
95
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Future planning and social policy expectations of families with children with down syndrome
What are the future care planning and social policy expectations of mothers who have been caring for their children with intellectual disabilities throughout their lives, in cases where they cannot continue to care for their children? This research question guided the current study, which specifically focused on Down syndrome in the context of intellectual disabilities. Using a qualitative design, data were analyzed thematically based on semi-structured, in-depth interviews with 16 mothers of children with Down syndrome living in Istanbul. As a result of the current study, financial and housing issues come to the fore in mothers' future care planning and social policy expectations for their children with Down syndrome. It is seen that mothers tend to leave as much cash and/or cash-convertible resources as possible for their children's future. In parallel, mothers' social policy expectations included regular cash transfers to ensure a decent standard of living for their children. Regarding residential and housing issues, mothers have a consensus that they want an arrangement where their children's current routines are least affected. Mothers also emphasized a preference for care to continue in the child's familiar home environment, ideally supported by known caregivers. Institutional care was considered only when necessary and as a last option. The findings indicate that mothers question the adequacy and scope of current social policies regarding future care. The study emphasizes the need for social policies that include individualized care plans. These expectations were discussed in relation to current practices in Turkey.
Türkiye'de 2005 yılı sonrası çocuk haklarının gelişimi
İnsan hakları bağlamında tarihsel süreçte yavaş yavaş ilerleyen çocuk hakları konusu, "Ülkemizde çocuklar, karşılaşmaları olası risklere karşı koruma altında mıdır?'' sorusundan hareketle ele alınmıştır. Çocuk haklarına ilişkin uluslararası düzenlemelerin yasal mevzuata nasıl yansıdığı, mevcut yasaların uygulamada ne ölçüde maksada ulaştığı, çocuk hakları ile ilgilenen kurum ve kuruluşların hedef, görev ve işleyişleri değerlendirilecektir.
Sosyal yardımlar ve hizmetler bağlamında sosyal politikaların yerelleşmesi
Sosyal yardımlar ve hizmetler merkeziyetçi bir açısıyla, merkezden ya da yerindelik ilkesi gereği, yerel yönetimler eliyle yerelden sunulabilmektedir. Tercih edilen seçenek, ülkenin sahip olduğu çeşitli özellikler doğrultusunda belirlenmektedir. Ayrıca, ülkelerin kültürel, tarihi, demografik ve coğrafi yapıları da sosyal politikaların sunumunda nasıl bir yol benimseneceğini direkt olarak etkilemektedir. Ancak bazen, dünyada yaşanan olaylar ve değişen konjonktür doğrultusunda, ülkeler bir sistemi mecburen benimsemek durumda da kalabilmektedirler. II. Dünya Savaşı'na kadar daha çok sivil toplumla ve aile kurumuyla yürütülen sosyal politika faaliyetleri, sonraları devletlerin sorumluluğu altına daha fazla girmeye başlamış ve sosyal refah devleti uygulamaları, sosyal politika sunumunda ağırlık kazanmaya başlamıştır. İlerleyen süreçte, toplumsal yapılarda meydana gelen değişimler, başka bir dönüşümü daha zaruri kılmıştır. Artan nüfusla beraber, muhtaç sayısının yükselmesi ve ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının çeşitlenmesi, yerel yönetimlerin sosyal yardım ve hizmetlerin sunumunda daha fazla rol almalarını gerektirmiştir. Diğer taraftan, küreselleşme olgusuyla beraber, merkezi yönetimlerin ellerindeki yetkilerin bir kısmını yerel birimlere ve uluslararası kuruluşlara devretmeleri, merkezi otoritenin zayıflamasına sebep olmuştur. Sosyal alanda da zayıflayan devlet, yerel yönetimler aracılığıyla, tekrardan ağırlığını hissettirmeye çalışmaktadır. Bu yönüyle de yerel yönetimlerin, kaybolan devlet yetkilerini yeniden canlandırdığı söylenebilir. Bütün yetkilerin tek bir merkezde toplanması bazen halkın yönetime katılmasını engelleyebilir. Bu noktada yerelleşme, karar alma süreçlerine halkın dahil edilmesiyle birlikte, demokratikleşme aracı olarak görülebilir. Türkiye'de sosyal politika uygulamaları, diğer bütün kamusal alanlarda olduğu gibi, geçmişten gelen bir kültürün de etkisiyle merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Ancak, değişen toplumsal yapı ve ihtiyaçların çeşitlenmesi, Türkiye'de de bu alanda bir reformun yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır, çünkü Ankara'da üretilen politikalar, Kars'ta yaşayan insanların ihtiyaçlarına tam olarak çözüm getirememektedir. Halka yakınlığı sayesinde, bölge insanının ihtiyaçlarını daha iyi tahlil edebilecek olan yerel yöneticiler, bu ihtiyaçların giderilmesi konusunda çok daha etkili hizmetleri vatandaşa sunabileceklerdir. Anahtar Kelimeler: Sosyal yardım, sosyal hizmet, sosyal politika, yerelleşme, yerele devir, yerel yönetimler, yerindelik
İnsan-mekân ilişkisi bağlamında 'Yaşlı dostu mekânlar'
Mekân, genel kanının aksine; durağan ve statik değil, değişken ve dinamik bir olgudur. Sosyal aktörlerin talepleri, etkileri ve katılımlarıyla birlikte sürekli olarak kendini yeniden üretebilen bir kavramdır. Kent, içinde barındırdığı mikro ve makro mekânlarla birlikte bireylerin, toplumsal hayat, etkileşim ve iletişimlerinin gerçekleştirilmesine fırsat veren büyük bir sahnedir. Bu sahnede yaşayan tüm bireylerin gereksinim duyduğu, toplumsal ve mekânsal hayata katılım düzeylerinde sağlanması gereken fırsat eşitliği ve ulaşılabilirlik birçok araştırmanın bulguları arasında yer almıştır. Demografik yapı içinde artan yaşlı nüfus oranlarıyla birlikte; toplumsal hayatın önemli aktörlerinden olan yaşlılar da; sosyal politika çalışmalarının odak noktası hâline gelmiştir. Tüm bireyler gibi yaş almakta olan bireyler için de, temel hak olan sosyal katılım ve iletişimin desteklenmesinin yanı sıra psikolojik, mekânsal, kültürel ve sosyo-ekonomik açılardan da güçlendirmesini öngören aktif yaşlanma kavramı, son zamanlarda öne çıkarak, sosyal politikanın olduğu kadar sosyoloji, gerontoloji, sağlık, sosyal hizmetler gibi diğer disiplinlerin de yönlendirici bir kavramı olmuştur. Bu çalışmanın amacı, mikro ve makro kentsel tasarım öğeleriyle birlikte aktif yaşlanmayı destekleyen ve sosyal hayat içinde yaşlı katılımının maksimum düzeye yükseltilmesinine imkan veren öneriler doğrultusunda, ortaya konulan 'yaş dostu mekân'ların tasarlanması ve üretilmesine dikkat çekmektir. Bunu gerçekleştirebilecek analizler için yapılan nitel araştırmada; 15 tasarımcı, 21 sosyal disiplin uzmanı ile kurum bakımda olan 16 yaşlı ve bu kuruluşlarda hizmet veren 13 sosyal hizmet uzmanı olmak üzere, toplamda konuyla teması olan 65 bireyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda ortaya çıkan temalar ışığında literatür ve kavram çalışması, mekân ve insan ilişkilerinin dönüşüm tarihçesi incelenmiş ve gerçekleştirilen görüşme analizleriyle birlikte konu ele alınarak öneriler oluşturulmuştur. Çalışma için hazırlanan öneriler; mikro ve makro mekân düzeyi olmak üzere iki ana başlıkta ele alınarak, sınıflandırılmış ve mekânsal modelleme önerileri sunulmuştur. Yaş dostu mekânların üretilmesi için hazırlanan makro mekân önerileri; kentsel dönüşümle birlikte dış mekânlar, ulaşım ağları, kamusal alanlar, alışveriş mekânları, parklar ve sağlık hizmetleriyle ilgili iyileştirmeler olarak yer alırken, mikro mekânlarla ilgili olarak ise; kapalı alışveriş mekânları, aile yanında ve kurum bakımında yaşayan yaşlı bireyler için konut ve barınma önerileri, yaşlı kullanım referansıyla yapılacak imar düzenlemeleri yer almaktadır. Önerilerin yaşlı ve yaş alan bireyler için engelsiz bir sosyal hayatın kurgulanmasına yönelik yapılması gereken sosyal ve mekânsal planlama düzenlemelerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca bu bağlamda konuya açıklık getirebilmek üzere, barınma konusunda yaşlı mikro mekân önerilerine ilişkin mimari tasarım görselleri de hazırlanmıştır. Çalışmanın kendisinden sonra 'yaş dostu mekân'ların hayata geçirilmesi için kentsel yenileme ve dönüşüm planlamalarına zemin hazırlarken; aynı zamanda sosyal politikalara katkı sunması ve mekânsal tasarım çalışmalarına da yön vermesi hedeflenmektedir.
Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası'nın yoksullukla mücadele politikaları: 2002 sonrası Türkiye örneği
Yoksulluk, bugünkü en önemli sosyo-ekonomik problemlerinden biridir. Uluslar zengin veya fakir olsa dahi yoksulluk herzaman güncel kalmaya devam etmektedir. Başlangıçta yoksulluğun azaltılması uluslararası ekonomik kuruluşlar için öncelik olmamasına rağmen, uyguladıkları politikalara yapılan yoğun eleştiriler nedeniyle, bu kuruluşların zamanla önemli öncelikleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu çalışmada, Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası küresel yoksullukla mücadele politikaları, yaklaşımları, stratejileri, etkinliği ve bunların nasıl değiştiği 2002 sonrası Türkiye bağlamında ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Bunun için ilk önce yoksulluğun çeşitli tanımları ve ölçüm yöntemleri üzerinde durulmuştur. Ardından yoksulluk konulu raporlar incelenmiştir. Bunu takiben dünyada yoksulluğun boyutları gelir ve gelir dışı göstergeler ile araştırılmıştır. Yoksullukla mücadelede kalıcı bir çözüm için, bu sorunla mücadelede etkili politikaları içeren uluslararası işbirliğine ihtiyaç vardır. Uluslararası ekonomik kuruluşlar arasında bu işbirliği ve koordinasyonu sağlayabilecek en önemli kuruluşlar İslam Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası'dır. Ancak, küresel yoksullukla mücadelede Dünya Bankası'nın öne çıkan çabaları tek başına yeterli değildir. Bu konuda yoksullukla doğrudan ilgili olan, İslam Kalkınma Bankası gibi kuruluşlar da Dünya Bankası'yla yoksulluk konusunda koordineli çalışmalar yapmalıdır. Bunun yanında, ulusal hükümetler de yoksulluğu önlemeyi gündemlerinin en başına koymalı ve kapsamlı yoksulluğu azaltma politikaları belirleyerek kararlılıkla uygulamaya çalışmalıdır.
Sosyal inovasyon ve Türkiye: potansiyeli, dinamikleri ve sosyal inovatif çalışmaları desteklemede devletin rolü
Bu çalışma, toplumsal sorunların çözümünde ve ihtiyaçların karşılanmasında yeni yollar olarak bilinen sosyal inovasyonun Türkiye'deki durumunu, bilinirliğini, dinamiklerini ve potansiyelini analiz etmekte ve devletin bu süreçte üstlenebileceği rolleri ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, dünyada sosyal inovasyon ekosistemini destekleyecek politika uygulamaları incelenmiştir. Yine sosyal inovasyonun sosyal politika açısından önemi irdelenerek Türkiye'de kamu tarafından desteklenen sosyal inovatif uygulamalar literatüre kazandırılmıştır. Türkiye'de sosyal inovasyonun desteklenmesinde devletin üstlenebileceği rolleri araştırmak üzere sosyal inovasyon ile alakalı olabilecek altı bakanlıktan çeşitli kademelerde 25 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan mülakatlar ve değerlendirmeler; uygulamada örneklerine rastlanmasına rağmen Türkiye'de sosyal inovasyon kavramının büyük ölçüde bilinmediğini ve diğer gelişmiş ülkelere nazaran bu alanın daha yavaş gelişmekte olduğunu; toplumsal ihtiyaç ve sorunların çözümünde sosyal inovasyonun önemli enstrümanlardan biri olarak görülebileceğini, insani ve sosyal kalkınmanın hızlanmasında sosyal inovasyon perspektifinin yaygınlaşması ve kurumsallaşmasının Türkiye açısından önemli bir potansiyeli içinde barındırdığını, bu çerçevede Türkiye'de devletin sosyal inovasyonun gelişmesine dönük çeşitli roller üstlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular ışığında, Türkiye'de devletin sosyal inovasyonun kurumsallaşması ve yaygınlaşması sürecinde önerilen politika araçları ve eylemler "Sosyal İnovasyon Yol Haritası" ile tanımlanmıştır. Bu yönüyle özgün bir nitelik taşıyan çalışma ile temel sosyal inovasyon alanlarının belirlenerek politika ve eylem planlarının revize edilmesi ve ilgili yasal altyapının oluşturulması gerekliliği ortaya koyulmuştur. Sosyal inovasyon kümelerinin kurulması; yenilikçi finans modellerinin geliştirilmesi, parasal olmayan kaynakların alternatif kullanımının sağlanması ve kamusal alanda sosyal inovasyon atölyelerinin kurulması bahse konu yol haritasının öne çıkan başlıklarından bazılarıdır.
İslamda sosyal politika uygulamaları: İslam ülkeleri ve Türkiye
İslâmda sosyal politika uygulamaları sosyal adaletin ve eşitliğin sağlanması temeline dayanmaktadır. İslâm, kişilere ve devletlere toplumun refahına yönelik birtakım sorumluluklar yüklemektedir. Bu anlamda İslâm'da sosyal devlet esastır. Devlet, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılamakla ve yaşam koşullarını iyileştirmekle yükümlüdür. Yükümlülüklerini yerine getirirken de toplumun her kesimine adaletli olması gerekmektedir. İslâm'da eşitsizlikleri azaltıcı ve refah ortamını iyileştirici etkiye sahip olan en önemli araç zekâttır. Zekât yoksulluğun azaltılmasına, gelir dağılımı adaletsizliklerinin giderilmesine ve istihdam artışına katkı sağlamaktadır. Bunun yanı sıra faiz yasağı ekonomik kalkınma ve sosyal refahın artışına, toplumun her kesimine hitap etmesi ve sürdürülebilir olması bakımından katkı sağlamaktadır. Bazı çalışmalar göstermektedir ki, İslâm ülkeleri gerek ekonomik gerekse sosyal refahı artırmaya yönelik uygulamalarında İslâmi bir bakış açısı geliştirememişlerdir Dolayısıyla İslâm ülkelerinde refah politikaları oluştururken, mevcut politikaların toplumsal koşul ve ihtiyaçlara ne kadar uyum sağladığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu tez çalışmasında, İslâm'da sosyal politika uygulamaları ve 57 İslâm ülkesinin sosyal politika uygulamaları incelenmiştir. Ayrıca İslâmi sosyal politika araçlarının İslâm ülkelerinde ne kadar yer edindiği araştırılmıştır. İslâm ülkelerinin sosyal politika uygulamalarına bakıldığında İslâmi uygulamaları tam anlamıyla benimsemedikleri görülmüştür. Bazı ülkeler İslâmi prensiplere göre belirlenen sosyal politikaları devlet aracılığıyla uygulamış olsa da, gerekli kurumsal altyapı oluşturulamadığı için sorunlar yaşanmaktadır ve sosyal politika uygulamaları merkezi hale getirilememektedir. Diğer bir husus ise, İslâm ülkelerinin politika geliştirmeye yönelik işbirliklerinde zayıf kaldıklarıdır. İslâm ülkeleri arasında siyasi ve ekonomik işbirliklerinin artması, ortak platformlar kurularak sosyoekonomik düzeyi oldukça kötü olan ülkeleri kalkındırmada bir araya gelmeleri gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım ulusal kalkınma ve uluslararası işbirliklerinin dini ve kültürel temeller geçekleşmesine katkı sağlayacaktır.
Yerel halkın Türkiye'deki Suriyelilere bakışı: Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve Adana örnekleri
Yerel Halkın Türkiye'deki Suriyelilere Bakışı başlıklı bu çalışmanın amacı, Türkiye'de çadır/konteyner kentlerin bulunduğu 5 ilde (Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Adana) yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını, gruplar arası ilişkiler bağlamında anlamaya çalışmaktır. 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaşın hem bölge hem de Türkiye açısından önemli sonuçları olmuştur. Türkiye açısından en önemli toplumsal sonucu sayısı 3 milyonu geçen Suriyeli akınıdır. Günümüzde başta sınır illeri olmak üzere hemen hemen her ilde Suriyelilere rastlanmaktadır. Uzun sayılacak bir süredir Türkiye'de bulunan Suriyelilerin geri dönmeme ihtimali her geçen gün artmaktadır. Yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını anlayabilmek amacıyla yapılan bu araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın nicel saha çalışması kısmında hazırlanan soru kâğıdı çadır ve konteyner kentlerin kurulmuş olduğu 5 ilde toplam 1380 kişi ile yüz yüze görüşülmek suretiyle uygulanmıştır. Veriler SPSS 20 programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel kısmında ise çadır/konteyner kentlerin kurulmuş olduğu 5 ildeki 19 sivil toplum kuruluşu ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına genel olarak baktığımızda, artan Suriyeli nüfusa paralel olarak araştırma kapsamındaki illerde ekonomik ve toplumsal bazı sorunlar ortaya çıkmıştır. Başlangıçta misafir olarak görülen Suriyelilerin zamanla kalıcı hale gelmesinin yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını olumsuz yönde etkileyeceği varsayılsa da benzer göç deneyimleriyle karşılaştırıldığında Türkiye'de görece yüksek bir hüsnü kabulün varlığı düşünülebilir.Var olan sorunların daha da büyümemesi ve yerel halkla Suriyelilerin bir arada huzur içinde yaşaması için toplumsal uyum çalışmalarının bir an önce başlaması gerekmektedir.
Refugee women's employment in Turkey's humanitarian response to the Syria crisis: A qualitative documentary analysis
Eight years ago, first flow of refugees started to cross the Turkish-Syrian border, fleeing a bloody civil war that started to tear their lives apart while looking for a fresh new start in a new country. Soon after, these refugee flows turned into a humanitarian crisis that no longer seeks emergency actions for its problems but instead necessitates permanent integration strategies that would ease life for both Turkish and Syrian societies. This thesis examines how and to what extent humanitarian actors approach the labor market integration of the Syrian refugee women in Turkey. The thesis relies on exploratory qualitative analysis of documents produced by five prominent humanitarian actors, namely Yuva Association, Support to Life Association, Turkish Red Crescent, Association for Solidarity with Asylum-Seekers and Migrants, and United Nations agencies in the post-2016 period, which was the year that the work permits for the Syrians under the temporary protection was issued. The thesis argues that the selected humanitarian actors adopt an approach that fits in between the Basic Needs Approach and the Instrumentalist Approach according to Olivius' categorization of humanitarian responses to refugee women. The thesis finds that, although the humanitarian actors in Turkey acknowledges the importance of gender mainstreaming in their rhetoric, this acknowledgement is not reflected in their discourse on livelihood programs. Refugee women mostly appears in the humanitarian actor discourses on basic needs programs.
An analysis of rehabilitation policies in Turkeyfrom the perspective of disability rights activists
Access to rehabilitation services for people with disabilities is considered as a human rights issue in the Convention on the Rights of Person with Disabilities (CRPD). Along with the ratification of CRPD and implementation of the 2005 Turkish Law on Disability, Turkey experienced a modest welfare expansion especially in services and social transfers to people with disabilities. In this context, the thesis examines the perspectives of disability rights activists on the contemporary rehabilitation policies while situating their perspectives in a historical trajectory of rehabilitation policy changes in Turkey. The thesis draws on two types of data: documents and in-depth interviews. First, documents analysed in this thesis include media reflections of debates around rehabilitation policies, relevant legislations, policy documents and available data on rehabilitation services. Second, eight interviews were conducted with disability rights activists from six NGOs in İstanbul, İzmir and Bursa between January and March 2019. Both documentary analysis and thematic analysis of interviews demonstrate that rehabilitation services in Turkey still considerably diverge from a human rights approach to disability. The thesis identifies the following four obstacles against the full adoption of a human rights approach to disability in Turkish rehabilitation policies: 1) the domination of the medical model of disability in rehabilitation services in Turkey, 2) inadequacy of rehabilitation services in meeting the need, 3) insufficiency of social security coverage, and 4) inefficacy of rehabilitation services in taking individual differences among beneficiaries into account that limits its potential.
Devlet okulunda okuyan Suriyeli mülteci çocukların eğitimsel iyi olma hali: İstanbul'da bir nitel araştırma
Starting from 2011, Turkey has been putting forth crucial efforts towards the education of Syrian refugee children. With the 2014 regulations, the Turkish government has made the decision to include Syrian students in public schools and phase out temporary education centers (TEC). This thesis explores the Syrian refugee children's perspectives and interpretations on their education in the light of child well-being perspective. Konu and Rimpela's (2002) "School Well-being Model" is used as an analytical framework in this study. In-depth semi-structured interviews were carried out with 12 Turkish-speaking Syrian children strongly supported by humanitarian organizations and recruited through a refugee community center located in Sultanbeyli, Istanbul. The findings of the research reveal that children are highly motivated to get an education and very eager to learning. Despite the children's high motivation to be successful in education, they are placed in a highly-supported environment and their intense psychological investments towards education, the thesis demonstrates that they still face serious difficulties in the Turkish education system that negatively affect their school adjustments and well-being in education. Disadvantaged position in the education to due language barrier, perceived unfair measurement, and evaluation systems, fear of losing their fluency in their mother tongue, discrimination and exclusion occurred in their vertical and horizontal relationships in school are the recurrent themes in children's subjective experiences. Thus, this thesis concludes that comprehensive and inclusionary social and education policies have to be developed by taking into account Syrian children's capabilities, actual needs and their sense of fairness in education.
Attitudes of young Turkish workers towards private pension plans
Having established public pension schemes since the 1940s, Turkey introduced the voluntary private pillar in the early 2000s and launched the auto-enrolment in the private pension plan for all employees under 45 in 2016. Nevertheless, around 60 percent opted-out out the private pillar. This thesis explores the attitudes of young workers towards private pension plan in Turkey and the factors that young workers refer to in explaining their decisions to stay in or opt out of the private pension plan. The thesis relies on a qualitative study that includes 29 semi-structured interviews with working young people between the ages of 18 and 30 in two types of workplaces in the public and private sectors, namely municipalities and shopping centers. Using thematic analysis of interview data, the thesis offers an analysis of young workers' attitudes towards the retirement, their motivations for opting out and staying in the private pension plan, their attitudes towards auto-enrolment and their reasons for trust and mistrust towards the private pension plan. The thesis finds that young workers are generally ill informed about pensions and have a myopic attitude towards retirement, which also shape their attitudes towards the private pension plan. While the nudge, in the form of auto-enrollment, helped some young workers to stay in the private plans, the thesis suggests that most of those stayed in does not see private pension plans as a long-term saving plan. The nudge, however, failed to keep most young workers in the private pension plans, who referred to their current financial needs, preferring other saving mechanisms, high retirement age and mistrust towards the state, the state of the economy and private insurance companies as reasons for their decision to opt-out.
Reclassifying the Turkish welfare regime in the light of child well-being indicators
This study reexamines the welfare regime clustering of Turkey based on the data of child well-being across OECD countries between 2014 and 2017. In the previous literature, Turkish welfare regime is characterized as part of the Southern European (Spain, Portugal, Greece, and Italy) cluster. This thesis argues that the clustering of the Turkish welfare regime would be different from the previous literature's finding, if child well-being indicators were taken into consideration. The thesis relies on the OECD's following child well-being dimensions: material well-being, educational well-being, health and safety, risk behaviors. This thesis suggests that in terms of child well-being indicators, Turkey diverges from Southern Europe, and it resembles Latin American countries (Chile, Mexico, and Brazil). While a comparative analysis of social policy development in different countries lies beyond the scope of this thesis, the discussion presented in the study draws attention to the important role of family policies in determining the child well-being outcomes and suggests that gendered family policies appear as an essential factor affecting child well-being outcomes.
Public-private partnership in Turkish healthcare provision: The city hospital model
The city hospital program has been the latest example of the public-private partnership (PPP) paradigm in the Turkish healthcare system, which has transformed the role the public sector plays in public service provision. This thesis examines the city hospital model as a case study of PPP that has emerged out of a process of policy transfer and an interplay of public and private actors within policy transfer networks. In this regard, this thesis explores the policy networks, motivations of actors to involve in these networks, political dynamics behind the introduction of PPP in healthcare provision in Turkey, and the perceptions, contributions and resistances of different actors about this introduction. This thesis relies on participant observation and a comprehensive review of legal and policy documents. The analysis has unveiled four key findings. First, the model emerged out of the government's relationing to epistemic communities and is an example of policy transfer in which the state was voluntarily involved and appreciated contributions of private actors. Second, the model was implemented in a top-down, undemocratic manner, with critical details of projects not disclosed to the public. Third, the lack of expertise of the public sector created information and power asymmetries, which resulted in pushing the public sector into a passive role and the empowerment of private actors. Fourth, rapid implementation of the PPP model in healthcare without ample planning is in line with the appreciation of health care as a short-termist economic growth strategy that is capable of yielding popular support and legitimacy.
Breast cancer patient pathways to treatment in Turkey's internal healthcare market: A qualitative study
The importance of managing non-communicable diseases, such as cancer, has been viewed as a vital component of Universal Health Coverage (UHC) due to their worldwide high prevalence, significant disease burden, and sometimes life-long medical ramifications for patients. Having been deemed an achiever of UHC, Turkey has implemented an internal market for healthcare to achieve equal access to healthcare. Against this background, this thesis explores breast cancer patients' experiences of access and pathways to treatment in private hospitals offering publicly-funded services (PHOPS) in Turkey. It examines the factors that shape these pathways and the implications of these pathways for patients. This thesis relies on a thematic analysis of an exploratory qualitative study that includes 12 semi-structured in-depth interviews conducted between July and August 2021 with female breast cancer patients using private hospitals. It reveals two interrelated factors that shape patient pathways during the diagnosis and treatment stages: the projected cost of treatment and barriers to accessing integrated medical care. Based on these two factors, two distinct patient pathways, insured and underinsured patient pathways, are identified. While patients with private health insurance alongside compulsory general health insurance experience easy access to timely and effective treatment (insured pathway), those who only count on the latter deal with complicated processes of accessing treatment such as combining different providers (underinsured pathway). The thesis concludes that the insurance status of patients has a significant influence on experiences of access and pathways to treatment in PHOPS.
An examination of diabetes policy in Turkey: A qualitative documentary analysis
The World Health Organization (WHO) reports that Diabetes Mellitus is the 9th leading cause of death globally, accounting for about 2 million annual deaths as of 2019. Turkey is one of the countries with the highest prevalence of diabetes. Turkey's position in diabetes outcomes worldwide needs explanation as it has a relatively strong healthcare system and allocates a significant budget to the management of diabetes and its complications. In this context, this thesis explores the policy factors explaining Turkey's failure. Using Walt and Gilson's policy triangle framework, this thesis presents a comprehensive analysis of diabetes policy in Turkey by examining Turkey Diabetes Programme 2015-2020 and the transcriptions of Diabetes Parliament meetings held between 2015-2018. The thesis reveals a wide gap between policy and implementation, the lack of cooperation among diabetes actors and inadequate recognition of social determinants of health (SDoH) in Turkey's national diabetes programme. Turkey's adoption of a vertical-like, disease-centred, treatment-focused and group-based approach in the management of diabetes may have contributed to the failure of its diabetes policy.
A qualitative study on the perspectives of HIV activists on HIV disclosure in Turkey
The literature suggests that public health measures, which are vital to preventing the HIV epidemic, and the right to privacy of people living with HIV often come into conflict. Public health measures follow a strategy to combat the epidemic that focuses on identifying the HIV status of people living with HIV and taking measures to stop transmission. However, this strategy raises privacy and confidentiality concerns for people living with HIV. The thesis seeks to understand how HIV activists manage the tension between public health measures and the rights of people living with HIV as they develop their perspectives on sharing HIV status. Within the scope of the research, one-on-one structured in-depth interviews were conducted with eight HIV activists. The findings of this thesis are based on a thematic analysis of the interviews. The findings of the thesis are presented under three headings: Experiences of people living with HIV while disclosing their HIV status, HIV activists' perspectives on disclosing their HIV status, and factors affecting the decisions of people living with HIV to disclose their HIV status. The main finding of the thesis is that the HIV activists interviewed embrace the idea that HIV disclosure is not an obligation. In justifying this idea, the participants pointed to the discrimination they were exposed to after disclosing their HIV status, the fatigue of disclosing their HIV status to everyone and informing the disclosed people about HIV, the right to privacy and the Undetectable=Untransmittable campaign.
Retirement age and beyond: Pension reforms in Turkey and welfare retrenchment
In response to concerns that early retirement policies had a detrimental effect on the actuarial balance and that resources were diverted from the state budget to pay for social security organizations' deficits, Turkey's pension system was restructured during the 1990s and 2000s. With 1999 reforms, retirement age conditionality was implemented in addition to the contribution days and premium payments conditions. This change was applied retroactively, and thus has adversely affected people who started working before the law was implemented. Millions of people ended up having to wait until a much later age to gain retirement rights, although they have satisfied the previous conditions. In the 2000s, several pension reforms were enacted regarding pension calculations that led to significant decreases in pensions, resulting in further losses for this group of people. In time, people affected by the 1999 reform organized around a common cause, which came to be popularly known as 'People Who Encountered the Age Obstacle in Retirement' (Emeklilikte Yaşa Takılanlar - EYT) movement. This thesis critically assesses to what extent the 1999 and subsequent pension reforms in the 2000s and their outcomes that resulted in the EYT phenomenon in Turkey can be examined under the welfare retrenchment discussion by employing qualitative methods. In addition to the comprehensive desk research for capturing the historical development of pension systems in Turkey, a semi-structured, in-depth interview was conducted with 13 EYT individuals in the study's second phase.
Yaşlı mutluluğunu belirleyen faktörlerin analizi
Dünya nüfusu ve içerisindeki yaşlı nüfus oranı hızlı bir şekilde artmaktadır. Bu çalışma 65 yaş üstü yaş almış bireylerin hangi koşul ve durumda mutlu olduğu, formel ve enformel desteklerin varlığının mutluluklarına etkisi ve bunları karşılama durumunu incelemek amaçlanmıştır. Ankara İli ve merkez ilçelerinde yer alan 65 yaş üstü yaşlı bireyler ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın örneklemi maksimum çeşitlilik (nicel) ve amaçlı örnekleme (nitel) ile belirlenmiştir. Çalışmanın örneklem kriterlerini Ankara' da yer alan 65 yaş üstü yaşlı bireylerin gönüllük esası çerçevesinde katılım gösterme ve bilişsel durum değerlendirme testi şeklinde belirlenmiştir. Bu kriteleri taşıyan 228'i kadın, 212 erkek (nicel-440) ve 17 erkek, 10 kadın (nitel-27) katılım ile araştırma süreci yürütülmüştür. Araştırma karma yöntem desenlerinden biri olan yakınsayan paralel desen kullanılmış olup, nicel ve nitel bulguların elde edilmesi eş zamanlı gerçekleşmiştir. Nicel verilerin toplanması aşamasında Butler ve Kern (2016) tarafından geliştirilen ve ölçeğin Türkçeye uyarlaması Demirci ve diğerleri (2017) tarafından yapılmış olan beş boyutlu PERMA ölçeği ve Sosyo-Demografik anket kullanılmıştır. Yaşlı bireylerin bilişsel durumunu değerlendirme testi uygulandıktan sonra PERMA ölçeğinin çalışmanın örnekleminde iyi oluş seviyesini ölçmede başarılı olup olmadığı ölçüm modeli incelenerek kontrol edilmiştir. Ölçüm modelinde yer alan gözlenen değişkenlerin gizil değişkenleri temsil etme kabiliyeti, AMOS 23.0 programı ile doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılarak kontrol edilmiştir. DFA öncesinde ölçekte yer alan ifadelerin faktör yükleri incelenmiş ve ölçek maddelerinin kendi boyutunu ne derecede ölçtüğü açıklanan ortalama varyans (AVE) skorları ile kontrol edilmiştir. İlk olarak ölçüm modelinin kabaca kendi gizil yapılarını ölçmede ne derece başarılı olduğu AVE, bileşik güvenilirlik katsayısı (CR) ve Cronbach alfa değerleri ile kontrol edilmiştir. AVE, CR ve Cronbach alfa değerlerinin iyi ya da kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu görülmektedir. Nitel verilerin toplanması sürecinde ise on bir soruluk yarı-yapılandırılmış görüşme formu araştırmacı tarafından oluşturulmuş ve katılımcılara uygulanmıştır. Elde edilen nicel verilerin analiz aşamasında betimsel analiz '' parametrik ve nonparametrik testler'' kategorisinde fark analizleri kapsamında ilk olarak iki alt grubu olan değişkenlerin t testi analizleri yapılmış sonrasında ikiden fazla alt grubu olan değişkenler için ANOVA-Welch ve Brown-Forsythe testleri yapılmıştır. Nitel (yarı-yapılandırılmış) görüşmeler içerik analizi ile gerçekleştirilmiştir. Nitel ve Nicel veriler ayrı ayrı analiz edilmiş olup yakınsayan paralel desenin doğasına uygun şekilde nitel ve nicel sonuçlar ilişkilendirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre yaşlı bireylerin mevcut olan sosyo demografik bilgiler, eşe ilişkin bilgiler ve sağlık durumları, yaşadığı yer, ekonomik durum ve toplum içerindeki birey ve toplumsal sorunlar açısından değerlendirilerek iyi oluş/mutluluk düzeyleri ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin yaşamları büyük oranda rutin olan yaşamsal hayatın içinde, yalnız kalan ve yoksullaşan sağlık koşulları nedeni ile kendilerine yetememesinden kaynaklı, bireysel çeşitli sosyo-kültürel ve ekonomik sorunlar yaşandığı gözlemlenmektedir. Bu araştırma bu belirtilen tüm koşulların iyi oluş/mutluluk boyutunu değerlendirmeleri açısından dikkat çekerken, yaşlı bireyleri ilgilendiren bireysel ve toplumsal konuları içeren değişkenlerin de kapsamlı şekilde incelenerek iyi oluş/mutluluk düzeylerine etkisi yönünden değerlendirmeye alınmıştır Yaşlı bireylerin, yaşlılık ve mutluluğa, aile içerisindeki kişiler arası ilişkilerine, özlemlerine ve aktif ve sağlıklı yaşlanmanın ve kuşaklar arası etkileşime ilişkin konuların yaşlı bireylerde yaşamda karşılığı olan mutlulukları üzerine etkisinin sonuçları dikkat çekicidir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar ışığında toplumda yaşlı mutluğunun desteklenmesi için tüm yaşam dinamiklerinin iyileştirilmesi önerilmektedir.
Kadın yoksulluğu ve sosyal dışlanma ilişkisi: Mamak örneği
Çalışma; yoksulluğun en görünür biçimlerinden olan kadın yoksulluğunun, sosyal dışlanma bağlamında incelenmesi, yoksulluğun kadınlaşması diye tabir edilen durumun sosyal dışlanmaya sebep olup olmadığı, oluyorsa hangi açılardan etkide bulunduğunu açıklamayı amaçlamaktadır. Yoksulluk, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler için iktisadi, toplumsal ve siyasal açılardan en büyük ve baş edilmesi en zor olan sorunlarından biridir. Müstakil olarak bile sorun oluşturan yoksulluk, başka sorunları da beraberinde getirerek yoksulluğun yenilenerek dönüşümüne, kısırdöngüye girmesine, çevresine başka sorunları da katarak sorunun çözülmesinin zorlaşmasına sebep olmaktadır. Bu bağlamda yoksulluğun sebeplerinin, söz konusu ekonomi ve toplumsal yapı bağlamında araştırılması, tespit edilen sorunların çözümü için projeler geliştirilmesi yoksullukla mücadelenin bir yönünü oluşturmaktadır. Kadın yoksulluğu, özel bir sorun olması dolayısıyla özel politikalar gerektirmektedir. Kadının çalışma hayatına kazandırılması, onun sosyal statüsünü de hak ettiği düzeye çıkaracak, sosyal dışlanma denilen durumu etkisiz bırakacaktır. Sosyal dışlanma, yoksulluk ve dezavantajlılık durumuyla beraber anılmakta olup sosyal, politik, iktisadi ve kültürel etkilerle beslenmektedir. Bir taraftan sosyal dışlanma yoksulluğun bir nedeni olarak görülürken, diğer taraftan yoksulluk sosyal dışlanmanın bir unsuru olarak görülmektedir. Sosyal politika araçlarının sosyal dışlanmayı minimize edecek hatta yok edecek yollar izlemesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, sosyal dışlanma kavramının tanımlanmasından başlayıp, ortaya çıkış nedenleri ve türlerini tespit edip, yoksullukla çakıştığı noktanın belirlenmesini ve buna yönelik mücadele yollarının izlenmesini amaçlamaktadır. Dışlanma ile yoksulluk arasında ne tür bir ilişkinin olduğunu belirlemek de çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır. Sosyal dışlanma ve kadın yoksulluğu arasındaki ilişkiyi Ankara'nın Mamak ilçesinde yaşayan kadınlar dâhilinde inceleyen bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Mamak Belediyesi'nden sosyal yardım alan, Gülveren ve Bahçeleriçi Mahalleleri'nde yaşayan kadınlarla görüşmeler (mülakat) yapılmıştır. Çalışmada kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verileri, derinlemesine mülakat yöntemiyle elde edilmiştir. Araştırmada, katılımcılara açık uçlu sorular yöneltilmiştir. Katılımcıların bilgi, duygu ve görüş düzeyleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Kadınlara toplumsal yaşamda kendilerini nasıl gördükleri, günlük yaşamlarında ve toplumsal hayata katılımlarında yaşadıkları zorluklar, ekonomik durumlarının yeterlilik düzeyleri, hayatlarından memnun olma durumlarını anlamaya yönelik düşünceleri sorulmuştur.
Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nden Türk Kızılay'ına sosyal yardımlar(1868-2000)
Bu tez Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin kuruluşu ile Cumhuriyet döneminde Kızılay ismiyle faaliyetine devam eden Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin günümüze kadar gelen sosyal yardımlarını analitik bir perspektifle ele almaktadır. Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Trablusgarp, Balkan, Çanakkale savaşlarında cephe gerisinde sahra hastaneleri açarak yaralıları tedavi maksadıyla mühim bir görev ifa etmiştir. Cemiyeti Cumhuriyet döneminde Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti ismin alarak daha çok deprem, sel ve salgın hastalıklar gönüllü sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde etkili olmuştur. Bunların yanı sıra 1923-25 yıllarında Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Yunan ve Türk nüfusunun mübadelesinde vapurlar ve aşevleri ile büyük gayret sarf etmiştir. Yunanistan'dan ülkemize gelen Türk nüfusu Türkiye'nin çeşitli vilayetlerine iskân edilerek müstahsil hale getirilmiştir. İkinci Dünya Savaşı'na gelindiğinde Yunanistan'da meydana gelen açlık ve kıtlık yüzünden Kurtuluş ve Dumlupınar isimli erzak taşıyan yardım gemileri gönderen Kızılay Yunanistan'dan gelen savaş mağduru 1000 çocuğun da Türkiye'de bir süre bakımını üstlenmiştir. 1950 yılına gelindiğinde Bulgaristan'da zorunlu göçe tabi tutulan Türk'ler için Kızılay Çorlu'da göçmen hastanesi açarak onların tedavilerini üstlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Cumhurbaşkanı düzeyinde yardımlarla göçmenlerin iskanı için faaliyetlerde bulunmuştur. Gelen muhacirlerin Kızılay tarafından iaşe ve ibatesi sağlamış ve daha sonra onları inşa edilen göçmen evlerinde iskân edilmiştir. Bulgaristan Muhacirleri çeşitli mesleklere sahip olduğundan ülkenin kalkınmasında önemli rol oynamışlardır. Kıbrıs Barış Harekatı'nda adaya huzur ve barışın gelmesi için din, dil, ırk ayırt etmeksizin adaya çeşitli yardımlarda bulunmuştur. 1963-65 yıllarında kurulan Kıbrıs Kızılay Hastanesi adada uzun yıllar faaliyette bulunmuştur. Kıbrıs Barış Harekatı'nda adaya huzur ve barışın gelmesi için din, dil, ırk ayırt etmeksizin adaya çeşitli yardımlarda bulunmuştur Kızılay 1980-90'lı yıllara gelindiğinde yurt dışındaki yoksul ülkelere sosyal yardımlara ağırlık vererek birçok ülke için dünya çapında bir sembol olmaya başlamıştır. Sırpların katliam gerçekleştirdiği Bosna Hersek'e Kızılay aracılığıyla önemli miktarda sosyal yardım gönderilmiştir. 2000'li yıllara doğru kurumsallaşma yoluna giden Kızılay 1999 yılına gelindiğinde Marmara Depremi için ve Düzce Depremi'nde çadırkentler kurulmasında Kızılay önemli rol oynamıştır.
Dijitalleşmenin iş performansı, iş tatmini ve örgütsel bağlılık üzerine etkileri
Dijitalleşme, işletmelerin sadece mekanik süreçlerinde değil örgütsel dinamiklerinde de değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Üretim süreçlerinde yaşanan dijital dönüşüm, çalışma ortamını etkilemekte ve farklı fırsatları ve riskleri içinde barındırmaktadır. Buradan hareketle çalışmanın temel amacı, çalışanların dijitalleşme algıları ile iş tatmini, iş performansı ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma için nicel bir alan çalışması yapılmış ve gerekli veriler, Ankara İvedik Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren firmaların çalışanlarından anket yoluyla elde edilmiştir. Çalışmada, dijitalleşme algısı ile iş tatmini, iş performansı ve örgütsel bağlılık değişkenleri arasında ilişkileri inceleyen bütüncül bir model geliştirilmiştir. Araştırmada kurulan modelin ve bu modele dayalı hipotezlerin test edilmesi için yapısal eşitlik modellemesi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre dijitalleşme algısının, iş performansını ve iş tatminini anlamlı ve pozitif olarak etkilediği görülmektedir. Diğer yandan, analiz sonuçlarına göre dijitalleşme algısının örgütsel bağlılığa olan etkilerinin pozitif ancak istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Sonuçların hem literatür hem de uygulamacılar için önemli ipuçları sunduğu değerlendirilmektedir.
İlkokul öğrencilerinin küresel iklim değişikliği farkındalığının analizi
İklim değişikliği konusunda erken yaşta yüksek farkındalık, uzun vadede beklenen iklim değişikliği çıktıları üzerinde olumlu etkilere sahiptir. İklim değişikliği farkındalığı dinamiklerini keşfetmek, iklim değişikliği ile ilgili eğitim politikası sorularına ışık tutabilir. Çocukluk eğitimi politika uygulamaları, önleyici ve uygun maliyetlidir. Bu bağlamda çalışmada, Türkiye'deki ilkokul öğrencilerinin küresel iklim değişikliği farkındalıkları analiz edilmekte ve elde edilen bulgular doğrultusunda ilkokul öğrencilerinin yüksek farkındalık olasılıklarını artıracak sosyal politika önerileri sunulmaktadır. Çalışmada, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Türkiye'nin Ankara ilinin, Keçiören ilçesindeki 3 okulun 23 şubesinde öğrenim gören üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinden örneklenmiş birincil veriler (N=370) kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen bir anketle toplanmıştır. 31 maddeden elde edilen puanlamaya göre örneklem ortalama farkındalık puanı 16.12 (maksimum 31) olarak hesaplanmıştır. İkiye ayrılan farkındalık puanları, hesaplanan ortalama puandan büyük veya ona eşit puanlar için "yüksek", bu puandan düşük puanlar için "düşük" olarak atanmıştır. Örneklemdeki öğrencilerin %48.92'sinin küresel iklim farkındalığı puanının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %83.24'ü küresel iklim değişikliğinin gerçek olduğuna inanırken, %84.05'i küresel iklim değişikliği konusunun çok önemli olduğuna inanıyor ve %43.51'i bu konuda çok endişelidir. Katılımcı öğrencilerin yaklaşık %47'si küresel iklim değişikliği kavram bilgisini ölçmek için sunulan 14 ifadenin 6.58'inden haberdardır. Bununla birlikte %53'ü iklim değişikliğinin nedenlerini ölçmede sunulan 7 ifadenin 3.71'inden haberdar iken %58'i iklim değişikliğinin sonuçlarını ölçmede sunulan 10 ifadenin 5.8'inden haberdardır. Böylece en yüksek farkındalık puanı; küresel iklim değişikliğinin sonuçları, ardından küresel iklim değişikliğinin nedenleri ve son olarak da iklim değişikliği kavram bilgisi alanında olmuştur. Sırasıyla sınıf ve okul; aile ve arkadaşlar; İnternet; televizyon; kitap ve dergiler; filmler; müze, hayvanat bahçeleri ya da akvaryumlar; gazeteler; diğer kaynaklar ve son olarak radyo, iklim değişikliği için mevcut bilgi kaynakları arasındaydı. Öğrenciler iklim bilgisini nereden alacaklarına ilişkin tercihlerini ise sınıf ve okul; kitap ve dergiler; aile ve arkadaşlar; İnternet; televizyon; filmler; müze, hayvanat bahçeleri ya da akvaryumlar, gazeteler, diğer kaynaklar ve radyo olarak sıraladılar. İlkokul öğrencilerinin yüksek (düşük) iklim değişikliği farkındalık puanına sahip olma olasılıklarının belirleyicileri, Stata 15 programı kullanılarak Lojistik Regresyon Analizi (LRA) yöntemiyle tahmin edilmiştir. Öğrencilerin yaşı, fen bilgisi ders notu, sınıf mevcudu, öğretmeninin görev süresi, devam ettikleri okul, öğretmeninin cinsiyeti, sınıf seviyesi, sınıf mevcudu ile sınıf seviyesinin etkileşiminin yüksek iklim değişikliği farkındalık puanına sahip olma olasılığının istatistiksel olarak anlamlı belirleyicileri olduğu bulunmuştur. Spesifik olarak, değişken ortalamasında bir ilkokul öğrencisinin yüksek iklim farkındalığına sahip olma olasılığı 0.485 olarak tahmin edilmiştir. Öğrencilerin yüksek farkındalık olasılıkları ile öğrenci cinsiyeti, kardeş sayısı, doğum sırası, anne-baba eğitim düzeyi, anne-babanın iş durumu ve hayat bilgisi ders notu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Diğer taraftan karma etki (hiyerarşik ya da çok düzeyli) LRA tahmin denemelerinde okul, sınıf ve şube düzeyinde istatistiki olarak anlamlı varyasyona dair kanıt bulunamamıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Eğitim, Farkındalık, İlkokul Öğrencileri, Küresel İklim Değişikliği, Lojistik Regresyon, Sosyal Politika
Kadın dayanışmasının trans-yaşlı kadınlar üzerinden fenomenolojik bir incelemesi: Ankara örneği
Küresel bir olgu olarak eşitsizlik, birçok toplumsal grubu etkilemektedir. Bu eşitsizliklerin farklı türleri vardır ve bazı toplumsal gruplar eşitsizliğin birden çok türünü aynı anda deneyimlemektedir. Transseksüel- yaşlı kadınlar toplumsal cinsiyete, yaşa ve sınıfsal koşullara dayalı eşitsizlikleri aynı anda deneyimleyen bir gruptur ve sosyal devlet erişememekte; sosyal politika uygulamaları geliştirmemektedir. Ayrıca yaşlılar için var olan sosyal politika uygulamalarından da etkin biçimde faydalanamamaktadırlar. Eşitsizliğin birden çok türü ile mücadele etmek ve sosyal politika uygulamaları vasıtasıyla karşılaştıkları sorunları çözememek transseksüel- yaşlı kadınlar arasında enformel bir dayanışma meydana getirmiştir. Bu çalışma, transseksüel- yaşlı kadınların enformel dayanışma ilişkilerini keşfetmeye odaklanmıştır. Enformel dayanışmanın kimler arasında, hangi maddeler üzerinden, nasıl ve neden geliştiği; dayanışmaya kabul ve dışlama süreçleri çalışmanın konusu kapsamındadır. Bu doğrultuda yedi transseksüel-yaşlı kadınla yarı yapılandırılmış görüşme formu üzerinden derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Transseksüel-yaşlı kadınların dayanışma ağında arkadaşlar ve aile ön plandadır. Dayanışma maddeleri genellikle yaşamın devamı için gerekli beslenme, giyinme, barınma gibi temel ihtiyaçlardır. Katılımcıların yoksullaşmasındaki en büyük etken ise enformel sektörde çalışmak zorunda olmaları sonucu çalışma haklarından yoksun kalmalarıdır. Şartların iyileştirilmesi için sosyal politika uygulamaları hakkında bilgilendirilmeleri, sosyal politika uygulamalarının ulaşılabilir olması, sosyal yardımların nakdi olması ve sosyal yardımların eşit ve adil bir şekilde dağıtılması gerekmektedir. Ayrıca çalışma şartlarının devlet tarafından düzenlenmesi sorunun yeniden üretimine ket vuracak önemli bir noktadır. Anahtar Kelimeler: Dayanışma, Sosyal Politikalar, Transseksüel, Yaşlılık
Türkiye'de yaşlılık ve uygulanan sosyal politikalar
Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması ve yaşam süresi artmış, doğum oranlarının azalması ile dünya hızlı şekilde yaşlanmaya başlamıştır. Doğum ve ölüm oranlarındaki farkla birlikte demografik yapı da değişmeye başlamıştır. Dünya genelinde insanlar uzun yaşamaktadırlar. Yaşlılık hem gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkeler açısından önemli olmakla birlikte sağlık, sosyal güvenlik, eğitim, istihdam alanlarını ve özellikle de aile hayatını etkilemektedir. Son yıllardaki araştırmalar dünyada ve Türkiye'de demografik yapının değiştiğini ve yaşlı birey nüfusunun arttığını göstermektedir. Sosyal politika, devletlerin sosyal refahını ve toplumun bir arada olmasını sağlayan ve sosyal barışın, adaletin ve gelişmenin sağlanması için uygulanacak çalışmaların ve politikaların tamamını kapsamaktadır. Bu nedenle devletlerin uyguladıkları bu politikaların toplum ihtiyaçlarına uygunluğu ve devamlılığı önem arz etmektedir. Yaşlı birey nüfusunun Türkiye'de de artmasıyla yaşlılık kavramının önem kazanması ile birlikte, büyüyen yaşlı nüfus için de bir takım sosyal politikaların uygulanması ve mevcut politikaların geliştirilmesi önem arz etmektedir. Sosyal politika kapsamında yaşlılık önemli bir konu olmakla birlikte, ülkeleri sosyal, ekonomik, sağlık, kültürel vb. alanlarda etkilemektedir. Bu tez çalışmasında yaşlılık ve yaşlılık ile ilgili sosyal politika uygulamaları öncelikle literatür taraması yöntemiyle incelenmiş ve yaşlılık kapsamında Türkiye'de uygulanan sosyal politika uygulama örnekleri incelenmiştir. İkinci aşamada Ankara ili Çankaya ilçesinde yaşayan 65 yaş ve üzeri bireylerin seçilerek hazırlanan görüşme formunda yer alan sorular iletilmiştir. Çalışma kapsamında soruları yanıtlayan gönüllüler ile yapılan görüşme sonucunda elde edilen veriler veri toplama aracına göre ayarlandı ve 65 yaş ve üzeri bireylerin yaşlılık ile ilgili sosyal politika uygulamalarına yönelik görüşlerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Türkiye'deki yaşlılıkla ilgili sosyal politika uygulamaları ve bu uygulamalardan faydalanma ve memnuniyet durumları hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Görüşmeler sonucunda 65 yaş ve üzeri bireylerin Türkiye'de uygulanan sosyal politika uygulamalarından haberleri olduğu kadar memnun oldukları ve yaşlılık sürecinde sahip oldukları uygulamaların geliştirilmesini talep ettikleri tespit edilmiştir.
Sustainable development goals in lower-middle income economy: Relevancy and outlook in Cameroon
Since 2000 the United Nations had adopted two major global agendas namely the Millennium Development Goals and the Sustainable Development Goals. The latter is expected to entail the covering of larger landscape involving 17 goals that enclose economic, environmental and social dimensions of sustainability. However in realizing these goals, nations do not start at equal line given their delay or advancement in term of development making therefore some of them closer or much farer away of achievement's point. Hence this research aims at analysing if lower-middle income country like Cameroon is on right pathway to achieve the 2030 agenda relatively to poverty ending and shared prosperity within short prescribed deadline and considering the huge institutional, political, economic, sociocultural and environmental challenges it has to address purposely. In this regards, a documentary research concerning the topic have been carried out, drawn mostly from official policy documents, reports as well as articles and an interview guide was applied to respondents working in various sectors of civil society across the country allowing to gather their inherent expert's insights. Collected data have been analysed systematically and thematically using the qualitative method of content analysis over several aspects of research namely extreme poverty, social poverty, social protection (social safety nets), basic services as well as shared prosperity. The findings and interpretations have put into evidence that the country is unlikely to achieve targets on poverty ending and social inequality reduction by 2030 notwithstanding expected relative positive trend concerning social poverty and social protection (social safety nets). Likewise they have shown that the concerned UN global targets are worthy to get implemented in Cameroon considering their higher ambition comparing to existing national targets. They outline also issue of relevancy regarding adopted thresholds (extreme poverty's international threshold and minimum wage) which are set to measure extreme poverty and social poverty proposing instead multidimensional approach. Throughout the conclusion, recommendations have been made in order to improve the pace of mentioned targets' achievement, especially concerning the funding strategies of sustainable development undermined heavily by neo-colonialist system while integrating also Cameroon's historical background.
Refah devletinin yeniden yapılandırılmasında alternatif arayışları: Toplumsal bir güç olarak sosyal sermaye yaklaşımının etkisi
Sosyal sermayenin göstergesi olan, topluluk içindeki etkileşimlerden kaynaklanan sosyal güven, norm, karşılıklılık gibi değerlerin; sosyal ağlara dahil olma, toplumsal hoşgörü, sivil ve siyasi katılım gibi pratiklerinin ve bireylerin refah devlet sorumluluk algılarının bölgeler açısından ne ölçüde değişkenlik göstereceğinin Ankara ili Çankaya ve Mamak ilçelerine bağlı mahalleler kapsamında incelendiği bu tez çalışmasında, enformel sosyal güvenlik ağları kabul edilebilecek sosyal sermaye bileşenlerinin yerel düzlemde karşılaşılan sorunların aşılmasında, faydasının varlığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Sonuçlar özellikle güven parametresinin, ikamet edilen ilçe, eğitim seviyesi ve gelir düzeyi ile ilişkili olduğunu ve bunun da sosyal sermayeye anlamlı şekilde etki ettiğini, yanı sıra iki ilçe sakinleri özelinde sosyal sermaye yapısının farklı göstergeler açısından değişkenlik arz ettiğini ortaya koymuştur.
Doğu Anadolu Projesi (DAP bölgesi) kapsamında bulunan illerde faaliyet gösteren bölgesel kalkınma ajanslarının kadın istihdamına etkisi
Kalkınma her yerde aynı zamanda ve oranda gerçekleşmemektedir. Kalkınmışlık düzeyi, ülkeler hatta aynı ülkenin farklı bölgeleri arasında da değişiklik görülebilmektedir. Oluşan bu bölgesel eşitsizlikler bazı bölgelerde yüksek oranlarda seyrederken bazı bölgeler de daha düşük seyretmektedir. Ülkemizde bölgeler Düzey-2 olarak 26 bölgeye ayrılmıştır. Doğu Anadolu Projesi (DAP) kapsamında yer alan beş adet Düzey-2 bölgelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesine bakıldığında ise sondan ikinci bir gelişmişlik seviyesinde olduğu görülmektedir. Meydana gelen bölgelerarası ve bölge içi dengesizliği gidermek maksadıyla kurulan bölgesel kalkınma ajanslarının burada rolü büyük olmuştur. DAP bölgesi illerine bakıldığında ise ataerkil bir toplum yapısının hâkim olması, toplumsal cinsiyet rolünün baskıları, cinsiyetçi iş bölümü politikaları, bölgenin kendine has özelliklerinin geliştirilememesi gibi nedenler ile kadın istihdamı olumsuz etkilenmektedir. Kalkınma ajanslarının oluşan olumsuzlukları giderebilmesi için bölgenin şartlarının iyi anlaşılıp, değerlendirilmesi ve çalışmaların bu yöne kaydırılması gerekmektedir. Araştırma DAP Bölgesi kalkınma ajanslarından destek almış kartopu örneklem yoluyla seçilmiş 25 kadın katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılarak sorular sorulmuştur. Görüşme verilerinin işlenmesi kodlama yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Desteklerden yararlanan kadın katılımcıların görüşlerine endeksli olarak öncelikle kalkınma ajanslarının kadın istihdamına etkilerinin, yeterliliğinin anlaşılarak sonrasında konu ile ilgili belirlemeler ve önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Ajans desteklerinin katılımcılara olumlu etkileri, eleştirileri ve önerileri paylaşılarak çalışmanın amacını güçlendirilmek istenmiştir. Ayrıca bölgede yaşayan kadınların sorunları, bölgedeki kadın katılımcılar tarafından bizzat anlatılmaya çalışılarak, kadın istihdam bakımından yapılan düzenlemelerin daha çok nerelere odaklanılması gerektiği yönüne ışık tutacağı düşünülmektedir. Kodlama analiziyle elde edilen bulgular sonucunda, kalkınma ajanslarının destekleriyle elde edinilen faydalar olarak uzmanlaşma, verimlilik artışı, girişimcilik alanında yarar sağlanmıştır. Bulgular sonucunda en çok faydalanmanın uzmanlaşma alanında olmasının sebebi de eğitim desteklerinden yararlanan kadınların çoğunlukta olmasından dolayıdır. Katılımcıların çoğu nitelikli ve devamlı personel zorluğu çektiğinden, başvuru sırasında herhangi bir zorluk yaşamadığından ve bunu da ajans personelinin ilgi ve alakası sayesinde olduğundan ancak ajansın yeterli destek sağlamadığını, en azından zamanın şartlarına göre desteklerin öneminden bahsetmişlerdir. Bölgedeki kadın istihdam sorununu ise eğitimin önemi üzerinde durulmuştur. Bölgede çalışmak isteyen kadınların eğitim seviyesinin düşük olmasından dolayı nereden başlayacağını bilememesine yol açtığından, bilenlerin ise ataerkil toplum yapısı ve yıldırma/baskılar ile vazgeçirilmeye çalışılması, ev, aile ve çocuk sorumluluğunun kadınların üzerinde olması gibi nedenler ile kadın istihdamının olumsuz seyrettiğinden bahsedilmiş ve eleştirilmiştir.
Analık sigortasından haksız yararlanma, kişilerin sosyal güvenlik sistemini aldatmaya yönelik tutumları: Ankara ili örneği
Sosyal güvenlik bireyin varoluşundan bu yana gereksinim duyulan sosyal politika aracıdır. Bütün sosyal politika araçları gibi sosyal güvenlik uygulamalarının etkin olarak hayata geçirilmesinin şartı finansal olarak desteklenmesine bağlıdır. Ödeneği olmayan bir politika hayata geçirilemez. Ödeneğin dağıtımı da temini kadar önemlidir. Sistemden faydalanan kişilerin haksız kazanç elde etmeleri gerçekten ihtiyaç sahibi olan kimselere hiç ya da daha az faydalanmalarına neden olacaktır. Bu çalışmada Türkiye'de yürürlükte olan 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu' nda düzenlenen analık sigortası kapsamında kişilerin aldığı yardımlar açıklanmış, hak sahibi olan kişilerin yersiz olarak aldıkları ödenekler incelenmiştir. Soruşturma konusu olan kişiler hakkında, Ankara ilinde SGK bünyesinde çalışan denetmenlerin tanzim ettikleri raporların nitel veri analizi yöntemiyle içerik analizleri yapılmıştır. Soruşturmanın çıkışı, yürütümü, bireylerin beyanları ele alınmış olup, kişilerin eğilimlerinin öğrenilmesi karşısında süreç için alınabilecek önlemler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Haksız Kazanç, Analık Sigortası.
NEET grubunda yer alan genç işsizlerin işsizlik nedenlerine ilişkin nitel bir araştırma: Kastamonu Üniversitesi örneği
Çalışma, genç işsizlikte en büyük paya sahip olan NEET (Ne eğitimde, ne istihdamda ne de yetiştirmede) grubunu içermektedir. Yürütülen araştırmanın amacı genç üniversite mezunlarına yönelik onların işsizlik algılarını, beklentilerini karşılaştıkları engeller anlaşılmaya çalışılmaktadır. Genç işsizliği bütün dünyayı etkileyen bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde görülmekle birlikte gelişmiş ülkelerde bile bu durum söz konusudur. Kişisel bir problem gibi gözükürken aslında üniversite mezunlarının veya eğitimde, istihdamda veya mesleki yetiştirmede olmayan kişilerin sayısının çoğunluğu Türkiye için sorun teşkil etmektedir. Ekonomik olarak bu kişilerin geçimlerini sağlaması, yüksekeğitim gördükleri için kazandıkları yetkinlikler ve çeşitli beceriler kullanılamamaktadır. Beşeri ve sosyal sermaye olarak kayıp olmaktadır. Ekonomik olarak ise bir maliyet oluşturmaktadır. Kişilerin işgücüne dahil olamaması sosyal olarak izolasyona sebep olmaktadır. Kişileri ekonomik olarak etkilediği kadar psikolojik olarak da etkilemektedir. Araştırma Kastamonu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kapsamında mezun olan kişiler temel alınarak yazılmıştır. Kartopu yöntemi kullanılarak kişilere ulaşılmıştır. Yapılan görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yürütülmüştür. Elde edilen veriler nitel analiz yöntemi sayılan MAXQDA paket programı kullanılarak içerik analizi ve frekans analizi yapılmıştır. Elde edilen veriler sık kullanılan kelimelere göre temalaştırılarak katılımcıların söylemleri eklenmiştir.
Türkiye'de sosyal belediyecilik anlayışı bakımından sosyal yardım ve hizmetin önemi: Keçiören Belediyesi örneği
Günümüz yaşam koşulları çerçevesinde meydana gelen değişimler ve gelişmeler doğrultusunda kişilerin ihtiyaçları ve beklentileri de artarak farklılaşmaktadır. Belediyeler, geleneksel yerel hizmetler dışına çıkarak sosyal belediyecilik kapsamında vatandaşların talepleri karşısında sosyal yardım ve hizmet uygulamalarını çeşitlendirerek arttırmaktadır. Yerel yönetimlerin kentlerde ciddi aktörler olarak ortaya çıkması, belediyelerin sosyal sorunların çözümünde daha fazla görev ve sorumluluk almaya başlamasına sebep olmaktadır. 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu başta olmak üzere, son yıllarda hayatımıza giren pek çok düzenleme, sosyal yardım ve hizmet uygulamaları açısından oldukça geniş yetki ve görevler vermektedir. Bu çalışmada Keçiören Belediyesi örneği üzerinden belediyelerin sosyal belediyecilik yönetimi içerisinde sosyal yardım ve hizmetlere yönelik yaklaşımlarını belirleyerek ve bu doğrultuda gerçekleştirdikleri faaliyetleri ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. Araştırma konusu çerçevesinde konu ile ilgili kaynaklar araştırılarak, veri tabanları taranarak araştırma ile ilgili makale ve dergi gibi kaynaklar incelenerek literatür taraması yapılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak mülakat ve belge incelenmesi yapılmıştır. Keçiören Belediyesi'nin 2019 – 2021 yıllarını içeren faaliyet raporları, stratejik planları ve performans programları taranarak sosyal yardım ve hizmetler uygulamalarını içeren tablo ve grafiklerle doküman incelemesi gerçekleştirilmiştir. Keçiören Belediyesi'nin sosyal yardım ve hizmet ile ilgili müdürlüklerinde görev yapan yetkili ve personelleri ile yarı-yapılandırılmış mülakat tekniği ile görüş ve düşüncelerine ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda Keçiören Belediyesi'nin insan odaklı sosyal yardım ve hizmetlerini gerçekleştirerek vatandaşların refah düzeyini arttırmayı, toplumda içerisinde sosyal adaleti, dengeyi temin ederek bütün bireylere etki edecek biçimde yerel kalkınmayı gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarını yürütmeye çalıştığı ortaya çıkmaktadır.
İşsizlikle mücadelede bireylere özel hizmet sunumu: İş ve meslek danışmanlığının etkinliğinin incelenmesi
Ülkelerin işsizlikle mücadele kapsamında aktif işgücü programlarına verdikleri önem gün geçtikçe artmakta, bu programlar vasıtasıyla daha fazla bireyin istihdama ve üretime dâhil olması amaçlanmaktadır. İstihdamın dışında kalan bireylere kişiye özel hizmet sunumu sağlayan iş ve meslek danışmanlığı faaliyetleri de bahse konu programların önemli türlerinden biridir. Türkiye'de geçmişte çok yaygın olarak faaliyet göstermeyen iş ve meslek danışmanlığı hizmetleri, özellikle 2011 yılından sonra meslek mensuplarının sayısının artırılması ve uygulama alanının tüm ülkeye genişletilmesi ile beraber yeni bir safhaya girmiştir. Bu çalışma kapsamında Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından yürütülmekte olan iş ve meslek danışmanlığı hizmetlerinin incelenerek mevcut sistemin geliştirilmesine yönelik bir uygulama önerisinin sunulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda öncelikle Türkiye'de istihdam hizmetlerinin gelişimi ve hâlihazırdaki durumu ortaya konulmuştur. İşgücü piyasasına yönelik aracılık hizmetlerine ilişkin olarak seçilen ülke örnekleri incelenmiş ve Türkiye'deki mevcut işleyişe katkı sağlayabilecek uygulamaları aktarılmıştır. Çalışma kapsamında ülke genelinde iş ve meslek danışmanlığı faaliyetlerini yürütmekte olan danışmanlara yönelik Likert tipi dereceleme sorularının kullanıldığı saha araştırması yapılmış, danışmanların mevcut işleyişe yönelik görüşleri alınarak analiz edilmiştir. İş arayan bireylerin İŞKUR ile irtibata geçtikleri ilk andan başlanarak Kurum tarafından aldıkları hizmetin takibine kadar olan süreç çalışma kapsamında incelenmiş, gerçekleştirilen saha çalışması, ülke incelemeleri ve diğer araştırmalar neticesinde iş ve meslek danışmanlığı sistemine yönelik olarak uygulama önerileri sunulmuştur.
Küreselleşmede bölgesel örgüt iş birliği mekanizması çerçevesinde Türk devletleri teşkilatı
Küreselleşme siyasi, ekonomik, ticari, sosyo-kültürel, bilgi ve iletişim teknolojileri gibi alanlarda tüm dünyaya dönüşüm süreci yaşatan bir yapı oluşturmuştur. Devletler, sistemleri gereği egemenliklerini ve içlerindeki düzeni korumada, küreselleşmenin yarattığı köklü değişimlere uyum sağlamada ve ortaya çıkan sorunlara çözüm bulmada yetersiz kalmıştır. Çözüm yolu olarak bölgeselleşme olgusuna yönelmişlerdir. 1950'lerde hız kazanan bölgeselleşme, günümüze kadar büyük gelişim göstermiştir. Aynı bölgede ya da yakın coğrafyada bulunan devletler farklı alanlarda bölgesel iş birlikleri gerçekleştirmek üzere bölgeselleşmeye dahil olmuşlardır. İş birlikleri için bölgesel örgütler kurmuşlardır. Coğrafi ve siyasi olarak yeniden şekillenen dünyada, uluslararası örgütler yeni aktörler olarak ortaya çıkmış, büyük güç hâlini almıştır. Zor rekabet şartları olan bu süreçte, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan devletler ayakta durmak, refah seviyelerini geliştirmek üzere uluslararası örgütlere üye olmuş ve olmaktadırlar. SSCB'nin yıkılması ve Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmasıyla, Türk dili konuşan devletler arasında bölgesel bir örgüt oluşturulmak istenmiştir. Gecikmeler gerçekleşse de yapılan görüşmeler sonucunda Türk Devletleri Teşkilatı 3 Ekim 2009'da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye tarafından kurulmuştur. Türk Devletleri Teşkilatı'nın iş birliğinin temelini, üye devletler arasındaki ortak tarih, kültür, kimlik ve Türk dili konuşan halkların dil birliği oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın amaç ve ilkelerine bağlı kalarak, Türk dili konuşan devletler arasında çok boyutlu iş birliğini sağlamak, bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkıda bulunma amacıyla misyonunu sürdürmektedir. Çalışma, Türk Devletleri Teşkilatı'nın uluslararası bölgesel örgüt olarak küreselleşmede bölgeselleşme olgusundaki varlığını, kuruluşundaki amacı ve kapsamı doğrultusunda etkinliğini nasıl sürdürdüğünü tanımlamakta ve kuruluşundan günümüze dek iş birliği mekanizmasının ne ölçüde etkili olduğunu açıklamaktadır.
Doğrudan yabancı yatırımların yoksulluğu azaltmadaki rolü: Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri örneği
Gelişmekte olan ülkeler çeşitli ekonomi politikaları uygulayarak ekonomik kalkınmalarını sağlamayı hedeflemektedirler. Ekonomik kalkınmışlığın en önemli göstergelerinden biri de şüphesiz ki ülkede yoksulluğun azaltılmasıdır. Bu bağlamda özellikle gelişmekte olan ülkeler sahip oldukları üretim faktörlerini kullanarak ve gelişmiş ve diğer gelişmekte olan ülkelerden doğrudan yabancı yatırımları çekerek bu amaçlarını gerçekleştirmeyi amaçlarlar. Ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı sağlamadaki rolü ve yoksulluğu azaltmadaki önemi göz önüne alınarak gelişmekte olan ülkelere yönelik doğrudan yabancı yatırımlar ile çeşitli makroekonomik değişkenler ve yoksulluk arasındaki ilişki iktisat yazınında sıklıkla incelenmiştir. Bu çalışma 1995-2019 dönemi için yıllık veriler yardımıyla 12 Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesinde doğrudan yabancı yatırımların yoksulluğu azaltmadaki rolünü Panel Vektör Otoregresyon (Panel VAR) yöntemini kullanarak incelemektedir. Çalışmada yoksulluk değişkeni olarak İnsani Kalkınma Endeksi kullanılmıştır. Doğrudan yabancı yatırımların milli gelire oranının yanı sıra doğal kaynak gelirlerinin milli gelire oranı, işsizlik oranı, kişi başına düşen gelir ve dışa açıklık oranı gibi makroekonomik göstergeler de analize dâhil edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre doğrudan yabancı yatırımların yoksulluğu azaltmada önemli bir rolü olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye'de mevsimlik tarım ve çocuk yoksulluğu: Adana örneği
Küresel bir problem olan çocuk yoksulluğu ülkelere göre hatta ülkeler içerisindeki bölgelere göre farklılıklar göstermektedir. Türkiye'nin de ekonomik durumu, kültürel özellikleri, coğrafi konumu vs. çocuk yoksulluğunu kendi yapısına göre şekillendirmiştir. Ayrıca ülkemizde kırsal alanlardaki çocuk yoksulluğu ile kentlerdeki çocuk yoksulluğu farklılık göstermektedir. Bu çalışmada da mevsimlik tarım yerleşkesinde geçici veya daimî olarak yaşayan çocukların bakış açısıyla, bulundukları bölgedeki çocuk yoksulluğunun tüm boyutlarıyla ortaya konması, devamında tüm çocukların temel hakları olan yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının hangi düzeyde gerçekleştiğinin araştırılması son olaraksa sosyal politika önerilerinde bulunulması amaçlanmaktadır. Mevsimlik tarım yerleşkesinde çocuk yoksulluğunun tüm boyutlarıyla ortaya konması ve konu hakkında sosyal politikaların geliştirilebilmesi için sorunun odağındaki çocuklar bu araştırmanın hedef kitlesidir. Bu nedenle çalışmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Katılımcılara uygun yarı yapılandırılmış görüşme formları hazırlanarak Adana ilinin Karataş ilçesindeki Tabaklar Mevsimlik Tarım Yerleşkesinde 11 yaşından büyük 19 çocuk ile mülakat gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler neticesinde çocukların yaşadıkları bölgede barınma, sağlık hizmetlerine erişim, içme ve kullanma suyunda yaşanan aksaklıklar olduğu görülmüştür. Ayrıca çocukların eğitim hayatlarında devamsızlık, akademik başarısızlık ve okuldan ayrılma gibi problemler tespit edilmiştir. Eğitimde yaşanan problemlerin sonucunda çocuklar okuldan ayrılarak tarlalarda çalışan işçiler haline gelmektedir. Bu durum da çocukların yoksulluk kısır döngüsüne girerek ileriki yaşamlarında yoksul birey olarak kalmalarına neden olmaktadır. Araştırmanın son bölümünde ise bulgulara göre sosyal politika önerilerinde bulunulmuştur.
Devlet koruması altında yetişmiş bireylerin ebeveynlik süreçleri: Ankara örneği
Sosyal politikaların merkezinde olan "Aile" bir çınar gibi toplumun kök salmasını sağlamaktadır. Evliliğin en önemli amacı yeni ve farklı bir aile olabilmektir. İki ayrı birey tek çatı altında bir araya gelerek özledikleri yeni ailenin alt yapısını oluşturur yani aile kurarak yeni bir ilişki biçimi inşa eder. Çocuklarımız da bilinçli bireyler olarak yetişerek sağlıklı aileleri oluşturacak, böylelikle güçlü toplumların nesilden nesile aktarılması sağlanacaktır. Ancak dezavantajlı kesimlerde bu durum farklıdır. Hayatının bir bölümünü devlet koruması altında geçirmiş bireyler ebeveynlik sevgisi başta olmak üzere birçok duygudan yoksun olarak büyümektedir. Bu bireyler kurum bakımından ayrıldıkları zaman atıldıkları yeni hayat serüvenlerinde birçok zorlukla karşı karşıya kalmaktadır. Kurum bakımı altında yetişmiş bireylerin kendi ailelerini kurduktan sonra da sorunlar yaşayabileceği muhtemeldir. Ebeveynsiz büyüyen çocuklar otorite figürüne uymada zorluk yaşamaktadır. Bu yüzden devlet korunmasında yetişen çocuklar iyi ebeveynler olabilmek için diğer ebeveynlerin iki katı çaba göstermektedir. Yaşayamadıkları duyguları çocuklarına yaşatmak istemektedir. Kurum bakımında yaşanan süreçler ebeveynlerde aile kavramının daha da derinleşmesine sebep olmuştur. Bu çalışmada, hayatlarının bir bölümünü veya tamamını kurum bakımı altında geçirmiş bireyler göz önünde bulundurularak kurum bakımı altında yetişen bireylerin ebeveynlik süreçleri ve kurum bakımında yetişmelerine bağlı olarak ebeveynliklerinde ortaya çıkan etkiler incelenecektir. Bu bağlamda, kurum bakımında kalmış kişilerin aile algıları, çocuk sahibi olma nedenleri, ebeveyn olmanın bu bireyler için anlamı ve ebeveynlik süreçlerinde ne gibi sorunlar yaşadıkları araştırmanın temel problemini oluşturmaktadır. Tüm bu nedenler göz önünde bulundurularak tespit edilen çalışma grubu ile yapılan görüşmeler sonunda bireylerin aile kavramına bakış açıları, onlar için ebeveynliğin anlamı ve ebeveynlik süreçlerinde yaşadıkları olumsuz durumların neler olduğu tespit edilmiş, bu hususta uygulanabilecek politika ve öneriler çerçevesinde bu çalışmayla bilimsel bilgiye katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Feminist sivil toplum kuruluşlarının sosyal politika algısı
Dünyanın hala en önemli sorunlarından biri feminist kuramın bir söylemi olarak ataerkil yapının kadınların yaşam alanlarına, varlığına ve bütünlüğüne yaptığı kuşatmadır. Türkiye'de özellikle cumhuriyetin ilanı ile kadınların kazandığı haklar ve eşitlikçi söylemler gibi olumlu gelişmelerin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve doğrusal sekülerleşmenin yaşanmamasından kaynaklı uyumsuzluk yaşanmaktadır. Her geçen gün kadınların hak temelli mücadeleleri siyasal, ekonomik ve hukuksal alanda devam etmektedir. Kadınlar fiilen var olamadıkları eşitlikçi haklar düzenine erkin rıza gösterdiği ve çizdiği alan kadar girebilmiştir. Sosyal politika alanı da kadınların bu hak arama mücadelesinin yarattığı insan hakları paralelinde gelişme göstermiştir. Birtakım hassas ya da özel gruplar için özel birtakım çalışmalar geliştirilmesi toplumsal alanda eşitliği ana merkeze alan sosyal politika disiplini kadınlara yönelik farklı yöntemler geliştirmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de kadın hakları odağında aktif çalışan feminist sivil toplum kuruluşlarının (STK) sosyal politika algısı üzerine derinlemesine inceleme yapılarak nitel araştırma metodu uygulanmıştır. Araştırmada sivil toplum kuruluşlarının gerek yönetimsel gerekse sahadaki çalışmalarının, sosyal politikaların gelişmesinde ve kadın hak mücadelesinde hangi noktada olduğu hakkında bilgi edinme amacı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile veri toplanmış ve toplanan verilerin içerik analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, Kadına Yönelik Sosyal Politikaların Yardım Odaklı Olması, Değişim ve Dönüşümün Tetikleyici Gücü Kadın, Kadına Yönelik Şiddetin Ana Akımlaşması, Her Alanda Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Kadın Odaklı Farkındalık, Kamuoyu Oluşturma Gücü ve Feminist Sivil Toplum Örgütleri ve Devlet İlişkisi başlıkları altında sunulmuştur. Anahtar kelimeler: sosyal politika, feminist sivil toplum kuruluşları, kadın hareketi.
Türkiye'de özel yetenekli bireylere yönelik uygulanan politikaların paydaşlar açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, özel yetenekli bireylerin eğitimine yönelik politikaların, özel yetenekliler alanında çalışmalar yapan sivil toplu kuruluşları (STK) ve Türkiye'de bu bireylerin eğitiminden sorumlu olan Millî Eğitim Bakanlığından (MEB) katılımcıların mevcut görüşlerinin alınması amaçlanmıştır. TÜBİTAK, çalışma alanı özel yetenekli bireyler olmayan, yeni nesil sorularla öğrenci seçmeleri yapan bünyesindeki bilim merkezleri ve DENEYAP atölyelerinde çalışmalar yapmaktadır. Yönetici olarak görev yapan katılımcılar ile nitel araştırma yöntemi ile görüşmeler yapılarak özel yetenekliler alanında yapılabilecek örnek çalışmalar elde edilmeye çalışılmıştır. Sivil Toplum Kuruluşları, Millî Eğitim Bakanlığı ve TÜBİTAK bünyesinde görev yapan katılımcıların özel yetenekli bireyleri tanılama, eğitim öğretim programı ve personel seçimi ve eğitimine yönelik politikalar hakkında görüşleri alınarak analiz edilmiştir. Geliştirilecek politikaların çok yönlü değerlendirilerek, kurumsal becerilerinde geliştirilmesi amacı ile ülkemizde yapılan uygulamalar, ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Alanda çalışmalar yapan STK'ların örnek oluşturabilecekleri faaliyetlerde bulundukları, TÜBİTAK bünyesinde bulunan bilim merkezleri ve DENEYAP atölyelerinin gerek eğitim programlarının gerekse araç gereç materyal yönünden çeşitlilik arz ettiği görülmüştür. Millî Eğitim Bakanlığı, Merkez Teşkilatı (MT) ve Taşra Teşkilatı (TT) olarak iki kısımda ele alınmıştır. Öğretmen ve idarecilerden oluşan katılımcılar ile STK'ların mevcut durumla ilgili bilgilendirmenin fazla olduğu, oluşturulacak politikalarda sahada çalışanların katılımının önem arz ettiği görülmüştür. MEB, politika geliştirme sürecinde STK'lar ile iş birliği yaparken alınan kararların uygulanmamasından dolayı ümitsizlik yaşandığını ifade etmiştir. MEB, TÜBİTAK, STK arasında yeterli iş birliğinin olmadığı, STK'ların kendi aralarında yeterli iş birliğinin olmadığı görülmüştür. TÜBİTAK ve bünyesindeki bilim merkezleri arasında da kurumsal gelişimi sağlayacak yeterli iş birliğinin olmadığı görülmüştür. Kurumlar arası iş birliği becerisinin gelişimine yönelik çalışmaların yapılmasıyla alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. TÜBİTAK bünyesinde üstün yetenekli öğrencilerle ilgili çalışmalar ve etkinlikler yapılmasa da bu alanda yapılabilecek farklı çalışmaların da ilgili eğitime katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırmada katılımcılardan elde edilen veriler MAXQDA nitel veri analizi programı kullanılarak analiz edilmiştir. Uzman görüşleri alınana hazırlanan görüşme formu 24 sorudan oluşmaktadır. Katılımcılardan elde edilen verilerle oluşturulan kodlar, kategoriler ve bunlardan oluşan temalarla araştırmanın başlıkları belirlenmiştir. 43 katılımcı ile görüşme yapılmıştır. Katılımcıların 7'sinin MEB-MT, 13'ünün MEB-TT, 14'ünün STK, 9'unun ise TÜBİTAK bünyesinde görev yaptıkları; katılımcıların 19'unun erkek, 22'sinin kadınlardan oluşmaktadır.
Sosyal denge sözleşmesinin sendika üyesi belediye çalışanı kamu görevlileri üzerindeki etkisi: Pursaklar Belediyesi örneği
Kamu görevlileri sendikacılığı, işçi sendikacılığına göre daha geç oluşum göstermiş, kısıtlı da olsa yasal sendikal haklara daha geç ulaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze, kamu görevlilerinin sendikalaşma hareketine sıcak bakılmamış, örgütlenmeleri engellenmiş, hareket alanları kısıtlı tutulmuştur. Kamu görevlileri, uluslararası alanda yaşanan özgürleşme ve örgütlenme hareketleri çerçevesinde Türkiye'nin kabul ettiği ve onayladığı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri ekseninde, 1995 yılında sendika kurma ve üye olma hakkı elde etmiştir. Kamu görevlileri sendikaları, Anayasa'da düzenlenen sendika kurabilme hakkından sonra ilk yasal düzenlemesine 2001 yılında 4688 sayılı "Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu" ile kavuşmuştur. Bu 6 yıllık dönem dikkate alındığında ve tarihi örneklere bakıldığında; özellikle belediyelerde çalışan kamu görevlilerinin üye oldukları sendikalar, 1990'lı yıllardan itibaren, üyeleri adına belediyelerle sözleşme imzalamış ve üyelerine ilave mali ve sosyal haklar getirmişlerdir. Belediyelerle yapılan bu sözleşmelere; sosyal denge sözleşmesi, sosyal denge tazminatı, toplu sözleşme ve benzeri adlar kullanılmıştır. Sosyal denge sözleşmesi, 2012 yılında yapılan değişiklikle yasal mevzuatımıza girmiştir. Sosyal denge sözleşmesinden yararlanmaya ilişkin süreçler, hem kamu görevlilerinin hem de kamu görevlileri sendikalarının sürekli gündeminde yer almıştır. Nitekim, 4688 sayılı Kanun'dan kaynaklı olarak, toplu sözleşme ikramiyesi dışındaki toplu sözleşme hükümlerinden bütün kamu görevlileri eşit yararlanmaktadır. Yerel Yönetim Hizmet Kolu'ndaki belediyeler ve bağlı kuruluşları ile il özel idarelerindeki kamu görevlileri sendikaları ise toplu sözleşmeye ilave olarak yetkili oldukları belediyelerde sosyal denge sözleşmesi imzalayabilmektedir. İmzalanan sosyal denge sözleşmesinden yararlanma noktasında, genel toplu sözleşmede hüküm bulunmasına rağmen birçok tartışma yaşanmış ve yargı konusu olmuştur. Literatürde bu alanda yaşanan boşluklar ve eksiklikler de dikkate alınarak, sosyal denge sözleşmesinden yararlanmaya ilişkin görüş ve beklentiler ile kamu görevlilerinin sendikal örgütlenme alanında yaşadıkları eksikliklerin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Türkiye'de sosyal politikanın anayasal gelişimi
Toplumların iktisadi, siyasi ve sosyal seyrine bağlı olarak gelişen sosyal politika, toplumsal talep ve hareketlenmelerin etkisiyle anayasal düzenlemelere konu olmaktadır. Ana-yasal düzenlemelerin sosyal politikanın hukuksal bir yapıya bürünmesinde başat rol oynaması aynı zamanda Türkiye'nin sosyal politika tarihine de etki etmiştir. Sosyal politika, temelde sermaye-emek ilişkisi ekseninde filizlenerek sosyal sorunlara dönüşen hareket ve mücadeleler karşısında devlet ve hukuk düzeni eksenli çalışmaları konu edinen bir disiplindir. Sosyal politikanın, en üst düzenleyici norm olan anayasa ile sabit bir normatif gerçekliğe sahip olması, kurumsallaşması anlamında önemli bir atılımdır. Bu bağlamda, sosyal politikanın kavramsal çerçevesinin çizilmesinde referans noktası olan, ana-yasal düzenlemelerin nasıl ortaya konduğu hususunda olası problemlerin varlığı bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk anayasa tarihi içerisindeki anayasal gelişmeler ve düzenlemeler dikkate alınarak sosyal politikanın tarihsel sürecinin gelişimini ve boyutlarını ortaya koymaktır. Çalışmanın araştırma tekniği nitel araştırma yöntemidir. Çalışma konusuna dönük olarak sosyal politika tarihi, anayasa tarihi, sosyal haklar, sosyal adâlet ve sosyal hukuk devleti eksenli kitap, makale, tez ve diğer yayınlar taranmıştır. Bu tarama sonucunda özellikle ulusal literatürde, sosyal politika ile anayasa ilişkisi üzerine yeterli araştırmanın bulunmaması önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkmıştır. Bu nedenle çalışmanın sosyal politika-anayasa ilişkisine dair literatürdeki bu önemli boşluğa katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmanın evrenini; Osmanlı son dönemi anayasal gelişmeler dahil olmak üzere 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında sosyal politikanın; sosyal adâlet, sosyal hukuk devleti, sosyal haklar kavramları ile diğer ilgili hükümler üzerinden ele alınışı oluşturmaktadır. Çalışmayla Osmanlı-Türk anayasal gelişmelerinde, sosyal politikanın anayasalar üzerindeki boyutu ve etkisi, 1961 Anayasası ile en etkin bir konuma sahipken 1982 Anayasası'nda bu etkinin dönemin sosyoekonomik koşullarıyla gerilediği anlaşılmıştır. Türkiye'de olduğu gibi dünyanın birçok ülkesinde ana-yasal olarak tanınan sosyal politika, insanlığın sosyal adalet arayışına hizmet ederek her geçen gün anayasal bakımdan daha önemli bir hâle gelmiştir. Anahtar Kelimeler: anayasa, sosyal adalet, sosyal devlet, sosyal haklar, sosyal politika
Gençlik ve Spor Bakanlığı yararlanıcısı gençlerin gençlik merkezlerine yönelik tutumları ve sosyal politika algılarına yönelik bir araştırma: Ankara ili örneği
Türkiye'de 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusun toplam nüfusa oranı 2021 yılı itibariyle %15,3'tür (TÜİK, 2021a). Bu oran, nüfusun önemli bir kısmına denk geldiğinden Türkiye'de gençlik politikaları uygulamaları büyük önem taşımaktadır. Literatürde Türkiye'de gençlik politikaları kapsamında politika oluşum sürecine gençlerin dâhil olamadığı, uygulamaların beklentileri doğrultusunda gerçekleştirilmediği, çalışmaların kalıcı çözüm getirmediği, gençlerin isteklerini iletebilecekleri kurumsal bir yapının olmadığı belirtilmektedir. Çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Merkezleri aracılığıyla gerçekleştirilen sosyal politika uygulamalarına dair Gençlik ve Spor Bakanlığı yararlanıcısı gençlerin sosyal politika algı düzeyleri analiz edilmekte ve gençlik politikaları çalışmalarına yönelik sunulan hizmet kalitesini arttıracak politika önerileri sunulmaktadır. Araştırmada "Gençlik Merkezlerinden Hizmet Alan Gençlerin Sosyal Politika Algısına Yönelik Yaklaşımları" (Davulcu, 2020a) anket formu uygulanmıştır. Araştırma verileri, 13-29 yaş aralığındaki Gençlik ve Spor Bakanlığı yararlanıcısı arasından rastgele örnekleme yoluyla seçilen 608 gençten oluşmaktadır. Araştırma, nicel araştırma yöntemleri genel tarama modellerinden biri olan ilişkisel tarama yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri ile gruplar arası karşılaştırmalar SPSS 25 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Parametrik testlerin varsayımları incelendikten sonra varsayımların karşılandığı tespit edilmiş ve verilerin analizinde t-testi ve ANOVA kullanılmıştır. Çoklu karşılaştırma testleri için Tukey testi kullanılmıştır. Gençlik ve Spor Bakanlığı yararlanıcısı gençlerin gençlik merkezlerine yönelik sosyal politika ve gençlik merkezleri hizmetleri ilişki düzeyleri ile hizmetler bütünü algı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Ayrıca, sosyal politika kavramı algı düzeyleri ile hizmet bütünü algı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Genç, Gençlik Merkezi, Gençlik Politikaları, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Sosyal Politika.
Sosyal politika bağlamında kamu yurtlarında uygulanan yurt-time projesinin öğrencilerin akademik başarısı üzerindeki etkisi: Ankara örneği
Sanayi Devrimi ve Kapitalizmin ortaya çıkardığı bir olgu olan sosyal politika öncelikle Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıkan işçi-işveren sorunlarını çözmek için ortaya çıkmış, zamanla alanını genişleterek başta dezavantajlı kesimler olmak üzere tüm toplum kesimleri ve tüm toplumsal sorunlarla ilgilenmeye başlamıştır. Sosyal adaleti ve sosyal refahı sağlamak için devlet tarafından yapılan düzenlemeler olarak tanımlanan sosyal politikanın öncelikli hedefi dezavantajlı grupların desteklenmesi ve refahının artırılmasıdır. Günümüzde dezavantajlı grupların başında da gençler gelmektedir. Özellikle ailesinin yaşadığı şehrin dışındaki farklı bir şehirde eğitim hayatına devam eden üniversite öğrencileri, istihdam piyasasında yer almamaları, düzenli ve sürekli bir gelire sahip olmamaları nedeniyle başta barınma olmak üzere, beslenme, ulaşım gibi birçok alanda çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadır. Üniversite öğrencileri bu zorlu eğitim sürecinde devlet, sivil toplum kuruluşları ve özel teşebbüs tarafından çeşitli sosyal politika uygulamalarıyla desteklenmektedir. Türkiye'de gençliğe, özellikle üniversiteli gençlere yönelik hizmet ve politika üreten en önemli kurum Gençlik ve Spor Bakanlığıdır. Bakanlık, üniversite öğrencilerine barınma başta olmak üzere beslenme, burs/kredi ve serbest zaman etkinlikleri gibi değişik alanlarda birçok hizmet sunmaktadır. Bu bağlamda Gençlik ve Spor Bakanlığının 2022/2023 eğitim-öğretim yılında uygulamaya koyduğu projelerden biri de Yurt-Time Spor projesi olmuştur. Bakanlığa bağlı yurtlarda barınan öğrencileri akademik, ekonomik ve sportif olarak desteklemeyi amaçlayan proje kapsamında öğrenciler, günde en fazla 2, haftada 8 ve ayda 40 saat olmak üzere yurtlardaki çeşitli birimlerde görevlendirilmektedir. Tez çalışmamız kapsamında projede görev alan ve görev almayan öğrencilere yönelik çevrim içi anket çalışması gerçekleştirilmiş, projenin öğrencilerin akademik başarısı üzerinde etkili olup olmadığı nicel araştırma desenlerinden tarama tekniği kullanılarak ölçümlenmiştir. Bu çerçevede resmî kayıtlı olarak GSB yurtlarında kalan ve Yurt-Time projesinden yararlanan öğrenciler kontrol grubu, resmî kayıtlı olarak GSB yurtlarında kalan ancak projeden yararlanmayan ancak öğrenciler de deney grubu olmak üzere iki grup olarak alınmış, tüm sonuçlar bu iki gruba göre ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Ayrıca grup ayrımı olmaksızın tüm öğrenciler için de değerlendirme yapılmıştır. Ankara'da Yurt-Time Spor projesine katılan toplam 229 öğrenci bulunmaktadır. Çalışmanın örneklemini Ankara'daki GSB yurtlarına kayıtlı, Yurt-Time Spor projesine katılan 138 öğrenci (kontrol grubu) ile bu yurtlarda kayıtlı olan; ancak Yurt-Time Spor projesine katılmayan 149 öğrenciden oluşan deney grubu oluşturmaktadır. Dolayısıyla çalışmanın örneklemini toplam 287 öğrenci oluşturmaktadır. Anket, Nisan-Mayıs (2023) aylarında çevrim içi olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda projenin, öğrencilerin akademik başarısına olumlu katkı sunduğu bulgulanmıştır. Bu durum, her iki grupta yer alan öğrencilerin kendilerine yönelik yargılarına da yansımıştır. Buna göre kontrol grubundaki öğrencilerin yüzde 72,5'i (100 kişi) kendilerini çok başarılı/başarılı, yüzde 1,4'ü (2 kişi) başarısız/zayıf olarak değerlendirirken deney grubundaki öğrencilerin yüzde 49,6'sı (73 kişi) çok başarılı/başarılı, yüzde 6,8'i (10 kişi) başarısız/zayıf olarak değerlendirdiği verisine ulaşılmıştır. Öğrenciler, projenin akademik başarılarını (Yüzde 72,7 - 96 kişi) olumlu etkilediğini de belirtmiştir. Öğrencilerin projeye katılma nedenleri incelendiğinde en başta gelen motivasyonun (Yüzde 84,6 - 115 kişi) "maddi gelir elde etme" olduğu da ortaya çıkmıştır. Öğrenciler projenin, maddi durumunu (Yüzde 97,1 - 133 kişi) iyi yönde etkilediğini de belirtmiştir. Projeye katılan öğrenciler proje kapsamında yaptıkları spor aktivitelerini faydalı bulduğunu (Yüzde 59,9 - 82 kişi), projenin spor alışkanlığı kazandırdığını (Yüzde 38,0 - 52 kişi) ve projenin iş tecrübesi açısından mezuniyet sonrası kariyerine katkı sağladığını (Yüzde 46,7,0 - 64 kişi) düşündüğünü de ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: akademik başarı, eğitim, gençlik, sosyal politika, yurt-time spor projesi
Evlilik öncesi eğitimin evlilik sürecine etkilerine ilişkin eğitici görüşlerinin değerlendirilmesi
Evlilikte sorunlar ortaya çıktıktan ve problemler karmaşık hale geldikten sonra sorunları çözmek zorlaşmaktadır. Evlilikte yaşanan sorunların ve boşanmaların toplumsal ve ekonomik maliyeti düşünüldüğünde, aileye yönelik koruyucu, önleyici bakış açısını içeren politikaların oluşturulması bir çözüm yolu olarak öne çıkmaktadır. "Evlilik öncesi eğitim", evlilikte yaşanan sorunlara karşı başta gelen çözüm yollarından birisi olarak görülmektedir. Evlilik öncesi eğitimin tarihsel geçmişine baktığımızda, ilk aşamada gelişmiş ülkeler başta olmak üzere çok sayıda ülkede boşanma oranlarındaki önemli artış dikkatleri evlilik ve aile kurumuna çekmiştir. Aile kurumuna olan ihtiyaç, evlilikleri güçlendirmek için çalışmalar yapılmasını, evlilik öncesi eğitimlere katılım için yasal düzenlemeler yapılmasını gündeme getirmiştir. Türkiye'de, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının evlilik öncesi eğitime yönelik kapsamlı çalışmaları görülmektedir. Bu araştırmanın katılımcılarını, aile eğiticiliği sertifikası almış, aktif olarak evlilik öncesi eğitim çalışmalarına katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında görevli eğiticiler oluşturmuştur ve tez kapsamında Ankara, İstanbul, Diyarbakır ve Konya illerinde görev yapan 52 eğiticiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de evlilik öncesi eğitime yönelik az sayıda bilimsel çalışma bulunması nedeniyle, bu araştırmayla literatüre katkı sağlamak hedeflenmiştir. Bu araştırmanın amacı, eğiticilerin bakış açısıyla evlilik öncesi eğitimin gerekliliğini araştırmak, bu eğitimlerin içeriği, uygulanması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışma ve önerileri ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Aile, Boşanma, Eğitici, Evlilik, Evlilik Öncesi Eğitim.
Dilencilerin gözünden dilenciliği ortaya çıkaran sosyo-ekonomik koşullar; Ankara örneği
Dilencilik her şeyden önce maddi getiri sağlamak amacıyla yapıldığı için bu kavramı ekonomik yapıdan bağımsız olarak düşünmek hatalı olur. Bununla birlikte dilencilik yapan kişilerin ekonomik süreçlerden ve toplumsal yapıdaki değişimlerden ne düzeyde etkilendiğini, kişisel tercihlerin ve algıların dilencilik üzerinde etkilerini anlamak nitel bir araştırma için gereklidir. Bu perspektifle, araştırma gerçekleştirilirken bir yandan literatürde dilenciliğe ilişkin veriler araştırılmış diğer yandan dilencilerin gözünden anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu araştırmanın temel amaçları hedeflenen, dilenciliği kavramsal olarak tanımlamak, neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirmek ve dilencilik sorunun çözümüne yönelik sosyal politika önerileri ortaya koymaktır. Bu tez, dilencilerin ülkedeki ve toplumdaki sosyo-ekonomik koşullara yönelik algılarını araştırmayı, karşılaştıkları zorluklara ve bu koşullara bakış açılarına odaklanmayı ve toplumsal gerçeklik ile dilencilerinin algısı arasındaki karmaşık dinamikleri incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, 10 katılımcı ile yüz yüze görüşmeyi de içeren nitel araştırma yöntemiyle, dilencilerin deneyimlerine ve olumsuz ekonomik koşullarla mücadelelerine ışık tutmayı hedeflemektedir. Bulgular, finansal zorlukların derin etkisinin altını çizmekte ve sınırlı fırsatlarla karşı karşıya kalan dilenciler arasında yaygın bir umutsuzluk duygusunun olduğunu ortaya koymaktadır. Tez, tartışmayı daha geniş toplumsal bağlamda çerçevelemek maksadıyla, ekonomik eşitsizliklerin dilencilerin algıları ve deneyimleri üzerindeki etkisini onların ifadeleri üzerinden vurgulamaktadır. Ayrıca görüşmelerden elde edilen nitel veriler derinlemesine incelenerek, sosyo-ekonomik faktörler ile dilencilerin algısı arasındaki karmaşık etkileşimin daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunmayı da amaçlamaktadır. Nitel veriler, dilencilerin karşılaştığı zorlukların incelikli bir resmini çizerek deneyimlerinin çok yönlü doğasını aydınlatmaktadır. Sonuç bölümünde ise bu araştırma, sosyo-ekonomik zorluklar karşısında dilencilerin karşılaştığı problemlerin ortadan kaldırılabilmesi, dilenciliğin yerini istihdama katılıma bırakabilmesi için ve eşit koşullarda eğitim ve diğer sosyal destek sistemlerine erişim için gerekli politika önerileri ile hedeflenen sosyal içerme müdahalelerinin ve sosyal destek sistemlerinin ortaya konulmasına yönelik öneriler de geliştirmektedir. Bu bağlamda dilencilerin karşılaştıkları zorluklar, onları dilenmeye iten sosyal ve ekonomik sebepler ve sorunun çözümünde yeterli olmayan sosyal politikaların altı çizilmiştir. Dilencilerin algı, düşünce ve yaşam öykülerinden elde edilen bulgular sosyal devlet Anlayışının ortaya koyduğu sosyal politikalar bağlamında dilencilik sorunun çözümü için toplumsal politika yapıcılara yön gösterici olmakla birlikte araştırma esnasında alanla ilgili yapılan nicel ve nitel çalışmaların eksik olduğu görülmüştür.
Yaş dostu kent yönetişimi: İstanbul örneği
Değişim kuşkusuz insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Yaşadığımız zamanlar hakkında en belirgin özelliklerinden biri de değişimi hızlandırması ve çok boyutlu olmasıdır. 21. yüzyılla birlikte teknolojik, ekonomik, politik, sosyal ve kültürel alanların hızla gelişmesi ve interaktif bir değişim süreci yaşanıyor. Ancak bu değişim süreci 19. istek üzerine elbette bu sorunun cevabını 19. yüzyıla dayanan bir yönetim anlayışıyla vermek mümkün değildir. Küreselleşme tartışmalarının yoğunlaştığı 21. yüzyılda, yaşanan değişimlerden en çok etkilenen kurumların başında kamu yönetimi gelmektedir. Değişimin baskısı ve bu değişimlere uygun çözümler üretme ihtiyacı altında hem teorik hem de pratik alanda mutasyona ve dönüşüme uğramaktadır. Bu nedenle değişim hareketlerini odak noktasına alan kavram ve kurumlardan biri de "yönetim" kavramıdır. Bu nedenle kamu yönetimi günümüzde değişen koşullara ve yeni ihtiyaçlara uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılanmaktadır. 21. yüzyılın yönetim anlayışı olarak kabul edilen yönetişim kavramı, 20. yüzyılın yönetim anlayışını önemli ölçüde değiştirmiş, merkeziyetçilik yerine yerelliği, sistem yapısı yerine federalizmi getirmiş, ilk olarak katı bürokrasi yerine katılımcılığı, yerine açıklığı getirmiştir. Hiyerarşi yerine kapanma, hesap verme ve sorumluluk. "İdari devrime göre imzasını" attığı söylenebilir. Bu araştırmanın odak noktası, geleneksel kamu yönetimi yaklaşımının hızlı gelişimidir. 1970'li yıllarda belirgin olan değişim ve dönüşümlerin yanı sıra, 1990'lı yıllarda hızla gelişen bir anlayış olan "yaş dostu yönetişim" kavramının incelenmesidir.
Yaşlı hizmetlerinde yerel yönetim uygulamaları: Ankara il örneği
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de sosyal belediyecilik faaliyetleri kapsamında yaşlı bireylere yönelik yapılan hizmetleri Ankara il örneği üzerinden anlatabilmektedir. Bu çalışma nitel bir araştırmadır ve veri toplama aracı olarak kullanılan dokümanlar içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışma kapsamında yaşlılık ile ilgili kavramsal anlamda detaylı açıklamalarda bulunulmuştur. Yaşlılık ile ilgili hem dünyadan hem de Türkiye'den detaylı istatistikler paylaşılarak demografik durum ve dönüşüm anlatılmaya çalışılmış, yaşlı bireylerin refahının artması için sunulan hizmetler hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise yerel yönetimler ve sosyal belediyecilik konusu ele alınmış ve konunun dünü ile bugününden detaylı olarak bahsedilmiştir. Son bölümde ise Ankara ilinde bulunan Ankara Büyükşehir Belediyesi ve nüfusu en fazla olan sırası ile Çankaya Belediyesi, Keçiören Belediyesi, Yenimahalle Belediyesi ve Mamak Belediyesi'nin sosyal belediyecilik faaliyetleri kapsamında yaşlı bireylere yönelik sunmuş olduğu hizmetler faaliyet raporları üzerinden incelenmiştir. Nüfus olarak Türkiye İstatistik Kurumunun her yıl yayımlamış olduğu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi esas alınmıştır. Söz konusu belediyelerin sunmuş olduğu hizmetler amacı, kapsamı, hedef faydalanıcı sayısı, faydalanılan kişi sayısı ve gerçekleşme oranları da dikkate alınarak incelenmiştir. Bu sayede hizmetin etkililiği ve verimliliği de değerlendirilmiştir. Ayrıca bu çalışma kapsamında bazı politika önerilerinde bulunularak yaşlı refahına ve sosyal belediyeciliğin gelişimine katkı sağlamaya çalışılmıştır.
İstenmeyen tüketim pratiği olarak israfın algı ve tutumunda kuşaklararası değişim: Nitel bir araştırma
Sanayi devrimi ile başlayan süreçte üretim çoğalmış ve maliyet azalmıştır. Bu durum toplumların tüketim alışkanlıklarında değişimlere sebebiyet vermiş kolay ulaşılabilen ürünler kıymetini yitirmiş, toplumların ihtiyaç odaklı değil istek odaklı tüketim tercihlerinde bulunmalarına sebep olmuştur. Bu süreçte sistemin her iki ögesi olan üretici ve tüketici memnun olmuştur fakat geldiğimiz süreçte dikkatten kaçan önemli bir husus olduğu görülmüştür. Kaynaklar sınırlı istekler sınırsızdır ve bilinçsizce yapılan üretim ve tüketim ciddi kaynak israfına sebep olmaktadır. Kaynakların etkili bir şekilde kullanılmaması bir takım sosyal ve çevresel sorunlara sebep olmuştur. Artan problemlere sürdürülebilirlik kapsamında çözüm önerileri sunulmuş bu kapsamda birçok proje ortaya konulmuştur. Problem ne kadar çok görünür hale gelirse çözüm de o kadar ihtiyaca dönüşür düsturunca, yapılan bu çalışmalar incelenmiş, bu kapsamda ebeveynler ve 18-25 yaş aralığındaki gençlerin israf algıları ve tüketim anlayışları fenomenolojik yöntemle yapılan derinlemesine mülakatla ortaya konulmaya çalışılmıştır. İsraf algısının şekillendirilmesin de gençlerin ve ebeveynlerin rolleri üzerinde durularak bu algının toplumsal etkileri ve olası çözüm yolları tartışılmıştır. Bu araştırma nitel araştırma kapsamında olgu-bilim deseniyle tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Ankara il merkezinde yaşayan 14 kişi oluşturmaktadır. Araştırma 15 Şubat 2024- 15 Nisan 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmadaki katılımcılar fenomenolojik araştırmanın gerektirdiği gibi amaçlı örneklem seçme yöntemine göre belirlenmiştir. Araştırmada amaçlı örneklem türlerinden biri olan ölçüt örneklemeden yararlanılmıştır. Araştırmanın bu genel amacı çerçevesinde bilgi toplayabilmek için yarı yapılandırılmış bir adet görüşme formu, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Veriler ise içerik analizi ile tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Üretim, Tüketim, İsraf, İsraf Algısı, Tüketim Anlayışı,
Sürdürülebilir kalkınmada ticaret amaçlı yardımlar: Almanya'nın ticaret amaçlı yardımlarının belirleyicileri üzerine ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada, kalkınma yardımlarının önemli ve yükselen bir bileşeni olan ticaret amaçlı yardımlar (TAY), geleneksel donör ülke perspektifinden incelenmiştir. Almanya, dünyada 2002 yılından bu yana en fazla ticaret amaçlı yardım sağlayan ikinci ülke konumundadır. Almanya'nın, yardımlarındaki belirleyicileri açıklamaya yönelik panel veri sabit etki yöntemi kullanılarak 2002 ile 2021 yılları arasında en çok yardım yaptığı 23 ülke analiz edilmiştir. Test edilen yedi bağımsız değişken kapsamında iki ayrı ekonometrik model oluşturulmuştur. Almanya'nın ticaret amaçlı yardımlarda sadece kendi çıkarı veya yardım alan ülkelerin ihtiyacı temelinde hareket etmediği, hibrit bir karaktere sahip olduğu görülmüştür. İhracat, kişi başı gelir, işsizlik oranı, beklenen yaşam süresi ve nüfus değişkenleri ile Almanya'nın ticaret amaçlı yardımları arasında istatistiksel olarak pozitif anlamlı ilişki bulunmuştur. Almanya, kendi ihracatının yüksek olduğu ülkeler yanında; kişi başı geliri yüksek, beklenen yaşam süresi yüksek, işsizlik oranı ve nüfusu fazla olan ülkelere daha fazla yardım yapmaktadır. Diğer yandan, alıcı ülkeye olan doğrudan yabancı yatırım miktarı ve doğal kaynaklar gelirinin milli gelire oranının, Almanya tarafından yapılan ticaret amaçlı yardım miktarı üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalkınma iş birliği, Kalkınma yardımı, Ticaret amaçlı yardım, Geleneksel donör, Yardım motivasyonu
Engelli iş koçluğu modeli: Ankara ili örneği
Bu araştırmanın temel hedefi, Türkiye'de İŞKUR tarafından başlatılan "Engelli İş Koçluğu" programının engelli bireylerin istihdam süreçlerine olan etkilerini derinlemesine incelemektir. Nitel araştırma yaklaşımı benimsemek suretiyle gerçekleştirilen çalışma, durum çalışması yöntemini kullanarak İŞKUR engelli iş koçluğu projesinin sürecini ve uygulama aşamasını detaylı bir şekilde analiz ederek içerisindeki dinamikleri ve ilişkileri anlamayı amaçlamaktadır. Veri toplamanın iki aşaması vardır. Biricisi, İŞKUR engelli iş koçluğu projesi sürecinde ve uygulama aşamasında ortaya çıkan kurumsal veriler ve dokümantasyon titizlikle toplanmıştır. İkinci aşamada ise, İŞKUR'a başvuran 13 engelli birey, engellilerin iş bulmasından sorumlu 10 iş koçu ve engelli işçi alımından sorumlu 10 şirket yetkilisi ile yarı yapılandırılmış soru formları kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler, masqda programı kullanılarak kapsamlı bir içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonuçları, İŞKUR'un "Engelli İş Koçluğu" programının engelli bireylerin istihdam süreçlerine olumlu yönde etki ettiğini göstermektedir. Programın hedeflerine uygun bir şekilde, engelli bireylerin yaşam kalitesini artırarak iş bulma şanslarını güçlendirdiği belirlenmiştir. İŞKUR'un sağladığı iş koçluğu desteğinin, hem engelli bireylerin iş arama süreçlerini etkili bir şekilde yönlendirmede hem de işverenlerle olan iletişimi geliştirmede etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgular, İŞKUR'un engelli istihdamını destekleme stratejilerine yönelik etkili uygulamalara işaret etmektedir, aynı zamanda programın başarılı bir model olduğunu ve sürdürülebilir istihdamın desteklenmesine katkı sağladığını göstermektedir. Engelli bireyler arasında bu programın, iş bulma sürecini daha etkin ve verimli hale getirdiği vurgulanmaktadır. İŞKUR'un yürüttüğü proje, hem engelli iş arayanlar hem de işverenler arasında farkındalık yaratma ve işbirliğini artırma potansiyeline sahiptir. Bu sonuçlar, İŞKUR'un engelli istihdamını güçlendirmek amacıyla kullanılabilecek etkili stratejilere işaret etmektedir.
Meslek liselerinde meslek dersi öğretmen ve öğrencilerinin dijital yeterlikleri
Bu çalışmada, Türkiye'de Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde meslek dersi öğretmenleri ve bu okullarda öğrenim gören 9-12 sınıf aralığındaki öğrencilerin dijital yeterliliklerinin farklı değişkenler açısından incelenerek, iki grubun dijital yeterlilik seviyelerini belirleme amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama yöntemi benimsenmiş ve örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma evreni 2022-2023 eğitim öğretim yılında Konya İli Selçuklu İlçesi'nde toplam 13 Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde 330 meslek dersi öğretmeni ve 8342 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterliliklerini tespit etmek amacıyla Avrupa Komisyonu tarafından geliştirilen ve literatürde benzer araştırmalarda kullanılmış olan Dijital Yeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Ölçek, 6 faktör altında 46 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin öğrenciler açısından toplam varyansın % 54,99'unu, öğretmenler açısından ise % 73,39'unu açıkladığı görülmektedir. Ölçeğin tamamına ait Cronbach Alfa güvenirlik değeri öğrenciler ölçekleri için 0,961, öğretmen ölçekleri için ise güvenirliği düşüren 3 maddenin çıkarılmasıyla toplam 43 maddede 0,974 olduğu görülmüştür. Öğretmen ve öğrenciler için geliştirilen bu ölçekte yer alan faktörler güvenlik (1), veri okuryazarlığı (2), problem çözme (3), dijital içerik üretimi (4), iletişim ve işbirliği (5) ve etik (6) alanlarında yeterlilikleri kapsamaktadır. Geliştirilen Dijital Yeterlilik Ölçeği ile öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterlilikleri farklı değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterlilik algıları arasında anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Ölçek öğrenciler açısından incelendiğinde cinsiyete göre sadece veri okuryazarlığı alt boyutunda erkekler lehine anlamlı bir farklılık görülmüştür. Sınıf düzeyine göre 11 ve 12. Sınıf düzeyindeki öğrenciler lehine alt sınıflara göre ölçek alt boyutlarında anlamlı farklılaştığı görülmüştür. Öğrencilerin bölümlerine göre ise, teknoloji odaklı bölümde okuyanlar lehine ölçek genelinde ve alt boyutlarında anlamlı farklılaşmalar olduğu görülmüştür. Ölçek öğretmenler açısından incelendiğinde yaşa göre genç öğretmenler lehine ileri yaştakilere göre dijital yeterlilik genel algısı ve alt boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Yine öğretmenlerin mesleki kıdemine göre de ölçekte düşük kıdemliler lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin yüz yüze dijital içerikli kurslara katılma sıklığının artması halinde, dijital yeterlilik algı seviyelerinde pozitif anlamlı farklar olduğu görülmüştür. Öğretmen ve öğrenci dijital yeterlilik ölçekleri karşılaştırmalı olarak incelendiğinde ise veri okuryazarlığı ve güvenlik alt boyutlarında öğretmenler lehine, dijital içerik üretimi alt boyutunda ise öğrenciler lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Tüm ölçek sonuçları değerlendirildiğinde öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterliliklerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Buna göre, öğretmen ve öğrenciler dijital anlamda orta düzeyde yeterlilik algılarına sahip olsalar da, 21. Yy beceri seviyelerinin yetersiz olduğu ve bu kapsamda geliştirilmelerine fırsat ve olanaklar sağlanması gerektiği düşünülmektedir. Çalışma sonucunda ulaşılan bulgular çerçevesinde literatüre önerilerde bulunulmuştur.