
4,696
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Geçiş güvenlikleri ekseninde Türkiye'de enerji güvenliğinin geleceği ve güvenlik ekonomisi
Enerji güvenliği kavramını, var olan enerji kaynağına uygun fiyat koşulunda ulaşılarak, enerji arzının devamlılığının emniyetli ve sorunsuz bir şekilde, ihtiyaç sahibi ülkelere aktarılması şeklinde tanımlayabiliriz. Her geçen gün talebin sürekli arttığı enerji piyasasında enerji güvenliği, giderek önemli bir pozisyona yükselmektedir. Bu durumun ortaya çıkmasında yakın tarihte yaşanan savaşların sebep olduğu söylenebilir. Bu savaşlar neticesinde ülkeler enerji güvenliği özelinde çalışmalar yapma ihtiyacı duymuştur. Günümüzde güvenlik teriminin alt bölümlerinde yer alan kritik altyapıların, kamu düzeninin devamı için büyük önem taşıdığı düşünülmektedir. Bu çalışmada, enerji özelinde enerji güvenliği kavramını oluşturan etmenler, enerji kaynaklarının tanımlanması, enerji kaynaklarına sahip ülkelerin enerji politikası ve güvenliği konusunda sahip oldukları rol ele alınmıştır. Ülkemizin enerji politikası ele alınarak özellikle geçiş güvenliği ekseninde enerji güvenliği konusunda sosyal politika önerileri paylaşılmıştır.
Sağlık, gelir eşitsizliği ve yoksulluk: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerine bir inceleme
Gelir eşitsizliği ve yoksulluk sağlığın sosyo-ekonomik belirleyicileri arasında yer almaktadır. Bu değişkenler sağlık çıktılarının ve nüfusun farklı kesimleri arasındaki eşitsizliklerin şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Gelir eşitsizliğinin artmasıyla birlikte görece düşük gelirlilerin sağlık çıktıları bu durumdan olumsuz etkilenebilmektedir. Benzer şekilde doğrudan gelirle ilgili olan yoksulluk olgusu da nüfusun temel ihtiyaçlarını karşılayamamasına böylelikle de sağlık durumunun bozulmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yoksulluk ve gelir eşitsizliğinin sağlık çıktısı üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Çalışmada 2004-2019 dönemini kapsayan veriler kullanılarak Driscoll-Kraay tahmincisi ile gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için iki ayrı model analiz edilmiştir. İlk model gelir eşitsizliğinin sağlık üzerindeki etkisini analiz ederken, ikinci model yoksulluğun sağlık sonuçları üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Her iki modele de kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), işsizlik, hava kirliliği, eğitim ve alkol tüketimi gibi sağlık üzerindeki etkileri ampirik olarak kanıtlanmış kontrol değişkenleri dahil edilmiştir. Birinci modelin Driscoll-Kraay tahmincisi ile analizinden elde edilen bulgular, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde gelir eşitsizliğinin sağlık çıktısı üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Benzer şekilde, ikinci modelin tahmininden elde edilen bulgular ise hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğun sağlık eşitsizliği üzerinde negatif etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda, ülkelerin daha iyi sağlık çıktıları elde edebilmek için gelir eşitsizliğini ve yoksulluğu önlemeye yönelik politikaları uygulaması önerilebilir. Yoksulluğu ve gelir eşitsizliğini azaltmaya yönelik bu politikaların nüfusun tüm kesimleri için daha uzun ve sağlıklı yaşama katkı sağlayacağı söylenebilir.
Sosyal medya ve küreselleşmenin ekonomik büyüme üzerine etkisi: G7 ülkeleri üzerine bir inceleme
Teknolojik gelişmeler 20. yüzyılda insanlar arasındaki iletişim boyutlarını önemli ölçüde değiştirmiştir. Teknolojik gelişmelerle birlikte gelişen sosyal medya insan hayatının iletişim pratiklerini de bu ölçüde değiştirmiş ve geliştirmiştir. Eski çağ insanı, duman çıkararak, güvercin uçurarak, taş ve duvarlara şekiller çizerek çeşitli ilkel yöntemlerle iletişim kurarken, günümüz insanı ise teknolojik gelişmelerin hayatımıza kattığı cep telefonu, bilgisayar, sosyal medya gibi yeni dijital iletişim araçları sayesinde anında iletişim kurma imkanına sahip olmuş ve küreselleşme kavramı da hayatımıza girmiştir. Bu tez çalışmasında 1992-2018 yılları arasındaki dönemin G7 ülkelerindeki ekonomik büyüme ve küreselleşme etkileri hakkında veriler derlenmiştir. İnceleme için ekonometrik bir yöntem olarak Panel VAR analizinden yararlanılmıştır. Panel VAR analizi sonuçlarına göre, G7 ülkelerinde küreselleşme artışının ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediği görülmektedir. Bununla birlikte, sosyal medyanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmiş ve modele dahil edilen band genişliği ve internet kullanım artışının ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. G7 ülkelerinin kendi koşullarına ve önceliklerine göre politika kararları alması gerekmektedir. Bu nedenle, her G7 ülkesinin özelleşmiş politika önerileri oluşturması ve kendi iç politika süreçlerini takip etmesi önemlidir. Bununla birlikte, G7 ülkeleri arasında deneyim ve bilgi paylaşımını teşvik edecek platformlar oluşturmak ve uluslararası işbirliği sağlamak da politika önerilerinin etkisini artırabilir.
Bilgi iletişim teknolojilerinin iş gücü verimliliği üzerine etkisi
Bilgi ve iletişim teknolojisi, birleşik iletişim, telekomünikasyon ve bilgisayarların yanı sıra gerekli kurumsal yazılım, ara katman yazılımının entegrasyonunun rolünü vurgulayan bilgi teknolojisi için genişletilmiş bir terimdir. Kullanıcıların bilgilere erişmesini, bunları saklamasını, iletmesini, anlamasını ve değiştirmesini sağlar. Bazı gelişmiş ülkeler, hem sosyal hem de ekonomik olarak Bilgi ve iletişim teknolojilerinin benimsenmesinden ve kullanılmasından büyük fayda sağlamıştır. Konuyla ilgili literatür, elde edilen bu faydaların bu ülkelerin telekomünikasyon altyapılarının varlığına ve ekonomik kalkınmalarına bağlı olduğunu vurgulamaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojisinin verimliliğin geliştirilmesi üzerindeki etkisi literatürde çok tartışılan bir konu olmuştur. Teorik olarak, bilgi ve iletişim teknolojisinin üretkenlik üzerindeki etkisi, bu teknolojilerin üretim sürecinde girdi olarak oynadıkları rolden ve işlem maliyetlerini azaltma ve yalnızca firma içinde değil, aynı zamanda iş ortakları dışında da farklı faaliyetlerin koordinasyonunu geliştirme yeteneklerinden kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada, BİT'in iş gücü verimliliği üzerindeki etkisinin anlaşılması amacıyla, G7 ülkeleri ele alınmış, 1995-2018 yıllık verileri ile Panel Var analizi yapılmıştır. Analizde kullanılan değişkenlerden iş gücü verimliliği bağımlı değişken iken, doğrudan yabancı yatırımlar, sabit geniş bant aboneliği, GDP gibi değişkenler ise bağımsız değişken olarak konumlandırılmıştır. Yapılan Panel Var Analizinin sonucu ise bize literatürden farklı olarak bazı karmaşık sonuçları göstermektedir. Panel Var sonucuna göre, ekonomik büyüme, doğrudan yabancı yatırımlar ve bilgi iletişim teknolojilerinin ihracatı işgücü verimliliğini düşürücü etkiye sahip iken, araştırmacı sayısı değişkeni ve sabit geniş bant aboneliği değişkeni iş gücü verimliliğini artırıcı yönde etki sağlamıştır.
Göç, ekonomik büyüme ve enerji tüketimi arasındaki ilişkinin analizi: AB ülkeleri üzerine bir uygulama
Göç olgusu içerik bakımından oldukça geniş bir alana yayılmaktadır. Göç, tarihin her döneminde olumlu ve olumsuz etkilere sahip olmuştur. Ekonomik gelişmeler, ulaşım ve iletişim sistemleri gibi faktörlerin yanı sıra politik baskılar, savaşlar ve toplumsal huzursuzluklar gibi zorlu koşullar, insanların bir yerden başka bir yere hareket etmelerine sebep olmuştur. Bu nedenle göç olgusu ortaya çıktığı dönemde ekonomik, kültürel ve siyasi etkiler bırakmaktadır. Enerji tüketimi ülkelerin ekonomik büyümesinde önemli rol almaktadır. Ayrıca en önemli sosyo-ekonomik kalkınma öğelerinden biridir. Her ülkenin enerji tüketim hacmi ve gücü, o ülkenin ekonomideki istikrarlı kalkınmasını sağlayan bir anahtar vazifesi görmekle birlikte aynı zamanda önemli bir gelişmişlik göstergedir. Bu nedenle göç ile enerji tüketimi ülkelerin ekonomik büyümesini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışma kapsamında 2008-2021 yılları arasında 20 adet Avrupa Birliği ülkesi (Malta, İspanya, Kıbrıs, Yunanistan, Hollanda, İrlanda, Avusturya, Lüksemburg, Macaristan, Portekiz, Almanya, Belçika, Çek Cumhuriyeti ve Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, İsveç, İtalya, Slovenya) göç, ekonomik büyüme ve enerji tüketimi değişkenleri panel veri analiz yöntemi ile incelenmiştir. Bu araştırmada amaç, bu ülkelere yönelen göç hareketi sonucu gelen göçmenlerin ekonomik büyüme ve enerji tüketimine olan etkisini bulmaktır. Ekonometrik analizlerde yatay bağımlılık testi, Crosssectional Augmented Dickey Fuller (CADF) birim kök testi ve Dumitrescu & Hurlin (2012) panel granger nedensellik testi uygulanmıştır. Dumitrescu & Hurlin (2012) panel granger nedensellik testi ile değişkenler arasındaki ilişkilerin yönü belirlenmiştir. Çalışmada verilerin analizi için Stata yazılım sistemi kullanılmıştır. Çalışma neticesinde göçten ekonomik büyümeye doğru nedenselliğin olduğu, enerji tüketiminden ekonomik büyümeye doğru nedenselliğin olduğu ve enerji tüketiminden göç değişkenine doğru nedenselliğin olduğu belirlenmiştir. Bu bağlamda göçün enerji tüketiminin nedeni olmadığı ancak enerji tüketiminin göçe neden olduğu sonucuna varılmıştır. Enerji tüketiminin fazla olduğu ülkeler sermaye gücü ile emek talebinin yüksek olduğu dolayısıyla göç hareketlerinin hedefinde olan ülkelerdir. Bu durumda emek piyasayı göç alan ve veren ülkeler arasında dengeye gelene kadar enerji tüketiminin göç hareketlerine neden olacağı söylenebilir. Ayrıca söz konusu ülkelerde ekonomik büyümenin göçün nedeni olmadığı ancak göçün ekonomik büyümeye neden olduğu tespit edilmiştir. Göç hareketleri sonucu sermaye gücü ile emek arzının buluşması sonucu ekonomik büyüme pozitif yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Ekonomik Büyüme, Enerji Tüketimi, Panel Veri Analizi, Avrupa Birliği
Yönetişim göstergelerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: G7 ve MINT ülkeleri örneği
Bu çalışma, 1996-2022 döneminde G7 ve MINT ülkelerinde yönetişimin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemektedir. Sabit etkili Driscoll-Kraay tahmincisi kullanılarak yapılan analizler, her iki ülke grubunda da yönetişimin ekonomik büyümeye pozitif ve anlamlı bir katkı sağladığını ortaya koymuştur. G7 ülkelerinde yönetişim, istikrarlı kurumlar ve etkin piyasa mekanizmaları sayesinde ekonomik büyümeye önemli bir destek sağlamaktadır. Ancak, yönetişimin büyüme üzerindeki etkisi, gelişmiş altyapı ve yerleşik kurumsal yapılar nedeniyle daha sınırlı düzeyde kalmaktadır. Buna karşın, MINT ülkelerinde yönetişim reformları ekonomik büyümeye daha belirgin bir katkı sağlamaktadır. Bunun nedeni, MINT ülkelerinde daha düşük kurumsal kapasiteler ve yapısal sorunların giderilmesiyle yönetişim iyileştirmelerinin büyüme üzerinde daha yüksek marjinal getiriler sağlamasıdır. Sonuç olarak, G7 ve MINT ülkelerinde yönetişim ve ekonomik büyüme arasında pozitif ilişki teyit edilmiştir. Ancak, bu ilişkinin düzeyi ve dinamikleri ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyine göre farklılık göstermektedir. Bu bulgular, her iki ülke grubunda da ekonomik büyümeyi desteklemek için yönetişim reformlarının önemini vurgulamakta, ancak MINT ülkelerinde daha kapsamlı reformlara ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.
İşgücünün dışındaki kalabalık: Ev işleriyle uğraşanlar üzerine üç makale
Bu tez, 2014-2019 döneminde İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması-II verileriyle Türkiye'de işgücünün dışındakilere – özellikle de ev hanımlarına – odaklanan üç makaleden oluşmaktadır. İlk makale, işgücü dışındakilerin betimsel analizini sunmaktadır. İkinci ve üçüncü makaleler ise sırasıyla ev işleriyle uğraşma eğiliminin belirleyicilerini ve iktisat politikalarının bu belirleyiciler üzerindeki etkisini ampirik olarak incelemektedir. İlk makale, işgücü istatistikleri tarafından sunulan sınıflandırmayı dikkate alarak, işgücü dışında kalanların sunduğu gerekçeleri ve bu kişilerin demografik özelliklerini belirlemek amacıyla işgücü durumunu incelemektedir. Türkiye'de işgücü piyasası üzerine yapılan çalışmalar genellikle işsizlik, istihdam veya cinsiyet eşitsizliği gibi konulara odaklanmaktadır. Bu çalışma, özgün bir biçimde, işgücü dışındaki kalabalığın nedenlerini analitik bir şekilde inceleyerek literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Veriler, işgücü piyasasının dışında kalan en kalabalık grubun ev hanımlarından oluştuğunu ve bu grubun Avrupa'daki bazı ülkelerin toplam nüfusundan bile fazla olduğunu göstermektedir. İkinci makale, Türkiye'de ev işleriyle uğraşma eğiliminin belirleyicilerini araştırmaktadır. Tahmin, potansiyel değişen varyans sorunu göz önünde bulundurularak Panel Veri Güçlendirilmiş Standart Hatalar yaklaşımıyla yapılmıştır. Sonuçlar, kadınların ev işleriyle uğraşma eğilimini açıklamada iktisadi dinamiklerin yanı sıra sosyal dinamiklerin de önemli olduğuna işaret etmektedir. Üçüncü makale, olası içsellik sorunlarını ele almak için İki Aşamalı En Küçük Kareler tekniğini kullanarak, para ve maliye politikalarının ikinci makaleden elde edilen belirleyicilerin etkisini nasıl değiştirdiğini araştırmaktadır. Tahmin sonuçları, para ve maliye politikalarının haneler için finansal bir rahatlatma işlevi gördüğünü ancak bu politikaların ev hanımlarının işgücüne katılma durumunu etkileyen sosyo-demografik faktörleri değiştirmede sınırlı kaldığını göstermektedir.
Erken sanayisizleşmeyi belirleyen faktörlerin analizi: Gelişmekte olan ülkeler üzerine bir uygulama
Sanayileşme sektörel gelişim modeli kapsamımda önemli bir paya sahiptir. Sanayi sektöründeki artış ekonomik büyüme hızına ivme kazandırmaktadır. Ekonomik gelişme süreci ile birlikte toplumda sektörel bazda değişiklikler meydana gelmektedir. Uluslar sanayileşirken sektörlerin bir sektörden diğer bir sektöre kaymasını Colin Clark kaçınılmaz olarak ifade eder. Ekonomik gelişme ile birlikte tarımda istihdam edilenler, sanayi sektörüne nazaran; sanayi sektöründe istihdam edilenlerde hizmet sektörüne nazaran azalma eğilimine girmektedir. Literatürde yapılan çalışmalar doğrultusunda bu durum daha çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir. Bu ise Sanayisizleşme olarak adlandırılır. Üretim katma değeri ve sektörlerin GSYH içindeki paylarına ait veriler bu çalışmada değerlendirilmektedir. Çalışmada 1990-2022 tarihlerini içeren yıllık veriler kullanılmaktadır. Ülke gruplarına bakıldığında 4 farklı grup görülmektedir. Latin Amerika, Asya, Sahta Altı Afrika ve Avrupa ülkelerini içeren gruplar ise azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden oluşmaktadır. Panel Kantil Regresyon yöntemi kullanılarak yapılan analiz sonuçlarına göre ülkelerin erken sanayisizleşme sürecine girdiği görülmektedir. Bu doğrultuda tez çalışmasının asıl amacı bu savı sorgulamaktır.
İnovasyon ve refah ilişkisi: Ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre bir uygulama
İnovasyon, ekonomik büyümeyi teşvik etmek, rekabet gücünü artırmak ve yoksulluk, eşitsizlik, eğitim, sağlık, çevresel sürdürülebilirlik gibi toplumsal zorlukları ele almak için giderek daha önemli hale gelmiştir. Hızla gelişen küresel ekonomide, inovasyon yalnızca teknolojik ilerlemeyi genişletmekle kalmayıp aynı zamanda sosyal ilerlemeyi ve refah iyileştirmesini de hızlandıran önemli bir itici güç görevi görmektedir. İnovasyon, yaratıcılığı, üretkenliği ve problem çözme yeteneklerini teşvik ederek, yaşam standartlarını yükseltme, istihdam fırsatları yaratma ve genel refahı iyileştirme potansiyeline sahiptir. İnovasyonun ekonomik ve sosyal etkilerini başarıyla yöneten ülkeler daha dayanıklı ve rekabetçi ekonomik yapılar elde edeceklerdir. Refah ise, bireylerin ve firmaların risk alabileceği, araştırma ve geliştirmeye yatırım yapabileceği ve temel ihtiyaçlarını karşılama zorunluluğu yaşamadan yaratıcı çabalar sürdürebileceği bir ortam yarattığı için inovasyonu teşvik etmede önemli bir rol oynamaktadır. Güçlü bir refah temeli, bir ülkenin inovasyon kapasitesini sürdürmek için gerekli olan insan sermayesi gelişimini desteklemektedir. İnovasyon ve refah arasındaki bu karşılıklı ilişki, özellikle farklı kalkınma aşamalarındaki ülkeler için farklı öneme sahiptir. Gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler, her biri refahı artırmak için inovasyondan yararlanmada birbirinden ayrı zorluklar ve fırsatlarla karşı karşıyadırlar. İnovasyonun ve refahın bu çeşitli bağlamlarda birbirlerini nasıl desteklediğini anlamak, küresel ölçekte sürdürülebilir kalkınmayı, sosyal katılımı ve uzun vadeli refahı teşvik eden politikalar oluşturmak için önemlidir. İnovasyonun ekonomik büyüme üzerindeki kabul edilen önemine rağmen, ekonomik kalkınmanın farklı aşamalarında inovasyon ile refah arasındaki karşılıklı ilişkiye ilişkin mevcut literatürde önemli bir boşluk bulunmaktadır. Mevcut çalışmalar ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelerdeki inovasyona odaklanmaktadır ve inovasyonun az gelişmiş ülkelerde refah sonuçlarını nasıl etkilediğini veya refah unsurlarının farklı ekonomik bağlamlarda inovasyona nasıl katkıda bulunduğu ihmal edilmiştir. Bu tez, bu boşluğu doldurmak için refahı etkileyen temel inovasyon bileşenlerini ve inovasyonu yönlendiren refah bileşenlerini belirlemeyi ve bu dinamiklerin farklı ekonomik kalkınma seviyelerinde nasıl farklılık gösterdiğine dair kapsamlı bir anlayış sağlamayı amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak, TAN (Tree Augmented Naive) Bayes Ağı, Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modellemesi (PLS-SEM) ve Önem- Performans Haritası Analizi (IPMA) yöntemlerini içeren bir metodolojik çerçeve kullanılmıştır. Bu yöntemler, Küresel İnovasyon Endeksi (GII) ve Legatum Refah Endeksi'nden (LPI) alınan verilerin kapsamlı bir analizini mümkün kılarak, inovasyon ve refahın farklı ekonomik ortamlarda nasıl etkileşime girdiğine dair ayrıntılı bilgiler sağlamaktadır. Bulgular, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için kurumların, yaratıcı çıktıların ve bilgi ve teknoloji çıktılarının refahı etkileyen en etkili inovasyon bileşenleri olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer taraftan, az gelişmiş ülkeler için kurumlar, altyapı ve yaratıcı çıktılar refahı etkileyen en etkili inovasyon bileşenleridir. Refahın inovasyon üzerinde en etkili bileşenleri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için sosyal sermaye, altyapı ve pazara erişim, girişimcilik koşulları iken, az gelişmiş ülkeler için ise eğitim, yönetişim ve ekonomik kalitedir. Çalışmanın bulguları doğrultusunda, sürdürülebilir kalkınma ve yüksek refah düzeyi için inovasyon ve refah politikalarının beraber ele alınması ve ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre bu politikaların uyarlanması gerekliliği vurgulanmaktadır.
Çevre ekonomisinin farklı boyutları üzerine üç makale
Bu tez çevre ekonomisi üzerine üç farklı makaleden oluşmaktadır. İlk makalede çevre vergilerinin karbon emisyonu üzerindeki etkileri incelenmektedir. Çalışma örneklemini PIIGS (Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya) ülkeleri oluşturmaktadır. Çalışmada 1995-2020 dönemleri arasına ait yıllık veriler kullanılmıştır. Artırılmış Ortalama Grup (Augmented Mean Group-AMG), Ortak İlişkili Etkiler (Common Correlated Effects-CCE) tahmincileri uygulanarak elde edilen ampirik bulgulara göre çevre vergilerinin karbon emisyonları üzerindeki etkisi negatif ve istatistiksel olaral anlamlıdır. İkinci makalede 1990-2020 yılları arası yıllık verileri kullanarak yeşil inovasyonun karbon emisyonu üzerindeki etkilerini STIRPAT (Stochastic Impacts by Regression on Population, Affluence and Technology) modeli çerçevesinde incelenmektedir. Çalışma Euro Bölgesi ülkelerini (Almanya, Avusturya, Belçika, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İrlanda, İspanya, İtalya, Kıbrıs, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Portekiz, Slovakya, Slovenya ve Yunanistan) ele almaktadır. Çalışmada İki Aşamalı Sistem Genelleştirilmiş Momentler (Two-Step Sistem Generalized Method of Moments – GMM), Sabit Etkiler (Fixed Effect Method-FEM) panel veri tekniklerini kullanılmaktadır. Çalışmadan elde edilen ampirik bulgulara göre yeşil inovasyon ve emisyonlar arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunkatadır. Son makale küreselleşmenin tüketime dayalı karbon emisyonları üzerindeki etkilerini D8 (Türkiye, Mısır, İran, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Nijerya ve Pakistan) ülkeleri için 1993-2020 yıllarına ait yıllık verileri kullanarak Çevresel Kuznet Eğrisi hipotezi (EKC) çerçevesinde incelemektedir. Ampirik uygulama için Ortalama Grup (Mean Group - MG) Artırılmış Ortalama Grup (Augmented Mean Group - AMG) tahmincileri ve Dumitrescu & Hurlin (2012) nedensellik testi kullanılmıştır. Her iki tahminciden de elde edilen sonuçlara göre küreselleşme ve tüketime dayalı karbon emisyonu arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca Dumitrescu & Hurlin (2012) nedensellik testi sonuçlarına göre küreselleşme ve tüketime dayalı karbon emisyonu arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi vardır. Elde edilen tüm bulguların çevre politikalarının tasarlanmasında ele alınan ülkeler için önemli katkısı bulunmaktadır.
Dijitalleşme ve ekonomik kalkınma ilişkisi: Seçilmiş ülke örnekleri
Kalkınma kavramı nicel artışın ötesinde nitel artışı ele alan bir olgudur. Bu bağlamda kalkınmanın konusu ağırlıklı olarak ekonomik, toplumsal, kültürel değişim olmaktadır. Ülkelerin öncelikli amacı toplumlarının refah kalitesini yükseltmektir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ekonomik kalkınmanın sağlanması ve sürdürülebilmesi zaruri hale gelmektedir. Günümüzde dijitalleşme ve dijital dönüşüm kavramları ülkelerin ekonomik kalkınmalarıyla büyük ölçüde ilişkilendirilmekte ve ekonomik kalkınmada belirleyici göstergeler olarak kabul edilmektedir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler dijitalleşmeyi ve dijital dönüşümü ülkeler açısından önemli hale getirmiştir. Akıllı telefonlar, tabletler, dizüstü bilgisayarlar, robotlar, yapay zekâ, sanal paralar, sanal piyasalar, e-devlet, e-hizmetler günlük hayatımızda sıklıkla karşılaştığımız kavramlardır. Teknolojinin ileri boyutu olarak kabul edilen dijitalleşmenin hem ekonomik hem de toplumsal olarak etkileri gözlenmektedir. Dijitalleşmenin sağlamış olduğu olumlu etkilerle birlikte ülkelerde refahın arttığı ve insanın yaşam kalitesinin yükseldiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte dijitalleşme ve kalkınma arasındaki ilişkinin tüm ülkeler için benzer olup olmadığı tartışma konusudur. Özellikle doğal kaynak bakımından zengin olan ülkelerde doğal kaynakların ülke refahını ve zenginliğini artırıp artırmadığı konusu literatürde önemini korumaktadır. Bu kapsamda bu tezde doğal kaynak bakımından zengin olan ancak ekonomik kalkınması düşük olan ülkeler (Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri) ile kalkınma oranı yüksek olan ülkelerdeki (Norveç, Güney Kore, Japonya, İsviçre, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya) dijitalleşme ve kalkınma arasındaki ilişki ortaya konulmaya çalışmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde kavramsal olarak dijitalleşme, dijital dönüşüm ve dijital ekonomi konuları açıklanmıştır. İkinci bölümde kalkınma teorilerine yer verilerek, kalkınmasız büyüme kavramı, doğal kaynak laneti hipotezi, kalkınma ve dijitalleşme ilişkisi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde dijitalleşme ve ekonomik kalkınma arasındaki ampirik ilişki Konya (2006) nedensellik testi ile sınanmıştır. Son bölümde ise elde edilen bulgular kapsamında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Analizden elde edilen bulgular doğal kaynak bakımından zengin olan Grup 1 ülkelerinde (Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri) dijitalleşme ve kalkınma arasındaki ilişkinin Grup 2 ülkelerine (Norveç, Güney Kore, Japonya, İsviçre, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya) göre daha düşük düzeyde olduğu yönündedir.
Türkiye'de konut piyasasında arz ve talep dinamikleri: Mekânsal Panel ARDL ve makine öğrenmesi yaklaşımıyla bir analiz
Bu çalışma, Türkiye konut sektöründe arz ve talep dinamiklerini mekânsal etkileşimler ve doğrusal olmayan ilişkiler çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Konut piyasası, ekonomik büyüme, finansal istikrar ve toplumsal refah açısından stratejik öneme sahip olmasına rağmen; geleneksel doğrusal ve tek-bölge varsayımlarına dayalı modeller, piyasanın karmaşık yapısını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bu çalışma, söz konusu sınırlılıkları aşmak amacıyla mekânsal ekonometri ve makine öğrenmesi yöntemlerini bütünleşik bir analitik çerçevede ele almaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin NUTS-2 düzeyindeki bölgelerine ait Ocak 2013–Ocak 2025 dönemini kapsayan aylık frekanstaki panel veri seti kullanılarak öncelikle mekânsal bağımlılık yapıları ve eşbütünleşme ilişkileri analiz edilmiştir. Ardından konut arz ve talebi ayrı ayrı Mekansal Panel ARDL modeli aracılığıyla kısa ve uzun dönem dinamikleri bakımından analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, konut piyasasında mekânsal yayılma (spillover) etkilerinin hem arz hem de talep tarafında anlamlı olduğunu ve bölgesel etkileşimlerin göz ardı edilmesinin model yanlılığına yol açtığını göstermektedir. Ekonometrik analizleri tamamlayıcı nitelikte, makine öğrenmesi yaklaşımı kapsamında XGBoost algoritması kullanılarak konut arz ve talebine ilişkin tahmin modelleri geliştirilmiştir. Model açıklanabilirliği, SHAP yöntemi aracılığıyla sağlanmış; değişkenlerin marjinal etkilerinin bölgelere ve zaman dilimlerine göre farklılaştığı ortaya konmuştur. Mekânsal bilginin modele dâhil edilmesine dayanan tasarım sonuçları, mekânsal değişkenlerin tahmin performansını anlamlı ölçüde artırdığını göstermektedir. Çalışmadan elde edilen bulgular, Türkiye konut piyasasında tek tip ve talep ağırlıklı politika yaklaşımlarının sınırlı etkinliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bölgesel farklılıkları gözeten kredi politikaları, arz esnekliğini artırmaya yönelik arsa ve imar düzenlemeleri ile mekânsal temelli erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, konut piyasasında istikrarın sağlanması açısından öne çıkan politika çıkarımları arasındadır. Sonuç olarak bu tez, Türkiye konut piyasasının analizine yönelik veri temelli, bütüncül ve uygulanabilir bir yöntemsel çerçeve sunmaktadır.
Yenilenebilir enerji firmalarında karlılık performansının belirleyicileri: ESG, inovasyon ve finansal göstergelerin doğrusal olmayan panel modelleri ve makine öğrenmesi ile analizi
Küresel enerji piyasalarının karbonsuzlaşma sürecinde, yenilenebilir enerji firmalarının finansal sürdürülebilirliği, yalnızca ekolojik hedeflerin başarılması için değil, makroekonomik istikrarın temini açısından da stratejik bir zorunluluktur. Bu çalışma, küresel ölçekte faaliyet gösteren 233 yenilenebilir enerji firmasının 2016-2022 dönemine ait verilerini kullanarak, sürdürülebilirlik (ESG) performansları ve inovasyon (AR-GE) yatırımlarının firma karlılığı (ROE) üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Literatürde bu ilişkiyi inceleyen çalışmalar ağırlıklı olarak doğrusal modeller ekseninde şekillenmiş ve değerli bulgular sunmuştur. Bu çalışma ise, söz konusu ilişkinin firmanın kurumsal olgunluk düzeyine bağlı olarak farklılaşabileceğini öngören "Stratejik Eşik Teorisi" perspektifiyle, mevcut literatürü doğrusal olmayan dinamikler üzerinden genişletmeyi ve derinleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, ekonometrik titizlik ile modern veri analitiği tekniklerini sentezleyen hibrit bir metodoloji izlemiştir. Değişkenler arasındaki karmaşık ve rejim bağımlı etkileşimlerin tespiti için Hansen (1999) Sabit Etkili Panel Eşik Regresyonu ve açıklanabilir makine öğrenmesi tekniklerinden Shapley Toplamsal Açıklamalar (SHAP) ile desteklenmiş Gradyan Artırmalı Karar Ağaçları (GBDT) algoritmaları entegre bir şekilde kullanılmıştır. Analiz bulguları, ESG ve inovasyon harcamalarının karlılık üzerindeki etkisinin monoton olmadığını ve firmanın kurumsal kapasitesine göre yapısal bir farklılaşma göstererek "rejim-bağımlı" bir karakter sergilediğini ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlara göre, sürdürülebilirlik performansı ve inovasyon kapasitesi belirlenen kritik eşik değerlerinin altında kalan firmalarda, bu yatırımlar bir maliyet unsuru olarak karlılığı baskılamakta; eşik değer aşıldığında ise risk azaltıcı, verimlilik artırıcı ve itibar güçlendirici stratejik varlıklara dönüşerek finansal performansı güçlü bir şekilde desteklemektedir. Özellikle sosyal bileşenin karlılık üzerindeki belirleyici gücü ve yönetişim mekanizmalarının istikrar sağlayıcı rolü, çalışmanın öne çıkan bulguları arasındadır. Bu çalışma, yenilenebilir enerji sektöründe finansal başarının, salt yatırım miktarından ziyade kurumsal olgunluk eşiklerinin aşılmasına bağlı olduğuna dair ampirik kanıtlar sunarak ilgili literatüre katkı sağlamaktadır.
Ham petrol ve doğal gaz piyasası dinamiklerinin metin madenciliği yaklaşımı ile analizi
Bu çalışmanın amacı, ham petrol ve doğal gaz piyasalarında fiyat oluşumuna yön veren haber temelli bilgi akışını metin madenciliği, doğal dil işleme ve makine öğrenmesi teknikleri kullanılarak sistematik biçimde modellemek ve bu haber temelli göstergelerin fiyat dinamikleri üzerindeki etkilerini ekonometrik olarak incelemektir. OilPrice platformundan elde edilen geniş hacimli haber metinleri, teorik olarak belirlenmiş arz-talep yönü (artış/azalış), gerçekleşme–beklenti durumu, jeopolitik risk içeriği ve enerji piyasasına özgü temalar doğrultusunda sınıflandırılmış ve her kategori için günlük bazda standartlaştırılmış metin temelli endeksler oluşturulmuştur. Bu çok boyutlu metinsel göstergeler, Brent petrolü ve doğal gaz fiyatlarıyla ARDL (AutoRegressive Distributed Lag) modeli çerçevesinde ilişkilendirilerek kısa ve uzun dönem etkiler ampirik olarak analiz edilmiştir. Bulgular, haber temelli arz ve talep sinyallerinin, özellikle petrol piyasasında istatistiksel olarak anlamlı ve güçlü açıklayıcı güce sahip olduğunu, talep yönlü haberlerin arz haberlerine kıyasla daha yüksek fiyat etkisi yarattığını göstermektedir. Uzun dönem analizlerinde, Talep Artış Endeksi'nin Brent fiyatları üzerindeki etkisinin Arz Artış Endeksi'ne göre yaklaşık 11.5 kat daha güçlü olduğu tespit edilmiş olup bu durum piyasanın talep yönlü haber akışına belirgin şekilde asimetrik tepki verdiğini ortaya koymuştur. Bununla beraber, VIX (Finansal Piyasa Volatilite Endeksi ve DXY (Dolar Endeksi) gibi küresel makro-finansal göstergelerin petrol fiyatları üzerinde anlamlı ve negatif yönlü etkiler yaratması finansal belirsizlik dönemlerinde petrol fiyatlarının baskılandığını doğrulamaktadır. Doğal gaz piyasasında ise haber etkilerinin görece daha zayıf olduğu, piyasanın asimetrik bilgi yapısının ve bölgesel fiyatlama mekanizmalarının bu farklılaşmayı açıklayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. ARDL tabanlı fiyat tahmin analizleri, iki yıllık tahmin ufkunda Brent petrol fiyatlarının referans döneme kıyasla daha düşük bir denge bandına yerleşeceğine işaret etmekte olup bu uzun dönemli aşağı yönlü fiyat senaryosu uluslararası kurumların arz fazlası ve zayıf talep beklentileriyle tutarlı bulunmaktadır. Buna karşılık, doğal gaz fiyat tahminleri görece yatay bir ortalama eğilimle birlikte genişleyen güven aralıkları sergileyerek, piyasanın yapısal belirsizliklere ve potansiyel şoklara açık olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, metinsel bilgi akışını enerji fiyatlama süreçlerine entegre eden özgün bir metodolojik yaklaşım sunmakta olup haber temelli duyarlılığın enerji piyasalarındaki rolünü hem teorik hem de ampirik düzeyde kapsamlı biçimde ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, piyasa aktörleri, politika yapıcılar ve risk yöneticileri açısından haber dinamiklerinin fiyatlama davranışındaki kritik önemini vurgulamaktadır.
Göç ve işsizlik ilişkisi: Türkiye verileriyle betimsel bir analiz
Bu çalışma, Türkiye'de göç ile işsizlik arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Göç, ekonomik fırsatlar ve istihdam arayışı sebebiyle özellikle kırsal alanlardan kentlere doğru çoğalan bir hareketlilik oluşturur. Göç eden bireylerin sadece iş bulma amacı taşımadığı, aynı zamanda sosyal hayatlarını sürdürebilmek için işe ihtiyaç duydukları anlaşılmaktadır. Bu durum, göç ettikleri yerlerde istihdama katılmalarını zorunlu hale getirmektedir. Ancak, göç eden bireylerin çoğunlukla kentte iş gücü piyasasında istenen vasıf ve niteliklerden uzak olmaları, işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca, göçmenlerin düşük ücretli işlerde çalışmaya razı olmaları da yerel iş gücü piyasasını olumsuz etkilemektedir. Çalışmada TÜİK veri tabanından elde edilen veriler kullanılarak makroekonomik göstergeler ve göç ile ilgili süreç açıklanmaya çalışılmıştır, Kullanılan veriler Türkiye'de yaşanan göçün, iş gücü piyasasında dengesizliklere yol açtığını ve göçmenlerin işsizlik oranlarını artırarak, yerel iş gücü piyasasında önemli değişikliklere neden olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, işsizlikle mücadelede, özellikle göçmenlerin kentlere entegrasyonu ve yerel iş gücü piyasasında istihdam politikalarının güçlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
COVİD-19 pandemisinin Türk bankacılık sektörüne etkileri ve yeni iş modelleri
Kriz kelimesi, genel olarak aniden ortaya çıkan ve genellikle gerilim ya da güvensizliğin hâkim olduğu öngörülemeyen belirsiz bir durumu ifade eder. Krize, doğal afetler, tıp, ekonomik, toplumsal, politik ve siyasal faktörler olmak üzere pek çok unsur neden olabilir. Yaşanan her kriz, içinde bulunduğu toplumsal, siyasal ve ekonomik koşullara göre kendine has özellikler taşımaktadır. Özellikle 2008 yılında ABD'de ortaya çıkarak küresel bir boyut kazanan finansal kriz ve 2019 yılında yaşanan COVID 19 Pandemi süreci buna örnek olarak gösterilebilir. Ülkelerde para politikalarının uygulanmasından sorumlu kurum olan merkez bankalarının ve para politikası araçlarının krizle mücadele sürecinde etkin bir rol oynadığı söylenebilir. Parasal aktarım mekanizması, para politikası kararlarının ekonomik birimlere etki etme sürecini ifade etmektedir. Para politikası kararları içerisinde bu mekanizmaya en çok etki eden unsur faiz kararlarıdır. Özellikle politika faizlerinin mevduat ve kredi faizlerini etkileme süresi aktarım mekanizmasının etkinlik derecesinin en önemli göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de 2007-01/2024-01 arasındaki aylık politika faiz oranlarının mevduat ve kredi faiz oranlarına geçişkenliği araştırılmıştır. Bu sonucu görmek için klasik regresyon yöntemlerinden daha geniş bakış açısına sahip olan Kantil regresyon yöntemi tercih edilmiştir.
Türkiye ile Batı Afrika ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin dünü, bugünü ve geleceği
15 Kasım 1884 - 26 Şubat 1885 tarihleri arasında gerçekleştirilen Berlin Batı Afrika Konferansı ile birlikte Batı Afrika'nın büyük bir kısmı Fransa'ya bırakılmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise bölge ülkeleri yavaş yavaş bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır. Ancak bağımsızlık sonrasındaki dönemde Batı Afrika ülkeleriyle Türkiye arasındaki ticari ilişkiler hemen başlamamıştır. Ülke ülke değişmekle birlikte genel olarak 1980'li yıllarda başlayan ticari ilişkiler, Türkiye'nin özellikle 2000 sonrasında Afrika Kıtası'na yönelik önemli adımlar atmaya başlamasıyla birlikte ivme kazanmıştır. Bu doğrultuda 1998 yılında Afrika Eylem Planı kabul edilmiş, 2005 yılı "Afrika Yılı" ilan edilmiş, iş konseyleri kurulmuş ve Türkiye-Afrika Ortaklık Zirveleri ile birlikte İş ve Ekonomi Forumları düzenlenmiştir. Bu gelişmeler çerçevesinde bölge ülkeleriyle ticari olarak yakınlaşmaya başlayan Türkiye'nin Batı Afrika'ya yönelik ilgisi, karşılıklı ekonomik çıkarların ön planda olduğu bir temel üzerine inşa edilmektedir. Bu açıklamalar doğrultusunda bu çalışmada yaklaşık olarak elli yıllık bir dönemde meydana gelen ticari ilişkiler ve özellikle Türkiye'nin bölgedeki yatırımları incelenmiştir. Mevcut durumu ortaya koyan bu incelemeler sonucunda ise Türkiye ile Batı Afrika ülkeleri arasındaki ticari ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik birtakım önerilerde bulunulmuştur.
Turizm ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki: AB ülkeleri üzerine bir araştırma
Turizm, gelir ve istidam yaratması, ödemeler dengesini etkilemesi, turizm faaliyetlerinden kaynaklanan vergi gelirlerini artırması, turizm ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili sektörlerdeki altyapı yatırımlarını teşvik etmesi gibi çeşitli kanallar aracılığıyla ekonomik büyümeyi etkilemektedir. Avrupa Birliği (AB), dünyanın en fazla turist çeken destinasyonları arasında yer almaktadır. Ayrıca, turizm AB ekonomisinde en büyük sektörlerden biridir. Bu bağlamda, çalışmanın amacı 20 AB ülkesinde turizmin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin 1995-2020 dönemini içeren verilerle Genişletilmiş Ortalama Grup Tahmincisi (AMG) ile incelenmesidir. Ayrıca, çalışmada sermaye birikiminin, emeğin ve COVID-19'un ekonomik büyüme üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. AMG tahmincisinden elde edilen ampirik bulgular, turizmin ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, sermaye birikiminin ve emeğin ekonomik büyümeyi artırdığı tespit edilmiştir. Bu bulgu, AB ülkelerinde turizm sektörünü destekleyen, sermaye birikimini teşvik eden ve emek piyasasının verimliliğini artıran politikaların ekonomik büyüme hedefinin gerçekleştirilmesinde kilit bir rol oynadığına işaret etmektedir. Ayrıca, çalışmada COVID-19'un ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Bu bulgu, COVID-19 ile mücadele kapsamında alınan tedbir ve kısıtlamaların ekonomik büyümeyi daraltıcı bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanabilmesi için kriz yönetimine yönelik politika ve stratejilerin geliştirilmesinin önemi ön plana çıkmaktadır.
Gelir eşitsizliği üzerine üç makale
Bu tez, gelir eşitsizliğini kurumsal iktisat çerçevesinde ele alan ve birbirini tamamlayan üç makaleden oluşmaktadır. 2002–2021 döneminde 52 ülkeyi kapsayan panel veriye dayanan çalışma sırasıyla (i) eşitsizliğin belirleyicilerinde içsellik sorununu gözeten bir temel model, (ii) kurumsal kaliteyi rejim ayırıcı bir unsur olarak kullanarak doğrusal olmayan panel eşik yaklaşımı ve (iii) kültürel unsurları kurumlarla etkileşim içinde değerlendiren bir çerçeve sunmaktadır. Böylelikle, eşitsizliğin çok boyutlu yapısı farklı yöntemlerle sınanarak bütüncül bir analiz ortaya konmaktadır. İlk makale, iki aşamalı en küçük kareler (2SLS) yöntemiyle eşitsizliğin temel belirleyicilerini içsellik yanlılığından arındırarak tahmin etmektedir. Bulgular, kurumsal kalite, teknoloji, eğitim ve ticari açıklığın eşitsizliği azalttığını; finansal özgürlüğün ise eşitsizliği artırdığını göstermektedir. Bu sonuçlar, politika tasarımında yapısal kurumların ve beşerî sermayenin güçlendirilmesinin önceliğine, aynı zamanda finansal serbestleşmenin dağılım etkilerinin dikkatle yönetilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ampirik kurgusu açısından, modelleme sürecine yapılan vurgu; politika yapımında doğru değişken tanımının, doğru politika hedeflerinin belirlenmesini kolaylaştırdığını göstermektedir. İkinci makale, eşik değişkeninin endojen olmasına olanak tanıyan bir panel eşik yöntemiyle, kapsayıcı kurumlar ile sömürücü kurumlar rejimlerinin eşitsizlik dinamiklerini farklılaştırdığını göstermektedir. Her iki kurumsal rejimde de kurumsal kalite artışı eşitsizliği azaltır; ancak etki, yakınsama hipoteziyle uyumlu olacak biçimde, sömürücü kurumların bulunduğu ülkelerde daha büyüktür. Bu bulgu da, sömürücü bağlamlarda rant ve ayrıcalıkları kıran kurumsal reformların önceliklendirilmesini; kapsayıcı bağlamlarda ise finansal derinleşmenin yeniden dağıtım ve makro-ihtiyati çerçeveyle ince ayarını gerektirmektedir. Üçüncü makalede kültür, Hausman–Taylor tipindeki hibrit panel yaklaşımıyla kurumsal yapı ile birlikte ele alınır. Kültürün etkisi genel örneklemde zayıf görünmekle birlikte, bu etkinin ülkelerin kurumsal kalite seviyesine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Sömürücü kurumsal yapılara sahip ekonomilerde kültürel normlar gelir dağılımını etkilemezken, kapsayıcı yapılarda güç mesafesinin yükselmesi eşitsizliği artırmaktadır. Bu çerçevede kültür, bağlamdan bağımsız statik bir belirleyici değil, kurumların kapsayıcılığı arttığında etkisi görünür hâle gelen bir unsur olarak değerlendirilmelidir; bu nedenle kurumsal reformlar yalnızca ekonomik performansı iyileştirmek için değil, kültürel normların toplumsal sonuç doğurabilmesini mümkün kılacak kurumsal zemini tesis etmek açısından da kritik önemdedir.
Kripto para, enerji tüketimi ve karbon emisyonu arasındaki ilişkinin analizi
Bu çalışma, kripto para madenciliğinin enerji tüketimi ile karbon emisyonu arasındaki ilişkiyi zamansal ve nedensel bağlamda analiz etmeyi amaçlamaktadır. Kripto paraların özellikle "Proof of Work" (PoW) konsensüs mekanizmasıyla çalışan sistemlerde yüksek enerji tüketimine yol açtığı ve bu durumun çevresel sürdürülebilirlik açısından ciddi sorunlara neden olduğu literatürde sıkça vurgulanmaktadır. Ancak mevcut çalışmalar çoğunlukla enerji tüketimi ve karbon salımı arasındaki ilişkiyi statik modellerle değerlendirmekte; zaman-frekans temelli değişkenlik ve dışsal risk faktörlerinin etkisini göz ardı etmektedir. Bu bağlamda tez, söz konusu ilişkiyi daha derinlemesine anlamak ve mevcut literatürdeki metodolojik boşlukları gidermek üzere yapılandırılmıştır. Araştırma kapsamında, 2010–2021 dönemine ait günlük frekansta Bitcoin enerji tüketimi, karbon emisyonları, hash rate, kripto para fiyatları, piyasa volatilitesi (VIX), jeopolitik risk endeksi (GPR), ekonomik belirsizlik endeksi (EPU) ve iklim riski (PRI) gibi değişkenlerden oluşan geniş kapsamlı bir veri seti kullanılmıştır. Analizlerde zaman-frekans düzeyinde ilişkiyi ölçmek amacıyla Wavelet Transform Coherence (WTC) yöntemi; çoklu dışsal değişkenlerin enerji tüketimi üzerindeki etkisini tahmin etmek amacıyla ise Nonlinear Autoregressive with Exogenous Inputs (NARX) modeli uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, enerji tüketimi ile karbon emisyonu arasında uzun vadeli ve pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, jeopolitik ve ekonomik risk göstergeleri ile iklim riskinin, enerji tüketimi üzerinde anlamlı etkileri bulunduğu ve bu dışsal faktörlerin enerji-emisyon ilişkisini dönemsel olarak yönlendirdiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, yalnızca teknik değil, aynı zamanda ekonomik ve politik düzlemde de çevresel etki analizinin yapılması gerektiğini göstermektedir. Tez, çoklu değişkenli ve zamana duyarlı modellerle gerçekleştirdiği analizlerle hem akademik literatüre özgün bir katkı sunmakta hem de çevresel sürdürülebilirlik politikaları açısından bütüncül değerlendirme imkânı sağlamaktadır.
Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir refah ve ekonomik performansla ilişkisi
Bu çalışma kapsamında, sürdürülebilir refah kavramının avantajları ve dezavantajları Türkiye perspektifinden ele alınarak tartışılacaktır. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'de uygulanan politikaların sürdürülebilir bir üretim yapısı oluşturmak, sosyal yapıyı iyileştirmek, ekonomik istikrarı sağlamak ve gelir dağılımında adil bir düzen kurarak bu refah yapısını gelecek nesillere aktarmak hedeflerine ulaşmadaki başarısını ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışmada, sürdürülebilir refahı ölçmek için kullanılan uluslararası endeksler açıklanacak, bu endekslerin avantaj ve dezavantajları ortaya konulacak ve Türkiye'nin refah göstergeleri incelenecektir. Türkiye'nin sürdürülebilir refah göstergeleri, ekonomik performans verileri 2000-2023 dönemi için ele alınacaktır. Anılan dönem incelendiğinde , Türkiye'de sürdürülebilir bir yapıya olan ihtiyaç net bir şekilde görülmektedir. Bu nedenle, ekonomik yapı başta olmak üzere hukuk, eğitim, sağlık, enerji ve inovasyon gibi alanlarda refah seviyesini artırmak adına yapısal reformlara ihtiyaç duyulmaktadır. Kalkınma planları doğrultusunda sürdürülebilir bir refah ortamı oluşturulmalı ve bu ortam gelecek nesillere aktarılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Refah, Sürdürülebilir Refah Araştırma Alanı: Ekonomi, Finans
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi'nin Nevşehir kent ekonomisine katkıları
Bu tezde, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi'nin Nevşehir il ekonomisine olan katkıları nicel ve nitel veriler ışığında analiz edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinin ve üniversitenin genel faaliyetlerinin kent ekonomisine sağladığı doğrudan ve dolaylı etkileri ortaya koymaktır. Bu kapsamda, üniversite öğrencileriyle yapılan anket çalışmasından elde edilen veriler kullanılarak öğrencilerin aylık harcama kalemleri (beslenme, barınma, ulaşım, giyim, kültürel etkinlikler vb.) detaylı şekilde incelenmiş ve bu harcamaların toplam ekonomik büyüklüğü hesaplanmıştır. Ayrıca, harcama düzeylerinin cinsiyet, aile geliri ve öğrenim durumu gibi demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı istatistiksel analizlerle test edilmiştir. Elde edilen bulgular, üniversite öğrencilerinin kentte önemli bir ekonomik hareketlilik yarattığını ve özellikle hizmet, konut ve ulaşım sektörlerinde ciddi bir talep oluşturduğunu göstermektedir. Üniversitenin varlığı, sadece doğrudan harcamalar yoluyla değil, aynı zamanda istihdam yaratma, yerel işletmelerin gelişimi ve sosyal-kültürel canlılık gibi dolaylı etkilerle de kente önemli katkılar sunmaktadır. Sonuç olarak, üniversitenin Nevşehir ekonomisine olan katkısının sürdürülebilir kalkınma açısından stratejik bir öneme sahip olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, yerel yönetimler ve politika yapıcılar için üniversite-şehir iş birliğinin güçlendirilmesi ve öğrenci dostu politikaların geliştirilmesi yönünde öneriler sunmaktadır.
Türkiye'de bölgesel yoksulluk ve gelir adaletsizliği
İnsanlık tarihi boyunca, bireyler temel gereksinimlerini karşılamak ve eksikliklerini gidermek amacıyla çeşitli çabalar sarf etmiş; bu süreç, günümüzün modern toplum yapısının inşasını mümkün kılmıştır. Bu bağlamda, gelir dağılımında adaletin sağlanması ve yoksulluğun azaltılması temel hedefler arasında yer almış; bu hedeflere ulaşmak amacıyla milli gelirin artırılması, toplumsal huzur, refah, barış ve adaletin tesisi amaçlanmıştır. Ancak sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde, gelir dağılımında yaşanan adaletsizliklerin toplumlar üzerinde olumsuz etkiler yarattığı görülmektedir. Yoksulluğun nedenlerine ilişkin açıklamaların yetersizliği, bu sorunun çözümüne yönelik politika geliştirilmesini zorlaştırmaktadır. Oysa bireylerin sosyal güvenlik, sağlık ve eğitim hizmetlerinden eşit şekilde yararlanabilmesi, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından temel bir hak olarak kabul edilmelidir. Ülkelerin karşılaştığı enflasyon ve ekonomik krizler, sadece gelir dağılımını değil, aynı zamanda istihdam düzeyini ve genel ekonomik yapıyı da olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, kriz dönemlerinde ülkelerin etkili politikalar geliştirerek gerekli önlemleri alması ve olası zararları asgari düzeye indirmesi beklenmektedir. Fırsat eşitliğinin sağlanması durumunda, yoksulluğun azaltılması mümkün olabilecektir. Ancak üretim faaliyetlerine katılım ve topluma faydalı hizmetlerde bulunma çabası, gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle sınırlanmakta ve bu durum yoksulluğu daha da derinleştirmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'deki 26 bölgeye ait 2014–2022 dönemi panel veri seti kullanılarak gelir eşitsizliği ile yoksulluk arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Temel Bileşenler Analizi (PCA) yöntemiyle oluşturulan Yoksulluk Endeksi; gelir eşitsizliği, tüketici enflasyonu, ticari açıklık, okuma-yazma bilmeyen nüfus oranı ve net göç hızı değişkenleri aracılığıyla modellenmiştir. Ampirik analizde sabit etkiler modeli tercih edilmiş, yatay kesit bağımlılığı, otokorelasyon ve değişen varyans sorunlarına karşı Driscoll-Kraay dirençli standart hatalar yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, gelir eşitsizliği ile tüketici enflasyonunun yoksulluk üzerinde pozitif yönde etkili olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, ticari açıklık, okuma-yazma bilmeyen nüfus oranı ve net göç hızı değişkenlerinin yoksulluğu azaltıcı yönde etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Modelin determinasyon katsayısının %65,9 düzeyinde olması, bağımsız değişkenlerin yoksulluk üzerindeki etkilerini açıklamada güçlü bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
2008 küresel finans krizi üzerine üç makale
Bu çalışma, finansal krizlerin dinamiklerini ve ekonomik etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle, 2008 Küresel Finansal Krizi'nin Türkiye ve dünya genelindeki yansımalarına odaklanan üç farklı makale çalışmasından oluşmaktadır. İlk bölüm de, finansal krizlerin türleri, nedenleri ve sonuçları ele alınmış; dünya ve Türkiye'deki finansal krizlerin etkileri tarihsel bir perspektifle değerlendirilmiştir. Krizlerin küresel ve yerel etkilerinin yanı sıra bölgesel yansımaları da incelenmiştir. İkinci bölüm de, 2008 Küresel Finansal Krizi'nin Türkiye'deki BIST 100 Endeksi ile petrol fiyatları, altın fiyatları ve döviz kuru arasındaki ilişkisi ARDL modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma, kriz öncesi, kriz dönemi ve kriz sonrası olmak üzere üç farklı dönemde bu ilişkilerin nasıl değiştiğini incelemiştir. Bu analiz, Türkiye'deki finansal piyasalara etkileri anlamayı ve yatırımcı davranışlarını açıklamayı hedeflemiştir. Üçüncü bölüm de, Avrupa Birliği'ne üye ve üye olmayan OECD ülkelerinin 2005-2012 dönemindeki tahvil faizleri ile petrol fiyatları, altın fiyatları ve döviz kuru arasındaki ilişki panel veri analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmada, iki grup ülkeye odaklanılarak kriz dönemi etkilerindeki farklılıklar araştırılmıştır. Sonuç olarak, çalışma, finansal krizlerin küresel piyasalardaki değişimlerin etkisiyle Türkiye ve dünya ekonomilerinde derin izler bıraktığını ve krizlerin bölgesel farklılıklar yarattığını ortaya koymaktadır.
FED faiz politikalarının Türkiye ekonomisine etkileri üzerine üç makale
Bu tezde, Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası'nın (FED) faiz politikalarının Türkiye'nin finansal piyasaları üzerindeki etkileri incelenmektedir. Özellikle 2008 küresel finansal krizinin ardından, FED'in faiz oranları, nicel genişleme programları ve diğer para politikası araçlarının Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerdeki ekonomik istikrarı ve finansal piyasaları nasıl etkilediği ele alınmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Üç bölümde de 2008 Ekim ile 2021 Aralık dönemine ait verilere kullanılarak kantil regresyon yöntemi ile analizler yapılmıştır. İlk bölümde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz kararlarının FED'in para politikalarından nasıl etkilendiği araştırılmıştır. Bu bölümde ayrıca Tüketici Fiyat Endeksi verisi de analize dahil edilmiştir. İkinci bölümde, FED'in para politikalarının BIST 30 Endeksi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde USD Endeksi de açıklayıcı bir veri olarak analize dahil edilmiştir. Üçüncü bölümde ise, FED'in para politikalarının Türkiye'ye yapılan dolaylı yatırımlar üzerindeki etkileri incelenmiş, Bağımlı değişken olarak Türkiye'ye yapılan dolaylı yatırımlar, bağımsız değişkenler ise FED faiz oranı ve Korku Endeksidir (VIX). Çalışmada; FED'in faiz oranlarındaki değişimlerin Türkiye'nin finansal piyasaları üzerinde yalnızca döviz kuru ve sermaye akışları açısından değil, aynı zamanda ekonomik istikrar ve finansal volatilite üzerinde de etkiler yarattığı tespit edilmiştir.
Finansal gelişme, doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme: Panel eşik regresyon yaklaşımı
Bu çalışmada, doğrudan yabancı yatırımların (DYY) ve finansal gelişmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri, 91 ülkeyi kapsayan ve 2001–2023 dönemine ait veriler kullanılarak incelenmiştir. Literatürde yaygın olarak benimsenen "gelişmiş-gelişmekte olan ülke" ayrımı yerine, gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) dayalı nesnel bir eşik değeri belirlenmiş ve ülkeler bu değerin altında veya üstünde yer almalarına göre sınıflandırılmıştır. Bu yaklaşım, toplulaştırma yanlılığı riskini azaltarak farklı gelir düzeylerindeki ülkelerde DYY ve finansal gelişmenin büyüme üzerindeki etkilerinin karşılaştırılmasına olanak tanımaktadır. Analiz sonuçları, düşük gelir rejiminde DYY'nin ekonomik büyümeyi negatif yönde etkilediğini göstermektedir. Buna karşılık, yüksek gelirli ülkelerde DYY'nin büyüme üzerindeki etkisi negatif olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Finansal gelişme değişkeni ise her iki gelir rejiminde de büyümeyi pozitif yönde etkilemiştir. Finansal piyasaların derinliği, tasarrufların yatırımlara etkin biçimde yönlendirilmesini, risklerin çeşitlendirilmesini ve kaynak tahsisinin verimliliğini artırarak ekonomik büyümeyi desteklemektedir. Bununla birlikte, düşük gelirli ülkelerde finansal gelişmenin büyümeye katkısının daha belirgin olduğu, yüksek gelirli ülkelerde ise bu etkinin marjinal olarak azaldığı görülmektedir. Bu bulgu, finansal sistem belirli bir olgunluk düzeyine ulaştığında büyümeye yaptığı katkının giderek sınırlanabileceğini ortaya koymaktadır.
Geçiş ekonomilerinde finansal gelişme, küreselleşme ve yoksulluk ilişkisi: Panel veri analizi
Küreselleşme, hayatın her alanında etkisini hissettiğimiz çok boyutlu bir gelişim sürecidir. Tüm dünyanın hızlı bir şekilde entegre olduğu bu süreçte yaşanan gelişim ve dönüşümden bütün ülkeler aynı oranda yararlanamamışlardır. Başka bir deyişle ülkelerin kurumsal yapıları, dışa açık olup olmadıkları, yabancı sermaye girişlerinin kısıtlı olup olmaması gibi etkenlerden dolayı bazı ülkeler bu sürece hızlı bir şekilde adapte olurken, bazı ülkeler için ise bu durum daha yavaş ilerlemektedir. Fakat küreselleşme sadece fırsatlar cennetinden ibaret olan bir olgu da değildir. Bu sürecin fırsatları kadar riskleri de olan bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Özellikle küreselleşme ile birlikte sıkça kullanılan yoksulluk kavramı literatürde oldukça sık değinilen ve arafta kalınan bir durumu yansıtmaktadır. Başka bir deyişle, acaba küreselleşme yoksulluğu azaltmada etkili midir, yoksa tam tersine bu süreç yoksulluğu artırmakta mıdır? Bu çerçevede bu çalışma, küreselleşmenin yoksulluk üzerindeki etkilerini söz konusu sürecin sürükleyici dinamikleri olan finansal gelişme ve teknolojik yeniliğin yoksulluk üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, planlı ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçiş yapan seçilmiş geçiş ekonomileri; Avrupa Birliği'ne girenler ile SSCB'den ayrıldıktan sonra Bağımsız Devletler Topluluğu'na (BDT) katılan ülkeler olarak iki grup halinde incelenmektedir. Küreselleşmenin yoksulluk üzerindeki etkileri söz konusu ülkeler için 1997-2018 dönemine ait veriler kullanılarak panel veri yöntemiyle analiz edilmektedir. Analizden elde edilen bulgular, AB'ye üye olan geçiş ekonomisi ülkelerinde uzun dönemde küreselleşme, teknolojik yenilik ve finansal gelişmişlik yoksulluğu azaltmaktayken, SSCB'den ayrılan ve sonradan BDT'de yer alan ülkelerde küreselleşme, teknolojik yenilik ve finansal gelişme kısa dönemde yoksulluğu azaltmakta etkili, uzun dönemde ise yoksulluğu azaltmada etkili olmadığına işaret etmektedir.
Türkiye'de askeri harcamalar ve ekonomik büyüme ilişkisi üzerine amprik bir analiz
Bireylerin birbirlerine üstünlük sağlama içgüdüsü zamanla toplulukların ve ülkelerin diğeri karşısında güçlü konuma geçme isteğini doğurmuştur. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak ülke yöneticileri geçmişten günümüze her dönemde ulusal sınırlar içinde yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamak için askeri harcama yapmışlardır. Savunmaya daha fazla kaynak tahsisi ekonomik birtakım sorunlara neden olurken, az kaynak tahsisinin milli güvenliği tehlikeye sokabilme ihtimali mevcuttur. Bu doğrultuda iç ve dış güvenliğin sürekli sağlanması için askeri harcamaların optimal bir düzeyde belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de 1960-2022 döneminde askeri harcamalar ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini ampirik olarak test etmektir. Bu kapsamda değişkenler arası nedensellik ilişkisi, dört yöntem aracılığıyla incelenmiştir. Ampirik analiz neticesinde Toda ve Yamamoto (1995) ve Hatemi-J (2012) asimetrik nedensellik testleri, incelenen dönemde Türkiye'de askeri harcamalar ve ekonomik büyüme arasında geri bildirim hipotezinin geçerli olduğunu ve iki değişken arasında çift yönlü nedenselliğin bulunduğunu göstermiştir. Ancak Hacker ve Hatemi-J (2006) simetrik nedensellik testi ve Nazlıoğlu vd. (2016) Fourier Toda-Yamamoto nedensellik testleri, ekonomik büyümeden askeri harcamalara tek yönlü nedenselliğin varlığına işaret etmiştir. Bu bulgu, incelenen dönem için Türkiye'de Keynesyen hipotezin doğrulanmadığına işaret etmektedir.
Kredi garanti fonunun makroekonomik etkileri: Türkiye örneği
Bu tez, kredi garanti sistemlerinin önemini ve etkisini incelemektedir. Kredi, modern ekonomilerin vazgeçilmez bir unsuru olup, bireylerin ve işletmelerin finansal ihtiyaçlarını karşılamasına imkân tanır. Bu bağlamda, kredi, ekonomik aktiviteyi canlandırarak üretkenliğin ve toplumsal refahın yükseltilmesinde katkı sağlamaktadır. Krediye erişimin zorlaştığı durumlarda, kredi garanti sistemleri devreye girerek bu erişimi kolaylaştırarak ekonomik canlanmayı destekler. Türkiye'deki Kredi Garanti Fonu (KGF), ekonomik büyümeyi desteklemenin yanı sıra, işletmelerin finansal dalgalanma ve belirsizliklerden minimum etkilenmesini sağlama ve her ölçekteki işletmeye eşit finansman erişimi sunma konularında kritik bir rol oynamaktadır. Çalışmada, Türkiye'de KGF'nin 2017-2023 dönemine ait aylık verilerle makroekonomik göstergelere nasıl bir etkide bulunduğu incelenmiştir. Sanayi üretimi, ihracat ve reel döviz kuru gibi temel ekonomik değişkenler üzerindeki KGF kredilerinin kısa ve uzun dönemli etkileri, ekonometrik modelleme teknikleriyle araştırılmıştır. Bu analiz sonucunda, KGF'nin makroekonomik istikrarı destekleyici bir etkisinin olabileceğini, ancak tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Çalışma, konu hakkında literatüre katkıda bulunmayı amaçlamaktadır ve bu alanda yapılan diğer çalışmalarla karşılaştırıldığında Türkiye özelinde önemli bir referans noktası oluşturmaktadır.
Orta Afrika ülkelerinde ortak para alanının ticaret ve gelir üzerindeki etkileri
Avrupa Para Birliğinin doğuşu ile birlikte, ekonomik ve parasal birliklere olan ilgi artış göstermiştir. Nitekim bu birliğin ortaya çıkardığı faydaların görülmesi sonucunda, yeni para birlikleri alanlarının kurulmasına yönelik düşünceler çoğalmıştır. Para birlikleri, üye ülkelerin kendi para politikalarını uygulanmamalarını ve döviz kurunu makroekonomik ayarlamaların bir aracı olarak kullanmamaları beraberinde getirmektedir. Ancak diğer taraftan uluslararası işlemlerin maliyetini düşürerek ticareti ve açıklığı teşvik etmektedir. Bu çalışmanın amacı; Orta Afrika Ülkelerinde ortak para alanını inceleyerek CEEAC ülkelerinin CEMAC'a dahil olduklarında ortaya çıkacak ticaret ve büyüme etkilerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda ticaret yerçekimi modeli ve büyüme denklemi modeli kullanılmıştır. Elde edilen bulgular para birliğinin ticareti artırırken; büyümeyi olumsuz şekilde etkileyeceğini göstermiştir
Kapitalist iktisadi düzene bir eleştiri: İslami ekonomi ve finansal alternatifler
Bugün yaşadığımız tüm ekonomik buhranların ve bu buhranların yarattığı sosyal problemlerin temeli, bütün kurumları, ahlakı ve zihniyeti ile önce iktisadi yapıya ve sonra bireyden topluma tüm hücrelerimize kadar işlemiş olan kapitalizmdir. Kapitalizm, kitle üretim anlayışı ile güçlenmiş ve ihtiyaç sınırlarını aşan bu üretimin, tüketimin pompalanması yoluyla piyasada emilmesi, tüketim toplumunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. İhtiyacın sınırlı olduğu, tüketimin de israf kavramı ile sınırlandırıldığı, faizin olmadığı ve zekatın bir adil bölüşüm mekanizması olarak sisteminde yer bulduğu İslam iktisadı, sözü edilen ekonomik ve sosyal problemlerin çözümünü kendi özünde barındırmaktadır. İslam ekonomisinde, adil bölüşüm, felaha erme, verimliliği ve üretkenliği artırma, birey ve toplum çıkarları arasında dengeye ulaşma gibi birtakım politika amaçları mevcuttur. Söz konusu politika hedeflerine ulaşırken bir politika aracı olan İslami finans, ribanın olmadığı, İslam'ın haram olarak nitelediği yollardan edinilmemiş kazançlardan oluşan, spekülasyon, bahis ve kumara dayanmayan, ticari bir işlemi içeren finansal ağ yapılarıyla sınırlıdır. İslami finans sektörü ise, günümüz ekonomik şartlarında, bir İslam ekonomisinin varlığını sürdürebilmesi için hayati önem taşımaktadır. Bu öneme atfen, dünya ve Türkiye örnekleminde faizsiz finansa ilişkin mevcut konjonktür ele alınmıştır. Türkiye'de katılım bankacılığına ilişkin SWOT Analizi yapılarak, katılım bankalarının güçlü ve zayıf yönleri ile, kendilerine dönük fırsat ve tehditler değerlendirilmiştir. Katılım bankaları, reel varlıklar üzerinden işlemlerini yürütmekle, daha riskten uzak bir yapı sergilerken, müşterilere bu nedenle daha az finansal enstrüman ve daha fazla bürokratik işlem sunmaktadır. Kendi alanlarına özgü akademik çalışmalar ve alan eğitimi ile işgücüne dahil olan mezunlar açısından da dezavantajlı bir konumdadırlar. İnançları gereği kendilerine başvurmuş KOBİ ağırlıklı, sadakatli müşteri yapıları ise en önemli güçlü yönlerinden biridir.
Havayolları ikram sektöründe orta ve uzun vadeli talep analizi
Bu çalışmada havayolu ikram sektörünün çeşitli açılardan incelenmesi ve bu sektörün faaliyet hacminin temel göstergesi olarak belirlenen yıllık toplam yolcu sayılarının Türkiye genelinde 2020 yılı sonuna kadar olan dönem için tahminlenmesi amaçlanmaktadır. Sektörün dünyadaki ve Türkiye'deki yapısı, firmaların pazar payları üzerinden Herfindahl-Hirschmann indeksi yardımıyla incelenmiştir. Havacılık sektörü ekonomik krizlerden, savaşlardan ve terör olaylarında yoğun bir şekilde etkilenen hassas bir sektördür. Organizayon ve operasyon süreçlerinin yapısının gelecekteki büyüklüğüne karar verebilmek amacıyla da kullanabilecek bu tahminleme için ARIMA modelleri kullanılmıştır.
The impacts of foreign direct investments on economic growth in Turkey: 1980-2015
Foreign direct investments (FDI) in Turkey have expanded rapidly following the liberalization programme initiated in the early 1980s. Turkey has accomplished a record level in terms of its performance to attract FDI in post-2000 era. The study aims to explore the impacts of the FDI on economic growth during the years 1980 to 2015 using time series analysis. The annual data of the gross domestic product (GDP), FDI inflows, direct investments, and foreign trade announced by TURKSTAT, CBRT and Ministry of Development were employed in the study. According to the results of the analysis, the Augmented Dickey Fuller unit root test results suggest that the variables are non-stationary at levels, but become stationary in the first differences. Through the Johansen Co-integration test, it has been found that there is long-run relationship between GDP and other variables, and the effect is statistically significant. Finding of Granger causality states that there is a bidirectional causality between FDI and GDP. The results of this study imply that a positive change in the level of FDI is likely to increase the production of goods and services in Turkey.
Finansal gelişme ve yoksulluk arasındaki ilişki: Türkiye üzerine ampirik bir inceleme
Küresel bir sorun haline gelen yoksulluk tüm dünyanın gündeminde yer almaktadır. Yoksulluk sorunuyla mücadelede farklı politikalar uygulanabilmektedir. Yoksullukla mücadelede birçok mekanizma kullanılmakta ve bu yolla yoksulluk en aza indirilmeye çalışılmaktadır. Finansal gelişme bu mekanizmaların arasında yer almaktadır. Finansal araçların çeşitli olması ve bu araçların herkes tarafından kullanılması, fon akışının güvenli ve hızlı bir şekilde gerçekleşmesi finansal gelişmeyi ifade etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki yoksulluk ve finansal gelişme boyutunu ele aldıktan sonra finansal gelişmenin yoksulluk üzerindeki etkisini ampirik analiz yoluyla incelemektir. 1980-2022 dönemine ait yıllık veriler kullanılarak analiz yapılmıştır. Analiz değişkenlerinden yoksulluk bağımlı değişken iken finansal gelişmede bağımsız değişkendir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda finansal gelişme ile yoksulluk arasında Johansen-Eşbütünleşme testinde eşbütünleşme ilişkisi bulunmuştur. Uzun dönem katsayı tahminini tespit etmek amacıyla FMOLS ve DOLS yöntemleri kullanılmış ve değişkenler arasında pozitif ilişki belirlenmiştir.
Döviz kuru ve dış ticaret ilişkisinde J-Eğrisi etkisinin incelenmesi: Türkiye örneği
İhracata dayalı büyüme stratejisi, ülkelerin kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesinde önemli bir unsur olmuş, ülkelerin imalat sanayilerinin ihracat yapılarında verimliliğe ve teknolojiye dayalı çeşitli farklılıklar yaratmıştır. Küreselleşmenin olgunlaşması ve ihracata dayalı büyüme politikalarının gelişmesi ile birlikte döviz kuru ve dış ticaret ilişkisi giderek önem kazanmaya başlamış, bunun yanında katma değerli üretim, ekonomik büyüme için önemli bir unsur haline gelmiştir. Fakat özellikle gelişmekte olan ülkelerde katma değerli üretimin az olması, ihracat mallarının ithal ara malı girdilerinden oluşması gibi sorunların varlığı durumunda, dalgalı veya sabit kur rejimlerinde, olası bir kur şoku durumunda yerli malı yabancı mal karşısında reel olarak değer kaybedecektir. İktisat literatüründe, kur şokları karşısında ilgili malın ihracatında kısa dönemde olumsuz bir etki görülürken, uzun dönemde olumlu bir etki oluşacağı düşüncesi J-Eğrisi Etkisi olarak adlandırılmaktadır. OECD, imalat sanayi ürünlerini teknolojik yoğunluğuna göre yüksek, orta-yüksek, orta-düşük ve düşük teknoloji şeklinde dört farklı kategoriye ayırarak sınıflandırmaktadır. İhracat mallarındaki bu sınıflandırmayla birlikte, Türkiye'nin reel geliri, ilgili yabancı ülkenin reel geliri ve ikili reel döviz kuru değişkenleri arasındaki olası simetrik/asimetrik kısa ve uzun dönemli ilişkiler, 2003Q1-2020Q4 dönemi için çeyreklik veriler kullanılarak 4 farklı teknoloji yoğunluğuna göre, gruba dahil edilen ülkeler örneği için ARDL/NARDL sınır testi yöntemleri ile incelenmiştir. Kısa dönem hata düzeltme modeline göre: Düşük teknoloji yoğunluğuna göre imalat sanayinde ABD ve yüksek teknoloji yoğunluğuna göre imalat sanayinde Almanya örnekleri kısa dönemde J-Eğrisi Etkisinin varlığını desteklerken uzun dönem denklemine göre: Orta-yüksek teknoloji yoğunluğa göre imalat sanayinde Fransa örnekleri J-Eğrisi Etkisinin uzun dönemde varlığını desteklemektedir.
Hisse senedi fiyatları ile döviz kuru ilişkisi: Borsa İstanbul endekslerinde uygulama
Dünyada gerek bireysel gerekse kurumsal yatırımcılar farklı yatırım araçlarını tercih etmektedir. Yatırım araçları bu tercihe göre arz talep dengesi uyarınca birbirini etkiler niteliktedir. Önemli yatırım araçlarından olan hisse senedi ve döviz kuru da dolaylı yoldan dahi olsa birbiriyle ilişkisi bulunmaktadır. Hisse senedi ile döviz kuru ilişkisine dair kabul gören çeşitli teoriler bulunmaktadır. Bu teorilerden birbirinin karşıtı niteliğinde Geleneksel Yaklaşım ve Portföy Dengesi Teorisi olmak üzere iki teori öne çıkmaktadır. Geleneksel Yaklaşıma göre hisse senedi döviz kurundan pozitif yönlü etkilenirken, Portföy Dengesi Teorisinde döviz kuru, hisse senedinden negatif etkilenmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalarda dünya borsalarında iki ana teoriden hangisinin geçerli olduğu ülkelere göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmada Borsa İstanbul'da hangi yaklaşımın geçerli olduğunun, sektör endeksleri bazında yaklaşımların farklılık gösterip göstermediğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda 2010:01-2020:12 dönemine ait aylık BIST-100, BIST Mali, BIST Sınai, BIST Hizmetler ve BIST Teknoloji endeksi verilerinin nominal ABD doları/TL kuruna karşı ilişkisi incelenmiştir. Yöntem olarak Granger nedensellik, Johansen eşbütünleşme, CCR, DOLS, FMOLS analizleri kullanılmıştır. Çalışmaya konu olan beş endeksin dolar/TL kuruyla eşbütünleşme ilişkisinin olduğu ve dolar kurundan BIST endekslerine doğru tek yönlü pozitif bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Buna göre Borsa İstanbul'da ve Borsa İstanbul'un sektör ana endekslerinde Geleneksel Yaklaşımın geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye–Afrika dış ticaret ilişkileri ve büyüme etkisi: Burundi örneği
Bu çalışma Türkiye-Afrika arasındaki ticari ilişkileri Afrika ülkeleri bağlamında incelemeyi hedeflemektedir. Geçtiğimiz dönemlerde pek çok Afrika ülkesi dışa dönük ekonomi anlayışı çerçevesinde hızlı bir büyüme sürecine girmiş ve bu süreçte Türkiye-Afrika ticari ilişkileri sürekli gelişmiştir. Ampirik çalışmada, Türkiye - Burundi için 1994-2018 dönemindeki verilerle ihracat, ithalat ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisi araştırıldı. Birim kök testi sonuçlarına göre sonuçları ihracat, ithalat ve ekonomik büyüme arasında uzun dönem denge ilişkisinin olduğunu gösterdi. Seriler eş bütünleşik olduklarından, nedensellik testinin yapılması için vektör hata düzeltme modeli kullanılmıştır. Hata Düzeltme Modeline göre, Ekonomik büyümeden ihracata ve ithalattan ihracata doğru bir nedensellik ilişkisi olmasına rağmen ihracattan ve ithalattan büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisi söz konusu değildir.
İllerin vergi performansının mekansal analiz yöntemiyle ölçülmesi
Klasik OLS tahmincilerinin modellemeye komşuluk ilişkilerini dahil etmemesi sınırların kalktığı Dünya'da doğru analizler yapmamıza engel olabilmektedir. Ülkelerin, bölgelerin hatta şehirlerin bile birbirinden etkilendiği ve bu etkilerin modellere dahil edildiği mekânsal ekonometri 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış olmasına rağmen son yıllardaki teknolojik gelişmelerin sayesinde sosyal bilimlerde daha sık karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, tarih boyunca devletlerin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin, teknolojinin yardımıyla ve coğrafi olarak uygulanan farklı politikalarla arttırılması için mekânsal bir analiz yapılmıştır. Yapılan testler sonucunda verilere en uygun model olan mekânsal Durbin Modeli (SDM) seçilmiştir ve analiz sonucunda bağımsız değişkenlerden dışa açıklık ve kişi başı gelir vergi gelirlerini pozitif yönde etkiliyorken, tarımın GSYH'ye oranı negatif yönde etkilemektedir.
Wagner Kanunu'nun geçerliliğinin test edilmesi
Kamu harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin araştırılması son zamanlarda tüm dünyada en ilginç konulardan biri haline gelmiştir. Bu çalışmada, 1970-2019 dönemini kapsayan yıllık zaman serileri kullanılarak Ruanda ekonomisinde Wagner Kanunu'nun geçerliği olduğunu incelenmiştir. Çalışmanın serilerin 1994 yılında meydana gelen kırılma nedeniyle analiz yaparken Gregory-Hansen eşbütünleşme ve Tado-Yamamoto nedensellik testi kullanılmıştır. Ancak bu analizinde, Johansen eşbütünleşmesi ve Granger nedenselliği incelenmek de faydalı olmuştur. Analizin sonuçlarına göre, Johansen Eşbütünleşme testinde sadece Pryor (1968), Musgrave (1969) ve Mann (1980) modelindeki değişkenler, uzun vadede ilişkisi sahiptir. Gregory-Hansen testinde ise, herhangi Wagner Yasası'nın modelinin değişkenlerin uzun vadeli ilişkileri vardır. Nedenselliğin sonuçlarına bakıldığında,Granger testinde Gupta ve Musgrave verisyonu Keynesyen Hipotezi desteklerken pryor verisyonu tersi sonucuyla Wagner Yasası'nı geçerli olduğunu göstermiştir. Öte yanda, Toda-Yamamoto testinde sadece Gupta modeli anlamlığı olup Keynesyen Hipotezi desteklenmiştir.
İmalat sanayi sektöründe Türkiye'nin AB'ye ihracatının teknoloji yoğunluğuna göre analizi: Panel veri yöntemi
Dünya ekonomisinde yaşanan hızlı değişim, uluslararası düzeyde yaşanan rekabeti daha yoğun hissedilir hale getirmiştir. Bu durum, sektörlerin ve ülkelerin hem rekabet güçlerini analiz etmelerine hem de uluslararası pazarda başarılı olmak için daha fazla yeni strateji geliştirme çabalarına girişmelerine yol açmıştır. Bu çalışmanın ana amacı, ülkelerin rekabet gücünü etkileyen faktörlerin belirlenmesi, bu faktörlerin etki düzeylerinin tespit edilmesi ve rekabetin etkilerini ülke lehine artırmak için etkin bir rekabet politikasının gerekliliklerinin ortaya konmasıdır. Bu tez çalışmasında bu kapsamda, Türkiye'nin sektörel ihracat payını etkileyen faktörlere ve imalat sanayinin alt sektörlerinin ihracat rekabet yapısına odaklanılmış; sektörlerin rekabet gücü göstergelerine dayalı bir sektörel pazar payı analizi yapılmıştır. Bu amaçla Türkiye'nin uluslararası rekabet gücü düzeyi, Türkiye'nin en önemli dış ticaret ortağı olan ve ticaretinin önemli bir oranını kapsayan Avrupa Birliği (AB) pazarındaki payı üzerinden sektörel düzeyde ortaya konmuştur. Türkiye'nin imalat sanayi sektörü mevcut uluslararası teknoloji sınıflandırmasına bağlı olarak gruplandırılmış ve her gruptaki sektörlerin ihracat performanslarının belirleyicileri 2007Q1-2021Q4 dönemi için üç model üzerinden panel veri analizi kullanılarak tespit edilmiştir. 23 alt sektörün pazar paylarının bağımlı değişken olarak belirlendiği bu üç modelde pazar payının önemli belirleyicileri olarak maliyet-verimlilik, arz ve karşı ülkenin talebi gruplandırılarak çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular, sektörel rekabet gücü belirleyicilerinin sektörler arasında farklılık gösterdiğini ve ayrıca sektörlerin özellikle düşük teknoloji grubunun rekabet gücünün fiyat rekabetçiliğine dayandığını, bu sebeple fiyat-maliyet avantajının korunmasının önemli olduğunu ima etmektedir.
Türkiye ve dünyada çalışan yoksulluğu
Bu çalışmada, yoksulluğun çalışanlar özelindeki değişimi ve dönüşümü ile Türkiye'de çalışan yoksulların tanımlanması ve ülke genelindeki dağılımları ve etkilendiği faktörler araştırılmıştır. Türkiye için uygulanan analizler mikro ekonometrik yöntemler, gelişmekte olan ülkelerin ve en az gelişmiş ülkelerin yer aldığı uygulamalarda ise makro yöntemler kullanılmıştır. İlk olarak mikro veri seti üzerinden Türkiye için çalışan yoksul tanımlaması yapılmış ve çalışan yoksul oranları hesaplanmıştır. Aynı bölümde Lojistik Regresyon Analizi yöntemi ile Türkiye'de çalışan yoksulluk riskini etkileyen faktörler incelenmiştir. Erkeklerde kadınlara göre çalışan yoksul olma riski daha yüksektir. 15-24 yaş aralığında çalışanların yoksul olma riski diğer yaş gruplarına göre daha yüksek iken 45 yaştan sonra çalışan yoksul olma riski azalmaktadır. Kayıt dışı istihdam çalışan yoksul olma riskini arttırmaktadır. Eğitim düzeyindeki artışlar ile çalışan yoksul olma riski azalmaktadır. Daha sonra 1997-1998 eğitim öğretim yılında yürürlüğe giren 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin, çalışan yoksullara ait gelir üzerindeki etkileri Fuzzy Regresyon Süreksizlik Tasarımı yöntemi ile araştırılmıştır. Bir yıllık ilave eğitim ile çalışan yoksullara ait fert başına düşen gelir artmıştır. Bir sonraki bölümde, bölgeler arası iç göç ve Suriyeli dış göç üzerinden göçün etkileri incelenmektedir. Bölgeler arası alınan ve verilen göçün çalışan yoksul oranlarını arttırdığı ve çalışan yoksul oranları açısından bölgeler arası mekânsal etkileşim olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Suriyeli sığınmacıların göç ettiği Güneydoğu Anadolu bölgesinde göç ile çalışan yoksullara ait hanehalkı toplam harcanabilir geliri ve fert başına düşen gelirde artış yaşanmıştır. Buna paralel olarak fert başına düşen gelirin yoksulluk sınırına olan uzaklığında azalma görülmüştür. Ayrıca sosyal yardımlarda da azalma görülmüştür.
Finansal piyasalarda kripto para uygulamaları üzerine üç deneme
Kripto paraların finansal piyasalar ile ilişkisinin incelendiği bu çalışma üç aşamadan oluşmaktadır. Çalışmanın tamamında kripto para değişkenleri olarak piyasaya ilk çıkan ve piyasa değeri yüksek olan Bitcoin, Ethereum ve Litecoin değişkenleri incelenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında, üç kripto para piyasasında zayıf formda piyasa etkinliğinin geçerliliği doğrusal ve doğrusal olmayan birim kök testleriyle incelenmiş olup, güncel analizlere göre bu piyasalarda zayıf formda etkinliğin geçerli olmadığı sonucuna varılmıştır. Çalışmanın ikinci ve üçüncü aşamasında, kripto paraların portföy çeşitlendirme aracı olup olmadığı incelenmiştir. İkinci aşamada kripto paralar ile kıymetli metaller arasındaki ilişki KSS(2006) doğrusal olmayan eşbütünleşme yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmada kıymetli metaller olarak altın, gümüş ve platin değişkenleri analize dahil edilmiştir. Çalışmanın sonucunda kripto paralar ile kıymetli metaller arasında uzun dönemde doğrusal olmayan bir eşbütünleşme ilişkisi olduğu ve dolayısıyla kıymetli metaller için kripto paraların portföy çeşitlendiricisi olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu piyasalarda yarı-güçlü formda etkinlik geçerli değildir. Çalışmanın üçüncü aşamasında ise kripto paralar ile pay piyasaları arasındaki volatilite ilişkisi CCC-GJR GARCH yöntemiyle incelenerek kripto paraların portföy çeşitliliği test edilmiştir. Pay piyasası değişkenleri olarak, Bist100, Dow Jones ve S&P500 hisse senetleri kullanılmıştır. Ardından bu piyasalar arasındaki ilişkinin yönünü belirlemek için Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucunda kripto paraların dow jones ve S&P500 hisse senetleri ile karşılıklı etkileşimlerinin güçlü olduğu ve bu pay piyasaları için kripto paraların portföy çeşitlendiricisi olabileceği tespit edilmiştir. Çalışmanın tamamında 02/01/2017-29/10/2021 dönemleri arasında beş günlük veriler kullanılmıştır.
Demokrasi, ticaret ve eşitsizlik arasındaki karşılıklı ilişkiler: Gelişen ülkeler örneği
Gelir eşitsizliğinin giderek arttığı günümüz ekonomilerinde üretim ve gelir artışında sürekliliği sağlamak kadar elde edilen gelirin adil paylaşımı da oldukça önemlidir. 1980'li yıllardan sonra dünya ticaret hacminde önemli artışlar yaşanırken diğer yandan Avrupa, Asya, Afrika ve Latin Amerika'da demokratik rejimlere geçiş öne çıkmaktadır. Söz konusu olumlu gelişmelere karşın 21. yüzyılın başından itibaren gerek ülkelerin kendi içinde gerekse ülkeler arasında artan gelir eşitsizlikleri, temel ekonomik sorunların en önemlileri arasında yer almıştır. Bu kapsamda çalışmamızda ticaret, demokrasi ve gelir eşitsizlikleri arasındaki karşılıklı ilişkiler teorik ve uygulamalı olarak analiz edilmek istenmiştir. Çalışmamızda gelir dağılımı değişkeni olarak Gini katsayısı, ticaret değişkeni olarak ticari açıklık oranları ve demokrasi değişkeni olarak V-Dem Enstitüsü tarafından derlenen 5 temel demokrasi indeksi kullanarak bir uygulama yapılmış olmakla birlikte, tezin kapsamı bağlamında liberal demokrasi verileri kullanarak elde edilen sonuçlar kullanılmıştır. Gelişen ülkelerin verileri 1995-2020 yılları için Kónya bootstrap panel nedensellik analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda elde edilen bulgular şöyle sıralanabilir: i) Brezilya ve Macaristan'da herhangi bir nedensellik ilişkisi gözlemlenmezken, Kolombiya, Çin, Çekya, Yunanistan, Güney Kore, Peru, Türkiye ve Güney Afrika'da demokrasiden eşitsizliğe doğru nedensellik ilişkisi olduğu, Kolombiya'da ise liberal demokrasi indeksi ve katılımcı demokrasi indeksinde nedenselliğin çift yönlü olduğu diğer taraftan Mısır, Filipinler ve Polonya'da gelir eşitsizliğinden demokrasi düzeylerine doğru bir nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ii) Çin, Çekya, Hindistan, Meksika, Peru, Türkiye'de demokrasiden ticarete bir nedensellik ilişkisi olduğu, Güney Kore, Filipinler ve Polonya'da ise ticaretten demokrasiye bir nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. iii) Şili, Kolombiya, Yunanistan, Endonezya, Güney Kore, Malezya Peru, Tayland ve Türkiye'de ticari açıklıktan eşitsizliğe doğru nedensellik ilişkisinin bulunduğu, Çin ve Meksika'da ise eşitsizlikten ticari açıklığa doğru nedensellik ilişkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. iiii) Demokrasi ve ticari açıklığın eşitsizlik üzerinde olumsuz etkiye sebep olduğu durumlar incelendiğinde Güney Afrika hariç diğer ülkelerde demokrasi seviyesinin azaldığı durumlarda ticari açıklığın arttığı, ticari açıklığın azaldığı durumda ise demokrasi seviyesinin arttığı, demokrasi ve ticaretin her ne kadar tek başına eşitsizliği azalttığı ya da arttırdığı sonucuna varılmış olsa da demokrasi ve ticaretin eşitsizlik üzerindeki etkilerinin birbiri ile bağlantılı olduğu çalışmanın dikkat çeken bir sonucudur. Güney Afrika'da ise eşitsizliğin bu derece yüksek olmasının altında etnik ayrımcılık gibi farklı etkenler de bulunmaktadır. Elde edilen bu sonuç bize demokrasi ve ticaretin birlikte güçlendirilmesi durumunda gelir dağılımı adaletini olumlu şekilde etkileyeceğini, analize dahil edilen ülkelerin yapısı birbirinden farklı olsa da, demokrasi ve ticari açıklık eşitsizliğin önemli belirleyicileri olduğu göstermektedir. Dolayısıyla bu sonuç gelir dağılımı eşitsizliğinin tek bir reçetesinin olmadığını, diğer yandan her ülkenin yapısına uygun tedbirlerin alınması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca demokrasiden eşitsizliğe doğru nedensellik ilişkisine rastlanılması demokrasi düzeyindeki gelişmelerin istikrarlı ve sürekli bir yapı sergilemesi durumunda gelir adaletinde önemli iyileşmelerin ortaya çıkabileceğini göstermektedir.
OECD ülkelerinde tarımsal destekleme politikalarının tarımsal verimlilik üzerindeki etkisi
Tarımsal faaliyetler; insanların ihtiyaç duyduğu besinlerin üretilmesi, sanayiye sağlamış olduğu hammadde kaynakları, ülkelerin önemli ihracat kalemleri arasında olması ve istihdam alanlarıyla çok eski tarihlerden günümüze önemini korumuştur. Bu tez çalışmasında, OECD ülkelerinde uygulanan tarımsal desteklerin tarımsal verimlilik üzerine etkisinin analizinin yapılması hedeflenmiştir. Çalışmada kullanılan teknikler; birimler arası etkinlikleri değerlendirmek için kullanılan, özellikle çok girdili ve çok çıktılı hesaplama süreçlerine izin vermesi sebebiyle de başlıca veri analizi tekniği olan Veri Zarflama Analizi (VZA) ve Tobit model kullanılmıştır. Tobit model kullanılmasının sebebi ise, VZA ile elde edilen etkinlik skorlarının (0-1) aralığında değişmesi ve bu nedenle klasik EKK tahminin sapmalı sonuçlar türetecek olmasıdır. VZA sonuçları incelendiğinde etkinsiz olan ülkelerin girdi kullanımlarının dağılımlarındaki dengesizlik etkinsizliği ortaya çıkarmaktadır. Tobit model sonuçlarında ise uygulanan tarımsal destekler içerisinde doğrudan üreticiye yapılan ve fiyat destek hedefi ile uygulanan politikalar pazar fiyatları üzerinde istikrarsızlığa ve verimlilik üzerinde negatif etkiye sebep olduğu görülmüştür. Doğrudan üreticiye verilmeyen Ar-Ge, eğitim, pazarlama ve tanıtım gibi Genel Hizmet Desteklerinin ise etkinliğe olumlu yansıdığı gözlemlendi.
The economic situation of the Ottoman State state at the begining of 20th century
In this thesis, economic structure of Ottoman State and The Great Economic Powers are analyzed from the beginning of 19th century until First World War. It investigates economic performances and conditions that led to the First World War between the years of 1800 and 1913. The effects of industrial revolutions and modernization on Ottoman economy are also investigated in a detail manner along with other economic consequences. The main findings show that the collapse of Ottoman State was the results of administrative errors from the beginning of 1908. In addition, this thesis revealed that Ottoman State realized an economic growth between 1800 and 1913. Keywords: Ottoman State, Great Economic Powers, Economic Performances, Growth Rates
Consumer credits and the efficiency of monetary policy in Turkey
The main aim of this study is to understand how the growth of consumer credit has changed the effect of monetary policy on household consumption in Turkey. For this purpose, the hypothesis that the growth of consumer credit has weakened the ability of monetary policy to affect household consumption behavior has been examined with a variety of empirical evidence. Firstly, the argument that the consumer credit to smooth consumption makes monetary policy less effective in Turkey has been tested. The empirical results showed that after the growth in consumer credit volume, consumption behaves consistently with the permanent income hypothesis. Household behavior is less sensitive to short-run changes in monetary policy because they can access credit more easily and smooth their consumption. Secondly, the argument that households are less liquidity constrained with credit cards and so, monetary policies have no effect on consumption behavior in Turkey has been tested. According to traditional view of banking credit channel; consumers using credit card are in a liquidity constraint so, they more sensitive to the interest rates and also to the monetary shocks. However, the empirical results shows the opposite of the traditional view. Consumers are not only in a liquidity constraint but also they use credit cards as an instrument to stabilize monetary policy shocks.
Forecasting economic and financial variables with factor models: the case of Turkey
In this thesis, industrial production growth, core inflation and change in the stock market index are forecast using a large number of domestic and international indicators. Two methods are employed to deal with the curse of dimensionality problem stemming from the availability of ever growing data sets: factor models and forecast combination. Determining the best performing models requires a comprehensive analysis of the sensitivity of the forecast performance of factor models to various modelling choice. In this respect, effects of factor extraction method, number of factors, data aggregation level and forecast equation type on the forecasting performance are analyzed. Effect of using certain data blocks such as European Union variables and interest rates on the forecasting performance is evaluated as well. Out-of-sample forecasting exercise is conducted for two consecutive periods to assess the stability of the forecasting performance. Results show that best performing specifications change with the type of the variable that one wants to forecast, with forecast horizon and with the sample that is used to evaluate the out-of-sample forecasting performance. Factor models perform better than combination of the bi-variate forecasts. Comparing models with alternative specifications shows that effect of modelling choices are not mutually independent. Hence, it is concluded that there is no "one size fits all approach" in forecasting with factor models. Thus, using a dynamic approach to continuously evaluate models from different dimensions is important in the forecasting process. Key Words: Forecasting, Factor models, Principal components.
Parasal kriz teorileri ve determinantlarının analizi: Türkiye ekonomisi
1980'li yıllarda Latin Amerika ülkeleri olan Arjantin, Şili ve Urugay ekonomilerine yönelik spekülatif saldırılar ile 1990 yılı sonrasında yaşanan Finlandiya, İsveç, Meksika, Güney Doğu Asya, Rusya, Arjantin ve Brezilya ekonomilerinde yaşanan parasal krizler bu krizlerin ortaya çıkış nedenlerini açıklamaya yönelik parasal nesil modellerinin oluşturulmasına zemin hazırlamıştır. Latin Amerika ülkelerinde yaşanan parasal krizler ile ilgili uygulamalı çalışmalar, 1990 yılı ve sonrasında yaşanan parasal krizlerin ortaya çıkışındaki öncü göstergelerin belirlenmesine yönelik ampirik çalışmalar yapılmasına da katkı sağlamıştır. Genel kabul görmüş parasal kriz temel göstergeleri; döviz kurunda aşırı dalgalanmalar, gecelik faizlerde yaşanan aşırı yükselmeler, döviz rezervlerinde önemli miktarda azalmalar olarak sıralanabilir. Bu göstergelerden hangi makroekonomik değişkenlerin parasal krize neden olacağı konusunda tam bir görüş ortaklığı oluşturulamamıştır. Bu çalışmada parasal krizlere yönelik oluşturulan nesil modellerinin teorik bilgilerinin ele alınmasının ardından, Türkiye ekonomisine yönelik spekülatif baskı endeksi hesaplamasına yer verilerek parasal krizlerin determinantlarının tespit edilmesi sağlanmıştır. Bu amaçla Probit modeli yöntemiyle parasal krize neden olabilecek makro değişkenler tahmin edilmeye çalışılmıştır daha sonra bu model yardımıyla çalışmada kullanılan makroekonomik değişkenlerin parasal kriz üzerindeki marjinal etki katsayıları hesaplanmış ve bu değişkenlerin parasal krizlerle ilişkileri Türkiye ekonomisi için yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Parasal kriz, parasal krizin ön ve temel göstergeleri, parasal kriz nesil modelleri, spekülatif baskı endeksi, probit modeli.
Döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik etkileri: Türkiye örneği
1973 yılında Bretton Woods sisteminin çökmesiyle birlikte ülkeler esnek döviz kuru sistemine geçmişlerdir. Esnek döviz kuru sisteminin sonuçlarından olan döviz kuru belirsizliği ülkeler için önemli bir iktisadi sorun haline gelmiştir. Döviz kurlarında görülen bu belirsizlik enflasyon, faiz, ödemeler dengesi ve ekonomik büyüme gibi makroekonomik göstergeleri etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, döviz kuru belirsizliği ve döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik değişkenlere olan etkileri teorik ve ampirik olarak incelenmiştir. Çalışmanın Türkiye ekonomisi için döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik etkilerini sınamak amacıyla 1991:Q4-2020:Q1 dönemi döviz kuru belirsizliği, tüketici fiyat endeksi, reel sanayi üretim endeksi, mevduat faiz oranı ve cari işlemler dengesi değişkenleri kullanılmıştır. Döviz kuru belirsizliği ile makroekonomik değişkenler arasındaki olası ilişkileri ortaya koymak amacıyla Pesaran vd. (2001) tarafından geliştirilen sınır testi yaklaşımı kullanılmıştır. Bu amaçla öncelikle kısıtlanmamış hata düzeltme modeli kullanılmıştır. Son olarak aralarında koentegre ilişkisi olduğuna karar verilen seriler arasındaki uzun dönemli ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü belirlemek amacıyla, gecikmesi dağıtılmış otoregresif model oluşturulmuştur. Çalışmada döviz kuru belirsizliği ile reel sanayi üretim endeksi hariç, enflasyon, faiz oranı ve cari işlemler dengesi arasında uzun dönemli bir ilişki bulunmuştur. Ancak uzun dönem ilişkinin yönü ve büyüklüğü sadece faiz oranı için ortaya konulabilmiştir. Anahtar kelimeler: Döviz Kuru Belirsizliği, Sınır Testi Yaklaşımı, ARDL Modeli, Kısıtlanmış Hata Düzeltme Modeli
Döviz kuru ve dış ticaret ilişkisi: Türkiye üzerine bir inceleme
Uluslararası ticaret ve sermaye akımlarında yaşanan olumlu gelişmeler ülkeler arasındaki ticaretin artmasına yol açmış ve döviz kurlarının dış ticaret ile ilişkisi ön plana çıkmıştır. Dış ticaret açığına sahip olan bir ülke olarak Türkiye'de dış ticaretin önemli belirleyicilerinden biri olan döviz kurunun etkisinin incelenmesi önem arz etmektedir. Bu durum çalışmanın kaleme alınmasında motivasyon kaynağı olmuştur. Çalışmada, Türkiye'de döviz kuru ile dış ticaret arasındaki ilişkiyi analiz etmek amacıyla ihracat, reel efektif döviz kuru, yurt dışı gelir ile ithalat, reel efektif döviz kuru ve yurt içi geliri esas alan iki ayrı model oluşturulmuştur. 2002 Ocak ile 2022 Ekim ayları arasındaki dönemi kapsayan veriler yardımıyla durağanlık analizleri yapılmış, sonrasında Vektör Otoregresif (VAR) Modeli, Johansen Eşbütünleşme Testi ve Granger Nedensellik analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, ihracat modeline bakıldığında: i) Johansen Eşbütünleşme Testine göre seriler arasında eşbütünleşme ilişkisi olmadığı ii) FMOLS ve DOLS sonuçlarına göre katsayıların pozitif ve anlamlı olduğu, iii) Granger Nedensellik analizi sonuçlarına göre yalnızca ihracattan yurt dışı gelire tek yönlü nedensellik bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. İthalat modeline bakıldığında ise: i) Johansen Eşbütünleşme Testi'ne göre seriler arasında 1 adet eşbütünleşme ilişkisi olduğu, ii) FMOLS ve DOLS sonuçlarına göre katsayıların pozitif ve anlamlı olduğu, iii) Granger Nedensellik analizi sonuçlarına göre reel döviz kurundan ithalata ve yurt içi gelirden ithalata tek yönlü nedensellik bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.