Ronald Dworkin'in eşitlikçi liberalizminde Anayasal Demokrasi teorisi
2023
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Zeynep Özlem Üskül Engin
Abstract (TR)
Ronald Dworkin, çağımızın en etkili hukuk, siyaset ve ahlak felsefecilerinden birisidir. Bu çalışmada Dworkin'in eşitlikçi liberalizm anlayışından yola çıkarak geliştirdiği anayasal demokrasi düşüncesi incelenecektir. Bu kapsamda, düşünürün birey ile topluluk, liberalizm ile cumhuriyetçilik, eşitlik ile özgürlük, anayasacılık ile demokrasi gerilimlerini bu kavramları yorumlayarak nasıl çözüme kavuşturduğunu ortaya koymak çalışmanın temel hedefini oluşturmaktadır. Amerikalı felsefecinin insan onuru, eşit yurttaşlık ve hak temelli inşa ettiği anayasal demokrasi teorisi, toplumsal ortaklığın inşası bakımından oldukça zengin bir tartışma alanı sunar. Bunun yanı sıra, ahlak, siyaset ve hukuk arasında kurduğu bütünlüklü bakış açısı, teorisinin değerini artırmaktadır. Çağdaş demokratik toplumlara dönük liberal anayasacılık anlayışı geliştiren Dworkin, faydacılık ile çoğunlukçuluğu, pozitivizm ile pragmatizmi eleştiriye tâbi tutmuş, buna karşılık ilkelere, bütünlüğe ve politik ahlaka dayanan güçlü yargısal denetim ile topluluğun failliğini ve bireylerin eşit pay hakkı ile etik bağımsızlığını savunan demokratik teoriyi uzlaştırmayı amaçlamıştır. Bu çalışmada Dworkin'in düşünceleri, onun zincirleme roman tekniği adını verdiği yöntemiyle uyumlu bir şekilde, zamanla gelişen ama tutarlılığını koruyan bütüncül bir sistem olarak anlaşılacaktır. Düşünür inşa etmeyi amaçladığı anlatıya en uygun gelen ve liberal politik ahlak değerinin haklılaştırılması amacı taşıyan parçaları bir araya getirir. Erken dönem çalışmalarında ortaya attığı kural-ilke bütünlüğü, olgun dönem eserlerinde belirginleşen bütünlük olarak hukuk tezi, geç döneminde geliştirdiği yorumun birliği ve tek sistem modeli onun teorisinin temel izleğini oluşturmaktadır. Çalışmanın yöntemi açısından bir diğer önem arz eden husus, filozofun içinde bulunduğu tarihsel-toplumsal ve düşünsel koşullardan yola çıkılarak eşitlikçi liberalizm ve anayasal demokrasi fikrinin kökenleri ile süreçlerinin araştırılacak olmasıdır. Dworkin'in teorisini oluştururken etkilenmiş olduğu sosyal ve tarihsel dinamikleri ortaya koymak, onun etkileşim halinde olduğu düşünür ve akımları açıklamak incelemenin sorunsallarındandır. Bunun yanı sıra, düşünürün kendisine dek uzanan tartışmaları nasıl ilerlettiği ve hangi teorik, kavramsal imkanlara kapı araladığına odaklanılacaktır. Bu sayede, Amerikalı hukuk bilgininin liberal gelenek ve anayasal demokratik teoriye yaptığı katkının anlaşılması hedeflenmektedir. İki bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde, Dworkin'in düşüncelerini biçimlendiren tarihsel-toplumsal ve düşünsel koşullar incelenmiştir. Bu kapsamda, birinci kısımda modern demokratik teorinin kavram, gelenek ve değerlerinin oluşum süreci açıklanmaktadır. Dworkin'in ortaklık demokrasisinin eşitlik ile özgürlük, eskilerin ve yenilerin özgürlüğü, negatif ve pozitif özgürlük kavram çiftleri arasındaki gerilimleri uzlaştırma iddiasında olduğu izah edilmiştir. Bir diğer alt başlıkta, modern demokrasilerde insan haklarının ve yurttaşlığın hukuki, politik, sosyal haklar çerçevesinde gelişimi ortaya konularak Dworkin'in hak temelli sosyal liberalizminin arkaplanı gösterilmiştir. Ardından, cumhuriyetçi demokrasiler Rousseau ve Madison-Hamilton ikileminde değerlendirilirken Dworkin'in çoğulcu, keyfilikten uzak, anayasal denetimi esas alan yaklaşımının izi sürülmüştür. Nihayet, Dworkin'in liberal demokrasi teorisi demokratik elitizm, müzakereci demokrasi, anayasal demokrasi kesişiminde değerlendirilerek onun düşüncesinin farklı çağdaş yorumlarla benzerlik ve farklılıklarına işaret edilir. Dworkin, Amerikan siyasal ve anayasal kültüründe kurumsallaşmış prensipleri ve anlayışları yorumlayarak politik ahlak anlayışı çerçevesinde yapılandırmaya girişmektedir. Beş alt başlıkta değerlendirilen Amerikan siyasal kültüründe ilk olarak, demokratik yurttaşlık ile klasik elitizm arasında Dworkin'in tezleri konumlandırılmıştır. Lockeçu konsensis tezi ve eleştirilerinin incelendiği ikinci başlıkta, Dworkin'in anayasacılığın amacını bireysel hakların güvence altına alınması olarak tespit ettiğine vurgu yapılmış ve düşünürün bireyci kültür ile toplulukçu kültürü uzlaştırmaya çalıştığından bahsedilmiştir. Üçüncü başlıkta, Amerikan politik kültürü piyasa, ahlak ve gelenek kavramları ışığında değerlendirilmiştir. Bir diğer alt başlıkta incelendiği üzere, 21. yüzyılda Amerikan demokrasisinin iki kültür kampına bölündüğünden hareket eden Dworkin, bu iki kutup arasında politik müzakerenin ve tartışmanın başlatılması için ortak bir zemin arayışına girişir. Son olarak, Amerikan politik kültüründe hukuk kurumlarının etkisinden bahsedilerek özellikle Dobbs kararıyla da birlikte yargı denetimi konusunda yürütülen güncel tartışmalara yer verilmiştir. Yüksek Mahkeme'nin liberal kararlarıyla ABD'de kapsamlı bir toplumsal devrimin öncülüğünü yaptığı dönemde yetişen hukukçu Dworkin, anayasal denetim sırasında verilen ilke kararlarını meşrulaştırmayı amaçlar. Ne var ki düşünürün geç dönemine tekabül eden yıllarda ve günümüzde mahkemenin kompozisyonu tersine dönmüştür. Refah devletlerinin yükseliş ve düşüşünün tarihsel dinamiklerinin incelendiği üçüncü başlık altında, 20. yüzyılın başında krize girmiş piyasa sisteminin ABD'de çeşitli reformlarla New Deal liberalizmine ve refah rejimlerine yol açtığının üzerinde durulmuş, çağdaş eşitlikçi liberalizmin beslendiği yeni toplumsal-ekonomik yapı gözler önüne serilmiştir. Bu dönemde eşitlik ilkesine referansla anayasal denetimde bulunarak liberal ve sosyal hakları genişleten Warren Mahkemesi'ne duyduğu hayranlık Dworkin'in teorisinin oluşumunda önemli bir yer tutmaktadır. Fakat Dworkin, 1970'lerden itibaren gelişen ve liberal demokrasilere karşı topyekün bir saldırı mahiyeti taşıyan, muhafazakâr hukuk biliminden de beslenen Yeni Sağ'a eleştiri oklarını yöneltmekten kaçınmaz. Dworkin'i etkileyen düşünsel koşulların araştırıldığı ikinci kısımda ilk olarak John Rawls'un adalet teorisi ve politik liberalizminin üzerinde durulmuştur. Eşitlikçi liberalizmin iki büyük ismi Rawls ve Dworkin, savaş sonrası Anglo-Amerikan dünyada egemen hale gelen ancak Yeni Sağ'ın yükselişiyle birlikte gerileyen bireysel hak ve özgürlüklerin öncelikliliği, devletin tarafsızlığı, anayasal denetim konularında en ikna edici argümanları sunmuşlardır. Dworkin'in üzerinde Rawls'un etkisi hakkaniyet-adalet ilişkisi, orijinal pozisyon, düşünümsel denge, adaletin ilkeleri, kapsamlı-politik liberalizm ayrımı, demokratik toplum-liberal topluluk farklılığı, örtüşen konsensüs ile kamusal akıl kavramları temaları etrafında toplanmaktadır. Bir diğer başlıkta 1980'li yıllardan başlayarak çağdaş siyaset ve ahlak felsefesine damgasını vuran liberalizm-komüniteryanizm tartışmasına yer verilmiştir. Bir liberalizm eleştirisi veya düzeltmesi olarak konumlandırılabilecek komüniteryan tezler şu başlıklar çerçevesinde incelenmiştir: Liberal soyut birey tasarımının sorgulanması, topluluğun ontolojik değeri, hak/adil ile iyi arasında kurulan bağıntı, devletin tarafsızlığı sorunu, evrensel ve soyut adalet idesinin yerine bağlamsal adalet düşüncesi, liberal demokrasinin biçimselliğinin karşısında cumhuriyetçi demokrasi anlayışının ortak iyi ve yurttaşlık kültürünün diriltilmesi. Liberaller-komüniteryanlar tartışması her iki tarafın da savlarını gözden geçirmesi ve birbirlerine yakınlaşmaları ile sonuçlanmıştır. Bu doğrultuda Dworkin de komüniteryanların topluluk konusundaki kimi argümanlarından faydalanır ve yurttaş cumhuriyetçileriyle temas kurar. İkinci bölümde Dworkin'in teorisi ve ona yöneltilen eleştiriler detaylı bir şekilde açıklanırken dört genel başlığa yer verilmektedir. İlk ana başlıkta Dworkin'in felsefesinin temel sütunları inceleme konusu yapılmaktadır. Buna göre düşünürün felsefesinin üç bileşeni değerlerin bütünlüğü, değerlerin bağımsızlığı ve değerlerin yorumsallığı temalarıdır. Değerlerin bütünlüğü, onun tek sistem modeli adını verdiği hukuk, siyaset ve ahlak arasında kurduğu iç içelikle somutlaşmaktadır. Bir diğer açıdan ise değer çoğulculuğuna karşı değerlerin birliği, Dworkin'in çalışmalarına damgasını vurmuştur. İkinci olarak, Dworkin değer şüpheciliğini reddedip antiarşimetçi bir teori geliştirir. Metafizik olmayan, Humecu anlamda değerlerin bağımsızlığını destekleyen Dworkin, sorumluluk ve tutarlılık ideallerinin gereği olarak değerler alanında "tek doğru yanıtlar"ın mümkün olduğunu iddia eder. Düşünür bu yaklaşımını yorum teorisiyle desteklemiştir. Onun değerlerin yorumsallığı tezi, Dilthey-Gadamer-Habermas hermeneutik hattında gelişmekte, aktör-yapı geriliminde aktörü ön plana çıkaran yaratıcı ve amaçsal bir edimsellik anlamında kurucu yorumu benimsemektedir. İkinci bölümün ikinci ana başlığında Dworkin'in kapsamlı liberalizm teorisi üç aşamada değerlendirilmiştir. Başlangıçta düşünürün eşitlik ilkesini nasıl yorumladığının üzerinde durulur. Onun liberalizm teorisinde eşitlik, eşit ilgi ve saygı hakkı olarak görünüm kazanmaktadır. Dworkin, eşit ilgi ve saygı hakkını eşitçe muamele görme değil ama eşit olarak muamele görme yükümlülüğü olarak yorumlayarak farklılıkları tanıyan ve sosyal-ekonomik eşitliği adaletin konusu haline getiren bir yaklaşımı savunmaktadır. İkinci aşamada, Dworkin'in liberal topluluk anlayışı açıklanmıştır. O, topluluk anlayışının temeline bütünlük ve kardeşlik değerlerini yerleştirir. Liberal topluluğun ilke modeli, de facto tesadüfen bir araya gelmiş veya usulüne uygun şekilde tayin edilmiş sözleşmesel kurallara sadakat borcu taşımak konusunda genel bir vaatte bulunmuş insan grubu varsaymaz. Oysa, hakiki bir toplulukta bireyler ilkesel yükümlülüklerle donatılmışlardır. Ortaklık modeli olarak toplulukta adalet, hakkaniyet, bütünlük değerleri hayata geçirilmeye çalışılacaktır. Üçüncü aşamada Dworkin'in yorumsal ahlak teorisine geçiş yapılır. O, liberalizmi sadece politik bir bağlılık meselesi olarak görmeyerek etik bağlılıklara ve varsayımlara dayanan radikal bir kapsamlı liberalizm teorisi geliştirir. Düşünürün kapsamlı teorisi etik yaşam bağlamında Aristotelesçi mücadele etiğini olumlarken, bireysel ve toplumsal yaşama geçildiğinde inceltilmiş bir Kantçı deontolojik etiğe başvurur. İnsan onuru ilkeleri uyarınca topluluğun her bir üyesi eşit içkin değer taşımaktadır; bununla birlikte bireyler birbirlerinden farklı olmaktan kaynaklı özgünlüğe sahiptirler ve bunun bilgisi bireysel sorumluluğa alan açar. Politik ahlaka gelindiğinde Dworkin'in meşruiyetin temeli kıldığı eşit ilgi ve saygı hakkı kaynak eşitliği görünümüne kavuşur. Kaynak eşitliği, adaleti dağıtım sorunu olarak değerlendirir. Dworkin'in politik ahlaktan meşruiyetini alan devlet teorisinde bir diğer önem arz eden husus ise tarafsızlık ve mükemmeliyetçilik arasında eşitliğin esas alınmasıdır. İkinci bölümün üçüncü ana başlığında, Dworkin'in anayasal demokrasi teorisinin prosedürel değil maddi, istatiksel veya bireyselci değil müşterek kolektif eyleme dayanan mahiyeti tartışılmaktadır. Demokratik meşruiyeti çıktı testi ekseninde soruşturan ve bu bağlamda demokrasinin maddi temellerini politik eşitlik ilkesinde bulan düşünür, demokratik topluluğun kolektif sorumluluk-bireysel yargı ikiliğinde işlemesi gerektiğini öne sürerek liberalizm ile cumhuriyetçiliği bağdaştırır. Onun müşterek eylem düşüncesi, Rousseau'yla birlikte Rousseau'ya karşı düşünerek kolektif eylemin çoğulcu modelini sunmak şeklinde formüle edilebilir. Dworkin'in demokrasi teorisi anayasacılıkla çelişmez, aksine anayasal denetimi demokrasinin olmazsa olmaz koşulu sayar. Yargıçlar, anayasal davalarda politik ahlaka ilişkin tartışmalar yürütülerek tek doğru yanıtı bulmak sorumluluğu altındadırlar. Dworkin'in anayasal denetim düşüncesi John Hart Ely'nin pozitif anayasacılığının kısıtlarını aşarak bireysel hakları daha etkili korumak niyetindedir. Diğer yandan Jeremy Waldron, için onun tezleri anti-demokratik ve yurttaşları yetkilendirmekten uzaktır, ayrıca hakların tanınıp geliştirilmesinde de doğru bir strateji sunamamaktadır. Son olarak, yargısal minimalizmi destekleyen Cass Sunstein, anayasa yargısına soyut teorilere dair derinlikli bir okuma yapma gerekliliği yükleyen Dworkin'in yaklaşımını mükemmeliyetçi bulur. İkinci bölümün son ana başlığında Dworkin'in anayasal yorum teorisi açıklanacaktır. İlk olarak Amerikan anayasacılığında yaygın yorum teorileri metinselcilik, orijinalizm, pragmatizm, yaşayan orijinalizm, anayasal momentlere dayalı tarihsel yorum olarak sınıflandırılarak bunların temel özellikleri ve savları ortaya konulmuştur. İkinci olarak Dworkin'in kurucu yorum, zincirleme roman tekniği ve anayasanın ahlaki okuması adını verdiği tezleri bütünlüklü bir şekilde açıklanarak onun çağdaş anayasal yorum teorileri arasındaki özgün konumu belirlenir. Düşünüre göre anayasal davalarda yargıçlar soyut anayasal hükümleri yorumlarken siyasal ve anayasal kültürde baskın olan ve kurumsallaşmış anlayışlardan hareket etmeli, bu doğrultuda metnin ve tarihin iç tutarlılığına uygun ve onları en iyi şekilde gerekçelendiren bir siyaset teorisini kararlarına dayanak yapmalıdırlar. Dolayısıyla yargıcı anayasal tarih ve anayasal bütünlük sınırlandırmaktadır. Onun teorisi pragmatistlerin önerdiği gibi ileriye dönüktür, ama bunun hemen yanında metnin ve tarihin oluşturduğu anayasal geleneğe dönmeyi salık verdiği için de orijinalistlerin iddiasında olduğu gibi geçmişe bakmaktan vazgeçemez. Literatürdeki kimi yazarların Dworkin'in bütünlük olarak hukuk tezini orijinalizmin yeni bir türü kabul eden tezlerine karşı James Fleming'in ahlaki okumanın orijinalizmden tamamen farklı olduğuna dair değerlendirmesi vurgulanmıştır. Nihayet, ahlaki okumanın elitist olup olmadığı yönündeki tartışmalar aktarılacaktır. Sonuç kısmında elde edilen çıkarımlara gelindiğinde, öncelikle Dworkin'in felsefesi çağdaş teoriler arasında ufuk açıcı bir çalışmadır. Dworkin'in eşitlikçi liberalizmini özgün kılan ve değerini artıran onun değerlere ilişkin getirdiği bütünsel, anti-şüpheci ve yorumsal fikirdir. O, kirpice bakışla felsefesinin merkezine eşitliği koyar. Onun teorisini cazip kılan husus, hakları ve sorumlulukları ciddiye almaya dönük davetidir. Fakat Dworkin'in demokrasi teorisinde en büyük zaaflardan biri mahkemelere duyduğu sonsuz güvendir. Onun parlamentoların halk iradesi olarak müzakere alanına dönüştürülmesine karşı gönülsüzlüğü pek çok kez dile getirilmiştir. Oysa, yasama ve yargı erkleri arasında bir sistem olarak ilke forumunun kurulabilmesi daha kapsamlı bir demokratik teoriyi sağlayabilecektir. Bunun yanı sıra Dworkin'in dağıtıcı adalet yaklaşımının parlamenter demokrasilerdeki eşitsizlik sorununu çözmekte yetersiz kaldığının kabulü daha radikal bir sosyoekonomik düzeni düşünmeyi gerektirmektedir. Son olarak, anayasanın ahlaki okumasının ABD anayasacılığına özgü olduğunun bilincinde olunduğunda sık sık anayasanın değiştiği, anayasal yorumun yeterince kurumsallaşamadığı ülkelerde bu özgün okumanın nasıl anlaşılması gerektiği sorusu da çalışmanın ucunu açık bıraktığı problematiklerdendir.
Author
Dr. Ertuğrul Kaan Yıldırım
How to Cite
Ertuğrul Kaan Yıldırım (Yüksek Lisans Tezi). Ronald Dworkin'in eşitlikçi liberalizminde Anayasal Demokrasi teorisi, 2023, Galatasaray University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
