Bingol University
Discipline

Political Science and Public Administration

Bingol University

1,080

Archived Theses

13

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki Alevi topluluklara bakışının ilerleme raporları üzerinden analizi

Kapalı toplum yapısı ve kendine özgü geçmişi ile pek çok tartışma konusuna yol açan Alevilik, Cumhuriyetin kuruluşu ve modernleşme dönemi sonrasında farklı boyutlarda incelenmeye başlanmıştır. Belirtilen tartışma konuları arasında Aleviliğin tanımlanması, İslam dini içerisindeki konumu, sosyal ve kültürel değerleri ve siyasal açıdan otoritenin karşısında olan tutumları yer almaktadır. Güncel tartışmaların ise 90'lı yıllardan itibaren Türkiye'nin AB üyeliği süreci ile başladığı, siyasallaşma ve modernleşme ile birlikte zorunlu din dersleri, cemevleri gibi hususlarla devam ettiği görülmektedir. Türkiye'de göç ve kentleşmenin etkilerinin de yaşamın Alevlerin özel yaşamlarına ilişkin hayat tarzları ve ritüelleri üzerinde farklılaşmaya neden olduğu söylenebilir. Bu çalışmada, Türkiye'deki Alevilerin 1998 yılından itibaren Avrupa Komisyonu tarafından oluşturulan Avrupa Birliği İlerleme Raporlarında nasıl değerlendirildiği ve bu değerlendirmeye karşın Alevilerin nasıl bir tutum sergilediklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmanın teorik bir araştırma olması kapsamında öncelikle literatüre taraması tekniği kullanılarak veri tabanlarından elde edilen dergi ve makaleler, bildiriler, raporlar incelenmiş, Yüksek Öğrenim Kurumu resmi sitesi aracılığıyla da yüksek lisans ve doktora tezlerine ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda Alevilerin AB İlerleme Raporlarında azınlık olarak görüldükleri, genellikle dini ve sosyal açıdan değerlendirildikleri, bu değerlendirmede ibadet yerleri, eğitim, eşit ve özgür haklar tanıma konuları ele alınmıştır. Raporlarda Alevi inancına ilişkin bilgiler de içeren yeni din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarının yayımlanması ve bazı illerde Alevi vatandaşların evlerinin işaretlenmesine yönelik adli soruşturmaların başlatılması olumlu gelişmeler olarak görülürken; kamu görevinde ayrımcılık ve ibadet yeri olarak cemevlerinin tanınmaması sorunlarının devam ettiği görülmektedir. Sonuç olarak Alevilerin talep ettikleri özgürlüklerine hâlâ kavuşamadıkları, bu durumun Türkiye'de bulunan çoğunluğun kültür farklılığı ve genel siyasi durum ile ters düşmesinden kaynaklandığı söylenebilir.

AlevilerAlevilikAvrupa Birliği+3
Hasan Hüseyin Özateş
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiyede mülteci problemi ve hukuki boyutları

Mülteci olarak bir ülkeye sığınma olayı 21.yüzyılda özellikle Ortadoğu ve Afrika'da meydana gelen iç çatışmalardan dolayı bugün en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Özelikle Suriye'de yaşanan iç çatışmalardan dolayı ülkesini terk eden mülteciler başta Türkiye olmak üzere Lübnan ve Ürdün'de misafir edilmektedir. Fakat Avrupalı ülkeler uluslararası küresel sorun olan küresel göç sorunu ile uzun bir süre yüzleşmek istememiştir Mülteci sorununun Batı'ya özelliklede Avrupa'ya veya uzanmaya başlamasıyla Batılı devletler sorunla ilgili olarak önlem ve tedbir almaya başlamışlardır. Bu doğrultuda kısmen de olsa mültecileri kabul etmeye başlamışlardır. Hatta Batılı ülkeler uluslararası hukuk çerçevesinde yeni düzenlemeler yapmışlardır. Ayrıca Batılı devletlerle birlikte Türkiye'de mülteci ve göç politikalarını yeniden gözden geçirerek yasal düzenlemeler yapmıştır. Bu yasal Düzenlemeler ile Türkiye öncelikle göç politikalarını bir düzene sokmak istemiş ve aynı zamanda da ve mülteci sorunlarını en aza indiremeye çalışmıştır. Bu doğrultuda çalışmada, Türkiye'deki yaşanan mülteci problemleri analiz edilerek geçmişten günümüze kadar var olan temel yasalar çerçevesinde problemlerin hukuki boyutları incelenmiştir. Ayrıca bu tezin amacı, milliyetleri, dinleri, ırkları ve ya siyasi düşünsel farklılıkları nedeniyle yaşadığı topraklarını bırakmak zorunda kalan insanların yaşadıkları sosyal ekonomik sıkıntıları ile insan hakları sorunlarını hukuki çerçeveyle ortaya koymaktır. Ayrıca bu çalışmanın bir diğer amacı, yaşanan kültürel çatışmalarla birlikte mültecilerin yaşadıkları problemleri toplumun diğer kesimi tarafından görülmesini sağlamaktır.

GöçlerGöçmenlerMülteciler+2
Emin Yağcı
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çevreci hareketlerin siyasallaşma deneyimi: Avrupa ve Türkiye üzerine karşılaştırmalı bir analiz

Günümüz toplumlarının karşı karşıya kaldığı en önemli krizlerden birini oluşturan çevre sorunları, insanlığın önünde aşılması gereken önemli bir meseledir. Çevre sorunlarının hava kirliliği, küresel ısınma, iklim değişikliği, su sıkıntısı, türlerin yok oluşu gibi farklı şekillerde gündeme gelmesi 20. yüzyılın ikinci yarısına rastlamış olmakla birlikte çevre sorunlarının bu yıllarda birdenbire ortaya çıktığını söylemek yanlıştır. Ekolojik tahribatın boyutları, sanayileşme ile birlikte yükselişe geçen tüketim toplumunda ciddi düzeye ulaşmakla birlikte, insanın doğaya müdahalesinin kökenleri daha da geridedir. Çevre sorunlarının geçmişi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanın doğaya müdahalede bulunması, sanayileşmenin ve makineleşmenin yaygınlaşmasıyla doğayı kendi dengesini sürdüremeyecek ölçüde yıpratmaya başlamıştır. Bu durum koruma amaçlı bir çok örgütün kurulmasına ve hükümetleri çevre sorunlarına karşı önlemler almaya zorlamıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çevre sorunlarının düşünsel arka planı ve tarihsel gelişim süreci ele alınmaktadır. Bu bağlamda insan doğa ilişkisi ve ekolojik düşüncenin ortaya çıkışından bahsedilmektedir. İkinci bölümde Avrupa'da çevreci hareketin oluşumu ve siyasallaşma süreci ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Bu gelişim ve siyasallaşma süreci örneklem olarak seçilen; Almanya, İngiltere ve Amerika üzerinden incelenmektedir. İkinci bölümde Yeşil Partilere ayrıntılı olarak değinilmektedir. Çevre hareketinin toplumsal hareketten siyasal partilere dönüşmesi Yeşil Partiler aracılığı ile gerçekleşmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye'de çevre hareketinin gelişim süreci incelenmektedir. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarından Yeşiller Partisi'nin kurulmasına kadar uzanan süreçte ortaya çıkan çevresel eylemlerin üzerinde durulmaktadır. Ayrıca çevreci hareketin siyasallaşmasını sağlayan Yeşiller Partisi de bu bölümde ele alınmaktadır.

DoğaEkolojiKarşılaştırmalı analiz+7
Hasibe Sulak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çatışma çözümleme teorisi açısından Lübnan sorunu

İnsanoğlu tarihsel süreç boyunca barıştan çok savaşı konuşmuştur. Savaşın üzerine yazılan eserler milattan öncesine kadar uzanırken buna mukabil barışa yönelik çalışmaların geçmişi çok geriye gidememektedir. Tarihsel süreç içerisinde yaşanan çatışmaların tarihleri tutulup, nedenleri sonuçları araştırılmışsa da çatışmanın nedenlerine inilmemiştir. Bu eksikliğin farkına varan bir grup bilim insanı 20. yüzyılın başlarında çatışma çözümünü bir bilim dalı olarak ele almışlardır. Kısa sürede dünyanın pek çok yerinde çatışmaların araştırılmasına yönelik merkezler kurulmuştur. Bununla ilgili olarak da literatüre birçok yeni kavram kazandırılmıştır. Tarih boyunca pek çok devletin hâkimiyetine girmişse de Lübnan, kendine özgü yapısını korumayı başarmıştır. Lübnan'ı değerli kılan en önemli unsur bir kültür mozaiğini andırması sebebiyle her dinin, mezhebin, devletin kendinden bir şeyler bulabileceği bir yer olmasıdır. Ayrıca Lübnan, konumu ve Hristiyan nüfusu ile "Ortadoğu'nun Batı'ya açılan penceresi"; başkent Beyrut ise modernliği ve gelişmişliği sebebiyle uzun yıllar "Ortadoğu'nun Paris'i" olarak görülmüştür. Ancak Lübnan'ın kendisine özgü mezhep temelli siyasi yapısı, tarafların güç mücadelelerine ve bitmeyen iç çatışmalara sebep olmuştur. Bunun yanında Filistinli ve Suriyeli göçmenlere kapılarını açması, iç savaş döneminde Hristiyan nüfusun göç etmesi ile demografik yapısı önemli oranda değişmiştir. Bu çalışma ile hem çatışma çözümlemenin ve Lübnan'ın tarihsel süreci ele alınmış hem de çatışma çözümlemenin önemli araçlarından biri olan çatışma çarkı ile Lübnan çatışması incelenmiştir.

Dini çatışmalarHristiyanlarLübnan+5
Abdullah Arslan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ruhani dönemi İran Ortadoğu politikası ve Suriye ile ilişkiler

Bu çalışmada İran'ın dış politika yapım süreci, Orta Doğu dış politika stratejisi ve Hasan Ruhani döneminde İran'ın Ortadoğu ülkeleriyle olan ilişkileri üzerinden Suriye politikası ele alınmıştır. Orta Doğu'nun güç merkezlerinden biri olmayı başaran İran, izlediği dış politika stratejileriyle bölgeyi etkilemeyi başarmıştır. Özelikle 1979 İran İslam Devrimi'nden sonraki ideoloji temelli dış politika stratejileri, onu hem bölgede hem de uluslar arası sistemde yalnızlaştırmıştır. Bu sert radikal politikalar İran'ı ekonomik olarak güçsüzleştirmiş ve bölgede marjinalleştirmiştir. Bölgede birçok devlet tarafından tehdit olarak algılanan İran, izlediği ılımlı dış politika stratejileriyle bu algıyı kırmaya çalışmıştır. Özellikle 2013 yılında İran Cumhurbaşkanı olarak seçilen Hasan Ruhani'nin itidalli dış politika tutumu, İran'ın bölge ülkeleriyle olan ilişkilerinde yeni bir sayfa açacağı izlenimi oluşturmuştu. Ruhani'nin uzlaşmacı ve diyalog kanalları açık dış politika anlayışı, İran'ın Batı'yla iyi ilişkiler geliştirmesini sağlamıştır. Ama aynı dış politika tutumu bölgede istenilen düzeyde gerçekleşmemiştir. İran'da rejimin bölgedeki güvenlik temelli dış politika stratejisi, Ruhani'nin itidalli dış politika anlayışına baskın gelmiştir. Bundan dolayı Ruhani döneminde İran'ın bölge politikasında beklenen değişim istenilen düzeyde olmamıştır. İran'ın bölgede güç ve güvenlik merkezli dış politika stratejisinden vazgeçememesi, bölge ülkelerinin İran merkezli tehdit algısının değişmemesine neden olmuştur. 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş sürecinde, İran'ın Esad rejimini destekleyen politikalar yürütmesi, Orta Doğu'da yeni güç mücadelelerinin yaşandığı bir ortam yaratmıştır. Bu vekâlet savaşlarını yaşandığı süreçte İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ılımlı dış politikalarıyla bölgedeki gergin ortamı yumuşatmaya çalışmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, İran İslam Devrimi sonrası İran'ın değişen dış politika stratejisi çerçevesinde Hasan Ruhani'nin dış politika anlayışının bölge ülkeleriyle ve Suriye'yle olan ilişkilere etkisi incelenecektir.

Orta DoğuOrta Doğu politikasıRuhani, Hasan+4
Şemsettin Sekin
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal katılım ve kadın: Ak Parti örneği

Tezin amacı, tarih boyunca süregelen kadın cinsinin ötekileştirilmesi, insan hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılması ve mücadeleler sonucunda kazanılan hakların sadece anayasal düzlemde kalarak pratiğe yansıtılmamasından kaynaklı olarak siyasal alanda yapılan araştırmalar baz alınarak kadınların siyasal katılımlarına ve temsil oranlarına dikkat çekilmek istenmiştir. Türkiye'de 2002 yılında Milli Görüş geleneğinden gelen muhafazakâr parti AKP'nin 2018 yılına kadar olan süreçte parti içinde kadınlara ayrılan alan ve kadına olan bakış açısına dikkat çekilmiştir. Böylece kadınların siyasal alandaki belirginlikleri Türkiye'de muhafazakârlaşan siyasetin arasına sıkışarak kendine yer bulamadığı sayısal oranlarla da desteklenerek anlatılmak istenmiştir. Ayrıca araştırma genel hatlarıyla nitel bir araştırma alanını kapsadığından ilk etapta nitel verilerin doküman analizi yapılarak elde edilen bilgiler yazıya aktarılarak tez oluşturulmuştur. Ancak tezin II. ve III. bölümünde nitel araştırma yöntemine ek olarak nicel araştırma yöntemi de araştırmaya dâhil edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma PartisiKadınlarSiyasal katılma+1
Dilan Süslü
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Eşitsizliğe karşı bir toplumsal hareket olarak İlerici Kadınlar Derneği

Tarihin her çağında toplumlar, yaşam biçimleri üzerinde etkili olan düşünce perspektifleri geliştirir. Bu perspektifler, yaşanan toplumsal gelişmelerin ışığında paradigmaya dönüşür. Postmodernizm de daha önce dünyayı etkileyen modernizm paradigmasıyla kendini inşa etmiştir. Gelişmiş ve gelişmekte olan toplumları etkisi altına alan postmodernizm; sosyal, kültürel ve siyasal etkileriyle sosyolojik bir yaklaşım olarak literatürde yer edinmiştir. Kendini karşı modernlik olarak sunan bu yeni toplumsal durum çeşitli yerel, etnik, dinsel, ideolojik küçük anlatıları ön plana çıkartmıştır. Postmodernizmin oluşturduğu yeni kimlikler, yeni toplumsal hareketler bağlamında özerklik ve farklılık gibi değerlerle bütünleşmiştir. Bu çalışmada postmodernizmin ortaya çıkardığı değerler çerçevesinde, kimlik kavramının değişiminin ve gelişiminin nasıl olduğu ve yeni toplumsal hareketler arasındaki bağı incelenecektir. Yeni toplumsal hareketlerin nasıl bir süreçte ortaya çıktığı, dönüşüm sürecinin temel özellikleri ve eski toplumsal hareketlerden farklı olarak; aktörler, temalar, değerler ve hareket biçimlerinde önem taşıyan ve hareketlere yön veren köklü değişimlerin etkileri anlatılacaktır. Yeni toplumsal hareketlerin yeniliği, kendini nasıl bir toplumsal bağlam içerisinde tanımladığı ve hangi talepleri dile getirdiği; bu taleplerin kurumsallaşma ya da örgütlenme noktasındaki etkisi sınıf ve kimlik kavramlarıyla ele alınacaktır. Yeni toplumsal hareketlerin anlaşılması açısından kimlik siyasetinin toplumun tabanına yayılarak daha geniş bir alanda yer bulmasını sağlamaya yönelik en önemli oluşum olan toplumsal hareketlerden; işçi hareketi, ikinci dalga kadın hareketi, savaş karşıtı hareket, çevre hareketi ve LGBT hareketi incelenecektir. 1980'li yılların ikinci yarısında Türkiye'de yükselen feminizm hareketiyle bağlantılı olarak İlerici Kadınlar Derneği (İKD) ele alınacaktır. Türkiye'nin içinde bulunduğu sosyo-politik ortam göz önüne alınarak; İlerici Kadınlar Derneğinin sınıf ve kimlik eksenindeki rolü, amaçları ve faaliyetleri anlatılacaktır. Kadınların eziliş biçimleri üzerindeki bilgiler arttıkça kadının özgürlük hareketinin tanımlaması da aynı ölçüde zorlaşmaktadır. Kadın hareketleri kendi içinde kadının ezilmişliği konusunda ortak bir anlayış benimsemekle birlikte bunun çözümleri konusunda birbirinden farklı stratejiler geliştirmektedir. Kadınların kurtuluşunu, sömürünün ve sınıfların ortadan kalkmasıyla mümkün olabileceğini savunan İKD'liler kendilerini feminist olarak tanımlamazlar. Çünkü sadece kadınların kurtuluşunu değil tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin kurtuluşunu savunurlar. Bu noktada sosyalist kadınların feminist kadınlara yönelik yaptıkları eleştirilerle bağlantılı olarak kadınların bir örgütü nasıl kurup geliştirdikleri; İKD'nin örgütsel ve ideolojik yapısı Kadınların Sesi gazetesi taranarak aktarılacaktır. Son olarak ise İKD'nin feminist hareketle bağlantısı ve feminizme bakış açısı üzerinde durulmuştur.

DerneklerEşitsizlikSosyal hareketler+2
Gazel Uluer
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İlerlemeci tarih anlayışının çağdaş siyaset bilimi bağlamında eleştirisi

İlerlemeci tarih anlayışı modern zamanda Avrupa'nın dönüşümüne yol açan bir dizi toplumsal hareket sonucu benimsenilen tarih anlayışıdır. Bu anlayış tarihsel işleyişin sürekli olarak ilkelden yetkinleşmeye doğru bir hareket halinde olduğunu kabul eder. Bu açıdan geçmişin bir bütün olarak aşılması gerektiğini iddia ederken, geleceği de inşa edilmesi gereken bir yapı olarak görür. Bu noktada gelecek belli idealler çerçevesinde değil, bilimsel bir temel üzerine inşa edilir. Bu temellendirme bir kuramcının tarih adına çeşitli varsayımsal serüvenler oluşturarak, tarihi belli aşamalar dizisiyle, nihai aşamada mükemmelleşeceği evrensel bir hareket tarzı üzerine oturtmasıyla olur. Tarihsel süreçlerin doğası üzerine yaptıkları yorumda yalnızca bir dinamiği ele alan bu kuramcılara göre, evrensel hareket tarzında ortaya çıkan farklılıkların tek nedeni hareket hızıdır. Daha ilerde olan daha hızlı, arkada olan ise daha yavaş hareket etmektedir yalnızca. Bu anlayış çerçevesinde şekillenen ve çağdaş siyaseti etkisi altına alan beş kuram çalışma kapsamında ele alınarak, bu kuramların toplumsal ve siyasal hayattaki yansımaları tespit edilecek, bunun yanında bilimsel geçerliliği sorgulanacaktır. Çalışmaya, konuyla ilgili literatürde var olan kaynaklar olabildiğince dahil edilerek temellendirmek amaçlanmıştır.

EpistemolojiSiyasetSiyaset bilimi+3
Rojbin Özmal
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitimde fırsat eşitliği politikalarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze kadar eğitimde fırsat eşitliğine katkı sunan politikalar değerlendirilmiştir. Amaç, eğitimde fırsat eşitliği sağlamaya yönelik uygulanan politikaların sonuçlarının ve mevcut durumun değerlendirilerek politik önerilerde bulunmaktır. İkinci bölümde kamu politikası kavramları, kamu politikalarının oluşum süreci ve kamu politikalarına etki eden aktörler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde eğitim fırsat eşitliği ve eğitim hakkının ulusal ve uluslararası dayanakları incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise eğitimde fırsat eşitliği politikalarının oluşum süreci ve sonuçları; Millî Eğitim Şûraları, kalkınma planları, PISA, TIMSS ve TÜİK veri setleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Türkiye'de bölgeler arasında yaşanan sosyoekonomik ve kültürel farklılıklar, dil ve cinsiyet gibi etkenler fırsat eşitliğini olumsuz etkilemektedir. Bu etkenlerle birlikte coğrafi şartlar da eğitime erişimi zorlaştırmaktadır. Yıllardır devam eden bu sorunlar; ekonomik koşullar ve siyasi istikrarsızlıklar sebebiyle günümüze taşınmıştır. Son yıllarda uygulanan politikalar ve zorunlu eğitim süresinin artması ile birlikte cinsiyet fark etmeksizin eğitime erişim noktasında ciddi mesafe alınmıştır. Ancak bölgeler arası eğitime erişim ve akademik başarıda fırsat eşitsizliğinin devam ettiği görülmektedir. Genel anlamda eğitime erişim oranlarının artması nitelikli eğitimin ve eşitliğin sağlandığı anlamına da gelmemektedir.

EğitimEğitim politikalarıFırsat eşitliği+3
Ali Alın
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kent hakkı kapsamında toplumsal hareketler (Wall Street İşgal Et Hareketi ve Taksim Gezi Parkı Olayları örneği)

Kentler, insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde tanımlanan ve sürekli gelişen mekânlar olarak ön plana çıkmaktadır. İnsanların çoğunlukla bir arada yaşadığı ve etkileşim içinde olduğu kentler, bireysel ve toplumsal taleplerin sıklıkla ele alındığı yerler haline gelmiştir. Kentlerdeki yetkinliklerin artmasıyla birlikte, Henri Lefebvre tarafından "Kent Hakkı" kavramı ortaya atılmıştır. Kent hakkı kavramı, kenti kentli bireyin merkezine yerleştirerek, kullanım değeriyle bütünleştiren bir yaklaşımı ifade etmektedir. Bu kavram, Marksist kuramcılar tarafından da değerlendirilmiştir ve kentleşme sürecinde önemli bir rol oynamaktadır. Kent hakkının toplumun geniş kesimleri tarafından benimsenmesi ve hayatın bir parçası haline gelmesi için güçlü bir sivil toplum ve demokratik geleneğe ihtiyaç vardır. Merkeziyetçi ve devletçi bir yönetim anlayışının egemen olduğu toplumlarda, yetki ve güç paylaşımı sınırlı olabilmektedir. Ancak yerel demokrasiyi önemseyen ve çoklu iktidar anlayışının egemen olduğu toplumlarda, halk aktif bir şekilde kent yönetimine katılım sağlayacaktır. Bu bağlamda tez çalışmasında, kent hakkı yaklaşımı sivil toplum perspektifiyle ele alınmıştır. Çalışmada, farklı siyasi kültüre ve koşullara sahip olan Wall Street İşgal Et hareketi ve Taksim Gezi Parkı eylemleri, kent hakkı yaklaşımının merkeze alındığı bir tartışma çerçevesinde ele alınmıştır.

DemokrasiGezi ParkıKent hakkı+3
Ozan Artuk
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Almanya'nın mülteci krizine yaklaşımı ve İslamofobi'nin yükselişi

2010 tarihinde Arap coğrafyasında tezahür eden halk ayaklanmaları ve çatışmalar birçok insanın göç ederek sığınmacı ve mülteci konumuna düşmesine neden olmuştur. Bu isyanlar bazı ülkelerde iç savaşa dönüşürken ayaklanmaların son durağı olan Suriye‟de çatışmaların özellikle iç savaşa dönüşmesi dünya genelinde Suriyeli mülteci krizine yol açmıştır. İlk zamanlar yapılan göç hareketleri ve sığınmacı sorunu ağırlıklı olarak çevre ülkeleri etkilerken 2015 tarihine gelindiğinde Avrupa ülkelerini de çok yakından etkilemiştir. Bu dönemde özellikle Suriye‟de yaşanılan çatışmalardan kaçarak kitleler halinde Avrupa ülkelerine ulaşan sığınmacılar Avrupa‟da mülteci krizinin yaşanmasına neden olmuştur. Varış ülkesi olarak Almanya‟nın en çok hedef ülkelerden biri olması ülkeyi mülteci krizinde çok derinden etkilenmiştir. Arap Baharı sonrası Almanya‟nın maruz kaldığı bu sığınmacı ve mülteci sorunu özellikle 2015 tarihinde patlak veren mülteci krizi ekseninde yürütülen politikalar gerek Avrupa Birliği içerisinde gerekse Almanya‟nın iç politikasında ve Alman toplumunun bazı kesimlerinde çok tartışılır olmuştur. Bilhassa 2015 yılında Almanya‟ya yapılan sığınma başvurularının tavan yapması ve Angela Merkel‟in ilk zamanlar uyguladığı açık kapı politikasıyla birlikte çoğalan mülteci durumu ülkede yabancı düşmanlığının da artmasında etkili olmuştur. Özellikle yaşanılan bazı sorunlar ile terör olayları mültecilere yönelik ve büyük bir kısmının da Müslüman olmasıyla birlikte Müslümanlara karşı ayrımcılık, nefret, ırkçılık ve Şiddet eylemlerinde de bir yükselişi beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada Arap Baharı sonrası Almanya‟nın mülteci krizine yaklaşımı ele alınarak ve bu doğrultuda yine Arap Baharı sonrası Almanya‟da yükselen İslamofobi analiz edilmiştir. Aynı zamanda Almanya‟da yapılan alan araştırmasıyla da Alman toplumunun konuyla ilgili görüşleri alınmış ve çalışma bu şekilde desteklenerek irdelenmiştir.

AlmanyaArap BaharıMülteciler+3
Gamze Altun
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet ve Kalkınma Partisi ve Türk Milliyetçiliği

Milliyetçilik akımının başlangıcı konusunda çeşitli fikirler mevcut olsa da dünya çapında bir şöhrete Fransız Devrimi ile kavuşmuştur. Çok sayıda etnik grubun birlikte yaşadığı Osmanlı Devleti ise bu akımdan en çok yara alan devletlerin başında gelmektedir. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Cumhuriyetin kurulması ve yapılan devrimlerle birlikte ülke, hem şekil olarak hem de zihinsel olarak köklü bir değişime gitmiştir. Modern anlamda bir ulus-devlet kurma gayreti ile girişilen yenilikler, kimi çevreler tarafından sıkı sıkıya benimsenmiş olsa da hala tartışmalar sürmektedir. Bu tartışmaların başında ise millet ve milliyetçilik konusu gelmektedir. AK Parti hükümeti ise etnik söylemlerden uzak durması ve ırk temelindeki bir milliyetçilik anlayışını reddettiklerini sıkça dile getirmeleri nedeni ile milliyetçi olmayan bir parti ya da milliyetçilik karşıtı bir parti izlenimi uyandırmış olsa da, aksine milliyetçi söyleme belirli noktalarda sahip çıkan bir partidir. AK Parti kendisini milliyetçi bir parti olarak tanımlamamaktadır. Fakat genellikle Osmanlı ve İslam temasına dayanan muhafazakâr bir milliyetçilik anlayışına sahip bir parti olduğu söylenebilir. AK Parti, Cumhuriyet döneminde uygulanan politikaların milletin birleştirici unsuru olan İslam faktörünü etkisizleştirdiğini ve ayrılıkçı hareketlere sebep olduğunu savunur. Özellikle, AK Parti'nin ilk kez iktidara geldiği 2002 yılında bir ekonomik krize ek olarak devraldığı Kürt sorunu, partinin milliyetçilik çerçevesinde kullandığı söylemlerde her zaman ağırlığını hissettirmiştir. Küresel güçlerin sürekli kaşıdığı Kürt sorunu, AK Parti tarafından Müslüman-Osmanlı kimliği kapsamında çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Buradan hareketle AK Parti, etnik kimlik izlerini muğlaklaştırmaya çalışılırken İslam, birleştirici bir üst kimlik olarak kurgulanmakta ve Osmanlı ise ortak tarih unsuru olarak sunulmaktadır. Bu millet tahayyülüne hizmet etmek ise milliyetçiliğin özü ve en yücesi olarak kabul edilir.

Adalet ve Kalkınma PartisiMilliyetçilikSiyasi parti programları+2
Gökhan Kuruoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde Gümrük Birliğinin geleceği

Küreselleşmeyle birlikte dünyadaki birçok ülke, ekonomi olarak büyümeyi ve kalkınmayı hedeflerken, ayrıca piyasadaki mevcut rekabetlerden korunmak ve dünyadaki diğer ülkelerle ekonomik birleşmelere girip ülkelerinin ticaretini geliştirmeyi amaçlamışlardır. Bu amaçla bir araya gelen birçok ülke ekonomik bütünleşme ile iktisadi bölgeler oluşturarak yeni bir kavram oluşturmuşlardır. Ekonomik bütünleşme, ülkeler arasındaki malların serbest dolaşımını kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılması için oluşturulan geniş pazarları ifade etmektedir. Ekonomik bütünleşme şekillerinden olan gümrük birliği, Türkiye'nin AB'ye üyelik müracaatı ile günümüzde daha önemli hale gelmiş ve ekonomi üzerindeki olumlu ve olumsuz yönleri tartışılıp güncellenmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Türkiye'yi Avrupa Birliği'nde gümrük birliğine ulaştıran süreç, Türkiye'nin 1959 yılında Avrupa Topluluğuna başvurusu ile başlamış, 1964 tarihinde yapılan Ankara Anlaşması ile resmi nitelik kazanmış, 1996 yılında da Gümrük Birliği'nin imzalanması ile ekonomik bütünleşme aşamasına geçilmiştir. Bu çalışma ile ekonomik bütünleşmenin tanımı ve bütünleşme türlerinden biri olan gümrük birliğinin tanımı yapılarak, gümrük birliği teorisinin ekonomiler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Daha sonra gümrük birliği temel alınarak Türkiye-AB ilişkileri ile Gümrük Birliğinin gerçekleşme süreci anlatılmıştır. En son bölümde ise, Türkiye-AB ilişkileri bağlamında Gümrük Birliği'nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri detaylı olarak incelenmiş, olumlu, olumsuz etkileri ile kayıp ve kazançları karşılaştırılarak revize edilmesi ile geleceği ve öngörülerine değinilmiştir.

Avrupa BirliğiEkonomik bütünleşmeGümrük Birliği+3
Veysel Koyuncu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal belediyecilik bağlamında Bilecik Belediyesi

Tarihsel süreç içerisinde çeşitli aşamalardan geçen devlet düşüncesi, Endüstri Devrimi, Fransız Devimi ve Amerikan Devrimi gibi toplumları derinden etkileyen olaylardan sonra liberal bir anlayışın egemen olduğu yapılar şekline dönüşmüştür. Ancak bu yapının ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlara tam manası ile cevap vermeyişi yeni arayışları da beraberinde getirmiştir. Değişen beklentilerle birlikte devlete yüklenen görevler de değişmiştir. Devlet, kendini yeni şartlara göre dizayn etmiş ve böylece bu ihtiyaçlar sosyal devlet çatısı altında giderilmeye çalışılmıştır. Merkezi hükümetin sosyal devlet olmanın yükümlülüklerinin tamamını gerçekleştirme de kendisini yetersiz görmesiyle de yerel yönetim teşkilatlarının işlevselliği artmıştır. Bu yüzden halka yakınlığı bulunan ve yerel yönetim teşkilatı olan belediyelere sosyal anlamda birtakım ödevler yüklenmiştir. Belediyelerin yapmakta zorunlu olduğu klasik görevlerin yanı sıra gerçekleştirdiği yardımlar ve sosyal faaliyetler sosyal belediyeciliği ortaya çıkararak, belediyelerin sosyal fonksiyonlarını artırmakta ve sosyal hayatta rol almalarını sağlamaktadır. Belediyeler üzerine düşen görevleri sosyal politikalar ile gerçekleştirmektedir. Oluşturulan iyi bir sosyal politika, sosyal belediyecilik unsurlarının iyi bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Çalışma sosyal devlet, sosyal politika ve sosyal belediyecilik üzerinde yoğunlaşarak hazırlanmıştır. Çalışmanın içerisinde görüleceği üzere, bütün bu kavramlar birbiriyle ilintilidir. Bu yüzden çalışmada bu kavramlar üzerinde durularak, Bilecik Belediyesi'nin sosyal belediyecilik anlamında ne gibi faaliyetlerde bulunduğuna değinilmeye çalışılmıştır.

BelediyelerBilecikSosyal+3
Özlem Çağla Çiçek
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet ve Kalkınma Partisinin milli kimlik tahayyülündeki tarih tasavvuru

Fransız Devrimi'nin etkisiyle ulus-devlet inşa sürecinde ortaya çıkan milliyetçilik kavramı çok uluslu imparatorlukların uluslaşma sürecinde milli kimlik kavramının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. İmparatorluk'tan ulus-devlete geçiş aşamasında siyasal iktidarlar toplumun ortak kültürel değerleri üzerinden ulusların inşasına kollektif kimliklerin inşası ile başlamıştır. Kollektif kimliğin bir türü olan milli kimlik kavramı ulus-devlet inşa sürecinde ulusların kendisini tanımlama çabası ile ortaya çıkmıştır. Modern devlette ortaya çıkan çok boyutlu ve karmaşık yapıya sahip olan milli kimlik kavramı toplum ortak kültürel değerleri, ortak tarihi geçmişi ve ortak tarihi geçmiş duygusunun destansı zaferler ile taçlandırıldığı toprak parçası üzerinden yeniden inşa edilmektedir. Türk milli kimliğinin inşa süreci ise, Osmanlı İmparatorluğu'nun erken modernleşme sürecinde başlamış, Tanzimat Dönemi'nden Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanına kadar geçen süre zarfında Türk milli kimliği, Osmanlılık, İslamcılık ve Türklük fikirleri üzerinden inşa edilmeye çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile Türk milli kimliği Türklük fikri ile şekillendirilmiş, Türklük fikri ile şekillendirilen milli kimlik söylemi Osmanlı İmparatorluğu'nu Türk milli kimliğinin ötekisi ilan etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk milli kimliğinin ötekisi ilan edilmesi Cumhuriyet ilanından günümüze kadar gelen milli kimlik tartışmalarının zemini oluşturmuştur. AK Parti'nin iktidara gelmesi ile birlikte milli kimlik kavramı üzerine tartışmalar yeniden yoğunluk kazanarak AK Parti'nin milli kimlik tahayyülü ile inşa edilen tarih tasavvuruyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu yeniden Türk milli kimliğinin bir parçası haline getirilmiştir. Çalışmamızın amacı; Türk milli kimliğinin tarihsel gelişimini ve resmi tarih anlatısı ile oluşturulan Türk Tarih Tezi'ni inceleyerek, AK Parti'nin milli kimlik söylemi ile inşa ettiği tarih tasavvurunu açıklamaktır.

Adalet ve Kalkınma PartisiMilli kimlikSiyasi partiler+1
Ayşe Nur San
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de memurlar hakkında ceza yargılaması ve mahkeme kararlarının disiplin hukukuna etkisi

Hukuka aykırı bir şekilde kamu görevlilerince yapılan bazı eylemler, bazen idari, bazen cezai, bazen de idari olmakla birlikte aynı zamanda cezai yaptırımları da gerektirmektedir. Cezai ve idari soruşturmalarda çoğu kez birbirine benzer ilkelerden faydalanılıyor olunsa da bunların arasında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Memur disiplin hukukunun genel anlamdaki çerçevesi yasal düzenlemeler ile belirlenmiş durumdadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu da memur disiplin hukukunun temelini oluşturmaktadır. Bunun yanında yönetmelikler ile de memur disiplin hukukunun usul ve esasları düzenlenmiş bulunmaktadır. Mevzuat ve genellikle de yargı kararlarıyla ortaya çıkmış olan temel ilkelere uyulması da zorunluluk halini almıştır. Bozulmuş olan kurum düzeninin tekrar tesis edilebilmesi için yapılmakta olan disiplin soruşturmalarının yanında, verilecek cezaların da bu temel ilkelere göre verilmesi hukuk devletinin en önemli gereklerinden birisidir.

CezaCeza yargılamasıDisiplin+5
Mehmet Serinoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnsani müdahale ve koruma sorumluluğu: Suriye iç savaşı

Arap Baharı olarak adlandırılan süreç, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı etkileyen toplumsal hareketleri içermektedir. Arap Baharı'nın etkisini gösterdiği Suriye'de ise, daha adil ve demokratik bir yönetim isteyen halk sokağa çıkarak, barışçıl protestolar düzenlemiştir. Halkın barışçıl gösterilerine karşılık, Cumhurbaşkanı Beşşar Esad, protesto gösterilerini güç kullanarak bastırmaya çalışmış ve halka karşı devletin tüm kaynaklarını kullanarak bir savaş başlatmıştır. Çatışmalar kısa sürede iç savaşa dönüşmüştür. Uluslararası aktörlerin de dahil olduğu iç savaşta cihatçı terör örgütleri ortaya çıkarak, büyük kazanımlar elde etmişlerdir. Uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü (BM) ise, kendi ürettiği "koruma sorumluluğu" doktrinini uygulayamamış ve bu savaşta etkisiz kalmıştır. Çatışmalarda yarım milyondan fazla insan ölmüş, 6.2 milyon insan mülteci konumuna düşmüştür. Kimyasal silah kullanıldığı belgelenen savaşa karşı uluslararası toplumun eylemsizliği insan hakları ihlallerini daha da derinleştirmiştir. Bu çalışmada, "Suriye'de iç savaş nedeniyle yaşanan insan hakları ihlalleri durdurulabilir miydi sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Konu, uluslararası ilişkiler literatüründe yer alan "Güvenlik", "İnsani müdahale" ve "Koruma Sorumluluğu" kavramları incelenmiş ve Suriye İç Savaşı bu kavramlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Suriye İç Savaşı'ndaki ihlallerin, koruma sorumluluğu doktrini açısından müdahaleyi gerektirip gerektirmediği noktası, uluslararası hukuk ve BM Şartı üzerinden incelenmiştir. BM Örgütü'nün eylemsizliğinin yapısıyla ilgili sorunlardan kaynaklandığı ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için, devletlerin siyasi karar almasının önüne geçecek ve hesap vermelerini sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Koruma Sorumluluğu, Suriye İç Savaşı, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Hukuk

Birleşmiş MilletlerGüvenlikKoruma sorumluluğu+4
Elif Şen
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kent hakkı ve toplumsal cinsiyet ilişkisi: Bingöl'deki kadınların kent hakkı talepleri

Kentsel mekan; en temel anlamıyla kent içerisindeki bireylerden oluşan ve kentsel olayların gerçekleştiği mekanları kapsamaktadır. Kent nüfusunun kır nüfusunu aşması ile hızlanan kentleşme süreci bu sürece katılan ve rol alan herkesin kentsel mekan üzerinde bir hak talep etmesine ve kent hakkı kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. İlk kez Henri Lefebvre tarafından ortaya atılan "Kent hakkı" kavramı, bireylerin kentsel mekanı eşit ve etkin bir biçimde kullanmaları ve aynı zamanda bu kentsel mekana katılımlarını ifade etmektedir. Kent hakkı, adalet üzerine kurulmuş temel bir haktır. Kent hakkı, ona ulaşamamış olanların ve ondan yoksun kalanların temel hakkıdır. Kadınların kentlerle olan ilişkisi birtakım dışlanma ve eşitsizlik deneyimi içerir. Kentsel yapı içerisinde kadınlar toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden dolayı erkekler ile eşit bir biçimde kentlerde var olamamakta kent haklarından yoksun kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı kent hakkı ve toplumsal cinsiyet ilişkisinin değerlendirilmesi ve Bingöl'deki kadınların kentten beklentileri analiz edilerek kent hakkı taleplerinin belirlenmek istenilmesidir. Bu çalışmada kent hakkı kavramı, feminist bir yaklaşımla, Bingöl'deki kadınların kentsel mekandaki kent hakkı talepleri ve beklentileri sosyal adaletin eşitlik ilkesi üzerinden incelenmiştir.

Hayriye Akkurt
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Seçilmiş vakalar ışığında İran dış politikasında İsrail'in yeri

Bu çalışma, Orta Doğu bölgesinde kadim bir tarihe ve nüfuza sahip iki devlet olan İran ve İsrail arasındaki ilişkiyi seçilmiş vakalar ışığında incelemektedir. 1979 yılına kadar İran ve İsrail ortak küresel ve bölgesel tehditlere sahip olmuş ve iki ülke dostluk ve iş birliği geliştirmiştir. Ancak 1979 devrimi ile İran'ın İsrail algısı tamamen değişmiştir. Bu noktadan sonra yeni İran rejimi, İsrail Devleti'ni eleştirmeye başlamış ve her seferinde onun bölgeden yok edilmesi gerektiğini söylemiştir. Bu dönemden itibaren İran- İsrail ilişkileri düşman devletler kategorisine geçmiştir. İran- Irak Savaşı'nda İsrail'in İran'a askeri silah ve mühimmat desteği vermesiyle ikili ilişkilerde bir süre yumuşama görülmüştür. 1991 yılında SSCB'nin dağılması ve Irak'ın Körfez Savaşı'ndaki yenilgisi iki ülkenin ortak tehditlerini ortadan kaldırmıştır. Ortak tehdit algısını kaybeden iki devlet bu dönemden itibaren bölgede birbirleriyle rekabet içerisinde olmuşlardır. 2000 yılından sonra İran- İsrail ilişkilerini etkileyen birçok bölgesel olay yaşanmıştır. 11 Eylül Olayları, Arap Baharı, Suriye İç Savaşı olarak sıralayabileceğimiz bu bölgesel karışıklar İran- İsrail ilişkileri arasında yeni bir dönem başlatmıştır. İki devlet düşmanlıklarını birebir çatışmalarda değil, çatışma yaşanan bölgelere asker, askeri teçhizat ve ekonomik yardım göndererek birbirlerine güç üstünlüğünde bulunarak birbirlerinin alanlarını kısıtlama eğiliminde olmaktadırlar. Günümüz İran- İsrail ilişkileri nükleer program gerginliği üzerinden ilerlemektedir.

Orta DoğuOrta Doğu politikasıUluslararası ilişkiler+3
Sena Şenol
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Akıllı kent ve sürdürülebilir yönetişim

Sanayi devriminin beraberinde getirdiği makineleşmenin yaygınlaşması, plansız bir şekilde kırdan kente doğru göç hareketleri başlatmıştır. Bu göç hareketleri kentlerde önemli sosyo-ekonomik sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kentlerde yaşanan sorunlara çözüm üretmek amacıyla günümüzde akıllı kent kavramı ortaya çıkmıştır. Akıllı kent, genel bir ifadeyle teknolojinin gelişmesi ve beraberinde getirdiği yeni dijital araçların kent yönetiminde kullanılması sürecini anlatmaktadır. Bu doğrultuda akıllı kent, günümüzde yaygın bir şekilde kullanım alanı bulan yapay zekâ, bulut bilişim, nesnelerin interneti gibi teknolojilerin kent yönetimi sürecinde kullanılmasını kapsamaktadır. Yeni teknolojilerin kent yaşamına entegre edilmesi sürdürülebilir kent yönetişimini daha başarılı kılmaktadır. Günümüz ve gelecek nesillerinin haklarının garanti altına alınması ve yaşanabilir alanlar inşa edilmesi temelinde yükselen sürdürülebilirlik, akıllı kent kavramıyla birlikte farklı aktörlerin sürece dâhil olması ve katılımcılık temelinde kolektif karar ve uygulama süreçlerinin geliştirilmesinde etkili olmaktadır. Bu doğrultuda yapılan bu çalışmanın temel amacı, akıllı kentlerin sürdürülebilir yönetişim üzerindeki etkisinin ortaya konmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışma içerisinde öncelikle kent ve kentleşme kavramları ile akıllı kent, akıllı kentin bileşenleri ve akıllı kent teknolojilerinin neler olduğu açıklanmıştır. Çalışmanın devamında, sürdürülebilir yönetişim ve sürdürülebilir yönetişimin boyutları detaylı bir şekilde ortaya konmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise akıllı kentlerin ve akıllı kent bileşenlerinin sürdürülebilir yönetişim üzerindeki etkileri incelenmiştir.

Zeynep Ağca
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Rasim Özdenören'in eserlerinde kurtuluş, hakikat ve İslam devleti kavramlarının analizi

Ele alınan bu tez çalışması, Rasim Özdenören'in eserlerinde sıkça ele aldığı İslam devleti, hakikat ve kurtuluş kavramları üzerine odaklanmaktadır. Özdenören, 20. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan bir yazar, düşünür ve gazetecidir. Eserlerinde sıklıkla İslami temaları, sosyal ve siyasi eleştirileri işleyerek döneminin ve toplumunun çeşitli yönlerini yansıtmıştır. Bu çalışmada Özdenören'in hikâye ve deneme türündeki eserleri temel alınarak, onun İslam devleti anlayışı, hakikat arayışı ve kurtuluş vizyonu derinlemesine incelenmektedir. Çalışmanın amacı, Özdenören'in yazınsal ve fikri mirasını detaylı bir şekilde ele alarak onun eserlerindeki İslam devleti, hakikat ve kurtuluş kavramlarına dair perspektiflerini ortaya koymaktır. Özdenören'in eserleri, genellikle bu temel kavramlar etrafında şekillenmiş ve bu kavramlar, yazarın düşünce dünyasının temel taşlarını oluşturmuştur. Bu bağlamda, tez çalışması Özdenören'in bu üç ana teması üzerinden eserlerini nasıl şekillendirdiğini, bu temaların eserlerinde nasıl işlendiğini ve bu temaların günümüzdeki relevansını tartışmayı hedeflemektedir. Özdenören'in eserlerinin Türk edebiyatında ve düşünce dünyasında önemli bir yere sahip olduğu açıktır. Ancak literatürde onun eserleri üzerine yapılan detaylı çalışmaların sınırlı olduğu görülmektedir. Bu tez çalışması, alan yazındaki söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlayarak Özdenören'in eserlerini İslam devleti, hakikat ve kurtuluş kavramları üzerinden detaylı bir şekilde analiz ederek onun düşünce dünyasına yeni bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir. Ayrıca Özdenören'in eserlerinin anlaşılmasına ve değerlendirilmesine katkıda bulunarak hem edebiyatçılara hem de sosyal bilimler alanındaki araştırmacılara önemli bir kaynak sunmayı amaçlamaktadır. Ele alınan tez çalışması aynı zamanda Özdenören'in edebi ve fikri önemini vurgulayarak gelecekteki çalışmalara ilham vermeyi ve temel oluşturmayı hedeflemektedir.

Oğuzhan Gerzeli
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Barack Obama döneminde Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak politikası

Uluslararası ilişkilerde belirli bir üst otorite tarafından konulan kuralların olmaması devletlerin birbirleri arasındaki ilişkilerin temelde güç mücadelesine bağlı olarak gelişmesine neden olmuştur. Sistemin en önemli aktörleri olan devletler, sistemi kendi politikalarına göre yönlendirebilmek için belli başlı siyasi olayları kullanırlar. Yakın dönem dünya siyasi tarihine baktığımızda en önemli gelişme olarak 11 Eylül 2001 terör saldırılarını örnek verilebilir. Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı gerçekleştirilen bu saldırılar sonrasında Ortadoğu'da önemli değişiklikler olmuştur. Soğuk Savaş sonrasında tek süper güç olarak ortaya çıkan ABD, mevcut olan hâkimiyetini ve gücünü tüm dünyaya kabul ettirmek için 11 Eylül saldırılarını bir fırsat bilmiştir. Bu dönemde ABD, birçok doğruya ve yanlışa imza atmıştır. 2003 yılında Irak'a yapılan ve yaklaşık 8 yıllık bir işgale dönüşen süreçte ABD tarafından uygulanan politikaların doğruluğu ve yanlışlığı objektif şekilde tespit edilmelidir. Irak topraklarına girilerek Saddam rejimi sonlandırılırken, araştırılması gereken konuların başında böyle radikal bir kararın hangi şartlar altında ve nasıl bir süreç sonunda alındığı gelmektedir. Bush sonrasında başkanlık koltuğuna oturan isim olan Obama'nın Irak'a yönelik yaklaşımı Bush'tan farklı olmuştur. İlk başkanlık döneminde nispeten iyi bir grafik çizen Obama, Irak'ta uyguladığı ya da uygulamadığı dış politika stratejisi nedeniyle ikinci başkanlık döneminde sınıfı geçememiştir. Obama, Bush'un söylemlerine yansıyan ideoloji ile hareket etmemiş olsa da kimi noktalarda onun politikalarına benimsemesi nedeniyle Irak meselesinde eleştirilmiştir. Obama, siyasal kaos altında bir Irak teslim aldı. Ancak görevi bıraktığında kendisinden sonraki başkana iç savaşla ve bölünme tehdidi ile karşı karşıya bir Irak bırakmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriArap BaharıIrak+4
Olcay Altun
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk devlet geleneğinin kimlik inşasına etkisi: Erken Cumhuriyet Dönemi

Bireylerin toplum halinde yaĢamasının bir sonucu olarak iliĢkiler karmaĢıklaĢmıĢ ve toplumsal düzen kavramı ortaya çıkmıĢtır. Toplumda iliĢkileri düzenleyen, denetleyen ve toplumun üzerinde, toplumsal düzeni sağlayan bir otoriteye ihtiyaç duyulmuĢtur. Toplumsal düzeni sağlamak üzere yetkilerle donattığımız ve yaptırım gücü verdiğimiz bu ihtiyaç, devleti ortaya çıkarmıĢtır. Toplumların siyasal kültür ve devlet geleneği, devletin siyasal sistemdeki yerini belirlemiĢtir. Türklerin sert bozkır topraklarında hayatlarını devam ettirme süreçlerinde devlet kutsal bir kimliğe bürünmüĢve bu durum devleti yücelten bir anlayıĢın ortaya çıkmasını sağlamıĢtır. Siyasal kültür etrafında Ģekillenen devlet kimliği, Türklere devlet kurma yeteneği kazandırmıĢtır. Bu yüzden esaret altına giren Türk milleti bu uğurda bağımsızlık mücadelesi verip tekrardan yeni bir devlet kurmak için uğraĢ vermiĢtir. Türk siyasal kültüründe "devlet-i ebed müddet" düĢüncesi her dönemde canlılığını korumuĢ, farklı milletlerin kültürleri benimsenmiĢse de bu kültürler"devlet-i ebed müddet" düĢüncesine uygun olarak kendi kültürleri içinde sindirilmiĢtir. Devlet, milletin refahını sağlamak üzere baba rolü üstlendiğinden, Türk halkı tarihin her döneminde devletin varlığı için mücadele etmiĢtir. Osmanlı Devleti‟nin kuruluĢu ile birlikte Cihan hakimiyeti ve Nizam-Alemi sağlamak üzere mücadele verilmiĢtir. Devletin 18. yüzyıldan itibaren gerilemeye baĢlaması ve Avrupa‟da baĢlayan ulusçuluk hareketleri toplumu harekete geçirmiĢ, devletin varlığının devamı için yeni yollar aranmıĢtır. 20. yüzyılda baĢlayan I. Cihan Harbi ile Türk halkının can güvenliğinin sağlanması ve yeni bir devletin temelini atmak üzere milli mücadele dönemi baĢlamıĢtır. Yeni kurulan Türk devletinde toplumun tarihsel bağları üzerinden yeni bir devlet kimliği oluĢturulmaya baĢlanmıĢ, Türk Tarih Tezi ve GüneĢ Dil Teorisi ile kimlik inĢa sürecine geçilmiĢtir.

Cumhuriyet DönemiDevletDevlet teşkilatı+3
Şafi Tekin
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği sürecinin Türkiye'deki kadın haklarına etkisi

Bilinen tarih boyunca dünya üzerindeki toplumlarda kadın her zaman arka plana atılmış, haklardan yararlanma konusunda ikinci planda tutulmuştur. Bazı dönemlerde kız çocukları diri diri gömülmüş, erkeğin kölesi olarak görülmüş, miras hakkından mahrum bırakılmıştır. Hatta kadın doğmadığı için tanrıya şükranlarını sunan toplumlar bile var olmuştur. Bunun sebebi ne kadının güçsüz oluşu ne de erkeğin üstün özelliklere sahip oluşudur. Sebep; bedenin içine doğduğu toplumda cinsiyetine göre rollerin önceden biçilmesidir. Yani toplumsal cinsiyet anlayışıdır. Kadının üzerine biçilen roller genelde erkeğin karşısında güçsüz, savunmasız ve sessizliğidir. Böyle bir kadın algısının bulunduğu toplumda kadın kendisinin gücünün ve isteklerinin farkına vardığında haklarını elde etmek için çaba sarf edecektir. Nitekim kadın, mücadelesine Sanayi Devrimi ile başlamış ve günümüzde de mücadelesinin peşindedir. Bazı otoriteler de kadınların haklarını kazanmalarındaki mücadelelerine destek olmuşlardır. Bu otoriteler, devletler, uluslar üstü kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, kadın grupları şeklinde sıralanabilir. Bu uluslarüstü kuruluşlardan biri de Avrupa Birliğidir. Türkiye, 1957 yılından bu yana Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde olan bir ülkedir. Üyelik kriterlerini sağlama amacıyla Türkiye, Avrupa Birliği'nin müktesebatını uyumlaştırma çalışmaları yapmaktadır. Bu tezin oluşturulma amacı da kadın algısının değiştirilmesi konusunda etkin rol oynayan Avrupa Birliği Müktesebatındaki kadın hakları ve sosyal politikaları incelenerek, Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin Türkiye'deki kadın haklarına etkisini ortaya koymaktır.

Avrupa BirliğiKadın haklarıUyumlaştırma
Selen Orhan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ak Parti Döneminde çevre politikaları: Muhafazakâr düşünce bağlamında bir değerlendirme(2003-2016)

Muhafazakârlık; 18. Yüzyıl sonlarında Avrupa'da başlayan ve değişime tepki duyan bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki geçmişi Osmanlı Dönemi'ne dek uzanırken, politik anlamda Demokrat Parti (DP), Anavatan Partisi (ANAP) gibi oluşumlarla yerini sağlamlaştırmıştır. Günümüzde AK Parti de kendini Muhafazakâr Demokrat olarak tanımlayarak tabanında ideolojiye yer açar. Muhafazakârlığın çevreyle bağı sorgulanacak olduğunda birtakım ortak yönler de açığa çıkmaktadır. Muhafaza etme arzusunun başı çektiği bu ortaklıklar arasında bilime ve ilerlemeye duyulan şüphecilik, namevcut kuşaklarla ilgili duyulan kaygı gibi satır aralarının varlığı neticesinde iki felsefe arasında ilişki kurmak zor olmamıştır. 2002 yılında iktidarı eline alan AK Parti de muhafazakâr parti kimliğiyle düşünülüp; seçim beyannameleri, hükümet programları ve ilerleme raporları başta olmak üzere çevre ile ilgili uygulamaları bu ideoloji etrafında değerlendirilmeye alınmıştır. Ayrıca Avrupa Birliği(AB)'ne uyum süreci kapsamında yerine getirilen ve getirilmesi muhtemel çevre politikaları doğrultusunda, bu politikalarının uygulanması, planlanması ve geleceğe dair öngörülen çevresel projeler partinin muhafazakâr demokrat bir kimlikle hareket edip etmemesi yönünde irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Muhafazakârlık, İdeoloji, Çevre, AK Parti, AB.

Adalet ve Kalkınma PartisiAvrupa BirliğiEkoloji+6
Mine Dirgin
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni büyükşehir düzenlemelerinin köylere sosyo-ekonomik yansıması: Şanlıurfa örneği

Geçmişten günümüze insan yaşamını etkileyen en önemli parçalardan biri de siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan gündelik hayata fazlası ile nüfuz eden yerel yönetimler olgusudur. Dünyada ve ülkemizde gün geçtikçe artan nüfusla ve küreselleşmenin etkisi ile yere yönetimlerin önemini arttırmıştır. Bu sebeple Avrupa Birliği tarafından hazırlanan Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı yerel yönetim birimleri açısından hayati önem arz etmektedir. Bu şart sonrasında ülkemizde merkezin taşraya bakış açısında yönetim açısından olumlu gelişmeler yaşanmıştır. 1984 yılında İstanbul'da ve Ankara'da Büyükşehir Belediyesi kurulması ile birlikte şehirlere ve taşradaki yaşayan vatandaşlara verilen hizmetin türü, kalitesi, hızı, niteliği gibi özellikleri değişmiştir. Günümüzde ise sayısı otuz olan Büyükşehir Belediyeleri bir şehrin ve özellikle kırsal kesimin ihtiyaçlarında her türlü desteği veren en önemli birim olmuştur. Faydaları olduğu kadar eleştirilere de neden olan Büyükşehir Belediyeleri her yerde hizmette aynı kaliteyi verememekte olduğu bilinmektedir. Bu tez çalışmamda 2012 yılı sonrası yeni büyükşehir düzenlemelerinin Şanlıurfa kırsalındaki mahalleye çevrilmiş olan köylerine sosyal ve ekonomik açıdan yansımaları araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara ilişkin çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.

Büyükşehir belediyeleriBüyükşehirlerKöyler+6
Çiğdem Yavuz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye İç Savaşı'nın Türk-Amerikan ilişkilerine etkisi

Bu tezde, 2000 yılından başlayarak 2019 yılına kadar süregelen Türk-Amerikan ilişkilerine yansıyan ve son zamanlarda başrol üstlenen Suriye'nin etkisini analiz etmek amaçlanmıştır. Osmanlı döneminde başlayan Türk-Amerikan ilişkileri uzun yıllar boyunca iniş çıkışlar yaşamış ancak birbirlerine olan bağlılıkları hiç bitmemiştir. 2001 yılında İkiz Kulelere yapılan saldırı ile beraber Amerika, Ortadoğu'daki politikasını değiştirmeye yönelmiştir. Türkiye ise yanı başındaki Ortadoğu'da yaşanan değişmelere kimi zaman çekincelerle yaklaşmıştır. İki ülkenin de ilgi odağı olan Ortadoğu'da özellikle de Suriye'de yaşananlar, Türkiye ve ABD'nin ilişkilerini şekillendiren temel odak noktası olmuştur. İki ülke arasında 2009 yılından itibaren "stratejik ortaklık" yerine daha ileri düzeyde olan "model ortaklık" geliştirilmiştir. 2010 yılında Arap Baharı ile başlayan ve Suriye'de iç savaşa dönüşen kriz ile birlikte Türkiye-ABD ilişkisi bu kavramların boyut değiştirdiği bir sürece girmiştir. ABD'nin Türkiye ile olan ilişkisi ise terör örgütü PKK/PYD'ye vermiş olduğu destek yüzünden sorgulanmasına neden olmuştur. Türkiye hem kendi sınırları içerisinde hem de sınır komşusu olduğu Suriye'de yaşanan terör olaylarından dolayı icra etmekte olduğu operasyonlarla barış ve güvenliği sağlamak için adımlar atmaktadır. Bu bağlamda, Suriye iç savaşında şekillenen Türk Amerikan ilişkileri incelenmiştir. Türkiye'nin bölgesel güvenliğini tehdit eden terör olaylarında ise müttefiki olan ABD'den destek göremediği tespit edilmiş ve bu durumun ikili ilişkilere negatif yansıdığı görülmüştür. Türkiye'nin askeri operasyonlarında kimi zaman Rusya ile yakınlaşması da ABD ile olan ikili ilişkilerinde gerilimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Suriye; Türkiye; ABD; Ortadoğu; Suriye Krizi; Türkiye-ABD İlişkileri

Amerika Birleşik DevletleriOrta DoğuSuriye+5
Engin Kahraman
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

2000'den günümüze Türkiye-Rusya ilişkilerinde Suriye faktörü

Tarihsel süreçte karşılıklı rekabet ve çatışma ortamında geçen Türkiye-Rusya ilişkileri, Soğuk Savaşın sona ermesi ve SSCB'nin dağılmasının ardından rekabet ve çatışma ortamından uzaklaşarak çok yönlü işbirliğine dönüşmüştür. 2000'li yıllardan itibaren Türkiye ile Rusya arasındaki siyasi, ekonomik, enerji, güvenlik ve kültürel ilişkiler istikrarlı bir şekilde gelişim göstermiştir. Türkiye ile Rusya arasında gelişen ilişkilerde şüphesiz iki ülke liderinin de ciddi bir katkısı bulunmaktadır. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki ülke ilişkilerini geliştirmek için büyük bir gayret göstermektedir. 2010 yılında Tunus'ta başlayan ve hızla tüm Ortadoğu'ya yayılan Arap Baharı, 2011 yılında Suriye'ye de sıçramış ve küresel çapta bir kriz ortaya çıkarmıştır. Suriye iç savaşının başlamasının ardından Türkiye ile Rusya'nın bölgedeki politikaları çatışmış, Rusya'nın Suriye'de askeri varlığını artırmasıyla birlikte iyice gerilmeye başlayan Türkiye-Rusya ilişkileri, Rus jetinin düşürülmesinden sonra çok ciddi bir krize sürüklenmiştir. Bu olayın ardından Rusya, Türkiye'ye ciddi yaptırımlar uygulamış ve ilişkiler neredeyse kopma noktasına gelmiştir. 9 Ağustos 2016 tarihinde iki ülke liderinin görüşmesinden sonra ilişkiler normalleşmeye başladıysa da Suriye konusunda fikir ayrılıkları devam etmektedir. Günümüzde iki ülke arasındaki ilişkiler düzelmiş olsa da başta Beşar Esad konusu ve PYD/YPG konusunda anlaşmazlıklar devam etmektedir. Bu bağlamda Türkiye-Rusya ilişkilerinin orta ve uzun vadedeki gelişimi bakımından Suriye meselesinin belirleyici olacağı düşünülebilir. Türkiye-Suriye ilişkileri ise, 1946 yılında Suriye'nin bağımsızlığını kazanmasından 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatına kadar gerginlik içinde geçmiştir. 1998 yılında normalleşmeye başlayan Türkiye-Suriye ilişkileri, 2011 yılından itibaren Suriye iç savaşının derinleşmesiyle birlikte tamamen kopmuştur. 2011 yılından günümüze kadar gelen Suriye krizinde Türkiye ve Rusya'nın takındıkları durum ve uyguladıkları politikalar bu tezde ele alınırken iki ülkenin Suriye konusuna bakışı açıklanmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya, Suriye, Arap Baharı, Suriye İç Savaşı, TürkiyeRusya ilişikleri, Türkiye-Suriye ilişkileri, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin, Beşar Esad

RusyaSuriyeTürk dış politikası+5
Yılmaz Bektaş
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası sistemde terör kavramı: Afrika'da Boko Haram örneği

Boko Haram 2002 yılında Nijerya'da ortaya çıkan dini söylemli bir terör örgütüdür. Yapmış olduğu eylemlerle başta Nijerya olmak üzere birçok Kuzey Afrika ülkesini etkilemiştir. Örgütün ilk ortaya çıkış amacı barışçıl faaliyetler içerisinde sosyal güvenliği tesis ederek, yoksulluğun azaltılıp, işsizliğe bir çözüm bulunması yönünde adımlar atmış olsa da ilerleyen dönemlerde Batılı eğitimin haram olduğunu vurgulayarak ve zamanla başa geçen yeni liderleri ile birlikte şiddet eylemlerini arttırarak camilere, bankalara, önemli noktalara saldırarak, kadınları ve kız çocuklarını kaçırarak ülkeyi çıkmaza sürükleyen bir terör örgütüne dönüşmüştür. Bu çalışmada Boko Haram terör örgütünün ortaya çıkışı, yapmış olduğu eylemler ve diğer örgütlerle ilişkileri anlatılacaktır. Bunların sonucunda IŞİD gibi selefi cihatçı bir örgüt mü yoksa Müslüman Kardeşler gibi selefi savunmacı bir örgüt mü olduğu ve eylemlerini yakın coğrafyada mı yoksa uzak coğrafyada mı başlattığı çalışılacaktır. Ayrıca Nijerya hükümetine vermiş olduğu zararların ne derecede büyük olduğu, hükümetin örgütle mücadelesi, ABD, Çin, AB, Türkiye gibi güçlerin Nijerya ile ilişkileri ve Boko Haram'a bakışları incelenecektir. Anahtar Kavramlar: Terör, Terörizm, Afrika, Nijerya, Boko Haram

AfrikaBoko HaramNijerya+4
Fatmanur Alhanlıoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'da kadının siyasal ve toplumsal konumuna feminist bir yaklaşım

Afganistan ve Afgan kadınının mücadelesi her zaman ilgi görmüştür. Lakin feminist uluslararası ilişkiler yaklaşımı akademik disipline çok yakın zamanda dahil olmuştur. Feminist uluslararası ilişkiler yaklaşımının savunduğu ilkelerin uluslararası sistem içerisinde sınanmasına en uygun alanlardan birisi tarihi istilalar, işgaller ve hak ihlalleri ile dolu olan Afganistan'dır. Bu çalışmada köklü Afganistan tarihi içerisinde Afgan kadınının dönüşümü, yaşadıkları, modernleşme serüvenindeki var olma çabası, azmi, cesaretiyle toplumun her alanına dahil olma isteği ve hak kazanım sürecinde yaşadıkları ve toplumsal cinsiyet rolleri ile olan mücadelesi feminist uluslararası ilişkiler yaklaşımı temel ilkeleri ile tetkik edilmeye çalışılacaktır. Çalışma aynı zamanda insani müdahale kavramı, Afganistan'daki izdüşümlerini, vadettiklerini ve kendinden önceki dönemli ile kıyasını ve 2001 Afganistan müdahalesi sonrasında ve öncesinde Afgan kadınının sosyal, politik, kamusal, ekonomik hayattaki yerinin incelenmesini kapsamaktadır. Ayrıca çalışmada genel olarak Afgan kadınlarının tümü özel olarak da farklı alanlarda mücadeleye dahil olan aktivist Afgan kadınların başarılarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Kadın, Feminist Uluslararası İlişkiler Teorisi, Modernleşme, Cinsiyet Çalışmaları

AfganistanFeminizmKadınlar+5
Seren Dikici
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kimlik algısı

Bu tez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yaşayan halkın kimlik algısını ele alan bir çalışmadır. Bu bağlamda, giriş kısmına müteakip üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde kimliğe ilişkin kavramsal bir çerçeveye yer verilmiş, ikinci bölümde ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde tarihî süreç içerisinde kimlik algısının oluşumuna tesir eden faktörler tespit edilmeye çalışılmıştır. Saha çalışması ile güçlendirilen üçüncü ve son bölümde ise, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının kimlik algısı, bilhassa Türkiye ve Türk halkına ilişkin gerçek ve güncel fikirleri ekseninde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu bölümde kullanılan SPSS programı ile objektif birtakım sonuçların elde edilmesine gayret edilmiştir. Bu bağlamda genel olarak değerlendirildiğinde Kuzey Kıbrıs Türk halkının kimlik algısının 'Kıbrıslı Türk' kavramı etrafında şekillendiği, bu algının, halkın Türkiye'ye ilişkin fikirlerini de etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu hâliyle çalışmanın, konuyla ilgili başka çalışmalara ışık tutması umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Kimlik, Türkiye, Kıbrıslı, Türk

KimlikKimlik algısıKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti+2
Ezgi Yılmaz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Siber güvenliği yeniden düşünmek: Stuxnet örnek olayı

Bu tezin amacı, siber güvenlik olgusuna anarşi ve uluslararası hukuk bağlamında konstrüktivist bir eleştirel değerlendirme yapmaktır. Siber-güvenlik günümüzde ana-akım uluslararası ilişkiler teorileri olan realizm ve liberalizm tarafından devlet merkezli bir güvenlik problemi olarak değerlendirilmektedir. Bu tezde ise siber güvenlik bağlamında siber uzayın kendinden menkul devlet merkezli bir varlık olarak ele alınmaması gerektiği, aksine bir sosyal yapı olduğu iddia edilmektedir. Tezin temel araştırma sorusu siber güvenlik özelinde, anarşinin ne ölçüde uluslararası sisteme içkin olduğudur. Bu bağlamda anarşi kavramı uluslararası hukuk ile siber güvenliği anlamak için değerlendirilecektir. Beş bölümden oluşan bu tezde giriş kısmında genel bir bilgi verilecektir. İkinci bölüm olan anarşi bölümünde ise anarşinin konusu ve Stuxnet için önemine değinilecektir. Realizm, liberalizm ve konstrüktivizmin anarşiye olan yaklaşımı anlatılacaktır. Üçüncü bölüm olan uluslararası hukuk bölümünde uluslararası hukukun günümüze kadar olan süreci ve siber güvenliği sağlamada neden önemli olduğu anlatılacaktır. Dördüncü bölümde ise siberin tanımı ve siber dünyanın yapısından bahsedilecek ve daha sonra 2010 yılında İran'a karşı yapılan Stuxnet saldırısı okuyucuya aktarılacaktır. Sonuç bölümünde ise genel değerlendirme ve çözüm önerileri sunulacaktır.

AnarşiSiber güvenlikSiber saldırı+2
Mesut Kesik
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hükümet sistemlerinin analizi: Yeni bir Başkanlık modeli olarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi

Siyasal yapının temelini oluşturan hükümet sistemleri, siyasal alanda en çok tartışılan konulardan birisi haline gelmiştir. Türkiye'nin de dahil olduğu dünyanın birçok ülkesinde istikrarı sağlamadığı düşünülen hükümet sistemleri, ülkeleri değişiklik yapmaya itmiştir. Ülkemizin uluslararası standartlarda demokratik bir hukuk devleti olması amacıyla, istikrarlı hükümetleri hedefleyerek yaşanan değişim ve yenilikleri her aşamada geliştirilerek Türkiye sistemine dahil etme çalışmaları ve çabaları aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın amacı Türkiye'de uygulanan hükümet sistemlerini dönemsel olarak incelemek ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile analizi tamamlamaktır. Türkiye'de tecrübe edilen hükümet sistemlerinin temellendirildikleri dayanakları, uygulama yöntemleri, avantajlı ve dezavantajlı yönleri uygulama sırasında karşılaşılan sıkıntılar ve bu sıkıntılara karşı geliştirilen çözümler detaylı olarak ele alınmıştır. Teorik olarak kuvvetler ayrılığı ele alınarak hükümet sistemleri ile ilişkisi ortaya konulmuştur. Farklı hükümet sistemlerinin sınıflandırması yapılmış ve temel ayırt edici özellikleri belirtilmiştir. Başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi ve parlamenter sistem güçlü ve zayıf yönleriyle kaleme alınmıştır. Türkiye'de yaşanan hükümet sistemleri tarihsel akışa göre detaylandırılıp dönemsel koşullar göz önüne alınarak açıklanmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine giden arayış irdelenmiş ve sistem açıklanmaya çalışılmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin özellikleri, yapılan değişiklikler, kontrol ve denge mekanizmalarına dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

Başkanlık sistemiCumhurbaşkanlığı hükümet sistemiCumhurbaşkanı+2
Derya Komar Sönmez
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasal hayatında Hür Demokrat Parti

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi geleceğinin şekillenmesine ve yeni oluşumların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. 12 Eylül'ü gerçekleştiren Milli Güvenlik Konseyi üyeleri, 1961 Anayasası'nı ülke çapında yaşanan siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların temeli olarak görmüş, parlamenter sistemin istikrarsızlığını bu anayasaya bağlamıştır. Bu nedenle yeni bir anayasa hazırlanarak halkoyuna sunulmuş ve 9 Kasım 1982 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sivil demokrasiye dönüş çabalarının başlamasıyla 6 Kasım 1983 Genel Seçimleri yapılmış ve ANAP tek başına iktidar olmuştur. Türkiye'nin önemli sivil toplum kuruluşları arasında yer alan TOBB'un Başkanı Mehmet Yazar, ANAP Hükümeti'nin uyguladığı ekonomik politikaları eleştirmiş ve alternatif ekonomik politikalar üretmiştir. TOBB Başkanı Mehmet Yazar, bu dönemde çevresi ve halk tarafından desteklenmiştir. Politikaya atılmaya ve fikirlerini siyaset sahnesinden ifade etmeye karar veren Mehmet Yazar, 1985 yılında TOBB Başkanlığı'ndan istifa etmiş ve DYP Genel Başkan adaylığını açıklayarak politikaya atılmıştır. DYP'de genel başkanlık yarışını kazanamayan Mehmet Yazar, 1986 yılında Hür Demokrat Parti'yi kurmuştur. 28 Eylül 1986 Ara Seçimlerinde başarı elde edemeyen HDP, kısa süre sonra feshedilerek ANAP'a iltihak etmiştir. HDP'nin feshi ile bir süre aktif politikadan uzak duran Mehmet Yazar, 1987 Genel Seçimleri ile ANAP Kayseri Milletvekili olarak TBMM'ye girmiş ve 1991 yılına kadar görevde kalmıştır.

Aysu Yerlikaya
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Popülizmin politik psikolojisi: Trump, Brexit ve popülist politik psikolojinin oluşumu

Bu çalışma modern dünyanın zeitgeisti olma yolunda heyuladan politik bir fenomene dönüşen sağ popülizmin, toplumların politik psikolojilerini kendi dinamikleri çerçevesinde determine etmesini incelemektedir. Çalışmada sağ popülizm örnekleri olarak Trump ve Brexit, politik psikolojik açıdan ele alınmıştır. Bu örnekler üzerinden insanların popülist siyasetten nasıl etkilendikleri, tutumlarının nasıl değiştiği ve kitle iletişim araçlarının siyasal yargılara varmadaki rolü çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu nedenle, bu çalışma iletişimi, siyaset psikolojisini ve siyaset bilimini içine alan bir dizi akademik alanla ilgilidir. Bu üç akademik alan popülizmin toplumların siyasallaşması ve tutumları üzerindeki rolü üzerinden tartışılmıştır. Popülizm ve politik psikoloji araştırmacıları açısından bu çalışma konunun ele alış biçimlerine bir seçenek oluşturacaktır. Çalışmada ilk olarak popülizm kavramına ilişkin geniş bir literatür araştırmasına yer verilerek Trump ve Brexit popülizminin çerçevesi belirlenmiştir. Bu çerçevede insanların travmalarına hitap eden sağ popülizmin psiko-dinamiklerine yer verilmiştir. Yerelci, milli, zenofobik, antielitist, antineoliberal tutumlar bu dinamiklere verilecek örneklerdir. Daha sonra politik psikolojinin oluşumuna odaklanarak birey-toplum-politika ilişkisi üzerinde durulmuştur. Bu ilişki karşılıklı olmakla beraber kişiliklerin oluşumunda eğilimci ve durumcu davranışı açıklamakta, tutumların altında yatan etmenleri ortaya koymaktadır. Ayrıca kitle iletişim araçları vasıtası ile yapılan politik psikoloji belirleme yöntemleri de verilerek konunun daha anlaşılır olması planlanmıştır. Çalışmanın odak noktası bireyden topluma ve politikaya, politikadan da topluma ve bireye doğru oluşan ilişkidir. Bu ilişkide popülizm ile politik psikolojinin ortak unsurları olan; lider, medya, kriz, demokrasi, parti, elitler ve halk gibi kavramlar şu soruların yanıtlarını aramada temel oluştururlar: Popülizmin psiko-politik dinamikleri nelerdir? Popülizm siyasi tutumları nasıl etkiler? Kitle iletişim araçlarının siyasal düşünce üzerinde ne gibi etkisi vardır ve popülizmin politik psikolojisi nedir? Çalışma ile politik olayları anlamada psikolojinin önemli olduğu, siyasal olayların medya vasıtasıyla nasıl ikna unsuruna dönüştüğü ve bu ikna unsurlarının toplumun siyasete ilişkin tutumlarını nasıl etkilediği konusunda büyük oranda artan bir bilinçlilik ve farkındalık düzeyi oluşacaktır.

BrexitPolitik psikolojiPopülizm+1
Nurullah Şaz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pozitivist ve eleştirel paradigmalar ekseninde Türkiye'nin 21.yüzyıl Ortadoğu siyaseti

Tarih boyunca küçük veyahut büyük ölçekli her devletin, topluluğun, grubun coğrafi alan üzerinde hâkim olma arzusu göz önüne alındığında Ortadoğu'nun bu mücadelelerden nasibini almaması pek tabii kaçınılmaz bir durumdu. Eskiden beri bu topraklara önyargı ile yaklaşan Türkiye, 21. Yüzyılda kök salmış sorunlara ve çatışmalara son verme arzusu ile Ortadoğu'yla yakından ilgilenmiştir. Geleneksel olarak yürüttüğü dış politika yaklaşımını bir kenara iterek yeni dış politika retoriği benimseyen Türkiye'nin dış politika tavrı, dönemsel olarak farklı strateji ve yollar izlenerek Ortadoğu bölgesindeki sorunların ekonomik, kültürel ve diplomasi vasıtasıyla çözülmesi ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi üzerine kuruluydu. Türkiye'nin özellikle de hükümet değişikliği ile hız kazanan dış politikasında geleneksel Türkiye-Ortadoğu yaklaşımı başka bir boyuta taşınmış ve hacimli ilişkiler ortaya konmak istenmiştir. 2002 seçimleriyle iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin organize ettiği dış politika retoriği birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. İlk etapta "Batıcılık" ve "Statükoculuk" çizgisinde şekillenen tutum ve yaklaşım mevcut krizlerden etkilenerek ilerleyen dönemlerde güvenlik odaklı bir dış politika anlayışına dönüşmüş ve ciddi değişiklikler gözlemlenmiştir. Türkiye'nin bölgedeki rolüne ilişkin algının pozitivist ve eleştirel pek çok yansıması olmuştur. Özellikle de Ankara'nın yürütmek istediği politikanın handikapları oldukça çoktur. Yürütmüş olduğu Ortadoğu politikası onu başka devletler ile karşı karşıya getirmiş, çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya bırakmıştır. Dış politikada tepki topladığı gibi içeride de çeşitli sorunlar ve eleştirilere maruz kalmıştır. Bu durumu paradigmalar üzerinde yorumladığımızda bu yaşanan durumlara bilimsel bir açıklama sağlamak mümkündür. Yaşanan durumlar üzerinde elde edilen sonuçların yansımaları nedensel bir yasaya oturtulabilir. Gerek pozitivist paradigma gerekse eleştirel paradigmalar keşfedilmeyi bekleyen olgular olduğu için Ankara hükümeti karar vericilerinin, ortaya koymuş olduğu politikaların bireyler üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri mevcuttur. Pozitivist paradigma, Türkiye'nin hakimiyet alanını genişletmek için yürütmüş olduğu siyasetin izlerinin bireyler ve devletler üzerindeki etkisinin çeşitli sonuçları olabileceğini desteklerken, eleştirel paradigma ise ortaya çıkan neden ve sonuçların derinlemesine analiz edilmesi gerektiğine inanır. Türkiye'nin olaylara müdahale etme şeklinden başlayarak hedeflenen sonuçların çözüme ulaşamamasının nedenleri derin analizler gerektirmektedir.

21. yüzyılEleştirel kuramOrta Doğu+5
Merve Zengin
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidünya küreselleşmesi yaklaşımı ve pandemi sürecinde yerel yönetimlerin dönüşümü (Avrupa Birliği-Türkiye)

Çalışmada esas olarak pandemi süreci ve küreselleşmenin yerel düzeydeki yerini alan yenidünya küreselleşmesi yaklaşımı doğrultusunda yerel yönetimlerin dönüşümü analiz edilmektedir. Küreselleşme nüvesi ile birlikte yerinden yönetim kuruluşlarının yerel özerklikleri ve yetki alanları genişlemiş, yenidünya küreselleşmesi yaklaşımı ile yerel yönetimlerin dönüşüm eğilimleri ivme kazanmıştır. Yerel yönetimlerin reforma tabi tutulmasında etkili olan küreselleşme ve pandemi süreci Avrupa Birliği'nin kurucu devletleri, Almanya, Fransa ve İtalya ile üyelik sürecinde bulunan Türkiye'nin yerel yönetsel yapısını şekillendirmiştir. Pandemi sürecinin yarattığı sosyal, ekonomik ve toplumsal bunalımlar merkezi yönetimlerin güç ve yetkilerini azaltmış, yerel yönetim idarelerinin kamu politikalarının belirlenmesindeki rolünü arttırmıştır. Bu çerçevede çalışmada, yerellik, âdem-i merkeziyetçilik, yerel özerklik, yurttaşların yönetime katılımı ve çoğulculuk gibi kavramların genel tanımı olan yerel yönetimler sisteminin reform süreçleri açıklanmıştır. Konu, yenidünya küreselleşmesi yaklaşımında yer alan Kutsal ortak mücadele, milletler bütünleşmesi, şehir devletlerin yükselişi, dönüşüm sürecinde ortak yerel politikalar ve yerel hareketlilik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Avrupa Birliği üye ülkeleri ve Türkiye Cumhuriyeti'ni gerek iktisadi ve politik gerekse sosyal ve çevre alanlarında zor bir dönem içerisinde bırakan küresel pandemi sürecinin yerel yönetim politikaları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Almanya, Fransa, İtalya ve Türkiye'nin yerel yönetimler alanında reforma ve yeni bir model önerisine ihtiyaç duyduğu noktası, karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Yenidünya küreselleşmesi yaklaşımı ve pandemi süreci sosyal ve toplumsal açıdan Avrupa Birliği üye ülkeleri ile Türkiye'nin yerel yönetim politikalarını etkilemiştir. Pandemi sürecinde, yerinden yönetim kuruluşlarının yaşadığı sorunların yerel kalkınma politikaları, yerel eşitsizliklerin ortadan kaldırılması, sürdürülebilir yerel yönetim politikalarının uygulamamasından ve evrensel yerel yönetim modelinin bulunmamasından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.

Avrupa BirliğiCOVID 19Küreselleşme+5
Mehmet Can Kılınç
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz'de enerji güvenliğinin uluslararası politik ekonomisi

Bu çalışmada, Doğu Akdeniz'de mevcut enerji güvenliği durumuna Uluslararası Politik Ekonomi anlayışıyla eleştirel bir değerlendirme yapılması amaçlanmaktadır. Ekonomi-politika kavramlarının birlikte ele alınması ve uluslararası boyutun dâhil edilmesi gerektiği, devlet dışı aktörlerin ve bölge dışı aktörlerin varlığı, güvenlikleştirme kavramı; UPE disiplinin benimsemiş olduğu bu anlayışlar ile Doğu Akdeniz'deki mevcut durum ele alınmaya çalışılmıştır. Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği sorunsalının klasik uluslararası ilişkiler anlayışlarının ötesinde yeniden değerlendirilmesi noktasından hareketle, konunun neden UPE anlayışıyla ele alınması gerektiğine yönelik çalışma gerçekleştirilmiştir. UPE disiplinin benimsemiş olduğu anlayışlar çerçevesinde, Doğu Akdeniz'deki mevcut halin bir güvenlikleştirme durumu olduğu aktarılmaya çalışılmıştır. Bu noktalardan hareketle tezin ilk bölümünde UPE disiplini, İngiliz Okulu, Güvenlikleştirme ve Karşılıklı Bağımlılık kavramları aktarılarak çalışmanın teorik çerçevesi oluşturulmaya çalışılmıştır. Akabinde Doğu Akdeniz'deki mevcut durumda bir güvenlikleştirme durumunu ortaya koyabilmek adına Doğu Akdeniz gerginliği tarihsel arka planıyla ikinci bölümde, Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs karşılıklı ilişkileri üzerinden analiz gerçekleştirilmiş, ilişkilerde Arap Baharı sürecine dikkat çekilmiş, Mısır, Libya üzerinden okumalar ele alınıp, aktarılmıştır. Daha sonra Suriye, İsrail ve Mısır Doğu Akdeniz'de enerji jeopolitiği ve politikaları verilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ulusları boyutun ortaya konması adına ABD, Fransa ve Rusya'nın bölgede enerji güvenliğine yönelik faaliyetleri işlenmiştir. Aynı zamanda küreselleşmeyle birlikte daha da etkinleşen ve UPE anlayışının benimsemiş olduğu anlayış içerisinde yer alan, devlet dışı aktörlerin ve devletlerin şirketleşmesine dikkat çekilmiş, hem uluslararası boyutun dâhil edilmesindeki konumlarına hem de Doğu Akdeniz'deki rollerine değinilerek devlet dışı aktörlerin varlıkları aktarılmaya çalışmıştır. Son olarak Doğu Akdeniz'de tüm aktörlerin enerji güvenliğini nasıl algıladıkları ve ne yönde politikalar yürüttükleri işlenerek, aktörlerin enerji güvenliğini farklı boyutlarda algıladıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Doğu AkdenizEnerjiEnerji güvenliği+5
Kübra Gürbulak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel diplomasiden dijital diplomasiye dönüşüm: İsrail'in kamu diplomasisi uygulaması

Diplomasi devletlerin varlığının bir gereği ve uluslararası ilişkilerin en az iki aktörü tarafından yürütülen, müzakere, temsil ve danışma üzerine kurulmuş sürece verilen isimdir. Uluslararası ilişkilerde aktörler yalnızca devletler değildir. Devletlerin yanında uluslararası örgütler, hükümet dışı örgütler ve bireyler de uluslararası ilişkilerin birer aktörü konumundadır. Diplomasi süreci bu aktörlerin herhangi ikisi arasında gerçekleşebileceği gibi çok yönlü ve çok taraflı diplomasi de gerçekleştirilebilir. Devletler arası ilişkilerde bir devletin başarısı muhatabının davranışlarını etkileme gücüne bağlıdır. Bir devletin gücünü belirleyen unsurlar ise çok çeşitlidir askeri, ekonomik vb. alanları içine alan sert güç kullanımının yanı sıra zorlama veya şiddet içermeyen ve karşı tarafın algılarını kontrol ederek olumlu sonuçlar almayı hedefleyen yumuşak güç unsurları da gittikçe önem kazanmaktadır. Kamu diplomasisi de yumuşak gücün bir unsurudur. Bugün devletlerin dış politikaları incelendiğinde klasik diplomasinin gücü devam etmekle birlikte kamu diplomasisi alanına daha fazla önem verildiği görülmektedir. Kamu diplomasisinin dijitalleşmesi ile dijital diplomasi ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada İsrail'in yumuşak güç ve kamu diplomasisi alnındaki faaliyetleri ile dijital diplomasi sürecindeki başarısı incelenmiştir. İsrail, tartışmalı bir şekilde kurulan ve kuruluşunun ertesi günü kendisini etrafındaki ülkelerle savaşırken bulan bir devlet olarak hem sert hem de yumuşak güç kullanımına herkesten fazla ihtiyaç duymuştur. Savaşların ardından varlığını sürdürebilen İsrail devletinin Filistinlilere karşı uyguladığı orantısız müdahaleler dünya tarafından tepki ile karşılanınca İsrail yumuşak güç ve kamu diplomasisi uygulamalarına hız vermiş tüm kamu diplomasisi faaliyetlerini ''Hasbara'' kurumu altında toplamış ve bu alanda öncü devletler arasında yer almıştır. Bir süre sonra Hasbara kurumunu kaldırarak kamu diplomasisini devlet kurumlarının tamamı başta olmak üzere tüm topluma yayan İsrail kamu diplomasisi uygulamalarındaki başarısını artırmıştır. Teknolojideki hızlı gelişme ile kamu diplomasisi de kaçınılmaz olarak dijitalleşmiş sosyal medya uygulamaları, özellikle de Youtube ve Twitter üzerinden yürütülen dijital diplomasi faaliyetlerinde de İsrail öncü konumunu korumuştur.

Dijital diplomasiDiplomasiHasbara+3
Okan Çerez
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ermenistan ve Ermeni diasporasının Türkiye ve Azerbaycan karşıtı kamu diplomasisi faaliyetleri

Hızla gelişen teknoloji ve ona eşlik eden küreselleşme toplumun hayatını değiştirdiği gibi diplomasi alanında da değişikliklere sahne olmuştur. Geleneksel diplomasinin yanında halkıda içine alan kamu diplomasisi ortaya çıkmıştır. Özellikle dijitalleşmeyle beraber kavram daha ileri bir boyuta taşınmıştır. Kamu diplomasisi, aktör ve türleriyle beraber her alanda etkin bir şekilde yer alarak, halklara ulaşmayı ve onları kendi görüşleri doğrultusunda etkilemeyi amaçlamaktadır. Etkilemenin sonucunda ise o ülkenin hükümet kararlarına tesir edebilmenin önü açılmaktadır. Bu durum kamu diplomasisinin ana hedefini oluşturmaktadır. Son derece tesirli olan bu alan Ermenistan'ın en önemli silahıdır. Bu alanda oldukça başarılı olan Ermenistan ve Ermeni diasporası milli emellerine ulaşmak için Türkiye ve Azerbaycan aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadır. Ermeniler, sözde Ermeni soykırım iddiaları üzerinden Türkiye karşıtı kamu diplomasisi faaliyetleri uygularken, Dağlık Karabağ bölgesi işgali üzerinden de Azerbaycan karşıtı kamu diplomasisi faaliyetleri uygulamaktadır. Ermeniler her iki konu üzerinden mağdur ve mazlum rolünü oynayarak destek bulmaktadır. Lobicilik, eğitim, medya ve teknoloji üzerinden ekonomi, sosyal ve siyasi çalışmalarıyla Türkiye ve Azerbaycan için olumsuz etkilere sebebiyet vermektedir. Kamu diplomasisi için büyük öneme sahip olan, ülkeler hakkındaki gelişmelerden haberdar olmayı sağlayan haber ajansları, günümüzdeki internet imkanıyla anında ulaşabileceğimiz bir mesafededir. Burada yer alan haberler okuyucuyu yönlendirme ve fikir oluşturma özelliğine sahiptir. Ermenistan yerel gazetelerini internet ortamında faklı dillerle dünya kamuoyuna sunmaktadır. Bu haber ajanslarında iki Türk devleti için sıkça olumsuz haberler yer almaktadır. Bu haberler hem birer kamu diplomasisi faaliyeti niteliğindedir hem de yapılan kamu diplomasisi faaliyetleri hakkında bilgi vermektedir. Bu çalışmada Ermenistan'ın ve Ermeni diasporasının kamu diplomasisi kullanım amaçlarına değinilmiş ve hangi alanda faaliyetleri olduğu incelemiştir. Faaliyetlerin daha anlaşılır olması adına üç Ermenistan haber kaynağı ve üç Ermeni diaspora kuruluşu analiz edilmiştir. Haber ajanslarının resmi web sitesindeki haberlerden örnekler seçilirken, diaspora kuruluşlarının resmi Twitter hesaplarındaki paylaşımlar ele alınmıştır. Çalışma, iki Türk devletine karşı yapılan imaj zedeleme niteliğindeki kamu diplomasisi faaliyetlerinin varlığını ortaya koymuştur.

AzerbaycanErmenistanTürkiye
Zeynep Tekinalp
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel Güney'de otoriter neoliberalizmin politik ekonomisi: Modi ve Bolsonaro örnekleri

Uluslararası ilişkiler sahnesinde demokratikleşme serüveninin nihayete ermesinin beklendiği son çeyrek asırda, ortaya çıkan görüntünün bu amaçtan uzaklaşılmakta olduğunu bizlere göstermesi bir şeylerin ters mi gittiği sorusunu akıllara getirmektedir. ABD ve İngiltere öncülüğünde başlatılan neoliberalleşme hareketinin bir sonucu olarak mı otoriterleşme eğilimlerinin gerçekleştiği yoksa bu sorunun tam tersi; otoriter karakterlerin neoliberalleşme politikalarının arkasına sığındığı ve bu sebeple otoriter yönetimlerin artış gösterdiği sorularına bu tez kapsamında cevap aranmaktadır. Otoriterlik ve neoliberalizm kavramlarının teorik ve tarihsel arka planı kronolojik olarak aktarılarak bu alandaki gelişimin daha net bir şekilde algılanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda karşılaştırmalı bir analiz ile en doğru çıkarımların elde edilmesi ile hareket edilmiştir. Karşılaştırma amacıyla iki farklı coğrafyadan, Küresel Güney olarak adlandırılan ülke grubu içerisinden; Hindistan ve Brezilya seçilmiştir. Bu iki ülkenin neoliberal tarihsel gelişimi araştırma kapsamında kronolojik bilgi aktarımı amacıyla aktarılmış olup; esas karşılaştırma ve inceleme noktası Narendra Modi ve Jair Bolsonaro hükümetleri dönemleridir. Araştırmanın kısıt noktalarını bu dönemler ve Küresel Güney tanımlaması belirlemekte olup, diğer dönemlerdeki veriler tarihsel gelişim hakkında bilgi aktarımı amacı taşımaktadır. Ele alınacak olan iki başkanın görev süreleri güncelliğini koruduğundan (Bolsonaro seçimleri kaybetmesine rağmen kendisiyle ilgili sonuçlanmayan hukuksal süreçler olabilmekte), bazı noktalarda güncel haber kaynaklarından yararlanma ihtiyacını doğurmuştur. Elde edilen tarihsel ve güncel veriler ışığında gerçekleştirilen karşılaştırmalı analiz sonucunda, otoriter neoliberal politikaların liderlerin karakteristik özelliklerinde kolaylıkla şekillenebildiği gözlemlenmiştir. Neoliberal dönüşümlerin kişiler bazlı popülist otoriter söylemleri beslediği ve kolaylaştırdığı analizi dikkat çekici bir veri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda demokratikleşme adımlarının özellikle lider bazlı gelişim gösterme potansiyeli olan ülkelerde artırılması ve erkler ayrılığı konusuna gereken önemin verilmesi hususlarına dikkat çekilmiştir.

BrezilyaHindistanKüresel Güney+1
Rasim Oğuzhan Gülkan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İsrail'de Likud Partisi'nin Filistin sorununa yaklaşımı(1973-2021)

İsrail'in sağ eğilimli siyasi partilerinden biri olan Likud Partisi'nin 1977' de iktidara gelmesiyle ülkenin kurucu partisi olan İşçi Partisi'nin hâkim olduğu süreç sona ermiştir. Likud'un kuruluşu olan 1973'ten, Binyamin Netanyahu'nun 2021 yılına kadar başbakan olduğu dönemin ele alındığı bu çalışma, Likud Partisi'nin Filistin politikasının nasıl şekillendiğini, bu politikanın zaman içinde nasıl evrildiğini ve İsrail-Filistin çatışmasına olan etkilerini incelemektedir. Araştırma, Likud Partisi'nin ideolojik temellerini, liderlerinin söylemlerini ve uyguladığı politikaları analiz ederek, partinin Filistin sorunundaki temel yaklaşımlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tez, tarihsel bir perspektifle Likud'un kurulduğu dönemdeki ve sonraki yıllardaki Filistin politikasını ele alırken özellikle Menahem Begin, İzak Şamir, Ariel Şaron ve Binyamin Netanyahu gibi önde gelen liderlerin politikalarına odaklanmaktadır. Bu çerçevede, Filistin ile ilgili önemli dönüm noktaları ve müzakereler, İsrail'in yerleşim politikaları ve güvenlik stratejileri detaylandırılmaktadır. Ayrıca Likud'un sağ koalisyonlar içindeki rolü ve diğer sağ partilerle olan ilişkileri incelenerek, partinin genel sağ blok içindeki konumu değerlendirilmiştir. Bu çalışma Likud Partisi'nin Filistin sorununa bakışını değerlendirerek, partinin İsrail siyasetindeki sürekliliğini ve değişimini anlamayı hedeflemektedir. Bu çalışma, İsrail'de sağ partilerin Filistin sorununa yaklaşımının nasıl şekillendiği ve Likud Partisi'nin bu süreçteki rolü üzerine önemli katkılar sunmayı amaçlamaktadır.

Zeynep Nisa Emişen
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Putin döneminde Rusya Federasyonu'nun dijital diplomasi uygulamaları: Dışişleri Bakanlığı Twitter (X) örneği

Dijital teknolojilerdeki gelişmeler eğitimden sağlığa, ekonomiden uluslararası ilişkilere kadar oldukça geniş bir alanda günlük hayatımızı etkileyen önemli bir faktör haline gelmiştir. Özellikle uluslararası kamu politikalarında öne çıkan kullanımı, diplomasi anlayışında gerçekleşen dönüşümde etkili olmuştur. Dijital diplomasi, uluslararası kamuoyuna yönelik gerçekleştirilen stratejik iletişim bakımından elverişlidir. Bu bağlamda devletler çeşitli sosyal medya mecralarından, kamu diplomasisi mesajını oldukça geniş bir kitleye hitap edebilecek şekilde oluşturmaktadırlar. Kamu diplomasisi, ülkeler açısından gün geçtikçe gerekliliği artan bir uygulamadır. Çünkü ülkelerin yumuşak gücünü işlevsel bir şekilde kullanması ve bu bağlamda uluslararası alanda diğer aktörlere karşı üstünlük elde edebilmesi, başarılı bir kamu diplomasisi uygulamasına bağlı hale gelmiştir. Nitekim uluslararası ilişkilerde, hukukun göz ardı edildiği durumlarda dahi küresel kamuoyunun tepkisi hükümetler üzerinde bir baskı oluşturabilmektedir. Bu bakımdan devletlerin dış politik tutumlarına yönelik açıklama mahiyetindeki kamu diplomasisi faaliyetleri önem arz etmektedir. Çalışmada örnek ülke olarak seçilen Rusya'da da durum bu şekildedir. Rusya, dış politikadaki müdahaleci tutumu dolayısıyla ülke görüntüsünün olumsuz yönde etkilendiği ülkelerden birisidir. Bu bağlamda sürdürdüğü dijital kamu diplomasisi faaliyetleri ile bu durumun önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Ancak dijital mecraların dezenformasyona uygun yapısı dijital diplomasisinin sunduğu olumlu imkanların yanı sıra dezavantajlarını da beraberinde getirmektedir. Propaganda ve kamu diplomasisi uygulamalarının aynı mecralarda sürdürülmesi de her ülkede olduğu gibi Rusya açısından da dezavantajlı bir durum yaratmaktadır. Bu bağlamda ülkeler açısından sosyal medyanın etkili kullanımı elzemdir. Özellikle de Twitter (X), dijital diplomasisi açısından önemli bir araç olarak kullanılmaktadır. Rusya da birçok resmi hükümet hesabı ile Twitter'da oldukça aktif bir dijital diplomasi sürdürmektedir. Çalışmada Rusya'nın dijital kamu diplomasisi uygulamaları ele alınarak Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı'na ait Twitter hesabı üzerinden gerçekleştirilen dijital diplomasi anlatısı analiz edilmiştir. 2022 ve 2023 yıllarında oluşturulan tüm paylaşımlar nitel içerik analizi yöntemi ile incelenmiştir. Rusya'nın dijital diplomasi niteliğindeki paylaşımlarının ülkeye yönelik iddialara ilişkin karşı anlatı şeklinde oluşturulduğu gözlemlenmiştir.

Simge Öztürk
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde Sayıştay denetimi ve hesap yargılamasının işlevselliği üzerine bir değerlendirme

Tezde temel olarak yerel yönetimler üzerindeki denetim ve hesap yargılaması ele alınarak bu doğrultuda yeni bir model tasarlaması yapılmaktadır. Yerel yönetimler, Türk idare sisteminin önemli bir parçasını ihtiva etmektedir. Ülke sathındaki yerel yönetim idarelerinin sayısı ve işlem hacmi dikkate alındığında bunların denetiminin ve kamu zararı bağlamındaki hesap yargılamasının etkin ve işlevsel bir denetim kültürü için önem arz etmektedir. Mevcut durumda yerel yönetimler üzerinde mülkiye teftiş, mahalli idare kontrolörleri, idarenin kendi iç denetçileri eliyle denetim çeşitleri olmakla birlikte bunların parçalı bir denetim yapısına haiz olduğunu ifade edebiliriz. Sayıştay'daki denetçi yetersizliği gibi durumlardan ötürü aynı hesap yılı içerisindeki tüm yerel yönetimlerin denetlenemediği açıktır. Buradan hareketle de denetimin etkin ve işlevsellikten uzak olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumu bertaraf edebilmek maksadıyla Sayıştay'ın yüksek bir mahkeme olarak tasarlanması ve yerel yönetimlerin denetimi kapsamında Yerel Yönetimler Yüksek Denetim Başkanlığı'nın teşkil edilerek denetleyen kurum ve yargılayan kurumun aynı olması handikabının aşılması gerekmektedir. Bu sayede hesap yargılaması daha da özel bir alanda etkinliğini artıracaktır. Bu yeni modelde özellikle Sayıştay savcılarının rolünün değeri artırılmaktadır. Teşkil edilen bu yeni yapı sayesinde ve özellikle yerel yönetimlerin denetiminin bölgesel baza indirgenmesi halinin sürekli izleyici hale gelmek suretiyle yerel yönetimler üzerinde köy idarelerini de içine alacak şekilde denetimin etkin hale geleceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Büyükşehir belediyeleriDenetim raporlarıKanunlar 5018 sayılı+3
Erol Karacan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

2003 Amerikan müdahalesi sonrası Irak halkının kimlik sorunsalı

Amerika'nın 2003 yılında Irak'ı işgal etmesi, ülkenin kültürel yapısını, dini inançlarını, sosyal normlarını ve değerlerini değiştirerek kimliği üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Bu çalışma, müdahale sonrasında Irak'ın yeniden şekillendirilme çabalarının, 'Iraklılık' kimliğinin oluşumunu nasıl etkilediğinin karmaşık dinamiklerini ele alarak oluşturulmuştur. 2003 müdahalesi, toplumsal parçalanmaya ve kimlik krizine yol açarken, aynı zamanda bölge halkının direniş ve yeniden inşa çabalarını da tetiklemiştir. Etnik ve dini kimlikler, Irak'ta uzun bir süredir var olan ve derin köklere sahip olan önemli faktörlerdir. Irak, çeşitli etnik gruplardan ve mezheplerden oluşan bir topluma sahiptir. Araplar, Kürtler, Türkmenler, Süryaniler, Yezidiler ve diğer birçok etnik grup ülkede yaşamaktadır. İşgal sırasında ve sonrasında, etnik ve dini kimlikler toplumsal bir bütünlük sağlayamamış ve çatışmalar ortaya çıkmıştır. Etnik ve dini kimlikler, siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda ayrımcılığa ve haksızlığa maruz kalma riskini artırmaktadır. Bu durum, toplumda istikrarsızlık, şiddet ve çatışma ortamının oluşmasına, terör saldırılarına, mezhep temelli şiddet olayları ve toplumsal bölünmeler gibi sonuçlara yol açmaktadır. Kültürel ve siyasi uygulamalardaki değişimlerin ve Amerikan varlığının, dini inançlar üzerindeki etkisini, sosyal norm ve değerlerin dönüşümünü inceleyen bu çalışma, Amerikan işgalinin Iraklı kimliğinin gelişimi üzerindeki kalıcı etkisinin kapsamlı bir analizini sunmayı amaçlamaktadır. Irak'taki Amerikan varlığı; kültürel uygulamaları, dini inançları, sosyal normları ve değerleri yeniden şekillendirerek ülkenin kimliği üzerinde kalıcı bir etki yaratmıştır. Bu etkileri takip eden toplumsal parçalanma ve kimlik krizine rağmen Irak toplumu dış etkilere karşı direnç ve dayanıklılık da göstermiştir. Geleneksel adetleri koruma, ulusal gururu yeniden canlandırma ve kültürel hareketler yoluyla Irak kimliğini geri kazanma çabaları, işgal sonrası farklı bir Irak kimliği ortaya koyma mücadelesinin devam ettiğinin altını çizmektedir. Irak karmaşık tarihi ve mirasıyla yüzleşmeye devam ederken, Amerikan işgalinin bölgede oluşturduğu tahribat, Irak kimliğinin inşasında merkezi bir nokta olmaya devam etmektedir.

Sümeyra Ulus
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde dijitalleşme ve e-Belediyecilik: Dünya ve Türkiye örnekleri

Teknolojik gelişmelerin ışığında gerek merkezi gerekse yerel yönetimler birçok yeniliği ve hizmeti dijital ortamda sunmaya başlamıştır. Merkezi yönetim e-devlet, yerel yönetimler ise ebelediyecilik uygulamaları ile farklı hizmetlerin vatandaşlara aktarımını elektronik altyapı üzerinden gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu çalışma, dijitalleşmenin e yönetime ve özellikle yerel yönetimlere yansımasını, faydalarını ve süreç içinde karşılaşılan olumsuzlukları sorgulamaktadır. İlk önce geleneksel kamu yönetimi görüşünden yeni kamu yönetimi anlayışına evrilen süreç karşılaştırılmalı olarak ele alınmış, yerel yönetimlerin günümüze ulaşmasında yaşanan gelişmeler ve dengesizlik sebepleri ortaya konmuştur. Bu bulgulara paralel olarak, dijital yönetim ile e yönetim kavramlarının önemi faydalarıyla birlikte vurgulanmıştır. Daha sonra dünyadaki e devlet ve e belediyecilik faaliyetleri, aşamaları ile örneklendirilerek incelenmiştir. Ülke ve şehirlerin sahip olduğu altyapı ve kaynak olanaklarına bağlı olarak vatandaşlara sunulan dijital hizmetlerin farklılık gösterdiği saptanmıştır. Sonrasında Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinin (30 büyükşehir belediyesi) e belediyecilik kapsamında elektronik ortamda web siteleri vasıtasıyla sunduğu hizmetler '' tek yönlü bilgi akışı'', '' karşılıklı veya çift yönlü iletişim'' ve '' çevrimiçi işlemler'' başlıkları altında incelenerek, dijitalleşme ve e belediyecilik aracılığı ile yerel yönetim faaliyetlerinin yaşadığı dönüşüm sayesinde hizmet sunumunun iyileştiği, etkileşimin arttığı ve vatandaşların katılımının teşvik edildiği kanılarına varılmıştır. Nihayetinde Ankara, Eskişehir, İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri ile Eskişehir Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyelerinin kurumsal web siteleri detaylı olarak analiz edilerek, çalışma genelinde olduğu gibi etkinlik, şeffaflık, erişilebilirlik, katılımcılık ve hesap verilebilirlik ilkelerine vurgu yapılmıştır. Çalışma, bu yönüyle yerel yönetimlerde dijitalleşme ve e belediyecilik kapsamında sunulan hizmetlerin mevcudiyeti, işlevselliği ve getirileri üzerinden yapılan bir içerik-durum analizini içermektedir.

Oğuzhan Ayaz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kamu yönetimi anlayışı perspektifinde hükümet modellerinin değerlendirilmesi

Kamu yönetimi, toplumun taleplerine ve ihtiyaçlarına yanıt veren, sorunların çözümüne yönelik politikalar geliştiren ve bunları kamusal mal ve hizmetler ile hayata geçiren bir sistemdir. Halk, örgüt, kamu politikası, norm düzen, mali kaynak ve kamu görevlileri gibi elemanlara sahip olan kamu yönetimi, yönetim sistemi içerisinde yer alan unsurları tanımlamayı, sınırlarını açıklamayı ve toplumun ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamayı amaçlamaktadır. Kamu yönetimi düşüncesinin gelişimine dair yapılan çalışmalar, genel olarak kamu yönetiminin ayrı bir disiplin olarak değerlendirilmesini vurgulamaktadır. Geleneksel kamu yönetimi anlayışı, katı örgüt yapısı, katı hiyerarşi, bürokrasi yönelimli işlerlik ile merkeziyetçi bir yapı üzerine inşa edilmiştir 1980'li yıllarda, özellikle Anglo-Sakson coğrafyada ortaya çıkan yeni kamu yönetimi anlayışı ise esnek örgüt yapısı, esnek hiyerarşi, piyasa yönelimli işlerlik ile âdem-i merkeziyetçi bir yapıdadır. Kamu sektörü yönetim tekniklerine, özel sektör yönetim tekniklerinin entegre edilmesini vurgulamaktadır. Yeni Sağ akımının ortaya çıkması, yeni anlayışın benimsenmesinde yer alan temel aktörlerdendir. Bu nedenle geleneksel kamu yönetimi anlayışının karşısında yer alan bir konumdadır. Kamu yönetiminde yaşanan bu değişim ve dönüşüm, hükümet modellerini de etkilemiştir. Yeni kamu yönetimi anlayışı, yürütme organının güçlü olduğu başkanlık sisteminde, yürütme organının kontrol altında tutulduğu parlamenter sistemde ve yürütme organında güç dengesi gözeten yarı başkanlık sisteminde, farklı uygulama alanları bulmuştur. Türkiye, 2007 anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini, 2017 anayasa değişikliği ile de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesini öngören düzenlemeleri kabul etmiş ve 2018'de yapılan seçimler sonucunda yeni sisteme geçilmiştir. Klasik başkanlık sisteminden esinlenerek oluşturulan bu sistem, "Türk Tipi" olması nedeniyle kendine has özellikler taşımaktadır. Her sistemde olduğu gibi çeşitli avantaj ve dezavantajlara sahip olan bu yeni sistem, özellikle cumhurbaşkanlığı teşkilatlanmasında oluşturulan yeni yapılar ile yeni kamu yönetimi anlayışının uygulanabilmesi için olumlu izlenimler vermektedir. Bu izlenimlerin seyrini daha net görebilmek için sistemin uygulanışına zaman tanımak gerekmektedir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiTemsili hükümet sistemleriYeni kamu yönetimi
Ahmet Erdem
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ziya Gökalp ve Ahmet Ağaoğlu'nun milliyetçilik anlayışında Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık kavramlarının karşılaştırmalı bir analizi

Türk milliyetçiliğinin oluşumunda birçok düşünür ve birçok farklı yaklaşım rol oynamıştır. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında ulus-devlet yapısına geçilirken, söz konusu farklı ekollerin etkisi ve çekişmesi görülmektedir. Çekişme esas olarak Batı medeniyetinin bir bütün olarak mı yoksa Batı'dan ihtiyaç duyulan bölümlerin mi alınacağı ile ilgilidir. Bu dönemdeki farklı yaklaşımların temsilcileri olarak Ziya Gökalp ve Ahmet Ağaoğlu'nun farklı bakış açılarını incelemek, modern Türkiye'deki milliyetçilik anlayışları hakkında da fikir verecektir. Bu çalışmanın amacı, Gökalp ve Ağaoğlu'nun milliyetçilik anlayışlarında yer alan Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık konularındaki fikirlerini, benzerlik ve farklılıklarını ortaya koyarak dönemin milliyetçilik anlayışına ışık tutmaktır. Söz konusu bulgulara ulaşmak için öncelikle Gökalp ve Ağaoğlu'nun milliyetçilik anlayışlarının ele alındığı literatürdeki çalışmalar detaylı bir şekilde taranmış ve elde edilen bulgular ile iki düşünürün kendi eserlerindeki fikirler karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar; her iki düşünürün de modernleşmeyi kaçınılmaz gördüğünü, Türkçülük konusunda yakın fikirlere sahip olduklarını ancak İslamcılık konusunda fikir ayrılıkları olduğunu, asıl ayrılmanın ise Batıcılık konusunda ortaya çıktığını; bunun sebebinin de Gökalp'in milliyetçilik anlayışının merkezinde kültür unsuru bulunurken Ağaoğlu'nun yaklaşımının merkezinde Batıcılığın bulunmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir.

BatıcılıkKültürMilliyetçilik+2
Yeliz Akdeniz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki refah devleti sistemlerinin karşılaştırmalı bir analizi

Bu çalışma, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Refah Devleti sistemlerini karşılaştırarak, iki ülkenin sosyal politika yaklaşımlarını analiz etmektedir. Almanya, sosyal piyasa ekonomisi modeliyle şekillenen, kurumsal sosyal politikalar ve kapsamlı sosyal güvenlik sistemiyle öne çıkarken; ABD, bireysel sorumluluğun ön planda olduğu, piyasa temelli ve özel sektör odaklı bir yapı benimsemiştir. Almanya, işsizlik yardımları, evrensel sağlık hizmetleri ve emeklilik sistemleriyle sosyal adaleti sağlamada daha başarılı bir model sunarken, yaşlanan nüfus ve göçmen entegrasyonu gibi yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. ABD ise yenilikçilik ve ekonomik esneklik avantajlarına sahip olmasına rağmen, gelir eşitsizliği, sosyal hizmetlere sınırlı erişim ve yüksek sağlık maliyetleri gibi dezavantajlar taşımaktadır. Her iki ülke de dijitalleşme, otomasyon ve iklim değişikliği gibi küresel zorlukların refah sistemleri üzerindeki baskısını hissetmektedir. Almanya, pandemi gibi krizlerde kapsayıcı sağlık hizmetleriyle başarılı bir sınav verirken, ABD federal ve eyalet düzeyindeki karmaşık yapısı nedeniyle bazı sorunlar yaşamış, ancak piyasa odaklı çözümleriyle hız avantajı sağlamıştır. Çalışma, refah sistemlerinin sürdürülebilirliği için sosyal politikaların daha kapsayıcı hale getirilmesi gerektiğini vurgulamakta ve her iki modelin güçlü ve zayıf yönlerinden çıkarılacak derslere odaklanmaktadır. Almanya ve ABD örnekleri, farklı Refah Devleti modellerinin toplumsal sorunlara farklı çözümler sunduğunu ve küresel krizlere dayanıklı sistemler geliştirmenin önemini ortaya koymaktadır.

AlmanyaAmerika Birleşik Devletleri
Ertuğrul Çal
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

2014 sonrası dönemde Türkiye-Katar savunma iş birliği sürecinde karar alıcıların söylem analizleri

2014 yılında Türkiye ve Katar arasında imzalanan Savunma İş birliği Anlaşması, iki ülke ilişkileri açısından önemli bir kilometre taşı olmuş ve ilişkiler birçok alanda artarak devam etmiştir. Bu çalışmanın amacı, 2014-2023 yılları arasında Türkiye ve Katar arasındaki savunma iş birliğinin artışının temel nedenlerini ortaya koymaktır. Çalışmanın bulgularına ulaşmak için öncelikle iki ülke arasındaki söz konusu iş birliğinin gelişimini etkileyen dinamikler tarihsel süreç içerisinde literatür taraması yöntemi ile analiz edilmiştir. Daha sonra, ilişkilerin ulaştığı gerçek boyutu ortaya koyabilmek amacıyla söz konusu dönemde ilgili üst düzey devlet görevlilerinin söylemleri, eleştirel söylem analizi metodu kullanılarak derinlemesine incelenmiştir. Kriz dönemlerinin ilişkilerin test edilmesinde önemli yeri olduğu düşüncesiyle; 2017 Katar Krizi örnek olay olarak ele alınmış ve bu dönemin söylemleri ayrıca analiz edilmiştir. Bu kapsamda söz konusu söylemlerin içerdiği anlamlar, yaklaşımlar ve imalar analiz edilerek Türkiye ve Katar arasındaki savunma iş birliğinin artışının arka planındaki dinamiklerin daha iyi anlaşılması hedeflenmiştir. Analizler sonucunda, iki ülke arasındaki savunma iş birliğinin, kriz dönemlerinde ve bölgesel sorunlarda güven duygusu ile tarihi ve kültürel bağların sağlamış olduğu dayanışma içinde hareket edilerek paralel bir şekilde gelişim gösterdiği belirlenmiştir. Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırma amacı, Katar'ın uluslararası alanda destek arayışlarıyla örtüşmüş ve savunma iş birliğinin gelişmesine ve ilişkilerin birçok alan ile birlikte özellikle ekonomik alana da sirayet ettiği ve kapsamının genişlediği tespit edilmiştir.

Literatür taraması
Hacer Zeybek
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00