Bilecik Şeyh Edebali Üniversity
Anabilim Dalı

Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı

Bilecik Şeyh Edebali Üniversity

4.032

Arşivlenen Tez

33

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muammer b. Abbâd es-Sülemî'nin kelâm sistemi

Bu çalışma Mu'tezile mezhebinin önemli temsilcilerinden biri olmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı kelâm ilminde, hakkında yeteri kadar çalışma yapılmamış bir kişi olan Muammer b. Abbâd es- Sülemî'nin kelâmi konulardaki görüşlerini ele almaktadır. Çalışmamızda öncelikle Muammer'in içinde bulunduğu siyasi ve ilmi ortam kısaca değerlendirildi. Ayrıca kaynaklardan elde etiğimiz kadarıyla Muammer'in kendi hayatına ilişkin bilgilerden bahsedildi. Muammer'in düşünce sisteminde en çok üzerinde durulması gereken konu mâna teorisidir. Bu çalışmada mâna kelimesinin anlamını (anlamı) ve âlimlerin Muammer'in mâna kelimesiyle neyi kastettiğini açıkladıktan sonra mâna teorisi'nin üzerinde duruldu. Kendine has görüşleri olan Muammer'in Allah ve insan hakkındaki tasavvurunun ardından cisim, cevher ve araz görüşlerine değinildi. Muammer'i konu edinen âlimlerin Muammer'in düşüncelerinin kaynağı konusundaki görüşleri ele alındı. Son olarak, Muammer'i ve onun görüşlerini eleştiren klasik dönem düşünürlerinin, Muammer hakkındaki değerlendirmeleri incelendi.

Yunus Acar
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Giritli Sırrı Paşa'nın Ehl-i Kitap eleştirisi

Tarih boyunca dünya üzerinde çeşitli inanç sistemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı ilahi dinlerken, bir kısmı ilahi olmayan dinlere aittir. İlahi dinler, Allah tarafından gönderilen peygamberler aracılığıyla insan hayatını düzenlemek amacıyla var olduklarından, bu dinlere ait kitaplar ilahi kaynaklıdır. Kur'ân'ı Kerim'de Ehl-i kitap olarak anlatılan bu zümreler tevhid ehli inançlar olarak karşımıza çıkarlar. Bu zümrelerden biri olan Yahudilik ilk ilahi dindir. Bu inanışın Ehl-i kitap kategorisine girmesinin sebebi kendilerine Tevrat ve Zebûr adlı kitapların verilmesidir. İkinci tevhid eksenli din olan Hristiyanlık ise İncil'den dolayı kitap ehlinden sayılmıştır. Sırrı Paşa, geniş bir ilmi birikime sahip olan ve dinler hakkında kapsamlı çalışmalar yapan önemli bir mütefekkirdir. Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamış ve çeşitli disiplinlerde derinleşmiş olan Sırrı Paşa'nın eserleri, döneminin düşünsel zenginliğini yansıtmaktadır. Bu bağlamda, özellikle Ehl-i kitap olarak adlandırılan Yahudilik ve Hristiyanlık üzerine yoğunlaşmış, bu toplulukların inanç sistemleri ve pratikleri hakkında derinlemesine bilgiler sunmuştur. Sırrı Paşa'nın eserleri, İslam'ın diğer dinlere yönelik tutumunu anlamamıza önemli bir katkı sağlamaktadır. Özellikle Ehl-i kitap olan Yahudiler ve Hristiyanlar ile ilgili eleştirileri, farklı inanç sistemlerinin karşılaştırılmasına ve anlaşılmasına olanak tanır. Müellif Yahudilerin dinlerini tahrif edip inançlarına şirk bulaştırmalarını eleştirirken, arz-ı mev'ûd konusunu ele alır. Yahudiler kendilerini özel bir millet saydıklarından dolayı inançlarını millileştirme yönünde değiştirmişlerdir. Özellikle kendi özel topraklarının olması, hususi olarak Tanrı ile aralarında ahit olması ve peygamberliği sadece Yahudilerin ayrıcalığı olarak görmeleri, bu özel millet anlayışlarını destekleyen unsurlardan kaynaklanmaktadır. Yazar, kendisi toplumla iç içe olmasından dolayı dinlerin halka tesiri üzerinde düşünmüş ve eserlerini bu minvalde ele almıştır. Hristiyanlıkla ilgili ele aldığı konular bunun en güzel örneğidir. Hristiyan halkının yoğun olduğu yerlerde görev yapmasından dolayı onlara özel olarak bir eser kaleme alan Sırrı Paşa, Hristiyanların temel inançları üzerinde eleştirilerde bulunmuştur. O, Hristiyanlara yönelik en büyük eleştirisini, tevhid inancına şirk bulaştırmaları konusunda yapmıştır. Başlangıçta tevhid inancını benimseyen, ancak sonradan üçlü tanrı anlayışına kayan Hristiyanlığın en temel ilkesi İsa-Mesih'in Tanrı ve Tanrı oğlu oluşudur. Hristiyanlar, başlangıçta tevhid esaslarına dayanan bir inanç sistemine sahip olmalarına rağmen, zaman içinde Hz. İsa (a.s)'ın ilah olduğunu kabul etmeleriyle bu inançlarında şirk unsurlarını barındırmaya başlamışlardır. Hz. İsa (a.s)'ın tabiatı hakkındaki görüşlerin yanı sıra, Havarilere dayandırılan özellikler de tarih boyunca tartışmalı konular arasında önemli bir yer edinmiştir. Kur'an-ı Kerim, Hristiyanlara bir kitap verildiğine değindiği halde, Hristiyanlar dört İncil ile beraber yirmi yedi kitaba inanırlar. Ancak, içlerinde birçok çelişki barındıran bu eserlerin yazılışı ve tespiti, şüphelerle dolu bir konudur. Özellikle tevhid esaslarına odaklanan ve Hz. İsa (a.s)'ın insan ve peygamber olduğunu vurgulayan İncillerin apokrif olarak kabul edilmesi, bu konuda duyulan en büyük şüpheler arasında yer almaktadır. Aynı zamanda, tevhid inancına sahip olduklarını iddia etmelerine rağmen Hristiyanlar, Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğini kabul etmemişlerdir. İncillerde Hz. İsa (a.s)'ın Hz. Muhammed (s.a.s)'i müjdelediğine dair kapsamlı bilgilerin bulunmasına ve Kur'an'da bu yönde ayetlere yer verilmesine rağmen, Hristiyanların Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğini kabul etmemeleri doğru bir tutum değildir. Anahtar Kelimeler: Ehl-i kitap, Sırrı Paşa, Yahudilik, Hristiyanlık, Arz-ı Mev'ûd, Pavlus, Peygamberlik, Kur'ân-ı Kerim, İncil, Tevrat, Zebûr.

Giridli Sırrı PaşaHristiyanlıkSırrı Paşa+1
Harun Cengiz
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abdurrahman Tâğî, hayatı ve tasavvufî görüşleri

Abdurrahman Tâğî, Bitlis'in Norşin ilçesinde yaşamış Nakşibendî tarikatının Hâlidî koluna bağlı bir mutasavvıftır. Şeyhine olan bağlılığıyla ön plana çıkmış, şeriat-tarîkat kurallarına sımsıkı bağlı bir âlimdir. Halifelik aldıktan sonra Norşin'de kurduğu dergâh ve medrese, bölgenin en önemli ilim merkezlerinden biri olmuştur. Zira yetiştirdiği ilim talebeleri, mürit ve halifeleri sayesinde Hâlidîlik kolunu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Suriye'ye kadar yayma gayreti göstermiştir. Tâğî'nin öne çıkan en önemli özelliklerinden birtanesi olan sünnet-i seniyeye olan bağlılığı, irşad ve sohbetlerine de yansımış, müritlerine, bid'at ve ruhsatları terk etmelerini ve sünneti seniye ile amel etmelerini her daim tembihlemiş, tarikat ve şeriat arasındaki dengeyi sağlam temeller üzerine tesis etmiştir. Zira her bid'atın bir sünneti ortadan kaldırdığını ifade ederek, İmam Rabbânî ile aynı çizgide olduğunu göstermiştir. Tâğî, sohbet ve râbıta konularına ayrı önem vererek, sohbetin kâr kazandıran büyük bir ticaret olduğunu vurgulamış, sohbetin, ihlâs ve muhabbeti artırdığını, dünya sevgisine engel olduğunu ifade etmiştir. Mevlânâ, Tasavvufta mürşidsiz yola çıkılamayacağı, çıkılsa bile şeytan ve nefsin tuzaklarına yenik düşüp yolu kaybedeceğini bildirken, Abdurrahman Tâğî de mürşidi kâmili, kendi irade ve benliğinden sıyrılıp, Allah'ın iradesi altına giren, Allah (c.c.)'ın iradesi ve rızası dışında bir söz ve eylemde bulunmayan rehber şeklinde tarif etmiştir. En büyük kerâmetin istikamet üzere olmak olduğunu bildiren Tâğî, şerîatta lakayt davranıp olağan üstü olaylar sergileyenlere kanılmaması gerektiğini savunmuştur. Şerîata önem vermeyen kişilerin, bin kerâmet gösterse bile, şeyhliklerine itibar edilmemesi gerektiğini kaydederken, sahte müteşeyyihlere karşı uyanık olmamız gerektiğini ifade etmiştir. Abdurrahman Tâğî, tarîkatın, ihlas, muhabbet ve şerîata bağlılık ekseninde olduğunu, tarikatın amacının da şerîat hükümlerinin ayrıntılarını ve hikmetlerini bilmek olduğunu kaydederek, tarîkat sınırlarının, şeriat kuralları ile çizildiğini vurgulamıştır. Tâğî, tarîkatın diğer bir amacının da nefsin hilelerini ve kötülüğünü öğretip, insanlara tayakkuz hali kazandırmak, gaflete düşmemelerini sağlamak olduğunu vurgulamıştır. Mürid-mürşid konusuna da değinen Tâğî, mürşid ve müridin sıfatları ve görevleri üzerinde de durmuş, mürşid-veli ve derviş gibi kavramların arasındaki farkları da izah etmiştir.

Abdurrahman TağiBiyografiNakşibendiyye tarikatı+1
Semih Bekçi
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hicri VII. asra kadar Arap dilbilimcilerinde mecaz ve kinaye

Birer belagat terimi olarak, mecaz; "Ortak bir iletişim dilinde hakiki anlamının anlaşılmasını engelleyecek bir karînenin varlığıyla beraber aralarındaki bir alâka'dan ötürü lafzın konulduğu anlam dışında kullanılması", kinaye ise; "Gerçek anlamının kastedilmesi mümkün olmakla birlikte gerçek anlamı dışında kullanılan lafız" şeklinde tanımlanmıştır. Bütün dillerin ortak yönlerinden ve Arap dilinin önemli ifade üsluplarından biri olan mecaz ve kinayenin dildeki varlığı Arap dili ve edebiyatının başlangıç safhası olan Cahiliye döneminden itibaren fark edilmeye başlanmıştır. Kur'ân-ı Kerim'in nüzulüyle dini metinlerin anlaşılması çabasına matuf olarak dilsel araştırmalara yönelen Arap-İslam toplumundaki bu çabalar dilin kelime hazinesi, yapısı ve gramerine olduğu kadar dildeki ifade biçimleri üzerine de yoğunlaşmıştır. Bir mananın farklı ifade yollarıyla hangi şekillerde dile getirilebileceğini araştıran Beyan ilmi ile bu yollardan biri olan mecaz ve kinaye üslupları başlangıcından itibaren dilbilimsel araştırmaların bütününe konu olmuştur. Başlangıçta dilsel bir olgu ve edebi bir üslup olarak görülen mecaz ve kinaye farklı çevrelerce yürütülen dilbilimsel araştırmalar içerisinde uzun bir kavramlaşma süreci geçirmişlerdir. Bu süreç Müslüman toplumunun geçirdiği kültürel gelişim aşamalarından doğrudan etkilenmiştir. Dilin kelime hazinesini, yapısını ve kurallarının tespit ve tesis etmeye çalışan ilk dönem dil ve gramer faaliyetleri, Kur'an'ın kelime ve ifadelerinin dildeki doğru anlamlarına ulaşma çabasıyla yürütülen tefsir çalışmaları, zamanla ortaya çıkan inanç mezheplerinin dilbilimsel zemindeki tartışmaları, mevcut edebi birikimin toplanması ve edebi tenkit faaliyetlerinin sistematikleşmesi ile yabancı kültürlerin etkileri bu süreci oluşturan aşamalardır. Mecaz ve kinayenin kavramlaşarak ilmi birer disipline dönüşmeleriyle neticelenen bu süreç aynı zamanda Belagat biliminin gelişim sürecine de işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Arap Dilbilimi, Hakikat, Mecaz, Kinaye, Belagat, Beyan.

Arap edebiyatıArapçaBelagat+5
Fetullah Yener
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muhammed b. Süleymân el-Hukrî'ye ait en-Nücûmü'z-Zâhira fi's-Seb'ati'l-Mütevâtira adlı eserin edisyon kritiği ve kırâat ilmi açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, hicri sekizinci yüzyılda yaşamış; Mısır, Medine ve Kudüs gibi büyük İslam beldelerinin ilmi ve kültürel havzasında bulunarak dönem dönem devlet kademelerinde idarecilik ve kadılık yapmış olan, Fıkıh, Nahiv ve Kıraat alanındaki eserleriyle öne çıkan Mısırlı âlim Şemsüddîn Muhammed b. Süleymân el-Hukrî'nin hayatını tabakat ve rical kaynaklarından hareketle bütün yönleriyle ortaya koymakta; kırâat ilmine dair ona izafe edilen en-Nücûmü'z-zâhira fi's-seb'ati'l-mütevâtira adlı yazma eserin edisyon kritiğini yapmakta ve kırâat ilmi açısından değerlendirmektedir. İki bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde müellifin hayatı ve ilmi çalışmaları ele alınmıştır. İkinci bölümde eserin nüsha örnekleri ve kütüphane kayıtları hakkında bilgi verilmiştir. Bu bölümde eser hakkında bilgi verilerek içeriği, üslubu ve kaynakları kıraât ilmi açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca tahkik metninde takip edilecek usul hakkında da bilgi verilmiştir. Son olarak eserin tahkikli metni ortaya konmuş ve böylece çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: kırâat-ı seb'a, el-Hukrî, en-Nücûmü'z-zâhira

Kur'an-ı KerimKıraatMuhammed b. Süleyman el-Hukri
Ahmet Temel
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mutʿa nikâhı ile ilgili hadislerin tahric ve tenkidi

Mutʿa nikâhı uygulaması bir câhiliye âdetidir. İslâm'ın gelişiyle beraber tüm câhiliye uygulamalarında olduğu gibi, mutʿa nikâhı uygulaması da yasaklanmıştır. Vârid olan rivâyetlerden anladığımız kadarıyla, sefer zamanı eşlerden ayrı geçen uzun zaman dilimlerinde, Rasûlüllah'a (a.s) başvuran kimi genç sahabîlerin, zarûret gereği mutʿa yapma isteklerine kısa bir zaman için ruhsat verilmiş ve hemen akabinde kıyâmete kadar haram kılınmıştır. İslâm ümmetinin, Şia'nın Caʿferiye kolu hariç tamamı, yasaklandığı bilgisi kendilerine ulaştıktan sonra bu uygulamayı terk etmişlerdir. Mutʿa uygulamasını rivâyetle ortaya çıkan ruhsata değil de âyete dayandıran Caʿferîler, âyeti nesh eden başka bir âyetin gelmediğini iddia etmişler, konuyla alakalı olarak ta sadece ehl-i beyt tarikiyle gelen hadîsleri dikkate alarak mutʿa nikâhının ümmet için rahmet olduğu tezini savunmuşlardır. Hem mutʿa ile alakalı gelen hadisleri rivâyet tekniği açısından ele alıp incelemek, hem de mutʿanın mubahlığına delil kabul edilen Nisa 4/24. Âyeti merkeze alarak tezimizi hazırlamaya çalıştık. Çalışmayı yaparken nikâh, câhiliyede nikâh çeşitleri, sünnî kaynaklarda mutʿa ile alakalı vârid olan hadisler ve tahric ve tenkidi incelememizin kapsamını oluşturdu. Sonuç bölümünde ise, mutʿanın nesh olan bir câhiliye âdeti olduğu ve müslümanlar arasında, kitap ve sünnet çerçevesinde haram olduğunun -Şia hariç- kabul edildiği vurgulanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Nikâh, mutʿa nikâhı, hadîs, tahric.

EvlilikHadisKur'an-ı Kerim+3
Ahmet Demirer
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hadisler bağlamında insanlar arası ilişkilerde sevginin yeri ve değeri

Bu çalışmada, hadisler bağlamında insanlar arası ilişkilerde sevginin yeri ve değeri incelenmektedir. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sevgi kavramının lügat ve terim anlamları, Kur'an ve hadislerdeki kullanımı, ayrıca sevginin psikolojik yönü ve beşeri ilişkilerin dışındaki sevgi çeşitleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, çalışmamızın ana konusu olan insanlar arası ilişkilerde sevginin rolü, Kur'an ve hadis metinlerine göre incelenmiştir. Ayrıca, beşeri ilişkilerde sevgiyi arttıran unsurlar ve sevgiyi ihlal eden tutum ve davranışlar üzerinde durulmuştur. Son olarak ise sevginin toplumsal yapıya olan etkisi ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Hadis, İnsan, Sevgi

HadisKur'an-ı KerimSevgi+3
Semra Ekin
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslâm hukuku ve Türk Medenî Kanununda şüf'a' ( önalım ) hakkına ilişkin yaklaşım farklılıkları

Bu çalışma İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserindeki "talak'' hükümlerinin incelenmesini konu almaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde İbn Hazm'ın hayatı, eserleri, ilmi çalışmaları, usul anlayışı ve Zâhirî metodolojisine katkılarına değinildi. Yine aynı bölümde el-Muhallâ adlı eserinin muhteva ve sistemetiği hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölümde talak kavramının tanımı, Kuran, Sünnet ve icmadaki delillerine, talak ile fesih kavramlarının benzer ve farklı noktalarına yer verilmiştir. Ayrıca talakla ilgili kavramların ve çeşitlerinin lügat ve ıstılahî tanımı yapılmış ve bu kavramlar hakkında genel bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserindeki talak çeşitleri ile talak hükümlerinin incelenmesine ve diğer mezheplerin bu konular hakkındaki hükümlerine yer verildi. Dördüncü bölümde kazâî boşanma sebepleri ve el-Muhallâ'daki hükümleri ve diğer mezheplerin görüşleri incelendi. Bu çalışmanın sonucunda İbn Hazm'ın, diğer fıkhî konularda olduğu gibi talak konusunda da Zâhirî mezhebinin görüşlerinden ziyade kendi özgün metodolojisini yansıttığını görmekteyiz. Zira usul ve fürûdaki tutarlılığını, diğer mezhep imamlarına karşı eleştirisel yaklaşımını, meseleleri işleyişindeki yöntemi ve sert tutumunu bu eserde talak bölümünü işlerken de yansıtmıştır.

Türk Medeni Kanunuİslam hukukuŞüf'a
Semiyye Yurtoğlu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkçe ve Arapçada ses ve cümle yapılarının karşılaştırmalı çözümlemesi

Arapça öğretiminin yayılmasıyla birlikte Arap Dünyası ile Türkiye arasında son dönemlerde başında Arapça öğrenme isteğinin olduğu birçok alanda yakınlaşmaya şahit olduk. Bu durum, Türkçe ve Arapça arasında sesbilim, sarf ve nahiv alanlarında karşılaştırması çözümlenmesine yönelik daha çok çalışma ve araştırma yapılmasını gerekli kılmıştır. Arapça ile diğer dünya dilleri arasında çeşitli dilsel konuları içeren karşılaştırmalı çözümleme konusunda çok sayıda çalışma yapılmıştır. Buna karşılık Türkçe, karşılaştımalı çalışmalardan yeteri kadar nasibini almamıştır. Emrullah İşler tarafından yapılan çalışma örneğinde olduğu gibi Türkçe-Arapça etkileşimini konu edinen çalışmalarda sadece ses yönünden etkileşim veya her iki dilde de kullanılan soru edatlarının mukayesesi gibi belirli bir konuyla sınırlı kalmıştır. Arapça-Türkçe etkileşimine dair çalışmaların sayıca az olmasına sebep olarak Arapçanın Türkler tarafından din dili olarak görülmesi gösterilebilir. Bu bağlamda Türkiye'de Arapça ile ilgili yapılan çalışmaların nahiv, sarf, edebiyat, belagat konularına yoğunlaştığını görmekteyiz. Bu yüzden bu çalışma alandaki boşluğu doldurmak ve bu alanda gelecek çalışmalar için bir umut olmak üzere ana dil olarak Arapça ve ikinci dil olarak Türkçe ses ve cümle yapısı sistemleri arasındaki karşılaştırmalı çözümlemesi hakkında yapılmıştır. Bu araştırma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Türkçe ve Arapçanın gelişimi, karşılaştırmalı çözümleme ile dilcilerin bu husustaki görüşleri ve dünya dilleri arasındaki etkileşim hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde her iki dilin fonetiği ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise her iki dildeki cümle yapısı üzerinde durulmuştur. İki dil arasındaki karşılaştırmalı çözümlemenin öneminden hareketle dördüncü bölüm ise Türkçe ve Arapça arasındaki benzer ve farklı yönlerin tahliline yer verilmiştir.

ArapçaCümle yapısıDil bilgisi+3
Mohammed Saeed Mohammed Salem
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde mezhep tartışmaları

"Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Geçiş Sürecinde Mezhep Tartışmaları" başlığını taşıyan çalışmamızda, dönemin temsil gücü yüksek olan Sırâtımüstakîm-Sebîlürreşâd ile Dârulfünûn İlahiyat Fakültesi Mecmûası başta olmak üzere diğer dergilerdeki yazılar, mezhep tartışmaları bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca araştırmamızda, söz konusu dergilerdeki İslâm mezhepleri ile ilgili makaleler ve dönemin mezheplerle ilgili düşünce yapısını yansıtan eserler incelenmiştir. Araştırmada buhranlı zamanda yaşanan mezhep tartışmalarının temelde hangi meseleyi merkeze alıp onu çözmeye çalıştığı tespit edilmiş ve dönemin tasvîri yapılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde Osmanlı'nın son döneminde İslâm mezhepleri tarihi çalışmaları, Mezhepler Tarihinin ders oluş süreci, İslâm dünyasının Doğu-Batı ilişkileri, devletin dağılması sürecinde din-devlet-siyaset tartışmalarında ortaya çıkan akımlar ve dinî hayata yön veren geleneksel eğitim kurumları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Osmanlı'nın mezhebî yapılanması, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte Sırâtımüstakîm-Sebîlürreşâd ile Dârulfünûn İlahiyat Fakültesi Mecmûası'nda mezhepler hakkında yazı yazanların yanı sıra onların çalışmaları, Osmanlı coğrafyasında yaşayan İslâm mezhepleri ile İslâm'dan farklılaşan mezhepler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise söz konusu dergilerde imâmet ve hilâfet, teceddüd ve terakki, kaza ve kader, iman-amel münasebeti, takrîbü'l-mezâhib, ittihâd-ı İslâm, mehdîlik, ictihad ve taklid gibi kelâmî ve mezhebî konular ve problemler tartışılmıştır.

Dinler tarihiMezheplerMezhepler tarihi+3
Süleyman Çam
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klâsik dönem ahkâm tefsirlerinde yorum farklılıkları -Nisâ Sûresi bağlamında-

Kur'ân-ı Kerîm'in lafzi açıdan ihtilâfa müsait muhtevası, fıkhî ihtilâfların bir sonucu olan mezheplerin meşruiyetinin bir delilidir. Ahkâm âyetlerinde bulunan ve farklı hükümlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan zannîlik, dinin esasını teşkil eden nasların tabiatının bir gereği olarak, fıkhî mezheplerin oluştuğunu göstermiştir. Mezheplerin görüşlerinde zıtlık mevcut olsa dahi dayandıkları usûlî arka plan çerçevesinde değerlendirildiğinde tutarlı bir sürecin ürünü oldukları ve bütünlük arz ettikleri söylenebilir. Klasik dönemde mezhep sistematiğine dayanan Kur'ân-ı Kerîm'in yorumlanmasında ihtilâflar zuhur etmiş olsa da bunlar ferdi olmaktan çok kurumsal bir yapıda ortaya çıkıp sağlam bir usûlî zemine oturtulduğundan dindeki öz dinamiklerle tutarlılık içerisinde olmuştur. Bu minvalde yapılan Kur'ân-ı Kerîm yorumu neticesinde farklı sonuçlar ulaşılsa da bu yorumlar Müslüman toplumda bir saygınlık kazanmıştır. Ortaya çıkan ihtilâflar tefrika olarak görülmemiş, aksine ameli nitelikte alternatif uygulamaların kaynağı görülerek bu yönüyle rahmet olarak nitelendirilmiştir. Özellikle ameli meselelerde Kur'ân-ı Kerîm'in doğru yorumlanabilmesi Müslümanların kahir ekseriyetinin hemfikir olduğu konulardan biridir. Bu faaliyet oturmuş bir usûlî zeminde yapılmadığı taktirde ise her Kur'ân-ı Kerîm yorumcusu münferit bir anlayışla harekete edeceğinden amelî boyutta Kur'ân-ı Kerîm birleştirmeden daha çok Müslümanların ayrışmalarına hatta sapmalarına yol açacaktır. Bu anlamda Kur'ân-ı Kerîm'in yorumunda tutarlılığın sağlanması ancak usûl-i fıkıh yönteminin takibi sayesinde mümkün olacağı için günümüzde Kur'ân tefsirinde uygulanacak ilk yöntem olması gerektiği söylenebilir. İslâmın'ın ilk dönemlerinden beri ictihada açık alanlarda kavrayış farklılığı ve nasların ihtimalli yapısı gibi nedenlerle farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu husus hem Hz. Peygamber'in (s.a.s.) hayatta olduğu dönemde hem de vefatından sonra sahâbenin fıkhî istinbatında kendini göstermiştir. Özellikle hicri ikinci asırdan itibaren Kur'ân'daki ahkâm âyetlerinin anlaşılmasına yönelik telif edilen ahkâmü'l-Kur'ân eserleri, Kur'ân nassının hukuka yönelik tarafını açıklamaktadır. Müctehidler makâsıd-ı şerîa esasları çerçevesinde ve usûl-i fıkhın oluşturduğu teorik zemin üzerinde ahkâm ayetlerini yorumlamışlardır. Bu bağlamda bu çalışmada fıkhî dönemler içerisinde o dönemin fıkhî durumu aktarılmış, dönemleri içerisinde ahkâmü'l-Kur'ân eserleri tanıtılmaya çalışılmış, Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine ait başucu eser olarak kabul edilen teliflerin üç tanesi yöntem ve kaynakları açısından araştırılmış ve Nisâ sûresi özelinde oluşan ihtilâfların usûl-i fıkh açısından incelenmesi yapılmıştır.

Ahkamu`l-Kur`an
Latif Kadir Akarsu
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lise öğrencilerinin kaderle ilgili kavramlara yükledikleri anlamlar (Hatay-İskenderun örneği)

Bu araştırma lise öğrencilerinin kader inançları ile bu inançlarının sonucunda kader ile ilgili kavramlara (ecel ve ömür, rızık, doğal afetler ve felaketler, hayır-şer, hidayet ve dalalet, dua ve tevekkül) yükledikleri anlamları belirlemeyi konu edinmektedir. Bununla birlikte lise öğrencilerinin kader kavramına yükledikleri anlamlar çeşitli değişkenler (Cinsiyet, lise türü, sınıf düzeyi, sosyo-ekonomik düzey, anne-baba eğitim durumu ve din eğitimine en çok katkı yapan) açısından incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Hatay İli, İskenderun ilçesi sınırları içerisinde bulunan Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Meslek Lisesi ve İmam Hatip Liselerinde öğrenim gören 9, 10, 11 ve 12'nci sınıf öğrencileri arasından tesadüfi yöntemle seçilen 624 öğrenci oluşturmaktadır. Lise öğrencilerin kader inancını ve bu inanca yönelik kader ile ilgili kavramlara yükledikleri anlamları belirlemek amacıyla Kelam alanında kapsamlı bir ölçme aracına rastlanılmadığından söz konusu alanda uzmanların görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanan sorular uygulanmıştır. Bu ölçme aracı ile birlikte lise öğrencilerinin demografik bilgilerini ölçmek amacı ile yine araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Demografik Bilgi Formu; cinsiyet, baba eğitim, anne eğitim, sınıf düzeyi, sosyo-ekonomik düzey, okul türü ve din eğitimine en çok etkisi olan faktörlere ilişkin sorulardan oluşmaktadır.Yapılan analizler sonucunda; kader ve kadere ilişkin kavramlara lise öğrencilerinin yükledikleri anlamlar cinsiyet, anne-baba eğitim durumu, lise türü, sınıf düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Cinsiyet yönünden bakıldığında, erkek öğrencilerde cebrî yönde (önceden takdir edilmiş) kaderci bir anlayış görülürken, kız öğrencilerde Ehl-i Sünnet'in görüşüne yakın bir kader anlayışı gözlenmektedir. Anne-baba eğitim durumu değerlendirildiğinde, gerek anne gerekse baba eğitim düzeyi yükseldikçe cebri (kaderci) anlayıştan uzaklaşıldığı, insan irade ve sorumluluğunun ön plana çıktığı bir anlayışa yaklaşıldığı görülmüştür. Diğer taraftan istatistiksel analiz verileri lise öğrencilerinin kader kavramına yükledikleri anlamların onların sosyo-ekonomik düzeylerine göre farklılaşmadığını göstermiştir. Lise türleri açısından bakıldığında; imam hatip lisesi öğrencilerinin diğer lise türü öğrencilerine kıyasla klasik kader anlayışına (önceden takdir ve belirleme) sahip oldukları, meslek lisesi öğrencilerinin kader algısının Cebriyye mezhebi ile paralellik gösterdiği, fen lisesi öğrencilerinin cebri anlayışın dışında kalarak, insan iradesini ön plana çıkaran bir anlayışa sahip oldukları bunun yanında kader inancını oluşturan bazı kavramlar noktasında eksiklikleri olduğu göze çarpmaktadır. Sınıf düzeyi dikkate alındığında; sınıf düzeyi yükseldikçe felaketlerin alınyazısı olduğu, yaşanılması gereken bir kader olduğu anlayışından uzaklaşıldığı, gençler arasındaki yaş farklılığının kaderin algılanmasında farklılıklar oluşturduğu görülmektedir. Ulaşılan bulgular din eğitimine en çok katkıyı %94,8 gibi bir oranla aile bireylerinin yaptığı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ve din görevlilerinin geri kalan yüzdelik dilimi oluşturduğu tespit edilmiştir.

Din sosyolojisiHatay-İskenderunKader+5
Tuğba Karenoğulları
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı Türkçesinin Halep Lehçesine etkisi

Bu çalışmada Osmanlı Türkçesinin Halep Lehçesi üzerine günümüze kadar gelen etkilerini ele alınmış olup bu doğrultuda Halep halkı ile yüz yüze görüşülmüş ve Türkiye'nin Mersin ili sınırlarında yaşayan Halepli Suriyeliler ile sınırlandırılmıştır. Suriye'deki iç savaş sebebiyle Halep iline gitmek zorlaşmıştır. Bu yüzden örnekler, yıllarca Halep'te yaşayarak ora lehçesininden seçilen kelimeleri iyi bilen kişilerin söylediklerinden derlenmiş olup Türkiye'ye geldikten sonra öğrendikleri Türkçe ifadelerden alınmamıştır. Yü zyüze görüşmelerin yanında Halep asıllı yazarların özellikle de Halep şehrnin Osmanlı yönetimine geçmesinden sonra yazılan kitaplarına da müracaat edilmiştir. Bu kitaplarda günümüzde Halep lehçesinde de kullanılan birçok kelime bulunmakta olup başında da Halep Lehçesi Sözlüğü hükmünde olan Hayreddin ez-Zirikli'nin Ansiklopedisi bulunmaktadır. Ne var ki bu kelimelerden bazıları yaygınlaşmakla beraber bazıları nadir olarak kullanılmaktadır. Günlük konuşmalar, atasözleri ve deyimler, şarkılar, flimler ve diziler, küfür ve alaylı ifadeler gibi diğer bir kısım kelime grubu var ki onlar da Halep halkının lehçesinde kullanılmaktadır. Bu çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm teze giriş niteliğinde olup lüğat ve lehçenin sözlük ve terim anlamları ile aralarındaki fark; lehçelerin oluşması gibi konular ele alınmıştır. Aynı zamanda bu bölümde Türkçe ile Arapça karşılaştırması yapılarak doğuşu, aslı, yapısı ve terkipleri ele alınmıştır. Son olarak da Halep Lehçesi ve özelliklerine ve Türkçeden etkilenmesine etki eden faktörlerden bahsedilmiştir. İkinci bölüm ile üçüncü bölümde dil etkileşiminin etkilerinden öne çıkanlar ele alınmıştır. İkinci bölümde Türkçenin Halep Lehçesine etkisie sraf ve nahiv yönünde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise bu etki delalet açısından irdelenmiştir. Sonuç ve kaynakçalar kısmıyla çalışma tatmamlanmıştır.

ArapçaDil etkileşimiDilbilgisi+6
Fatıma Nabhan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nisa sûresi 105-115 âyetlerin İslâm Hukuku açısından yorumu

Bu çalışmada "Nisa Suresi 105-115. âyetlerin İslâm Hukuku Açısından Yorumu" konusu incelenmiş olup söz konusu âyetlerin sebeb-i nüzûlleriyle ilgili rivâyetlerin, müfessirler tarafından nasıl değerlendirildikleri ve bu âyetlerin yorumlarından çıkan fıkhî hükümler mercek altına alınmıştır. Ayrıca söz konusu âyetlerin, yargılama hukuku ve fıkıh usûlü ile ilişkisi de konumuzun kapsamı içerisindedir. Giriş ve sonuç ile birlikte üç bölümden meydana gelen bu çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde önce Kur'an-ı Kerim'i anlamada esbâb-ı nüzûlün önemi ele alınmış olup ilgili âyetlerin meali ve tefsiriyle birlikte iniş sebebine dair rivâyetlere yer verilmiş, sonra da Medine'nin sosyal ve dini yapısı tanıtılmıştır. İkinci bölümde söz konusu âyetlerden çıkan yargılamaya dair fıkhî genel hükümlere temas edilmiştir. Üçüncü bölümde ise ilgili âyetlerin fıkıh usûlü ile ilişkisi ele alınmıştır. Sonuçta mezkûr âyetlerin yargılama hukuku alanında normatif kurallar içeren birçok hükme esas teşkil ettiği tespit edilmiştir. Aynı şekilde fıkıh usûlü alanında da bazı delillerin temellendirilmesinde referans alındığı görülmüştür.

AyetlerKur'an-ı KerimNisa suresi+2
Ömer Zahid Aslan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yemen bölgesiyle ilişkili Kur'ân kıssalarının tarihsel ve kültürel açıdan tahlili

Bu araştırma Yemen bölgesiyle ilgili Kur'ân kıssalarının tarihî ve kültürel tahlilini içermektedir. Araştırmanın amacı, söz konusu Kur'ân kıssalarının tarihî ve kültürel gerçekliğini ortaya koymaktır. Hedefi ise ilgili kıssalardaki müphemlikleri vuzuha kavuşturmaktır. İlgili kıssalar tarih-vâkıa uyumu yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, kapsamı, amacı, önemi, metodu ve kaynakları hakkında bilgiler sunulmuştur. Araştırmaya dair literatür değerlendirmesine de yer verilmiştir. Birinci bölümde Kur'ân'da kıssa kavramı ve Kur'ân kıssalarına dair tartışmalı meseleler ele alınmıştır. İkinci bölümde İslâm öncesi dönemde Yemen tanıtılmış, Yemen kökenli Âd kavmi, Sebe' Melikesi ve Sebe' halkı kıssaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde Yemen'le irtibatlı Lokman, Semûd kavmi, Medyen/Eyke halkı, Ashâbü'l-Uhdûd ve Ashâbü'l-Fil kıssası ele alınmıştır. Araştırmamız neticesinde oryantalistlerin Kur'ân kıssalarının kaynağı meselesine ilmî değil ideolojik yaklaştıkları tespit edilmiştir. Nüzûl dönemi Araplarının araştırmamıza konu olan kıssaları sözlü kültür, ticaret ve göçler vesilesiyle bildikleri sonucuna ulaşılmıştır. Tarihte ikinci bir Âd kavmi olmadığı kanaati hasıl olmuştur. Sebe' Melikesi'nin varlığına dair deliller ağır basmaktadır. Ancak kimliği tespit edilememiştir. Lokman'ın Yemenli Lokman b. Âd olduğu kanaatine varılmıştır. Medyenlilerin ve Eykelilerin aynı kavim oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Ashâbü'l-Uhdûd, kâfirlerdir. Söz konusu çukurlar Zûnüvâs ve maiyetindekiler tarafından Necran'da kazdırılmıştır. Ashâbü'l-Uhdûd ve Ashâbü'l-Fil kıssasının teşekkülünde politik ve ekonomik kaygıların ön planda olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, araştırmamıza konu olan kıssaların tarihî ve kültürel gerçekliğe sahip olduğu tespit edilmiştir.

Dinler tarihiKur'an-ı KerimKıssalar+2
Elif Yazıcı
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal meseleler karşısında Kur'ân -Mâûn Sûresi örneği-

Mâûn Sûresi, nüzûl döneminde toplumda var olan adaletsizliği ve sosyal dengenin ne ölçüde bozulduğunu anlatan veciz sûrelerden olup Modern dönemde de varlığını koruyan benzer sorunlar karşısında bu meselelere nasıl yaklaşılacağı hususunda insanlığa rehberlik etmektedir. Mâûn Sûresi özelinde ele aldığımız çalışmamız giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmamızın konusu ve önemi, sınırları ve amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgi vererek nasıl bir yol izlediğimiz üzerinde durduk. Son olarak konu ile ilgili yapılmış akademik çalışmalara yer verilerek, yapmış olduğumuz çalışmanın literatüre nasıl bir katkı sağlayacağı ortaya konmuştur.Birinci bölümde, fert ve toplumun Kur'ân'da nasıl ele alındığına değinilmiş; risâlet öncesinde ve Mâûn Sûresi'nin nazil olduğu dönemde ne gibi bireysel ve toplumsal sorunların olduğu belirtilerek sûrenin inzâline zemin oluşturan şartlar temel kaynaklardan faydalanmak suretiyle ortaya konmuştur. Buna karşılık, Kur'ân-ı Kerîm'in sosyal meseleler karşısında nasıl bir yol izlediği örnekler eşliğinde açıklanmıştır. Çalışmamızın ana konusu olan Mâûn Sûresi, tezimizin ikinci bölümünü oluşturmaktadır. Bu bölümde, sûre hakkında genel bilgiler verdikten sonra sûrenin nüzûlü ve ele aldığı konular hakkında elde edilen veriler tasnif edilmiş ve sûrenin ele aldığı toplumsal sorunlar sıralanarak Kur'ân-ı Kerîm'in bu sorunlar karşısında sunduğu çözüm yolları anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Mâûn Sûresi, Din, Toplum, Fert.

Esra Ateş
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mustafa (Muslihiddin) bin Muhammed'in İhlas Suresi Tefsiri adlı eserinin günümüz Türkçesine aktarılması ve kaynaklarının tespiti

Eski Anadolu Türkçesi döneminde çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerin önemli bir kısmını, sûre tefsirleri ve Kur'an tercümeleri oluşturur. Milli Kütüphane İbn Sina Yazma Eserler Koleksiyonu'nda 06 Mil Yz A 451 numarayla kayıtlı bulunan Mustafa (Muslihiddin) Bin Muhammed'e ait İhlâs Sûresi Tefsiri de bu nitelikteki metinlerden biridir. Çalışmada metnin anlam ve yapı bütünlüğü korunarak günümüz Türkçesine aktarımı yapılmış, kullanılan ayet, hadis ve klasik kaynaklar incelenmiştir. Metnin hangi tefsir geleneğine dayandığı ve hangi kaynaklardan yararlandığı ortaya konulmuştur. Böylelikle eserin ilmî bağlamı ve tarihî değeri belirlenmiş, dil ve anlatım özellikleriyle birlikte dönemin tefsir anlayışı da değerlendirilmiştir. Söz konusu eser, yalnızca Kur'an'ın kısa bir sûresini açıklamakla kalmayıp aynı zamanda dönemin inanç yapısını, yorum geleneklerini ve dini kavrayış biçimini de yansıtmaktadır. Bu yönüyle çalışma, hem 15. yüzyıl Osmanlı Türkçesi metinlerinin çözümlenmesine katkı sağlamakta hem de klasik tefsir anlayışının dilsel ve kültürel izlerini gün yüzüne çıkarmaktadır.

Esra Tuğba Dönmez
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk tarihçilerinin Osmanlı hukukuyla ilgili tartışmalı değerlendirmelerinin fıkhi tahlili

Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar devam eden ve son dönemdemedyada yer alan tarihî belgesel programlar ve dizilerle yeni bir ivme kazanantartışmalı konulardan biri, Osmanlı Devleti'nin şer'i hukuk ile yönetilipyönetilmediği meselesidir. Bu konuda yerli ve yabancı araştırmacılar tarafındanonlarca kitap ve makale kaleme alınmıştır. Söz konusu eserler genellikle şer'î–örfî hukuk ayrımı ile İslam hukukunun farklı hukuk sistemlerinden etkilenipetkilenmediği hususunu ele almaktadır. Bu çalışmamızda, Türkiye'debutartışmaların başlamasına fikirleriyle öncülük eden dört tarihçinin Osmanlı hukukuile ilgili tartışmalı gördüğümüz görüş ve değerlendirmelerini fıkhî açıdan incelemeyi amaçladık. Bu çerçevede önce Osmanlı hukukunun şer'î ve örfî yapısı ile kaynakları hakkında bilgiler aktardık. Ardından tartışmalı konulara kısaca temas ettiktensonraadı geçen tarihçilerin bu meselelere yaklaşım tarzlarını ve değerlendirmelerini inceledik. Daha sonra bu değerlendirmelerin fıkhî kriterlerle ne ölçüde örtüştüğünüortaya koymaya çalıştık. Çalışmamız, adı geçen dört tarihçi ile sınırlandırılmıştır. Butarihçilerin kitap, makale ve ansiklopedi maddeleri gibi eserlerinden tartışmalı gördüğümüz konuları derleyerek literatür taraması yaptık. Sonrasında her birtarihçinin hangi meseleyi nasıl değerlendirdiğini, İslam hukukuna dair hatalı veisabetli bulduğumuz yaklaşımlarını ortaya koymaya gayret ettik. Araştırmamızınamacı, Osmanlı hukuk sistemini daha iyi anlamak ve günümüzde hâlâ devamedenşer'î-örfî hukuk ikileminden kaynaklanan tartışmaların aydınlatılmasına katkıdabulunmaktır. Ayrıca, tarihçiler ile İslam hukukçularının aynı konuya dair farklı yaklaşımlarını ortaya koyarak bunları fıkhî kriterler çerçevesinde değerlendirmektir.

Hüseyin Demir
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hz. Şuayb kıssasını siret bağlamında okumak

Kur'ân kıssalarının sîret bağlamında ele alınması esasına dayanan bu çalışma, Hz. Şuayb kıssasını sîret ışığında yeniden incelenmesidir. Çalışmada öncelikle Hz. Şuayb ve kavmiyle ilgili ayetler nazil oldukları dönem gözetilerek tespit edilmiştir. Bu ayetlerin yer aldığı surelerin nüzul sıralamasını belirlerken İzzet Derveze'nin kronolojik tertibi esas alınmıştır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi ve yöntemine dair bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, Kur'ân kıssalarına genel bir bakış ve Kur'ân tefsirinde siret ilişkisi ele alınmıştır. Bu bölümde kıssa kavramı, kıssaların özellikleri, tarihî değeri, temel amaçları, Kur'ân tefsiri ile sîret ilmi arasındaki ilişki açıklanmıştır. Hz. Peygamber'in hayatının ayetlerin iniş süreciyle nasıl bir bütün oluşturduğu gösterilmiştir. İkinci bölümde Hz. Şuayb ve kavmiyle ilgili tespit ettiğimiz ayetler incelenmiş ve bu bağlamda Hz. Şuayb kıssası, Mekke dönemi toplumsal yapısı, müşriklerin tutumları ve vahyin ilk muhataplarına sunduğu mesajlar ışığında analiz edilmiştir. Hz. Şuayb'den bahseden ayetlerin tamamının mekkî olması sebebiyle Mekke döneminde nazil olan surelerle sınırlandırılan bu bölümde ele aldığımız ayetler özellikle Hz. Peygamber'in sîreti ile beraber ele alınmıştır. Tefsir ve sîret bütünlüğüyle yapılan okumalar sonucunda, Hz. Şuayb'ın Medyen halkına karşı yürüttüğü tevhid ve adalet mücadelesinin, asırlar sonra Hz. Muhammed'in Mekke müşriklerine karşı verdiği mücadeleyle birçok yönden benzerlik taşıdığı görülmüştür.

Rabia Çelebi
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hz. Peygamber ile Ashâbının rüyalarını ve rüya yorumlarını ihtiva eden rivayetlerin tespit ve tahlili(Kütüb-i Tis'a özelinde)

Rüya konusu dini ilimler başta olmak üzere diğer ilim dallarının da ilgi alanına girmektedir. Nitekim başta psikoloji olmak üzere farklı alanlarda birçok çalışma yapıldığı görülmektedir. Bu yazıda, rüyanın tanımı, çeşitleri, mahiyeti ve bilgi değeri üzerinde durulmuş; konular açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Bunun yanında Hz. Peygamber'in rüyalarını, bu rüyaların içeriklerini, açıklamalarını ve ashâbının görmüş olduğu rüyaların Hz. Peygamber tarafından tahlili yapılmıştır. Tezimiz hazırlanırken, Buhârî ve Müslim'in Câmileri, Tirmizî, Ebû Davud, İbn Mâce, Nesâî ve Dârimî'nin Sünenleri, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i, İmam Malik'in Muvatta'sı kaynak olarak kullanılmıştır. Bu doğrultuda, mevcut eser havuzunda yer alan Hz. Peygamber ve ashâbına ait rüya rivayetleri tek tek tespit edilip incelenmiştir. İncelenen bu rivayetlerde kişi, mekân ve zaman ele alınarak gösterilmiştir. Kaynaklardan bulduğumuz rivayetlerin sosyal hayat içerisindeki etkileri, yaptırımları, dönütleri ve yorumları gösterilmiştir. Konuyla ilgili yapılan kaynak taramasında bulunan ve incelenen eserlerin cüzi ve eksik olduğu görülmüştür. Üzerinde durduğumuz çalışma, bütün rivayetleri net bir şekilde göstermeyi amaçlamaktadır ve iki önemli hususu öne çıkarmaktadır. Bunlardan birincisi eksik olan bu alanı toplu bir şekilde sunmaktır. İkincisi ise Müslüman toplumda istismar edilen rüya kavramının içeriğini düzeltmektir. İşte bu nedenle rüya ile ilgili rivayetlerin Hz. Peygamber nezdinde incelenmesi elzemdir. Araştırmanın temel gayesi şu şekilde özetlenebilir: Hz. Peygamber'i daha iyi tanıyıp anlamaya katkı sağlamak için rüyalarla ilgili rivayetlerin belirlenmesi ve kapsamlı bir analizinin yapılması hedeflenmiştir. Ayrıca, literatürdeki mevcut boşlukların detaylı bir araştırma yoluyla doldurulması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra, eksik veya hatalı bilgilerin toplumda yol açtığı yanlış anlamalar ve hatalı değerlendirmeler, Hz. Peygamber'den aktarılan güvenilir bilgilerle düzeltilmeye çalışılmıştır.

DinHadisRüya+1
Murat Gülmez
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslâm hukukunda yardım ve bildirim yükümlülüğü: Muvâsât

Muvâsât, yardım ve bildirim yükümlülüğünü bünyesinde barındıran önemli bir kavramdır. Toplumsal düzenin sağlanmasını, zor durumda olana yardım edilmesini ve ihtiyaç içinde olanın ihtiyacının giderilmesini amaçlar. Bu araştırmanın konusu olan muvâsât, pozitif hukukta yer alan yardım ve bildirim yükümlüğünden çok daha geniş bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle yardım yükümlülüğünü içeren birçok fer'i meselenin hukukî gerekçesi olmuştur. Ayrıca ihmalî davranışların suç unsuru haline dönüşmesinde de bu yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmemesi yer almaktadır. Bu araştırma da yardım ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirebilecek bireylerin sorumluluklarını, fer'i meseleler bağlamında analiz ederek kavramın ahlâkî boyutunun yanında hukukî bir nitelik taşıdığını da ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırmada klasik fıkıh kaynaklarının yanı sıra muasır çalışmalardan da faydalanılmıştır. Konu, analitik yöntem, nitel veri analizi ve mukayese yöntemiyle ele alınmıştır. Yapılan araştırma muvâsâtın İslâm hukuk literatüründe önemli bir yerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü muvâsât toplumda dayanışmanın ve sosyal adaletin sağlanmasında önemli rol oynamaktadır. İslâm hukuku yardımlaşmayı yaygınlaştırmak suretiyle toplumdaki bütün bireylerin en azından temel ihtiyaçlarının karşılamasını amaçlamaktadır. Sonuç olarak muvâsât, İslâm hukukunda bulunduğu anlam içeriği, gayeleri ve hükümlere olan etkisi dikkate alındığında pozitif hukuk sistemine de günümüz problemlerini çözme noktasında ışık tutabileceği şeklinde bir tespitte bulunulabilir.

Ümmühan Tamparlak
Manisa Celal Bayar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mâtürîdî'nin Te'vîlât'ında işârî ve tasavvufî yorumlar

İmam Mâtürîdî, düşünce ve eserleriyle temel İslâm bilimlerinin önemli alanlarına katkıda bulunmuş meşhur bir İslâm âlimidir. Onun en kıymetli eserlerinden birisi de Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı tefsiridir. Mâtürîdî ve söz konusu eseri hakkında birçok çalışma yapılmış ve her bir çalışmada onun farklı yönleri vurgulanmıştır. Bu çalışmaların ortak yanı ise onun akılcı bir âlim olduğuna vurgu yapılması, tefsirinin de bu düşünceyle kaleme alınmış olmasıdır. Bu yaklaşım, Mâtürîdî'nin tasavvufa mesafeli durduğu hatta karşı çıktığı algısını da beraberinde getirmiştir. Çalışmamızda ise Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı tefsir eseri baz alınarak onun tasavvufa dair terimlere yaklaşımı ele alınmakta, kıssalara, ibadetlere, kevnî âyetlere, Hurûf-ı Mukattaa'ya ve Nûr âyetine dair işârî ve tasavvufî yorumları araştırılmaktadır. Söz konusu araştırmadaki amacımız elbette Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eserini tamamen işârî tefsirler kategorisine koymak değildir. Ancak, böylesine büyük bir müfessirin bu alandaki konulara dair kayda değer görüşlerinin olduğunu tespit etmek; onun düşünce dünyasını etraflıca anlamamız için önem arz etmektedir. İmam Mâtürîdî'nin, zühd, takva, nefis, kalp, gibi kavramlara yaklaşımı incelendiğinde onun, söz konusu kavramları hemen hemen sûfîlerle aynı şekilde algıladığı görülmektedir. Mesela o, "nefislerinizi öldürün" emrini "nefislerinizle cihad edin" şeklinde yorumlamaktadır. Hz. Meryem'den bahseden âyet-i kerîmede "muharraran" (kayıtsız şartsız sana adadım) kavramına dikkat çekmekte, kişinin hürriyetini/özgürlüğünü, her şeyden vaz geçip kendisini ihlasla Allah'a (c.c) ibadete adamakta bulduğunu ifade etmektedir. Öte yandan İmam Mâtürîdî Hurûf-ı Mukattaaların yorumunda eşyada birtakım sırlar olabileceğine ve bu sırların hakikatine ulaşma noktasında aklın ve idrak vasıtalarının sınırlarına dikkat çekmektedir. Söz konusu hakikate ulaşmanın ise ancak Allah Teâlâ'nın, istediği kulunun kalbine zâhirî ve bâtınî sırlarını açmasıyla mümkün olabileceğini söylemektedir. Bu perspektif, insanın bilgiye ve eşyanın hakikatine ulaşıp, onu anlama yolculuğunda sadece zihinsel çabaların yeterli olmadığını, mânevî deneyimlerin ve içsel keşiflerin de önemli olduğunu göstermektedir. Kısacası İmam Mâtürîdî, İslâm düşünce sisteminin irfânî yönünü oluşturan tasavvufa ve onun getirdiği işârî yorumlara yabancı kalmamış; Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı tefsir eserinde bu tür yorumlara değinmeyi ve kaydetmeyi değerli bulmuştur.

Mustafa Üzüm
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uryânîzâde Ali Vâhîd'in "Türkçe Hutbeler" kitabının 248-355. sayfalarının latinize edilmesi ve değerlendirilmesi

Hutbeler, tarih boyunca Müslüman toplumlarda dinî bilgilerin sade ve anlaşılır bir dille aktarılmasını sağlayan, bireylerin dinî ve ahlâkî gelişimlerine rehberlik eden önemli bir irşad aracıdır. İslâm tarihi boyunca kesintisiz şekilde sürdürülen hutbe geleneği, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde özellikle dil meselesi bağlamında tartışmalara konu olmuş; hutbelerin Arapça mı yoksa Türkçe mi okunması gerektiği hususunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra ise Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla hutbelerin Türkçe okunması zorunlu hâle getirilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, hutbelerin Türkçeleştirilmesi sürecine ışık tutan ve dönemin önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Uryânîzâde Ali Vahîd'in Türkçe Hutbeler adlı eserinin 248–355. sayfalarında yer alan hutbeleri latinize ederek, bu metinlerde ele alınan konuların iman-amel bağlamında nasıl işlendiğini ortaya koymaktır. Bu sebeple incelenen hutbeler içerik bakımından tematik olarak sınıflandırlmış; ağırlıklı olarak inanç eksenli temalara yer verildiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda, Kıyâmet, Din, Şerîat, Kur'ân-ı Kerîm, Âhiret, Kader, Mahşer ve Cennet gibi kavramların ön planda olduğu görülmüştür. Ayrıca, hutbelerde dinî mesajların yalnızca bireysel sorumluluk ve ibadet bilinci çerçevesinde ele alınmadığı; aynı zamanda toplumsal birlik, yardımlaşma, ahlâkî değerlerin korunması, adalet anlayışının güçlendirilmesi ve ortak bir manevi kimliğin inşası gibi konulara da önemli ölçüde vurgu yapıldığı tespit edilmiştir. Böylece, Uryânîzâde'nin hutbelerinin yalnızca bireyin Allah'a karşı sorumluluklarını hatırlatmakla kalmayıp; toplumsal düzeni güçlendiren, sosyal ilişkileri düzenleyen ve ortak değerleri pekiştiren bir işleve sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Salih Yeni
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XIX. ve XX. Yüzyıl Suriye Arap şiirinde Türkler

Osmanlı İmparatorluğu XVI. yüzyılın başlarından XX. yüzyılın başlarına kadar yaklaşık dört yüz yıl boyunca günümüz Suriye Devletinin bulunduğu coğrafyayı yönetmiştir. Bu süreçte Arapların Osmanlılarla ilişkileri ilerlemiştir. Osmanlılar çoğunlukla Arapların yaşadığı bu bölgede din faktörünü öne çıkartmışlarıdır. Bu da Arapları Osmanlı sancağı altında birleşmeye götürmüştür. Halifeye olan sadakatten ayrılmak ise din ve devletin zayıflaması anlamına gelirdi. Bu araştırmada XIX. ve XX. yüzyılda Suriye'nin Osmanlı idaresi altında bulunduğu süreçte Türklere yönelik olumlu veya olumsuz çeşitli görüşleri yansıtan şiirler ele alınmıştır. Bu şiirlerde kimi zaman Osmanlı lehine mısralar serdedilmiş olsa da çoğunlukla bunların Osmanlı'ya karşı sürdürülen karalama politikalarının bir aracı haline geldiği görülmektedir. Osmanlı hakkında yazılmış şiirlerin ele alındığı bu araştırma üç bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde araştırmanın amacı, konusu, önemi, sınırlılıkları, çalışmada kullanılan yöntemler ve benzer çalışmalar, Türklerin varlık ve simaları, Türklerin günümüz Suriye'sindeki tarihleri ve Suriye'deki düşünce oluşumu anlatılmıştır. İkinci bölümde de Suriye Arap şiiri hakkında genel bir girişin ardından XIX. yüzyılda Türklerin Suriye Arap şiirindeki yerleri tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise ise XX. Yüzyıl Suriye Arap şiiri genel olarak değerlendirilmiş ardından bu şiirlerde Türklerin yeri ele alınmıştır. Çalışmanın son kısmında da çalışma özetlenerek sonuca varılmış ve önerilerde bulunulmuştur.

19. yüzyıl20. yüzyılArap edebiyatı+5
Adnan Hajı Mohamad
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endülüs Arap edebiyatında şair cariyeler

Bu araştırmada Endülüs Arap Edebiyatında Şair Cariyeler konu edilerek Endülüs'de XIII. – XV. Asırlar arasında yaşamış şair cariyelerin şiirleri, hayatları, buraya geliş sebepleri ve cariye kültürünün bu bölgede yaygınlaşmasına zemin hazırlayan etmenler üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda Endülüs dönemi cariye şiirlerinin içerik, lafız ve muhteva gibi sanatsal yönleri edebi bir şekilde ele alınarak etraflı bir şekilde incelenmiştir. Bununla birlikle çalışmada, cariyelerin Endülüs sosyal hayatı üzerindeki etkileri de ele alınmış ve genel anlamda şiirin Endülüs'te ortaya çıkışı ve gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. Endülüs'te 95/711- 897/1482 tarihleri arasında yaşamış olan meşhur cariye şairlerin çoğunlukla idareci veya eşrafın cariyeleri olduğu görülmüştür. Kamer el-Bağdâdiyye'nin cariyesi gibi bazı cariyeler kendi iradeleri ile şiir okurken, III. Yusuf cariyesi gibi bazıları da efendilerinin talebi ya da emri ile şiir okumuşlardır. Şiir inşâd eden cariyeler toplumu özellikle sanat ve edebiyat alanında etkilemiştir. Dolayısıyla Endülüs Dönemi cariye şairleri sanatsal açıdan aynı dönemde şiir yazan erkek şairlere denk şiirler yazabilmiştir.

Arap edebiyatıArap şiiriCariyeler+3
Halit Yusufazız
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

XVIII. yüzyıl Adana Şer'iyye sicilleri özelinde Aile Hukuku

XVIII. Yüzyılda Adana mahkemelerinde kayıt altına alınan 72 şer'iyye sicili defteri, klasik fıkıh eserleri ve dönemin fetva mecmuaları çerçevesinde hazırlanan bu çalışma, aile hukuku uygulamalarını ele alarak karşılaşılan problemleri ve bu problemlere sunulan çözüm yollarını göstermeyi ve bilimsel/doğru verilerden hareketle Osmanlı aile yapısıyla ilgili isabetli sonuçlara ulaşmayı amaçlamaktadır. Giriş, sonuç ve üç bölümden meydana gelen bu çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi, kaynakları ve Adana'nın kısa tarihçesi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde Adana'nın idari, sosyal ve hukukî hayatı ele alınmış, mülki yapılanması, mahalleleri, demografik yapısı hakkında bilgi verilerek Adana'da XVIII. yüzyılda görev yapmış kadılar, müftüler ve nakibü'l-eşraflar hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ailenin teşekkülü, üçüncü bölümde ise evliliğin sona ermesi Adana şer'iyye sicillerinden tespit edilen uygulamalar çerçevesinde ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir.

18. yüzyılAdanaAile hukuku+5
Ömer Korkmaz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Abdurrahîm el-Mar'aşî'nin el-Mu'âdil isimli eserinin edisyon kritiği ve değerlendirilmesi

Bu çalışmamız, Hanefî fakihlerinden İbrahim el-Halebî'nin (ö. 956/1549) Mülteka'l-Ebhur isimli eseri üzerine Abdurrahîm el-Mar'aşî'nin (ö. 1149/1736) yaptığı Mu'âdil isimli şerhin edisyon kritiği ve değerlendirmesi üzerinedir. Çalışmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın amacı, kapsamı ve yönteminden bahsedilmektedir. Birinci bölümde; Hanefî fıkhının istidlâl yöntemi ve literatürü ile Mülteka'l-Ebhur; temel aldığı eserler, önem ve özellikleri ile şerh ve tercümeleri bağlamında tanıtılmaktadır. Şerh faaliyetlerinin Hanefî fıkhına etkisi anlatılmakta, Mu'âdil şârihi Abdurrahîm el-Mar'aşî; hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri ile tanıtılmakta, Mu'âdil şerhinin Hanefî fıkıh literatürü içindeki önemi, muhtevası, özellikleri, konularının işleniş tarzı ve faydalandığı kaynaklardan bahsedilmektedir. İkinci bölümde; Hanefî mezhebi içindeki görüşler hiyerarşisi, mezhep içi tercihler ve bu tercihler için kullanılan fetva lafızları ile Mültekâ'daki tercihlerle Mu'âdil'deki tercihlerin mukayesesi ele alınmaktadır. Üçüncü bölüm de ise; Mu'âdil'in edisyon kritiği, asıl nüshanın mukayese edildiği diğer nüshaların tanıtımı ve tahkikte izlenecek yol ve yöntem anlatılmaya çalışılmaktadır.

Abdurrahim el-Mar'aşiHanefilerİbrahim el-Halebi+2
İsmet Kalkan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tarihsel süreçte Hanefîlik-Mu'tezile ilişkisi

Ashâbu Ebî Hanîfe ile Mu'tezile arasındaki etkileşim, fıkıhta Hanefiliği benimseyen Mu'tezilîler ile Ashâbu Ebî Hanîfe içerisinden i'tizâli görüşleri benimseyen şahıslar nezdinde tezahür etmiştir. Bu etkileşimin her iki gelenek açısından da mezhepleşme sürecinin devam ettiği mihne öncesindekindeki ilk tezahürleri akılcılık zeminindedir. Bu süreçte Mu'tezile ve Ashâbu Ebî Hanîfe'nin itikadî kimliğini oluşturan Mürcie'nin temel tartışma mevzularını oluşturan halku'l-Kur'an-ircâ, kader-ircâ, rü'yet-ircâ, gibi farklı geleneklerle özdeşleşmiş fikirleri bir araya getiren şahıslardan bahsedilebilir. İki mezhebi eğilim arasındaki ilişkinin somut tezahürleri ise mihne süreci ile bağlantılıdır. Mihne sürecinde halku'l-Kur'an fikrini benimseyen ancak diğer i'tizâli fikirleri hakkında bilgi sahibi olmadığımız Ashâbu Ebî Hanîfe'den bazı şahıslarla, Mu'tezilî kimliği belirgin olan, Ashâbu Ebî Hanîfe'den sayılan ancak ilmi yönü belirgin olmayan Ahmed b. Ebî Duâd'dan (ö.240/854), fakih kimlikleri ile Ashâbu Ebî Hanîfe içerisinde saygın şahsiyetler olarak bilinen ve aynı zamanda Mu'tezile tarafından da sahiplenilen şahıslar yer almaktadır. Mihne sonrası süreçte ise Ashâbu Ebî Hanîfe ile Mu'tezile etkileşimine Mu'tezilî kimlikleri belirgin olan ve Mu'tezilî mütekellim olarak tanınan ancak Ashâbu Ebî Hanîfe'den Kerhî (ö.340/952) gibi şahıslardan ders almak suretiyle Hanefî gelenek ile ilişkisi tesis olunan şahısların dahil olduğu görülmektedir. Bu süreçte yine fakih kimlikleri ile bilinen ancak Mu'tezile içerisinde sayılan şahıslar nezdinde de iki mezhep arasındaki etkileşim tezahür etmiştir. Anahtar kelimeler: Hanefîlik, Mu'tezile, Hanefî-Mu'tezilî, Cehmî, Mürciî.

HanefilerMezheplerMezhepler tarihi+2
Fatmanur Alibekiroğlu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tayyib Et-Tîzînî'nin Kur'an ve te' vil anlayışı

Bu çalışma, Suriyeli filozof ve mütefekkir Tayyib et-Tîzînî'nin Kur'an ve te'vil anlayışını incelemektedir ve çalışma, giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları açıklanmıştır. Birinci bölümde Tîzînî'nin hayatı, eserleri, düşünce yapısının oluşumu ve etkilendiği kişiler ele alınmıştır. İkinci bölümde Tîzînî'nin düşünce yapısı ele alınarak onun İslam düşüncesinde yenilik arayışları, Arap ve İslam medeniyetine vurgu yapması, cahiliye algısı, İslam'ın doğduğu toplumun entelektüel yapısı, devrim anlayışından Rönesans düşüncesine geçişi ve Suriye'deki siyasi hayata bakışı incelenmiştir. Üçüncü bölümde onun Kur'an ve yorum algısı Kur'an'ın tedrîcen nüzulü, Kur'an'ın cem'i ve çoğaltılması konulrına yolladım, bilimsel tefsire bakışı ve Kur'an metninin temel özellikleriyle ilgili görüşleri eserleri çerçevesinde ele alınmıştır. Son bölümde, elde edilen sonuçlara yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Tayyib et-Tîzînî, Gelenek, Kur'an, Te'vil, Tarihsel Okuma, Marksist, Müsteşrik, Zâhir, Bâtın.

Kur'an-ı KerimTayyib et-TiziniTe`vil+2
Ferhad Ahmad
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kelâmî ahlâk bağlamında iyi ve kötünün tabiatı ve insan fiilleri

Duyulur âlemde iyilik ve kötülüğün reel varlığından hareketle kaynağının tespiti ve insan fiilleri ile irtibatlandırılması kelâmî ahlâkın temel problemidir. İnsanın ahlâkî eylemlerinin sorumluluğunu üstlenebilmesi açısından Tanrı-insan ilişkisinin açıklanması gerekir. Kelâm'da önemli bir yere sahip olan hüsün ve kubuh anlayışlarının incelenmeye tabi tutulması, kelâmî ahlâkın sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesine zemin oluşturmaktadır. Yükümlülük, sorumluluğun dayanağı; sorumluluk da ahlâkî fiillerin meydana gelmesinde ve adaletin gerçekleşmesinde önemli bir katkı sağlamaktadır. Yükümlülüklerin kaynağı olarak sadece akıl bir öncül olarak ele alınamaz. İnsanı yükümlüklerini yerine getirmekten alı koyan bazı hususlar bulunmaktadır. Herbir sorumluluk, ortam ve duruma göre farklılık arz eder. Aklı olan herkes sorumluluğu oranında değerlendirilir. Allah'ın varlığına ve birliğine inananlar, onun Kur'an'da kendisine atfettiği vasıflara sahip olmanın yanında adaletli olduğu ve adaleti tesis ettiği hususunda hemfikirdirler. Ancak kelâm ekolleri fiillerin insanî boyutu söz konusu olduğunda özellikle hem Allah'ı acz içeren fiillerden uzak tutabilmek hem de insanı yaptıklarından sorumlu kılabilmek amacıyla fiillerin kime nispet edileceği konusunda farklı düşüncelere sahiptirler. Bu itibarla ahlâkın üç önemli boyutu olan iyilik ve kötülüğün tabiatı, ilâhî kudret ve adalet, ahlâkî özgürlük ve sorumluluk çalışmamızın iskeletini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kelami Ahlâk, Hüsün ve Kubuh, Ef'al-i İbad, Kaza ve Kader, Hikmet, Kudret ve Adalet

AdaletAhlakAhlaki eylemlilik+7
Elif Ağalday
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Neo-Selefilik ekolünün hadis-sünnet anlayışı (Reşîd Rızâ örneği)

Çalışmamızın konusu, Neo-Selefilik Ekolünün Hadis-Sünnet Anlayışı'nın Reşîd Rızâ özelinde incelenmesidir. Çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, metodu ve kapsamı hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölümde konuyla ilgili kavramlar, Selefilik düşüncesinin tarihi gelişim süreci, Muhammed Reşîd Rızâ ve onun düşünce yapısı, İslâm düşüncesinde tecdîd ve ıslâh düşüncesinin tarihi arka planı ve Reşîd Rızâ'nın tecdîd ve ıslâh anlayışı hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci Bölümde; Reşîd Rızâ'nın hadislerin tedvin ve tesbiti, sahâbenin adâleti, Ebû Hureyre'nin hadisçiliği vb. Hadis Tarihi'ne dair konular ile hadis ve sünnetin tanımı, önemi, konumu, bağlayıcılığı, kısımları, zayıf ve uydurma rivâyetler, metin ve isnâd tenkidi vb. hadîs usûlüne dair konular Reşîd Rızâ özelinde incelenmektedir. Üçüncü Bölümde ise, Reşîd Rızâ'nın hadis-sünnet anlayışının isrâiliyyât, mucize, gaybî haberler, hilafet vb. çeşitli konulara yansımaları hakkında bilgiler verilmekte ve son olarak da hakkında tartışma bulunan rivâyetlerle ilgili tahlilleri ele alınmaktadır. Çalışmamız sonuç ve değerlendirme ile tamamlanmaktadır.

HadisReşid RızaSelef+4
Mustafa Aydın
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hz. Peygamber'den nakledilen kıssalar ve hadis usûlü açısından değerlendirilmesi

Hz. Peygamber'den Nakledilen Kıssalar ve Hadis Usûlü Açısından Değerlendirilmesi adlı çalışma Hz. Peygamber'den nakledilen kıssaların tespiti ve bunların sened-muhteva değerlendirilmesi mahiyetindedir. Kur'ân kıssaları hakkında pek çok çalışma yapılmasına karşın Hz. Peygamber'den nakledilen kıssalar alanında, özellikle de Türkiye'de yapılmış herhangi bir çalışma görülmemektedir. Bu itibarla konu ile ilgili yapılacak çalışmaların önemli bir boşluğu dolduracağı kanaatindeyiz. Araştırmamızın sağlıklı bir şekilde tamamlanması, ancak temel kaynakları oluşturan hadis musannefatının ve bunlar üzerine yapılan çalışmaların incelenmesi ile mümkündür. Dolayısıyla çalışmanın kaynaklarını daha ziyade hadis alanının temel eserleri; ayrıca bunlar üzerine yapılan çalışmalar, tezimizle ilgili doktora, yüksek lisans tezleri, makale, ansiklopedi maddesi vb. kaynaklar oluşturmaktadır. Çalışmada konu hakkındaki temel kaynaklar refarans alınmakla birlikte yeri geldikçe farklı görüşlerin değerlendirmesine, tespit, tedkik, mukayese ve tenkidine yer verilmiştir. Hz. Peygamber'den nakledilen 33 kıssa tespit etmiş bulunmaktayız. Çalışmamız neticesinde ulaştığımız sonuç bu olmakla beraber, bu sayının kesin olup değişmeyeceğini iddia etmiyoruz. Bu kıssalar 17 sahabî tarafından rivâyet edilmiştir. Hadis rivâyetlerinin genelinde olduğu gibi kıssalarda da rivâyetlerin çoğu Ebû Hüreyre (r.a.) tarafından nakledilmiştir. Bu bağlamda 33 kıssanın 19 tanesini sadece Ebû Hüreyre rivâyet etmiştir. Ancak bir kıssanın tek sahabî râvi tarafından nakledilmesi ona has olmayıp Suheyb b. Sinân er-Rûmî, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Abdullah b. Mes'ûd, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbâs, Übey b. Ka'b ve Cündüb b. Abdullah el-Becelî'nin de rivâyetlerinde teferrüd ettiği kıssalar bulunmaktadır. Hz. Peygamber'den nakledilen bu kıssalardan iki tanesi Kur'ân-ı Kerim'de, altı tanesi ise Kitab-ı Mukaddes'te geçmektedir; diğer bir kısmı hakkında ise kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Bununla birlikte kıssaların bazılarında bunların Hz. Peygamber'e ilham edildiği, bir kısmında bir görüntü şeklinde izlettirildiği, bir tanesinde ise Cebrail tarafından haber verildiği anlaşılmaktadır. Tespit edilen bu kıssaların muhtevalarının ise Allah'a imandan "kişinin kendi iradesi ile hayatına son vermesi" anlamına gelen intihara kadar geniş bir yelpaze arz ettiği görülmektedir. Kıssalardan bir kısmı hem içerdikleri muhteva hem de Ebû Hüreyre tarafından isrâiliyatla irtibatlı olarak rivâyet edildiği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bu eleştiriler daha ziyade mucize, keramet vb. mahiyetteki aklın muhal gördüğü olayları muhtevi kıssalar hakkındadır. Ayrıca kıssanın Kitab-ı Mukaddes'te yer alması da bu hususta etkili olmuştur. Eleştiri konusu edilen rivâyetlerin muhtevaları, temel hadis kaynaklarında ve bunların şerhlerinde farklı açılardan tartışılmış; ancak bunların sıhhatleri itibariyle mevzû olduğu görüşüne yer verilmemiştir. Modern çalışmalarda ise tartışma konusu olan bu kıssalar, hem müsteşrikler hem de birtakım müslüman araştırmacılar tarafından Hz. Peygamber'e nispetinin uygun olmadığı iddiasıyla reddedilmiştir. Tamamının âhâd yolla geldiği anlaşılan kıssaların itikadda delil olmayacağında usûlcüler ittifak etmişlerdir. Muhaddisler ise karinelerle desteklenmiş haber-i vâhidin ilim/bilgi ifade edeceğini belirtmişlerdir. İncelediğimiz kıssaları konularına göre bir taksime tâbi tutacak olursak; iman, ibadet, ahkâm ve güzel ahlâk olmak üzere neredeyse hayatın her alanına dair insanlık için örnek tablolar ve izi takip edilecek bir muhtevanın varlığından söz edebiliriz. Netice olarak Kur'ân kıssaları kadar araştırmaya konu olmayan nebevî kıssalar pekçok yönden ele alınmış ve bu sahadaki boşluk bir nebze de olsa doldurulmaya gayret edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kıssa, mesel, Hz. Peygamber'in bilgi kaynağı, hadis, sünnet, israiliyat, şer'u men kablena, aslu's-sened

HadisHadis usulüHz. Muhammed+3
Mehmet Akif Coşkun
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sünnete lafzî/şeklî yaklaşım iddiaları bağlamında Ebû Hüreyre'nin sünnet anlayışı

Çalışmamız sünnete şeklî/lafzî (zâhirî) yaklaşım sergilediği iddia edilen Ebû Hüreyre'nin, bu iddialar bağlamında sünnet anlayışını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızı üç bölüm halinde ele almayı uygun gördük. Çalışmanın birinci bölümünde sünnet anlayışı hakkında fikir vereceği düşüncesiyle Ebû Hüreyre'nin hayatı ve kişiliği üzerinde durulmuştur. Neticede hakkında çokça ihtilaf edilen ismiyle değil künyesiyle meşhur olduğu, daha Yemen'deyken müslüman olmakla birlikte ancak 7/628 senesinde Medine'ye hicret ettiği ve Rasûlullah (s.a.) dönemi de dâhil olmak üzere Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer Bahreyn'de; Muâviye döneminde de Medine'de çeşitli idarî görevler üstlendiği sonucuna varılmıştır. İkinci bölümde ise, Ebû Hüreyre'nin hadisçilik ve fakihlik yönü üzerinde durulmuştur. Neticede onun fakihlik yönünden ziyade hadisçilik yönünün ağır bastığı ve tespit edilen fetvalarının da bu durumu teyit ettiği sonucuna varılmıştır. Üçüncü bölümde sahâbe döneminden günümüze kadarki süreçte kendisine yöneltilen tenkitlere yer verilmiş ve bunların gerekçeleri ele alınmaya gayret edilmiştir. Neticede sahâbe ve Hanefî âlimlerin yaptığı tenkitlerin sünneti doğru anlamaya yönelik yapılmışken diğer grupların bunu önyargılarla yaptığı ve sahâbe tarafından tenkit edilen rivayetlerinin tüm rivayetlerine oranla yok denecek kadar az olduğu görülmüştür. Sonuç itibariyle Ebû Hüreyre'nin fakih olmadığı başka bir deyişle sünnete şeklî/lafzî (zâhirî) yaklaştığı şeklindeki iddiaların haklı olduğu ve ömrünü hadis rivayetine adamış olmasının da bunu teyit ettiği kanaatine varılmıştır.

Ebu HureyreSünnetİslam Hukuku+1
Rıdvan Yarba
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vazʻ ve Taʻrîb açısından Arap dilinde Humâsî ve Südâsî isimler

Ebu'l-Fazl Muhammed b. Mukerrem İbn Manzûr'un (ö. 711/1311) Arap dilinde son harf sistemine göre telif ettiği Lisânu'l-Arab adlı eserinde muʻarreb olduğuna değindiği humâsî ve südâsî isimler vazʻ ve taʻrîb açısından ele alınmıştır. Arap dilbilimciler tarafından muʻarreb veya dahîl olarak adlandırılan bu isimlerin hangi dilden geldiğine, geldiği dildeki okunuş ve anlamına, Arapçaya aktarılırken ne gibi değişikliklere maruz kaldığına değinilmiştir. Arap dilinde mu'arreb isimlerin nasıl belirlendiği, dilbilimde taʻrîb olgusunun hangi faktörlerle ortaya çıktığı ve ne tür kurallara bağlandığı belirtilmiştir. Bu çalışmamızda mu'arreb humâsî ve südâsî isimler Arap diline dâhil olduğu dillere göre tasnîf edilerek her dil ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Kaynak dil ile Arapça arasındaki münasebete değinildikten sonra alfabetik düzene göre sıralanan muʻarreb humâsî ve südâsî isimlerin önce Arap dilindeki anlamı, çoğul kalıbı, varsa başka okunuşları ile hangi dilden geçtiği, asıl dildeki telaffuzu, anlamı ve bu isimler ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Ayrıca İbn Manzûr'un muʻarreb gördüğü bu isimler, Hicrî II. asırda Kitâbu'l-Ayn, IV. asırda Tehzîbu'l-luğa ve V. asrın ortalarında telif edilen el-Muhkem adlı sözlükler de tarandıktan sonra hangi dönemde geçtiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar araştırmanın sonuna tablo halinde eklenmiştir.

ArapçaDil bilgisi-isimDilbilim
Mehmet Akıncı
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bitlis-Mutki Ohin medresesinde Arapça eğitimi (Müderrisler - muidler - eğitim ilkeleri - okutulan kitaplar)

Çalışmada Bitlis İli Mutki ilçesi Ohin Medresesi'nde Arapça eğitimi, medrese hocaları, eğitim ilke ve metotları ile ilgili bilgiler ortaya konulmuştur. Medrese ile ilgili yazılı bir araştırma olmadığından dolayı çalışma; Medrese hocaları ve talebeleriyle mülâkat yöntemi ile yapılmıştır. Görüşme esnasında sorulan sorular ve verilen cevaplar kayıt altına alınmış daha sonra da bu kayıtlar yazılı metin haline getirilmiştir. Buradaki amaç; medresede uygulanan sistemi ve ulaşılan seviyeyi özellikle Arapça eğitimi açısından tespit etmektir. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden itibaren bu medreseler birbirinden bağımsız ve denetimsiz faaliyet gösterdikleri için eğitim sistemlerinin gün yüzüne çıkarılması önem arz etmektedir. Sonuç olarak amacın gerçekleştiği düşünülmektedir. Zira çalışmada medresenin günlük faaliyetleri, okutulan kitaplar, ilke ve metotları yerinde tespit edilmiştir.

ArapçaBitlis-MutkiDin eğitimi+7
Mikayil Tayşan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sûfî gelenekte zikir uygulamaları ve halleri

Allah'ı zikretmek, O'nu sürekli hatırda tutup unutmamak diye ifade edilen zikir kelimesi, sûfî gelenekte ekseriyetle Allah'ın isimleri başta olmak üzere hadislerde ifade edilen bazı dualar ve lafızların çeşitli miktarlarda, belli vakitlerde ve belli sayılarda ferdi ve toplu bir şekilde söylenmesi olarak ifade edilmektedir. Sûfîler insanın en önemli gayesinin Allah'a vuslat olması gerektiğini, bu gayelerine ulaşabilmek için en önemli unsurun da Allah'ı zikretmek olduğunu belirtmişlerdir. "Allah'a giden yolların mahlukların sayısı adedince" olduğunu belirten sûfîler, Allah'a ulaşma yolunda ortak yapılması gereken zikirlerle birlikte, her müridin Allah'a ulaşma yolunda kendine has bir virdinin olması gerektiğini vurgulamışlardır. Sûfilere göre zikir, karanlıkları aydınlatan bir fener gibidir. Zira zikir, insanın vuslat yolculuğunda önündeki en büyük engel olan gaflet ve nisyanın panzehridir. Zikirde asıl olan ise nefsi terbiye etmesidir. Sûfîler nezdinde, nefsi terbiye etmeyen zikir, zikir sayılmamaktadır. Sûfîlere göre, zikir konusunda esas olan, zaman ve mekân gözetmeksizin sûfînin daima zikirle meşgul olmasıdır. Sûfîler zikri, yapılışı ve zikreden kişinin, zikir esnasındaki hal durumuna göre farklı kısımlara ayırmışlardır. İbadetlerde genel olarak birtakım şartlar ve şekiller varken, zikir uygulaması için herhangi bir şart ve şekil söz konusu değildir. Ancak sûfîler yapılışı itibariyle farklı şekillerde zikir uygulamaları icra etmişlerdir. Sûfîlerin zikir uygulamaları başlıca şu şekildedir: "lisanî zikir", "kalbî zikir", "cehrî zikir", "hâfî zikir", "toplu zikir", "semâ", "hatm-ı hâce", "darb-ı esmâ", "kıyamî zikir", "kuûdî zikir" ve "deverân" Anahtar kelimeler: Sûfî, Zikir, Zâkir, Semâ, Devran, Vird, Cehrî, Hâfî.

GeleneklerGeleneksel yapıSufi+3
İdris Polat
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kâfiyeci'nin Hulâsatü'l-Akvâl fî Hadîsi "Inneme'l-aʻmâlü bi'n-Niyyât" adlı eserinin tahkik ve değerlendirilmesi

Çalışma, Hanefî fakihlerden Ebû Abdullah Muhyiddin Muhammed b. Süleyman el-Kâfiyeci'ye (ö. 879/1474) ait "Hulâsatü'l-akvâl fî hadîsi inneme'l-aʻmâlü bi'n-niyyât" adlı eseri tahkik ve değerlendirmeyi hedeflemiştir. Müellif, kitabını üç bölüm halinde ele almıştır. İlk bölümde, hadisçilerin kullandığı bazı terimlere yer verilmiştir. İkinci bölümde, öncelikle "Ameller niyetlere göredir" hadisinin belâgat ve nahiv bakımından durumunu ele almış, ardından bu hadisten çıkan bazı fıkhi hükümler ile fakihlerin bu konudaki ihtilaflarına yer vermiştir. Bu anlamda müellif, yalnızca Hanefî ve Şâfiî mezhebine mensup fakihlerin görüşlerini vermekle yetinmiştir. Çalışmasının son bölümünde ise müellif, hadisin sözlük manalarına dair değerlendirmeler yapmıştır. Müellif (r.h.) bu kitabında, 'Sen …. dersen, ben de ….. derim' şeklinde soru ve cevap tarzında bir üslup takip etmiştir. Kitabında, herhangi bir mezhep veya görüşte taassup göstermemiştir. Mensubu olduğu Hanefî mezhebine aykırı da olsa, doğru olduğunu düşündüğü şeyi ifade etmekten geri durmamıştır. Bu değerli el yazma eserin tahkiki sırasında karşılaştığımız en büyük zorluk, müellifin kitabında müracaat ettiği kaynakların birçoğunu belirtmemiş olmasıydı. Bu anlamda müellifin bu kitabında yüz elliden fazla kaynak kullandığını tespit ettik.

FakihHadisKur'an-ı Kerim+3
Sariye Elcundi
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemâleddin İbn Ebû Şerîf'in (ö. 906/1500) "Hâşiye 'Alâ Şerhi'n-Nuhbe" adlı yazma eserinin tahkîki

İslamî ilimlerin zenginleştirilmesi, ikmâl edilmesi, doğruluklarının test edilmesi ve derinliğinin arttırılması bakımından ilmî geleneğimizdeki şerh ve hâşiye yazma faaliyetleri büyük bir önem arz eder. İşte bu faaliyetlerden birisi olarak karşımıza çıkan İbn Ebû Şerîf'in Haşiye 'ala Şerhi'n-Nuhbe adlı eseri hadis ilminde saygınlık kazanmış eserlerden birisidir. Bu eser bir hâşiye olduğu için öncelikle, İbn Hacer el-Askalânî'nin "Şerhu'n-Nuhbe" adlı eserini ele almayı uygun gördük. Çünkü o eseri tanımadan, ona yazılan hâşiyesini doğru anlamak ve analiz etmek mümkün olamaz. Bu yüzden çalışmamızı üç bölüme ayırdık. Birinci bölümde, hadis ilimlerinden bahsederken adını asla unutamayacağımız ve bu alandaki köşe taşlarından birisi olan İbn Hacer el-Askalânî'nin hayatı ele alınmış ve Şerhu'n-Nuhbe adlı eseri incelenmiştir. İkinci bölümde, İbn Hacer el-Askalânî'nin öğrencisi olan ve haşiyesini yazdığı "Şerhu'n-Nuhbe"yi doğrudan müellifinden okumuş olan İbn Ebû Şerîf'in hayatı, "Hâşiye 'alâ Şerhi'n-Nuhbe" adlı eseri ve tahkiki ile ilgili mülâhazalar işlenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde de bu eserin tahkîkli ve tahrîçli metni verilmiştir.

Muhammed Cuma Vahid
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Hazm'ın "talak" ahkamına ilişkin görüşleri

Bu çalışma İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserindeki "talak'' hükümlerinin incelenmesini konu almaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde İbn Hazm'ın hayatı, eserleri, ilmi çalışmaları, usul anlayışı ve Zâhirî metodolojisine katkılarına değinildi. Yine aynı bölümde el-Muhallâ adlı eserinin muhteva ve sistemetiği hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölümde talak kavramının tanımı, Kuran, Sünnet ve icmadaki delillerine, talak ile fesih kavramlarının benzer ve farklı noktalarına yer verilmiştir. Ayrıca talakla ilgili kavramların ve çeşitlerinin lügat ve ıstılahî tanımı yapılmış ve bu kavramlar hakkında genel bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserindeki talak çeşitleri ile talak hükümlerinin incelenmesine ve diğer mezheplerin bu konular hakkındaki hükümlerine yer verildi. Dördüncü bölümde kazâî boşanma sebepleri ve el-Muhallâ'daki hükümleri ve diğer mezheplerin görüşleri incelendi. Bu çalışmanın sonucunda İbn Hazm'ın, diğer fıkhî konularda olduğu gibi talak konusunda da Zâhirî mezhebinin görüşlerinden ziyade kendi özgün metodolojisini yansıttığını görmekteyiz. Zira usul ve fürûdaki tutarlılığını, diğer mezhep imamlarına karşı eleştirisel yaklaşımını, meseleleri işleyişindeki yöntemi ve sert tutumunu bu eserde talak bölümünü işlerken de yansıtmıştır.

AhkamBoşanmaKur'an-ı Kerim+3
Nihal Yıldızbakan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ehl-i sünnet tefsir geleneğinde zındıklık ve zenâdıka algısı

Sünnî tefsir literatüründe kimi zaman bazı yorumların zındıklık, yorum sahiplerinin de zındık olduğu iddia edilmektedir. Bu çalışmada, söz konusu iddiaların yer aldığı tartışmalardan hareketle, Ehl-i Sünnet tefsir geleneğinin zındıklık algısı, bu iddiaların nedenleri, iddia sahiplerinin ve muhatap olan kişilerin düşünce çizgileri ve bu şekilde bir iddiada bulunmanın gerekli olup olmadığı gibi meseleler irdelenmeye çalışılmıştır. Giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşan bu çalışmanın giriş başlığı altında araştırmanın konusu, kapsamı, amacı, yöntemi ve araştırmada kullanılan kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. Kavramsal çerçeve adını verdiğimiz birinci bölümde, başta zındıklık nitelemesi ve türevleri olmak üzere çalışmamızın çerçevesine dâhil olan kavramların etimolojik ve semantik tahlilleri yapılmış, zındık olduğu iddia edilen kişiler sınıflandırılarak zındıklığın çerçevesi belirgin hale getirilmiştir. İkinci bölümde Sünnî tefsirlerde zındıklık iddialarına fazlaca yer verildiğini tespit ettiğimiz, hararetli tartışmaların yaşandığı temel meseleler incelenmiş ve tartışma konusu olan bu meselelerden hareketle Sünnî tefsir geleneğinin zındıklık algısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde de zındıklık iddialarının arka planında yer aldığını düşündüğümüz temel nedenler örneklendirilerek izah edilmeye çalışılmış, sonuç kısmında ise tespitler ve neticeler aktarılmıştır.

Ehl-i sünnetKur'an-ı KerimSünni düşünce+5
Yusuf Ağkuş
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ebû Şekûr es-Sâlimî'nin kelam anlayışı

Ebû Şekûr es-Sâlimî, Hanefî-Mâtürîdî Kelam geleneğine mensup bir alimdir. O, Mâtürîdîliğin neşet ettiği Semerkand şehrinin Keş beldesinde hicri V. asrın ilk yarısında doğmuş ve muhtemelen VI. asrın ilk çeyreğinde de vefat etmiştir. Sâlimî'nin kelam anlayışını ele alan bu araştırma, giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanısıra, dönemin sosyokültürel durumu, Sâlimî'nin kimliği ve mezheplere yaklaşımı hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; Sâlimî'nin, akıl, duyular, haber ve bunlarla bağlantılı konular ekseninde bilgiye; tabiat, ruh ve hareket, gök cisimlerinin hudûsü bağlamında varlığa; yaratıcının zatı ve sıfatlarına dair görüşlerinin değerlendirilmesi merkezinde ilahiyat bahisleri ele alınmıştır. İkinci bölümde; Sâlimî'nin, imanın mahiyeti, bilgiyle ilişkisi, tasnifi, İslâm ve amel kavramlarıyla irtibatı, artması, eksilmesi ve şüphe edilmesi bakımından imana; aidiyyeti, yaratılması, güç yetirilmesi yönüyle insan fiilleri konularına bakış açısı değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde; onun, risaletin imkanı, peygamberlerin masumiyeti, mucize ve onunla ilişkili Kur'ân, isra, miraç gibi meseleler bağlamında nübüvvvet; dört halife, Muaviye'nin isyanı, Hz. Hüseyin'in şehadeti ve Abbasiler'in hilafeti doğrultusunda hilafet; ölüm ve sonrası, şefaatin imkanı, cennet ve cehennem, Allah'ın ahirette görülmesi hususunda da ahiret konularına yaklaşımına yer verilmiştir. Sonuçta ise Sâlimî'nin İslâm kelamı içerisinde yeri ve kelam anlayışı ortaya konmuştur.

5. yüzyılEbu Şekur es-SalimiKelam+4
Ömer Sadıker
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk (Bahri) Memlükler Dönemi'nde hadis ilmi (Hicri VII-VIII. asırlar)

Türk (Bahrî) Memlükler devleti, 648/1250 yılında Mısır'da kurulan ve Aynîcalut'da Moğollar karşısında kesin bir zafer kazanarak İslâm dünyasının liderliğini üstlenen bir Türk devletidir. Bu çalışma, ilmî hareketliliğin açıkça görüldüğü Memlük Devleti'nin ilk asrındaki ilmî hayatı hadis ilmi çerçevesinde ele alarak; medrese, dârülhadis, hankah, cami gibi kurumlarda verilen hadis eğitiminin, bu dönemde yetişen âlimler ile telif edilen eserlerin ve resmî olmayan kurumlarda şahsî gayretlerle yürütülen hadis faaliyetlerinin ortaya konulmasını amaçlamaktadır. Bu çalışmada söz konusu dönemde kullanılan hadis tahammül yolları, hadis ilmi ile ilgili okutulan eserler, hadis için yapılan rıhleler de ele alınmış, özellikle dârülhadis ve medrese gibi kurumlarda görev yapan, eser telif eden ve topluma yön veren bazı hafız muhaddisler kısaca tanıtılmıştır. Bu dönemin telifâtının orjinallikten uzak olduğu yönünde öne sürülen birtakım iddialar değerlendirilmiş ve bu dönemin belli başlı musannefâtı, türlerine göre tasnif edilerek tespit edilmiştir. Ayrıca Türk (Bahrî) Memlükler döneminde yaşayan muhaddislerin toplumda birbirleriyle olan ilmî ve sosyal ilişkileri, yaşadıkları sorunlar, çekişmeler, aralarındaki ilmî rekabet, mezhep farklılıklarının yaşamlarına ve eserlerine tesiri, siyasîlerle olan münasebetleri, sosyal konumları, mansıp mücadeleleri ve yaşam tarzları ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Bahri Memlükler DönemiHadisKur'an-ı Kerim+2
Nagihan Emiroğlu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Rüşd'ün Bidâyetü'l-Müctehid adlı eserinde haber-i vahidi delil olarak kullanması: Aile Hukuku örneği

İslam hukuku, yapısı itibarıyla İslam dininin temel metinleri olan Kur'an ve hadislerden hareket etmek durumundadır. Kur'an'ın mütevâtir olmasından dolayı sübutu hakkında ittifak söz konusu olup ayetlerin delaletleri noktasında bazı ihtilaflar bulunmaktadır. Ancak İslam hukuk metodolojisindeki asıl ihtilaflar haber-i vahid konusunda yaşanmıştır. Prensip olarak haber-i vahidin bilgi gerektirmeyeceği ancak amel gerektireceği kabul edilmiştir. Bunun neticesinde bütün mezhepler bazı usul ve kaideler çerçevesinde haber-i vahid ile amel etmiştir. Diğer mezhepler gibi Malikî mezhebi de haber-i vahidin amel değerini kabul etmiş ve bu haberler ile amel etmek için bazı şartlar ileri sürmüştür. İbn Rüşd'ün haber-i vahid ile ilgili görüşlerine bakıldığında genel kabule uygun bir şekilde haber-i vahidin amel gerektireceğini kabul ettiği görülmektedir. Ancak o da haber-i vahidin kabulü için bazı şartlar ileri sürmektedir. Bu şartlar incelendiğinde bunların genel olarak Malikî ekolünün kabul ettiği şartlara uygun olduğu söylenebilir. İbn Rüşd teorik olarak haber-i vahidi kabul etmiş ayrıca pratik olarak da fürû-i fıkıh alanında delil olarak kullanmıştır. Fürû fıkıh alanındaki kitabının nikâh ve talak bölümleri incelendiğinde mezheplerin bu konudaki delillerinin tahlil edildiği ileri sürülebilir. İbn Rüşd bu tahlil esnasında mezhepler arası benzerlikleri zikretmiştir.

Aile hukukuBidayetü`l-MüctehidHaber-i vahid+3
Begüm Havva Kayapınar
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eş'arî kelamında günahların affı

Günahların affı konusu, Eş'arî kelâmcıların bakış açısıyla incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu araştırma, günah kavramı, günah ve sorumluluk, kişiyi günaha sevk eden etkenler, iman ve küfür açısından günahkârın durumu ve günahlârın affını ilgilendiren tövbe ve şefaat gibi meseleleri kapsamaktadır. Günah, Allah'nın razı olmadığı fiildir. Buna rağmen insan günah işleme potansiyeline sahip olduğu için kendisini günaha meylettiren bir etkene maruz kaldığında günah işleyebilmektedir. Bu günah şirk ve küfür değilse insanı iman dairesinden çıkarmamakla birlikte, onu günahkâr ve sorumlu kılmaktadır. Günah işleyen mümin, günahından kurtulmak isterse tövbe etmesi gerekir. Ancak tövbenin kabulü için bazı şartların yerine getirilmesi icap eder. Bu şartlar yerine getirilir ve samimi bir pişmanlık gösterilirse, tövbenin kabul edileceği ümit edilir. Aynı zamanda; Allah'ın merhameti, ibadet ve taatler günahların affına vesile olabilir. Ehli Sünnetin tamamında olduğu gibi Eş'arî kelamında şefaat hak olarak kabul edilir, şefaatle günahların affedileceğine inanılır. Ancak mezheplerin şefaat meselesine yaklaşımında farklılıklar vardır. Eş'ari âlimlerin kelâmî konulara yaklaşımında Allah'ın kudreti merkezdedir ve O'nun kudreti öne çıkarılır. Bu yaklaşım günahların affı konusuna da yansımıştır. Araştırma problemi, Eş'arî kelamında günahların affını içermektedir. Araştırmanın amacı, Eş'arî alimlerin günahların affına olan yaklaşımının tespit edilmesidir. Bu da araştırmayı önemli kılmaktadır. Çağdaş araştırmalar da dikkate alınarak Eş'arî âlimlerin ana kaynakları incelenmiştir.

AfEş`ariGünah+4
Durhasan Çelik
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muharrem Hilmi Sırrî'nin hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşleri

Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin son dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yılları arasında yaşamış, ilim ve irşad faaliyetleri yürüten Muharrem Hilmi Efendi'nin hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşleri hakkındadır. Anadolu'da yetişen son dönem şairlerimizden olan mutasavvıfımız, başta Nakşibendiyye olmak üzere Kâdiriyye, Rifâiyye, Ekberiyye, Kübrevîyye ve Şâzeliyye gibi birçok tarikattan icazet almıştır. Muharrem Hilmi Efendi, çocukluk yıllarından itibaren Arapça, Hadis, Tefsir, Mantık ve Tasavvuf gibi birçok alanda dönemin tanınmış hocalarından eğitim almıştır. O, sadece ilmî ve tasavvufî hizmetleriyle değil, çeşitli cephelerde ifa ettiği askeri görevleri, edebî yönü ve şair kimliğiyle de tanınmış, sosyal ve kültürel tarihimizde temayüz etmiştir. Bu çalışma, Muharrem Hilmi Efendi'nin hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşlerini ortaya koyma amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmamız; giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı, önemi, kapsamı ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiştir. Bununla beraber Muharrem Hilmi Efendi'nin yaşadığını dönemin siyasî, sosyal, kültürel, dinî ve tasavvufî durumları genel olarak incelenmiştir. Birinci bölümünde, Muharrem Hilmi Efendi'nin hayatı ve eserleri ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümde ise mutasavvıfımızın eserlerinden hareketle onun tasavvufî görüşleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Muharrem Hilmi Efendi eserlerinde tevbe, ihlas, zikir, aşk ve muhabbet gibi pek çok tasavvufî konuyu kendine has üslubuyla açıklamıştır. Özellikle aşk kavramı hakkında yaptığı tanım ve yorumlarla kendi anlayışını ortaya koymuş ve aşkı; cihanı gösteren bir ayna, saliki Hakk'a vasıl eden ve beşeri sıfatları eriten duygu, kalbe hayat veren can suyu ve kibir putunu kıran bir çekiç şeklinde tarif etmiş ve böylece kavramın anlam dünyasının zenginleşmesine ve ilgili literatürün çeşitlilik kazanmasına katkı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Muharrem Hilmi Efendi, Şiir, Dîvân-ı Sırrî, Aşk.

Ömer Faruk Yılmaz
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hûd Suresi 11/44. âyet bağlamında Kur'ân'ın edebî i'câzı

Bu araştırmada, belagat açısından pek çok i'câz barındıran Hûd sûresi 11/44. ayetteki belâgat inceliklerinin Kur'ân manalarının anlaşılmasına etkisi ele alınmıştır. Bu bağlamda başta Zemahşerî, Beyzâvî ve Nesefî olmak üzere birçok âlime ait tefsîr kitabı incelenmiştir. Ayrıca tefsîr için birer alet ilmi hükmündeki tefsîr usûlü, fıkıh usûlü, belâgat (me'ânî, beyân ve bedî'), nahiv, sarf, mantık, vaz'u'l-luga gibi ilim dallarının kaynak eserlerine de müracaat edilmiştir. Konu üç temel bölümde incelenmiştir: Bunlar ilk olarak tanımı ve tarihçesiyle birlikte belâgat ilmi, ardından Kur'an-ı Kerîm'in i'câzı etrafında dönen tanım ve tespitler özetlenmeye çalışılmış en sonda ise ilgili ayet özelinde Kur'an'ın i'câz özellikleri değerlendirilerek sayılan hususların Kur'an manalarının anlaşılmasındaki rolü üzerinde durulmuştur.

Abdulaziz Çelik
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şaʻrâvî'nin nefis tezkiyesi ile ilgili görüşleri

Şaʻrâvî, modern asrın en önemli müfessirlerinden sayıldığı gibi, aynı zamanda Eşʻariyye mezhebine mensup modern dönem sûfîlerinden sayılmaktadır. Eğitim, davet, şiir, edebiyat, siyaset vb. birçok alanla igilenmesinin yanında, İslam ümmetini içinde bulunan gaflet ve geri kalmışlıktan kurtarmak için çalışmış önemli âlimlerden biridir. Şaʻrâvî'nin bütün çabası ümmetin evlatlarının yaratılış gâye ve hedeflerine uygun olarak davranması, onların nefislerini tezkiye etmek, onları vehim ve dalaletten arındırmak içindir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Şaʻrâvî'nin hayatı, eserleri, onun hakkındaki önemli çalışmalar, eğitime dâir görüşleri, İslâm'ı savunma metodu ve siyâsî eğilimleri ele alınmıştır. Ayrıca tasavvuf ve tarikatler mevzuuna da değinilmiştir. Son kısımda Havâtıru'ş-Şaʻrâvî adıyla meşhur olan Kur'an-ı Kerim tefsiri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde nefis mahiyeti, çeşitlerini, kalbin halleri ve nefis tezkiyesi ile ilgili meselelere temas edilmiştir. Ayrıca tevbe, istiğfâr, zikir, tefekkür, sabır, nefis mücâhedesi vb. nefis tezkiyesi yolları da ele alınmıştır. Son bölümde ise Şaʻrâvî'nin; küfür, nifâk, şirk, riyâ, kibir, gurur, cimrilik gazap vb. ahlâk-ı mezmume; sıdk, ihlâs, zühd, tevekkül, havf, recâ, şükür, takvâ vb. ahlâk-ı hamîde hakkındaki görüşleri ortaya konulmuştur. Sonuçta Şaʻrâvî'ye göre tasavvufa dair bazı eleştirilerin isabetli olmadığı, sûfî bakış açısının Kur'an ve sünnete dayandığı söylenebilir.

Kur'an-ı KerimNefsTefsir+3
Halid Mustafa
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırşehir Abdallarının hayat tarzında Bektaşiliğin yeri

Kırşehir, Abdal topluluklarına ev sahipliği yapması bakımından Anadolu'nun önemli kültür merkezlerinden birisidir. Büyük bir kültürel mirasın taşıyıcısı olan Abdallık geleneği farklı yönleriyle önemli bir kültürel ve dini olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı; Kırşehir'de ikamet eden 'Abdallarda' Bektaşi geleneğinin izlerini ortaya çıkarmaktır. Abdalların hayatın çeşitli safhalarında, tabiat olaylarında, ateş ve hayvan kültlerinde, ziyaret ettikleri yerlerde, müziklerinde bulunan dini motiflerde, inanç ve uygulamalarının yanı sıra ibadetlerine yönelik din anlayışları ve davranışlarına etki eden Bektaşi geleneğinin izleri Kelam ve İtikadi İslam Mezhepleri alanında incelenerek verilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın veri kaynaklarını ise görüşme sağladığımız Abdallar oluşturmaktadır. Çalışmamızı nitel araştırma desenlerinden görüşme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verileri ise içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Görüştüğümüz Abdalların inanç ve uygulamalarını ayrı bir din veya mezhep olarak görmememize rağmen içinde bulundukları toplumun etkisi ile sünnileşme artmış olsa da hala evlerinde bulunan bir takım ikonik fotoğraf ve nesneler ile Bektaşi geleneğinin derin izlerini taşıdıkları görülmektedir. Araştırmamızın sonucunda Kırşehir Abdallarının hayat tarzında Bektaşi unsurlarının izlerini tespit edilmiştir. Yapılan bu araştırma da Kırşehir Abdallarının inancı ve kültürel yapı üzerindeki değişiklikler incelenmiştir. Bu değişikliklere neden olan tasavvufi akımlardan 'Bektaşilik' içerisinde eriyerek bir takım izlerini bırakmış olması gösterilirken aynı zamanda içinde yaşadıkları sünni toplumun etkisi de göz ardı edilmemektedir. Anahtar Kelimeler: Kırşehir Abdalları, Abdallar, Alevilik-Bektaşilik, İnanç.

Dilek Demir
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Âşik Paşa's sufî views in his work named Garib-nâme

In the second half of the thirteenth century, the Seljuk State entered the process of collapse due to the Mongol invasion of Anatolia. As a result, social disintegration occurred in society and many chaos and disorder emerged. Spiritual leaders of the society have tried to guide the society with their ideas originating from religion in order to get away from this situation in social life. Spiritual leaders believed that society could only be kept together in this way, and that social life could only be rebuilt on the basis of religion. They wrote religious and mystical works in order to guide and support the people who were at an impasse and to reinforce national feelings. Figures such as Ahmed Yesevî, Mevlânâ, Yunus Emre, and Ahî Evran are among those who produced works of significant value that shaped social life and could be passed on to future generations. Âşık Paşa is also among these sufî-literary figures who wrote the first Turkish works in Anatolia to ensure unity and order within society. This study, titled " Âşık Paşa's Sufı Vıews In Hıs Work Named Garıb-Nâme" examines Âşık Paşa's ideas regarding fundamental concepts related to sufîsm. The study aims to see the whole picture by also utilizing the ideas of other sufîs. Âşık Paşa's works, including Garib-nâme, Fakr-nâme, Vasf-ı Hâl, Hikâye, Kimya Risâlesi, Elif-nâme, Risâle fî Beyâni's-Semâ, and other poems, are included in the research. This study extensively investigates Âşık Paşa's life, works, and sufî views. It addresses and explains fundamental concepts prominent in his sufî thought, such as unity (tawhid), morality, knowledge, gnosis, the relationship between the servant and the Lord, and individual and societal unity.

Classical Turkish literatureTurkish mysticism literature
Sümeyye Karakuş
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abdullah b. Mes'ûd rivayetlerinin Hanefî fıkıh düşüncesinin oluşumuna etkisi

Abdullah b. Mes'ûd, peygambere yakınlığı, zekâsı, ilmî yeteneği, Kur'an ve sünnete olan hâkimiyeti ile öne çıkan sahâbîlerden birisi olmuştur. Müslümanlığı ilk dönemlerde kabul edişi ve Hz. Peygamber'e olan yakınlığı vesilesiyle ondan birçok hadis duymuş ve rivayet etmiştir. Çalışmamız, İbn Mes'ûd rivayetlerinin Hanefî fıkhının oluşumundaki etkisini ortaya koymaya yönelik bir çalışmadır. Bu çalışmamız, üç ana bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır: Birinci bölümde öncelikle, çerçeveyi belirlemek amacıyla tezimizin konusu, amacı ve tezin yöntemi hakkında bilgi verildi. Sonra İbn Mes'ûd'un hayatı, ilmî kişiliği ve Hanefî fıkhının oluşumundaki etkisine değinildi. İkinci bölümde, Hanefîlerin amel ettikleri ve kaynak gösterdikleri İbn Mes'ûd rivayetleri konu edildi. İki ana bölümden birincisini oluşturan bu kısımda fıkhî hükümler; ibadet, muâmelât ve ukûbat genel başlıkları atında ele alındı ve İbn Mes'ûd rivayetleri ilgili genel başlıklar içerisinde alt başlıklar halinde incelendi. Üçüncü bölümde ise, İbn Mes'ûd'dan gelen ve Hanefîlerin kaynak göstermedikleri rivayetler üzerinde duruldu. Bu bölüm de kendi içinde iki kısma ayrıldı. İlk kısımda mezheb görüşüyle uyumlu olmasıyla beraber kaynak gösterilmeyen rivayetlere yer verildi. İkinci kısımda ise mezheb görüşüyle uyuşmayan, aksi yönde fetva verilen rivayetlere yer verildi. İki ana bölümden ikincisini oluşturan bu kısımda da aynı şekilde fıkhî hükümler; ibadet, muâmelât ve ukûbat genel başlıkları atında ele alınarak İbn Mes'ûd rivayetleri ilgili genel başlıklar içerisinde alt başlıklar halinde incelendi. Sonuç bölümünde de incelenen Abdullah b. Mes'ûd rivayetlerinin Hanefî fıkhını hangi oranda etkilediği konusunda ulaşılan kanaatler zikredildi.

Abdullah bin MesudHanefilerKur'an-ı Kerim+3
Harun Kızılboğa
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00