Yüksek LisansAçık Erişim

Le Transition de la Realitat a Wirklichkeit dans la philosophie de Hegel

2012
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. Zeynep Direk

Özet (TR)

Bu çalışmada, Hegel'in Tinin Fenomenolojisi eserinde Realität'dan Wirklichkeit'a geçiş Tin'in hakiki tözüne ulaşmak üzere aufhebung olarak ele alınacaktır. `Varlık' düzeyinde şeylerin ve sonluluğun alanı olan Realität Doğaya tekabül etmektedir. Doğanın aşılması ise Doğa'nın edimin diyalektiği tarafından inşa edilen öznellikler arası sahaya tekabül eden Wirklichkeit'a nazaran daha düşük bir hakikat düzeyine sahip olacak şekilde Hegel'in genel sisteminde dahil edilmesi sayesinde mümkün olacaktır. Bu yüzden; şeyler arasındaki sonlu ilişkilerin sahası olan Doğa kendini dolayımsızlık olarak dışsallaştıran Kavramı temsil etmektedir. Dolayımsızlığın aynı zamanda soyut, tek-yönlü ve basit olan olarak da ifade edildiği göz önünde bulundurulduğunda, Doğanın Kavramın sonluluk ve olumsallık olarak belirlediği dolayımsız nesnelliği olduğunu savunacağız. Ancak, -aufhebung teriminin ima ettiği üzere- yalnızca bu dolayımsızlığın olumsuzlanarak muhafaza edilmesi sonucu daha üst bir hakikat düzeyine ermek mümkündür. Bu yüzden; Tin'in gerçek tözü şeyler arasında hüküm süren sonlu ilişkilerin alanı olan Realität değil, edimin diyalektiği tarafından inşa edilen öznellikler-arasılığın sahası olan Wirklichkeit'dır. Çifte olumsuzlamanın dinamik hareketine tekabül eden edimin diyalektiği çerçevesinde, elde edilen eser gibi edimin gerçekleştirilmesine dahil olan bireyler ve onların niyetleri ve motivasyonları gibi sonlu öğeler aşılmaktadır. Böylece söz konusu geçiş varlık düzeyindeki şeyler üzerine kuramlar geliştirilmesinden edimin kuramının yapılmasına geçişi temsil etmektedir. Tez boyunca, Kavramın varlık ve şey düzeyinde dışsallaştırılmasının aşılması yönündeki titiz çaba ortaya konacaktır. Ancak bu çaba yalnızca edimin diyalektiğinde layıkıyla gerçekleştirilecektir. Çifte olumsuzlama işlevi gören edim Kavramın an-sich-sein ve für-sich-sein'ını bir araya getiren hakiki kategori olacaktır. Düşünce ve şeylerin düzenini birleştiren hakiki kategorinin kendini edimin diyalektiğinde gösteren çifte olumsuzlama olduğunu ifade etmek önemlidir. Bireylerin ilgisine mazhar olan, onları eylemeye teşvik eden ortak mevzular yani esas mevzu (sache selbst) Tin'in hakiki tözüdür.Realität Wirklichkeit geçişinin izi Tinin Fenomenolojisinin beşinci bölümünde sürülecektir. Akıl (Vernunft) başlığı altındaki bu bölüm temel olarak kendini anlama düzeyinden (Verstand) akıl düzeyine (Vernuft) doğru eğiten bilincin hareketi üzerinedir. Anlama (Verstand) Özneye dışsal olan başkalık üzerine düşünmeyi temsil etmektedir. Bu yüzden; anlama Özne ve Nesne arasında aşılmaz bir ayrılığa dayanmaktadır. Realität'ı düşüncenin esas nesnesi olarak ele almak bizi temsili düşünceye hapseder. Şey düzeyine indirgenmiş düşünme daha en baştan dolayımsızlığa bel bağlamayı gerektirir. Kavramsallaştırmalarımızı verili bir dolayımsızlığa dayandırmak da dolayımsızlığın Kavram tarafından kendi dolayımsız nesnelliği olarak kurulduğu gerçeğini gizlemektedir. Bu yüzden söz konusu bölüm kendini bu dolayımsızlığa dayandıran şey düzeyinden kurtarmaya çabalayan bilincin momentlerini göstermektedir.Tin'in Fenomenolojisinin ilgili bölümü felsefe tarihinde idealizm momentine tekabül etmesi açısından da önem taşımaktadır. Özne nesne ayrımını şu ya da bu şekilde aşmak gerçekten de idealizmin sorunudur. Hegel felsefesinde, Kavram kendi kendini belirleme yönündeki diyalektik hareketi vasıtasıyla Töz'le özdeş olan Öznedir. Dolayımsız nesnelliğinde Kavram kendini dolayımsızlıklık, sonluluk, olumsallık olarak Realität düzeyinde belirlemiştir. Bu saha Kavramın olumsuzlaması olup ona yabancıdır. Realität bu yüzden Kavramın kendi kendini belirleme sürecinin bir parçası olarak aşılmaya mahkumdur.Argümanımızı geliştirmek üzere Hegel'in Mantık Bilimi isimli eserine de değineceğiz. Gerçekten de, ?Varlık? adı altındaki ilk bölümde yer alan sonluluk-sonsuzluk tartışmasının genel amacımız için çıkarımları büyüktür. Bu tartışma sonlu şeylerin nasıl inşa edildiğinin yanı sıra bunların aşılmasının da imkanını sunmaktadır. Hegel in sınır (Grenze) ve sınırlandırma (Schranke) arasında yaptığı ayrım bu açıdan çalışmamız boyunca bizim için işlevsel olacaktır. Sonlu şeyler Hegel'e göre birbirlerinin sınırı olacak şekilde belirlenmiştir. Bu yüzden sonlu bir şey sonsuzca başka bir şeyin sınırı olmaktadır. Bu belirlenim sonlu şeylerin sahası olan Realität alanını inşa etmektedir. Ancak bunun yanı sıra her bir belirlenmiş niteliğin yine başka bir sonlu nitelik değil sonsuzluğa nazaran kendi kendi aşma imkanı olan kendisine ait bir sınırlandırması bulunmaktadır. Bu yüzden daha en başından sonlu şeyler olarak inşa edilen kaliteler kendilerini, kendi sonluluklarını, aşma imkanını içinde barındıracak şekilde inşa edilmiştir. Bütün sonlu şeyler kendi sonluluklarının aşılma imkanıyla beraber belirlenmişlerdir. Bu Hegel felsefesindeki çoklu hakikat düzeylerinin arkasında yatan gerçektir. Realität'ın aşılması bu yüzden sonlu şeylerin aşılmasıyla benzer bir dinamiğe sahiptir. Bu aslında sonsuzluğun ve Kavramın belirlenimleriyle ilişki içerisinde sonluluğun aşılmasıyla bağlantılıdır.Tezin amacı Realität'dan Wirklichkeit'a geçisi şey düzeyinin diyalektik olarak aşılması olarak açıklamaktır. Bu sayede Kavramın şey düzeyinde Doğa'da kendini kendi dolayımsızlığında dışsallaştırdığını açıklamak amaçlanmaktadır. Kavram Doğa'da Varlık düzeyine inmekte ve böylece kendi kavramsal ve nitel özelliklerini yitirmektedir. Bu yüzden; Kavram Doğa'da barınamamaktadır. Ancak bu kavramın kendi kendini belirlemesinde mühim bir momenttir. Yalnızca bu dolayımsızlığın ve sonluluğun olumsuzlanması sayesinde bilinç Akıl düzeyine erebilir ve Kavram kendine dönebilir; kendi sınırlamasıyla ilişkiye geçebilir ve Töz halini alabilir. Bu ise edimin diyalektiğinde inşa edilen öznellikler-arasılıktır. Bu yüzden nihai amacımız Hegel'in Töz ve Özne arasında inşa etmeye çalıştığı özdeşliği açıklamaktır.Bu çerçevede söz konusu amacı Hegel'in idealizminin kalbinde yatan Akıl (Vernunft) seviyesine ulaşacak şekilde kendini eğiten bilincin hareketi üzerinden ele almaya karar verdik. Hegel'in idealizmine dair mühim çıkarımlara sahip olan Tin'in Fenomenolojisinin söz konusu bölümünün eserin merkezinde yer aldığına inanıyoruz. Söz konusu bölümün diğer bölümlere nisbeten çok daha kapsamlı bir biçimde sunulması da yine bunu doğrulamaktadır. Bu bölümde tekil birey ve nesnel dünya ortaya çıkmaktadır. Bölüm bireysel bilincin nesnel dünyayı temellük etme yönündeki gerilimini yansıtmaktadır. Bilinç buna ancak gözlemleyen akıl kısmının sonunda mazhar olacaktır. Bu açıdan eserin hissi kesinlik, algılama, anlama yetisi ve öz-bilinç bölümlerini içeren daha önceki bölümlerinin gözlemleyen akıl kısmının başında yeni baştan ele alındığını görmek ilginçtir. Sanki bilincin hakiki deneyimi ancak öz-bilincin kendisinin gerçekliğin ta kendisi olduğu kesinliğine sahip olması aracılığıyla bireyselliğin kurulmasının akabinde başlamaktadır. Fredrick Jameson'ın belirttiği üzere , eserin daha önceki bölümlerinin felsefe tarihinde mühim yere sahip olan insani deneyimin tek tek anlarını ele aldığını düşünmek mantıklıdır. Ancak öz-bilinç dışsal gerçekliği sorguladığında ve orada kendisinden başka bulunacak bir şey olmadığı kesinliğine sahip olduğunda hakiki manada bilincin deneyiminden bahsetmek mümkündür.Ancak esasında Kavramın kendi kendisini belirlemesine dair bir soru olan Özne ve Töz arasındaki özdeşliğin izini fenomenolojik olarak sürmek kaçınılmaz olarak bazı yöntemsel soruları beraberinde getirmektedir. Böylesi bir yaklaşım Kavramın kendi kendini belirlemesinin sunumu olan Mantık Bilimi ile genelde Özne ve Töz arasındaki özelde de bilinç ve başkalık arasındaki özdeşliği inşa eden bu kendi kendini belirleme etkinliğinin bilinç tarafından kavranmasının sunumu olan Tin'in Fenomenolojisinin farklı yaklaşımlarıyla çalışmayı gerektirmektedir. Biz bu çalışmada her iki eserin birbirini tamamladığı görüşünü benimsedik. Tin'in Fenomenolojisi bu tezin esas kaynağı olacak; gerektiğinde Mantığa başvurulacaktır.Tezin organizasyonu hakkında bilgi vermek gerekirse, ilk bölüm Tin'in Fenomenolojisinin beşinci bölümünün ilk kısmı olan Aklın Kesinliği ve Hakikatı üzerine olacaktır. Bu kısımda temelde kategori sorunu ele alınmakta ve Hegel'in bu soruya cevabı olan Kavramın çifte olumsuzlama vasıtasıyla kendi kendini belirlemesi son derece kısa olacak şekilde ortaya konmaktadır. Bu momenti eserin daha önceki bölümleriyle ilişkisi içerisinde sunacak ve anlamanın (Verstand) yukarıda bahsi geçen kusurlarına değineceğiz. Aklın bu momentte kendisinin bizzat gerçeklik olduğu kesinliğine sahip olduğu ortaya konacaktır. Ancak bu aşamada bu kesinlik henüz tam manasıyla etkinleşmeyi beklemektedir. Bu da ancak edimin düşünce ve varlık arasındaki hakiki kategori olarak ele alınması sayesinde gerçekleşecektir.İkinci bölümse yukarıda bahsi geçen niteliklerin sonlu şeyler olarak belirlenmesi; sonluluk ve sonsuzluk sorunsalı üzerine Mantık Bilimindeki ilgili bölümün incelenmesine adanmıştır. Sonlu şeylerin inşa edilmesinin arkasında yatan diyalektik aynı zamanda şey düzeyinden öznellikler-arası düzeye geçişin arkasında yatan diyalektikle aynı dinamiklere sahiptir. Mantık Biliminin ilk bölümü olan Varlık'ın bu kısmında Hegel belirlenmiş Da-sein olan niteliklerin hem öteki belirlenimi hem de kendi belirlenimi vasıtasıyla belirlendiklerini öne sürmektedir. Öteki belirlenimi niteliklerin birbirleri arasındaki ilişkiyi ve sonluluklarını tesis ederken, kendi belirlenimi onların sonsuzlukla ilişkilerini tesis etmektedir. Bu süreç Hegel tarafından öznelliğin başlangıcı olarak ifade edilmektedir. Bu yüzden; sonluluğun aşılmasının imkanı diyalektiğin bu aşamasında mevcuttur.Sonlu şeylerin tesisinin arkasında yatan dinamikleri gördükten sonra, ikinci bölümde nesnesi farklı özelliklere sahip olan şey olan algılayan bilincin nesnesini belirleme sürecine şahitlik etmek üzere Tin'in Fenomenolojisine dönüyoruz. Burada amaç algılayan bilincin de şeyler sahasını inşa edemediğini göstermektir. Bu yüzden Realität algılayan bilinç tarafından layıkıyla belirlenemez ve bu da bu sahanın zaten Tinin Tözü olamayacağını göstermek için yeterlidir. Tin'in Fenomenolojisinin Algı üzerine bu bölümü Tinin Töz olma aşamasındaki ilk durağını oluşturmaktadır. Bu yüzden, algılayan bilincin bahsi geçen başarısızlığı genel argümanımız açısından önem taşımaktadır. Bölüm genel olarak hissi kesinliğin dolayımsızlığına duyulan güvenin bir eleştirisi olup bunun algılayan bilinç ve nesnesi arasındaki ayrımın kaynağı olduğunu öne sürmektedir.Dördüncü bölüm Tin'in Fenomenolojisinin beşinci bölümünde gözlemleyen aklın hareketiyle ilgilidir. Bu kısım Doğa sorunuyla uğraştığında ötürü bilhassa önemlidir. Kendini nesnel gerçeklikte arayan gözlemleyen akıl zamanla organik birliğin kendi nesnesi olduğunun ayırdına varır. Organik birliğin kendisini meydana getiren sonlu ilişkilerde kendini muhafaza ettiğinin kavranması sonucu gözlemleyen akıl bu birlikte hüküm süren mekanik ilişkilerin arkasındaki gerçekliğe ulaşmaya çalışmaktadır. Teleoloji fikrine eren gözlemleyen akıl bu mekanik ilişkilerle teleolojik olanlar arasındaki özdeşliği kuramaz. Ancak bu özdeşliğin tesis edilememesinin nedeni kavramsal ve teleolojik ilişkilerin temelde nitel olmaları ve Doğa'da hüküm süren nicel mekanik ilişkilere indirgendiklerinde kaybolmalarıdır. Bu da gözlemleyen aklın kendine dönmesini ve Tözü kendinde aramasını sağlayacaktır.Son bölümde; öz-bilinç mertebesine erişmiş aklın hareketi öz-bilinç edimin diyalektiğinin arkasındaki hakikate erene kadar izlenecektir. Burada esas önemli olan öz-bilinç mertebesine erişmiş olan aklın bütün varlık belirlenimlerini ortadan kaldırma çabasıdır. Bu çaba ancak edimin diyalektiğinde gerçekleşecektir. Edim hakiki kategori olarak kavrandığında, tekil bireylerin edimde oynadıkları rol ve edim sonucu elde edilen eser gibi varlık belirlenimlerinin tamamı ortadan kalkar ve kolektif ilgiye mazhar olan esas mevzu (sache selbst) vasıtasıyla kurulan öznellikler-arasılık Tinin hakiki Tözü olur.Araştırma sonucu elde edilen temel sonuç şey düzeyinin aşılması sorunsalının bilinç ve varlığın birliğini teşkil eden kategori sorununa içkin olduğunun görülmesidir. Böylesi bir birlik ancak varlık düzeyinin diyalektik olarak aşılması sayesinde elde edilebilir. Hegel felsefesinde her tür birliğin ve özdeşliğin diyalektik harekete mahsus olan çifte olumsuzlamanın operasyonu olduğu görüşünü çalışma sonrası öne sürmek mümkündür. Bu yüzden; varlık ve bilincin özdeşliği varlığın aşılmasını daha en başından ima etmektedir. Kategori sorunu nihai olarak kategorinin çifte olumsuzlama olarak öne sürülmesi sonucu çözülmektedir. Ancak kategori diyalektiğin dinamik karakterine mazhar olduğunda, şeyler düzeyi aşılabilir. Kategorinin operasyonu sayesinde nihayet Tin'in hakiki Tözüne erişebiliriz.

Yazar

Dr. Öznur Karakaş

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Öznur Karakaş (Yüksek Lisans Tezi). Le Transition de la Realitat a Wirklichkeit dans la philosophie de Hegel, 2012, Galatasaray University.

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

Galatasaray University tezlerinden daha fazlası