Ankara University
Institute

Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü

Ankara University

18

Archived Theses

1

DOIs Assigned

6%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Avrupa konvansiyonel kuvvetler anlaşması ve Türkiye’ye etkileri (1990-2010)

Bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı, dünya silahsızlanma tarihinin en geniş kapsamlı ve başarılı konvansiyonel silahsızlanma antlaşması olarak kabul edilen “Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması” (AKKA) ve antlaşmanın Türkiye üzerindeki etkilerini tarihsel bir bakış açısıyla analiz etmektir. Çalışmamız, AKKA’nın imzalandığı 1990 yılından günümüze kadar geçen ortalama yirmi yıllık bir süreyi mercek altına almasının yanında, çalışmamızda genel manada silahsızlanma ve silahların denetimi kavramları ile tarihsel gelişim süreçlerine de yer verilmiş ve I. Bölüm konu ile ilgili çeşitli kavramların tarihi örneklerle açıklanmasına ayrılmıştır. II. Bölümde ise Soğuk Savaş dönemi ile başlayan amansız silahlanma yarışının sonucunda ulaşılan dehşet dengesi ve bu denge unsurunun tetiklediği silahsızlanma ve silahların denetimi müzakereleri ele alınmıştır. Silahsızlanma ve silahların denetimi faaliyetleri, konumuzun kapsamı gereğince sadece konvansiyonel boyutuyla ele alınmış olup, AKKA’ya giden meşakkatli yolda yıllar süren çetin müzakere süreçleri antlaşmanın temelini oluşturması nedeniyle detaylı olarak incelenmiştir. III. Bölüm; AKKA metni ile antlaşma metninin ayrılmaz birer parçası olarak kabul edilen sekiz ek protokolüne ve AKKA rejimini tamamlayıcı mahiyetteki diğer antlaşma ve oluşumlara ayrılmıştır. Çalışmamızın son bölümü olan IV. Bölüm ise AKKA’nın NATO ve VP açısından sonuçları, geçen yirmi yıllık süreçte değişen siyasi ve askeri konjonktür gereği tabi tutulduğu zorunlu değişimler ve tüm bu kırılma noktalarıyla beraber Türkiye üzerindeki etkileri siyasi, askeri ve ekonomik olarak tüm boyutlarıyla masaya yatırılmıştır.

Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA)SilahsızlanmaSilahların Denetimi+4
Murat Özgan
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2011
40
doi.org/10.71008/ankara.thesis.2011.101
DoctorateOpen AccessTR

Demokrat Parti dönemi bayındırlık politikaları

Demokrat Parti, 14 Mayıs 1950 seçimleri sonrasında iktidara gelmesinin ardından birçok alanda süratle harekete geçme ihtiyacı hissetmiştir. Bu alanlardan bir tanesi de şüphesiz bayındırlık sahasıdır. Karayolları, su işleri, demiryolu ve limanlar ile yapı işlerinden müteşekkil bayındırlık faaliyetlerinde DP iktidarı her ne kadar açıkça kabul etmese de kendisinden önce başlatılan projeleri büyük ölçüde devam ettirmiştir. Bununla birlikte kendisinin başlattığı çok sayıda projenin bulunduğu da ilave edilmelidir. Demiryollarında ancak mevcut işlerin devam etmesine yetecek kadar kaynak tahsis edilmiş, tüm bayındırlık yatırımları içerisinde demiryollarına ayrılan payda bariz bir küçülme meydana gelmiştir. CHP döneminde, finansman kapsamında uluslararası kuruluşlarla yürütülen görüşmeleri tamamlanan büyük liman işleri, DP iktidarı tarafından takip edilmiş, buna ilaveten barınak, iskele vs. gibi kıyı tesisleri de inşa edilmiştir. Yapı işlerine dair başlangıçta CHP iktidarından devreden bazı işlere dair tasarruf tedbirleri çerçevesinde girişimlerde bulunulmuş, fakat çoğunlukla belirli bir aşamaya gelinen işlerde, birkaçı dışında önemli değişiklikler yapılmamıştır. Diğer yandan yapı işlerini bir düzene koymak ve bunları Bayındırlık Bakanlığı bünyesinde toplamak için sarf edilen gayretler boşa çıkmıştır. İncelenen süreçte bayındırlık faaliyetleri kapsamında bilhassa karayolları ve su işleri konusunda yatırım hacimleri büyük ölçüde genişlemiştir. Bu durum muhalefet tarafından ülkenin gücü ötesinde olduğu gerekçesiyle sıklıkla eleştirilmiştir. Öte yandan DP İktidarı, uluslararası finans kuruluşlarından kaynak temin edilemeyen projelerin bazıları için ülkeler bazında birtakım krediler bulmayı başarmış, 1954 seçimlerinde alınan iyi netice iktidarı özellikle yürüttüğü bayındırlık politikaları noktasında daha da motive etmiştir. Bahsedilen yatırımların büyüklüğü belli bir aşamadan sonra ekonomik sıkıntı yaratmaya başlamış, planlanan projelerin finansmanı için kredi temin etmek zorlaşmıştır. Söz konusu sorun ayrıca döviz sıkıntısı ve pahalılık başta olmak üzere kritik inşaat malzemelerinin sağlanamamasıyla kendisini hissettirmiştir. İzah edilen olumsuz tablonun da etkisiyle 1957 seçimlerinde DP'nin yaşadığı oy kayıpları, Menderes nezdinde iktidarı, ekserisi bayındırlık sahasında yer alan yatırımlara daha çok sarılmaya itmiş, projelerin her aşamasına ait törenler birbirini izlemeye başlamıştır. Bunların seçim propagandası olduğuna dair muhalefetin şiddetli eleştirileri DP mensuplarınca reddedilerek, muhalefet yapılan eserleri görmemekle tenkit edilmiştir. Nihayetinde 1959 yılına gelindiğinde DP grup toplantılarında köy yol ve su işlerine dair yaşanan tartışmalarda hissedilen kaygının yaklaşan yerel seçimlerden mi, yoksa halka hizmet götürme hevesinden mi kaynaklandığını tespit etmek kolay olmamıştır.

Bayındırlık politikalarıDemir yollarıDemokrat Parti+5
Ömer Mete
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bitlis vilayet hapishaneleri (1908-1918)

İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan suç davranışı işlendikten sonra suçun faili hakkında yasal süreç başlatılır. Bu süreç sonuçlanana kadar fail önce şüpheli sıfatıyla tutuklu olarak alıkonur. Suç kesinleştiği takdirde mahkûm edildiği süre kadar ceza, faile hapishanede tutularak çektirilir. Hapishaneler suça karşılık cezanın kurumsallaştığı mekânlardır. Osmanlı Devleti'nde zindandan hapishaneye geçiş, Tanzimat Dönemi ile başlayan bir süreçtir. Tanzimat Fermanı'nın ilanı sonrasında ceza infaz sisteminde bir takım değişiklikler gündeme getirilmiştir. Osmanlı hapishanelerinde yapılmak istenen iyileştirmelerle ilgili olarak mevcut hapishanelerin Avrupa hapishane sistemine bakılarak ıslahı için Avrupa'dan getirtilen uzmanlar ve raporları doğrultusunda hareket edilmeye çalışılmıştır. Hapishanelerle ilgili olarak somut reform adımları ise II. Abdülhamid döneminde başlamış, İttihat ve Terakki iktidarında ve II. Meşrutiyet Döneminde hız kazanmıştır. Karmaşık dinî ve etnik nüfus yapısına sahip Bitlis Vilayeti, Rus ve İngiliz emperyalist hedeflerinin kesiştiği, ülkenin doğu sınırına yakın önemli bir bölgedir. Bitlis Vilayeti; I. Dünya savaşı öncesinde ve savaş sırasında yaşanan Ermeni Komitacı eylemleri, 1914 yılındaki Bitlis Vakası, I. Dünya Savaşı sürecinde 1915 yılında gerçekleştirilen zorunlu göç, 1916 yılında maruz kalınan Rus işgali ile ekonomik canlılığını yitirmiş, sınırları içerisindeki nüfus ciddi oranda azalmıştır. 1908-1918 yılları arasında Bitlis vilayetinde bulunan Bitlis Merkez Sancağı, Ahlat Kaza, Hizan Kaza, Mutki Kaza; Genç Sancak, Çapakçur Kaza, Kulp Kaza; Muş Sancak, Bulanık Kaza, Malazgirt Kaza, Sason Kaza, Varto Kaza; Siirt Sancak, Eruh Kaza, Garzan Kaza, Pervari Kaza, Şirvan Kaza Hapishaneleri kısaca vilayetin tüm sancak ve kaza hapishaneleri çalışmamızda incelenmiştir. Araştırmamızın temel amacı; Osmanlı hapishane sistemi içerisinde Osmanlı modernleşmesini bir kurum ve vilayet örneğinde takip ederek II. Meşrutiyet Döneminde yapılmak istenen hapishane reform girişimlerinin Bitlis Vilayet Hapishaneleri üzerindeki etkisini saptamaktır. Ayrıca reform çabaları neticesinde hapishanelerin fiziki şartlarında, hapishane çalışanları ve mahkûmların sosyal yaşantılarında görülen değişiklikleri akademik düzlemde analiz ve tespit etmektir. Araştırmamızda ayrıca yapılan reformların başarısı ve başarısızlığı ortaya konmaya çalışılmıştır.

BitlisCeza infaz kurumlarıHükümlüler+4
Halit Aytuğ Tokur
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yunan basınının gözünden Lozan Barış Konferansı'nda Trakya tartışmaları

"Yunan Basınının Gözünden Lozan Barış Konferansı'nda Trakya Tartışmaları" başlıklı beş bölümden oluşan bu çalışmada, Başkumandan Muharebesi'nden başlayarak, Trakya konusunun taraflar arasında nasıl şekillendiği ve Lozan Konferansı'nda nasıl ele alındığı, özellikle Yunan basınının gözünden incelenmiştir. 20 Kasım 1922'de başlayan Lozan Barış Konferansı bir defa kesintiye uğrayarak 24 Temmuz 1923 tarihinde sona ermiştir. "Doğu Sorunu"nun masaya yatırıldığı Lozan Barış Konferansı'nda Türkiye ve Yunanistan arasında, Trakya sorununun yanı sıra çözüme kavuşturulması gereken birçok başka sorunlar da vardı. Nüfus Mübadelesi, Adalar, Esirler, Patrikhane, Azınlık Hakları bunlardan bazılarıdır. Bunların bir kısmı Konferans'ın ilk döneminde çözümlenmişse de, en çok dikkat çeken husus, sorunun adı ne olursa olsun tümünün Trakya ile bağı olmasıdır. Bu çalışmanın temelini Trakya ve Trakya konusunun yarattığı sorunlar (askersizleştirme, Thalweg Hattı, Karaağaç, tamirat bedeli) oluştururken, aynı zamanda Lozan'ın panoramik bir görüntüsü de çizilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın giriş kısmında, konuya arka plan oluşturmak amacıyla, Lozan Barış Konferansı öncesinde Trakya'nın İtilaf Devletleri, Yunanistan ve Balkan Devletleri için olan önemi ve bu bölgenin ele geçirilmesi için taraflar arasında yapılan antlaşmalara ve konferanslara değinilmiş, ayrıca kaynak tahlili yapılarak çalışmanın yöntemi anlatılmıştır. Çalışmanın Birinci Bölümü'nde, Doğu Trakya konusu açısından dönüm noktası teşkil eden Mudanya Mütarekesi'ne yer verilmiştir. Bu çerçevede Yunan basınının özellikle Mudanya öncesi döneme, Başkumandan Muharebesi'nden hemen sonraki döneme yoğunlaştığı ve kamuoyuna bu dönemde Anadolu'dan çekilen Yunanistan'ın Trakya'yı ne pahasına olursa olsun elinde tutmak istediği ve bu uğurda mücadele vereceği yönünde seslendiği tespit edilmiştir. Bu arada Venizelos ise basının aksine Doğu Trakya'nın kaybedildiğini kamuouyuna kabul ettirmeye çalışmıştır. Trakya kaybedildiğinde ise hayal kırıklığı yaşayan Yunan basınının bu kayıptan duyduğu üzüntü doruğa çıkmıştır. Lozan Barış Konferansı'na tarafların nasıl hazırlandığının incelendiği İkinci Bölüm'de daha çok Yunan tarafının konferans hazırlıklarına değinilmiştir. Yunanistan'da İhtilal Komitesi Trakya'yı alma konusunda tekrar savaş çanlarını çalarken Venizelos ise Trakya'nın tamamen kaybedildiği ve bu durumun kabullenilmesi gerektiği yönünde kamuoyuna seslenmiştir. Söz konusu bölümde ayrıca Yunanistan'ın Lozan'da itibarını yok eden "Altılar Davası" sürecinin yanı sıra Yunan halkının, Lozan'da ülkesini temsil edecek olan Venizelos'a nasıl baktığı da incelenmiştir. Bu çerçevede Yunan halkının yarısının Venizelos'a olumlu yaklaşırken diğer yarısının ise olumsuz baktığı görülmüştür. Tezin Üçüncü Bölümü'nde Trakya konusunun Lozan Konferansı'nın birinci aşamasında nasıl ele alındığı üzerinde durulmuştur. Bu inceleme sonucunda, Trakya konusunun sadece Türkiye ve Yunanistan'ı değil, İtilaf Devletleri ve Balkan Ülkelerini de ilgilendirdiği ve Trakya konusunun başka kollara ayrıldığı tespit edilmiştir. Çalışmanın Dördüncü Bölümü'nde, Lozan Konferansı'nın kesintiye uğradığı dönemde Yunanistan'da yaşanan gelişmelere yer verilmiş ve kesinti döneminde Yunanistan'ın iç sorunlarını yoluna koyabilmek için Konferans'ın bir an önce sonuca ulaşmasını istediği yönünde bir izlenim edinilmiştir. Çalışmanın beşinci ve son bölümünde, Lozan Barış Konferansı'nda Trakya meselesinin boyut değiştirerek tamirat bedeli konusuna dönüşmesi ve Lozan Antlaşması'nın Yunan basınındaki yankılarına yer verilmiştir. Bu çerçevede, tamirat bedeli ödeyecek durumda olmayan Yunanistan, Türk tarafına Karaağaç'ı vermeyi bir kazanım olarak görmüş, ayrıca Yunan basını Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasını, İtilaf Devletleri'nin Türkiye karşısındaki yenilgisi olarak değerlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: Basın, Lozan Konferansı, Trakya, Türkiye, Türk-Yunan İlişkileri, Yunanistan.

BasınGazetelerLozan Antlaşması+5
Emine Hatip
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Amerika Birleşik Devletleri arşiv belgelerinde 1958 Lübnan Krizi

Sahne olduğu birçok olay ile dünya tarihinin seyrine yön veren Ortadoğu, uluslararası sistemin merkezlerinden biri olmuştur. Türkiye için de Ortadoğu'yu hem tarihsel hem de güncel anlamda yakından takip etmek oldukça önemlidir. Bu çerçevede Ortadoğu'nun siyasi, toplumsal ve kültürel değerlerini odağa alarak bölgenin tarihini geniş bir açıdan tahlil etmek elzemdir. Yapılan tahlillerde, Soğuk Savaş'ın başından bu yana Ortadoğu'ya özel bir önem atfeden Amerika Birleşik Devletleri (ABD) faktörünü de mutlaka gözetmek gerekmektedir. Soğuk Savaş'ın giderek ısındığı 1950'lerden itibaren ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında önemli bir rekabet alanı haline gelen Ortadoğu'da 1958, krizler yılı olmuştur. 1955'te ABD'nin SSCB'yi çevreleme stratejisinin Ortadoğu ayağı olan Bağdat Paktı'nın kurulması ile hızlanan bölgesel gerginlikler, 1956 Süveyş ve 1957 Suriye krizleri ile giderek derinleşmiştir. Şubat 1958'de Mısır ve Suriye'nin Birleşik Arap Cumhuriyeti (BAC) çatısı altında birleşmesi, bölgedeki ideolojik kamplaşmanın Lübnan üzerinden çatışmaya dönüşmesine neden olmuştur. ABD ise bu süreçte Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) kanalı ile bir süredir iç işlerine müdahil olduğu Lübnan'daki krizi yakından takip etmiştir. Ortadoğu'daki tüm krizleri "Sovyet etkisine" bağlayan ABD, sadık müttefiki Irak monarşisinin 14 Temmuz 1958'de kanlı bir darbe ile yıkılmasının ardından Lübnan'ı da kaybetmemek için askeri bir harekata girişmiştir. Tarihe Blue Bat Operasyonu olarak geçen bu operasyon, ABD'nin Ortadoğu topraklarına düzenlediği ilk askerî harekât olmuştur. Temmuz 1958, hem Amerikan tarihi hem de Ortadoğu tarihi açısından sembolik değerde bir milattır. Nitekim, bu tarihten sonra ABD'nin günümüze değin uzanan Ortadoğu'ya yönelik askeri müdahalelerinin arkası kesilmemiştir. Adana'da bulunan İncirlik Hava Üssü'nün ABD tarafından ilk kez kullanıldığı bu operasyon, Türk siyasi tarihi için de ayrıca önem taşımaktadır. 1958 Lübnan Krizi ve Amerikan müdahalesi, Türkiye'deki mevcut iktidar-muhalafet gerginliğine dış politika boyutunu da eklemiştir. Bu süreçte başlayan Türkiye'deki Amerikan üsleri tartışmaları, halen varlığını korumaktadır. Bu çerçevede tez çalışmasının hedefi Soğuk Savaş'ın Ortadoğu'yu etkisi altına almaya başladığı bu kritik dönemi ABD Dışişleri Bakanlığı, CIA, Birleşmiş Milletler (BM) ve Amerikan askeri belgeleri ışığında ele almaktır.

Amerika Birleşik DevletleriArşiv belgeleriDemokrat Parti+5
Hatice Miray Vurmay Güzel
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi'nde Çorum'a dış göçler ve sosyo-kültürel izleri

Göç; bölgelerin demografik yapılarını değiştiren unsurların başında yer almaktadır. Farklı nedenlerle gerçekleşen göçler gönüllü olabildiği gibi zorunlu da olabilmektedir. Göçler sonucu gelenlerin yerleştirilmesi iskân politikaları kavramı altında yer almaktadır. Anadolu, binlerce yıllık tarihi boyunca göç kavramının şekillendirdiği coğrafyaların başında gelmiştir. Bu coğrafyanın bir parçası olan Çorum da dönem dönem göç hareketlerini karşılayan mekânlardan birisi olmuştur. Osmanlı Devleti'nin toprak kayıplarının arttığı 19. yüzyılın ortalarından itibaren Anadolu'ya geçekleşen Müslüman-Türk göçleri Çorum'u da etkilemiştir. Bu nüfus akışı Çorum'un demografik yapısını yeniden şekillendirmiştir. Cumhuriyet Dönemi'ne gelindiğinde Türkiye'ye gerçekleşen dış göçler sonucunda uygulanan iskân politikaları ulus devlet oluşumu sürecinde etkili olmuştur. Yeni Türk Devleti'nin iskân politikaları, Çorum'da da uygulanmış ve kent tarihindeki yerini almıştır. Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Türkiye'ye gerçekleşen diğer dış göçler ile gelenler Çorum'da iskân edilmiştir. Bu tezde mübadiller için emval-i metrukeden yararlanılması, göç edenler için yeni köylerin kurulması ve mevcut köylerde göçmenler için göçmen evlerinin inşası gibi politikalar Çorum'un Akpınar, İkipınar ve Kadıkırı köyleri üzerinden değerlendirilmiştir. Bu köylerde bu göçün izleri, köylere göre farklılık göstermekle beraber, toplumsal yaşamda sosyo-kültürel ve ekonomik olarak günümüzde dahi varlıklarını devam ettirmektedir.

Cumhuriyet DönemiGöç politikalarıGöçler+3
Tuğba Gülen
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin askeri teknoloji kaynakları (1946-1990)

Bu çalışmaya konu olan Türkiye'nin askerî teknoloji kaynaklarının tarihi süreci soğuk savaş dönemine rastlayan 1946-1990 yılları arasını kapsamaktadır. Türk ordusunun bu dönem içerisinde askerî teknoloji kaynaklarında yaşanan değişim ve dönüşüm süreci, dönemin içte ve dışta meydana gelen siyasi, askerî, ekonomik olaylarına bağlı olarak ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Söz konusu çalışma, giriş ile üç bölümden meydana getirilmiştir. Giriş bölümünde, çalışmada konu edilen askerî terimler tanımlanarak konunun daha anlaşılır olması sağlanmıştır. Girişi izleyen birinci bölümde; Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren 1960 yılına kadar geçen süreçte Türk ordusunun (Kara, Deniz, Hava ve Jandarma ordusu) genel durumu incelenmiştir. Bu bölümde yer verilen 2. Dünya Savaşı 1939-1945 yılları arasında yaşanmıştır. Türkiye, savaşan iki tarafın da baskılarına rağmen denge siyaseti ile savaş dışı kalmayı başarmıştır. 2. Dünya Savaşı, Türk ordusunun silah, araç, gereç ve teçhizatının modern olmaktan uzak olduğunu, personelinin ise modern bir harp için gerekli eğitimden yoksun olduğunu ortaya koymuştur. 1945'lerden itibaren dünya yeniden şekillenmiştir. Soğuk savaş yıllarında dünya ve Türkiye; siyasi, askerî, ekonomik, sosyal, kültürel vb. birçok anlamda değişim ve dönüşüm yaşamış ve bunun sonucu olarak Türkiye, kendisini Batı bloğunda tanımlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'ndan beri süregelen ve Türkiye Cumhuriyeti'nde imkânlar nispetinde devam eden Türk ordusunun modernleşme, değişim ve dönüşüm süreci, 2. Dünya Savaşı sonrasında özellikle 1947 yılından sonra artmıştır. Türkiye, Truman ve Marshall'ın katkıları neticesinde sağladığı askerî yardımlar ile Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere tüm kurumlarını Batı normlarına göre düzenlemiştir. 1950-1960 yılları arası dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yeniden yapılanmasına etki eden önemli olaylardan biri, Kore Savaşı sonunda Türkiye'nin 16 Şubat 1952 tarihinde NATO topluluğu içerisine dâhil olmasıdır. Bu süreçte, Kara Kuvvetleri'nin teşkilat ve kadrolarında yeni düzenlemeler yapılmış, bütün sınıflar çağa uygun silah ve teçhizatla donatılmıştır. Hava Kuvvetleri birlikleri jet uçakları ile teçhiz edilmiştir. ABD Deniz Yardımı Programı gereğince Türkiye'ye çeşitli tonajlarda deniz üstü, mayın tarayıcı ve denizaltılar teslim edilerek Deniz Kuvvetleri'nin gücü artırılmıştır. İkinci bölümde incelenen 1960-1974 yılları arası dönemde, 27 Mayıs 1960 Müdahalesi, Kıbrıs bunalımı ile 12 Mart 1971 Muhtırası yaşanmıştır. Bu dönemde, NATO ve ABD'den askerî yardım temin edilmesine devam edilmiş, diğer taraftan Almanya'dan 1964 yılından itibaren askerî yardım sağlanmıştır. Kara Kuvvetleri için hafif silah üretimine ağırlık verilmiştir. Deniz Kuvvetleri 1960 yılından itibaren donanmayı "Marmara Denizi Donanması"ndan "Açık Deniz Donanması"na dönüştürmeyi hedeflemiştir. Hücumbot, denizaltı ve yardımcı gemi satın alınması ile Gölcük Tersanesi'nde gemi üretimi için çalışmalar yapılmıştır. Hava Kuvvetleri için, uçak ve malzeme temin edilmesine çalışılmıştır. Dünyada meydana gelen ilerlemeler ve tehdit ortamının değişim geçirmesi sonucunda yeniden yapılanma gerekmiş ve RE-MO planı 1972 yılında uygulamaya konulmuştur. 1974-1990 yılları arasını kapsayan üçüncü bölümde incelenen Kıbrıs Barış Harekâtı ve ardından yürürlüğe konan ambargo, dış askerî yardımla gelen eski teknoloji ürünü silahların yenilenmesini ve millî bir savunma sanayinin kurulmasını gerektirmiştir. 1970'li yılllarda Kuvvet Komutanlıkları Güçlendirme Vakıfları bu hedefleri gerçekleştirmek için meydana getirilmiş ve yatırımlar başlatılmıştır. Aynı dönemde Türk ordusunun gereksinimlerinin millî kaynaklardan sağlanması maksadıyla ileri teknoloji kuruluşları (TUSAŞ, ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, ASPİLSAN ve İŞBİR ELEKTRİK SANAYİİ A.Ş. vb.) hayata geçirilmiştir. 1980'li yıllarda savunma sanayini geliştirme gayretleri ağırlık kazanmış, 1985 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) kurulmuş ve Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) oluşturulmuştur. Diğer taraftan, 12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri millî birliği korumak, anarşi ve terörü önlemek amacıyla yönetimi ele geçirmiş ve geçen 3 yıl içinde 1982 Anayasası yürürlüğe konmuştur. Kara Kuvvetleri'ni yeniden yapılandırmak maksadıyla, 1980 yılında başlatılan hibe türü Özel Teçhizatlandırma Yardımları yeni araç ve malzemeden oluşmaktadır. Bu kapsamda, Federal Almanya'dan alınan 232 adet Leopard 1-A3 tankı Kara Kuvvetleri envanterine girmiştir. 1980'li yıllarda, Deniz Kuvvetleri'ni geliştirmek amacıyla önemli atılımlar yapılmıştır. 1980 yılında Gölcük Tersanesi'nde yapımı tamamlanan 1000 ton ağırlığında "AY" sınıfı denizaltı, 1988 yılında bitirilerek hizmete sunulan Fatih fırkateyni, Türk donanmasının gücüne güç katmıştır. 1987-1995 yılları arasında TUSAŞ tarafından 152 adet ve ABD tarafından 8 adet olmak üzere toplam 160 adet F-16 C/D üretilerek Hava Kuvvetleri'nin kullanımına sunulmuştur.

AskeriAskeri yardımlarAskeri yenilikler+7
Ercan Kostak
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasi haber dergiciliğine bir örnek: Akis dergisi

Basın, toplumları yönlendirme, belirli grupları etkileyerek konsolide etme, algı sahalarını şekillendirme gibi özellikleriyle kitle iletişim unsurları arasındaki en etkili faktörlerden biri olmuştur. Kökenleri 17. yüzyıla kadar dayanan basın, demokrasinin gelişim süreci içerisinde ve demokratik/çağdaş sistemler dâhilindeki bireylerin haber alma hakkı doğrultusunda, demokrasilerin dördüncü kuvveti olarak adlandırılmıştır. Basının Türk siyasal hayatı içerisindeki gelişimi ise; Tanzimat döneminde devlet kontrolü ile tezahür ederken Cumhuriyet döneminde bir taraftan yeni rejimin benimsenmesindeki temel dinamik, diğer taraftan da demokratikleşme sürecinin en önemli aktörlerinden biri olarak seyrini sürdürmüştür. Çok partili siyasi yaşamla birlikte Türk siyasetindeki özkütlesini ağırlaştıran basının, DP iktidarıyla başlayan yeni dönemdeki en önemli aktörlerinden birisi; bu dönemde yayın hayatına başlayan ve Türk basınının ilk siyasi haber dergisi olan Akis dergisi olmuştur. Time ve Newsweek gibi dünyaca ünlü haber dergileri örnek alınarak Metin Toker tarafından oluşturulan Akis dergisi, siyasi ve sosyo-kültürel gelişmeleri, özgün ve akıcı bir dille okurlarına haftalık aktüalite olarak sunmuştur. Yayın hayatına ''tarafsız habercilik'' ilkesiyle başlayan Akis dergisi, zaman içerisinde DP iktidarına karşı en sert muhalif organlardan biri haline gelirken Türk siyasal hayatının demokrasi çerçevesindeki en zor günlerine şahitlik etmiş ve hatta yalnızca şahitlik etmekle kalmayıp DP dönemini kapatan 1960 İhtilali gibi zor günlere yön veren bir etkiye sahip olmuştur. Toker dönemi (1954-1967) sonrasında bu defa Kurtul Altuğ imtiyazıyla ve Toker'in ekolünü devam ettirmek amacıyla 1987 yılında yeniden yayın hayatına başlayan Akis dergisi, 12 Eylül sonrası resmi devlet rejimi olarak gördüğü Türk-İslam sentezi ve bu sentezin siyasal temsilcisi ANAP iktidarına muhalif bir yayın politikası geliştirmiştir. 1987 yılındaki uzun soluklu olmayan bu denemenin ardından Akis dergisi, bu defa Mehmet Ali Yula önderliğinde 1993-1994 yılları arasında bir kez daha yayımlanarak DYP-SHP hükümeti özelinde Türk siyasi hayatının koalisyonlu günlerine şahitlik etmiştir. Türk siyasi hayatının üç farklı dönemine üç farklı perspektifle tanıklık eden Akis dergisi, kendisinden sonraki dergilere de öncülük ederek Türk basın tarihinin siyasi haber dergiciliğindeki mihenk taşlarından biri olmuştur.

Akis dergisiAnavatan PartisiBasın tarihi+7
Tunay Şendal
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İşgal yıllarında Anadolu'da kültürel talan: Eski eser kaçakçılığı (1918-1922)

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi'nden sonra Osmanlı topraklarında başlayan işgallerde işgalciler, eski eserlerle yakından ilgilenmiş hem araştırma ve kazı yapmış hem buldukları eserleri yurt dışına kaçırmış hem de bu eserler sayesinde Anadolu'daki varlıklarını anlamlandırma ve tescilleme gayreti içine girmişlerdir. Bu kapsamda İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan ve Yunan işgal güçlerinin hepsinin, Anadolu'da, eski eser kaçakçılığı yaptığı görülmüştür. Her ne kadar işgal döneminde Müze-i Hümâyûn başta olmak üzere bürokrasi, eski eser kaçakçılığını önlemeye çalışmışsa da çoğunlukla buna gücü yetmemiş ancak yine de her bir ihbar değerlendirilmiş ve her sorun çözülmeye çalışılmıştır. Çalışmada eski eserin ve kaçakçılığın ne olduğu, Osmanlı Devleti'nde eski eser kaçakçılığının mahiyeti ve bu kaçakçılığı engelleme faaliyetleri incelenmiş; ilk müze teşebbüslerinden başlanarak hukuki düzenlemeler ve diğer girişimlerle bu konuda alınan önlemler, bilhassa da işgal döneminde yapılan uygulamalar açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada başta eski Müze-i Hümâyûn, şimdiki İstanbul Arkeoloji Müzeleri Arşivi olmak üzere, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ve Cumhurbaşkanlığı Arşivi tetkik edilmiş; günün gazeteleri, mecmuaları ve dönemin tanıklarının yazdıkları taranmış, konuyla ilgili önceki çalışmalarla bu dönem incelenmeye çalışılmıştır.

AnadoluEski eserlerKaçakçılık+3
Yahya Coşkun
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Atatürk döneminde Ankara Belediyesi (1923-1938)

Tanzimat'ın ilanından sonra ortaya çıkan modern belediyelerin kökeni 1854 yılına dayanmaktadır. Kırım Savaşı'ndan sonra Şehremaneti'nin kurulmasıyla başlayan belediyecilik faaliyetleri, Cumhuriyet'e kadar birçok kanun ile değişikliğe uğramış ve tüm vilayetlere yayılmıştır. 1857 yılında Paris modelli Altıncı Daire-i Belediye'yi emsal alarak oluşturulan ve 1864 Tuna Vilayeti Nizamnamesi ile yaygınlaşan belediye teşkilatları arasında Ankara Belediyesi'nin varlığı da 1866 yılından beri bilinmektedir. Ankara Belediyesi, Cumhuriyet'in ilanına kadar geçen süre zarfında mali imkansızlıklardan dolayı kısıtlı hizmetlerde bulunabilmiştir. Ankara'nın başkent olması ve Cumhuriyet'in ilanından sonra Ankara'nın çehresini değiştirmek için belediye teşkilatında düzenlemelere gidilmiştir. 1924 yılında yürürlüğe giren Ankara Şehremaneti Kanunu ile Ankara'nın fiziki ihtiyaçları, devlet güvencesi altında karşılanmaya çalışılmıştır. 1930 yılında çıkarılan Belediye Kanunu ile Ankara Şehremaneti kaldırılmış, yerine Ankara Belediye Başkanlığı kurulmuştur. Cumhuriyet'in ilk yıllarına nazaran plan ve programlı bir çalışma metodunu şiar edinen Ankara Belediyesi, Atatürk'ün talimatları, Tandoğan'ın uygulayıcılığı ile Ankara'yı modern bir başkent haline getirmek için çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışma, Ankara Belediyesi'nin tarihsel süreçte geçirdiği değişimler doğrultusunda Ankara'nın yaşadığı büyük dönüşümü inceleyecektir.

AnkaraAnkara Büyükşehir BelediyesiAtatürk Dönemi+3
Çağlar Solmaz
Ankara University · Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00