Roman Period

164 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Side Tykhe Tapınağı

Bu tezin konusunu Pamphylia bölgesinde yer alan Side antik kentinde bulunan Tykhe Tapınağı'nın arkeolojik veriler ışığında detaylı incelenmesi oluşturmaktadır. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm tezin giriş bölümüdür. İkinci bölümde Pamphylia Bölgesi ve Side Kenti'nin coğrafi konumları Side şehri, şehrin tarihçesi ve şehirde yapılan araştırmaların tarihçesinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde Tykhe Tapınağı'nın konumu ve çevresinden bahsedilmiş, tapınak üzerine yapılan ilk araştırmalar anlatılmış ve modern bilimsel araştırmalardan bahsedilmiştir. Ayrıca tapınağın mimarisi detaylı olarak ele alınmış, yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen verilerden yararlanarak tapınağın tarihlendirilmesi yapılmış ve Side Kenti'ndeki Tykhe kültünden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde ise Yunan ve Roma mimarilerinde dairesel planlı yapıların bilinen örnekleri ele alınmış ve bu örnekler ile Side Tykhe Tapınağı'nın mimari ve işlevsel olarak karşılaştırması yapılmıştır. Beşinci ve son bölüm ise çalışmanın sonuç bölümüdür. Bu bölümde tezin konusu üzerine genel bir değerlendirme yapılmış ve son araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Pamphylia, Side, Tyche Tapınağı, Roma Mimarisi

Antalya-SideArkeolojiBizans mimarisi+5
Mehmet Baran Yürük
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Roma İmparatorluk Döneminde Prusias ad Hypium

Roma'nın Anadolu'daki ilk eyaletlerinden biri olan Bithynia'nın doğusunda, eskiden Mariandyni ülkesi olarak bilinen coğrafyada, günümüzde ise Düzce ilinin 8 km kuzeyinde yer alan Konuralp adı verilen yerleşimin altında kalmış olan Prusias ad Hypium kenti, Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin önemli kentleri arasına girmiş ve bu durumunu uzun bir süre korumuştur. Roma öncesine dair bilgilerimizin sınırlı olduğu kent, Roma'ya hizmet etmiş olan idari ve askeri sınıfa mensup pek çok önemli şahsiyetin de yurdu olmuştur. Çalışmamızda Roma İmparatorluk Döneminde, Prusias ad Hypium kenti ele alınmaktadır. Bu kapsamda, kentin tarihi, sosyokültürel ve idari yapısı vb. gibi birçok konu hakkında çok yönlü bir kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taramasından sonra çalışmamızda, II. el kaynak niteliğindeki Modern çalışmalar ile I. el kaynak olarak değerlendirebileceğimiz, epigrafik, nümizmatik ve filolojik bilgi ve belgelerden yararlanılmış ve bu belgelerin orijinal hallerine de çalışmada yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızda, özellikle İmparatorluk döneminde ünlenen Prusias ad Hypium kentinin Grek kolonistler tarafından kurulduğu ilk yıllardan, Roma İmparatorluğu egemenliğinde timokrasiyle yönetilen aristokratlar şehri haline geldiği zamana kadar geçen süre tüm yönleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Prusias ad Hypium, Roma İmparatorluğu, Bithynia, Karadeniz,Soylular

BithyniaEski Çağ tarihiKaradeniz+4
Onur Sadık Karakuş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Side Agora-Tiyatro kompleksi

Doğu Akdeniz'deki konumu nedeniyle Pamphylia Bölgesi, Yunanistan, Ege Adaları, Kıbrıs, Suriye, Fenike ve Mısır arasındaki deniz taşımacılığı ve ticareti için vazgeçilmez bir durak noktası olmuştur. Güzergahta belirleyici faktör, ticaretin gerçekleşeceği limanlardır. Bu nedenle, bir liman kenti olan Side, ihraç malları ve köle ticareti sayesinde Pamphylia bölgesindeki en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu durum Side'nin kent mimarisine de yansımış, anıtsal yapıların oluşturulabilmesine zemin hazırlamıştır. Side, şehircilik açısından değerlendirildiğinde, şehir merkezindeki agora ve tiyatro yapıları, kentin ticaret boyutunun ne kadar büyük olabileceği konusunda ipucu vermektedir. Side agora ve tiyatro yapıları göz önüne alındığında, iki bağımsız yapı olarak değil, bir yapı kompleksi adı altında değerlendirilmeleri gerekmektedir. Agora-Tiyatro kompleksi olarak adlandırılan "kompleks" kelimesinin anlamı, birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkili olan ve birden fazla parçadan oluşan bir olgu olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle, Side'deki agoranın ve tiyatronun genel kompozisyonu bir "yapı kompleksi" adı altında değerlendirilmelidir. Bu özellik sayesinde Side Agora-Tiyatro Kompleksi, Roma Dönemi Kompleks Binaları arasında eşsiz bir konumda yer almaktadır.

AgoraAntalya-SideArkeolojik alanlar+6
Volkan Öztekin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yozgat Müzesi'nde bulunan hellen otonom, hellenistik krallık ve roma eyalet sikkeleri

Bu çalışmanın ana kapsamını Yozgat Müzesi sikke koleksiyonu dâhilindeki Hellen otonom kentler, Hellenistik Krallıklar ve Roma İmparatorluğu Dönemi'nde Yunan kentleri tarafından darp edilen 395 adet sikke oluşturmaktadır. Koleksiyon dâhilindeki sikkelerden ilk gurubu oluşturan 95 adet sikke Arkaik, Klasik, Hellenistik dönemlerde bağımsız kentlerin basmış olduğu otonom sikkelerdir. Bu başlık altında batıda Thrakia'dan doğuda Kilikia Bölgesi'ne kadar özellikle Küçük Asya'nın batısında yoğunlaşan farklı darphanelerden sikkeler yer almaktadır. İkinci grubu oluşturan ve 234 adet örneği bulunan Hellenistik krallıklardan Makedonia, Thrakia, Pontos, Bergama, Kappadokia, Seleukos, Ptolemaios, Parthia Krallığı ve Pers satrap sikkeleri değerlendirilmiştir. Hellenistik Krallık sikke örnekleri Batı'da Makedonia ve Doğu'da Parthia Bölgesi'nden farklı örnekler bulunmaktadır. Üçüncü ve son grubu oluşturan 66 adet sikke ise Roma İmparatorluk Dönemi Eyalet sikkeleridir. Bu dönem kapsamında batıda Thrakia Bölgesi'nden doğuda Kommagene Bölgesi'ne kadar farklı darphanelere ait örnekler yer almaktadır. Sikkenin basıldığı dönemde egemen olan ve tasviri bulunan imparatorların tespiti yapılmış, Augustus döneminden Gallienus'a kadar, yaklaşık 300 yıllık bir süreç içerisinde darp edilen sikkeler ele alınmıştır. Ele alınan örnekler ait oldukları darphanelerin tanımlanmasının ardından, detayları ile metin içinde anlatılmıştır. Sikkenin ait olduğu darphane ve otoriteler özelinde genel hatları ile sikke basım süreçleri hakkında bilgiler verilmiştir. Tez kapsamında sikkeleri tespit edilen kentlerin genel olarak nümismatik tarihçeleri kısaca değerlendirilmiş ve Yozgat Müzesi koleksiyonunda hangi dönemlere ait sikkeleri olduğu vurgulanmıştır.

Helenistik DönemMüzelerNümismatik+3
Tuğba Saygın Sezgin
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma İmparatorluğu'nda Maniheizm (MS III. - VI. yüzyıllar)

Bu araştırmada, milattan sonra üçüncü yüzyılda ortaya çıkışıyla birlikte Mezopotamya'dan başlayarak Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde Batı dünyasına yayılan Maniheizm'in, Roma coğrafyasında geçirdiği tarihsel süreç ve bu sürece etki eden dinî-siyasî faktörler incelenmiştir. Maniheizm üzerine yapılan araştırmalar kapsamında iki farklı disiplini birbirine bağlayan bu araştırma, bir yandan Maniheizm'in Roma İmparatorluğu'ndaki tarihini ve erken dönem Hıristiyan geleneğiyle olan etkileşimini inceleyerek Dinler Tarihi araştırmalarına, diğer yandan dönemin dinî atmosferinin anlaşılmasına yönelik yeni bakış açıları ortaya koyarak Roma Tarihi üzerine yapılacak geç antikçağ araştırmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak araştırmaya yönelik bulgular ele alınırken deskriptif yöntem, klasik tarih ve karşılaştırmalı tarih metotları ile antik metinlerde yer alan bilgilerin tarihsel bir perspektif içerisinde doğru şekilde yorumlanmasına imkân veren metinsel içerik analizi yöntemi kullanılmış; ayrıca fenomenolojik yöntemin aşamalarından biri olan empatik yaklaşım metoduna başvurulmuştur. Araştırmanın temel problemini, Maniheizm'in Roma coğrafyasına ne zaman ve hangi yollarla girdiği, imparatorluk sınırları içerisinde hangi bölgelere kadar ulaştığı, toplum üzerinde ne düzeyde etkili olduğu ve Roma İmparatorluğu'na oldukça hızlı giriş yapan bu dinî geleneğin, yine benzer bir hızla bu topraklardaki etkisini kaybedişinin hangi etmenlere bağlı olarak gerçekleştiği hususları oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın birinci bölümünde öncelikle Maniheizm'in ortaya çıkışı, bu sırada Roma İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik ve dinî durum ile Maniheist geleneğin Roma topraklarına yayılmasını sağlayan misyon anlayışı incelenmiş, ardından Maniheist misyonerlerin hangi yolları kullanarak Roma coğrafyasına girdiği ve bu coğrafyada hangi bölgelere kadar ulaştığı konusu ele alınmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerde ise Maniheizm'in hangi etmenlere bağlı olarak Roma topraklarındaki ivmesini kaybettiği hususuna değinilmiştir. Bu etkenlerden ilkini, Hıristiyan din adamlarının Maniheizm karşıtı mücadelesi; ikincisini ise Roma imparatorlarının Maniheizm'e yönelik izlediği siyaset oluşturmaktadır. Buna dayanarak ikinci bölümde Hıristiyan kilisesinin Maniheistlere karşı verdikleri mücadele ile onlara karşı çıkma gerekçeleri tartışılmış; üçüncü bölümde ise İmparator Diocletianus'tan (285-305) Iustinianus'a (527-565) kadar geçen yüzyıllar içerisinde değişen ve giderek yoğunlaşan Maniheizm karşıtı Roma yasaları ve bunların Maniheistlerin ilerleyişi üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, gelişmiş ve sistematik bir misyon anlayışı benimseyen Maniheist geleneğin alışılagelen inançları yok etmediği, aksine tam da ihtiyaç duyulan bireysel kurtuluşa önem verdiği için Roma toplumu içerisinde hızlı bir şekilde kabul gördüğü ve sahip olduğu gelişmiş misyon anlayışı sayesinde Mezopotamya'dan başlayarak Suriye, Mısır, Filistin, Anadolu, Balkanlar, Kuzey Afrika, İtalya, İspanya ve Galya'yı da içine alacak şekilde dönemin tüm Roma eyaletlerine ulaştığı saptanmıştır. Maniheizm'in üç yüz yıl boyunca varlık gösterdiği Roma topraklarındaki etkisini kaybedişinin ise, Roma iktidarı ve Kilise arasında kurulan ittifakın bir sonucu olarak gerçekleştiği görülmüştür. Anahtar Kavramlar: Dinler Tarihi, Geç Antikçağ, Maniheizm, Roma İmparatorluğu, Hıristiyanlık

Antik ÇağDin felsefesiDinler tarihi+4
Dilâ Baran Tekin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki kütüphaneler

"Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki Kütüphaneler" adlı bu çalışmada tarih boyunca tüm dönemlerde önemli bir yeri olan, arşiv ile kütüphane binalarının özellikleri ve bulunduğu yerler kronolojik bir sıralama ile ele alınmıştır. Bu çalışmada Hellenistik ve Roma öncesi dönemlere de değinilerek bu yapıların gelişimine dikkat çekilmektedir. Sadece yapı değil, kütüphane ve arşiv binalarının önemi üzerinde de durulmuştur. Yazının bulunuşu ile birlikte, gelişen medeniyetlerde bilgilerin depolanması ihtiyacı kütüphane ve arşivlerin MÖ 3000 yıllarında ortaya çıkmasına neden olmuştur. Saray, tapınak ve özel arşivler ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri, tez çalışması içerisinde belirtilmiştir. Her dönemde önemli olan bu yapılar, zaman içinde daha da gelişmiş ve kültürler arası etkileşim ile her uygarlıkta inşa edilmişlerdir. Kütüphane ve arşivlerden ele geçen tablet, papirüs ve parşömenlerin içeriğinde genelde ticari, siyasi, dini ve edebi konular yer almıştır. Küçük Asya Hellenistik ve Roma Dönemi kütüphaneleri; türlerine, mimari özelliklerine ve konumlarına göre incelenmiştir. Ancak Küçük Asya'da bulunan Hellenistik ve Roma dönemine ait kütüphane ve arşiv yapılarının birçoğunun kalıntıları günümüze kadar ulaşmadığı için, mimari kalıntıları olmayan kütüphane ve arşiv yapıları antik kaynakların aktardığı bilgiler kadarı ile ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütüphane, Arşiv, Yazının Gelişimi, Kütüphane Türleri, Hellenistik ve Roma dönemi, Küçük Asya

Arşiv sistemleriArşivcilikHelenistik Dönem+4
Pembe Gül Sonay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi

Bu çalışmada, Erken Tunç Çağı'ndan Roma Dönemi'ne kadar uzanan Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi ele alınmıştır. Höyükte Erken Tunç Çağı'nın yanı sıra Orta Tunç Çağı, Akhaemenid, Hellenistik ve Roma Çağlarına ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.Seyitömer Höyük'ün mimari özellikleri ve gelişimini değerlendirebilmek için, her bir kültür katını en iyi temsil eden konut ve atölyelerden birer sivil yapı örneği seçilerek malzeme, inşa teknikleri, plan özellikleri ve kullanım amaçları açısından incelenip yerleşimin kendine has özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır.Yerleşimler bir sur veya teras-sur duvarlarıyla çevrelenmiştir. Yerleşimlerde anıtsal nitelikteki yapılara rastlanmamıştır. Özellikle Erken ve Orta Tunç Çağlarında konut tipi yapıların yanı sıra atölye/işlik ve depo olabilecek nitelikte mekânlar da görülmektedir.Erken Tunç Çağı'nda megaron planlı bir yapıya rastlanması, bu yerleşimin Batı Anadolu kültürel etki alanına girdiğini göstermektedir. Orta Tunç Çağı'nda ise daha ziyade Orta Anadolu etkisi ağırlık kazanmaktadır.Höyüğün en yoğun ve en geniş sınırlarına Erken ve Orta Tunç Çağı'nda ulaştığı; daha sonraki dönemlerde yerleşim alanının küçüldüğü ve daha az bir nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Seyitömer Höyük'ün özellikle Erken ve Orta Tunç dönemlerinde seramik ve maden üretiminde, ayrıca Anadolu'nun Doğusu ve Batısı arasındaki ticarette önemli bir rol üstlendiği açıktır. Akhaemenid ve Hellenistik Dönem mimari kalıntıları genellikle konutlardan oluşmaktadır. Dönemi karakterize eden yapı türlerine rastlanmaması ve daha ziyade yerel mimari özelliklerin görülmesi, höyüğün bu dönemde bir taşra yerleşimi niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Mimari, Konut, Atölye, İşlik.

AtölyeHelenistik DönemMimari+5
Nazan Yüzbaşıoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Samsun ve çevresi mezar tipleri ve ölü gömme adetleri (MÖ. III. Bin ? MS. IV. yy.)

Samsun İli ve İlçelerini kapsayacak şekilde, MÖ. III. Bin'den başlayarak, Roma Çağı'na dek sürdürülen bir mezar tipolojisi ve ölü gömme adetleri çalışması kapsamında, ilk aşamada bugüne dek tasnif ve tescili yapılan ve kısmi bir şekilde yayınlanan mezarlar, çalışma kapsamında yeniden değerlendirilecektir. Bugüne değin hiçbir bilimsel çalışmada ortaya konulmayan her türden ve yukarıda bahsedilen tarihsel sürecin içerisinde yer alan mezar yapılarının ise tasnif ve istatistik çalışmaları yapılacak, mimari teknik çizimleri ve fotoğrafları mümkün olduğunca tamamlanacaktır. Bu mezarların yakın ve uzak çevredeki benzerleri ve içlerinde ele geçen buluntuların yardımıyla, olası tarihlemeleri yapılacaktır. Bu çalışmaların yanında MÖ. III. Bin'den, Roma Çağı'na dek ölü gömme adetleri incelenerek, kültürel devamlılığın sürüp sürmediği, zaman içerisinde ölü gömme adetleri açısından ne gibi yenilik ve değişikliklerin olduğu incelenerek, konuya sosyolojik bir boyut da katılmış olacaktır.

Demir ÇağıHelenistik DönemM.Ö. 3000+5
Serdar Ünan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Roma Dönemi Nikai'sında su temini

Bu çalışmanın konusunu Antik Nikaia kentinin Roma döneminde, kentin ihtiyacı olan suyu nasıl temin ettiği oluşturmaktadır. Antik yazarlardan Vitruvius'un Mimarlık Üzerine On Kitap adlı eseri, Roma Dönemindeki su teminine dair önemli bilgiler verdiği için bu çalışmanın ana kaynağı olmuştur. Antik Nikaia Kenti'nin üzerine şimdiki İznik şehri konumlandığı için çalışmada Lefke Kapı'daki su kemerine ağırlık verilmiştir. Lefke Kapı Su Kemeri, kentin su temini açısından oldukça önemlidir. Sukemeri ve kanalında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce izin verilen öğrenci çalışması kapsamında incelemeler ve su kemerinde dijital taramalar yapılmıştır. Yapılan incelemelerle su kemeri yapımında kesme taş, moloz taş, tuğla, kireç, harç ve devşirme malzemeler kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Nikaia su sistemi, en erken İmparator Hadrian döneminden başlayarak 20. yüzyılın ortalarına kadar aktif olarak kullanılmıştır. 16. yüzyılda kenti ziyaret eden seyyahlar su kemerinin bakımsız olduğunu yazmışlardır. Uzun süre kullanılan su sisteminde, yapılan araştırmalar sonucunda İmparator Hadrian veya Justinianus dönemi, 8-9. yüzyıl, geç 11- erken 12. yüzyıl, 12-13. yüzyıl, 1963 onarımı ve son olarak 2015 restorasyonu olmak üzere toplam 6 yapı evresi saptanmıştır.

NikaiaRoma DönemiSu+4
Seda Kırca
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa Kızılkoyun ve Kale Eteği Nekropollerinin kandil buluntuları

İnsanoğlu, ateşi keşfedip kontrolünde tutmaya başlamasıyla birlikte aydınlatmada da kullanmıştır. Aydınlatmada ilk olarak meşale, sonrasında mum devamında ise kandil kullanılmaya başlanmıştır. Kandiller birçok malzemeden yapıldığı gibi kolay taşınması kullanım pratikliğini doğurmuştur. Yapılan kazılarda en çok karşılaşılan buluntulardan biride, pişmiş toprak kandillerdir. Şanlıurfa Kale Eteği ve Kızılkoyun Nekropollerinde yapılan arkeolojik çalışmalarda, kaya mezar odalarının iç kısımlarında kalıp yapımı pişmiş toprak 162 adet kandil ele geçmiştir. Kandillerin burun ve gövde yapılarına bakılarak, 4 ana tip oluşturulmuştur. Her ana tip, kendi içerisinde farklı özellikler gösterenler için, alt tiplere ayrılmaktadır. Kandiller hakkında yerli ve yabancı kaynak taraması yapılarak benzer özellikler gösteren tipler ile karşılaştırılmıştır. Kandillerin tarihlendirilmesi, bulundukları nekropollerdeki diğer buluntular ve benzer özellikler taşıyan örnekleri ile karşılaştırarak yapılmıştır. Uygun görülen tarihler arasına, Hristiyanlık inancının girmesi sonucunda iki tarih verilmesi uygun görülmüştür. Kandillerin geneli M.S. 3.-5. yüzyıl arasına tarihlenirken üzerinde Hristiyanlık sembolü olan haç motifliler M.S. 4.-5. yüzyıl olarak tarihlemek uygun görülmüştür. Nekropollerde ele geçen kandiller, Şanlıurfa Müzesi Müdürlüğü'nün deposunda muhafaza edilmektedir. Arkeolojik kazılar sonucunda müzeye getirilen pişmiş toprak kandiller üzerine yapılacak ilk çalışma olması ve yapılan kataloglamayla da bundan sonra yapılacak çalışmalara katkı sunacaktır. Ayrıca, kandillerin üretildikleri yerin saptanması, bölgenin ticari, ekonomik ve inanç ilişkilerinin değerlendirilmesi sağlanmıştır.

AydınlatmaKandillerNekropol+4
Müslüm Demir
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan ve Roma'da ceza yöntemleri; İşkence teknikleri ve işkence aletleri

Antik Dönemlerden günümüze kadar gelen süreç içerisinde toplumlar değişip, gelişmişler ve bir arada yaşamanın getirdiği bir takım sorumlulukları yerine getirmek ve düzeni sağlamak için ceza ve işkenceye başvurmuşlardır. İşkencenin tam olarak ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekle birlikte toplum içinde hızla kullanılıp, yayıldığı görülmektedir. Antik Yunan dönemine baktığımızda polislerin kurulup, hızla büyümesinin ardından toplumsal düzende de hızlı değişim görülmüş ve aristokrat kesimin oluşmasıyla hiyerarşik yapının belirgin şekilde görülmesi sorununu beraberinde getirmiştir. Toplumsal sınıf ayrımı belirginleşmiş ve kölelik kurum haline getirilmiştir. Köleler herhangi bir hakka sahip olmamakla birlikte köleyi mal olarak görüp, alıp, satmışlar, istedikleri gibi işkence yapmışlardır. Varlığını uzunca yıllar sürdüren Antik Roma'da ise sınırların çok fazla genişlemesiyle toplumu kontrol etmek zorlaşmış ve cezalar ağırlaştırılıp,farklı işkencelerin uygulandığı da bilinmektedir. Toplumun işkenceden hoşlanıp, eğlence gibi görmesi beraberinde gladyatör oyunlarını getirmiş ve kanlı gösterilere sahne olmuştur. Her iki toplumda gelişip, büyüdükçe insanlar arasındaki hiyerarşik fark daha da belirgin olmaya başlamıştır. Bu durum beraberinde işkencenin varlığını ve kime nasıl uygulanması gerektiği sorununu ortaya çıkarmıştır. O dönemlerde hangi suçun karşılığı hangi ceza ve işkenceydi net olarak belirlenmemiş olmakla beraber, kişinin statüsüne bakılarak cezanın ve işkencenin ağırlığına karar verilirdi.Ceza adı altında işkence yaparak, işkenceyi normalleştirmeye çalışmışlar ve basite indirgemişlerdir. Bu işkenceler yapılırken alet kullanılmadan yapılan yöntemler ve alet kullanılarak yapılan teknikler görülmektedir. Bazen acının derecesini artırmak için birkaç işkenceyi birlikte kullandıkları da görülmektedir. Zehir kullanımı, yüksekten atma, su işkenceleri gibi işkenceler alet kullanılmadan yapılan işkencelere örnek teşkil ederken, çarmıh, kırbaç, işkence tezgahı ve işkence çarkı gibi aletlerde işkence tekniklerine örnek verilebilir. Anahtar Sözcükler:Antik Yunan,Antik Roma,Ceza,İşkence,Köle

Antik YunanAntik kültürCeza+5
Sevim Ateş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çankırı Müzesi'nde bulunan bir grup cam eser

MÖ 3. binden itibaren keşfedilen ve günümüzde de kullanımını sürdüren cam, doğada katı halde bulunurken insanoğlu tarafından işlenerek şekil verilmiş ve günlük yaşamda kullanılmıştır. Çankırı Müzesi'nde bulunan bir grup cam eser konulu çalışmanın amacı zengin bir koleksiyona sahip eserlerin bilim dünyasına tanıtılarak gerekli ilgiyi görmesini sağlamaktır. Bu çalışmada, öncelikle Çankırı ili, tarihi ve coğrafyası hakkında bilgi verilerek Çankırı Müzesi anlatılmış, sonrasında ise, camın tanımı, üretim ve bezeme teknikleri, cam yapımında kullanılan aletler, cam fırınları ve camın tarihi gelişimi konusunda genel bilgiler verilmiştir. Çankırı Müzesine kazı, bağış, satın alma ve müsadere yoluyla kazandırılmış 512 adet cam eser bulunmaktadır. Genellikle, üfleme ve kalıplama yöntemleri ile üretilen eserler, içlerine çeşitli sıvalar koyarak onları muhafaza etmek ve mezarlarda ölü hediyesi olarak kullanılmıştır. Sağlam olmaları mezar buluntusu olabileceklerini düşündürmüştür. Alabastron, unguentarium, şişe, sürahi, bardak, kase, gibi kapların yanı sıra yüzük ve bilezik gibi süs eşyaları da çalışma kapsamına alınarak 36 adet eser üzerinde değerlendirme yapılmıştır. Aynı formdaki eserlerden bir adedi değerlendirilmiş, literatürde bilinen benzer formlara göre titizlikle tarihlendirilmiştir

Cam eserlerCam fırınıCam kaplar+5
Halit Ersoy
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi lahitleri

Roma İmparatorluk Dönemi içerisinde seri üretime geçildikten sonra lahitler sınıflandırıldığında, girlandlı lahitler, sütunlu lahitler, frizli lahitler, tabula ansatalı lahitler, sandık lahitler, yivli lahitler ve yarım işlenmiş lahitler göze çarpmaktadır.Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri toplam 20 adet olmakla beraber, bu lahitler arasında daha çok girlandlı lahitlere ait örnekler bulunmaktadır. Bu girlandlı lahitlerden biri Attika lahitlerinde görülen bir özellik olan ön yüzünde iki adet girland taşırken geriye kalanları ise Anadolu geleneğine uygun olarak üç girlandlıdır. Bunun dışında aralarında frizli lahit örneği, sütunlu lahit örneği, sandık lahit örneği de vardır. Ayrıca tamamen veya bir bölümü yarım işlenmiş lahitler de bulunmaktadır.Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri'nin mermer olanları Anadolu'nun Roma Dönemi içinde üretim yapan büyük lahit atölyelerinden ithal edilirken mermer olmayanlar ise yerel veya gezgin ustalarca imal edilmiştir. Söz konusu lahitler, Roma İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde bulunan lahitler ile tarihleme ölçütleri konusunda bir birliktelik sergilemektedir.

AdanaAttikaLahitler+4
Ahmet Çelik
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma'nın doğu sınır birliklerinin sefer organizasyonu (M.Ö.1. yüzyıl-M.S. 3. yüzyıl)

Fikrî temelleri, Nero Dönemi'nde Corbulo tarafından yürütülen Parth ve Armenia seferleri sırasında atılan ve Flaviuslar Dönemi'nde hayata geçirilen Fırat sınırını güçlendirme politikası kapsamında; Roma'nın Suriye, Kommagene, Kappadokia ve Armenia Minor eyaletleri ile Pontos kıyılarında bir dizi lejyon garnizonu ve yardımcı birlik kalesi kurulmuş ve bölgeye yeni askerî birlikler konuşlandırılmıştır. Bu çalışma; antik kaynaklar, epigrafik, arkeolojik, kısmen de nümismatik veriler ve modern literatür ışığında; söz konusu askerî birliklerin sefer organizasyonunu ele almaktadır. Bu bağlamda Roma sınır birliklerinin operasyon için kullandıkları ana ve tali yollar yanında stratejik geçiş güzergahları, ikmal ve iaşeyle birlikte gerekli silah ve teçhizatın tedariki, farklı amaçlara yönelik hayvan temini, kalabalık askerî birliklerin hijyen ve sağlık problemlerine yönelik tedbirler tüm ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur.

Antik ÇağAskeri sınır bölgesiFırat Nehri+3
Erdal Kaya
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Roma dönemi'nde Suriye

Suriye, bulunduğu coğrafi konum ve stratejik önemi itibariyle birçok uygarlığa ev sahipliliği yapmış ve pek çok devletin istilalasına maruz kalmıştır. Suriye, Roma ile Part İmparatorlukları arasında bulunduğu stratejik konumu nedeniyle Roma'nın ayrıcalık tanıdığı önemli eyaletler arasında yer almıştır. Seleukos kralları arasında taht savaşlarının ortaya çıkması, Seleukos Devleti'nin zayıflamasına neden olmuştur. M.Ö. 64 yılında Romalı komutan Pompeius Magnus tarafından Suriye Eyaleti kurulmuş ve Suriye tarihinde yepyeni bir sayfa açılmıştır. Zira Suriye bu tarihten sonra Roma-Part savaşlarına tanık olmuştur. Roma Dönemi'nde Suriye-Roma ilişkilerini konu alan çalışmamızda Suriye'nin Roma eyaletine dönüştürülmesinin ardından Suriye ile Roma arasındaki sosyal, politik ve askeri ilişkiler incelenmiştir. Ayrıca çalışmamızda, Roma Dönemi'nde Suriye'deki bazı krallıkların Roma'ya karşı yaptıkları isyanlar, isyanların nedenleri ve imzalanan antlaşmalar da yer almaktadır. Anahtar kelimeler: Suriye,Roma, Pompeius, Suriye Eyaleti, Palmyra

Eski ÇağEski Çağ tarihiRoma Dönemi+2
Murtada Alalı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Metropolis şehir planlamacılığında suyun dağıtımı ve kullanımı

Metropolis, MÖ 3. yüzyıldan itibaren planlı bir kent olarak gelişmeye başlamış, Roma Dönemi'nde özellikle MS 1-2. yüzyılda kentteki imar faaliyetleri ile büyümüş, daha sonra 12. yüzyıl Laskarisler Dönemine kadar varlığını sürdürmüştür. 30 yılı aşkın bir süredir kazı ve araştırma çalışmalarının devam ettiği kentte Tiyatro, Meclis Binası, Yukarı ve Aşağı Roma Hamamı, Peristilli Ev, Roma Sarnıcı, Balneum ve Araplıtepe Bizans Kilisesi'nde bu izleri görmek mümkündür. Metropolis'in, Torbalı Ovası'na hâkim bir tepe üzerinde planlanmaya başladığı MÖ 3. yüzyıldan, MS 12. yüzyıla kadar ki bu sürecinde kuşkusuz ki su kullanımı ve mühendisliği uygulamaları da geliştirilmiştir ve kentte uygulanmıştır. Bu çalışmada, kentte su kullanımı ile ilgili olarak suyun kaynağında bulunması, taşınması, depolanması ve dağıtımı ile su kullanımı sonucunda oluşan atıkların tahliye edilmesi ve altyapı faaliyetleri de kazılar ve buluntular yardımıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışma kapsamında Metropolis'te ve başka kentlerde yapılmış su kullanımı ve mühendisliği ile ilgili kaynaklar incelenerek değerlendirilmiş, kazılar sonucunda elde edilen en son veriler ve bilgilerle değerlendirilmiştir.

Kent planlamaMetropolisRoma Dönemi+7
Yılmaz Balım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Domaniç anıtsal tonozlu mezar iskeletlerinde ağız ve diş sağlığı

Dişler, bireyler ve popülasyonlar hakkında değerli bilgi kaynaklarıdır. Dişlerin incelenmesiyle birlikte tüketilen gıdaların bileşimleri tespit edilebilmektedir. Uygarlıkların gelişmesiyle toplumlarda statü farklılıkları meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak gıdalara ulaşım da değişiklik göstermiştir. Popülasyonlar arasındaki beslenme farklılıkları, diyet ve sağlık durumlarında da farklılıklar olmasına neden olmaktadır. Diş patolojileri analiz edilerek ve Eski Anadolu Topluluklarıyla karşılaştırılarak bu farklılıkların nedenleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Kütahya ilinin Domaniç ilçe merkezindeki Hisar Mahallesi'nde yer alan Anıtsal Tonozlu Mezar Odası'nda 2016 yılında yapılan kurtarma kazısında ortaya çıkarılan iskelet materyallerinden yararlanılarak yapılmıştır. Tonozlu mezarın inşasının 2. yy. olduğu düşünülse de gömülerin ne zaman yapıldığı konusunda net bir çıkarım yapılamamıştır. İskeletler yığıntı halinde olduğu için insitu konumunda değillerdir. Mezar içerisinde Roma Dönemi'ne ait olduğu düşünülen iskeletlerin paleoantropolojik incelemesi yapılarak; 3 bebek, 10 çocuk ve 70 erişkin olmak üzere toplam 83 birey tespit edilmiştir. Bu bireylere ait toplam 506 daimi diş (2 tane gömük, 6 tane kökten kırık toplam 8 diş çalışmaya dahil edilmemiştir) incelenerek toplumun ağız ve diş sağlığı hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada; diş çürüğü, apse, diş aşınması, periodontal hastalıklar, diş taşı, hypoplasia ve antemortem diş kaybı (AMDK) oranları belirlenmiş ve elde edilen sonuçlar Eski Anadolu Topluluklarının ortalamaları ile karşılaştırılmıştır. Yapılan dental analiz sonucunda; diş çürüğü % 19,57 (düzeltilmemiş), apse % 2,78, periodontal hastalıklar % 67,33, diş taşı % 35,38, hypoplasia % 17,19, AMDK % 13,39 oranlarında tespit edilmiştir. Diş aşınması ise ortalama 3-4 derece değerinde bulunmuştur. Diş patolojileri değerlendirildiğinde, topluluğun tarıma dayalı topluluklarla daha çok benzerlik gösterdiği ve çürük oluşumuna işlem görmüş yüksek karbonhidrat içeren yiyeceklerin belli oranda neden olduğu düşünülmektedir. Aşınma derecesinin fazla olmaması, yumuşak gıdalarla beslenildiğini destekler niteliktedir. Hypoplasia oranının ve şiddetinin düşük olması ise Anıtsal Mezar'da bulunan bireylerin erken çocukluk dönemlerinde fizyolojik strese çok daha az maruz kaldıklarını göstermektedir. Ağız ve diş sağlığı verileri bir bütün içinde analiz edildiğinde; Anıt Mezar içinde bulunan insanların sosyo-ekonomik yapılarının yaşadıkları çevreye göre daha elverişli, buna bağlı olarak beslenme şartlarının da diğer Eski Anadolu Topluluklarına göre daha iyi olduğu sonucuna ulaşılabilir.

Ağız sağlığıDiş sağlığı araştırmalarıDişler+3
Selcen İlbey
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Domaniç anıtsal tonozlu Roma Dönemi iskeletlerine ait dişlerin lineer mine hipoplazilerinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında Kütahya ili Domaniç ilçesinden çıkarılan Anıtsal Tonozlu Roma Dönemi iskeletlerinin dişleri, stres göstergelerinden yalnızca birisi olan lineer mine hipoplazileri açısında değerlendirilmiştir. İncelenen topluluğun mine hipoplazilerinden yola çıkarak yaşadıkları dönemde ne gibi bir strese ve ne şiddetle maruz kaldıkları elde edilen veriler değerlendirilerek yorumlanmaya çalışılmıştır. Lineer mine hipoplazileri yalnızca şiddetleri ve frekansları açısından değerlendirilmemiş, defektlerin bireylerde yoğunlukla hangi yaş aralıklarında oluştuğu da hesaplanmıştır. Lineer mine hipoplazilerinin biyolojik yaşlara dönüştürülmesinde, Goodman-Rose (1990) ve Reid-Dean (2000;2006)'a ait iki farklı yöntemin verileri karşılaştırılarak tartışılmıştır. Ancak bu araştırmanın metodu olarak, Reid ve Dean (2000;2006)'ın yöntemi tercih edilmiştir. Bu yönteme göre elde edilen veriler hipoplazilerin yoğun olarak 4-4,5 ve 5-5,5 yaşlarında yaşandığını göstermektedir. Aynı zamanda eski Anadolu topluluklarında yapılan hipoplazi çalışmalarıyla Domaniç topluluğu karşılaştırılarak elde ettiğimiz veriler değerlendirilmiştir. Domaniç Anıtsal Tonozlu Roma Dönemi iskeletlerine ait toplam 506 daimi diş lineer mine hipoplazileri açısından değerlendirilmiş ve bakılan dişlerin %17,1'inde lineer mine hipoplazileri tespit edilmiştir. Mine hipoplazileri, gelişimi devam eden farklı diş tiplerini etkilese de toplulukta yaygın olarak ön dişlerde gözlenmiştir. Ayrıca şiddetleri açısından değerlendirildiğinde topluluk genelinde hafif ve orta dereceli olarak kaydedilen dişler topluluk genelinde yaygın olarak bir veya iki bant şeklinde gözlenmiştir. Bunlara ek olarak, Domaniç-Roma Dönemi topluluğunda hipoplazi görülme sıklığı Anadolu'daki çağdaşı olan diğer iskelet toplulukları ile karşılaştırıldığında daha düşük bir orana sahiptir. Bu durum mezardan çıkan bireylerin erken bebeklik ve çocukluk döneminde daha az fizyolojik strese maruz kaldıklarının bir göstergesi olarak yorumlanmıştır. Topluluk içi elde edilen veriler sonucunda Domaniç topluluğundaki mine hipoplazilerinin yoğun olarak yaşandığı dönemler, diğer Anadolu topluluklarına oranla çok farklı bir dönemde yaşanmadığı göstermektedir. Şiddetleri ve tekrarlanma süreleri açısından ise diğer Anadolu toplulukları ile karşılaştırıldığında şiddetli seyretmediğini söylemek mümkündür. Bunun dışında Domaniç topluluğunda mine hipoplazilerinin gözlendiği dönemler (4-4,5 ve 5-,5) genellikle çocukların sosyalleşmeye ve çevresiyle tanışmaya başladığı dönemlere işaret etmektedir. Bu süreçte meydana gelen hipoplazilerin çevresel faktörlerden, hijyen koşullarından veya salgın hastalıklar gibi faktörlerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Dental antropolojiDental mineKütahya-Domaniç+7
Sevgi Tuğçe Gökkurt
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Urfa ili Roma Dönemi kaya mezarları

İnsanoğlu çağlar boyunca dini ritüellerinin bir sonucu olarak bir takım yapılar ve objelerle kişiyi ölümsüzleştirme çabası içerisinde bulunmuşlardır. Ortaya koydukları ebedi istirahatgahlar, ölen kişinin toplum içerisindeki statüsüne göre şekillenmiş ve kullanılmışlardır. İnsanlığın Shanidar Mağarasında başlayan dini ritüelleri ve ölüye olan saygı Roma Döneminde en üst seviyeye ulaşmıştır. Anadolu toprakları üzerinde, hem bilimsel kazılar hem de yüzey araştırmaları sonucunda farklı dönemlere ait birçok mezar tipi tespit edilmiştir. Roma Dönemine ait izlerin yoğun olarak görüldüğü Urfa bölgesinde yine bu döneme ait kaya mezarlarına da sıkça rastlanmaktadır. Yaptığımız ön araştırma neticesinde tez çalışma konusu olarak belirlediğimiz alandaki nekropol ve mezarlar, imkânlar dâhilinde incelenmiş, belirli bir tipolojik düzen içerisinde anlatılmaya çalışılmıştır.

Kaya mezarlarıMezarlarNekropol+2
Zeynep Nida Yıldırım İlaslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Hellen ve Roma toplumlarında büyü ve kehanet

İnsanın yaşamı boyunca üzerinde yaşadığı dünyada, karşılaştığı zorluklarda ya da karar verme aşamalarında ihtiyaç duyduğu kendisinden daha üstün olan bir varlığa yaklaşma durumu, doğaüstü alana ait varlıkları tanımasına sebep olmuştur. Onlara karşı gösterdiği titizlik ve memnun etme çabası, bu varlıkları kutsal hale getirmiştir. Kutsal olana yaklaşarak, kendisinin ya da devletinin geleceğini öğrenmek isteyen insan, kehanet büyülerine başvurmuştur. Büyü metinlerinin içeriği, kullanılan malzeme ve tanrı ya da tanrıçaların mitosları ile bağlantıları, bu durumu anlamada daha da yardımcı olmuştur. Bu çalışmada, Antik Hellen ve Roma toplumlarında ve söz konusu bölgede kehanet ve büyü kavramlarından bahsedilerek, gerçekleştirilen kehanet büyülerinin içeriği, uygulanışı ve malzemeleri ile birlikte toplum, birey ve devlet üzerindeki yerine değinilmiştir. Çalışma boyunca papirolojik ve klasik kaynaklardan faydalanılarak gerçekleştirilen ritüellerin mitolojik yönleri değerlendirilmiş, bu bağlamda kurulan ilişki üzerinden büyü metinleri içerisinde ismi geçen kutsal varlıklar ve malzemeler aracılığıyla bölgedeki Hellenizm ile birlikte varlığına devam eden yerel kültürlerin senkretik yapıları incelenmiştir.

Antik ÇağBüyüHalk inançları+4
Ozan Sülün
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Efes Müzesi'nde bulunan Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemi mezar stelleri

Çalışma kapsamında ele alınan mezar stelleri, İzmir ili Selçuk ilçesinde yer alan Efes Müzesi'ne satın alma, hibe ve hediye etme yollarıyla ulaştırılmış eserlerdir. Müzede yürütülen eser tespit çalışmalarında bu kapsamda yetmiş dokuz (79) mezar steli tespit edilmiştir. Eserlerin büyük bir çoğunluğu Ephesos antik kenti ile Selçuk ilçesi çevresinden ele geçmiştir. Ayrıca Torbalı, Kuşadası – Kirazlı Köyü, Acarlar Köyü ve Aydın çevresinden ele geçen ve Efes Müzesi'ne teslim edilen eserler de çalışmaya dâhil edilmiştir. Farklı alanlarda bulunan söz konusu eserler dönem ve tipoloji açısından da farklı özellikler sergilemekte olup tez çalışması içerisinde detaylı olarak incelenmiştir. Tez çalışmasının konusunu oluşturan Efes Müzesi Hellenistik Dönem ve Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait mezar stellerinin detaylı olarak sunulabilmesi için daha önce yayınlanan, Ephesos antik kenti başta olmak üzere, Anadolu kentlerine dair mezar stelleri literatürü taranarak Ephesos mezar stellerine ait gelenek, tipoloji ve kronoloji hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Özellikle eserlerin daha önce ikonografi ve figür tipleri açısından detaylı olarak ele alınmaması ve kentin mezar steli geleneğinin saptanmamış olması çalışmalarımızın bu konular üzerinde yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Bu doğrultuda Ephesos mezar stelleri kapsamında ölü yemeği/symposium/symposion, veda, atlı/süvari, genre (günlük yaşam) sahneleri, gladyatörlerin yer aldığı steller ve boyalı/kazıma tekniğine sahip stellerin varlığı tespit edilmiştir. Söz konusu sahnelerin yanı sıra figür tipleri ve stellerin tipolojisi detaylı olarak sunulmuştur. Ayrıca Ephesos mezar steli geleneğinin oluşmasında etkin rol oynayan Attika, Smyrna, Lydia Bölgesi ve Byzantion merkezlerinin mezar stelleri ile karşılaştırmalar yapılarak Ephesos mezar steli geleneğinin yerel ve etkileşimli üslubu aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan mezar stellerine dair incelemeler sonucunda eserlerin İÖ. 4. yüzyılın ortalarından İS. 3. yüzyılın başlarına kadar olan geniş bir kronolojiye sahip olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda Ephesos kentinin en yoğun stel üretiminin İÖ. 2. yüzyılın ikinci yarısı ile İÖ. 1. yüzyılın başları olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu dönemde yerel özelliklerin görüldüğü stellerin de sayıca fazla olduğu görülmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Anadolu, Ionia, Ephesos, Mezar Stelleri.

Efes MüzesiHelenistik DönemMezarlar+2
Merve Arinç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Roma dünyasında yeme içme kültürü

Beslenme, canlıların yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Paleolitik Çağlar'dan bu yana, insanların beslenme alışkanlıkları çok çeşitli çalışmaların konusu olmuştur. Yabani otlar ve hayvansal gıdalarla beslenen insanlar, ateş ile birlikte yiyeceklerini pişirmeye başlamış, dolayısıyla çeşitli büyüklük ve biçimde pişirme kapları kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle yerleşik düzen ve tarıma geçişin yaşandığı Neolitik Dönem'de toplanan ve hasadı yapılan ürünlerin depolanması gerekmiştir; geniş depolama alanlarının yanı sıra, depolama kapları kullanılmaya başlanmış, pişirme ve saklanma kapları çeşitlenmiştir. Yeme ve içmenin önemli olduğu Roma dünyası, başta İtalya olmak üzere, zengin besin çeşitliliğine sahiptir. Başlangıçta, Roma sosyal sınıflarındaki yeme-içme alışkanlıkları arasındaki fark büyük değilse de imparatorluğun büyümesiyle farklılıklar oluşmuştur. Sebzeler, meyveler, yabani ve evcil hayvanlar, çeşitli meyve suları, süt ürünleri, zeytinyağı ve şarap merkez İtalya'da sıklıkla tüketilmiştir. Ayrıca arpa ve buğdaydan yapılan ekmek ve çeşitli unlu ürünler gündelik diyetin önemli parçasıdırlar. Yiyecek, içecek, hayvanlar ile pişmiş toprak, metal ve camdan yapılan kaplar Roma mozaikleri ve freskolarında sıklıkla betimlenmişlerdir; bu tür arkeolojik veriler özellikle İtalya'daki yeme-içme alışkanlıkları hakkında detaylı bilgi vermektedirler. Apicius, Athenaeus, Plinius, Columella gibi çok sayıda antik yazar yeme-içme, bitkiler ve hayvanlardan söz etmiştir. Roma İmparatorluğu'nun yayılım gösterdiği ve siyasi açıdan bir Roma eyaleti haline gelen ve geniş alana yayılan Anadolu topraklarında yeme-içme alışkanlıkları, coğrafi olarak değişiklik gösterebildiği gibi, binlerce yıllık yeme-içme geleneklerini sürdürmüştür. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Roma, Anadolu, Mutfak, Kültür.

AnadoluErken Roma DönemiMutfak+4
Hafize Alkurt
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hellenistik ve Roma çağlarında Yahudi isyanları

Bu çalışmanın amacı, Yahudilerin, Hellenistik Krallıklar ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde çıkardıkları isyanları inceleyip bu isyanların nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koymaktır. Yahudi tarihinde Hellenistik ve Roma dönemleri, büyük dinî ve politik değişimlerin yaşandığı, direniş ve isyanların sıkça görüldüğü zamanlardır. MÖ II. yüzyılda Seleukos Krallığı'nın Hellenistik kültürü yayma politikası, Yahudi dinî ve kültürel kimliğine büyük bir tehdit oluşturmuştu. Yahudiler, monoteist bir dine sahip oldukları için Hellenistik kültürün getirdiği politeist inançlar, onlar açısından kabul edilemez bir durum oluşturmuştur. Artık bağımsızlık için harekete geçen Makkabiler, MÖ 167 yılında Seleukoslara karşı çıkardıkları isyan sonucunda zafer elde etmişler ve MÖ 164 yılında da Iudeia'yı ele geçirmişlerdi. Böylece Makkabiler, MÖ 143 yılında Haşmonayim Devleti'ni kurmuşlar ve yaklaşık yüz yıl boyunca bağımsız bir devlet olarak varlıklarını sürdürmüşlerdi. MÖ 67 yılında Iudeia'da yaşanan iç karışıklıklar, Roma ile olan münasebetler ve MÖ 63 yılında Roma'nın Iudeia'ya hâkim olması iki taraf arasında gerilimin çıkmasına neden olmuşu. Roma yönetimi, Yahudi dinî ve kültürel uygulamaları üzerinde kontrol kurmaya çalışmıştı. Roma'nın ağır vergi politikaları ve ekonomik baskıları Yahudi halkı arasında büyük bir hoşnutsuzluğa neden olmuştu. Yahudiler, Roma'nın putperest inançlarını ve politikalarını kendi dinlerine ve kimliklerine tehdit olarak görüyorlardı. Bu durum, Yahudilerin Roma'ya karşı direnişe geçmelerine neden olmuştu. MS 66-73 yılları arasında Yahudilerin, Roma'ya karşı başlattıkları ilk isyan, Roma'nın büyük bir askerî seferiyle bastırılmış, Iudeia ve Mabed ele geçirilerek yerle bir edilmişti. Bu isyan Roma İmparatorluğu'na karşı Yahudilerin çıkardığı en büyük ve en şiddetli isyandı. İlk isyanın bastırılmasından sonra kaçmayı başaran Yahudiler Iudeia'nın dışında Akdeniz'in çeşitli bölgelerine dağılarak MS 115-117 yılları arasında Kyrene, Kıbrıs, Mezopotamya ve İskenderiye'de Roma'ya karşı ikinci ayaklanmayı başlatmışlardı. Ancak kısa süren bu isyan Romalılar tarafından bastırılmıştı. Bar Kokhba İsyanı, Yahudilerin MS 132-135 yılları arasında Roma'ya karşı çıkardıkları son büyük direniş hareketiydi. Bu isyan da Roma tarafından katı bir şekilde bastırılmış olup Roma–Yahudi ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktası olmuştu. Bu isyanın bastırılması Yahudilerin yıllarca sürecek olan sürgünün başlangıcı olmuştu.

Helenistik DönemHelenistik YahudilikRoma Dönemi+2
Fatma Tezcan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Eskibatı dünyasında intihar

İntihar, tarih boyunca çeşitli yaklaşımlar ile günümüze değin varlığını korumuş bir eylemdir. Bu tez kapsamında Hellen ve Roma geleneğinde intihar eyleminin izleri saptanarak dönemin yaşam ve ölüm ilişkisinin siyasi, kültürel, sosyal bağlantıları anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu tezin amacı intihar olgusu üzerinden her birey için ortak olan yaşam ve ölüm gerçeğinin Antik Dönemde algılanışını kavramak ve kaynaklar doğrultusunda bireyi ölümü seçmeye yönlendiren sosyal, siyasi yahut kültürel yönlendirmenin çerçevesini oluşturmaktır.

Antik kültürAntik ÇağEski Çağ+4
Tuğçe Işık
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10

Related subjects