Antik Yunan ve Roma toplumlarında toplumsal cinsiyetin şekillenmesi ve cinsellik kavramı
2019
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Ergün Laflı
Abstract (TR)
İnsanın bilişsel evrimi beraberinde insanın kendini doğanın bir parçası olarak görmekten vazgeçtiği yeni bir dönemi getirdi. Neolitik Dönem ile birlikte insan, artık yiyeceğini tesadüfen bulan bir canlı olmaktan çıkıp onu üreten ve böylelikle toprağı ele geçiren bir güç haline geldi. Toprak ananın fethi bir sürü dönüşümü beraberinde getirdi. Kendi besinini üretebilen insanlar, kaderini tayin edebilmelerinin ötesine geçmiş, küçük topluluklar halinde yaşayan eski konar-göçerler artık yerleşik hayatla tanışmışlar, besini depolamak ve biriktirmekle birlikte, onu koruma altına almak adına devlet organizasyonunu da oluşturmak zorunda kalmışlardır. Artık toplumsal ilişkiler daha da karmaşık hale gelmiş ve toplum içerisindeki fiziksel ve biyolojik farklılıklardan doğan toplumsal cinsiyet rolleri ile birlikte cinsiyetler arasındaki eşitsizlikler belirgin şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır. Toprağın bereketini, kadının doğurganlığı ile bir tutan ve kan bağının "anne" üzerinden belirlendiği anaerkil dönem son bulmuş, günümüzde de halen varlığını sürdüren ataerkil dönem başlamıştır. Yerleşik hayatın beraberinde getirdiği yeni sistem ile birlikte kadının izi silinmeye başlarken, buna ters düşecek şekilde uzun bir süre Ana Tanrıça kültü etkin olarak varlığına devam etmiştir. Friglerin Kybelesi ile bu kült Yunan ve Roma dünyasında izlerini gösterse de, katı bir erkek egemen kültür bizleri beklemektedir. Günümüzde hala sürmekte olan kadın mücadelesi içerisindeki en temel sorun olarak değerlendirilen cinsiyetler arası eşitsizliğin ortaya çıkışını çoğu araştırmacı, Antik Yunan olarak göstermektedir. Gerçekten de Yunanlıların yaşam tarzlarına baktığımızda, kadın sadece erkeğin üremesinde rol oynamaktan öteye geçmemiştir. Kadın her daim kyrios denilen erkek efendinin buyruğunda olmak zorunda bırakılmıştır. Kyrios bazen baba, bazen başka bir akraba ya da eş olmuştur; bunlardan hiçbiri hayatta değil ise kadın kendi oğlunun emrine tabi olmak zorunda bırakılmıştır. Ev içerisinden tek başına dışarı çıkamamakla birlikte hane içerisinde bile erkeğe ait oda olan andron içine girmeleri yasaklanmıştır. Özellikle erkeklerin demokrasi ile birlikte kentler içerisinde aktif rol üstlenmeye başladıkları dönemlerde evde düzenledikleri şölenlerde, hane içerisinde yaşayan kadınların görülmesi bile çok nahoş bir durum yaratabilmekteydi. Antik Yunan düşünürlerinin, kadın ve erkek fizyolojisi üzerinden yaptığı kıyaslarda da, kadın bedenini her zaman yetersiz görüldüğü göze çarpmaktadır. Bu yüzden kadın zekası da erkek zekasının altında kalmaktadır ve erkek evlendiği kadını yetiştirmek ve eğitmek zorundadır. Toplumda saygı gören ve rahatça hareket eden tek kadın grubu fahişeler içerisinde yer alan Hetaira'lar ise, kendilerini ilginç bir şekilde her alanda yetiştirme şansını elde edebilmişler ve erkekler dünyasına, özellikle de şölenlere dahil olabilmişlerdir. Kadının bir lanet olarak yaratıldığına inanılan Yunan toplumunda, erkek bedeninin kutsanması ve idealize edilmesi de şaşırtıcı değildir, özellikle Gymnasium'larda erkeklerin çıplak olarak spor aktivitelerinde bulunduğu görülmektedir. Kadınların Sparta dışında Gymansiumlar'da sporcu olarak kendilerini göstermesini Yunan toplumundan beklememiz yanlış olacaktır. O dönemde Yunanlılar, Sparta'daki genç kızların kendilerini teşhir etmelerini ahlaksız olarak nitelendirmişlerdir. Yunan Arkaik Dönemi eserlerinde de erkek tasvirleri olarak anılan Kurosların çıplak olduğu görülürken, genç kız heykelleri olarak adlandırılan Koreler ise her zaman giyiniktirler. Kadın bedeninin çıplaklığı Helenistik Dönem eserlerine kadar karşımıza çıkmamıştır. Kadının akıl yönünden de erkeklerden eksik kaldığı kabul edilen bir toplumda, kadının yetiştirdiği erkek çocuğunda hem duygusal hem de sosyal yönden yetersiz kabul edilmesi de, Yunan toplumunda oğlancılık olarak tabir edilen bir geleneği doğurmuştur. Ancak buradaki oğlancılık, eşcinsellik olarak karşımıza çıkmamaktadır. Eşcinsellik kavramının karşılığı, Yunanca'da bulunmamaktadır. Etkin ve edilgen olarak ayrıştırılan iki erkeğin birlikteliği, etkin olanın öğretmenliği ve edilgen olan öğrenciliği olarak düzenlenmiştir. Bu ilişki aslında yeni yetişen erkeğin topluma kabul edilmesinin bir koşulu olarak ortaya çıkmaktadır. Öğrencilik ve yatak arkadaşlığının iç içe girdiği bu ilişkinin başlangıcı, erkek çocuğunun yeni ergenliğe girdiği 12-13 yaşları olarak kabul edilmektedir. Kıllarının çıkmaya başladığı dönem ise ilişkinin bitmesini işaret etmektedir. Bu ilişkide her ne kadar edilgen olan bir taraf olsa da, kadınsı özellikler gösteren erkekler toplum tarafından tecrit edilmiştir. Bu erkeklerin bu özellikleri göstermesinin nedeni fizyolojik olarak vücut ısılarının yetersizliği ile açıklanmaya çalışılmıştır. Helenistik Dönem ticari olarak Yunan dünyasında değişimleri getirirken toplumsal olarak kadının da kendini ifade etmesinin kapılarını aralamaya başlamıştır. Bu dönem kadın açısından özgürlüklerin yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı dönem olmuş; sanat, felsefe ve edebiyatta artık kadın isimlerinin de ortaya çıkmaya başladığı görülmüştür. Erkeklerin kendi aralarında sürdürdükleri yatak ilişkileri de, bu dönemde önemini yitirmeye başlamıştır. Yunanlıların artık siyasal olarak önemini yitirmesi ile birlikte karşımıza çıkan Roma toplumunda ise erken dönemde katı bir ataerkil sistem ile kendisini göstermeye başlamıştır. Aile yapısının mutlak hakimi olan babanın, özellikle Erken İmparatorluk Dönemi'nde tam yetki ile kuşanıp hane içindeki bireylerin yaşama haklarına kadar müdahale ettiği bilinirken, kadının herhangi bir söz hakkının bulunmadığını görmekteyiz. Ancak ilerleyen süreç içerisinde kadın, evin içerisinde ve dışında söz sahibi olmaya başlamış ve hatta ülke yönetiminde imparator ile birlikte kendine yer edinebilmiştir. Eşcinsellik ise yine Roma toplumunda da, günümüzdeki anlamından oldukça uzak bir şekilde, yine etkin ve edilgen erkekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Köleci bir toplum olan Roma toplumunda da edilgenlik sadece köleler için geçerli olup, özgür bir vatandaşın edilgen olması hoş karşılanmamakta ve hatta yasalar içerisinde bile yaptırıma konu olmaktadır. Bu çalışma, Yunan ve Roma halklarının, gündelik hayatlarına yalın bir şekilde göz atma olarak özetlenebilir. Birbirinin ardılı olan bu iki kültürün kadına, erkeğe, eşcinselliğe yaklaşımlarına, bu toplumlarda evlilik kurumunun nasıl işlediğine, fahişelerin toplumdaki yerine, insanlarla benzer karakteristik özellik gösteren tanrı ve tanrıçalar alemine değinilecektir. Anahtar kelimeler: Biyolojik Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Kadın, Erkek, Antik Yunan ve Roma.
Author
Dr. Özge Şimşekdir
Institution
How to Cite
Özge Şimşekdir (Yüksek Lisans Tezi). Antik Yunan ve Roma toplumlarında toplumsal cinsiyetin şekillenmesi ve cinsellik kavramı, 2019, Dokuz Eylül University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Dokuz Eylül University
- AFAD gönüllülük sisteminin etkin müdahale açısından analiz(2020)
- Düşünce ve uygulamaları ile Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan(2018)
- Bronşektazili hastalarda modifiye artan hızda basamak testinin belirleyicileri(2021)
- Ekonomik kriz ve Türkiye'de organize suçlar(2020)
- CPAP tedavisi altında olan orta ve ağır obstrüktif uyku apnesi tanılı hastalarda, orofaringeal egzersizin etkinliği: Randomize kontrollü klinik çalışma(2020)
- Vergi yükü açısından seçilmiş eski SSCB ülkeleri ve Azerbaycan(2020)
