Anayasa

Bu konu başlığı altında 220 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yassıada Mahkemesi: Anayasa ihlal davasında yargılanan dört kişi

Türkiye, 1950 yılında 27 yıl aradan sonra farklı bir parti tarafından yönetilmeye başlandı. Artık Demokrat Parti 27 Mayıs 1960 yılına kadar ülkenin idaresinde yegâne güçtü. İktidarın el değiştirmesiyle ülkenin üzerindeki tek parti havası giderilmeye çalışıldı. Muhalefet, iktidarı kaybetmenin etkisindeyken iktidar daha da güçlenmenin peşindeydi. Demokrat Parti iktidarının her çeşit siyasi tasarrufları muhalefet tarafından şiddetle eleştirildi. Menderes'in kabul ettiği bazı kanunlar Anayasaya aykırı kabul edildi. Hem muhalefet hem basın DP hükümetini şiddetle eleştirdiler. DP tarafından çıkarılan kanunlar ve Menderes'in tutumu orduyu da rahatsız etmişti. Böylece askeri bir cunta iktidarı düşürmek ve ülkeye demokrasi getirmek amacıyla harekete geçtiler. Menderes bir darbe ile yerinden indirildi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'le birlikte DP'li bütün arkadaşları tutuklanarak Yassıada Mahkemelerinde yargılandılar. Yaklaşık bir yıl süren mahkemelerde koca bir devrin muhasebesi yapıldı. En ince ayrıntısına kadar hazırlanan iddianamelerle, çok sayıda şahidin dinlenerek sanıkların çapraz sorgulamasıyla gergin geçen duruşmalar neticesinde Mahkeme 15 kişiye idam cezası verdi. Fakat neticede 3 kişinin cezası MBK tarafından kesinleştirilerek infazı gerçekleştirildi.

AnayasaAnayasa yargısıAskeri müdahale+6
Tuba Nur Yıldız
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararları bağlamında adil yargılanma hakkının niteliği

Bireylere hak ve hürriyetlerin tanınması ile bahse konu hak ve hürriyetlerin korunması devletin temel görevleri arasında önemli bir yere sahiptir. Mezkur koruma görevi; dilekçe hakkı, bilgi edinme hakkı, ombudsmanlık, bireysel başvuru gibi birçok farklı yöntemlerle sağlanmaktadır. Bu yöntemlerden çalışmanın temelini oluşturan bireysel başvuru hakkı, hukuk devleti ilkesi bağlamında bireyin haklarının ihlal edilmesini önlemek amacıyla kabul edilmiş bir müessesedir. Bu kapsamda, bireyler bir hak ihlaline uğradıkları iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmak suretiyle hak ve hürriyetlerinin korunmasını sağlamış olacaklardır. Diğer taraftan, adil yargılanma hakkı da Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararları bağlamında ihlale uğranıldığı ifade edilen hak ve hürriyetler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Adil yargılanma hakkı, 1982 Anayasası'nda 2001 yılında gerçekleşen Anayasa değişikliği kapsamında otuz altıncı maddede, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ise altıncı maddede hüküm altına alınmıştır. Anılan hakkın, Türk hukuk sistemi içerisinde, gerek Anayasa'da ve gerekse kanunlarda yapılan değişikliklerle revize edilmek suretiyle tam olarak korunmasına özen gösterilmektedir. Hukuk devletinin gereği olarak, bireylere anayasal güvence sağlayan en temel unsur olan adil yargılanma hakkı, hukuk kuralları tarafından sınırları belirlenen ve herkes için gerekli olan bir işlev taşımaktadır. Çalışmada, bireysel başvuru müessesesi incelenmek suretiyle adil yargılanma hakkı ile hakkın alt unsurlarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bireysel başvuru kararları irdelenmiştir. Ayrıca Yüksek Mahkemenin oluşturduğu içtihatlar çerçevesinde, hem bireysel başvuru müessesesine hem de hakkın uygulanmasına ilişkin olarak eksiklikler tespit edilmeye çalışılarak bir değerlendirme yapılmıştır.

Adil yargılanmaAnayasaAnayasa Mahkemesi+3
Esra Bahar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anayasal demokrasilerde siyasi partilerin hukuki niteliği

Bu çalışmada, anayasal demokrasilerde, siyasi partilerin hukuki niteliği hakkında yapılan tartışmalar incelenmiştir. İnceleme konusu, anayasalarında siyasi partilere yer veren ülkelerin Anayasaları ve Siyasi Partiler Kanunu hükümleri çerçevesinde ele alınmış, siyasi partilerin tarihsel gelişimi, tanımı, işlevleri ile unsurlarının nelerden ibaret olduğu ve siyasi parti türleri incelenmiştir. Bu kapsamda, siyasi partilerin demokrasi ile ilişkisi ve temsili demokrasi kurumları üzerindeki etkileri ve temsili demokrasiyle olan benzerlik ve farklılıklarına değinilmiştir. Daha sonra, Türk hukukunda ve karşılaştırmalı hukukta, anayasal ve yasal temelde siyasi partilerin hukuki düzenlemelere ne şekilde konu edildiği ele alınacak; devamında ise, Türk ve dünya doktrininde siyasi partilerin hukuki niteliği hakkındaki görüşler incelenerek, konu açıklanmaya çalışılmıştır. Temel olarak, siyasi partilerin hukuki niteliği konusunda, kamu hukuku görüşü, özel hukuk görüşü ve uzlaşmacı görüş olarak üç farklı nitelemeye yer verilen çalışmamızda, bu görüşlerin dayanağı olan temel hususlar incelenmiştir. Son olarak, Türk Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki tutumu, Türkiye İşçi Partisinin, Birlik Partisinin, Sosyaldemokrat Halkçı Partinin, siyasi partilere devlet yardımı konusunda yapılan birtakım düzenlemelere karşı açtığı iptal davalarında vermiş olduğu kararlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler 1. Siyasi Parti 2. Hukuki Nitelik 3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4. Anayasa Mahkemesi 5. Parti Kapatma

AnayasaDemokrasiSiyasi partiler+1
Didem Erdoğan
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak'ın 1925 – 2005 arasındaki anayasalarında güçler dengesi

Güçler ayrılığı ilkesi, demokratik sistemlerin dayandığı temel ilkelerden biridir, ve ulusun ve halkın egemenliği ilkesi kadar önemlidir. Bu esasa dayanarak, yapılan bu çalışmada 1748'de yazdığı "Yasaların Ruhu" adlı kitabında yasama, yürütme ve yargı ayrım ilkesini oluşturmayı tercih ettiği ünlü Fransız düşünür Montesquieu'ye atıfta bulumuştur, Ayrıca Montesquieu ve diğer düşünürlerin Fransa'daki demokratik sistem üzerindeki etkisini açıklanmıştır. Bununla birlikte güçler ayrılığı ilkesinin ortaya çıkışı ve ilkenin dayandığ (İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri) gibi en önemli demokratik sistemlerinden bahsedildikten sonra, Iraktaki 1925 Kanun-i esasi, (1925-1958) yıllar arasındaki anayasaları, 2004 yılının geçici anayasası ve son olarak 2005 Daimi Anayasası'nın oluşumunu, eksiklilerini ve benimsedikleri sistemleri ve bu anayasalarda devlet güçleri neler olduklarını , dağıtımı nasıl olduğunu ve en son güçler dengesi açısandan bu anayasaların arasındaki benzerlik ve farklılıklar neler olduğunu ve bu anayasalarda özellikle 2005 Anayasasında demokratik temelleri ne kadar dikkate alındığını açıkalnmıştır.

AnayasaGüç dengesiIrak+1
Rebaz Ahmed Saadı Saadı
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1982 Anayasasında temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ve durdurulmasındaki kriterlerin hukuk devleti ilkesi çerçevesinde incelenmesi

İnsan hakları kavramının tarihsel süreç içerisinde öneminin ve değerinin anlaşılmasıyla beraber siyasi iktidarların yetkileri bireyin hak ve özgürlüğü lehine sınırlandırılmıştır. Temel hak ve hürriyetlerin korunması fikri de anayasacılık faaliyetlerini gündeme getirerek hukuk devleti ilkesini bu sürece paralel olarak geliştirmiştir. Hak ve özgürlüklerin korunması adına dünya üzerinde ses getiren bildiriler ile beraber Osmanlı Devleti'nde de insan hakları ve hukuk devleti ilkesi önem kazanarak gelişmiştir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde dünya bir takım bunalımlara sahne olmuş ve insan hakları bu bunalımlar ile beraber yeniden önemi ve değeri anlaşılmıştır. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile anayasacılık faaliyetleri devam ettirilmiştir. İnsan haklarının korunması ve hukuk devleti ilkesinin tam manasıyla hayata geçirilmesi ise 1961 Anayasası ile güvenceye alınmıştır. 1982 Anayasası ise 1961 Anayasası gibi özgür birey lehine değil siyasi iktidar lehine yüzünü çevirerek yürütme organının otoritesini artırmıştır. Buna istinaden günümüze kadar birçok anayasa değişikliği ile halen varlığını sürdüren 1982 Anayasası daha liberalleştirilmeye çalışılmıştır. Temel hak ve hürriyetlerin korunması için anayasamız olağan ve olağanüstü dönemler içerisinde sınırlama ve durdurma ölçütlerini belirleyerek yasama ve yürütme organının geniş yetkilerine bir sınırlandırma getirmiştir. Yargısal denetim ile beraber hukuk devletinin gereklerinin tamamen yerine getirilip getirilmediği ise şüphe içinde yatmaktadır.

Anayasa 1982AnayasaHukuk devleti+3
Handan Özalp
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The jurisprudential foundations of human rights protection in the late Ottoman constitutional documents

I will attempt to examine whether the constitutional reforms in the late Ottoman Empire were indicative of political expediencies or religious legitimacies in this thesis. The subject matter of this thesis is the human rights protection of the late Ottoman constitutional documents. The Ottoman Empire underwent remarkable constitutional movements in the nineteenth-century. Throughout the century, numerous constitutional documents appeared between 1808 and 1875, which is characterized as "the Tanzimat period" in literature. These documents were the very first written official charts that guaranteed fundamental rights of all Ottoman subjects for both Muslims and non-Muslims. The question whether the rights, which these documents guaranteed, were shaped in conformity with classical Islamic jurisprudence or appeared under the influence of western institutions has been controversial in academic circles for a number of decades. Situating the discussion in the context of human rights in Islam and the history of law, in an interdisciplinary approach, I will attempt to reveal the Islamic jurisprudential foundations of the constitutional documents in terms of fundamental rights. The concept of `iṣmah has been utilized to protect and guarantee fundamental rights in Islamic jurisprudence since the very beginning of fiqh. In my thesis, I will examine the influence of the concept of `iṣmah on the human rights protection of the Constitutional documents in an attempt to illustrate Islamic jurisprudential foundations of the protection. The contention of this thesis is substantiated by the fact that the constitutional reforms were carried out (i) as a consequence of the metamorphosis of the state into a modern state, (ii) considerably in favor of the bureaucratic class, (iii) paying regard to the expectations of the Western states, and (iv) in conformity with Islamic jurisprudence in the Tanzimat era.

ConstitutionReligious-law relationshipOttoman State+5
Muhammed Said Bilal
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

ؤػٜحٟ جٝ٠ٚٗ٧ؿ د١٬ جٝنف٬ِر جٱلٴ٬٠ر ٧جٝٚح١٧٢ جِٝفجٙفلحٝر ٠حظلس٬ف٫ (İslam Hukuna göre mefkûdun hükmü )(Irak Kanunu ile mukayese)

Şüphesiz hukuk nezdinde insanın hayatıyla ilgili durum; yaşadığı kesin olan, öldüğü kesin olan ve mefkûd/ gâip/yitik olan yani hayatta olup olmadığı tam bilinmeyen şeklinde üç kısma ayrılır. Araştırmamız, üçüncü durumdaki yani herhangi bir nedenle kendisinden haber alınamayan dolayısıyla hayatı veya ölümü hakkında kesin bir bilgi bulunmayan insanın hukuktaki durumunu ele almaktadır. Hukuk literatüründe bu kimseye mefkûd denir. Mefkûdun durumu, Irak anayasası dâhil olmak üzere pozitif hukuklarda büyük önem taşımaktadır. Ancak tüm bunlardan önce İslam hukuku bu meselenin üzerinde durmuş ve önemine vurgu yapmıştır. Mefkûdu; izine rastlanmayan, kendisinden haber alınamayan ve hayatta olup olmadığı bilinmeyen kişi şeklinde tarif etmeleri mezhep imamlarının konuya verdikleri önemi göstermektedir. Irak anayasası bu tanımdan esinlenerek mefkûdu "sağ olup olmadığı bilinmeyen kayıp kişi" şeklinde tarif etmiştir. Zaten Irak anayasası bu meseleyle ilgili birçok hükmünü İslam hukukundan almıştır. Araştırmamız, söz konusu meseleyi İslam hukuku ve Irak anayasası açısından ele almıştır. İslam hukuku ve Irak anayasasında kayıp kişiyle ilgili hükümler belirtilerek dört Sünnî mezhep ile Şiʻanın imâmiyye mezhebinin görüşleri arasında tercih yapılmıştır. Ayrıca hem kayıp kişi hem de ailesi ve malı ile ilgili hükümler belirlenmiştir. Çalışmada, mezhep imamlarının mefkûd/kayıp kimseyle ilgili hükümlerinde düştükleri ihtilaflar incelenmiştir. Çünkü bu konu özellikle günümüzde kayıp olaylarının sıklıkla yaşanması sebebiyle daha çok önem arz etmektedir. Çalışmamız; önsöz, giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Önsözde; araştırmanın konusu, önemi, hedefleri, önceki çalışmalar ve metoduna değinilmiştir. Giriş bölümünde; mefkûd kavramının sözlük ve terim anlamları ele alınmış ve bu kavram ile "esir" ve "gâip" kavramları arasındaki farka değinilmiştir. Ayrıca kaybın iki kısma ayrıldığını, bunlardan birinde kaybolanın zahiren selamet olduğu diğerinde ise zahiren helak olduğu kabul edildiği fakat her iki durumun da mefkûdun ortaya çıkmasıyla ya da ölümüyle sonuçlandığı belirtilmiştir. Birinci bölümde: İslam hukuku ile Irak anayasasında mefkûd kişinin hükümleri ele alınmıştır. İslam hukukuna göre, kayıp haberi mahkemeye sunulduğu andan itibaren kişi "mefkûd" kabul edilir ve bu durum kişinin ehliyetini etkileyip onun "kısıtlı kişi" sayılmasına sebep olur. Bu konuda Irak anayasası da İslam hukukuna uymuştur. Mefkûd kişinin ölmüş kabul edilebilmesi için hâkim bir zaman belirler ve bu süre zarfında bulunmadığı takdirde ölümüne hükmeder. Bu sürenin ne kadar olması gerektiği hususunda ise mezhep imamları arasında ihtilaf vardır. Bazıları ortalama yaşam süresini esas almış, bazıları bu süreyi birkaç sene ile sınırlandırmış diğer bazıları ise bununla ilgili kararı hâkimin inisiyatifine bırakmıştır. Araştırmamızda; konuyla ilgili kararı hâkimin inisiyatifine veren görüş tercih edilmiştir. Irak anayasasında ise; mefkûdun normal şartlarda kaybolması durumunda dört yıl, ancak ölüm tehlikesinin bulunduğu şartlarda kaybolması durumunda ise iki yıl bekleme süresi belirlenmiştir. Ayrıca mefkûd kişin eşiyle ilgili hükümler de bu bölümde ele alınmıştır. Çünkü nikâh konusunda da, mefkûdun yaşamına veya ölümüne kesin hüküm verilinceye kadar eşinin bir süre beklemesi gerekir. Ancak bu süre konusunda da mezhepler arasında ihtilaf bulunmaktadır ve her mezhep kaybın durumuna göre bekleme süresi belirlemiştir. Irak anayasası bu konuda Hanbelî mezhebine uymuştur. Bütün mezhepler, bekleme sürecinde eşinin nafaka hakkına sahip olduğu konusunda görüş birliği içerisindedirler. Irak anayasası da bu konuda mezheplerin görüşünü benimsemiştir. Fakat nafakanın olmaması durumunda kadının kayıp kocadan boşanma yetkisine sahip olup olmaması hususunda imamlar ihtilaf etmiştir. Hanefî ve İmamiyye mezhepleri bu durumda kadına boşanma hakkını vermezken, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri kadına bu hakkı vermişlerdir. Irak anayasası da bu hususta kadına bu hakkı tanımıştır. Evlilik ilişkisine olan ihtiyacı nedeniyle kadının kayıp olan kocasından boşanma hakkının olup olmaması konusunda mezhepler arasında ihtilaf bulunmaktadır. Şafiî, Hanefî ve İmamiyye mezhepleri kadına bu hakkı vermezken, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri ona bu hakkı vermişlerdir. Irak anayasası ise bu hususta net bir görüş belirtmemiştir. Mefkûd kimsenin nerede olduğu bilinmediği için, eşinin boşanma hakkına sahip olup olmadığı konusunda da mezhepler arasında farklı görüşler vardır. Hanefî, Şafiî ve İmamiyye mezheplerine göre kadın bu hakka sahip değildir. Fakat Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre onun bu hakkı vardır. Irak anayasası ise, bu konuda Şafiî, Mâlikî ve İmamiyye mezheplerine uyarak sırf nerde olduğu bilinmediği için kadının Mefkûd kocasından boşanma hakkına sahip olmadığına karar vermiştir. Mefkûd koca hakkında ölüm hükmü verildikten sonra eşinin, tıpkı kocası ölmüş kadın gibi iddet beklemesi gerekir. Bu konuda İslam hukuku ile Irak anayasası arasında görüş birliği vardır. Mefkûd kişinin diğer akrabaları ile ilgili hükümler de bu bölümde ele alınmıştır. Bakmakla yükümlü olduğu kişilerin nafakalarının mefkûdun malından ödenmesi gerektiği hususunda İslam hukuku ile Irak anayasası arasında ihtilaf yoktur. Ayrıca mefkûd kişi ehliyeti kısıtlı olduğu için kayıp olduğu sürece, sahip olduğu bütün yetkilerini kaybeder. Yine bu bölümde mefkûdun malıyla ilgili hükümlere de değinilmiştir. Kaybolmadan önce tayin ettiği vekilinin veya kaybolduktan sonra hâkimin tayin ettiği vekilin mefkûd kişinin malında nasıl tasarruf etmesi gerektiği, mefkûdun vasiyeti ve mirası gibi konular da ele alınmıştır. İkinci bölümde: ölümüne yönelik hüküm verildikten sonra mefkûdun ortaya çıkması durumuyla ilgili hükümler üzerinde durulmuştur. Çünkü bu durumda, ölmüş kabul edildiği için kendisiyle ilgili verilen bütün hükümler düşer ve bütün hukuki hakları kendisine iade edilir. Zira kesin bilgi, şüphe üzerine verilen hükümleri ortadan kaldırır. Bu durumda hâlâ başkasıyla evlenmemesi veya evlenmiş ancak cinsel münasebet olmaması şartıyla kendisinden ayrılan eşinin geri dönmesini talep etme hakkına sahip olur. Fakat yeni kocanın, mefkûdun yaşadığından habersiz olması şartıyla kadınla cinsel ilişki yaşaması durumunda eski kocanın eşinin dönmesini talep etme hakkı düşer. Bu hususta mezhep âlimleri arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak Irak anayasası kaybolup sonra dönen kocaya değil yeni kocaya hak tanımıştır. Mefkûd kişi geri döndüğünde mallarını geri isteme hakkına sahiptir. Varislere verildikten sonra harcanan veya telef olan mallar hariç bütün malları kendisine iade edilir. Harcanan malların durumu ise mezhepler arasında ihtilafa neden olmuştur. Ancak Irak anayasası, nafaka için tüketilen mallar hariç diğer bütün malların geri verilmesine hükmetmiştir. Irak mahkemelerinde yaşananları bilmek için; mefkûd kişi, ailesi, malları ve geri dönüşü ile ilgili bazı örnekler ve adli kararlar bölümün sonunda zikredilmiştir. Sonuç bölümünde ise, araştırmada konuyla ilgili varılan en önemli noktalar aktarılmıştır.

Alı Anwer Ismael
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1876 Kanuni Esasiden 2017 anayasa değişikliğine Türkiye'de olağanüstü yönetim usulleri ve kamu yönetimine yansımaları

Modern Devletlerin kurulması ile beraber devletin varlığını ve bekasını tehdit eden, tehlikeye düşüren çeşitli durumlarla karşı karşıya kalınmıştır. Devletler bu gibi durumları bertaraf etme adına birtakım savunma mekanizmaları geliştirmiştir. Bu, esasen savunma refleksinden doğan bir durumdur. Çünkü devletler de tıpkı canlı organizmalar gibi vücut bütünlüğünü bozmaya yönelik her türlü olay ve olguya karşı bir direnç göstermektedirler. İşte bu noktada devlet yapılanmaları anayasal meşruiyeti esas alarak yasal zeminde bu direnci realize etmektedirler. Bu çalışmada genel olarak kamu düzeni olgusunu, kamu düzenini sağlamaya yönelik olağan yöntemleri, olağanüstü yönetim usullerini, 1876 Kanun-i Esasiden günümüze dek yapılan anayasal düzenlemelerde ülkemizin, devletin bekasına yönelik tehditlere nasıl bir reaksiyon gösterdiğini, kamu düzenini koruma adına nasıl bir refleksif eylem geliştirdiğini, buna yönelik nasıl bir mevzuat geliştirdiğini ve en nihayetinde çalışmamızın esas amacını taşıyan olağanüstü yönetim usullerinin uygulanması sırasında kamu yönetiminin nasıl etkilendiğinin araştırılması amaçlanmıştır.

Anayasa 1876AnayasaAnayasa değişiklikleri+3
Servet Yiğit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi ve anayasal vergileme ilkeleri açısından analizi

Türk vergi hukukunda vergilendirme süreci içerisinde mükellef ile idare arasında çeşitli nedenlerden dolayı uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için idari ve yargısal yöntemler kullanılmaktadır. Bunların içerisinde uzlaşma müessesesinin yeri çok önemlidir. Devlet, sunmuş olduğu kamu hizmetlerinin finansmanını sağlamak için vergi toplarken, mükellef ile idare arasında yaşanan sorunları barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmasını istemektedir. Vergileme sürecinde yaşanan anlaşmazlıkların idari aşamada çözüm yolu olarak kullanılan uzlaşma mekanizması barışçıl çözüm yollarından biridir. Bu çalışmada, Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi incelenmiş ve anayasal vergilendirme ilkeleri açısından uzlaşma sonuçlarının analizi yapılarak yorum ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, vergi uyuşmazlığının ortaya çıkış süreci ve bu sürece etki eden unsurlar incelenmiştir. İkinci bölümde, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümüne ve uzlaşma mekanizmasının amacı, kapsamı, işleyişi ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Türkiye'deki uzlaşma mekanizmasının tarihsel gelişimi ve uygulama sonuçlarının sayısal ve Anayasal vergileme ilkeleri açılarından değerlendirilmesi yapılmıştır.

AnayasaAnayasal vergi politikasıKanunilik+7
Mehmet Gedikoğlu
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Oydaşmacı demokrasi modeli: Irak örneği

Irak'ın, 2003 yılında ABD tarafından işgal edilmesi sonrasında ülkede demokratik bir sistem kurulabilmesi için bölünmüş toplumlara sahip ülkelerde uygulanan en başarılı demokratik siyasal sistemlerden biri olarak kabul edilen oydaşmacı demokrasi modeli uygulanmıştır. Fakat bu model, Irak'ta yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. Tezin amacı, 2003 sonrası Irak'ın siyasi sisteminin, oydaşmacı demokrasi modeli ile ne kadar uyumlu olduğunu araştırmak; bunun yanı sıra, bu modelin karşılaştığı sorunları ve yarattığı etkileri ortaya koymaktır. Çalışmada oydaşmacı model, kurucusu Arend Lijphart ve bu modeli geliştiren yeni nesil yazarlar John McGarry ve Brenden O'Leary'nin görüşleri çerçevesinde anlatılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak oydaşmacı demokrasi modeli kavramı, gelişimi ve nitelikleri anlatılmıştır. Ardından, Irak'ın jeopolitik ve jeostratejik öneminden bahsedilmiş; Irak Devleti'nin kurulduğu 1921 yılından 2003 yılına kadar yaşanan sosyal ve siyasi gelişmelere ışık tutulmuştur. Ayrıca Irak'ta demokrasi inşa etme rolünü üstlenen ABD'nin, bu işgali gerçekleştirmeye iten hedefleri de incelenmiştir. Sonrasında 2005 yılında kabul edilen Irak Anayasasının hazırlanma süreci ve ABD'nin rolüne, ayrıca Irak'ta toplumları arasındaki farklı bakış açılarına odaklanılmıştır. Lijphart'ın, bölünmüş toplumlarda anayasayı hazırlayanlara başaralı bir oydaşmacı demokrasi inşa etme konusundaki tavsiyeleri çerçevesinde Irak anayasası incelenmiştir. Tezinin son bölümünde, Irak'ta oydaşmacı demokrasisinin başarısızlığı, karşı karşıya olduğu sorunlar ve bu sorunların yarattığı etkileri incelenmiştir. Çalışma neticesinde, Irak'ın Kalıcı Anayasası'nın, Lijphart'ın oydaşmacı demokrasinin uygulanması ve başarısı için önerdiği ilkeleri kabul etmiştir. Ancak Irak'ta bu model, birçok sorun karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, Anayasa'da oydaşmacı demokrasi modelinin önemli ilkelerinin çoğu bulunmasına rağmen halen uygulanamamasına yol açmıştır. Dolayısıyla oydaşmacı demokrasi mekanizmalarının bir kısmının Anayasa'da yer almasına rağmen uygulanamaması, ülkede demokrasinin kurulması ve toplumlar arasındaki bölünmelerin azaltılmasında etkili olamamıştır.

AnayasaAnayasa değişiklikleriDemokrasi+3
Nooralhuda Jawad Kadhım Al Musawı
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2003 sonrası Irak Cumhuriyeti'nin yeniden inşa süreci

Çalışma ağırlıklı olarak, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin 2003 yılında Irak'ı işgal etmesiyle birlikte tüm Irak devlet kurumlarını tasfiye etmesinin ardından Irak'ta devletin yeniden inşa sürecini ele almaktadır. Çalışmada ilk olarak Irak'ın İngiliz idaresine tabi olduğu Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra devlet olarak doğuşunun ilk aşamalarının tarihsel anlatımı ön planda tutulmuştur. Daha sonra, İngiltere'nin yardımıyla, özellikle 1921 yılında, Kral I. Faysal tarafından temsil edilen ilk Irak hükümetinin fiili başlangıcı ele alınmıştır. Çalışma daha sonra, özellikle 1958 darbesinden sonra, monarşiyi izleyen cumhuriyetçi dönemi de ayrıntılı olarak ele almıştır. 1958'de başlayıp 1979'a kadar ülkede hakim olan devrimci karakter, askeri darbeler, ordunun ve askeri sınıfın devlet yapısı üzerindeki kontrolü konuları ele alınmıştır. Saddam'ın yönetiminin 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ı işgali ile devrilmesine kadar olan süreçten sonra ise Irak tarihinde önemli bir dönem olan eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin iktidarda olduğu yıllara da değinilmiştir. Irak'ın teröre ve silahlı gruplara karşı zorlu bir mücadelenin yanı sıra Maliki liderliğindeki Irak hükümeti ile Sünni ve Kürt unsurlar arasındaki krizler, Irak ve Şam İslam Devleti terör örgütünün (IŞİD) Irak'a girip bölgesinin üçte birini işgal etmesi, Eski Irak Başbakanı Haydar el-Abadi'nin iktidarda olduğu yıllarda Irak'ın topraklarını bu örgütten kurtarmak için verdiği mücadele de ayrıntılı olarak ele alınmıştır

AnayasaDevlet inşaasıIrak+2
Abdulqader Haddad Hadı Al-luhaıbı
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Temel bir insan hakkı olan adil yargılanmanın unsuru olarak gerekçeli karar hakkı

Temel hak ve özgürlükler öncelikle düşünsel alanda, daha sonra anayasalarda ve uluslararası sözleşmelerde yer alan tarihsel bir hukuk mirasıdır. Günümüzde bireyin özerk yapıda sahip olduğu birtakım yaşam standartlarının belirlenmesi, hukuk düzeni tarafından tanınan hak ve özgürlükler ile mümkün olmaktadır. Diğer yandan hak ve özgürlükler, girift ilişkilerden oluşan toplumsal yapıda sıklıkla çeşitli ihlallere maruz kalmaktadır. Devletin en temel yetkilerinden olan ve hukuki uyuşmazlıkların giderilmesi için görev yapan yargı erki, kişilerin hak ve özgürlüklerini koruyan yegane merciidir. Yargılamanın taraflar için eşit koşullarda ve belirli haklar çerçevesinde yürütülmesi temel bir insan hakkı olan adil yargılamayı oluşturur. Temel bir insan hakkı olan adil yargılama, her bireyin kendisi hakkında verilen nihai kararın gerekçeli olmasını zorunlu kılar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin geliştirdiği içtihatlar çerçevesinde gerekçeli karar, adil yargılamanın temel bir unsuru olması yönüyle hak niteliğinde görülmektedir. Bu tezde gerekçeli karar hakkının, temel hak ve özgürlükler nosyonunda sahip olduğu önemli işlevin altı çizilmektedir. Bu bağlamda gerekçeli kararın, temel hak ve özgürlükler adına hukuk düzeninde erişilen nihai nokta olduğu vurgulanmaktadır.

Adil yargılamaAdil yargılanmaAnayasa+5
Ömer Faruk Atagün
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı

Anayasa Mahkemesinin Anayasa'ya uygunluk denetimi ya da bireysel başvuru sürecinde verdiği kararlarının bağlayıcılığı ve dolayısıyla da bu kararlara uygun davranılmasının zorunluluğu noktasında kuşku yoktur. Öte yandan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılık özelliğinin karar gerekçelerini de kapsayıp kapsamadığı konusunun doktrinde ve Anayasa Mahkemesi kararlarında tartışıldığı görülmektedir. Bununla birlikte söz konusu husus uygulamada birçok ilave sorunlu alan oluşturmaktadır. Örneğin Yüksek Mahkeme'nin yorumlu ret kararlarının bağlayıcılığı sorunu da karar gerekçelerinin bağlayıcı olup olmamasına bağlıdır. Bunun nedeni Anayasa Mahkemesinin, denetim konusu kuralın hangi şekilde yorumlandığı zaman Anayasa'ya aykırı olmayacağını mezkûr kararların gerekçe kısmında açıklamasıdır. Ayrıca doktrinde gerekçelerin bağlayıcılığı, yasa koyucunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş kuralı tekrar yasalaştırıp yasalaştıramayacağı özelinde de tartışılmaktadır. Çalışmamızda, Anayasa Mahkemesi kararlarının özellikle gerekçe kısımlarının etkisinin belirlenmesi hususundan kaynaklı uygulamada çıkan sorunlar, doktrindeki görüşler ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında incelenmiştir.

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+2
İbrahim Çorum
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mülkiyet hakkına vergi müdahaleleri (İnsan hakları bağlamında değerlendirme)

Bu çalışmanın amacı, ülkemiz hukuk uygulamasında tamamen yeni bir hukuki kurum olan bireysel başvuru sisteminin, kamu otoritelerince kişilerin mülkiyet haklarına yapılan vergisel müdahaleler çerçevesinde hangi kapsam ve bağlamda bir hukuki güvence teşkil edebileceği, devletlerin egemenlik haklarından doğan vergi alma hakkı ile mülkiyet hakkının korunması bağlamında söz konusu olabilecek bireysel başvuru kaynaklı sınırlamalar arasında nasıl bir denge kurulabileceği sorularına cevap bulabilmek olmuştur. Çalışma sonucunda da ortaya konulduğu üzere Anayasa Mahkemesi, önüne bireysel başvuru yoluyla getirilmiş olan pek çok vergisel müdahale hakkında, şayet bu müdahalenin hukuka dayalı olmadığını, meşru amaç gütmediğini ya da ölçüsüz nitelikte olduğunu tespit etmiş ise, Anayasa'nın 35. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözlesmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol'de yer alan "mülkiyet hakkının" ihlal edildiğine karar vermiştir. Üstelik vergisel uyuşmazlıklara ilişkin pek çok kararında Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru müessesesinin kuruluş amacına da uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuya ilişkin içtihadi birikimini kendisine yol haritası olarak belirlemiş olmasına karşın kimi zaman vergi ödevlilerini daha fazla koruyucu nitelik arzeden hükümlere imza atmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yönelik vergisel müdahalelere ilişkin olarak tesis etmiş olduğu kararlar ile, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin vergisel uyuşmazlıklar hakkında daha etkili olarak uygulanırlık kazanması sağlanmış hem de ülkemiz insan hakları yargı anlayışında gelişmekte olan hak merkezli paradigmaya katkı sağlanmıştır.

Anayasa 1982AnayasaAnayasa Mahkemesi+7
Muhammed Emin Şahiner
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

2017 Anayasa değişiklikleri bağlamında yürütmenin denetlenmesi

2017 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri, Türkiye'de yürütmenin güçlendirilmesi eğiliminin son noktasını teşkil etmektedir. Türkiye'nin anayasal sisteminde köklü değişiklikler yapılmış, uzun yıllardır uygulanan parlamenter sistemden kuvvetlerin sert ayrılığına dayanan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiştir. Getirilen sistem Amerika'da ve diğer ülkelerde uygulanan başkanlık sistemlerinden farklılık arz etmektedir. Güçlü yürütme ve siyasi istikrar arayışının bir sonucu olan bu sistemde, yeni bir yürütme algoritması meydana getirilmiş, düalist yürütme yapısından monist yürütme yapısına geçiş sağlanmıştır. 2017 Anayasa değişiklikleri neticesinde yürütmenin sorumluluğu ve bu sorumluluğu denetleyen mekanizmalar değişikliğe uğramıştır. Hesap verebilir, şeffaf ve sorumlu bir yürütme gücünün oluşturulması bakımından bu denetim mekanizmalarının nasıl uygulanacağı önem arz etmektedir. Denetim mekanizmalarının etkinliği hem kuvvetler ayrılığı ilkesi hem de demokrasi bakımından gereklilik taşımaktadır. Yürütmenin sorumluluğu esası üzerine inşa edilen yeni hükümet sisteminde yürütmenin yetkilerinin genişletilmesine paralel olarak sorumluluk alanı da genişlemektedir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde denge-denetim araçlarının yeniden şekillendirildiği ve yürütmenin yasama ve yargı tarafından denetimi hususunda önemli farklılıkların olduğu görülmektedir. Meclisin, yürütmeyi denetleme araçlarındaki değişim diğer başkanlık sistemlerine kıyasla çeşitlilik arz etmektedir. Yeni sistemle beraber yürütmenin yargı tarafından denetlenmesi konusuna da ağırlık verilmekte ve yargısal denetimin kapsamı genişletilmektedir. Bu çalışma, 2017 Anayasa değişikliği sonrasında oluşturulan yeni yürütme yapısının denetimini irdelemektedir. 2017 Anayasa değişikliğinin yürütmenin denetlenmesinde neleri değiştirdiği ve bu denetimin nasıl yapıldığı sorusuyla yola çıkılmıştır. Çalışmada öncelikle Türkiye'deki yürütmenin değişimi ortaya konulduktan sonra Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemindeki yürütmenin işleyişi ele alınmaktadır. Bu noktada ayrıca yasama ve yürütme organları arasındaki denge denetim üzerinde de durulmaktadır. Yapılan anayasa değişikliği sonrasında yürütmenin yasama ve yargı tarafından hangi vasıtalarla denetlenebildiği araştırılmıştır. Bu noktada cevaplandırılması gereken sorulardan birisi Cumhurbaşkanın hangi işlem ve eylemlerinin yasama ve yargı denetimi dışında bırakılabileceğidir. Bu alandaki mevcut anayasal düzenlemelerin bir takım eksiklikler taşıdığı düşünülebilir. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın yürütmenin işlemlerini denetlemesi neticesinde vereceği kararların hukuk devleti ilkesi, hesap verebilir ve şeffaf yönetim anlayışının gelişmesi açısından yol gösterici olabilecektir.

AnayasaAnayasa değişiklikleriCumhurbaşkanlığı hükümet sistemi+6
Merve Ünal Açıkgöz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2017 Anayasa değişiklikleri sonrası TBMM'nin yürütmeyi denetim araçları

Uzun tarihsel tecrübelere dayalı olarak gelişen siyasi iktidarın sınırlanması düşüncesi bugün liberal demokratik düzenin vazgeçilmez bir ilkesi haline gelmiştir. Sınırlı iktidar arayışına cevap verebilmek için anayasa yargısı ve idari yargı marifetiyle yasama ve yürütme organlarının gerçekleştirdiği işlem ve eylemler yargısal denetime tabi tutulmuştur. Diğer taraftan 20. yüzyıldan itibaren siyasal sistemdeki ağırlığı giderek artan yürütme organının denetimi sadece yargısal denetimle sınırlı tutulmamış yüksek temsil gücüne sahip bir kuruluş olarak parlamentolar da hükümetlerin demokratik siyasal denetimi konusunda önemli işlevler üstlenmişlerdir. Yasama organlarının yaptığı denetim parlamentoların toplumsal muhalefetin temsilcilerine ev sahipliği yapması nedeniyle çoğulcu demokratik düzenin gelişimine de katkı sağlamaktadır. Meclis, yürütme organını hem genel anlamda kanun yapma tekeli, hükümet bütçesini üzerindeki kontrol yetkisi ve ihtisas komisyonları aracılığıyla hem de daha özelde sahip olduğu klasik denetim araçları olan soru, genel görüşme, meclis araştırması ve soruşturması yoluyla denetleyebilmektedir. Böylece yasama erki hem hükümeti doğrudan denetleyerek hem de denetim faaliyeti sırasında oluşturduğu alternatif bilgi kaynaklarıyla kamuoyu oluşumunu katkı sunarak siyasi iktidarın hesepverirliğini ve şeffaflığını sağlamaktadır. Böylece kadim bir ihtiyaç olan siyasi iktidarın sınırlanarak keyfi davranışlarının önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu tez böylesi önemli bir fonksiyonu karşılama iddiasına sahip TBMM'nin denetim mekanizmalarını 2017 Anayasa değişikliği sonrası oluşan yeni hukuki düzlem ve yeni hükümet sistemi çerçevesinde incelemektedir. Çalışma neticesinde TBMM'nin denetim araçlarının etkinliğine ilişkin sorunlar sebepleriyle ortaya konulmuş ve çözüm önerileri getirilerek Meclisin denetim kapasitesinin geliştirilmesine katkı sunulması amaçlanmıştır.

AnayasaAnayasa değişiklikleriDenetim+3
Mert Hüseyin Akgün
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de anayasa hazırlama süreçleri (1923-1982)

Türk anayasa tarihinin yaklaşık iki asırlık bir geçmişi vardır. Bu sürecin ilk asrını Osmanlı dönemi anayasal gelişmeleri, ikinci asrını ise Cumhuriyet dönemi anayasal gelişmeleri oluşturmaktadır. Sened-i İttifak, Tanzimat ve Islahat Fermanları ve Kanun-ı Esasi ile özetlenebilecek Osmanlı dönemi anayasal metinlerinin hazırlık süreçleri, anayasal düşüncenin temelini oluşturan devlet iktidarını sınırlama gayesinden daha ziyade devletin çöküşüne engel olma güdüsü ve ferman ya da misak şeklinde hazırlanma yöntemleriyle öne çıkmaktadır. Cumhuriyet dönemi anayasaları ise Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş rejimini sağlayan 1921 Anayasası bir köprü sayılarak temelde 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarından oluşmaktadır. Bizim çalışmamızın asıl konusunu da bu son üç Anayasa oluşturmaktadır. 1921 Anayasası olağanüstü koşulların yaşandığı bir savaş ortamında, asgari gereklilikler üzerinde mutabakat sağlanmak üzere TBMM Genel Kurulu'nun hararetli tartışmaları sonucunda hazırlanmıştır. 1924 Anayasası kamuoyunun dikkate değer bir katılımı olmaksızın asli kurucu iktidar sıfatını daimi olarak bünyesinde barındırdığına inanılan TBMM'nin Genel Kurul tartışmaları odağında bir hazırlık süreci geçirmiştir. 1961 Anayasası hem hazırlık süreci hem de esasları bakımından Türk anayasa tarihinin en demokratik anayasası niteliğini taşımaktadır. Zira toplumsal canlılık ve dinamizm eşliğinde, kamuoyunun yoğun siyasal katılımı sonucu hazırlanmıştır. Bu durumun başlıca nedeni, asli kurucu iktidarın anayasa yapımını bilimsel bir eylem olarak kabul edip bunun gereklerine göre hareket etme ilkesini benimsemesidir. 1982 Anayasası ise toplumu dışlayan, dinamizmden uzak, otoriter eğilimlerin baş gösterdiği bir süreç sonucunda hazırlanmıştır. Bu durum Anayasanın esaslarına da yansımış; 1961 Anayasasının getirdiği çoğulcu demokratik felsefe büyük ölçüde kısıtlanmıştır. Bu bağlamda Türkiye'de anayasa hazırlama süreçlerinin tarihsel bir birikiminin bulunduğu ve sürece eklenen her yeni gelişmenin de bu miras üzerinde inşa olunduğu söylenebilir. Buna rağmen hazırlık süreçlerindeki derin farklılıklar ise sürecin öznesi konumundaki asli kurucu iktidarların irade ve yöntemleri sonucu oluşmuştur.

AnayasaAnayasa değişiklikleriCumhuriyet Dönemi+4
Emre Gezer
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Devlet aklı kuramı bağlamında Nazi Almanyası'nda anayasal düzen ve işleyiş

Devlet kavramı ortaya çıktığından beri birçok düşünür ve yazar bu kavram üzerine fikir yürütmüştür. Kimi yazarlar devleti doğal bir sürecin ürünü olarak düşünürken kimileri ilahi olanın yeryüzündeki tezahürü olarak ele almıştır. Devletin ortaya çıkışı konusunda net bir fikir birliği olmasa da devletin maddi varlığından türeyen egemenlik, iktidar ve meşruiyet gibi kavramların içerikleri her dönemde dikkate değer olmuştur. Devlet ve iktidar ile bir arada düşünülen bir kavram olan "Devlet Aklı" ortaya çıktığı dönemde siyaset dünyasında büyük bir devrime neden olmuştur. Devletin en üstün otorite olarak kendisine itaat edilmesi gerektiği düşüncesini öncelemiş ve devletin güvenliği ve çıkarları söz konusu olduğunda hiçbir kuralın onu sınırlayamayacağı fikri öne çıkmıştır. Nazi Almanya'sı gerek cari olduğu dönemde gerekse sonraki zamanlarda sahip olduğu benzersiz nitelikleri nedeniyle dikkate değer olmuştur. Hitler'in iktidara yürüyüşü, gücü ele alması ve ideolojisini kesin bir kararlılıkla uygulamaya koyması 20. yy'ın en önemli olaylarından biri olmuştur. Bu süreci meydana getiren koşullar ve fikri altyapı Almanya'da Nazilerin iktidarını doğurmuştur. Bu tez kapsamında bütün bu süreç incelenmiş ve sonrasında Nazilerin iktidarını sağlamlaştırmak ve muhalefeti ortadan kaldırmak için hukuku kullanışı ele alınmıştır. Hitler'in demokrasinin ona sağladığı nimetleri kullanarak onu ortadan kaldırması incelenmiş ve yapılan yasal düzenlemeler ile hukuksuz ama yasal bir rejim ortaya çıkmıştır. Modern devletin temeli olarak kabul edilen anayasanın ne olduğu tez kapsamında ele alınmış ve Nazilerin anayasayı nasıl işlevsizleştirdikleri ortaya konmuştur. Nazi rejiminin devlet aklı bağlamında uygulamaya koydukları politikalar yine bu kapsamda ele alınmış ve devlet aklı ile Nazizm arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır.

AlmanyaAnayasaAnayasal düzen+3
İsmail Ceylan
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The evolution of the separation of powers in the Turkish republic: The case of the 2010 constitutional referendum

This thesis examines the evolution of the principle of the separation of powers in modern Turkish history. At the same time, it links the history of Turkey with recent times, especially with the 2010 Constitutional Referendum, within the framework of the separation of powers. The research presents a comprehensive study of the separation of powers in Turkey, by including the constitutions of Turkey, the political dynamics, the practice of the principle, and especially the relations between the executive and the judiciary. The study first discusses the principle of the separation of powers theoretically, and then explains its development in the West. After that, it focuses on the evolution of the principle in Turkish constitutions and provides an overview of its practice during the periods in question. In a chronological order, the thesis then explains the tense relations between the executive and the judiciary during the period of 2002-2010 with references to their relations in the past. Afterwards, it analyzes the new dimension of these relations with the 2010 Constitutional Referendum. The final focus will be given to the recent crucial political developments closely related to the separation of powers in Turkey. While the evolution of the separation of powers is examined in this thesis, it should be noted that this evolution is discussed within the arguments of the "strong executive" tendency throughout the history of modern Turkey and the dramatically increasing executive influence over the judiciary, particularly with the 1982 Constitution. It is pointed out that in the parliamentary system of Turkey, where the legislative is most likely to function under the control of the strong executive, the excessive authority of the executive over the judiciary as well, hence its over-empowerment, does not comply with democratization.

ConstitutionDemocratizationDivivsion of powers+3
Mehmet Köse
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi siyasal rejimi ve Anayasal düzeni

Birinci Dünya Harbi sonrası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşuyla sonuçlanacak çok önemli anayasal ve siyasal gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Bu dönem içerisinde yaşanan gelişmelerin merkezinde Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi bulunmaktadır. Birinci Meclis sadece milli mücadelenin yürütüldüğü bir komuta merkezi değil, siyasal rejimi temelinden değiştiren, anayasal düzenlemeleri hayata geçiren bir yasama organı olarak da tarihi bir role sahiptir. Osmanlı Devleti'nin sona ererek Türkiye Devleti'nin kurulduğu bu dönem içerisinde Birinci Meclis, kuvvetler birliği sistemini benimsemiş ve kendisini tek meşru iktidar olarak tanıtmıştır. Mütareke döneminin kendine has koşulları içinde, Osmanlı anayasal tecrübesinden ve parlamento geçmişinden gelen birikim, meşruti monarşiden cumhuriyete geçişin alt yapısını oluşturmuştur. Cumhuriyet döneminin siyasal rejimini belirleyen temel ilkeler yine bu dönemde ortaya çıkmıştır. Anayasal meselelerin müzakereleri esnasında Meclis'te çok çeşitli fikirler dile getirilmiş, özgür bir tartışma ortamında en temel siyasal ve anayasal konular uzun tartışmalara konu olmuştur. Bu minvalde Meclis'te yer alan Birinci ve İkinci guruba mensup vekillerin siyasi görüş farklılıkları da söz konusu tartışmalarda açığa çıkmaktadır. Siyasal rejim değişikliğinin yeni bir devletin kuruluşuyla sonuçlanacak gelişiminde; temel anayasal ve siyasal ilkeler olarak milli hâkimiyet, kuvvetler birliği, meclis üstünlüğü ve halkçılık benimsenmiştir. Bu ilkeler hukuki düzenlemelerin çerçevesini çizmiştir. 1921 Anayasasında meclis hükümeti sistemi benimsenmekle beraber, uygulamada yasama ve yürütme arasında yetki mücadelesi yaşanmıştır. Meclis'in yargı yetkisini kullandığı bir organ olarak İstiklal Mahkemeleri dönem içerisinde tartışmalara sebep olmuş, mahkemelerin görev ve yetkilerinin sınırlandırılması meclis gündemini işgal etmiştir. Anahtar Kelimeler: Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi Anayasal Düzeni, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi Siyasal Rejimi, Meclis Hükümeti, Kuvvetler Birliği, Milli Hâkimiyet İlkesi

AnayasaAnayasal etkiKamu Hukuku+5
Murat Hacıfettahoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Japan's constitutional revision debate in the light of domestic and regional development

The biggest factor that makes the Japanese constitution special is its pacifist article which blocks Japanese army to be deployed in overseas. This constitution, which was written during the American invasion, has not been changed for 70 years. Until the end of the Cold War, Japan displayed a passive and quiet stance in the bipolar world. But the internal and external changes that took place after the Cold War led Japan to rearrange its policies. The pragmatists in the Liberal Democratic Party, lost their power and the bipolar world order is long gone. This complexity gave birth to push Japan to adopt a different policy, particularly to revise its constitution. The main aim of this thesis is to examine the reasons behind the constitutional revision and to prove that these reasons are actually intertwined.

ConstitutionJapanese economyJapanese law+4
Can Öçalan
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Muhafazakar basında Hegemonya uğrakları: 12 eylül 2010 referandumu ve yeni anayasa tartışmaları

Muhafazakârlık üzerine tartışmalar Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapılmaktadır. Kendini muhafazakâr demokrat bir parti olarak tanımlayan AKP'nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle beraber sosyal bilimlere ait disiplinlerde bir araştırma nesnesi olarak muhafazakârlığa olan ilgi artmıştır. Bu çalışma muhafazakâr söylemin muhafazakâr gazetelerin köşe yazarlarınca nasıl kurulduğuna odaklanmıştır. Bunu yaparken Laclau ve Mouffe'un Gramsci'nin hegemonya kavramını radikalleştirerek kullandıkları ve ucu açık bir süreç olarak ele aldıkları şekliyle hegemonya kavramını kullanmıştır. Muhafazakâr hegemonya bir oluş ve eklemlenme ilişkileri pratiği içinde ele alınıştır. Çalışma bu yönüyle muhafazakâr hegemonyaya alternatif bir bakış açısı geliştirmeye çalışmıştır. Çalışma iki temel uğrak üzerinden yapılandırılmıştır. İlkin, muhafazakâr hegemonyanın bütünüyle tesis edildiği bir tarihsel moment olan 12 Eylül 2010 Referandumu incelenmiştir. 1 Eylül ve 20 Eylül 2010 tarihleri arasında Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin köşe yazarları incelenmiştir. İkinci bir tarihsel uğrak olarak da muhafazakâr hegemonyanın bir dizi tarihsel olayla kırılganlaştığı bir dönem olarak yeni anayasa yapım çalışmaları ele alınmıştır. Yeni anayasa yapım çalışmalarının sürdürüldüğü 20 Ekim 2011 ile 26 Aralık 2013 tarihleri Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde çıkan köşe yazıları Laclau ve Mouffe'un söylem kuramlarından yararlanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda özellikle 12 Eylül Referandumu sırasında biri sivil İslam geleneğinden gelen Zaman gazetesi, diğeri siyasal İslam geleneğinden gelen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarının yazıları arasında tam bir koşutluk ve fikir birliği olduğu görülmüştür. İki yıl süren yeni anayasa çalışmaları sırasında ise bu fikir birliğinin özellikle başkanlık sistemi teması çerçevesinde ayrışmaya başladığı gözlenmiştir. Bu durum da muhafazakâr hegemonyanın ucu açık bir süreç olarak farklı eklemlenme ilişkilerine olanak sağlayacak bir biçimde işlediğini kapalı ve sonsuz bir sistem olmadığını göstermektedir.

AnayasaBasınGazeteciler+6
Çağdaş Ceyhan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de Anayasa referandumları ve basın: 1961, 1982 Anayasaları ile 2010 Anayasa Değişiklik Paketi referandumlarının Türkiye basınındaki sunumunun karşılaştırmalı çözümlemesi (cumhuriyet, hürriyet, tercüman/bugün gazeteleri örnekleri)

Bu çalışmada, 1961 ve 1982 Anayasaları referandumları ile 2010 Anayasa Değişiklik Paketi referandumunun Türkiye basınındaki sunumları örnek olarak seçilmiş Cumhuriyet, Hürriyet ve Tercüman/Bugün gazeteleri özelinde karşılaştırmalı olarak çözümlenmiştir. Sözü edilen örnek gazetelerin referandumlara (1961, 1982 ve 2010) ilişkin tutumları irdelenirken referandum dönemlerinin ekonomi politik ve toplumsal arkaplanları göz önünde tutulmuştur. Bununla birlikte, referandumların sözü edilen örnek gazetelerdeki sunumlarının irdelenmesi, referanduma sunulmuş olan 1961 ve 1982 anayasaları ile 2010 anayasa değişiklik paketinin içerikleri çözümlenerek gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın konusunu oluşturan referandumların tarihsel uğrakları, Türkiye'nin tarihsel süreçte geçirmiş olduğu ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlardaki dönüşümler bağlamında soruşturulmuştur. Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısındaki dönüşümün referandum dönemleri ve referanduma sunulmak üzere hazırlanmış anayasalar ile değişiklik paketi üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Bu bağlamda, referandum dönemlerinin ekonomi politik ve toplumsal arkaplanının irdelenmesi, 1961 ve 1982 anayasalarının ve 2010 anayasa değişiklik paketinin içerik özelliklerinin değerlendirilmesi ve örnek olarak seçilmiş gazeteler özelinde Türkiye basınının referandumlara yönelik yaklaşımının ortaya konulması çalışmanın genel çerçevesini oluşturmuştur. Dolayısıyla, örnek olarak seçilmiş Cumhuriyet, Hürriyet ve Tercüman/Bugün gazeteleri özelinde Türkiye basınının sözü edilen referandumlara ilişkin tutumunun karşılaştırmalı olarak çözümlenmesi çalışmanın problemini oluşturmuştur. Çalışmada sorunsallaştırılan konunun çözümlenmesinde nicel ve nitel çözümleme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bu yüzden, çalışmanın çözümleme kısmı nicel ve nitel çözümleme olmak üzere iki kısımdan oluşturulmuştur. Çalışmanın nicel çözümleme kısmında, gazetelerin tüm sayfalarındaki referandumlara ilişkin haberlerin, fotoğrafların, köşe yazılarının, söyleşilerin ve yazı dizilerinin sayısal dağılımlarının belirlenmesinde kısmi olarak içerik çözümlemesi yöntemi uygulanmıştır. Nitel çözümleme kısmında ise, sözü edilen gazetelerde yayımlanmış referandumlara ilişkin manşet ve sürmanşet haberleri ile seçilmiş köşe yazılarının metinsel çözümlemesi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, tarihsel süreçte Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısındaki dönüşümlere göre farklılık gösteren referandum dönemlerindeki ekonomik, siyasal ve toplumsal koşullar ile sözü edilen gazetelerin referandumlara yönelik tutumları arasında organik bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bir başka deyişle, gazetelerin içeriklerinin, ilk aşamada referandum dönemlerinde hâkim olan dönemsel koşullardan oldukça etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Referandumlar (1961, 1982 ve 2010), basın, sosyal refah devleti, neo-liberal politikalar, küresel kapitalizm.

Anayasa 1961Anayasa 1982Anayasa 2010+7
Lütfü Pınar
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Anayasalarında insan hakları

İnsan hakları, yoğun olarak, özellikle son dönemlerde hukuk alanında önemli tartışma konularından birisini oluşturmaktadır. Bu nedenle ülkeler, iç hukuklarında insan hakları konusuna daha hassas yaklaşmaktadırlar. Türkiye'de de 1924 Anayasası'ndan itibaren insan hakları konusu çeşitli maddelerde düzenlenmiş, 1961 Anayasası ile insan hakları alanında çok önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak 1980 dönemi olaylarının getirdiği bir ortamda hazırlanan 1982 Anayasası'nda insan hakları alanında çok fazla sınırlama yer almıştır. Bu nedenle özellikle Avrupa Birliği sürecinin de etkisi ile Anayasa değişiklikleri ile bu sınırlamaların azaltılması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne daha uyumlu bir Anayasa yapılması gündeme gelmiştir. Bu çalışmada da Türk Anayasalarının insan haklarına ne şekilde yer verdiği karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, AİHS, 1921 Anayasası, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 1982 Anayasası

AnayasaTürk Anayasa hukukuTürk Anayasası+2
İnanç Kara Ölmeztoprak
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
10

İlgili konular