
6,963
Archived Theses
33
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'deki üniversitelerde muhasebe eğitiminin etkinliği üzerine bir araştırma
Araştırmanın amacı, öğrencilerin, akademisyenlerin ve meslek mensuplarının muhasebe eğitimine yönelik yönlendirilen ortak ifadelere bakış açılarındaki benzerliklerin ve farklılıkların tespitini yapabilmek ve çıkan bulgular doğrultusunda da tespitler ve öneriler getirmektir. Uygulama sonucunda elde edilen veriler üzerinde hipotezlerin tespiti açısından SPSS programı ile t-testi ve Anova analizleri yapılmıştır. Bu araştırmada literatür taramasının yanında, üç ayrı alan araştırması yapılmıştır. Öğrenciler, akademisyenler ve meslek mensuplarının her birine muhasebe eğitiminin etkinliğine yönelik farklı anket çalışmaları uygulanmıştır. Her üç anket çalışmasında da ortak ifadeler belirlenmiş olup, bu doğrultuda hipotezler geliştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi sonucunda anlamlı bulgular elde edilmiştir. Bu bulgulara göre muhasebe eğitiminde teorik eğitim, ders içeriklerinin güncel mevzuata uygunluğu, müfredat, öğrencilerin belge düzenleyebilmeleri, bilgisayarlı paket programlarının kullanılabilirliği, mentorla eğitim konusunda akademisyenler, öğrenciler ve meslek mensuplarının görüşleri arasında farklılıklar tespit edilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda muhasebe eğitiminin etkinliği konusunda eksik uygulamaların varlığından söz edebiliriz. Araştırma kapsamında elde edilen verilerle çalışmada ortaya konulan hipotezler destekler niteliktedir. Ayrıca literatür de yapılan benzer araştırmalarla sonuçların paralellik gösterdiği görülmektedir.
Türkiye ve Dünya'da varlık fonu ve bağımsız denetiminin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Ülkeler stratejik varlıklarının değerini korumak, artırmak, geliştirmek ve öncelikli yatırımlar için kaynak sağlamak amacıyla ulusal varlık fonları teşkil etmektedirler. Bu fonlar özel hukuk bünyesinde faaliyetlerini yürüten ve özel sektör enstrümanlarını kullanan bir yapı içerisinde ülkenin büyüme rakamlarının faiz baskısından etkilenmemesi için bir politika yansıması olarak da görülebilir. Bu amaçla ülkedeki tasarruf ve yatırım olanaklarının artırılması için ulusal varlık fonları önemli bir araç olarak değerlendirilebilir. Ancak ülkemiz için de yeni olan bu aracın etkili bir şekilde kullanımı bazı uluslararası prensipler çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bunlardan en önemlilerinden biri de şeffaflık ve bağımsız denetim hususudur. Çalışmanın amacı dünya ve Türkiye ölçeğinde varlık fonu uygulamasının açıklanması, Türkiye'de varlık fonu uygulamasının bağımsız denetimi hususunun Norveç, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin'deki uygulamalarla kıyaslanarak tartışılmasıdır. Çalışmanın konusu 4 bölümde ele alınmıştır. İlk bölümde ulusal varlık fonu kavramı, içeriği ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise dünyada ulusal varlık fonu uygulamaları ve varlık fonu uygulamasına yönelik eleştirilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de ulusal varlık fonu uygulaması ortaya konularak özellikle varlık fonunun bağımsız denetimi üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise ulusal varlık fonlarının bağımsız denetimi dünyadan ve Türkiye'den örneklerle incelenmiştir. Ortaya konulan veriler ve göstergeler bağlamında dünyada ulusal varlık fonları bünyesinde denetim komiteleri oluşturulduğu ve yıllık faaliyet raporları üzerinde bir denetim gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Bağımsız denetim ise henüz bütün ülkeler tarafından benimsenen yaygın bir denetim yolu olmaktan uzak görünmektedir. Türkiye'de ise denetim komitesi, parlamento denetimi ve 3 aşamalı bir denetim uygulaması öngörüldüğü ancak, bu denetim sürecinin etkililiğinin eleştirildiği görülmüştür.
Web sitelerinin kullanılabilirliği: Alışveriş sitelerinin göz izleme yöntemiyle karşılaştırılması
Küreselleşme ve rekabet olgusunun hız kazanması ile bağlantılı olarak dijital ortamlarda tüketici ve kullanıcı algısında ortaya çıkan değişimin anlamlandırılabilmesi, rekabet ortamında ön plana geçilmesi adına önem arz etmektedir. İnsan- bilgisayar etkileşimi alanında gerçekleştirilen çalışmaların önem kazanması ile birlikte kullanıcı deneyiminin ön plana çıkması ve firmaların dijital ortamlarda sunmakta oldukları ürün veya hizmetlerini pazarlayarak varlıklarını koruyabilmeleri adına ara yüz, ürün ve servis tasarımının tüm süreçlerinde kullanıcı ihtiyaçlarını dikkate almaları gerekliliğini ortaya çıkmıştır. Geçmişten günümüze kadar olan süreçte pazarlamanın odağı insan olmakla birlikte, yapılan araştırmalarda değişim göstermekte olan olgunun araştırma yöntemleri ve stratejiler olduğu aşikârdır. Kullanılabilirlik çalışmaları sonucunda elde edilen bulgular dijital ortamlarda sunulan hizmetlerin etkili olmasına destek sağlamaktadır. Geleneksel yöntemlerden farklı olarak pazarlamaya bilimsel bir yaklaşım kazandırmış olan Nöropazarlama, tüketici ve kullanıcıların ihtiyaçlarının dikkate alınmasına yönelik güvenilir ve kesin bilgiler ortaya koymaya çalışmaktadır. Teze konu olmuş olan nöropazarlama araştırmasında; kullanıcı deneyimi ile ilişkilendirilmekte olan kullanılabilirlik kavramına yönelik dikkate alınması gereken önemli bir konuya; rekabetin yoğun olduğu e- ticaret web sitelerinde kullanıcı ihtiyaç ve isteklerinin dikkate alınmasına yoğunlaşılmıştır. Araştırmada; Göz İzleme yöntemi kullanılarak, web sitelerinde yer alan ara yüz, tasarım ve içeriklerin kullanıcı taleplerini ne ölçüde karşıladığı ölçümlenmiştir. Nöropazarlama yöntemlerinde biri olan Göz İzleme yöntemi ile elde edilen veriler dâhilinde e- ticaret web sitelerinde kullanılabilirliğin arttırılmasına yönelik olarak öneriler sunulmuştur.
Sanal kaytarma ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişki: Üniversite çalışanları üzerinde bir uygulama
Teknolojinin gelişmesiyle beraber bilgisayar, akıllı cep telefonu ve benzeri birçok aracın internet ile birlikte kullanımı kamu ve özel sektör ayrımı olmaksızın birçok organizasyonda yer almaktadır. Fakat çalışanlar internetle beraber bu araçları iş dışı amaçlarla da kullanabilmektedir. Çalışanların bu amaçlarla çeşitli faaliyetlerde bulunması literatürde sanal kaytarma olarak adlandırılmıştır. Çalışmada yer alan diğer kavram örgütsel vatandaşlık davranışıdır. Örgütsel vatandaşlık davranışı, çalışanların biçimsel rollerin ötesine geçerek organizasyona yarar sağlayacak şekilde fazladan çaba göstermeleri olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, üniversite çalışanlarının sanal kaytarma ve örgütsel vatandaşlık davranışları arasında ilişkiyi incelemektir. Ayrıca sanal kaytarma ile ilgili yerli literatürde çok fazla çalışma yapılmaması nedeniyle literatüre katkı sağlamak ve üniversitelere fayda sağlamak hedeflenmektedir. Dolayısıyla yapılan bu çalışma Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'ndeki akademik ve idari personeli kapsamaktadır. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'ndeki 180 akademik ve idari personele uygulanan yüz yüze anket yöntemi sonucunda veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler istatistiki yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda altı farklı sanal kaytarma boyutu elde edilmiştir. Kullanılan yöntemler sonucunda bazı demografik özellikler ile sanal kaytarma ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizi ile sanal kaytarma ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasında ilişki bulunamamıştır. Ayrıca sanal kaytarma ve örgütsel vatandaşlık davranışı alt boyutları arasında da kısmen ilişki olduğu bulunmuştur.
Rekabet avantajı açısından endüstri 4.0'ın, muhasebe ve maliyetleme uygulamalarına yansımalarının incelenmesi
Endüstri devrimlerine bakıldığında; asıl çıkış noktası üretim ağırlıklı olsa da, üretimin ötesinde diğer iş alanlarında, işletme fonksiyonlarında ve özel yaşama değin bir etki meydana getirmiştir. Gerçekleşen her endüstri devrimi bazı iş alanlarının yok olmasına, bazı iş alanlarının değişmesine ve bazı yeni iş alanlarının doğmasına zemin hazırlamaktadır. Endüstri 4.0 ile beraber bu değişime uğrayacak alanlarından biri ise muhasebe ve maliyetleme uygulamaları olacağı öngörülmektedir. Stratejik maliyetleme uygulamaları önemli getiriler sağlamakta, ancak uygulama aşamasında bazı sorunlarla karşılaşılabilmekte veya maliyetlerin izlenmesi sonucunda elde edilen getiriler, maliyetlerin izlenmesinden dolayı katlanılan fedakarlıkları karşılamada yetersiz kalabilmektedir. Bu sorunların aşılmasında ve maliyetleme uygulamalarının daha etkin kullanılmasında Endüstri 4.0 teknolojilerinin kullanılmasının işletmelere birçok rekabetçi avantajlar sağlayacağı öngörülmektedir. Henüz emekleme döneminde olan Endüstri 4.0; daha şimdiden birçok değişimi ortaya koymakta ve birçok değişim potansiyelini iş hayatına sunmaktadır. Gün geçtikçe rekabetin derinleştiği, özellikle uluslararası rekabetin arttığı görülmekte ve bu durum işletmeler için sorun meydana getirmektedir. Bu sorunun çözümü için işletmelerin Endüstri 4.0 bileşenlerini, tedarik, üretim, pazarlama, özellikle muhasebe ve maliyetleme fonksiyonlarının yerine getirilmesi süreçlerinde uygulayarak ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir rekabet avantajı sağlayabilecekleri literatür incelemesi ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan bu çalışma sonunda Endüstri 4.0 ve bileşenlerini muhasebe ve maliyetleme süreçlerine uygulayarak geliştiren işletmelerin rekabet avantajı sağlayacağı ve faaliyetlerini verimli bir şekilde devam ettirebilecekleri sonucuna ulaşılmıştır.
Güvenlik iklimi ile işten ayrılma niyeti ilişkisine yönelik kamu üniversitesinde bir araştırma
Bu araştırmada, örgüt güvenlik iklimi ile çalışanların işten ayrılma niyeti ilişkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca alt amaç olarak, çalışanların demografik değişkenlerinin güvenlik iklimi ve işten ayrılma niyeti algılarında istatistiksel olarak var olabilecek anlamlı farklılıklar tespit edilmek istenmiştir. Veri toplamak için, Bursa ilinde faaliyet gösteren bir kamu üniversitesindeki 513 çalışana anket formu uygulanmış; 366 adet formun sonucu değerlendirmeye alınmıştır. Güvenlik iklimi ölçeğine ait güvenilirlik katsayısının (Cronbach α değerinin) 0.914; Güvenlik İklimi ölçeğinin Yönetimin Bakış Açısı ve Kurallar faktörüne ait Cronbach α değeri 0,919; ve Güvenlik İklimi ölçeğinin İş Arkadaşları ve Güvenlik Eğitimler faktörünün Cronbach α değeri 0.741; İşten Ayrılma Niyeti ölçeğine ait Cronbach α değeri 0.875 olarak gerçekleştiği gözlenmiştir. Bu veriler ışığında, güvenlik ikliminin hem yönetimin bakış açısı ve kurallar faktörü hem de iş arkadaşları ve güvenlik eğitimleri faktörü ile katılımcıların işten ayrılma niyeti algıları arasında bir ilişkinin bulunduğu gözlenmiştir. Her iki faktör ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkinin negatif yönlü olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir. Ayrıca, alt amaçlara yönelik yapılan analizde çalışan özelliklerinden medeni hal ve eğitim durumu demografik değişkenlerinin yönetimin bakış açısı ve kurallar faktörü algılarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların bulunduğu gözlenmiştir. Bekâr katılımcıların evli olanlara göre; lise mezunu katılımcıların ise diğer mezuniyet gruplarına göre yönetimin bakış açısı ve kurallar algılarının daha olumlu oldukları gözlenmiştir. Ayrıca, katılımcıların herhangi bir demografik değişkenlerinin iş arkadaşları ve güvenlik eğitimleri faktörü algıları ve işten ayrılma niyeti algıları yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermedikleri tespit edilmiştir.
Duygusal zeka, iş tatmini ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Bilecik ilindeki belediyelerde bir uygulama
Duygusal zeka kavramı, bireyin kendisinde ve başkasında olan duyguları tanıma ve onları düzenleme şekli; iş tatmini kavramı, çalışan personelin işine olan duygusal tepkisi, personelin istekleri ile gerçek sonuçların karşılaştırması şeklinde ifade edilirken; tükenmişlik kavramı da işi gereği insanlarla yoğun bir ilişki içerisinde bulunan çalışanlarda meydana gelen duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve düşük kişisel başarı hissi, olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlardan yola çıkarak, belediye çalışanlarının işleri gereği insanlarla birebir temas kurarak iş görmesi, onlardaki duygusal zeka ve tükenmişliğin iş tatminlerini ne kadar etkilediğinin ve bu etkilemede tükenmişliğin aracı değişken olup olmadığının ortaya konması önem taşımaktadır. Duygusal zekayı iyi yönetmenin, tükenmişliği azaltacağı ve iş tatminine katkıda bulunacağı beklenmektedir. Bu çalışma Bilecik İli'ndeki belediyelerde görev alan 220 personel ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada; duygusal zeka için Wong ve Law tarafından geliştirilen "Duygusal Zeka Ölçeği (WLEIS)", iş tatmini için "Michigan Örgütsel Değerlendirme Anketi" ve tükenmişlik için Malach-Pines'ın geliştirdiği "Tükenmişlik Ölçeği Kısa Versiyonu" kullanılmıştır. Kavramlar arası ilişkinin incelenmesi için korelasyon analizi, birbirleri üzerindeki etkilerin incelenmesi için doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Ayrıca çalışma grubunun demografik özelliklerine ilişkin farklılaşmalar olup olmadığı; bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi ile incelenmiştir. Yapılan faktör analizine göre duygusal zekaya ölçeğine ilişkin 4 boyut olduğu ortaya çıkmış ve iş tatmini ile tükenmişliğinin de tek boyutlu olduğu görülmüştür. İş tatmini ile tükenmişlik, kendi duygularını değerlendirme ve başkalarının duygularını değerlendirme arasında, tükenmişlik ile duygusal zekanın dört alt boyutu arasında ve duygusal zeka alt boyutlarının kendi aralarında ilişkisinin olduğu ortaya konmuştur. Regresyon analizinde duyguların kontrolü boyutunun ve tükenmişliğin iş tatmini üzerinde etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Tükenmişliğin düzenleyici etkisinin anlamlı olmadığı yapılan analizler sonucu ortaya konmuştur.
Üniversitelerde hazırlanan faaliyet raporlarının karşılaştırılabilirliğinin incelenmesi
Bilgi kullanıcıları için temel bilgi kaynağı finansal tablolardır. Ancak değişen koşullarla birlikte, bilgi kullanıcıları doğru karar alabilmek için finansal bilgiler dışında da birtakım açıklayıcı bilgilere ihtiyaç duyar hale gelmiştir. Bilgi ihtiyacındaki bu değişiklik ise başta kanun yapıcıları olmak üzere, konu ile ilgili birçok tarafı harekete geçirmiştir. Bu çerçevede Türkiye'deki kamu kurumlarının, şeffaf ve doğru bilgi sunma ihtiyacı, toplumun değişen istek ve ihtiyaçlarını karşılamak ve uluslararası düzenlemelere de uyum sağlamak amacıyla 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu çıkarılmıştır, Bu kanun, 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu yerine getirilen bir kanundur. Bu kanunla kamu kurumları Performans Esaslı Bütçeleme sistemine geçmişlerdir. Performans Esaslı Bütçeleme sisteminin önemli aşamalarından biri olan faaliyet raporları; kurumların geçmiş performansları ile geleceğe yönelik plan ve projelerini ortaya koydukları, kurumsal iletişimin en etkili araçlarından birisidir. Bilgi kullanıcılarına işletmenin tüm finansal ve finansal olmayan, geçmiş ve geleceğe dair her türlü bilgiyi sağlayabilecek çok geniş kapsamlı bir rapordur. Finansal tablolarda yer alan finansal bilgiler faaliyet raporları sayesinde daha anlamlı hale gelmektedir. Bu sebeple faaliyet raporları günümüzde en etkili iletişim kaynaklarından biri olarak nitelendirilmektedir. Bu özelliği ile önemli hale gelen faaliyet raporlarının istenilen niteliklerde hazırlanıp hazırlanmadığını incelemek amacıyla, faaliyet raporu hazırlama zorunluluğu olan kurumlardan biri olan devlet üniversiteleri çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Çalışmada belirlenen üniversitelerin faaliyet raporları ile ilgili içerik analizi yapılmıştır. Kanun öncesi ve sonrası kurulan üniversitelerin faaliyet raporları karşılaştırılmasında genel itibariyle kanun öncesi kurulan üniversitelerin hazırlamış olduğu faaliyet raporlarının içerik ve nitelik olarak yeni kurulan üniversitelere göre istenilen niteliklerde hazırlandığı tespit edilmiştir.
Madencilik sektöründe iç kontrol yapısının incelenmesi ve hile risklerinin ölçülmesi
Küreselleşme, artan rekabet, teknolojideki hızlı değişim ve yaşanan ekonomik krizler tüm ülkelerde işletmelerde hile riskini arttıran en temel unsurlardır. Hilenin işletmelere olan ciddi ekonomik etkisine rağmen, birçok işletmenin hileyi önleme, ortaya çıkarma ve hileye karşılık vermek için geliştirdiği sistem ve prosedürler oldukça az ya da hiç bulunmamaktadır. İşletmede çalışan en alt kademedeki personelden işletmenin yöneticilerine kadar uygun pozisyon ve şartlar oluşması halinde hilenin gerçekleşme riski kaçınılmaz olmaktadır. Hilenin önlenmesi ve ortaya çıkartılmasına yardımcı olan hile riski değerlendirmesi, işletmenin hile risklerini tanımlayan, analiz eden ve bu risklere yönelik işletmede varolan kontrolleri değerlendiren bir süreçtir. Çalışmanın temel amacı maden işletmelerinde hile riski taşıyan unsurların değerlendirilerek, madencilik sektöründe karşılaşılabilecek hile risklerinin örnek bir işletme üzerinde değerlendirilmesidir. Madencilik sektöründe karşılaşılabilecek hile risklerini önleyebilme veya zamanında müdahale ederek bu risklerin ortadan kaldırılabilmesi için gerekli tedbirler değerlendirilmiştir. Maden işletmelerinde hile riski taşıyan noktaların belirlenerek ileride doğabilecek kötü sonuçların önlenebilmesi amacı ile bir maden işletmesinin yetkili personelleri ile mülakat uygulanarak maden işletmeleri hile riski açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca SWOT analizi sonucunda işletme ile ilgili üstün ve zayıf noktalar ile fırsat ve tehdit unsurları değerlendirilmiştir. Araştırma konusu maden işletmesi yetkili personelleri ile gerçekleştirilen mülakatlar sonucunda işletmenin iç kontrol sistemine gereken önemin verilmediği, işletme çalışanlarının görev dağılımlarının yapılmadığı, işe alım ve terfilerde net kuralların uygulanmadığı, üretim departmanı, pazarlama ve satış departmanları ile üst yönetim arasında iletişim kopukluğu olduğu ve ayrıca muhasebe departmanında etkin bir raporlama sisteminin kurulmadığı, muhasebe bilgi sisteminin güvenilir olmadığı tespit edilmiştir.
Örgüt kültürü ve örgüt ikliminin örgütsel sessizlik üzerindeki etkisinin analizi: Sağlık sektöründe bir uygulama
Toplum hayatında önemli bir rolü olan sağlık sektörü çalışanlarının bilgi, fikir ve düşüncelerini ifade edebilecekleri örgüt kültürü ve örgüt ikliminin oluşturulması ile örgütsel sessizliğin kırılması gerekmektedir. İşgörenlerin örgütsel kararlara dahil edilmeleri, işgörenlerin konuşmaya teşvik edilmeleri, iyi yapılandırılmış bir iletişim sistemi kurulması örgütsel sessizliğin oluşmasını engelleyecektir. Örgütsel sessizliğin olmadığı ve işgörenlerin bilgi, fikir ve düşüncelerini rahatça ifade edebildiği bir sağlık örgütünde çalışanlar mevcut tedavi ve bakım yöntemlerinin iyileştirilmesine ve yeni tekniklerin geliştirilmesine katkı sağlayabilirler. Bu çalışmanın amacı, sağlık sektörü çalışanlarının örgüt kültürü ve örgüt iklimi algılarının örgütsel sessizlik algıları üzerinde etkisi olup olmadığını belirlemektir. Araştırmanın örneklemini Adana ilinde görev yapan sağlık sektörü çalışanı 411 personel oluşturmaktadır. Araştırmada elde edilen veriler, araştırmanın amacı doğrultusunda çeşitli istatistik metot ve test teknikleri (frekans dağılımı, ortalama, t-testi, ANOVA, regresyon, korelasyon) kullanılarak PSPP 0.10.2 istatistik paket programı yardımıyla değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmada çalışanların örgüt kültürü ve örgüt iklimi algıları ile örgütsel sessizlik algıları arasında pozitif yönlü ve zayıf bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca örgüt kültürünün örgütsel sessizlik üzerinde zayıf da olsa bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Sivil havacılık sektöründeki hizmet yeniliklerinin algılanan hizmet kalitesi ve yolcu memnuniyetine etkileri
Son zamanlarda havayolu ulaşımında büyük değişimler olmaktadır. Dünyada artan teknolojik gelişmeler rekabetin de artmasıyla işletmeleri yenilik yapmaya zorlamaktadır. Havayolu taşımacılığında hizmet kalitesi ile birlikte hizmet alanında yenilik beklentileri de artmaktadır. Müşteri beklentilerinin artışı, havalimanı yönetimlerini hizmet alanında teknolojik ve personel yeniliklere sevk etmektedir. Günümüzde rekabetin avantaja dönüştürülebilmesi için hizmet işletmeleri hizmet kalitesini arttırmak ve müşteri memnuniyetini sağlamak amacıyla bir takım hizmet yeniliklerini uygulamaktadır. Kalite düzeyini anlaşılması ve değerlendirilmesi için kalitenin ölçülebilir olması gerekir. Hizmetlerin özelliklerinden dolayı kalite ölçümü zordur. Havayolu taşımacılığının önemli hizmet sürecini oluşturan havalimanı hizmetlerinin değişen müşteri beklentilerinin geliştirilmesi gereken yönü belirlenmeye çalışılmıştır. Bu çalışma ile havalimanlarında uygulanan hizmet yeniliklerinin hizmet kalite algısına ve yolcu memnuniyetine etkisi araştırılmaktadır. Araştırma, İstanbul havalimanında yüz yüze anket uygulaması ile 341 yolcu üzerinde yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 programında analize tabi tutulmuştur. Ankette Chen, Yu ve Batnasan (2014)'ın hizmet yenilik ölçeği, Türkçeye çevrilen Seyran (2004) ve Öznalbant(2010)'ın hizmet kalite ölçeği(servqual) uyarlanarak kullanılmıştır. Hazırlanan anket formunda nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Örneklemin oluşturulmasında tesadüfi olmayan örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Havalimanından hizmet alan yolcuların hizmet yeniliklerinden ne kadar memnun olduğu ve hizmet yeniliklerinin yolcuların hizmet kalite algısına etkisi araştırılmıştır. Analizler sonucunda demografik özelliklerle hizmet kalite algısı, hizmet yenilikleri ve yolcu memnuniyeti arasında anlamlı faklılıklar bulunmuştur. Hizmet yeniliklerinin hizmet kalite algısına ve yolcu memnuniyetine etkisi bulunmuştur. Havalimanında uygulanan hizmetlerde kalite algısının yolcu memnuniyetine etkisi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hizmetler, Hizmet Kalitesi, Hizmet Kalite Algısı, Hizmet yenilikleri, Havalimanı Hizmetleri, Yolcu Memnuniyeti, Sivil Havacılık
Bankacılık sektöründe müşterilerin teknoloji kabulüne ilişkin bir araştırma
Türkiye'de bilişim teknolojilerine yapılan yatırımlar sayesinde geleneksel bankacılık faaliyetleri dijital ortamlara taşınmıştır. Bu köklü değişim bankalar arasındaki rekabeti etkilemektedir. Teknolojik yenilikleri yakından takip edip, uygulamaya geçen bankalar bir adım öne çıkmaktadır. Günümüzde teknolojiyi ürün ve hizmetlere dönüştürebilen bankalar pazarlama faaliyetlerini çok daha verimli bir şekilde yapabilmekte ve şube masraflarından ciddi tasarruflar sağlayabilmektedir. Bu araştırmanın amacı bankacılık sektöründe internet bankacılığı ve mobil bankacılık uygulamaları ve diğer dağıtım kanallarının finansal hizmet kalitesinin müşterileri tarafından değerlendirme durumunun tespit edilmesidir. Bankacılık sektöründe bilişim teknolojilerinin kullanılması ve bankacılık hizmetlerine olan etkisi konu edinilmiştir. Türkiye'de faaliyet gösteren bankaların gerçekleştirdiği hizmetler ve mevcut durumunun erişilebilen yıllar itibariyle değişimi karşılaştırmalı tablolar ile analiz edilmiştir. Sonuç bölümünde banka müşterileri ile mülakat yapılmış alınan cevaplar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda banka müşterilerinin internet ve mobil bankacılığa yönelik finansal hizmet kalitesi algılarının yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Tekstil sektöründe üretim metotlarının geliştirilmesinin verimliliğe katkısı: Bir işletme analizi
Küresel rekabet şartlarının işletmeleri üst düzeyde etkilediği günümüzde, koşulları lehine çevirmek isteyen işletmeler, karmaşık yapılarını rekabette avantajlı konumlara ulaştırmak isterler. İşletmeler bu avantajı, en başta kendi iç yapısını yöneterek ve güçlendirerek elde ederler. Bu gücü ise performans yönetimi yaklaşımıyla yürütürler. Performans yönetimi, işletmelerin, stratejik yönetim kapsamında ya da amaç, hedef, misyon ve vizyon ekseninde bugünkü durumlarıyla ilgili bilgilerin toplanması, kıyaslanması ve geleceğe ilişkin sürekli gelişimini sağlayacak etkinliklerin yönetim sürecidir. Performans yönetiminin en önemli boyutlarından biri verimliliktir. Verimlilik, basit anlamda çıktı/girdi oranıdır. Verimlilik, eldeki kaynakları optimum kullanarak en iyi çıktı karmasını elde etme ya da çıktıyı arttırma istemli performans yönetim boyutudur. Verimlilik, çıktı/girdi oranını arttırmaya yönelik girdilerde ya da çıktılardaki değişim sonucudur. Verimlilik arttırma tekniklerinden en önemlilerinden biride metot geliştirme tekniğidir. Metot geliştirme, bir işin yapılışına yönelik ekonomik yöntemler ortaya koyarak daha kısa zamanda daha az masrafla yapılmasını sağlamak amacıyla faaliyetlerin incelenmesi ve geliştirilmesi sürecidir. Bu çalışmanın ilk bölümünde; performans kavramı, performans yönetimi ve performans yönetimini etkileyen stratejik yönetim süreci sunulmuştur. Performans yönetiminin en önemli boyutlarından olan verimlilik kavramı ayrı bir başlık altında incelenmiştir. İkinci bölümde, metot geliştirme tekniği ve süreci anlatılmıştır. Metot geliştirmenin verimliliğe katkısı ise çalışmanın son bölümünde tekstil sektöründe yapılan bir araştırma ile analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Performans, Performans Yönetimi, Üretim, Verimlilik, Metot Geliştirme, Tekstil Sektörü
Türk Vergi Hukuku kapsamında muhasebe düzensizliklerinin değerlendirilmesi ve muhasebe meslek mensuplarına yönelik bir araştırma
Türk vergi hukukunda vergi beyan usulüne göre alınmaktadır. Vergi beyanları mükellef adına muhasebe meslek mensupları tarafından yapılmaktadır. Meslek mensupları, ücret bakımından mükellefe bağımlı olmasından dolayı az vergi ödemek isteyen mükelleflerin talep ve beklentilerini yerine getirmek zorunda kalabilmektedir. Ayrıca karmaşık vergi kanunları, yasal çelişki ve boşluklar, denetim yetersizliği, düşük cezalar, ağır vergi yükü ve vergi adaleti gibi vergilendirme sisteminden kaynaklanan bir takım unsurlar da meslek mensuplarını muhasebe düzensizliklerine motive edebilecek haklı sebepler ve fırsatlar yaratabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, muhasebe düzensizliklerinin sebebini, vergi uyumunu etkileyen faktörleri ve Türk vergi hukuku kapsamında muhasebe hata ve hilelerini teorik olarak incelemek ve muhasebe meslek mensuplarını vergi açısından muhasebe düzensizliklerine yönlendiren faktörleri belirlemektir. Çalışmada ayrıca meslek mensuplarının demografik özelliklerine göre muhasebe düzensizliklerine sebep olan faktörlere yönelik algıları arasındaki farklılıkların belirlenmesi de amaçlanmıştır. Bu amaçlarla vergi uyumuna ve bireyleri hileye yönlendiren sebeplere yönelik teoriler derinlemesine incelenmiş ve bu teorilerden yola çıkılarak hazırlanan anket İzmir'deki 401 bağımsız meslek mensubuna uygulanmıştır. Araştırma sonucunda muhasebe meslek mensuplarının vergi uyumuna etki eden ve onları muhasebe düzensizliklerine yönlendiren 7 faktör belirlenmiştir. Bu faktörler sırasıyla; mükellef ve ücret baskısı, vergi düzenlemeleri, düşük cezalar, denetim yetersizliği, vergi ahlakı, mesleki görev algısı ve meslek etiği olarak isimlendirilmiştir. Meslek mensuplarını muhasebe düzensizliklerine yönlendiren ilk ve en önemli faktör mükellef ve ücret baskısı, en önemli boyut ise fırsat olarak tespit edilmiştir. Araştırmada ayrıca muhasebe meslek mensuplarının cinsiyet, yaş, gelir düzeyi, hissedilen pozisyon değişkenlerine göre belirlenen faktörlerle aralarında istatistiki farklılıklar tespit edilmiştir.
İşveren marka algısının çalışmaya tutkunluk üzerine etkisi ve pozitif psikolojik sermayenin düzenleyici rolü
Günümüz rekabet koşullarında, insan faktörünün ve işleriyle alakalı psikolojik bağlantılarının önemi giderek artmaktadır. İşveren markası uygulamaları, özellikle insan kaynakları yönetimi sürecinin ve faaliyetlerinin geliştirilerek etkinliğinin artırılmasını (Kunerth & Mosley, 2011, s. 19); beklenen yetkinliklere sahip ve işletmenin temel yetenekleri ile uyumlu, taklit edilmesi zor, ayırt edici ve eşsiz nitelikteki potansiyel insan kaynağının işletmeye çekilmesini (Sehgal & Malati, 2013, s. 57) ve mevcut insan kaynağının örgütsel bağlılığını, motivasyonunu ve performansını artırarak işletmede tutulmasını sağlamaktadır. Seligman ve arkadaşları, çalışanların psikolojik bağlantılarının incelenmesinden hareketle çalışanların fizyolojik ve psikolojik olarak sağlıklı olması, sahip oldukları potansiyellerini gerçekleştirmeleri, mutlu ve verimli bir şekilde çalışabilmeleri amacıyla pozitif psikoloji yaklaşımına duyulan ihtiyacın arttığını ve çalışanların pozitif taraflarına odaklanmanın önemini vurgulamaktadır (Luthans, vd., 2006, s. 26). Pozitif psikolojinin işletmelere yansıması olarak kabul edilen pozitif örgütsel davranış yaklaşımı; nitelikli potansiyel çalışanların işletmeye kazandırılmasının yanı sıra mevcut çalışanların psikolojik kapasitelerinin geliştirilmesi ve performansının arttırılmasına yönelik faaliyetleri de içermektedir (Luthans, 2002, s. 59). İşletmelerin, işveren markası yönetimi kapsamında çalışanların ihtiyaç ve beklentilerine uygun olarak yürütmekte olduğu tüm faaliyetler ve sunulan tüm faydalar; çalışanların dinçlik, adanmışlık ve yoğunlaşma gibi çalışmaya ilişkin pozitif ruh halleri üzerine odaklanarak çalışmaya tutkunluğunun artırılmasına, çalışanların geliştirilebilir nitelikte olan ve performans üzerinde etkili olduğu bilinen öz-yeterlilik, umut, iyimserlik ve esneklik bileşenleri ile ele alınan pozitif psikolojik sermayenin de geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. İlgili literatürde işveren markası, çalışmaya tutkunluk ve pozitif psikolojik sermaye kavramları üzerine yapılan çalışmalar sınırlıdır. Araştırmanın amacı; literatürde sınırlı olarak çalışılan bu alan üzerine odaklanarak, ilgili yazınına katkıda bulunmaktır. Bu çalışmada, kolayda örnekleme yöntemi ile İstanbul'da Lojistik ve Tedarik Zinciri Sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde istihdam eden 275 beyaz yaka çalışanından anket yöntemi ile veriler elde edilmiş ve istatistiki yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre işveren markası algısı, çalışmaya tutkunluk ve pozitif psikolojik sermaye kavramlarının birbirleri ile ilişkili kavramlar olduğu; işveren markası algısının, çalışmaya tutkunluk üzerinde etkisi olduğu ve işveren markasının çalışmaya tutkunluk ile ilişkisinde pozitif psikolojik sermayenin düzenleyici rolünün olduğu sonucuna varılmıştır.
Konut talebini etkileyen faktörler ile kentsel yayılma alanlarının analizi: Bilecik örneği
Konut, geçmişten günümüze kadar insan yaşamında önemli bir yere sahip olmuştur. Öncelikli işlevi bireylerin barınma ihtiyacını karşılamak olan konut kavramı, ekonomik güvence ve yatırım aracı olarak kullanılma yolunda da kendini göstermektedir. Diğer taraftan konut kavramı ile yakından ilgili olan kentsel yayılma kavramı da yıllardan beri devam eden bir olgu olmasına rağmen, geçmişten günümüze, toplumların karşılaştığı küresel bir sorun olmaya devam etmektedir. Ülkemizde özellikle büyük şehirlerde varlığını daha da fazla gösteren bir sorun haline gelen bu iki kavramı daha da yakından tanımak gereksinimi duyulmuştur. Araştırmada Bilecik İl'i örneklenerek Bilecik'te ve ülkemizde konut kavramı ve kentsel yayılma alanları ile hane halkı ve bireylerin konuta olan taleplerinin nasıl şekillendiği incelenmiştir. Bu bağlamda Bilecik İl'inde bireylerin konut talebiyle birlikte tercihlerini de etkileyen yapısal, konumsal ve sosyoekonomik unsurlar ve bunların kentsel yayılmadaki etkisinin neler olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada özellikle 2008-2018 arası sayısal verilerden yararlanılmış, Bilecik İl'inin coğrafi konumu, arazi yapısı ve nüfus özellikleri ile ilgili bilgiler verilerek konut ve kent yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Genel itibariyle yıllar arası konut sayısı artış ve azalışlarının sebepleri ile nerelerde olduğuna yıl bazında değinilerek, sorunlarla ilgili çözüm önerilerinde bulunma yöntemine gidilmiştir. Çalışmada ayrıca konut talebini belirleyen Alternatif Yatırım Araçları, Gelir, Fiyatlar, Göç ve Kentleşme, Kredi Koşulları ve Faiz Oranı gibi faktörler ile kentleşmenin şehrin merkezinden çok çeper ve saçaklarına doğru ilerleme nedenlerine, TOKİ'lerin konut gereksinimleri ve kentleşmedeki rolüne, Bilecik İl'inde inşaatı devam eden yeni hastanenin de etkisiyle şehrin batı tarafı olan Pelitözü civarının daha cazip hale geldiği vurgulanmıştır.
Tüketicilerin nesnelerin interneti uygulamalarına yönelik tutumlarının teknoloji kabul modeli çerçevesinde incelenmesi: Sanal bir uygulama örneği
Dijitalleşen dünya ile birlikte hayatımıza giren nesnelerin interneti teknolojileri, tüketici profilinin değiştiği günümüzde tüketicinin günlük yaşamından hayatın her alanına kadar insanların hizmetine sunulmuş olan ayrıca tüketiciler tarafından benimsendiğinde ve doğru yönde kullanıldığında insan yaşamında köklü değişiklikler yaratacak ve insanların yaşam kalitesini arttıracak dijital bir gelişmedir. Fakat teknolojiler tüketiciler tarafından her zaman kabul gören ya da zamanında benimsenebilen olgular değildir. Kişiden kişiye farklı algılanabilen ve insanların hayatına aniden girerek uyum sağlamaları beklenen olgulardır. Bu bağlamda araştırmanın amacı insan yaşamının her noktasında etkili olabilecek nesnelerin interneti uygulamalarına yönelik tüketici tutumlarının teknoloji kabul modeli ile incelemesidir. Bu çerçevede araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm de pazarlamanın tarihsel gelişimden bahsedilmiştir. İkinci bölümde nesnelerin interneti tarihsel süreci ve uygulama alanları örneklerle anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise tüketicilerin nesnelerin internetine yönelik tutumlarının teknoloji kabul modeli üzerinden akıllı ayna örneği verilerek araştırıldığı bir saha çalışması yapılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla geliştirilmiş anket online ortamlarda dağıtılmıştır. Kolayda örnekleme yöntemiyle toplanan veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre; sübjektif norm, algılanan fayda, algılanan kullanım kolaylığı ve gönüllülüğün tutum üzerinde, tutumun ise davranışsal niyet üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda verilen akıllı ayna örneğinin kullanımının yaygınlaşması durumunda araştırmaya katılan tüketicilerin bu yeni teknolojiyi kabul edebilecekleri kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nesnelerin interneti, Teknoloji kabul modeli, tutum, akıllı teknoloji, akıllı ayna
Tüketicilerin özel markalı ürünlere yönelik tutumlarına etki eden faktörlerin tekrar satın alma niyeti üzerindeki etkisi: Pandemi döneminde kişisel bakım ürünlerine yönelik bir araştırma
Geçmişte, özel markalı ürünler hem uluslararası hem de ulusal pazara ilk girişte kalitesiz ürünler olarak algılanmaktaydı. Sonrasında dağıtım kanallarına yapılan yatırımlar, marka kimliği ve imajında yapılan iyileştirmeler ile kaliteleri arttırılarak üretici markalar ile rekabet edilebilir duruma getirilmiştir. Bu çalışma, Bilecik'te özel markalı kişisel bakım ürünlerine yönelik tüketicilerin tutumlarına etki eden faktörler ile tekrar satın alma niyeti üzerindeki etkileri incelemektedir. Araştırma kapsamında Türkiye pazarı içerisinde bulunan özel markalı kişisel bakım ürünleri ele alınmıştır. Araştırmada başta marka kavramı açıklanarak alt marka dalları kapsamında özel markalı ürünlere yer verilmiştir. Aynı zamanda özel markalı ürünlerin Türkiye pazarındaki gelişimi ile dünya pazarındaki gelişimi irdelenmiştir. Bu kapsamda ikinci bölümde, tutum kavramı açıklanmış, tutumları oluşturan temel bileşenler ile tutumların özellikleri irdelenmiştir. Özel markalı ürünlere yönelik tüketicilerin tutumlarına etki eden faktörler; fiyat bilinci, değer bilinci, fiyat – kalite algılaması, algılanan risk, perakendeci imajı ve promosyonlara yatkınlık dereceleri olarak altı başlık altında incelenmiştir. Aynı zamanda çalışma kapsamında tüketicilerin tekrar satın alma niyeti, satın alma esnasında algılanan risk faktörleri incelenmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise özel markalı kişisel bakım ürünlerine ilişkin saha araştırmasına yer verilmiştir. Araştırma kapsamında Bilecik ilinde özel markalı kişisel bakım ürünlerini satın alan ve kullanan tüketicilerden kolayda örnekleme yöntemi ile 27 Mayıs-11 Haziran 2020 tarihleri arasında veri toplanmıştır. Araştırma hipotezlerini ve araştırma sorularını test etmek üzere SPSS programından yararlanılmıştır. Özel markalı kişisel bakım ürünlerinde fiyat bilinci, değer bilinci, fiyat – kalite algısı, perakendeci imajı, promosyonlara yatkınlık düzeyi özel markalı kişisel bakım ürünlerine yönelik tekrar satın alma niyeti üzerinde etkili iken algılanan riskin özel markalı kişisel bakım ürünlerinde etkisi bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Marka, Özel Markalı Ürün, Tüketici Tutumları, Tekrar Satın Alma Niteyi, Algılanan Risk
Kamu çalışanlarında tükenmişlik ve iş performansı ilişkisinde denetim odağının rolü - Bilecik Belediyesi örneği
Günümüz iş dünyasında hızla artan rekabet koşulları, örgütlerin hayatta kalabilmeleri için alanında uzmanlaşmış, takım çalışmasında uyumlu ve örgütte üstün performans gösterebilecek çalışanlara sahip olmasını gerekli kılmaktadır. Tükenmişliğin iş yaşamında sürekli zorluklarla karşılaşmanın bir sonucunda olması, aynı zamanda strese de zemin hazırlamasına neden olmaktadır. İnsanlar kendilerine olanların sorumluluğunu kendilerine ya da kendileri dışındaki güçlere yüklemek eğiliminde olabilmektedirler. Bu araştırmada bir kamu kuruluşu olan belediyelerin hizmet kollarında yer alan çalışanların tükenmişlik durumlarının, iş performansı üzerindeki etkisinde denetim odağının düzenleyici rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Buna göre araştırmanın bağımsız değişkeni "Tükenmişlik Düzeyi"; araştırmanın bağımlı değişkeni "İş Performansı"; araştırmanın düzenleyici değişkeni ise "Kontrol Odağı" olarak belirlenmiştir. Araştırmada veri toplama amacıyla nicel araştırma yöntemleri veri toplama araçları arasında yer alan anket kullanılmıştır. Belediyede çalışan toplam personel sayısı memur, sözleşmeli ve işçi sayıları toplam 533 kişi olup yapılan çalışma sonucunda, anket formlarından 209 kişiden dönüş alınabilmiştir. İncelenen anket formalarından 4'ünün eksik olarak doldurulduğundan değerlendirme dışına çıkarılmasına karar verilmiştir. Buna göre araştırmanın çalışma grubu 205 belediye personelinden oluşmaktadır. Araştırmaya katılım gösteren belediye personelleri ile kuruma gidilerek yüz yüze görüşme sağlanmıştır. Anket formu 4 bölümden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS20 istatistik programı kullanılmıştır. Sonuç olarak belediye çalışanlarının fiziksel tükenme düzeylerinin iş performansına etkisinde kişisel kontrol durumlarının düzenleyici rolü olduğu tespit edilmiştir. Yine belediye çalışanlarının tükenmişlik düzeylerinin iş performansı üzerindeki etkisinde oluşturulan modellere göre şansa inanma ve kadercilik durumlarının düzenleyici etkisinin olmadığı, fiziksel tükenme düzeylerinin iş performansı üzerindeki etkisinde adil olmayan dünya inancına sahip olma durumunun düzenleyici etkisinin olduğu, ayrıca zihinsel tükenmenin adil olmayan dünya inancı ile birlikte iş performansına etkisi bulunurken, adil olmayan dünya inancının düzenleyici bir rolünün olmadığı belirlenmiştir.
Ülkeleri insani kalkınma endeksi açısından çok kriterli karar verme teknikleriyle değerlendirme
İnsani kalkınmayı belirleyebilmek için insan ile alakalı birçok konuya hakim olmak gerekmektedir. İnsani kalkınma coğrafyadan coğrafyaya, ülkeden ülkeye farklılıklar gösterir. İnsan yaşamında sağlık, eğitim, gelir- iş imkanları olduğu gibi insanların olduğu ortamda özgürlük durumu ve kişilerin ekonomik veya bireysel özgürlük durumları da önemlidir. Bu tez çalışmasının amacı, her ülkenin kalkınma potansiyelini gösteren insani kalkınma raporlarının analiz aşamasında yer alan boyutlara ek özgürlük boyutları eklendiğinde, ülkelerin yeni potansiyel durumlarını ortaya koymaktır. Çalışmada, Çok Kriterli Karar Verme yöntemleri kullanılmıştır. İlk adımda yaşam beklentisi, sağlık ve gelir endeksi; sonrasında kişisel özgürlük, ekonomik özgürlük ve bireysel özgürlük endeksi alınarak toplamda altı kriter belirlenmiştir. Yaşam beklentisi, gelir ve sağlık endeksleri Çok Kriterli Karar Verme (ÇÇKV) yöntemlerinden ARAS, MAUT, SAW ve Borda Sayım yöntemleri ile analiz edilmiş ardından kalkınma kriterlerine özgürlük kriterleri de eklenerek ülkelerin analizleri ortaya konulmuştur. Çalışmanın sonucunda incelenen dokuz yılda ülkelerin özgürlük verileri ile değerlerinin ve sıralamalarının değiştiği saptanmıştır. Yaşam beklentisi, sağlık ve gelir endeksinin olduğu 3 kriterli analizde, gelir indeksinin etkisi ön plana çıkmıştır ve Katar, Brunei, Bahreyn, Umman, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri üst sıralarda yer almışlardır. Özgürlük endekslerinin dahil olduğu yeni analizlerde ise bu ülkelerin ciddi değer ve sıra kayıpları yaşadığı gözlenmiştir. Ayrıca Rusya ve Çin'de değer kaybı yaşayan ülkelerdir. Tüm analizlerde Çad, Nijer, Suriye, Yemen ve Etiyopya yıllara göre son sırada yer alan ülkeler olmuşlardır.
Duygusal zeka ile örgütsel özdeşleşme arasındaki ilişkinin incelenmesi: Üniversite çalışanları üzerine bir araştırma
Teknolojik gelişmeler her ne kadar hayatımızın bütün alanını kolaylaştırsa da çalışma hayatında insan kaynağının önemi örgütler açısından tartışılmaz bir gerçektir. Bu nedenle örgütler insan kaynağına yönelik verimliliği, pozitif insan ilişkilerini ve hizmet kalitesini arttırıcı stratejiler üretme çabasındadırlar. Örgütlerde bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde ve olumlu bir örgüt iklimi oluşturulmasında duygusal zekâ ve örgütsel özdeşleşme kavramlarının büyük rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Duygusal zekâ ve örgütsel özdeşleşmenin bu denli önemli olması nedeniyle çalışmanın amacı; üniversite çalışanlarının duygusal zekâ ve örgütsel özdeşleşmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma kapsamında Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesinde görev yapmakta olan 305 katılımcıdan e-posta ve online web sayfası aracılığı ile anket yöntemi uygulanarak veriler elde edilmiştir. Çalışmada; Duygusal Zekâ Ölçeği (WLEIS)", ile Mael ve Ashforth tarafından 1992'de geliştirilen ve Tüzün (2006) tarafından Türkçeye uyarlanan 6 madde ve tek boyuttan oluşan Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan faktör analizi sonucuna göre duygusal zekâ ölçeğine ilişkin iki alt boyut ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra bazı demografik özellikler ile duygusal zekâ ve örgütsel özdeşleşme arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Regresyon analizi sonucuna göre ise katılımcıların duygusal zekâ algılarının örgütsel özdeşleşmeleri üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır.
Örgütsel adaletin örgütsel bağlılığa etkisine ilişkin metal sanayi sektöründe bir uygulama: Bursa Hasanağa Organize Sanayi örneği
Metal sanayi sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin hedefleri sektörün geleceğine yön vermektedir. Bu açıdan bakıldığında söz konusu işletmelerde hedefleri gerçekleştirmek için görevlendirilen kişilerin, işletmeye bağlılıklarının ne denli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle örgütsel bağlılığa etkisi olan unsurları tespit etmek önemli hale gelmektedir. Ayrıca örgütsel bağlılığa etkisi olan unsurların etkilerinin hangi yönlü olduğunu bilmek, örgütsel bağlılığı artırıcı çalışmalarda kullanılması açısından gereklidir. Bu nedenle Örgütsel Adalet boyutlarının Örgütsel Bağlılık üzerindeki etkisini tespit etmek önemli görülmektedir. Örgütsel Bağlılık kavramı ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda bu kavramın, işletmelerin hedeflerine ulaşmaları konusunda önemli bir yere sahip olduğu görülmüştür Bu bağlamda araştırmanın amacı metal sanayi sektöründe çalışanların örgütsel adaletin örgütsel bağlılığa etkisi konusundaki görüşlerinin incelemesidir. Bu çerçevede araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm de örgütsel adalet kavramından bahsedilmiştir. İkinci bölümde örgütsel bağlılık kavramı ve yaklaşımları anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışanların örgütsel adaletin örgütsel bağlılığa etkisine ilişkin görüşlerinin belirlenmesi için saha çalışması yapılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla geliştirilmiş anket elden dağıtılmıştır. Kolayda örnekleme yöntemiyle toplanan veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre; örgütsel adaletin alt boyutları işlem adaleti, etkileşim adaleti ve dağıtım adaleti ile örgütsel bağlılığın alt boyutları duygusal bağlılık, devam bağlılığı ve normatif bağlılık arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda örgütsel adaletin iyileşmesi yönünde çalışanlarda oluşacak algının örgütsel bağlılığı olumlu etkileyeceği kanısına varılmıştır.
E-ticaret kullanıcılarının e-mağaza atmosferi algısının e-sadakat üzerine etkisi
Bilginin kullanılması, işlenmesi ve üzerine yenisi eklenerek bu zamana kadar süregelmiştir. Bilginin yayılması ile birlikte haberleşme alanında ilk olarak telgraf tellerinin keşfi ile ortaya çıkmıştır. Haberleşme hız kazanmış İnsanoğlu bu edinilen bilginin üstüne yeni bir tanesini daha ekleyerek özellikle savaş zamanlarında haberleşmenin sağlana bilmesi için internet ortaya çıkmış ve zaman içerisinde ankesörlü telefon, cep telefonu, tablet ve akıllı cihazlar olarak gelişime, değişime uğramıştır. Bununla birlikte telefon kabloları dünyanın dört bir yanına yayılarak iletişimde sınırlar aradan kalkmıştır. Bu zaman zarfında mobil cihazlar ve dizüstü bilgisayarlar aracılığıyla sanal ortamda kullanıcıların etkileşimi sağlanmıştır. İnternet ortamı, geleneksel ticaret yöntemini ikinci planda bırakarak sanal ortamda ticaret ön plana çıkmış ve gün geçtikte kullanıcıları artmakta olduğu görülmektedir. Şuan için geleneksel ticaret yapan esnaf, üretimci, pazarlamacı internette açmış olduğu sanal mağazasına büyük yatırımlar yapmakta ve sanal ortamda bulunmayanlar bir süre sonra kapanmakta olduğu gözlenmektedir. Bu araştırmada internet üzerinde sanal mağazaların e-mağaza atmosferinin tüketicilerin sadakatini ve bu mağazaya karşı tutumu incelenmiştir. Birinci aşamada konuyla alakalı kavramların bilgisi verilmiş. İkinci bölümde e-mağaza atmosferi müşteri sadakatine etkisi hakkında teorik bilgi verilmiş olup son aşamada ise yüz yüze ve sanal ortamda anket forumu üzerinden veriler toplanmıştır. Araştırmanın sonucunda e-mağaza atmosferinin sanal ortamda alışveriş yapan müşterinin devamlı tercih ediyor olması anlamlı bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır.
Ev ve dekorasyon markalarının instagram kullanımına yönelik nitel bir içerik analizi
Günümüzde internet teknolojileriyle birlikte sosyal medya çok hızlı bir gelişim göstermektedir. Dünyada milyarlarca insan sosyal medya uygulamalarını kullanmaktadır. İnsanların hayatında önemli bir yer tutan sosyal medya, işletmeler için de büyük önem taşımaktadır. İşletmeler hedef kitlesine sosyal medya üzerinden ulaşabilmekte, ürün veya hizmetlerini bu mecra üzerinden tanıtabilmekte, tutundurma çalışmalarını yapabilmekte, marka ve firma bilinirliği yaratabilmektedir. Bu çalışmada English Home ve Madame Coco firmalarının Instagram uygulamasını nasıl kullandıkları ve ne tür içerikler paylaştıkları, firmaların Instagram'da gerçekleştirdikleri tutundurma faaliyetlerinin nasıl yapıldığı ve firmalar arasında nasıl farklılıklar gösterdiği ve Instagram'ı hangi sıklıklarla kullandıkları araştırılmaktadır. Ev ve dekorasyon sektöründe faaliyet gösteren ve bu alanda sosyal medya uygulamalarını en iyi kullanan firmalardan English Home ve Madame Coco firmalarının 2021 yılına ait Instagram hesapları nitel içerik analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucuna göre firmalar Instagram uygulamasını sıklıkla kullanmakta ve tutundurma faaliyetlerini sosyal medya ile etkili bir şekilde yürütmektedir. Bu faaliyetler açısından en fazla reklam ve doğrudan pazarlamaya, en az ise halkla ilişkilere zaman ayırdıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ancak firmaların halkla ilişkiler alanında birbirinden farklı nitelikte faaliyetleri olması ayırt edici noktanın halkla ilişkiler olduğunu göstermektedir. Ayrıca sosyal medyada yapılan tutundurma faaliyetleri ile her iki firma da marka bilinirliğini arttırmaktadır.
Mermer sektöründe uygulanan faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin incelenmesi ve Bilecik ilinde bir uygulama
Yükselen rekabet ortamı, değişen koşullar ve üretimde teknoloji yoğunluğunun artması dolayısıyla maliyet hesaplamalarına geleneksel bakış açısı etkin bir maliyet bilgisi sunmaktan uzak kalmıştır. İşletmelerin rekabet koşulları dolayısıyla pazar paylarını arttırmanın öncesinde mevcut konumlarını koruyabilmek ve ayakta kalabilmek için kendilerini büyük bir mücadelenin içinde bulmuşlardır. Bu mücadelenin başında da maliyetlerin azaltılabilmesi yer almaktadır. Maliyetlerin azaltılabilmesi için ise, maliyetlerin doğru tespit edilebilmesi gerekmektedir. Oluşan bu şartlarda, geleneksel maliyetleme yöntemlerinin yeterli olamadığı ortadadır. Bu nedenle geliştirilen çeşitli maliyet yönetimi yaklaşımlarından biri de faaliyet tabanlı maliyetlemedir. Tezde işletmenin mevcut maliyetleme sistemi Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM) açısından incelenerek, işletmenin maliyet verilerinin mükemmelleştirilmesi için öneriler geliştirilmiştir. İşletme teknoloji yoğun ve emek yoğun üretim departmanlarına sahip bir işletme olduğundan bu tür ortamlarda FTM sistemi içinde dağıtım anahtarlarının nasıl belirlendiği ortaya konulmuştur. Uygulamaya konu işletmede ebatlı mermer üretimi ve mozaiküretimi olmak üzere iki farklı departmanda üretim yapılmasından dolayı, mozaik ürününün yan ürün ve birleşik ürün açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Mozaik ürünlerinin maliyetlerinin daha doğru belirlenmesi için, TMS-2 Stoklar Standardına uygun olarak transfer fiyatlaması yoluyla, ebatlı mermer üretiminde ortaya çıkan firelerin belirli bir değerle mozaik departmanına aktarılması yoluyla, mozaik ürünlerinin maliyetlerinde oluşacak değişim ortaya konulmuştur.
Coğrafi işaret almaya iten nedenler ve karşılaşılan zorluklar üzerine DEMATEL yöntemli çalışma
Günümüzde küresel bir olgu olarak kabul edilen coğrafi işaretler, bir ürünün nereli olduğunu gösteren yer adı olarak ifade edilebilir. Yöresel ürün olarak adlandırılan coğrafi işaretle vasıflandırılan ürünler, kaliteli, bilinirliğe sahip, yöresine ve bölgesine değer katan niteliğe sahip olmalarından dolayı bölgesel kalkınma için önemli birer kaldıraçlardır. Hem geçmişi günümüze taşıma yeteneğine sahip hem de ekonomik kalkınmaya sağladığı katkılardan dolayı coğrafi işarete sahip olan ürünlerin ön plana çıkışı, konunun önemini arttırmaktadır. Rekabetin gittikçe yoğunlaştığı bir o kadar da zorlaştığı çağımızda, özellikle ülkemizde sayısız yöresel ürünler olmasına karşın coğrafi işarete sahip ürünlerin yeterince olmayışı, bu çalışmanın ana amacının temel çıkış noktasıdır. Tez çalışmasının örneklem grubunu, coğrafi işaret başvurusu veya tescil işlemleri yapan kurum/kuruluş çalışanları ve bu kurum/kuruluşlara destek veren alanında uzman kişiler oluşturmaktadır. Örneklem grubunun belirlenmesinde amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Belirlenen kritik faktörlerin değerlendirilmesinde, ikili karşılaştırma esasına dayalı soru formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde Excel programı yardımıyla, çok kriterli karar verme tekniklerinden DEMATEL yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, belirlenen kriterlerin her birisinin arasındaki ilişki, birbirleri üzerindeki etkilerinin önemi yönünden öncelik sıralamasına göre düzenlenmiştir. Coğrafi işaret almadaki nedenler için belirlenen beş kriter arasında değerlendirme sonucunda kritik başarı faktörüne sahip kriter 'turizme katkıda bulunma', coğrafi işaret almada karşılaşılan zorluklar için belirlenen altı kriter arasında kritik başarı faktörüne sahip kriter 'bilgi eksikliği' kriteri olarak saptanmıştır.
KOBİlerin yeşil inovasyonu benimseme konusunda karşılaştıkları engellerin Bulanık ISM-MICMAC-DEMATEL ile değerlendirilmesi
İnovasyon, işletmelerin verimliğini, karlılığını arttırdığından ve yeni pazarlara girme, mevcut pazar alanında büyüme imkânı sağladığından önemli bir rekabet aracı haline gelmiştir. İşletmeler mevcut ve olası talepler doğrultusunda inovasyon faaliyetlerini sürdürmeye devam ederler. İşletmeler faaliyetlerini sürdürürken önemli olan çevreye olumsuz etki yapmamak, gerçekleştirilen inovasyonların çevreye duyarlı olması ve diğer faaliyetlerinde de çevreye olumsuz etkilerin azaltacağı bir yönünün olmasıdır. Küresel rekabet ortamında işletmeler yeşil inovasyon faaliyetlerini bir maliyet kalemi olarak değil rekabet fırsatı olarak görmeye başlamışlar ve müşterilerin de çevre bilinci artmaya başlamıştır. Fakat Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ) çeşitli engellerden dolayı yeşil uygulamaları benimseyememektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı KOBİ'lerde yeşil inovasyon ve yeşil girişimleri engelleyen faktörleri analiz etmektir. Çalışmada ilk olarak literatür taraması yapılarak "ekonomik engeller", "piyasa engelleri", "politik engeller", "bilgi eksikliği", "teknolojik engeller" ve " yönetimsel engeller" olarak altı ana engel belirlenmiştir. Elektrik- Elektronik sektöründe yer alan 18 KOBİ'den uzman görüşleri alınarak, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden olan, Bulanık ISM-MICMAC ve Bulanık DEMATEL yöntemleri ile analiz edilmiştir. Bulanık ISM-MICMAC analiz yöntemleri ile bu engeller arasında yapısal ilişki modeli ortaya konmuştur. Bulanık DEMATEL yöntemi ile engellerin etki-önem dereceleri belirlenerek ağırlıkları hesaplanmıştır. Hiyerarşik yapıda ele alınan engellerden diğer engellere nazaran en fazla etki eden engeller "ekonomik" ve "politik" engellerdir. Aynı şekilde "bilgi eksikliği" engeli de yapıda diğer engeller üzerinde oldukça yüksek etkiye sahip bir engeldir. Engellerin önem derecelerine bakıldığında hiyerarşik yapıdaki gibi en fazla etkiye sahip engeller "ekonomik", "bilgi eksikliği" ve "politik engeller" olduğu görülmüştür. Uygulanan her iki yöntemde de sonuçlar tutarlı çıkmıştır. Öte yandan, en fazla etkilenen engeller ise, "teknolojik engeller", "piyasa engelleri" ve "yönetimsel engeller" olarak belirlenmiştir.
Tedarikçi seçiminde kişisel verilerin korunması
Bu tezin amacı; günümüz dijitalleşen dünyada daha da önem kazanan kişisel verilerin tedarikçiler tarafından korunması gerekliliğini açıklığa kavuşturmak ve konunun önemini vurgulamaktır. Her geçen gün kişilerin özel nitelikteki bilgileri güvenlik zafiyetleri, ihmal, bilgi eksikliği ya da farkında olmayarak istenmeyen kişi/kurumlarca ele geçirilmekte ve izin alınmadan birçok alanda kullanılmaktadır. Bu durum gelişen teknoloji sayesinde daha da kolay hale gelmektedir. Kişisel verilerin korunmasında kurumsal destek alınarak yasal prosedürler kapsamında gerekli güvenlik tedbirlerinin uygulanması ve belli aralıklarla kontrol edilerek güncellenmesi gerekmektedir. Bu aşamada alınacak hizmette tedarik seçim ve yöntemleri önem arz etmektedir.
Çalışan adalet algısı ile örgütsel sinizm arasındaki ilişkinin incelenmesi üzerine lojistik sektöründe bir araştırma
Örgütsel adalet algısı; çalışanların örgüt içerisinde karşılaştıkları tutum ve davranışları algılaması şeklinde ifade edilebilir. Başka bir ifadeyle; eşitliğin ve doğruluğun otorite tarafından korunması, çalışanlara etik davranılması ve çalışanın bireysel ve örgütsel sonuçları adil olarak algılamasıdır. Sinizm ise, bireylerin yalnız kendi çıkarlarını gözettiğine, çıkarlarını her şeyin üzerinde tuttuğuna inanan ve buna göre herkesi çıkarcı kabul eden kişinin düşüncelerini açıklamaya çalışan kavramdır. Bu çalışmanın amacı, lojistik sektöründe çalışan kişilerin adalet algısı ile örgütsel sinizm arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Adalet algısı boyutları ve sinizm boyutları farklı açılardan ele alınarak incelenmiştir. Çalışma İstanbul ilinde bulunan 47 lojistik şirketi kapsamaktadır. Bu kapsam çerçevesinde adalet algısını ve sinizmi ölçecek ayrı ayrı anket soruları bu sektörde çalışan kişilere sorulmuştur. Elde edilen sonuçlar ilk iki bölümde bahsedilen bilgiler doğrultusunda yorumlanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, adalet algısının alt boyutları ile sinizmin alt boyutları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Mobil alışverişte hizmet kalitesinin müşteri memnuniyeti, tekrar satın alma niyeti ve tavsiye üzerindeki etkisi
Hayatımızı kolaylaştıran uygulamalara baktığımızda, bunlardan birinin de cep telefonu ile alışveriş olduğu görülmektedir. İnternetin gelişmesi ve yoğun kullanımı ile tüketicilerin hayatında önemli bir yere sahip olan alışveriş işlemleri, mobil cihazlara entegrasyonunu da hızlandırmıştır. İşletmeler, tekrar satın alma, müşteri sadakati ve yüksek karlılık gibi sonuçlara ulaşmak için müşteri hizmet kalitesi güvencesine başarılı bir şekilde cevap vermelidir. Literatürde yer alan çalışmalarda, müşteri memnuniyetinin tekrar satın alma niyetini, hizmet kalitesinin ise müşteri memnuniyeti ile tekrar satın alma niyetini doğrudan etkilediği belirtilmektedir. İnternetin gelişmesi ile mobil alışverişin artmasına bağlı olarak, tüketicilerin mobil alışverişte kendilerine sunulan hizmetin kalitesinden kaynaklanan memnuniyetlerinin, tekrar satın alma niyetleri ve tavsiye etmeleri üzerinde tartışılamaz bir etkisi olduğu yadsınamaz gerçektir. Bu çalışmanın amacı, mobil alışverişte hizmet kalitesinin tekrar satın alma niyeti ve tavsiye üzerine etkisini incelemektir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, mobil ticaret ve mobil alışveriş kavramları incelenmektedir. İkinci bölümde, hizmet kalitesi ve satın alma niyeti kavramına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmanın araştırma yöntem ve bulgularına yer verilmiştir. Araştırma çalışması kapsamında, anket çalışması yapılmış olup mobil alışveriş yapan katılımcıların algıladıkları hizmet kalitesinin müşteri memnuniyeti, tekrar satın alma niyeti ve tavsiyesi üzerine etkisinin olup olmadığı değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda ise; algılanan kullanım kolaylığı, güvenlik, müşteri hizmeti ve siparişin doğruluğu alt boyutunun bağımsız, müşteri memnuniyetinin ise bağımlı değişken olduğu model ile müşteri memnuniyetinin bağımlı, satın alma niyeti ve tavsiye etme niyetinin bağımlı değişken olduğu model incelenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, modelin iyi uyum gösterdiği görülmüştür. Siparişin doğruluğunun, müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisi anlamsız iken, kullanım kolaylığı, güvenlik, müşteri hizmetinin müşteri memnuniyetini pozitif yönde etkilediği, müşteri memnuniyetinin de tekrar satın alma ve tavsiye etme niyetini yüksek düzeyde pozitif olarak etkilediği görülmüştür.
Finansal tablolar manipülasyonlarının Beneısh Modeli ile değerlendirilmesi
Finansal bilgi, işletmelerin yıl içerisinde kayıtlarına aldığı, sınıflandırdığı ve sonuç olarak rapor halinde sunduğu veri dizinidir. Finansal bilgi manipülasyonu ise işletmelerin halihazırda olması gereken finansal bilgilerin işletme yönetiminin isteği doğrultusunda, müdahalede bulunarak olduğundan farklı bir şekilde sunulması anlamına gelmektedir. Finansal bilgi manipülasyonu sermaye piyasasında yatırım yapan kullanıcıların ve potansiyel kullanıcıların yanlış yönlendirilmesine neden olmaktadır. Finansal bilgi manipülasyonunun yaygınlaştığı ülkelerde ülke ekonomisini etkileyecek düzeye varan ekonomik krizler gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle yatırım yapılması düşünülen her firmaya şüpheli yaklaşılmalı ve detaylı araştırma sonucunda karar verilmelidir. Yapılacak araştırmanın en başında, işletmenin bağımsız denetim raporları dikkatlice incelenmelidir. Bu çalışmada, finansal bilgi manipülasyonunu ortaya çıkarmak amaçlanmış olup Türkiye'ye uyarlanan Beneish TR Modeli kullanılmıştır. Borsa İstanbul'da işlem gören Tekstil, Giyim Eşyası ve Deriye Dayalı sektörlerinde yer alan işletmelerin 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarındaki finansal bilgileri incelenmiştir. İnceleme sonucunda, şirketlerin büyük bir çoğunluğunun finansal bilgi manipülasyonuna yöneldiği gözlemlenmiştir. Bu durum, işletmelerin finansal bilgilerin doğruluğunu ve güvenilirliğini önemli derecede kaybettiğini göstermektir. Araştırma sonucundan Covid-19 pandemisi nedeniyle araştırılan yıllar 2018, 2019 olarak pandemi öncesi ve 2020, 2021 olarak pandemi dönemi olarak iki ayrı gruba ayrılmıştır. Bu ayrımın sebebi Covid-19 salgınının ekonomi üzerindeki etkisinin finansal tablolara nasıl yansıdığıdır. Bu yansımanın sonucu olarak ayrımın finansal bilgi manipülasyonuna etkisini tespit etmektir. 2018, 2019 pandemi öncesi finansal verileri ile manipülasyon ihtimalleri ve pandemi dönemi finansal verileri ile manipülasyon ihtimalleri araştırılmıştır. Bu araştırma sonucu Covid-19 salgını dönemi finansal verilerde anormal değişim olsa da manipülasyon yapma ihtimalinin artışı karşısında tam tersi durumlar da tespit edilmiştir. Bu sebeple salgının finansal bilgi manipülasyonu açısından kesin bir sonuca vararak olumlu ya da olumsuz bir etkisi olduğunu söylemek yanlış olacaktır.
Kurum kültürü ve tükenmişlik sendromu ilişkisi: Bilecik Defterdarlığı örneği
Kurum kültürü bir örgütü biçimlendirme aracıdır ve kurum personelinin davranışlarını şekillendirerek personelini ortak bir kültür etrafında bütünleştirmeye ve uyum sağlamaya katkı sağlar. Kurum kültürü örgütsel hedefleri gerçekleştirmede etkin rol üstlenmektedir. Kurum personelinin kurumu özümsemeleri; kurumun hedeflerine, politikalarına ve kimliğine bağlılık hissetmelerini sağlar. Bu personelin kurumda önemsenmesi ve tatmin edilmesi ile de bağlantılıdır. Bununla birlikte personelini yeterli şekilde tatmin edemeyen ya da etmeyen ve personelin önemsenmediği bir ortamda ise tükenmişlik algısı oluşma ihtimali yüksek olacaktır. Kurumda yaşanan iş stresi ve artan problemler personel üzerinde önemli etkiler bırakır. Bıkkınlık olarak nitelendirilen tükenmişlik çoğunlukla iş stresinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Tükenmişlik çalışanların kendisinden, çevresinden ya da çalıştığı işyerindeki örgütten kaynaklı sıkıntıların, birikerek kişide meydana getirmiş olduğu bir süreçtir. Tükenmişlik, çoğunlukla insanlarla etkileşimin fazla olduğu sektörlerde daha fazla hissedilmektedir. Tükenmişlik öncelikle kurum çalışanlarını etkilemekle beraber, kurum açısından da personel içinde görülme sıklığının artması ile birlikte önemli sorunlar ortaya çıkarabilmektedir. Bu çalışma örgüt kültürü ve tükenmişlik arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Nicel araştırma yöntemleri uygulanan bu çalışmada Defterdarlık çalışanlarının örgüt kültürü ve tükenmişlik algıları incelenmiştir. Tükenmişlik ölçeği için Maslach Tükenmişlik Ölçeği, kurum kültürü ölçeği için ise Cho ve Hee-Jae tarafından geliştirilen ölçekler kullanılmıştır. Veriler SPSS IBM 26 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kurum kültürü ve tükenmişlik düzeyi boyutları arasında ilişki olup olmadığı ve belirlenen değişkenlere göre (cinsiyet, yaş, deneyim, eğitim) kurum çalışanlarının algı düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Veriler t-testi ve tek yönlü varyans analizi, faktör analizleri ve korelasyon analizine tabi tutulmuştur. Örgüt kültürü alt boyutları ile tükenmişlik alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır.
Sosyal medya bağımlılığının DEMATEL yöntemiyle incelenmesi: Ev kadınları örneği
Teknoloji çağımızda hızla ilerlemektedir. Sosyal medya da günümüzün en önemli unsurlarından biri olmuştur. Sosyal medyanın gelişmesi ve ilerlemesiyle birlikte ortaya sosyal medya bağımlılığı çıkmıştır. Bu da günümüz için önemli bir sorunu ifade etmektedir. Bu çalışmada esas olarak sosyal hayatın bir parçası olan; ev kadınlarının sosyal medya bağımlılıklarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmaya gönüllü olarak "60" ev kadını katılmıştır. Verileri toplamak için anket formu oluşturulmuştur ve yüz yüze uygulanmıştır. Araştırmaya katılan ev kadınları günde ortalama "5" saat sosyal medyada vakit geçirdiklerini belirtmiştir. Ev kadınlarının sosyal medya bağımlılığına sebep olan nedenler; çalışmamızda üç ana grupta incelenmiştir. Bu üç ana grubu oluşturan kriterler; "Psikolojik Kriterler", "Gizil Kriterler" ve "Kişilik Kriterleri" olarak ele alınmıştır. Bu ana kriterlerin alt kriterleri de değerlendirilmiştir. Bu kriterler ikili olarak karşılaştırılmış ve sonuçlar DEMATEL yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre ev kadınlarının sosyal medya bağımlılığında etkili olan en önemli kriter psikolojik kriterlerdir. Psikolojik kriterler içerisinde ise ev kadınlarının sosyal medya bağımlılığına neden olan en önemli alt kriter; yalnızlıktır.
Elektronik Beyanname Sistemi'nin SWOT, AHP ve MARCOS yöntemleri ile analizi: Bilecik ili örneği
Bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi ve özellikle de internet teknolojilerinde ilerleme vergi toplamaya yetkili kurumların da değişmesine yol açmıştır. Özellikle dijitalleşen ortamda devletler de geleneksel devlet anlayışından dijital devlet anlayışına doğru gelişme kaydetmişlerdir. Bu değişimler, devletin vergi toplama yöntemlerine de etki etmiştir. Vergi toplamanın ilk aşaması olan vergi beyannamelerinin vergi dairelerin ibraz edilme aşaması geleneksel yöntemler ile yapılmakta iken, gerekli yasal mevzuatlar ve teknolojik alt yapılar hazırlandıktan sonra Elektronik Beyanname Sistemi geliştirilip 31.07.2004 tarihinde 25539 sayılı Resmî Gazete' de yayımlanan 5228 sayılı kanun ile uygulanmaya başlanmıştır. Bu sayede beyannamelerin depolama ve arşivleme maliyetleri, uzun uzadıya biriken mükellef sıraları, vergi dairesindeki yoğunluk ve personel sıkıntıları gibi olumsuz durumlardan kurtarmış, elektronik beyanname sistemi ile birlikte daha verimli hem zamandan hem de maliyetten tasarruf sağlayan ve vergi dairesine gelmeye gerek kalmadan işlemlerin halledilmesine olanak sağlayan bir sisteme geçilmiştir. Bu çalışmanın amacı da bu sistemi bir bütün olarak ele alıp daha ileriye götürülebilmesi, daha verimli hale gelebilmesi ve kullanıcılar açısından daha efektif olabilmesi açısından en iyi stratejiyi seçmektir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak Elektronik Beyanname Sistemi SWOT analizi ile analiz edilerek güçlü ve zayıf yanları ile fırsat ve tehditleri tespit edilmiştir. Bunun için 33 sorudan oluşan bir anket hazırlanmış ve hem Bilecik Vergi Dairesi çalışanları hem de meslek mensuplarından oluşan uzman katılımcılar ile birlikte toplam 50 kişiye uygulanmıştır. Anket likert ölçek ile ölçeklendirilmiş olup SWOT analizinin her bir başlığına ait 4'er adet en yüksek puanı alan sorular SWOT kriterleri olarak belirlenmiştir. SWOT kriterleri daha sonra belirlenecek stratejilerin seçilmesinde yardımcı olabilmesi için Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinden olan AHP yöntemi kullanılarak ağırlıklandırılmıştır. Belirlenen kriterler birbirleri ile de karşılaştırma yapılarak bu sayede 16 adet kriterin her birinin ağırlığı hesaplanmıştır. Bu kriterlerin ağırlıkları ışığında elektronik beyanname sistemi daha iyi hale getirebilecek 4 adet strateji belirlenmiştir. Stratejilerin sıralanması konusunda yine ÇKKV yöntemleri arasından yeni bir yöntem olan ve karar vericilere optimum karar verme konusunda yardımcı olan MARCOS yöntemi kullanılmıştır. MARCOS yöntemi ile bu stratejiler arasında sıralama yapılmış ve içlerinden en fazla ağırlığa sahip strateji seçilmiştir.
Öğretmenlerin Endüstri 4.0 kavramsal farkındalık seviyelerinin incelenmesi: Bilecik örneği
Endüstri 4.0'la birlikte toplumlar ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan değişime uğramıştır. Değişimin hemen hemen bütün alanlarda görülmeye başlaması toplumun en önemli yapı taşı olan eğitim alanında etkili olmuştur. Eğitim sisteminin içerisine entegre edilen teknolojik unsurlar sayesinde öğrencilere farklı becerilerin kazandırılması hedeflenmiştir. Bu hedef doğrultusunda teknolojiye uyum sağlayabilme konusunda öğretmenlere büyük sorumluluk düşmektedir. Bu çalışmanın amacı farklı okullar ve kademelerde görev yapan öğretmenlerin Endüstri 4.0 farkındalık düzeylerinin belirlenmesidir. Çalışmanın bir diğer amacı da öğretmenlere yönelik Endüstri 4.0 farkındalık ölçeğinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış ve tesadüfi örneklem belirleme yöntemi ile 755 öğretmene ulaşılmıştır. Çalışmada 4 öğretmenin verdiği cevaplar tutarlı olmadığı için çıkartılmış ve 751 öğretmenle çalışma yürütülmüştür. Bu kapsamda veri setine kapsam geçerlilik analizi, güvenilirlik analizi, faktör analizi uygulanmış bilgi (4), öğretme (3), mesleki gelişim (3) eğitim (3) olmak üzere 4 faktör altında toplanmış olan 13 maddelik Endüstri 4.0 Farkındalık Ölçeği geliştirilmiştir. Öğretmenlerin verdikleri cevaplar doğrultusunda oluşturulan veri seti ile öğretmenlerin demografik özelliklerine ait oluşturulan hipotezler test edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Endüstri 4.0 farkındalık ölçeği ile eğitim durumları, mesleki kıdemleri ve çalıştıkları okul türleri arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Öğretmenlerin endüstri 4.0 farkındalık düzeyleri ile cinsiyetleri, görev türleri ve yaşları arasında anlamlı farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda uygulayıcılara ve araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Orta öğretim öğrencilerinin dijital dönüşüme yönelik içerik farkındalığının ölçülmesi
Bilginin ve teknolojinin üretilme hızı ile tüketilme hızının oransal olarak büyüdüğü göz önünde bulundurulduğunda, bilimsel bilgiye dayalı teknolojinin toplumun tüm kesimleri ve devletler için önemi artmaktadır. Ülkelerin, teknolojiyi üretmesi, kontrol altında tutması ve kullanıma sunması, nitelikli ve yüksek eğitimli bireyler sayesinde gerçekleşecektir. Bu bakımdan eğitim ile ilgili süreçlerin dijital dönüşüm açısından iyi yönetilmesi, toplumun farkındalığının yükseltilmesi önem arz etmektedir. Nitelikli iş gücü potansiyeli taşıyan ortaöğretim seviyesindeki öğrencilere gerekli bilincin verilmesi gerekmektedir. Yapılan çalışmayla ortaöğretim seviyesindeki öğrencilerin dijital dönüşüm ile ilgili içerik farkındalığının ortaya konulması için bir ölçek geliştirme çalışması yapılmış ve elde edilen bulgular ortaya konulmuştur. Araştırma nicel araştırma yöntemine göre desenlenmiştir. Araştırmanın evrenini Bilecik ilinde öğrenim gören ortaöğretim seviyesindeki 10.345 öğrenci, örneklemini ise tesadüfi örnekleme yoluyla ulaşılan 1221 öğrenci oluşturmaktadır. Yapılan çalışma tutarlı olmayan 25 öğrencinin formunun çıkarılmasıyla 1196 öğrenciye ait veri seti üzerinden yürütülmüştür. Bu kapsamda veri setine kapsam geçerlilik analizi, güvenilirlik analizi, faktör analizi uygulanmış, Bilgi (20), Fayda (13), Etki (8) olmak üzere 3 faktör altında toplanmış olan 41 maddeden oluşan Dijital dönüşüm İçerik Farkındalığı Ölçeği elde edilmiştir. Veri seti vasıtasıyla öğrencilerin demografik özelliklerine ait oluşturulan hipotezler sınanmıştır. Elde edilen bulgularda, öğrencinin öğrenim gördüğü ilçe, sınıf, okul türü, program türü, alan dal türü, bölüm, tablet telefon bilgisayar kullanım süresi, bilgi kaynağı ve haberdar olma durumu açısından anlamlı fark oluştuğu, tablet telefon bilgisayar kullanımı açısından ise anlamlı fark oluşmadığı tespit edilmiştir. Cinsiyet ve yaş grubu açısından ise modelin bütünselliği düşünüldüğünde moderatör bir etki olabileceği tespit dilmiştir. Çalışmanın sonunda uygulayıcılara, araştırmacılara ve politika geliştirenlere ışık tutabilecek öneriler sunulmuştur.
Sağlık kurumlarında algılanan hizmet kalitesi ve hasta memnuniyetinin ölçümü: Bilecik ili örneği
Günümüzde salgın hastalıkların çoğalması ve insanların sağlıklarına verdikleri değerin yükselmesi ile birlikte sağlık hizmeti sunan kurumlara başvuru sayılarını da arttırmıştır. Sağlık kurumlarına müracaat rakamlarının yükselmesi ile birlikte hasta ve hasta yakınlarının beklentileri de yükselmiştir. Bu beklentilere cevap verebilmek adına sağlık kuruluşları gerek nitelik gerek ise nicelik açısından kendilerini geliştirmeleri zorunlu olmuştur. Bu araştırma, Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi sağlık hizmetlerinden yararlanan kişilerin algıladıkları hizmet kalitesi ve bu algılamanın memnuniyete hangi derecede etki ettiğini tespit etmektir. Veri toplama aracı olarak tercih edilecek ölçek titiz bir inceleme sonucu tespit edilmiştir. Literatüre bakıldığında hizmet kalitesi ölçümünde en fazla tercih edilen ölçeklerin SERVQUAL ve SERVPERF ölçeklerinin olduğu görülmüştür. Cronin ve Taylor tarafından 1992 yılında literatürümüze katılan SERVPERF ölçeğinin çalışmamız için daha uygun olduğuna karar verilmiştir.
Muhasebe eğitiminde halk eğitimi merkezlerinin rolü: Bilecik Halk Eğitimi Merkezi uygulaması
Hayat boyu öğrenme kapsamında Türkiye'de en önemli yaygın eğitim kurumlarından biri olan Halk Eğitimi Merkezlerinde verilen kurslarla, bireylerin yaşam boyu öğrenme becerilerinin gelişimine katkıda bulunulmaya çalışılmaktadır. Halk Eğitimi Merkezlerinde açılan kurslara katılan kursiyerlerin, bu merkezlerde nasıl bir öğrenme gerçekleştirdikleri ve kazandıkları beceriler araştırılması gereken bir konudur. Yapılan bu çalışmanın temel amacı Bilecik Halk Eğitimi Merkezi'nde açılan Genel Muhasebe kurslarında verilen eğitimin durumunu ve güncelliğini değerlendirmektir. Çalışmada kursiyerlerin katıldıkları kursun ders içeriği, dersi veren öğretmen ve aldıkları kurs hakkındaki genel olarak algıları, katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim durumları ve kurs dönemleri demografik özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Analizler IBM SPSS istatistik programı ile yapılmıştır. Bilecik Halk Eğitimi Merkezi'nde kurs alan ve ankete katılan kursiyerlerin verdikleri cevapların frekans ve ortalama sonuçlarına göre kursiyerlerin bu kursa katılma nedeni olarak çoğunluğunun yeni bir şeyler öğrenmek ve mesleki bilgi edinmek istemeleri nedenlerini belirttikleri görülmüştür. Yapılan T Testi analizlerinde ise kursiyerlerin cinsiyet, yaş, eğitim durumları ve katıldıkları kurs dönemleri açısından genel olarak aldıkları muhasebe eğitimi sorularına verdikleri cevaplara göre aralarında istatistikî fark olmadığı tespit edilmiştir. Halk Eğitimi Merkezinin fiziksel şartlarının iyileştirilmesinin kursu daha verimli hale getireceği kursiyerlerce belirtilmektedir. Ayrıca kursiyerler Halk Eğitim Merkezlerinde bilgisayar laboratuarları imkânı sağlanarak Genel Muhasebe derslerini farklı muhasebe paket programları ile almak istediklerini de belirtmektedirler.
Muhasebe meslek mensuplarının aldığı disiplin cezalarının analizi: 2016-2021 dönemi
Tarihi çok eski zamanlara dayanmakta olan muhasebe mesleği yıllar içerisinde değişim ve gelişim göstermiştir. Muhasebe mesleğinde küreselleşme ve deniz aşırı ticaretin gelişimi muhasebe mesleğinde bir birlik oluşturulmasını zorunlu hale getirmiştir. Buna istinaden Uluslararası Finansal Raporlama Standartları, Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu gibi standart ve kurumlar oluşturulmuştur. Muhasebe mesleği kamu ile şirketler arasında bir köprü görevi görmekte olan bir meslek olması nedeniyle son derece önem arz etmektedir. Finansal bilgi kullanıcılarının kararlarını etkilemesi nedeniyle meslek mensupları mesleğin gereğini yerine getirirken etik ilke ve standartlara uygun hareket etmelidir. Muhasebe mesleği için önemli olan etik değerler tarihsel süreç içerisinde geliştirilen ilkeler, standartlar ve yönetmeliklerle muhafaza edilmeye ve geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle Türkiye' de muhasebe mesleği 1989 yılında çıkarılan 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile yasal güvenceye sahip olmuştur. 3568 sayılı meslek yasasının 50. maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan "Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Disiplin Yönetmeliği" ile muhasebe meslek mensuplarının etik ilke ve standartlar dışındaki eylemleri bu yönetmelik çerçevesinde değerlendirilerek mesleğin itibarı korunmaya çalışılmıştır. Çalışmada muhasebe meslek mensuplarının etik ilke ve standartlar dışındaki eylemleri baz alınarak Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Disiplin Yönetmeliği'nin dördüncü maddesinde ifade edilen uyarma, kınama, geçici olarak mesleki faaliyetten alıkoyma, yeminli sıfatını kaldırma ve meslekten çıkarma cezalarından uyarma ve kınama dışında TÜRMOB web sayfasında yayınlanan cezalar içerik analizine tabii tutulmuştur. Çalışmada meslek mensuplarına verilen cezanın türü, cezanın verildiği yıl, meslek mensubunun unvanı, meslek mensubunun kayıtlı olduğu Oda'nın bulunduğu coğrafi bölge, tek seferde verilen ceza sayısı, Covid 19 pandemisi öncesi ve sonrası dönemler değişkenleri açısından istatistiki farklılık olup olmadığı değerlendirilmiştir. Çalışma sonucuna göre Covid 19 pandemisi sonrası olan 2020-2021 yılları ile Covid 19 pandemisi öncesi olan 2016-2017 yılları arasında verilen cezaların sayısal olarak farkı az olmakla birlikte 2018-2019 yılları ile kıyaslandığında verilen cezaların sayı olarak daha fazla olduğu tespit edilmiştir. İstatistiksel açıdan ise meslek mensuplarına verilen disiplin cezalarının sıklık sayısı ile verildiği dönem arasında ve meslek mensuplarının kayıtlı olduğu Oda'nın bulunduğu coğrafi bölge olan Marmara bölgesi ile diğer bölgeler arasında disiplin cezaları açısından anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir.
COVID-19 risk algısı ve muhasebe meslek mensuplarının mesleki faaliyetlerine etkisi
Covid-19 salgını tüm dünyada etkisini göstermiş olup insanların kendi sağlık ve güvenlikleri için endişelenmesine neden olmuştur. Covid-19 pandemisi ekonomik, politik ve sosyal alanları etkilemiş ve bu etkilere bağlı olarak işletmelerin çalışma ve iş yapış şekillerinde çeşitli değişiklikler olmuştur. Bu çalışmanın amacı, muhasebe meslek mensuplarının ve stajyerlerin Covid-19 salgınından öncelikle mesleki faaliyetleri açısından nasıl etkilendiğini araştırmaktır. Ayrıca meslek mensupları ve meslek mensubu adaylarının mesleklerini icra ederken Covid-19 risk algısı da değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında muhasebe meslek mensuplarına pandeminin mesleğe olan etkisi ile ilgili görüşleri ve Yaşam Kalitesi Risk Algısı Ölçeğine verilen cevapları deneyim, cinsiyet, eğitim durumu ve Covid-19 geçirip geçirmeme veya karantinada kalma açısından değerlendirilmiştir. Anket ile toplanan verilerin analizi IBM SPSS istatistik programında yapılmıştır. Bilecik SMMM Odasına kayıtlı ve aktif çalışan muhasebe meslek mensubu ve stajyerin ankete verdikleri cevapların frekans ve ortalama sonuçları değerlendirilmiştir. Katılımcılar, iş yoğunluğunda pandemi öncesine kıyasla artış olduğunu, ücret tahsilinde gecikmelerin yaşandığını, evrak toplama ve evraklara ulaşma konusunda sıkıntı yaşadıklarını ayrıca pandemi süresince mesleki faaliyetlerde mesleki birliklerin ve devletin desteğini hissetmedikleri, mükellef sayısında artış olmadığını ve muhasebe programı/uygulaması satın alma ihtiyacının artmadığını belirtmişlerdir. Yapılan analizlere göre Covid-19 döneminde Covid-19 geçirip geçirmediklerine göre meslek mensuplarının pandemi sürecine yönelik algılarında istatistiki farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Ancak Covid-19 geçirme ile Yaşam Kalitesi Risk Algısı Ölçeği ifadeleri için arasında anlamlı bir ilişki vardır. Bunlarla birlikte katılımcıların mükellef sayıları ve deneyimlerine göre verdikleri cevaplar arasında istatistiksel anlamda fark olduğu tespit edilmiştir. Muhasebe meslek mensuplarının Covid-19 pandemi döneminde yeni sürece adapte olma çabasında çeşitli zorluklarla mücadele ettiği gözlemlenmektedir. Toplum ile devlet arasındaki köprü görevini üstlenen muhasebe mesleği için gerekli destek ve yönetim sürecinin devlet ve meslek odalarınca verilmediği, meslek mensuplarının kendilerince bu belirsizlik ortamından çıkmaya çalışmalarının özel yaşamlarına olumsuz yansımaları olması araştırmanın sonuçlarındandır.
Avrupa'dan Amerika'ya göç eden iş gücünün sanayi sektöründeki işletmelerde karşılaştığı sorunların örgüt kültürü kapsamında incelenmesi
Göç, çoğunlukla itici nedenlerden kaynaklanıp insanların kalıcı ya da geçici olarak başka bir bölgeye yaşamlarını sürdürmeleri için yaptıkları ilerlemedir. Amerika Birleşik Devletleri kuruluşundan bu yana uluslararası göç dalgalarına maruz kalmıştır. Özellikle de Avrupa'da ekonomik sıkıntı yaşayan insanlar refah seviyelerini artırmak için bulundukları ülkeleri büyük kitleler halinde terk ederek, sanayi alanında çok büyük ilerleme kat eden Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etmişlerdir. Sanayi alanında işe başlayan Avrupalı göçmenler, daha önceden edindikleri tecrübe, kültür ve birikimlerini sadece yaşadıkları toplum içerisinde değil aynı zamanda çalıştıkları sektörlere de yansıtıp kullanmaktadırlar. Bu tez çalışmasında, son 30 yılda Avrupa'dan göç eden iş gücünün Amerika'ya geldiğinde karşılaştığı sorunlar yeni bir çevre, kültür ve iş ortamı bağlamında incelenmiştir. Aynı zamanda, Avrupa'dan göç edenlerin karşılaştığı sorunların dünyanın farklı bölgelerinden gelen göçmenler ile bağlantılı olup olmadığı da araştırılmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen verilere göre çalışanlar ve işveren arasında iletişim kopukluğu olduğu, işverenin şirkette yaşanan problemlerin çözümünde çalışanların fikirlerine yeterince önem vermediği görülmüştür. Ayrıca farklı etnik kültüre sahip göçmen çalışanların örgüt kültürü bünyesinde bir bütün olmada güçlük çektikleri anlaşılmıştır.
Arap Baharı sonrası Türkiye'ye yerleşen göçmenlerin kariyer değişimleri
Göç, insanların içinde bulunduğu durumdan daha iyisine ulaşacağı düşüncesiyle yer değiştirmesidir. İnsanlığın varoluşundan itibaren her zaman göç etmesini gerektirecek sebepler olmuştur. Göç bazen zorunlu, bazen de tercih olmuştur. Doğal afetler, ülke içerisindeki karışıklık, ekonomik krizler, daha iyi şartlarda yaşamayı istemek, din, dil, ırk ve savaşlar göç için sebep oluştururken tarihte de kalıcı izler bırakmıştır. Göç eden kişilerin amaçları farklılık gösterir. Amaç bazen ekonomik koşulları iyileştirmek, bazen de hayatta kalmaktır. Göç, ekonomik, sosyal ve kültürel değişimleri de beraberinde getirir. Göç alan toplumun, göçmenlere karşı algı ve önyargılarının olması yabancıların tüm yaşamlarını etkilemektedir. Bu çalışmada; Ortadoğu'daki iç savaşlar sonucu 2010'larda Türkiye'ye yerleşen göçmenlerin kariyer yaşamlarını incelenecektir. Göç öncesi ve göç sonrasında kariyer yaşamlarının nasıl değişim geçirdiği, Türkiye gibi ekonomik açıdan güçlü olmayan ülkelere göçün bilinçli bir tercih olup olmadığı, Türkiye de göçmenler için bir kariyer fırsatının olup olmadığı incelenecektir.
Örgüt kültürünün örgütsel vatandaşlık davranışı üzerindeki etkisinde örgütsel bağlılığın aracı rolü: Bir tekstil firması örneği
Örgüt Kültürü, Örgütsel Vatandaşlık Davranışı ve Örgütsel Bağlılık ilişkilerinin incelenmesi ve Örgüt Kültürünün Örgütsel Vatandaşlık Davranışına olan etkisinde Örgütsel Bağlılığın aracı rolünün olup olmadığının bulgulaması ve açıklanması araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu çerçevede araştırma; Gaziantep İli Organize Sanayi Bölgesinde bulunan 3 vardiyalı 24 saat esaslı Tekstil sektöründe hizmet veren aynı şahıslara ait iki fabrikada yapılmıştır. Fabrikalar birbirinin devamı niteliğindedir. Anket uygulaması 2021 yılı AğustosEylül-Ekim aylarında elde edilmiştir. Araştırma evrenini 284 çalışan oluşturmaktadır. Anket çalışması birebir yapıldığından katılmak istemeyen kişiler çıkarıldığında toplamda 246 çalışana anket yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi 246 kişiden oluşmakta ve %5 anlamlılık düzeyinde analizi sonuçları değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulguları incelendiğinde Örgüt Kültürünün Örgütsel Vatandaşlık Davranışını istatistiksel olarak anlamlı, Örgüt Kültürünün Örgütsel Bağlılığı istatistiksel olarak anlamlı, Örgütsel Bağlılığın Örgütsel Vatandaşlık Davranışını istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilediği görülmektedir. Ayrıca Örgüt Kültürünün Örgütsel Vatandaşlık Davranışı ilişkisinde Örgütsel Bağlılığın kısmi aracı etkisinin olduğu bulgulamıştır.
Uzaktan eğitim programlarının öğretmenler tarafından algısının teknoloji kabul modeli bağlamında incelenmesi
İçinde yaşadığımız yüzyıl, eğitim teknolojilerinin gelişiminin tarihimiz için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Okullarımızdaki öğrenci sayısının her geçen gün artması, öğretmen sayısının az olması ve insanların kendi zamanlarını ve nerede eğitim alacaklarına sahip olma isteklerinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Böylelikle insanların farklı eğitim modellerini keşfetmesinin önü açılmıştır. 2020'de pandeminin başlamasıyla salgın tüm alanları etkilediği gibi eğitimi de olumsuz etkilemiştir. Salgından 63 milyon öğretmen ve 1,5 milyar öğrencinin etkilendiği belirlenmiştir. Eğitim-öğretim sınıf dışına çıkarak sanal ortama taşınmış ve çevrimiçi ortamlarda öğrencilerin eğitim ihtiyacı giderilmeye çalışılmıştır. Dünyada üç yüzyıl önce başlayan uzaktan eğitim çalışmaları özellikle bu dönemde ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada bir ihtiyaç haline dönüşmüştür. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) uzaktan eğitimi en etkili şekilde gerçekleştirebilmek adına Eğitim Bilişim Ağı'nı (EBA) güçlendirmiş, kullanımını başlatmış ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ile dayanışma sağlamıştır. Teknoloji Kabul Modeli (TKM) Sebepli Davranış Teorisi'nden yola çıkarak Davis tarafından geliştirilmiş, bireylerin bilgisayar kullanımını kabullenmelerini ele almak amacıyla oluşturulmuş bir modeldir. Bu modelde yer alan unsurlara göre gerekli incelemeler yapılmış ve bireylerin bilgisayar kullanımına karşı tutumları incelenmiştir. Pandemi şartları ile birlikte öğretmenlerin EBA ile ilgili tutumlarını inceleme alanları meydana gelmiştir. Bu çalışmada Bilecik'te faaliyet yürüten branş öğretmenlerinin TKM bağlamında uzaktan eğitime yönelik algıları ele alınmış ve ilgili alanda çalışmalar incelenerek, anket uygulamasıyla sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlara bakıldığında algılanan fayda, algılanan kullanım kolaylığı, niyet, tutum ve gerçekleşen davranışın anlamlı etkilerinin olduğu belirlenmiştir.
Muhasebe meslek mensuplarının davranışsal değişkenlerinin vergileme sürecindeki tutumları üzerine etkisini belirlemeye yönelik Bilecik ilinde bir araştırma
Vergi, hiç şüphesiz devletin gelir kaynaklarının en önemlisidir. Bu öneminden dolayı vergilendirme süreci kamu idaresinin üzerinde hassasiyetle durduğu konuların başında gelmektedir. Türkiye'de mevcut vergileme sistemine göre mükelleflerin vergi beyanları yasal düzenlemeler çerçevesinde muhasebe meslek mensupları tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak, muhasebe meslek mensuplarının mükellefleriyle olan ilişkilerinin ve buna bağlı davranışsal eğilimlerin vergi uyumunu etkileyebileceği düşünülebilir. Bu çalışmanın temel amacı, muhasebe meslek mensuplarının mükellefleriyle olan ilişkilerine bağlı davranışsal değişkenlerinin vergilendirme sürecindeki tutumları üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada ayrıca muhasebe meslek mensuplarının demografik özelliklerine göre, davranışsal değişkenlikleri ve vergi uyumları arasındaki farklılıkların belirlenmesi de amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda Bilecik ilinde faaliyet gösteren muhasebe meslek mensupları üzerinde anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda muhasebe meslek mensuplarının davranışsal değişkenlerini ortaya koyan beş faktör, vergiye karşı tutumunu ortaya koyan tek faktör tespit edilmiştir. Bu faktörler sırasıyla; olumlu iletişim, ortak özellik, öfke, etkililik, itimat ve vergi uyumu olarak isimlendirilmiştir. Yapılan istatistiki analizler sonucunda, "olumlu iletişim" ve "öfke" davranışsal değişkenlerinin vergi uyumu üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, meslek mensuplarının sahip olduğu mükellef sayısının vergi uyumuna olumsuz yönde etkisinin olduğu belirlenmiştir.
Gerilla pazarlama kavramı ve tüketicinin gerilla pazarlama uygulamalarına ilişkin davranışlarının incelenmesi
Günümüzde her alanda olduğu gibi pazarlama alanında da pek çok yenilik ve gelişme yaşanmaktadır. İşletmeler rekabetin hızla yükseldiği ve çevresel faktörlerin sürekli değiştiği piyasalarda varlıklarını sürdürebilmek için farklı pazarlama yöntemleri kullanmaktadırlar. Gerilla pazarlama da bütçesi kısıtlı ancak hayalleri büyük olan işletmeler için tüketicinin ilgisini çekebilmek ve işletmelerini tercih etmelerini sağlayabilmek amacıyla kullanılan bir pazarlama yöntemidir. "Gerilla Pazarlama Kavramı ve Tüketicinin Gerilla Pazarlama Uygulamalarına İlişkin Davranışlarının İncelenmesi" isimli bu çalışmanın birinci bölümünde, pazarlama kavramı genel kapsamıyla incelenmiş ve güncel pazarlama yaklaşımları açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, gerilla pazarlama kavramı açıklanmış ve geleneksel pazarlama ile gerilla pazarlama kıyaslanmıştır. Gerilla pazarlamanın uygulanış süreci ve gerilla pazarlamada kullanılan yöntemlerden bahsedilmiş, gerilla girişimci açıklanmış ve son olarak Dünyadan ve Türkiye'den gerilla pazarlama örnekleri sunulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde, tüketici davranışları kavramı genel kapsamıyla açıklanmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, Türkiye'de yaşayan tüketicilerin gerilla pazarlamaya yönelik algısını ölçmüş olan 462 anket değerlendirilmiş ve SPSS 22.0 programı kullanılarak güvenilirlik analizleri gerçekleştirilmiş ve istatistiksel olarak veriler incelenmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların çoğu dünyadaki gerilla pazarlama uygulamalarını Türkiye'deki uygulamalara nazaran daha çok beğenmiş ve genel olarak gerilla pazarlama uygulamalarını yaratıcı ve etkileyici bulmuşlardır.
Sağlık sektöründe algılanan liderlik modellerinin çalışanların duygusal emekleri üzerindeki etkilerine yönelik bir uygulama: Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü örneği
Sağlık hizmetlerinin sunumunda, çalışanların hasta ve hasta yakınları ile yüz yüze etkileşim içerisinde iken duygularını yöneterek, işyeri tarafından yazılı olarak belirlenmiş kurallara uyması için gösterdikleri çaba, duygusal emek olarak adlandırılmaktadır. Uygulanan liderlik modelinin, duygusal emek üzerine etkilerinin sağlık sektöründe incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, ayrıca demografik değişkenlere göre sağlık çalışanlarının liderlik modeli ve duygusal emek algıları arasındaki farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla; Bilecik ilinde sağlık sektöründe görev ayırt etmeksizin tüm çalışanların yanıtladığı çevrim içi anket verileri kullanılmıştır. Uygulanan anket neticesinde 381 çalışanın liderlik modeli algılarının, demografik verilerin faktör analizi aracılığıyla duygusal emeğe ait üç boyuta ait düzeyleri ile duygusal emeğe etkilerinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Elde edilen veriler fark testleriyle analiz edilmiştir. Analiz öncesi Mahalanobis ölçütü uygulanarak, 41 anket verisinde çarpıklık oluştuğu tespit edilip değerlendirmeye alınmayarak, 340 anket verisi ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde yüzde, frekans, box, bağımsız t-testi, Manova ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma neticesinde elde edilen bulgulara göre hipotezlerde belirtilen demografik değişkenlerin, liderlik model ve duygusal emek davranışlarında anlamlı farklılık yaratmadığı ancak kimi değişkenlerde kısmi de olsa farklılık yarattığı analiz edilmiştir. Eğitim durumu arttıkça görev odaklı liderlik ve derinlemesine davranış algısında bir azalma, meslek gruplarında çalışan sayıları azaldıkça görev odaklı liderlik modeli algıları artmakta iken derinlemesine davranış algılarında miktar ile ters orantılı ilerlemediği görülmüştür. Sağlık kurumlarında uygulanan altı liderlik modelinin (Etkileşimci, Dönüşümcü, Görev Odaklı, Babacan (Paternalist), Hizmetkâr ve Etik Liderlik) duygusal emeğe ait üç alt boyutu olan Yüzeysel, Derinlemesine ve Samimi Davranış üzerindeki etkilerini ölçmek için regresyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Hizmetkâr, Etik ve Etkileşimci Liderlik modelleri ve duygusal emek algıları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Liderlik algısı ve Z kuşağı üzerine bir inceleme
Toplum yaşamında meydana gelen değişim ve dönüşümlerin beraberinde yeni düşünce biçimlerine, değer yargılarına ve beklentilere zemin hazırladığı genel kabul görmüş bir gerçekliktir. Bu gelişmelerin belli dönemlerdeki insanlar arasında bir nevi kader birliği ile şekillendirmiş olduğu kanaatler "kuşak kavramı" ile açıklanmaktadır. Yaşanan olayların niteliği ve sonuçları değiştikçe de farklı kuşaklar ortaya çıkmaktadır. Günümüzde bu kuşakların en genci ve beklentileri ile değer yargıları bakımından en az bilineni ise 2000 yılından itibaren doğan bireyleri temsil eden Z kuşağıdır. En yaşlı bireyi 2023 yılı itibarıyla 23 yaşında olan bu kuşak, öğrenim hayatını henüz tamamlamakta ve çalışma hayatına atılmaktadır. Yakın zamanda iş yaşamının çoğunluğunu oluşturacak olan Z kuşağının liderlik algılarının anlaşılarak buna uygun yeniliklere gidilmesiyle birlikte örgütlerin başarılı yönetimler ortaya koymasına katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Bu tez çalışmasında Z kuşağı çalışanlarının liderliğe dair algılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Nitel araştırma yönteminin olgubilim deseniyle yapılandırılan çalışmanın örneklem grubu 4'ü kadın 7'si erkek olmak üzere 11 beyaz yakalı Z kuşağı çalışan bireyden oluşmaktadır. Araştırma verileri 5 ana soru ve bunları açımlayıcı sonda sorularının bulunduğu yarı yapılandırılmış görüşme formu üzerinden birebir görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Katılımcılarla yapılan görüşmelerin sonucunda 475 dakikalık ses kaydı ve bunların yazıya aktarılması ile yaklaşık 60 sayfalık veri seti elde edilmiştir. Bilgisayar ortamına aktarılan veriler MAXQDA 2022 isimli nitel veri analiz programı üzerinden betimsel analiz ile içerik analiz yöntemleri birlikte kullanılarak analiz edilmiştir. Tespit edilen kodlar önce kategorize edilmiş, ardından araştırma soruları üzerinden belirlenen 5 tema altında sınıflandırılmıştır. Buna göre; Z kuşağına mensup çalışan katılımcıların benimsemediği liderlik biçiminin otokratik (otoriter) liderlik olduğu, benimsediği liderlik davranışının ise demokratik liderlik ile tam serbesti tanıyan liderlik biçimleri olduğu sonucuna ulaşılmış olup örgütlerin bu doğrultuda adımlar atması tavsiye edilmiştir. Ayrıca katılımcıların çalışma alanlarında deneyimledikleri liderlik davranışları, liderlik tanımları ve Z kuşağına mensup olmalarının liderlik anlayışlarına etki edip etmediğine dair diğer bulgular da açıklanarak gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Holland tipi kişilik özelliklerinin işgörenlerin örgütsel vatandaşlık davranışı ve örgütsel bağlılığına etkileri
Bireyler açısından kariyer planlamalarına göre meslek tercihi önemli bir konudur. Meslek tercihi nedeniyle bireyin hayatının önemli bir bölümü etkilenmektedir. Bu tercih bireyin kendi isteklerinden dolayı olabileceği gibi dışsal faktörlerden de etkilenebilmektedir. Yanlış seçimler nedeniyle kişilik tipine uygun olmayan mesleklerin yapılmak zorunda kalınması, bireyin iş yaşamını olumsuz etkilemektedir. John Holland geliştirmiş olduğu Holland Tipoloji Kuramı ya da Holland Mesleki Kişilik Kuramına göre insanların altı kişilik tipinde sınıflandırılabileceğini öne sürmüştür. Holland, kişilik tipi ve meslek uyumunun sağlandığı durumlarda bu uyumun mesleki yaşama pozitif katkısı olduğunu ifade etmiştir.Holland Tipoloji Kuramının ana odak noktası olduğu bu çalışmada katılımcıların kişilikleri ile meslekleri arasındaki uyum Holland Tipoloji Kuramına göre incelenmiştir.Meslek uyumu ile kişilik tiplerinin incelendiğibu çalışmada kişilik özelliklerinin örgütsel vatandaşlıkdavranışı ve örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi araştırılmıştır.Araştırma kapsamında kişilik tiplerine görebazı demografik verilerin grup ortalamaları arasında farklılık olup olmadığını belirlemek için ANOVA Testi ve T Testi kullanılmıştır. Örgütsel vatandaşlık davranışı ve örgütsel bağlılığa kişilik tiplerinin etkisini anlayabilmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre katılımcıların kişilik tipleri ile statü, eğitim ve kurumda çalışma süreleri (kıdem yılı) arasında anlamlı farklılıklar olduğu, yaş ile arasında ise anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Yine kişilik tipleri ile örgütsel bağlılık arasında düşük seviyede ve yaklaşık %8 varyans açıklayıcılığı olduğu, örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde ise yaklaşık %27 varyans açıklayıcılığı olduğu keşfedilmiştir.
Bankacılık sektöründe mali tahlil ve istihbaratın gelişim süreci ve teknolojik yenilikler: Bir uygulama önerisi olarak duygu analizi
Mali analiz ve istihbarat, Bankaların müşteri edinim süreçlerinin yanı sıra bireyler, yatırımcılar, finans kuruluşları, kamu otoriteleri ve daha birçok gerçek veya tüzel kişi tarafından yatırım kararları, müşteri analizleri, borç alacak ilişkileri, takip, izleme, fon kullandırım süreçlerinde gerçekleştirilebilmektedir. Mali analiz ve istihbarat çalışmaları ile çalışmaya uygun müşteri/firmaların mali tabloları üzerinde gerekli aktarma arındırma işlemleri gerçekleştirilerek netleştirilen mali tablolar ile genel kabul görmüş tekniklerle incelemeler yapılırken, likit yapılar ve sermayeleri, künye bilgileri, davranışsal özellikleri, geçmiş dönemlere ait ödül ve başarıları, kısıtlı veya sorunlu bir durumun varlığı araştırılmakta ve çalışmaya konu edilmektedir. Globalleşmenin yanı sıra finansal sistemdeki gelişmelerle birlikte Bankacılık sektörü mali sistem içerisindeki etkisini arttırmıştır. Bankacılık sektörü de mali sistem üzerindeki konumunu sürdürebilmek taşıdığı kredi riskini sağlıklı şekilde gözlemlemekte ve gerektiğinde önlem almaktadır. Tahsis, izleme, takip ve önlem alma kararlarında sağlıklı kararlar verebilmek için mali analiz ve istihbarat çalışmaları önem taşımaktadır. Teknoloji ile birlikte bankacılık ürün gamı çeşitlenirken, yoğun rekabet ortamı nedeniyle karar verme ve izleme süreçlerinin de kısalarak hızlı şekilde sonuç alınması ihtiyacı doğmuştur. Hızlı karar verme ve aksiyon alma rekabet ve pazarlama faaliyetleri açısından olumlu olsa da kontrol ve izleme mekanizmaları açısından risk doğurabilmektedir. Bu çerçevede, finansal kurumların mali analiz ve istihbarat faaliyetlerinde de bankacılık sektöründeki gelişmelerde olduğu gibi birtakım yenilikler yaşamıştır. Manuel ve basit unsur kümeleriyle sürdürülmeye başlayan söz konusu faaliyetler yıllar itibarıyla otomotize olmuş ve anlık ölçülebilir hale gelmiştir. Her geçen gün bir öncekine kıyasla önemli ölçüde değişimlerin yaşanabildiği günümüzde yüksek hacme sahip, yapısal veya yapısal olmayan çeşit ve yüksek hızlarda toparlanan veriler oluşmaktadır. Müşterilerin mali verileri, finans kurumları nezdindeki geçmişleri, ödeme alışkanlıkları, ticari geçmişleri gibi bilgiler de bir bütün veya parça olarak bankacılık faaliyetlerinde kullanılmaktadır. Gelişen teknoloji beraberinde toplumsal yapıda yenilikler getirirken aynı zamanda iletişim araçlarını, haberleşme ağlarını, sosyal ve profesyonel çevre faktörlerini de değiştirmektedir. Son yıllarda yaygın olarak kullanılan sosyal medya ile anlık haberleşme mümkün olmakla birlikte birçok bilgiye de anlık olarak erişilebilmektedir. Bu bilgiler üzerinden seçim anketleri, ön araştırmalar, analizler, gözlemler yapıldığı bilinmektedir. Veri kaynakları çeşitlenirken, kullanılan veri miktarında da artış yaşanmakta, diğer taraftan ise bunların hızlı analiz edilmesi ve gerektiğinde anlık kontrol edilmesi ihtiyacı hasıl olmaktadır. Bu noktada, daha çok veriyi, en hızlı şekilde temin ederek, en doğru şekilde yorumlayıp kullanmak önem taşımaktadır. İstihbarat kaynakları ile elde edilen bilgiler doğrultusunda, banka içi, resmi kurumlar ve/veya halka açık kaynaklardan araştırma yapılmakta ve sonuçlar belirli algoritmalar vasıtasıyla ve çeşitli çözümler/uygulamalar üzerinden veri tabanlarına aktarılmaktadır. Elde edilen bilgiler kredi riskinin sürekli olarak izlenmesi kapsamında ele alınırken, finans kurumlarınca finansal analiz, tahsis, izleme ve benzeri birimlerince aksiyonlar alabilmek için kullanılmaktadır. Manuel uygulamaları sonlandırarak bilgilerin sistematik şekilde temin edilmesi sürecin etkinliğini arttırırken, karar ağaçları ve algoritmalar ile sistematik kurgular yardımıyla müşterilerin kredi riski unsurları tespit edilmekte ve gerekli önlemlerin zamanında alınması sağlanmaktadır. Günümüzde, dijital platform ve sosyal medya hesapları üzerinden gelen şikâyet, öneri, bilgi talebi veya teşekkür içeriklerini bir çok sektörde olduğu gibi finans sektöründe de takip edilmektedir. Takibi yapabilmek ancak sağlıklı sistemler kullanarak veriyi doğru ve en hızlı şekilde analiz ederek mümkün olabilecektir. Bu noktada, anlık olarak değişkenlik arz edebilecek dijital platform unsurlarından anlamlı bilgiler çıkartılabilmesi gerekecektir. Analizi yapabilmek için metin madenciliği yöntemlerinden faydalanılabilir. Çalışmamız dahilinde finansal kurumların kredilendirme sürecinin bir parçası olan mali tahlil ve istihbaratın önemi, uygulanan yöntemleri ve bunların tarihsel ve teknolojik gelişimi vurgulanmaya çalışılırken, istihbarat sürecinin bir bacağı olarak sosyal medyanın veri madenciliği uygulamalarından duygu analizi ile sürece entegre edilmesi değerlendirilmiştir.