
16
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de hastanelerde tesis yönetiminin uluslararası standartlar yönünden değerlendirilmesi: Ankara Şehir Hastanesi örneği
Günden güne artan insan nüfusu, insanların yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfus oranının artışı, ortaya çıkan yeni ve salgın hastalıklar sonucunda daha fazla insanın sağlık tesislerinde tedavi edilme zorunluluğunu doğurmaktadır. Bu sorunların üstesinden gelebilmenin en temel yolu ise sağlık tesislerindeki hizmet süreçlerinin iyileştirilmesi ile yönetim kalite düzeyinin yükselmesi sonucunda sağlık tesislerindeki hizmet performans düzeyin artmasıdır. Sağlık tesislerinde verilen hizmetlerin başarılı bir şekilde yürütülebilmesindeki temel bileşenlerden birisi sağlık tesis yönetimidir. Bu çerçevede sağlık tesis yönetimlerinin iyileştirilmesi hedefinde yaşanan en temel sorun tüm sağlık tesis yönetimi organizasyonlarına uygulanabilecek tek d-oğru yöntem veya kılavuzun olmamasıdır. Sağlık tesis yönetimini alanında bütüncül bir değerlendirme yapan, sağlık tesis yönetimine genel olarak odaklanan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada tesis yönetimi anlayışının kavramsal çerçevesi hem genel hem de tesis yönetimi kavramının alt başlıklarıyla, sağlık hizmetleri sistemleri, sağlık tesisleri ve sağlık tesis yönetimi ilişkisi, birleşik hastane yönetimi, sağlık tesislerinde entegre hizmet süreçleri, sağlık tesislerinde risk yönetimi, uluslararası standartlar ve Amerika'da sağlık tesis hizmetleri konuları incelenmiştir. Çalışmanın saha çalışmasının gerçekleştirildiği Ankara Bilkent Şehir Hastanesi özelinde sağlık tesis yönetimi anlayışı saha çalışmasının sonuç bulguları ışığında tesis yönetimi anlayışı değerlendirilmiş ve çeşitli öneriler yapılmıştır. Sağlık tesis yönetimi alanında yapılmış mevcut çalışmalardan farklı olan bu çalışma ile büyük ve entegre bir sağlık tesisinde hizmet veren tesis yönetimini bütüncül bir çerçevede ele alarak hem tesis yönetimi anlayışını hem de verilen hizmetlerin mevcut durumunu inceleyen bütüncül bir araştırmaya gerçekleştirilmiştir.
Sosyal konut deneyiminin dönüşümünde mekânsal planlamanın rolü: Ankara üzerine bir inceleme
Sosyal konut üretimi, toplumun ağırlıklı olarak düşük gelirli ve dezavantajlı kesimlerinin barınma ihtiyaçlarını karşılama amaçlı bir yaklaşım olup aynı zamanda bireylerin ve hane halklarının yaşam kalitesini artırmayı, toplumsal bütünleşmeyi güçlendirmeyi ve kentsel fırsat eşitliğini desteklemeyi amaçlamaktadır. Sosyal konut deneyimi, kentsel yaşamın tüm unsurları ve hizmetleri ile olan bütüncül bağlantısı nedeniyle mekânsal planlama eylemi ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, sosyal konutların etkinliği ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasında mekânsal planlama önemli bir rol oynamaktadır. Dünyada toplumsal bütünleşmenin temini ve ayrımcılığın önlenmesi hedefi üzerinden geliştirilen "sosyal karışım" politikasının giderek sosyal konut uygulamalarıyla birleşmesinin gündem edildiği görülmektedir. Literatürde her iki uygulamayı bir arada ele alan ya da bu uygulamaların mekânsal kararlarla yönlendirilebilirliğini inceleyen çalışmalar bulunmakla birlikte sosyal konut, sosyal karşım ve mekânsal planlama ilişkisini bir arada ele alan çok az sayıda araştırma belirlenmiş, Türkiye'de ise bu yönde bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışma ile öncelikle literatür incelemesi üzerinden sosyal konut uygulamaları ile bağlantılı mekânsal kararların ve değişimlerin ortaya konması sağlanmıştır. Ampirik çalışmalar kapsamında; sosyal konut uygulamalarına ilişkin mekânsal kararların oluşturulmasında görev ve sorumlulukları olan kamu profesyonelleri ile Ankara'da belirlenen saha kapsamındaki konut sakinlerine anket uygulanmıştır. Bulgular, sosyal konut alanları ile ilgili ağırlıklı merkezi alanlarda olmak üzere uygun yer seçim kararları verilmesi ve kentsel olanakların eşitlikçi dağılımının sağlanması gibi temel mekânsal kararların önemine vurgu yapıldığını göstermektedir. Ayrıca, sosyal karışım hedefine ulaşmada, büyük ölçekli kullanımlara imkân veren mekânsal kararların, sosyal içermenin ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasında etkili olabileceği sonucu çıkmıştır. Ancak bu konudaki önemli bir bulgu da gelir ve refah düzeyi yükseldikçe "sosyal karışım" odaklı sosyal konut üretimi politikasının uygulanmasında güçlüklerle karşılaşılabileceğidir. Bu nedenle "sosyal karışım odaklı sosyal konut" uygulamalarının yakın konum ve benzer sosyal- kültürel yapıya sahip, düşük ve orta gelir grupları arasında gerçekleşmesi daha olası görülmüştür. Çalışmanın son aşamasında literatür ve saha çalışması sonuçları üzerinden "sosyal karışım odaklı sosyal konut geliştirmede mekânsal planlamanın katkısının iyileştirilmesi" amaçlı kavramsal bir model önerisi geliştirilmiştir. Öneri modelin Türkiye'de sosyal konut, sosyal karışım ve mekânsal planlama ilişkisini bir arada ele alan bir yaklaşım bulunmadığından literatüre katkı sağlayacağı, esnek ve farklı bağlamlarda uygulanabileceği ve yol gösterebileceği düşünülmüştür. Sonuç olarak Türkiye'de genel mekânsal planlama politikalarının yanı sıra finansman, yönetim ve yönetişim gibi birçok alanda çeşitli düzeylerde sorunların mevcut olmasının, belirlenen hedefe ulaşmayı güçleştirebileceği görülmekle birlikte temel nitelikte bazı önerilerde bulunulmuştur.
Bulanık regresyon fonksiyonları yöntemi ile konut kredisi riski modellemesi
Kredi riskinin değerlendirilmesi son yıllarda yaşanan finansal krizler nedeniyle önemli bir konu halini almıştır. Kredi riskinin doğru tespit edilmesiyle finansal kuruluşlar, kredi başvurusu yapan kişi ve kurumlara kredi vermemeyi ya da ek teminatlar talep etmeyi tercih ederek; kredi kaynaklı risklerini mümkün olduğunca aza indirebilmektedir. Finansal kuruluşların veriye dayalı doğru kredi verme kararı alabilmeleri için kredi riski değerlendirme modelleri kullanılmaktadır. Ancak kredi riski verileri genelde riskli ve riskli olmayan bireylerin oranına göre dengesiz bir dağılım sergilemektedir. Sınıflandırma modellerinde bu tür dengesiz form, çoğunluk sınıfı lehine yanlı tahminler ile sonuçlanmakta ve sınıflandırma doğruluğu riskli bireylerin yer aldığı azınlık sınıfı için çok düşük kalmaktadır. Bununla birlikte, göreceli olarak yüksek riskinden ve ciddi finansal kayıplara yol açmasından dolayı bankalar ve finans kurumları, pratikte azınlıkta olan sınıf vakalarının tespitine daha fazla önem vermektedir. Bu çalışmada konut kredisi riskinin değerlendirilmesi amacıyla Bulanık Regresyon Fonksiyonları (BRF) yaklaşımından faydalanılmıştır. Yeniden örnekleme yöntemi ile dengesiz veri setinin getirmiş olduğu dezavantajlardan kaçınmak ve azınlık sınıfına ait doğruluğu daha yüksek tahminler elde etmek amaçlanmış olup, BRF yaklaşımı ile geleneksel makine öğrenmesi yöntemlerinin performansında iyileştirme gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Açık kaynaktan temin edilen gerçek konut kredisi veri seti kullanılarak elde edilen bulgular farklı performans ölçütleri ile değerlendirilmiştir. Dengesiz bir dağılım gösteren konut kredisi veri setinde yeniden örnekleme yöntemine göre gerçekleştirilen farklı uygulamalarda, BRF yaklaşımının klasik makine öğrenmesi yöntemlerine göre daha üstün sınıflandırma doğruluğuna ulaştığı belirlenmiştir.
Belediyelerde ecrimisil uygulamaları değerlendirilmesi ve sorunların analizi
Türkiye'de 2000'li yılların başından itibaren kamu reformu kapsamında yeni yasal düzenlemelere gidilmiş, merkezi yönetimin yerel halka en yakın organik bağı olan ve yerel halka hizmet sunumunda önemli rolü bulunan belediyeler kapsamında belediye kanunlarında da birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Belediyelerin yeni düzenlemeler ile yönetsel anlamda görevleri ile ilgili sorumlulukları artmış olmasına rağmen mali anlamda güçlenmelerini sağlayabilecek düzenlemelerde eksik kalındığı yadsınamayan bir konudur. Belediyelerde ecrimisil uygulamalarında karşılaşılan sorunların analizi amacıyla yapılan bu çalışmada, ilk olarak ecrimisil kavramı ve yerel yönetim birimi olan belediyelerde ecrimisil uygulamaları kuramsal olarak ele alınmış, daha sonra belediyeler kapsamında ecrimisil uygulamaları yasal düzenlemeler ve yargı kararları kapsamında incelenmiş ve son olarak ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde yapılan ecrimisil işlemleri sırasında karşılaşılan sorunların tespiti için belediyelerin emlak ve istimlak müdürlükleri, mali hizmetler müdürlükleri, kırsal hizmetler müdürlükleri, hukuk işleri müdürlükleri, kıymet takdir komisyon üyeleri ve yöneticileri ile yapılan anket çalışması yoluyla toplanan verilerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışma kapsamında belediyelerde ecrimisil uygulamalarında karşılaşılan sorunlar, idare mahkemeleri, idari dava daireleri ve Danıştay dairelerinin vermiş olduğu kararlar üzerinden ele alınmıştır. Yargı kararları kapsamında belediyelerde ecrimisil uygulamalarında uyuşmazlıkların sıklıkla hangi durumlarda yaşandığı konularına göre gruplandırılarak incelenmiştir. Araştırma sonucuna göre belediyelerde ecrimisil uygulamalarında daha çok yasal düzenlemelerdeki eksikliklere dayalı olarak, mülkiyetlerinde bulunan taşınmazların gerçek kişiler tarafından işgale uğramasının yanı sıra kamu tüzel kişileri tarafından işgale uğraması ya da belediyelerin kamu tüzel kişilerinin tasarrufunda bulunan taşınmazlarını işgal etmesi sonucunda idarelerin hukuki olarak zor durumda kalmalarına neden olduğu görülmektedir. Belediyelerde ve kamu idarelerinde taşınmaz yönetimi ve idaresinin etkin ve verimli olması, sürecin daha iyi yönetilebilmesi ve hukuki olarak sorunların yaşanmaması adına aynı zamanda merkezi idareye bağlı olan yönetim birimleri ile yaşanan uyuşmazlıkların giderilmesi için yeni düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmaktadır. Belediyelerin mülkiyetlerinde bulunan gayrimenkullerinin yönetimi ve idaresini etkin ve verimli bir şekilde sağlayabilmeleri için öncelikle belediye kanunu ile çerçeve düzenleme yapılması ve gerektiğinde büyükşehir belediyelerine gayrimenkul yönetimi konusunda yönetmelik veya tebliğ çıkartma yetkisinin verilmesi zorunlu görülmektedir. Ayrıca belediyelerin başta emlak ve istimlak olmak üzere işletme ve iştirakler, imar ve şehircilik, altyapı ve kırsal hizmetler gibi birimlerinde gayrimenkul geliştirme ve yönetimi uzmanlarının zorunlu olarak istihdam edilmelerinin sağlanması, bunun yanı sıra yapılacak ikincil düzenlemeler ile nitelikli personel istihdamı yoluyla uygulamanın standardize edilmesi, şeffaflık ve hesap verilebilirliğin, kendi kaynaklarından optimum düzeyde fayda sağlanmasının mümkün olabileceği vurgulanmalıdır.
İnşaat ve gayrimenkul sektöründeki işletmelerde vergi bilinci ve algısı: Ankara ilinde konut üreticileri ve satıcıları yönünden bir değerlendirme
İnşaat ve gayrimenkul sektörü, birden fazla alt sektörü ilgilendiren ve birden fazla sayıda ve türde vergisel yükümlülükleri içinde barındıran bir sektör olarak görülmektedir. Bu sektör içinde, bireylerin barınma ihtiyaçlarını karşılayan ve dolayısıyla en fazla ekonomik büyüklüğe sahip konut sektörü bulunmaktadır. Konut üretimi, kişilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapıldığı gibi başkaları adına bir taahhüte bağlı olarak da yapılmaktadır. Konut üretimine ilişkin inşaat işleri yıl içinde başlayıp bittiği gibi bir yılı aşkın süreyi de kapsamaktadır. Konut üretimi ağırlıklı olarak bir yılı aşkın süreyi içeren ve taahhüte dayılı yapılan inşaat işleridir. İnşaat işlerinin birden fazla yıla yayılması ve çok sayıda taraflara sahip olması nedeniyle bu süreçte, birden fazla ve türde vergisel yükümlülüklerle karşılaşılmaktadır. Çalışmayla, konut üretimi sürecinde yer alan yükümlülerin, vergisel yükümlülüklerini yerine getirmedeki vergi bilinci ve algısına ilişkin tutum ve davranışları ile vergi bilinci ve algısını etkileyen faktörlerin neler olduğunun tespiti amaçlanmıştır. Belirtilen amaç doğrultusunda hipotezler geliştirilmiştir. Çalışma, Ankara ilinde konut üreticisi ve satıcısı olan gelir ve kurumlar vergisi yükümlülerini kapsamaktadır. Çalışmada kavramsal çerçeveye yönelik olarak; inşaat işleri, vergileme, vergi bilinci ve algısı ile inşaat ve gayrimenkul sektörünün vergilendirilmesi bağlamında muhasebe uygulamalarına değinilmiştir. Çalışmada yöntem olarak sınıflandırma ölçütüne, anket uygulamasına, yorumlayıcı ve açıklayıcı yaklaşımlara yer verilmiştir. Bu kapsamda, veri toplama aracı olarak birincil ve ikincil veriler kullanılmıştır. Birincil veriler olarak anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulamasından elde edilen sonuçlardan inşaat işlerinde faaliyette bulunan yükümlülerin vergi bilinci ve algısına ilişkin düşünceleri saptanmaya çalışılmıştır. Yükümlülerin vergi bilinci ve algısını etkileyen etmenlerin neler olduğunun tespiti için ölçüm modeli geliştirilmiştir. Modelin geliştirilmesinde faktör analizinden yararlanılmıştır. Faktör analizi sonrasında ortaya çıkan sonucun geçerliliği doğrulayıcı faktör analiziyle test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda yükümlülerin demografik özellikleri ile vergi bilinci ve algısı arasında anlamlı ilişki t ve anavo testi ile açıklanmıştır. Çalışma sonucunda, öne sürülen varsayımlar ile yükümlülerin vergi bilinci ve algısını etkileyen etmenlerle ilgili olarak geliştirilen hipotezlerin literatürü desteklediği saptanmıştır. Çalışma sonuçlarının, sektörde faaliyette bulunan yükümlülere ve sektörü regüle eden kurum ve kuruluşlara önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Gayrimenkul geliştirme ve yönetiminde değer haritaları ve uygulama alanları-Van ili örneği
Gayrimenkul geliştirme ve yönetimi, sadece fiziksel varlıkların inşa edilmesi ve idaresiyle sınırlı kalmayıp aynı zamanda ekonomik, çevresel ve toplumsal boyutları da içeren karmaşık bir süreçtir. Bu çalışmada literatür inceleme ve mevzuat analizi ile araştırma gereksiniminin tanımlanmasının yanı sıra dünya uygulamaları kapsamında gayrimenkul değer haritalarının kullanım alanları, kullanıcı kitleleri ve hem uygulayıcılara hem de kullanıcılara sağladığı avantajlar ile gayrimenkul sektöründe bir yönetim aracı olarak kullanılmasına yönelik tespitler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında belirlenmiş olan pilot bölgede, yerel ve uluslararası uygulama ile mevzuat düzenlemelerin incelenmesi neticesinde belirlenmiş olan faktörlerin, uygulayıcı ve taşınmaz melikleri ile yapılan anket çalışması neticesinde, taşınmaz değerlerine olan etkileri ölçülmeye çalışılmıştır. Buna göre; arazi vasıflı taşınmazların değerine etki eden faktörlerin ağırlıklarının belirlenmesi amacıyla yapılan anket çalışmasının sonuçlarına göre katılımcıların, değeri etkileyen en önemli faktör olarak (% 11) "şehir merkezine olan uzaklığın" tercih edildiği görülmektedir. Sonrasında ise "sulama tesislerinin varlığı" (% 10) en önemli ikinci faktör olarak tercih edilmiştir. Benzer şekilde arsa vasıflı taşınmazların için ise şehir merkezine uzaklık, imar uygulaması görüp görmediği ve imar durumunda ada kullanımı faktörleri değeri en çok etkileyen (% 9) faktörler olarak değerlendirilmiştir. Son olarak yapıların değerine etki eden faktörler içerisinden, katılımcıların çoğunluğunun değeri en çok etkileyen faktör olarak (% 11) kamu hizmetlerinden yararlanmayı seçtikleri görülmektedir. Dünya örneklerine bakıldığında gayrimenkul sektöründe bir çok alanda gayrimenkul değer haritalarına dayalı olarak çeşitli stratejilerin geliştirildiği, bir çok sorunun çözüm aracı olarak kullanıldığı hepsinden önemlisi bir yönetim aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Emlak vergi tutarı, imar planlarının yapılması ve projeksiyonun belirlenmesi, imar uygulamalarının yapılması gibi birçok uygulamada gayrimenkul değer haritalarının doğrudan veya dolaylı bir şekilde kullanıldığı görülmektedir.
Şehir hastanelerinde kamu özel işbirliği yatırım modelinin belirlenmesi
Şehir hastanelerinde yatırım modelinin belirlenmesi, kamu politikaları ve kaynakların etkin kullanımı açısından büyük önem taşımaktadır. Bu hastaneler genellikle kamu kaynaklarıyla finanse edilmekte olup bu kaynakların etkin bir şekilde yönetilmesi, dağıtılması ve kullanılması, stratejik bir yaklaşım gerektirmektedir. Doğru yatırım modeli seçimi, sağlık hizmetlerinin eşitlik ve adalet prensiplerine göre dağıtılmasını destekleyerek, kamunun kaliteli sağlık hizmetlerine erişimini güvence altına almaktadır. Şehir hastanelerinin büyük ölçekli projeler olması, sürdürülebilirlik hedefleriyle yönetilmelerini zorunlu kılmaktadır. Yatırım modeli, hastanenin gelecekteki ihtiyaçlarına stratejik bir planlama sunarak, teknolojik gelişmelerin izlenmesi, altyapı iyileştirmeleri ve uzun vadeli yatırımların planlanması gibi unsurları içermektedir. Aynı zamanda, kamu politikalarının sağlık hizmetlerine yönelik hedeflerini destekleyerek, halk sağlığının geliştirilmesini, sağlık hizmetlerine erişimin artırılmasını ve hasta güvenliğinin sağlanmasını amaçlamaktadır. Bu doğrultuda belirlenen yatırım modelleri, kaynakların bu politika hedefleri doğrultusunda etkin bir şekilde kullanılmasına odaklanmaktadır. Çalışma, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modellerinin büyük altyapı projelerindeki kritik önemini vurgulayarak, özellikle şehir hastaneleri bağlamında doğru KÖİ yatırım modellerinin belirlenmesine yönelik eksiklikleri ele almaktadır. Bu modellerin her projeye özgü olduğu ve farklı amaçlara ve ihtiyaçlara uygun olduğu göz önüne alınarak, dikkatli bir analiz ve değerlendirme sürecinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Çalışmada, şehir hastaneleri gibi büyük projelerin başarısında, proje özelliklerinin yanı sıra karar verme süreçlerinin de kritik öneme sahip olduğu vurgulanmakta olup projenin gereksinimleri, maliyetleri, riskleri ve operasyonel etkinliği gibi faktörlerin dikkatlice analiz edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Şehir hastanelerindeki yatırım modellerinin belirlenmesine dair yapılan incelemeler, bu büyük ölçekli yatırımların başarılı bir şekilde yönetilmesine yönelik rehberlik edici bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Çalışmanın sonuçları, KÖİ yatırım modeli ve yap, kirala ve devret gibi alternatif modellerin belirlenmesinde izlenmesi gereken adımlar ve yapılması gereken analizler için önemli bir yol haritası sunmaktadır.
Gayrimenkul pazarlamada satış süresini etkileyen faktörlerin analizi: Bolu ili merkez ilçe örneği
Gayrimenkul satın almak isteyenlerin aradıkları gayrimenkule nasıl ulaştıkları, pazarlama aracılarının ilan ve reklam yöntemleri, kullandıkları pazarlama tekniklerinin analizi ve hangi stratejilerin daha etkili olduğuyla beraber gayrimenkul satış süresini hızlandıran faktörlerin belirlenmesi araştırmanın temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu çalışmada gayrimenkul pazarlama faaliyetlerine ait bilimsel çalışmalar ve literatür gözden geçirilerek satışa sunulan gayrimenkullerin pazarda ilanda kaldıkları süreleri etkileyen parametreler tanımlanmaya çalışılmaktadır. Araştırma konusu olan gayrimenkullerin satış hızı veya piyasada kalma süresine etki eden önemli etmenlerin Dünya'nın farklı ülkelerinde incelendiği ancak Türkiye'de daha çok tüketicilerin satın alma kararını etkileyen müşteri eğilimleri üzerinde durulduğu ve pazarda geçirilen sürenin nelere bağlı olduğuna dair değerlendirilmelerin yapılmadığı görülmektedir. Çalışmada, gayrimenkul pazarının özellikleri, pazarlama başarısını etkileyen nüans ve stratejilerin pazarda kalma süresine olan etkilere değinilmektedir. Gayrimenkul pazarlama işiyle uğraşan tüm aracılara ve pazarlama departmanına sahip gayrimenkul geliştiricilerine satış portföylerinde bulunan konut, arsa ve ticari türdeki gayrimenkulleri hızlı bir şekilde pazarlayabilmeleri için gerekli olan strateji ve planlamaların yol haritası şeklinde sunularak hazırlanması önemli görülmektedir. Dijitalleşme giderek artarken, tüm pazarlama uzmanlarının satış hacimlerini yükseltmeleri ve müşterilerle uzun vadeli ilişkiler kurabilmelerini destekleyecek asgari düzeydeki planlamaların neler olabileceğinin gösterilmesi amaçlanmaktadır. Emlak komisyoncularının sahada uyguladığı geleneksel ve yeni nesil pazarlama aktivitelerinin, ilana çıkılan gayrimenkuller için pazarda kalma süresi üzerindeki etkileri doğrusal ve lojistik regresyon analizi ile kapsamlı bir şekilde incelenmektedir. İlanın ilk fiyatının belirlenme şeklinin, gayrimenkulün fiziksel özelliklerinin, özkaynak kullanma oranının, ilanın yenilenme sıklığının, arama motoru optimizasyonu, sosyal medya ve tavsiye pazarlama gibi yöntemlerin kullanılmasının gayrimenkullerin pazarda kalma süresinde etkili faktörler olduğu dikkat çekmektedir. Sonuçta, gayrimenkullerin kaç ayda satılabileceği hakkında pazarlama olasılıkları üretilmektedir.
Konuta erişilebilirlik, konut talebi ve talebi etkileyen faktörlerin analizi: Ankara ili örneği
Geçen yüzyılın başlarından itibaren dünyada birçok ülkede gayrimenkullere yönelik ekonomik yaklaşımlara ağırlık verilerek bu alanda birçok model ortaya konulmuştur. Bu araştırmada; kentsel konut piyasalarının işleyişinde etkin olan teorileri açıklamak, konuta erişilebilirlik yaklaşımlarını incelemek, makro nitelikli değişkenler ile talep modeli oluşturmak, tüketicilerin karar alma sürecinde etkili olan değişkenleri anket verilerinin analizine dayalı olarak açıklamak temel hedeflerdir. Konut talebi kapsamında VAR, Granger ve VECM modelleri incelenerek 2000-2021 dönemine ilişkin talep modeli için Engle-Granger iki aşamalı tahmin yöntemi uygulanmıştır. Model sonuçlarına göre; yerleşik hane halkları tüketim harcamaları, yapı kullanma izin belgesi alan daire sayısı, gayrimenkul faaliyetleri ve toplam nüfus değişkenlerinde görülen artışların konut satışlarını artırıcı ve konut kredisi faiz oranında görülen artışların ise konut satışlarını azaltıcı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Tüketici kararlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi için Çankaya ilçesinde konut satın alan 793 kişiye anket uygulanmıştır. Anketin öne çıkan sonuçlarına göre; bireyler farklı mesafelerde ikamet edecek olmalarına rağmen, ulaşım veya uzaklık değişkeni her iki cinsiyet grubu için en önemli seçenek olarak işaretlenmiştir. Konuta erişilebilirlik kapsamında kamu kurumlarının konut projesi geliştirme, konut üretimi ve finansman paketleri dışında belediye ve özel konut şirketleri örnekleri, sosyal kiralık konut uygulaması, yap kirala modeli, adil konut kanunu gibi yasal ve kurumsal düzenleme ile uygulama yapılması gibi konularda çalışma yapılması, birçok gelişmekte olan ülkede ve Türkiye'de özellikle orta ve alt gelir grubu hanelerin konut erişimlerini kolaylaştırıcı politikaların geliştirilmesi ve etkin uygulamaların yapılması yoluyla barınma sorunlarına kalıcı çözüm geliştirilmesinin mümkün olabileceği değerlendirilmektedir.
Kentsel su yönetimi, suyun fiyatlandırılması ve içme suyu yatırımlarının finansmanı
Kentsel nüfus artışı ile suya olan talep artmaktadır. Bunun karşısında kentsel atık suların neden olduğu kirlilik su kaynaklarının niteliğinin bozulmasına neden olmaktadır. Su ihtiyacının karşılanması ve atık suların zarar oluşturmadan ekolojik ortama deşarj edilmesi gerekmektedir. Bu amaçlar yüksek maliyetli yatırımların yapılmasını gerektirmektedir. Bu maliyetlerin karşılanması suyun fiyatının doğru tespiti ile su gelirlerinin bu hizmetlerde kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Araştırmanın amacı, orta ölçekli bir şehir olan Merzifon ilçesi örneği üzerinden kentsel suyun arzının ve talebinin yönetiminde mevcut uygulamaları değerlendirerek, su kaynaklarının korunması, suya ödenebilir biçimde erişimin sağlanması, sürdürülebilir kentsel su ve atıksu yönetiminin gerçekleştirilmesi için fiyatlandırılmasının önemini ortaya koymaktır. İçme suyu şebekesi su dengesi oluşturularak fiziki ve idari kayıplar belirlenmiştir. İçme suyu şebekesindeki arıza durumları değerlendirilmiştir. İçme suyu şebekesinin yenilenmesi durumunda sürdürülebilir ekonomik fiziki kayıp seviyesi tespit edilmiştir. Mevcut durumda 2020 yılı verilerine göre su birim fiyatı kaynak ve çevresel maliyetler göz önüne alınarak hesaplanmıştır. Su ve kanalizasyon idaresi temelinde SWOT analizi yapılarak ilçe hane halkı, ticarethane ve mahalle muhtarlarına anket yapılarak kentsel su ve atık su yönetimi, hizmetler, ödeme istekliliği analizleri yapılmıştır. İçme suyu şebekesi yenileme projesi belediyenin dış kaynak kullanarak yapacağı proje olup, bu proje statik ve dinamik değerlendirme yöntemleri kullanılarak ele alınmıştır. İlçe su kaynaklarının büyük bir kısmını yeraltı su kaynakları oluşturmaktadır. Bu su kaynakları içme kullanma, endüstriyel ve tarımsal alanlarda kullanılmaktadır. İlçe içme suyu şebekesindeki su kayıp kaçak oranları yüksektir. Fiziki (gerçek) su kayıplarının sisteme verilen suyun %44,12'si kadar, gelir getirmeyen suyun ise sisteme verilen suyun %51,29 olduğu tespit edilmiştir. Belediye yatırım programında yer alan içme suyu şebekesi yenileme projesinin gerçekleşmesi durumunda hedef su dengesi çıkarılmıştır. Suyun yeraltı suyu düşümüne bağlı olarak ortaya çıkan kaynak maliyetleri ve havza bazlı koruma çalışmalarına bağlı ortaya çıkan DSİ 2020 yılı bütçesine göre gerçekleşen kaynak maliyetleri göz önüne alınarak sürdürülebilir ekonomik fiziki kayıp düzeyinin %4,5 olduğu tespit edilmiştir. Mevcut içme suyu şebekesinde altyapı sızıntı endeksi 13,6 iken, şebeke yenilenmesi durumunda 1,4 olarak hesaplanmıştır. Su sayaçlarının bakım onarımlarının 10 yılda bir yapılması düşünüldüğünde ön ödemeli kartlı elektronik sayaç kullanımının ekonomik olmadığı görülmüştür. Hane halkı ödeyebilirliği mevcut fatura tutarı göz önüne alındığında %3 olarak hesaplanmış, su ve atık su maliyetlerinin tam olarak yansıtılması durumunda ise %5'e çıkacağı görülmüştür. Bu durum tarifelere suyun değerinin tam olarak yansıtılması durumunda ödenebilirlik sorunlarının derinleşeceğini, göstermektedir. Suyun korunumunun sağlanması için gerekli fiyat sinyallerinin tüketicilere ulaştırılması gerekmektedir. Bu fiyat sinyalleri ulaştırılırken ödeyebilirliğin sorun olmaması için artan oranlı tarife uygulanarak, ödeme güçlüğü çekenlere sosyal yardımlar verilerek önlenmesi sağlanabilir. İçme suyu yenileme projesinin değerlendirilmesi ile mevcut ortalama su fiyatı baz alındığında projenin yapılabililiği uygun çıkmamaktadır. Projenin %7 iskonto oranında net bugünkü değeri sıfıra eşitleyen ortalama su birim fiyatının 4,97 TL olduğu tespit edilmiştir.
İpoteğe dayalı menkul kıymet teminat havuzunun değerlemesi ve otomatik değerleme modelleri
Bu çalışmada, öncelikle menkul kıymetleştirme ve ikincil mortgage piyasasının özellikleri incelenmiş ve menkul kıymetleştirme yoluyla üretilen ipoteğe dayalı menkul kıymetlerin değerlemesi için erken ödeme ve temerrüt riskleri analiz edilerek açıklanmıştır. Mortgage kredi faiz oranlarının düşmesiyle ortaya çıkan 'yeniden finansman teşviki' erken ödeme riskinin, konut fiyatlarının düşmesiyle kredinin değerinin konutun değerinin aşağısına inmesi sonucunda borçluların negatif özkaynaklı hale gelmesi ise temerrüt riskinin temel belirleyicileri olarak gösterilir. Ancak Yarışan Riskler Cox Regresyon Analizi ile makine öğrenmesi yaklaşımlarından Çoklu Lojistik Regresyon Analizi ve Rasgele Orman yöntemleriyle yapılan risk analizleri sonucunda borçluların özelliklerinin ve ödeme davranışlarının heterojenlik sergilediği anlaşılmıştır. Bu risklerin açıklanmasında yeniden finansman teşviki ile negatif özkaynak durumunun yeterli olmadığı ve borçlu ve kredi özellikleri ile bölgesel ekonomik faktörlerin de dikkate alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Ardından temerrüt riskinin ipoteğe dayalı menkul kıymet havuzları, mortgage piyasaları ve ülke ekonomileri üzerinde yarattığı olumsuz etkiler göz önüne alınarak, ipoteğe dayalı menkul kıymetlerin teminatı gayrimenkullerin değer tespitlerinin yapılması ve kontrolü ile vade tarihine değin izlenmesinde otomatik değerleme modellerinin rolü incelenmiştir. Geleneksel gayrimenkul değerleme yaklaşımı yerine, istatistiksel modellere ve testlere dayalı olarak geliştirilen otomatik değerleme modellerinin ve bu modeller desteğiyle geliştirilen alternatif değerleme yaklaşımlarının hızlı, güvenilir ve uygun maliyetli çözümler sunduğu, yeniden değerleme, gayrimenkul fiyat endekslerinin üretilmesi ve portföy değerlemesi gibi amaçlarla çeşitli ülkelerde kullanılmakta olduğu ve ikincil mortgage piyasasının işleyişindeki önemini arttırarak korumaya devam edeceği görülmüştür. Teknolojik gelişmeler ile veri kalitesi ve şeffaflığın iyileştirilmesiyle tahmin gücü daha yüksek modeller geliştirileceği, hatta bu modellerin değerleme mesleğinin danışmanlığa dönüşüm sürecinin anahtarı olacağı anlaşılmıştır.
Büyükşehir belediye yönetimlerine ilişkin yasal düzenlemelerin kırsal alanlara etkileri: Muğla Büyükşehir Belediyesi örneği
Türkiye'de büyükşehir belediyelerinin kuruluşuna ilişkin ilk düzenleme, 1984 yılında 3030 Sayılı Kanunla gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten itibaren büyükşehirlerin kurulması ve yönetilmesine ilişkin farklı zamanlarda yeni düzenlemeler getirilerek büyükşehir belediyelerinin sayısı 2012 yılına kadar 16'ya ulaşmıştır. 2012 yılında, 6360 Sayılı Kanun ile bu sayı 30'a çıkarılmış ve yetki alanları il sınırlarına kadar genişletmiştir (İstanbul ve Kocaeli büyükşehir tüzel kişiliği kazandığında yetki sınırı il sınırına kadar tanımlanmıştır ) . Yapılan düzenlemeler, kimi zaman yeni büyükşehirlerin oluşmasına, kimi zaman da büyükşehir belediyelerinin sınırlarının genişletilmesine yöneliktir. Otuz büyükşehirde İl Özel İdareleri kaldırılmış, yüzlerce köy ve orman köyü ile belde belediyeleri kapatılarak mahalle birimine dönüştürülmüştür. Bu çalışmada; birincil ve ikincil verilerle büyükşehir belediyelerine yönelik yapılan yasal düzenlemelerin kırsal alanlara etkilerinin neler olabileceği tanımlanarak Muğla Büyükşehir Belediyesi ve yetki alanı sınırları içindeki köyden mahalleye dönüştürülen yerleşme alanları örnek alan çalışması olarak değerlendirilmiştir. Muğla Büyükşehir Belediyesi yetki alanında köy iken mahalleye dönüştürülen mahallelerin muhtarları, kırsal alanlara hizmet sunanlar, hizmeti alanlar ve dolaylı olarak etkilenenlerden oluşan 620 katılımcı ile yüz yüze anket çalışması yapılmış ve anket sonuçları hem Ki-Kare Bağımsızlık Testi hem de Lojistik Regresyon Analiz Yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın Ki-Kare analizine göre; kırsal alanda yaşayanlara ve köy muhtarlarına danışılmadan yapılan yasal düzenlemelerin amacına ulaşmayabileceği, köyler kapatılmadan da yeni düzenlemelerin yapılabileceği, nüfusun azlığının yönetimin kararlarına katılımda etkin olduğunu, köy ve beldelerin belediye sınırları içerisine katıldığında halkın ve mahalle muhtarlarının belediyenin alacağı kararları takip edemeyecekleri ve kararlara müdahil olamayacakları; ancak, imar planlarının daha hızlı yapılacağı beklentisiyle gayrimenkul değerlerinin artacağı ve büyükşehir belediyesinin güçlü yapısıyla belediye hizmetlerinin daha kaliteli sunulabileceği sonuçlarına ulaşılmıştır. Lojistik regresyon analizine göre ise alan çalışmasına katılanların genel olarak köylerin mahalleye dönüştürülmesine olumlu yanıt vermedikleri, köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle hizmetlerin etkin, verimli ve ekonomik olarak halka sunulamayacağı, hizmete daha kolay ulaşılabileceği konusuna olumlu yaklaşılmadığı, ancak, gayrimenkul değerinin artacağı şeklinde sonuçlar elde edilmştir. Ayrıca lojistik regresyon analizinde Kanundan önce ve sonra da mahalle niteliğinde olan yerleşmelerin muhtarları ile eğitim düzeyi yüksek ve 50 yaş üzerinde ankete katılanların genel eğilimden daha farklı yanıtlar verdiği belirlenmiştir. Yerele en yakın olan yönetim şeklinin benimsendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Milli Savunma Bakanlığı kullanımında bulunan kamu konutlarının mevcut durumunun değerlendirilmesi: MSB Oran Lojmanları örneği
Konut sorunu veya daha geniş ifadeyle barınma sorunu, ilk insandan günümüze insanların hayatında öncelikli sorunlar arasında yer almıştır. Birçok ülkede sanayi devrimi ile birlikte kırsal yerleşimlerden kentlere göç eden işçilerin barınma sorununa çözüm olarak ortaya çıkan kamu konutu (lojman) kavramı, Osmanlı İmparatorluğunda cami ve demiryolu gibi kamusal alanlarda görevli personelin barınma ihtiyacını karşılamak için gündeme gelmiş ve kullanılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra, Anadolu'da görev yapan personelin ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde konutun olmaması, barınma ve devamında konut sorununu gündeme getirmiştir. Son yıllarda kamu konutu kavramı gerek ödenen kira bedelinin piyasa rayiçlerine göre nispeten düşük kalması, gerekse kamu personeline sağladığı faydalar yönlerinden tartışma konusu olmaktadır. Bu araştırmada konut ve barınma politikaları incelenmiş, kamu personeli ve özellikle askeri personel için konuta duyulan ihtiyaç, mevzuatın gelişim süreci ile birlikte ele alınmış, kamu konutlarının ülke ekonomisine sağladığı fayda ile yüklerin ortaya konulması için Milli Savunma Bakanlığına tahsisli konutların sayısı, gelir-gider dengesi ve personelin yararlanma oranları incelenmiştir. Son olarak personelin aileleriyle birlikte ikamet amaçlı kullandığı Ankara ili, Çankaya ilçesi, Dumlupınar mahallesindeki Milli Savunma Bakanlığı Oran Lojmanlarının mevcut durumu ile eskiyen ve yıpranan binaların yerinde dönüşümü mevzuat bağlamında değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Cumhuriyetin ilanı ile birlikte uygulanmaya başlanan kamu konutlarının özellikle kamu personelinin yaşadıkları konut sorunundan dolayı kamu konutları politikasından ayrı ele alınamayacağı değerlendirilmiştir. Örnek olarak incelenen Oran Lojmanlarının kentsel dönüşüm projesi ile yenilenmesinin maliyeti ile bireylere ve bulunduğu yerleşim yerindeki gayrimenkul projelerine sağlayacağı katkı tartışılmış ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından alana yönelik olarak yapılan imar planından hareketle proje önerisi ortaya konulmuştur. Ülke güvenliğinde aktif görev alan personelin, ailesiyle birlikte ülkenin her yerinde güvenli ve bakım-onarım ihtiyacı olmayan lojmanlarda barınma ihtiyacının karşılanması, görevine rahat odaklanabilmesi ve ailesinin emniyet altında olmasının sağlayacağı motivasyon dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda gerek incelenen Oran lojmanlarının, gerekse yeterli parsel büyüklüğü ve imar hakkına sahip diğer lojmanların dönüşüm proje alanı olarak ilan edilmesinin, yapılaşma yoğunluğunun çevredeki parseller ile aynı düzeyde tutulmasının, proje geliştirme işinin ilgili Bakanlıklar ve üniversitelerden alınacak destek ile yapılmasının, inşaatın Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmesinin ve işletme döneminde lojman alanının yönetiminin profesyonel tesis yönetimi firmalarına bırakılmasının ekonomik ve sosyal fayda sağlayabileceği vurgulanmalıdır.
Mesken nitelikli gayrimenkul değerlerini etkileyen faktörlerin mekânsal ekonometri ile analizi: ankara ili örneği
Gayrimenkul, sosyoekonomik birçok değişken ile ilişkili ve bu ilişkiler sebebi ile insanların hayatında neredeyse başrol oynayan ve barınma ihtiyacının çok ötesinde bir kavram olarak hayatla hemen her açıdan etkileşimli bir kavramdır. İnsanoğlunun gündelik hayatında bu kadar kompleks yapıda çok az kavram bulunmaktadır. Gayrimenkul kavramı üzerine hemen her açıdan konuyu ele alan birçok çalışma bulunmakla birlikte bunlar içerisinde en ilgi çekeni fiyata ilişkin olanlarıdır. Türkiye ekonomisinde insanlar bu gayrimenkul kavramının alt başlığı niteliğindeki mesken nitelikli bir gayrimenkulü edinebilmek için yıllar harcamaktadırlar. Bu sebeple konu oldukça önemli olarak görülmelidir. Bu çalışma hem sosyal hem de ekonomik bir unsur olan mesken nitelikli bağımsız bölümlerin fiyatını belirleyen değişkenlerin belirlenebilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma mekânsal ekonometrik yöntemler ile ilgili değişkenleri belirlemeye çalışmaktadır. Bu amaçla iki farklı model kullanılmıştır. Kullanılan modeller aracılığıyla mekânsal etkilerin belirlenmesinin yanı sıra uygun model seçimi de gerçekleştirilebilecektir. Çalışmada Ankara iline bağlı Çankaya, Keçiören, Mamak ve Yenimahalle ilçelerinde 2019 yılında gerçekleşen satış-ipotek verileri kullanılmıştır. Çalışmanın sonuç bulguları her ilçenin fiyata etki eden değişkenlerinin farklı olduğu yönündedir. Bu bulgulara ek olarak ilçelerde mekânsal bağımlılık bulgusuna da ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen ve planlanmayan bir bulgu ise emlak beyan değerinin modelin yapısını tamamen değiştirdiğidir.
Gelişmekte olan ülkelerde kentsel gelişme ve dönüşüm için arazi düzenleme modelleri: Tanzanya'da arazi düzenlemede alternatif modellerin uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi
Gelişmekte olan ülkelerde kentsel büyümeye bağlı olarak kamusal ihtiyaçların karşılanması ve kentsel gelişmeye hizmet edebilecek miktar ve niteliklere sahip yeni arazilere gereksinim bulunmaktadır. Kentleşmeyi yönetmek ve yeni kent merkezlerini kontrol etmek isteyen plancılar, arazi geliştirme uzmanları ve diğer aktörler, kamunun ihtiyaçları için arazi stoku oluşturmak amacıyla daha fazla miktarda arazi talebinde olacaklardır. Çalışmada incelenen Tanzanya örneğinde, şehirlerinin çoğunda resmi ve gayri resmi arazi geliştirmenin varlığını koruduğu ve bu haliyle kentsel arazi geliştirmenin ikili bir yapıya büründüğü, gayri resmi arazi geliştirmenin resmi arazi geliştirmeyi gölgede bıraktığı ve kentsel arazi geliştirmede zorluklarla karşı karşıya kalındığı dikkati çekmektedir. Kamulaştırma uygulaması yoluyla arazi edinimi ile rasyonel kentsel arazi geliştirme çalışmaları, hem arazi sahipleri, hem de ilgili kamu kurumları için olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu koşullarda araştırmanın amacı; İngilizce konuşmayan ülkelerde başarılı olan yenilikçi kentsel arazi geliştirme modellerinin potansiyelini ortaya çıkarmak, kentsel arazi geliştirme yaklaşımlarını çeşitlendirmek ve kentsel arazi geliştirmenin avantajlarından yararlanma olanaklarını artırmak ve başarı olanaklarını değerlendirmektir. Kuramsal incelemelere ilave olarak yapılan saha çalışmasının hedeflerine ulaşabilmesi için araştırmada hem anket (fiziksel ve çevrimiçi) verileri, hem de uzman kişi ve kurumlarla derinliğine görüşme sonuçlarının birlikte kullanıldığı karma bir yaklaşım benimsenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre arazi geliştirme öncesi kamulaştırma yoluyla arazi edinimi uygulamasının; sürdürülebilir kentsel arazi geliştirme uygulamaları ve projelerinden etkilenen insanlar üzerindeki sosyo-ekonomik etkisinin azaltılması, çoğunlukla finansal araçlar, katılımcılık, şeffaflık ve uygun düzenleyici çerçevenin eksikliği gibi nedenlerle başarılı olamadığı ortaya konulmuştur. Mekânsal dışlanma, sosyal adalet, marjinalleşme, sosyo-ekonomik etkiler ve yoksulluk gibi arazi edinimi sonrası etkiler, arazi geliştirme ve kentsel dönüşüm uygulamalarında değişim için talep oluşturan konulardan bazılarıdır. Çalışma sonucunda kapsamlı ve kapsayıcı bir arazi yeniden düzenleme yaklaşımlarının uygulanmasının zorunlu olduğu tespit edilmiştir. Zorunlu satın alma gibi devlet öncülüğündeki yüksek maliyetli ve zorlayıcı tedbirlerden kaçınarak, kamu mali risklerini, sosyal ve mekânsal dışlanmayı ve önemli çevresel sorunları azaltacak, kazan-kazan ve kendi kendini finanse edebilecek stratejileri seçme yoluyla etkilenme potansiyeli bulunan insanların alternatif kentsel arazi geliştirme uygulamalarına yüksek düzeyde katılımının sağlanması mümkün görülmektedir. Sonuç olarak arazi yeniden düzenleme tekniklerinin benimsenmesi veya bu tekniğin diğer geleneksel yöntemlerle birlikte kullanılmasının altyapılı kentsel arazi geliştirme sürecine önemli ölçüde katkı sağlayabileceği ve bunun başarılı olarak uygulanabilmesi için ilgili merkezi ve yerel idarelerde gayrimenkul geliştirme ve yönetimi uzmanlarının istihdamının gerekli olacağı vurgulanmalıdır.
Kent içi raylı sistem yatırımlarının analizi ve yönetim modelleri: Ankara ili örneği
Bu araştırmanın amacı; Türkiye'de kent içi raylı sistem yatırımları finansmanı, yatırım analizi ve yönetim modellerini önce genel olarak ve daha sonra Ankara ili örneği çerçevesinde incelemek, uygulamadaki yaşanan sorunları tespit etmek ve çözüm önerileri sunmaktır. Araştırmada yöntem olarak anket çalışması ve ekonomik analiz kullanılmıştır. Anket çalışması EGO Genel Müdürlüğü ve paydaş analizi kapsamında da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nda (UAB) görevli yönetici ve çalışanlarıyla gerçekleştirilmiştir. Örneklem büyüklüğü 363 olarak hesaplanmış olmasına rağmen örneklem büyüklüğünden daha fazla kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Bu ankete EGO yönetici pozisyonunda 101, çalışan olarak 618, UAB'de yönetici pozisyonunda 22, çalışan olarak 24 olmak üzere toplam 765 personel katılmıştır. Anket çalışmasında anket verilerinin derlenip, özetlenerek analiz edilmesinde Statistical Package for the Social Sciences (SPPSS) yazılımı kullanılmış, anket sorularının cevapları arasında anlamlılık düzeylerini ölçmek için t testi ve ki-kare testleri uygulanmıştır. Bazı veriler normal dağılımda olmadığı için ikili gruplar arasındaki karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve üçten fazla gruplar arasındaki karşılaştırmalarda Kruskall Wallis-H testi, değişkenler arası ilişkilerde ise Spearman korelasyon testi ile analizler yapılmıştır. EGO'da çalışanlara yapılan ankette veriler, geliştirilmek amacıyla "çalışanların yöneticileri değerlendirmesi ölçeği" aracılığı ile toplanmıştır. Ölçeğin planlanan bu faktör yapısının doğrulanıp doğrulanmadığı birinci düzey doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile analiz edilmiştir. Ölçeğin güvenirliğini tespit etmek için Cronbach alfa iç tutarlılık anlamında güvenirlik katsayı hesaplaması yapılarak, Path diagramı ve regresyon analizleri de gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yatırım analizi bölümünde, Ankara'da mevcutta işletilen raylı sistem hatları Batıkent-Kızılay (M1), Çayyolu-Kızılay (M2), Batıkent-Sincan/Törekent (M3), Keçiören-AKM (M4), AŞTİ-Dikimevi (A1) ve yapılması planlanan A1 Hattı (Ankaray) Dikimevi-Nato Yolu raylı sistem uzatma hattı, Keçiören Kuyubaşı İstasyonu YHT Garı İstasyonu arası bağlantı hattı, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi-Çubuk raylı sistem bağlantı hattı incelenmiştir. Ekonomik analiz hesaplamalarında, iç karlılık oranı (İKO), net bugünkü değer (NBD), nakit akıma bağlanmış geri ödeme süresi ve karlılık endeksi (KE) gibi dinamik finansal değerleme yöntemleri kullanılmıştır. Hesaplamalar sonucunda elde edilen bulgularda; metro hatları için yapılan yatırımların geri dönüş sürelerinin çok uzun olduğu, iç karlılık sonuçlarının iyimser tablo sunmadığı tespit edilmiştir. Anket çalışması ile kent içi raylı sistemlerde finansmanı ve yönetimi ile ilgili sorunlar tespit edilmeye çalışılmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Anket sonuçlarına göre; % 97 oranında Ankara'da yeni bir metro hattının yapılmasına ihtiyaç olduğu, ankete katılanlardan % 38 oranında Havaalanı-Gar metro hattının yapılmasını böylece özel araç trafiğinin minimize edilerek yeni bir metro hattının kullanılmasını tercih edecekleri tespit edilmiştir. Kent içi raylı sistemlerin finansmanının hangi idareler tarafından yapılması ile ilgili EGO yöneticileri % 46,6 oranında merkezi yönetim-yerel yönetim iş birliği, UAB yöneticileri % 31 oranında merkezi yönetim, EGO çalışanları % 29,3 oranında merkezi yönetim-yerel yönetim iş birliği, UAB çalışanları % 29,7 oranında merkezi yönetim-yerel yönetim iş birliği şeklinde yapılmasını ifade etmişlerdir. Kent içi raylı sistemlerin yönetiminin hangi idareler tarafından yapılması ile ilgili EGO yöneticileri % 73,3, UAB yöneticileri ise, % 46,7 oranında yerel yönetim, EGO çalışanları % 58,7, UAB çalışanları da % 66,7 oranında yerel yönetimlerin yapması gerektiği ortaya konmuştur. Kent içi raylı sistemlerin finansmanını merkezi yönetim-yerel yönetim iş birliği şeklinde yapılması gerektiği sonucu çıkmasına rağmen yönetimini sadece yerel yönetimlerin yapması gerektiği de vurgulanmıştır.