevi iyilik düzeylerinin artırılması için hemşireler tarafından ağrı yönetiminin sağlanması ve hemşirelik bakımına manevi bakımı entegre etmesi önerilir. Anahtar Sözcükler: Palyatif Bakım, Ağrı, Hasta, Ağrıyla Başa Çıkma, Manevi İyilik, Maneviyat
Sporcu ve sedanter üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluş ve temel psikolojik ihtiyaçlarının incelenmesi
Bu çalışma, sporcu ve sedanter üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluş ve temel psikolojik ihtiyaçlarının belirlenmesi amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın modeli nedensel karşılaştırma modeli olarak belirlenmiştir. Çalışmanın evreni 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Gaziantep Üniversitesinde öğrenim görmekte olan öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu ise randomize yöntem ile ve gönüllülük esasına dayalı olarak seçilen 436 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin elde edilmesinde Tuzgöl (2005) tarafından geliştirilen Öznel İyi Oluş Ölçeği'nin, Özen (2005) tarafından lise formu geliştirilerek lise öğrencileri üzerinde geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış 37 maddeden oluşan "Öznel İyi Oluş Ölçeği" ile öğrencilerin psikolojik ihtiyaçlarını tespit etmek amacıyla Deci ve Ryan (2000) tarafından geliştirilen; Kesici, Üre, Bozgeyikli ve Sünbül (2003) tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılan "Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde "İlişkisiz Örneklemler İçin t–Testi" ve "İlişkisiz Örneklemler İçin Tek Faktörlü ANOVA" analizleri yapılmıştır. Sonuç olarak, spor bilimleri alanında öğrenim gören öğrencilerin, öznel iyi oluş ve temel psikolojik ihtiyaçları özelliklerinin diğer bölümlerde öğrenim gören öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca üniversite öğrencilerinin temel psikolojik ihtiyaçlarının, öznel iyi oluş özelliklerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kadın üniversite öğrencilerinin, öznel iyi oluş özellikleri ile özerklik ihtiyaçları arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişkiye rastlanmıştır. Diğer alt boyutlar ile ve temel psikolojik ihtiyaçlar ölçeğinin alt boyutlarının birbirleri arasındaki ilişki orta düzeyde ve pozitif yönde çıkmıştır. Erkek üniversite öğrencilerinin ise öznel iyi oluş özellikleri ile özerklik, ilişki ihtiyaçları arasında kuvvetli, pozitif yönde bir ilişkiye rastlanmıştır. Yeterlik ihtiyacı ile ve temel psikolojik ihtiyaçlar ölçeğinin alt boyutlarının birbirleri arasında orta düzeyde ve pozitif yönde ilişkilere rastlanmıştır. Dolayısıyla üniversite öğrencilerinin temel psikolojik ihtiyaçlarının arttığı durumda öznel iyi oluş özelliklerinin de arttığını söyleyebiliriz.
Babanın çocuk davranış problemleri ve iyi olma hali üzerindeki etkisi
Bu araştırmada 8 - 10 yaş aralığında bulunan çocuklarda baba katılımı ile davranış problemleri ile iyi olma hali arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma İstanbul ili içindeki Avrupa yakasında bulunan 9 farklı ilçede yaşayan 8 -10 yaş arası 274 çocuk, anneleri ve babaları ile gerçekleştirilmiştir. Babaların kişisel ve ailesel özelliklere ilişkin veriler "Baba Bilgi Formu", babaların baba katılımına ilişkin veriler "Baba Katılım Ölçeği", çocukların davranış problemlerine ilişkin veriler "Conners Anne-Baba Değerlendirme Formu", çocukların iyi olma haline ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan "Çocukların İyi Olma Hali Anketi" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar için T-testi ve Pearson Momentler Çarpımı Katsayı tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre babaların kız çocuklarına yönelik daha fazla katılımda bulundukları bulunmuştur. Baba katılımının yüksek olduğu çocuklarda iyi olma halinin yüksek olduğu bulunmuştur. Baba katılımının çocukların davranış problemleri üzerinde etki ettiği bulunmuştur. Anne ve babanın çocuklarını davranış problemleri açısından ayrı olarak değerlendirmeleri ilişkisel olarak anlamlı bulunmuştur. Son olarak Çocukların iyi olma hali ile bunu ölçen göstergelerin ilişkili olduğu saptanmıştır.
Kronik hastalığı olan bireylere evde bakım veren aile üyelerinin gereksinimleri ve algıladıkları sosyal desteğin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada amaç kronik hastalığı olan bireylere evde bakım veren aile üyelerinin gereksinimleri ve algıladıkları sosyal desteğin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki araştırma, Kasım 2018 – Mayıs 2019 tarihleri arasında Karaman Devlet Hastanesi evde sağlık hizmetleri birimine bağlı 290 hasta yakını ile yürütüldü. Araştırmanın verileri araştırmanın yürütüldüğü tarihler arasında gündüz mesai saatleri içerisinde, Hastaya Bakım Verenin Tanıtıcı Anket Formu, Bakıcı İyilik Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak hasta yakınları ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler ve korelasyon analizleri yapıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan aile üyelerinin yaş ortalamaları 52,6±12,1 (19-87) yıl olup büyük çoğunluğunun (%82,8) kadın ve (%88,3) evli olduğu belirlendi. Araştırmaya katılan bakım verilen hastaların yaş ortalamaları 77,0±12,3 (29-97) yıl olup % 69'unun kadın olduğu bulundu. Hasta yakınlarının Bakıcı İyilik Ölçeği ile Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nden aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı korelasyon bulundu. Sonuçlar: Bakım veren aile üyelerinin çevrelerinden algıladıkları sosyal desteğin artmasına paralel olarak iyilik hallerinde de artış olduğu, hemşirelerin bakım veren aile üyelerini desteklemesi, bakım veren aile üyelerinin gereksinimlerinin belirlemesi, iyilik hallerinin arttırılmasında sosyal desteğin sağlanmasının gerekliliği belirlendi.
Psikolojik sermayenin iş gören sesliliğine etkisinde iyi olma halinin aracı rolü
Bu çalışmanın temel amacı psikolojik sermayenin iş gören sesliliğine etkisinde iyi olma halinin aracı rolünün bütüncül bir model çerçevesinde çok uluslu bir örneklem üzerinde incelenmesidir. Araştırmanın evrenini NATO bünyesinde Afganistan'da bulunan kamplarda görev yapan çeşitli uluslardan 4000 sivil ve resmi çalışan oluşturmaktadır. Çalışmada 13 ayrı ülkeden 598 personelden anket yöntemi kullanılarak veri toplanmıştır. Toplanan veriler yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak, SPSS.21.0 ve AMOS istatistiksel analiz paket programları ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, psikolojik sermayenin, iyi olma hali ve iş gören sesliliğini pozitif yönde anlamlı olarak etkilediği, iyi olma halinin iş gören sesliliğini pozitif yönde anlamlı olarak etkilediği bulguları elde edilmiştir. Ayrıca psikolojik sermaye, iyi olma hali alt boyutları ve iş gören sesliliği arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Aracılık rolünün incelenmesinde, öz yeterliliğin iş gören sesliliği üzerindeki etkisinde pozitif iyi olma halinin kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Ayrıca her üç değişkenin çok uluslu bir örneklemde demografik faktörlere göre farklılıklar gösterdikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pozitif Örgütsel Davranış, Psikolojik Sermaye, İyi Olma Hali, İş Gören Sesliliği.
Duygusal emeğin iyi olma hali ve iş memnuniyeti üzerine etkisi: Çağrı merkezi çalışanları üzerinde bir uygulama
Bu çalışmada, çağrı merkezi çalışanlarının duygusal emek boyutlarının iş memnuniyeti ve iyi olma hali üzerindeki etkisi incelenmiştir. Ayrıca duygusal emek, iş memnuniyeti ve iyi olma halinin yaş, cinsiyet, medeni hal, eğitim durumu ve çalışma süresine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye'nin farklı illerinde halen görev yapmakta olan 227 çağrı merkezi çalışanı oluşturmaktadır. Çalışmada 43 maddelik bir anket kullanılmıştır. Anket formu çalışanların demografik özelliklerinin belirlenmesine yönelik bir bölüm, duygusal emek (yüzeysel rol yapma, derinden rol yapma ve doğal davranış), iyi olma hali (negatif iyi olma hali ve pozitif iyi olma hali) ve iş memnuniyeti ölçekleri olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Araştırmada öncelikli olarak kullanılan ölçeklerin yapı geçerliği ve güvenilirliği test edilmiştir. Araştırmanın modelini test etmek amacıyla da yapısal eşitlik modeli kurulmuş ve analiz edilmiştir. Yapısal eşitlik modelinin analizi neticesinde yüzeysel rol yapma, derinden rol yapma ve doğal davranış sergilemenin negatif iyi olma halini anlamlı olarak etkilediği, doğal davranış göstermenin pozitif iyi olma halini anlamlı olarak etkilediği, doğal davranış ve pozitif iyi olma halinin iş memnuniyetini de anlamlı olarak etkilediği bulgularına ulaşılmıştır. Ayrıca iyi olma halinin duygusal emeğin iş memnuniyeti üzerine etkisinde düzenleyici rolünün bulunmadığı tespit edilmiştir.
Yaşlılıkta içselleştirilmiş damgalanma ve sosyal desteğin iyilik durumu ve depresyon ile ilişkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı 65 yaş üstü bireylerde içselleştirilmiş damgalanma ve sosyal desteğin iyilik hali ve depresif duygudurum ile ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma niceliksel tarama modelindedir. Araştırmada 162 kişiye anket uygulanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri geriatrik depresyon ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü iyilik durumu indeksi puanlarıdır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri sosyodemografik özellikler, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği ve yaşlı içselleştirilmiş damgalanma ölçeği puanlarıdır. Verilerin analizinde Mann Witney U testi, Kuruskal Wallis testi, Sperman korelasyon analizi, Ordinal lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada SPSS 25.0, Stata 14 ve Lisrel 9.1 istatistik paket programları kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan analizde araştırmaya katılanların yaş, eğitim durumu, medeni durum, kiminle birlikte yaşadığı, gelir durumu, kronik hastalık varlığı gibi sosyodemografik özellikleri ile depresif duygudurum ve iyilik durumu arasında anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca depresif duygudurum ve iyilik durumu ile yaşlı içselleştirilmiş damgalanma düzeyi ve çok boyutlu algılanan sosyal destek düzeyi arasında anlamlı ilişkinin olduğu bulunmuştur. Yaşlı içselleştirilmiş damgalanmanın depresif duygudurumuna pozitif yönde, iyilik durumuna ise negatif yönde etkisi vardır. Buna karşın sosyal desteğin depresif duygudurumuna negatif yönde, iyilik durumuna ise pozitif yönde etki ettiği belirlenmiştir. Sonuç: Hem yaşlı içselleştirilmiş damgalanmanın hem de sosyal desteğin birbirinden bağımsız bir şekilde iyilik ve depresif duygudurumuna etki ettiği belirlenmiştir. Sosyal destek varlığı yaşlının içselleştirilmiş damgalanmadan kaynaklanan depresif duygudurumunu azaltmış, iyilik durumunu arttırmıştır.
Pandemi ve deprem sürecini yaşayan okul öncesi çocuklarının sosyal- duygusal iyi oluş ve psikolojik sağlamlıklarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, pandemi ve deprem sürecini yaşayan okul öncesi çocuklarının sosyal duygusal iyi oluş ve psikolojik sağlamlıklarının incelenmesidir. Karma araştırma yöntemi kullanılan bu araştırmanın çalışma grubu; Elazığ il merkezinde bulunan MEB'e bağlı iki bağımsız anaokulu ve bir anasınıfında (özel eğitim kurumu) eğitim gören 73 çocuktan oluşmaktadır. Çalışmanın nicel boyutuna ilişkin veriler; "Çocuk Kişisel Bilgi Formu" ve "Sosyal- Duygusal İyi Oluş ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (PERİK)"nden elde edilmiş, veri analizi için SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Çocuklar ölçeğin alt boyutlarında aldıkları puanlara göre yüksek ve düşük düzeylere ayrılmıştır. Yapılan analizler sonucunda ölçeğin alt boyutlarında cinsiyet, anne öğrenim durumu ve mesleği değişkenlerine göre anlamlı fark tespit edilirken; kardeş sayısı, baba öğrenim durumu ve mesleği değişkenlerine göre fark tespit edilememiştir. Çalışmanın nitel boyutuna ait veriler "çocuk resimleri" ve "yarı yapılandırılmış görüşme" bilgileri kullanılarak elde edilmiş; veri analizinde ise MAXQDA 22 programı kullanılarak içerik analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda, pandemi ve deprem için algı, duyguları anlamlandırma ve geçirilen yaşantı ortak alt temalar olarak tespit edilmiştir. Çocukların pandemi için olumsuz, deprem için bilimdışı tanımlamalar yaptığı; pandemi için sosyal tedbirler alabilirken, hijyen tedbirleri için desteğe ihtiyaç duydukları görülmüştür. Depremden korunma yöntemlerinde ailelerin davranışlarının önem arz ettiği; çocukların sosyal medyayı bilgi edinme kaynağı olarak kullandıkları ve etkilendikleri görülmüştür. Çocukların deprem sürecinde kendisi ve başkalarına dair olumsuz duygu ve olumsuz duygu nedenleri ifade ettikleri ve resmettikleri; pandemi sürecinde ise olumsuz duyguları olumlu nedenlerle ifade ettikleri ve resmettikleri görülmüştür. Depreme göre pandemi sürecinde üstesinden gelebilme becerilerinin daha iyi olma nedeni olarak geçirilen yaşantının etkisinin olduğu görülmüştür.
Çocuklarda iyi oluş: Anne baba tutumu ve bilinçli farkındalığın rolü
Bu araştırmanın amacı, anne-baba tutumu ve bilinçli farkındalığın çocuklarda iyi oluşu ne ölçüde yordadığını incelemektir. Araştırmaya 357 ortaokul öğrencisi (198 kız, 159 erkek) katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Stirling Çocuklar İçin Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Anne Baba Tutum Ölçeği, Çocuk ve Ergenler İçin Bilinçlilik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında kişisel bilgi formunda yer alan demografik değişkenleri (cinsiyet, yaş, anne-baba öğrenim durumu, ailedeki çocuk sayısı, doğum sırası, okul türü, anne baba birliktelik durumu) incelemek için bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü (one-way) ANOVA analizleri kullanılmıştır. Araştırmada bulunan iyi oluş, bilinçli farkındalık, anne-baba tutum alt boyutları olan sorumluluk ve kabul ile otorite ve denetleme değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Ardından araştırmanın asıl amacına yönelik anne-baba tutumu ve bilinçli farkındalığın iyi oluşu yordamadaki rolü Çoklu Regresyon Analizi ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular, anne-baba tutumunun alt boyutu olan sorumluluk ve kabul ile bilinçli farkındalığın iyi oluşu anlamlı bir şekilde yordadığını göstermiştir. Bu iki değişken birlikte toplam varyansın %29'unu açıklamaktadır. Ayrıca sorumluluk ve kabul değişkenin bilinçli farkındalığa göre daha güçlü bir yordayıcı olduğu bulunmuştur. Araştırma sonuçları ilgili alanyazında tartışılarak ileride yapılacak araştırmalar ve uygulamalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kavramlar: İyi oluş, anne baba tutumu, sorumluluk ve kabul, otorite ve denetleme, bilinçli farkındalık, çocuk.
Şizofreni hastalarına progressif gevşeme egzersizinin psikolojik belirtiler ve mental iyi oluş üzerine etkisi
Araştırma, şizofreni tanılı hastalara uygulanan progresif gevşeme egzersizinin psikiyatrik değerlendirme ve mental iyi oluş düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel model olarak Mardin ve Elazığ il merkezinde yer alan üç toplum ruh sağlığı merkezinde (TRSM) yürütüldü. TRSM'ye düzenli gelen şizofreni tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 45 müdahale ve 45 kontrol grubu olmak üzere toplam 90 hasta ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler ''Kişisel Bilgi Formu, Kısa psikiyatrik değerlendirme ölçeği (KPDÖ) ve Warwick-Edinburgh Mental iyi oluş ölçeği (WEMİOÖ) ile toplanmıştır. Deney grubunda yer alan hastalara progresif gevşeme egzersizi uygulandı. Kontrol grubunda bulunan hastalara herhangi bir girişimde bulunulmadı. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik dağılım, aritmetik ortalama, standart sapma, ki-kare, bağımsız gruplarda t testi, eşleştirilmiş t testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda; ön testte müdahale grubundaki ve kontrol grubundaki hastaların WEMİOÖ ve KPDÖ puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Son testte ise müdahale grubundaki hastaların kontrol grubundaki hastalara göre WEMĠOÖ puan ortalamalarının anlamlı düzeyde arttığı ve KPDÖ puan ortalamalarının anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Bu araştırma sonucunda şizofreni tanısı alan bireylerde PGE uygulamalarının psikiyatrik belirtileri azalttığı, mental iyi oluş düzeyini arttırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle PGE' nin şizofreni hastalarının tedavi sürecinde, psikiyatri hemşireleri ve diğer ruh sağlığı profesyonelleri tarafından tamamlayıcı bir tedavi olarak uygulanması önerilir.
Üniversite öğrencilerinin psikolojik iyilik halini belırlemek için bir mobil uygulama geliştirilmesi
Üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlığı, akademik başarılarını ve genel sağlıklarını derinden etkilemektedir. Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin ruhsal durumlarını değerlendirmek için geliştirilen mobil sağlık uygulamalarının etkililiğini, güvenliğini, kullanılabilirliğini ve özgül ihtiyaçlara duyarlılığını incelemektedir. Akademik baskı, sosyal stres ve uyku eksikliği gibi öğrencilerin karşılaştığı zorluklara dikkat çeken araştırma, mobil uygulamaların bu tür sorunlara hızlı ve ekonomik bir çözüm sunduğunu vurgulamaktadır. Öğrencilere özel olarak tasarlanmış uygulamaların, genel sağlık uygulamalarına kıyasla daha etkili olduğu bulunmuştur. Özellikle COVID-19 pandemisi bağlamında, bu uygulamaların önemi daha da artmıştır. Ancak, çalışma aynı zamanda kişisel verilerin korunması ve güvenlik gibi potansiyel engelleri de belirlemektedir, geliştiricilerin ve sağlık hizmeti sağlayıcılarının uygun önlemleri alması gerektiğini vurgulamaktadır. Yapay zekâ ve yeni teknolojilerin entegrasyonunun, bu uygulamaların etkililiğini ve kullanıcı dostu olmasını daha da artırabileceği üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak, bu araştırma, üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlığını değerlendirmek ve desteklemek amacıyla mobil uygulamaların paha biçilmez bir araç olduğunu vurgularken, aynı zamanda etkililik, güvenlik ve kullanım kolaylığını sağlamak için sürekli araştırma ve geliştirmeye olan devam eden ihtiyacı da vurgulamaktadır
Does social context impact the well-being consequences of unemployment?
This thesis aims to examine the role of the social context on the psychosocial cost of unemployment in Turkey by using the Life Satisfaction Survey in 2013. Previous studies find that increasing unemployment in one's social context weakens the work norms and alleviates the burden of unemployment on individuals. In this study, we define four measurements for contextual unemployment: the province-level unemployment rates, the average percentage of unemployed in one's age & education group, and the number of unemployed in one's household. We apply multilevel regression analysis and ordered probit techniques. The results show that contextual unemployment soothes the negative impact of unemployment on the unemployed. The second major finding is that the negative impact of personal unemployment is diminished, the more unemployment is prevalent at the household level. Besides, the social norm hypothesis works especially for unemployed females in Turkey.
Aristoteles ve Farabi'de nihai amaç veya iyi olarak mutluluk
Yaşamı boyunca birçok kişi yaşamın bir amacının olup olmadığını ve daha ziyade insanın bir amacının ya da bir işinin olup olmadığına dair sorular sormuşlardır. Bu amacın iyiyi elde edebilmek olduğunu, ancak iyi olanın, iyi kavramının ve iyinin niçin istenildiği ile ilgili farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Diğer düşünürler gibi Aristoteles ve Farabi'ye göre de insan, onu mutlu eden şeyin 'iyi' olabileceğini düşünür. Mutluluk, birçok kimse için kazanılması gereken bir erdem olarak görülür. Var olan her şey mutlu olmaya doğru yönelir. Aristoteles'e göre en nihai amaç iyiyi bilmek, ona yönelmek ve böylelikle mutluluğu yaşamaktır. Mutluluk hiç araç olmayıp yalnızca amaç olandır. Aristoteles'e göre, en yüce amacımız budur. Aristoteles, politikanın, metafiziğin ve erdemin yolunun, yalnızca mutluluğa ulaşmak için bir araç olabileceğinden söz etmektedir. Bu araçlar vasıtasıyla insan, nihai amacına ulaşabilmektedir. Aynı zamanda Aristoteles'e göre mutluluk başka herhangi bir amaç için seçilen değil de, yalnızca kendisi için tercih edilen bir nihai amaçtır. Bütün yaşamın temel gayesi kendinde iyi olan başka hiçbir şey için değil bizzat kendisi için istenen ve erdemlerin sonucu olan bu mutluluğa ulaşabilmektir. Farabi'de ise ahlak, metafizik, siyaset ve epistemoloji arasında sıkı bir bağ vardır. Onun ahlak anlayışı bu bağlardan kopuk düşünülememektedir. Farabi'nin mutluluk araştırması, mantık ile başlayıp metafizik ile son bulmaktadır. Aynı zamanda mutluluk, Aristoteles'te olduğu gibi en meşhur amaçtır. Farabi'ye göre insan ve bütün diğer varlıklar Tanrı'dan sudur etmiştir. Bu sebeple insan, mutluluğa ilk akla ulaşabilmeyi amaç edinerek kavuşabilir.
Antalya ilindeki otellerin Spa ve Wellness merkezi ziyaretçilerinin profili ve memnuniyet durumlarının belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı Antalya ilindeki otellerin Spa ve Wellness merkezi ziyaretçilerinin profili ve memnuniyet durumlarının belirlenmesine ilişkin; bünyesinde Spave Wellness merkezi bulunan otellerin müşterilerinin konu ile ilgili görüşlerini bildirdikleri anket çalışmasına dayalı olarak, Spa ve Wellness ziyaretçilerinin profili ve memnuniyet durumlarını belirlemektir.Araştırmada Tarama Modeline Dayalı Betimsel Araştırma Yöntemi kullanılmıştır. Evrenini Türkiye'de, Akdeniz bölgesinde, bünyesinde Spa ve Wellness merkezi bulunan 5 yıldızlı oteller de ,bu merkezleri kullanan müşteriler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu ise ; Akdeniz bölgesinde, en fazla 5 yıldızlı ve bünyesinde Spa ve Wellness merkezli otellerin bulunduğu il olan Antalya'dan, random yolu ile seçilen 18 oteldeki Spa ve Wellness merkezi kullanıcıları oluşturmaktadır.Araştırmanın verileri anket yoluyla elde edilmiş ,araştırmanın sonucunda elde edilen verilerin istatistik anlizi SPSS 19.0 programında istatistiksel anliz yapılarak hesaplanmıştır.Araştırmanın sonucunda ; Antalya ilinde faaliyet gösteren ve bünyesinde Spa ve Wellness merkezi bulunduran otellerin, Spa ve Wellness merkezi kullanıcılılarının büyük çoğunluğunu Rus ve Türk kullanıcıların oluşturduğu, Spa ve Wellness merkezlerinin en çok tatil döneminde ve dinlenme amaçlı ziyaret edildiği,ekonomik farklılıkların Spa ve Wellness kullanımda önemli bir fark yaratmadığı ve memnuniyetin oldukça yüksek olduğu ortaya konmuştur.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, Türkiyede SPA turizmine daha fazla önem verilmesi gerektiği,kalifiye eleman sıkıntısının giderilmesine yönelik çalışmalar yapılması ve SPA denetimlerinin arttırılması gerktiği önerilerinde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler : Spa ve Wellness
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve kişisel iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi: Çağ Üniversitesi örneği
İnsanların belli sınırlarla çevrelenmiş biçimde sadece kendilerine ait bir profil hesabı açması, aynı sınırlarda başka kişilerin açmış olduğu profilleri ile kendi paylaşımlarını açıkça vermesi ve onun da başka paylaşımları görebilmesi ve bu şekilde profiller ve bağlantılar arasında dolaşabilmesini sağlayan web tabanlı hizmetlerin hepsine sosyal medya veya sosyal ağlar denir. Zihinsel, duyusal ve davranışsal aşamalarla ilerleyerek bireyin yaşamındaki özel, iş/akademik, sosyal alan gibi günlük yaşamının pek çok alanında meşguliyet, duygu durum düzenleme, tekrarlama ve çatışma gibi problemlere yol açan psikolojik soruna ise sosyal medya bağımlılığı denir. Pozitif duyguların çok, negatif duyguların az hissedilmesi ve hayattan çok fazla doyum almak ise kişisel iyi oluş olarak tanımlanmaktadır. Sosyal medya bağımlılığı kişinin kişisel iyi oluşunu etkileyebilmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile kişisel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çağ Üniversitesi örneklemi kapsamında 101 kadın 50 erkek olmak üzere toplam 151 öğrencinin katıldığı araştırmada veri toplama aracı olarak sosyodemografik bilgi formu, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Kişisel İyi Oluş Ölçeği'nden oluşan anket kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler IBM SPSS.26 istatistik programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucunda sosyal medya bağımlılığı ile kişisel iyi oluş arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Cinsiyete göre sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasında anlamlı bir fark belirlenmiş ve kadınların erkeklere göre daha yüksek sosyal medya bağımlılık düzeyi gösterdikleri bulunmuştur. Sosyal medya bağımlılığının psikolog/psikiyatriste gitme değişkeni ile arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Bu araştırmanın literatürdeki sosyal medya bağımlılığının kişisel iyi oluşla ilişkisine dair kısıtlı çalışmalara destek olması amaçlanmaktadır. Bununla birlikte bundan sonra bu konu hakkında yapılacak çalışmalarda daha geniş örneklem gruplarının kullanılması ve daha çeşitli değişkenler ile çalışılması önerilir.
Yaşlı bakım merkezinde uygulanan birey merkezli demans bakım programının çalışanların bakım yaklaşımları ve bireylerin psikolojik iyilik hali üzerine etkisi
Amaç: Yaşlı bakım merkezlerinde uygulanan birey merkezli demans bakım (BİMDEB) programının, demans tanısı alan bireylerin psikolojik iyilik halleri ve çalışanların bireyselleştirilmiş demans bakım yaklaşımları üzerindeki etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, 10 Şubat 2020- 4 Mart 2021 tarihleri arasında iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşamasında, bireyselleştirilmiş demans bakım ölçeğinin (BDBÖ) geçerlik ve güvenirlik çalışması 184 bakım verenin katılımıyla, bilişsel yetersizliği olan bireylerde psikolojik iyilik hali ölçeğinin (PİHÖ) geçerlik ve güvenirlik çalışmaları ise 70 demansı olan birey ve 12 bakım verenin katkılarıyla yapılmıştır. İkinci aşamada, tek gruplu ön-test ve son-test tasarım tipindeki araştırmanın örneklemini aynı kuruma bağlı iki özel yaşlı bakım merkezinde çalışan bakım verenler (n=32) ve bakım alan demansı olan bireyler (n=17) oluşturmuştur. İkinci aşama kapsamında, bakım verenlere yönelik olarak demansı olan bireylerin yaşam hikayeleri kitapçıklarının oluşturulup sunulması, birey merkezli demans bakımı ve demansı olan bireyler ile iletişim eğitimi, demansı olan bireylerin 'hakkımdaki herşey' profillerinin odalarına asılması ve bakım verenlerin görebileceği yerlere hatırlatıcı notların asılması girişilerinden oluşan birey merkezli demans bakım (BİMDEB) programı uygulanmıştır. Veriler, girişim öncesi ve girişimden 2 ay sonra, çalışanlara ve demansı olan bireylere yönelik tanıtıcı bilgiler formu, BDBÖ, PİHÖ ve program sonu değerlendirme formu ile toplanmıştır. Verilerin analizi, yapısal eşitlik modellemesi, tanımlayıcı ve önemlilik analizleri kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: BDBÖ ve PİHÖ Türkçe formu geçerli ve güvenilir ölçme araçları olarak bulunmuştur. Bireyselleştirilmiş bakım yaklaşımları olan; sakinleri tanıma, sakinlerin otonomisi, sakin-çalışan iletişimi ve çalışanlar arası iletişim boyutlarından yalnızca sakin-çalışan iletişimi son-test ortalaması ön-test ortalamasına göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde artış göstermiştir. Program sonu değerlendirmesinde bakım verenlerin en fazla işe yaradığını düşündükleri bölümün 'yaşam hikayelerinin paylaşılması' bölümü olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar: Bu çalışma, yaşlı bakım merkezlerinde, bakım verenlere uygulanan BİMDEB programının, sakinler ile bakım verenler arasındaki iletişimin geliştirilmesinde fayda sağlayacağını göstermiştir.
The relationship between early maladaptive schemas, perceived maternal parenting style, emotion regulation difficulties and psyhological well-being
Although many studies have elaborated the relationships between early maladaptive schemas, perceived maternal parenting style and psychopathology regarding Young's Schema Theory, few researches examined the relations of these dynamics with emotion regulation difficulties. Therefore, the purpose of the present study was (1) to examine possible effects of demographic variables on schema domains, maternal parenting style, emotion regulation difficulties and psychological symptoms; (2) to investigate the relationships between perceived maternal parenting style, schema domains, difficulties in emotion regulatory processes and psychological distress level; (3) to determine predictive factors of schema domains, emotion regulation difficulties and psychopathology. The sample of the study consisted of 372 individuals who were mostly recruited from the Doğuş University (285). Young Schema Questionnaire- Short Form 3 (YSQ-SF3), Young Parenting Inventory (YPI), Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS) and Brief Symptom Inventory (BSI) were administered to participants. In order to investigate the research question, a separate set of MANOVAs, ANOVAs, t- tests, bivariate correlation and hierarchical regression analyses were conducted. Results of MANOVA yielded that females had lower scores in Disconnection schema domains while they obtained higher score in Clarity subscale of DERS than males. Besides, younger participants had higher scores in this Clarity subscale, compared to older ones. The zero order correlations indicated a number of significant correlations between measures of the study, which was consistent with the previous findings. The hierarchical analyses revealed that negative maternal parenting behaviors were significant predictor of all schema domains. Regarding Goal subscale of DERS, the negative maternal parenting and Impaired Autonomy positively predicted difficulties in engaging goal-directed behaviors during negative emotional state, whereas Disconnection was negatively predicted difficulties in engaging goal-directed behaviors. In terms of Strategy and Impulse subscales of DERS, the negative maternal parenting and Impaired Autonomy were positively associated with difficulties in using effective strategies and controlling impulsive behaviors when experiencing negative affect, Impaired Limits appeared as negatively associated factor for Strategy and Impulse subscale. The significant predictor of Non-Acceptance subscale of DERS was found as Impaired Autonomy. Regarding Clarity and Awareness subscales, Disconnection was positively predicted difficulties in being clear and aware of negative emotions, whereas Other-Directedness was negatively predicted difficulties in Clarity and Awareness subscales. Finally, perceived negative maternal parenting style, Impaired Autonomy and Disconnection schema domains were positively associated with psychological symptoms, while Impaired Limits was negatively associated with psychological distress level. On the contrary of expectations, emotion regulation difficulties were not appeared as significant predictors of general psychological disturbances in spite of the fact that the zero-order correlation analyses found significant association between them. These results were discussed regarding potential limitations and future suggestions. Keywords: Early maladaptive schemas, perceived maternal parenting styles, emotion regulation difficulties, psychological symptoms.
The effects of early adverse experiences on relational and emotional difficulties as predictors of well being of university students
The purpose of the present study was to examine the effects of early experience as conceptualized by the early adverse traumatic experiences and perceived parenting styles on relational patterns and emotion regulation difficulties as determinants of well being and psychopathology among Turkish university students. For this purpose, 356 students between the ages of 21 and 45 participated in the study. The assessment battery consisted of Demographic Form, Adverse Childhood Experiences (ACEQ), Short-EMBU (Egna Minnen Betraffande Uppfostran- My Memories of Upbringing), Experiences in Close Relationships-Revised (ECR-R), Separation Individuation Inventory (SII), Depression Anxiety Stress Scale (DASS) and Satisfaction With Life Scale (SWLS). For the data analysis, firstly the associations of ACEQ with other variables were first investigated to reveal the specific effects of early traumatic experiences. The results of regression analyses revealed that ACE significantly predicted the attachment anxiety, separation individuation pathology, emotion regulation difficulties, life satisfaction ve psychopathology. Secondly, in order to examine the association between the study measures path analysis were conducted. The results revealed that maternal overprotection was significantly associated with relational problems and emotion regulation difficulties. Moreover ACE were predictors of emotion regulation difficulties as well. As for well-being, separation individuation pathology and emotion regulation difficulties were associated with depression, anxiety, stress and the satisfaction of life. Finally, the difficulties in adopting emotion regulatory strategies was found to be a mediator between ACE and psychopathology as well as maternal overprotection and psychopathology. The findings of the present study were discussed in the light of the relevant literature with clinical implications and future suggestions.