
17
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
COVID-19 döneminde lisansüstü eğitim alan bireylerin fonksiyonel gıdaların, yeme tutumlarıyla ve yeme farkındalıklarıyla olan ilişkisi
Amaç: Bu çalışma COVID-19 döneminde lisansüstü eğitim alan bireylerin fonksiyonel gıda farkındalıklarının yeme tutumları ve yeme farkındalıkları ile olan ilişkilerini irdelemek amacıyla planlandı. Materyal ve Yöntem: Çalışma kesitsel bir çalışmadır ve çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanıldı. Araştırmaya 350 gönüllü katılımcı dahil edildi. Örneklem Ocak – Mart 2022 tarihleri arasında oluşturuldu. Verilerin toplanmasında Demografik Bilgi Formu, Fonksiyonel Gıda Bilgi Formu, Yeme Tutum Testi (YTT-26) ve Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30) kullanıldı. Bulgular: Bireylerin demografik ve fonksiyonel gıda bilgi değişkenlerine göre ölçek puanları arasındaki farklar incelendi. YTT-26 puanlarında lisansüstü bireylerin COVID-19 aşı olma durumu ve kendini sağlıklı görme durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. YFÖ-30 puanlarında cinsiyet, yaş, COVID-19 kilo değişim durumu, kendini sağlıklı görme durumu, fonksiyonel besinler hakkında bilgi durumu ve fonksiyonel besin tüketme durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Ayrıca YTT-26 ve YFÖ-30 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon gözlenmedi. Sonuç: Bu araştırmanın ilgili literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Besin içeriklerinin daha görsel hale getirilmesinin fonksiyonel gıda tüketimlerine olumlu etkiler sağlayabileceği kanısındayız. Anahtar Sözcükler: COVID-19, Fonksiyonel besin, Yeme farkındalığı, Yeme tutumu.
Diyete farklı miktarlarda yucca schidigera tozu katılmasının sıçanlarda plazma leptin, insulin ve tiroid hormonları ile bazı biyokimyasal parametrelere etkilerinin araştırılması.
Saponin içerikli bitkilerin özellikle hipokolesterolemik, hipoglisemik, antiinflamatuar veantiprotozoal etkileri yıllardır araştırılıyor olmasına karşın, enerji metabolizmasında rol alanhormonlarla etkileşimlerini ele alan çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu tez, steroidsaponin içeren Yucca schidigera'nın metabolik hormon düzeylerine ve bazı biyokimyasalparametrelere etkilerinin araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmamız 15 adet 2-3aylık erkek Sprague-Dawley sıçan içeren biri kontrol, ikisi deneme olmak üzere toplam 3grupta yapılmıştır. Kontrol Grubu (KG) standart rat yemi ile; 100 ppm Y. schidigera grubu(100 ppm YS) standart rat yemi+100 ppm Y. schidigera tozu (Sarsaponin 30®) ve 200 ppmY. schidigera grubu (200 ppm YS) standart rat yemi+200 ppm Y. schidigera tozu (Sarsaponin30®) ilave edilmiş deneme rasyonuyla 30 gün boyunca ad libitum beslenmişlerdir.Çalışmamızda plazma leptin seviyesi KG'na göre her iki deneme grubunda da önemli düzeydeartmıştır (p=0,000). 100 ppm YS Y. schidigera ilavesi plazma insulin düzeylerini hem, hem de200 ppm YS ilave edilen grupta KG'na göre yükseltmiştir (p=0,007). 100 ppm YS tozu ilavesiuygulanan hayvanlardaki plazma ST3 ve ST4 değerleri dışında, her iki deneme grubunun tümtiroid hormon göstergelerini KG'na göre TT3 (p=0,015), ST3 (p=0,021), TT4 (p=0,022), ST4(p=0,019)'ü istatistiksel olarak azaltmıştır. Plazma glikoz düzeyleri deneme gruplarınınikisinde de istatistiksel önemde düşmüştür (p=0,029). Y. schidigera verilen gruplarda plazmatotal kolesterol (p=0,000), trigliserit (p=0,000) ve LDL (p=0,000) düzeyleri KG'na göreistatistiksel olarak düşük, plazma HDL (p=0,002) düzeyi ise, istatistiksel önemde yüksekbulunmuştur. Diyete 100 ppm YS ilavesi, 200 ppm YS ilavesine göre daha fazla kolesteroldüşüşüne yol açmıştır. Öte yandan diyete 200 ppm YS ilavesi plazma trigliserit ve LDLdüzeylerini 100 ppm YS verilmesine oranla istatistiksel olmamakla birlikte daha çokdüşürmüştür. Bulgularımız Y. schidigera ilavesinin plazma HDL seviyelerini yükselttiğinigöstermektedir. HDL artışı bildiren bu bulgu, HDL düzeyinin değişmediği ileri sürülen diğerçalışmalardan ayrılmaktadır. Plazma üre-N düzeyi deneme gruplarında KG'na göreistatistiksel önemde düşük olarak saptanmıştır (p=0,000). Plazma total protein düzeyi Y.schidigera ilaveli gruplarda KG'na göre istatistiksel olmayan bir azalma göstermiş (p=0,134),yine bulgularımıza göre deneme gruplarında istatistiksel önemde olmamakla birlikte serum β-karotin düzeyi artarken (p=0,366), serum A vitamini seviyeleri düşmüştür (p=0,693).Önemli düzeyde artan plazma leptin seviyelerinin Y. schidigera'nın ihtiva ettiği saponinleryanısıra fenolik maddeler, fiber, resveratrol ve stilbenler gibi fitokimyasallardankaynaklanabileceği ve organizmada yağ doku artışına yol açabileceği düşünülmektedir.İnsulin artışı kan glikozunun karaciğerde glikojen, yağ dokuda ise, yağ asiti şeklindedepolanmasına yol açarak yemden yararlanmayı artırabileceği ve verim performansınıyükselteceği; Y. schidigera'nın hipoglisemik ve hipokolesterolemik etkilerinin pethayvanlarda diabetes mellitus oluşumunu baskılamada yararlı olabileceğini göstermektedir.Tez çalışmamızda Y. schidigera'lı gruplardaki artmış plazma HDL düzeyleri literaratüraçısından farklı bir referans niteliğindedir ve ateroskleroz ile diğer kardiyovasküler sorunlarakarşı önemli bir destek oluşturabilir. Steroidal saponin içeriği ile dikkat çeken Y. schidigera,kolesterol ve amonyak bağlayıcı, üreaz aktivitesini önleyici ve azot metabolizmasınıdüzenleyici bir bitki olarak hayvanlarda verimin artırılmasına katkı sağlayabilir. Sıçanlardadiyete uyguladığımız Y. schidigera'nın hayvanlarda protein emilim ve sindirimini dikkatedeğer düzeyde azaltmamış olması ve serum β-karotin düzeylerini hafif de olsa artış yönündeetkilemesi antioksidan statü açısından olumlu karşılanabilir.Sonuç olarak; elde edilen veriler, kronik sindirim bozukluklarının önlenmesi ile enerjimetabolizması ve hormonal işleyişin düzenlenmesinde koruyucu hekimlik uygulamalarınakatkı sağlayabilecektir. Ayrıca Y. schidigera'nın insanlar için yeni bir fitokimyasal besindesteği, hayvanlar için ise, yeni bir rasyon bileşeni olarak değerlendirilebileceğidüşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Yucca schidigera, Steroidal Saponin, Leptin, İnsulin, Tiroid Hormonları,Antioksidan, Fitokimyasal.
Karbon tetraklorür ile karaciğer hasarı oluşturulan ratlarda matricaria chamomilla l nin karaciğer üzerine koruyucu etkilerinin araştırılması
Karaciğerde viral, toksik, metabolik, farmakolojik bir ajan veya immünolojik bir atak ile oluşan hasarın sonucu meydana gelen hepatitler ile aşırı alkol tüketimi, obezite ve diyabete bağlı olarak gelişen siroz, dünyada çok sık rastlanan hastalıklardan olup çok sayıda kişiyi etkilemektedir. CCI4, neden olduğu akut hasarın yanında uzun süre kullanımında siroza kadar uzanan kronik hasarlar da oluşturmakta ve CCI4 ile deneysel oluşturulan karaciğer hasarı insanlardaki karaciğer hasarına uygunluk göstermektedir. CCI4'ün lipid peroksidasyonunu artırarak oksidatif stres oluşturduğu bilinmekte ve bu da antioksidanlar ve oksidanlar arasında dengenin, oksidanlar lehine bozulmasına neden olmaktadır.Bu çalışma, ratlarda oksidatif stres oluşturan ve kronik kullanımda karaciğere toksik etkisi bilinen CCI4' e karşı, Matricaria chamomilla L. bitkisinin karaciğeri koruyucu etkisinin olup olmadığı ve varsa ne derece olduğunun araştırılması amacıyla gerçekleştirildi.Çalışmada 35 adet 3 aylık Wistar-Albino erkek rat kullanıldı. Ratlar her grupta 7 adet olmak üzere beş gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki ratlar standart 14 gün yemle beslendi. CCI4 grubundaki ratlara 14 gün 0,8 ml/kg CCI4 intraperitoneal olarak uygulandı. Diğer gruplardaki ratlara ise intraperitoneal olarak uygulanan 14 gün 0,8 ml/kg CCI4'e ilave olarak sırasıyla 50 mg/kg, 100 mg/kg, 200 mg/kg Matricaria chamomilla L. ekstresi gavajla verildi. Çalışmanın başında ve sonunda rat ağırlıkları ölçüldü. Uygulamadan sonra tüm hayvanlardan eter anestezisi altında uygun teknikler kullanılarak alınan kanlarda, AST ve ALT aktivite düzeyleri serumda; oksidatif stresin göstergesi olan malondialdehid (MDA) ve redükte glutatyon (GSH) düzeyleri tüm kanda; antioksidan özellik gösteren süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GPx) ve katalaz (CAT) aktivite düzeyleri ise eritrositlerde spektrofotometrik yöntemle ölçüldü.Yapılan çalışmada kan örnekleri incelendiğinde CCI4'ün uygulandığı gruptaki ALT ve AST değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde arttığı (p<0.001), MCE'nin ise MDA düzeylerini azalttığı bunun yanında GSH değerlerini artırdığı görülmüştür. 200 mg/kg ekstrenin uygulandığı gruptaki GSH artışı (p<0.01) daha fazladır. MCE, SOD ve GPx aktivite düzeylerini de anlamlı bir şekilde artırmıştır. Katalaz aktivite düzeyleri incelendiğinde, CCI4 grubu ve 50 mg/kg ekstrenin uygulandığı grupta p<0.001 anlamlılıkta, 100 mg/kg ve 200 mg/kg ekstrenin uygulandığı gruplarda ise p<0.01 anlamlılıkta azalma gözlenmiştir.Sonuç olarak, Matricaria chamomilla L.'nin doza bağlı olarak ratlarda CCI4 ile oluşturulan karaciğer hasarı ve buna bağlı oksidatif stresi azalttığı ve antioksidan sistemi olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Oksidatif strese karşı antioksidan etki gösteren Matricaria chamomilla L.'nin karaciğer hastalıklarının klinik tedavisinde destekleyici olabileceği düşünülmektedir.
Afyon manda kaymağı ve kaymakaltı sütlerinde bazı ağır metallerin ICP–MS ile araştırılması
Endüstri gelişimine bağlı ortaya çıkan ve artarak devam eden ağır metal kirliliğinin süt ve süt ürünlerine bulaşması doğrudan ve dolaylı yollardan olabilmektedir. Bu çalışma, Afyonkarahisar ilinin bazı bölgelerin toplanan manda sütlerinin kaynatılması ile elde edilen kaymak ve kaymakaltı sütlerinde olası ağır metal varlığının ICP-MS cihazı ile araştırılması amaçlanmıştır. Süt örnekleri Afyonkarahisar ilinin beş farklı bölgesinden toplam elli adet numune 200 ml'lik cam kavanozlara toplandı. Numuneler laboratuar ortamında beherler içinde kaynatılarak kaymak ve kaymakaltı sütü elde edildi. Yaş yakma yöntemiyle numuneler çözünürleştirildikten sonra ağır metal miktarları ICP-MS cihazıyla tayin edilerek elde edilen sonuçlar literatür bilgileriyle karşılaştırılarak değerlendirildi. Araştırmada kaymaktaki ortalama krom (Cr), mangan (Mn), demir (Fe), kobalt (Co), nikel (Ni), bakır (Cu), çinko (Zn), arsenik (As), selenyum (Se), molibden (Mo), gümüş (Ag), kadmiyum (Cd), baryum (Ba) ve kuşun (Pb) değerleri sırasıyla: 0,36 mg/kg, 0,56 mg/kg, 2,72 mg/kg, 0,08 mg/kg, 0,65 mg/kg, 0,09 mg/kg, 8,27 mg/kg, 0,14 mg/kg, 0,94 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,17 mg/kg, 0,01 mg/kg; kaymak altı sütünde ise 0,02 mg/kg, 0,13 mg/kg, 0,52 mg/kg, 0,02 mg/kg, 0,12 mg/kg, 0,02 mg/kg, 2,37 mg/kg, 0,04 mg/kg, 0,17 mg/kg, 0,04 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,13 mg/kg, 0,01 mg/kg düzeylerinde tespit edildi. Sonuç olarak elde edilen bulgular dikkate alındığında Afyonkarahisar ilinin farklı bölgelerinden toplanan manda sütlerinden elde edilen kaymak ve kaymakaltı sütlerinde insan sağlığı açısından zararlı olabilecek bir kontaminasyonun bulunmadığı görüldü. Bu çalışma ağır metallerin kaymakaltı sütünden daha çok kaymakta görülmesi nedeniyle kaymak yapımında kullanılan sütlerin ağır metal yönünden risk oluşturmaması için sütlerin kontaminasyonlarının önlenmesinin önemini göstermektedir.
Yağlı diyet ile beslenen sıçanlarda timokinon'un plazma leptin, karnitin, paraoksanaz, tiroid hormonları, insülin ve glikoz ile lipid profiline etkilerinin araştırılması
Bu çalışma Nigella Sativa (Çörek otu)'nın uçucu yağında bulunan ve özellikle antioksidan, antikanserojenik, antihiperlipidemik, antidiyabetik, antiinflamatuar, gastroprotektif, hepatoprotektif gibi etkileri olan Timokinon (TQ)'nun yağlı beslenmelerde enerji metabolizmasında rol alan hormon düzeylerine ve lipid profiline olan etkilerinin araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmamız 6 hafta süresince uygulanmış olup, 10'ar adet 5-6 aylık 200-260g ağırlığında erkek Wistar Albino sıçan içeren biri kontrol, üçü deneme olmak üzere toplam 4 grupta yapılmıştır: 1) Kontrol Grubu: Standart sıçan yemi ve gastrik gavaj ile 1 ml % 0.9 serum fizyolojik (SF)/kg canlı ağırlık/gün. 2) TQ grubu: Standart sıçan yemi ve gastrik gavaj ile 1 ml % 0.9 serum fizyolojik (SF)'de çözülmüş 50 mg Timokinon/kg canlı ağırlık/gün. 3) Yağlı Yem (YY) grubu: Standart sıçan yeminin kg'na %50 hayvansal yağ ilavesi ve gastrik gavaj ile 1 ml % 0.9 serum fizyolojik (SF)/kg canlı ağırlık/gün. 4) Yağlı Yem +TQ (YY+ TQ) grubu: Standart sıçan yeminin kg'na % 50 hayvansal yağ ilavesi ve gastrik gavaj ile 1 ml %0.9 serum fizyolojik (SF)'de çözülmüş 50 mg Timokinon/kg canlı ağırlık/gün olarak verildi.Çalışmamızda 6 hafta sonunda canlı ağırlığı Kontrol grubuna göre YY'li grupta artarken, TQ uygulanması hem TQ'lu hem de YY'li grupta canlı ağırlığını belirgin olarak azaltmıştır. Plazma leptin seviyesi, Kontrol grubuna göre TQ'lu grupta azalmış, YY li grupta önemli düzeyde artmış, YY'li gruba göre YY+TQ'lu grupta ise önemli derecede azalmıştır (p<0,001). Plazma insülin düzeyi, TQ'lu grupta azalırken (p<0,05), diğer gruplardaki değişimler önemsiz bulunmuştur. Glikoz düzeyleri Kontrole göre diğer bütün gruplarda yükselmiştir (p<0,001). Kontrol grubuna göre TQ'lu grup karşılaştırıldığında tiroid hormonlarının düzeyindeki düşüş TT4 `de önemli iken diğerlerinde önemsizdi. YY'li grupta ise tüm tiroid hormonları anlamlı düzeyde yükselmiştir. YY'li gruba göre YY+TQ grubunda, özellikle TT3 (p<0,001) ve ST4 (p<0.01) önemli düzeyde olmak üzere düşmüştür. YY grubunda düşen serum paraoksanaz düzeyleri hem TQ'lu hem de YY+TQ'lu grupta yükselmiş, ancak gruplar arasında önemli fark bulunmamıştır. Karnitin düzeyleri Kontrol grubuna göre TQ'lu grupta önemsiz düzeyde yükselmiş, YY'li grupta önemli miktarda düşmüş ve YY'li gruba göre YY+TQ'lu grupta ise belirlenen yükselme önemsiz bulunmuştur. Kontrol grubuna göre TQ'lu grupta HDL ve LDL düzeyleri önemli düzeyde düşmüş ve diğer lipid parametrelerindeki düşüşler ise önemsiz bulunmuştur. YY grubunda Kontrol grubuna göre TG, LDL ve VLDL düzeyleri önemli miktarda artarken HDL önemli düzeyde azalmış ve TK'daki artış ise önemsiz bulunmuştur. YY'li gruba uygulanan TQ ise TG, LDL ve VLDL düzeylerini önemli miktarda azaltmış, TK'daki azalış ve HDL'deki artışın ise önemsiz olduğu belirlenmiştir.Yağlı diyetinin kullanıldığı çalışmamızda TQ'nun uygulanmasıyla canlı ağırlığının azalması, plazma leptin, TG, LDL ve VLDL düzeylerinin düşüşü nedeniyle, yağlı diyet ile beslenmenin meydana getirdiği çeşitli metabolik bozuklukların önlenmesinde TQ'nun umut verici bir bileşik olabileceği ve koruyucu hekimlik alanında değerlendirilebileceği kanaatine varılmıştır.
Ratlara farklı çözücülerde hazırlanarak verilen mentha spicata lamiaceae nane ekstreleri ile kuru tozunun kanda, ß-karoten, A, C vitaminleri, katalaz, glutatyon peroksidaz, glutatyon redüktaz, malondialdehid, superoksid dismutaz enzimleri ve total antioksidan kapasite üzerine etkilerinin araştırılması
Mentha spicata( peppermint), Labiatae familyasına ait bir bitkidir. İştah azalması, soğuk algınlığı, bronşit, sinüzit, ateş, mide bulantısı, kusma ve hazımsızlıkta kullanılan bitkisel bir ajandır. Flavonoid içerikli bitkilerin özellikle antioksidan etkileri yıllardır araştırılıyor olmasına karşın, kuru nane tozu ile birlikte enzimatik ve nonenzimatik antioksidanlar ile vitaminler arasındaki etkileşimleri ele alan çalışmalar yok denecek kadar azdır.Bu tez, Mentha spicata'nın bazı biyokimyasal parametrelere etkilerini ve antioksidan aktivitesini araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmamız 55 adet 2?3 aylık erkek Sprague-Dawley sıçanlardan oluşan ikisi kontrol, üçü deneme olmak üzere toplam 5 grupta yapılmıştır. Pozitif kontrol grubuna (K) standart rat yemi, negatif kontrol grubuna standart rat yemi ile 1ml %0,5lik sodyum karboksimetil selüloz (CMC)(gavajla); Mentha Spicata L. sulu ekstreli gruba (MS), standart rat yemi ve 1gr /kg vücut ağırlığı Mentha Spicata L. sulu ekstresi (gavajla); Mentha Spicata L. dietileterli ekstreli gruba (MD),standart rat yemi ile 1gr/kg/vücut ağırlığı Mentha Spicata L.'nın dietileterli ekstresi ve 1ml %0,5lik sodyum karboksimetil selüloz (CMC)(gavajla) ; Mentha Spicata L. kuru tozu verilen gruba (MT) ise: 200 ppm Mentha Spicata L. kuru tozu standart rat yeminin içine karıştırılarak verilmiştir. İçme suları devamlı hazır bulundurulmuştur.Çalışmamızda, deney gruplarındaki ratların beden ağırlıkları, özellikle deneme süresinin 14. gününden sonra MT ve MD grupları dışındaki tüm gruplarda azaldığı izlenmiştir. Oksidatif stres tablosu göstergelerinden MDA düzeylerinde K kontrol grubuna göre MS deneme grubunda, istatistiksel olarak anlamlı bir azalma elde edilmiştir. Negatif kontrol grubu olan CMC grubu MDA düzeyleri anlamlı bir düşüş sergilemiştir. Bu düşüş CMC nin antioksidan özellik sergilemiş olabileceğini akla getirmektedir. MT grubunda ise istatistiksel anlam ifade etmeyen bir azalma görülmüştür. M. Spicata dietil eter ekstresi verilen MD grubunda ratların MDA düzeylerinde, CMC kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlılıkta artış görülmektedir. Ayrıca MD grubunda da MDA ve dolayısıyla lipid peroksidasyonu artmıştır.Deney gruplarındaki ratların antioksidan aktivite düzeyleri incelendiğinde CMC li kontrol grubuna göre MD grubunda antioksidan kapasite düzeyinin istatistiki olarak azaldığı, nane tozu verilen MT grubunda, K kontrol grubuna göre antioksidan kapasitenin rakamsal olarak arttığı görülmektedir.Çalışmamızda, deney gruplarındaki ratların GSH düzeyleri incelendiğinde MT grubunda K kontrol grubuna göre GSH nin istatistiksel anlamlılıkta arttığı görülmektedir. MD grupta, negatif kontrol (CMC) grubuna göre bir düşüş saptanmıştır. Gruplar arasındaki GSH düzeyi farklılıkları istatistiksel anlamda önemlidir (p=0,001).Tezimizde A vitamini ve ß-karoten düzeyleri üzerinde nane kuru tozunun ve ekstrelerinin ilavesinin etkisi olmuyor gibi görünse de, ß-karoten düzeylerinin istatistiksel olmasa da deneme gruplarından MD grubunda diğer gruplara göre artmış olması dikkat çekici bir sonuç olarak gözlemlenmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular daha önceki çalışmalardan farklı olarak SOD ve KAT düzeylerinde istatistiksel anlamda bir değişiklik meydana getirmemiştir. Deneme gruplarındaki KAT düzeylerinde, kontrol gruplarına göre belirgin bir artış olmamasına rağmen, Mentha Spicata L. sulu ekstresi verilen MS grubunda, kontrol grubunu geçen düzeyde bir artış saptanmıştır.Çalışmamızda, MT deneme grubundaki GPx düzeylerinde, K kontrol grubuna göre bir artış gözlemlenmiştir. Bu artış istatistiksel açıdan önemli değildir. Deneme gruplarında glutatyon redüktaz düzeylerinde kontrol gruplarına göre istatistiksel anlam ifade eden bir artış saptanmamıştır. Çalışmamızda MT deneme grubunda vitamin C düzeylerinde K kontrol grubuna göre bir artış saptanmış ancak istatistiksel anlamlılık görülmemiştirMentha Spicata L.'nın kuru tozu ile ilgili yapılan literatürlere rastlanmamış olması dikkat çekici olup toksik oksijen radikallerinin inaktivasyonu ve fenolik antioksidanların etkisinin arttırılmasını ön plana çıkaracak, Mentha Spicata L. nın kuru tozunun farklı miktarları ile parametre arttırılıp yapılacak çalışmalar, lipid peroksidasyonunun zararlı etkilerine karşı koruyucu olduğuna yönelik diğer çalışmalara destek sağlayacaktır.Yapılan bu çalışma ile bitkisel kökenli doğal antioksidanların kullanımına ve nanenin tüm bilinen etkilerinin yanında antioksidan aktivitesinin tüm ayrıntılarıyla açığa çıkarabilecek, insan, pet ve çiftlik hayvanlarının beslenmesi açısından doğal gıda katkı maddesi özelliği taşıyan Mentha `ın, hem insan hem de hayvan sağlığını korumada ve yeni rasyonların geliştirilmesinde yapılan çalışmalara destek olabileceği, ayrıca serbest radikal üretiminin arttığı ve antioksidan savunma mekanizmalarının yetersiz olduğu durumlarda fitokimyasal ve yardımcı tedavi desteği olarak katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.Anahtar kelimeler: Mentha Spicata L. , ß-karoten, Vitamin A, Vitamin C, Katalaz, Glutatyon Peroksidaz, Glutatyon Redüktaz, Malondialdehid, Süperoksid Dismutaz, Antioksidan
Deneysel olarak hipertiroidizm oluşturulan ratlarda kafeik asit fenetil ester'in plazma homosistein, asimetrik dimetil arjinin, nitrik oksit ve lipid profili üzerine etkilerinin araştırılması
Tiroid hastalıkları, insanlar ve hayvanlarda sık görülen ve hemodinamik, renal ve kardiyak fonksiyonlarda önemli değişikliklerin eşlik ettiği endokrin bozukluklardır. İnsanlar ve hayvanlarda hipertiroidi durumlarında, sistemik arteriyel kan basıncının düzenlenmesinde bozukluklar görülür. Tiroid hastalıkları endotel hasarına neden olabilir, ancak tiroid hastalıklarındaki endotel hasarının altında yatan mekanizma halen açık değildir.Nitrik oksit (NO), nitrik oksit sentaz (NOS) olarak bilinen enzim ailesi aracılığıyla L-arjininin L- sitrüline dönüşümü ile üretilir. NO'nun vasküler tonusu düzenleyici önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Asimetrik dimetil arginin (ADMA) nitrik oksit sentaz'ın endojen inhibitörüdür. Lokal NO sentezini engelleyerek vazospazma ve endotel disfonksiyonuna neden olmakta ve koroner arter hastalığı gelişimi için risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Hipertiroidizm, artmış ADMA seviyeleri ve azalmış NO seviyeleri ile ilişkilidir. Homosistein, sülfür içeren esansiyel bir aminoasit olan metionin metabolizmasının ara ürünüdür. Artmış plazma total homosistein konsantrasyonları vasküler hastalıklar için risk faktörüdür.Propolis kovanlarda bal arıları tarafından üretilen doğal bir üründür. Propolisin esas bileşenleri aynı zamanda biyolojik aktivitesinden de sorumlu olan kafeik asit esterleridir ve bu bileşiğin bir çok yararlı etkileri belirlenmiştir.Bu çalışma deneysel olarak hipertiroidizm oluşturulan ratlarda tiroid hormonlarının neden olabileceği endotel hasarı üzerine kafeik asit fenetil esterin (CAPE) koruyucu etkisinin araştırılması için tasarlanmıştır. Çalışmada 50 wistar (250-300g) albino erkek rat kullanıldı. Deney hayvanları kontrol, placebo, hipertiroid (HT), CAPE ve ?CAPE+HT? olarak 5 gruba bölündü. Kontrol grubuna 4 hafta boyunca bir uygulama yapılmadı. Placebo grubundaki hayvanlara 4 hafta boyunca 0,5 ml serum fizyolojik uygulandı. Deneysel hipertiroidizm (HT) grubundaki hayvanlara 4 hafta boyunca 0,5 ml serum fizyolojik içinde 0,3 mg/kg L-tiroksin intraperitoneal olarak uygulandı. CAPE grubundaki hayvanlara, 4 hafta boyunca 0,5 ml serum fizyolojik içinde 10 ?g/kg intraperitoneal olarak CAPE verildi.?CAPE+HT? grubundaki hayvanlara 4 hafta boyunca 0,5 ml serum fizyolojik içinde 0,3 mg/kg L-tiroksin ve 10 ?g/kg CAPE uygulandı. Plazma serbest T3 (fT3), serbest T4 (fT4), total kolesterol, HDL ve trigliserid (TG) konsantrasyonları otoanalizör ile ölçüldü. Plazma LDL seviyeleri Freidewald formülü ile hesaplandı. Plazma homosistein konsantrasyonları floresan dedektörlü HPLC ile ölçüldü. Plazma NO ve ADMA konsantrasyonları ticari ELISA kitleri kullanılarak belirlendi. İstatistik analiz Windows One-Way ANOVA testi kullanılarak SPSS13.0 programında yapıldı.Hipertiroidizmli ratlarda plazma fT3, fT4 konsantrasyonları kontrol, placebo, CAPE ve ?CAPE+HT? gruplarına göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,001). Tiroksin ile CAPE'nin birlikte verilişi yüksek plazma fT3, fT4 konsantrasyonlarını anlamlı olarak düşürmüştür. (p<0,001) Plazma homosistein konsantrasyonları, hipertiroidizm oluşturulan grupta kontrol, placebo, CAPE ve ?CAPE+HT? gruplarına göre anlamlı olarak düşük (p<0,001) bulunmuştur. ?CAPE+HT? grubunda ise homosistein seviyeleri hipertiroidizmli gruba göre anlamlı olarak yüksek (p<0,001) saptandı.Plazma ADMA konsantrasyonları hipertiroidizmli grupta, diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek (p<0,001), ?CAPE+HT? grubunun plazma ADMA konsantrasyonları kontrol, placebo ve CAPE grubuna göre anlamlı olarak yüksek (p<0,001), hipertiroidizmli gruptan anlamlı olarak düşük (p<0,001) bulundu. Hipertiroidizmli grubun plazma NO konsantrasyonları kontrol, placebo, CAPE ve ?CAPE+HT? gruplarına göre anlamlı olarak düşük (p<0,001) bulunmuştur. ?CAPE+HT? grubunda ise plazma NO konsantrasyonları anlamlı olarak yüksek (p<0,001) bulundu. Plazma total kolesterol, HDL, LDL ve trigliserid seviyeleri hipertiroidizmli grupta diğer gruplara göre anlamlı olarak düşük (p<0,001) bulundu. ?CAPE+HT? grubunda ise plazma total kolesterol, LDL ve trigliserid seviyeleri anlamlı olarak yükselmiştir (p<0,001).Sonuç olarak; CAPE, hipertiroidizm oluşturulan ratlarda, plazma NO seviyelerini yükseltip, ADMA seviyelerini düşürerek endotel hasarına karşı koruyucu etki gösterebilir.Anahtar kelimeler: Hipertiroidizm, rat, asimetrik dimetil arjinin, nitrik oksit, homosistein.
Ratlarda thermopsis turcica bitkisinden elde edilen ekstraktların antioksidan etkilerinin araştırılması
ÖZET Ratlarda Thermopsis turcica Bitkisinden Elde Edilen Ekstraktların Antioksidan Etkilerinin Araştırılması Fabacea familyasına ait endemik bir bitki olan Thermopsis turcica ülkemizde Thermopsis cinsini temsil eden tek türdür. Yapılan çalışma ile Thermopsis turcica bitkisinden elde edilen ekstraktların antioksidan etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada, Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımları toplanarak oda sıcaklığında ve gölgede kurutuldu. Kurutulmuş bitkilerden etanol ve su ekstraktları elde edildi. Çalışmada, 1,5- 2 aylık, 250-350 gr ağırlığındaki Wistar Albino ırkı toplam 74 adet erkek rat kullanıldı. Ratlardan 64 tanesi antioksidan aktiviteyi, 10 tanesi ÖD50 dozu belirlemek için kullanıldı. Ratlar, her grupta 8 adet olacak şekilde 8 gruba ayrıldı. Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımlarından hazırlanan ekstraktlar, belirlenen ÖD50 dozunun yaklaşık % 1'i, % 2'si ve % 4'ü oranlarında alınarak gruplandırmada belirlenen şekilde, günlük tek doz halinde eş zamanlı olarak gastrik gavaj yoluyla uygulandı. Gastrik gavaj uygulamaları 30 gün boyunca devam etti. Çalışma sonunda hayvanlardan, ksilazin-ketamin anestezisi altında intrakardiyak olarak kan ve ayrıca karaciğer, böbrek doku örnekleri alındı. Kan ve doku örneklerinden Malondialdehit (MDA), Redükte Glutatyon (GSH), Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (CAT), ve plazma Antioksidan Aktivite ( AOA) değerlerine bakıldı. Çalışmada, Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımlarından hazırlanan etanol ve su ekstraktları uygulanarak öldürücü doz 50 (ÖD50) ˃ 2000 mg/kg olarak bulundu. Çalışmanın 0. gününden 30. gününe kadar geçen sürede ratların ağırlık değişimleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (P˃0,05). Tam kan MDA değerlerinde K grubuna göre sulu gruplarda düşük değerler görüldü (P˂0,01). Thermopsis turcica bitkisinin tam kan MDA seviyesinin özellikle sulu ekstrakt verilen grupta düştüğü (P˃0,05), ancak dokularda böyle bir etki olmadığı belirlendi. Bunun dışında kan, karaciğer ve böbrek GSH seviyelerinde özellikle sulu ekstrakt verilen gruplarda artan değerler bulundu (P˂0,01). Ayrıca enzimsel olarak her iki ekstrakt verilen grupta eritrosit SOD, CAT aktiviteleri ile karaciğer, böbrek SOD aktivitesinde artış olmasına rağmen (P˂0,01), böbrek CAT aktivitesinde düşme (P˂0,01), ve karaciğer CAT aktivitesinde herhangi bir etki olmadığı (P˃0,05) görüldü. Ek olarak, her iki ekstrakt verilen grupta plazma AOA değerlerinde düşme olduğu saptandı (P˂0,01). Sonuç olarak, tam kan MDA seviyesinde görülen düşük değer ile tam kan ve doku örneklerinde belirlenen GSH düşük değerlerinin özellikle sulu ekstarktlarda görülmesi bitkinin antioksidan etki üzerine olumlu etkisinin olduğunu göstermektedir. Ancak, plazma AOA değerlerinin her iki ekstrakttada düşük bulunması yeterli bir antioksidan etki oluşmadığı kanaatine varmamızı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler; Antioksidan Aktivite, Fabaceae, Lipid Peroksidasyonu, Rat, Thermopsis turcica
Yüksek protein içeren diyetle beslenen sıçanlara atkestanesi ekstresi (Aesculus Hippocastanum L.) verilmesinin kemik ve kalsiyum metabolizmasına etkileri
Son yıllarda tüm dünyada yeniden önem kazanan bitkilerle tedavide ele alınan konular arasında önemli bir yere sahip olan saponinlerin; hemolitik, antiinflamatuvar, hücre zarı geçirgenliğini etkilemesi gibi özelliklerini konu alan birçok çalışma bulunmasına rağmen birçok fizyolojik olayda önemli görevleri olan proteinlerin yüksek miktarda tüketilmesi durumunda kemik ve kalsiyum metabolizmasına etkilerini konu alan bir çalışmaya rastlanılmamıştır.Bu tez atkestanesinden elde edilen ve triterpenoid yapıda saponin içeren aescinin, yüksek protein içeren diyete ilavesiyle kemik ve kalsiyum metabolizmasında yer alan bazı hormon ve biyokimyasal parametrelere etkilerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmamız 50 adet 2?3 aylık erkek Sprague-Dawley sıçanlardan oluşan biri kontrol, dördü deneme olmak üzere toplam 5 grupta yapılmıştır. Gruplardan kontrol grubuna standart sıçan yemi, yüksek protein grubuna standart yeme %25 kazein ilave edilmesiyle hazırlanan yüksek protein diyeti, yüksek protein + saponin grubuna standart yeme yine %25 kazein ilavesiyle hazırlanan yüksek protein diyetinin yanında 100 mg/kg/gün %58,28 aescin içerdiği bilinen atkestanesi ekstresi 20 ml % 50 etil alkol- su içeren çözücü sistemi içerisinde çözülerek gastrik gavaj yolu ile, standart diyet + saponin grubuna standart yemin yanı sıra 100 mg/kg/gün %58,28 aescin içerdiği bilinen atkestanesi ekstresi 20 ml % 50 etil alkol - su içeren çözücü sistemi içerisinde çözülerek gastrik gavaj yolu ile, etil alkol grubuna ise standart yem ve 20 ml % 50 etil alkol ? su gastrik gavaj yolu ile 30 gün boyunca verilmiş ve içme suları hazır bulundurulmuştur.Çalışmamızda etil grubuna ait plazma kalsiyum seviyesi kontrol ve yüksek protein ve saponinin yer aldığı diğer deneme gruplarınınkinden daha düşüktür (p = 0,000). Gerek yüksek protein gerekse saponin uygulaması plazma paratiroid hormonu (PTH) üzerinde herhangi bir değişiklik meydana getirmemiştir (p = 0,616). Plazma vitamin D düzeylerine yüksek protein diyetinin ve saponin uygulamasının bir etkisi gözlenmezken etanol grubunda vitamin D düzeyinin arttığı görülmektedir (p=0,007). Çalışmamızda yer alan tüm gruplar arasında plazma kalsitonin ve osteokalsin düzeylerinde anlamlı bir farklılık görülmemektedir (p = 528 ve p = 0,797). Serum inorganik fosfor düzeyini yüksek protein uygulamasının yükselttiği ve yüksek protein + saponin grubu ile kontrol ve diğer deneme grupları arasındaki farkı anlamlı hale getirdiği görülmektedir (p = 0,000). Tüm gruplara ait serum alkalen fosfataz düzeyleri arasında istatistiki olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p = 0,143). Plazma total protein düzeyine saponin uygulamasının bir etkisi bulunmamakla birlikte, yüksek protein diyeti yükseltmiştir ( p = 0,022). Bulgularımız; plazma üre azotunun yüksek protein diyetiyle arttığını buna karşılık atkestanesi ekstresi verilmesinin ve standart yemin verildiği gruplarda da yine atkestanesi ekstresinin verilmesinin üre azotu düzeyini düşürdüğünü göstermektedir (p = 0,000). Yüksek protein diyeti ve saponin uygulaması plazma glikoz düzeyinde önemli bir farklılık meydana getirmezken standart yemin yer aldığı etanol grubunda artan plazma glikoz düzeyi, atkestanesi ekstresi ile istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşmüştür (p = 0,000).
Akut irtifa değişimine maruz kalmış ratlarda bazı hematolojik, biyokimyasal ve oksidatif stres parametrelerinin araştırılması
Bu çalışmada; akut irtifa değişimine maruz kalmış ratlarda bazı hematolojik, biyokimyasal ve oksidatif stres parametrelerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 1000 m irtifada doğmuş, ortalama 3 aylık ve 260-310 gr ağırlıkta olan 24 adet Wistar Albino cinsi erkek rat kullanılmıştır. Deneklere çalışma süresince standart rat yemi ve su ad libitum olarak verilmiştir. Denekler; Kontrol Grubu (K) (n=12) ve Yüksek İrtifa Grubu (Yİ) (n=12) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Kontrol Grubu (K): Sağlıklı 12 adet denek 1000 m irtifada, standart rat yemi ile 15 gün boyunca beslenmiştir. Yİ: Sağlıklı 12 adet denek 1000 m irtifada, standart rat yemi ile 15 gün boyunca beslenmiştir. Daha sonra Yİ grubunda ratlar CAT 12 Normobarik Yüksek İrtifa Simülatörü (Colorado Altitude Training, USA)'ne alınarak, 5000 m yüksekliğin simüle edildiği ortamda 12 saat akut irtifa değişimine maruz bırakılmıştır. 12 saat sonunda alınan kan örneklerinde akyuvar, alyuvar, hemoglobin, hematokrit, MDA, GSH ve NOx analizleri ile glikoz ve kortizol düzeyi araştırılmıştır. Deneklerin 12 saat süre ile akut irtifaya maruz kalması, akyuvar ve alyuvar sayıları ile hemoglobin düzeylerinde anlamlı olmayan artışlara neden olsa da, hematokrit düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmıştır. Yİ'de kortizol düzeyi, kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olmasa da artma göstermiştir. Diğer yandan Yİ grubunda glikoz düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı bir artış göstermiştir. Lipid peroksidasyonu göstergelerinden MDA düzeyi, Yİ grubunda anlamlı olarak artmıştır. TOS düzeyleri de MDA düzeyine paralel bir şekilde anlamlı olarak artmıştır. Yine deneklerin 12 saat süre ile akut irtifaya maruz kalmasına bağlı olarak, GSH ve TAS düzeylerinde istatistiksel anlamda olmasa da düşüş meydana gelmiştir. Çalışmamızda Yİ grubunda NOx düzeyi, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlılık göstermese de artmıştır. Sonuç olarak; normobarik yüksek irtifa simülatörü kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, 5000 m yüksekliğin simüle edildiği ortamda 12 saat akut irtifa değişimine maruz bırakılan deneklerde, hayvan refahının olumsuz yönde etkilenerek stres tablosunun ortaya çıktığı, diğer yandan şiddetli oksidatif stresin geliştiği izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yüksek İrtifa, Yüksek İrtifa Simülatörü, Oksidatif Stres, Kortizol, MDA.
Parakuat kullanılarak deneysel oksidatif stres oluşturulan a549 akciğer epitel hücreleri üzerine farklı dozlarda uygulanan kafeik asit fenetil esterin biyokimyasal etkisinin araştırılması
Parakuat (PQ) yüksek toksisiteye sahip, kuarterner nitrojen bir herbisittir. Fiyatının ucuzluğu, hızlı etki göstermesi ve çevresel karakteristikleri sayesinde dünyada kullanımı yaygındır. Kazayla veya bilerek gerçekleşen parakuat maruziyeti sonrası etkilenen ana hedef organ akciğerlerdir. Parakuat toksisitesinde reaktif oksijen türlerinin oluşumunun indüklenmesi önemli yer tutar. Bu sebeple, indüklenen reaktif oksijen türleri oluşumuna karşı antioksidanların kullanımı alternatif bir tedavi yöntemi olarak görülmektedir. Kafeik asit fenetil ester (KAFE) bazı bitkilerde bulunan aynı zamanda bal arıları tarafından üretilen propolisin aktif bileşenlerinden biri olan bir polifenoldür. KAFE, enfeksiyon, oksidatif stres, inflamasyon, kanser, diyabet, nörodejenerasyon, anksiyeteye karşı etkili bir moleküldür. Bu tez çalışmasında, A549 akciğer epitel hücrelerinde parakuat ile oluşturulan oksidatif streste kafeik asit fenetil esterin etkisini belirlemek amacıyla hücre canlılık testi (MTT), toplam oksidan kapasite (TOK) analizi, toplam antioksidan kapasite (TAK) tayini ve oksidatif stres indeksi (OSİ) hesaplaması yapıldı. Bu amaçla A549 hücre hatlarına 24 saat süresince 400 M parakuat ve 1; 2,5 ve 5 g/ml KAFE uygulandı. Uygulama sonunda yapılan analizlerde parakuatın hücre canlılığını önemli derecede azalttığı, TOK değerlerini artırdığı ve TAK değerlerini ise düşürdüğü belirlendi. Parakuatla beraber KAFE'nin 1 g/ml ve 2, 5 g/ml dozlarının uygulandığı hücre gruplarında hücre canlılıklarının yalnız parakuat uygulanan gruplara göre yükseldiği, 5 g/ml KAFE uygulamasının ise hücre canlılığı üzerinde iyileştirici etkisinin olmadığı saptandı. KAFE'nin 2, 5 g/ml dozda uygulandığı grupta TOK değerleri PQ grubuna göre düşük bulunmuş, fakat istatistiksel olarak sınırda anlamlılık düzeyinde kalmıştır. Parakuat grubunda azalan TAK değerleri 2, 5 g/ml KAFE uygulamasıyla belirgin şekilde artış gösterirken, 5 g/ml KAFE uygulaması TAK değerlerini kontrol grubuna kıyasla düşürmüştür. 1 g/ml KAFE verilen grupta ise TAK değerleri PQ grubuna yüksektir fakat istatistiksel olarak sınırda anlamlılık düzeyinde bir fark bulunmuştur. OSI değerleri PQ ve PQ+5 g/ml KAFE gruplarında kontrol grubuna göre yüksek, PQ+2,5 g/ml CAFE grubunda ise PQ grubuna göre düşük bulunmuştur. Bu bulgulardan hareketle, kafeik asit fenetil esterin doza bağımlı olarak, parakuatın indüklediği oksidatif stres hasarına karşı koruyucu veya tedavi edici özelliğe sahip olduğu söylenebilir.
Gemsitabin uygulanan prostat kanseri hücre hatlarında oxaliplatin ve sisplatinin kemoterapötik etkilerinin belirlenmesi
Ürogenital kanserler içerisinde erkeklerde görülme sıklığı açısından ilk sırada yer alan prostat kanseri, kanser ilişkili ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Mevcut araştırmalar, spesifik hasta popülasyonlarında ilave avantajlar sağlamak için platin-temelli kemoterapötikler ile hedeflenmiş tedavi kombinasyonlarına odaklanmıştır. Cerrahi veya radrasyonu takiben platin bazlı kombinasyon kemoterapisi kullanımı en fazla yararı sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, platin temelli kemoterapötikler sisplatin ve oksaliplatin ile Gemsitabinin tek başına ve kombine dozlarının insan prostat kanserli hücre hatları olan DU-145 ve PC3 üzerindeki hücre proliferasyonu ve apoptotik yolaklar üzerine etkilerini belirlenmektedir. Prostat kanserli hücre hatlarında bu ilaçların tek başlarına veya kombine dozlarının, hücrelerin canlılığı üzerine olan etkileri WST-1 yöntemiyle ve CASP3, CASP8 ve CASP9 genlerinin mRNA düzeylerinde ifadelenme değişiklikleri RT-PCR ile belirlenmiştir. Sonuç olarak, içsel ve dışsal yolakta görev alan CASP8 ve CASP9 genlerinin mRNA düzeyleri değerlendirildiğinde Sisplatinin içsel yolaktan (CASP9) ve oxaliplatinin ise dışsal yolaktan (CASP8) apoptozu indüklediği tespit edildi. Bu göstermektedir ki; platin temelli kemoterapötik olan oxaliplatin ve sisplatinin hedef yolakta farklı proteinler üzerinden etki etmektedir. Oxaliplatin tek başına veya gemsitabin ile kombinasyonlarının apoptotik yolakta sisplatinden daha etkin olduğunu belirlendi.
Gemsitabin uygulanan prostat kanseri hücre hatlarında oxaliplatin ve sisplatinin kemoterapötik etkilerinin belirlenmesi
Ürogenital kanserler içerisinde erkeklerde görülme sıklığı açısından ilk sırada yer alan prostat kanseri, kanser ilişkili ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Mevcut araştırmalar, spesifik hasta popülasyonlarında ilave avantajlar sağlamak için platin-temelli kemoterapötikler ile hedeflenmiş tedavi kombinasyonlarına odaklanmıştır. Cerrahi veya radrasyonu takiben platin bazlı kombinasyon kemoterapisi kullanımı en fazla yararı sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, platin temelli kemoterapötikler sisplatin ve oksaliplatin ile Gemsitabinin tek başına ve kombine dozlarının insan prostat kanserli hücre hatları olan DU-145 ve PC3 üzerindeki hücre proliferasyonu ve apoptotik yolaklar üzerine etkilerini belirlenmektedir. Prostat kanserli hücre hatlarında bu ilaçların tek başlarına veya kombine dozlarının, hücrelerin canlılığı üzerine olan etkileri WST-1 yöntemiyle ve CASP3, CASP8 ve CASP9 genlerinin mRNA düzeylerinde ifadelenme değişiklikleri RT-PCR ile belirlenmiştir. Sonuç olarak, içsel ve dışsal yolakta görev alan CASP8 ve CASP9 genlerinin mRNA düzeyleri değerlendirildiğinde Sisplatinin içsel yolaktan (CASP9) ve oxaliplatinin ise dışsal yolaktan (CASP8) apoptozu indüklediği tespit edildi. Bu göstermektedir ki; platin temelli kemoterapötik olan oxaliplatin ve sisplatinin hedef yolakta farklı proteinler üzerinden etki etmektedir. Oxaliplatin tek başına veya gemsitabin ile kombinasyonlarının apoptotik yolakta sisplatinden daha etkin olduğunu belirlendi.
Borun gebe ratlarda fötal gelişim boyunca lipid profili üzerine etkisinin araştırılması
Fötal dönem gebeliğin son kısımlarıdır ve çoğu maddenin etkilerinin bu dönemde araştırılması doğacak yavruları nasıl etkileyeceği yönünden önemlidir Yapılan tez çalışması ile borun diyette yokluğu, düşük, marjinal ve normal miktarda bulunması ile in vivo olarak fötal gelişim sürecindeki gebe ratların lipid profili üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada 2 haftalık toplam 30 adet dişi rat kullanılmıştır. Her grupta 6 rat olacak şekilde negatif kontrol, pozitif kontrol (işlem görmemiş yem), özel olarak hazırlanmış bor içermeyen yemlere ek olarak gastrik gavajla bor normal grup 2 µg B/ml, marjinal grup 0,3 µg B/ml, ve düşük grup 0,04 µg B/ml miktarlarda bor verilmek üzere ratlar 5 gruba ayrılmıştır. İki hafta boyunca bor içeren diyetler ile beslenmiş olan dişi ratlara 25-30 IU gebe kısrak serumu gonodotropin (PMSG) yapılmıştır. 24 saat sonra da insan 30 IU serum gonodotropin (HCG) hormonları yapılmış ve erkek ratlar ile çiftleştirilmek üzere bir araya bırakılmıştır. Çiftleşmeden sonra gebeliğin 14. 17. ve 20. günlerinde gebe ratların kanları serum elde edilmek üzere toplanmıştır. Elde edilen serumlardan kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), trigliserit ve glikoz düzeyleri ticari kitler kullanılarak spektrofotometrede ölçülmüştür. Kolesterol değerleri 14. günde kontrol negatif grubunda kontrol pozitif, düşük, marjinal ve normal grupların değerlerinden yüksek ve bu gruplarla arasındaki farklılığın önemli olduğu görülmektedir (p˂0.05). Gebeliğin 14. 17. ve 20. günlerinde glikoz değerlerinde kontrol negatif grubunda kontrol pozitif, düşük, marjinal ve normal grupların değerlerinden düşük ve bu gruplarla arasındaki farklılığın önemli olduğu görülmektedir (p˂0,05). Borun fötal dönemde kan lipidleri üzerinde sınırlı fakat plazma glikoz seviyeleri üzerinde azaltıcı yönde bir etkisinin olduğunu göstermektedir.
Borun gebe ratlarda fötal gelişim boyunca lipid profili üzerine etkisinin araştırılması
Fötal dönem gebeliğin son kısımlarıdır ve çoğu maddenin etkilerinin bu dönemde araştırılması doğacak yavruları nasıl etkileyeceği yönünden önemlidir Yapılan tez çalışması ile borun diyette yokluğu, düşük, marjinal ve normal miktarda bulunması ile in vivo olarak fötal gelişim sürecindeki gebe ratların lipid profili üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada 2 haftalık toplam 30 adet dişi rat kullanılmıştır. Her grupta 6 rat olacak şekilde negatif kontrol, pozitif kontrol (işlem görmemiş yem), özel olarak hazırlanmış bor içermeyen yemlere ek olarak gastrik gavajla bor normal grup 2 µg B/ml, marjinal grup 0,3 µg B/ml, ve düşük grup 0,04 µg B/ml miktarlarda bor verilmek üzere ratlar 5 gruba ayrılmıştır. İki hafta boyunca bor içeren diyetler ile beslenmiş olan dişi ratlara 25-30 IU gebe kısrak serumu gonodotropin (PMSG) yapılmıştır. 24 saat sonra da insan 30 IU serum gonodotropin (HCG) hormonları yapılmış ve erkek ratlar ile çiftleştirilmek üzere bir araya bırakılmıştır. Çiftleşmeden sonra gebeliğin 14. 17. ve 20. günlerinde gebe ratların kanları serum elde edilmek üzere toplanmıştır. Elde edilen serumlardan kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), trigliserit ve glikoz düzeyleri ticari kitler kullanılarak spektrofotometrede ölçülmüştür. Kolesterol değerleri 14. günde kontrol negatif grubunda kontrol pozitif, düşük, marjinal ve normal grupların değerlerinden yüksek ve bu gruplarla arasındaki farklılığın önemli olduğu görülmektedir (p˂0.05). Gebeliğin 14. 17. ve 20. günlerinde glikoz değerlerinde kontrol negatif grubunda kontrol pozitif, düşük, marjinal ve normal grupların değerlerinden düşük ve bu gruplarla arasındaki farklılığın önemli olduğu görülmektedir (p˂0,05). Borun fötal dönemde kan lipidleri üzerinde sınırlı fakat plazma glikoz seviyeleri üzerinde azaltıcı yönde bir etkisinin olduğunu göstermektedir.
Subkronik tiner inhalasyonuna maruz kalan ratların bazı dokularında oksidatif stres parametrelerindeki değişim ve bunlara safranalın etkisi
Endüstriyel olarak yoğun bir şekilde kullanımının yanı sıra keyif verici ve uyuşturucu olarak kötüye kullanımı büyük boyutta olan tiner, vücutta serbest radikallerin aşırı üretilmesine neden olarak oksidatif stres tablosunun gelişmesine ve hücresel hasara neden olabilmektedir. Organizma tiner toksikasyonu sonucu oluşan serbest radikallerin zararlı etkilerini enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidanların aktivasyonu ile dengeleyip uzaklaştırmaktadır. Safranal, safran çiçeğinde bulunan yüksek radikal süpürücü aktiviteye sahip olduğu bilinen bileşenlerden biridir. Bu tez çalışmasında; subkronik tiner inhalasyonuna maruz bırakılmış ratlarda, gastrik gavajla uygulanan safranalın söz konusu hayvanlarda beyin, karaciğer, akciğer, böbrek ve testis dokularında oksidatif stres parametreleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır Çalışmada kontrol grubu (K), safranal grubu (S), Tiner grubu (T) ve Tiner+safranal (T+S) grubu olmak üzere, her grupta 10 Wistar albino cinsi rat içeren dört grup oluşturulmuştur. 8 hafta süren bu çalışmada T ve T+S gruplarında bulunan ratlara günde 2 kez olmak üzere belli bir hacimde içinde NaOH tabletleri bulunan kapalı bir kapta tiner inhalasyonu uygulanmıştır. S ve T+S gruplarında bulunan ratlara ise 0,1 mL/kg/gün dozunda safranal gastrik gavaj yoluyla verilmiştir. 8 hafta sonunda deney hayvanlarından analizler için karaciğer, akciğer, beyin, böbrek ve testis dokusu örnekleri alınmış ve dokular homojenize edilerek süpernatantlarda MDA, GSH, NOX, TAS ve TOS duzeyleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak ANCOVA testi ile analiz edilmiş, p<0.05 anlamlı değeri kabul edilmiştir. Tiner inhale ettirilen gruplarda akciğer, karaciğer, böbrek, testis ve beyin dokularında oksidatif stres tablosu analizlerle tesbit edilmiştir. T+S grubunda, safranalın incelenen dokularda gelişen oksidatif stres tablosunu gerek MDA ve TOS düzeylerini azaltarak gerekse GSH ve TAS düzeylerini artırarak ortadan kaldırdığını veya hafiflettiği, tüm dokularda NOX düzeyinde anlamlı azalışara neden olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; incelenen dokuları safranalın subkronik tiner inhalasyonunun neden olduğu oksidatif stresin zararlı etkilerine karşı tüm dokularda aynı düzeyde olmayan koruyucu bir potansiyele sahip olduğu tespit edilmiştir. Koruyucu hekimlik açısından işçi sağlığının korunmasında ayrıca uçucu madde bağımlılığı ile mücadelede yeni modülasyonların geliştirilmesine bu verilerin katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Subkronik tiner inhalasyonuna maruz kalan ratların bazı dokularında oksidatif stres parametrelerindeki değişim ve bunlara safranalın etkisi
Endüstriyel olarak yoğun bir şekilde kullanımının yanı sıra keyif verici ve uyuşturucu olarak kötüye kullanımı büyük boyutta olan tiner, vücutta serbest radikallerin aşırı üretilmesine neden olarak oksidatif stres tablosunun gelişmesine ve hücresel hasara neden olabilmektedir. Organizma tiner toksikasyonu sonucu oluşan serbest radikallerin zararlı etkilerini enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidanların aktivasyonu ile dengeleyip uzaklaştırmaktadır. Safranal, safran çiçeğinde bulunan yüksek radikal süpürücü aktiviteye sahip olduğu bilinen bileşenlerden biridir. Bu tez çalışmasında; subkronik tiner inhalasyonuna maruz bırakılmış ratlarda, gastrik gavajla uygulanan safranalın söz konusu hayvanlarda beyin, karaciğer, akciğer, böbrek ve testis dokularında oksidatif stres parametreleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır Çalışmada kontrol grubu (K), safranal grubu (S), Tiner grubu (T) ve Tiner+safranal (T+S) grubu olmak üzere, her grupta 10 Wistar albino cinsi rat içeren dört grup oluşturulmuştur. 8 hafta süren bu çalışmada T ve T+S gruplarında bulunan ratlara günde 2 kez olmak üzere belli bir hacimde içinde NaOH tabletleri bulunan kapalı bir kapta tiner inhalasyonu uygulanmıştır. S ve T+S gruplarında bulunan ratlara ise 0,1 mL/kg/gün dozunda safranal gastrik gavaj yoluyla verilmiştir. 8 hafta sonunda deney hayvanlarından analizler için karaciğer, akciğer, beyin, böbrek ve testis dokusu örnekleri alınmış ve dokular homojenize edilerek süpernatantlarda MDA, GSH, NOX, TAS ve TOS duzeyleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak ANCOVA testi ile analiz edilmiş, p<0.05 anlamlı değeri kabul edilmiştir. Tiner inhale ettirilen gruplarda akciğer, karaciğer, böbrek, testis ve beyin dokularında oksidatif stres tablosu analizlerle tesbit edilmiştir. T+S grubunda, safranalın incelenen dokularda gelişen oksidatif stres tablosunu gerek MDA ve TOS düzeylerini azaltarak gerekse GSH ve TAS düzeylerini artırarak ortadan kaldırdığını veya hafiflettiği, tüm dokularda NOX düzeyinde anlamlı azalışara neden olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; incelenen dokuları safranalın subkronik tiner inhalasyonunun neden olduğu oksidatif stresin zararlı etkilerine karşı tüm dokularda aynı düzeyde olmayan koruyucu bir potansiyele sahip olduğu tespit edilmiştir. Koruyucu hekimlik açısından işçi sağlığının korunmasında ayrıca uçucu madde bağımlılığı ile mücadelede yeni modülasyonların geliştirilmesine bu verilerin katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.