
22
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Yürüksemâî formunda icrâ ettiği eserler örnekleminde Alâeddin Yavaşça'nın tavır analizi
Bu çalışmada, Alâeddin Yavaşça'nın Türk müziğinin Yürüksemâî formundaki icrâ ettiği eserlerin analizi konu alınmıştır. Çalışma çerçevesinde Yürüksemâî formunda 30 adet eser incelenmiştir. Araştırmanın Türk mûsikî alanında sözlü eser icrâ eden kişilere bir bakış açısı oluşturmak için kaynak olması amaçlanmıştır. Çalışmamızda, öncelikle kısaca Klasik Türk mûsikîsinden bahsedilmiştir. Ardından Yürüksemâî formu anlatılmış ve Alâeddin Yavaşça'nın mûsikî hayatı, dâhil olduğu meşk zinciri anlatılarak bilgiler verilmiştir. Ses kayıtlarında icrâcının eserleri seslendirirken nasıl bir tavırla icrâ ettiğini ortaya çıkarmak amacıyla nitel araştırma ile tarama modeli kullanılmıştır. Dikte edilen notalar finale nota yazım programı ile elektronik ortamda yazılmıştır. Veriler toplanırken öncelikle araştırma konusu ile ilgili bilgilerin edinilebilmesi için elektronik ve yazılı kaynak incelemesi yapılmıştır. İcrâcının kendine özgü özelliklerinin analiz edilmesi için kullandığı süsleme teknikleri, ifade unsurları ve tavır özellikleri, dikte edilen notalar üzerinde gösterilmiştir. Elde edilen bulgular ışığında, eserlerde güfte unsurunu göz önünde bulundurarak icrâ yaptığı, süsleme tekniği olarak en çok; değerini kendisinden sonraki notadan alan çarpma Vibrato ve Glissando süsleme tekniğini ve en çok Piyano ifade unsurunu kullandığı tespit edilmiştir. Alâeddin Yavaşça'nın icrâ ettiği eserlerde kelime bölmemeyi esas aldığı analiz edilmiştir. Alâeddin Yavaşça'nın tartımsal çeşitleme ve müzikal ifade unsuruna nazaran süsleme tekniklerini daha çok kullandığı tespit edilmiştir.
Münir Nureddin Selçuk'un gazel icrâcılığı
Bu çalışmada, Münir Nureddin Selçuk'un Klâsik Türk Mûsikîsi Gazel formunda icrâ ettiği eserler konu alınmış ve erişebilinen bütün Gazelleri; makam, form, süsleme teknikleri ve mânâ prozodisi yönünden analiz edilmiştir. Elde edilen verilerin Klâsik Türk Mûsikîsi ses eğitiminde kullanılabilmesi ve Gazel icrâcılığıyla ilgili bireylere katkı sağlaması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde; Klâsik Türk Mûsikîsi'nin işitsel icrâ verilerinin önemine ve içeriklerine, Gazel formu hakkında genel bilgilere, Münir Nureddin Selçuk'un kısaca mûsikî eğitimine, sanat hayatına ve Gazel icrâcılığı açısından taşıdığı öneme yer verilmiştir. İkinci bölümde; Selçuk'a âit erişebildiğimiz bütün Gazel icrâlarının dijital ortamda dikte edilen notaları; form, makam, süsleme teknikleri ve mânâ prozodisi yönünden analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise bulgulardan elde edilen veriler doğrultusunda, tespitlere ve önerilere ulaşılmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada; Münir Nureddin Selçuk'un icrâ ettiği Gazellerde standart bir form yapısının bulunmadığı, makam uygulamalarında belirli bir seyir düzeninin olduğu, icrâ sırasında kullanılan mordan, tril gibi süsleme elemanlarının ortak amaçlar için kullanıldığı ve bazı Gazellerde mânâ prozodisinin varlığı tespit edilmiştir.
Pedagojik vokoloji disiplininin Türk halk müziği vokal icralarında kullanılmasına yönelik bir çalışma
Bu çalışmada, Türk Halk Müziğinin uzun hava türlerinden biri olan bozlakları icra eden usta icracıların, ses çıkarma teknikleri ve kullandıkları ornamentasyonların, "Pedagojik Vokoloji" disiplini ve "Estill Ses Modeli" yaklaşımından yararlanarak analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında bozlak türü uzun havalarının usta icracılarından olan Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Hacı Taşan ve Çekiç Ali'nin ses çıkarma teknikleri ve kullandıkları ornamentasyonların incelenmesi çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Bu 4 icracı araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Usta bozlak icracılarının icra tekniklerinin analizi, bozlak seslendirmek isteyen icracılar için uygulanabilir bir çalışma modeli oluşturulabilmesi açısından bir öneme sahiptir. Yapılan bu çalışma, müzik ve tıp gibi farklı alanlardaki iki disiplinin, bakış açılarını ve bilgilerini bir araya getirilerek, müzik alanında ortak bir çalışma ortaya çıkarılması anlamında önemlidir. Çalışma çoklu durum çalışması deseni ile tasarlanmış nitel bir araştırmadır. Çalışmanın verilerinin toplanma aşamasında ilk olarak bozlak icracıları belirlenmiş, 2. aşamada ise çalışmada yer alan 4 icracının her birinden 4'er tane farklı bozlak icrası analiz için seçilmiştir. Belirlenen bozlak icraları, icracılar tarafından ses çıkarma teknikleri ve ornamentasyonlar açısından apaçık, anlaşılır, teknik beceri düzeyi yüksek ve kolay ulaşılabilir olan örneklerden seçilmişlerdir. Bozlak icracılarının bozlak icraları analiz edilirken VoceVista Video, VoceVista Pro, Overtone Analyzer isimli ses analiz programlarından yararlanılmıştır. Çalışmada yapılan analiz sonucunda bozlak uzun hava türünün ses fonasyonlarının ses sistemindeki bazı fonasyonlar ile benzerlikler gösterdiği tespit edilmiş bu bağlamda 4 bozlak icracısının ses fonasyonlarında benzerlikler grafikler ile gösterilmiştir. Yine bozlak icracılarının icra sırasındaki fizyoanatomik süreçleri benzerlikler göstermekte bu durum bize bozlak uzun hava türünün icrasında belli başlı tekniklerin ve ornamentasyonların kullanıldığını göstermektedir. Türk halk müziğinin en önemli eğitim modellerinden olan usta-çırak eğitim modelinin uygulanılırlığı çalışmada konu edinilen 4 bozlak icracısının benzer ses fonasyonları ve benzer ornamentasyonlar kullanmalarından kıymetli bir eğitim modeli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Yapılan bu çalışma usta-çırak eğitim modelini desteklemenin yanısıra bu eğitim sisteminin daha hızlı algılanması, uygulanması görsel ve nesnel bir platformda kullanılmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Türk Halk Müziği, Estill Ses Modeli, Vokoloji, Ornamentasyon, Bozlak.
Kâni Karaca örnekleminde Hafız tavrı
Bu çalışmada Kâni Karaca örnekleminde Hâfız tavrı incelenmiştir. Klasik Türk mûsıkîsi icra tavırları ile ilgili yeterli kaynak çalışması olmaması sebebiyle, Hâfız tavrına ışık tutmak amacıyla hazırlanan bu çalışma, Hâfız Kâni Karaca'nın din dışı mûsıkî formu olan Ağır Semai'lerle sınırlandırılmış ve günümüze ulaşan 18 adet icra kaydı incelenmiştir. İcralar; süsleme teknikleri, nota dışı icra unsurları, müzikal ifade unsurları ve icra anlayışı bakımından analiz edilmiş ve Hâfız tavrının genel çerçeveleri belirlenmeye, konu ile alakalı kavramlar açıklanmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde çalışmanın yöntemi, problem durumu, alt problemler, çalışmanın amacı, önemi, evren, örneklem ve sınırlılıklar ele alınmıştır. İkinci bölümde: Kâni Karaca'nın sanat hayatı ve anlayışı ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın analiz bölümünde Batı müziği terminolojisinde kullanılan "süsleme teknikleri ve müzikal ifade unsurları" kavramsal olarak tarafımızca Türkçe karşılıkları kullanılarak ifade edilmiş ve tanımlar bölümünde açıklanmıştır. Ağır Semai formunda icra edilen eserler, çift porte üzerinde, üstte orijinal nota yazısı, altında ise Kâni Karaca'nın eserleri icra ediş stiline göre yazılarak yeniden notaya alınmıştır. Bu inceleme neticesinde Kâni Karaca örnekleminde Hâfız tavrı açısından nazal ve göğüs ses bölgelerinin kullanıldığı, özellikle bu tavır içerisinde Kâni Karaca örnekleminde dokunarak geçme, titretme, tercî, hızlı geçiş ve süzme nağme tekniklerine yer verildiği, zayıf, yarı kuvvetli, kuvvetli müzikal ifade unsurlarını kullandığı tespit edilmiş ve Hâfız tavrına ilişkin bulgular sonuçlar kısmında verilmiştir.
Mahur Destgah örnekleminde İran Destgah müziği ile Türk makam müziği'nin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, İran Destgah Müziği ile Türk Makam Müziği arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koymaktır. İran Müziği ile ilgili günümüze kadar yapılan çalışmalarda Destgahlar ve Guşeler hakkında genel bilgiler sunulmasına rağmen Guşeler detaylı bir şekilde incelenmemiştir. Bu çalışmada örneklem olarak seçilen Mahur Destgah'ın Guşelerinin Türk Makam Müziği ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu araştırmda bu tür bir incelemenin yapıldığı ilk çalışma olması bakımından önem taşımaktadır. Betimsel bir araştırma olan bu çalışmada, İran Destgah Müziği'nin makamsal yapısının Türk Makam Müziği'ndeki makamlarla benzerliklerinin inelenmesi aşamasında ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. İran Müziği'nde kabul gören Redifler, Destgahlar ve Avazlar kullanılmıştır. Mahur Destgah ise on yedi Guşeden oluşmaktadır. İran Müziği verileri Abdullah Davami'nin Radif'i ve Daryush Tılayi'nin notalarından elde edilmiştir. Farabi Türk Makam Müziği'ne ilişkin bilgiler Farabi'den günümüze kadar yazılmış nazari kaynaklardan elde edilmiştir. Makam seyirlerine ilişkin bilgiler için Emrah Hatipoğlu'nun "Makamlar ve Terkibler" adlı kitabından yararlanılmıştır. Araştrımada elde edilen bulgular, İran Destgah Müziği ile Türk Makam Müziği arasında gerek terminoloji gerekse yapısal açıdan paralellikler olduğunu göstermektedir, ancak bazı farklılıklar da bulunmaktadır. İki müzik geleneği arasında makam dizileri oluşturma yöntemleri farklılık göstermektedir. Ayrıca, İran Müziği'nde Redif, Destgah, Avaz ve Guşelerin kullanıldığı, Türk Makam Müziği'nde ise perde ve seyir gibi unsurların odak noktası olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada İran Destgah Müziği ile Türk Makam Müziği arasındaki yapısal benzerlikler ve farklılıklar tespit edilmiştir. Bu tespitler iki müzik geleneğinin yapısal benzerliklerini vurgularken, aynı zamanda onları birbirinden ayıran özelliklere de dikkat çekmektedir. Dolayısıyla İran Destgah Müziği ve Türk Makam Müziği arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceleyen bir kaynak olarak değerlendirilebilecek olan bu çalışmada; Mahur Destgahın iki guşesinin Türk Müziği makamlarıyla benzerlik göstermediği, on iki tane guşenin kısmen benzerlik gösterdiği, üç guşenin de birebir benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İran Destgah Müziği,Türk Makam Müziği, Redif, Destgah, Guşe
Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi'ye atfedilen Râst Kâr-ı Nâtık'ın edisyonlarının incelenmesi
Bu çalışmada, Klâsik Türk Mûsikîsi'nin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendî'nin (1778-1846), Râst makamında ve Yürük Semâî usûlünde bestelediği Kâr-ı Nâtık'ı incelenmiştir. 12 beyitte 24 makam ihtiva eden Kâr-ı Nâtık'ın, OMAR ve Dârü'l-elhân nüshalarında karşılaştırmalı olarak makam ve usûl-vezin açısından analizi yapılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde öncelikle Klasik Türk Mûsikîsi'nin kökeni ve gelişiminden bahsedilmiştir. Daha sonra incelenen eserin bestekârı olan Dede Efendî'nin sanat hayatı ve eserlerinden bahsedilerek, çalışmanın daha anlaşılabilir olması için Kâr-ı Nâtık formu hakkında kısaca bilgiler verilmiştir. Bu çalışmada Râst Kâr-ı Nâtık'ın OMAR ve Dârü'l-elhân nüshalarındaki; güfte, makam ve usûl-vezin açısından benzerlik ve farklılıklarının neler olduğunu veya olup olmadığını araştırmak amacıyla nitel araştırma ve tarama modeli kullanılmıştır. Karşılaştırılan nüshalardaki notalar finale nota yazım programı kullanılarak yeniden bilgisayar ortamında notaya alınmıştır. Eser makam açısından incelenirken öncelikle Dede Efendî'nin çağdaşları ve XVIII. yüzyıl nazariyatçılarından olan Hızır Ağa, Tanbûri Küçük Artin, Abdülbâki Nâsır Dede ve Hâşim Bey'in makam tariflerine yer verilmiştir. Daha sonra ele alınan tarifler ile Kâr-ı Nâtık'ın karşılaştırılan nüshalarındaki (OMAR, Dârü'l-elhân) makam seyir işleyisi, kullanılan perdeler ikili şablon sayesinde karşılaştırılmıştır. "Müfte'ilün Müfte'ilün Müfte'ilâtün" vezninde bestelenen eserin usûl-vezin incelemesinde ise iki nüshadaki güftelerin dağılımındaki farklılıkları ortaya koymak amacıyla, usûl-vezin şablonları oluşturulmuş ve yorumlanmıştır. Yapılan analizler neticesinde elde edilen bulgular değerlendirilerek, karşılaştırılan nüshaların günümüz makam eğitimi-öğretimi ve icrâ koşulları bakımından tutarlılığına ise sonuçlar kısmında değinilmiştir.
Kırıkkaleli Nuh Akgün'ün vokal icralarındaki üslup ve tavır özellikleri
Kültürel açıdan zengin bir birikime sahip olan ülkemiz, tam anlamıyla hazine niteliği taşıyan, kültürel olguları içerisinde barındıran, binlerce yıldır medeniyetlere merkezlik etmiş önemli bir bölge konumundadır. Milletimizin geleneklerini yaşatma biçimleri kendini, yöreden yöreye farklı özellikleriyle ortaya çıkarmakta ve her biri birbirinden ayrılan, zengin bir kültürel varlığa dönüşmektedir. Kültür çeşitliliğinin çok farklı şekillerde karşımıza çıkması bunun en büyük göstergesidir. Yöreden yöreye farklılıklar gösteren kültürel olgular düşünüldüğünde, her yörenin kendine özgü kültürel varlıklarının titizlikle incelenerek araştılıması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiği kanısı ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda bir yörenin müzik kültürü hakkında detaylı bilgiye sahip olmak için, o yörenin müzik kültürüne katkı sağlamış isimlerin incelenmesi, hem yöre müziğini tanımak hem de halk müziğine hizmet etmiş değerlerin tanıtılması açısından önem arz etmektedir. "Kırıkkaleli Nuh Akgün'ün Vokal İcralarındaki Üslup ve Tavır Özellikleri" isimli çalışmamız Nuh Akgün ile ilgili herhangi bir yazılı araştırmaya rastlanılmaması ve Akgün'ün icralarının Kırıkkale Müzik Kültürü içerisinde tanınan önemli mahalli sanatçılardan üslup ve tavır özellikleri bakımından ayrılmasına karşın, ismini yöre müzik kültüründe önemli mahalli sanatçılar arasında kabul ettirmesinin araştırılması gerektiği düşüncesi ile tercih edilmiştir. Bu araştırmada, Kırıkkale yöresinde halk müziği, bozlak ve bozlak dışında kalan uzun havaların, yöre müziği açısında önemli temsilcilerinden kabul edilen Nuh Akgün'ün, icra ettiği eserlerdeki, üslup ve tavır özelliklerinin incelenmesi, kendi adına ortaya koyduğu farklılıkların tespitinin ve bu tespitlerden elde edilen verilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma için yöre müzik kültürünü anlamak adına yöre müziğinin icara edildiği ortamlarda alan çalışması yapılmış, Nuh Akgün' e ait yayınlanmış eserler, ilgili yazılı ve görsel kaynaklar taranmış, Nuh Akgün'ün oğlu Hakan Akgün ile görüşmeler gerçekleştirilmiş, çeşitli işitsel kaynaklardan elde edilen veriler yazıya dökülmüş ve elde edilen bulgular incelenerek, amacımıza uygun olacağı düşünülen veriler çalışmamızda kullanılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kırıkkale, Nuh Akgün, Türkü, Üslüp, Tavır, Analiz
Zaralı Halil Söyler'in vokal icrasındaki üslup ve tavır özellikleri
Geleneksel Türk Halk Müziği, yıllar boyu gerek sözlü gerekse yazılı kültür aracılığıyla aktarılmış ve halen daha aktarılmaya devam etmektedir. Bu aktarımda, kültür taşıyıcılarının rolünün, büyük olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada ise, hem icrasıyla hem de kaynak kişiliği ile kültür taşıyıcılarından birisi olarak görülen, Zaralı Halil Söyler'in vokal icrası incelenmiş ve icra ettiği 10 eser üzerinden edebi ve müzikal analiz yapılmıştır. Bu eserlerin icra boyutunu anlamak ve belirli bir perspektiften yaklaşmak amacıyla, çalışmanın ilk bölümünde üslup, tavır, yorum, vokal gibi unsurlara değinilmiş, Zaralı Halil'in felsefesi ve yaşam şekli ile eserler arasında bağ kurulabilmesi adına, Zara yöresi tarihi, kültürü ve Zaralı Halil'in yaşamı ele alınmıştır. Çalışmanın ana bölümünde ise, eserler edebi ve müzikal açıdan incelenmiş, bu kapsamda eserlere ait; konu, dil özellikleri, ağız yapıları, kafiye ve durak şemaları, hece yapıları, sosyolojik boyutları, makamsal özellikleri, usul yapıları, hançere yapıları, ses aralığı ve ornament yapıları gibi hususlar değerlendirilmiş, üslup ve tavıra ilişkin bilgiler verilmiştir. Yapılan analiz kapsamında Zaralı Halil'in karakteristik icra biçimi, icradaki naif ve yumuşak ses kullanımı, geniş ses aralığı, kalıplaşmış hançere kullanımları gibi unsurlar belirgin bir şekilde ortaya koyulmuş ve bu unsurlar nota yazımı ile detaylı bir şekilde gösterilmiştir. Bunun yanı sıra, Zaralı Halil'in yaşadığı olayları içselleştirmesi ve bunu icraya dökmesi sanatçının, bestecilik yönünü öne çıkarmıştır. Yaşadığı dönem içerisinde sürekli seyahat halinde olmasının ve farklı yörelerde müzik muhabbetlerinde bulunmasının, icrasına etki ettiği düşünülmüş, bununla birlikte eserlerdeki ağız ve usul yapılarında bu hususa dair çeşitli tespitler yapılmıştır. Genel olarak, Zaralı Halil'in vokal icrasına dair incelemelerin yapıldığı bu çalışma ile, Zaralı Halil'in besteci ve icracı yönünün anlaşılması, alana ve ilgililere katkıda bulunur mahiyette olması amaçlanmaktadır.
Âşık Ferrahi'nin edebi ve sanatsal kişiliği
Türkiye'de âşıklık geleneğinin yoğun olarak yaşandığı ve bu gelenek içerisinde önemli temsilcilerinde bulunduğu yörelerden birisi Adana yöresinin Ceyhan ilçesidir. Bu yöre eski çağlardan günümüze dek birçok âşık yetiştirmiştir. Bu çalışmada, THM'ne katkı sağlayan Âşık Ferrahi'nin edebi ve sanatsal kişiliği konu alınmıştır. Çalışma çerçevesinde Âşık Ferrahi'ye ait 20 adet şiir ve 12 adet eser incelenmiştir. Araştırmanın THM alanında âşıklık geleneği, Adana yöresi âşıklık geleneği ve âşıklar üzerinde çalışma yapacak olan kişilere bir bakış açısı oluşturabilmesi ve kaynak oluşturması amaçlanmış, tanınırlığının günümüze kadar gelmesi ve eserleri üzerinde akademik düzeyde yeterli çalışmaların olmaması da bu araştırmanın konu edilmesi bakımından önemli bir etken olmuştur. Çalışmada öncelikle âşıklık geleneği ve bu geleneği oluşturan temel kavramlar incelenmiştir. Ardından Adana yöresinde âşıklık geleneği ve âşıkları hakkında genel bilgiler verilmiştir. Âşık Ferrahi'nin şiirlerinde işlediği konular, şekil özellikleri, dil ve üslup, kâfiye, durak ve redif bakımından incelemesi yapılmıştır. Son bölümde ise Âşık Ferrahi'nin hayatı, ozanlık ve sanatsal kimliği, kültürel yönü ve kaynak kişi kimliği hakkında bilgilere yer verilmiştir. Âşık Ferrahi'nin edebi yönden şiir yapısının nasıl olduğu, sanatsal kimliği ve kırık hava türündeki eserlerinin nasıl bir müzikal özelliğe sahip olduğu hakkında bilgileri ortaya koymak amacıyla nitel araştırma ile tarama modeli kullanılmıştır. Veriler toplanırken öncelikle araştırma konusu ile ilgili bilgilerin edinilebilmesi için elektronik ve yazılı kaynak taraması yapılmıştır. Yapılan araştırmanın neticesinde Âşık Ferrahi; gerek âşıklık geleneği içerisindeki yeriyle, gerekse sazıyla, sözüyle ve içli deyişleri ile önemli bir yere sahip olmuş, âşık edebiyatında hak ettiği yeri almıştır.
Cinuçen Tanrıkorur'un klasik formlarda bestelediği eserlerin güfte, form ve usûl-vezin yönünden incelenmesi
Bu çalışmada Cinuçen Tanrıkorur'un klasik formlarda bestelediği eserler güfte, form ve usûl-vezin yönünden incelenmiştir. Klasik Türk Müziği'nin sözlü mûsıkî alanında yapılmış çalışmalara bakıldığı zaman form kavramı hakkında çeşitli tariflere yer verildiği ancak bu tariflerin birbirini tekrarlar nitelikte olduğu dikkat çekmiştir. Bu sebeple ortaya çıkan form analiz yöntemlerinin de birbirine benzer nitelikler taşıdığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla geçmiş yıllarda yapılan çalışmaların ve ortaya konulan analiz yöntemlerinin birbirini tekrarlar nitelikte olmasının temel sebebinin, eserlerdeki ezgi unsurunun ön planda tutulmasından kaynaklandığı görülmektedir. Çalışmada form analizi yapılan eserlerde ezgi unsurunun ön planda tutulmasından ziyâde güfte unsurunun esas alındığı, Prof. Dr. Serda TÜRKEL OTER tarafından geliştirilen form analiz yöntemi kullanılmıştır. İncelemeler neticesinde Cinuçen Tanrıkorur'un klasik formlarda bestelediği eserlerde güftenin ezgiyle olan ilişkisi ve analizi yapılan eserlerin formları dikkate alınarak simetrik olan ve simetrik işleyişten farklı olan yapılar formülize edilerek gösterilmiştir. Kâr, Kârçe, Beste, Ağır Semâî ve Yürük Semâî formunda bestelenen eserlerde genel itibariyle simetrik bir düzenin var olduğu; simetrik yapının farklı işleyişle ele alındığı eserlerde ise çoğunlukla terennüm ve güftelerdeki mısraların ezgilerle eksik kullanıldığı tespit edilmiştir. Klasik Türk Müziği'nin sözlü mûsıkî alanında ortaya konulan eserlerinde güftelerin çoğunlukla Divan edebiyatının şiirlerinden seçilmiş olması, vezin unsurunun önemini vurgular niteliktedir. Bu sebeple usûl ve vezin arasındaki münâsebet gözetilerek usûl-vezin açısından yapılan incelemede eserlerde kullanılan usûllerin, usûl çizgisi üzerinde gösterildiği; usûlün darplarına denk gelen güftelerin ve vezin kalıplarının ise alt alta sıralanarak gösterildiği bir analiz yöntemi tercih edilmiştir. Analizler neticesinde çalışmanın örneklemini kapsayan Cinuçen Tanrıkorur'un klasik formlarda bestelediği Kâr, Kârçe, Beste, Ağır Semâî ve Yürük Semâî formundaki eserlerin söz-usûl-vezin dağılımlarında ortaya çıkan simetrik işleyişin, çoğunlukla eserin form yapısında var olan işleyişle bağlantılı olduğu görülmüştür. Bu bağlamda çeşitli yönlerden analizi yapılan eserler 20. yüzyıl bestekârlarından Cinuçen Tanrıkorur'un bestekârlığını ve klasik formlardaki eserleri geçmiş yüzyıllardaki mûsıkî anlayışına nazaran işleyiş biçimini ortaya koymayı amaçlamış olup; bunun yanı sıra 20. yüzyıldaki klasik formlara bakış da tespit edilmiştir. Elde edilen veriler sonuç ve öneriler kısmında detaylı olarak açıklanmıştır.
Tanbûri Mustafa Çavuş'un şarkı formundaki eserlerinin form analizi
Bu çalışmada Tanbûri Mustafa Çavuş'un şarkı formundaki eserlerinin form analizi konu olarak alınmıştır. Çalışma içerisinde bestekârın 48 eseri incelenmiştir. Çalışmanın Klâsik Türk Mûsikîsi sözlü eser icracı ve araştırmacılarına, kaynak oluşturması hedeflenmiştir. Çalışmada öncelikle yöntem kısmında analiz yönteminden bahsedilmiştir. Ardından Şarkı formundan bahsedilmiş daha sonra Tanbûri Mustafa Çavuş'un hayatı ve mûsikî geçmişinden bahsedilmiştir. Bulgular kısmında ise incelenmiş olan 48 eserin form analizi yapılmış ve eserlerin genel yapısı anlatılmıştır. Tanbûri Mustafa Çavuş'un eserlerinin nasıl bir form yapısında bestelediğini ortaya çıkarmak için nitel araştırma ve tarama modeli kullanılmıştır. Eserler notaların aslına sadık kalınarak "mus2" nota programıyla elektronik ortamda yazılmıştır. Bunun yanı sıra verilerin toplanmasında elektronik ve yazılı kaynak taraması yapılmıştır. Tanbûri Mustafa Çavuş'un şarkı formunda bestelediği eserlerin form analizlerini kapsayan bu çalışmada analizler neticesinde 42 yapı tespit edilmiş olup; bu yapılar 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 15, 16 ve 18 mısralı olarak kategorize edilmiştir. Ulaşılan bilgiler sonuç ve öneriler bölümünde detaylı şekilde anlatılmıştır.
17. yüzyılda bestelenmiş mevlevî âyînlerinin form açısından analizi
Bu çalışmada, Klasik Türk Mûsıkîsi'nin geniş ve kapsamlı sözlü formlarından biri olan Mevlevî Âyîni formu detaylı bir şekilde incelenmiştir. 17. yüzyılda âyîn bestelemiş olan Kutbünnâyî Osman Dede, Kûçek Derviş Mustafa, Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendiler'in âyînleri biçim yönünden analiz edilmiştir. Bestekârı bilinen ilk örneklerine 17. yüzyılda rastladığımız Mevlevî Âyîni formu hakkındaki araştırmalar incelenerek, form ile ilgili yazılı kaynaklarda ifade bulan tanımlar ele alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular ile karşılaştırılmıştır. Âyînlerin diğer sözlü mûsıkî formları gibi bestelenirken biçim yönünden simetrik bir yapıya sahip olduğu düşüncesi ile çalışmaya başlanmış, o yüzyılda bestelenen Mevlevî Âyîni formundaki eserlerin biçimsel bir düzen içerisinde olup olmadığına somut bir cevap aranmıştır. Formun yapı şemaları selam selam tasnif edilerek tablolaştırılmış, formun selamlar içerisinde bölümlere ayrıldığı ve her bölümün farklı bir güfte kullanılarak bestelendiği tespit edilmiştir. 17. Yüzyılda bestelenmiş Mevlevî Âyînleri'ndeki bu bölümlerin diğer sözlü formlarda olduğu gibi murabba, nakış, müselles, müseddes, müsenna vb. şekillerde bestelendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Çorumlu Aşık Şekip Şahadoğru'nun vokal icrasında görülen üslup ve tavır özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırmada Çorum yöresinin vokal icra özellikleri, Âşık Şekip Şahadoğru örneklemiyle çözümlenmeye çalışılmıştır. Şekip Şahadoğru'nun vokal icra özelliklerindeki teknik detayların çözümlenmesi, gerek icra gerekse müzikal eğitimdeki gelişim bakımından önemli ipuçları ve örnekler sunmaktadır. Üç bölüm halinde incelediğimiz çalışmamızın giriş bölümünde âşıklık geleneği ve kavramı, Çorum müzik kültürü ve bu kültür içerisinde geçmişten günümüze yetişmiş çorumlu âşıklar genel hatlarıyla ağız, hançere, üslup ve tavır kavramları, bununla birlikte çalışmamızın problem durumu, amacı, önemi, kullanılan yöntemleri ve sınırlılıkları ifade edilmiştir. İkinci bölümde âşıklık geleneğinin Çorum ve Şekip Şahadoğru özelindeki yeri, gelişimi, aktarımı, etkileşimi ve yine Şahadoğru'nun tasavvufi yönü incelenmiştir. Şiirlerindeki tür biçim konu ve gerek plak gerek kaset, kitap, video ve söyleşileri gibi eserlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Şahadoğru'nun vokal icrasındaki özellikler yer almaktadır. Bu kapsamda Şahadoğru'nun vokal icrasındaki teknik özellikler incelenmiş, transkripsiyonu yapılmış notalardan alınan bölümler üzerinden ayrıntılı çözümlemelere yer verilmiştir. Çalışmamızın sonuç bölümünde ise araştırmamızın tümünden çıkarılan sonuçlara yer verilerek Çorum ili genelinde ve Şahadoğru özelinde eldeki kaynakların doğru bir perspektifle tespit edilip, elde edilen verileri çeşitli analiz yöntemleriyle ortaya koyma amacı üzerinde şekillenmiştir. Ekler bölümünde ise Çorum yöresindeki söyleme biçimine göre Şahadoğru'nun kullandığı kelimeler ve anlamları verilmiştir.
20. yüzyıl operalarındaki kadın karakterlerin Feminizm bağlamında ele alınması
Bu çalışmada, kadınları toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine sürükleyen temel sebepler, opera sanatı bağlamında açıklanmak istenmiştir. Anaerkil düzenin parçalanmasının ardından tarihsel süreçte kadınların ayrımcılığa uğramasına sebep olan nedenler araştırılmış ve genel bir çerçevede açıklanmıştır. Anaerkil düzenin yerine patriyarkal düzenin gelmesinden itibaren, kadınların maruz kaldıkları eşitsizlikler, her zaman için önemli bir sorunu işaret etmiştir. Hayatın her alanını etkilemiş ve her alana yayılmış olan toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunları, sanat alanında da belirli biçimlerde görünür olmuştur. Her dönemde süregelen kadınların bu toplumsal sorunları sanat eserlerinde de bazen bilinçli bazen de bilinçsiz bir şekilde yer almıştır. Kadınların uğradığı toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin sebepleri belirtildikten sonra, hak kazanımı yolundaki ilk mücadeleleri olarak ifade edilebilecek Paris Komünü ve Şubat Devrimi gibi tarihsel olaylara yer verilmiştir. Ardından da feminizmin teori olarak doğuşundan söz edilerek, kadınların aktif direnişinin I. dalga ve II. dalga feminist hareket olarak adlandırıldığı ve bu dönemlerdeki mücadelelerinin ve kazanımlarının ifade edildiği iki ana dönem belirtilmiştir. Feminist hareketin genel anlamda açıklanmasıyla birlikte, 20. yüzyıl öncesinde bestelenen operaların kadın hareketi içerisindeki önemi açıklanmıştır. Kadınların maruz kaldığı eşitsizlikler, seyirciyi 20. yüzyıl gerçekliğine hazırlayan 19. yüzyıl eserleriyle örneklendirilerek ifade edilmiştir. Feminizme dair genel hatlarıyla bilgi verildikten ve 20. yüzyıl gerçekliğinin temellerini atan operalara değinildikten sonra, 20. yüzyılda bestelenmiş 12 opera sırasıyla incelenmiştir. Operalar konularına ve kadın karakterlerin maruz kaldığı varsayılan toplumsal eşitsizliklere dayanarak seçilmiştir. Eserler, öncelikle konularından söz edilmesi ve kadın karakterlerin içinde bulundukları durumların analiz edilmesi şeklinde yapılandırılarak ele alınmıştır. Seçilen opera eserleri konu ve karakter analizinin yapılmasının ardından, feminist teorinin temelinde olduğu, alanyazın çalışmalarıyla belirlenmiş olan 5 madde altında incelenmiştir. Belirlenen 5 madde, feminist alanyazın taranması sonucu, çeşitli kaynaklardan elde edilmiş ve kadınların maruz kaldığı eşitsizliklerin ana başlıkları olarak düşünülmüştür. 5 madde belirlenirken, incelenmek üzere seçilen operalardaki kadınların maruz kaldığı eşitsizlikleri daha iyi analiz edebilmek ve daha net anlaşılmasını sağlamak amaçlanmıştır. Seçilen operaların hangi açılardan hangi maddelerin altında incelenebilir olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda birçok operanın birden fazla başlık altında incelenmeye uygun bulunduğunu belirtmek mümkün olmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada 20. yüzyıl operalarının, feminizm bağlamında ele alınmasıyla, opera eserlerinin librettolarında ifade edilen ve kadınlar açısından söz konusu olan toplumsal eşitsizliklerden söz edilmiştir. Verismo ve Romantik Dönem operası olarak bilinen eserlerin arka planında geçen kadın hareketleriyle ilişkilendirilebilecek olgulara da ışık tutmak amaçlanmıştır. Böylelikle, eserlerin tarihsel ve toplumsal anlamda değerlendirmelerine ve opera sanatçılarının karakter yaratım sürecine katkı sağlanmak istenmiştir. Bu doğrultuda, 20. yüzyıl operalarının, Türk opera sahnelerinde az sahnelenmesi konusu da göz önüne alınarak Türkçe opera alanyazınına da katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Singspiel'in tarihsel değişim sürecinde 19. ve 20. yy. Alman operalarındaki izlerinin örnek eserler üzerinden incelenmesi
Singspiel opera, müzik ve dramatik sanatları birleştirerek etkileyici bir form olarak kabul edilmiş ve özellikle Alman müzik kültüründe önemli bir yer edinmiştir. Singspiel terimi, şarkılarla konuşma diyaloglarını birleştiren bir janr olarak opera literatüründe yerini almış ve özellikle çıkış yeri olan Almanya'da dramatik ve müzikal ifade aracı olarak öne çıkmıştır. 16. yy. sonlarında Almanya ve Avusturya'da görülen erken dönem Singspiel örnekleri, yerel halk müziği ve tiyatro unsurlarını içermekte ve geniş kitlelerce anlaşılabilir bir form oluşturma çabası içinde değerlendirilmektedir. 17. yy.da Singspiel'in yaygınlaşması, Almanca konuşulan coğrafyalarda kültürel bir fenomen haline gelmesine yol açmıştır. Özellikle 18. yy. Singspiel'in tarihsel gelişiminde, Wolfgang Amadeus Mozart gibi büyük bestecilerin eserleri, Singspiel'in müzikal ve dramatik olanaklarını zirveye taşımış ve uluslararası alanda tanınmasını sağlamıştır. Carl Maria von Weber ve Albert Lortzing gibi besteciler 19. yy.da, Singspiel'in dramatik potansiyelini genişletmiş ve bu formu operanın romantik idealine daha da yaklaştırmıştır. Bu dönemde Singspiel, artık yalnızca hafif ve eğlenceli bir tür olarak değil, derin ve anlamlı temaları işleyebilen bir sanat formu olarak görülmeye başlanmıştır. Aynı zamanda bu dönem, Singspiel'in operadaki yerini sağlamlaştırdığı ve uluslararası alanda tanınan bir form haline geldiği bir dönem olmuştur. Singspiel, 20. yy.da modernist ve avangard akımların etkisiyle yeniden yorumlanmış ve deneysel sahnelemelerle zenginleştirilmiştir. Kurt Weill gibi bestecilerin eserleri, toplumsal eleştiriyi ve çağdaş yaşamın karmaşıklıklarını işleyerek Singspiel'in politik ve sosyal bir araç olarak işlev görebileceğini göstermiştir. Bu çalışma, Singspiel'in sadece bir müzik türü olarak değil, aynı zamanda Avrupa kültürünün zengin ve çok boyutlu bir ifadesi olarak nasıl şekillendiğini ve evrildiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Singspiel'in tarihsel gelişimi, dönemin tarihsel ve sosyo-kültürel dinamikleri ile birlikte ele alınarak bu formun operadaki yeri ve önemi kapsamlı bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir.
Bekir Sıtkı Sezgin ve Meral Uğurlu'nun icrâ üsluplarının dügâh kâr örnekleminde incelenmesi
Bu çalışmada, Hacı Fâik Bey'in Dügâh makamında ve Hafif usülünde bestelediği Kâr'ını seslendiren Klâsik Türk müziği ses icrâcılarından Bekir Sıtkı Sezgin ve Meral Uğurlu'nun icrâ üsluplarının Dügâh Kâr örnekleminde incelenmesi konu alınmıştır. Çalışma çerçevesinde Dügâh makamındaki Kâr formu incelenmiştir. Araştırmanın Türk müziği alanında sözlü eser icrâ eden kişilere, gelecek nesillere ışık tutması ve kaynak olması amaçlanmıştır. Çalışmada öncelikle kısaca Türk müziğinden bahsedilmiş, ardından Kâr formu anlatılmıştır. Hacı Fâik Bey'in Bekir Sıtkı Sezgin'in ve Meral Uğurlu'nun müzikâl hayatları hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Ayrıca Dügâh makamının tarifleri incelenmiştir. Ses kayıtlarında Bekir Sıtkı Sezgin ve Meral Uğurlu'nun nasıl bir üslup ve tavırla icrâ ettiklerini ortaya çıkartmak amacıyla nitel araştırma ile tarama modeli kullanılmıştır. Veriler toplanırken öncelikle araştırma konusu ile ilgili bilgilerin edinilebilmesi için elektronik ve yazılı kaynak incelemesi yapılmıştır. Bestesi Hacı Fâik Bey'e ait olan Dügâh Kâr'ı icrâ eden Bekir Sıtkı Sezgin ve Meral Uğurlu'nun ses kayıtları dikte edilmiş ve notaya alınmıştır. Dikte edilip notaya alınan icrâlar üzerinde iki icrâcının icrâları karşılaştırılmalı olarak incelenmiş ve analiz edilmiştir. Analizler neticesinde elde edilen bulgular değerlendirilerek icrâları karşılaştırılan Bekir Sıtkı Sezgin ve Meral Uğurlu'nun klâsik üsluplarının yakın olduğu, klâsik tavırlarının ve nazari olarak icrâlarının farklı olduğu tespit edilmiştir.
Commedia dell'Arte'nin opera üzerindeki dramatik ve müzikal etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada Commedia dell'Arte'nin opera üzerindeki etkileri tarihin çeşitli dönemlerden operalar model olarak alınarak incelenmiştir. Opera üzerindeki etkinin şekli, miktarı, geçişli olup olmadığı ve sebebi objektif ve çok yönlü bir şekilde araştırılmak istenmiş, bu hedefe yönelik araştırmaya başlarken Commedia dell'Arte'nin kapsamlı bir şekilde tanımlanması gerekliliği doğmuştur. Öncelikle Commedia dell'Arte'nin tanımı yapılmış, onu döneminin diğer tiyatro türlerinden ayıran unsurlar net bir şekilde belirtilmiş, Commedia dell'Arte'nin kökenlerine dair teorilere değinilmiştir. Commedia dell'Arte'nin drama tarihinde doldurduğu boşluk ve fonksiyonu üzerinde durulmuş, yapısal özellikleri incelenmiştir. Commedia dell'Arte'nin kendisinden önce gelen benzer tiyatro türlerine kıyasla daha organize bir şekilde sunduğu senaryo ve doğaçlama unsurlarından bahsedilmiştir. Başlıca Commedia dell'Arte karakterleri, kostümleri ve kökenlerine de değinilerek tanıtılmıştır. Commedia dell'Arte'nin iki buçuk asır boyunca seyirci karşısında olduğu düşünüldüğünde, karakterlerinin de zaman içinde değişime uğradığı göz önünde bulundurulmuş, araştırma için incelenmekte olan karakterin dönemsel farklılıklarını yansıtabilecek bir kaynak çeşitliliği sağlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Commedia dell'Arte karakterini niteleyen huy, yetenek, diğer karakterler ile ilişki, senaryodaki fonksiyon gibi unsurlar araştırmanın bu kısmında kaynaklar izin verdiğince açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Karakteristik özellik konusunda yapılan bu derinlemesine taramanın sebebi, çalışmanın sonraki aşamalarında Commedia dell'Arte karakterleri ile görece onlardan daha karmaşık olarak nitelendirilebilen opera karakterleri arasında net bağlar kurmayı ve paralellikler yakalamayı kolaylaştırmaktır. Çalışmada Commedia dell'Arte'nin tarihsel süreçteki dönüşümüne, Carlo Goldoni ve Carlo Gozzi'nin bu dönüşüm üzerindeki reformist etkilerine değinilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmının odağı Commedia dell'Arte'nin kendisinden elli yıl kadar sonra doğan opera formu üzerindeki etkileridir. Bu bölüme Commedia dell'Arte'nin müzik ile olan ilişkisi ve notasyona tabi olmasa da müzikal yönü vurgulanarak başlanmıştır. Operanın müzikal çatısında ve özellikle recitatifin oluşumunda Commedia dell'Arte karakterlerinin duygu değişimlerini ve kişilik özelliklerini pek çok farklı ses rengi ile ifade etmelerinin payı olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu noktada operanın öncüsü sayılan, Commedia dell'Arte ve madrigal üzerinde yapılan bir denemenin sonucunda meydana gelen madrigal komedilerine değinilmiştir. Commedia dell'Arte'nin opera üzerindeki etkileri kronolojik bir hiyerarşı gözeterek ele alınmış, opera türleri seçilirken Commedia dell'Arte'nin soy hattından çıkmamaya gayret edilmiş, bu sebeple inceleme komik opera ve opera buffa başlıkları altında yapılmıştır. Bu incelemeyi takiben sekiz opera ele alınmış, bu operaların karakterlerinin ve konularının çeşitli yönlerden Commedia dell'Arte ile ilişkileri araştırılmıştır. Commedia dell'Arte etkisinin incelenen operaların farklı yönlerinde görüldüğü saptanmış, çalışma bu durumdan ötürü her opera için farklı araçlar kullanılarak yürütülmüştür. Örneğin; Le Nozze di Figaro operasındaki karakterlerin atalarının Commedia dell'Arte karakterleri olduğu eserin kökenlerine bakıldığı zaman açıkça görülebildiğinden, inceleme karakterler tek tek ele alınarak yürütülmüş, karakterlerin hangi Commedia dell'Arte karakterlerinin özelliklerini daha çok yansıttıkları tek tek analiz edilmiştir. Bununla beraber Ariadne auf Naxos eserinde bir Commedia dell'Arte kumpanyası karakterlerin isimlerine varana kadar tüm gerçekliği ile, otantik hâliyle sahnede bulunduğundan çalışma Commedia dell'Arte unsurunun Ariadne auf Naxos'ta nasıl ve ne amaçla kullanıldığını tespit etme yönünde ilerlemiştir. Çalışmanın sonunda Commedia dell'Arte geleneği ve incelenen operalar arasında bazen açık ve anlaşılır, bazen girift ve yoruma açık ilişkiler görülmüştür. Araştırma sonucu elde edilen tüm bu benzerliklerin başka çalışmaların yolunu açabilecek nitelikte olduğu kanısına varılmıştır.
Güftesi Fuzûlî'ye ait olan Ağır Semâî ve Yürük Semâî formundaki eserlerin usûl-vezin ilişkisi açısından incelenmesi
Bu çalışma, klâsik Türk mûsıkîsinde güftesi Fuzûlî'ye ait olan Ağır Semâî ve Yürük Semâî formundaki eserlerin usûl-vezin ilişkisi yönünden incelenmesini konu almaktadır. Klâsik Türk mûsıkîsi ve klâsik Türk edebiyatı birbirlerinden ayrı incelenen farklı dallar olsalar da birbirlerini tamamlayan sanat dallarıdır. Özellikle mûsıkîmizde saz mûsıkîsinden ziyade ses mûsıkîsinin ön planda olması ve bestelenen eserlerin söz yani şiir üzerine bestelenmiş olması mûsıkî açısından klâsik Türk edebiyatının önemini göstermektedir. Klâsik Türk mûsıkîsindeki usûl kavramı ve klâsik Türk edebiyatındaki vezin kavramı birbirlerini destekleyen kavramlardır. İşte bu kavramlar asırlardır belli bir düzen ve sistem içerisindedir. Çalışmamızın temel konusu olan usûlvezin münasebeti söz konusu ilişkinin daha net ve açık bir biçimde anlaşılmasını amaçlamaktadır. Klâsik Türk mûsıkisinin en temel öğelerinden biri olan usûl, mûsıkîdeki ritmi, âhengi ve düzeni oluşturan en temel unsurlardan biridir. Klâsik Türk edebiyatında ise aruz, mûsıkîdeki usûl kavramı gibi edebiyat özelinde şiirin ritmik yapısını belirlemekle görevlidir. Şiirdeki ritmi, dinamizmi belirleyen aruz ve mûsıkîdeki ritmi, düzeni belirleyen usûl kavramları arasında yüzyıllardır süre gelen dikkat çekici bir ilişki bulunduğu düşünülmektedir. Dîvân şiirimizin en önde gelen şairlerinden olan Fuzûlî'nin belli bir düzen ve ahenkle yazmış olduğu şiirlerin bir bölümü Ağır Semâî ve Yürük Semâî formundaki klâsik eserler kapsamında incelenmiştir. Usûl-vezin ilişkisi adına hazırladığımız analiz tablolarıyla söz konusu münasebetin daha net anlaşılması çalışmamızın ana hedeflerinden biridir. Belirlenen eserlerin notalarına muhtelif kaynaklardan ulaşılmış ve tarafımızca dijital ortamda eserlerin notaları asılları esas alınmak sûreti ile tekrar notaya alınmıştır. Toplamda on sekiz adet eser incelenmiştir. Bütün eserlerin notaları, künyeleri sırasıyla gösterilmiştir. Sonrasında güftelerin şekil özellikleri belirtilmiştir. Eserlerde kullanılan güftelerin, şiirlerin tamamı yazılmış ve şiirlerin günümüz Türkçesine aktarımı yapılmıştır. Eserlerin güfteleri ve usûlleri analizimiz için büyük önem arz etmektedir. Güftelerin eser üzerinde konumlanışı ve tercih edilen usûl darplarının konumu analizimizde dikkat ettiğimiz en önemli hususlardan biridir. Eserlerin güftelerinin vezne göre söz-usûl dağılımı birer tablo haline getirilmekte, bu dağılımın sonucunda oluşan düzenin simetrisine göre analizimiz şekil bulmaktadır. Analizler sonucunda elde edilen bulgular, ilgili bölümlerde ayrıntılı olarak sunulmuştur. İncelenen eserlerin usûl-vezin ilişkisine dair uygunluk durumları, tablolar aracılığıyla sistematik bir biçimde ortaya konmuştur.
Türk halk müziği ses eğitiminde karşılaşılan problemlerin incelenmesi
Ses eğitimi her yaş ve özellikteki ses için doğru, etkili ve güzel şarkı söylemeye yönelik, belirlenen tekniklerle ve müziksel duyarlılık gözetilerek uygulanan bir süreci kapsamaktadır. Ses eğitiminin bir diğer amacı da bu alanda çalışma yapan bireylere seslerini en etkili ve doğru şekilde kullanabilme becerisi kazandırmaktır. Türk halk müziği, toplumun ortak duygu ve düşüncelerini yalın, samimi, coşkulu ve içli ezgilerle anlatan köklü bir müzik sanatıdır. Türk halk müziği, doğal ve sosyal olayları, acı, sevgi, özlem ve gurbet gibi ortak duyguları, tarihî olayları konu alan büyük bir kültür hazinesidir. Tüm bu olgulardan hareketle, geleneğimizin önemli yapıtaşlarından olan Türk halk müziğinde, ses eğitimine dair uygulanan egzersizlerin ve bu alandaki çalışmaların ne denli doğru ve kalıcı olduğunu sorgulamak gerektiği düşünülmüştür. Çünkü yıllardır konservatuvarlar ve müzik bölümlerinin geleneksel icraya yönelik ses eğitimi müfredatı içerisindeki çalışmaların hemen hepsi temel olarak opera ana sanat dalı ve Batı müziği mezunu hocaların uyguladığı ses eğitimi yaklaşımları ve metotları ile yürütülmektedir. Ses eğitimi, icra edilen müzik türünün; kendisine özgü ses aralığı, rezonans, artikülasyon vb. özelliklerini de kapsayıcı olmalıdır. Ayrıca kişiye özgü, kişi anatomisine ve kültürel özelliklerine de uygun olmalıdır. Dolayısıyla bu çalışmada ses eğitimini kültürel bağlamıyla da düşünmek gerektiği varsayılmıştır. Aynı zamanda modernizmin etkilerinin halk müziği ses eğitimi ile ilişkisi de ele alınmıştır. Müzik eğitimi verilen kurumlarda geleneksel icraya yönelik ses eğitiminin opera ana sanat dalı mezunu hocalar tarafından yürütülmesi sebebiyle bu eğitim anlayışından müziğimize uyarlanan şarkı söyleme tekniğinin geleneksel müziğimizde mevcut olan vokal kullanım şekilleriyle örtüşmemesi durumunun temel problemimizi oluşturduğu varsayılmaktadır. Bu çalışmada, bu uyarlamanın bir sonucu olarak tespit edilen problemler, kültür ve modernlik kavramlarının bu eğitim sürecine olan etkisi ile birlikte ele alınmıştır. Ayrıca mevcut problemlerin tespit edilip incelenmesi adına konservatuvar ve müzik eğitim kurumlarında geleneksel icraya yönelik ses eğitimi ve repertuvar dersleri veren, alanında uzman dokuz eğitimci ile görüşmeler yapılmıştır. Literatürde bu alana dair yazılmış kaynaklar taranmış olup uzman görüşleri ve kaynaklar karşılaştırılarak analiz edilip değerlendirilmiştir. Bu araştırmada, geleneksel icra alanında ses eğitimi dersleri yürüten hocaların kolektif bir çalışma yürüterek bu alandaki ekol icracıların glottal ve akustik analizlerini ayrı ayrı yapmaları, elde edilen veriler neticesinde egzersizler ve eğitim müfredatı oluşturmaları gerektiği sonucuna varılmıştır. Geleneksel icrada bulunan rezonans, artikülasyon, hançere gibi özelliklerin Türk Halk Müziği ses eğitiminde göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, Türk Halk müziğine yönelik ses eğitimi uygulamalarının ne gibi problemlere sebep olduğunu göstermekte ve tespit edilen problemlerin giderilmesi hususunda öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ses Eğitimi, Türk Halk Müziği
Madame Butterfly ve Giovanna d'arco operalarındaki kadın karakterler üzerinden kadının toplumsal yeri bağlamında bir inceleme
Bu yüksek lisans tezi, opera sanatında toplumsal cinsiyet algısının kadın karakterler üzerinden temsiline odaklanarak sanat ile toplumsal yapılar arasındaki etkileşimi sorgulayan bir araştırmadır. Tarihsel olarak İtalya'da 16. yüzyılda Camerata Topluluğu'nun öncülüğünde şekillenen opera sanatı, yalnızca dramatik ve müzikal bir ifade biçimi değil, aynı zamanda toplumun kültürel kodlarını, normlarını ve cinsiyet rollerine dair algılarını da yansıtan bir sanat dalı olmuştur. Bu bağlamda, çalışmanın temel amacı, Giacomo Puccini'nin Madama Butterfly ve Giuseppe Verdi'nin Giovanna d'Arco adlı iki önemli operasını inceleyerek, bu eserlerdeki kadın karakterlerin toplumsal baskılarla olan ilişkilerini ve bu baskılar karşısında gösterdikleri tutumları analiz etmektir. Çalışmada, öncelikle her iki operanın tarihsel ve kültürel bağlamı ele alınmış, ardından kadın karakterlerin dramatik gelişimi, müzikal temsilleri ve sahne üzerindeki varoluşları toplumsal cinsiyet perspektifiyle değerlendirilmiştir. Madama Butterfly operasında, Cio-Cio-San karakteri, Batılı bir adamla yaptığı evlilik sonucu hem ailesi hem de toplum tarafından dışlanmış, sonunda ise bireysel onurunu korumak adına intihara sürüklenmiştir. Karakterin aşk, bağlılık ve aidiyet arayışı bir kadının erkek egemen sistemde kimliğini feda edişinin dramatik bir örneği olarak okunmaktadır. Giovanna d'Arco ise tarihsel bir figür olan Jeanne d'Arc'ın dini inançları ve ulusal duruşu doğrultusunda sergilediği direnişi konu almaktadır. Giovanna, güçlü, inançlı ve bağımsız bir kadın karakter olarak betimlenirken, eril düzenin tehdit olarak gördüğü bu duruş karşısında toplum tarafından dışlanmakta ve nihayetinde kurban edilmektedir. Her iki karakterin de farklı yönlerde temsil edilmesine karşın, operaların sonunda benzer şekilde acı ve yalnızlıkla baş başa kalmaları, kadın kimliğinin operatik anlatılarda genellikle trajediyle sonuçlandığını göstermektedir. Tezde ayrıca, kadın karakterlerin bu şekilde dramatik biçimde resmedilmesinin, erkek besteciler olan Puccini ve Verdi'nin bakış açılarıyla ne ölçüde şekillendiği sorusu tartışmaya açılmıştır. Kadın karakterlerin güçlü ya da zayıf olmaları fark etmeksizin toplumsal beklentilere uygun davranmadıklarında cezalandırılmaları, dönemin ataerkil düşünce sistemini yansıtan sanatsal bir kalıp olarak yorumlanmaktadır. Kadın karakterlerin yaşadığı çöküş ve ölüm, dramatik yapının bir parçası olmanın ötesinde sanat aracılığıyla toplumsal kontrol mekanizmalarının yeniden üretildiğini de göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, opera sanatının yalnızca estetik ve müzikal bir üretim alanı olmadığını; aynı zamanda toplumsal cinsiyet normlarının işlendiği ve yeniden üretildiği bir mecra olduğunu ortaya koymaktadır. Madama Butterfly ve Giovanna d'Arco operaları üzerinden yürütülen bu çözümleme, kadın temsillerinin tarihsel, kültürel ve sanatsal bağlamda nasıl inşa edildiğini anlamaya yönelik önemli ipuçları sunmaktadır. Tez, bu yönüyle toplumsal cinsiyet çalışmalarına katkı sağlamayı ve opera sanatının daha eleştirel bir gözle değerlendirilmesine olanak tanımayı hedeflemektedir. Anahtar sözcükler: Opera, Giuseppe Verdi, Giacomo Puccini, Kadın Temsili
William Hogarth gravürlerinden Igor Stravınsky'nin operasına Rake's progress'in modern sanatlar bağlamında incelenmesi
Bu çalışma, William Hogarth'ın A Rake's Progress adlı gravür serisi ile Igor Stravinsky'nin aynı başlığı taşıyan operası arasındaki sanatsal ve tematik ilişkileri, modern sanatların temel ilkeleri doğrultusunda, disiplinler arası bir bakış açısıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Farklı yüzyıllarda ve farklı sanat disiplinlerinde üretilmiş olmalarına rağmen, söz konusu iki eser; bireyin ahlaksal dönüşümü, toplumsal yozlaşma ve özgürlük yanılsaması gibi evrensel temaları merkeze almaları bakımından ortak bir anlatı düzlemi sunmaktadır. Hogarth, 18. yy İngilteresi'nin toplumsal yapısına ve sınıf ilişkilerine yönelik eleştirilerini görsel anlatım diliyle ortaya koyarken Stravinsky, aynı temaları 20. yy modernizminin estetik ve entellektüel kodları çerçevesinde, müzikal olarak inşa etmiş ve bunu geleneksel bir müzik anlayışını biçimsel açıdan yeniden ele alarak dönüştürmüştür. Bu çerçevede çalışma, iki yapıtın ortak problem alanlarını ve temsil stratejilerini birlikte düşünmeye imkan tanımaktadır. Bu tez kapsamında, her iki sanatçının eserleri biçimsel yapıları, anlatısal dilleri, estetik anlayışları ve sanatsal yaklaşımları açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ele alınan eserler, modern sanatların temel ilkeleri doğrultusunda; geleneksel biçimlerin reddi, klasik estetik normların bozulması, içsel çatışmaların simgesel olarak ifade edilmesi, sanat yoluyla toplumsal bir eleştirel tutumun belirlenmesi ve disiplinlerarası sanatsal bakış açılarının geliştirilmesi gibi temel ilkeler çerçevesinde ve modern sanatlar bağlamında karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Böylece, sanatın estetik alanını aşan, eleştirel ve ahlaki normlarla çerçevelenmiş bir anlayış olarak yönelimi ifade edilmek istenmiştir. Analiz, görsel çözümleme ile müzikolojik okumanın kesiştiği bir yöntembilim zeminine dayanmakta; tematik karşılaştırma, biçimsel anoloji ve tarihsel bağlamlaştırma ilkeleri eşzamanlı işletilmektedir.Böylece, sanatın çerçevelenen eleştirel bir yönelim görünür kılınmaktadır. Bu sentez nihayetinde sanatın insan algısını biçimlendirmeye, kültürel yansımayı ilhamla beslemeye ve geçmiş ile şimdi arasındaki diyaloğu sürdürmeye nasıl devam ettiğini ortaya koymaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular, sanatın hem zamansal hem de disipliner sınırlarının ötesindeki iletişimsel gücünü ortaya koymuştur. Hogarth'ın gravürlerinin görsel anlatı dili ile Stravinsky'nin müziğinin yapısı, modern sanatlar bağlamında kurulabilecek sanatlararası bir ilişkinin olanağını ifade etmiştir. Bu bağlamda çalışma, modern sanatlara ait üretimlerin katmanlı doğasını ortaya koymakla kalmamakta, bununla birlikte sanatın, birey ile toplum arasındaki bağı eleştirel biçimde sorgulamaya olanak sağlayan dönüştürücü potansiyelini de vurgulamaktadır.Sonuç olarak, sunulan karkılaştırmalı çerçeve alan yazına bir katkı sağlamayı amaçlamakta ve gelecekteki disiplinlerarası araştırmalar için verimli bir zemin önermektedir
Barok ve Romantik dönem operalarında arya ve reçitatif kavramı: Handel'in Rınaldo ile Gounod'nun Sapho Operası örneklemi
Bu çalışma, Barok ve Romantik dönem operalarında arya ve reçitatif kavramlarının biçimsel, işlevsel ve yorum farklılıklarını incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Müzik tarihinde önemli bir yere sahip olan bu iki form, her dönemde farklı estetik anlayışlara ve bestecilik tekniklerine göre şekillenmiştir. Çalışmada George Frideric Handel'in Rinaldo (1711) ve Charles Gounod'nun Sapho (1851) operaları karşılaştırmalı olarak incelenmiş olup hem dönemin müzikal ve dramatik özellikleri hem de mezzo-soprano ses türüne yazılmış rollerin icra teknikleri açısından değerlendirilmiştir. Araştırma, nitel veri toplama yöntemine dayalı olarak literatür taraması ile yürütülmüştür. Seçilen eserlerdeki belirli aryalar ve bunlara bağlı reçitatif bölümleri, yapısal, armonik, melodik ve dramatik açıdan analiz edilmiştir. Ayrıca döneme özgü icra geleneği, süsleme teknikleri, orkestrasyon anlayışı ve dramatik anlatım biçimleri değerlendirilmiştir. Çalışma, özellikle opera öğrencileri, mezun icracılar ve ses eğitmenleri için dönemsel üslup farkındalığını geliştirecek bir kaynak niteliği taşımaktadır. Barok dönemde arya formu, çoğunlukla da capo (A–B–A) yapısına dayalı, süsleme ve virtüöziteye açık bir biçim sergilemektedir. İlk bölümde karakterin duygusal durumu sunulurken, ikinci bölüm kontrast bir ifade getirmektedir. Tekrar edilen A bölümünde ise yorumcu süsleme ve varyasyonlarla dramatik etkiyi güçlendirmektedir. Reçitatifler, recitativo secco ve recitativo accompagnato olmak üzere iki ana türde kullanılmış olup Recitativo secco, klavsen ve basso continuo eşliğiyle sade bir yapı sunmuştur. Recitativo accompagnato ise orkestranın aktif eşliğiyle yoğun dramatik sahnelerde tercih edilmiştir. Handel'in Rinaldo operasında "Lascia ch'io pianga" (Almirena) aryası, yalın melodisi ve duygusal yoğunluğuyla Barok müziğin özlü ifadesini temsil ederken, "Cara sposa" (Rinaldo) aryası, mezzo-soprano tınısının sıcaklığıyla karakterin umutsuzluğunu güçlü biçimde yansıtmaktadır. Romantik dönemde ise arya ve reçitatif arasındaki sınırlar daha akıcı hale gelmiş, orkestrasyon zenginleşmiş ve müzikal ifade daha geniş bir dinamik yelpazeye kavuşmuştur. Aryalar, senfonik özellikler taşıyan orkestral eşlikler ve yoğun kromatik armonilerle karakterlerin psikolojik derinliğini ön plana çıkarmıştır. Reçitatifler, dramatik akışı sürdürmekle birlikte orkestral doku açısından çok daha zengin duyulmaktadır. Gounod'nun Sapho operasında, antik Yunan şairi Sapho'nun duygusal portresi, "Ô ma lyre immortelle" aryasında geniş melodik yaylar, yoğun kromatik geçişler ve orkestral renklerle işlenmiştir. Bu arya, Romantik dönemin bireysel duyguyu ön plana çıkaran estetik anlayışının güçlü bir örneği olmuştur. Karşılaştırmalı analiz sonucunda, iki dönem arasında belirgin farklılıklar olduğu görülmüştür. Barok dönemde arya formu, katı bir da capo yapısına dayalıyken, Romantik dönemde daha serbest biçimlere evrilmiş ve dramatik bütünlük korunarak ifade edilmiştir. Orkestral yapı bakımından Barok müzik, daha sınırlı bir orkestra kadrosu ve basso continuo merkezli bir anlayışa sahipken, Romantik dönemde geniş senfonik renkler ve yoğun armonik dokular öne çıkmıştır. Dramatik işlev açısından, Barok'ta reçitatifler çoğunlukla olay örgüsünü ilerleten bir köprü görevi görmüş, buna karşılık Romantik dönemde bu bölümler, dramatik yoğunluğu artıran başlıca unsurlardan biri haline gelmiştir. İcra üslubunda ise Barok operada süsleme ve stilize yorum ön plandayken, Romantik operada duygusal yoğunluk ve sesin dramatik kapasitesini ön plana çıkaran bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışmanın sonunda, opera icracılarının bu iki dönem arasındaki farkları bilerek, döneme uygun yorum tekniklerini uygulamalarının performans kalitesini doğrudan etkilediği vurgulanmıştır. Bu nedenle, arya ve reçitatif kavramlarının tarihsel evrimi, yalnızca müzikolojik açıdan değil, sahne uygulamaları açısından da incelenmesi gereken bir konudur.