
2,108
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Uluslararası göçün dış ticaret üzerine etkisi: Türkiye için ampirik bir analiz
Bu tezin amacı, Türkiye'de uluslararası göçün dış ticaret üzerine etkisini incelemektir. Çalışma 2013-2016 yılları arasında Türkiye'nin göç aldığı 125 ülke ile dış ticareti üzerine odaklanmaktadır. Bu amaçla çalışmada panel veri yöntemi kullanılmıştır. Analizler öncelikle tüm ülkeleri içeren modeller için yapılmıştır. Ardından modeller, OECD üyesi ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler olmak üzere iki kategori için tekrar tahmin edilmiştir. Modellerde yer alan değişkenler, genişletilmiş çekim modeline göre belirlenmiştir. Dış ticaret değişkenleri olarak ihracat, ithalat ve toplam ticaret değişkeni kullanılmıştır. Dış ticaretin belirleyicileri göç, GSYH, mesafe, döviz kuru ve nüfus olarak belirlenmiştir. Çalışmanın iki temel sonucu bulunmaktadır. İlk olarak hem OECD ülkeleri hem de gelişmekte olan ülkeler için oluşturulan modellerde uluslararası göçün ihracat, ithalat ve dış ticaret üzerine etkisi pozitiftir. İkinci olarak Türkiye'de uluslararası göçün ithalat üzerindeki pozitif etkisi ihracat üzerindeki etkisinden daha büyüktür. Bu sonuç, Türkiye'de tercih etkisinin ağ etkisinden daha baskın olduğunu göstermektedir. Ayrıca Türkiye'ye daha nitelikli işgücüne sahip göçmenlerin gelmesini özendirecek politikalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Göç, Dış Ticaret, Panel Veri Analizi, Genişletilmiş Çekim Modeli
Tüketici kredilerinde artış ve risk incelemesi: Türkiye örneği
Tüketici kredileri, tüketimin "borçlan sahip ol" modeliyle şekillenmesiyle, bireyin hayatında vazgeçilmez bir noktaya ulaşmıştır. Artık cebimizde taşıdığımız küçük bir teknoloji ile dünyanın herhangi bir yerindeki bilgiye ulaşabiliyor olmamız, fon akışının da hızlanmasına olanak sağlamış ve fon ihtiyacı olanın, fon fazlası olanla buluşması her anda mümkün olmuştur. Tüketici kredilerinin varlığı tüketim olanaklarını arttırırken, kredi sağlayan kuruluşu zora sokacak riskleri de içerisinde barındırmaktadır. Bu nedenle kredilerin taşıdığı riskleri belirlemek, irdelemek, doğru yönetimini sağlamak, riskleri egale edebilmek kredi sağlayıcısı için önemli olacaktır. Çalışmada tüketici kredilerinin arz ve talep unsurları ve riskleri incelenip, irdelemiştir. Ayrıca Türkiye'de tüketici kredilerinde yaşanan artış ile kredilerde yaşanan tahsili gecikmiş alacakların makro değişkenler ile etkileşimi incelenmiştir. Çalışmanın amacı ampirik inceleme ile Türkiye'nin 2003(1)-2017(3) çeyrek dönemleri arasındaki tahsili gecikmiş alacakları etkileyen faktörleri belirleyebilmektir. GSYİH, enflasyon oranı, döviz kuru, faiz oranı, işsizlik oranı, para arzı değişkenlerinin tahsili gecikmiş alacaklardaki etkisi araştırılmıştır. Yapılan analiz ile tahsili gecikmiş alacakların tüm bu değişkenler ile ilişkili olduğu gözlemlenmiş ve yaşanabilecek şoklar karşısında davranış şekilleri belirlenmiştir.
Beşeri sermaye ve ekonomik büyüme ilişkisi: Orta Doğu ülkeleri üzerine ampirik bir inceleme
Bu çalışmanın amacı beşeri sermaye ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi analiz etmektir. Beşeri sermaye bireylerin sahip olduğu bilgi, beceri ve deneyimi ifade etmektedir ve ekonomik büyüme ile ilişkilendirilmektedir. Bu doğrultuda oluşturulan çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; beşeri sermaye ve ekonomik büyüme üzerinde durulmuş ve aralarındaki ilişki açıklanmıştır. İkinci bölümde; Orta Doğu ülkelerinin ekonomik durumu, demografik ve sosyal yapısı hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; öncelikle konu ile ilgili literatür incelemesi yer almış çalışmada kullanılacak yöntem hakkında bilgi verilmiş ve analiz sonuçları raporlanmıştır. Beşeri sermaye ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin açıklanmasında panel veri analizinden yararlanılmıştır. Analizde on iki Orta Doğu ülkesinin 1993-2015 yılları arasına ait verileri kullanılmıştır. Analiz sonucunda toplam işgücü ve sermaye oluşumunun kişi başına gelire etkisinin negatif, beşeri sermaye göstergesi olarak analize dâhil edilen eğitim ve sağlık göstergelerinin etkisinin ise pozitif yönlü olduğuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de kriz dönemlerinde banka kredilerinin yapısı ve bazı makroekonomik değişkenler üzerine etkileri: 2000-2012 dönem analizi
İster ulusal isterse küresel nitelikte olsun yaşanan ekonomik krizler hem bankacılık sektörünü hem de reel ekonomiyi sektörü etkileyebilmektedir. Türkiye'de Kasım 2000, Şubat 2001 ulusal ekonomik krizler ile 2008 Küresel Finans Krizi sürecinde banka kredilerinin gelişimi ve kredi hacmi değişiminin ekonomi üzerindeki etkilerinin araştırılması ilerideki yaşanabilecek olası ekonomik krizlerde alınacak politika tedbirlerinin neler olabileceğinin bilinmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada öncelikli olarak, Türk bankacılık sistemi ve içerisinde yer alan kredilerin yapısı ele alınarak, bankacılıkta karşılaşılan riskler, kredi risk kavramı ve kredi risk yönetimi incelenmiştir. 2000-2012 döneminde gerçekleşen ekonomik krizlerin, özellikle Türk bankacılık sektörünün bu krizlerden nasıl etkilendiği üzerinde durulmuş, Türkiye'de bankacılık sektöründe kredi hacminin gelişimi ve 2000-2012 dönemi bankacılık sektörünün genel görünümü araştırılmıştır. Çalışmamızın son bölümünde, bankacılık kredilerinin ekonomik büyüme, faiz oranı, enflasyon, cari açık, kur, istihdam ve işsizlik gibi bazı makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri araştırılmış ve bu değişkenler ile kredi oranı arasında korelasyon analizi yapılmış, sonuçlar rapor edilmiştir.
Tasarruf açığı ve enerji açığının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye analizi
Türkiye'nin güçlü ve sürdürülebilir ekonomik büyümesini kısıtlayan ve çözüm bekleyen tasarruf açığı ve enerji açığı gibi önemli yapısal sorunu mevcuttur. Türkiye'nin dışa bağımlılığını arttıran bu iki unsur ülkenin ekonomik ve siyasi gücünü etkilemektedir. Bu bağlamda Türkiye ekonomisine şekil veren bu iki unsurun ekonomik büyüme ile arasındaki ilişki uygulanacak politikalar ve alınacak önlemler açısından önem teşkil etmektedir. Bu tezin amacı, Türkiye'de tasarruf açığı ve enerji açığı ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini incelemektir. Çalışmada bu amaçla Türkiye için 1975-2017 dönemini kapsayan yıllık veriler kullanılmıştır. Tasarruf açığı ve enerji açığı ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisi Vektör Hata Düzeltme Modeli (VECM) ve Granger Nedensellik Analizi kullanılarak test edilmiştir. Çalışmanın ampirik bulgularını iki grupta incelemek gerekir. Birincisi enerji açığı ve ekonomik büyüme arasında kısa ve uzun dönemde çift yönlü nedensellik ilişki gözlenmiştir. İkincisi ise tasarruf açığı ile ekonomik büyüme arasında kısa dönemde yalnızca tasarruf açığından ekonomik büyümeye doğru, uzun dönemde ise çift yönlü nedensellik ilişkisi gözlenmiştir.
Finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ekonometrik bir analizi: Türkiye örneği
İktisat biliminin temel amaçlarından birisi toplumların refahını arttırmaktır. Söz konusu bu amaç doğrultusunda, iktisat biliminin uğraş alanlarından birisi de ekonomik büyümedir. Ekonomik büyümenin sağlanmasında ise finansal sistemin önemli bir rolü vardır. Finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini araştıran çalışmalarda farklı ampirik bulgular elde edilmiştir. Bu tezin amacı Türkiye'de finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrusunda Türkiye'ye ait 1986-2017 dönemi verileri kullanılarak zaman serileri analiz yöntemleri uygulanmıştır. Ampirik bulgular Türkiye'de incelenen dönemde finansal gelişmeden ekonomik büyümeye doğru kısa dönemli tek yönlü bir nedenselliğin bulunduğunu göstermektedir.
Enerji arz güvenliğinin makroekonomik etkileri: Türkiye örneği
Bu tezin amacı, Türkiye'de enerji arz güvenliği riskinin makroekonomik etkilerini incelemektir. Bu amaçla çalışmada, 1980-2016 dönemine ilişkin yıllık veriler kullanılmıştır. Türkiye ekonomisinde enerji arz güvenliği riski ile bu riskin ekonomik etkileri arasındaki nedensellik ilişkisi Vektör Hata Düzeltme Modeli (VECM) kullanılarak test edilmiştir. Çalışmanın ampirik sonuçlarına göre uzun dönemde enerji arz güvenliği riski ile ekonomik büyüme, yatırımlar, enflasyon ve cari açık arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Enerji arz güvenliği riskinden istihdama doğru ise hem kısa hem de uzun dönemde tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlardan Türkiye'de enerji arz güvenliği riskinin sürdürülebilir bir düzeye indirilmesi durumunda uzun dönemde makroekonomik dengelerin olumlu yönde etkileneceği anlaşılmaktadır.
Dış borçların sürdürülebilirliği: ECOWAS ülkeleri örneği
Dış borçların sürdürülebilirliği gelişen ülkeler ve özellikle de Ağır Borçlu Yoksul Ülkeler (HIPC) için sıkıntılı bir meseledir. Bu çalışmanın amacı, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS)'da dış borçların sürdürülebilirliğini araştırmaktır. Analizlerde; Benin, Burkina Faso, Gambiya, Gana, Mali, Nijer, Nijerya, Senegal, Sierra Leone ve Togo için (1970 – 2017), Yeşil Burun Adaları için (1980 – 2017), Gine için (1986 – 2017) zaman serisi veriler kullanılmıştır. Sürdürülebilirliği ölçmek için, birim kök testi ile Johansen ve Juselius (1990) eş-bütünleşme testi kullanılmıştır. Birim kök testlerinde toplam dış borcun ihracata oranının durağan olmaması, bütün ülkelerde sürdürülemez dış borçları göstermiştir. Ayrıca, eş-bütünleşme test sonuçları da toplam dış borç stoku ile ihracatın eş-bütünleşik olmadığını ve bunun sonucu olarak bütün ülkeler de dış borcun sürdürülebilir olmadığını göstermiştir. Sonuçlarımıza dayanarak bazı politika önerileri ileri sürülmüştür.
Türkiye imalat sanayinde endüstri-içi ticareti etkileyen faktörler üzerine ampirik bir inceleme
Bu tezin amacı, Türkiye'nin imalat sanayinde endüstri içi ticareti ve endüstri içi ticareti etkileyen faktörleri analiz etmektir. Çalışmada 1988-2017 yılları arasında Türkiye'nin ticaret ortağı 29 ülke ile imalat sanayinde endüstri içi ticareti Grubel Lloyd endeksi ile analiz edilmektedir. Elde edilen sonuçlar ile 1998-2017 yılları kapsamında etkileyen faktörler panel veri yöntemi ile analiz edilmektedir. Endüstri içi ticaretin ülke ve politika temelli belirleyicileri; kalkınma düzeyi, kalkınma düzeyi farklılıkları, piyasa büyüklüğü, piyasa büyüklüğü farklılıkları, dışa açıklık oranı, dışa açıklık oranı farklılıkları, coğrafi uzaklık ve ekonomik bütünleşmeye katılımı kullanılmaktadır. Kurulan modellerden elde edilen sonuçlar ise kalkınma düzeyi, piyasa büyüklüğü ve gümrük birliğine katılımın endüstri içi ticaret üzerinde pozitif etkiye sahip iken coğrafi uzaklığın negatif etkili olduğudur. Türkiye'nin AB üyesi ülkeler ile endüstri içi ticaretin yüksek oranlara sahip olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Spor salonlarının ekonomik performanslarının TOPSİS yöntemiyle karşılaştırılması
Günümüzde spor sadece bireyler için sağlıklı yaşam, kilo verme, bedensel gelişim ve boş zaman aktivitesi olmaktan çıkmış, tüm dünya ve ülkeler için ekonomik olarak güçlü ve gelişen bir sektör halini almıştır. Bu değişim ve gelişime paralel olarak spor, önemli bir gelir kaynağı haline dönüşmüştür. Bu çalışmanın amacı, Türkiye genelinde rassal olarak seçilen sekiz spor salonunun 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait finansal verilerini kullanarak ekonomik performanslarını ölçmek ve karşılaştırmaktır. Bu çerçevede spor salonlarının ekonomik performanslarını karşılaştırmak için sekiz adet finansal oran kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan finansal oranlar; cari oran, likidite (asit - test) oranı, nakit oran, finansal kaldıraç oranı, öz kaynak oranı, borçlanma oranı, öz sermaye karlılık oranı ve net karlılık oranıdır. Söz konusu oranlar spor salonlarının finansal tablolarından hesaplanmıştır. Önce, seçilen finansal oranlar bakımından spor salonlarının durumları tek tek incelenmiştir. Daha sonra finansal tablolardan elde edilen finansal oranlar TOPSIS yöntemi yardımıyla tek bir performans puanına çevrilmiştir. Spor salonları elde edilen bu puanlara göre ekonomik performans sıralamasına tabi tutulmuştur. Performans ölçümüyle ilgili çeşitli yöntemler olsa da bu çalışmamızda Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinden biri olan TOPSIS yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemde genellikle alternatifler belli bir andaki performanslarına göre sıralanır. Ancak bu çalışmada zamanla ortaya çıkabilecek performans değişikliğini görebilmek için üç farklı yıl için değerlendirme yapılmıştır. Yapılan değerlendirme sonuçlarına göre bazı spor salonlarının ekonomik performanslarının zamanla pozitif yönde değiştiği bazı spor salonlarının ise mevcut durumlarını koruyamadıklarını sonucuna ulaşılmıştır. İncelenen dönemde spor salonları içinde hiçbirisi ekonomik performansını istikrarlı bir şekilde devam ettirememiştir. Genel olarak spor salonları ekonomik performans bakımından zaman içinde ya pozitif yönlü ya da negatif yönlü bir değişiklik göstermiştir.
Türkiye'de parasal aktarım mekanizması: Faiz kanalı işleyişi üzerine ekonometrik bir analiz
Merkez bankalarının politika kararları ekonomik değişkenleri etkilemektedir. Bu nedenle merkez bankalarının reel ekonomi üzerinde etkinliğini arttırabilmesi için parasal aktarım mekanizmasının işleyişinin bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin 2003-2018 dönemine ait üçer aylık verileri kullanılarak faiz kanalı işleyişinin seçilmiş makro değişkenlere etkisi incelenmiştir. Değişkenler; bankalararası para piyasasında gerçekleşen gecelik faiz oranı, reel GSYİH, SÜE, GSSO ve YÜFE olarak seçilmiştir. Çalışmada ekonometrik yöntem olarak Toda-Yamamoto nedensellik testi kullanılmıştır. FO, GSSO ve RGSYİH değişkenleri için Toda-Yamamoto nedensellik testinin sonuçlarına göre; faiz kanalı işleyişine ilişkin faiz oranlarının, sabit sermaye yatırımını ve reel gayrisafi yurt içi hasılayı etkilediği ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlara göre Keynesyen parasal aktarım mekanizmasının faiz kanalı işleyişinin Türkiye'de belirtilen dönemler için geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. FO, YÜFE ve SÜE değişkenleri için Toda-Yamamoto nedensellik testi sonuçları ise, faiz oranlarının, yurt içi üretici fiyat endeksi ve sanayi üretim endeksini etkileyen nedensellik ilişkisi tespit edilmemiştir.
İşlem tutarı bazında kredi kartı kullanımının enflasyon ile ilişkisi: Türkiye üzerine bir uygulama
Çalışmada işlem tutarı bazında kredi kartı kullanımı ile enflasyon arasındaki ilişki incelenmiştir. İlk bölümde kredi kartının tanımı ele alınmış, kredi kartı sistemleri ve kredi kartlarının olumlu ve olumsuz yönleri ile kredi kartlarında işlem türleri ve kredi kartlarının dünya ve Türkiye'deki tarihsel gelişimi, Türkiye'deki kredi kartı uygulaması anlatılmıştır. İkinci bölümde enflasyon kavramı, enflasyon çeşitleri ve enflasyon nedenlerine yer verilmiş, enflasyonun teorileri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise; literatür araştırmalarının doğrultusunda Türkiye'de işlem tutarı bazında kredi kartı kullanımı ile enflasyon ve para arzı arasında bir ilişkinin var olup olmadığını incelemek amacıyla yapılacaktır. Bu çalışmadaki değişkenler arasındaki ilişki, zaman serisi analiziyle aylık veriler kullanılarak araştırılacaktır. İşlem tutarı bazında kredi kartı kullanımı verilerini; Bankalararası Kart Merkezi'nden, enflasyon verileri; TÜİK' den tedarik edilmiştir. İşlem tutarı bazında kredi kartı kullanımı ile enflasyon değişkenlerine ait veriler 2009-2018 dönemini kapsamaktadır. Çalışmada işlem tutarı bazında kredi kartı kullanımı ile enflasyon arasındaki ilişki, ARDL koentegrasyon ve Toda Yamamoto nedensellik testleri kullanılarak araştırılmiştır.
Davranışsal iktisat perspektifinden enflasyonist ortamda tüketici davranışları
Davranışsal iktisat, dünyada yeni ülkemizde daha da yeni bir bilim dalı olsa da konu ile ilgili çalışmalar gün geçtikçe artmaktadır. Bu eser, insanların karar nasıl karar verdiği ile ilgilenen davranışsal iktisadın bir örneğini oluşturmaktadır. Gerçek hayatta bildiğimiz insanın; psikolojik, sosyal, dini, ekonomik, ruhsal pek çok yönü mevcuttur. Ana-akım iktisadın reddettiği insan kavramını gün yüzüne çıkarmak bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Konu ile alakalı olarak iktisat bilim dalının başka bilimler ile olan ilişkilerinin reddedilmesi durumunu da değiştirebilmek amacıyla bu ilişkilerin varlığı hakkında bilgi vermekde araştırmanın ikinci sacayağıdır. Anahtar Kelimeler: Davranışsal iktisat, Tüketici, Enflasyon, Kararlar, Anket çalışması
Elektronik ticaret uygulamalarının Türkiye ekonomisine olumlu ve olumsuz etkileri
E-ticaret, gelişmekte olan ülkelerde makro ve mikro ekonomik birimler bakımından kaynakların daha yararlı kullanılmasına olanak sağlayan bir olgudur. Gelişmekte olan ülkelerin e-ticaretin sunduğu yararları kullanabilmesi, e-ticaretin teşviklerle desteklenmesine ve hukuki zeminin oluşturulmasına bağlıdır. Gelişmiş ülkeler e-ticaret kapsamında gelişmekte olan ülkelere nazaran çok daha fazla yol kat etmişlerdir. Bu çalışmada elektronik ticaretin ekonomi üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri irdelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde e-ticaret kavramı, tarihsel gelişimi ve araçları anlatılmıştır. İkinci bölümde e-ticaretin faaliyet alanları ve hukuksal çerçevesi aktarılmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise e-ticaretin ekonomi üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri ifade edilmiştir. E-ticaret, ekonomide kayıt dışılığın azalması ve rekabet gücünün artmasının yanı sıra, yaratacağı yeni iş kolları ve uzmanlıklar sayesinde ilgili sektörlere dinamizm kazandırılmaya ve yeni istihdam alanlarına, bölgesel gelişimin sağlanmasına, eğitime ve sosyal dayanışmanın gelişmesine katkıda bulunmaktadır
2000 yılı sonrası tarımsal kredi ve desteklemelerin, hayvancılık sektörü üzerine etkileri
Tarım asırlardır hayatımızın daima içerisinde olmuş ve insanların temel ihtiyaçlarının karşılanması noktasında faydalı bir araç olarak kullanılmıştır. Zaman zaman ülkeler tarafından politika aracı olarak kullanılan tarım sektörü, uluslararası piyasaların oluşmasıyla da önemli bir ekonomik araç haline gelmiştir. Ülkelerin tarımda devamlılığı sağlaması, verimlilik ve kalite artışına yönlenmesi, bazı ülkelerin önemli tarım ürünlerinde görece üstün hale gelmesi küresel anlamda rekabeti de artırmıştır. Bu nedenle dünyadaki tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesi, korunması ve düzenlenmesi cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar her dönemde gündeme gelmiş, hükümetler bunun için bazı önlemler ve kararlar alarak uygulamışlardır. Türkiye'de bu bağlamda tarım ve hayvancılığın gelişmesi, verimlilik ve kalite artışının sağlanması maksadıyla tarım ve hayvancılık faaliyetleri yapan üreticilere destek vermektedir. Bu çalışmanın amacı, ülkemizde verilen tarımsal desteklemeler içerisinde hayvancılık desteklemelerinin payını görmek ve üreticilere aktarılan bu finansal desteklerin hayvansal ürünler üretimindeki etkisini grafikler yardımıyla ele almaktır. İncelenen veriler neticesinde, 2000'li yıllara kadar hayvancılık destelemeleri hep kısıtlı kalmıştır. 2000 yılından sonraki verilere bakıldığında ise hayvancılık desteklemelerindeki artışlar zaman zaman hayvansal üretimin artışına neden olsa da bazı dönemlerde ise aşırı destekleme artışına rağmen hayvansal üretim değişmemiştir. Bu bağlamda hayvansal üretim miktarının artışı için öncelikle gerekli olan sistemli ve düzenli bir destekleme sisteminin ülkemizdeki yetiştiricilere empoze edilmesi ve gerçek dışı hayvan kayıtlarının önüne geçilmesi olacaktır. Hayvancılık destekleme sisteminin sürekli değişmesi ve üreticilerin eğitimsiz olması sebebiyle, hayvancılık desteklemeleri etkin bir şekilde kullanılamamaktadır. Araştırma kapsamında Türkiye'de hayvancılıkla ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan veriler ışığında değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkiye'de tarımsal desteklemeler, hayvancılık desteklemeleri, tarımsal ürünler üretimi, hayvansal ürünler üretimi
Göç, iklim değişikliği ve afetler ekseninde sosyal yenilik: Türkiye örneği
Kalkınma iktisadı İkinci Dünya Savaşından sonra yükselişe geçmiş, kalkınma anlayışına mekân boyutu eklenerek de bölgesel kalkınma kavramı ortaya çıkmıştır. Bölgesel kalkınma, bölgeler arasında etkin kaynak dağılım ve sosyal adaleti amaçlamaktadır.1980'lerin ortasında yeni bölgeselcilik kavramının ortaya çıkışıyla birlikte geleneksel bölgesel kalkınma anlayışı terk edilmiştir. Yeni bölgeselcilik anlayışı ile yerel aktörlerin harekete geçirilmesi hız kazanmış, yerel kaynakların etkin kullanımı ve politikaların yürütülmesi için bölgesel kalkınma ajansları kurulmuştur. Devlet Planlama Teşkilatı tarafından bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesi amaçlanarak kalkınma planları uygulanmaya başlanmıştır. Kalkınma planların uygulanmasında bölgesel kalkınma ajansları büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada ülkemizin hali hazırda karşılaşmış olduğu ve gelecek dönem de etkisinin artması beklenen göç, afet ve iklim değişikliği dinamiklerinin sadece sosyal değil ekonomik açıdan bölgesel kalkınmaya etkisi tespit edilmiştir. Bölgesel kalkınma ajanslarının bölge planlarında göç, afet ve iklim değişikliğiyle ilgili çalışmalarının yeterliliği değerlendirilmiştir. Ulusal kalkınmaya bölgesel kalkınmanın sağlanmasıyla ulaşılacağından, bölgesel kalkınmanın alternatif bir aracı olan sosyal yeniliğin benimsenmesi, kalkınma planlarında göç, afet ve iklim değişikliğiyle ilgili politikaların gerekliliği tespit edilmiş, önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bölge, Bölgesel Kalkınma, Bölgesel Kalkınma Ajansları, Yenilik, Kalkınma Planı.
Orta gelir tuzağı ve Türkiye ekonomisi analizi
Bu çalışmanın amacı, "Orta Gelir Tuzağı (OGT)" kavramını açıklayarak, Türkiye'nin orta gelir tuzağı açısından değerlendirilmesidir. Çalışmada, ülkelerin orta gelir tuzağı riski durumuna değinilerek, tuzakta olan ülkeler incelenmiştir. Türkiye ekonomisi açısından orta gelir tuzağı ele alınmış ve Türkiye'de bulunan 26 Düzey 2 bölgeleri 2004 - 2017 döneminde bölgesel ve sektörel dağılımını veri alarak, orta gelir tuzağı riski olan bölgeler saptanmıştır. Betimleyici analiz yöntemi ile, 1988 - 2018 dönemine ilişkin verileri baz alınarak orta gelir tuzağının gerçekleşme ihtimali ve bu durumdan kaçınmada etkili olabilen sosyal ve ekonomik göstergelerle Türkiye, Malezya, Singapur ve Güney Kore ülkeleri karşılaştırması yapılmıştır. Türkiye, 1955 yılında alt-orta gelir düzeyine ulaşmış, ancak 50 yıl sonra, 2005 yılında üst-orta gelir düzeyine yükselmiştir. Yaklaşık 14 yıldır bu düzeydedir. Araştırma sonuçları, Türkiye ekonomisinin orta gelir tuzağına girme riskinin yüksek olduğu, yüksek gelir grubuna geçmek için ülkede bölgesel gelişim farkları dikkate alınarak politika uygulanması gerektiği ve ekonominin yapısal dönüşümüne bağlı olduğu sonucunu ortaya koymuştur.
Endüstri-içi ticaretin belirleyicisi olarak uluslararası göç akımları: Ampirik bir analiz
Bu tezin amacı, Türkiye'de uluslararası göç akımlarının endüstri-içi ticaret üzerine etkisini incelemektir. Bu amaçla çalışmada panel veri yöntemi kullanılmıştır. Çalışma 2013-2017 yılları arasında Türkiye'nin göç aldığı 103 ülke ile dış ticareti üzerine odaklanmaktadır. Modeller, Uluslararası Standart Ticaret Sınıflandırması (SITC, Rev.3) 2 haneli ayrıma göre 10 alt sektörün iki taraflı ticaret verisi dayanarak tahmin edilmiştir. Modellerde yer alan değişkenler, çekim modeline göre belirlenmiştir. Bağımsız değişken olarak Grubel-Lloyd endeksine göre hesaplanan endüstri-içi ticaret tüm modellerde yer alırken gelir, ağırlıklı mesafe, döviz kuru ve uluslararası göç akımları modellerde bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Çalışmanın temel sonucu, gıda sektöründeki 4 alt sektörde ve tekstil sektöründeki 1 alt sektörde uluslararası göçün endüstri-içi ticaret üzerine etkisinin pozitif olduğunu göstermektedir. Bu sonuç, bu sektörlerde ağ etkisinin tercih etkisinden daha büyük olduğunu ifade etmektedir. Bir başka deyişle uluslararası göç akımları hem ihracatı hem de ithalatı benzer oranlarda artırmaktadır. Bununla birlikte sağlık sektöründe ise benzer etki ortaya çıkmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Endüstri-içi Ticaret, Uluslararası Göç, Genişletilmiş Çekim Modeli, Panel Veri Analizi
Türkiye'de krizlerin nedeni olarak uluslararası sermaye hareketleri ve ülke riski
1980'li yıllar itibariyle başlayan finansal serbestleşme ülkelerin kalkınmalarını gerçekleştirebilmek için dış kaynaklara ihtiyaç duyması, kendi sermayelerini diğer ülkelerde daha karlı yatırımlara yönlendirmek istemeleri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin aynı kanaatte olması bu sürece hız kazandırmıştır. Serbestleşme sürecinin olumlu ve olumsuz birçok sonucu olmuştur. Serbestleşme sürecinde ve sonrasında yaşananlar akademik çalışmalara konu olmuştur. Çalışmanın amacı Türkiye'de yaşanan krizlere doğrudan yabancı yatırımların ve ülke riskinin neden olup olmadığının araştırılmasıdır. Birinci bölümde kriz tanımı, çeşitleri iktisadi kuramlar çerçevesinde incelenmektedir. Finansal krizlerin nedenleri, alınabilecek önlemler, krizlerin sınıflandırılması ve finansal kriz modelleri araştırılmış olup Türkiye'de ve Dünya'da yaşanan krizlere değinilmiştir. İkinci bölümde genel manadaki risk tanımını ile risk çeşitlerine, ülke riski kavramına, önemine, tarihsel gelişimine, ülke riskinin kaynaklarına, ülke riskini belirleyen faktörlere, ülke riskinin ölçülmesinde kullanılacak metotlara ve bu riski ölçen kuruluşlara yer verilmiştir. Daha sonra ülke riskinin sonuçlarına ve ülke riski ile ilgili literatüre yer verilmiştir. Üçüncü bölümde döviz kuru oranı, ticari dışa açıklık, işsizlik oranı ve yolsuzluk algı endeksinin doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde bir etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, Türkiye'ye yönelen doğrudan yabancı yatırımların seçilmiş makroekonomik değişkenler üzerindeki etkisi, 1995-2017 dönemini kapsayan yıllık veriler kullanılarak çoklu doğrusal regresyon analizi ile araştırılmıştır. Dördüncü bölümde doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları, diğer yatırımlar, finansal risk, ekonomik risk, reel döviz kuru, işsizlik oranı ve toplam rezervlerin Türkiye'de yaşanan krizleri açıklayıcılığı araştırılmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, Türkiye'de yaşanan krizlerin seçilmiş makroekonomik değişkenler tarafından etkilenip etkilenmediği, 2002-2015 yılları arasındaki döneme ilişkin aylık veriler kullanılarak, Probit analizi ile araştırılmıştır. Değişkenlere ait marjinal etkiler analizi de yapılmıştır. Probit model sonuçlarına göre, doğrudan yabancı yatırımlar, ekonomik risk, portföy yatırımları, diğer yatırımları, finansal risk, döviz kuru ve uluslararası rezerv değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamsız çıkmıştır. Buna karşılık işsizlik oranı değişkeni anlamlı ve önemli olarak elde edilmiştir.
Türkiye`de tüketicinin korunması
Günümüzde, serbest rekabetin tam anlamıyla sağlanamamış olması, mal ve hizmetlerin çeşitlenerek nitelik ve nicelik olarak artması, bunun yanında da tüketicilerin yeterli bilince sahip olmamaları nedeniyle tüketici haklarının korunması gündeme gelmiştir. Tüketici hakları, Osmanlı Devletinde ihtisap ve lonca müesseseleri ile korunmuş olmakla birlikte, sistemli olarak ilk defa ABD'de ele alınmıştır. Daha sonra da AB ülkelerinde geliştirilmiştir. Ülkemizde ise.Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve Rekabet Kanunu ile tüketici hakları ciddi manada korunmuştur. Tüketici haklarının korunması yönünden kurumsal ve hukuki alt yapı oluşturulmaya çalışılmıştır.
Dışa açıklık ve enflasyon: Türkiye örneği
ÖZET Türkiye ekonomisi 1980 sonrasında hızlı bir dışa açılma sürecine girdi. Yine bu süreçte 1970'lerden beri süregelen bir enflasyon olgusu da söz konusudur. Yapılan çalışmalar, bu yüksek ve kronik enflasyonun bir çok belirleyicisinin olduğunu ortaya koymaktadır. Dışa açıklık ile enflasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi hem enflasyonu açıklamada hem de uygulanan iktisat politikalarını değerlendirmede yeni ipuçlan verebilecektir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de dışa açıklık ile enflasyon arasındaki ilişkileri analiz etmektir. Bu amaçla, dışa açıklık ile enflasyon arasındaki ilişki önce kuramsal olarak, iktisat politikası kararlan alan otorite ile özel kesim arasında karşılıklı etkileşime dayanan bir yaklaşımla ele alınmıştır. Ardından, bu çerçevede kurulan bir modele dayanarak ekonometrik uygulama yürütülmüştür. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde araştırma konusu ile ilgili tanımlara ve kuramsal yaklaşımlara yer verilmiştir. İkinci bölümde, açıklık ve enflasyon arasındaki ilişki bir model çerçevesine oturtulmuştur. Son bölümde ise, kurulan bu modele dayanarak uygulama yapılmış ve elde edilen sonuçlar 1980 sonrasında uygulanan iktisat politikaları açısından değerlendirilmiştir. VI
Para ikamesi olgusu ve makro ekonomik etkileri (1980 sonrası Türkiye örneği)
ÖZET Bu tezin amacı, para ikamesi olgusunun incelenmesi ve bu olgunun makro ekonomik etkilerinin ortaya konulmasıdır. Bu çerçevede para ikamesinin çeşitleri ve ortaya çıkış nedenleri ve makro ekonomik etkileri teorik düzeyde incelendikten sonra, Türkiye'de para ikamesini etkileyen faktörler ve para ikamesinin belli başlı makro ekonomik değişkenler üzerindeki etkileri ekonometrik olarak analiz edilmiştir. 1970'li yıllarda gelişmiş ülkeler açısından literatürde incelenen konu, 1980'li yıllarda gelişmekte olan ülkeler açısından bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkelerin para ve döviz kuru politikalarında etkinsizliğe, senyoraj ve enflasyon vergisinde kayıplara yol açan bu olgu reel ekonominin gelişmesini de olumsuz etkilemektedir. AB ülkeleri entegrasyon sürecinde ilk etapta paralarını kendi aralarında sabitleyerek, daha sonra da ortak bir para birimine geçerek para ikamesini ve dolayısıyla bu olgunun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmıştır. Gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkeler için önemli bir sorun olan para ikamesi olgusu, 1980 sonrası dönemde Türkiye örneği ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türkiye'de para ikamesi ve bu olguyu etkileyen faktörlerinin ortaya konulmasında EKKY (En Küçük Kareler Yöntemi ) kullanılmıştır. Yapılan analizde gerçekleşen enflasyon oranı, döviz kurunda artış yönündeki beklenti ve para arzındaki artışın para ikamesi oranını artırdığı, buna karşılık faiz oranı ve İMKB indeksi arttığında söz konusu oranın düştüğü belirlenmiştir. Bununla beraber para ikamesinin en duyarlı olduğu değişkenin, gerçekleşen enflasyon oranı ve döviz kurundaki beklenen değişim olduğu görülmüştür. Türkiye'de yaşanan para ikamesinin paranın dolanım hızını artırdığı, döviz kurlarına ise değer kazandırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, para ikamesi önemli bir kamu geliri olan senyoraj geliri ve enflasyon vergisini ise azaltmaktadır. Reel ekonomi açısından da yarattığı olumsuzlukları düşünüldüğünde ve 2001 yılında yaşadığımız finansal kriz sonrasında Türk halkı tarafından da bir histeriye dönüşen döviz talebi dikkate alındığında, ulusal paraya güven kazandırılarak para ikamesinin önlenmesinin ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri haline geldiği söylenebilecektir. Türkiye'de yaşanan para ikamesine yol açan en önemli değişkenlerin gerçekleşen enflasyon ve döviz kurundaki değişim beklentisi olduğu gerçeği, para ikamesinin enflasyonla mücadelede başarılı olunması halinde büyük ölçüde ortadan kalkacağını ortaya koymaktadır. Güçlü ve kendi halkı tarafından güvenilen bir paraya sahip olunması, ekonomik ve politik istikrara yakından bağlıdır.
Türk sermaye piyasasında bankaların rolü (1980-1998)
ÖZET İktisat teorisi, mali sistemin ekonomik büyümeye etkisi üzerinde durmamıştır. Para teorisi de para arzını dışsal varsaymasından dolayı mali sistemin ekonomideki önemi göz ardı edilmiştir. Bununla birlikte ekonomideki parasal gelişmelerin anlaşılması için mali sistemin tanınması gereklidir. Bu konuda 1950' M yılların ortasından itibaren çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Çalışmalardan çıkan sonuçlar, özellikle Bretton Woods para sisteminin çökmesinden sonra, mali sistemdeki düzenlemelerle uygulamaya geçmiştir. Bu nedenle sermaye piyasaları önem kazanmıştır. Gelişmiş ülkelerin bankaları sermaye piyasası işlemleri üzerine yoğunlaşmaları sonucunda ticari bankalarla, yatırım bankaları arasındaki fark azalmıştır. Bununla birlikte gelişmekte olan ülkelerin ticari bankaları sermaye piyasalarında önem kazanmışlardır. Türkiye'de sermaye piyasası merkezli mali sisteme, 1980 yılında faiz oranlarını serbest bırakarak ve 1981 yılında Sermaye Piyasası Kanunun çıkararak geçmeye başlamıştır. Bu dönemde bankaların "güven" kurumları olarak kabul edilmesi sermaye piyasalarının gelişmesinde de aktif rol almalarına neden olmuştur. Ekonomide yaşanan yüksek enflasyon ve buna bağlı olarak mali sistemin göstergelerindeki oynaklık, fonların mali sistem içine dönmesini ifade eden olan finansallaşmayla ekonomik birimler açısından, para ikamesi olgusunu ortaya çıkarmıştır Bu durum "Kamu Kesimi Borçlanma Gereksinimi" yüksek olması ile kronik bir hal almıştır. Finansallaşma, 1989 yılında döviz konvertibilitesinden sonra, bilanço dışı işlemlerin içinde, döviz ve faiz haddi işlemleri ve 1992'den sonra da repo ve varlığa dayalı menkul kıymet ihracı ile artmıştır. Bu durum, mevduat bankacılığının hakim olduğu, Türk bankacılık sisteminde sermaye piyasası işlemlerine bağlı yatırım bankacılığını ön plana çıkarmıştır. Türkiye'de Finansallaşma olgusu bankaların aktifleri içinde, menkul değerler cüzdanın büyümesine yol açmıştır. Fakat bankaların menkul değer cüzdanın faiz gelirlerindeki değişmeler, toplam faiz gelirindeki değişmeyi açıklamamaktadır.
Türk imalat sanayiinde gelir ve istihdam yapısında meydana gelen değişmelerin analizi
ÖZET Kalkınma sürecinde ülkelerin karşı karşıya oldukları yapısal dönüşüm, ekonomik faaliyetlerin sektörel dağılımının değişmesine ( sanayileşme ), başlangıçta istihdamın sektörel dağılımına ve sonra üretim faktörlerinin kullanımı ve ekonomik faaliyetlerin mekansal değişimine, nüfusun eğitimine ve nihayet gelir dağılımına dönük gelişmeler olarak kabul edilir. Gelir düzeylerinin yükselmesi sırasında meydana gelen yapısal değişme birçok iktisatçı tarafından incelenmiştir. Bazı iktisatçılar bu geçiş sürecinde bir veya birkaç olgu üzerinde dururken, bazıları da geçiş sürecinin bütün iktisadi fonksiyonların değişmesini içeren kapsamlı analizini yapmışlardır. Bu çalışmada, yapısal dönüşüm sürecinde iktisadi fonksiyonların değişmesini içeren kapsamlı analizler üzerinde durulmuş ve ülkemiz ekonomisinde 1980 sonrası üretim yapısının, bu analizlere benzer şekilde geleneksel kesim tarımdan, sanayi ( bilhassa imalat sanayi ) ve hizmetler sektörüne ayrıca imalat sanayi içersinde de tüketim malı üreten alt sektörlerden ara ve yatırım malı üreten alt sektörlere doğru bir yapı değişikliği söz konusu olduğu görülmüştür. Ayrıca uygulanan ekonomi politikaları doğrultusunda imalat sanayi üretiminde ağırlık kamudan özel sektöre doğru kaymıştır. Fakat aynı dönüşüm istihdam söz konusu olduğunda reel ücretler, firmaların üretim yapılarında meydana gelen değişimler ve teknolojik gelişme sebebiyle sağlanamamıştır. Ayrıca imalat sanayiinin ekonomik büyümenin motoru olduğu görüşünü esas alan Kaldor Yasası ayrıntılı olarak analiz edilerek ülkemiz ekonomisi açısından geçerliliği test edilmiştir. Buna göre, Türk imalat sanayiinin büyüme hızı ekonomik büyümeyi belirlemektedir. Aynca imalat sanayii istihdam ve verimlilik artış hızlan tüm ekonominin istihdam ve verimlilik artış hızlan üzerinde etkili olmaktadır.
Türkiye`de ihracatın milli gelir üzerindeki etkisi: 1980 sonrası dönem ve uygulamalı bir araştırma
ÖZET Bir ülkede ekonomik faaliyetlerin yegane amacı fert ve toplum refahını arttırmaktır. Genel olarak bir ekonominin refah düzeyinin en önemli ölçütü ise milli gelirdir. Bu nedenle milli gelir konusu, iktisatçılar için daima büyük bir önem arz etmiştir. Milli geliri etkileyen birçok ekonomik faktör bulunmaktadır. Bunlarda birisi de ihracattır. Nasıl ki ithal ikamesi, iç talep, teknolojik gelişme milli gelir artışı üzerinde etkili oluyorsa, ihracat da benzer bir etkiye sahiptir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de ihracatın milli gelir üzerindeki etkisini incelemektir. İhracatta meydana gelen bir artış, çarpan mekanizmasıyla milli geliri arttırarak dolaysız olarak kalkınmayı olumlu yönde etkilerken, diğer yandan da ülke için gerekli olan sermaye mallarının ithalatını kolaylaştırmak suretiyle ekonomik kalkınmaya destek olmaktadır. Ayrıca ihracatın gelişmesi ile artan rekabet baskısı; yeni malların bulunması, kaliteyi arttıracak ve fiyattan düşürecek yöntemlerin araştırılması konularında yerli üreticileri harekete geçirerek ve yeni teknolojilerin kullanımını teşvik ederek ekonomik kalkınmayı hızlandırır. Çalışmada Türkiye'de 1980 sonrası dönemde dış ticaret politikasında görülen, dışa dönük-ihracata yönelik değişim çerçevesinde ihracatta meydana gelen gelişmelerin milli geliri ne yönde etkilediği, koentegrasyon ve nedensellik analizleri ile araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, ihracat ile milli gelir arasında uzun dönemli bir ilişki olduğu ve aynı zamanda ihracatta meydana gelen artışların milli gelir artışlarının nedeni olduğu saptanarak, ihracat ile milli gelir arasında teorinin öngördüğü ilişki ampirik olarak da doğrulanmıştır.
Avrupa Birliği'nde parasal birlik yönündeki gelişmeler ve tek paraya geçişin muhtemel etkileri
ÖZET Üye ülkeler arasında, döviz kurlannda birliğin sağlanarak tek paraya geçilmesi ve cari işlemler ile sermaye hareketleri üzerinde var olan tüm engellerin kaldırılması şeklinde tanımlanabilecek olan parasal birlikte, öncelikle, üye ülke paralan arasındaki dalgalanma marjları gittikçe daraltılarak ortadan kaldırılmakta ve paralar sabit bir pariteyle birbirine bağlanmaktadır. Parasal birliğin sonuçlan henüz ortaya çıkmadığından, bu çalışmada ancak söz konusu oluşumun muhtemel etki, avantaj ve dezavantajlarının gerek AB ülkeleri gerekse de dış ülkeler ve Türkiye açısından ortaya konulması amaçlanmaktadır. Avrupa Birliği'nde tek para birimi EURO'ya geçiş, uluslararası para sisteminde ortaya çıkan en önemli gelişmelerden biri olup, EURO alanında uygulanacak ekonomi politikaları da bölgenin büyüklüğü nedeniyle faiz ve kur değişimleri aracılığıyla dış ülkeleri ve özellikle AB ile yakın ekonomik ve ticari bağlan olan ülkeleri büyük oranda etkileyecektir. Parasal birliğin, AB ile yakın ticari ilişkileri bulunmasının yanısıra 1996 yılından beri gümrük birliği içerisinde bulunan ve 1999 Helsinki Zirvesinden itibaren de tam üyeliğe aday ülkeler arasında yer alan Türkiye üzerinde borçlanma imkanlan, sermaye girişi ve dış ticaret gibi konularda önemli etkilerinin olması beklenmektedir.
Kalkınmanın sürdürülebilirliği ve insani kalkınma ilişkisi
ÖZET Kalkınma stratejilerinin temel özelliği, bunların sadece ekonomik değil, bunun yanında sosyolojik, kültürel ve siyasal tercihlerle de ilgili olmalarıdır. Günümüzde, teknolojik alanda yaşanan hızlı gelişmeler, bu stratejileri önemli ölçüde etkilemektedir, ileri gelişmişlik düzeyi, ülkelerin özellikle fiziki sermaye birikimleri ile birlikte, nitelikli işgücü sayesinde elde edilen teknolojik gelişmelere bağlı olmaktadır. Endüstri çağının kaynak üstünlüğüne dayanan yapısı, bilgi çağına geçişle birlikte, yerini bilgiye -teknolojik bilgiye (know-how)- bırakmakta ya da üstünlüğü paylaşmaktadır. Bilim ve teknolojinin maddi üretimdeki rolü ve yoğunluğu artarken teknolojik yenilenmenin de üretkenlik artışındaki payı giderek yükselmektedir. Teknolojik yenilikler, ürün ve hizmet üretiminin miktar ve kalitesini arttırmakta ve yeni iş alanlarının doğmasına yol açmaktadır. Bu nedenle, teknolojik yenilikler, ekonominin gelişmesini, toplumsal refah düzeyinin yükselmesini ve yaygınlaşmasını doğrudan etkilemektedir. Teknolojik yeniliklerin insan faktörü tarafından gerçekleştirilmesi, insanın niteliğinin, teknolojik gelişme açısından ne derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, teknolojik alanda görülen yenilikler ve bilgi teknolojilerinde ortaya çıkan gelişmeler, yeniliklere dayalı ve insan odaklı kalkınma stratejilerini ön plana çıkarmıştır. Değişimin yaşandığı, teknoloji ve insan faktörünün ön plana çıktığı günümüzde, kalkınma olgusunun fiziki sermayeye dayalı, teknolojiyi ekonomi dışı olarak ele alan geleneksel yaklaşımlar yerine, yeniliklere vurgu yapan ve insan odaklı yeni yaklaşımlar çerçevesinde ele alınması, yaşanan değişimi daha iyi açıklayabilmektedir. ifade edilen bu bütünsellik ve kapsam içinde, yeniliklerin sürekliliğine dayalı bir kalkınma stratejisinin; yaratıcı insana dayanması, yenilikleri merkez alması ve stratejinin tüm toplumsal alanda geçerli olması gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu stratejiyi, Sürdürülebilir Yenilikçi Kalkınma Stratejisi olarak adlandırmak mümkündür. Ulusal Ar-Ge ağının kurulması, teknolojik kapasitenin arttırılmasına dönük tüm faaliyetler ve yenilikçi kurumsallaşmayı ve yapılaşmayı gerçekleştirmeye dönük politikalar, bu stratejinin başarısını arttıracaktır.
Teknolojik ilerlemeye dayalı kentsel kalkınma yaklaşımı: İzmir örneği
ÖZET iletişim ve enformasyon teknolojileri, mikroelektronik ve esnek üretim sistemlerinin gelişmesi, yeni bir sosyo-ekonomik yapının, bilgi toplumunun ve bilgi ekonomisinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dünya ekonomisinde son yirmi beş yılda meydana gelen bu değişim, kentlerin gelişimini de etkilemiştir. Kentler, günümüzde teknolojinin ve bilginin üretildiği, yayıldığı ve ekonomik etkinliklerde kullanıldığı mekânlardır. Kentsel kalkınma sürecinde, dinamik bir değişken olarak teknolojik ilerlemenin göz önüne alınması, günümüzde artık bir zorunluluk olmuştur. Bu çalışma, böyle bir ihtiyaç nedeniyle yapılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde kent kavramının etimolojik kökenleri ve kentsel kalkınma kavramı incelenmiş, kentsel kalkınma teorileri kısaca ele alınmıştır, ikinci bölümde teknolojik ilerleme kavramları ve yaklaşımları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde seçilmiş ülkelerde, teknolojik ilerlemeye dayalı kentsel kalkınma konusundaki gelişmeler anlatılmıştır. İlk üç bölümde ele alınan kavramlar, teoriler ve uygulamalar göz önünde bulundurularak son bölümde, teknolojik ilerlemeye dayalı bir kentsel kalkınma modeli geliştirilmeye çalışılmış ve bu modelin İzmir'de uygulanabilirliği tartışılmıştır. Çalışmanın İzmir'i modelin uygulanmasında pilot kent olarak belirlemesinin nedenleri şunlardır: İzmir'in 5000 yıllık tarihiyle Türkiye'nin en eski yerleşim yerlerinden biridir. İzmir kent kültürü ve toplum yapısı, dünyadaki son değişimlere uyum sağlayabilecek düzeydedir. Aynı şekilde İzmir, coğrafî konumu ve ekonomik etkinlikleri ile Türkiye'de küreselleşme sürecine entegre olabilecek ilk kenttir. Küresel yerelleşme döneminde, uluslararası ilişkiler önemini yitirirken yerel birimler, ekonomiler ve kültürler arası, kentler arası ilişkiler ön plana çıkmaktadır. Yapılan bu çalışma, İzmir'de teknolojik ilerlemeye dayalı bir kentsel kalkınma modelinin uygulanmasının mümkün olabileceğini ve böyle bir sürecin İzmir'i küreselleşen dünyaya entegre edebileceğini iddia etmektedir.
Endüstri-içi ticaret ve ihracata dayalı sektörler arasından Türkiye uygulaması
Aynı endüstri grubu içinde tanımlanan malların bir ülke tarafından eşanlı olarak ihraç ve ithal edilmesi şeklinde tanımlanan endüstri-içi ticaret, son yıllarda iktisat literatüründe geniş bir yer kaplamaktadır. Faktör Donanımı Teorisinin ihmal ettiği ürün farklılaşması, ölçek ekonomileri gibi faktörleri uluslararası iktisat literatürüne kazandıran endüstri-içi ticaret kavramı, Türkiye'de ise henüz yeterince ilgi çekmemiştir. Bu çalışmanın amacı, endüstri-içi ticarete ilişkin kuramsal ve ampirik yaklaşımları incelemek ve ampirik olarak Türkiye dış ticaretinde endüstri-içi ticaretin konumunu ortaya koymaktır. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için çalışmanın ilk bölümünde endüstri-içi ticaretin ortaya çıkmasında rol oynayan faktörler ve bu konudaki kurumsal yaklaşımlar üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümü ise, endüstri-içi ticareti ölçme yöntemlerine ve ampirik olarak endüstri-içi ticaretin ölçüldüğü çalışmaların özetlenmesine ayrılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde, Türkiye'de endüstri-içi ticaret oranının ölçüldüğü ve bu oranın hangi faktörler tarafından belirlendiğinin araştırıldığı bir uygulamaya yer verilmiştir. Çalışmada, 1999 yılı dış ticaret verileri kullanılarak SITC 3 basamak seviyesinde farklı endüstri ve ülke grupları için endüstri-içi ticaret oranları hesaplanmıştır. Grubel-Lloyd Endeksi kullanılarak yapılan hesaplamalar, endüstriler ve ülkeler arasında farklılık gösteriyor olsa da, Türkiye'nin toplam dış ticaretinde endüstri-içi ticaretin oranının ortalama olarak yüzde 35 olduğu bulunmuştur. Bu oranın, ürün farklılaşmasının ve uzmanlaşmanın fazla olduğu endüstrilerde ve Türkiye'nin gelişmiş ülkelerle olan ticaretinde daha yüksek değerler aldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, endüstri-içi ticaretin belirleyenlerinin de endüstri gruplarına göre değişiklik gösterdiği dikkatleri çekmektedir. Yatay endüstri-içi ticaretin daha çok endüstrilere özgü faktörlerden etkilenirken, dikey endüstri-içi ticaretin ülkelere özgü faktörlerden etkilendiği çalışmada elde edilen bir diğer bulgudur.
Kalkınmada insan sermayesi yaklaşımları ve Türkiye`de insan sermayesi boyutunun analizi
ÖZET Ülkelerin sahip olduğu fiziki ve insan sermayesi kaynaklarının düzeyi uluslararası gelişmişlik düzeyini belirlemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde kalkınma sürecinde başlıca amaç, büyüme ile birlikte ekonomik, sosyal, kültürel ve politik alanda ortaya çıkan yapısal dengesizliklerin giderilmesidir. Bu ülkelerde, yapısal değişim sürecinde fiziki ve insan sermayesi birikiminin yetersizliği ve kaynakların etkin olmayan kullanımı kalkınmayı engelleyen başlıca sorunlardır. Kalkınmada fiziki sermaye birikimindeki yetersizliklerin yanısıra insan faktörünün niteliği, fiziki sermayenin gelişimini ve kaynakların kullanımını önemli ölçüde etkilemektedir. Teknolojik gelişme, ekonomik, sosyal, kültürel ve politik alanda ilerleme insan faktörüne verilen öneme bağlı bulunmaktadır. İnsan, emek ve girişimci faktörlerinin sahibi olarak fiziksel ve düşünsel emeği ile üretim sürecinde yer almaktadır. Günümüzde bilgi toplumu olarak adlandırılan gelişmiş ülkeler, sahip oldukları ileri teknolojik ve gelişmişlik düzeyini insan kaynağına yatırıma vermiş oldukları önem sayesinde elde etmişlerdir. Ülkelerin sahip oldukları insan sermayesi fiziki sermayeden daha önemli olarak gelişmişlik düzeyinin başlıca belirleyicisi olmaktadır. Büyüme ve yapısal değişim sürecinde insanı ön plana çıkaran İnsan Sermayesi Kuramına göre; insan faktörü üretimi doğrudan etkilemektedir. Üretimde ortaya çıkan artışlar, insan sermayesinin niteliğinin artırılmasına bağlıdır. İnsanın doğuştan ve sonradan sahip olduğu niteliklerin değeri ise insanın verimliliğini ve üretimde verimliliği etkileyen başlıca faktörlerdir. İnsan Sermayesi Kuramına göre; kalkınma sürecinde insanın niteliğini belirleyen insan sermayesi unsurları ise eğitim, sağlık, beslenme, göç ve konut gibi insana yapılan harcamalardan oluşmaktadır. Ulusal alanda kalkınma ve uluslararası alanında gelişmişlik düzeyinin yükseltilmesi söz konusu insan sermayesi unsurlarına verilecek öneme bağlıdır. Bundan dolayı, bu çalışmada, kalkınma sürecinde insan sermayesinin gelişimi ve öneminin ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Çalışmada, birinci bölümde kalkınma ve insan sermayesi olguları kavramsal düzeyde ele alınmakta, ikinci bölümde insan sermayesi kuramına yönelik ileri sürülen modeller incelenmektedir. Türkiye'de insan sermayesi boyutunun analizi ise çalışmanın son bölümünü oluşturmaktadır.
Bölüşüm ilişkileri ve bu ilişkilerin düzenlenmesinde etkili olabilecek iktisat politikalarının değerlendirilmesi (Türkiye örneği)
ÖZET Bölüşüm ilişkileri ve bu ilişkilerin düzenlenmesinde etkili olabilecek iktisat politikalarının değerlendirilmesi -Türkiye örneği- isimli çalışmamızın temel amacı 1963-1996 döneminde uygulanan iktisat politikalarının fonksiyonel, sektörel, bölgesel ve kişisel gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin analizidir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü, kavramlar ve bölüşüm teorilerinin incelenmesine ayrılmıştır. Burada, bölüşüm teorileri. Fizyokratlar, Klasikler, Neoklasikler, Keynezyen ve sentezci modeller ayrımında, kapalı ekonomi, açık ekonomi ve teknolojik gelişme varsayımları dikkate alınarak incelenmiştir. Bunun sonucunda, bölüşüm konusunun incelenmesinde ideolojilerin etkili olduğu ve bölüşümü tüm boyutlarıyla açıklamaya yönelik bir teorinin henüz geliştirilemediği görülmüştür. İkinci bölümde, bölüşümü etkileyen iktisat politikaları, teorik olarak, ekonomik süreç, ekonomik yapı, ekonomik sistem ve düzen başlıktan altında incelenerek, bu politikaların sektörel, fonksiyonel bölgesel ve bölüşüm üzerine etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece, literatürde, genelde süreç politikalarıyla sınırlı olarak değerlendirilen bölüşüm politikaları farklı bir perspektiften ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, ikinci bölümde yapılan incelemeler çerçevesinde, Türkiye'de 1963-1996 döneminde uygulanan iktisat politikaları, ithal ikameci büyüme dönemi( 1963-79) ve ihracata yönelik büyüme dönemi( 1980- 1996) ayrımında, bölüşüm üzerine etkileri yönünden değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelere bağlı olarak, ölçülebilir, yeterli ve sağlıklı veri bulunan politika araçlarının bölüşüm üzerindeki etkileri ekonometrik modeller yardımıyla analiz edilmiştir. Yapılan inceleme ve analizler sonucunda ülkemizde bölüşüm yapısının fonksiyonel, sektörel, bölgesel ve kişisel olmak üzere tüm boyutlarıyla bozuk olduğu, 1980 sonrası dönemde izlenen politikaların bu süreçte belirleyici etkisinin bulunduğu görülmüştür. Bu nedenle, Türkiye'de, bölüşüm açısından gelinen noktanın, sosyal barışı bozma aşamasında bulunduğu, dolayısıyla, bölüşümün, uygulanacak iktisat politikalarında öncelikli amaç olarak ele alınması gerektiği anlaşılmıştır.
Rekabet üstünlüğünün kaynağı olarak teknolojik yenilikler
ÖZET Küreselleşme sürecinin hız kazanarak yaygınlaşması uluslararası rekabetin önemini arttırmıştır. Bunun sonucunda, rekabet üstünlüğü sağlayan faktörlerin belirlenmesine yönelik çalışmaların sayısı da artış göstermiştir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, içinde bulunduğumuz dönemde yeni teknoloji yaratımı ve kullanımı ülkeler ve firmalar arasında rekabet üstünlüğü sağlamada anahtar faktör konumundadır. Bir ülkenin rekabet gücü, teknolojik bilgi üretebilme ve bu bilgiyi kullanıcılarına aktarabilme yeteneği ile ölçülmektedir. Teknoloji, yeni bir mal ortaya çıkartan veya mevcut malların daha ucuz ve kaliteli biçimde üretimine olanak veren her türlü bilgi, beceri ve süreçlerdir. Teknolojik gelişmenin sağlanabilmesi için, mal üretiminin yanı sıra yönetim, pazarlama gibi hizmetler ve bilgi birikimi de önemlidir. Araştırma ve geliştirme faaliyetleri, dolayısıyla da üniversite ve araştırma merkezleri, teknolojik gelişmenin sağlanabilmeğinde rol oynayan önemli kurumlardır. Rekabet gücü yaratan teknolojiler bugün jenerik teknolojiler olarak adlandırılmaktadırlar. Enformasyon teknolojisi, biyo teknoloji ve yeni malzeme teknolojileri olmak üzere üç temel bileşeni olan jenerik teknolojiler, yarattıkları sinerji ile ekonomik, sosyal ve politik çevreyi şekillendirmektedirler. Bir ülkenin rekabet gücünü etkileyen en önemli faktörler ise, kişi başına düşen AR-GE harcamalarının miktarı, özel sektör AR-GE harcamalarının toplam AR-GE harcamaları içindeki payı ve 1000 kişiye düşen AR-GE personelinin sayısıdır. Bu üç faktörde meydana gelen bir artış, ülkenin rekabet gücünü arttırmaktadır. Türkiye'nin uluslararası piyasalarda rekabet edebilmesi ve kendi teknolojisini üretebilmesi için kurumsal, altyapısal, sektörel, ıııakrockoııoıııik, toplumsal ve insangücü ile ilgili bazı tedbirleri alması zorunluluktur. Aksi takdirde, gelişmiş ekonomiler karşısında güçsüz duruma düşecektir.
Türkiye`de planlı dönemde turizmin moneter ekonomik etkilerinin değerlendirilmesi
Turizm sektörünün gelişmesi ile birlikte turizmin ekonomik ve sosyal etkileri bir çok devletin bu sektöre özel ilgi duymasına neden olmuştur. Sektörünün ekonomik etkileşimin ülke ekonomisine katkısı göz önüne alındığında turizmin gelişmesi için gerekli olan bir çok kolaylığın sağlandığı görülmektedir. Türkiye'de de 1980 yılından sonra turizm faaliyetlerinin, yaratılan teşvikler ve imkanlar sayesinde hızlı bir gelişme görülmektedir. Özellikle ödemeler bilançosu açıklarının kapatılması, milli gelir artışı ve devlet gelirleri açısından olumlu katkılar yapmaktadır. Türkiye'de planlı dönem içerisinde turizm sektöründeki gelişmeler 1982 yılında çıkarılan 2634 sayılı yasa ile hızlı bir ivme kazanmıştır. Turizm sektöründeki gelişmeler yalnızca sektörün kendi içinde kalmamaktadır. Turizmin yarattığı katma değer ve çoğaltan etkisi milli geliri artırması ile diğer sektörleri ve tüm ekonomiyi etkilemekte, canlandırmaktadır. Yapılan girdi-çıktı analizi sonunda Türkiye'de turizm sektörünün 38 sektörden girdi aldığı ve geri bağlantı katsayısının yüksek olduğu görülmektedir. Yani turizm sektöründeki canlanma girdi alman sektörleri de canlandırmaktadır. Bunun aksine turizm sektöründeki durgunluk da diğer sektörleri olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ulusal ekonomilerini canlandırmak için turizm sektörüne önem vermeleri gerekir. Türkiye'de de turizm sektörü, ileri ve geri bağlantı etkilerinin yüksekliği nedeni ile kilit konumunda olup sürekli olarak gelişme ve desteklenmesi büyük önem taşır.
Dış ticarette yeni korumacı eğilimler ve Türk dış ticareti açısından değerlendirilmesi
ÖZET "Dış Ticarette Yeni Korumacı Eğilimler ve Türk Dış Ticareti Açısından Değerlendirilmesi" isimli bu çalışmanın amacı, dünyada 1970'li yıllardan itibaren önemi gittikçe artan korumacı eğilimlerin ortaya çıkış nedenlerim ve geleneksel anlamdaki korumacılıktan farklı yönlerini inceleyerek, yem korumacılığın araçları olan tarife dışı engelleri Türkiye'nin dış ticareti açısından analiz etmektir. Üç bölümden oluşan çalışmanın birici bölümünde, korumacılığın tarihsel gelişimi ve gerekçeleri, yem korumacılığın, geleneksel anlamdaki korumacılıktan farkı ve yeni korumacılığın ortaya çıkmasında etkili olan faktörler incelenmiştir, ikinci bölümde, yeni korumacılıkta kullanılan politika araçları olan tarife dışı engellerin ekonomik etkileri teorik çerçevede tartışılarak, GATT/WTO çerçevesinde bu engeller konusunda getirilen düzenlemeler ve tarife dışı engelleri ölçüm yöntemleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Türkiye'de tarife dışı engellerin gelişimi incelenerek, tarife dışı engellerin ölçüm yöntemleri içinde, onların varlıklarım belirlemeye yönelik envanter yaklaşımı kullanılarak, Türkiye'nin ithalatında uyguladığı ve ihracatında etkilendiği tarife dışı engeller analiz edilmiştir. Karşılaştırma yapmak amacıyla, Türkiye'nin önemli ticaret partneri olan OECD ülkeleri için de tarife dışı engeller analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, Türkiye'nin 1997 yılı itibariyle toplam ithalatının %24'ünün tarife dışı engellerden etkilendiği görülmektedir. Bu oran 1994 yılma göre artış göstermiştir. OECD ülkeleri içinde Türkiye'nin durumu değerlendirildiğinde, yıllar itibariyle tarife dışı engellerden etkilenen ithalatın oram artmakla birlikte, bu oranın, diğer OECD ülkelerine göre son derece düşük kaldığı görülmektedir. OECD ülkeleri içinde, ticaretim tarife dışı engellerle en fazla koruyan ülke Japonya'dır. Yeni Zelanda ve İzlanda ise bu konuda en serbest ülkelerdir. Türkiye'de tarife dışı engellerle en fazla korunan sektörler, İmalat Sanayii içinde Metal Eşya, Makine ve Cihaz Sanayii, Taş ve Toprağa Dayalı Sanayiler, Kimya ve Kimya Ürünleri, Petrol, Kömür, Kauçuk ve Plastik Ürünleri Sanayileridir. Türkiye'de en fazla uygulanan tarife dışı engeller arasında, fiyat ve miktar kontrollerinden oluşan çekirdek tarife dışı engeller yer almaktadır. Fiyat kontrolü olarak anti-damping vergileri, miktar kısıtlaması olarak, ithalat izin ve yetkileri ile ithalatın gözetimi uygulamaları ağırlıktadır. Türkiye'nin en fazla Japonya'ya ihracatında tarife dışı engellere maruz kaldığı görülmektedir. Türkiye'nin AB'ne ihracatının, 1997 yılı itibariyle %I5.9'u tarife dışı engellerden etkilenmiştir. Bu oranın yıllar itibariyle düştüğü görülmektedir. AB'ne ihracatta tarife dışı engellerden en fazla etkilenen sektör Tarım Sektörü olmuştur.
Kayıtdışı ekonomi ve Türkiye`de ekonomik büyüme üzerine etkileri
ÖZET özellikle son yıllarda ülkemizde kamu finansmanının sağlam kaynaklara dayanmaması nedeni ile ortaya çıkan ekonomik sıkıntılar, kayıtdışı ekonomi kavramının tartışılmaya açılmasına neden olmuştur. Bu çalışmada ilk olarak genel anlamda kayıtdışı ekonominin ortaya çıkış sebepleri sosyolojik, ekonomik ve mali yönlerden açıklanmaya çalışılmıştır. Kayıtdışı ekonominin olası fayda ve zararları tartışıldıktan sonra kayıtdışı ekonominin büyüklüğünü ölçmek için kullanılan başlıca yöntemler açıklanmıştır. Çalışmanın izleyen kısımlarında Türkiye'de kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin boyutu üzerinde durulmuştur. Kayıtdışı ekonominin ülkemizde fayda ve zararları açıklandıktan sonra kayıtdışı ekonominin ekonomik büyüme üzerinde etkisi birçok ekonomik değişkenin de gözönüne alınması ile belirlenmeye çalışılmıştır.
Çay tarımının yapısı ışığında üretici sorunları ve çözüm yolları üzerine bir araştırma
İktisadi birleşmeler açısından EFTA ve Türkiye ile ilişkileri
İktisadi birleşme, son 10 yıl içinde hem sanayileşmiş hem de az gelişmiş ülkeler arasında popüler hale gelmiştir. Serbest Ticaret Bölgesi, Gümrük Birliği, Ortak Pazar ve iktisadi Birlik gibi çeşitli iktisadi birleşmeleri tasarlamak mümkündür. Uluslararası ticareti hem değiştirip hem de serbestleştirdikleri için bu tip ekonomik birleşmeler analitik olarak ilginç ve karmaşıktırlar. Ekonomik birleşmenin iki yüzlü özelliğinden ötürü tüm dünyadaki üyelerinin menfaatlerini ( refahını) ya geliştirir yada daha da kötüye götürebilir. Genel olarak ekonomik birleşmenin normal şartlar altında üyelerinin ekonomileri üzerinde hayli etkili ve katkılı olduğu kabul edilmektedir. Aslında bir ekonomik birleşmenin olumlu etkisi ticaretin oluşumuna ve işleyişine bağlıdır. Münferit olarak ülkelerin tecrübeleri göstermektedir ki, ekonomik birleşmenin etkisi zaman içinde ve ülkeden ülkeye çeşitlilikler göstermemekte, ama her bir ülke ekonomisinde farklı sonuçlara yol açabilmektedir. Ayrıca ekonomik bütünleşme, statik ve dinamik etkiler açısından üyeler arasında önemli ve olumlu kazanç fırsatları da oluşturmaktadır. Ekonomik birleşmeye dahil gelişmiş ülkelerin çıkar ve ekonomik menfaatleri, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerinkinden farklı da olabilir. Bugüne kadar ileri ülkelerin ekonomik birleşmelerden daha fazla ekonomik menfaatler kazandıkları genellikle kabul edilmiştir. Bu araştırmada, çeşitli iktisadi birleşme tipleri gösterilmiş ve bunların üye ülkeler ekonomileri üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Ayrıca EFTA olarak bilinen Avrupa Serbest Ticaret Birliği de sosyal ve ekonomik karakterler itibariyle analiz edilmiştir. Sonuçta, EFTA ülkelerinin uluslararası ticaret hacmindeki önemi vurgulanmış ve ayrıca Türkiye'nin de, EFTA ülkeleri için potansiyel bir pazar olabileceği kanaatine varılmıştır. Bundan ötürü, eğer rasyonel kararlar alınabilirse, serbest ticaret anlaşmasının her iki taraf için de önemli ekonomik yararlar sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye`de orman ve ormancılık faaliyetlerini özelleştirme imkanları üzerine bir çalışma
ÖZET Özelleştirme, genelde özelleştirilecek kurumun hisselerinin en az % 50'sinin özel hissedarlara satışını sağlayacak şekilde oluşturulması anlamında kullanılmaktadır. Bununla birlikte, ormancılıktaki temel düşünce, piyasa güçlerinin rolünü artırarak ormancılık sektöründe verimliliği daha iyi seviyeye ulaştırmaktır. Özellikle, ormancılık sektörüne giriş serbestisi ve kolaylığı sağlamak, rekabeti teşvik etmek ve ortak yatırımlara izin vermek suretiyle, daha bir çok önlemin buna katkısı olabilir. Bu çalışmanın amacı; ülkemiz ormancılığının sorunlarının önemli nedeni olan devlet orman mülkiyeti ve işletmeciliğinin özel orman mülkiyeti ve işletmeciliğine tedricen geçişini sağlayarak orman alanlarının ve orman varlığının artırılması, orman köylüsünün refahının yükseltilmesi ve ülke kalkınmasına katkısının artırılabilmesi için gerekli düzenlemeleri yaparak günümüzde geçerliliği kanıtlanan serbest piyasa ekonomisi ilkeleri doğrultusunda faaliyetlerinin yürütülmesini sağlamaktır. Bu araştırma kapsamında düşünülen ormancılıktaki özelleştirmenin pek çok boyutu vardır ve özelleştirme uygulamaları bu boyutlar çerçevesinde düşünülmelidir. Ormanların özelleştirilmesinin daha sağlıklı sonuçlar vermesi isteniyorsa, tüm ormanların özelleştirilmesine geçilmeden önce aşağıda adı geçen uygulamaların öncelik sırasına göre yapılması gerekecektir. Buna göre; -Özelleştirmeye ORÜS'ten başlanmalıdır, -Ormancılık çalışmalarının özel sektöre yaptırılması yaygınlaştırılmalıdır, -Mülkiyeti devlete ait bir kısım boş araziler devredilmelidir, -Fidanlıklar, makina parkları vb. birimler özelleştirilmelidir, -Bazı bölgelerde özellikle Trakya, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu'da var olan baltalıklar yöre halkına devredilmelidir, -Sosyal baskının çok yoğun olduğu bölgelerde mülkiyet devri gerçekleştirilmeli ve köy mülki hudutları içerisinde kalan ormanların köy halkına devri sağlanmalıdır. Yukarıda belirtilen özelleştirme uygulamalarının sonuçlarının olumlu olması verimli ormanların da özelleştirilmesini gündeme getirecektir. Çünkü bugün ülkemizde ormanları işletebilecek nitelik ve nicelikte özel sektör kuruluşu da mevcut değildir. VIII
İşletmelerde bilgi teknolojisi "Trabzon Akçay Kimya Sanayi bilgi teknolojisi uygulaması?
ÖZET Günümüz toplumlarında özellikle sosyal, politik ve ekonomik organizasyonların gittikçe karmaşıklaşması, bunların yönetilmesi ve denetlenmesi için daha fazla veriye ve bu verilereden değişik kriterlere göre oluşturulacak bilgiye ihtiyaç duyulmasına yol açmıştır. Çağdaş organizasyonlarda ihtiyaç duyulan veri ve bilgi, hacimsel olarak gün geçtikçe büyümekte ve halihazırda bu büyümenin bir üst sınırı yok gibi görünmektedir. Bu derece büyük bir hacime ulaşan elde edilebilir veri ve bilgi öğelerinin tümünü anlamak, yorumlamak, hatırlamak zaman ve kapasite açısından imkansızdır. Ancak, bu veri ve bilgiler sistematize edilerek iş dünyasında etkin ve verimli bir biçimde kullanılabilirler. İş dünyasının veri ve bilgiye olan ihtiyacı; geçmişi hatırlayabilmek, bugünü izleyebilmek ve yarını planlayabilmek içindir. Bu amaçla veri ve bilginin iş dünyasının ihtiyaçlarını cevaplayacak şekilde modellenmesi, saklanması, işlenmesi, değişik ortamlara aktarılarak görüntülenmesi ve değişik mesafelerdeki ihtiyaç duyulan başka birimlere iletilmesi gereklidir. Bu çalışmanın birinci bölümünde bilgi teknolojisi içersinde büyük bir öneme sahip olan veri ve bilgi kavramları açıklanmış, veri ve bilgiyle ilgili olarak; veri toplama sistem ve teknolojileri, çıktı teknolojileri, saklama sistem ve teknolojileri, yazılım teknolojileri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde veri ve bilgilerin iletim ve dağıtımını sağlayan, bilgi teknolojisi içinde gittikçe önem kazanan iletişim sistem ve teknolojileri incelenerek bilgisayar iletişim ağları ayrınıtılı olarak açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, Konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla bilgi teknolojisi sistemleriyle ilgili bir uygulama yapılmıştır. Uygulamada, işletmenin kullandığı veri toplama sistemi, çıktı teknolojisi, bilgisayar donanımı ve iletişim sistem ve teknolojisi bütün ayrıntılarıyla incelenmişitir. Genel değerlendirme, sonuç ve öneriler dördüncü bölümde yer almaktadır. IV
Kayıt dışı ekonominin bazı makroekonomik değişkenler ve Crowding Out üzerindeki etkileri
Vergi kaçırma güdüsü ile vergi idaresinin bilgi alanı dışına çıkarılan tüm ekonomik faaliyetleri kapsayan kayıtdışı ekonomi, siyasi rejimleri, ekonomik sistemleri ve gelişmişlik düzeyleri ne olursa olsun hemen hemen her ülkenin az ya da çok bir sorunudur. 1958 yılında akademik literatüre yerleştirilen, dünyanın çeşitli ülkelerinde araştırmalara konu olan ve Türkiye'nin gündemine de 1990 'lı yıllarda giren kayıtdışı ekonomi bu çalışmanın birinci bölümünde kuramsal bir yaklaşıma tabi tutulduktan sonra ülke ve ekonomik sistem analizleri yapılmıştır. İkinci bölümde makro-ekonomik değişkenlerin kayıtdışı ekonomi karşısındaki durumları dikkatlere sunulmuş, Türkiye'de kamu sektörünün özel sektörü dışlaması önce teorik, sonra Türkiye verileri ile üçüncü bölümde analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde genel değerlendirme yapılarak ortaya çıkan ve/veya çıkabilecek problemler için öneriler, önlemler ve bazı stratejiler ön plana çıkarılmıştır. Bu çalışmada varılan sonuçlar şöyle özetlenebilir: Makro-ekonomik değişkenleri ve modelleri kullanarak istikrarlı iktisat politiklarmı uygulamaya koymak sağlıklı verilerle mümkün olur. Kayıtdışı ekonominin dikkatlere alınmadığı model eksik olup, ulaşılmak istenen hedeflerden sapmalar olacaktır. Bu yüzden kayıtdışı ekonominin kayıtlara alınması önemlidir. Türkiye'de kamunun izlediği ekonomik politikalar Crowding Out'a neden olmaktadır. Yüksek faizli iç borçlanma politikası, özel sektör yatırımlarını etkileyip rant ekonomisi oluşturacaktır. Oysa ki kayıtdışı ekonominin kayda alınarak vergilendirilmesi bütçe açıklarını önemli ölçüde azaltarak iç borçlanmanın neden olduğu Crowding Out'u daraltacaktır. VIII
Türk vergi sisteminde toplama esası
Bu çalışmanın amacı, Türk Gelir Vergisinde toplama esası ve bu esas kapsamında aile reisi beyanı ve zararların mahsubuna ilişkin ilkeler ve usullerin ortaya konulmasına yöneliktir. Çalışma, bu amaç doğrultusunda Uç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde, Gelir Vergisinin Türk vergi sistemi içindeki yeri ve konu mu belirlendikten sonra Gelir Vergisinde mükellefiyet şekilleri ele alınmıştır. İkinci bölümde geliri oluşturan kazanç ve iratlar belirlenmiş ve bu kazanç ve iratların vergilendirilme esasları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, gelir vergisinin tarh ve tahsili kapsamında yıllık beyan name, gelirin toplanması, toplama esasının dayandığı ilkeler.toplama yapılan ve yapılmayan hallerle ihtiyari toplama, ülkemizde toplama esası uygulaması, aile reisi beyanı, zararların mahsubu gibi kavramlar ve konular birbirinin ayrılmaz birer parçası olarak düşünülerek birlikte ele alınmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Genel değerlendirme, sonuç ve önerilerde ise ülkemizde mevcut uygulama çerçevesinde toplama esası ve bu esasın teorik temeli olan üniter gelir vergisi sisteminden ne kadar uzaklaştığı ve bu günkü durumu ile ilgili değerlendirmeler ve ulaşılan sonuçlar ifade edilmiştir. Yine bu bölümde, Türk Gelir Vergisinde toplama esasının alanının oldukça daraltılmış olduğu ve bu haliyle sedüler gelir vergisi sistemine doğru bir gelişmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de para ikamesi
Milli paranın; mübadele aracı, tasarruf aracı ve hesap birimi olma fonksiyonlarım başka paralar karşısında yavaş yavaş yitirmesine para ikamesi denilmektedir. Para ikamesi teorisine göre, para ikamesine yol açan iki önemli neden vardır. Bunlar: (1) Enflasyon beklentisi ve/veya (2) Devalüasyon beklentisidir. Ekonomik birimler yapmış oldukları tasarrufların enflasyon karşısında değer kaybetmesini önlemek ve kur farklarından yararlanarak spekülatif kazanç elde etmek amacıyla yabana para talebinde bulunmaktadırlar. Yabancı para talebi, milli paranın asli fonksiyonlarım devralacak büyüklüğe eriştiğinde ise para ikamesi olgusuyla karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, enflasyon ve devalüasyon beklentilerinin Türkiye'deki para ikamesi sürecine etkide bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Enflasyon ve devalüasyon beklentilerinin "rasyonel" ve "adaptif' süreç içerisinde oluştuğu varsayılarak yapılan kısa dönem analizlerinde, yabancı para talebinin enflasyon beklentisi esnekliği negatif ve l'den küçük bulunmuştur. Yabana para talebi ile devalüasyon beklentisi arasında ise anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Uzun dönem ilişkilerinin tesbiti amacıyla koentegrasyon analizi kullanılmıştır. Yabana para talebinin enflasyon beklentisi uzun dönem esnekliği, kısa dönemde olduğu gibi, negatif işaretli ve l'den küçük olarak bulunmuştur. Yabana para talebinin devalüasyon beklentisi uzun dönem esnekliği ise, bu iki serinin farklı seviyelerde durağan olması nedeniyle hesaplanamamıştır. Yabana para talebinin enflasyon beklentisi, uzun ve kısa dönem esnekliklerinin negatif işaretli bulunmasında, para talebi denkleminde bağımlı değişken olarak reel yabana para talebinin kullanılması önemli rol oynamıştır. vn
Türkiye ve Avrupa Birliği'nde uygulanan tarım politikaları: Uyum ve farklılıklar
Dünya üzerinde insanların yaşamaya başladığı zamandan itibaren tarım ve tarım faaliyetleri kaçınılmaz olmuştur. Çünkü tarımın en önemli fonksiyonlarından biri; insanların öncelikle gıda, ardından giyim ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Ülke ekonomisinin kalkınması ve sanayi sektörüne girdi transferinin sağlanması konusunda tarım sektörünün payı büyüktür. Ancak, tarım kesimi sahip olduğu yapısal özellikler nedeniyle desteklenmeye ihtiyaç duymuştur. Bu çalışmanın temel amacı; öncelikle Türkiye'de uygulanan tarım politikasının ve ülke tarımının belirgin özelliklerinin ele alınarak, ardından büyük bir ekonomik birlik olan AB'nin benimsediği tarım politikalarının özelliklerinin sentezlenmesiyle, Türkiye'nin AB'ne uyum şartlarının ortaya konulmasıdır. Bu amaçla; öncelikle bu çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde sırasıyla, Türkiye'nin tarihi süreç içerisinde tarım sektörünün yapısı ve uygulanmaya konulan tarım politikalarının temel hedefleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, Türkiye'de uygulanan tarımsal destekleme politikalarının yapısı incelenmiştir. Ardından dördüncü bölümde AB'nin Ortak Tarım Politikası'nın belirgin özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Daha sonra beşinci bölümde Türkiye ile AB arasında var olan tarımsal yapı ve politika farklılıkları ele alınarak ; Türkiye'nin, AB'nin tarım politikalarına uyumunun nasıl mümkün olacağına ulaşılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak; tarım sektörünün ülke kalkınması için vazgeçilmez olduğunu, fakat yapısal özellikleri nedeniyle desteklenmeye ihtiyaç duyacağını söylemek mümkündür. Ancak, belirlenen tarım politikaları ülkenin ekonomik ve sosyal yapısına uygun olmalıdır. Ayrıca tarım politikalarının, gerektiğinde tarım kesiminde reform yapabilecek değişken bir yapıya sahip olması gerekmektedir. Dünya' da büyük ekonomik oluşumların yaşandığı bir dönemde Türkiye'nin AB'nin Ortak Tarım Politikası'na uyumunun sağlanması gerekir. Bu durum bir avantaj haline getirilmeli ve ülke ekonomisini iyileştirici bir unsur olarak kullanılmalıdır. vnı
Turizmin Türk ekonomisindeki yeri ve Türkiye'ye olan turizm talebi tahmini
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, turizm, dünya ekonomisinde en hızlı gelişen ve genişleyen sektörlerden biri haline gelmiştir. Turizm, çoğu zaman diğer bir çok endüstri gibi bölgesel veya ulusal kalkınma için bir araç olarak kullanıldı. Turizm sektörü, yaygın biçimde gelir, iş ve vergi gelirlerinin yaratılmasında, ödemeler dengesi problemlerinin hafifletilmesinde, bölgesel ve ulusal ekonomik gelişmelere katkıda bulunmada rol oynayan önemli bir faktör olarak tanınır. Özellikle 1980'li yıllarda Türkiye, dünyadaki bütün turistler için popüler bir turist çekim merkezi haline geldi. Turizm Türkiye için önemli bir döviz kaynağı oldu. Özellikle 1980'li yıllarda, Türkiye'nin uluslararası turizmden elde ettiği gelirler, diğer geleneksel turizm ihracatçısı ülkelerin gelirlerinden daha hızlı arttı. 1980'lerden sonra Türkiye ekonomisinde turizm, gelir yaratılmasında, yeni istihdam olanaklarının yaratılmasında ve ödemeler dengesi problemlerinin giderilmesinde önemli bir rol oynadı. Turizm, artık Türkiye'nin ekonomik kalkınma stratejisinde anahtar sektör olarak kabul edilebilir.. Turizm talebi ve turistik yerlerin seçimi, gelir, enflasyon oranları, döviz kurları ve önemli politik değişmeler gibi beklenmedik olayları kapsayan çok sayıdaki faktörde meydana gelen dalgalanmalardan etkilenebilir. Etkili turizm politikalarının formülasyonu için turizm talep esnekliklerinin güvenilir tahminleri gerekir. Bu çalışmada 1970-1994 yılları arasında 11 ülkeden Türkiye'ye olan turizm talebi tahmin edildi. Sonuçlara göre; Türkiye'ye olan turizm talebini kişi başına düşen gelir, döviz kurları, tüketici fiyatları endeksi, yatak sayısı ve beklenmedik olaylar (savaş, politik değişiklikler) etkilemektedir.
Türkiye'de seçim ve ekonomi (1950-1993)
02. Özet Demokratik toplumlarda, siyasi otoritenin seçimi kazanmak ve ekonomi politikalarını kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmesine seçim ekonomisi denilmektedir. "Siyasi Konjonktürel Dalgalanmalar" teorisine göre, seçim ekonomisine yol açan iki önemli neden vardır. Bunlar (1) siyasi iktidarın tekrar seçimi kazanıp, ikidarının ömrünü mümkün olduğu kadar uzatabilmek çabasıdır. (2) Seçmenlerin istek ve beklentilerini kısa dönemde karşılamak amacıyla partizanca davranmalarıdır. Bu nedenle ekonomik politikalar siyasi yapı tarafından kolayca etkilen mekte, siyasi ve ekonomik dalgalanmalar oluşmaktadır. Bu çalışmada, seçim ekonomisi politikalarının Türkiye ekonomisi üzerinde etkilerinin bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Seçimlerden önce enflasyon ve işsizlik oranlarının düşük, büyüme hızının yüksek tutulduğu bununla birlikte kamu harcamalarının ve para arzının siyasi iktidar tarafından artırıldığı ve kamu gelirlerinin düşürüldüğü belirlenmiştir. Seçimlerden sonra, seçim ekonomisinde uzun dönemli etkilerinin bir sonucu olarak, kamu harcamaları azalırken, enflasyon oranının ve kamu gelirlerinin artmaya başladığı görülmüştür. Ayrıca siyasi otoritenin özellikle bazı tarımsal ürünlerde destekleme politikalarını uyguladığı da belirlenmiştir. VII
Bölgesel gelişmede kalkınma ajanslarının rolü, etkileri ve Türkiye uygulaması
Bölgesel gelişme planlanan bölgelerde ve sektörlerde nitel ve nicel yapısal değişmeler sonucu bu bölgelerde ekonomik gelişmenin sağlanmasını hedeflemektedir. Bölgesel gelişmenin gerçekleştirilmesi için çeşitli araç ve kurumlardan yararlanılması gerekmektedir. Türkiye'de bölgesel gelişmede kullanılan araçlar etkinliğini kanıtlamıştır. Uluslararası bir karşılaştırma yapıldığında, Türkiye'de ekonomik gelişmede en önemli eksikliğin kurumsal yapıda olduğu bilinmektedir. Türkiye'de kurumsal yapının oluşturulmasında yapılacak olan ilk adımlardan biri yerel kurumların oluşturulmasıdır. Uluslararası gözlemler yerel ve bölgesel kurumların kalkınma yolunda önemli görevleri olduğunu göstermektedir. i3u kapsamda incelenen Kalkınma Ajansları, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, kalkınmanın istenilen doğrultuda yönlendirilmesinde etkili olmuşlardır. Bu çalışmada; bölgesel gelişmede Kalkınma Ajanslarının rolü, etkileri ve Türkiye uygulaması incelenmiştir. Türkiye'de kullanılan teşvikler ve kamu yatırımları gibi araçların özellikle az gelişmiş bölgelerde uygun bir yatırım ortamı yaratmaya yetmediği bilinmektedir. Diğer ülkelerin deneyimleri ışığında, uygun yatırım ortamı yaratılmasında kullanılabilecek diğer araçların belirlenmesi ve bu araçları kullanılabilecek bir kurum tipi olarak Ekonomik Kalkınma Ajanslarına gerek vardır. GAP İdaresi Türkiye'de ilk kez bir Bölgesel Kalkınma İdaresi olarak kurulmuştur. GAP bölgesi Türkiye'de bir EKA kurulması için düşünülebilecek en uygun bölgedir. Bölge için bir planın ve sorumlu bir teşkilatın varlığı EKA'nın kurulmasını kolaylaştırmaktadır. VII
Doğu Karadeniz bölgesinde çay tarımının yapısı, başlıca ürünlerle mukayesesi ve dış ticareti
Türkiye'de çay işletmeciliği ilk defa 1947 yılında başlatılmış, yurtiçi çay talebi 1963 yılından itibaren tümüyle yerli üretimle karşılanmıştır. 1984 yılına kadar Devlet Tekelinde yürütülen çay işletmeciliğinde, bu yıldan sonra kamunun yanında özel sektöründe faaliyetine izin verilmesiyle kısa sürede üretim kapasitesinde büyük artışlar olmuştur. Gerek çaylık alanların kontrolsuz artışı, gerekse özel sektörün plansız, programsız ve hazırlıksız çay üretimine başlaması neticesi; hem ihtiyaç fazlası yaş çay ürünü alınmış, hem aşın çay stoklan oluşmuş, hem de sektörde atıl kapasite doğmasına neden olunarak kaynak israfına yol açılmıştır. İç piyasada üretim ve satıştaki payı azalan Çaykur; stok fazlası çayları, ancak zararına ve düşük fiyattan kısıtlı miktarlarda ihraç edebilmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesinde üreticileri çay tarımına bağımlılıktan kurtaracak, diğer tarım ürünlerinin üretimi uzun yıllar ihmal edilmiş, diğer yandan bölgede sanayi ve ticaret geliştirici yatırımlar da yeterince teşvik edilmemiştir. Çay üretimindeki fazlalıklar; yetersiz taban fiyat ve gecikmeli ödeme yönünden üreticileri; atıl kapasite, yüksek maliyet ve rekabet nedeniyle Çaykur ve özel sektörün karlılığını olumsuz yönde etkilemiştir. Bir başka ifadeyle ihtiyaçtan fazla üretilen malın değeri azalmıştır. 1993 yılında çıkarılan kararname ile çaylıkların her yıl 1/5'inin budama zorunluluğu getirilmiş, ürün kaybı bedeli üreticiye tazminat olarak ödenmiş, böylece arz fazlası çay önlenerek kaliteli hammadde alınmak istenmiştir. Bu uygulama hem üretici hem de işletmeci kesimlerce benimsenmiş ve faydalı bulunmuştur. Çay sektöründe üreticilerin; taban fiyat, ödeme, hasat, taşıma, satma, gübreleme ve örgütsel ilişkiler gibi sorunları halen devam etmektedir. VIIÇaykur'un stok fazlası çaylarını satmak ve finansman ihtiyacını karşılamak için; 1996 yılında Beyaz Rusya ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında yapılmış olan anlaşma kapsamında ucuz fiyattan ihraç etmeyi taahhüt ettiği 41 bin tonluk takas çay ihracat sözleşmesi gereği Türk çayı 22 devletin pazarına girmiştir. Bu ülke piyasalarında kalıcı bir Türk çayı pazarının muhafaza edilebilmesi ve sektördeki arz fazlası stok çayın eritilebilmesi için Çaykur bundan sonra her yıl 15-20 bin ton kaliteli çayı uygun fiyattan ihraç etme şansını iyi kullanması gerekmektedir. Bölge insanını çaya bağımlı olmaktan kurtarmak için; toprağın yapısı, verim ve elde edilen ürünün pazar değerine göre diğer tarımsal ürünlerin üretimi de ihmal edilmemeli ve teşvik edilmelidir. Özellikle kivi yetiştiriciliğine arazi yapısının gösterdiği uyum, elde edilen verim ve parasal gelir dikkate alınarak kivi yetiştiriciliği daha da önemsenerek geliştirilmelidir. Tarımsal alanların kısıtlılığı karşısında; bölge insanının geliri ve yaşam düzeyini daha ileri seviyelere ulaştırabilmek için; ticari ve turizm yatırımlarının devletçe teşvik edilmesi faydalı olacaktır. Çay üreticilerinin çeşitli sorunları ve örgütsel problemleri çözülerek, gerekli yasal ve kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır. Bölgede çay üretimiyle beraber diğer tarımsal ve ticari faaliyetler; ekonominin ve bölgenin sosyo ekonomik yapısı dikkate alınarak ekonominin gereklerine uygun olarak yapıldığı taktirde, bundan hem bölge insanı, hem bölge ekonomisi, hem de ülke ekonomisi kazançlı çıkacaktır. VIII
TRACECA Projesi'nin Türkiye'ye etkisi ve orta gelir tuzağından çıkışta önemi
AB projesi olan Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru (Transport Corridor Europe Caucasus Asia-TRACECA) Projesi ile bölge ülkeleri güvenli ve hızlı güzergâhlar belirlemiş, bir dizi yatırım projesi ve teknik yardım programları oluşturmuş, denize kıyısı olmayan Orta Asya ülkelerinde demiryolu ulaştırması öne çıkmıştır. TRACECA Projesi aracılığıyla, projeye üye ülkelerde ulaştırma altyapısının gelişmesinden hareketle bölgesel kalkınmanın başlaması öngörülmektedir. Ulaştırma altyapısının gelişmesi, taşıma maliyetlerini aşağı çekerek ticareti ve uzmanlaşmayı teşvik edecektir. Böylece iktisadi aktivitenin mekana yayılmasını sağlayarak bölgesel gelişmişlik farklılıklarını azaltacaktır. TRACECA ile birlikte kısa dönemde ortaya çıkacak değişim ve gelişim; üretimi, istihdamı, girdi ve çıktı miktarlarını olumlu olarak etkilerken süreç içinde piyasa işleyişinden kaynaklı dinamik büyüme etkisi ile de pek çok iktisadi süreci kendiliğinden harekete geçirerek ve verimliliği artırarak, Türkiye'nin Orta Gelir Tuzağı'ndan çıkışında yardımcı olacaktır. Bu çalışmada, TRACECA Projesi'nin Türkiye'ye etkisi ve Orta Gelir Tuzağı'ndan çıkıştaki öneminin ortaya koyulması amaçlanmıştır.
Afrika, Karayip, Pasifik ülkeleri ve Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki ekonomik ortaklık anlaşmalarının Afrika ülkelerinin kalkınması üzerindeki teknolojik ve ticari etkileri
Bu çalışmanın amacı, AKP devletler grubundaki Afrika ülkesi üyelerin ekonomik gelişmesi hakkında Afrika, Karayip ve Pasifik ülkeleri devletler grubu (AKP) ile Avrupa Birliği (AB-27) arasında Ekonomik Ortaklık Anlaşması'nın (EOA) teknolojik ve ekonomik etkilerini teorik, tanımlayıcı ve ekonometrik olarak analiz etmektir. Bu çalışmanın başlıca katkısı, imtiyazlı ticaret anlaşması çerçevesinde gelişmiş ve gelişmemiş ülke grupları arasındaki ilişki bağlamında karşılıklı ticaret ve teknolojiyi değerlendirmede kendine özgülüğüne dayanmasıdır. Ticaret, ekonomik büyüme ve gelişme konusunda teorik ihtilafın ötesinde bu çalışma Gruplaştırılmış Panel Dinamik Olağan En Küçük Kare (PDEKK) yöntemi kullanılarak beraber entegre edilmiş panel tekniklerine dayalı ampirik araştırmanını yanı sıra açıklayıcı analizi de aydınlatmaktadır. Bir yandan politik kurumların karşılıklı ticaret, teknoloji ve kalitesinden, diğer yandan kişi başına reel büyüme (GSYİH (GDPPC)) yerli üründen değişkenler hakkında toplam faktörler üretkenliğini (TFÜ) geriye çekmekteyiz. Dolayısıyla, bulgularımız farklı gelişim seviyelerindeki devletler arasında karşılıklı ticaretin uzun vadede teknolojik gelişim ve ekonomik gelişimi desteklediğine dair teorik teklifleri desteklemektedir. Bununla birlikte, fark ettim ki AKP'nin Afrika ülkeleri üyelerindeki politik kurumların kalitesi ve uluslararası ticaret değişkenleri arasında önemli etkileşimler vardır. Önceki etkiler göstermektedir ki ülkelerin uluslararası açılma etkisini yakalamak için uluslararası ticaret kapsamında ekonomik kurumların iyi işlemesine imkan sağlayan kendi politik kurumlarının kalitelerini iyileştirmeleri gerekmektedir.
Türkiye Şeker Sanayi'nin gelecek vizyonu bağlamında portföy A grubu fabrikaları (Ağrı, Erciş, Kars, Muş, Erzurum Şeker Fabrikaları) grubunun etkinlik ve verimlilik analizleri ve özelleştirme kapsamında tartışılması
Türkiye Şeker Sanayi Türkiye ekonomisi için etkisi güçlü ve ekonominin gelişmesi adına itici bir kuvvete sahip bir sektördür. Kuruluşu ilk olarak özel teşebbüs yoluyla Uşak'lı Molla Ömer Oğlu Nuri Şeker tarafından başlatılan Türkiye'de ki şeker sanayinin rekabet edilebilirliğini yükseltmek için politika yapıcılarının belli başlı düzenlemeleri ile Şeker Sanayi etkinlik ve verimlilik bağlamında düzeltilmeye çalışılmıştır. Bu politikalardan biri olan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin özelleştirilme kapsamına alınması nedeniyle, bölgemiz ekonomisine olan etkilerini Veri Zarflama Analizi ile (2009-2015 yılları arasında) incelenen çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde kısaca araştırmaya konu olan performans kavramı, verimlilik ve etkinlik gibi kavramlara yer verilmişken, ikinci bölümde şeker sanayinin günümüze kadar süregelen tarihçesine genel bir bakış açısıyla değinilirken, üçüncü bölümde kullanacağımız metadoloji ve ardından etkinlik ve verimlilik analizine dördüncü bölümde yer verilmiştir. Etkinlik ve verimlilik analizleri sonucu etkinsiz çalışan fabrikalarımız; 2009 yılında Erciş Şeker Fabrikası, 2010 yılında Kars Şeker Fabrikası, 2011 yılında yine Kars Şeker Fabrikası, 2012 yılında Erciş ve Muş Şeker Fabrikaları, 2013 yılında Erciş ve Kars Şeker Fabrikaları olarak belirlenirken, neden etkinsiz olduğu ile alakalı yorumlara yer verilmiştir. Beşinci bölümde ise araştırmaya konu olan beş fabrikanın araştırma sonuçlarının genel bir değerlendirilmesi ve fabrikaların etkin çalışması için gerekli önerilere yer verilerek, bölge ekonomisi adına fabrikalarımızın özelleştirilme kapsamında nasıl bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Analiz, T.Ş.F.A.Ş, Etkinlik