
108
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Seçilmiş OECD ülkelerinin eğitim ve ekonomik büyüme ilişkisi: 2002-2012 arası ekonometrik analizi
Ekonomik Büyüme, her üke için önemli bir ekonomi politikası hedefidir. Günümüze kadar tüm iktisatçılar ekonomik büyümenin belirleyicileri ve ülkeler arası farklılıkların nedenini açıklamada birçok çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar arasında ekonomik büyümeyi ilgilendiren en önemli konulardan birisi de insan sermayesi olmuştur. İnsan sermayesi, bireyin bilgi, beceri ve hüner kazanabilmek için yaptığı eğitim harcaması olarak tanımlanır. Yapılan bu harcamalar diğer yanda da insan sermayesine yapılan yatırım olarak değerlendirilir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün misyonu hükümetlerin finansal istikrarını korurken ülkelerin sürdürülebilir ekonomik büyüme ve istihdam ve yaşam standartlarını her geçen gün artırmayı hedeflemişlerdir. OECD ülkeleri sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınma için özellikle insan sermayesine dolayısıyla da eğitime oldukça önem vermektedirler. OECD ülkeleri geleceği için yükseköğretimde ihtiyaç duydukları gereksinimleri giderme yolunda ilerlemektedirler Bu tezin amacı 2002-2012 yılları için OECD kurucu ülkelerinin eğitim ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkisini incelemektir. Çalışmada OECD kurucu üye ülkelerinin eğitim harcamalarındaki yıllık değişim oranı ve yükseköğrenim okullaşmada değişim oranı ele alınarak analiz yapılmıştır. Yöntem ise panel veri analizini kullanarak En Küçük Kareler Yöntemi, Sabit Etkiler Modeli ve Rassal Etkiler Modeli kullanılmıştır. Çalışmada sonuç olarak OECD kurucu üye ülkeleri için eğitim harcamaları ve yüksek okullaşma oranının ekonomik büyüme üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisi görülmüştür. Fakat ilk ve ortaöğretimde herhangi bir sonuca varılmamıştır. Diğer taraftan yine 2002-2012 yılları için yükseköğretimdeki okullaşma oranı kişi başı gelirde pozitif etki gösterirken, eğitim harcamalarının kişi başı gelir üzerinde daha fazla etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç olarak OECD ülkeleri gibi diğer tüm ülkeler de sürdürülebilir ekonomik büyüme için insan sermayesine dolayısıyla da eğitim faktörüne önem vermelilerdir.
İstihdam teşviklerinin istihdam üzerindeki etkisinin ölçülmesi: Ankara örneği
Dünyanın farklı ülkelerindeki siyasi otoriteler ekonomik ve toplumsal anlamda önemli bir risk unsuru olan işsizliği azaltmak veya istihdamı artırmak için çaba sarf etmekte ve farklı politikaları uygulamaya koymaktadırlar. İstihdam teşvikleri de birçok ülke tarafından yoğun bir şekilde kullanılan aktif işgücü politikaları arasındadır. Bu politikalar genellikle işverenlere sağlanan sosyal sigorta prim destekleri, vergi indirimleri ve doğrudan ücret sübvansiyonu gibi destekleri içermektedir. Prim sübvansiyonları, işverenlerin maliyetlerini düşürdüğü için istihdamı artırmakta, hem de firma verimliliğini yükselttiği için ülke ekonomisini güçlendirmektedir. Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren uygulanmaya başlanan istihdam teşvikleri, bugün yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Günümüzde aktif olarak uygulanmakta olan 22 adet teşvik türü bulunmaktadır. Bu teşviklerin her birinin uygulanma şartları birbirinden faklı olmakla beraber bazı teşvik türleri ilave istihdam sağlanması yönüyle daha işlevsel konumda yer almaktadır. Tez çalışmasında; ilave istihdam sağlayan teşviklerin istihdamı ne ölçüde etkilediği ve ne kadar fayda sağladığı ölçülmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, ilave istihdam sağlanması ve istihdamın artırılması için uygulanan 6111, 687 ve 7103 sayılı prim teşviklerinin istihdama olan etkileri nicel araştırma yoluyla incelenmiştir. Çalışmada, araştırma evreni olarak Ankara İlinde bulunan firmalar belirlenmiştir. Örneklem seçimindeyse, araştırma evreninde Nace kodu imalat sektörü olan ve 6111, 687 ve 7103 sayılı prim teşviklerinden yararlanan 1586 firma ele alınmıştır. Bu kapsamda, 2016–2019 yılları için SGK'dan temin edilerek süzülen ve düzenlenen veriler üzerinde SPSS yardımıyla kovaryans analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi ve varyans analizi uygulanmıştır. Bu doğrultuda Kovaryans analizi bulguları göstermektedir ki, Nace kodu dağılımlarına göre iş kollarının veya sektörlerin istihdam teşviklerinden yararlanmada birbirinden farklı şekilde etki gösterdiği, bununla beraber teşviklerden yararlanmanın ana faaliyet kolları bazında yıllar itibarıyla artış eğilimi içerisinde olduğu ortaya çıkmıştır. Korelasyon analizi bulgularına göre, 6111 sayılı prim teşvikinin teşvikli istihdam üzerindeki etkisinin istatistiki bakımdan anlamlı, pozitif yönde ve yüksek düzeyde olduğu, ancak 687 sayılı ve 7103 sayılı prim teşviklerinin ise istatistiki bakımdan anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde etkisinin olduğu bulunmuştur. Prim teşviklerinin, teşvikli istihdam ve istihdam üzerindeki etkisini ortaya koymaya çalışan çoklu doğrusal regresyon analizinde ise, ilave istihdam sağlayan prim sübvansiyonlarının, teşvikli istihdamı pozitif yönde ve istatistiki bakımdan anlamlı etkilediği, aynı zamanda istihdamı da artırdığı bulgularına ulaşılmıştır. Ayrıca, 6111 sayılı prim teşviki kapsamında alınan prim sübvansiyonunun, teşvikli istihdamı diğer iki düzenleme kapsamında alınan sübvansiyonlardan daha fazla etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Tek yönlü varyans analizi kapsamında, firmaların faaliyet yıllarına göre aldıkları teşvik tutarlarının istatistiki bakımdan anlamlı farklılaştığı, bu yönüyle firmaların mali yüklerinin azaldığı ve dolayısıyla istihdam artışının sağlandığı ortaya çıkmıştır. Çalışma sonucunda, istihdam artışı sağlamak için uygulanan istihdam teşviklerinin, teşvikli istihdamı ve istihdamı pozitif yönde etkilediği anlaşılmıştır. İşsizliğin azaltılması ve istihdamın artırılması için uygulanan istihdam politikalarında iyileştirmelerin yapılması, işgücü piyasasının yapısal dönüşümüne katkı sunacaktır.
Eskişehir ilinde ambalaj atıklarının geri dönüşümünün incelenmesi ve sosyoekonomik düzeyin çevresel hassasiyete etkisi: Batıkent ve Bağlar Mahallesi örnekleri
Katı atıkların evrene verdiği zarardan ötürü, devletler bu soruna çözüm bulmaya çalışmaktadır. Dünya nüfusunun artması, ülkelerin hızla gelişmesi, yaşam koşullarının değişmesi, dünyanın kentsel geleceğe doğru hızla ilerlemesine neden olmaktadır. Kent yaşamının en önemli ürünlerinden biri olan katı atık miktarı, kentleşme hızından daha hızlı büyümektedir. Katı atık sorunu Türkiye de' de önemli bir problem haline gelmiştir. En yaygın olduğu yerler ise nüfus yoğunluğunun fazla olduğu büyük kentlerdir. Bu çalışmanın amacı Eskişehir il sınırları içerisinde bulunan Batıkent ve Bağlar Mahallesinde yaşayan halkın çevre bilinci konusundaki hassasiyetini ölçmektir. İki bölge arasında; cinsiyet, yaş, gelir düzeyi, eğitim durumu, çevre konusunda ders alma ve ambalaj atıkları konusunda bilgi edinme kaynağı bağımsız değişkenlerinin, çevre bilinciyle aralarında anlamlı bir ilişkinin olup almadığını tespit etmektir. Araştırma Batıkent ve Bağlar Mahallesinde yaşayan 18-40 yaş grubundaki bireyler ile sınırlıdır. Araştırmanın Batıkent ve Bağlar Mahallesiyle sınırlı olmasının nedeni, Batıkent ve Bağlar Mahallesinin sosyoekonomik yönden birbirlerinden farklılık göstermeleridir. Çalışmanın 18-40 yaş aralığında tutulmasının sebebi ise, hem örnekleme ulaşmanın daha kolay olması, hem de anketin dijital kanalla yapılmasından dolayı, bu yaş grubunun geri dönütünün daha elverişli olmasından kaynaklanmaktadır. Araştırma Batıkent Mahallesinden 403, Bağlar Mahallesinden 403 bireyin olduğu, 18-40 yaş grubundaki 806 bireyle, nicel araştırma yöntemlerinden biri olan survey (tarama) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda Batıkent Mahallesi ve Bağlar Mahallesi için sosyoekonomik bağımsız değişkenler ile çevre bilinci arasında istatistiksel olarak ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Batıkent Mahallesinde çevre bilinciyle; cinsiyet, yaş, aylık gelir bağısız değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bağlar Mahallesinde çevre bilinciyle; cinsiyet, aylık gelir, çevre konusunda ders alma bağımsız değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna rağmen hipotezler arasında bir bütünlük sağlanamamasından dolayı, "sosyoekonomik durumu yüksek olanların çevre bilinci de yüksektir" hipotezi alt hipotezler tarafından desteklenmediği için reddedilmiştir.
Ankara'da yaşayan Suriyeli sığınmacıların sağlık hizmetlerine erişim deneyimleri
This thesis attempts to provide a picture of the accessibility of healthcare services for Syrian migrants in Ankara along with the barriers to access they might be encountering when seeking healthcare. The framework that is used in this dissertation encompasses a wide array of barriers and groups them into economic and socio-cultural, cognitive and structural barriers. Since migration is a "human process", the study is enriched through human experience, perception and engagement. Hence, to gain further insight into the experiences of refugees and to highlight their agency, semi structured interviews were conducted with twenty two Syrian refugees living in Ankara, and five hospital visits with refugees were conducted. The findings from the study indicated that while access to healthcare was deemed easy, the refugees regarded the lack or inadequacy of translation services, the language barrier, complicated referrals, doctors' lack of communication, long procedures and waiting lines, number of tests and transportation as the most prominent challenges they face when seeking healthcare services in Ankara. Through accompanying refugees to hospital, digitalization, lack of information and lack of social networks also appeared to pose challenges when accessing healthcare.
Genç lezbiyen ve biseksüel kadınların sağlık hizmetlerine erişirken yaşadıkları engeller: Türkiye örneği
The purpose of this study is to explore the barriers encountered by bisexual and lesbian women in accessing health care services and, more specifically, sexual and reproductive health care services. The research also explores if bisexual and lesbian women can live their sexual orientation safely and freely (as an indicator of their psychological well-being), which health care services they need concerning sexual and reproductive health, which factors they consider while choosing their health care providers, and the information sources they rely on while seeking health care deriving from document-based analysis and 22 semi-structured interviews with young (aged between 18-30) lesbian and bisexual women. The study analyses the cognitive, structural, and financial barriers while accessing health care services in general and, more specifically, sexual and reproductive health care services. Findings suggest that lesbian and bisexual women do not live their sexual orientation open, safe, and freely. Also, they do not regard themselves as healthy due to different dimensions of health. Unless it is a minor health problem, women do not prefer to go to their family physicians, and nearly none prefer family physicians for receiving sexual and reproductive health services. The most common concern while seeking sexual and reproductive is discrimination.
Türkiye'de sürdürülebilir gıda sistemlerinde tüketici davranışı dinamikleri ve politikalar
This thesis examined causes and results of consumer behaviors, which determine the dynamics of consumption in sustainable food systems and analyzed the effectiveness of public policies on food consumption in Turkey. In this context, the structure of sustainable food systems, factors affecting food consumers' behaviors and preferences and public policies and policy implications towards food consumers in Turkey are examined. In addition, semi-structured in-depth interviews were conducted with a purposively chosen group of 13 people (7 mothers, 6 fathers) married between the ages 25-40, who have high education and high income. In the study, it is found that public policies towards food are implied in different dimensions and individuals do not have sufficient information on policy implications in Turkey. In addition, some suggestions were made considering the need of creating policies suitable for different consumer needs and correcting the deficiencies in existing policies. Keywords: Sustainable Food Systems, Food Choices, Food Consumption, Food Policies
Kısa çalışma programlarının çalışma hayatına etkisi: COVID-19 pandemisi sırasında Türkiye'nin durumu ve Alman uygulamasından alınabilecek örnekler
Short-time work is a social policy instrument, which enables the preservation of jobs during economic recessions. The principle of the program is reducing the working hours temporarily rather than terminating the contracts of workers. The purpose is to ensure the employees remain at employment by providing income support for the duration not worked. The research aims at propounding the effectiveness of the short-time work scheme implemented during the Covid-19 period in Turkey on labour life. The study covers specific data derived from official institutions, their interpretation and information about the legislative regulation to evaluate the effectiveness. It is also aimed to determine the practices that can be taken as an example for Turkey by examining the short-time work practice of Germany. The conclusion derived from this research is that the short-time work scheme implemented during Covid-19 in Turkey has contributed to keeping employment levels. However, some aspects of the program reduce its effectiveness. Tradesmen who work on their account and are defined as "4B" group couldn't have benefited from the allowance. Another limitation is that a family-oriented approach is not adopted during the determination of the short-time work allowance amount. Besides, the legal regulations in Turkey for short-time work do not include tripartite consultation among government, employers, and employees, which prevents social dialogue between social partners. Premiums of short and long-term insurance branches are not paid when a workplace is completely stopped its activities under a short time work process. This is evaluated as a disadvantageous situation for employees.
Emzirme uygulamalarının belirleyicileri: Türkiye'den ampirik kanıt
The medical literature is full of evidence showing the unmatched health benefits of breastfeeding for the children under five years of age. However, little is known about its determinants for the Turkish context because of the absence of research providing findings at national level. To that extent, we utilize a representative dataset for the Turkish population to explore the determinants of breastfeeding practices as measured by the exclusive breastfeeding and duration of breastfeeding. To quantify their correlates, we use Ordinary Least Squares (OLS), Linear Probability Model(s), and Cox Regression Models. Our estimation results show that the longer duration of breastfeeding is associated with being a male, having (older) siblings, having (older) brothers, and living in Poorer, Rich, and the Richest households. To begin with, higher prevalence of the exclusive breastfeeding is related to residing in urban areas, having a less-educated mother, living in a less-crowded household, and living in South and East. Keywords: Breastfeeding Duration, Exclusive Breastfeeding, Gender Discrimination, Rural/Urban Gap, Cox Regression.
Eğitim tarafından içermede potansiyeller ve limitler: Türkiye'deki Suriyeli çocukların eğitimi ve çocuk işçiliği
Due to the internal conflicts in Syria in April 2011, thousands of people lost their lives and millions of people were affected by the crisis. As a result of the conflict, many people took refuge in neighboring countries, including Turkey. More than 3.5 million Syrian refugees currently live in Turkey, making it the world's largest immigrant-hosting country. In the early years of the conflict, policy recommendations for Syrians were short-term because it was predicted that these immigrants would soon return to their countries. For this reason, the initial policies were only aimed at meeting the safety and basic needs of these immigrants. However, after the first few years of the influx, long-term, integration-oriented plans and arrangements, including education policies, were put in place. Migration is a multi-causal social phenomenon and has a wide range of effects for both immigrants and receiving countries. Ensuring that immigrants can live in harmony in the places where they settled is very important, and this is achieved by ensuring their access to basic rights and services. In this sense, it is very important for immigrant children to have access to education in order to adapt to society and most importantly to secure their future, to benefit both themselves and the society in which they live. Education is not just their future financial means of income; it also gives individuals freedom, self-confidence and status in society. Access to educational opportunities for disadvantaged groups is even more critical as it may be the only way to break the intergenerational cycle of poverty and the only way to live life with more dignity. Education is a fundamental human right and is of primary importance for the enforcement of other human rights as it promotes individual empowerment, freedom and development. Article 26 of the Universal Declaration of Human Rights states as follows; Everyone has the right to education. Education should be free, at least in the initial and basic stages. Primary education should be compulsory. (UN, 1948) Unfortunately, many children are still excluded from education all over the world. According to UNESCO, approximately 258 million youth and children are still out of school and out of educational opportunities for the 2018 school year. Immigrant children are one of the groups most at risk of dropping out or never starting school. Although every child has the right to education, regardless of nationality, legal status or ethnic origin, its practices show a different reality. More than 28 million children were displaced by war or conflict in 2015, and 27 million of them were out of school (UNICEF, 2017). More than 1.6 million Syrian children live in Turkey. Efforts to ensure these children's access to and participation in education continue with the support of the Ministry of National Education and other national and international organizations. However, only 37.28% of school-age Syrian children were attending school until 2016, and this number unfortunately did not exceed 60% in 2021. After 2014, with the Temporary Protection Regulation covering education, the provision of education services to Syrians has accelerated, and many programs/services have been developed and offered in this context. However, even after 10 years of the crisis, many policies and programs to include more Syrian children in education still focus mostly on migration-related barriers. But the problem lies deeper, in the socio-economic barriers that often stem from child labour. Forced migration has made the job of the disadvantaged even more difficult as can be expected. For this reason, it is important to consider the migration focus, although it is not the main basis for tackling the problem of access to education. Many studies on Syrian children's access to education focus on migration-related barriers such as language and integration issues; but the problem is bigger than that: child labour as a result of poverty. This thesis aims to examine whether the mechanisms of inclusion and exclusion of Syrian children in the national education system in Turkey, and whether education policies and programs are effective and inclusive in tackling barriers to participation, particularly child labour. Throughout the research, how poverty and economic hardships affect access to education; the extent to which migration deepens the dynamics of exclusion and inclusion, particularly in regard to timely access to fundamental rights and services; The level of access to education of Syrian children in Turkey; what are the barriers to their education; the extent to which child labour has an impact on participation; and how education policies meet (or do not) meet the needs in this area. The main aim of this thesis is to present a situational analysis of Syrian children as well as a comprehensive education policy and program analysis in order to explore the root causes behind the schooling problems of Syrian children and to establish a link between child labour as the main problem in accessing education. In doing so, primarily the concepts of social inclusion and exclusion; fundamental rights and services; migration; socio-economic exclusion, child labour and education issues are discussed. Secondly, in order to understand the root of the problem, a situation analysis of the Syrians in terms of legal, social and economic aspects is included. Third, the Turkish government's educational services for Syrian children are reviewed and analysed. Fourth, the education policies, programs and strategies of both the Turkish Government and international organizations are examined. Finally, empirical findings and conclusions from publications and studies are presented. "To what extent can the inclusion of Syrian children in Turkey be achieved through current policy-making?" In order to answer the research question, the research largely draws on secondary data and information, including both qualitative and quantitative data. The policy analysis methodology is mainly used to provide in-depth analysis of national and international authorities' education policies, strategies and programs for Syrian children in Turkey. In addition, document analysis greatly contributes to the thesis by examining reports and articles on social inclusion, access to fundamental rights and services, legal documents, international agreements and socio-economic analysis of migration. In addition, the research draws on a large number of secondary qualitative and quantitative data published by academics, governments, United Nations Agencies, NGOs and INGOs. In this context, the research includes the annual and thematic reports of governments, the European Union and the United Nations; It includes the analysis of legal documents such as the 1951 Refugee Convention and 1967 Protocol, the Universal Declaration of Human Rights, the Law on Foreigners and International Protection No. 6458 and the Turkish Temporary Protection Regulation. In addition, policy documents, reports of national and international non-governmental organizations, statistics from TURKSTAT and other institutions, and secondary data on education are examined in detail. The barriers to Syrian children's access to education are examined from different perspectives in the literature, and the reasons for these barriers are presented in different publications, reports and academic articles. The reasons for exclusion of Syrian children from education are generally mentioned in these publications as adaptation problems, physical access, unconsciousness, etc. are listed as. Few publications mention child marriage and child labor as problems in accessing education. Child marriage is also a worrying problem in the Syrian community in Turkey, especially for girls, but the scope of this thesis covers the problem of child labor as a reason for not attending school. In addition, the problem of Syrians' access to education is also experienced at the university level, but the thesis covers children, that is, Syrians under the age of 18. The research is a comprehensive situation and policy analysis of Syrian children's educational practices and access to education in Turkey. The research examines the access to education of Syrian children who fled Turkey with their families due to the ongoing conflict in their country, the impact of urban child labour on inclusion and exclusion in education; and national policies for their inclusion. Therefore, the time focus of the study is between 2011 and 2021; the spatial/regional focus is nationwide; the institutional focus is public institutions and organizations, primarily the Ministry of National Education, international organizations, primarily UNICEF and the European Union; Finally, the analytical focus covers child labour and participation in education. Regarding the limitations of the thesis; The first limitation is that the concepts and discussions in this thematic area are very broad and the discussions are very new. Therefore, there is a gap in the extensive literature: most of the existing studies on this topic focus on issues of exclusion related to migration, in contrast to this research, which focuses on more structural issues such as poverty and child labour. Although the literature is not sufficient to provide a comprehensive theoretical background, it is attempted to look deeper within the scope of the thesis. The second limitation is the inability to interview Syrian children and their parents due to COVID-19 measures, as the pandemic forces fieldwork and the target group may not be the appropriate group to interview online. However, various interviews from existing field studies and secondary data from official publications have been used to empirically stand behind the hypothesis. If we come to the thematic area that the thesis examines; Deepening the relationship between child labour and the problem of access to education is the main axis of this thesis, because it is argued that the main reason for the out-of-school problem of Syrian children is child labour stemming from poverty. This thesis presents the voices of Syrian children and their parents from different cities, making use of many field studies conducted across the country. Unfortunately, since the unregistered market in the city is very large and migrant child labour is widespread, most of the field studies utilized within the scope of the thesis are from Istanbul. As of June 2021; in Turkey, 771,458 Syrian children are enrolled in formal education and around 400,000 are still excluded from the system for various reasons. Many reasons are presented in the literature regarding Syrian children who are excluded (or not going to school), and these are listed as lack of school space, language and adaptation problems, transportation and physical access barriers to school, enrollment status, costs, school environment. Policy considerations to overcome these barriers are primarily aimed at improving school infrastructure; designing consistent quality, formal alternatives; finds solutions in access options such as creating additional shifts. In addition, in many studies and publications on the subject, access (as a very general concept), integration, quality education, partnership between institutions, community participation, monitoring and evaluation of programs are suggested as solutions to the problem. Listing these issues follows the presentation of policies for solving migration-oriented problems. With a massive influx of Syrians into the country, Turkey needed to improve and expand its education capacity to include migrant children in the education system. For this reason, many developments have been achieved in this field with the support of the European Union and United Nations agencies. However, after 10 years, 35.6% of Syrian children are still out of school. Also, when analyzing children's access to education, we mainly see enrollment rates, ie a child's enrollment in school is sufficient to be included in the statistics; however, these statistics do not include dropout rates. Therefore, we can assume that more children do not go to school than are included in the statistics. Unfortunately, there is not enough data or statistics on the dropout rates of Syrian children and how many Syrian children actually go to school. While the schooling rate of Syrian children was 37.28% in the education period that started in 2015, this number increased to 62.52% in the period that started in 2017. However, the main problem in Syrian children's access to education stems from the financial difficulties and poverty stemming from child labour and these are more difficult to overcome. This problem has become a growing concern and child labour is a major barrier to the inclusion of Syrian children in education. Child labour is a worrying problem that seriously affects Syrian children and their future prospects. According to the field studies, statistics and secondary data reviewed in this thesis, migration-related barriers do not have a significant impact on inclusion of 35.6% of poor Syrian children whose struggles are beyond the problems arising from migration. As it is known, it is illegal to employ child labour in Turkey. However, despite all legal measures and regulations, thousands of children still in school age continue to take part in the labour market. For example, according to the results of the Child Labour Survey conducted by the Turkish Statistical Institute (TUIK) in 2019, the number of children aged 5-17 working in an economic activity is 720,000 and 34.3 of them do not continue their education. Among the reasons for working, "helping the household's economic activity" with 35.9%, "learning a job, having a profession" with 34.4%, and "contributing to household income" with 23.2% followed. Only 6.4% of children work to meet their own needs. The rate of children who stated that they work to learn a job and have a profession increased from 15.20% to 34.4% in the previous study conducted in 2012. This may be related to the deepening of inequality in access to education, the marketization of education and the decrease in the belief that investment in education will provide opportunities for participation in employment as a result of intense unemployment. Especially children in poor households have low access to quality education and education costs are high. Although the situation likely shows parallel trends for working Syrian children, it is not stated in the survey results whether the survey covers Syrian households and their children who fled Turkey after the civil war in 2011. Although the working areas of Syrian immigrants differ according to the regions, the sectors they work in are generally independent businesses that do not require much capital or skills such as garbage collection, textile and weaving industry, auto repair, paint and whitewash. In parallel, Syrian child workers often work in precarious conditions in these sectors. Adult workers, native or immigrant, are those who have bargaining power in the context of some personal rights compared to children. Children do not have these rights and are unprotected against all kinds of threats and risks. The primary cause of child labour is poverty, but being a migrant and the disadvantage of migrant children living in countries of which they are not citizens exacerbates the problem. It can be said that immigrant children are at the bottom of the informal labour market hierarchy. Syrian migrant children have become a major problem for the informal Turkish economy and labour market, as one of the areas where migrant child labour focuses on the increasing demand for cheap and precarious labour. Syrian children can legally receive education in Turkey with the MoNE regulations, but the ongoing poverty prevents them from reaching this field. Considering the field studies and statistics examined within the framework of the thesis, almost all working children cannot access education. In field studies, both children and their parents stated that their children work instead of going to school due to economic difficulties. Another striking piece of information is that the majority of poor families work in poor and low-skilled jobs in Syria, and their education levels are low. Therefore, poverty resulting from child labour is a more systematic and intergenerational problem, even though it deepens due to migration. It is not surprising that these children are deprived of formal and even non-formal education opportunities. According to MEB statistics, the schooling rate of Syrian children has not exceeded 60% since 2016. One of the biggest reasons for this is child labour, because the problem is much more structural than just immigration. Many Syrian children have to leave school to work, even if they go to school either in Syria or in Turkey. Considering the field studies examined within the scope of the thesis, almost all of the working children are children of very poor families and they have no choice but to work. The majority of these children work in the textile industry. Istanbul and Izmir are provinces where children who do not go to school mostly work due to the current industry and trade volume. Working children face many forms of exploitation (low pay, long working hours, heavy work for their small bodies such as using large and dangerous machinery), often working just to earn a few hundred pounds a month in very bad conditions that negatively affect their health. Child labour, which hinders their physical, spiritual and mental development and causes them to stay away from education; It also puts these children at risk of staying in chronic poverty. It is also clear that child labour is a widespread problem in underdeveloped or developing countries. Short-term policies are planned and implemented for the solution of the child labour problem in Turkey, but the deficiencies in the legislation or the ineffective implementation of the legislation prevent this problem from being completely avoided. Child labour, which has been going on for many years in Turkey, is increasing with Syrian children. Children without job security, forced to work in low-paid, long-term working environments; carries risks both in their physical and mental development and takes on responsibilities that they cannot bear; become more vulnerable to abuse and neglect. On top of all this, distance learning, which started in 2020 due to COVID-19, has worsened the situation of disadvantaged migrant children as many have limited access to physical tools for online education. In addition, children in the most vulnerable groups and without access to distance education are at risk of not returning to school and even being forced into child marriage and child labour. A report by UNHCR shows that children in all countries are far more disadvantaged in dealing with the effects of COVID-19 on their education (UNHCR, 2020). Within the scope of the measures taken due to the COVID-19 pandemic, formal education was also suspended in Turkey and distance education has been started as of March 23, 2020, and education is carried out over the Education Information Network (EBA). However, since the system requires a TV, tablet or computer, not all students have equal access to the system, and when there is more than one school-age child in the household, the problem arises that not all children have this equipment or have limited access. One of the most disadvantaged groups whose access to EBA is restricted due to lack of technological equipment and large households is Syrian children. In some studies on the impact of the epidemic on the participation of Syrian children in education, it has been stated that about half of the immigrant children do not have sufficient technical equipment at home, they live in families that do not have enough knowledge to use the systems, they have difficulty in following the lessons and they cannot benefit from distance education (SGDD Migration Academy, 2020). It has also been revealed that 50% of children who attended school in the pre-COVID-19 period currently do not have access to education. Unfortunately, the financial situation also affects the access of Syrian children to education during the distance education period. It is a big question whether these children will continue their education when face-to-face education starts, and urgent action is needed to avoid losing more children in education. As for the policy analysis on the subject; There was no clear intention to include Syrian children in the Turkish national public school system in the early years of the conflict, as Syrians were expected to return to their country after the conflict at the beginning of the Syrian crisis. In the first years, schools for Syrian children were first established in temporary accommodation centers, but as the numbers increased, schools began to be opened in provinces where the Syrian population was relatively higher, apart from temporary accommodation centers. While 60% of children living in temporary accommodation centers were enrolled in school in 2012 and 2013, only 14% of children living in city centers attended school. This risk also attracted the attention of the Ministry of National Education; Afterwards, many policies were developed and training programs were started. In 2014, all informal schools were accredited as Temporary Education Centers (TEC) so that Syrian children can continue their education in Turkey before returning to their home country. Then, in August 2016, the MoNE announced that all Syrian children would be integrated into Turkish public schools and announced plans to gradually close TECs by 2020. Schooling policies, which are both public and social policies for Syrian children, access to school, teacher or parent training, ensuring social cohesion among peers, etc. Although these are undoubtedly valuable advances, the biggest problem with the exclusion of Syrian children from education is child labour as a result of poverty, and the solution to this may not be found only in migration and education policies. Poverty reduction policies and strategies for immigrants in Turkey should be discussed. The social protection pillar consisting of social assistance, social security and labour market programs is the only effective pillar in Turkey. It is clear that the social assistance provided to families whose children do not go to school due to poverty will not be enough to find long-term solutions. For example, the Conditional Education Assistance Program provides only 45-50 liras per child each month, and given the current economic crisis and inflation in the country, this money will not even be enough for daily meals, let alone school supplies or transportation costs. In this case, the understanding of social assistance is mostly based on cash transfers and the plans do not include social insurance, labour market programs or any other poverty reduction policy that will create longer-term solutions. Although there have been efforts on the subject in the past 10 years and the situation has improved, there are still thousands of Syrian children who do not go to school. During the policy analysis of the thesis, a comprehensive, multi-sectoral and multi-dimensional policy was not encountered. For example, most UN policies and programs focus on shorter-term solutions, such as providing cash assistance or training civil servants for capacity building. On the other hand, the EU has been an important actor from the very beginning with the funds provided, but EU institutions such as ECHO do not have a detailed policy-making influence and play a role in important policy decisions. As stated, the Turkish MoLSS has comprehensive and cross-sectional policies on combating child labour, but more monitoring is needed and they should act on these strategies. The only monitoring report they have published is from mid-2020, and besides there has been no other monitoring report since; The only monitoring report published does not include concrete solutions and actions in line with the defined strategies. The EU and UN should focus more on cross-sectoral policies to include children in poverty in education. Conditional education assistance programs for education may not be sufficient to solve problems related to poverty. While the Conditional Education Assistance Program provides aid between 45 and 50 TL per month for Syrian children, school expenses in Turkey are 251 TL per month according to the Eğitim-Bir-Sen report (Egitim Bir Sen, 2019). Moreover, poverty causes children to enter the labour market instead of going to school, so more anti-poverty strategies should be defined by the UN. UN Agencies in Turkey should also do more than organize workshops and a few days' training for relevant government officials; should try to establish stronger advocacy and monitoring mechanisms. The legal framework for monitoring and eliminating child labour for both local and migrant children should be strengthened. Although it is forbidden to employ children before the age of 15 according to Turkish Labour Law, labour laws generally do not protect the value and conditions of child labour. There should be a better punishment system for those who benefit from precarious child labour, and the inspection systems of relevant government agencies should be strengthened. A better and stronger coordination mechanism is needed. For example, the Presidency has a FRiT office that monitors and oversees how FRiT funds are spent, but does not have much activity other than getting reports on projects quarterly. Also, more dialogue is needed between government and organizations working on the ground in the policy-making process. There is a great need to establish a system for reliable data on migrant child labour and data/information on out-of-school children. Studies carried out locally by different actors are not enough to grasp the whole picture. In order to determine the needs and to produce information that will meet the requirements in the field in parallel, the authorities need to carry out extensive studies in order to present more concrete data on the subject throughout the country. One of the most important issues to focus on in this regard is that compensatory education programs should be expanded to include more disadvantaged Syrian children who are at risk of dropping out of school. Only 64.44% of school-age Syrian children in Turkey have access to education. Although Syrian children have a legal right to education, the economic burden of schooling and the poverty caused by child labour hinder children's right to attend basic school. Whether for long working hours, low pay, or otherwise, children realize they are not getting better conditions, and although many develop a desire to go back to school, it is too late. In addition, the COVID-19 pandemic makes it difficult for disadvantaged Syrian children to access online education and there is a risk of losing already registered Syrian children. Therefore, more comprehensive and multi-sectoral policy making becomes an important requirement in order to overcome the schooling problems of Syrian children living in Turkey. Thousands of Syrian children are in danger of becoming a lost generation due to barriers to education. Efforts to include out-of-school Syrian children in education often fail when it comes to reaching the most vulnerable, namely children in extreme poverty, leading them to work rather than study. Although official actors, national and international organizations have made tremendous efforts to include more Syrian children in education in Turkey in the last 10 years, policies and strategies are not enough to completely overcome the problem. Therefore, a comprehensive solution should be sought by involving all political actors in comprehensive and multi-sectoral policy making.
Türkiye'de bekar kadınların cinsel sağlık hizmetleri ile ilgili deneyimleri: İdeoloji, politika uygulamaları ve öneriler
The virginity of single women is a valued construct in Turkish society. The current authoritarian and conservative political environment can contribute to the notion that women are allowed to experience sexuality only within the institution of marriage. This study aims to analyze the connection between educated and middle-class single women's experiences in sexual and reproductive health services with the construction of women's sexuality and current sexual health politics in Turkey. For this reason, semi-structured in-depth interviews are conducted with 11 married and 11 single women, along with 5 experts that work in sexual health. This research indicates that single women cannot effectively benefit from sexual and reproductive health services due to disapproval of their sexual activity as single women. Their needs can be neglected, and they can be discriminated against by health staff. Moreover, structural problems in state hospitals can negatively impact their experiences in sexual and reproductive health services. In response to those obstacles, single women provide their own strategies, such as forming information networks and increasing their sexual health knowledge in order to improve their sexual and reproductive health. According to these findings of the study, policy recommendations and new services were suggested in order to improve the sexual and reproductive health of single women.
Mülteci çocukların eğitimini desteklemede bir strateji olarak Suriyeliler ve diğer mülteci çocuklar için Şartlı Eğitim Yardımı (ŞEY) programı örneği
Through the years, the number of people coming from Syria has increased, and now it is the 10th year of crisis, and Turkey is still known as "the country hosting the largest number of refugees in the world." The crucial point about this statistic is the striking fact that almost 50% of them are children, and almost 40% of them are out of school. Turkey expanded the national Conditional Cash Transfer for Education Programme to increase the schooling among refugee children, considering the economic vulnerability of the refugee families, predominantly Syrians, for refugee children with the EU's financial support. I found the opportunity to involve in the project for almost four years in different roles. Although the project evaluation reports and case studies indicate the positive effect of CCTE on refugee children's education, I always believe there is a need to study this issue from an academic perspective in order to reveal the gaps and needs in regard to refugee education. In line with that, in this study, apart from the literature, I have interviewed the experts who are part of the key actors and the practitioner for the programme. In this context, this study aims to investigate the issue of refugee children's education in Turkey from the bottom with the case of the Conditional Cash Transfer for Education for Refugees project to the top with the social policy recommendations for the education of refugee children.
Suudi Arabistan-Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri (1930-2000)
This study examines the bilateral and collaborative relationship between the United States and Saudi Arabia and highlights their partnership over decades. Since the establishment of the Kingdom of Saudi Arabia, the cooperation of both states began with the pursuit of Saudi oil. Moreover, both states also pursued allied interests in the quest for regional hegemony. Since Iran became a common enemy of both states in 1979, the regional politics of the Middle East became more complex and complicated. Both the US and Saudi Arabia had a strong influence on regional policies in pursuit of achieving their national objectives. Although the two states also shared their differences on the issue of Israel, economic and military interests helped to overcome any other identity-related issues. The United States also supported Saudi Arabia in building and strengthening its defense system, while simultaneously keeping its bases in the country as well to secure the territorial integrity of Saud Arabia. It can be assessed that both these states avoided any kind of confrontation despite having serious ideological, political systemic, and moral differences to continue their economic trade. In this line this study aims to reveal the underlying reasons of the long-term cooperation between Saudi Arabia and the US. With this aim the analysis is based on an approach that highlights the impact of oil politics across the Middle East and addresses the hegemonic designs of Saudi Arabia and the United States across the Middle East.
Evlilik öncesi eğitimin evlilik sürecine etkilerine ilişkin eğitici görüşlerinin değerlendirilmesi
Evlilikte sorunlar ortaya çıktıktan ve problemler karmaşık hale geldikten sonra sorunları çözmek zorlaşmaktadır. Evlilikte yaşanan sorunların ve boşanmaların toplumsal ve ekonomik maliyeti düşünüldüğünde, aileye yönelik koruyucu, önleyici bakış açısını içeren politikaların oluşturulması bir çözüm yolu olarak öne çıkmaktadır. "Evlilik öncesi eğitim", evlilikte yaşanan sorunlara karşı başta gelen çözüm yollarından birisi olarak görülmektedir. Evlilik öncesi eğitimin tarihsel geçmişine baktığımızda, ilk aşamada gelişmiş ülkeler başta olmak üzere çok sayıda ülkede boşanma oranlarındaki önemli artış dikkatleri evlilik ve aile kurumuna çekmiştir. Aile kurumuna olan ihtiyaç, evlilikleri güçlendirmek için çalışmalar yapılmasını, evlilik öncesi eğitimlere katılım için yasal düzenlemeler yapılmasını gündeme getirmiştir. Türkiye'de, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının evlilik öncesi eğitime yönelik kapsamlı çalışmaları görülmektedir. Bu araştırmanın katılımcılarını, aile eğiticiliği sertifikası almış, aktif olarak evlilik öncesi eğitim çalışmalarına katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında görevli eğiticiler oluşturmuştur ve tez kapsamında Ankara, İstanbul, Diyarbakır ve Konya illerinde görev yapan 52 eğiticiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de evlilik öncesi eğitime yönelik az sayıda bilimsel çalışma bulunması nedeniyle, bu araştırmayla literatüre katkı sağlamak hedeflenmiştir. Bu araştırmanın amacı, eğiticilerin bakış açısıyla evlilik öncesi eğitimin gerekliliğini araştırmak, bu eğitimlerin içeriği, uygulanması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışma ve önerileri ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Aile, Boşanma, Eğitici, Evlilik, Evlilik Öncesi Eğitim.
Terör amaçlı kullanılan çocuklar: PKK analizi
Bu çalışma, PKK terör örgütüne katılan ve daha sonra terör örgütünden ayrılıp teslim olan bireylerin örgüte neden katıldıklarını anlamayı amaçlamaktadır. Araştırma, katılımcıların çocuk yaşta katıldıkları terör örgütünde yaşadıkları deneyimlerin ayrılma motivasyonlarına ve örgüt sonrası yaşamdaki uyumlarına etkilerini incelemektedir. Nitel yöntemle yapılan bu araştırmada toplam on altı katılımcı ile görüşülmüş ve elde edilen veriler MAXQDA nitel araştırma programında kategorize edilmiştir. Katılımcıların sosyo-ekonomik zorluklar içinde olduğu ve eğitim düzeylerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, terör örgütünün ideolojik eğitimlerle katılımcıları etkilediği görülmüştür. Terör örgütünün ekonomik zorlukları ve duygusal eksiklikleri sömürdüğü ve katılımcıları kandırdığı belirtilmiştir. PKK'nın aile içi problemleri ve ekonomik güçsüzlükleri kullanarak militanları etkilediği gözlemlenmiştir. Terör örgütünün ideolojik ve pratik eğitimlerle militanların kimliklerini değiştirmeye çalıştığı ve iletişimi kısıtladığı tespit edilmiştir. Araştırmada PKK terör örgütünün militanlarının örgüt içerisindeki deneyimleri de incelenmektedir. Terör örgütünün militanlarına verdiği eğitimler, duygusal ilişkilerin yasaklanması, çocuk savaşçıların kullanılması, örgüt içi eşitsizlikler, güvenlik politikalarının etkisi ve terör örgütünden ayrılma girişimleri ele alınmaktadır. Araştırma, örgütten ayrılma motivasyonlarını ve sivil yaşama uyum süreçlerini de incelemektedir. Katılımcılar, devletin ve ailenin desteklerinin, güvenlik güçlerine yönelik algılarını olumlu yönde değiştirdiğini ifade etmektedir. Militanlar, örgütten ayrıldıktan sonraki yaşamlarında aile kurma, eğitimlerine devam etme ve iş sahibi olma gibi hedefler belirlemektedir. Bu deneyimler, terör örgütünden ayrılan kişilerin rehabilitasyonu ve yeniden entegrasyon süreçlerinin önemini vurgulamaktadır.
Yaşlı hizmetlerinde yerel yönetim uygulamaları: Ankara il örneği
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de sosyal belediyecilik faaliyetleri kapsamında yaşlı bireylere yönelik yapılan hizmetleri Ankara il örneği üzerinden anlatabilmektedir. Bu çalışma nitel bir araştırmadır ve veri toplama aracı olarak kullanılan dokümanlar içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışma kapsamında yaşlılık ile ilgili kavramsal anlamda detaylı açıklamalarda bulunulmuştur. Yaşlılık ile ilgili hem dünyadan hem de Türkiye'den detaylı istatistikler paylaşılarak demografik durum ve dönüşüm anlatılmaya çalışılmış, yaşlı bireylerin refahının artması için sunulan hizmetler hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise yerel yönetimler ve sosyal belediyecilik konusu ele alınmış ve konunun dünü ile bugününden detaylı olarak bahsedilmiştir. Son bölümde ise Ankara ilinde bulunan Ankara Büyükşehir Belediyesi ve nüfusu en fazla olan sırası ile Çankaya Belediyesi, Keçiören Belediyesi, Yenimahalle Belediyesi ve Mamak Belediyesi'nin sosyal belediyecilik faaliyetleri kapsamında yaşlı bireylere yönelik sunmuş olduğu hizmetler faaliyet raporları üzerinden incelenmiştir. Nüfus olarak Türkiye İstatistik Kurumunun her yıl yayımlamış olduğu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi esas alınmıştır. Söz konusu belediyelerin sunmuş olduğu hizmetler amacı, kapsamı, hedef faydalanıcı sayısı, faydalanılan kişi sayısı ve gerçekleşme oranları da dikkate alınarak incelenmiştir. Bu sayede hizmetin etkililiği ve verimliliği de değerlendirilmiştir. Ayrıca bu çalışma kapsamında bazı politika önerilerinde bulunularak yaşlı refahına ve sosyal belediyeciliğin gelişimine katkı sağlamaya çalışılmıştır.
Yaş dostu kent yönetişimi: İstanbul örneği
Değişim kuşkusuz insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Yaşadığımız zamanlar hakkında en belirgin özelliklerinden biri de değişimi hızlandırması ve çok boyutlu olmasıdır. 21. yüzyılla birlikte teknolojik, ekonomik, politik, sosyal ve kültürel alanların hızla gelişmesi ve interaktif bir değişim süreci yaşanıyor. Ancak bu değişim süreci 19. istek üzerine elbette bu sorunun cevabını 19. yüzyıla dayanan bir yönetim anlayışıyla vermek mümkün değildir. Küreselleşme tartışmalarının yoğunlaştığı 21. yüzyılda, yaşanan değişimlerden en çok etkilenen kurumların başında kamu yönetimi gelmektedir. Değişimin baskısı ve bu değişimlere uygun çözümler üretme ihtiyacı altında hem teorik hem de pratik alanda mutasyona ve dönüşüme uğramaktadır. Bu nedenle değişim hareketlerini odak noktasına alan kavram ve kurumlardan biri de "yönetim" kavramıdır. Bu nedenle kamu yönetimi günümüzde değişen koşullara ve yeni ihtiyaçlara uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılanmaktadır. 21. yüzyılın yönetim anlayışı olarak kabul edilen yönetişim kavramı, 20. yüzyılın yönetim anlayışını önemli ölçüde değiştirmiş, merkeziyetçilik yerine yerelliği, sistem yapısı yerine federalizmi getirmiş, ilk olarak katı bürokrasi yerine katılımcılığı, yerine açıklığı getirmiştir. Hiyerarşi yerine kapanma, hesap verme ve sorumluluk. "İdari devrime göre imzasını" attığı söylenebilir. Bu araştırmanın odak noktası, geleneksel kamu yönetimi yaklaşımının hızlı gelişimidir. 1970'li yıllarda belirgin olan değişim ve dönüşümlerin yanı sıra, 1990'lı yıllarda hızla gelişen bir anlayış olan "yaş dostu yönetişim" kavramının incelenmesidir.
Dilencilerin gözünden dilenciliği ortaya çıkaran sosyo-ekonomik koşullar; Ankara örneği
Dilencilik her şeyden önce maddi getiri sağlamak amacıyla yapıldığı için bu kavramı ekonomik yapıdan bağımsız olarak düşünmek hatalı olur. Bununla birlikte dilencilik yapan kişilerin ekonomik süreçlerden ve toplumsal yapıdaki değişimlerden ne düzeyde etkilendiğini, kişisel tercihlerin ve algıların dilencilik üzerinde etkilerini anlamak nitel bir araştırma için gereklidir. Bu perspektifle, araştırma gerçekleştirilirken bir yandan literatürde dilenciliğe ilişkin veriler araştırılmış diğer yandan dilencilerin gözünden anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu araştırmanın temel amaçları hedeflenen, dilenciliği kavramsal olarak tanımlamak, neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirmek ve dilencilik sorunun çözümüne yönelik sosyal politika önerileri ortaya koymaktır. Bu tez, dilencilerin ülkedeki ve toplumdaki sosyo-ekonomik koşullara yönelik algılarını araştırmayı, karşılaştıkları zorluklara ve bu koşullara bakış açılarına odaklanmayı ve toplumsal gerçeklik ile dilencilerinin algısı arasındaki karmaşık dinamikleri incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, 10 katılımcı ile yüz yüze görüşmeyi de içeren nitel araştırma yöntemiyle, dilencilerin deneyimlerine ve olumsuz ekonomik koşullarla mücadelelerine ışık tutmayı hedeflemektedir. Bulgular, finansal zorlukların derin etkisinin altını çizmekte ve sınırlı fırsatlarla karşı karşıya kalan dilenciler arasında yaygın bir umutsuzluk duygusunun olduğunu ortaya koymaktadır. Tez, tartışmayı daha geniş toplumsal bağlamda çerçevelemek maksadıyla, ekonomik eşitsizliklerin dilencilerin algıları ve deneyimleri üzerindeki etkisini onların ifadeleri üzerinden vurgulamaktadır. Ayrıca görüşmelerden elde edilen nitel veriler derinlemesine incelenerek, sosyo-ekonomik faktörler ile dilencilerin algısı arasındaki karmaşık etkileşimin daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunmayı da amaçlamaktadır. Nitel veriler, dilencilerin karşılaştığı zorlukların incelikli bir resmini çizerek deneyimlerinin çok yönlü doğasını aydınlatmaktadır. Sonuç bölümünde ise bu araştırma, sosyo-ekonomik zorluklar karşısında dilencilerin karşılaştığı problemlerin ortadan kaldırılabilmesi, dilenciliğin yerini istihdama katılıma bırakabilmesi için ve eşit koşullarda eğitim ve diğer sosyal destek sistemlerine erişim için gerekli politika önerileri ile hedeflenen sosyal içerme müdahalelerinin ve sosyal destek sistemlerinin ortaya konulmasına yönelik öneriler de geliştirmektedir. Bu bağlamda dilencilerin karşılaştıkları zorluklar, onları dilenmeye iten sosyal ve ekonomik sebepler ve sorunun çözümünde yeterli olmayan sosyal politikaların altı çizilmiştir. Dilencilerin algı, düşünce ve yaşam öykülerinden elde edilen bulgular sosyal devlet Anlayışının ortaya koyduğu sosyal politikalar bağlamında dilencilik sorunun çözümü için toplumsal politika yapıcılara yön gösterici olmakla birlikte araştırma esnasında alanla ilgili yapılan nicel ve nitel çalışmaların eksik olduğu görülmüştür.
Uluslararası öğrencilerin uyum yıllarındaki deneyimleri, sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışmanın amacı Türkiye'ye üniversite eğitimi almak amacıyla gelmiş olan uluslararası öğrencilerin özellikle ilk yıllarında deneyimledikleri uyum süreçleri, yaşadıkları sorunlar ve çözüm önerilerinin ve uluslararasılaşmaya dair düşüncelerinin incelenmesidir. Bu amaca bağlı olarak, çalışma nitel olarak yürütülmüş bir fenomenoloji çalışmasıdır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara'da bulunan bir devlet üniversitenin hazırlık okulunda İngilizce hazırlık eğitimi alan, 21 farklı ülkeden gelmiş, farklı geçmişlere sahip, 40 uluslararası öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri odak grup toplantılarında kullanılan yarı yapılandırılmış mülakat soruları ile toplanmış ve içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, uluslararası öğrencilerin en önemli sorunlarının dil, sosyo-kültürel, finansal ve barınma ile ilgili olduğunu, çözüm önerileri olarak da uluslararası öğrencilerin ülkeye gelmeden önce iyi araştırma yapılarak dil ve kültürel farklılıklar hakkında bilgi edinmeleri, üniversiteler açısından öğrencilerin uyum yıllarında tam destek olunması, uzun vadeye yayılan oryantasyon uygulanması ve burs imkanlarının geliştirilmesi konularını ortaya koymuştur.
Yoksul ailede yetişen çocukların sosyal dışlanması: Çorum ili örneği
Sosyal dışlanma, çocukluk döneminde yaygın karşılaşılan durumlardan biridir. Çocukluk döneminde deneyimlenen dışlanma, bireyin hem çocukluk hem de yetişkinlik döneminde olumsuz etkilere sahiptir. Sosyal dışlanma kavramı, çocukların yaşamları üzerindeki etkileri bağlamında pek fazla tartışılmamış bir konudur. Bu durumun temel sebebinin, kavramın ilk olarak iş piyasalarından dışlanmayla kaynaklı çıkışından olduğu söylenebilir. Bu sebeple literatürdeki sosyal dışlanmanın belirleyici özellikleri yetişkin odaklı olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Çorum ilinde asgari gelir düzeyi altında yaşayan ve belli bir yoksulluk seviyesinde olan ailelerin çocuklarının yaşadıkları sosyal dışlanmalarını ortaya koyarak genel bir tablo çizmeye çalışmaktır. Bu doğrultuda çalışma Çorum ili merkez ilçesinde yaşayan ve asgari gelir altında bir gelire sahip olan, yaşları 6 ile 18 arasında değişen okul çağındaki 30 kişi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Yitzhak Berman ve David Phillips (2000) ve Ridge (2002) tarafından geliştirilen sosyal dışlanma ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmada nitel araştırmalarda kullanılan durum çalışması yöntemi benimsenmiştir. Çalışmanın amaçları doğrultunda hazırlanan görüşme formları ile derinlemesine görüşme tekniği kulanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre çocukların sosyal dışlanmayı yetişkinlerden daha farklı deneyimledikleri gözlemlenmiştir. Çalışma sonucunda çocuklara yönelik sosyal içerme politikalarının geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Türkiye'de yoksul çocukların akademik dirençliliğinde sosyal politikaların ve seçicilik uygulamasının rolü
Bu çalışma, sosyal politikaların yoksul çocukların akademik dirençliliği üzerindeki etkileri ile öğrencilerin merkezi yerleştirme sınavında aldıkları puanlara göre liselere yerleştirilmesi uygulamasının bu öğrencilerin akademik dirençlilikleri için ne ifade ettiğini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve derinlemesine mülakat yöntemi ile Ankara'da yoksulluk içinde yaşayan, farklı başarı düzeyindeki lise öğrencileri (35), bu öğrencilerin velileri (39), farklı başarı puanı ile öğrenci kabul eden liselerde görev yapan öğretmen ve okul yöneticileri ile (39) görüşülmüştür. Toplamda 113 kişi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Sonuçta, sosyal politika uygulamalarının yoksul çocukların içinde bulundukları risklilik durumunu önemli ölçüde hafiflettiği ve bu çocukların akademik dirençliliğini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Ancak çocukların maruz kaldığı riskin düzeyi arttıkça sosyal politika uygulamalarının akademik dirençliliğe etkisinin azaldığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular, öğrencileri Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınav (TEOG) puanları ile liselere yerleştirmenin, seçicilik sonrası okul ortamında sebep olduğu beklenmedik değişiklikler nedeni ile yoksul ve düşük başarılı öğrencilerin akademik dirençlilikleri önünde yeni engeller yarattığını ortaya koymuştur. Örneğin, düşük başarı puanı ile öğrenci kabul eden okullarda görev yapan öğretmenlerin öğrencilerine yönelik beklentileri azalmakta, motivasyonları zayıflamakta ve bu öğretmenler derse daha az hazırlanarak gelmektedirler. Ayrıca farklı müfredat faklı başarı düzeylerindeki okullarda farklılaşmakta ve düşük başarılı okullarda daha fazla disiplin sorunları ve okul terkler yaşanmaktadır. Düşük ve orta düzey başarılı okullarda, öğrenciler kendilerinden daha başarılı arkadaşlardan ve onlarla rekabet etme ve onlarla yardımlaşma imkânlarından mahrum kalmakta ve sonuçta bu okullarda negatif arkadaş etkisi ortaya çıkmaktadır. Tüm lise öğrencilerini başarılarına göre gruplandırmak, düşük ve orta düzey başarılı öğrencilerin akademik dirençliliklerinin önünde aşılması gereken yeni engeller yaratmaktadır. Bu nedenle seçicilik uygulamasının tüm öğrenciler için uygulanmaya devam edilmesinin eğitimsel eşitsizlikleri daha da artırması muhtemeldir.
Engelli iş koçluğu modeli: Ankara ili örneği
Bu araştırmanın temel hedefi, Türkiye'de İŞKUR tarafından başlatılan "Engelli İş Koçluğu" programının engelli bireylerin istihdam süreçlerine olan etkilerini derinlemesine incelemektir. Nitel araştırma yaklaşımı benimsemek suretiyle gerçekleştirilen çalışma, durum çalışması yöntemini kullanarak İŞKUR engelli iş koçluğu projesinin sürecini ve uygulama aşamasını detaylı bir şekilde analiz ederek içerisindeki dinamikleri ve ilişkileri anlamayı amaçlamaktadır. Veri toplamanın iki aşaması vardır. Biricisi, İŞKUR engelli iş koçluğu projesi sürecinde ve uygulama aşamasında ortaya çıkan kurumsal veriler ve dokümantasyon titizlikle toplanmıştır. İkinci aşamada ise, İŞKUR'a başvuran 13 engelli birey, engellilerin iş bulmasından sorumlu 10 iş koçu ve engelli işçi alımından sorumlu 10 şirket yetkilisi ile yarı yapılandırılmış soru formları kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler, masqda programı kullanılarak kapsamlı bir içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonuçları, İŞKUR'un "Engelli İş Koçluğu" programının engelli bireylerin istihdam süreçlerine olumlu yönde etki ettiğini göstermektedir. Programın hedeflerine uygun bir şekilde, engelli bireylerin yaşam kalitesini artırarak iş bulma şanslarını güçlendirdiği belirlenmiştir. İŞKUR'un sağladığı iş koçluğu desteğinin, hem engelli bireylerin iş arama süreçlerini etkili bir şekilde yönlendirmede hem de işverenlerle olan iletişimi geliştirmede etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgular, İŞKUR'un engelli istihdamını destekleme stratejilerine yönelik etkili uygulamalara işaret etmektedir, aynı zamanda programın başarılı bir model olduğunu ve sürdürülebilir istihdamın desteklenmesine katkı sağladığını göstermektedir. Engelli bireyler arasında bu programın, iş bulma sürecini daha etkin ve verimli hale getirdiği vurgulanmaktadır. İŞKUR'un yürüttüğü proje, hem engelli iş arayanlar hem de işverenler arasında farkındalık yaratma ve işbirliğini artırma potansiyeline sahiptir. Bu sonuçlar, İŞKUR'un engelli istihdamını güçlendirmek amacıyla kullanılabilecek etkili stratejilere işaret etmektedir.
Sürdürülebilir kalkınmada ticaret amaçlı yardımlar: Almanya'nın ticaret amaçlı yardımlarının belirleyicileri üzerine ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada, kalkınma yardımlarının önemli ve yükselen bir bileşeni olan ticaret amaçlı yardımlar (TAY), geleneksel donör ülke perspektifinden incelenmiştir. Almanya, dünyada 2002 yılından bu yana en fazla ticaret amaçlı yardım sağlayan ikinci ülke konumundadır. Almanya'nın, yardımlarındaki belirleyicileri açıklamaya yönelik panel veri sabit etki yöntemi kullanılarak 2002 ile 2021 yılları arasında en çok yardım yaptığı 23 ülke analiz edilmiştir. Test edilen yedi bağımsız değişken kapsamında iki ayrı ekonometrik model oluşturulmuştur. Almanya'nın ticaret amaçlı yardımlarda sadece kendi çıkarı veya yardım alan ülkelerin ihtiyacı temelinde hareket etmediği, hibrit bir karaktere sahip olduğu görülmüştür. İhracat, kişi başı gelir, işsizlik oranı, beklenen yaşam süresi ve nüfus değişkenleri ile Almanya'nın ticaret amaçlı yardımları arasında istatistiksel olarak pozitif anlamlı ilişki bulunmuştur. Almanya, kendi ihracatının yüksek olduğu ülkeler yanında; kişi başı geliri yüksek, beklenen yaşam süresi yüksek, işsizlik oranı ve nüfusu fazla olan ülkelere daha fazla yardım yapmaktadır. Diğer yandan, alıcı ülkeye olan doğrudan yabancı yatırım miktarı ve doğal kaynaklar gelirinin milli gelire oranının, Almanya tarafından yapılan ticaret amaçlı yardım miktarı üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalkınma iş birliği, Kalkınma yardımı, Ticaret amaçlı yardım, Geleneksel donör, Yardım motivasyonu
Sürdürülebilir kalkınmada ticaret amaçlı yardımlar: Almanya'nın ticaret amaçlı yardımlarının belirleyicileri üzerine ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada, kalkınma yardımlarının önemli ve yükselen bir bileşeni olan ticaret amaçlı yardımlar (TAY), geleneksel donör ülke perspektifinden incelenmiştir. Almanya, dünyada 2002 yılından bu yana en fazla ticaret amaçlı yardım sağlayan ikinci ülke konumundadır. Almanya'nın, yardımlarındaki belirleyicileri açıklamaya yönelik panel veri sabit etki yöntemi kullanılarak 2002 ile 2021 yılları arasında en çok yardım yaptığı 23 ülke analiz edilmiştir. Test edilen yedi bağımsız değişken kapsamında iki ayrı ekonometrik model oluşturulmuştur. Almanya'nın ticaret amaçlı yardımlarda sadece kendi çıkarı veya yardım alan ülkelerin ihtiyacı temelinde hareket etmediği, hibrit bir karaktere sahip olduğu görülmüştür. İhracat, kişi başı gelir, işsizlik oranı, beklenen yaşam süresi ve nüfus değişkenleri ile Almanya'nın ticaret amaçlı yardımları arasında istatistiksel olarak pozitif anlamlı ilişki bulunmuştur. Almanya, kendi ihracatının yüksek olduğu ülkeler yanında; kişi başı geliri yüksek, beklenen yaşam süresi yüksek, işsizlik oranı ve nüfusu fazla olan ülkelere daha fazla yardım yapmaktadır. Diğer yandan, alıcı ülkeye olan doğrudan yabancı yatırım miktarı ve doğal kaynaklar gelirinin milli gelire oranının, Almanya tarafından yapılan ticaret amaçlı yardım miktarı üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalkınma iş birliği, Kalkınma yardımı, Ticaret amaçlı yardım, Geleneksel donör, Yardım motivasyonu
İstenmeyen tüketim pratiği olarak israfın algı ve tutumunda kuşaklararası değişim: Nitel bir araştırma
Sanayi devrimi ile başlayan süreçte üretim çoğalmış ve maliyet azalmıştır. Bu durum toplumların tüketim alışkanlıklarında değişimlere sebebiyet vermiş kolay ulaşılabilen ürünler kıymetini yitirmiş, toplumların ihtiyaç odaklı değil istek odaklı tüketim tercihlerinde bulunmalarına sebep olmuştur. Bu süreçte sistemin her iki ögesi olan üretici ve tüketici memnun olmuştur fakat geldiğimiz süreçte dikkatten kaçan önemli bir husus olduğu görülmüştür. Kaynaklar sınırlı istekler sınırsızdır ve bilinçsizce yapılan üretim ve tüketim ciddi kaynak israfına sebep olmaktadır. Kaynakların etkili bir şekilde kullanılmaması bir takım sosyal ve çevresel sorunlara sebep olmuştur. Artan problemlere sürdürülebilirlik kapsamında çözüm önerileri sunulmuş bu kapsamda birçok proje ortaya konulmuştur. Problem ne kadar çok görünür hale gelirse çözüm de o kadar ihtiyaca dönüşür düsturunca, yapılan bu çalışmalar incelenmiş, bu kapsamda ebeveynler ve 18-25 yaş aralığındaki gençlerin israf algıları ve tüketim anlayışları fenomenolojik yöntemle yapılan derinlemesine mülakatla ortaya konulmaya çalışılmıştır. İsraf algısının şekillendirilmesin de gençlerin ve ebeveynlerin rolleri üzerinde durularak bu algının toplumsal etkileri ve olası çözüm yolları tartışılmıştır. Bu araştırma nitel araştırma kapsamında olgu-bilim deseniyle tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Ankara il merkezinde yaşayan 14 kişi oluşturmaktadır. Araştırma 15 Şubat 2024- 15 Nisan 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmadaki katılımcılar fenomenolojik araştırmanın gerektirdiği gibi amaçlı örneklem seçme yöntemine göre belirlenmiştir. Araştırmada amaçlı örneklem türlerinden biri olan ölçüt örneklemeden yararlanılmıştır. Araştırmanın bu genel amacı çerçevesinde bilgi toplayabilmek için yarı yapılandırılmış bir adet görüşme formu, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Veriler ise içerik analizi ile tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Üretim, Tüketim, İsraf, İsraf Algısı, Tüketim Anlayışı,
Meslek liselerinde meslek dersi öğretmen ve öğrencilerinin dijital yeterlikleri
Bu çalışmada, Türkiye'de Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde meslek dersi öğretmenleri ve bu okullarda öğrenim gören 9-12 sınıf aralığındaki öğrencilerin dijital yeterliliklerinin farklı değişkenler açısından incelenerek, iki grubun dijital yeterlilik seviyelerini belirleme amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama yöntemi benimsenmiş ve örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma evreni 2022-2023 eğitim öğretim yılında Konya İli Selçuklu İlçesi'nde toplam 13 Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde 330 meslek dersi öğretmeni ve 8342 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterliliklerini tespit etmek amacıyla Avrupa Komisyonu tarafından geliştirilen ve literatürde benzer araştırmalarda kullanılmış olan Dijital Yeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Ölçek, 6 faktör altında 46 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin öğrenciler açısından toplam varyansın % 54,99'unu, öğretmenler açısından ise % 73,39'unu açıkladığı görülmektedir. Ölçeğin tamamına ait Cronbach Alfa güvenirlik değeri öğrenciler ölçekleri için 0,961, öğretmen ölçekleri için ise güvenirliği düşüren 3 maddenin çıkarılmasıyla toplam 43 maddede 0,974 olduğu görülmüştür. Öğretmen ve öğrenciler için geliştirilen bu ölçekte yer alan faktörler güvenlik (1), veri okuryazarlığı (2), problem çözme (3), dijital içerik üretimi (4), iletişim ve işbirliği (5) ve etik (6) alanlarında yeterlilikleri kapsamaktadır. Geliştirilen Dijital Yeterlilik Ölçeği ile öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterlilikleri farklı değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterlilik algıları arasında anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Ölçek öğrenciler açısından incelendiğinde cinsiyete göre sadece veri okuryazarlığı alt boyutunda erkekler lehine anlamlı bir farklılık görülmüştür. Sınıf düzeyine göre 11 ve 12. Sınıf düzeyindeki öğrenciler lehine alt sınıflara göre ölçek alt boyutlarında anlamlı farklılaştığı görülmüştür. Öğrencilerin bölümlerine göre ise, teknoloji odaklı bölümde okuyanlar lehine ölçek genelinde ve alt boyutlarında anlamlı farklılaşmalar olduğu görülmüştür. Ölçek öğretmenler açısından incelendiğinde yaşa göre genç öğretmenler lehine ileri yaştakilere göre dijital yeterlilik genel algısı ve alt boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Yine öğretmenlerin mesleki kıdemine göre de ölçekte düşük kıdemliler lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin yüz yüze dijital içerikli kurslara katılma sıklığının artması halinde, dijital yeterlilik algı seviyelerinde pozitif anlamlı farklar olduğu görülmüştür. Öğretmen ve öğrenci dijital yeterlilik ölçekleri karşılaştırmalı olarak incelendiğinde ise veri okuryazarlığı ve güvenlik alt boyutlarında öğretmenler lehine, dijital içerik üretimi alt boyutunda ise öğrenciler lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Tüm ölçek sonuçları değerlendirildiğinde öğretmen ve öğrencilerin dijital yeterliliklerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Buna göre, öğretmen ve öğrenciler dijital anlamda orta düzeyde yeterlilik algılarına sahip olsalar da, 21. Yy beceri seviyelerinin yetersiz olduğu ve bu kapsamda geliştirilmelerine fırsat ve olanaklar sağlanması gerektiği düşünülmektedir. Çalışma sonucunda ulaşılan bulgular çerçevesinde literatüre önerilerde bulunulmuştur.
Gençlik refah politikası: Türkiye örneği
Gençlik politikalarının parçalı yapısı, gençlik refahı uygulamalarının yüzeysel ve dağınık olmasına yol açmıştır. Devletin, gençliğe yönelik uyguladığı politikaların sosyal politikalar kapsamında ele almasının gerekliliği vurgulanırken; bu sosyal politikaların birer yurttaş olan gençliğin gelecekte ülke kalkınmasının temel taşı olacağı ülküsüyle eşitlikçi, kapsayıcı, bütünleşik ve güncellenebilir ve refah arttırıcı politikalar olması gerekliliği araştırmanın savıdır. Tüm bunların ışığında çalışmanın önemi gençlik refahının bilinirliliği ve devlet kurum ve kuruluşları tarafından nasıl ele alındığı; uygulanan politika ve hizmetlerin önündeki engellerin tespit edilmesi suretiyle başta devlet olmak üzere diğer paydaşların gençlik refahının desteklenmesinde üstlenebileceği rolleri anlamaya çalışmaktır. Araştırma, Türkiye'de gençlik refah politikalarının tarihsel gelişimini ve güncel durumunu kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Gençlik refahı politikasının gelişimini ve Türkiye'deki çeşitli örneklerini literatüre kazandırmayı amaçlamaktadır. Keşfedici araştırma yaklaşımı ile gençlik refahı politikaları üst başlıklı tema araştırılmıştır. Sosyal bilimlerde yaygın biçimde kullanılmaya başlanan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Verilerin nitel analizi, gençliğin potansiyelini, karşılaştığı engelleri ve gençlik refahı konusundaki devletin rolünü anlamaya yöneliktir. Nitel araştırma yönteminde sıklıkla başvurulan ve "amaçlı örnekleme" esas alınmıştır. Veriler, görüşme (mülakat) ile elde edilmiştir. Bu tezin, saha çalışması için amaçlı örneklem yöntemi içerisinde yer alan, maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemine başvurulmuştur. Çalışma hem teorik hem de pratik boyutları kapsamlı bir şekilde ele almakta; derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanan veriler sistematik bir biçimde analiz edilmektedir. Bulgular, gençlik refahını artırmayı amaçlayan politikaların, çeşitli boyutlarını dikkate alan kapsamlı bir yaklaşım benimsemesini ve yalnızca bu politikaların alıcıları olarak gençlere odaklanmaması, aynı zamanda gençleri bu süreçlerin şekillendirilmesine aktif katılımcılar olarak dahil etmesi gerektiğini güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Gençlik refahı politikaları için daha kapsayıcı, erişilebilir ve sürdürülebilir kurumlararası işbirliği içinde uzun vadeli sosyal politikaların gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Gençlik Refahı, Devlet Politikaları, Gençlik Politikaları, Sosyal Politika.
Büyükşehir belediyelerinin madde bağımlılığıyla mücadele çalışmalarının değerlendirilmesi
Madde Bağımlılığı günümüz dünyasında mücadele edilmesi gereken önemli sorunlardan biri olarak görülmektedir. Dünya üzerindeki birçok ülke madde bağımlılığıyla mücadele çalışmalarında bulunmaktadır. Türkiye de madde bağımlılığının önlenmesi ve tedavisinin sağlanması adına önemli çalışmalar yürütülmektedir. Madde Bağımlılığı mücadelesi merkez yönetimin sosyal devlet uygulamalarına ek olarak, yerel ve belediye yönetimleri, Sivil Toplum Örgütleri gibi birçok kurum, kuruluş ve gönüllü hizmetlerin içinde bulunduğu çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Bu sayede madde bağımlılığı sorunu farklı müdahaleler yoluyla önlenmeye çalışılmaktadır. Koruyucu ve önleyici hizmetlerinin öneminin anlaşılması ile genel müdahale programları bu alana yönelmiş durumdadır. Dolayısıyla madde bağımlılığı sorunu birçok farklı müdahalenin gerektiği bir süreç olmaktadır. Bu araştırma kapsamında büyükşehir belediyelerinin madde bağımlılığı mücadelesine yönelik yaptıkları çalışmalar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda; literatürdeki kaynaklar elektronik ortamda farklı dillerde taranmış, nitel ve nicel veriler incelenmiş, ilgili alandaki akademik çalışmalardan, bilimsel makalelerden, kitaplardan yararlanılmış, yazılı ve görsel medya dokümanları, kamu kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının istatistik verileri ve değerlendirme sonuçları, araştırma kapsamında değerlendirilen Büyükşehir belediyelerinin yıllık faaliyet raporları, web siteleri ve bilgi edinme platformları incelenmiş olup içerik analizleri titizlikle yapılmış ve gerekli bilgiler araştırma dahilinde kullanılmıştır. Araştırma kapsamında incelenen büyükşehir belediyelerinde madde bağımlılığıyla mücadele kapsamında koruyucu ve önleyici çalışmaların yürütülmesi konusunda birden fazla çalışma yapıldığı, tedavi uygulaması ve tedavi sonrası sosyal uyum ve rehabilitasyon hizmetleri açısından eksikliklerin yaşandığı, tedavi konusunda verilen destek faaliyetlerinde az sayıda çalışmanın yapıldığı saptanmıştır. Büyükşehir belediyelerinin madde bağımlılığıyla mücadeleye yönelik çalışmalarının genel olarak merkez politikalarına ve kamu kuruluşlarına bırakıldığı, yerel düzeyde yapılan faaliyetlerin büyük bir kısmının gönüllü kuruluşlar tarafından gerçekleştirildiği, büyükşehir belediyelerinin madde bağımlılığı sorununa yönelik çalışmalarda geri planda kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Büyükşehirler, Sosyal Belediyecilik, Madde Bağımlılığı, Sosyal Hizmet
Yükseköğretimdeki gençlerin gözünden gençlerin apolitikliği
Gençler bir yandan apolitik ve ilgisiz olarak nitelendirilmekte bir yandan da politik ve siyasal katılım sağlayan bir kitle olarak görülmektedir. Bu araştırmanın amacı; gençlerin siyasal katılımıyla ilgili kendi görüşlerini, taleplerini ve önerilerini ortaya koymaktır. Bu amaçla nitel araştırma deseni kullanılarak katılımcılarla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, tematik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bu bağlamda bulgular dört ana başlıkta ele alınmıştır: gençlerin siyasetle ilişkisi, gençlerin siyasi katılımları önündeki kısıtlayıcı faktörler, gençlerin kaygıları ve gençlerin siyasi katılımı arttırmaya yönelik önerileri. Katılımcılardan siyasetle ilişkilerini tanımlarken kendilerini apolitik olarak nitelendirenler olsa da çoğu, katılımın farklı yolları ve yorumları olduğunu ifade etmiştir. Katılımcılar için gençlerin siyasi katılımı önündeki kısıtlayıcı faktörler şu şekildedir: siyasetin günümüzdeki imajı, toplumsal alanda oluşmuş kutuplaşma, siyaset aracılığıyla değişim oluşturulabileceğine inanmama ve toplumun gençlere yönelik bakış açısı. Son olarak katılımcılar; gençlerin siyasi katılımlarını artırma amacıyla yöneticilere ve gençlere yönelik görüşlerini, taleplerini ve önerilerini dile getirmişlerdir. Tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde gençlerin çoğunun apolitik değil siyasal sistem tarafından kabul edilmediği, etki edemediğini düşündüğü ve siyasi katılım yollarında çeşitli kısıtlayıcı faktörlerle karşılaştığı için depolitize olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Zorunlu eğitim çağındaki Suriyeli çocukların eğitime erişimi önündeki engeller: Ankara ili örneği
Bu çalışma, 2017-2018 Eğitim Öğretim yılı ikinci döneminde Ankara'da yaşayan, geçici korumadan yararlanan ve zorunlu eğitim çağında çocuğu olduğu halde çocuğu okula gidemeyen, eğitime erişim sorunu yaşayan Suriyeli aileler arasında, çocuklarının okula gidememesine, eğitime erişim sorunu yaşamasına neden olan etkenlerin yaşanma yaygınlıklarını belirler, bu etkenlerin eğitime erişime etkisini açıklar ayrıca katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve yaşadıkları yere göre ilişkisini analiz eder. Başlıca bulgular göstermiştir ki; Suriyeli çocukların okula gidememesine, eğitime erişim sorunu yaşamasına neden olan etkenlerden katılımcılar arasında en yaygın olarak yaşanan etkenlerin ekonomik kaynaklı etkenler olduğu görülmektedir. Okul ve okul ortamı ile güvenlik yetersizliği kaynaklı etkenler de yaygın olarak yaşanmaktadır. Bu etkenlerin yaygın olarak yaşanması çocukların eğitime erişimini olumsuz olarak etkilemektedir.
Yabancı diller yüksekokulu öğretim görevlilerinin beceri dönüşümü
Geleceğin yükseköğretim kurumlarının geleceğini belirleyen unsurlardan birisi de öğretim görevlileri ve öğretim görevlilerinin yükseköğretimdeki değişim ve gelişime ne yönde tepkiler geliştirdiğidir. Yükseköğretimin gittikçe yaygınlaşması ve kitleselleşmesiyle birlikte yükseköğretim kurumlarından ve yükseköğretim çalışanlarından beklenen işlevler ve roller de değişmektedir. Bu çerçevede, öğretim görevlilerinin bazı becerilerinden yoksunlaştığı (deskilling); bazı becerilerini ise geliştirdiği ve güncellediği (upskilling) görülmektedir. Örneğin, mevcut dönüşüm, öğretim görevlilerinin kimi mesleki ve pedagojik becerilerini kullanmaktan mahrum bırakmakta, buna karşılık olarak kimi teknolojik ve yönetsel becerilerini geliştirmelerine yol açabilmektedir. Sosyal politika çerçevesinde akademik emek sürecinin proleterleşmesi, akademik emeğin değersizleşmesi, niteliksizleşmesi, otoritenin ve sorumluluğun yitirilmesi, yönetimsel kontrolün artması ve sözleşmeli öğretim görevlilerinin güvencesiz çalışma koşulları altında yeni bir alt sınıf oluşturması karşılaşılan sorunlardan bazılarıdır. Devlet ve vakıf üniversitelerinde kalabalık öğretim görevlisine sahip Yabancı Diller Yüksek Okullarında becerilerin geliştirileceği ve güncelleneceği altyapıyı sağlamak gereklidir. Becerilerinden yoksunlaşılan alanları ve nedenlerini belirleyip önlemler alarak çeşitli politikalar geliştirmek daha nitelikli akademisyenlerin yetişmesine katkıda bulunacaktır. Bu tez çalışması yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim görevlilerinin beceri dönüşümünü araştıran keşfedici bir nitel bir çalışmadır. Ankara'da yabancı dilde eğitim veren devlet ve vakıf üniversitelerindeki bölümlere hazırlık amaçlı İngilizce eğitimi veren 14 öğretim görevlisiyle yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan mevcut araştırma çerçevesinde, öğretim görevlilerinin pedagojik, akademik ve yönetsel becerilerinde bir dönüşüm olup olmadığını, bir dönüşüm varsa en çok hangi alanlarda görüldüğü incelenmiştir. Böylece, değişen ve gelişen mevcut yapının akademik rolleri nasıl ve ne yönde değiştirdiğine bakılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretim görevlilerinin en fazla gelişen becerileri olarak teknolojik ve pedagojik beceriler öne çıkmıştır. Artan iş yükü, kısıtlı profesyonel gelişim imkanları, karar alma sürecine dahil edilmeme ve yönetimsel kontrolün artması öğretim görevlilerinin en çok araştırma ve pedagojik becerilerinden yoksunlaşmalarına sebep olan temalar olarak öne çıkmıştır. Katılımcılardan neredeyse yarısının neyin öğretileceği konusunda özerkliğe sahip olmamayı, artan yönetici kontrolünü ve karar alma sürecinde aktif rol almamayı destekliyor olmaları sınırları belirlenmiş eğitim faaliyetleri içinde daha rahat hissettikleri sonucunu ortaya çıkarmıştır. Becerilerini geliştirecek ortamlardan yoksun kalan öğretim görevlilerinin, farkındalıklarının, ilgilerinin ve profesyonel gelişime olan ihtiyaçlarını etkilediği görülmüş bunun yanı sıra aşırı iş yükü, görünmeyen mecburiyetler, destekleyici olmayan yönetici tutumları becerilerin dönüşümünü olumsuz etkileyen etkenler olarak sıralanmıştır. Öğretim görevlilerinin mesleki gelişimlerini destekleyecek profesyonel gelişim imkânları ve fırsatları sunulmaması, monotonlaşma, mekanikleşme ve gelecekten endişe duyma öne çıkmaktadır.
Koruyucu aile hizmetinin geliştirilmesinde koruyucu aile derneklerinin rolü
Korunma ihtiyacı olan çocuklarla ilgili olarak temel öncelik kendi ailesi içinde bakım olmakla birlikte bunun mümkün olmaması durumunda ailesi dışında da bakılabilmektedir. Aile dışında bakım kurum bakımı, evlat edinme ve koruyucu aile hizmet modellerini içermektedir. Gelişmiş ülkelerde koruyucu aile hizmeti bakım modelleri içinde önemli bir yer işgal etmektedir. Halbuki Türkiye'de koruyucu aile hizmeti yeterince gelişmemiştir. Bu nedenle, bu nitel araştırmada öncelikle bunun nedenleri araştırılmış, daha sonra İngiltere'de uygulaması bulunan Bağımsız Koruyucu Aile Ajansı tarzı yapıların Türkiye'de koruyucu aile hizmetinin geliştirilebilmesi amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı STK bakış açısıyla detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu amaçla, konuyla ilgili faaliyet gösteren STK'larla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda; koruyucu aile hizmetine yönelik tanıtım faaliyetlerine ağırlık verilmesi, personelin hem nitelik hem de nicelik olarak iyileştirilmesi, koruyucu ailelere yapılan ödemelerin artırılması ve profesyonel koruyucu aileliğin yerleştirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yapılan görüşmeler, ülkemizde koruyucu aile derneklerinin İngiltere'de uygulaması bulunan bağımsız koruyucu aile ajanslarına benzer işlevler gördüklerini (eğitim, tanıtım, psiko-sosyal destek), ancak bunların geliştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir. Bunun nedeni koruyucu aile derneklerinin hem insan kaynakları hem de mali yönden yetersiz olmasıdır. Dolayısıyla koruyucu aile derneklerinin hem maddi olarak hem de manevi olarak desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sosyal politika çerçevesinde barınmada Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun (KYK) rolü - Ankara ili örneği -
Sosyal politikalar bireylerin sağlık, eğitim, güvenlik, barınma ve istihdam olanaklarına eşit şekilde ulaşmasını sağlamak için devlet tarafından sağlanan uygulamalardır. Sosyal politikanın öncelikli amacı bireyler arasındaki sosyal adaleti sağlamaktır. Üniversite öğrencilerinin yaşadığı barınma sorunlarının da sosyal politika çerçevesinde ele alınması gerekir. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK), sosyal devlet anlayışının bir tezahürü olarak, yıllardır ülkemizde yükseköğrenim öğrencilerine hizmet vermektedir. Bu çalışmada sosyal politika, barınma ve yükseköğrenim öğrencileri açısından barınma sorunları, KYK'nin öğrencilere ve sosyal devlet anlayışına katkısı gibi başlıklar detaylıca ele alınmıştır. Ankara ili Merkez KYK yurtlarında kalan öğrencilere anket düzenlenerek KYK'nin barınma konusunda öğrencilere yaptığı katkılar incelenmiştir. Anket çalışması sonucunda öğrencilerin KYK yurtlarını tercih etme nedenleri, yurt hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri, KYK yurtlarından beklentileri ve öğrencilerin demografik yapıları arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Ayrıca, Öğrencilerin sosyal politika kavramına yönelik algıları incelenmiş ve sorulara verilen cevaplarla, KYK yurtlarının sosyal politika ve eşitlik kavramları çerçevesinde değerlendirilmesi yapılmıştır.
Farklı sosyokültürel değerlere sahip birey ve gruplara yönelik sosyal içerme politikaları: Konya Tatlıcak mahallesi örneği
Toplumla bütünleşememe ve sonucu olan diğer sorunlar, sosyal hizmeti ve onun makro boyutu olan sosyal politikayı doğrudan ilgilendirmektedir. Tatlıcak Mahallesi, yaşam tarzı bakımından Konya'nın geri kalanından farklı, görece şehir merkezine uzakta, dağınık bir yerleşime sahip, içerisinde göçlerle gelen farklı sosyal grupları barındıran, sosyo-ekonomik düzeyi düşük, suç potansiyeli yüksek bir mahalledir. Bölgedeki sosyal çeşitlilik, hizmetlerden yeterince yararlanamama ve mahalledeki diğer sorunlar, mahalle halkının kendi aralarında ve Konya halkı ile bütünleşmelerini engellemektedir. Dışarıdan mekânsal gibi görünse de Tatlıcak, kimlik, ekonomik ve sosyokültürel yönlerden de dışlanmanın yaşandığı bir mahalledir. Böylesine bir sosyal dışlanmanın yanısıra, sosyal refah kaynak ve hizmetlerine erişim sorunlarının yaşandığı bir yerde, sosyal demokrasinin, sosyal adaletin, sosyal barışın ve sosyal bütünleşmenin sağlanması mümkün değildir. Karma metotlu olarak tasarlanan bu araştırmanın nicel kısmında, sosyal dışlanma algılarını, sosyal mesafe tutumlarını ve yaşam doyumlarını ölçmek üzere 358 mahalle sakiniyle yüz yüze anket yapılmıştır. Araştırmanın nitel kısmında suç potansiyeli yüksek iki sosyal grup, mahallenin yerlileri ve mahalleyi bilen ve orada görev yapan meslek elemanlarından oluşan toplam 32 kişiyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Alan araştırmasında elde edilen veriler analiz edilerek bulgular birleştirilmiştir. Sonuç kısmında bulguların gömülü teori yaklaşımıyla ele alınmasıyla mahalledeki sorunların kompozit yapısı ortaya çıkarılmış ve bu yapı üzerinden sosyal içerme süreci planlanmıştır. Sosyal risk teşkil eden bu sorunların giderilmesi, mahalle sakinlerinin toplumla bütünleşebilmeleri ve ortak yaşam kültürünü benimseyebilmeleri amacıyla sosyal içerme politikaları önerilmiştir. Ayrıca, Tatlıcak Mahallesi gibi içerisinde farklı sosyokültürel değerlere sahip birey ve grupları barındıran ve toplumla bütünleşme sorunlarının yaşandığı yerleşim alanları için toplumsal değişmeyi sağlayıcı genel sosyal içerme politikaları önerilmiştir.
2012-2017 döneminde madde bağımlılığı ile mücadele politikalarının süreç analizi
Eski çağlardan beri var olan uyuşturucu madde kullanımına insanların ve toplumların bakış açıları, zaman içinde değişmiş ve dönüşmüştür. Ülkemizde de geçmişte şifa verdiği düşünülerek hekimlikte yoğun şekilde kullanılan uyuşturucu maddelerin tüketimi, zamanla suç olarak kabul edilmiştir. Gün geçtikçe duruma tek bir açıdan bakmanın doğru olmayacağı anlaşılmış ve bağımlıların tedavi edilmesi gereken hasta kişiler olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Bu görüş, sosyal devlet olmanın da gereğiyle devlet politikalarına yansımış ve böylece madde bağımlılığı ile mücadele, sosyal politika alanında yer bulmuştur. Bu çalışmada öncelikle geçmişten günümüze madde bağımlılığının değişim süreci, madde bağımlılığı ve sosyal politika ilişkisi ele alınmıştır. Akabinde kamu politika süreci, 2012-2017 yılları arasındaki madde bağımlılığı ile mücadele politikalarına uygulanmış ve Türkiye'nin madde bağımlılığı ile mücadele politikaları süreç analizi (gündeme gelme, formüle edilme, kanunlaştırma, uygulama ve değerlendirme) yöntemiyle incelenmiştir. Çalışma sonucunda, Türkiye'nin madde bağımlılığı ile mücadele politikalarının, gündeme gelme aşamasından değerlendirme aşamasına kadar sistematik olarak ve büyük oranda sürece uygun şekilde işlediği görülmüştür. Bununla birlikte ülkemizde akademik olarak madde bağımlılığı konusunda düzenli ve yeterli verileri elde edebilecek çalışmalar yapılmamakta ve sürecin birçok boyutunda hükümetlerin bakış açısı politikaların şekillenmesinde rol oynamaktadır.
Gümüşhanevi Dergahı'nın Türkiye'de İslam ekonomisine katkıları
Bu çalışmada Osmanlı'nın son dönemindeki bozulma ile başlayan iktisadi, askeri, siyasi ve sosyoekonomik geri kalmışlığına kendi yöntemi ile çare arayan Gümüşhânevi Dergâhı ve bu dergâhın Cumhuriyet Türkiye'sine kadar uzanan etkileri incelenmiştir. Osmanlı sonrası Batı'nın karşısındaki geri kalmışlık kendi özünden inkişaf etmeyen sistemleri model alan Türkiye Cumhuriyeti için de geçerlidir. 19. yüzyılın sonlarındaki -Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da devam eden- bu iktisadi çözülmenin ahlaki ve zihnî boyutuna da dikkat çeken Ahmed Ziyaüddin Gümüşhânevi, kurduğu dergâhı aracılığıyla Osmanlı toplumunu bilinçlendirmeye, aydınlanmaya ve kendi tarihi kökünden beslenerek İslamlaşmaya çağırmıştır. Çünkü o, sosyoekonomik geri kalmışlığın sebebini ahlaki çöküntüden ötürü değişen zihniyete ve bu zihniyet değişikliğinin sonucu millî ve manevi hayattan uzaklaşılmasına bağlamıştır. İslamın amacı insanları sadece ahiret hayatına yönelik hazırlamak değil aynı zamanda dünya hayatını da yaşanılabilir bir hâle getirmektir. İnsanoğlu Dünya yaratıldığından beri akıl çerçevesinden Varlık, Ahiret, Mutluluk, İyi, Kötü gibi kavramları kendince sorgulamış ve ilahi mesaja muhatap olması ile de bu soyut kavramları kendi kafasında somut bir hale getirmiştir. Doğru tespit ve teşhiste bulunan Gümüşhânevi, her ne kadar kendi müritleri arasında uygulamalı olarak ürettiği çareler doğrultusunda ahlaklı bireyleri yetiştirmeyi, faizsiz borçlanmalarla çeşitli yatırımların gerçekleşmesini sağlasa da kısa vadede toplumun genelinde etkili olamamış, doğal olarak da Osmanlı Devleti'nin çöküşünü engelleyememiştir. Ancak feraset sahibi ve Nakşi tarikat geleneğinin Halidî kolunun şeyhi olan Gümüşhânevî'nin, yaymaya çalıştığı konuyla ilgili öğretilerinin uzun dönemde etkisini göstereceğinin bilincindeydi. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere, ülkelerin toplumsal bazda sosyoekonomik kalkınmasına çözümler üretecek modeller sunmuştur.
Kimlik ve aidiyet bağlamında zorunlu göç ve uyum: Ankara Önder mahallesi örneği
Suriye'de yaşanan kaos ortamı Türkiye'nin tarihindeki en önemli göç olaylarından biriyle karşılaşmasına sebep olmuştur. Zorunlu göçün bir etkisi olarak üç milyonun üzerinde Suriyeli Türkiye'ye göç etmiştir. Göç eden Suriyelilerin büyük kısmı kampların dışında, şehirlerde yaşamaktadır. Suriye'deki siyasi belirsizlik devam ederken Türkiye'deki Suriyelilerin toplum içindeki yeri gün geçtikçe daha da önem arz eden bir konu olarak değerlendirilmektedir. Göç sonrası ile ilgili en önemli konulardan biri ulaşılan bölgedeki uyum ve entegrasyon sürecidir. Özellikle kimlik ve aidiyet duygularının uyum ve entegrasyon sürecine etkisi bu çalışmanın araştırma konusudur. Dinamik bir kavram olarak kimlik sürekli gelişen ve çevresel faktörlerden çeşitli boyutlarda etkilenen bir yapıya sahiptir. Bu anlamda Suriyelilerin kendi kimlikleri ve kültürel varlıklarıyla toplumda var olabilmeleri farklı kültürleri ötekileştirmeyen bir bakış açısı gerektirmektedir. Bu çalışma kapsamında zorunlu göçe maruz kalan Suriyelilerin toplumsal uyum süreci ile ilgili düşüncelerini ortaya koyabilmek için saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Saha araştırması kapsamında nicel araştırma yöntemi kullanılarak Ankara'ya savaş sonrasında göç eden Suriyelilerin en yoğun yaşadığı bölgelerden biri olan Önder Mahallesi'nde iki yüz yetmiş altı kişilik bir örneklem grubuyla anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca yerelde Suriyelilerle ilgili çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarıyla mülakatlar yapılarak nitel veri elde edilmiştir. Alan araştırmasından elde edilen veriler nihayetinde Suriyelilerin kimlik ve aidiyet duygularının uyumu zorlaştıran unsurlar olmadığı, uyum konusunda istekli oldukları ancak bu süreci zorlaştıran dil farklılığı gibi çeşitli unsurların varlığı tespit edilmiş ve uyum sürecini zorlaştıran unsurların çözümü için öneriler getirilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de sosyal politikanın anayasal gelişimi
Toplumların iktisadi, siyasi ve sosyal seyrine bağlı olarak gelişen sosyal politika, toplumsal talep ve hareketlenmelerin etkisiyle anayasal düzenlemelere konu olmaktadır. Ana-yasal düzenlemelerin sosyal politikanın hukuksal bir yapıya bürünmesinde başat rol oynaması aynı zamanda Türkiye'nin sosyal politika tarihine de etki etmiştir. Sosyal politika, temelde sermaye-emek ilişkisi ekseninde filizlenerek sosyal sorunlara dönüşen hareket ve mücadeleler karşısında devlet ve hukuk düzeni eksenli çalışmaları konu edinen bir disiplindir. Sosyal politikanın, en üst düzenleyici norm olan anayasa ile sabit bir normatif gerçekliğe sahip olması, kurumsallaşması anlamında önemli bir atılımdır. Bu bağlamda, sosyal politikanın kavramsal çerçevesinin çizilmesinde referans noktası olan, ana-yasal düzenlemelerin nasıl ortaya konduğu hususunda olası problemlerin varlığı bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk anayasa tarihi içerisindeki anayasal gelişmeler ve düzenlemeler dikkate alınarak sosyal politikanın tarihsel sürecinin gelişimini ve boyutlarını ortaya koymaktır. Çalışmanın araştırma tekniği nitel araştırma yöntemidir. Çalışma konusuna dönük olarak sosyal politika tarihi, anayasa tarihi, sosyal haklar, sosyal adâlet ve sosyal hukuk devleti eksenli kitap, makale, tez ve diğer yayınlar taranmıştır. Bu tarama sonucunda özellikle ulusal literatürde, sosyal politika ile anayasa ilişkisi üzerine yeterli araştırmanın bulunmaması önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkmıştır. Bu nedenle çalışmanın sosyal politika-anayasa ilişkisine dair literatürdeki bu önemli boşluğa katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmanın evrenini; Osmanlı son dönemi anayasal gelişmeler dahil olmak üzere 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında sosyal politikanın; sosyal adâlet, sosyal hukuk devleti, sosyal haklar kavramları ile diğer ilgili hükümler üzerinden ele alınışı oluşturmaktadır. Çalışmayla Osmanlı-Türk anayasal gelişmelerinde, sosyal politikanın anayasalar üzerindeki boyutu ve etkisi, 1961 Anayasası ile en etkin bir konuma sahipken 1982 Anayasası'nda bu etkinin dönemin sosyoekonomik koşullarıyla gerilediği anlaşılmıştır. Türkiye'de olduğu gibi dünyanın birçok ülkesinde ana-yasal olarak tanınan sosyal politika, insanlığın sosyal adalet arayışına hizmet ederek her geçen gün anayasal bakımdan daha önemli bir hâle gelmiştir. Anahtar Kelimeler: anayasa, sosyal adalet, sosyal devlet, sosyal haklar, sosyal politika
Sosyal denge sözleşmesinin sendika üyesi belediye çalışanı kamu görevlileri üzerindeki etkisi: Pursaklar Belediyesi örneği
Kamu görevlileri sendikacılığı, işçi sendikacılığına göre daha geç oluşum göstermiş, kısıtlı da olsa yasal sendikal haklara daha geç ulaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze, kamu görevlilerinin sendikalaşma hareketine sıcak bakılmamış, örgütlenmeleri engellenmiş, hareket alanları kısıtlı tutulmuştur. Kamu görevlileri, uluslararası alanda yaşanan özgürleşme ve örgütlenme hareketleri çerçevesinde Türkiye'nin kabul ettiği ve onayladığı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri ekseninde, 1995 yılında sendika kurma ve üye olma hakkı elde etmiştir. Kamu görevlileri sendikaları, Anayasa'da düzenlenen sendika kurabilme hakkından sonra ilk yasal düzenlemesine 2001 yılında 4688 sayılı "Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu" ile kavuşmuştur. Bu 6 yıllık dönem dikkate alındığında ve tarihi örneklere bakıldığında; özellikle belediyelerde çalışan kamu görevlilerinin üye oldukları sendikalar, 1990'lı yıllardan itibaren, üyeleri adına belediyelerle sözleşme imzalamış ve üyelerine ilave mali ve sosyal haklar getirmişlerdir. Belediyelerle yapılan bu sözleşmelere; sosyal denge sözleşmesi, sosyal denge tazminatı, toplu sözleşme ve benzeri adlar kullanılmıştır. Sosyal denge sözleşmesi, 2012 yılında yapılan değişiklikle yasal mevzuatımıza girmiştir. Sosyal denge sözleşmesinden yararlanmaya ilişkin süreçler, hem kamu görevlilerinin hem de kamu görevlileri sendikalarının sürekli gündeminde yer almıştır. Nitekim, 4688 sayılı Kanun'dan kaynaklı olarak, toplu sözleşme ikramiyesi dışındaki toplu sözleşme hükümlerinden bütün kamu görevlileri eşit yararlanmaktadır. Yerel Yönetim Hizmet Kolu'ndaki belediyeler ve bağlı kuruluşları ile il özel idarelerindeki kamu görevlileri sendikaları ise toplu sözleşmeye ilave olarak yetkili oldukları belediyelerde sosyal denge sözleşmesi imzalayabilmektedir. İmzalanan sosyal denge sözleşmesinden yararlanma noktasında, genel toplu sözleşmede hüküm bulunmasına rağmen birçok tartışma yaşanmış ve yargı konusu olmuştur. Literatürde bu alanda yaşanan boşluklar ve eksiklikler de dikkate alınarak, sosyal denge sözleşmesinden yararlanmaya ilişkin görüş ve beklentiler ile kamu görevlilerinin sendikal örgütlenme alanında yaşadıkları eksikliklerin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Türkiye'de özel yetenekli bireylere yönelik uygulanan politikaların paydaşlar açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, özel yetenekli bireylerin eğitimine yönelik politikaların, özel yetenekliler alanında çalışmalar yapan sivil toplu kuruluşları (STK) ve Türkiye'de bu bireylerin eğitiminden sorumlu olan Millî Eğitim Bakanlığından (MEB) katılımcıların mevcut görüşlerinin alınması amaçlanmıştır. TÜBİTAK, çalışma alanı özel yetenekli bireyler olmayan, yeni nesil sorularla öğrenci seçmeleri yapan bünyesindeki bilim merkezleri ve DENEYAP atölyelerinde çalışmalar yapmaktadır. Yönetici olarak görev yapan katılımcılar ile nitel araştırma yöntemi ile görüşmeler yapılarak özel yetenekliler alanında yapılabilecek örnek çalışmalar elde edilmeye çalışılmıştır. Sivil Toplum Kuruluşları, Millî Eğitim Bakanlığı ve TÜBİTAK bünyesinde görev yapan katılımcıların özel yetenekli bireyleri tanılama, eğitim öğretim programı ve personel seçimi ve eğitimine yönelik politikalar hakkında görüşleri alınarak analiz edilmiştir. Geliştirilecek politikaların çok yönlü değerlendirilerek, kurumsal becerilerinde geliştirilmesi amacı ile ülkemizde yapılan uygulamalar, ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Alanda çalışmalar yapan STK'ların örnek oluşturabilecekleri faaliyetlerde bulundukları, TÜBİTAK bünyesinde bulunan bilim merkezleri ve DENEYAP atölyelerinin gerek eğitim programlarının gerekse araç gereç materyal yönünden çeşitlilik arz ettiği görülmüştür. Millî Eğitim Bakanlığı, Merkez Teşkilatı (MT) ve Taşra Teşkilatı (TT) olarak iki kısımda ele alınmıştır. Öğretmen ve idarecilerden oluşan katılımcılar ile STK'ların mevcut durumla ilgili bilgilendirmenin fazla olduğu, oluşturulacak politikalarda sahada çalışanların katılımının önem arz ettiği görülmüştür. MEB, politika geliştirme sürecinde STK'lar ile iş birliği yaparken alınan kararların uygulanmamasından dolayı ümitsizlik yaşandığını ifade etmiştir. MEB, TÜBİTAK, STK arasında yeterli iş birliğinin olmadığı, STK'ların kendi aralarında yeterli iş birliğinin olmadığı görülmüştür. TÜBİTAK ve bünyesindeki bilim merkezleri arasında da kurumsal gelişimi sağlayacak yeterli iş birliğinin olmadığı görülmüştür. Kurumlar arası iş birliği becerisinin gelişimine yönelik çalışmaların yapılmasıyla alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. TÜBİTAK bünyesinde üstün yetenekli öğrencilerle ilgili çalışmalar ve etkinlikler yapılmasa da bu alanda yapılabilecek farklı çalışmaların da ilgili eğitime katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırmada katılımcılardan elde edilen veriler MAXQDA nitel veri analizi programı kullanılarak analiz edilmiştir. Uzman görüşleri alınana hazırlanan görüşme formu 24 sorudan oluşmaktadır. Katılımcılardan elde edilen verilerle oluşturulan kodlar, kategoriler ve bunlardan oluşan temalarla araştırmanın başlıkları belirlenmiştir. 43 katılımcı ile görüşme yapılmıştır. Katılımcıların 7'sinin MEB-MT, 13'ünün MEB-TT, 14'ünün STK, 9'unun ise TÜBİTAK bünyesinde görev yaptıkları; katılımcıların 19'unun erkek, 22'sinin kadınlardan oluşmaktadır.
Sosyal politika bağlamında kamu yurtlarında uygulanan yurt-time projesinin öğrencilerin akademik başarısı üzerindeki etkisi: Ankara örneği
Sanayi Devrimi ve Kapitalizmin ortaya çıkardığı bir olgu olan sosyal politika öncelikle Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıkan işçi-işveren sorunlarını çözmek için ortaya çıkmış, zamanla alanını genişleterek başta dezavantajlı kesimler olmak üzere tüm toplum kesimleri ve tüm toplumsal sorunlarla ilgilenmeye başlamıştır. Sosyal adaleti ve sosyal refahı sağlamak için devlet tarafından yapılan düzenlemeler olarak tanımlanan sosyal politikanın öncelikli hedefi dezavantajlı grupların desteklenmesi ve refahının artırılmasıdır. Günümüzde dezavantajlı grupların başında da gençler gelmektedir. Özellikle ailesinin yaşadığı şehrin dışındaki farklı bir şehirde eğitim hayatına devam eden üniversite öğrencileri, istihdam piyasasında yer almamaları, düzenli ve sürekli bir gelire sahip olmamaları nedeniyle başta barınma olmak üzere, beslenme, ulaşım gibi birçok alanda çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadır. Üniversite öğrencileri bu zorlu eğitim sürecinde devlet, sivil toplum kuruluşları ve özel teşebbüs tarafından çeşitli sosyal politika uygulamalarıyla desteklenmektedir. Türkiye'de gençliğe, özellikle üniversiteli gençlere yönelik hizmet ve politika üreten en önemli kurum Gençlik ve Spor Bakanlığıdır. Bakanlık, üniversite öğrencilerine barınma başta olmak üzere beslenme, burs/kredi ve serbest zaman etkinlikleri gibi değişik alanlarda birçok hizmet sunmaktadır. Bu bağlamda Gençlik ve Spor Bakanlığının 2022/2023 eğitim-öğretim yılında uygulamaya koyduğu projelerden biri de Yurt-Time Spor projesi olmuştur. Bakanlığa bağlı yurtlarda barınan öğrencileri akademik, ekonomik ve sportif olarak desteklemeyi amaçlayan proje kapsamında öğrenciler, günde en fazla 2, haftada 8 ve ayda 40 saat olmak üzere yurtlardaki çeşitli birimlerde görevlendirilmektedir. Tez çalışmamız kapsamında projede görev alan ve görev almayan öğrencilere yönelik çevrim içi anket çalışması gerçekleştirilmiş, projenin öğrencilerin akademik başarısı üzerinde etkili olup olmadığı nicel araştırma desenlerinden tarama tekniği kullanılarak ölçümlenmiştir. Bu çerçevede resmî kayıtlı olarak GSB yurtlarında kalan ve Yurt-Time projesinden yararlanan öğrenciler kontrol grubu, resmî kayıtlı olarak GSB yurtlarında kalan ancak projeden yararlanmayan ancak öğrenciler de deney grubu olmak üzere iki grup olarak alınmış, tüm sonuçlar bu iki gruba göre ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Ayrıca grup ayrımı olmaksızın tüm öğrenciler için de değerlendirme yapılmıştır. Ankara'da Yurt-Time Spor projesine katılan toplam 229 öğrenci bulunmaktadır. Çalışmanın örneklemini Ankara'daki GSB yurtlarına kayıtlı, Yurt-Time Spor projesine katılan 138 öğrenci (kontrol grubu) ile bu yurtlarda kayıtlı olan; ancak Yurt-Time Spor projesine katılmayan 149 öğrenciden oluşan deney grubu oluşturmaktadır. Dolayısıyla çalışmanın örneklemini toplam 287 öğrenci oluşturmaktadır. Anket, Nisan-Mayıs (2023) aylarında çevrim içi olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda projenin, öğrencilerin akademik başarısına olumlu katkı sunduğu bulgulanmıştır. Bu durum, her iki grupta yer alan öğrencilerin kendilerine yönelik yargılarına da yansımıştır. Buna göre kontrol grubundaki öğrencilerin yüzde 72,5'i (100 kişi) kendilerini çok başarılı/başarılı, yüzde 1,4'ü (2 kişi) başarısız/zayıf olarak değerlendirirken deney grubundaki öğrencilerin yüzde 49,6'sı (73 kişi) çok başarılı/başarılı, yüzde 6,8'i (10 kişi) başarısız/zayıf olarak değerlendirdiği verisine ulaşılmıştır. Öğrenciler, projenin akademik başarılarını (Yüzde 72,7 - 96 kişi) olumlu etkilediğini de belirtmiştir. Öğrencilerin projeye katılma nedenleri incelendiğinde en başta gelen motivasyonun (Yüzde 84,6 - 115 kişi) "maddi gelir elde etme" olduğu da ortaya çıkmıştır. Öğrenciler projenin, maddi durumunu (Yüzde 97,1 - 133 kişi) iyi yönde etkilediğini de belirtmiştir. Projeye katılan öğrenciler proje kapsamında yaptıkları spor aktivitelerini faydalı bulduğunu (Yüzde 59,9 - 82 kişi), projenin spor alışkanlığı kazandırdığını (Yüzde 38,0 - 52 kişi) ve projenin iş tecrübesi açısından mezuniyet sonrası kariyerine katkı sağladığını (Yüzde 46,7,0 - 64 kişi) düşündüğünü de ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: akademik başarı, eğitim, gençlik, sosyal politika, yurt-time spor projesi
Suriyeli sığınmacılara yönelik politikalarda insani eylem kuruluşlarının rolü: Türk Kızılay örneği
Bu çalışmada Türk Kızılay'ın, özellikle Suriye Mülteci krizine müdahalesi ile genişleyen insani eylem sahasındaki yürütmüş olduğu faaliyetlerini; sürecin ilk zamanlarını, ilerleyerek kronikleşmesini ve günümüzde devam eden şekliyle kapsamlı ve bütünü anlamaya yönelik olarak araştırılmıştır. Çalışmada evren olarak seçilen Türk Kızılay'ın göç alanında çalışan yöneticilerinin tecrübe ve görüşleri ile sürecin nasıl ilerlediği ve söz konusu süreç ile Türk Kızılay'ın göç yönetim tercihlerinin nasıl değişerek geliştiği hususlarında önemli bulgular elde edilmiştir. Araştırma esnasında Türk Kızılay'ın göçe müdahalesinin insani ilkeler, paydaş ilişkileri ve iş birlikleri, kendi öz birikim ve reaksiyon verebilme gücü, şeffaflığı ve hesap verebilirliği ile Suriye kaynaklı mülteci krizine ve ihtiyaç sahibi tüm kişiler için geliştirdiği program/proje ve faaliyetler değerlendirilmiştir. Yürüttüğü faaliyetlerin bütününde insani eylem sahasında yarattığı fark, farkındalık ve model teşkil etme yolunda faydalandığı yaklaşımları, bütüncül olarak uygulayabilme becerisi anlaşılmaya çalışılmıştır. İnsani eylem sahasına olan müdahalesinde tahsis ettiği iş birlikleri vasıtasıyla hızla büyüyerek etkin ve etkili faaliyetler yürütebilmesinin dinamikleri incelendiğinde, tercih ettiği yaklaşımlar ve bu yaklaşımları doğru şekilde uygulayabilme çabası en önemli unsur olarak belirmektedir. Türk Kızılay mülteci krizinin ilk zamanlarında daha çok ihtiyaca yönelik acil durum müdahalesi faaliyetleri ve krizin yönetiminde devleti destekleyici rolü ile ön plana çıkmıştır. İlerleyen süreçte tüm faaliyetlerini, daha insani ve temel insan haklarını savunan 'Hak Temelli' anlayışı benimseyerek kurguladığı bulgularda karşımıza çıkmaktadır. İnsani krizlerde ihtiyaç odaklı, anlık ve acil durumlardaki yardımlar için çoğunlukla benimsenen muhafazakâr ve dini inanış doğrultusunda şekillenen yardım modellerinin aksine hak temelli yaklaşımda insani yardımın hedefi temel insani haklar üzerine oturtulmaktadır. Mevcut literatürde hak temelli yaklaşım incelendiğinde, insani yardımın ve ihtiyaçların ötesinde temel insani hakların savunuculuğunu yasal düzlem üzerinden tartışan bir bakış açısı göze çarpmaktadır. Bu çalışmada, politik söylemlere ve yasal zemin odağına takılması yönündeki eleştirilere rağmen hak temelli yaklaşımın insan onuruna daha yakışan bir model olarak insani eylem boyutu ele alınmıştır. Türk Kızılay'ın yürüttüğü faaliyetler araştırıldığında, kuramsal çerçeve başlığı altında hak temelli yaklaşımın göç ve insani eylem örgütleri ilişkisi değerlendirilmiş, bulgu başlıkları altında hak temelli anlayışın eyleme dökülmesi hususu derinlemesine tartışılarak literatüre katkı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Geçici Koruma, Hak Temelli Yaklaşım, İnsani Yardım, İnsani Eylem, İnsani Kriz, Suriyeli Sığınmacı Krizi, Türk Kızılay
NEET grubunda yer alan genç işsizlerin işsizlik nedenlerine ilişkin nitel bir araştırma: Kastamonu Üniversitesi örneği
Çalışma, genç işsizlikte en büyük paya sahip olan NEET (Ne eğitimde, ne istihdamda ne de yetiştirmede) grubunu içermektedir. Yürütülen araştırmanın amacı genç üniversite mezunlarına yönelik onların işsizlik algılarını, beklentilerini karşılaştıkları engeller anlaşılmaya çalışılmaktadır. Genç işsizliği bütün dünyayı etkileyen bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde görülmekle birlikte gelişmiş ülkelerde bile bu durum söz konusudur. Kişisel bir problem gibi gözükürken aslında üniversite mezunlarının veya eğitimde, istihdamda veya mesleki yetiştirmede olmayan kişilerin sayısının çoğunluğu Türkiye için sorun teşkil etmektedir. Ekonomik olarak bu kişilerin geçimlerini sağlaması, yüksekeğitim gördükleri için kazandıkları yetkinlikler ve çeşitli beceriler kullanılamamaktadır. Beşeri ve sosyal sermaye olarak kayıp olmaktadır. Ekonomik olarak ise bir maliyet oluşturmaktadır. Kişilerin işgücüne dahil olamaması sosyal olarak izolasyona sebep olmaktadır. Kişileri ekonomik olarak etkilediği kadar psikolojik olarak da etkilemektedir. Araştırma Kastamonu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kapsamında mezun olan kişiler temel alınarak yazılmıştır. Kartopu yöntemi kullanılarak kişilere ulaşılmıştır. Yapılan görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yürütülmüştür. Elde edilen veriler nitel analiz yöntemi sayılan MAXQDA paket programı kullanılarak içerik analizi ve frekans analizi yapılmıştır. Elde edilen veriler sık kullanılan kelimelere göre temalaştırılarak katılımcıların söylemleri eklenmiştir.
Analık sigortasından haksız yararlanma, kişilerin sosyal güvenlik sistemini aldatmaya yönelik tutumları: Ankara ili örneği
Sosyal güvenlik bireyin varoluşundan bu yana gereksinim duyulan sosyal politika aracıdır. Bütün sosyal politika araçları gibi sosyal güvenlik uygulamalarının etkin olarak hayata geçirilmesinin şartı finansal olarak desteklenmesine bağlıdır. Ödeneği olmayan bir politika hayata geçirilemez. Ödeneğin dağıtımı da temini kadar önemlidir. Sistemden faydalanan kişilerin haksız kazanç elde etmeleri gerçekten ihtiyaç sahibi olan kimselere hiç ya da daha az faydalanmalarına neden olacaktır. Bu çalışmada Türkiye'de yürürlükte olan 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu' nda düzenlenen analık sigortası kapsamında kişilerin aldığı yardımlar açıklanmış, hak sahibi olan kişilerin yersiz olarak aldıkları ödenekler incelenmiştir. Soruşturma konusu olan kişiler hakkında, Ankara ilinde SGK bünyesinde çalışan denetmenlerin tanzim ettikleri raporların nitel veri analizi yöntemiyle içerik analizleri yapılmıştır. Soruşturmanın çıkışı, yürütümü, bireylerin beyanları ele alınmış olup, kişilerin eğilimlerinin öğrenilmesi karşısında süreç için alınabilecek önlemler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Haksız Kazanç, Analık Sigortası.
Doğu Anadolu Projesi (DAP bölgesi) kapsamında bulunan illerde faaliyet gösteren bölgesel kalkınma ajanslarının kadın istihdamına etkisi
Kalkınma her yerde aynı zamanda ve oranda gerçekleşmemektedir. Kalkınmışlık düzeyi, ülkeler hatta aynı ülkenin farklı bölgeleri arasında da değişiklik görülebilmektedir. Oluşan bu bölgesel eşitsizlikler bazı bölgelerde yüksek oranlarda seyrederken bazı bölgeler de daha düşük seyretmektedir. Ülkemizde bölgeler Düzey-2 olarak 26 bölgeye ayrılmıştır. Doğu Anadolu Projesi (DAP) kapsamında yer alan beş adet Düzey-2 bölgelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesine bakıldığında ise sondan ikinci bir gelişmişlik seviyesinde olduğu görülmektedir. Meydana gelen bölgelerarası ve bölge içi dengesizliği gidermek maksadıyla kurulan bölgesel kalkınma ajanslarının burada rolü büyük olmuştur. DAP bölgesi illerine bakıldığında ise ataerkil bir toplum yapısının hâkim olması, toplumsal cinsiyet rolünün baskıları, cinsiyetçi iş bölümü politikaları, bölgenin kendine has özelliklerinin geliştirilememesi gibi nedenler ile kadın istihdamı olumsuz etkilenmektedir. Kalkınma ajanslarının oluşan olumsuzlukları giderebilmesi için bölgenin şartlarının iyi anlaşılıp, değerlendirilmesi ve çalışmaların bu yöne kaydırılması gerekmektedir. Araştırma DAP Bölgesi kalkınma ajanslarından destek almış kartopu örneklem yoluyla seçilmiş 25 kadın katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılarak sorular sorulmuştur. Görüşme verilerinin işlenmesi kodlama yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Desteklerden yararlanan kadın katılımcıların görüşlerine endeksli olarak öncelikle kalkınma ajanslarının kadın istihdamına etkilerinin, yeterliliğinin anlaşılarak sonrasında konu ile ilgili belirlemeler ve önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Ajans desteklerinin katılımcılara olumlu etkileri, eleştirileri ve önerileri paylaşılarak çalışmanın amacını güçlendirilmek istenmiştir. Ayrıca bölgede yaşayan kadınların sorunları, bölgedeki kadın katılımcılar tarafından bizzat anlatılmaya çalışılarak, kadın istihdam bakımından yapılan düzenlemelerin daha çok nerelere odaklanılması gerektiği yönüne ışık tutacağı düşünülmektedir. Kodlama analiziyle elde edilen bulgular sonucunda, kalkınma ajanslarının destekleriyle elde edinilen faydalar olarak uzmanlaşma, verimlilik artışı, girişimcilik alanında yarar sağlanmıştır. Bulgular sonucunda en çok faydalanmanın uzmanlaşma alanında olmasının sebebi de eğitim desteklerinden yararlanan kadınların çoğunlukta olmasından dolayıdır. Katılımcıların çoğu nitelikli ve devamlı personel zorluğu çektiğinden, başvuru sırasında herhangi bir zorluk yaşamadığından ve bunu da ajans personelinin ilgi ve alakası sayesinde olduğundan ancak ajansın yeterli destek sağlamadığını, en azından zamanın şartlarına göre desteklerin öneminden bahsetmişlerdir. Bölgedeki kadın istihdam sorununu ise eğitimin önemi üzerinde durulmuştur. Bölgede çalışmak isteyen kadınların eğitim seviyesinin düşük olmasından dolayı nereden başlayacağını bilememesine yol açtığından, bilenlerin ise ataerkil toplum yapısı ve yıldırma/baskılar ile vazgeçirilmeye çalışılması, ev, aile ve çocuk sorumluluğunun kadınların üzerinde olması gibi nedenler ile kadın istihdamının olumsuz seyrettiğinden bahsedilmiş ve eleştirilmiştir.
Türkiye'de sosyal belediyecilik anlayışı bakımından sosyal yardım ve hizmetin önemi: Keçiören Belediyesi örneği
Günümüz yaşam koşulları çerçevesinde meydana gelen değişimler ve gelişmeler doğrultusunda kişilerin ihtiyaçları ve beklentileri de artarak farklılaşmaktadır. Belediyeler, geleneksel yerel hizmetler dışına çıkarak sosyal belediyecilik kapsamında vatandaşların talepleri karşısında sosyal yardım ve hizmet uygulamalarını çeşitlendirerek arttırmaktadır. Yerel yönetimlerin kentlerde ciddi aktörler olarak ortaya çıkması, belediyelerin sosyal sorunların çözümünde daha fazla görev ve sorumluluk almaya başlamasına sebep olmaktadır. 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu başta olmak üzere, son yıllarda hayatımıza giren pek çok düzenleme, sosyal yardım ve hizmet uygulamaları açısından oldukça geniş yetki ve görevler vermektedir. Bu çalışmada Keçiören Belediyesi örneği üzerinden belediyelerin sosyal belediyecilik yönetimi içerisinde sosyal yardım ve hizmetlere yönelik yaklaşımlarını belirleyerek ve bu doğrultuda gerçekleştirdikleri faaliyetleri ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. Araştırma konusu çerçevesinde konu ile ilgili kaynaklar araştırılarak, veri tabanları taranarak araştırma ile ilgili makale ve dergi gibi kaynaklar incelenerek literatür taraması yapılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak mülakat ve belge incelenmesi yapılmıştır. Keçiören Belediyesi'nin 2019 – 2021 yıllarını içeren faaliyet raporları, stratejik planları ve performans programları taranarak sosyal yardım ve hizmetler uygulamalarını içeren tablo ve grafiklerle doküman incelemesi gerçekleştirilmiştir. Keçiören Belediyesi'nin sosyal yardım ve hizmet ile ilgili müdürlüklerinde görev yapan yetkili ve personelleri ile yarı-yapılandırılmış mülakat tekniği ile görüş ve düşüncelerine ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda Keçiören Belediyesi'nin insan odaklı sosyal yardım ve hizmetlerini gerçekleştirerek vatandaşların refah düzeyini arttırmayı, toplumda içerisinde sosyal adaleti, dengeyi temin ederek bütün bireylere etki edecek biçimde yerel kalkınmayı gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarını yürütmeye çalıştığı ortaya çıkmaktadır.
İşsizlikle mücadelede bireylere özel hizmet sunumu: İş ve meslek danışmanlığının etkinliğinin incelenmesi
Ülkelerin işsizlikle mücadele kapsamında aktif işgücü programlarına verdikleri önem gün geçtikçe artmakta, bu programlar vasıtasıyla daha fazla bireyin istihdama ve üretime dâhil olması amaçlanmaktadır. İstihdamın dışında kalan bireylere kişiye özel hizmet sunumu sağlayan iş ve meslek danışmanlığı faaliyetleri de bahse konu programların önemli türlerinden biridir. Türkiye'de geçmişte çok yaygın olarak faaliyet göstermeyen iş ve meslek danışmanlığı hizmetleri, özellikle 2011 yılından sonra meslek mensuplarının sayısının artırılması ve uygulama alanının tüm ülkeye genişletilmesi ile beraber yeni bir safhaya girmiştir. Bu çalışma kapsamında Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından yürütülmekte olan iş ve meslek danışmanlığı hizmetlerinin incelenerek mevcut sistemin geliştirilmesine yönelik bir uygulama önerisinin sunulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda öncelikle Türkiye'de istihdam hizmetlerinin gelişimi ve hâlihazırdaki durumu ortaya konulmuştur. İşgücü piyasasına yönelik aracılık hizmetlerine ilişkin olarak seçilen ülke örnekleri incelenmiş ve Türkiye'deki mevcut işleyişe katkı sağlayabilecek uygulamaları aktarılmıştır. Çalışma kapsamında ülke genelinde iş ve meslek danışmanlığı faaliyetlerini yürütmekte olan danışmanlara yönelik Likert tipi dereceleme sorularının kullanıldığı saha araştırması yapılmış, danışmanların mevcut işleyişe yönelik görüşleri alınarak analiz edilmiştir. İş arayan bireylerin İŞKUR ile irtibata geçtikleri ilk andan başlanarak Kurum tarafından aldıkları hizmetin takibine kadar olan süreç çalışma kapsamında incelenmiş, gerçekleştirilen saha çalışması, ülke incelemeleri ve diğer araştırmalar neticesinde iş ve meslek danışmanlığı sistemine yönelik olarak uygulama önerileri sunulmuştur.
Göçmen karşıtlığının göçmenlere yönelik sosyal politikalara etkisi- Almanya ve Türkiye üzerine inceleme
1942 Beveridge Raporu'ndan beri küreselleşme karşısında eski etkinliğini yitirse de sosyal refah, geliri yeniden dağıtıcı, müdahaleci ve düzenleyici özellikleriyle medeniyete katkı sunmaya devam etmektedir. Bu katkı sürerken, Avrupa'dan tüm dünyaya yayılan ve sosyal devletin koruması altında olması gereken göçmenlere yönelik olarak bir karşıtlık geliştiği görülmektedir. Bu karşıtlık, medya, siyasi aktörler ve bireyler eliyle kalınca çizgilerle çizilmektedir. Sosyal devletlerin sınır güvenliği endişesi, göç politikalarının içine nüfuz etmiştir. Göç ile ilgili tartışmaların güvenlikçi yaklaşım temelinde yeniden şekillenmesi bir yana, göçün refah ve sosyal haklar ekseninde de ele alınması gerekmektedir. Sermayenin serbest dolaşımına izin veren küreselleşmenin göçü kısıtlamaya çalışması aşırı sağın çelişkisidir. Kısıtlayıcı önlemler kayıt dışılığa ve düzensiz göçe sebep olurken, refah devletinin de zayıflamasını hızlandırmaktadır. Refahın yaratıcısı, yerli- yabancı ayrımı yapılmadan herkestir. Refah devleti , salt kamu harcamaları yapan devlet değil, insan ve insaniyetle ilgilenen devlettir. Avrupa'nın güvenlik algısı artık askeri güvenlikten ziyade sosyal ve ekonomik güvenlik ekseninde olduğu için bunu tehdit eden her unsur gibi göçmenler de tehditkar kabul edilmektedir. Refah şovenizmine dönüşen göçmenlere yönelik sosyal harcamalar, toplumda tepkiyle karşılanmaya başlamaktadır. Böylece göç denilince, insani ve ekonomik gerekçeler değil güvenlik endişelerinin dile gelmesi olağan hale gelmektedir. Almanya'da bu yıl 61. yıl dönümü olan İşgücü Göçü'nün bu politik rüzgarın etkisiyle, zaman zaman aşırı göçmen karşıtlığı şeklinde yansımaları olmaktadır. Tarihi itibariyle ırkçılıkla anılır olan ve kıta Avrupası sosyal refahının önemli temsilcisi olan Almanya'da, göçmenler aşırı yararlanıcılar olarak görülmekte, Avrupa toplumunu istila ettikleri iddia edildiği için, sosyal politikalar oluşturulurken yerleşik tepkiler de göz önünde bulundurulmaktadır. 2011 Suriye İç Savaşı'ndan kaçıp sınırlarımıza gelen sığınmacılar için, Avrupa'dan yayılan göçün güvenlikleştirilmesi olgusu ve halk arasında yayılmaya başlayan göçmen karşıtlığı sebebiyle, sosyal politikaları bu çerçevede güncelleme gereği ortaya çıkmaktadır. Misafir kelimesiyle dayatılan bir geçekten, artık yerleşik duruma geçmiş ve hatta vatandaşlık bağı ile o ülkelere bağlı hale gelmiş yeni kuşaklar vardır. Göçmenler Almanya'da işgücü arzını karşılayan, refah düzeyini arttıran ancak yeri geldiğinde hala '' öteki'' olarak kabul edilen yine de göç literatüründe öteki tanımına bütün yönleriyle uyan önemli bir konudur. Almanya'da zaman zaman yükselen ve zaman zaman eyleme dönen göçmen karşıtlığı karşısında Alman hükümetinin mevcut sosyal politika araçlarını kullanarak sosyal politikaları nasıl kullandığı konusu; Türkiye'de sosyal tansiyonun yükselmesi durumunda atılacak adımları göstermesi açısından önemlidir. Anahtar Sözcükler: Göçmen Karşıtlığı, Nefret Söylemi, Güvenlikleştirme, Uluslararası İşgücü Göçü, Geçici Koruma, Sosyal Politika, Refah Devleti.
Mesleki ve teknik lise öğrencilerinin Endüstri 4.0 kapsamındaki beceri düzeylerine ilişkin algı: Ankara ili örneği
Bu araştırmanın amacı, mesleki ve teknik lise öğrencilerinin Endüstri 4.0 kapsamındaki beceri düzeylerine ilişkin algıyı incelemektir. Nicel yönteme göre tarama modeli ile desenlenen araştırma neticesinde "21. Yüzyıl Becerileri Düzeyine İlişkin Algı Ölçeği" geliştirilmiştir. Araştırmada Ankara il merkezi içerisinde bulunan 7 adet Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde, Endüstriyel Otomasyon Teknolojisi, Makine Teknolojisi, Elektrik-Elektronik Teknolojileri ve Bilişim Teknolojileri alanlarında öğrenim gören, basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilen 834 öğrenciye ölçek uygulanmıştır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri tamamlandıktan sonra yapılan araştırma verilerinin analizi SPSS 27 ve AMOS 26 paket programları ile yapılmıştır. Ölçeğin toplam ve alt boyutlarında yapılan karşılaştırmalarda t-testi ve ANOVA testi uygulanmıştır. Anlamlı farklılık meydana gelen durumlarda çoklu karşılaştırmalara uygun olan Posthoc (LCD) testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, erkek öğrencilerin yaşam ve kariyer beceri düzeylerinin kız öğrencilerden daha yüksek olduğu görülmüştür. Öğrencilerin sınıf düzeyi yükseldikçe 21. yüzyıl becerileri düzeyine ilişkin algılarının arttığı, kendi tercihi ile mesleki ve teknik eğitimi seçen öğrencilerin 21. yüzyıl becerileri düzeylerine ilişkin algılarının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca hanehalkı gelir düzeyinin yüksek olmasının öğrencilerin 21. yüzyıl becerileri düzeyine ilişkin algısının yüksek olmasında etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra Aselsan, Cezeri Yeşil Teknoloji ve Şehit Mehmet Şengül Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde öğrenim gören öğrencilerin 21. yüzyıl becerileri düzeyine ilişkin algıları diğer proje kapsamında olan mesleki ve teknik liselerden yüksek puanlara sahiptir. Sonuç olarak mesleki ve teknik lise öğrencilerinin 21. yüzyıl becerileri düzeyine ilişkin algılarının toplam ölçek puanı bakımından yüksek puanlara sahip olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Refah devletinin yeniden yapılandırılmasında alternatif arayışları: Toplumsal bir güç olarak sosyal sermaye yaklaşımının etkisi
Sosyal sermayenin göstergesi olan, topluluk içindeki etkileşimlerden kaynaklanan sosyal güven, norm, karşılıklılık gibi değerlerin; sosyal ağlara dahil olma, toplumsal hoşgörü, sivil ve siyasi katılım gibi pratiklerinin ve bireylerin refah devlet sorumluluk algılarının bölgeler açısından ne ölçüde değişkenlik göstereceğinin Ankara ili Çankaya ve Mamak ilçelerine bağlı mahalleler kapsamında incelendiği bu tez çalışmasında, enformel sosyal güvenlik ağları kabul edilebilecek sosyal sermaye bileşenlerinin yerel düzlemde karşılaşılan sorunların aşılmasında, faydasının varlığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Sonuçlar özellikle güven parametresinin, ikamet edilen ilçe, eğitim seviyesi ve gelir düzeyi ile ilişkili olduğunu ve bunun da sosyal sermayeye anlamlı şekilde etki ettiğini, yanı sıra iki ilçe sakinleri özelinde sosyal sermaye yapısının farklı göstergeler açısından değişkenlik arz ettiğini ortaya koymuştur.
Sustainable development goals in lower-middle income economy: Relevancy and outlook in Cameroon
Since 2000 the United Nations had adopted two major global agendas namely the Millennium Development Goals and the Sustainable Development Goals. The latter is expected to entail the covering of larger landscape involving 17 goals that enclose economic, environmental and social dimensions of sustainability. However in realizing these goals, nations do not start at equal line given their delay or advancement in term of development making therefore some of them closer or much farer away of achievement's point. Hence this research aims at analysing if lower-middle income country like Cameroon is on right pathway to achieve the 2030 agenda relatively to poverty ending and shared prosperity within short prescribed deadline and considering the huge institutional, political, economic, sociocultural and environmental challenges it has to address purposely. In this regards, a documentary research concerning the topic have been carried out, drawn mostly from official policy documents, reports as well as articles and an interview guide was applied to respondents working in various sectors of civil society across the country allowing to gather their inherent expert's insights. Collected data have been analysed systematically and thematically using the qualitative method of content analysis over several aspects of research namely extreme poverty, social poverty, social protection (social safety nets), basic services as well as shared prosperity. The findings and interpretations have put into evidence that the country is unlikely to achieve targets on poverty ending and social inequality reduction by 2030 notwithstanding expected relative positive trend concerning social poverty and social protection (social safety nets). Likewise they have shown that the concerned UN global targets are worthy to get implemented in Cameroon considering their higher ambition comparing to existing national targets. They outline also issue of relevancy regarding adopted thresholds (extreme poverty's international threshold and minimum wage) which are set to measure extreme poverty and social poverty proposing instead multidimensional approach. Throughout the conclusion, recommendations have been made in order to improve the pace of mentioned targets' achievement, especially concerning the funding strategies of sustainable development undermined heavily by neo-colonialist system while integrating also Cameroon's historical background.