Potentialities for and limits to inclusion by education: The case of Syrian children's education in Turkey and child labour
2021
0 views
0 downloads
Advisor: Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Okyayuz
Abstract (TR)
Nisan 2011'de Suriye'de yaşanan iç çatışmalar nedeniyle binlerce insan hayatını kaybetmiş, milyonlarca insan da krizden etkilenmiştir. Çatışma sonucunda çok sayıda insan Türkiye'nin de aralarında bulunduğu komşu ülkelere sığınmıştır. Türkiye'de şu anda 3,5 milyondan fazla Suriyeli göçmen yaşamakta ve bu da Türkiye'yi dünyanın en büyük göçmen barındıran ülkesi yapmaktadır. Çatışmanın ilk yıllarında Suriyelilere yönelik politika önerileri kısa vadeliydi, çünkü bu göçmenlerin kısa sürede ülkelerine dönecekleri tahmin edilmekteydi. Bu nedenle başlangıçtaki politikalar yalnızca bu göçmenlerin güvenliğini ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olmuştur. Ancak, akının ilk birkaç yılından sonra, eğitim politikaları da dahil olmak üzere uzun vadeli, entegrasyon odaklı planlar ve düzenlemeler uygulamaya konulmuştur. Göç, çok nedenli bir toplumsal olgudur ve hem göçmenler hem de göç alan ülkeler açısından çok çeşitli etkileri bulunmaktadır. Göçmenlerin yerleştikleri yerlerde uyum içinde yaşamlarını sürdürebilmelerinin sağlanması çok önemlidir ve bu da temel hak ve hizmetlere erişimlerinin sağlanmasıyla gerçekleşmektedir. Bu anlamda, göçmen çocukların topluma uyum sağlamaları ve en önemlisi geleceklerini güvence altına almaları için, hem kendilerine hem de içinde yaşadıkları topluma fayda sağlamaları adına eğitime erişimleri oldukça önemlidir. Eğitim yalnızca geleceklerindeki finansal gelir araçları değil; aynı zamanda bireylere toplumda özgürlük, özgüven ve statü kazandırır. Dezavantajlı gruplar için eğitim olanaklarına erişim, nesiller arası yoksulluk döngüsünü kırmanın tek yolu olabileceği ve hayatı daha onurlu bir şekilde yaşamaları için tek yol olabileceği için daha da kritiktir. Eğitim, temel bir insan hakkıdır ve bireysel yetkilendirmeyi, özgürlüğü ve gelişmeyi teşvik ettiği için diğer insan haklarının uygulanması için birincil öneme sahiptir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 26. Maddede şöyle belirtilmektedir; Herkesin eğitim hakkı vardır. Eğitim, en azından ilk ve temel aşamalarda ücretsiz olmalıdır. İlköğretim zorunlu olmalıdır. (UN, 1948) Ne yazık ki, çok sayıda çocuk hala tüm dünyada eğitim alanından dışlanmaktadır. UNESCO'ya göre, yaklaşık 258 milyon genç ve çocuk 2018'deki eğitim yılı için hala okula gitmemekte ve eğitim fırsatlarının dışında kalmaktadır. Göçmen çocuklar okulu bırakma veya hiç başlamama riski en yüksek olan gruplardan biridir. Uyruğu, hukuki durumu veya etnik kökeni ne olursa olsun her çocuğun eğitim hakkı olmasına rağmen, bunun uygulamaları farklı bir gerçeklik sergilemektedir. 2015 yılında 28 milyondan fazla çocuk savaş veya çatışma nedeniyle yerinden edilmiştir ve bunların 27 milyonu okula gitmemiştir (UNICEF, 2017). Türkiye'de 1,6 milyondan fazla Suriyeli çocuk yaşamaktadır. Bu çocukların eğitime erişimlerinin ve katılımlarının sağlanmasına yönelik çalışmalar Milli Eğitim Bakanlığı ile diğer ulusal ve uluslararası kuruluşların destekleriyle devam etmektedir. Ancak 2016 yılına kadar okul çağındaki Suriyeli çocukların sadece %37,28'i okula devam etmekteydi ve 2021'de bu sayı %60'ı ne yazık ki geçememiştir. 2014 yılından sonra eğitimi kapsayan Geçici Koruma Yönetmeliği ile Suriyelilere eğitim hizmeti verilmesi hızlanmış, bu kapsamda birçok program/ hizmet geliştirilmiş ve sunulmuştur. Buna rağmen, krizin üzerinden 10 yıl geçse dahi, daha fazla Suriyeli çocuğu eğitim alanına dahil etmeye yönelik pek çok politika ve program hala çoğunlukla göçle ilgili engellere odaklanmaktadır. Ancak sorun daha derinde, çoğunlukla çocuk işçiliğinden kaynaklanan sosyo-ekonomik engellerde yatmaktadır. Zorunlu göç, tahmin edilebileceği gibi dezavantajlı kesimlerin işini daha da zorlaştırmıştır. Bu nedenle, eğitime erişim sorunuyla mücadelede temel dayanak olmasa da göç odağının da dikkate alınması önemlidir. Suriyeli çocukların eğitime erişimleri ile ilgili pek çok çalışma, dil ve entegrasyon sorunları gibi göçle ilgili engellere odaklanmaktadır; ama sorun bundan daha büyüktür: yoksulluktan kaynaklanan çocuk işçiliği. Bu tez, Suriyeli çocukların Türkiye'deki ulusal eğitim sistemine dahil edilme ve dışlanma mekanizmaları ile eğitim politikaları ve programlarının başta çocuk işçiliği olmak üzere katılım engelleriyle mücadelede etkili ve kapsayıcı olup olmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma boyunca, yoksulluk ve ekonomik zorlukların eğitime erişimi nasıl etkilediği; özellikle temel haklara ve hizmetlere zamanında erişim konusunda göçün dışlanma ve içerme dinamiklerini ne ölçüde derinleştirdiği; Türkiye'deki Suriyeli çocukların eğitime erişim düzeyi; eğitimlerinin önündeki engellerin neler olduğu; çocuk işçiliğinin katılım üzerinde ne ölçüde etkisi olduğu; ve eğitim politikalarının bu alandaki ihtiyaçları nasıl karşıladığı (ya da karşılamadığı) gibi konular ele alınmıştır. Bu tezin temel amacı, Suriyeli çocukların okullaşma sorunlarının arkasındaki temel nedenleri keşfetmek ve eğitime erişimde ana sorun olarak çocuk işçiliği arasında bir bağlantı kurmak için kapsamlı bir eğitim politikası ve program analizinin yanı sıra Suriyeli çocukların durumsal bir analizini sunmaktır. Bunu yaparken öncelikle sosyal içerme ve dışlama kavramları; temel haklar ve hizmetler; göç; sosyo-ekonomik dışlanma, çocuk işçiliği ve eğitim hususları tartışılmaktadır. İkinci olarak, sorunun kökünden kavranabilmesi için Suriyelilerin hukuki, sosyal ve ekonomik açılardan durum analizine yer verilmektedir. Üçüncü olarak, Türk hükümetinin Suriyeli çocuklara yönelik eğitim hizmetleri gözden geçirilmekte ve analiz edilmektedir. Dördüncü olarak, hem Türk Hükümeti'nin hem de uluslararası kuruluşların eğitim politikaları, programları ve stratejileri incelenmektedir. Son olarak, yayın ve araştırmalardan elde edilen ampirik bulgular ve sonuçlar sunulmaktadır. "Türkiye'deki Suriyeli çocukların eğitime dahil edilmesi, mevcut politika oluşturma yoluyla ne ölçüde sağlanabilir?" araştırma sorusuna cevap verebilmek için araştırma, büyük ölçüde hem nitel hem de nicel verileri içeren ikincil verilerden ve bilgilerden yararlanmaktadır. Politika analizi metodolojisi esas olarak ulusal ve uluslararası yetkililerin Türkiye'deki Suriyeli çocuklara yönelik eğitim politikaları, stratejileri ve programları hakkında derinlemesine analiz sağlamak için kullanılmaktadır. Ayrıca belge analizi, sosyal içerme, temel hak ve hizmetlere erişim, yasal belgeler, uluslararası anlaşmalar ve göçün sosyo-ekonomik durum analizine ilişkin rapor ve makalelerin incelenmesi yoluyla teze büyük ölçüde katkı sağlamaktadır. Ayrıca araştırma, akademisyenler, hükümetler, Birleşmiş Milletler Ajansları, STK'lar ve INGO'lar tarafından yayınlanan çok sayıda ikincil nitel ve nicel veriden yararlanmaktadır. Bu çerçevede araştırma, hükümetler, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'in yıllık ve tematik raporların; 1951 Mülteci Sözleşmesi ve 1967 Protokolünün, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ve Türkiye Geçici Koruma Yönetmeliği gibi yasal belgelerin analizine yer vermektedir. Ayrıca politika belgeleri, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının raporları ile TÜİK ve diğer kurumların istatistikleri ve eğitimle ilgili ikincil veriler ayrıntılı olarak incelenmektedir. Araştırma, Türkiye'deki Suriyeli çocukların eğitim alanındaki uygulamalarına ve eğitime erişimlerine ilişkin kapsamlı bir durum ve politika analizidir. Araştırma, ülkelerinde devam eden çatışmalar nedeniyle Türkiye'den aileleriyle birlikte kaçan Suriyeli çocukların eğitime erişimlerini, kentsel çocuk işçiliğinin eğitimde içerme ve dışlanma üzerindeki etkisini; ve bunların dahil edilmesine yönelik ulusal politikaları kapsamaktadır. Bu nedenle, çalışmanın zaman odak noktası 2011 ve 2021 yılları arasındadır; mekansal/bölgesel odak ülke çapındadır; kurumsal odak, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere kamu kurum ve kuruluşları, başta UNICEF ve Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası kuruluşlardır; son olarak, analitik odak, çocuk işçiliği ve eğitime katılımı kapsamaktadır. Suriyeli çocukların eğitime erişiminin önündeki engeller literatürde farklı açılardan incelenmekte ve bu engellerin nedenleri farklı yayın, rapor ve akademik makalelerde sunulmaktadır. Suriyeli çocukların eğitimden dışlanma nedenleri bu yayınlarda genellikle uyum sorunları, fiziksel erişim, bilinçsizlik vb. olarak sıralanmaktadır. Çok az sayıda yayın, eğitime erişimde sorun olarak çocuk evlilikleri ve çocuk işçiliğinden bahsetmektedir. Çocuk yaşta evlilikler de Türkiye'deki Suriyeli topluluktaki özellikle kız çocukları için endişe verici bir sorundur, ancak bu tezin kapsamı, okula gitmeme nedeni olarak çocuk işçiliği sorununu kapsamaktadır. Ayrıca Suriyelilerin eğitime erişim sorunu üniversite düzeyinde de yaşanmaktadır, ancak tez çocukları, yani 18 yaş altı Suriyelileri kapsamaktadır. Tezin sınırlılıkları ile ilgili olarak; ilk sınırlılık, bu tematik alanda kavram ve tartışmaların çok geniş olması ve tartışmaların çok yeni olmasıdır. Bu nedenle, kapsamlı literatürde bir eksiklik vardır: bu konudaki mevcut çalışmaların çoğu, yoksulluk ve çocuk işçiliği gibi daha yapısal sorunlara odaklanan bu araştırmanın aksine, göçle ilgili dışlanma sorunlarına odaklanmaktadır. Literatür kapsamlı bir teorik arka plan sağlamak için yeterli olmasa dahi, tez kapsamında daha derine bakmaya çalışılmaktadır. İkinci sınırlama, pandemi saha çalışmalarını zorladığı ve hedef grubun çevrimiçi görüşme yapmak için uygun grup olmayabileceği için COVID-19 önlemleri nedeniyle Suriyeli çocuklar ve ebeveynleri ile görüşülememesidir. Bununla birlikte, deneysel olarak hipotezin arkasında durmak için mevcut saha çalışmalarından çeşitli röportajlar ve resmi yayınlardan ikincil veriler kullanılmıştır. Tezin incelediği tematik alana gelecek olursak; çocuk işçiliği ve eğitime erişim sorunu arasındaki ilişkiyi daha da derinleştirmek bu tezin ana eksenindedir, çünkü Suriyeli çocukların okul dışı kalma sorununun temel nedeninin yoksulluktan kaynaklanan çocuk işçiliği olduğu savunulmaktadır. Bu tez, ülke çapında gerçekleştirilen birçok saha çalışmasından yararlanılarak, farklı şehirlerden Suriyeli çocukların ve ebeveynlerinin sesleri sunulmaktadır. Şehirdeki kayıt dışı pazar ne yazık ki çok büyük olduğundan, göçmen çocuk işçiliğinin de yaygın olması nedeniyle tez kapsamında faydalanılan saha çalışmalarının çoğu İstanbul'dandır. Haziran 2021 itibariyle; Türkiye'de 771.458 Suriyeli çocuk örgün eğitime kayıtlıdır ve yaklaşık 400.000'i halen çeşitli nedenlerle sistemden dışlanmaktadır. Literatürde dışlanan (veya okula gitmeyen) Suriyeli çocuklarla ilgili birçok neden sunulmakta ve bunlar okul yer sıkıntısı, dil ve uyum sorunları, ulaşım ve okula fiziki erişimdeki engeller, kayıt durumu, masraflar, okul ortamı olarak sıralanmaktadır. Bu engellerin üstesinden gelinmesine yönelik politika değerlendirmeleri, esas olarak, okul altyapısını iyileştirmek; tutarlı kalite, resmi alternatifler tasarlamak; ek vardiyalar oluşturmak gibi erişim seçeneklerinde çözüm bulmaktadır. Ayrıca konuyla ilgili pek çok çalışma ve yayında erişim (çok genel bir kavram olarak), entegrasyon, kaliteli eğitim, kurumlar arası ortaklık, toplum katılımı, programların izlenmesi ve değerlendirilmesi soruna çözüm olarak önerilmektedir. Bu sorunların listelenmesi, göç odaklı sorunların çözümüne yönelik politikaların sunulmasını takip etmektedir. Ülkeye yoğun bir Suriyeli akını ile Türkiye'nin göçmen çocukları eğitim sistemine dahil etmek için eğitim kapasitesini iyileştirmesi ve genişletmesi gerekmekteydi. Bu nedenle Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ajanslarının desteğiyle bu alanda birçok gelişme sağlanmıştır. Ancak, 10 yılın ardından Suriyeli çocukların hala %35,6'sı okul dışı kalmaktadır. Ayrıca çocukların eğitime erişim oranlarını analiz ederken ağırlıklı olarak okullaşma oranlarını görmekteyiz, yani bir çocuğun okula kayıt olması istatistiklere dahil olmak için yeterli olmaktadır; ancak bu istatistikler okulu bırakma oranlarını içermemektedir. Bu nedenle, istatistiklere dahil edilenlerden daha fazla çocuğun okula gitmediğini varsayabiliriz. Ne yazık ki, Suriyeli çocukların okulu bırakma oranlarına ve kaç Suriyeli çocuğun gerçekten okula gidemediğine dair yeterli veri veya istatistik bulunmamaktadır. 2015 yılında başlayan eğitim döneminde Suriyeli çocukların okullaşma oranı %37,28 iken 2017 yılında başlayan dönemde bu sayı %62,52'ye yükselmiştir. Ancak, Suriyeli çocukların eğitime erişimindeki temel sorun, çocuk işçiliğinden kaynaklanan maddi zorluklar ve yoksulluktan kaynaklanmaktadır ve bunların üstesinden gelinmesi daha zordur. Bu sorun giderek artan bir endişe kaynağı haline gelmiştir ve Suriyeli çocukların eğitime dahil edilmesinin önünde çocuk işçiliği büyük bir engel oluşturmaktadır. Çocuk işçiliği, Suriyeli çocukları ve onların gelecek beklentilerini ciddi şekilde etkileyen endişe verici bir sorun teşkil etmektedir. Bu tez kapsamında incelenen saha çalışmaları, istatistikler ve ikincil verilere göre, göçle ilgili engeller, mücadeleleri göçten kaynaklanan sorunların ötesinde olan yoksul Suriyeli çocukların %35,6'sının dahil edilmesinde anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Bilindiği gibi Türkiye'de çocuk işçi çalıştırmak yasa dışıdır. Ancak tüm yasal önlem ve düzenlemelere rağmen halen okul çağında olan binlerce çocuk işgücü piyasasında yer almaya devam etmektedir. Örneğin, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2019 yılında yapılan Çocuk İşçiliği Araştırması sonuçlarına göre 5-17 yaş arası ekonomik bir faaliyette çalışan çocuk sayısı 720.000 olup, bunların 34,3'ü eğitimine devam etmemektedir. Çalışma nedenleri arasında ilk sırayı %35,9 ile "hanenin ekonomik faaliyetine yardımcı olmak", %34,4 ile "iş öğrenmek, meslek sahibi olmak" ve %23,2 ile "hane gelirine katkıda bulunmak" izlemiştir. Çocukların yalnızca %6,4'ü kendi ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmaktadır. İş öğrenmek ve meslek sahibi olmak için çalıştığını ifade eden çocukların oranı 2012'de gerçekleşen bir önceki araştırmada %15,20 iken %34,4'e yükselmiştir. Bu durum, eğitime erişimdeki eşitsizliğin derinleşmesi, eğitimin piyasalaşması ve yoğun işsizlik sonucu eğitime yapılan yatırımın istihdama katılım olanağı sağlayacağı inancının azalmasıyla ilgili olabilir. Özellikle yoksul hanelerdeki çocukların kaliteli eğitime erişimleri düşüktür ve eğitim maliyetleri yüksektir. Durum büyük olasılıkla çalışan Suriyeli çocuklar için paralel eğilimler gösterse de, anketin 2011 yılındaki iç savaştan sonra Türkiye'den kaçan Suriyeli haneleri ve onların çocuklarını kapsayıp kapsamadığı anket sonuçlarında belirtilmemiştir. Suriyeli göçmenlerin çalışma alanları bölgelere göre farklılık gösterse de çalıştıkları sektörler genellikle çöp toplama, tekstil ve dokuma sanayi, oto tamir, boya ve badana gibi çok fazla sermaye veya beceri gerektirmeyen bağımsız işletmelerdir. Buna paralel olarak, Suriyeli çocuk işçiler bu sektörlerde, çoğunlukla güvencesiz koşullarda çalışmaktadır. Yetişkin işçiler, yerli veya göçmen, çocuklara kıyasla bazı kişisel haklar bağlamında pazarlık gücüne sahip kişilerdir. Çocuklar ise bu haklara sahip değildir ve her türlü tehdit ve riske karşı korunmasızdır. Çocuk işçiliğinin birincil nedeni yoksulluktur ancak göçmen olmak, vatandaşı olmadıkları ülkelerde yaşayan göçmen çocukların daha dezavantajlı olması sorunu fazlasıyla derinleştirmektedir. Kayıt dışı işgücü piyasası hiyerarşisinin en altındakilerin göçmen çocuklar olduğu söylenebilir. Suriyeli göçmen çocuklar, göçmen çocuk işçiliğinin giderek artan ucuz ve güvencesiz işgücü talebine odaklandığı alanlardan biri olarak kayıt dışı Türkiye ekonomisi ve işgücü piyasası için büyük bir sorun haline gelmiştir. Pek çok Suriyeli çocuk, ya Suriye'de ya da Türkiye'de okula gitse dahi, çalışmak için okulu bırakmak zorunda kalmaktadırlar. Tez kapsamında incelenen saha çalışmaları dikkate alındığında, çalışan çocukların tamamına yakını çok yoksul ailelerin çocuklarıdır ve çalışmaktan başka çareleri yoktur. Bu çocukların çoğunluğu tekstil sektöründe çalışmaktadır. İstanbul ve İzmir, mevcut sanayi ve ticaret hacmi nedeniyle okula gitmeyen çocukların çokça çalıştığı illerdir. Çalışan çocuklar, birçok sömürü biçimiyle (düşük ücret, uzun çalışma saatleri, büyük ve tehlikeli makineler kullanmak gibi küçük bedenleri için ağır işler) ile karşı karşıya kalmakta, genellikle sağlıklarını olumsuz yönde etkileyen çok kötü koşullarda, sadece ayda birkaç yüz lira kazanmak için çalışmaktadırlar. Fiziksel, ruhsal ve mental gelişimlerine ket vurarak eğitimden de uzak kalmalarına neden olan çocuk işçiliği; bu çocukların kronik yoksulluk içinde kalma riskini de doğurmaktadır. Çocuk işçiliğinin az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir sorun olduğu da açıktır. Türkiye'de çocuk işçiliği sorununun çözümüne yönelik kısa vadeli politikalar planlanmakta ve uygulanmaktadır, ancak mevzuattaki eksiklikler veya mevzuatın etkin bir şekilde uygulanmaması bu sorunun tamamen önüne geçilmesini engellemektedir. Türkiye'de uzun yıllardır devam eden çocuk işçiliği, Suriyeli çocuklarla daha da artmaktadır. Düşük ücretli, uzun süreli çalışma ortamlarında çalışmaya zorlanan, iş güvencesi olmayan çocuklar; hem bedensel hem de zihinsel gelişimlerinde riskler barındırmakta ve taşıyamadıkları sorumlulukların altına girmekte; istismar ve ihmale karşı daha savunmasız hale gelmektedirler. Suriyeli çocuklar MEB düzenlemeleri ile yasal olarak Türkiye'de eğitim alabilmektedir ancak süregelen yoksulluk bu alana ulaşmalarına engel olmaktadır. Yine tezin çerçevesinde incelenen saha çalışmaları ve istatistikler düşünüldüğünde çalışan çocukların hemen hemen hepsinin eğitime erişimi mümkün olmamaktadır. Saha çalışmalarında hem çocuklar hem ebeveynleri ekonomik sıkıntılar nedeniyle çocuklarının okula gitmek yerine çalıştıklarını belirtmişlerdir. Bir diğer göze çarpan bilgi de yoksul ailelerin çoğunluğunun Suriye'de de yoksul ve düşük vasıflı işlerde çalıştıkları ve eğitim düzeylerinin düşük olduğudur. Dolayısıyla çocuk işçiliği ile sonuçlanan yoksulluk, göç nedeniyle derinleşse de daha sistematik ve kuşaklar arası süregelen bir problem olmaktadır. Bu çocukların örgün ve hatta yaygın eğitim olanaklarından mahrum olmaları şaşırtıcı değildir. MEB istatistiklerine göre Suriyeli çocukların okullaşma oranı 2016 yılından bu yana %60'ın üzerine çıkmamıştır. Bunun en büyük nedenlerinden biri çocuk işçiliğidir çünkü sorun sadece göç meselesinden çok daha yapısaldır. Tüm bunlara ek olarak, COVID-19 nedeniyle 2020'de başlayan uzaktan eğitim, dezavantajlı göçmen çocukların durumunu daha da kötüleştirdi çünkü birçoğu çevrimiçi eğitim için fiziksel araçlara sınırlı erişime sahiptir. Ayrıca, en savunmasız gruplardaki ve uzaktan eğitime erişimi olmayan çocuklar, okula geri dönmeme ve hatta çocuk yaşta evliliğe ve çocuk işçiliğine zorlanma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. UNHCR tarafından yayınlanan bir rapor, tüm ülkelerdeki çocukların COVID-19'un eğitimleri üzerindeki etkileriyle mücadele etmesinde göçmen çocukların çok daha dezavantajlı olduğunu göstermektedir (UNHCR, 2020). COVID-19 pandemisi nedeniyle alınan tedbirler kapsamında Türkiye'de de örgün eğitime ara verilmiş ve 23 Mart 2020 tarihinden itibaren uzaktan eğitime geçilmiş olup, eğitim, Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden yürütülmektedir. Ancak sistemin TV, tablet veya bilgisayar gerektirmesi nedeniyle tüm öğrencilerin sisteme eşit erişimi olmamaktadır ve hanede okul çağındaki birden fazla çocuk olduğu durumlarda tüm çocukların bu donanıma sahip olmaması veya sınırlı erişimi olması sorunu ortaya çıkmaktadır. Teknolojik donanım eksikliği ve hane halkının büyük olması nedeniyle EBA'ya erişimi kısıtlanan en dezavantajlı gruplardan biri de Suriyeli çocuklardır. Salgının Suriyeli çocukların eğitime katılımı üzerindeki etkisine ilişkin yapılan bazı araştırmalarda göçmen çocukların yaklaşık yarısının evde yeterli teknik donanıma sahip olmadığı, sistemleri kullanma konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan ailelerde yaşadıkları, dersleri takip etmekte zorluk yaşadıkları ve uzaktan eğitimden yararlanamadıkları belirtilmiştir (SGDD Göç Akademisi, 2020). Ayrıca COVID-19 öncesi dönemde okula devam eden çocukların %50'sinin şu anda eğitime erişemediği ortaya çıkmıştır. Maddi durum ne yazık ki Suriyeli çocukların eğitime erişimlerini uzaktan eğitim dönemlerinde de etkilemektedir. Yüz yüze eğitim başladığında bu çocukların eğitimlerine devam edip etmeyecekleri büyük bir sorudur ve eğitimde daha fazla çocuğu kaybetmemek için acilen harekete geçilmesi gerekmektedir. Konuya ilişkin politika analizine gelecek olursak; Suriye krizinin başlangıcındaki çatışmalardan sonra Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri beklendiği için çatışmanın ilk yıllarında Suriyeli çocukları Türk ulusal devlet okul sistemine dahil etme konusunda net bir niyet yoktu. İlk yıllarda Suriyeli çocuklara yönelik okullar öncelikle geçici barınma merkezlerinde kurulmuş, ancak sayıların artmasıyla birlikte Suriyeli nüfusun görece daha yüksek olduğu illerde geçici barınma merkezleri dışında okullar da açılmaya başlanmıştır. 2012 ve 2013 yıllarında geçici barınma merkezlerinde yaşayan çocukların %60'ı okula kaydolurken, şehir merkezlerinde yaşayan çocukların sadece %14'ü okula devam etmiştir. Bu risk MEB'in de dikkatini çekmiş; sonrasında birçok politika geliştirilerek eğitim programlarına başlanmıştır. 2014 yılında, Suriyeli çocukların kendi ülkelerine dönmeden önce Türkiye'de geçirdikleri sürede eğitimlerine devam edebilmeleri için resmi olmayan okulların tamamı Geçici Eğitim Merkezleri (GEM) olarak akredite edilmiştir. Sonrasında Ağustos 2016'da MEB, tüm Suriyeli çocukların Türk devlet okullarına entegre edileceğini açıklamış ve 2020 yılına kadar GEM'leri kademeli olarak kapatma planlarını açıklamıştır. Suriyeli çocuklara yönelik hem kamu hem de sosyal politikalar olan okullaşma politikaları, okula erişim, öğretmen veya ebeveyn eğitimi, akranlar arasında sosyal uyumun sağlanması vb. çözümleri merkeze almakta ve bunlar kuşkusuz değerli ilerlemeler olsa da, Suriyeli çocukların eğitimden dışlanmasıyla ilgili en büyük sorun yoksulluk sonucu çocuk işçiliğidir ve bunun çözümü sadece göç ve eğitim politikalarında bulunmayabilir. Türkiye'deki göçmenlere yönelik yoksulluğu azaltma politikaları ve stratejileri tartışılmalıdır. Sosyal yardım, sosyal güvence ve işgücü piyasası programlarından oluşan sosyal koruma ayağı Türkiye'de etkin olan tek ayağı sosyal yardımdır. Yoksulluk nedeniyle çocukları okula gitmeyen ailelere sağlanan sosyal yardımların uzun vadeli çözümler bulmaya yetmeyeceği açıktır. Örneğin Şartlı Eğitim Yardımı Programı, her ay çocuk başına sadece 45-50 lira sağlamaktadır ve ülkedeki mevcut ekonomik kriz ve enflasyon göz önüne alındığında, okul malzemeleri veya ulaşım masrafları bir yana, bu para günlük yemek masraflarına bile yetmeyecektir. Bu durumda sosyal yardım anlayışı daha çok nakit transferine dayalıdır ve planlarda daha uzun vadeli çözümler yaratacak sosyal sigorta, işgücü piyasası programları veya başka bir yoksulluk azaltma politikası bulunmamaktadır. Aradan geçen 10 yılda konuya ilişkin çabalar olmasına ve durumun iyileşmesine rağmen halen okula gitmeyen binlerce Suriyeli çocuk vardır ve Türkiye ÇSGB'nin Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı dışında; tezin politika analizi sırasında, kapsamlı, çok sektörlü ve çok boyutlu bir politikaya rastlanmamıştır. Örneğin, BM politika ve programlarının çoğu, nakit yardımı sağlamak veya kamu görevlilerini kapasite geliştirme amacıyla eğitmek gibi daha kısa vadeli çözümlere odaklanmaktadır. Öte yandan AB, sağlanan fonlarla başından beri önemli bir aktör olmuştur, ancak ECHO gibi AB kurumlarının ayrıntılı bir politika oluşturma etkisi yoktur ve önemli politika kararlarında rol oynarlar. Belirtildiği gibi, Türkiye ÇSGB'nin çocuk işçiliği ile mücadele konusunda kapsamlı ve kesitsel politikaları vardır, ancak daha fazla izleme yapılması gerekmektedir ve bu stratejilere göre hareket etmelidirler. Yayınladıkları tek izleme raporu 2020 yılının ortalarına aittir ve o zamandan beri başka bir izleme raporu bulunmamasının yanı sıra; yayınlanan tek izleme raporu ise tanımlanan stratejiler doğrultusunda somut çözümler ve eylemler içermemektedir. AB ve BM, yoksulluk içindeki çocukları eğitime dahil etmek için sektörler arası politikalara daha fazla odaklanmalıdır. Eğitime yönelik şartlı eğitim yardımı programları, yoksullukla ilgili sorunları çözmek için yeterli olmayabilir. Suriyeli çocuklar için Şartlı Eğitim Yardımı Programı aylık 45 ila 50 TL arası yardım sağlarken, Eğitim-Bir-Sen raporuna göre Türkiye'de okul giderleri aylık 251 TL'dir (Eğitim Bir Sen, 2019). Üstelik yoksulluk, çocukların okula gitmek yerine işgücü piyasasına girmesine neden olmaktadır, bu nedenle BM tarafından daha fazla yoksullukla mücadele stratejileri tanımlanmalıdır. Türkiye'deki BM Kuruluşları da ilgili hükümet yetkilileri için çalıştaylar ve birkaç günlük eğitimler düzenlemekten fazlasını yapmalı; daha güçlü savunuculuk ve izleme mekanizmaları oluşturmaya çalışmalıdır. Hem yerel hem de göçmen çocuklar için çocuk işçiliğinin izlenmesi ve ortadan kaldırılması için yasal çerçeve güçlendirilmelidir. Türk İş Kanunu'na göre 15 yaşından önce çocukların çalıştırılması yasak olmasına rağmen, iş kanunları genellikle çocuk işçiliğinin değerini ve koşullarını korumamaktadır. Güvencesiz çocuk işçiliğinden yararlananlar için daha iyi bir ceza sistemi olmalıdır ve ilgili devlet kurumlarının teftiş sistemleri güçlendirilmelidir. Daha iyi ve daha güçlü bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç vardır. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı'nın FRiT fonlarının nasıl harcandığını takip eden ve denetleyen bir FRiT ofisi bulunmaktadır, ancak üç ayda bir projeler hakkında rapor almanın dışında çok fazla bir faaliyeti bulunmamaktadır. Ayrıca, politika oluşturma sürecinde hükümet ve sahada çalışan kuruluşlar arasında daha fazla diyaloga ihtiyaç vardır. Göçmen çocuk işçiliğine ilişkin güvenilir veriler ve okula gitmeyen çocuklara ilişkin veriler/bilgiler için bir sistem kurulmasına büyük ihtiyaç vardır. Farklı aktörler tarafından yerel olarak yürütülen çalışmalar resmin tamamını kavramak için yeterli değildir. İhtiyaçların tespiti ve buna paralel sahadaki gereklilikleri karşılayacak bilgilerin üretilmesi adına yetkililerin konuyla ilgili ülke çapında daha somut veriler sunması için kapsamlı çalışmalar yapması gerekmektedir. Bu konuda üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri de telafi eğitim programlarının okulu bırakma riski olan daha dezavantajlı Suriyeli çocukları da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğidir. Türkiye'de okul çağındaki Suriyeli çocukların sadece %64,44'ü eğitime erişebilmektedir. Suriyeli çocukların yasal eğitim hakları olmasına rağmen, okullaşmanın getirdiği ekonomik yük ve çocuk işçiliğinin yol açtığı yoksulluk, çocukların temel okula gitme hakkını engellemektedir. Uzun çalışma saatleri, düşük ücret ya da başka bir nedenle çocuklar daha iyi koşullara kavuşamayacaklarını fark etmekte ve birçoğu okula geri dönme arzusu geliştirse de çok geç olmaktadır. Ayrıca COVID-19 pandemisi, dezavantajlı Suriyeli çocukların çevrimiçi eğitime erişimini zorlaştırmakta ve halihazırda kayıtlı olan Suriyeli çocukları kaybetme riski bulunmaktadır. Bu nedenle, Türkiye'de yaşayan Suriyeli çocukların okullaşma sorunlarının aşılabilmesi için daha kapsamlı ve çok sektörlü politika yapımı önemli bir gereklilik haline gelmektedir. Binlerce Suriyeli çocuk, eğitimin önündeki engeller nedeniyle kayıp bir nesil olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Okula gitmeyen Suriyeli çocukları eğitime dahil etme çabaları, iş en savunmasız kesimlere, yani aşırı yoksulluk içindeki çocuklara ulaşmak söz konusu olduğunda çoğunlukla başarısız olmakta ve bu durum onları okumak yerine çalışmaya yönlendirmektedir. Resmi aktörler, ulusal ve uluslararası kuruluşlar son 10 yılda Türkiye'de daha fazla Suriyeli çocuğu eğitim alanına dahil etmek için muazzam çalışmalar yapsa da, politika ve stratejiler sorunu tam olarak aşmak için yeterli değildir. Bu nedenle, tüm siyasi aktörleri kapsamlı ve çok sektörlü politika oluşturmaya dahil ederek kapsamlı bir şekilde çözüm aranmalıdır.
Author
Dr. Yasemin Kızıloğlu
Institution
How to Cite
Yasemin Kızıloğlu (Yüksek Lisans Tezi). Potentialities for and limits to inclusion by education: The case of Syrian children's education in Turkey and child labour, 2021, Middle East Technical University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Middle East Technical University
- An R&D roadmap for Turkish defense industry(2020)
- Anticipation in collective motion of robot swarms(2021)
- Statehood struggle within the context of a protracted conflict; political economy of the Turkish Cypriot case(2021)
- Synthesis of spiro-pyrrolopyridazines(2021)
- Geochemical modeling of NCG injection in a geothermal well using doublet well model(2021)
- Sorting nexin 3 (SNX3) is an immediate and sustained target of EFG stimulation in EGFR positive breast cells(2021)
