DoctorateOpen Access

Kitle iletişim özgürlüğünün sınırı olarak Türk Hukukunda adil yargılanma hakkına karşı suçlar

2013
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Ümit Kocasakal

Abstract (TR)

Bu doktora tez çalışması medyanın adli haberleri verişiyle bağlantılı olarak ortaya çıkan, adil yargılanma hakkı kitle iletişim özgürlüğü çatışmasının çözümüne yönelik bir aracı ele almaktadır. Bu araç adil yargılanma hakkına karşı suçlardır. Kitle iletişim özgürlüğünün sınırı olarak adil yargılanma hakkı karşı suçlar, başta Türk Ceza Kanunu'nun "Adliyeye Karşı Suçlar" başlıklı bölümünde düzenmiş olup; Basın Kanunu'nda düzenlenen bu suçlara benzer BsK m. 21 veya 6352 sayılı kanunla yürürlükten kaldırılmış BsK m. 19 gibi bazı dar anlamda basın suçları da adil yargılanma hakkını korumaktadır. Bu sebeple tezin adı "Kitle İletişim Özgürlüğünün Sınırı Olarak Türk Hukukunda Adil Yargılanma Hakkına Karşı Suçlar" olarak belirlenmiştir. Bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci ana bölümünde genel olarak adil yargılanma hakkı ve kitle iletişim özgürlüğü kavramları ile bu hak ve özgürlüklerin kapsamları ve unsurları açıklanmıştır. Bu kapsamda uluslar arası sözleşme hükümlerine, anayasal ve kanuni düzenlemelere sırasıyla yer verilmiştir. Kitle iletişim özgürlüğüne ilişkin kanuni düzenlemeler, bu özgürlüğün ceza normlarıyla sınırlanması, basın suçları ve özel sorumluluk sistemleri ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Bu kapsamda özel sorumluluk sistemlerinin TCK'nın "Özel kanunlarla ilişki" kenar başlıklı 5. maddesiyle bağlantılı olarak uygulanabilirliği ve kitle iletişim hukukuna ilişkin kanuni düzenlemelerin dağınıklığı sorunlarına da temas edilmiştir. Çalışmada daha sonra kitle iletişim özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı arasındaki çatışmanın tespiti yapılmış ve bu çatışmanın kriminolojik ve sosyolojik boyutları anket veya araştırma sonuçları gibi çeşitli verilerden de hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan araştırmalar halkın adaletle ilgili en önemli bilgi kaynağının medya olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kadar önemli bir bilgi kaynağının, adli haberleri verişindeki çarpıklık ise; adil yargılanma hakkı kitle iletişim özgürlüğü çatışmasının temel sebebi olarak ortaya çıkmaktadır. Medyanın adli haberleri verişindeki çarpıklığın temelindeyse, günümüzde endüstrileşen medya faaliyetine egemen olan ekonomik kazanç sağlama amacı yatmaktadır. Medya pazarındaki rekabetin ve arz-talep dengesinin sonucu olarak; özellikle daha çok ilgi çeken ceza adaletine ilişkin sansasyonel veya şiddet içeren suçlarla ilgili haberler yapılmaktadır. Ayrıca haberin hızı doğruluğunu olumsuz etkileyebilmektedir. Medyanın adli haberleri verişindeki bu sorunun gerek devam eden ceza muhakemesine gerekse de suç siyasetine olumsuz etkileri söz konusudur. Çalışmamızda medyatik muhakemenin masumiyet karinesi başta olmak üzere, savunma hakkı, silahların eşitliği, cezaların kanuniliği ve cezaların şahsiliği gibi pek çok ilkeye nasıl zarar verdiği açıklanmaya çalışılmıştır. Çoğunlukla bu ihlallerin sebebi veya sonucu olarak ortaya çıkan medyanın haber kaynaklarıyla ilişkileriyse ayrıca ele alınmıştır. Bu kapsamda medyanın yarattığı adil yargılanma hakkı ihlallerinin dengelenmesinde avukatın medyayı kullanması ve rolü özellikle önemlidir. Zira burada yapılan tespitler, ikinci bölümde vardığımız adil yargılanma hakkına karşı suçlar bakımından müdafiin savunma dokunulmazlığının bir hukuka uygunluk nedeni olarak nasıl anlaşılması gerektiği noktasında vardığımız sonuçlarda etkilidir. Temel bir ilke ortaya koymak gerekirse özellikle müdafiin adil yargılanma hakkını koruyan bu suç tiplerinin faili olabilmesi gerek bu suç tiplerinin amacıyla, gerekse de müdafiin savunma ve sanığın adil yargılanma hakkını koruma göreviyle bağdaşmaz. Çalışmamızda medyanın suç siyasetine etkileri de açıklanmaya çalışılmıştır. Medyanın zarar verdiği suç siyaseti ilkeleri, adil yargılanma ilkelerine paraleldir. Bunlar ceza hukukunun son çare "ultima ratio" olması ve şüphe halinde özgürlüğün tercih edilmesi "in dubio pro libertate" ilkelerinin ihlal edilmesi, fiil değil fail ceza hukukuna yönelinmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kitle iletişim özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı çatışması böylece ortaya konulduktan sonra, çatışmanın çözümüne yönelik deontolojik yaklaşımlara, çalışma konumuzun sınırlarını aştığından, oldukça kısa olarak temas edilmiştir. Bu kapsamda çatışmanın çözümüne yönelik deontolojik yaklaşımlar çatışmanın iki tarafı yönünden ele alınmıştır. Öncelikle hakimler bakımından Bangalor Yargısal Davranış Îlkelerin'nin, savcılar bakımındansa Budapeşte Îlkeleri'nin ilgili düzenlemeleri sayılmış, daha sonra kolluk etik ilkelerinden söz edilmiştir. Çatışmanın diğer tarafı bakımından da ülkemizdeki en önemli özdenetim kuruluşu olan Basın Konseyi'nin Basın Meslek ilkeleri'ndeki ilgili düzenlemelere de yer verilmiştir. Çalışmamızın ilk ana bölümünün sonundaysa kitle iletişim özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı çatışmasının çözümüne yönelik hukuksal yaklaşımlar genel olarak ele alınmıştır. Öncelikle çatışmanın Anglo-Amerikan hukukunda "contempt of court' mahkemeye saygısızlık fiilleri kapsamında çözümlenmeye çalışıldığı açıklanmıştır. Genel olarak bütün usul kanunlarının da adil yargılanma amacına hizmet ettiği ortaya konulmuştur. Çatışmanın hukukumuzda Türk Ceza Kanunu'nda adliyeye karşı suçlar arasında düzenlenen bazı suç tipleri ve Basın Kanunu'nda düzenlenen BsK m. 21 veya 6352 sayılı kanunla yürürlükten kaldırılmış BsK m. 19 gibi bazı dar anlamda basın suçlarıyla çözülmeye çalışıldığı vurgulanmıştır. Bu başlık altında Însan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin ortaya koyduğu temel ilkeler de, kararlar ayrıntılı olarak ele alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın bu bölümünde "Adliyeye Karşı Suçlar" ile korunması amaçlanan hukuksal değere ilişkin görüşler ve adliyeye karşı suçlar ceza adaleti ilişkisi ele alınmıştır. Böylece çalışmamızın ikinci ana bölümünde analiz edeceğimiz suç tiplerinin "Adliyeye Karşı Suçlar" içerisinde adil yargılanma hakkını koruyan sert çekirdeği oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Bu bölümde son olarak adil yargılanma hakkına karşı suçlarla ilgili olarak adli sır kavramı ele alınmış, adli sırrın hukuksal olarak korunan diğer sır türleriyle ilişkileri açıklanmıştır. Çalışmamızın ikinci ana bölümünde Türk Ceza Kanunu'nun 277, 288, 285 ve 286. maddelerinde düzenlenen adil yargılanma hakkına karşı suçlar bütün unsurlarıyla ayrıntılı olarak analiz edilmiştir. Ayrıca içtima başlığı altında veya ilgili diğer yerlerde bu suçların BsK m. 21 ve mülga BsK m. 19 gibi dar anlamda basın suçlarıyla ilişkileri de ele alınmıştır. Aşağıda bu kapsamda vardığımız ana sonuçları özetlemeye çalışacağız. TCK m. 277 ve m. 288'deki suç tipleri 6352 sayılı kanunla genel norm-özel norm ilişkisine göre düzenlendiğinden, bu suç tipleri birlikte analiz edilmiştir. Bu iki suç tipi, tipe uygun eylem unsurları hariç, diğer bütün unsurları yönünden neredeyse aynı biçimde düzenlenmiştir. TCK m. 277'de düzenlenen yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu, bir davanın taraflarından birinin veya birkaçının lehine veya aleyhine olarak suç konusu kapsamındaki kişileri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüsü cezalandırmaktadır. Bu suç, 6352 sayılı kanunla yapılan değişikliklerden önce 765 sayılı mülga TCK'nın 232. maddesinde düzenlenen suçun karşılığı olarak öngörülmüştü. Bu dönemde çalışmamızda analiz ettiğimiz diğer suç tiplerine kıyasla yeni bir suç tipi olmadığı söylenebilecek bu suç tipinin, eski düzenlemeden oldukça farklı yanları da mevcuttu.. 6352 sayılı kanunla bu suç tipi bütünüyle yeni bir suç tipi haline dönüştürülmüştür. Bu farklılıklar çalışmamızda detaylıca incelenmiş ve eleştirilmiştir. Bunlardan birincisi, mülga TCK m. 232'de yalnızca hakimler suçun konusu kapsamındayken; 5237 sayılı TCK ile Cumhuriyet savcıları ve avukatların da bu kapsama alınmasıdır. Bu durum TCK m. 6'da "yargı görevi yapan" tanımının hatalı olarak yapılmasından kaynaklanmaktadır..6352 sayılı kanunla ise suçun konusu kapsamına bilirkişi ve tanıkların da alınması bu farklılığı pekiştirmiştir. İkinci olarak, bu suç tipi mülga TCK m. 232'den farklı olarak TCK m. 277'de serbest hareketli olarak düzenlenmiştir. Dahası 6352 sayılı kanunla maddede örnek olarak sayılan hareket modelleri de madde metninden çıkarılmıştır. Bu düzenleme şekli suçun, çok fazla sayıda suç tipiyle içtima ilişkisi içerisine girmesini sonuçlayacağından kanunilik ve belirlilik ilkeleri bakımından sakıncalıdır. Böyle bir düzenleme biçimi hukuk güvenliğini tehdit ederek, keyfiliklere açık kapı bırakabilir. Gerçekten maddenin önceki düzenleniş şekli TCK m. 288, BsK m. 19/2 gibi suç tiplerini de büyük ölçüde işlevsiz bırakacak nitelikteydi. Böylece kitle iletişim özgürlüğü bakımından da sakıncalar yaratmaktaydı. Oysaki suç tipinin mülga TCK m. 232 gibi medyadan değil özellikle yasama yürütme gibi devletin diğer erklerinden yargıya gelecek etkileri engelleyen ve Anayasa m. 138/2'nin yaptırımı niteliğinde bir suç tipi olması gereklidir. Bu madde 6352 sayılı kanunla TCK m. 232'den tamamen farklı bir yapıya kavuşturulmuştur. Bu değişiklikle maddenin TCK m. 288 ile arasındaki belirsizliğin özel norm-genel norm ilişkisi çerçevesinde çözülmesi ve TCK m. 288'in medya için bir özel norm olması amaçlanmıştır. Böylece tipe uygun eylem unsurları hariç TCK m. 277 ve 288'deki suç tipleri neredeyse aynı biçimde düzenlenmiştir. Kanımızca suç tipini mülga TCK 232'den tamamen farklı bir şekle sokan değişikliklerin yerine suç tipinin mülga TCK'da olduğu gibi seçimlik hareketli olarak öngörülmesi daha uygun olurdu. Son olarak bu suç tipinin gerçekleşmesi için teşebbüs şartları aranan bir somut tehlike suçu olması sebebiyle, teşebbüse elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca bir "kast karinesi' yaratmamak bakımından, tehlike suçlarının olası kastla işlenmelerinin mümkün olmaması gerektiği savunulmuştur. Bu sonuçlar tez kapsamındaki benzer özellikler gösteren, diğer suç tipleriyle ilgili olarak da savunulmuştur. Yukarıda sözünü ettiğimiz TCK m. 288'de düzenlenen adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu TCK m. 277'deki suça göre özel bir normdur. 5237 sayılı TCK ile hukukumuza giren bu suç tipi Fransız Ceza Kanunu'nun 434-16. maddesindeki suç tipinin bir benzeridir. Bu suç yargı görevi yapan, bilirkişi veya tanıkları hukuka aykırı olarak etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunmayı cezalandırmaktadır. Bu suç da TCK m. 277 gibi özel kastla işlenebilen bir somut tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Beyanın "etkilemeye elverişli" olması bu suç bakımından da aranacaktır. Çalışmamızda daha sonra sırasıyla soruşturmanın gizliliğini ihlal (TCK m. 285/1-2) ve kapalı duruşmanın gizliliğini ihlal (TCK m. 285/3) suçları analiz edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamındaki duruşmanın gizliliğini ihlal fiilleri de TCK m. 285/3 ile yaptırıma bağlandığından bu kapsamda ele alınmıştır. Kanımızca bu suç tipleri birer özgü suç niteliğindedir. Bununla birlikte bu suç tiplerinin aleniyet şartı aranan halleri bakımından, kitle iletişim araçları yoluyla işlenmeleri durumunda TCK m. 40/2 gereğince medya mensuplarının bu suç tiplerinden dolayı ancak yardım eden veya azmettiren olarak sorumlu olabilecekleri sınırlaması uygun değildir. Çalışmamızda ele aldığımız TCK m. 285/5'de düzenlenen kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması suçu, karşılaştırmalı hukukta masumiyet karinesinin korunması amacıyla benzerlerine rastlanan bir suç tipidir. 6352 sayılı kanunla bu suç tipinin eleştiriler doğrultusunda dil doğru kullanılarak tekrar kaleme alınması isabetli olmuştur. Bununla birlikte bu suç tipi somut tehlike suçu olarak düzenlendiğinden, somut tehlikenin ve nedensellik bağının tespitinde bir takım güçlükler yaşanabilir. Suç tipi yeniden kaleme alınırken öneriler doğrultusunda kimlik yayının da suçun kapsamına alınması ve Fransız hukukundaki gibi daha belirli ve ayrıntılı bir düzenleme yapılması daha doğru olabilirdi. Bu noktada TCK m. 277, 285, 288 ve mülga BsK 19 gibi suçlar bakımından 6352 sayılı kanunla medya için getirilen dava ve cezaların ertelenmesi düzenlemesine temas etmek gereklidir. Bu düzenlemenin eşitlik ilkesi ve suç siyaseti açısından herkes için uygulanabilir nitelikte olması gereği önemlidir. Ayrıca kanunda düzenlenen her üç erteleme hali bakımından soruşturmaya, kovuşturmaya veya infaza devam olunması, erteleme süresi içerisinde erteleme kapsamına giren yeni bir suçtan cezaya kesin mahkumiyet şartına bağlanmıştır. Kanımızca bu şart, erteleme sürelerinin medya üzerinde baskıya neden olmasına yol açarak sansür/otosansür etkisi yaratabilir. Çalışmamız kapsamında analiz ettiğimiz son suç tipi TCK'nın 286. maddesinde düzenlenen ses veya görüntülerinin kayda alınması veya nakli suçudur. Bu suç tipinde de çalışmamız kapsamında ele aldığımız suç tiplerindekine benzer Türkçe hatalarına rastlandığından bunların düzeltilmesi gereklidir. 6352 sayılı kanunla bu suç tipinde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Ses ve görüntü alıcı aletlerin kullanılması yasağının bir yaptırımı olan bu suç tipine benzer suç tiplerine veya yasaklara karşılaştırmalı hukukta da rastlanmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan kayıt ve yayın yasağının ihlali de bu suç tipiyle yaptırıma bağlandığından bu kapsamda ele alınmıştır. Ceza muhakemesi bakımından TCK'nın 286. maddesindeki suçun kapsamına kanunda gösterilen hallerde mahkemece tutulan veya hukuka aykırı elde edilen kayıtların yayınının girmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte hukukumuzda ses ve görüntü kaydedici aletlerin kullanılması yasağının bir istisnası olarak ve özellikle sanıkların masumiyet karinesine ve adil yargılanma haklarına zarar vermemek kaydıyla duruşmaların yayınlanabilmesine ilişkin açık bir kanuni düzenleme yapılması önerilmiştir. Böylece dolaylı aleniyetin gerektiğinde bu yolla gerçekleştirilmesi açıkça güvence altına alınacaktır. Özet olarak çalışmamızda kitle iletişim özgürlüğünün sınırı olarak adil yargılanma hakkına karşı suçlar ele alınmış, bu yapılırken her iki hak ve özgürlük bakımından azami surette özgürlükçü sonuçlara varmaya çalışılmıştır. Örneğin kitle iletişim özgürlüğünü sınırlandıran bu suç tiplerinin olası kastla işlenememesi veya teşebbüse elverişli olmaması gereğine yönelik tespitlerimiz, cezalandırma alanını kitle iletişim özgürlüğü aleyhine genişletmeme arzusuna yöneliktir. Benzer şekilde bu suç tiplerinin somut tehlike suçu olarak düzenlenmesi, soyut tehlike suçu olarak düzenlenmişse bile yine de nedensellik ve elverişlilik değerlendirmeleri yapılması gereğine işaret eden tespitlerimiz de aynı amaca yöneliktir. Yine bu suç tiplerinin amacının tam zıttı bir şekilde, savunma hakkını ve müdafinin savunma dokunulmazlığını sınırlandırması düşünülemeyeceği için TCK m. 286 hariç bu suçlar bakımından savunma dokunulmazlığının bir hukuka uygunluk nedeni olduğu sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda hakaret suçları bakımından TCK'nın 128. maddesinde öngörüldüğü gibi, bu hukuka uygunluk nedenini TCK'nın 277. ve 288. maddeleri bakımından da açıkça düzenleyen bir hükme kanunda yer verilmesi önerilmiştir. Çalışmada suç tiplerinin kanunilik ve belirlilik ilkeleri bakımından sakıncalı olabilecek yönleri suç analizleri yapılırken sıkça vurgulanmış ve öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız kapsamındaki suç tiplerinin yaptırımları, bu yaptırımlarla ilgili 6352 sayılı kanunla yapılan değişiklikler ve getirilen erteleme düzenlemesi de ayrıca olumlu ve olumsuz yanlarıyla değerlendirilmiştir. Çalışmanın konusu Türk hukukuyla sınırlı olmakla birlikte, karşılaştırmalı hukuktaki düzenlemelere de metin içerisinde veya dipnotlarda olabildiğince ayrıntılı bir şekilde yer verilmeye gayret edilmiştir. GİRİŞ 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte bu kanunda "Adliyeye Karşı Suçlar" kapsamında düzenlenen yeni bir takım suç tipleri hukukumuza girmiştir. Karşılaştırmalı hukukta da benzerlerine rastlanan bu suç tipleri adil yargılanma hakkını korumak amacıyla kitle iletişim özgürlüğünü sınırlandıran bir nitelik göstermektedir. Ne var ki bu yeni suç tipleri, yine 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girişinden sonraki süreçte ülke gündemine oturan bir takım davalarda medyanın yarattığı veya aracılık ettiği adil yargılanma hakkı ihlallerini önleyemediği gibi, bu suçlarla ilgili gazeteciler aleyhine açılan pek çok davanın sonucunda kitle iletişim özgürlüğü de yara almıştır. Oldukça belirsiz düzenlenen, unsurları arasındaki farklar tam olarak ortaya konulamayan, birbirileriyle ve Basın Kanunu'ndaki bazı dar anlamda basın suçlarıyla benzerlikler taşıyan bu suç tiplerinden açılan binlerce davaya rağmen çoğunlukla hükmün açıklanması geri bırakıldığı için bu alanda yerleşik bir Yargıtay içtihadı oluşturmaya yetecek sayıda karar da ortaya konulamamıştır. Bu sorunların çözümü için, söz konusu suç tiplerinin yeniden düzenlendiği ve bu kapsamdaki suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesini öngören 6352 sayılı kanun 02.07.2012 tarihinde kabul edilmiş ve 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İşte bu verilerden hareketle kitle iletişim özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı çatışmasına özellikle Türk Ceza Hukuku'nun yaklaşımını ve söz konusu suç tiplerini bütünsel olarak incelemek bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Kapsamı itibariyle oldukça geniş olan bu sorunsalı ele alırken zaman zaman sınırlandırma sorunu yaşamış olsak da, çalışmamızda temel amacımız bu ihtiyacı karşılamaktır. Bu sebeplerle çalışmamızın ilk bölümünde öncelikle adil yargılanma hakkı ve kitle iletişim özgürlüğü kavramları, bu hak ve özgürlüklerin uluslar arası, anayasal ve kanuni dayanakları açıklanmıştır. Daha sonra sırasıyla kitle iletişim özgürlüğünün ceza normlarıyla sınırlanması, adil yargılanma hakkı ve kitle iletişim özgürlüğü çatışmasının sosyolojik ve kriminolojik boyutları, medyanın devam eden muhakemede adil yargılanma hakkı ihlalleri ve bunun suç siyaseti ve suç siyaseti ilkelerine yansıması ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylece ortaya koymaya çalıştığımız sorunun çözümüne yönelik deontolojik yaklaşımlar konumuz bakımından önemli olmadığı için bu konuya çok kısa temas edilmiştır. Daha sonra bu sorunun çözümüne yönelik hukuksal yaklaşımlar özellikle Însan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin yaklaşımı, bu alana ceza hukukunun müdahalesi, adil yargılanma hakkına karşı suçlar ve adli sır kavramları üzerinde somutlaştırılmış ve çalışmamızın birinci bölümü tamamlanmıştır. Bu bölümde amacımız kitle iletişim özgürlüğü adil yargılanma hakkı çatışmasında, medyanın Însan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin lafzı anlamında adil yargılanma hakkı kapsamındaki hak ve ilkelere zarar verebildiğini, bu ilkelerinse bir takım gizlilik yükümlülükleri ve yayın yasaklarını ifade eden adli sır kavramı altında somutlaştığını göstermektir. Îşte bu yüzden adliyeye karşı suçlar arasında düzenlenen "adil yargılanma hakkına karşı suçlar" başlığı altında çalışmamızın ikinci bölümünde analiz edeceğimiz TCK'daki suç tipleri hukuksal değer olarak adil yargılanma hakkını koruyan sert çekirdeği oluşturmaktadır. Çalışmamızın ikinci bölümünde sırasıyla yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçları ile soruşturmanın gizliliğini ihlal, kapalı duruşmanın gizliliğini ihlal, kişilerin görüntülerinin yayınlanması ile ses veya görüntülerin kayda alınması suç tipleri analiz edilmiştir. Bu kapsamda Türk hukukunda dar anlamda basın suçu olmakla birlikte aslında adil yargılanma hakkına karşı suçlardan birisi olan ve 6352 sy. kanunla yürürlükten kaldırılan 5187 sy. Basın Kanunu'nun 19. maddesindeki yargıyı etkileme ve halen yürürlükte bulunan 21. maddesindeki kimliğin açıklanmaması suç tiplerine gerekli olduğu ölçüde dipnotlarda ve içtima başlıkları altında temas edilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde amacımız ilk bölümde ortaya koyduğumuz kriminolojik ve sosyolojik verilerden de hareketle bu suçların unsurlarını açıklamak, kapsamlarını belirlemek, bunun yanında birbirileri ve diğer suç tipleriyle ilişkilerini ortaya koymaktır. Bu yapılırken söz konusu suç tiplerine ilişkin olumsuz eleştiriler de getirilmiş ve yanlışlıkların nasıl düzeltilebileceğine ilişkin öneriler de sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın her iki bölümünde ilgili yerlerde faydalı olabileceği düşünülerek yabancı hukuklardaki düzenleme ve durumlardan da örnekler verilmiş ve Türk hukukunda bu alanın nasıl daha iyi düzenlenebileceği sorusuna cevap aranmaya çalışılmıştır.

Author

Dr. Dilek Ekmekçi

How to Cite

Dilek Ekmekçi (Doktora Tezi). Kitle iletişim özgürlüğünün sınırı olarak Türk Hukukunda adil yargılanma hakkına karşı suçlar, 2013, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University