Reality
91 theses under this subject heading
Michael Haneke sinemasında suç temasının simülasyon kuramı ile ilişkileri bağlamında yeniden değerlendirilmesi
Televizyon için çektiği filmler ve serilerle birlikte yirminin üzerinde sinemasal yapıta imza atmış olan Michael Haneke, bu yapıtların büyük bir bölümünün senaryosunu da kendisi yazmış olan, auteur olarak adlandırılabilecek bir yönetmendir. Aldığı ve aday gösterildiği pek çok ödül, onun toplum analizinin başarısını kanıtlar niteliktedir. Filmlerinde sıkça karşılaşılan 'suç'un, 'suçlu olma/suçluluk' teması içinde ele alınıp tartışılmasının, yönetmenin özellikle geç kapitalist burjuva toplumu analizini anlayabilmek açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Yaşadığı toplumla ve hatta aile içindeki biçimsel bağlarıyla, kendi kendine de yabancılaşmış olan geç burjuva bireylerin, kendilerini içinde buldukları suç, suçluluk ve şiddet içeren olayların anlatıldığı filmlerin analizini yapabilmek için bu çalışmada en uygun bulunan kuram olan simülasyon yaklaşımının odaklarına yer verilmiş, Avrupa'nın Soğuk Savaş'tan itibaren modern toplumsal tarihi, suç kavramıyla ilişkileri, dönemin önemli düşünürlerinin yaklaşımları ve Avrupa sinemasından örnekler hakkında bilgi verilmiştir. Suç ve suçluluk kavramlarının, Jean Baudrillard tarafından 1970'lerin sonlarında ortaya konan Simülasyon Kuramı ile ilişkilerinin, Michael Haneke filmlerinde ortaya çıkış biçimlerini anlayabilmek adına yönetmenin Benny's Video (1992), 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls (1994), Funny Games (1997), Code inconnu: Récit incomplet de divers voyages (2000) ve Caché (2005) filmleri bu çalışmada analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, simülakr, gerçeklik, hiper gerçeklik, burjuva, suç,suçluluk, yabancılaşma, sosyolojik eleştiri, postmodern, yapı söküm
Sitcom türü dizilerde kültürel etkilerin konut temsilleri üzerinden incelenmesi
Mimari tasarımın sonuç ürünü olan mekân, görsel-işitsel medya ürünlerinin temel unsurlarından biri olarak kullanılmaktadır. Mimarlık izleyiciye sunulan mekân ile medyada temsil edilmektedir. Oluşturulan mekân temsilleri, oluşturulma biçimleri ve taşıdıkları göstergeler ile; karakterler, hikâyenin ritmi, atmosfer ve mekânın beslendiği kültür hakkında izleyiciye bilgi vermektedir. Çalışma, görsel-işitsel medyada mimari temsilin kültüre bağlı şekillenişini mekân kullanımları üzerinden incelemektedir. İnsan yaşamı için en temel mekân olan konutu ana mekân olarak kullanması ve günlük yaşam ile sıkı bir bağ kurarak izleyiciye yakın bir konumda bulunması sebebiyle medya türü olarak sitcom seçilmiştir. Sitcom, televizyon programları içinde erken dönem örneklerinden sayılabilecek ve günlük hayatı izleyiciye en komik haliyle sunan bir türdür. Sitcomlarda mekân genellikle dekor kurgu olarak tasarlanmakta ve kendisini üreten toplumun değerlerini, yaşam biçimini, günlük eylemlerini, beğenilerini ve trendlerini çeşitli temsiller ile aktarmaktadır. Çalışma kapsamında, Türkiye ve ABD'de üretilen sitcomlarda konut mekânlarının temsili ve iki toplumun kültürel normlarının bu temsillere yansımaları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu bağlamda, Amerikan yapımı "The Nanny" ile yerli uyarlaması "Dadı" ve Amerikan yapımı "The Jeffersons" ile yerli uyarlaması "Tatlı Hayat" vaka analizi yöntemiyle ele alınarak, mekân uyarlamalarındaki kültürel etkiler ortaya konmuştur. Bu tez, sitcom türünde konut mekânlarının temsiline odaklanarak, mekânın kültürel ve toplumsal kodları nasıl yansıttığını ve iki farklı toplumdaki benzerlikler ve farklılıklar üzerine saptamalar ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, çalışma, kültürün, mimarlık ve görsel medyanın ortak noktası olan mekân temsili üzerindeki etkilerinin anlaşılması ve iki kültürü kıyaslayarak kültürler arasındaki etkileşimleri ve dönüşümleri ortaya koyması açısından özgün bir yaklaşım sunmaktadır.
Düşlerin resimsel yorumu
Bu rapor kapsamında ele alınan düş kavramı, temelini, insanın kendi içinde yaşadığı düş ve gerçek kurgusundan alır. Düş ve gerçek, bu anlamda aslında bütünüyle iç içedir ve farkındalığın yarattığı farklılıklarla kurguya ve anlatıma yansır. Yani insan, düşün ve gerçeğin ne kadar farkındaysa, anlatımı o kadar bu farkındalığı ve kendini anlatır. Kurgulanan, buradan yola çıkarak, tümevarım ya da tümdengelim şeklinde, konuyla bütün ya da tamamen alakasız görünür.Çalışmanın birinci bölümünde düş ve gerçek, öncelikle kavram olarak ele alınmış, gerçek ve mecaz anlamda tanımlarından yola çıkılmış, aslında vizyonun gelişmesine bağlı olarak öğrenilenin ve öğretilenin ve her insanın tarihsel sürecinin bir sonu olarak oluşan bilinçlerin yaratılarından, genel olarak söz edilmiştir. Bu yaratıların, nasıl ortaya çıkıp, nasıl geliştiği, bilinçli ya da bilinçsiz ele alınan, seçilen figürlerin ve kavramların, aslında insanın geçmişiyle ve düşleriyle bir bütün oluşturduğu, bunlardan bağımsız düşünülünce anlamını yitirdiği vurgulanmaya çalışılmıştır. Hem bir bütünden, hem de bu bütünü oluşturan parçalardan söz edilmiş, gerek tümevarım gerekse tümdengelim düşünce biçimleriyle konuya yaklaşılmış, `biz mi düşlerimizin belirleyicisiyiz yoksa düşlerimiz mi bizi belirliyor? Bizi diğerlerinden farklı yapan düşlerimiz mi?' sorularına yanıt verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde düş ve gerçek kavramları sanat tarihi süreci içerisinde değerlendirilmiş ve farklı tarzlarda çalışan sanatçılara ve akımlara yer verilmiştir. Özellikle dada ve gerçeküstücülük üzerinde durulmuş ve bu tarzlarda çalışan sanatçıların düş kavramıyla ilgili düşünceleri vurgulamaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise tez konusu kapsamında yapılan resimler, kavramsal açıdan değerlendirilmiş, resimlerde yer alan kavramların anlamları ve resimlerde yer alış amaçları üzerinde durulmuştur. Resimlerin plastik çözümlemeleri yapılmış, resimler, açık-koyu, renk, mekân, armoni ve biçim anlamında değerlendirilmiştir.
Toplumsal gerçekliğin Türk resim sanatına etkisi
19. yüzyılda Batı'da başlayan sanayileşme, kentleşme ve 20. yüzyılda politikleşen toplumsal yapıyla sanatın içinde toplumsal gerçekçilik bir anlatım biçimi olarak kendini göstermiştir. Avrupa, Rusya ve Meksika'daki toplumsal değişimlerle beraber, sanatçılar tarafından toplumsal gerçekçilik oluşumu içinde yeni bir boyut kazanmıştır.Bu araştırmada Batıda gelişen ?Toplumsal Gerçekçilik? akımının Türk Resim Sanatı'nı ve sanatçısını nasıl etkilediğini; bu etkileşimin eserlerine nasıl yansıdığı kuramsal bir çerçevede incelenmesi amaçlanmıştır.Bu araştırma toplumsal gerçekçiliğin Türkiye'de özellikle 1950-2010 yılları arasında ortaya çıkan sanat oluşumlarının yanında sanatçıların toplumsal gerçekçilik kavramına yaklaşımlarını, tutumlarını ve eserlerindeki yansımaları görmek açısından önemlidir. Bu araştırma, toplumsal gerçekçilik bağlamında 1950 ve sonrası eser üreten Türk resim sanatçıları ve eserleriyle sınırlıdır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmada sonuç olarak; Türkiye'de toplumun ezilen kesimine dönük resimler yanında batılılaşma ve modernleşme olgusuna paralel olarak saniyeleşme, iş ve işçi sorunu, göç sorununun resimlere konu olduğu görülmüştür. 1960 ve 1980'lerde yaşanan askeri müdahaleler sonrası gerçekleşen kısıtlamalar edebiyatta olduğu gibi resim alanında da özgürlük, tutuklama, işkence gibi konular olarak dikkat çekmektedir. 1980 sonrası tüketim olgusuyla, yalnızlaşan, korkan, saldırganlaşan insanların konu edildiği resimler yanında güncel sanat yaklaşımlarında da sanatçıların toplumsal sorunları eleştirel bir dille yansıttıkları görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal Gerçekçilik, Nuri İyem, Neşe Erdok, , Gürkan Coşkun, Cihat Burak, Hakan Gürsoytrak.
Habitus kavramı çerçevesinde belgesel sinemada izleyici alışkanlıkları ve gerçeklik yanılsamaları
20. yüzyılın ikinci yarısında sosyal bilimler alanında ve sanat disiplinlerinde etkisini hissettirmeye başlayan gerçeklik krizinin en çok etkilediği alan belgesel sinema olmuştur: `Gerçekliğin sinemasal temsili' olarak nitelenen belgesel sinema, hem kurmaca sinemayla arasındaki sınırların giderek belirsizleşmesinden, hem de izleyici algısındaki özdeşleşmeci dönüşümden dolayı gerçeklikle ilişkisinde ciddi sorunlar yaşamaktadır.Belgesel sinema, bu gerçeklik krizini kendi estetik olanaklarıyla aşabilecek durumdadır. Bunun için yapılması gereken, özdeşleşmeci seyirci davranışlarının, yani `seyirci habitusu'nun yapısal bir çözülmeye uğratılarak dönüştürülmesi, film ve gerçeklik algılarının yeniden inşa edilmesidir.Bu çalışmada, `seyirci habitusu'nu çözmek için etkili bir estetik yöntem olarak Brecht'in `epik tiyatro' kuramından hareketle tasarlanan `epik belgesel' düşüncesi önerilmektedir.
Nazlı Eray'ın romanları üzerine bir inceleme
Nazlı Eray, Türk edebiyatına fantastik türün özelliklerini içeren çok sayıda öykü ve roman türünde eserler kazandırmıştır. Eray'ın yazmış olduğu bu türlerdeki eserler üzerine yapılan çalışmalar genellikle eserlerin fantastik yönünü öne çıkaran bilimsel çalışmalardır. Bu çalışmanın amacı ise Nazlı Eray'ın bugüne kadar yayınlanmış olan yirmi dört romanını sadece bir yönüyle değil bütün yönleriyle inceleyip, kapsamlı ve genel sonuçlara ulaşmaktır. Çalışmamız giriş ve sonuç dışında iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde roman türünün tarihsel süreçteki gelişimi ile özellikleri üzerine durulduktan sonra Eray'ın Türk edebiyatındaki yeri ile çalışmamızın genel planına değinilmiştir. Ardından birinci bölümde Nazlı Eray'ın hayatı, sanatı ve eserlerinin künyesi hakkında kısaca bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın esas kısmını teşkil eden ikinci bölümde ise romanların hacimsel olarak çokluğunu göz önüne aldığımızda Nazlı Eray'ın romanları kendi içindeki konu (içerik) özelliklerine göre dört kısımda ele alınmıştır. (otobiyografik karakterli romanlar, biyografik karakterli romanlar, fantastik tür özelliklerinin yoğun olarak yer aldığı romanlar, mitolojik karakterli romanlar) Söz konusu bölümlerde kronolojik bir sıraya göre romanlar, roman sanatına uygun olarak tahlil edilmiştir. Sonuç bölümde ise, yaptığımız çalışmada elde ettiğimiz bulgular üzerinde durulmuştur. Nazlı Eray'ın romanlarında yer alan tarihsel şahsiyetlerin ve otobiyografik özelliklerin varlığı göze çarpmaktadır. Romanların diğer bilim dallarından (psikoloji, tıp, tarih, felsefe) yararlanılarak oluşturulmuş olan konularının fantastik türün özellikleriyle şekillendiği anlaşılmaktadır. Postmodernizm ve üstkurmaca tekniğinin izlerinin görüldüğü roman kurgularında aşk, yalnızlık, ölüm, kadın-erkek ve geçmişe duyulan özlem gibi tematik konuların varlığının yanında geleneksel halk inanışlarının yansımalarıyla sosyal ve siyasi konular mizah ögesiyle birlikte yer almaktadır. Gerçekliğin büyülü etkisiyle verilen olaylarda düşündürmenin yanında gülümseten anların varlığı da göze çarpar.
Çağdaş Özbek romanında tarih – gerçeklik ilişkisi: Ötgen Künler (Abdullah Kadiri ), Nevai (Musa Taşmuhammedoğlu Aybek), Köhne Dünya (Adil Yakubov)
Çalışmamızda Abdullah Kadiri'nin Ötgen Künler, Musa Taşmuhammedoğlu Aybek'in Nevai ve Adil Yakubov'un Köhne Dünya romanlarında tarih ve gerçeklik ilişkisi konu edilmiştir. Bu çalışmanın amacı romanlarda geçen tarihî olaylar ve tarihî kişilerin, tarih kaynaklarıyla karşılaştırılarak romanların gerçeklik düzeyini ortaya çıkarmaktır. Tarihî roman; bilinen bir tarihî olayı, çevresi ve kişileriyle anlatan roman türüdür. Özbek yazarlar Kadiri, Aybek ve Yakubov tarihî kendilerine konu edinerek hem geçmişe hem kendi dönemlerine eleştirel bir gözle bakarak eserlerini verirler. Çalışmanın birinci bölümünde tarih bilimi, roman ve tarihî roman hakkında bilgi verilmiştir. Tarihî romanın ortaya çıkışı, tarihî romanın tanımı, klasik tarihî roman ve postmodern tarihî romanın özellikleri ortaya koyulmuştur. Tarihî roman hakkındaki farklı görüşlere yer verilerek tarihî roman değerlendirilmiştir. Daha sonra ise Özbeklerin tarihî ve çağdaş Özbek edebiyatının gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Kadiri, Aybek ve Yakubov'un hayatları hakkında bilgilere ve romanların özetlerine yer verilmiştir. Romanlar; olay örgüsü, kişiler, zaman, mekan, bakış açısı ve üslup bakımından ana hatlarıyla incelenmiştir. Romanlardaki tarihî olaylar ve tarihî kişiler, akademik tarih kaynaklarından aktarılan olaylar ve kişilerle karşılaştırılarak tarih ve gerçeklik ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Üçüncü bölümde her üç roman karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Sonuç bölümünde ise çalışma sonucunda ulaşılan tespitlere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tarihî roman, Özbek tarihî romanı, Kadiri, Aybek, Yakubov, Ötgen Künler, Nevai, Köhne Dünya, Tarih-Gerçeklik.
Fotoğrafta hakikate yaklaşma çabaları optik gerçekliğin bir adım ötesinde Sebastião Salgado'nun Göçler projesi üzerine bir inceleme
1839'da Fransa'da halka duyurulmasından bu yana fotoğraf, doğanın birebir kaydı olarak kabul edilmiş, belge ve gerçeklik değeri daha en başından kendisine verilmiştir. Optiğin olanaklarını kullanarak karşısındaki dünyayı olduğu gibi kayda geçirmesine rağmen, kendisini icat eden ve arzuları doğrultusunda kullanan insanın elinde, zaman zaman hayal gücünü görselleştirmiş, zaman zaman da kartvizitinde yazan gerçeğin temsilcisi ünvanının arkasına sığınarak manipülasyonlara alet olmuştur. Bu çalışma fotoğrafın optik nesnelliğini ve üreticisinden ve tüketicisinden kaynaklanan öznelliğini temel alarak fotoğrafın gerçek ve hakikati ne kadar sunabildiğini tartışmıştır. Söz konusu tartışma çerçevesinde bağımsız belgesel fotoğrafçı Sebastião Salgado'nun Göçler projesi incelenerek, uzun soluklu projelere imza atan bir belgesel fotoğrafçının hakikati ne derecede görselleştirebildiği irdelenmiştir.
Ali Teoman'ın eserlerinde gerçeklik algısı
1991 yılında Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı ile yazın dünyasına giren Ali Teoman, kırk sekiz yıllık ömrü boyunca sekiz öykü, beş roman, iki günce, bir anlatı ve bir deneme kitabı kaleme almıştır. Hayatı boyunca yazarlık uğraşına vakit ayırmak isteyen Teoman, asıl mesleği olan mimarlık yerine yazıyla daha ilgili olabileceği İngilizce okutmanlığını tercih etmiştir. Kişiliği gereği hep en iyiye ulaşmaya çalışan yazarın eserlerine bu mükemmeliyetçi tavır belirgin biçimde hissedilir. Ali Teoman, hemen bütün eserlerini -hatta hayatının kimi anlarını- gerçek ile kurgu arasında bir düzlemde inşa eder. Kurgu teknikleriyle gerçeği bulandırır, deforme eder, alışılmadık biçimlere sokar. Teoman'ın gerçekle kurduğu ilişkiyi kavramak, yazarın Türk edebiyatındaki yerini tespit etmek için önemli bir çıkış noktası olacaktır. Tezin ilk bölümünde yazarın hayatı ve eserleri, ikinci bölümünde bilimde ve edebiyatta gerçeklik, üçüncü bölümündeyse Ali Teoman'ın gerçekle kurduğu ilişki ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Algı, Ali Teoman, Gerçeklik, Labirent, Şizofreni
Medyada anlam inşası: Bitcoin örneği
Blockchain teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, gündelik hayatın her alanında konuşulur hale gelen kripto para birimi Bitcoin, hala belirsizliğini korumaktadır. Oldukça muğlak bir gündem olan Bitcoin, yönelimlerinin çok öngörülebilir olmadığı bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak medya bu durumu, öngörülebilir bir hale getirmek yönünde bir anlam dünyası inşa etmektedir. Dolayısıyla medya eliyle inşa edilen bu anlam dünyasının terimlerini ortaya koymak önemlidir. Çalışmada, Bitcoin gerçekliğinin medya vasıtasıyla inşa edilerek gündelik hayatın bir parçası haline getirdiği ve topluma nasıl aktardığını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Çalışmada medyanın Bitcoin'i nasıl tasavvur ettiği, Bitcoin'e nasıl anlamlar yüklediği ve bu anlamların oluşturulmasında hangi faktörlerin etkili olduğu bilimsel veriler ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Buradaki temel sorunsal Bitcoin'in ne olduğu değildir. Çalışma medyanın Bitcoin ile ilgili nasıl bir anlam dünyası inşa ettiğini, literatür analizi ve Teun A.Van Dıjk'ın eleştirel söylem analizi yöntemini kullanarak ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Medya, Anlam, Gerçeklik, Bitcoin
Haber doğruluk-hakîkat ilişkisinin hermeneutik tezâhürleri üzerine bir deneme: Haberin yorumlanma sürecine dâir bir araştırma
Profesyonel gazetecilik uygulamalarına yoğunlaşan akademik çalışmalar, haberin doğruluğunu ve hakîkatini, profesyonel gazetecilik uygulamalarının belirlediği ön kabulünün yerleşmesine sebep olmuştur. Haberi yorumlayanlar yeterince araştırılmamış, ihmal edilmiştir. Ancak haberin doğruluğu ve hakîkati en az profesyonel gazetecilik faaliyetlerindeki kadar fertler nazarında, yorum vasıtasıyla, inşâ edilmektedir. Bu tezin amacı haberin fertlerin anlam dünyasındaki yerini hermeneutik gelenek çerçevesinde ortaya koymak ve bu sayede haber doğruluk/hakîkat ilişkisini belirleyen hermeneutik unsurları açığa çıkarmaktır. Çalışma, haberin doğru yorumlanmasını sağlayacak epistemolojik bir yöntem değil haberin anlaşılmasında ve yorumlanmasında ortak bazı yönlerin olduğunu ileri sürmektedir. Araştırma, mezkûr amaca uygun biçimde iki safhalı olarak planlanmıştır. İlk safhada, doğrunun mâhiyeti ve doğrunun hakîkat ile nasıl bir ilişkisi olduğu "doğruluk kuramları" çerçevesinde, doğru/hakîkat ve "anlama" arasındaki ilişki ise hermeneutik düşünce zemininde ele alınmıştır. Son olarak haber doğruluk/hakîkat ilişkisinin iletişim kuramları nezdinde nasıl değerlendirildiği hermeneutik gelenek çerçevesinde tartışılmıştır. İkinci safha, haber doğruluk/hakîkat ilişkisinin yorum yoluyla nasıl inşâ edildiğini fenomenolojik bir saha araştırması ile ortaya koymaktadır. Bu amaçla "maksimum çeşitlilik", "amaçlı tabakalandırma" ve "kartopu" örnekleme yöntemleri bir arada kullanılarak belirlenen 46 katılımcıyla mülâkat gerçekleştirilmiştir. 48 gün süren saha araştırmasından toplanan ham veri MAXQUDA 20 nitel analiz programı ile tahlil edilmiş ve katılımcıların görüşleri 5 ana tema, 14 tema ve 17 alt tema altında tasnif edilmiştir. Saha araştırması, katılımcıların haberin doğruluğunu/hakîkatini kıyas, kaynak, değer ve tecrübe zemininde belirlediğini ortaya koymuştur. Tezin sonuç bölümü çalışmanın teorik ve uygulama kısımlarından ulaşılan çıkarımlardan yola çıkılarak yazılmıştır. Buna göre toplam 9 hermeneutik unsurun haberin anlaşılmasında ve haber doğruluk/hakîkat ilişkisi üzerinde tesirli olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu hermeneutik unsurların "tecrübî bilgileri haberi anlamak için kullanma", "haberde kullanılan kavramların gramatik yapısına âşinâ olma", "haberi anlamak için hızlı hüküm verme", "doğrularını riske atacak cesarete sahip olma" ve "haberi sorgulama" olmak üzere 5'i fert kaynaklı iken; "haberi yazanın ortak tinine âşinâ olma", "ortak tine hâkim baskın tutarlı önermeler bütününün farkında olma", "hakîkî anlama yaklaşacak kadar zamanın geçmiş olması" ve "haber kaynaklarına erişebilme" olmak üzere 4'ü ise toplum kaynaklıdır.
Sanatta kurgu ve gerçeklik bağlamında 1939 Erzincan depremi ve cezaevi müzeleri
Tezimizin amacı, insanlarda mahkumlara karşı var olan ön yargıları sorgulamak, suçlu da olsa, bu kişilere karşı yaptığımız haksızlıkların sanat aracılığıyla farkına varmamızı sağlamaktır. Dünyanın her yerinde, insanları suça iten ailevi, genetik, hukuksal, toplumsal, ekonomik, kültürel, eğitim ile ilgili sebepler vardır. Ne yazık ki, suç işlenmeden önce suça teşvik eden bu nedenler, cezaevi yaşam koşulları, cezaevinden çıktıktan sonraki topluma uyum süreçleri yeterince irdelenmemektedir. Mahkumların cezalarını bitirip dışarı çıktıktan sonraki toplumsal önyargı, bu insanların kendilerine yeni ve temiz bir hayat kurma şansını tanımamaktadır. İnsanlar eski bir mahkumla aynı apartmanda oturmayı, aynı işyerinde çalışmayı, aynı okula gitmeyi, istememektedirler. Oysa cezaevinden çıkan bir kişi, suçunun karşılığı olan cezayı çekmiştir ve diğer insanlarla aynı haklara sahiptir. Kendisine iyi ve dürüst bir hayat kurmak için önce bir işe ve gelire sonra da sevilip sayılacağı sosyal bir ortama ihtiyacı vardır. İş bulamayan, eski mahkum diyerek itilip kakılan bu insanlar belki de tek çareyi yine suç işlemekte bulmaktadır. Bu çalışma "suçluları kazıyınız, altından insan çıkar" sözünün doğruluğunu, suçlulara gerekli özen gösterilir ve imkan sağlanırsa onların da iyi birer insan olabileceklerini, toplumun bu soruna sırtını dönmesi yerine yüzleşmesi ve kendi sorumluluklarının farkına varması gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Tez konumuz, gerçek bir olaydan yola çıkılarak eser üretmekle ilgili olduğundan, çalışmamızda öncelikle, gerçek ile sanat ve bu iki kavramın birbirleriyle ilişkileri ve sanat akımları içerisindeki gerçeklik kavramı tartışılmıştır. İkinci bölümde kurgu ve sanat başlığı altında edebiyatta ve görsel sanatlarda kurgu anlatılmıştır. Bölümün sonunda, adalet kavramına ve hukuk alanında üretilmiş sanat eserlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, 1939 Erzincan Depremi ve deprem sırasındaki mahkumların akıllara durgunluk veren fedakarlık hikayesi fotoğraflarla desteklenerek anlatılmıştır. Bölümün sonunda, Sinop ve Ulucanlar Cezaevleri hakkında bilgi verilmiş ve ziyaretlerimiz sırasında çekilen fotoğraflarına yer verilmiştir. Tezin sonunda ise adalet, cezaevi, ölüm fermanı, yafta gibi hukuksal konularla ilgili bireysel çalışmalarımız ve sonuç bölümü bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Gerçek, Gerçekçilik, 1939 Erzincan Depremi, Hukuk ve Sanat, Kurgu
1980-2020 yılları arası resim sanatında gerçeklik arayışı
Resim sanatının tarihi, gerçeklik arayışının da tarihidir. Gerçekliğin arandığı yer ise zamanın sosyal, kültürel ve felsefi yapısına göre şekil alarak resimsel temsillerde anlamını bulur. 20. yy, gerçek ve gerçeklik kavramlarına yüklenen nesnellik, değişmezlik ve algılayan bir zihinden bağımsız oluşunun vurgulandığı yaklaşımların kırılmaya başlandığı bir dönemdir. 21. yüzyıl ise bu yaklaşımların bütünüyle değişime uğradığı ve yeni bir gerçeklik arayışının yaşandığı dönem olmuştur. Bu dönem sanatçıları gerçeği aramada ortaya koydukları yeni yaklaşımlarda, geleneksel temsil anlayışı yerine seçtikleri nesne ya da kullandıkları malzeme ile yeni bir gerçeklik oluşturmaya çalışmışlardır. Yüzyıllar boyu gerçekliği dışsal görüntülerin taklitlerinde arayan resim yaklaşımlarına alternatif olarak; 1980-2020'li yıllarda gerçekliğin çok farklı biçimlerde ele alındığı görülmektedir. Bu tezde; belirlenen zaman dilimi içerisinde gerçekliğin nerede ve nasıl arandığı araştırılmış ve dönem sanatçılarının Foto Gerçekçi, Yeni Dışavurumcu, Yeni Gerçekçi ve Sanal Gerçekçi uygulamalarla gerçekliği bir üst gerçeklik olarak ele aldıkları tespit edilmiştir.
Gerçeğin üretimi ve yeniden inşası bağlamında medya temalı filmler
Medya, gerçekliği kendi süzgecinden geçirip yeniden üreten bir yapıdır. Medya bu yeniden üretim esnasında bir yandan da toplumu manipüle etmekte ve var olduğu sistemin dinamiklerini sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Küreselleşen dünyada bilgiye ulaşmak kolay ve zahmetsizdir. Fakat bilginin gerçekliğine/doğruluğuna ulaşmak için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. "Bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken hakikate ulaşmak neden zordur" sorusunun cevabını aramak, bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Çalışmada gerçekliğin yeniden üretimi ve inşasının dayandığı temeller ele alınmaktadır. Gerçeklik, gerçeğin yeniden üretimi, devletin ideolojik aygıtı olarak medya, manipülasyon, rızanın imalatı, post-truth ve yellow journalism kavramları üzerine bina edilen bu çalışmada, amaçlı örneklem yoluyla seçilen 1984, The Post ve V for Vendetta filmleri gerçeğin üretimi ve yeniden inşası bağlamında ideolojik çözümleme metoduyla analiz edilmiştir. İdeoloji ve ideolojinin dayandığı temeller çerçevesinde filmler ele alınmıştır. Sonuç olarak gerçekliğin medya yoluyla sürekli yeniden üretildiği görülmüştür. İncelenen filmlerde gerçekliğin manipüle edildiği gözlemlenmektedir.
Televizyonun Türkiye'ye gelişiyle beraber toplum tarafından algılanışı ve gündelik yaşama yansımaları
Bu araştırmada televizyonun 1968'den başlayıp 1980'e kadar olan süreçte toplum tarafından nasıl algılandığı, insanların gündelik yaşamlarına nasıl yansıdığı ortaya konulmuştur. O dönemdeki giyim kuşamdan, yeme içmeye, yerleşim kültüründen, zaman ve mekan algılayışına kadar gündelik yaşam unsurları ve bu unsurların televizyonla birlikte nasıl değiştiği araştırmada analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra televizyonla birlikte geleneğin nasıl evrildiği; geleneğin nasıl yok olup yeniden demirlediği anlatılmış, büyülenme, yeniden büyülenme; gerçeklik ve hipergerçeklik kavramlarının televizyonla olan ilişkisi irdelenmiştir. Gündelik ve toplumsal yapılarla televizyon arasındaki diyalektik, o dönemde yaşayan insanlar ve gazeteler üzerinden alttan bir okumayla işlenmiştir.
Gerçekçilik bağlamında İran sinemasında dil ve estetik
Yaptığımız çalışmada, gerçekçi sinema kuramı ve İran'ın kendine özgü kültürel ve politik şartları bağlamında İran sinemasının anlatı yapısı incelenmektedir. Bu amaçla önce gerçekçi kuram ve akımlar incelenerek gerçekçi anlatının temel özellikleri belirlenmistir. Ardından İran sinemasının tarihsel gelişimi ve İran sinemasının arka planında yer alan unsurlar incelenmiştir. Film çözümlemelerinde kullanılmak üzere, İran sinemasının sinematografik özellikleri, ilk bölümde belirlenen gerçekçi kuramın kodlarıçerçevesinde tasnif edilmistir. Toplanan veriler ışığında, İran sinemasının en bilinen örneklerinden Kiyarüstemi'nin Arkadaşın Evi Nerede(1987), Mecidi'nin Cennetin Çocukları(1997) ve Panahi'nin Beyaz Balon(1995) ve Ayna (1997) filmleri, biçim ve içerik açısından ayrıntılı olarak çözümlenmiştir. Sonuç olarak; İran sinemasının gerçekçi kuramın temel özelliklerine kendi kültürel dokusunu da ekleyerek kendine has bir sinema dili oluşturduğu belirlenmiştir.
Jacques Lacan ve felsefesi
Bu çalışma; yirminci yüzyılın ünlü düşünürlerinden olan Jacques Lacan'ın, düşünce tarihindeki yerini belirlemek için kaleme alınmıştır. Lacan, bilinçdışı ve dil konusunda önemli düşünceler öne sürmüştür. Bunun yanında; Lacan, psikanalizi bilimsel bir temele oturtmak için çok uğraşmıştır. Lacan göre; psikanaliz, bilinçdışının bilimidir. Bilinçdışı ile dil arasında da bir ilişkinin olduğunu vurgulamıştır. Lacan; bilinçdışının, dil gibi yapılandığını savunmuştur. Yani; dil, bilinçdışının varolma koşuludur. Dil; aynı zamanda, öznenin ortaya çıkmasını da sağlar. Öznenin ortaya çıkmasında ?Ayna Evresi? önemlidir. ?Ayna Evresi?yle; özne, aynadaki kendi imgesini ?Ben? sanarak, sembolik düzene ilk adımını atar. ?Gerçek? ile ?simge? arasında bir bölünme söz konusudur. Lacan'a göre; ?Gerçek?, tam olarak ifade edilemez. Lacan düşüncesinde; semptom ile gösteren-gösterilen ilişkisi de önemlidir.Anahtar Sözcükler1.Bilinçdışı2.Dil3.Ayna Evresi4.Gerçek5.Semptom
Fakir Baykurt'un romanlarında toplumsal gerçekçilik
Çalışmamızda, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nın çağdaş yazarlarından Fakir Baykurt'un romanlarını toplumsal gerçekçilik açısından çözümlemeye çalıştık.Çalışmamızı iki ana bölüm halinde düzenledik. Monografi nitelikli birinci bölümde Fakir Baykurt'un yaşamı, edebi kişiliği ve yapıtlarının değerlendirmesini yaptık.İkinci bölümde ise Fakir Baykurt'un on dört romanını toplumsal gerçekçilik açısından inceledik. Eserden yazara ulaşmayı hedefleyen bir değerlendirme tarzını esas aldığımız bu incelemede, yazarın romanlarındaki toplumsal ve sosyal yozlaşmayı, bireyin kendine dönüş sürecini bilimsel ve estetik yönden tahlil ettik.Anahtar Kelimeler: Fakir Baykurt, roman, toplumsal gerçekçilik, birey, farkındalık.
Sinemada görüntü - gerçek ilişkisi
Bu çalışmada sinematografik görüntüde gerçeklik hissinin nasıl yaratıldığı ve filmin görsel özelliklerinin gerçekçiliğe etkisi incelenmiştir. Teknolojideki gelişmelerle birlikte görüntülerin artık gerçeğe daha yakın olduğu ve izleyicileri daha çok etkilediği görülmektedir. Sinema, başlangıcından beri gerçeğe en yakın görüntüyü elde etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda filmin anlatısından çok, görüntüyü oluşturan unsurların gerçeklik etkisi yaratıp yaratmadığının saptanması amaçlanmıştır.Bu amaçla çalışmada dünya sinemasından seçilen örnekler incelenmiştir. Bunlar; İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin en önemli yapıtlarından olan Roma Açık Şehir (Roma Città Aperta, 1945) ve Bisiklet Hırsızları (Ladri Di Biciclette, 1948), son yıllarda yükselişe geçen Güney Amerika sinemasından Meksika yapımı Paramparça Aşklar, Köpekler (Amores Perros, 2000) ve Tanrıkent (Cidade de Deus, 2003) ile 90'larda sinemada gerçekçilikle ilgili önemli çalışmalardan biri olan Dogma akımının öncüsü Lars Von Trier'nin filmi Dogville (2003) ve yine son yılların en ilgi çekici fantastik filmlerinden biri olan Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü'dür (Lord Of The Rings: Return Of The King, 2003).Çalışmada gerçek, hakikat, kurmaca, gerçekçilik; resimde, fotoğrafta ve sinemada gerçekçilikle ilgili kuramsal kısım oluşturulduktan sonra seçilen filmler çözümlenmiştir. Filmlerin incelenmesinde ?biçimsel çözümleme? yöntemi kullanılmıştır. ?Sinemada görüntü-gerçek ilişkisi? konusu belgesel sinemayı da kapsamasına karşın çalışmada sadece kurmaca filmler incelenmiştir.Film çözümlemeleri sonucunda ortaya çıkan bulgular, görsel özelliklerin filmin anlatmak istediği duygu ve düşünceyi aktarmada ve gerçekliği yansıtmada, anlatısal özelliklere göre daha etkili olduğu yönündedir. Buna göre sinemada gerçekçilik hissini yaratan en önemli unsur, görsel özelliklerin gerçeğe uygunluğudur.Anahtar Sözcükler:1.Sinema2.Gerçek3.Gerçekçilik4.Görüntü5.Biçimsel çözümleme
Gerçeklik kuramına dayalı psiko-eğitim programının lise öğrencilerinin denetim odağı ve yılmazlık düzeyi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; Gerçeklik Kuramına Dayalı Psiko-Eğitim Programının Lise öğrencilerinin Yılmazlık Düzeyine ve Denetim Odağına Etkisini incelemektir. Araştırmanın uygulaması; 2009-2010 eğitim-öğretim yılında, İstanbul ili Büyükçekmece ilçesinde bulunan Recep Güngör Lisesi?nde öğrenim gören, 10. ve 11. sınıf öğrencileri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubu 35 erkek 25 kız olmak üzere 60 öğrenciden oluşmaktadır.Araştırma kapsamında; lise öğrencilerinin yılmazlık düzeyini ölçmek üzere Yılmazlık Ölçeği, denetim odağını ölçmek üzere Nowicki-Strickland Denetim Odağı Ölçeği kullanılmıştır.Deneysel yöntem kullanılarak gerçekleştirilen araştırma; Gerçeklik Kuramına Dayalı Psiko-Eğitim Programının uygulandığı iki deney grubu, etkileşim grubu şeklinde yürütülen bir plasebo kontrol grubu ve hiçbir işlem yapılmayan kontrol grubu olmak üzere toplam 4 çalışma grubundan oluşmaktadır. Verilerin analizinde Gerçeklik Kuramına Dayalı Psiko-Eğitim Programının lise öğrencilerinin yılmazlık düzeylerinde ve denetim odağı düzeylerinde anlamlı farklılık gösterip göstermediğini belirlemek üzere Wilcoxon testi, Man Whitney-U test ve Kruskall Wallis analizleri yapılmıştır.Araştırma sonucunda; Gerçeklik Kuramına Dayalı Psiko-Eğitim Programının uygulandığı her iki deney grubundaki öğrencilerin, Yılmazlık Ölçeği puanlarında etkileşim grubuna ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artış olduğu görülmektedir. Ayrıca; deney gruplarındaki öğrencilerin Nowicki-Strickland Denetim Odağı Ölçeği puanlarında, etkileşim ve kontrol gruplarına göre içsel denetim yönünde anlamlı düzeyde artış olduğu görülmektedir. Yapılan izleme ölçümlerinde, deney gruplarındaki öğrencilerin yılmazlık düzeyinde ve içsel denetim yönünde değişimin uzun süreli olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gerçeklik Kuramı, Yılmazlık, Denetim Odağı
Belgesel sinemada sesin yaratıcı kullanımına bir örnek: Büyük Bergama Sunağı ve Cevdet Erek
Bu çalışma belgesel sinemada sesin yaratıcı kullanım olanaklarını, çağdaş sanattan ilham alan bir bakış açısıyla incelemeyi hedeflemiştir. Bu çerçevede, belgesel sinemada tarihten günümüze sesin kullanımı ve günümüz sanatında belirli bir örnek özelinde sesin kullanımı arasındaki yaklaşım farkları ele alınmıştır. Araştırma süreci, sinema ve belgesel sinemada ses kullanımının yanı sıra güncel sanat üretimlerinde sesi sanat pratiğinin bir parçası olarak kullanan bir sanatçı olan Cevdet Erek'in yapıtı Bergama Stereo, Bergama Stereotipi, Bergama Stereo: Bergama varyasyonları ve Cevdet Erek üzerine bir kaynak taramasının ardından, eserin üreticisi konumundaki Cevdet Erek ile söyleşiyi içermiştir. Bu çalışma kapsamında, belgesel sinemada sesin gerçeklik algısına olan katkısı, mekân yaratma veya var olan mekân algısını ve izleyici deneyimini pekiştirme özellikleri değerlendirilmiştir. Bu çalışma sonucunda sesin, belgesel sinemada gerçekliğin temsili üzerine bir sorgulama yürütme niteliği ve görüntünün dışında kalan gerçekliğin temsiline katkı sunma kabiliyeti olduğu kanaatine varılmıştır. Yapılan çalışma, gerçeklik kavramının her ne kadar objektiflik iddiası içerse de belgesel sinemanın doğasında yer alan temsil etme niteliğinden ötürü, sınırlı bir gerçeklik sunabileceğini ve sübjektif bakış açısını/açılarını da içerdiğini ortaya koymuştur. Belgesel sinemada gerçeği temsil etmeye yaklaşmanın, ancak bu gerçekliğin sübjektif bakış açısı/açıları aracılığıyla verildiğinin kabul edilmesiyle mümkün olabileceği kanaatine varılmıştır.
Simülasyon kuramı çerçevesinde günümüz sanatında yeniden üretim olgusu
ÖZETBu tez çalışmasında günümüz sanatını biçimlendiren simülakrların yeniden üretim sürecinde sanatla ilişkisinin gelişimini araştırmak öngörülmüştür. Çağdaş sanatın içinde bulunduğu durumu incelemek ve mevcut konuma nasıl ulaştığını anlamak için Jean Baudrillard'ın simülasyon kuramı çerçevesindeki verilerden ve simülakr, kopya, orijinal, özgün ve alıntı kavramları üzerinde duran Gilles Deleuze, Roland Barthes, Julia Kristeva, gibi postyapısalcı düşünürlerin etkisiyle de şekillenen yeniden üretimin postmodern sanatta varlık gösterdiği yapılanmaların incelenmesi hedeflenmiştir. Gerçekliğin yok olduğu postmodern dönemde eğer gerçeklik yoksa sanat yapıtını oluşturan öğelerin kaynağı nelerdir? Teknolojik gelişmelerin mekanik yeniden çoğaltma imkânı sağladığı anda yeniden üretilen ile orijinal ilişkisi nasıl konumlandırılır? Kopyalar orijinal olmaya başladığı zaman onları özgün olarak nitelendirmek mümkün müdür? Sanatçılar simülakrların yok ettiği gerçekliğin özlemini duyduğu için mi geçmiş üslupları kendilerine mal etmek istemektedirler? Bir nesne hazır yapıt olarak sunulduğu anda sanat gerçekliğin kendisi mi olmaya çalışmaktadır?Marcel Duchamp'ın burjuva beğenisine başkaldırmak amacıyla sunduğu sıradan bir nesne sanat statüsüne yükselmiştir. Andy Warhol'un ticari bir nesneyi yani meta bir ürünü sanat nesnesi yapması ve kopyaların kopyalarını çoğaltması, sanatı gerçeklikten ayıran özelliklere son veren dönüm noktası olmuştur.İçinde bulunduğumuz dünyada gerçeğin yerini hipergerçekliğin aldığını söyleyen Baudrillard'ın kitapları en çok başvurulan literatür kaynaklar olmuştur. Postmodernizmi anlamak için özellikle modernist sanat ve 1960'dan sonra sanatta oluşan değişimleri hazırlayan etkenler incelenmiştir. Üretime dayalı politikadan tüketime dayalı politikaya geçen kapitalizmin kültürel mantığı çerçevesinde koda dayalı göstergeler sistemi araştırılmıştır. Ve daha sonra göstergelerle donatılmış hayatımızda simülakr imgelerin yeniden üretimle sanat yapıtına dönüşme aşamaları ele alınmıştır.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- yeniden üretim2- simülakr 3- gerçeklik / hipergerçeklik 4- kopya / orijinal 5- temellük
Jean baudrillard'da mekân gerçekliği
Fransız sosyolog ve filozof Jean Baudrillard, Simülasyon Kuramı ile tanınmakta; aykırı düşünceleri ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Kuram ve kavramlarıyla yeni bakış açıları sağlarken temel olarak bilenen kavramlara da yeni bir soluk getirmiştir. Baudrillard, gerçek kavramının için zamanla değişime uğradığını söyler ve hipergerçek bir evrende yaşadığımızı belirtir. Gerçek algısının değiştiği hipergerçek bir evrende mekân kavramının da değişime uğradığı yadsınamaz bir gerçektir. Literatürde mimarlık alanının en küçük yapıtaşı olan mekânın gerçekliği üzerine odaklanan herhangi bir çalışmaya rastlanılmaması nedeniyle; mekân gerçekliğinin tanımlanması, tarihsel süreç içinde yaşadığı değişim ve dönüşümlerin ortaya konması mimarlık tartışmalarında önemli ve gerekli bir olguya işaret etmektedir. Araştırma amacı; Jean Baudrillard'ın basılı eserlerindeki mekân kavramı ve gerçek kavramına dair söylemleri üzerinden mekân gerçekliğini okumak, tanımlamak ve süreç içerindeki yaşadığı değişimi belirlemektir. Araştırma; nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemini kullanmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, örneklemi belirlenmek üzere MAXQDA programı kullanılarak frekans analizleri yapılmıştır. Mekân ve gerçek kavramları için belirlenen toplamda dört eser üzerinden içerik analizi ile kavramlar tanımlanmıştır. Ayrıca mekân kavramına dair eserlerdeki binalar üzerinden Baudrillard'ın söylemleriyle mekân gerçekliği kavramının tanımı tartışılarak; gerçeğin değişimi üzerinden nesnel gerçek ve bütünsel gerçek adında bir ayrım yapılmıştır. Sonuç olarak mekân gerçekliği; tasarım kurgusu, tasarımın bir bütün olarak var oluşunun düşündürdükleri ve yapılış amacı üzerinden kendisini göstermektedir. Baudrillard'ın göre bir binanın mekân gerçekliği ele alındığında tasarımın bütününe bakılarak yorumda bulunmak gerekmektedir.
Postkolonyalizm çerçevesinde sivil toplum kuruluşları ve iletişim stratejilerinde belgesel film: Mercy Ships örneği
Batı merkezli anlatı günümüzde varlığını baskın bir şekilde sürdürmeye devam etmektedir. Modernizm, Batı merkezli anlatıyı farklı coğrafyalarda toplumsal yapının siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarında şekillendirici öncül durumunu güçlendirmektedir. Postkolonyalizm döneminde de Batı merkezli anlatının izdüşümleri hala görülmektedir. Sivil toplum kuruluşları çeşitli amaçlar çerçevesinde toplumsal düzen içerisinde bir yaşam alanı inşa etmeye çalışır. Her kuruluş siyasal, kültürel ve ekonomik amaçları çerçevesinde hedeflerini gerçekleştirir. Bu sebeple kendi düşünce ve kimliğini görünür kılmak, evrensel alanda sunmak ve kamuoyunu kendisinin işlevselliğine ve hedeflerine inandırmak önceliğidir. İzleyicinin düşüncesinde ve izleme alışkanlığında gerçekle özdeşlik ön kabulü bulunan belgesel film türünün kullanımı bu amaca yönelik fayda sağlamaktadır. Belgesel filmlerin içerisindeki temsil yapısı ve taşıdığı söylem anlatının etkin bir güce erişmesine sebep olur. Çalışmada Mercy Ships sivil toplum kuruluşunun Afrika Kıtası'ndaki faaliyetlerinin filme alındığı The Surgery Ship (Yüzen Hastane, 2015) belgesel filmi konu edilmiştir. Çalışmada belgesel film aracılığıyla sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerinin nasıl sunulduğu, belgeseldeki temsil yapısının oluşturulma şekli ve bu sayede belgeselin taşıdığı söylem postkolonyal teori çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın amacı, postkolonyal teori çerçevesinde Batının ötekileştirdiği, asimile ettiği Afrika Kıtası'nda faaliyet gösteren Mercy Ships'in yardım kuruluşu olarak varlığına dayanan belgesel anlatısındaki temsilini analiz ederek, sivil toplum kuruluşunun kendi kimliğini ve eylemlerini görünür kılmak ve bir iletişim stratejisi olarak belgeseli kullanmasını değerlendirmektir. Çalışmanın kapsamı Mercy Ships sivil toplum kuruluşunun ana akım medya belgesel kanalı National Geographic'de 2015 yılında yayımlanmış olan uzun metraj belgesel filmi Yüzen Hastane'dir. Çalışmada eleştirel söylem analizi yöntemi kullanılmış, van Dijk'in yöntemi Abisel'in filmleri analiz etmek için kullanılan öykü ve söylem ayrımlamasına makro ve mikro ölçekte uyarlanmıştır. Çalışmanın sonucunda belgesel filmin katılımcı, gözlemci ve açıklayıcı biçemin özelliklerini barındırdığı ve bunların belgeselin izleyiciye yönelik gerçeklik ve inandırıcılık algısını arttırmak amacıyla kullanıldığı böylece belgeselin taşıdığı temsil yapısı ve söylemin Batı merkezli anlatıyı oluşturduğu, sivil toplum kuruluşunun değerleriyle örtüşen bir şekilde sunulduğu görülmüştür. Sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerini geniş izleyici kitlelerine yayması ve kendini görünür kılması açısından belgeselin iletişim stratejisi içerisinde bir araç olarak kullanılabileceği saptanmıştır.