Akdeniz University
Anabilim Dalı

Alman Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Akdeniz University

145

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Yeni medyalar bağlamında edebi eserlerin tarihsel dönüşümü: Yabancı dil öğrencilerinin bakışından Almanca basitleştirilmiş sesli kitaplar örneği

Günümüz yaşam biçimini oluşturan unsurların başında dijital yükselişle birlikte bilgiye anında erişim, iletişim, özgünlük ve güncelliğe yönelik artan ihtiyaçlar bulunmaktadır. Bahsi geçen günümüz toplumunda bilgisayarsız ve internetsiz bir yaşam tasavvur edilemediğinden, yeni medya araçlarının kullanımının bilgi transferinde sağladığı kolaylık da inkar edilemez bir hal almaktadır. Bu çalışma ile bulunduğumuz yüzyılda odak noktası haline gelmiş olan yeni medya kavramı ve bunun bir ürünü olan sesli kitabın yabancı dil edinimi üzerindeki etkilerini farklı açılardan göstermek amaçlanmıştır. Çünkü yeni medya güncel öğretim kuramlarında ve yabancı dil öğretiminin tasarımında güncel bir şekilde yer almaktadır. Ancak bu noktada önemli olan, hangi dil becerilerinin ne şekilde kazandırılabileceğine dikkat edilmesi gerektiğidir. Bu çalışma ile ortaya çıkan sorulara cevap bulmak, öğrencilerin medya kullanım becerilerine değinerek eksikliklerine odaklanmak amacıyla, dilsel olarak basitleştirilmiş sesli kitaplar çerçevesinde uygulamalı deneysel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırma, okuduğunu anlama dersi kapsamında 54 öğrencinin katılımıyla tasarlanmıştır. Hedef olarak yabancı dil edinimi ve yabancı dil becerilerinin gelişmesinde sesli kitapların avantaj ve dezavantajlarını açığa kavuşturmak seçilmiştir. Bunun yanı sıra ders içeriğini zenginleştirme, motivasyon arttırma, dil öğrenmede farklı stratejiler edinme konusunda etken olup olmadığı sorusuna yanıt aranmaktadır. Bu sorulara yönelik gerçekleştirilen araştırmanın sonucuna dayanarak, öğrencilerin sesli kitaplar hakkında tam olarak bilgi sahibi olmadığı için onlara karşı ilk ankette çekimser yaklaştığı saptanmıştır. Bundan dolayı da, ilk ankete nazaran ikinci ankette daha fazla katılımcı dil becerilerini geliştirmek, okumaya yönelik motivasyonunu arttırmak ve okuma tekniklerini ve stratejilerini geliştirmek için ek materyal olarak basılı kitap yerine sesli kitabı tercih etmiştir. Ayrıca sesli kitapların çoklu medya özelliği okuma esnasındaki konsantrasyonu arttırmaya yardımcı olmaktadır. Katılımcıların alternatif bilgi aktarım araçlarına ve kullandıkları materyallerin birçok duyuya hitap etmesine yönelik arzusu dikkate alınacak olursa, yeni medya ürünlerine yönelik tereddütlerinin bilgisizlikten kaynaklandığı yorumu yapılabilir. Araştırmanın sonucuna dayanarak, sesli kitapların sınıf içerisinde okuduğunu anlama dersinde yabancı dil öğrenme sürecinde çeşitli dil becerilerin geliştirilmesi bağlamında yardımcı bir materyal olarak kullanılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

Nurseda Kalemci
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk-Alman yazını kapsamında Emı̇ne Sevgı̇ Özdamar'ın Aynadakı̇ Avlu anlatısı ve Ayna-Avlu motı̇f dı̇yalektı̇ğı̇

Edebiyat, yalnızca yazılı sanat değil, aynı zamanda sosyal bir bilim dalı olarak kabul edildiğinde, hem ufuk açan bir tarihi bağıntı, hem de hislerin kavrandığı bir sanat dalı olarak karşımıza çıkar. Ancak edebi metinleri anlamak, onları derinden kavramak için çeşitli prensiplerin arka planını edinmek gereklidir. Bu noktada kuramlar edebiyatın organları gibidir. Emine Sevgi Özdamar, Türk- Alman Edebiyatı içerisinde çeşitli eserler yaratmış, farklı düşünme yetisiyle yazın alanda kendine muhteşem bir yer edinmiştir. Yazar yalnızca Türk-Alman Edebiyatı alanı içerisinde değil, diğer dillerin de içinde yer aldığı alanlarda dikkat çekmeyi başarmıştır. Özdamar'ın Aynadaki Avlu adlı eseri, hem sosyolojik hem kültürel pek çok unsuru içinde barındırmakla birlikte, keyif verici bir betimleme ile yaşattığı duyguları eser içerisinde çarpıcı iki imge ile, öyküyü bambaşka bir boyuta taşımaktadır. Ayna ve Avlu imgeleri eser içerisinde sıklıkla karşılaşılan imgeler iken, imgelerin detaylandırılarak analiz edilmesi, okuyucunun deneyimlemediği duyguların esiri olduğunu fark ettiği bir edinime dönüşür. Ayna imgesi, çeşitli kuramlarla bağdaştırılarak ele alınmış imgelerden biridir. Diğer yandan avlu, Türk kültüründe önemli bir imgedir. Her iki imgenin eser içerisindeki diyalektiği kültür zenginliğiyle sarmalanıp, okuyucunun zihninde çarpıcı bir tat bırakır. Bu çerçevede gerçekleştirilen araştırmada, imge anlamanın bir edebi eserin bütünsel olarak anlaşılmasındaki temel etkileri üzerine odaklanılmış ve bu bağlamda bir dizi önemli unsur ele alınmıştır. İmge anlamayı etkileyen faktörlerin derinlemesine analizi, disipliner bilgilerin edebi eserlerin yorumlanmasında etkileyici bir rol oynamaktadır. Ayrıca, yazarı tanımanın eserin anlamına olan etkileri de bu çalışmanın odak noktalarından biridir. Bir yazarın hayatı, eserlerinin yazılış sürecini, içsel motivasyonlarını ve eserlerindeki temaların köklerini anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, yazarın biyografik unsurları, eserlerin daha da derinlemesine çözümlenmesine olanak tanır. Yazarın hayatındaki deneyimler, eserlerin içsel zenginliğini besleyen temel unsurlardan biridir. Bu unsurların incelenmesi, edebi eserlerin sadece yüzeyde değil, aynı zamanda yazarın düşünsel dünyasındaki derinliklere inilerek anlaşılmasına katkıda bulunarak derin anlamayı sağlar.

Alman edebiyatı
Sinem Şahin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Hatadilbilimi: Almanca öğrenen Türklerin yaptığı hatalar

Bu tez, Türkiye'de Almanca öğrenme sürecindeki hataların önemini incelemekte ve çeşitli hata türlerini tanımlamayı ve anlamayı amaçlamaktadır. Teorik bölümde, hata dilbilimine kapsamlı bir bakış sağlanmakta, hataların genel olarak dil öğrenimi için önemi vurgulanmakta ve hata dilbiliminin adımları olan hata tanımlama, hata sınıflandırma, hata açıklama, hata düzeltme ve değerlendirme ile hata terapisi ve önleme ayrıntılı olarak incelenmektedir. Uygulama bölümünde, Türkçe konuşan Almanca öğrenenlerin spesifik hata örüntülerini analiz etmek için Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi'nde 100 öğrenci ile yapılan ampirik bir çalışma sunulmuştur. Veri toplama ve analiz metodolojisi açıklanmış, ardından yazım hataları, biçim ve çekim hataları, morfosentaktik hatalar, sözdizimi hataları, kelime seçimi hataları ve metin ve referans anomalileri gibi farklı hata kategorilerini analiz eden sonuçların ayrıntılı bir sunumu yapılmıştır. Analiz, bu belirli öğrencilerde meydana gelen en yaygın hataların net bir resmini sunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Hata, hata dilbilimi, Almanca öğrenenler, Türkiye

Gülşah Hilmiye Tanık
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Kod değiştirme: Almanca, Türkçe ve İngilizce örneğinde

Göçün ve çok dilliliğin arttığı küreselleşmiş bir dünyada, diller arasında geçiş anlamına gelen codeswitching, iletişimde merkezi bir rol oynamaktadır. Bu yüksek lisans tezi, Almanca-Türkçe-İngilizce kod değiştirmeyi incelemekte ve Alman-Türk toplumunun çeşitli dilsel karşılıklı bağımlılıklarını ve özgül kimliğini ortaya koymaktadır. Bu amaçla, öncelikle kod değiştirme, iki dillilik ve çok dillilik terimleri tanımlanmış ve birbirleriyle olan ilişkileri açıklanmıştır. Matris dil ve gömülü dil terimleri de tanıtılmaktadır. Ardından, kod değiştirmenin çeşitli biçimleri (cümle dışı, cümleler arası, cümle içi, kelimeler arası ve kelime içi geçiş) iki dilli örnekler kullanılarak analiz edilirken, kod değiştirme biçimlerinin kombinasyonları üç dilli örnekler kullanılarak incelenmektedir. Son olarak, kod değiştirmenin işlevleri toplumdilbilimsel ve psikodilbilimsel bir perspektiften analiz edilmektedir. Kod değiştirmenin kimlik inşası, grup aidiyeti, duygusal ifade, verimlilik ve anlaşılırlığın yanı sıra dil oyunları ve mizah için önemi vurgulanmaktadır. Bu şekilde tez, Almanca-Türkçe-İngilizce kod değiştirmeye kapsamlı bir bakış açısı sağlamayı amaçlamaktadır. Biçimlerin ve işlevlerin analizi, Türk-Alman toplumunun dilsel kaynaklarını göstermeyi ve kimlik, grup aidiyeti ve duygusal ifade için önemini göstermeyi amaçlamaktadır.

Nurtaç Sustam
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaöğretim Almanca ders kitaplarında iletişimsel yeti ve dil becerilerinin ele alınması: A1.2 seviyesindeki "Deutsch" ve "Menschen" kitaplarının karşılaştırmalı analizi

Bu araştırma, Türkiye'deki ortaöğretim kurumlarında Almancanın ikinci yabancı dil olarak öğretildiği 11. sınıf düzeyinde kullanılan iki farklı A1.2 seviye ders kitabını; dört temel dil becerisi (dinleme, konuşma, okuma, yazma) ve iletişimsel yeterlik bağlamında karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanarak 2023 yılında yayımlanan Deutsch A1.2 adlı yerli ders kitabı ile Hueber Yayınevi tarafından yayımlanan, uluslararası ölçekte yaygın biçimde kullanılan Menschen A1.2 (2012) kitabı analiz edilmiştir. Her iki kitap da Avrupa Dilleri Ortak Başvuru Metni (AOBM) çerçevesine dayalı olarak incelenmiştir. Araştırmada nitel yöntem tercih edilmiş; doküman incelemesi, içerik analizi ve uygulama sınavlarına dayalı karşılaştırmalı değerlendirme teknikleri bir arada kullanılmıştır. Her iki kitapta yer alan etkinlikler; sayı, tür, beceriye dağılım, çoklu beceri entegrasyonu, iletişimsel işlev ve otantiklik gibi ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Ayrıca kitaplara dayalı olarak geliştirilen uygulama sınavları, 11. sınıf öğrencilerine uygulanmış; elde edilen veriler beş beceri alanında ayrı ayrı analiz edilmiştir. Deutsch A1.2 kitabı, Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programına uyumlu sade bir yapıya sahiptir. Etkinliklerin sayısı sınırlı olmakla birlikte, dört temel beceriye dengeli biçimde yer verilmiş; ancak iletişimsel yeterliğe doğrudan yönelik etkinliklerin sayısı düşük kalmıştır. Görevler daha çok yapılandırılmış, yönlendirilmiş ve kontrollü biçimde sunulmuştur. Bu durum, kitapta dil bilgisi ve kelime odaklı ilerleyişin, etkileşim temelli öğrenmenin önüne geçtiğini göstermektedir. Buna karşın Menschen A1.2 kitabı, çoklu becerilerin entegrasyonuna dayalı, öğrenci merkezli ve etkileşim odaklı etkinliklerle öne çıkmaktadır. Kitapta görev temelli öğrenmeye dayalı özgün diyaloglar, kültürel içerikler ve otantik iletişim bağlamları ön plandadır. Beceriler arası geçiş doğal bir akışla sağlanmakta; öğrenciler dili hem işlevsel hem de bağlamsal olarak kullanmaya teşvik edilmektedir. Uygulama sınavları sonucunda, öğrencilerin özellikle konuşma ve iletişimsel yeterlik alanlarında zorlandıkları ve bu becerilere yönelik kitap içeriğinin yetersiz kaldığı görülmüştür. Menschen kitabı bu alanlarda göreli olarak daha işlevsel içerikler sunsa da, her iki kitapta da eksiklikler tespit edilmiştir. Bu araştırma, içerik ve uygulama temelli çok boyutlu bir yaklaşımla gerçekleştirilmiş olup, Almanca öğretmenlerine kitap seçimi ve kullanımında bilimsel dayanak sağlamayı ve yabancı dil öğretim materyallerinin geliştirilmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

Analiz yöntemleriAvrupa Diller İçin Ortak Başvuru ÇerçevesiCefr+7
Gülten Toy
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimDE

Türkiye'nin AB'ye girişi: Türkiye ve Almanya'daki parti programları ve medya tartışmalarına yönelik dilbilimsel söylem analizi / Accession of Turkey to the EU: A linguistic discourse analysis of the party programs and media debates in Turkey and Germany

Günümüz siyasetinde iktidara giden yol, bilginin sistematik olarak üretilmesinden ve pratikteki kullanımından geçmektedir. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde de seçimler söz konusu uygulamanın zemin bulduğu en uygun alanlardır. Ve bir iletişim aracı olan dil, siyasi görüşlerin oluşturulması ve yayılmasında üstlendiği rol bakımından, politikanın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu anlamda dil, siyasi görüşlerin ve söylemlerin gücünü belirleyen şeydir. Bir süreç olarak söylem ise bu gücü çeşitli medya unsurlarıyla, kadın kolları, gençlik kolları gibi çalışma gruplarıyla ya da alanında söz sahibi olan kişiler aracılığıyla pekiştirmektedir. En kaba tanımı ile söylem analizi de tüm bu verilerin belirli kuram ve yaklaşımlara dayanılarak ele alınıp incelenmesidir. Bu çalışmada, Alman ve Türk siyasi partilerinin Türkiye'nin AB üyeliği üzerine oluşturdukları söylemler ele alınmıştır. Teorik ve pratik olmak üzere iki ana bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde, anlambilim, yapısalcılık, göstergebilim gibi söylem analizinin dilbilimsel temellerini oluşturan alanlar açıklanmış ve söylembilim ile ilişkileri ortaya konmuştur. Ardından dilbilimsel ve eleştirel söylem analizi kuramları anlatılmıştır. Dilbilimsel söylem analizi kuramlarına göre yürütülen pratik bölümde ise; partilerin seçim bildirgelerinde ortaya koydukları ve ulusal medya organlarında, özellikle de yazılı basında yer alan Türkiye'nin AB üyeliği söylem Düsseldorf Araştırma Grubunun önerdiği üç aşamalı dilbilimsel söylem analizi modeline göre detaylarıyla incelenip analiz edilmiştir. Bu modele göre elde edilen Korpus sırasıyla söz varlığı (alm: Lexik), metafor konsepti (alm: Metaforik) ve gerekçelendirme (alm: Argumentation) analizlerine tabi tutulmaktadır. Çalışma sonunda elde edilen veriler denk düştüğü dönemlerin seçim sonuçlarıyla karşılaştırılarak yorumlanacaktır. Ayrıca özellikle dilbilimsel analiz sonucunda elde edilen, aday ülkelerin AB üyelik süreçlerine dair önemli kavramların bir alana özgü bir terminoloji sözlüğü olarak hazırlanması önerilmiştir. Anahtar Sözcükler: AB üyelik Söylemi, Dilbilimsel Söylem Analizi, Almanya, Türkiye

Dursun Karakaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimDE

Sınıflandırma ve ötekileştirme arasında Türkiye kökenli yazarların yazını

Göç hareketleri insanlık tarihi kadar eski olup her zaman köklü değişimleri beraberinde getirmiştir. Günümüzde küreselleşme sonucunda göç hareketleri fazlalaşmış ve göç alan ülkenin tüm toplumsal alanlarını derinden etkileyen temel bir gerçeklik haline gelmiştir. Bu alanlar arasında yazın dahil olmak üzere sanatsal ifade biçimleri de yer almaktadır. Bu çalışma, Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli yazarların yazınsal metinlerinin Alman yazın bilimi içerisindeki konumunu incelemektedir. Burada odak noktası, toplumsal, siyasi ve kültürel kalıpların bu yazının alımlanmasını ve sınıflandırılmasını ne ölçüde etkilediği ve sıklıkla nasıl damgalanmalara yol açtığı sorusudur. "Kültürlerarası yazın" veya "Alman-Türk yazını" gibi kategorilere ayrılması, bu yazınsal metinlerin estetik ve tematik çeşitliliğini sıklıkla etnik bir bakış açısına indirger ve önyargılı kimlik atıflarını güçlendirir. Bu tür sınıflandırmalar, Türkiye kökenli yazarların eserlerini çoğunlukla marjinalleştirerek, Alman yazın kanonunda tam anlamıyla yer almalarını zorlaştırmaktadır. Yazar, anlatı, dil ve kültür yazın kriterleri çerçevesinde yapılan kuramsal değerlendirme, bu eserlerin Alman kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmesi gerektiğini göstermektedir. Türkiye kökenli yazarların yazınsal metinleri, göç deneyimleri ve kimlik sorunsalının ötesine geçerek Alman yazınına zenginlik katan çoğulcu bir estetiği temsil etmektedir. Bu çalışma, "kültürlerarası yazın" türünü eleştirel bir şekilde sorgulamakta ve Türkiye kökenli yazarların eserlerini Alman yazınının vazgeçilmez bir parçası olduğunu, Alman toplumunun çoğulculuğunu yansıttığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, homojen olarak algılanan ulusal yazın, kültür ve toplum gibi yapılar sorgulanmakta ve bu eserlerin bir niş yazını olarak sınıflandırılmasına karşı çıkılmaktadır. Çalışma, Alman yazınındaki çeşitliliği temel ve zenginleştirici bir unsur olarak kabul eden daha geniş kapsamlı bir yazın anlayışının gelişimine katkıda bulunmaktadır.

Sibel Balak Baran
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Translation von kulturspezifika am beispiel des romans "Das Uhrenstellinstitut" von Ahmet Hamdi Tanpınar -Probleme und perspektiven-

Bu tezde Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" adlı eserindeki kültürel ögelerin çevirisinde ortaya çıkan çeviri zorlukları ele alınmıştır. Bu bağlamda seçilen çeşitli kültürel ögeler içeren kısımların yanı sıra çeviri zorluklarının üstesinden gelmek için kullanılabilecek olası stratejiler belirtilmektedir. Tezin teorik kısmını Peter Newmark'ın "Kültürel Ögelerin Sınıflandırılması" (culture specific items) ve Lawrence Venuti'nin "Yerlileştirme (domestication) ve Yabancılaştırma (foreignization)" teorileri oluşturmaktadır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü tam 25 ayrı dile çevrilmiştir. Romanda I. Meşrutiyet, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet olmak üzere bu üç dönemde yaşamış, dolayısıyla eski ile yeni arasında kalmış ve geleneksel ile modern kültür arasında bocalayan bireyler ele alınmıştır. Dolayısıyla Osmanlı kurumları, şer'i makamlar, dini kurallar, para birimleri, yemek çeşitleri gibi 20.yüzyılın başlarına ait kültürel ögeler sıkça yer almaktadır. Eser çok sayıda kültürel ögeler içerdiğinden, çevirmen kültürel ögeleri uygun bir şekilde ele almak ve hedef dile veya hedef kültüre uygun bir şekilde aktarma göreviyle karşı karşıya gelmektedir. Bu tezde 80 örnek üzerinden kültürel ögelerin aktarımı tartışılmaktadır ve olası çözüm önerileri sunulmaktadır.

Büşra Şahin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Gotik edebiyatında korku motifi

Bilindiği üzere, dünyanın güzelliklerini daha iyi yansıtabilmek için doğadaki her şey bir sembol veya bir motif ile tanımlanmaya çalışılır. Bu güzellikleri ayrıntılı bir şekilde görünür kılmak için ise edebiyat, en etkili araçlardan biridir, bu nedenledir ki motifler edebiyat içerisinde önemli bir yer tutar çünkü motifler bir şeyleri kolayca değerlendirebildiği gibi anlatılan bir durumu pekiştirmeye de yardımcı olur. Bunun örneği, pek çok farklı motiflerle ayrıntılı bir şekilde anlatılan farklı edebiyat türlerinde açıkça görülmektedir. Motifler bununla birlikte ayrıca toplumsal olayları gün yüzüne çıkarmak veya bir konunun derinliğini ortaya koymak için de kullanılmıştır. İlgili çalışmada, korku kavramı bir motif olarak ele alınmış ve insanlık tarihi üzerindeki değişimleri, içerisinde barındırmış olduğu yararlar ve insanlar üzerindeki etkileri anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılmıştır. İnsanlık tarihine baktığımız da, insan dünyaya ilk adımını attığı günden bu güne kadar korku duygusunu büyük bir tehdit olarak algılamış ve istenmeyen ya da tatmin edilmesi zor bir duygu olarak kabul etmiştir. Bu görüş, yüzyıllar önce oluşmaya başlayan toplumlar ve birçok medeniyetler tarafından içselleştirilmiştir ve bu durum korkunun yararlı ve işlevsel yönlerinin zaman içerisinde göz ardı edilmesine yol açmıştır. Ancak korku her ne kadar bireysel ve toplumsal yapıda farklı kültürel anlamları olan bir kavram olsa da, aynı zamanda soyut bir kavram olması ve kullanıldığı zaman ve mekana göre değişkenlik göstermesi korku kavramına birçok farklı yüzyıllar içersinde farklı roller yüklemiştir. Yüklenen bu farklı rollerden birini ise bu çalışmadaki Gotik sanatında ve özellikle edebiyatında görmek mümkündür. Genel anlamda, karanlık ve doğaüstü unsurları içermesiyle karakterize edilen Gotik sanatı, egzotizm, gizem, korku ve dehşet gibi bir arkafon kullanan melodramatik bir anlatım tekniği olarak da görülebilir. Ancak bilimsel araştırmalar sonucunda, Gotikten doğan korku duygusunun küçük dozlarda uygulandığında insanlar için çok önemli olabileceği gibi korkunun Gotik sayesinde öğretici olabileceği de ortaya konmuştur. Salvator Rosa, Francisco Goya ve Henri Füssli gibi Gotik sanatçılar ile Horace Walpole, Mary Shelley, Bram Stoker ve E.T.A. Hoffmann gibi Gotik yazarlar korku duygusunun içermiş olduğu bu olumlu yönünün farkına varmışlardır ve bu nedenle korkuyu kendi yarattıkları motiflerle birleştirip dönemlerinin sorunlarını anlatmak ve insanları eğitmek için kendi eserlerinde bir araç olarak kullanmışlardır. Çalışmanın ilk bölümünde korkunun, yarattığı dehşet imagesi yanlış anlaşılmış olumsuz bir duygudan daha fazlası olduğu açıklanmış ve bu nedenle Sigmund Freud, Ernest Jentsch gibi önemli psikiyatristler ile Edmund Burke, Immanuel Kant ve Thomas De Quincey gibi filozofların yardımıyla korkuya karşı olan ön yargılar yıkılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise gotik mimarisi, resim sanatı ve edebiyatı incelenerek eserlerin içerdiği örtük anlamlar tespit edilmiş ve bununla birlikte korkunun eğitici yönleri ortaya konulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise E.T.A. Hoffmann'ın „Der Sandmann" adlı eseri incelenerek, gotik edebiyatı çerçevesinde yorumlanmıştır. Teorik çıkarımlar ve değerlendirmeler sonucunda bu çalışmada korku kavramı ayrıntılı olarak incelenmiş ve korku motifi temel alınarak, Gotik sanatı aracıyla korkuya karşı alışılagelmiş önyargılar ortadan kaldırılmaya ve kavrama ilişkin farkındalıklar oluşturulmaya çalışılmıştır.

Deniz Can Bozacı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimDE

Almanca ve Türkçe çocuk kitaplarındaki ekodilbilimsel eğilimlerin çevre bilinci açısından yapısal analizi

Çevredilbilim, oldukça yeni bir disiplinler arası bilim dalıdır. Başlangıcı 1960'lara kadar uzanmaktadır. Einar Haugen, "Dilin Ekolojisi" teorisi ile bu bilimin temelini atmıştır. Çevredilbilimin gelişimi Alwin Fill'e dayanmakta olup kendisi çevredilbilim gelişiminde etkili olmuştur. Einführung in die Ökolinguistik adlı eseriyle yeni bilimsel alan olan çevredilbilimini tanıtmıştır. Pragmatik dönüşle birlikte ekolojistlerin bakış açısı değişmiştir. Çevre dilbilimciler, insan faaliyetlerinin çevre ve ekosistemler üzerindeki etkisine odaklanmışlardır. İklim krizi veya iklim değişikliği artık küresel bir sorun olduğundan, ekodilbilim çevresel tahrip konularıyla ilgilenmektedir. Amaç, insanlığın, doğanın, bitkilerin ve hayvanların geleceğini kurtarmaktır. Dil, insanlar ve çevre arasındaki etkileşim, çevredilbilimin başlangıç noktasıdır. Genel soru şudur: "Dil, çevre bilincinin gelişmesine katkı sağlayabilir mi?". Bu çalışmada, çevredilbilim karşılaştırmalı araştırmalarda kullanılmıştır. Çevredilbilimin gelişim tarihi, araştırma alanları ve ekodilbilim üzerinde çalışmış olan bilim insanları anlatılmıştır. Ekodilbilimin farklı bilim dallarıyla işbirliği de tartışılmıştır. Tüm dünya "iklim krizi" sorunuyla ilgilenmekte olup Türkiye ve Almanya'da da farklı önlemler alınmaktadır. Uygulama bölümünde bu önlemlerden bahsedilmiştir. Çevresel temalar içeren altı Türk ve altı Alman çocuk ve gençlik kitabı, kimlik oluşumu ve dil edinim süreci dikkate alınarak ekodilbilim eğilimleri açısından yapısal olarak analiz edilmiştir.

Hüsniye Koçak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimDE

Dijital ortamda çevre dilbilim: Roblox'taki bilişsel ve dilsel etkileşimler

Günümüzde küresel ısınma ile birlikte dünyanın birçok yerinde doğa olayları artmış, bu da çevrenin önem kazanmasına neden olmuştur. Çevre konusunda daha fazla farkındalık yaratmak ve çevreyi korumak amacıyla yapılmış çalışmada öğrencilerin teknolojiyi yaygın kullanması ve özellikle bilgisayar ve cep telefonlarının günlük yaşamlarında önemli bir yer oluşturması göz önünde bulundurulmuştur. Motive edici faktörlere sahip olması nedeniyle ise oyun, öğrenen özerkliğinde önemli bir rol oynayabilir ve çevre bilincinin yanı sıra öğrenilen yeni bir dili geliştirmeye yönelik ilgiyi uyandırabilir. Nitekim çalışmada dijital oyunların tarihine değinilmiş ve 1948 yılından günümüze kadar dijital oyunların gelişimine yön veren fikirler açıklanmıştır. Günümüzde ise dijital oyunlar, kendine özgü kültür yapısıyla, bireylerin dil öğrenme deneyimlerinin kişiselleştirilmesine olanak sağlamaktadır. Bilgisayar destekli yabancı dil öğrenmede asıl olan kişinin kullanılan mobil teknolojik aletler sayesinde istediği zaman istediği yerde öğrenebilmesidir. Bu çalışmada bilgisayar oyunlarına yönelik var olan ilgiden yola çıkılmış ve öğrencilerin bilgisayar oyunlarını oynayarak fark etmeden çevre bilinci edinebileceği ve Almanca dilini geliştirebileceği oyunlar seçilmiştir. Bu Roblox platformu içerisinden en çok tercih edilen beş oyun ise araştırma kapsamında açıklanmıştır. All Star Tower Defense, Blox Fruits, Natural, Backpacking ve Brookhaven isimli bu oyunları oynayan öğrenci oyuna devam edebilmesi için seçtiği dil olan Almancayı kullanması gerekecektir. Bu oyunların bir başka avantajı ise, oyunların görsel grafiklerinin çevre dilbilim açısından önemli göstergeler içermesidir. Bu göstergeler çevre bilinci gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için önemlidir. Dolayısıyla 9-15 yaş aralığında bilgisayarda Roblox platformunun bu beş oyundan birini oynayan çocuk, çevre dilbilim göstergelerini de görebilir. Çevre bilinci ile birlikte çocuklar çevreye, hayvanlara, bitkilere ve doğal kaynaklara zarar vermemeyi öğrenmektedir. Bunun yanı sıra çevre dilbilim, çevreye gösterilen duyarlılığın konuşulan dillere de gösterilmesi konusunda vurgu yapar. Nasıl bir bitki ya da hayvan korunmadığında nesli tükenebiliyorsa, dil de dikkat edilmediğinde değişime uğrar ve zamanla yok olma tehlikesiyle baş başa kalabilir. Yapılan literatür taraması kapsamında ülkemizde çevrebilim çalışmalarına önem verildiği fakat çevre dilbilim konusunda çalışma yapılmadığı neticesine varılmıştır. Bu durumdan yola çıkarak üzerinde çalıştığımız bu alan ülkemizde henüz keşfedilmemiş bilimsel bir alandır. Ülkemizde bu alanın gelişmesiyle, global bilim dünyasında önemli bir yere sahip olma kapısı aralanacaktır. Araştırma kapsamında Roblox platformunda yer alan beş oyun içerisindeki çevre dilbilim göstergeleri Ferdinand de Saussure, Charles Sanders Peirce, Charles William Morris ve Roland Barthes'in göstergebilim modellerine göre incelenmiş ve açıklanmıştır. Buna göre Ferdinand de Saussure'nin gösteren ve gösterilenden oluşan gösterge modeli, Charles Sanders Peirce'nin ikon, indeks ve sembol isimli gösterge modelleri, Charles William Morris'in davranış değişikliğini vurgulayan gösterge modeli ve Roland Barthes'in düz anlam ve yan anlam ifadelerini içeren gösterge modeli temel alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada yer alan oyunların yabancı dil öğrenmeye sağladığı katkılara vurgu yapılmış ve çalışmanın sonucunda öğrencilere bilgisayar oyunları ile dil öğrenimini pekiştirebilmeleri hususunda önerilerde bulunulmuştur. Sonuç kısmında asıl amacın çevreyi korumak ve çevre bilinci edinmek ve alt amaç olarak öğrenilen yabancı dilin geliştirilmesine fark ettirmeden katkı sağlamak olduğu belirtilmiştir. Ayrıca dil öğretimine katkısının sözcük öğretimi, dilbilgisi ve yazılı ve sözlü iletişim bazında olduğu açıklanmış ve örnekler verilmiştir. Günümüzde telefon, bilgisayar ve oyun konsolları ile oyun oynayan ve bu nedenle ebeveynlerin dahi yakındığı bu yaş grubu için oyuna ayırdıkları zamanı hem eğlenceli hem de verimli geçirmenin yolu gösterilmiş, ayrıca oyunlardaki çevresel faktörler ile çevre dilbilimine değinilmiştir. Sonuç olarak Almanca öğrenen öğrenciler okulda öğrendiklerini evde oynadıkları bu oyunlar aracılığıyla pekiştirebilecek ve gelecek nesillerimiz olan bu çocuklar çevre bilincini edinmiş olacaktır.

Dilek Tahir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Stefan Zweig'ın "Ungeduld des Herzens" adlı eseri örnekleminde kültür odaklı öğelerin hedef dile aktarımında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri

Dilin gelişiminde önemli bir yeri olan çeviri çalışmaları, genel olarak iki dil arasında gerçekleşen bir etkinlik olarak bilinmesine rağmen, aynı zamanda iki kültür arasında da değişim yaratır. Yazınsal bir eserin çevirisi hem içinde oluştuğu kültürü yansıtırken, hem de kültürler arası iletişime katkı sağlamaktadır. Böylece bu eserler aracılığıyla dilini bilmediğimiz kültürleri yakından tanır, kendi kültürümüzle karşılaştırırız. Yazınsal eser çevirisinde kültürel ögelerin başka bir dile aktarılmasında yaşanan güçlükler, çevirmenlerin karşılaştığı önemli konulardan biridir. Çalışmada; Avusturya'lı yazar Stefan Zweig'ın "Ungeduld des Herzens" adlı romanında yer alan kültür odaklı ögelerin beş farklı çevirmen tarafından Türkçe'ye aktarımında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmaktadır. Eserin, çalışmada incelenen beş çevirisi dışında piyasada 23 farklı çevirisinin daha bulunması sebebiyle çevirmen kararlarının farkı belirlenmek istenmiştir. Romanda olayların geçtiği dönem ve kahramanın asker olması, eserde askeri terim ile o döneme ait kültüre özgü sözcüklerin kullanımını arttırmış, erek dile aktarımları önem kazanmıştır. Çalışmanın amacı, Türkiye'de çok okunan ve çevirilen yabancı bir yazarın eserinde geçen kültür odaklı ögelerin beş farklı çevirmen tarafından erek dile nasıl aktarıldığını belirlemek, kültürel ögelerin çevirisinde çevirmenlerin aldıkları kararları stratejiler yardımıyla açıklamak, bu kararlar arasındaki farklılıkları değerlendirmektir. Bu değerlendirme için "Ungeduld des Herzens" adlı romandan tespit edilen 88 kültür odaklı öge, Newmark'ın kültürel öge sınıflandırmasına göre sekiz başlık altında düzenlenmesinin ardından, Aixela'nın kültüre özgü ögelerin çevirisi için belirlediği makro-mikro stratejileri ile Venuti'nin Yerlileştirme/Yabancılaştırma stratejilerine göre analiz edilmiştir. Her başlık ve çevirmen için tercih edilen strateji dağılımı grafk, tablo ve açıklama şeklinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda, her çevirmen 88 tane kültür odaklı ögeyi erek metne aktarmak için 65-80 arası mikro strateji kullanmıştır. Çevirmenler genel olarak kültür odaklı ögeleri erek metne aktarmaya, kaynak kültürü tanıtmaya çalışmış, çoğunlukla Yerlileştirme makro stratejilerini tercih etmiştir. Çevirmen kararları seçtikleri mikro stratejiler doğrultusuda her başlık ve örnek için farklı şekillenmiş olsa da, hepsi yazarı okura götürmeyi tercih etmiştir.

Esra Gülsün Can
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Türk göçmenlerin karikatürlere yansıması

Almanya'ya göç, 1960'lı yıllarda Türkiye ile Almanya arasında imzalanan işgücü anlaşmalarının bir sonucu olarak başlamıştır. Bu anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'den Almanya'ya işçi göçü hız kazanmış ve bu dönemde çok sayıda Türk işçi Almanya'ya yerleşmiştir. Bu bağlamda zaman içinde Alman siyasetinde, sosyal yaşamında ve ekonomisinde önemli değişiklikler olmuştur. Türk göçmenlerin özellikle 1980'lerden itibaren Almanya'ya kalıcı olarak yerleşmeleri ve 2000'li yıllardan itibaren işçi konumundan işveren konumuna geçmeleri bu değişimlerin arkasındaki temel faktörlerdir. Bununla birlikte Almanya'da yaşayan Türklerle ilgili Alman toplumu içerisinde çatışmalar, çelişkiler ve ötekileştirmeler de fark edilir hale gelmiş ve bu durum sanata da yansımıştır. Edebiyat bu bağlamda önemli bir yer edinmiş olsa da karikatüre yansıması da önemli ipuçları vermektedir. İlgili çalışmada, göçün karikatürlere yansıması vurgulanmaya ve özellikle Türk göçmenlerin bir panoraması sunulmaya çalışılmıştır. Konunun özüne inebilmek ve tezin kapsamını aşmamak için öncelikle göçle ilgili kuramlar ele alınmış ve Türkiyeli göçmenlere referans noktaları çizilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Türk göçünün tarihsel seyri sanata yansıması ortaya konulmaya çalışılmıştır. Uygulama bölümünde ise Avrupa ve özellikle Almanya'daki Türk göçünün tarihsel gelişimi karikatürler yansıması üzerinde durulmuş ve göç kuramları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, karikatürleri kronolojik olarak gün ışığına çıkarmak ve hangi karikatürlerin öncelikli olarak Türk göçmenlerle ilişkilendirildiğini göstermektir. İnsanı güldüren veya abartılı bir şekilde yansıtan karikatürde göçün nasıl ortaya konulduğu farklı bir bakış açısı kazandıracaktır.

Mine Zengin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkçedeki dil değişimi "Faust" çevirileri örnekleminde dilbilimsel bir araştırma

Bu çalışma, Johann Wolfgang von Goethe'nin 1808 yılında yazdığı Faust eserinin Türkçeye yapılan çevirilerinde zaman içinde gerçekleşen dil değişimini artzamanlı bir yaklaşımla incelemektedir. Çalışmada, Galip Bahtiyar'ın 1926'daki Osmanlı Türkçesiyle yaptığı ilk çeviriden günümüze kadar, sırasıyla 1960'ta Sadi Irmak, 1983'te Hasan İzzettin Dinamo ve 2011'de İclal Cankorel tarafından yapılan çeviriler incelenmiştir. Elde edilen bulgular, dil değişiminin fonolojik, biçimbilimsel, sözdizimsel, sözcüksel ve anlam düzeylerinde nasıl geliştiğini ve hangi alanlarda en çok değişimin görüldüğünü örneklerle ortaya koymaktadır. Çalışmanın sonuçları, dil değişiminin en fazla sözcüksel alanda yaşandığını, bu değişimin Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin yerini Türkçe karşılıkların almasıyla gerçekleştiğini göstermektedir. Bu süreç, Türk Dil Devrimi'nin bir yansımasıdır. Sözcüksel değişimin ardından en çok fonolojik ve sözdizimsel değişimler dikkat çekerken, biçimbilimsel ve anlam değişimleri daha az gözlemlenmiştir.

Şehnaz Akyol
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimDE

Aufklärung: Entfremdung von der tradition? Zafer Şenocaks reflektion der Türkischen kultur - ein wandlungsprozess

Göç söz konusu olduğunda sosyal, politik, dini ve edebi değişiklikler de kaçınılmazdır. Göçle birlikte insanlar ülkelerini terk ederler, başka bir ülkeye göçerler. Böylelikle yeni bir kültür, yeni bir dil ve yeni bir yaşama biçimiyle karşı karşıya kalırlar. Farklı kültürlerin bir araya gelmesiyle edebi eserlerde kimlik, kültür, vatan, dil, yabancı, öteki ve kendi gibi konuların yansımalarını görmek mümkündür. Bu nedenle, bu çalışma Türk kökenli Türk-Alman yazarlarından Zafer Şenocak'ın önemli gördüğü denemelerinden oluşan 5 deneme koleksiyonu ile son eserlerinden olan düz yazı türünde yazdığı ve yeni bir tür denediği kitabını yukarıda bahsi geçen kavramlar ışığında ele almaktadır. Ayrıca, yazar ile bir röportaj yapılmış ve bu röportajda kendisine çalışmada incelenen edebi eserlerden sorular yöneltilmiştir. Çalışmanın amacı, Zafer Şenocak'ın eserlerine ışık tutmak ve bunları Türk-Alman edebiyatı içinde konumlandırmak için eserlerdeki temel konuları ve kültürlerarası yönleri ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla dünyayı işaretler toplamı olarak gören Zafer Şenocak'ın eserlerinin okunması için yorumlama teorisi ile alımlama teorisi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları kapsamında yazarın deneme koleksiyonlarında ele aldığı konuların düz yazı eserinde devam ettiği ve burada sonuç verdiği görülmüştür. Bununla birlikte bu çalışmanın sonuçları Zafer Şenocak'ın fikirlerinin Türkçe'nin yanı sıra Almanca olarak da daha iyi anlaşılmasını ve bunun insanlara ulaştırılmasını sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Zafer Şenocak, Göç, Türk-Alman Edebiyatı, Yorumlama Teorisi, Alımlama Teorisi

Fatma Demirezen
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Goethe ve Nazım Hikmet yapıtlarında metinlerarası öğelerin yazınsallaştırım tarzı. Batı-Doğu Divanı ve Şeyh Bedreddin Destanı örneklerinde bir açımlama

Yazınsal yapıtların temel niteliklerinden biri, tarihsel ve toplumsal tüm süreçlerin birikim ve çeşitliliğini kendinde barındıran dilin dolayımıyla tasarlanıp oluşturulmalarıdır. Devingen ve katmanlı bir söyleşim aracı olması nedeniyle, dilin ürünü olan yazınsal yapıtlar da doğal olarak öncel ve güncel başka yapıtlarla durmaksızın bir söyleşim içindedirler. Yazınsal ve sanatsal her tür üretimin temelinde bulunan bu olgu 20. yüzyılda Mihail Baktin tarafından "Söyleşimsellik" olarak nitelenmiş, sonraki yıllarda Julia Kristeva tarafından "Metinlerarasılık" kavramıyla tanımlanmış ve devamında çeşitli kuramcı ve araştırmacı tarafından dizgeli bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Metinlerarasılık, en basit şekilde bir metnin başka bir metindeki somut varlığı olarak tanımlanabilir. Söz konusu ilişki metnin yazarı tarafından kasıtlı olarak çeşitli yöntem ve teknikler ile kurulur. Yazınsallığın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olan metinlerarası ilişki ve etkileşimler kimi yazarlar tarafından yanmetinler ya da metin içi açıklamalarla okurlara bildirilmektedir. Johann Wolfgang von Goethe'nin Batı-Doğu Divanı (West-östlicher Divan) ve Nazım Hikmet'in Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı adlı yapıtlar bu durum için iyi birer örnek teşkil etmektedir. Her iki yapıtın şairleri, yapıtlarının oluşum aşamasında yararlandıkları tüm tarihsel ve yazınsal kaynakları okurlarının dikkatine sunmuşlardır. Bu çalışmada anılan yapıtlarda şairler tarafından açıklanmış olan kaynaklar ile kurulan metinlerarası ilişkiler ulamlara ayrılmış; metinlerarası öğelerin geçirdiği anlamsal ve işlevsel dönüşümler serimlenmiş ve sonuç olarak iki şairin metinlerarası öğeleri yeniden yazınsallaştırma tarzları karşılaştırılarak benzerlik, farklılık ve özgünlükleri ortaya konmuştur.

Edebi metinlerGoetheMetinlerarasılık+2
Erdal Ördek
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Emine Sevgi Özdamar'ın "Hayat Bir Kervansaray" ve "Haliçli Köprü" adlı eserlerinin toplumsal cinsiyet penceresinden incelenmesi

Bu çalışmamızda Emine Sevgi Özdamar'ın "Hayat Bir Kervansaray (Das Leben ist eine Karawanserei hat zwei Türen, aus einer kam ich rein, aus der anderen ging ich raus)" (1992) ve "Haliçli Köprü (Die Brücke Vom Goldenen Horn)" (1998) eserleri üzerinde durduk. Bu çalışma, amacı gereği toplumsal cinsiyetin göçmen edebiyatındaki yansımalarını ortaya koymaktadır. Emine Sevgi Özdamar'ın bu çalışmada seçilmiş olmasının temel sebeplerinden biri eril bakış açısından sıyrılan kadın göçmen yazarı olmasıdır. Bir diğer neden ise Alman okurlar tarafından kabul görmesidir. Elbette Özdamar başka çalışmaların da incelenme konusu olmuştur. Burada diğer çalışmalardan ayrışan nokta ise eserlerine toplumsal cinsiyet bağlamındaki yaklaşımıdır. Söz konusu toplumsal cinsiyet kavramı olduğunda iki yönelim görmekteyiz: 1. Biyolojik olarak 2. Bireyin toplumdaki yeri olarak. Bu iki yönelimde çalışmamızın başlıca sorununu oluşturmaktadır. Özellikle bir kadın yazar tarafından kaleme alınan eserlerde yine bir kadının nasıl yansıtıldığı yukarıda belirtilen eserler çerçevesinde incelenmiştir. Ayrıca Emine Sevgi Özdamar eserlerinde hem Türkiye'deki hem de Almanya'daki yaşantıdan anlatması sebebiyle iki toplumu karşılaştırmamıza ve toplumsal cinsiyet bağlamında farklı yaklaşımları belirginleştirmemize imkân sağlamıştır. Bu araştırmada, toplumsal cinsiyet perspektifinden göçmen edebiyatı ele alınarak bu bağlamda, toplumsal cinsiyetin göçmenleri ne ölçüde etkilediği, yaşanılan toplumun kültürel oluşumlarını (sosyal açıdan nasıl temsil edildiğini) ve edebiyata olan yansımaları ele alınmıştır. Sonuç bölümünde, çalışmanın temelini oluşturan toplumsal cinsiyet bağlamında Türk toplumunun bireylere yaklaşımının göçmen edebiyatı içinde yer alan eserlere yansımasını sınıflandırarak ortaya konulmuştur.

Alman edebiyatıEdebi eserlerGöçler+5
Betül Kahveci
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sten Nadolny'nin romanları örnekleminde motif incelemesi

Bu çalışma Alman yazar Sten Nadolny'nin yazarlık kariyeri boyunca yazdığı Netzkarte (1981), Die Entdeckung der Langsamkeit (1983), Selim oder die Gabe der Rede (1990), Ein Gott der Frechheit (1994), Er oder Ich (1999), Ullsteinroman (2003), Weitlingssommerfrische (2012) ve Das Glück des Zauberers (2017) adlı tüm romanlarındaki motiflerin bir incelemesini sunmaktadır. Motifler olay örgüsüne etkisi doğrultusunda ana motifler, yan motifler, tamamlayıcı motifler başlıkları altında incelenmiştir. Ayrıca bazı romanlarda odak noktasının sadece tek bir motif üzerinde değil, birbiriyle bağlantılı ve etkileşim hâlinde olan ve merkezi öneme sahip iki motif üzerinde olması nedeniyle ana motif başlığı altında bir motif kompleksi olarak da ele alınmıştır. Motiflerin tanımları ve işlevleri ile ilgili kuramsal bilgilerde ağırlıklı olarak Elisabeth Frenzel'in yanı sıra Horst S. Daemmrich ve Ingrid G. Daemmrich'in yapıtlarına başvurulmuştur. Metin incelemesi sürecinde yazar-yapıt ilişkisini sorgulayan, edebi yapıtı yazarın hayat öyküsüne bağlı kalarak ve ona bağlantılı olarak inceleyen pozitivist inceleme yöntemi ile en küçük konu biriminin motif olduğu düşüncesine dayanan metne bağlı inceleme yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Bu çalışma ile bahsi geçen romanlarda kullanılan motiflerin nasıl ele alındığı, romanlardaki işlevlerinin ne olduğu bütüncül bir yaklaşımla ve birbirleriyle karşılaştırmalı şekilde ele alınıp somut örnekler eşliğinde değerlendirme amaçlanmıştır.

MotiflerNadolny, StenRoman
Ezgi Duman Kaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimDE

Thorsten Becker'in "Sayıyla Galip", Sten Nadolny'nin "Selim ya da Konuşma Yeteneği" ve Barbara Frischmuth'un "Gölgenin Güneşte Kayboluşu" romanlarındaki Doğu ve Türk imgeleri örneğinde çağdaş Alman edebiyatında kültürlerarası öğeler

Günümüz dünyasının kültürel çeşitliliği yabancı kültürlere olan ilgiyi de arttırmaktadır. Bu ilginin yansıdığı sanatsal yazın, başka kültürleri tanıtmak için bir platform olarak görülebilmektedir. Bu bağlamda sunulan bu çalışma, Thorsten Becker'in Sayıyla Galip, Sten Nadolny'nin Selim ya da Konuşma Yeteneği ve Barbara Frischmuth'un Gölgenin Güneşte Kayboluşu romanları örneğinde Çağdaş Alman Edebiyatındaki kültürlerarası öğeleri incelemektedir. Çalışmada, romanların Türk kültürünü "öteki" olarak yazınsallaştırmasıyla birlikte yol açtığı farklı kültürlerin buluşması ön planda tutularak ve kültürlerarası edebiyat biliminin bilgilerinden faydalanılarak söz konusu romanların kültürlerarası anlaşmayı destekleyen kültürlerarası potansiyele sahip olup olmadıkları sorgulanmıştır. Aynı zamanda, romanların sergilediği doğu imgeleri Alman Edebiyat Tarihindeki eski doğu imgeleriyle kıyaslanarak, bunların önceki algı kalıplarını devam ettirip ettirmediği veya yeni bir kültürlerarası yazın tarzı ortaya koyup koymadıkları tartışılmıştır. Çalışmanın analiz kısmında, edebiyatbilimsel açıdan henüz hiç ele alınmamış, oldukça geniş içerikli bir eser olarak Thorsten Becker'in romanı ön planda tutulmuş, romanın olay örgüsü, karakterleri, Türk-Osmanlı tarihinin anlatımı, islam imgeleri, kültürlerarası öğeleri ve yer aldığı günümüz toplumsal söylemler açısından mercek altına alınmıştır. Sonuç olarak, eserlerin analizi, üç romanın da Türk yabancılarını farklı bir biçimde algılayarak geleneksel oryantalizimden uzaklaştıkları ve Türklere karşı yeni bakış açıları sunarak kalıplaşmış ön yargıların ve stereotiplerin aşılabileceği empati odaklı bir algılama şekli teşvik ettikleri için çağdaş Alman edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olduklarını ortaya koymuştur. Ayrıca romanlardaki edebi kültürlerarasılık kavramının incelenmesi, göçmen kökenli olmayan Alman yazarların da kültürlerarası bir potansiyel taşıyan ve günümüz çok kültürlü toplumlarda büyük önem arz eden edebi eserler üretebildiklerini göstermiştir.

Aylin Nadine Kul
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk ve Alman edebiyatından seçilen eserlerde engelli karakterlerin sunuluş biçimleri (Kemal Tahir – Köyün Kamburu, Hasan Ali Toptaş – Sonsuzluğa Nokta, Stefan Zweig – Ungeduld des Herzens, Günter Grass - Blechtrommel)

Engelli bireyler son yıllarda sosyal bilimlerde birçok çalışmanın konusu olmuştur. Bu çalışmada da engellilik çalışmalarının temel vurgularını da göz önünde bulundurarak, fiziksel engelli bireylerin edebi eserdeki temsili ele alınacaktır. Edebi eserlerde engelli bireyi kaleme alan yazarların tutumu, engelliliğin yazınsallaştırılması, engelli bireyin nasıl bir karakter çizimi ile okuyucuya sunulduğu ve hangi bağlamlarda aktarıldığı Türk ve Alman edebiyatından seçilen toplamda dört eserde (Kemal Tahir, Köyün Kamburu; Hasan Ali Toptaş, Sonsuzluğa Nokta; Stefan Zweig, Ungeduld des Herzens; Günter Grass, Blechtrommel) açıklanacaktır. Bir diğer önemli soru, engelliliğin sosyal gerçeklik ile mi yoksa yazınsallığın en belirgin özelliklerinden biri olan kurgu olarak mı kaleme alındığıdır. Eserler arasındaki benzerlikler, farklılıklar ya da ortak noktalar ortaya çıkarılacaktır.

Alman edebiyatıGrass, GünterKarşılaştırmalı edebiyat+5
Özgül Sezer
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimDE

Türk ve Gürcü kökenli yazarların eserlerinde ulusötesi göç ve küreselleşme söylemleri ve dünya edebiyatı bağlamında yeniden tartışılması

İnsanlık tarihi, göç olgusu olmadan pek düşünülemediği gibi bugüne kadar güncelliğinden de hiçbir şey kaybetmemiştir. 1990'lı yıllarda küreselleşme süreciyle bağlantılı olarak teknoloji, iletişim ve ulaşım alanlarındaki hızlı gelişmeler, sosyal, kültürel ve ekonomik köklü değişikliklere ve insanların mekân ve zaman algısının değişmesine yol açmaktadır. Tüm iz bırakan olaylar gibi, küresel çağında gerçekleşen ve bunla ilişkili gelişmeler de edebiyatta yer bulur ve bunun sonucunda edebi üretim ve buna bağlı olarak edebiyat bilimi de değişime uğrar. Bu çalışmanın amacı, bir yandan hibrit edebiyatlardaki göç ve küreselleşme söylemlerini kavramak ve dünya edebiyatı tasarıları bağlamında yeniden incelemektir. Bunun için Türkiye asıllı yazar Fatma Aydemir'in Ellbogen adlı eseri ve Gürcü asıllı yazar Nino Haratischwili'nin Die Katze und der General adlı eserleri ele alınacaktır. Çalışmanın kuramsal temeli, Goethe'nin Dünya Edebiyatı kavramına dayanmakta olup, edebiyat bilimci Elke Sturm-Trigonakis'in Yeni Dünya Edebiyatı gibi küreselleşme çağından beri yine Goethe'nin kavramına dayanarak gelişen yeni tasarılara da dayanmaktadır. Ayrıca yazınsal bulgulara ek olarak nitel bir veri derlemesi konuya sosyolojik de bir bakış açısı kazandırmak amaçlar arasındadır. Bunun için, ulusötesi göç deneyimine sahip Gürcü ve Türk kökenliler ilgili söylemlere bağlı olarak öznel algılarını paylaşmaktadırlar. Edebî ve sosyolojik bulguların, karşılaştırmalı olarak birbirini destekleyici ve objektif olarak değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Bu iki ayaklı analizin türlü bulguları mevcuttur. Edebiyat bilimi açısından bakıldığında, kültürlerarası edebiyat veya göçmen edebiyatı gibi ulusal edebiyatlar içindeki geleneksel sınıflandırmaların artık çağdaş hibrit edebiyatlarına pek uygun olmadığı söylenebilir. Ayrıca nitel veri toplamanın edebi analizle olan karşılaştırmada, ikisinin de birbirini tamamladığı ve doğruladığı görülmektedir. Bu da hibrit edebiyatların yalnızca kurgusal bir ürün olarak ele alınmaması gerektiğini, aksine ulusal edebiyatları dışında özel bir yere layık görülmeleri gerektiğini göstermektedir. Bu çalışma ile birlikte, küreselleşme süreci ve göç ile şekillenen hibrit edebiyatların konumunu güncelliğe bağlı olarak yeniden tartışılmasını teşvik etmek amaçlanmıştır.

Begüm Kardeş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

1990 sonrası Alman çocuk ve gençlik edebiyatında "Türk Çocukları" motifi

Almanya'da en büyük yabancı çoğunluğu oluşturan Türkler ve onların çocukları edebiyat alanında bazı roman ve hikâyelerde yer almaktadır. Bu çalışmada, Almanya'da yaşayan, çocuk ve gençlik yazını bağlamında eserlerini kaleme alan Türk kökenli ve Alman yazarların eserleri tarihsel olarak karşılaştırmalı bir biçimde incelenecektir. Günümüzde daha çok göçmen edebiyatı olarak adlandırılan Türk – Alman edebiyatı kendi içerisinde taşıdıkları özellikler doğrultusunda dönemlere ayrıştırılarak, her bir döneme denk gelecek üç tane eser seçilecek ve yazdıkları eserler özelliklerine göre değerlendirilecektir. İncelenecek eserler 1990-2020 yılları arasında kronolojik olarak sıralanarak çocuk ve gençlik edebiyatında nasıl bir değişim oluştuğu somutlaştırılmaya çalışılacaktır. Anahtar Sözcükler Göç, Çocuk ve Gençlik Edebiyatı, Almanya, Türkiye, Karşılaştırmalı Edebiyat

Alman edebiyatıGençlik edebiyatıKarşılaştırmalı edebiyat+3
Neslihan Akdemir Kaplan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimDE

Heinrich Böll'in II. Dünya Savaşı sonrası öykü anlatımında değerlerin düşmesi / Analysis on the depreciation of Heinrich Böll's works after the Second World War

Tezin amacı, teorik alanda değerler teriminin bir tanımını vurgulamaktır. Çalışmanın özü bir kültür, dil ve toplumun değerlerinin teorik temellerini betimlemektir. Bu amaçla, bu bölümde ilk olarak dil, kültür ve toplum konusuna kısa bir giriş yapılır, böylece bir sonraki bölümde değerler kavramıyla ilişkili anahtar kelimeler gösterilebilir, örneğin kültürel, dilsel ve sosyal değerler. Ayrıca değer terimi, bozulma, değişme, kayıp terimleriyle bağlantılı olarak sunulmuştur. Değer düşüsü kelimesi, değer kaybı açısından ele alınır ve formüle edilir. Ayrıca değer terimi, bozulma, değişme, kayıp terimleriyle bağlantılı olarak sunulmuştur. Değer terimiyle ilişkili olarak değerdeki düşüş, değerdeki değişim ve değer kaybı daha sonra tartışılacaktır. Doktora tezinin bu bölümünde değerlerdeki düşüş teriminin teorik temelleri Nietzsche, Lukacs ve Adorno örneği kullanılarak sunulmuştur. Daha sonra Georg Simmel örneği kullanılarak değerlerin sosyolojisi, kültürel, toplumsal yozlaşması ve Ferdinand Saussure'e göre dilin yozlaşması sunulmaktadır. Ayrıca burada 2. dünya savaşı'nın tarihsel arka planı anlatılmaktadır. Pratik bölümdeki çalışmanın amacı, değerdeki düşüş kavramını somutlaştırmak için Heinrich Böll'ün dünya savaşı sonrası eserlerine girmektir. 2. dünya savaşı sonunda kültürel, dilsel, toplumsal değerlerin değerlerin yozlaşmasının nasıl bir dönüşüme yol açtığını. Araştırmanın içeriğine bağlı olarak, çalışma için gerekli olan değerlerdeki kültürel, dilsel ve sosyal gerileme, eserler tartışılır, yani eserlerdeki pasajlar yazılır, örneğin kültürel, sosyal, dünya savaşı'nın sonunda dilsel değer düşüşü. Son olarak, Heinrich Böll'ün anlatı çalışmaları, savaşın topluma yansıması olarak sunulmaktadır. O dönemin toplumsal yapısının, felsefesinin ve karmaşasının aynasıydı. Anahtar Sözcükler: Değer, değer düşüsü, 2. Dünya savaşı, kadın figürleri, Yazar Heinrich Böll

Eylem Otuz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimDE

Çokkültürlülük bağlamında entegrasyon sorunu ve kimlik yaratımı. Serdar Somuncu ve Thilo Sarrazin'in eserlerinde siyasi ve edebi bir tartışma

Uluslararası göç günümüzde hükümetlerin uğraşması gereken en zorlu ve karmaşık sorunlardan biridir. Yabancılar, yerliler, yurttaşlar, göçmenler ve mülteciler gibi farklı grupların varlığı ile bugün ülkelerin homojen bir toplumsal yapıya sahip olmaları oldukça zordur. Herşeyden önce göç politikalarında ekonomik ve insani tutarlılık ile güvenlik gerekmektedir. Fakat farklı değerlerin uzlaştırılması gerektiği için bu kolay bir hedef değildir. Bu noktada çokkültürcülük, çağdaş siyasal teoriler içerisinde en önemli tartışma konularından biridir ve etno – kültürel grupların kimliklerinin ve kültürlerinin tanınma taleplerine dayanmaktadır. Çokkültürcülük Almanya için hala olgunlaşmamış bir konudur ve Almanya tarafından resmi olarak kabul edilmemektedir. Bu durum entegrasyon bağlamında Almanya'daki yurttaşlığın doğası ile aidiyet arasında derinleşen bir tartışmanın yaşanmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Almanya'nın entegrasyon sorununa çokkültürcülük ile cevap bulmak ve mevcut sorunlara alternatif bir okuma ile literatüre katkı sağlamaktır. Söz konusu amaç için çalışmanın birinci bölümünde öncelikle çalışmanın metodolojisi, sonrasında ise çokkültürcülük ve kimlik kavramları ele alınmıştır. Çokkültürcülüğün tanımı ve tarihsel gelişimine değinildikten sonra komüniteryan ve liberal görüşü savunan Charles Taylor ve Will Kymlicka'nın görüşlerine yer verilmiştir. Almanya'daki entegrasyon konusuna da değinilerek, Almanya'da Kanada modelinin uygulanabilirliği ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde ise, entegrasyon konusunda farklı düşünceleri temsil eden iki yazarın Serdar Somuncu'nun Der Antitürke ve Thilo Sarrazin'in Deutschland schafft sich ab eserleri yakın mercek altına alınmış ve yazarların entegrasyon ile ilgili dikkat çeken söylemlerine yer verilerek Ruth Wodak'ın eleştirel söylem analizi ile analiz edilmiştir.

Ayşegül Aycan Solaker
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Angelika Overath'ın "Ein Winter in Istanbul" eserinde tolerans ile ilgili öğeler

Bu çalışmada Angelika Overath`ın Ein Winter in stanbul eseri ele alınmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Aydınlanma Çağı, Tolerans, Nikolaus von Kues`in felsefesi, günümüz edebiyatın öğeleri, anlatı teorileri, kültürlerarasılık, metinlerarasılık, medyalar arası etkileşim, Hermeneutik ve Resepsyon estetiĝi konuları işlenmiştir. Ana konu tolerans ve ana karakter Cusanus`un felsefesi olduğu için bu hususlar ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Toleransın antik çağdan günümüze kadar olan gelişimi anlatılmıştır. Tolerans için önemli olan kişilikler, Nikolaus von Kues, Voltiare, Kant ve Lessing'den bahsedilmiştir. Nikolaus von Kues`un felsefesinin teorileri Cusanus ve Aristoteles`in Çelişmezlik ilkesi, üç temel teoremi, Cusanus ve Humanizim, Cusanus ve İslamiyet konu başlıkları da anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünü pratik kısım oluşturmaktadır. Bu bölümde eserden alıntılar filtrelenerek konulara göre ayrıştırılmıştır. Alıntılar, birinci bölümdeki konular esas alınarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Analizden önceki ikinci bölümde ise kısa olarak yazar hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca eserde geçen kişiler ve eserde geçen yerler hakkında bilgiler tablolar ve grafikler ile birlikte anlatılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Angelika Overath`ın eserindeki çeşitliliği göstermek ve ayrıca okurlardaki tolere etme duygusunu ön plana çıkarmaktır.

Hüsniye Koçak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimDE

Yabancı dil derslerinde yeni bilişim teknolojilerinin kullanımı. Yeni öğrenme ve öğretme yöntemleri çerçevesinde yardımcı materyal olarak bilişim teknolojilerinin kullanımının göstergebilimsel ve karşılaştırmalı analizi

Yabancı dil öğretimi, sadece yeni bir yabancı dil öğrenilen bir öğretme ve öğrenme süreci değildir. Aynı zamanda yabancı ve yeni bir kültürle birlikte büyümek ve kendini geliştirmektir. Bu anlamda, günlük yaşamın içinden örneklerle, eğlenceli, canlı bir yabancı dil öğretiminin gerçekleştirilmesi önemlidir. Yeni teknolojik gelişmeler, yabancı dil öğretimini de etkilemiş ve yeni medyanın kullanımını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu araştırmada yeni medya kullanımının yabancı dil öğretimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı yabancı dil öğretiminde yeni öğretim yöntemleri kapsamında bilişim teknolojilerinin kullanılmasının istenen hedeflere ulaşmada genel bir bakış açısı kazandırmaktır. Bu çalışma yeni medyanın yabancı dil öğretimini nasıl etkileyebileceği ve bilişim teknolojilerini kullanımının yabancı dil öğrenenlerinin dil edinimine ne ölçüde yardımcı olacağı ile yakından ilgilidir. Ayrıca bu çalışmada Türkiye'deki okullarda uygulanan yabancı dil öğretimi ile ilgili öğretme ve öğrenme sürecine de değinilmiştir. Bu çalışma teorik ve uygulama bölümü olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Bu amaçla, bu çalışmada ilk önce teorik çerçeve sunulmuştur. İlk bölümde sunulan teorik çerçeve çalışmanın uygulama bölümündeki araştırma yöntemi ile uyumludur. Bu çalışmanın ikinci kısmı, uygulama alanında araştırma grupları ile yapılan görüşmelerden elde edilen verilerin yansıtıldığı ve bu verilerin analizinden elde edilen sonuçların değerlendirildiği bölümden oluşmaktadır. Sonuç olarak bu araştırmada yeni teknolojik gelişmelerin yabancı dil öğretimine etkisi ve yeni medyanın yabancı dil derslerinde kullanılmasına dikkat çekilmiştir. Anahtar Sözcükler: Yabancı dil dersi, bilişim teknolojileri, multimedya, yardımcı kaynaklar

Fatma Balkan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

New historicism als rezeption des Türkischen orients im reisebericht „Auf Deutscher Bahn in Kleinasien" (1892) Von Friedrich Dernburg

Die vorliegende Arbeit setzt sich mit der Rezeption des türkischen Orients auseinander. Die Untersuchung wurde nach der Methode des New Historicism anhand des Reiseberichts Friedrich Dernburg's „Auf Deutscher Bahn in Kleinasien" (1892) durchgeführt. Es wurde versucht unter kritischer Betrachtung des Reiseberichts die Textstellen hervorzuheben, an denen der Autor das Türkenbild, auf eine Person oder den türkischen Orient im gesamten bezogen, von seinem Standpunkt aus darstellt. Diese Textstellen wurden, nach Möglichkeit, kommentiert. Anhand der Untersuchung konnte ein Bild des türkischen Orients im 19. Jahrhundert dargestellt werden, welcher durch die Literatur, hier durch den Reisebericht, bis in unser Jahrhundert überliefert wurde. Schlüsselwörter: New Historicism, Deutschland, Türkei, Reiseliteratur, Reisebericht, deutsch-türkische Beziehungen, Friedrich Dernburg

Gülperi Zeytinoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Alman ve Türk otomobil reklamlarının karşılaştırılmalı semiyotik analizi

Reklam neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir ve satış pazarlamasının en önemli yöntemlerinden biridir Günümüzde birçok reklam malzemesi günlük yaşamda sıklıkla kullanılmaktadır. Bunlar arasında en çok yazılı ve görsel reklam medyaları kullanılmaktadır. Bu çalışmada, dilsel topluluklar ve farklılıklar Almanca ve Türkçe reklamlar karşılaştırılarak belirlenmiştir. Reklam analizinde çeşitli yöntemler, semboller, algı, retorik figürler / üslup vb.sıklıkla kullanılmaktadır.Özellikle otomobil reklamlarında iki dilin algılanması üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Dilbilim, Almanya, Türkiye, Reklam, Araba, Göstergebilim

Hatice Taş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Türk kadın imgesi üzerine edebi sentez. Kurban Said: Das Mädchen vom Goldenen Horn ve Fatma Aydemir: Ellbogen kitabının kahramanları karşılaştırması

Dieser Beitrag behandelt eine historisch-literarische Evaluation über den Orient, auf der Grundlage des 1938 in Deutsch verfassten und 2005 ins Türkische übertragenen Werkes von Kurban Said, der mit diesem Roman Das Mädchen vom Goldenen Horn eine Art literarische Abhandlung über den Kulturkonflikt zwischen dem Orient und dem Okzident schreibt. Der Orient wird durch die Protagonistin Asiadeh verkörpert, beginnt aber im Okzident, in Berlin, und endet im Orient oder zumindest in der sinnlichen Sehnsucht danach. Daraus folgt, dass eine Kontroverse zwischen dem Abendland (Berlin) und dem Morgenland (Istanbul) entsteht. Der Roman beschreibt das kulturelle, orientalische und feminine Potenzial der türkischen Gesellschaft in der Diaspora und definiert demnach deren Wertevorstellungen. Zusätzlich werden historische und politische Begebenheiten erläutert und lassen dadurch eine explizite Recherche Kurban Saids hervorscheinen. Der vorliegende Beitrag definiert die literarischen Standpunkte zum Orient, Okzident und zur türkischen Kultur und gliedert sie in einen wissenschaftlichen Orientzyklus ein. Um den Vergleich zur Moderne darzubringen, wird das ca. 100 Jahre später verfasste Werk von Fatma Aydemir: Ellbogen hinzugefügt. Schlüsselwörter Heimat, Identität, klassische Literatur, Orient, Okzident

Selda Koçak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimDE

Ardıl tercüme ve not alma teknikleri – Türkçe ve Almanca örnekleminde not alma tekniklerinin uygulanması / Consecutive interpretation and notetaking techniques - The application of note taking techniques in Turkish and German sampling

Bu doktora tez çalışmasında not tutma tekniklerinin neler olduğu ve bunların özellikle de Türkçe ve Almanca örnekleminde nasıl uygulanması gerektiği örnek metinler üzerinde gösterilmektedir. Almanya'da Türkçe-Almanca dillerinde tercümanlık mesleğini öğrenmek için imkânın olmaması nedeniyle yeni neslin eğitimini güvence altına alma konusunda Türkiye'deki üniversiteler büyük bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, not alma tekniklerine dair bir kılavuz geliştirmektir. Tezin odak noktasında ardıl çeviride not alma tekniklerinin öğretimi ve uygulaması yer almaktadır. Tezin giriş bölümünde tercümanlık mesleğine tarihsel bir bakış sonrasında tercümandan beklentiler, mesleki gereklilikler değerlendirilecek ve iş hayatında görev alacak tercümanın profesyonel anlamda nasıl hazırlanması gerektiği anlatılacak. Tezin ikinci bölümünde ardıl çeviride not alma konusunda kuramsal yaklaşımlar ve temel ilkeler ortaya konacaktır. Not alma yöntemlerinin etraflıca tanıtılacağı ana bölümde çok sayıda örneklerle uygulaması gösterilecek. Tezin son bölümünde yer alan tablolarda her iki dildeki konuşma metinleri üzerinde not alma teknikleri uygulanarak yöntem bir anlamda tanıtılacaktır.

Seda Naz Yangaç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kafka'nın "Die Verwandlung" adlı öyküsünün ara dilden çeviri bağlamında değerlendirilmesi

Bu çalışmada "Ara Dilden Çeviri" olgusu konu edilmiş ve uygulamalı örnek düzleminde betimleyici bir yaklaşımla ara dilden çevirinin etkisi tartışmaya açılmıştır. Bu bağlamda Kafka'nın "Die Verwandlung" adlı öyküsünün Mehmet Harmancı tarafından aracı bir dil üzerinden yapıldığı düşünülen Türkçe çevirisi, kaynak metin olarak kullanıldığı belirlenen İngilizce çevirisi ve Kamuran Şipal tarafından yapılan doğrudan çeviri betimsel çeviri araştırmaları ışığında karşılaştırılarak incelenmiştir. Bu amaçla öncelikle çeviri süreci öncesi normların neler olduğu, bir başka ifadeyle ilgili çevirmenlerin çeviri anlayışlarını belirleyen norm ve kısıtlamalar, çeviri öncesi yapılan çalışmalar, çeviri stratejileri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. İncelemede ilgili öyküyü Almancadan İngilizceye çeviren Willa ve Edwin Muir çiftinin çeviri kararlarının ara dil çevirmenini etkileyip etkilemediği ya da söz konusu çeviri kararlarının ara dil çevirmeninin işini mi güçleştirdiği yoksa metni çözümlemede fayda mı sağladığı sorgulanmıştır. Çeviri karşılaştırmaları sonucunda elde edilen veriler "Devingen Dil Kullanımı Bakımından Ara Dilden Çeviri", "Eklemeler" ve "Çıkarmalar" olmak üzere üç ana başlık altında çeşitli çeviri kuramlarından faydalanılarak çoğulcu bir yaklaşımla yorumlanmaya çalışılmıştır. Eser analizlerinde özellikle Gideon Toury tarafından geliştirilen "Betimleyici Çeviri Araştırmaları" yönteminden ve Eugene Albert Nida'nın "eşdeğer etki" kavramına dair görüşlerinden faydalanılmıştır.

AradilHikayeKafka, Franz+2
Derya Sarışık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimDE

Eine kultursemiotische analyse der ausgewählten filme von Fatih Akın unter berücksichtigung der transkulturalität

Günümüz dünyasında kültür kavramı hem mekan hem de zaman açısından farklılaşma göstermektedir. Bu farklılaşma bir yandan kavramın kendisini dinamik bir süreç olarak ele almaya imkan sağlarken diğer yandan toplumları çeşitlilik açısından zengin bir hale getiriyor. Toplumların bu heterojen yapısını anlamak ve tarif etmek üzere ilgili alanda "Çokkültürlülük" ve "Kültürlerarasılık" gibi kavramların öne çıktığı bilinmektedir. Bu ana akım yaklaşımlara alternatif olarak Wolfgang Welsch tarafından ortaya atılan "Trans-kültürlülük" (Aşkınkültürlülük) kavramı ise meseleyi çok farklı bir perspektiften ele almasının yanında, bu sayede alana ilişkin daha geniş bir inceleme zeminine de olanak sağlıyor. Bu minvalde, bu çalışmada "Trans-kültürlülük" kavramı diğer tanımlamalarla birlikte incelenerek tümel içerisindeki tekili ne ölçüde temsil ettiği ve bireysel kimlik tanımında araştırma yapmaya ne derecede uygun olduğu tartışıldı. Kimlik oluşumu bu araştırmanın konusu olmadığından "Trans-kültürlülük" sadece tanımı itibariyle ele alındı. Buradan hareketle "Trans-kültürlülük" birey tanımı hem Fatih Akın'ın kendi kimliği hem de onun filmleri temel alınarak irdelendi. Fatih Akın'ın ve filmlerinin günümüzde Almanya'da ve Türkiye'de ilgiyle izlenmesinden dolayı, rejisör olarak kendisi ve yönettiği filmleri "Trans-kültürlülük" bakımından birçok araştırmalara konu olmuştur. Bu bireysel kimlik tanımı ile ilgili soyut olan durum kültür göstergebilimsel yöntemlerle çözümlenmeye çalışıldı. Kültür göstergebilimi ve genel göstergebilimi tartışıldı ve filmlerin içeriği incelendi. Burada kültür olgusunu göstergebilimi açısından kullanabilmek için Jurij Mikhailovich Lotman tarafından oluşturulan Semiyosfer (Semiosphäre), gösterge alanı uygulandı. Bu çalışmanın amacı Fatih Akın filmlerini "Trans-kültürlülük" ve kültür göstergebilimi kavramları ışığında analiz ederek "trans-kültürel" ögeleri kültürgöstergebilimi yardımıyla ortaya koymaktır.

Ali Serinkoz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Edebiyatta yanlılık sorunsalı ve yanlılığın yazınsal yapıtlardaki oluşturum biçimleri

Sanat ve edebiyatın, ideoloji ve toplum arasında nasıl bir konumda yer aldığı ve alması gerektiği üzerine birçok görüş vardır. Edebiyatta yazarın veya şairin ideolojisini yapıtlarına yansıtıp yansıtmaması özgür seçimidir. Yanlılık, sanat ve edebiyatın estetik yapısını belirleyen unsur olmadığı sürece ve yanlı sanatçı veya yazar eserlerine yüksek estetik sanatsal özellik kazandırıyorsa, burada yanlı tutum olumsuz bir nitelik olarak görülmemelidir. Sömürülen ve ezilen halkın yaşadıklarına tanıklık eden Bertolt Brecht ve Nazım Hikmet baskıya karşı halkın direnişini estetikleştiren yapıtlarıyla çok açık şekilde yanlılıklarını ortaya koymuş yazarlardır. Nazım Hikmet, sanatçının önemli özelliğinin dünya görüşü olduğunu ve taraf olmasının bu nedenle gerekli olduğunu belirtmektedir. Brecht ise sanat ve edebiyatı, dünyanın değişiminde önemli etmen olarak görmektedir. Bu çalışmanın amacı, yazınbiliminde Yanlılık kavramının Türk ve Alman yazınından seçilen eserlerdeki rolünü ve yansımalarını karşılaştırmalı olarak, marksist, sosyolojik ve yorum-bilimsel inceleme yöntemleri ışığında açıklamaktır. Çalışmada toplumcu gerçekçiliği benimsemiş olan Brecht ve Hikmet'in ideolojik yaklaşımlarının oluşma aşamasında etkilendikleri ideoloji ve toplumsal olaylar incelenecek, öncelikle yazınsallaştırma biçimleri gösterilecek ve yanlılığın yazınsal eserlerde nasıl ve hangi biçimlerde oluşturulduğu tespit edilecektir.

Alman edebiyatıBrecht, BertoltEdebiyat+6
Gülşah Kıran Elkoca
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimDE

Bernhard Schlink'in "Okuyucu" adlı eserinde anlatıcı kimlik oluşumunun yansımaları

Anlatı kimliği oluşumunun yansımalarına odaklanan bu çalışma, Bernhard Schlink'in 'Okuyucu' adlı yapıtında yer alan ana kahramanı ve birinci şahıs anlatıcı Michael Berg'in hayat hikâyesini bu perspektiften analiz ediyor. Mevcut toplumsal yapıda, sağlıklı kimlik oluşumu için göstergeler ve temel koşullar azalmakta. Bu nedenle kimlik oluşturma süreci çağdaş toplumda sorun olarak algılanır. Kimlik(ler)in oluşum yöntemlerini gösterebilmek ve gerçekleşme biçimlerine dikkat çekebilmek için, edebi metin vasıtasıyla kimlik sorunu tasvir edilir. Özellikle dikkat çekici olan, bu oluşumla ilgili bakış açısının anlatıya nasıl yansıdığını ve hikâyedeki kurgu kişilerin anlatı şeklindeki yansımalarının yazar tarafından nasıl yaratıldığıdır. Bu bakış açıları doğrultusunda 'anlatı kimliği' yaklaşımı ve oluşumu bu ana esaslar üzerinde incelenir. Bu yöntemin belirtmek istediği ise; kimlik oluşumunun geç modern çağda bir sorun olarak açıkça ortaya konduğunu ve bireylerin kimliklerini etkinleştirebilmek için yeni oluşum yöntemleri arayışı içinde olduklarıdır. Bireylerin kendi kimliklerini anlatarak ve süreçlerden geçirerek tasvir ettikleri bu hikâyeler, anlatı kimliğinin anlayışı ve bakış açısının oluşum yöntemlerinden biridir. Bu oluşum biçiminin edebi metinlerin tasarımında kullanıldığını ve metinde yer alan figürlerin imgesini görselleştirildiğini vurgulamak için, anlatıcı nitelikleri daha sonra seçilen metin külliyatına aktarılarak analiz edilir.

Ebru Yemişenözü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Frauenbildforschung und darstellung von problemlagen Türkischer frauen anhand ausgewählter werke von Saliha Scheinhardt

Die vorliegende Arbeit setzt sich mit dem Frauenbild in der Türkei auseinander. In Anlehnung an die durchgeführten Untersuchungen wird versucht die Rolle der Frau in der traditionellen türkischen Gesellschaft zu erläutern und einen Überblick über die geschlechtsspezifische Rollenverteilung in der Türkei zu verschaffen. Hierfür werden sowohl die häusliche Gewalt gegen Frauen, ihre Erscheinungsformen und Auswirkungen auf die Betroffenen als auch der gesellschaftliche Druck auf Frauen ermittelt. In einem weiteren Arbeitsschritt wird auf die Benachteiligung von Frauen auf sozialer, politischer und wirtschaftlicher Ebene eingegangen und kulturelle Hintergründe für ihre Diskriminierung auf dem Arbeitsmarkt erforscht. Ein Teil der Informationen für die Untersuchung wurde im Rahmen einer Gesellschaftsanalyse mittels ausgewählter literarischer Werke von Saliha Scheinhardt erworben, ein weiterer Teil Anhand eigenständig aufgenommenen Tonaufzeichnungen auf dem Workshop an der Hacettepe Universität und auf der Lesung im Goethe Institut, unter Zustimmung der Autorin. Für die Studie wurden die Romane „Schmerzensklänge", „Wahnliebe" und „Frauen, die sterben, ohne dass sie gelebt hätten" von der eben genannten Schriftstellerin herangezogen und die Tonaufnahmen transkribiert. Anhand der Untersuchungen konnten die Problemlagen von türkischen Frauen in traditionellen Gesellschaften klar dargestellt werden.

Pamuk Nursen Topbaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Yüksel Pazarkaya'nın "Balinanın Bebeği" çeviri mi yeni bir eser mi bir çeviribilim çalışması

Bu araştırmada, Yüksel Pazarkaya'nın Balina'nın Bebeği adlı eseri ve Almanca çevirisi Wal-Baby esas alınarak, yazarın özçeviri yaparken kullanmış olduğu stratejiler incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde çeviri hakkında tarihsel ve teorik bilgilendirmeler yapılmıştır. Ardından özçeviri ile ilgili teorik bilgilendirmeler yapılmış ve bu alanda etkin olan yazarların tecrübelerine değinilmiştir. Araştırmanın analiz kısmının temelini oluşturmak için Yüksel Pazarkaya'nın Balina'nın Bebeği adlı eseri ve Almanca çevirisinden örnekler alınmıştır. Örnekler incelenirken, kaynak metin ve erek metin kullanılmıştır. Toplamda otuz yedi örnek incelenmiştir. Çeviride kullanılan tüm stratejiler bu çalışmanın inceleme ve analiz bölümünde belirlenmiştir. Örnekler Koller ve Schreiber'in geliştirdiği çeviri strateji modellerinden faydalanılarak incelenmiş ve Venuti'nin Yerelleştirme ve Yabancılaştırma Metodu kapsamında değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda örneklerden otuz iki tanesinin yerelleştirme, beş tanesinin ise yabancılaştırma yöntemi ile erek dile aktarıldığı tespit edilmiştir. Bunun sonucunda Yüksel Pazarkaya'nın kaynak metni hedef kitleye yaklaştıran ve Yerelleştirme metodunu destekleyen stratejiler ile oluşturduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla Yüksel Pazarkaya erek dil ve kültür normlarını benimseyerek çeviride erek odaklı bir yaklaşım sergilemiştir.

Miray Küçükler Özdemir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

"Friedrich Dürrenmatt'ın 'Yaşlı Kadının Ziyareti', Tennessee Wiliams'ın 'Geçen Yaz Birden Bire' ve Güngör Dilmen'in 'Ben, Anadolu' gibi 20. yüzyıl tiyatro eserlerinde 'Ana Tanrıça' motifinin karşılaştırmalı incelemesi",

Edebiyat bilimi birçok disiplin ile ortak çalışarak kendi yapısını zenginleştirir ve geliştirir. Artık günümüzde edebiyatı sadece hikâye kitapları, romanlar okuyarak boş zamanlarımızı doldurduğumuz bir etkinlik olarak göremeyiz. Edebiyat, her geçen gün bir bilim olduğunu ortaya koyuyor. Dünyaca severek okunan çoğu kitabın sinema ya da televizyon dizisi uyarlamaları yapılıyor, akademik çevrelerde hem yazınsal hem de dijital versiyonlarının incelemeleri yapılıyor. Edebiyatın bu kadar etkin bir şekilde hayatımızın içinde olmasının sebebi, hiç kuşkusuz diğer disiplinlerden de besleniyor olmasıdır. Psikoloji, felsefe, sosyoloji, din ve mitoloji gibi her biri ayrı bir inceleme alanına sahip bu alanların, edebiyatın günümüzdeki şeklini almasında çok önemli bir yere sahip oldukları gerçeğini kanıtlar niteliktedir. İnsanın kendisiyle en iyi şekilde yüzleşmesini sağlar edebiyat. Geçmişiyle geleceği arasında köprü kurmasına vesile olur. Bilinç aktarımı sağlar. Bu düşünceden yola çıkarak bu yüksek lisans tezinde 20. yüzyılın seçkin eserleri arasından seçilmiş olan tiyatro eserlerindeki bu bilinç aktarımının nasıl gerçekleştirildiğinin gözler önüne serilmesi amaçlanmaktadır. Friedrich Dürrenmatt'ın „Yaşlı Kadının Ziyareti", Tennessee Williams'ın „Geçen Yaz Birdenbire" ve Güngör Dilmen'in „Ben, Anadolu" eserlerindeki ana karakterlerin „Ana Tanrıça (die Große Mutter)" motifinin incelenmesi bu yüksek lisans tezinin ana konusunu oluşturmaktadır. Bahsi geçen motifin incelenmesi fikri İsviçreli Psikiyatr Carl Gustav Jung'un öne sürdüğü Arketip Teorisi'nden edinilmiştir. „Ana Tanrıça (die Große Mutter) arketipi, seçilen eserlerin ana karakterlerinin ortaya koyduğu motifler ve semboller, mitolojik ve felsefe açılardan incelenmektedir. Üç farklı coğrafyanın yazarları tarafından oluşturulan bu eserlerin ana karakterlerinin birbirleriyle karşılaştırılması, ana tanrıça arketipin özelliklerinin taşıdıklarının kanıtlanması bu yüksek lisans tez çalışmasının amacıdır.

Kutay Sorguç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Language variations in ınstant messaging apps like whatsapp. A linguistics analysis

Dijital çağ ve günümüzde sürekli artan dijitalleşme sayesinde, yazılı ifadeler daha önce emsali görülmemiş bir şekilde arşivlenebilmektedir. Özellikle sanal iletişim ortamlarında yeni iletişim biçimlerinin sayısı giderek artmaktadır. Bu iletişim biçimlerine anlık mesajlaşma programları da dahil olmuştur. Bu düşünceden yola çıkarak, bu yüksek lisans tezinde yazılı mesajlar analiz edilmektedir. Söz konusu yazılı mesajlar, WhatsApp olarak adlandırılan dijital uygulamanın iki yıllık zaman dilimini kapsayan sohbet odalarından toplanmıştır. Bu mesajların çerçevesinde, dijital ve çok dilli iletişim için önem taşıyan, belirli dilbilimsel olguları yansıtan mesajlar bu çalışmada örnek olarak gösterilmiştir. Bu yüksek lisans tezinde ele alınan örnekler, dijital ve çok dilli iletişimi kullanan katılımcılar tarafından elde edilmiş olmaları nedeniyle kendilerini özel ve benzersiz kılmaktadır. Örnekleri oluşturan katılımcılar, Türk-Alman olarak nitelendirilebilecek, çok-dilli ve çok-kültürlü bir dil topluluğuna aittir. Bu çalışmada normal analize ek olarak, iki-dilli büyüyen kişilerin yaptığı çeviri hatalarına ve iletişimleri sırasında değiştirilen dile de özellikle yer verilmiştir. Bu nitel çalışmanın amacı, dilin, uluslararası dijitalleşmeden ne kadar etkilendiğini ve hangi değişikliklere ne şekilde maruz kaldığını göstermektir. Bu çalışmada genel olarak dil edinimi, dilin değişimi, gençler tarafından kullanılan dil, özel amaçlara hizmet etmesi için uydurulan diller, sokak dili ve chat dili gibi dil çeşitlerinin özellikleri ele alınmaktadır. Ayrıca, sosyal bir unsur olan dilin yapısı da incelenmektedir. Özellikle sözcük oluşum türleri ve bunların sanal iletişim bağlamındaki spesifik kullanımları, bu analizin önemli birer parçalarıdır. Tüm bunlara ek olarak, bu çalışmanın gelecekte nasıl daha farklı ele alınabileceğine ve geliştirilebileceğine ilişkin fikir verilmektedir.

Gökçe Çakmakçı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimDE

Yazın sanatında sanatsal figürlerin entelektüel fizyonomisi ve sanat eserinin tikelliği. Herta Müller ve Orhan Pamuk bağlamında karşılaştırmalı bir değerlendirme

Çalışmanın amacı, Lukács'ın sanatsal figürlerin entelektüel fizyonomisi yaklaşımını, çoğulcu bir yöntemle, Herta Müller ve Orhan Pamuk'un seçilen romanlarında karşılaştırmalı olarak analiz etmektir. Lukács'ın fizyonomi kavramıyla neyi kastettiğini anlamak adına, öncelikle söz konusu yaklaşıma dayanak oluşturan, fizyonomi ve fizyonomik kavramları, anlam ve kullanım alanı olarak ele alınacak, bu konudaki çalışmalar gözden geçirilecek, özellikle edebiyat ve fizyonomik arasındaki ilişki, iç-dış diyalektiği bağlamında değerlendirilmeye çalışılacaktır. Lukács'ın sanatsal figürlerin entelektüel fizyonomisi yaklaşımı çerçevesinde belirledikleri, antropomorfist bir yaklaşımla sanat eserinde figürün çok yönlü ele alınmasını serimler. Bu bağlamda söz konusu yaklaşımla, temelde figür kurgulaması ve figür kurgulamasındaki önemli noktalar irdelenmektedir. Entelektüel fizyonomi ifadesiyle, fizyonomik yaklaşıma benzer olarak iç-dış diyalektiği vurgulanmakta, ondan farklı olarak çoğulcu bir tavırla fizyonominin tinsel ve duyusal çağrışımlarına dikkat çekilmektedir. Lukács'ın genel estetik anlayışına göre figürler, eserin en önemli yapı taşları olarak, hiyerarşik bir düzen içerisinde birbirlerini, konuyu, mekânı ve yazarın yazma biçimini etkilerler. Onun bu değerlendirmesi göz önünde bulundurularak, figür kurgulaması açısından belirlediği noktalar çalışma içerisinde tespit edilecektir. Nobel Ödüllü Alman yazar Müller'in "Reisende auf einem Bein" ve Nobel ödüllü Türk yazar Pamuk'un "Kafamda Bir Tuhaflık" romanları, Lukács'ın söz konusu yaklaşımı ışığında figür kurgulaması çerçevesinde irdelenecektir. Yazarların birbirlerine benzeyen ya da birbirlerinden ayrılan yönleri karşılaştırmalı olarak ortaya çıkarılacaktır. Sonuç itibariyle, Lukács'ın belirgin bir entelektüel fizyonomiye sahip figürün sanat eserinin tikelliğine ve evrenselliğine katkısı, söz konusu romanlarda ele alınacaktır. Yazarın, figürünü birey olarak toplumuyla iç içe ve çok yönlü kurgulaması, yerelden hareketle evrenselde bir farklılık oluşturarak tikelleşmesi, seçilen eserlerde figür üzerinden çok net gözlemlenebilmiştir. Yazarların romanları, figür üzerinden kendi dönemlerine ait tipik toplumsal olayları okura sunarken, Lukács'ın kuramı kapsamında ağırlıklı olarak benzerlikler taşırlar. Her iki yazar, romanlarında Lukács'ın seçilen yaklaşımında belirlenen özelliklere uygun figürler oluşturmuşlardır. Bu çalışmada, yazarların yerelliklerini evrensele taşıyabilmelerindeki ve uluslararası alanda kabul görmelerindeki en önemli araçlardan bir tanesinin kurguladıkları bu entelektüel fizyonomiye sahip figürler olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler Fizyonomi, Georg Lukács, Figür Kurgulaması, Entelektüel Fizyonomi, Sanat Eserinin Tikelliği, Herta Müller, Orhan Pamuk.

Müge Arslan Karabulut
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimDE

Die Selbstübersetzung im interkulturellen Raum am Beispiel Yüksel Pazarkayas Werk „Ben Aranıyor" und dessen Übersetzung „Ich und die Rose"

Artan göç ve küreselleşme nedeniyle iki ya da çok dillilik yaygın görülen bir olgudur. Bu durumun yansımalarını edebiyat alanında da görmek mümkündür. Çok dilli birçok yazar kendini edebi ifade edebilmek için bu özelliklerinden yararlanmaktadır. Bu iki dilli yazma, birçok yazarın farklı nedenlerden dolayı kendi edebi eserlerini çevirmelerine olanak sağlar. Yüksel Pazarkaya, Çağdaş Alman Edebiyatında özel bir konuma sahip olmasını sadece iki dilli çalışmasına borçlu değildir, aynı zamanda özçevirmen olarak çalıştığı için de bir istisnadır, çünkü çalışmalarını iki dilde yazan Türk kökenli Türk-Alman yazarları arasında neredeyse tek kişidir. Bu çalışma, Pazarkaya'nın özçevirmen olarak çeviri sürecini nasıl değerlendirdiğine dair genel bir bakış sunmaktadır. İlk yayımlanan "Ben Aranıyor" ve onun "Ich und die Rose" adlı çevirisine dayanarak geleneksel çevirmenlerin aksine özçevirmenlerin hangi ayrıcalıklara sahip oldukları gösterilmeye çalışılmıştır. Analizin sonucu Pazarkaya'nın özçeviri sürecini eseri iyileştirme için kullandığını ve bu süreçte Almanca metni yazmaya devam ettiğini göstermiştir.

Mukaddes Öğünmez
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Türk ve Alman reklam dilinde alıntı kelimeler

Teknolojinin gelişmesinin yanı sıra yeni ve farklı pazarların oluşmasıyla insanların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan mal ve hizmetlerin (ürünler) özellikleri sürekli değişmekte ve bu değişim genellikle ürünlere ait „reklam" ile ortaya çıkmaktadır. Reklam, işletmecilerin ürünü tüketiciye tanıtması için en önemli araçlardan birisidir, çünkü reklam müşteri ve ürün arasında kurulan duygusal bir köprüdür. Söz konusu duygusal köprünün temelini ise reklamlarda kullanılan kelimeler oluşturur. Reklamda kullanılan kelimeler ne kadar cazip ve farklı olursa, tüketicinin dikkatini o ölçüde fazla çeker ve duygusal bağı derinleştirir. Bu doğrultuda günümüzde reklamda kullanılan kelimeler genellikle popüler ve cazip olarak algılanan yabancı dillerden (özellikle de İngilizce) alınmakta ve bu yabancı kaynaklı kelimeler anadilde çoğalarak reklam dâhilindeki duygusal bağı artırmaktadır. Bu çalışmada, Almanca ve Türkçe reklamlarda kullanılan yabancı dilden alıntı kelimeler ele alınarak bunların sözcük türlerinin belirlenmesi ve hangi dillerden geldiklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak, yazılı medya unsuru olan dergilerden somut örnekler içeren, teorik ve pratik olarak iki bölümden oluşan bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Teorik kısımda sırasıyla i. „reklam" kavramı, tarihsel gelişimi ve özellikleri ele alınmış; ii. „alıntı kelimeler" özellikleri ve sözcük yapıları ile detaylı olarak incelenmiştir. Çalışmanın en önemli bölümü olan pratik bölümde ise, Türkçe ve Almanca dergilerdeki reklamlarda kullanılan alıntı kelimeler irdelenmiştir. Kelimelerin kökenleri tespit edilmiş ve dil gruplarına göre ayrıldıktan sonra alıntı kelimeler ayrıca sözcük türüne göre gruplandırılmış ve listelenmiştir. Tespit edilen sonuçlar ile de bu alıntı kelimelerin kullanılmasında tarihsel, kültürel ve coğrafi faktörlerin etkili olduğu görülmüştür.

Nesrin Dönmez
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Türk ve Alman yazılı basınındaki haberlerin sunum biçimi, karşılaştırmalı bir çalışma

Hiç şüphesiz ki insanoğlunu evrendeki diğer canlılardan ayıran en önemli özellik duygulara sahip olmasıdır. Duygular; hayatın her aşamasında var olan, insanoğlunun hayatı anlamasına ve yorumlamasına katkı sağlayan temel yapı taşlarıdır. Ortaya konulan bu çalışmada bilişlerin ve duyguların algılama sürecinde birbirini tamamlayan ögeler oldukları ifade edilmiş ve aralarında güçlü bir bağ olduğu öne sürülmüştür. İnsan doğası gereği hissedebilme yetisiyle dünyaya gelir. Çalışmada temel olarak Türkçeye "Eğitlence" olarak çevrilebilecek "Infotainment" kavramı hakkında bilgi verilmiştir.

Yeliz Değmen
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Voll Krass Geil Bro- Almanyadaki gençlik dilinin dilbilimsel açıdan incelenmesi

Gençlik dili, veya diğer tanımıyla "gençlik jargonu" yaş grubuna bağlı olarak toplumdaki belirli kesimlerin kendi kimliklerini ortaya koydukları dilsel bir yapıdır. Bu çalışma gençlik dilinin dilbilimsel yapısının yanisıra gençler tarafından kullanılan deyimleri analiz etmeyi ve somut örneklerle incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmam dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde "gençlik dili" konusuna genel bir bakış sunulmuştur. Bu süreçte "gençlik", "gençlik kültürü" ve "gençlik dili" kavramlarının tanımına yer verilmiştir. Bunun sonucunda bir ergenin ebeveyn ile arasına mesafe koyması ve arkadaş grubuna yönelmesinin doğal bir süreç olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca bu arkadaş grubunun kendine ait bir dili olmasına dair bilgilere ve bu dil sayesinde ergenin arkadaşları tarafından benimsenmesinin öz değer gelişimi için gerekli olduğuna yer verilmiştir. Devamında gençlik dilinin tarihsel gelişimi, kültürel ve politik etkileşimleri ayrıca gençlik dilinin latince, eski yunanca ve üniversite gençlerinin kullandığı dillerden nasıl etkilendiği ele alınmıştır. Gençlerin oluşturduğu yaşam tarzı ve bu yaşam tarzının yetişkinler tarafından nasıl algılandığı işlenmiştir. Ikinci bölümde gençlik dilinin günümüz araştırmalarının yanında geçmiş araştırma durumları da konu alınmıştır. Bu bölümünde önemli konularından biri de, gençlik dili ile ilgilenen bilim insanlarının gençlik diline farklı yaklaşımları ve bu yaklaşımlardan yola çıkarak gençlik dili araştırma modellerini oluşturduğu konusuna değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde gençlik dilinin dilsel özellikleri çeşitli kaynaklardan örnekler eklenerek tanıtılmıştır. Bu bölümde gençlik dilinin fonetik, morfolojik ve söz biligisi özellikleri incelenmiştir. Bu özellikleri kullanarak gençler özgün bir konuşma stili yaratmışlardır. Dördüncü ve son bölümüde gençler tarafından kullanılan deyimler analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda ise dil kullanımının yaşla değiştiği kadar sosyal faktörlerle de değiştiği ortaya koyulmuştur ve gençlerin kullandıkları bazı kendilerine özgü kelimeler ve cümlelerde yaratıcılıklarını ve mizah yeteneklerini gösterdiği ortaya çıkmıştır.

Reyhan Özer
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Thomas Mann'ın seçilmiş bazı eserlerinde 'hastalık' ve 'sanat' temsilleri

Bu çalışmada Yüzyıl Dönümü Edebiyatı yazarlarından Thomas Mann'ın "Der Wille zum Glück", "Der kleine Herr Friedemann" ve "Tristan" eserlerindeki 'hastalık' ve 'sanat' temsilleri incelenmiştir. Bu hikâyeleri seçmemizin sebebi bu iki kavramın belirgin olarak gösterilebilmesidir. 'Hastalık' kavramı Dekadans dönemindeki yozlaşma ve çöküşün yansımaları olarak karşımıza çıkar. Bu dönemin en belirgin özelliği sanata eğilim göstermedir. Dönemdeki sanat algısı ve sanatçının toplumdaki konumu yazarın bu üç eserinde de hastalık motifleriyle dikkat çeker. Bu iki kavramı güçlendiren kadın figürler, doğa, ölüm ve kuzey-güney sorunsalı da dönemin bu eserlerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla bu kavramlar da önemli görülerek uygun bölümlerde vurgulandı. Çalışmamızın başlangıcında Thomas Mann'ın biyografisi ve içinde bulunduğu edebiyat döneminden bahsedilmiştir. Ayrıca yazarın etkilendiği filozoflara da yer verilmiştir. Eserlerin analiz sürecinde de bu bilgiler çalışmamızda faydalı olmuştur. Hastalık kavramından da hem tıbbi hem de mecazi anlamda bahsedilmiştir. Thomas Mann'ın bu eserlerini incelerken faydalı olacağı düşünülerek sanatçının toplumdaki rolü de ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Çalışmanın analiz bölümünde eserlerdeki karakterler hastalık ve sanatla olan bağlantıları açısından değerlendirildi. İki kavramın da bu eserlerdeki figürlerle sembolleştirilerek sunulduğu tespit edildi. Yazarın içinde bulunduğu edebi dönemin özellikleri de göz önünde bulundurularak figürlerdeki hastalıklar Dekadans dönemi hastalığı olarak yorumlandı. Bu dönemdeki sanata olan eğilim ise bu eserlerde toplumun dışında kalan ve artık üretemeyen sanatçılar olarak karşımıza çıkar.

Hacer Saraç
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilindik olanın yabancılığı: Judith Hermann'ın seçilmiş öykülerinde yolculuklar, karşılaşmalar, mekanlar ve hatıralar

Almanya'nın yetiştirdiği genç yazarlardan biri olan Judith Hermann gerek yazdığı kitaplarla gerekse basına verdiği demeçlerle son yılların kendinden en çok bahsettiren isimleri arasına girmeyi başardı. 1970 Berlin doğumlu kadın yazar aldığı gazetecilik eğitimi sonrası gittiği Amerika'da yazma tutkusuna yenik düşüp, Almanya'ya dönüşünün ardından 1998 yılında ilk kitabı Yaz Evi, Daha Sonra'yı (orj. Sommerhaus später) yayımladı. Kitap, aralarında Türkçe'nin de olduğu 17 farklı dile çevrildi ve sadece Almanya sınırları içerisinde değil çevrildiği bütün ülkelerde büyük yankı uyandırdı. Yankılara tepkisiz kalmayan Hermann ise yazarlık kariyerine devamında da sayısız öykü ve bir de roman sığdırarak Çağdaş Alman Edebiyatındaki yerini sağlamlaştırdı. Genç kadın yazar kaleminden dökülenler ile günümüz bireylerin karmaşık iç ve dış dünyalarına ışık tutmayı başarmış, gerçek aşka ve gerçek sevgiye duydukları açlığı ve özlemi en yalın hali ile ortaya koymuş, uzak ülkelere, uzak şehirlere çıkılan seyahatleri ve seyahatlerde biriktirilen anıları kaydetmiş ve bütün bu unsurları renkli mozaik taşları misali birleştirerek devasa bir resim oluşturmayı başarmıştır. Bu yankılara bilim dünyası da duyarsız kalmamış, dünyanın birçok üniversitesinde Hermann eserleri içeriksel, dilsel ve biçimsel açıdan incelenmiş, anlatıların dönemimiz bağlamında birçok farklı perspektiften önemi vurgulanmıştır. Bu tez çalışması tutunmayı başaramamış bütün bir kuşağın aynadaki yansımasını incelemeyi kendine amaç edinmiştir. Üç bölümden oluşan yüksek lisans tezinin birinci bölümü dönemi ve dönem özelliklerini ele almış, dönemi şekillendirmekte büyük rol sahibi kadın yazarı ve onun modern edebiyattaki yerini tartışmıştır. Tezin ikinci bölümünde seçilmiş yedi öyküye yer verilmiştir. Bunlar seyahatler, karşılaşmalar, mekanlar ve anılar başlıkları altında incelenmiş olup Çağdaş Alman Edebiyatı açısından birçok önemli faktörü çeşitli alıntı ve kaynaklar aracılığı ile gözler önüne sermiştir. Yüksek lisans tez çalışmasının üçüncü kısmında ise çağımızın en önemli yapı taşlarından birini temsil eden dil olgusu işlenmiştir. Kendi içinde ikiye ayrılan bu bölüm birincil olarak genç kadın yazar Judith Hermann'ın kendine has dilini incelemeyi amaçlamış, ardından yirminci yüzyılın en önemli edebiyat eleştirmenlerinden, kültür yorumcularından ve yazınbilimcilerinden biri olan Walter Benjamin'in 'Çevirmenin Görevi' metni ışığında İlknur Özdemir tarafından gerçekleştirilen çevirinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesini hedeflemiştir.

Alman edebiyatıHermann, JudithHikaye
Sinem Saniye Battal
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimDE

Yabancı dil olarak Almanca konuşma becerisi kazanımlarının gelişimi. Türkiye'deki germanistik bölümü öğrencileri ile boylamsal bir araştırma

Bir yabancı dil bilmenin en somut göstergesi olan ancak yabancı dil öğretiminde geri planda kalan konuşma becerisi, bireylerin yetkin oldukları yabancı dili farklı iletişim durumlarında, konuya, duruma ve partnere uygun, akıcı ve etkili şekilde kullanmaları ve bu dilde iletişimi sorunsuz sürdürebilmeleri şeklinde tanımlanmaktadır. Bu becerinin edinimi ve gelişimi, Türkiye'de Almancayı İngilizceden sonra ikinci yabancı dil olarak öğrenen Alman Dili ve Edebiyatı ve Alman Dili Eğitimi Bölümlerinin öğrencileri açısından büyük sorun teşkil etmektedir. Bu gerçekten yola çıkarak, çalışmada Almancayı İngilizceden sonra ikinci yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin Almanca konuşma becerisi alanındaki gelişimlerini, dilbilimsel, edimbilimsel ve söylemsel bileşenleri ile bir bütün olarak, boylamsal araştırma yöntemiyle toplanan sözlü derlem verileri üzerinde araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın deneysel bölümünde, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünden 8 öğrencinin, 2012-2014 yılları arasında belirli zaman aralıklarıyla 3 kez uygulanan, süreleri 5-20 dakika arasında değişen toplam 20 sınav ve kontrol konuşmasından araştırmanın sözlü derlem verileri elde edilmiş ve bunlar "Konuşma Analizi Transkripsiyon Sistemi"ne (GAT-2) göre yazıya aktarılmıştır. Konuşma değerlendirme kriterlerinden, çalışmanın sözlü derlemine uygun olanlar "Formüle etme Becerisi", "Alımlama Becerisi" ve "Edimbilimsel-Söylemsel Beceri" olarak üç ana kategoride toplanmıştır. Bu kriterlere ait 23 alt kategori belirlenmiştir. Buna göre her deneğe ait bir sınav konuşması ve iki kontrol konuşması üzerinde bu 23 alt kategorinin incelemesi yapılmış ve bu alt kategorilerin 3 yıllık süreçteki gelişimleri saptanmıştır. Çalışma sonucunda araştırmaya denek olarak katılan Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencilerinin konuşma becerilerinin sadece alan derslerine katılım ile önemli düzeyde gelişmediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu öğrencilerin Almanca "konuşma" özellikleri, bu alandaki sorunları ve kullandıkları stratejiler saptanmıştır.

Özlem Gencer Çıtak
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Max Frisch`in "Çin Seddi" adlı tiyatro eserinde tarihsel ve kültürel karamsarlık

Geçmişte, günümüzde ve gelecekte de var olması muhtemel olan haksızlıklara kendisini çağdaş olarak tanımlamasına karşın göz yuman, sessiz ve aciz kalanların Max Frisch`in tiyatro sahnesinde yer bulduğu Çin Seddi adlı eser tarihin ve kültürün aslında tekerrürden ibaret olduğunu izleyicisinin yüzüne vurmaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı Çin Seddi'ni döngüsel tarih anlayışını vurgulayan tarihsel ve kültürel karamsarlık kuramları bağlamında incelemektir. Çalışmanın ilk bölümünü oluşturan giriş bölümünde Max Frisch`in edebi yapıtları ve bu yapıtların arasında öne çıkan Çin Seddi`nin farklılıklarına değinilmiştir. İkinci bölümde karamsarlık olgusunun ortaya çıkış nedenlerine ve tarihsel gelişimine geniş çapta yer verildikten sonra Schopenhauer, Nietzsche ve Spengler`in karamsarlık kuramlarına irdelenmiş olup, kuramcıların var oluşu, tarihi ve kültürü döngüsel bir yaklaşıma dayandırdıklarına dikkat çekilmiştir. Max Frisch`in bu düşünürlerden ve özellikle de döngüsel tarih anlayışından ne denli etkilendiği araştırılıp, bu felsefi kuramı edebi dünyasına nasıl taşıdığı incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde yazarın tiyatro kavramını genel olarak nasıl yorumladığına odaklanılmıştır ve bu bağlamda tiyatro biçimindeki mekânsal ve zamansal boyutlar, tekerrür motifi ve de Bertolt Brecht`in etkisi altında oluşturduğu çeşitli tiyatro türleri çözümlenmiştir. Devamında tekerrür motifinin uygulandığı ve epik tiyatronun izlerini taşıyan Çin Seddi biçimsel unsurlarıyla incelenmiştir. Tezin dördüncü bölümünde eserin içeriği, karakterlerin ilişkileri ve eserin sorunsalı karşısındaki acizlikleri, döngüsel yaklaşımı vurgulayan sonsuz bir gerçeklik arayışı ve de gerçek aşk konuları gözetilerek irdelenmiştir. Son olarak eserin türü olan fars terimi incelenip, tiyatro türünden ziyade absürt içeriğine dikkat çeken ve yazar tarafından kasıtlı olarak seçilmiş olan bir terim olduğu saptanmıştır.

Burcu Polat Şeker
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimDE

Asimetrik güç ilişkilerinin yazın çevirisi aracılığıyla yeniden inşası

(Asimetrik) Güç İlişkilerinin Yazın Çevirisi Aracılığıyla Yeniden İnşası: Bu tezde Türk Edebiyatından Almancaya yapılan çevirilerin metonimik temsil gücü, çevirilerin erek piyasada oluşturduğu yeni yapı ve poetik bağlamları incelenmektedir. Tezin temel araştırma nesnelerini devlet destekli çeviri ve yayın projesi TEDA ile kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu girişimi olan Türkische Bibliothek oluşturmaktadır. Birbirinin çağdaşı olan bu iki projede aynı kaynak dizgeden metinler aynı erek dizgeye çoğunlukla aynı çevirmenlerce aktarılmıştır. Projeler kapsamında basılan çevirilerin incelenmesi bir yandan farklı sponsorların bu çevirileri yapmalarının amaç ve gerekçeleri hakkında bilgi verirken diğer yandan herhangi bir sponsor desteği almadan çevrilen metinlerle karşılaştırma imkânı sağlamaktadır. TEDA hem kaynak kültürün amaç ve gerekçeleri hem de erek piyasada TEDA destekli çevirilerin konumu göz önüne alınarak iki düzlemde tartışılmış ve söylem ile mevcut koşullar arasında bir uyuşmazlık tespit edilmiştir. Türkische Bibliothek çevirilerinin tanıtımları yayıncı, editör ve çevirmenlerin farklı ilgilerini açıkça ortaya koymuş; TEDA ve Türkische Bibliothek kapsamında olmayan, ancak bu projelerle aynı zamanlarda yapılan çeviriler ise kitap piyasasına ve çeviri yayıncılığına bir üst bakış sağlamıştır. Çalışma genelinde çevirileri yalnızca soyut süreçlerin ürünleri olarak görme eğilimine karşı çıkılmıştır. Araştırma özne/eyleyen odaklıdır ve güncel koşulları idealize etmeden, somut veriler olarak kabul eder, bu nedenle çeviri araştırmasını yalnızca metinler üzerinden yapılan çalışmalar olarak görmez. Piyasayı şekillendiren, bir poetikayı takip eden ya da yıkan, çevirileri finanse eden ve yapan aktörleri otonom bileşenler olarak veri toplama ve işleme sürecine dahil eder. İlgili aktörlerle etnografik röportajlar ve açık uçlu sorulardan oluşan yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler çevirilerin yanmetinleri ile karşılaştırarak tutarlı sonuçlara ulaşmak hedeflenmiştir.

Simge Yılmaz
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

"Goodbye, Lenin!" filmi örneğinde Türkçe ve Almanca'da görsel-işitsel çeviri - Göstergebilimsel açıdan kültür odaklı karşılaştırmalı bir çalışma

Bireylerin görsel ve işitsel duyularına ses ve resim aracıyla hitap eden teknik iletişim araçları görsel-işitsel medya olarak adlandırılır. Görme engelli bireyler görsel-işitsel medya kategorisinde yer alan filmleri bir bütün halinde eksiksiz olarak anlamakta zorluklarla karşılaşabilir. Bunun nedeni de filmlerde aktarım ortamı olarak sesin beraberinde resim kullanımının esas alınmasıdır. Sesli betimleme, filmin görsel öğelerinin görme engelli bireylere aktarılmasında özel betimleme tekniklerinin kullanıldığı bir yöntemdir ve bu bağlamda sesli betimleme göstergeler arası çeviri olarak da tanımlanabilir. Diğer çeviri türlerinden farklı olarak sesli betimleme çok boyutlu bir süreçtir, çünkü sesli betimleme esnasında birden çok aktarım kanalı bir arada kullanılmaktadır. Bu yüksek lisans tezi kapsamında ilk önce sesli betimlemenin tarihi ve yöntemleri genel olarak ele alınmakta. Çalışmada, sesli betimleme kültür ve çeviribilim çalışmaları ışığında göstergebilimsel bir olgu olarak sunulmaktadır. Tezin uygulamalı bölümü, Wolfgang Becker'in "Goodbye, Lenin!" filmindeki görsel öğelerin Türkçe ve Almanca betimlenmelerine odaklanmaktadır. Yapılan sesli betimlemelerin analizlerine göre elde edilen sonuçlar ortaya çıkan farkılıkların kültürel etmenlerden kaynaklandığını göstermektedir.

Özlem Kahyalar
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Mektup yazarı olarak genç Goethe ve Werther

Bu tezin amacı Alman edebiyat tarihinde coşku döneminin en önemli temsilcisi ve dünya edebiyatının en önemli mektup roman örneği olan Genç Werther'in Acıları romanının yazarı Johann Wolfgang von Goethe'nin yazmış olduğu üç seçilmiş mektup ile eserin kahramanı Werther'in yazdığı mektuplardan seçilmiş bir örneği karşılaştırarak incelemektir. Bu bağlamda18. yüzyıl Alman edebiyatında edebi tür olarak büyük önem kazanmış olan Mektup, tezin ilk bölümünde terminolojik olarak incelenmiş, daha sonra ise edebi form olarak dönemsel özellikleri ve konumu açısından evrelerine bakılmıştır. Bu doğrultuda 18. Yüzyılda özellikle ön plana çıkmış olan Mektup yazma kılavuzlarının tarihçesine kısaca girilmiş ve Mektup'un hem iletişim aracı olarak hem de edebi tür olarak gelişimi ve önemi Aydınlanma ve coşku döneminin tarihsel, sosyolojik ve toplumsal yapısına bakılarak incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise Genç Goethe'nin özel hayatında yazmış olduğu üç mektup biyografisi de göz önünde bulundurularak yazım stillileri açısından incelenmiştir. Birinci incelenen mektup Genç Goethe'nin on dört yaşında Ludwig Ysenburg von Buri ye Barok yazım stilinde yazmış olduğu mektuptur. İkinci mektup ise on altı yaşında Leipzig Üniversitesinde öğrenciyken Frankfurt ta ki kız kardeşi Cornelia Goethe ye Prof. Christian Führtegott Gellert in etkisi altında kalarak yazmış olduğu mektuptur. Üçüncü ve en Önemli mektup ise yine Leipzig de arkadaşlığını ve hamiliğini yapan Ernst Wolfgang Behrische yazdığı duygu durumunu sahnesel bir biçimde anlatan coşku dönemine ait izler taşıyan mektubudur. Tezin Üçüncü bölümünde ise kısaca Genç Goethe'nin Leipzig'den Frankfurt a ve oradan eğitimini tamamlamak üzere gittiği Strasburg da Coşku döneminin de başlangıcı olarak kabul edilen Gottfried Herder le olan tanışması ve daha sonra staj yapmak için gittiği Wetzlar da geçirdiği dönem, biyografisinden yola çıkılarak anlatılmıştır. Bu bölümde Genç Werther'in Acıları eserinin oluşum hikayesi ve romandan alınan on altı haziran tarihli mektubu, Genç Goethe nin yazdığı ikinci bölümde tanıtılmış olan Ernst Wofgang Behrisch Mektubuyla karşılaştırılarak benzerlikler araştırılmış ve yazım stili açısından incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise ne tür sonuçlara ulaşıldığı özet olarak verilmiştir.

Deniz Özuğur Arda
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00