Turkish law

273 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Vergi kolaylıkları

Vergi kolaylıkları, vergilendirme yetkisini vergi dışı bırakma ya da vergi yükünü azaltma yönünde kullanıldığı yöntemlerin genel adıdır. Geçmişte belirli bir toplumsal gruba imtiyaz tanımak için kullanılan bu yöntemler, günümüzde meşru kabul edilen ekonomik ve sosyal nedenlere dayanılarak anayasal ilkelere uygun şekilde kanunla düzenlenmektedir. Muaflık, istisna ya da indirim şeklinde düzenlenen bu yöntemlerin muhataplarının ekonomik ve sosyal hayatına yönelik kolaylıklar sağladığı, öğretide de bu yöntemlerin vergi kolaylıkları olarak nitelendiği görülmektedir. Tezin ilk bölümünde vergi kolaylıkları kavramı tanımlanmış, benzer kavramlardan farkı ve anayasal vergilendirme ilkeleri bakımından önemi ortaya konulmuştur. Böylece, vergi kolaylıkları kavramının vergilememe yetkisinin kullanılmasını sağlayan yöntemlerin genel adı olduğu ve hukukla sınırlandırılmasının önemi vurgulanmak istenmiştir. Vergi kolaylıklarının vergilememe yetkisinin bir yöntemi olarak hem ulusal hukukta hem de uluslararası hukukta düzenlenmesi açıklanarak, konunun ne kadar geniş bir alanı ilgilendirdiği ortaya konmak istenmiştir. Bu amaçla hem Türk hukukunda hem de modern devletlere örnek olan ülkelerin hukukunda konuyla ilgili anayasal gelişmeler ile uluslararası örgütler ve Avrupa Birliği'ndeki uygulamalara yer verilmiştir. Türk Vergi Hukuku'nda vergi kolaylıkları, sosyal ve ekonomik nedenler temelinde ele alınmıştır. Bu kapsamda, vergi kolaylıklarının kanunlarda hangi süreçlerden geçerek nasıl düzenlendiğine, idarenin düzenleyici işlemlerine konu olmalarına ve mahkeme kararlarında nasıl ele alındığı incelenmiştir. Buradaki amaç, vergi kolaylıklarının anayasal ilkeler çerçevesinde kanunla düzenlenmesinin ve idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin sınırlanmasının önemini izah etmektir.

Türk hukukuTürk vergi hukukuVergi hukuku+6
Deniz Aktaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirketlerde şirket ele geçirmelerine karşı savunma mekanizmalarından biri: "Poison pills" ve Türk hukukunda uygulanabilirliği

Savunma mekanizmaları, sermaye piyasaları geniş ve derin yapılı olan Anglo-Amerikan hukukunun ürünü olan pay alım teklifleri yoluyla şirket kontrolünün ele geçirilmesini önlemek amacıyla geliştirilen yöntemlerdir. Uzlaşmasız bir ele geçirme tehditi altında olan hedef şirket kimi zaman ele geçirme amaçlı yapılan pay alım teklifini bertaraf edebilmek kimi zaman teklif şartlarının hedef şirket ve pay sahipleri lehine revize edilmesini sağlamak amacıyla çeşitli savunma mekanizmalarına başvurabilmektedir. Anılan savunma mekanizmalarından biri 'poison pills'tir. 'Poison pills' genel olarak mevcut ya da potansiyel bir ele geçirme teklifine karşı, kimi zaman kuruluşta esas sözleşmeyle kimi zaman genel kurul tarafından yetkilendirilen hedef şirket yönetim kurulu tarafından ihdas edilen ve ele geçirme girişiminin başlaması durumunda hedef şirket pay sahiplerine şarta bağlı haklar tanıyan bir yöntemdir. Karşılaştırmalı hukukta 'poison pills'in kullanımı her bir hukuk sisteminde farklılık arz etmekle birlikte 'poison pills'e yönelik eleştiriler genel olarak pay sahipleri arasındaki eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmesi hususunda toplanmıştır. Bundan hareketle bu çalışmada öncelikle öncelikle pay alım teklifleri yoluyla şirket kontrolünün ele geçirilmesi ve savunma mekanizmalarına genel yaklaşım, 'poison pills'in savunma mekanizmaları arasındaki yeri, çeşitleri, uygulanma şartları ve uygulama yetkisinin hangi şirket organına ait olduğu incelenerek ve Türk hukukunda 'poison pills'in uygulanabilirliği meselesi ortaya konulmuştur.

Anonim şirketlerSavunma mekanizmalarıTeklif verme+2
Elif Beril Kabasakal
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Haksız fiilere uygulanacak hukukun tespitinde mozaik yaklaşımı

Kanunlar ihtilâfı hukukunda değerlendirilmesi gereken önemli konulardan biri, haksız fiillere ilişkin kanunlar ihtilâfıdır. Türk kanunlar ihtilâfında haksız fiil kavramı, MÖHUK'ta m. 34 ila m. 38 arasında düzenlenen hukuki ilişkiler bakımından kullanılmaktadır. MÖHUK'un, haksız fiillere ilişkin kanunlar ihtilâfı alanında sonuç yerini ön plana çıkartıp çıkartmadığı bu çalışmada incelenen hususlardan biridir. Sonuç yeri, MÖHUK m. 34'te zarar yeri olarak kendini göstermişken m. 35'te zarar görenin mutad meskeni olarak kendisini göstermiştir. Dahası, sonuç yerinin ön planda tutulması; haksız rekabete ilişkin kanunlar ihtilâfında piyasası etkilenen ülke ve zarar gören iş yeri olarak kendisine yer bulmuştur. Nitekim rekabetin engellenmesine ilişkin kanunlar ihtilâfı alanında, doğrudan etkilenen ülke kavramı, bunun bir örneğini oluşturmaktadır. Ancak MÖHUK, haksız fiillerin, sonucunun birden fazla ülkede meydana gelmesi halinde hüküm statüsünün nasıl tespit edileceğini düzenlememiştir. Bu nedenle ilk olarak, haksız fiillerin sonuçlarının farklı ülkelerde meydana gelmesi incelenmiştir. Bu olgunun, Türk kanunlar ihtilâfı hukukunda, uygulanacak hukukun tespitine ilişkin güçlükler doğurduğu belirtilmiştir. Öğretide, haksız fiillerin sonuçlarının birden fazla ülkede meydana gelmesi halinde uygulanacak hukukun tespitinin, daha sıkı ilişkili hukuka başvurulması suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Ancak daha sıkı ilişkili hukukun belirlenmesi, yalnızca MÖHUK m.34 (3)'de düzenlenmektedir. Bu noktada Akit Dışı Borç İlişkilerine Uygulanacak Hukuk Hakkındaki Roma II Tüzüğü, haksız fiillerin sonucunun birden fazla ülkede meydana gelmesi sorununu, mozaik yaklaşımı vasıtayla çözmektedir. Yapılan bu çalışmada da MÖHUK'un haksız fiiller ilişkin hükümleri incelenerek mozaik yaklaşımının, Türk hukukunda neticenin birden fazla ülkede meydana geldiği uyuşmazlıklarda, bir çözüm olup olamayacağı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme yapılırken MÖHUK'un haksız fiillere ilişkin hükümleri, Roma II Tüzüğü ve mehaz İsviçre Milletlerarası Özel Hukuk Kanunu'nda yer alan hükümlerle karşılaştırılmıştır.

Haksız fiilKanunlar ihtilafıMozaik tekniği+2
Cenk Batın Kaya
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Amerika ve Avrupa patent sistemleri ışığında biyoteknolojik buluş kapsamında Türk hukuku'nda kök hücrenin patentlenebilmesi

Biyoteknolojik gelişmeler son dönemde tüm dünya ülkelerinde hız kazanmış ve dolayısı ile bu kavramın alt dalı olan kök hücreler de bu hızlanmadan nasibini almıştır. Diğer yandan teknolojik gelişmelerin mülkiyet hakkı kapsamında hukuki yansıması olan patent korumasının kök hücre buluşlarının patentlenmesi açısından hala tartışma konusu olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada öncelikle Amerikan Patent Sistemi ve kök hücre buluşlarının sistem içerisindeki yeri, Avrupa Patent sistemi ve kök hücre buluşlarının sistem içerisindeki yer incelenmiştir. Bulunan bilgiler ışığında Amerika'da serbest olan kök hücre çalışmalarının patentlenebilirliği, Avrupa'da insan embriyosundan elde edilip edilmemesine yönelik tartışmalara mahal vermiştir. Daha sonra Türkiye'de insan embriyosundan kaynaklanmayan kök hücrelerin patentlenebilir olup olmamasına ilişkin herhangi bir düzenleme olmadığı belirlenmiş ve insan embriyosu tanımının da yapılmasının önemi üzerinde durulmuştur. Düzenleme ve tanımlamanın niçin gerekli olduğu tartışılmıştır. İnsan embriyosundan elde edilmeksizin üretilen ya da insana dönüşmeye elverişli olmayan embriyolardan elde edilen kök hücre çalışmaları sonucunda ortaya çıkan ürün ve usullerin Türkiye mevzuatında da düzenlenmesi ve patentlenebilir olmasına izin verilmesi uluslararası mevzuat ve ülkesel gelişim anlamında faydalı görünmektedir.

Amerikan hukukuAvrupa BirliğiAvrupa Patent Sözleşmesi+6
Fatma Esin Batak Yıldırım
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm hukukunda ve Türk hukukunda adam çalıştıranın sorumluluğu

Adam çalıştıranın sorumluluğu konusu Türk hukukunda çokça işlenmiş olmasına rağmen, İslâm hukuku bakımından konunun farklı akit türlerindeki örneklerini kuşatan ve bunu modern hukukla mukayese eden bir yaklaşımla ele alan bir çalışmaya rastlayamadık. Türk hukukundaki çalışmalarda, oldukça sınırlı bir ölçüde ve genellikle de Mecelle üzerinden konu aktarılmaya çalışılmıştır. Ancak temel kavramlar üzerinde İslâm hukuk doktrininde de ortak bir kanaat bulunmadığından, yalnızca Mecelle'ye dayalı bu açıklamalar İslâm sorumluluk hukuku rejimini yansıtmak hususunda çeşitli açılardan yetersiz ve eksik kalmaktadır. Bu çalışmada hem İslâm sorumluluk hukukunun temel kavramları verilmekte hem gerekçeleriyle birlikte konuya dair teorik bir çerçeve çizilmekte; adam çalıştıranın sorumluluğu, çizilen bu teorik çerçeve içerisinde izah edilmektedir. Adam çalıştıranın sorumluluğu öncelikle mukayeseli olarak İslâm hukukunda ve Türk hukukunda konunun teorisi üzerinden ele alınmakta, sonrasında bu sorumluluğun doğduğu haller bölümünde verilen örnek olaylar üzerinden konu somutlaştırılmaktadır.

Hukuki sorumlulukObjektif sorumlulukSorumluluk+5
Emrah Gökmen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda süreli yoksulluk nafakası yaklaşımları

Boşanmanın mali sonuçlarından biri olan yoksulluk nafakasının geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Mezopotamya tarihine bakıldığında, Sümer, Babil ve Hitit uygarlıklarında erkeklerin boşandıktan sonra eşlere nafaka ödedikleri kanunlarda düzenlenmiştir. Aynı şekilde Roma'da hükümdarı August'un nafaka taleplerini değerlendirerek karar verdiği görülmektedir. Modern devletlerin kurulmasının ardından devletler yoksulluk nafakası uygulamalarını devam ettirmiştir. Ancak zamanla nafaka hükümlerinde süreye ilişkin bazı sınırlamalar getirilmiştir. Türk hukukunda TMK m. 175'te düzenlenen yoksulluk nafakasında "süresiz olarak isteyebilir" ibaresi yer almaktadır. Yargıtay vermiş olduğu kararlarda, kanunda nafakanın süresi yönünden hakime takdir yetkisi verilmediğini ifade etmiştir. Türk doktrini ise yoksulluk nafakasının süresi yönünden görüş ayrılığı yaşamaktadır. Toplumda ise neredeyse tamamı erkeklerden oluşan yoksulluk nafakası yükümlüleri biraraya gelerek basin açıklaması yapmakta ve kendilerini "nafaka mağdurları" olarak tanımlamaktadır. Bu tartışmaların üzerine hükümet kanunda değişiklik yapılacağını açıklamıştır. Ancak henüz Adalet Bakanlığı'nın kanun değişikliğine yönelik somut bir adımı bulunmamaktadır. Bu çalışmada, modern devletlerin yoksulluk nafakasının süresi yönünden yaptığı düzenlemeler ile TMK m. 175'te düzenlenen süresiz yoksulluk nafakası düzenlemesi ele alınacaktır. Bununla beraber yoksulluk nafakasının süresi bakımından Türk hukukundaki tarihsel gelişimi, Anayasa Mahkemesi kararı, Yargıtay kararları, yapılan güncel gelişmeler ve doktrin görüşleri incelenecektir.

HakimlerNafakaSüre+4
Beyza Nur Erarslan
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vakıflar hukuku ve Filistin vakıflar hukuku bağlamında Filistin'deki vakıfların mevcut hukuki durumuna ilişkin mukayeseli bir bakış

Filistin'deki vakıflar durumu ilk bakışta oldukça karmaşık ve kafa karıştırıcı görünebilmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın birinci bölümünde Türk Vakıflar Hukuku ve Filistin Vakıflar Hukuku Bağlamında Filistin'deki vakıfların mahiyeti, gelişim tarihi, önemlisi, hacmi ve kanuni statüsünü açıklamaya çalışılmıştır. Ardından Filistin'deki Osmanlı unutulmaz eserlerine göz atmak amacıyla Osmanlı'nın Filistin'de kurduğu vakıfların en büyük ve en önemlisi olan Kudüs Haseki Sultan Vakfiyesi ele alınmıştır. Geçmişi günümüze bağlamak için Kudüs Haseki Sultan Vakfiyesinden bahsedildikten sonra Kudüs Haseki Sultanı vakfının hâlihazırdaki durumundan bahsedilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümü ise uygulamada vakıf uyuşmazlıkları ve çözüm yollarına tahsis edilmiştir. Filistin'de vakfın kurulması, şartları, yönetimi, işletilmesine ilişkin uyuşmazlıkları ile ilgilenen yetkili yargı merciini tanımak için Filistin yargı teşkilatına değinilmiştir. Ardından, vakıf uyuşmazlıklarına ilişkin birkaç mahkeme kararı ele alınmıştır. Son olarak İsrail, birçok vakıf arazisini müsadere etmiştir ve üzerine yerleşim birimleri inşa etmiştir. Dolayısıyla Bu çalışmada da İsrail'in vakıfların arazilerini ele geçirme yollarından bahsedildikten sonra müsadere edilen vakıf arazilerini meşru sahiplerine iade etme yollarına değinilmiştir.

FilistinHukuki uyuşmazlıklarTürk hukuku+3
Abdallah M M Mıqdad Abdallah M M Mıqdad
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm ceza hukuku ile Türk Ceza Hukuku arasında bir mukayese (Had cezaları özelinde)

Cezalar bazı toplumlarda ilahî kanunlarla, bazı toplumlarda ise beşerî kanunlarla düzenlenmiştir. Tezimizde ilahî kökenli İslâm ceza hukuku ile beşerî kökenli Türk ceza hukuku mukayese edilmiştir. Çalışmamız, üç tür mukayeseyi konu edinmiştir. Çalışmamızda her iki hukukun aslî-tali kaynakları mukayese edilmiştir. Çalışmamızda her iki hukuktaki suç-ceza kavramları incelenmiş, inceleme sonucunda ittifak edilen ve ihtilaf edilen noktalar belirlenmiştir. Son olarak tezimizde had cezaları İslâm ceza hukuku ile Türk ceza hukuku açısından incelenmiştir. Çalışmamızda izlenen yöntem şu şekildedir: Çalışmamızın tüm bölümlerinde öncelikle kavramların sözlük ve terim anlamları verilmiştir. Birinci ve ikinci bölümde konuların ve kavramların tanımları verilmiş, İslâm ceza ile Türk ceza hukukundaki yeri belirlenmek sureti ile mukayese yoluna gidilmiştir. Üçüncü bölümde ise her bir had ile ilişkili kavramların tanımları verilmiştir, her bir had cezasının dayandığı deliller açıklanmıştır. Haddin unsurları ve haddin cezaları mezheplerin görüşleri ışığında incelenmiştir. Hadler ile alakalı kavramların Türk ceza hukukundaki karşılıkları tespit edilmiştir. İki hukuk kıyaslanmak sureti ile ittifak ve ihtilaf edilen noktalar tespit edilmiş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma yapılırken İslâm hukuku ile ilgili klasik eserlerden istifade edilmiş, kimi zaman tez ve makalelere müracaat edilmiş, kimi zaman günümüz araştırmacılarının kaynaklarına başvurmak sureti ile İslâm hukukunun meselelere bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türk ceza hukuku ile ilgili olarak Anayasa, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun gibi konu ile alakalı kanunlardan ve ceza hukukçularının kitaplarından, konuyla ilgili tezlerden, bilimsel makalelerden istifade etmek sureti ile Türk ceza hukukunun konu ile alakalı görüşü aktarılmıştır. Daha sonra her iki hukuk birbiri ile kıyaslanmıştır. Bu kıyaslama sonucunda; İslâm ceza hukukundaki hükümlerin Türk ceza hukukundaki hükümlere nazaran daha âdil, geniş görüşlü ve daha caydırıcı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelime: İslâm Ceza Hukuku, Türk Ceza Hukuku, Had, Suç, Ceza.

CezaCeza hukukuHadd cezaları+6
Mehmet Abdullah Ensari
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ve İsviçre hukukunda karşılaştırmalı olarak yoksulluk nafakası

Hukukumuzda aile özel bir öneme sahiptir. Kanun koyucu aileye vermiş olduğu büyük önemi, Medeni Kanunda aile kurumuna ayrıntılı yer vererek açıkça göstermiştir. Aile, temelde evlilik akdinin kurulmasıyla oluşan bir yapıdır. Toplumda ve hukuk düzeninde arzu edilen evliliklerin ömür boyu sürmesidir. Ancak, her evlilik umulanın aksine ölümle sona ermeyebilir. Eşlerin artık devam ettirmek istemedikleri bir evliliğe mahkûm kalmalarını engellemek için Medeni Kanun'da boşanma kurumuna yer verilmiştir. Evliliğin sona ermesiyle birlikte eşler arasındaki manevi ve maddi ilişki sona erer. Boşanmanın mali sonuçlarından biri ise, yoksulluk nafakasıdır. Yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu'nun Yoksulluk Nafakası başlığı taşıyan 175'inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, boşanma dolayısıyla yoksulluğa düşecek olan taraf, boşanmada daha ağır kusurlu olmamak şartıyla karşı tarafın ekonomik gücü nazarında süresiz nafaka isteme hakkına sahiptir. Yoksulluk nafakası düzenlemesi, sürekli olarak uygulama ve öğretide eleştirilerin odağında olmuştur ve halende varlığı, amacı ve süresi tartışılmaktadır. Yoksulluk nafakası temellerini İsviçre Medeni Kanunu'nun 125'inci maddesinden almaktadır. Yoksulluk nafakasının Türk ve İsviçre hukukundaki düzenleniş şekilleri karşılaştırmalı olarak incelenerek, nafaka bakımından ortaya çıkan benzerlik ve farklılıklar irdelenecektir.

Medeni usul hukukuTürk Medeni KanunuTürk hukuku+3
Kübra Yıldız
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vatandaşlığının istisnai yoldan kazanılması

Vatandaşlık, gerçek kişi ile devlet arasında kurulan hukuki ve siyasi bağ olarak ifade edilmektedir. Vatandaşlık, kişilerin bir devlete olan aidiyetini belirlemektedir. Ancak vatandaşın bir devlete olan aidiyeti değiştirilemez nitelikte değildir. Devletler, kendi vatandaşlığının kazanılma ve kaybedilme yolları ile bir kişinin kendi vatandaşı olup olmadığını milli hukukuna göre tespit etmektedir. Türk hukukunda Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin temel düzenleme 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (TVK)'da yer almaktadır. Vatandaşlığının sonradan kazanılması TVK'nın 9. maddesi gereğince yetkili makam kararı, evlat edinilme ya da seçme hakkının kullanılması ile gerçekleşmektedir. Yetkili makam kararıyla vatandaşlığın kazanılması ise bir yabancının vatandaşlığını kazanmak istediği ülkenin kanunlarında belirtilen şartları gerçekleştirerek o ülkenin vatandaşlığını sonradan kazanmasıdır. Türk vatandaşlığının istisnai yoldan kazanılması ise yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığının kazanılması türlerinden biridir. Birçok devlet özel nitelikleri bulunan bazı yabancılara vatandaşlık kanunlarında getirdikleri düzenlemeler ile kolay yoldan vatandaşlık kazanma imkânı sağlamaktadır. TVK'nın 12. maddesinde de bazı yabancılara, yetkili makam kararıyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında aranan genel şartlar aranmaksızın, Türk vatandaşlığının istisnai yoldan daha kolay bir şekilde kazanılması olanağı tanınmıştır. "İstisnai Yoldan Türk Vatandaşlığının Kazanılması" başlıklı çalışmamızda istisnai olarak Türk vatandaşlığının kazanılması, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilecek ve karşılaştırmalı hukukta istisnai yoldan vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin düzenlemeler incelenecektir. Bu kapsamda istisnai yoldan vatandaşlık kazanabilecek kişilerin mevzuatta ne şekilde düzenlendiği ve düzenlemenin uygulamada ortaya çıkarabileceği belirsizlikler üzerinde durulacaktır.

Kamu hukukuMüktesep vatandaşlıkTürk hukuku+4
Gülser Banu Uslu Yiğit
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üstün arza tabi olması kuralının istisnası olarak taşkın yapı

Roma hukukundan günümüze varlığını sürdüren bir ilke olan arazinin üzerinde bulunan şeylerin mülkiyetinin yine o araziye ait olması kuralına üstün arza tabi olması kuralı denir. Ancak bu kural mutlaklık taşımaz. Bazı istisnaları vardır. Bunlardan biri de taşkın yapıdır. Taşkın yapı, iki komşu taşınmazdan birinin diğerinin sınırlarını ihlal etmesi ve yapılan yapının taşması sonucu oluşur. Bu durumda kanun koyucu taşmanın bir hakka dayanıp dayanamaması, dayanmadığı takdirde ise bazı koşul ve şartlarda ne olacağına dair düzenleme yapmıştır. Bir hakka dayanılarak yapılan yapılar ana yapının bütünleyici parçası olur. Ancak arada bir irtifak hakkı yoksa bu durumda malik on beş günlük sürede itiraz etmemiş ve durum ve koşullar da haklı gösteriyorsa ve yapı maliki de iyi niyetli ise bir irtifak hakkı kurulmasını yahut taşan kısmın mülkiyetinin geçirilmesini talep edebilir. Fakat arada bir irtifak hakkı yoksa en nihayetinde taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının ihlali söz konusu olacaktır. Bu nedenle malikin de bu talepleri bertaraf etmesinin bazı yolları vardır. Malik taşkın yapı nedeni ile yapı malikine karşı el atmanın önlenmesi ve ya taşkın yapının kaldırılması ve ortada haksız işgalden kaynaklı bir zarar varsa ecrimisil davası açabilir. Bu tezin amacı, hukukumuzda var olan taşınmaz mülkiyetinin prensiplerinden biri olan bütünleyici parça (üstün arza tabi olması) kuralının istisnası olan taşkın yapı kavramını doktrin ve Yargıtay kararları ışığında incelemek ve taşkın yapı hakkında ortaya çıkan sorunları günümüz koşullarını göz önünde bulundurarak değerlendirmektir.

GayrimenkullerMülkiyetTaşkın yapı+4
Alime Aysu Öğreten
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Roma Hukuku'nda iniuria ve Türk Hukuku'nda kişilik haklarının korunması

Hukuk düzeni insanların birbirleriyle olan hak ve yükümlülüklerini belirlerken bir yandan da sahip olduğu hak ve özgürlükleri korumaktadır. İnsanlar, hukukun hakları koruyan bu kurallarına uymakla beraber, kendi hak ve özgürlüklerinin korunmasını talep etme hakkına da sahiptir. Kişiliğe ait hak ve değerler kişilik haklarını oluşturan ve çeşitli şekillerde korumaya alınmış olan haklardır. Kişilik hakları tarih boyunca değişime uğramıştır. Bu çalışmada kişilik haklarının Roma Hukuku'ndan günümüze gelişimi incelenmiş olup aynı zamanda ölen kişinin hatırasına hakaret suçunun tarihsel gelişimi ve günümüz ceza hukukuna yansıması değerlendirilmiştir. Roma Hukuku'nda kişilerin maddi ve manevi varlıklarına karşı gerçekleştirilen tecavüzleri kapsayan iniuria, ius civile'nin tanımış olduğu bir delictum (haksız fiil) türüdür. Iniuria, zaman içinde pek çok değişikliğe uğrayarak kişinin manevi haklarını da içine alarak kapsamı oldukça geniş bir hale gelmiştir. Iniuria hem Roma Hukuku'nda hem modern hukukta oldukça önemli bir konumdadır. Çalışmanın birinci bölümünde, Roma Hukuku'nda kişi kavramı ve hak ehliyeti açıklanmış, akabinde Roma Hukuku'da iniuria'nın yeri ve tarihsel gelişim süreci incelenmiştir. Roma Hukuku'nda kişilik haklarının korunma yolları tasniflenmiş ve ölüye karşı işlenen iniuria değerlendirilmiştir. İkinci bölümde iniuria, Türk Hukuku bakımından incelenmiş, Medeni Hukuk ve Ceza Hukuku kapsamında kişilik haklarının korunma yolları açıklanmış ve Roma Hukuku'nda temeli atılmış olan "ölene karşı işlenen iniuria'nın" günümüz hukuku kapsamında kanunlaştırılan "ölenin hatırasına hakaret suçu" değerlendirilmiştir.

Hakaret suçuIniuriaKişilik hakkı+4
Aslı Demirkalp
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda veri sorumlusu kavramı

Veri koruma hukukunun temel amacı, verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesini önlemek ve bu veriler üzerinde gerçekleştirilen bütün işlemlerin hukuka uygunluğunu sağlamaktır. Avrupa'da 1950'lerde kişisel verilerin önemi ve korunmasına dair farkındalık gelişmeye başlamış ve bu farkındalık düzeyi "Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü" ("General Data Protection Regulation" / "GDPR")'nün 2016 yılında kabul edilmesi ile zirve yapmıştır. Bu düzenleme, günümüz dünyasında büyük yankı uyandırmış ve özellikle dev teknoloji firmaları veri koruma otoriteleri tarafından açılan soruşturmalarla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Dünyada veri koruması alanındaki gelişmeleri takiben, Türkiye'de ise 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ("KVKK") ancak 7 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 7 Nisan 2018 tarihinden itibaren ise Türk veri koruma otoritesinin uygulamalarının da yaygınlaşması ile veri sorumluları, KVKK kapsamında getirilen yükümlülüklere uyum sağlayabilmek için çalışmalar yapmakta ve geç de olsa uyum süreçlerini başlatmış bulunmaktadır. Bu sayede, veri sorumluları ve işleyenler, üstlendikleri hukuki ve cezai sorumluluğun da etkisiyle, KVKK altındaki yükümlülüklerini yerine getirmektedir. Tezimiz ise, bu açıklamalar ışığında iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, "kişisel veri kavramı, kişisel verilerin korunması hakkı, kişisel verilerin korunmasının fonksiyonu" ve "kişisel verilerin korunması hakkının normatif temelleri" irdelenmekte; ikinci bölümde ise tezimizin başlığını oluşturan "Türk hukukunda veri sorumlusu kavramı" tüm yönleriyle değerlendirilmektedir.

GizlilikHukuka uygunlukKanunlar 6698 sayılı+6
Mesut Halıcıoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk özel hukuk sisteminde intihal

Bireylerin uzun uğraş ve çabaları neticesinde ortaya koydukları eserlerinin başka kişiler tarafından kaynak gösterilmeksizin kullanılması, bu kişilerin eser üretimini ve üretmeye ilişkin ilgi ve isteklerini haklı olarak azaltmaktadır. Bu kullanımlar, yalnızca eser sahiplerini değil, bu eserlerden faydalanan toplumları da olumsuz yönde etkilemektedir. Akademik çalışmaların amacı, toplumları ileriye sevk edecek yeni adımlar atmak, buluşlar gerçekleştirmektir. Ancak özüne herhangi bir ilavede bulunulmaksızın başka bir kişinin ismiyle yeniden piyasaya sürülen eserler, topluma herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Bu noktada bir eserin kısmi veya bir bütün halinde, alıntı kurallarına uyulmaksızın kopyalanması yoluyla gerçekleştirilen intihal eylemi ne yazık ki ülkemizde sıklıkla gerçekleştirilmektedir. Çalışmamızda eser sahipliği, eser sahiplerinin sınırları, intihal kavramı, intihale uğrayan eser sahibinin başvurabileceği hukuki, idari ve cezai yollar aktarılmış, doktrin ve Yargıtay uygulaması ile etraflıca değerlendirilmiştir.

Fikir ve Sanat Eserleri KanunuFikri mülkiyet hukukuFikri ve sınai mülkiyet hakları+3
Zeynep Cansu Kolaylı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda anonim ortaklıkta denetim komitesi ve denetimin işlevi

Türk Anonim Şirketler Hukuku'nda monist yapılı bir yönetim kurulu yapısının belirlenmesinin sonucunda ve globalleşen kurumsal yönetim kavramı çerçevesinde ortaya çıkan denetim komitesi ve denetim işlevi; Türk Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası düzenlemeleri, Türk Bankacılık hukuku ile birlikte diğer hukuk sistemleriyle karşılaştırılarak ele alınmaktadır. Bu kapsamda öncelikle yönetim kurulu sistemleri ve yönetim kurulunun şirket ile ilişkileri ele alınmış, sonrasında kurumsal yönetim kavramı ve temel ilkeleri incelenmiştir. İşbu Çalışmanın ana konusu olan denetim komitesinin tarihsel süreçteki ortaya çıkışından günümüzdeki konumuna kadarki süreç ve konumu, diğer hukuk sistemleri ile birlikte değerlendirilmekte olup en son bölümde ise seçilen on farklı şirketin denetim komitesi çalışma yönergeleri karşılaştırılarak ideal çalışma yönergesinin nasıl olması gerektiği tartışılmaktadır.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerBağımsız denetim+6
Nihan Ece Hasarpa
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The impact of foreign nationals on state policy: Refugees and asylum seekers, European Court of Human Rights case law and Turkish Asylum Law

This thesis addresses the question of how an individual who is foreign and in a vulnerable position can affect state policy. Considering recent developments as preparation of a draft asylum law and increasing European Court of Human Rights judgments in refugees? cases against Turkey, this question attracts attention in context of Turkey. In line with this question, the aim of this thesis is to understand how an individual refugee, who is part of the most vulnerable group in the society in economic, political or social terms, can have impact on Turkish state asylum policy.This thesis is based on the central argument that ECtHR judgments have been effective in shaping the draft asylum law of Turkey. Since ECtHR procedures proceed through individual petition, the thesis also argues that even an individual refugee can have influence on state policy even if this effect is mediated by other actors. At this point, involvement of third parties into relation between individual refugee and state is of utmost significance. Moreover, ECtHR?s inclusion of individuals by virtue of right to individual petition is crucial as well. However, refugees? lack of action capacity restrains them from exploiting those legal opportunities. From this perspective; NGOs, activists, and lawyers come to front as mediators not only between state and individual but also between ECtHR and applicant refugee.Focus on ECtHR judgments as significant effects on draft asylum law brings about questioning refugees? access to the Court. Therefore, this thesis analyzes both the content of the draft law in comparison with judgments of the Court and the actual application process. Accordingly, major contribution of the thesis is analysis of Court judgments? effect on domestic legislation from the lenses of individual level of analysis. In other words, ECtHR judgments? effect is analyzed as a mediated effect of individual on state outcome.

European Court Human RightsState policiesLaws+7
Gökçen Yılmaz
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ve Filistin hukuklarında banka yatırımcısının korunması

Bankalar, çalışmaları sırasında birçok zorlukla karşı karşıya kalırlar. Bunların en önemlisi, ekonomik ve kalkınma hedeflerine yön veren bankacılık istikrarını bozacak faktörlerdir. Çünkü bankacılık istikrarı ekonomik büyüme, rekabet ve artan bankacılık verimliliği ve etkinliği ile sonuçlanır. Banka mevduatlarının bunları yatıran tasarruf sahiplerine (mudilere) geri ödenmesi gerektiği bilinmektedir. Genel olarak para sisteminin bütünlüğü, para ve mevduatın temsil ettiği araçların güvenliğine dayandığından; mevduatı tehdit eden bir tehlikenin ortaya çıkması, bankacılık sistemi için de doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, mevduat sahiplerinin mevduatlarını güvence altına almak için çalışan ve bankacılık sisteminin bütünlüğünü ve istikrarını sağlayan bir kurum veya kuruluşun varlığına ihtiyaç duyulmuştur. Türk ve Filistin hukuklarında banka yatırımcılarının korunması ve kamuyu aydınlatma düzenlemeleri her iki ülkenin yasalarına ve düzenlemelerine göre farklılık gösterebilir. Bu bağlamda çalışmamızın konusu, mudilerin parasını ve haklarını koruyan ve sadece mevduat sahiplerinin değil, her türlü banka yatırımcısının bankaların iflas ve buna benzer mali durumlarını bozan süreçler karşısındaki haklarını koruyan sistemleri ele almaktır. Bu tezde Türkiye ve Filistin Hukuklarındaki yasal düzenlemeler ve kanunların eşliğinde yatırımcıları korumakla yükümlü olan kurum ve kuruluşların etkinlikleri karşılaştırmalı şekilde incelenecek olup bu ülkelerin yatımcı bağlamında eksik yönlerinin tespitinin sağlanması ile bu konudaki öneriler sunulacaktır. Ayrıca konuya ilişkin her türlü sistematik eser, monografi, rapor, dergi, gazete, röportaj, makale, tez vb. birinci el kaynakların taranması sağlanıp bunun vesilesi ile literatüre kazandırılması hedeflenmektedir. Araştırmada toplanan tüm bilgiler zihinsel bir süzgeçten geçirilerek sınıflandırılacak, teorik çerçeveye göre yorumlanacak ve değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Türk ve Filistin Hukuklarında banka yatırımcısı, banka menkul kıymet yatırımcısı, banka yatırımcısının korunması

Bankacılık sektörüBankalarFilistin hukuku+5
Ahmed J.ı. Alshalfouh
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Garanti sözleşmeleri

Çalışmamızın konusunu garanti sözleşmeleri teşkil etmektedir. Garanti sözleşmeleri kapsamı oldukça geniş bir güvence ve likidite sağlaması nedeniyle uygulamada sıklıkla başvurulan bir şahsi teminattır. Ancak buna karşın kanun koyucu tarafından tanımlanmamış ve doğrudan pozitif hukuk düzenlemelerine konu edilmemiştir. Bu nedenle garanti sözleşmelerinin tanımı, hukuki niteliği, benzer hukuki ilişkilerden ayırt edilmesi ile hüküm ve sonuçları, öğreti ve içtihatlarda ileri sürülen görüşlerle şekillenmiştir. Çalışmamızın ilk bölümünde garanti sözleşmesinin tanımı, unsurları, hukuki niteliği, kurulması, tarafları, geçerlilik koşulları ve türlerine yer verilecek, tartışmalı nitelikleri ele alınacak ve garanti sözleşmesinin özel bir türü olan banka teminat mektuplarına değinilecektir. İkinci bölümünde garanti sözleşmesiyle muhtelif benzerlikler gösteren kefalet sözleşmesinden, müteselsil borçluluktan, teminat amacıyla borca katılmadan, şartlı bağışlamadan, avalden, vekalet ve sigorta sözleşmesinden ayırt edilmesine, ayrımda kullanılan kıstaslara ve söz konusu hukuki ilişkilerle barındırdıkları farklılıklara yer verilecektir. Üçüncü bölümünde garanti sözleşmesinde tarafların hak ve yükümlülükleri, sözleşmelerde taraf değişiklikleri ve bu değişikliklerin garanti sözleşmesine etkileri, garanti sözleşmesinin sona ermesi ve zamanaşımı konuları ele alınacak, bu konularda öğreti ve içtihatlardaki çeşitli tartışmaların üzerinde durulacaktır.

GarantiGaranti sözleşmesiSözleşmeler+3
Ahmet Mete
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk rekabet hukukunda taahhüt mekanı̇zması

Bu çalışma, 7246 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile hukukumuzda ilk defa düzenlenen taahhüt mekanizmasını ele almaktadır. Birinci bölümde taahhüt mekanizması kavramsal olarak ne ifade ettiği, taahhüdün avantajları ile dezavantajları, hâkim ilkeler ve hukuki niteliği tespit edilmiştir. Sonrasında taahhüt mekanizmasının uzlaşma, De Minimis ve tedbirler gibi benzer müesseseler ile kıyaslanarak farkları ortaya konmuştur. Taahhüt mekanizması kapsamında teşebbüslerin ve/veya teşebbüs birliklerinin verebileceği taahhüt türleri tespit edilmiştir. Taahhüt mekanizması ile mal ve hizmet piyasalarında giderilmesi öngörülen rekabet sorunlarının bu mekanizma öncesinde nasıl çözüme kavuşturulmaya çalıştığı belirtilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise taahhüt mekanizmasının 4054 sayılı Kanun'un 43. Maddesi ile Taahhüt Tebliği uyarınca esas ve usulleri üzerinde durularak taahhüt müessesesinin mehaz Avrupa Birliği (AB) uygulamalarından nerelerde ayrıldığı, sürecin nasıl işletileceği ve yönetileceği, Rekabet Kurulu tarafından hâlihazırda verilen kararlar ile uygulama ile teori arasında farkları, taahhüde aykırılığın yaptırımı ve taahhüt mekanizmasının mevcut aksaklıklar ile bu aksaklıkların çözüme kavuşturulmasına yönelik öneriler dile getirilmiştir.

CezasızlıkRekabetRekabet hukuku+3
Onur Gürler
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk idare hukuku kapsamında taşınır kültür varlıkları üzerindeki mülkiyet hakkı

Kültür varlıkları, geçmişten bizlere kalan ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken kültürel değerler bütününün eşyalar üzerindeki yansımasıdır. Bu nedenle çok iyi korunmalıdır. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na göre kültür varlıkları "devlet malı niteliğindedir". Dolayısıyla kural olarak devlet malı olmaları nedeniyle kamu mülkiyeti rejimine tabi olduğu değerlendirilmiştir. Ancak Türk İdare Hukuku açısından bazı hallerde özel mülkiyete konu olabileceği görülmektedir. Özellikle taşınabilir nitelikleri gereği hareket kabiliyeti olan, mülkiyet devri taşınmaz kültür varlıklarına göre daha geniş olan taşınır kültür varlıklarının kamu mülkiyetinde mi yoksa özel hukuka tabi mülkiyet rejiminde mi korunması gerektiği öğretide tartışılmıştır. İşbu tezde, yasal düzenlemeler ve öğretideki görüşlerden hareketle taşınır kültür varlıkları açısından sui generis veya kendine özgü bir mülkiyet ve koruma rejiminden söz edilip edilmeyeceği noktasında durulmuştur. Bu çalışmada kültür varlıkları, kültürel miras ve mülkiyetin neden tartışıldığına dayanak oluşturan koruma kavramları açıklandıktan sonra kamu malı, kamu hizmeti ve mülkiyeti tanımlanmaya çalışılmıştır. Açıklamaların devamında ise kamu mülkiyetine ve özel hukuk mülkiyetine tabi taşınır kültür varlıkları ve bunun Türk İdare Hukukundaki yansımaları ele alınarak genel bir taşınır kültür varlıklarının idare hukukundaki mülkiyet hakkı incelenmiştir.

Kamu mallarıKorumaKültür varlıkları+3
Mert Erdoğan
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto varlıkların Mukayeseli Hukuk açısından incelenmesi ve incelemelerin Türk hukukuna uygulanabilirliği

Kripto varlıklar, yüksek volatiliteye sahip olması, merkezi denetime tabi olmaması, likidite garantisinin bulunmaması ve siber saldırılara açık olması özellikleri nedeniyle riskli varlıklar olarak değerlendirilmektedir. Son yıllarda kullanımı git gide artan Bitcoin kripto varlığı, farklı kripto varlıkların geliştirilmesinde başlangıç noktası olmuştur. Kripto varlık çeşitliliği arttıkça, sermaye piyasası hukukunda düzenlenen kitle fonlamasına öğretide sıkça benzetilen ICO faaliyeti de yükselişe geçmiştir. Kripto varlık çeşitliliğinin artmasına ve bu varlıkların dünyadaki yaygın kullanımlarına rağmen hukuki mahiyetlerinin ne olduğu noktasında ise görüş birliği bulunmamaktadır. Dolayısıyla kripto varlıkların hukuki mahiyetlerinin belirlenmesi, kripto varlıklara ve ICO'lara ilişkin dünyadaki regülasyon düzenlemelerinin tespit edilmesi çalışmamızın odak noktasını oluşturmaktadır.

Halka açılmaKarşılaştırmalı hukukTürk hukuku
İrem Akıncı
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk ve Amerikan Ceza Hukukunda tüzel kişilerin sorumluluğu

Tüzel kişiler bugün tüm dünyada ekonomik ve sosyal hayatın bir gerçeği olarak önemli roller üstlenmektedir. Suçla mücadele ve cezalandırma noktalarında tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlar ise her ülkenin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmekte, kimi ülkeler tüzel kişileri cezalandırmaktayken kimi ülkeler ceza dışı yaptırımlar uygulamaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde tüzel kişi kavramı, unsurları, hukuki niteliği, türleri, kazanılması, sona ermesi incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ceza hukukunda tüzel kişi kavramı, tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin teoriler, bu sorumluluğun tarihsel gelişimi, Türk ve Amerikan ceza hukuklarında ve mukayeseli hukuklarda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu meselesi incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise tüzel kişilerin ceza muhakemesindeki konumu ve rolü, tüzel kişiler hakkında uygulanabilecek yaptırımların neler olduğu hususları hem Türk hem de Amerikan ceza muhakemesi hukuku bağlamında incelenmiştir.

Amerikan hukukuCeza hukukuCeza yaptırımı+6
Gözde Kaçmaz Keskin
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bağlantılı sözleşmeler

Bu çalışmada, doktora tez konusu kapsamında "Bağlantılı Sözleşmeler" dört bölümde incelenmiştir. Ekonomi, teknoloji ve bilgi alanında yaşanan gelişmeler neticesinde sözleşme tarafları arasında çeşitli iş birlikleri ortaya çıkmıştır. Bu iş birlikleri sözleşme özgürlüğü zemininde kendine has özellikler taşıyan birçok yeni sözleşme türünü sözleşmeler hukukuna kazandırmıştır. Sözleşme türlerinden en önemlilerinden biri olan bağlantılı sözleşmelerin anlaşılabilmesi için bağlantı kavramı, bağlantı türleri, bağlantılı sözleşmelerin ortaya çıkışı ve hukuki niteliği bu çalışmada ortaya konmuştur. Yapılan bu inceleme, ağırlıklı olarak Alman olmak üzere İsviçre, Avrupa Birliği (AB) ve Anglo-Sakson Hukuku düzenlemeleri ve kaynakları ışığında gerçekleşmiştir. Bağlantılı sözleşmeler, konu itibariyle çok genişleyebilen bir özelliğe sahip olduğundan çalışmanın verimliliği açısından Borçlar ve Tüketici Hukuku açısından sınırlandırılarak çekirdek niteliğindeki sözleşme örnekleri üzerinden ele alınmıştır. Bilhassa Türk Hukuku' nda bağlantılı sözleşmelere ilişkin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 30' daki bağlı krediler ile Türk Borçlar Kanunu m. 340' taki kira sözleşmesiyle bağlantılı sözleşme yapma yasağı unsurları ve sonuçlarıyla değerlendirilmiştir. Ayrıca bağlantılı sözleşmelerin uygulanma alanını genişletebilen çeşitli sözleşme örneklerinden bahsedilmiştir. Son olarak bağlantılı sözleşmelerin sona erme halleri ve sona erme halleri neticesinde ortaya çıkan sorunlar, ödünç alanın sahip olduğu savunma mekanizmaları olan def' iler ayrıntılarıyla ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağlantılı Sözleşmeler, sözleşmeler hukuku, sözleşmelerde karşılılık ilkesi (synallagma), sözleşmesel ağlar, sözleşmenin nispiliği ilkesinin istisnaları

Bağlantılı sözleşmeKira sözleşmesiSözleşmeler+2
Sinan Olcay
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma Usul Hukuku'nda lıtıs contestatıo ve Türk Medeni Usul Hukuku'ndaki ön inceleme aşamasına etkileri

Litis contestatio, temel niteliği gereği iki aşamalı bir usulden oluşan Özel Yargılama Sistemi'ndeki yargılamayı kendi içinde in iure ve apud iudicem aşaması olmak üzere iki farklı aşamaya bölen, bu itibarla yargılamanın ağırlık merkezini oluşturan ve modern anlamda davanın ve tahkikatın başlaması için yapılması zorunlu olan hukuki bir işlemdir. Legis actiones yargılamasındaki niteliği, apud iudicem aşamasında kanıt olarak kullanılması için in iure aşamasında söylenen sözlerin ve yapılan eylemlerin tanıklar önünde tespiti olan litis contestatio, formula yargılaması döneminde ise taraflar arasında yapılan yargısal bir anlaşma niteliği kazanarak hüküm ve sonuçları uyarınca, davanın hakem tarafından görülmesine dair taraflar arasında praetor huzurunda yapılan yargısal bir anlaşma olarak hüküm sürmüştür. Formula yargılamasının sona ermesi ile iki aşamalı yargılama usulü yerine tek aşamadan oluşan Sistem Dışı Yargılama usulünün genel yargılama usulü olarak kabul edilmesi üzerine, hüküm ve özelliklerini kaybeden litis contestatio işlemi, sadece bir an niteliği halini almıştır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nın beş aşamalı ilk derece yargılama sistemi ile hukuk sistemimize kazandırılan en önemli hukuki kurumlardan birisi kabul edilen ön inceleme aşaması veya kurumu yargılamanın bağımsız aşaması olarak HMK m. 137-142 ila m. 320 hükümlerinde düzenlenmektedir. Ön inceleme aşaması, tahkikat aşamasına geçmeden önce hazırlık yapmak suretiyle tahkikat aşamasının planlı ve düzenli olarak yürütülmesi, yargılamanın olabildiğince hızlı ve kısa sürede tamamlanması ve tarafların serbestçe bir şekilde tasarruf edilebildikleri davalarda sulhe veya arabuluculuğa teşvik edilmesi suretiyle uyuşmazlığın yargı kararı olmadan taraflar arasında dostane bir şekilde çözümlenmesini amaçlanmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, Roma Usul Hukuku hakkında genel ve öz bilgiler verilerek usul hukukunun tarihi gelişimine değinilmiştir. Bu bölümde Roma Usul Hukuku'nun temeli olarak kabul edilebilecek actio-ius kavramları arasındaki ilişki ile praetor'luk makamının yargısal nitelikleri üzerinde durulmuştur. Ardından usul hukukunun Yargılama Sistemi'ne uzanan gelişim süreci incelenmiştir. İkinci bölümde, litis contestatio işlemi terminoloji, kavram ve görüşler bakımından incelendikten sonra litis contestatio işleminin yargılamadaki konumu, yargılama usullerinin temel özellikleri ile birlikte ayrıntılı olarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde, litis contestatio'nun formula yargılaması özelindeki hüküm ve sonuçlarının incelenmesi ile birtakım benzer kurumlarla karşılaştırması yapılmıştır. Dördüncü bölümde, ön inceleme aşamasını HMK sistematiği doğrultusunda ayrıntılı olarak incelenmiştir. Beşinci ve son bölümde ise litis contestatio ile ön inceleme aşaması karşılıklı olarak değerlendirilmiştir.

Karşılaştırmalı hukukMedeni usul hukukuMedeni yargılama hukuku+4
Ömerhan Koca
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00

Related subjects