Bingol University
Discipline

History

Bingol University

2,739

Archived Theses

11

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

İzmir'de suç ve suçlu profili: 1927-1930

Yüksek lisans tezi olarak hazırladığım İzmir'in erken Cumhuriyet döneminde suç coğrafyasını ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzesi bağış kataloglarında bulunan İzmir Suç Defteri'nin transkripsiyonu ve elde edilen bulgulardan oluşan analizleri içermektedir.1920 ve 1930'lu yıllar boyunca hem kentin üçte ikisini yok eden Büyük Yangın'ın yaralarını sarmaya çalışan hem de 1924 mübadelesinin yaratmış olduğu sosyal ekonomik sorunlarla uğraşan İzmir'de suç ve suç olgusuna ilişkin tutulmuş bu defter sayesinde 1920 ve 1930'lar İzmir'inin bir panoraması ortaya çıkmaktadır. Hırsızlık başta olmak üzere yan kesicilik, dolandırıcılık vb. suçların oldukça yoğun bir şekilde görüldüğü bir kent konumundadır.İzmir'de suç ve suç olgusunun mekansal dağılımı; 1920 ve 1930'lu yıllarla günümüz arasında bir paralellik göstermektedir. Suçluların suç mahalleri de geçmişten günümüze ilginç benzerlikler göstermektedir.Suç türleri açısından dağılıma baktığımızda ise en çok hırsızlık suçunun işlendiğini gözlemlemekteyiz. Hırsızlık suçu bugün olduğu gibi geçmişte de yoğun olarak geceleri işlenmiştir. Yine bu konuda Suç Defteri'nden çıkardığımız sonuçlara göre daha 20. yüzyılın başında suçta branşlaşma ve uzmanlık alanlarının olduğunu ortaya koyduk. Örneğin; kasa hırsızları, otel hırsızları, işyeri ve ev hırsızları olmak üzere.Bu çalışmanın günümüz güvenlik sorunlarına ve büyük metropollerde karşımıza çıkan değişik suç ve suçlu türleriyle mücadele etme tekniklerinin geliştirilmesine olumlu katkılar sunacağı aşikardır. Modern anlamda, suç ve suçluyla mücadele etmede analiz yöntemlerinin geliştirilmesi ve toplumsal yapıda suçu ortaya çıkaran olguların önlenmesi için geçmişin verilerinin bilimsel bakış çerçevesinde ele alınması bir zorunluluktur.

HırsızlıkSosyoekonomik analizSosyoekonomik yapı+5
Cemil Cem Aydın
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Urartu ve Assur yazılı kaynaklarına göre Urartu Krallığı'nın tarihi coğrafyası

Assur yazılı kaynaklarında ?Uruatri? olarak geçen ve M.Ö. 1273 yılında tarih sahnesine çıkan Urartular, batıda Fırat Nehri'nden doğuda İran Azerbaycan'ına, kuzeyde Gökçe Göl ile Aras vadisinden güneyde Toroslar ve Urmiye Gölü'nün güneyine kadar uzanan geniş bir coğrafyaya egemen olmuş ve Yakındoğu'nun en büyük devletlerinden biri olmuştur.Krallığın çekirdek bölgesi bugünkü Van Kalesi ve çevresidir ki bu yüzden Urartu Krallığı'na zaman zaman ?Van Krallığı? da denilmektedir. Doğal bir kale görünümünde olan Van büyük bir başkentin kurulması ve gelişmesi için tüm koşullara sahipti. Ancak Doğu Anadolu bölgesinde yer alan diğer kentler siyasi ve tarihi olarak bu kadar büyük bir öneme sahip olamamışlardı. Urartu yerleşimleri genel olarak Doğu Anadolu başta olmak üzere Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan, İran, Irak topraklarına kadar yayılmıştır.Assur Devleti'nin üç yüzyıl boyunca en büyük rakibi olan Urartu Krallığı Doğu Anadolu'nun oldukça engebeli coğrafyasına, sert iklim koşullarına rağmen kendine özgü bir kültür yaratmayı başarmışlardır. Özellikle mimarlıkta, maden işçiliğinde, bronz işçiliğinde oldukça özgün eserler veren Urartuların, yalçın kayalıklar üzerine kurdukları görkemli kaleleri, anıtsal tapınakları, büyük sarayları, çok odalı kaya mezarları ulaştıkları üstün uygarlık seviyesini kanıtlamaktadır. Tarihte bayındırlık alanında ender rastlanılan nitelikte yenilikler yapmışlar ve böyle çetin bir coğrafyayı verimli bir hale getirebilmek, toprakları sulamak için yaptıkları ve günümüzde bile kullanılabilinen uzun kanallar açtıklarını, suni göletler ve barajlar yaptıklarını, bağlar ve bahçeler kurduklarını görürüz.Assur ve Urartu yazılı kaynaklarına göre gerek Urartu'nun yayılım gösterdiği coğrafyada ele geçen yazıtların çözümlenmesi, gerekse artan kazılar tarihi coğrafya çalışmaları konusunda oldukça olumlu adımlar atılmasını sağlamıştır. Bugüne kadar sürdürülen arkeolojik kazı ve yüzey araştırmaları sonunda ulaşılan arkeolojik kanıtlar Urartu kültürünün tahmin edildiğinden çok daha geniş bir alana yayıldığını, çevresindeki diğer kültürleri etkilediği ve ileride bölgede kurulacak devletlere esin kaynağı olduğunu görmekteyiz.

AsurlularCoğrafyaDoğu Anadolu bölgesi+6
Pınar Pınarcık
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-İsrail ilişkileri (1948-1968)

Çalışmamızın temel amacı Türkiye-İsrail ilişkilerinin 1948 ile 1968 yılları arasında hangi temeller üzerinde kurulduğunu ve nasıl bir seyir izlediğini araştırmaktır. Orta Doğu ve Dünya genelindeki gelişmelerden nasıl etkilendikleri üzerinde çalışılmıştır. Soğuk Savaş döneminde tutumları ve yaşanan gelişmeler karşısında verdikleri tepkiler incelenmiştir. Bu çerçevede bölgesel aktörler ve egemen güçlerin politikaları karşısında her iki devletin tutumları, birbirleriyle ilişkileri çalışılmıştır. Araştırmanın giriş kısmında Yahudi halkının tarihsel olarak yaşantısını kısa bir şekilde verildikten sonra İsrail Devleti'nin kuruluş sürecini, kuruluşundan sonraki bölgesel güçlerin tavırları, Dünya ülkelerinin yaklaşımları ve egemen güçlerin politikalarına değinilirken Türkiye-İsrail ilişkilerinin bu süreçte nasıl olduğu çalışılmıştır. Türkiye'nin bu dönemde kendi çıkarları çerçevesinde gösterdiği tavırların incelendiği bu çalışmada İsrail Devleti ile ilişkilerini ve dış politikadaki tavrı araştırılmıştır.

AraplarSiyonizmTürk dış politikası+6
Mansur Ahmet Çiftci
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şehzadebaşı'nda bir kütüphane baniliği: İbrahim Paşa Kütüphanesi ve katalogları

Bu tez, Nevşehirli İbrahim Paşa'nın Şehzadebaşı'ndaki kütüphanesini ve bu kütüphaneye ait iki farklı kataloğu derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. III. Ahmet'in (1703-1730) damadı ve sadrazamı olan Nevşehirli İbrahim Paşa'nın (1718-1730) kütüphane baniliği, kütüphanenin kuruluşu, ilk koleksiyonu ve tarihsel gelişimi üzerinden ele alınmaktadır. Ayrıca, 1724 ve 1895 yıllarına ait katalogları incelenerek Osmanlı eğitim ve kültür yaşamındaki dönüşümün kütüphane koleksiyonuna nasıl yansıdığı açıklanmaktadır.

Kütüphane yönetimiOsmanlı kütüphaneleriOsmanlı tarihi
Elif Elçi
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1929-1930 arası Atatürk dönemi kültür ve sanat faaliyetleri: İstanbul örneği

Bu tez çalışması Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen inkılapların ve yeniliklerin kültür ve sanat politikalarına yansımasını ve bu bağlamda 1929-1930 yılları arasında İstanbul'da gerçekleşen kültür ve sanat faaliyetlerini incelemektedir. Atatürk'ün Türk toplumunda yapmak istediği hızlı ve köklü değişikliklerin etkilerinin görüldüğü bu dönem, kültür ve sanat alanında da önemli gelişmelerin yaşandığı bir zaman dilimi olmuştur. Tez; kadınların seçme ve seçilme hakkı gibi kültürel dönüşümlerin yanı sıra, çağdaş resim, müzik, tiyatro, heykel ve mimari gibi sanatsal alanlarda gerçekleşen yeniliklere odaklanmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın amacı ve önemi gibi sorulara yanıt verilmiştir. İkinci kısımda araştırmanın yöntemi ve modeli ortaya konmuştur. Araştırmanın üçüncü kısmında kültür ve sanat terimlerinin tarih içerisinde geçirdiği kavramsal dönüşüm ele alınmıştır. Dördüncü kısımda Cumhuriyet döneminde de yansımalarının görüldüğü İkinci Meşrutiyet'in kültür ve sanat ortamı incelenirken, Atatürk'ün kültür ve sanat politikalarına değinilmiştir. Beşinci bölümde ise 1929-1930 yılları arasında İstanbul'da gerçekleşen kültür ve sanat faaliyetleri, döneme ait Cumhuriyet, Akşam, Son Posta gazeteleri ile Resimli Ay ve Muhit dergilerinin ışığında aktarılmıştır.

Olcay Ayaroğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dulkadir Beyliği'nde müdara siyaseti (1337-1515)

11. yüzyılın ortalarında Türkmenlerin Anadolu'ya göç etmesi, bölgenin demografik yapısını değiştirdiği gibi bölgesel nitelikte beyliklerin kurulmasına da zemin hazırlamıştır. 1337 yılında Memlûklerin Elbistan nâibi olarak tayin ettiği Zeyneddin Karaca Bey, bölgedeki otorite boşluğundan faydalanarak Dulkadir Beyliği'nin temellerini atmıştır. Dulkadir mülkünün erken dönem beyleri, Memlûk otoritesine karşı oluşan her ittifaka katılarak bağımsızlık yolunda mücadele etmişlerdir. Bu mücadele sırasında topraklarını Memlûklerden korumak için müdârâ siyasetine başvurmuşlardır. 1390-1398 yıllarında Sevli Bey'in, Emîr Timur'a meyletmesiyle başlayan süreç müdârâ siyasetine yeni bir boyut kazandırmıştır. Akabinde Osmanlılarla müttefik olan Dulkadir beyleri, bölgede siyasi bir güç olmak için Memlûk-Osmanlı mücadelesinden faydalanmışlardır. Bozkurt Bey saltanatında devam eden müdârâ siyaseti, 16. yüzyılın başlarında Azerbaycan-İran havalisinde kurulan Safevî Devleti'ne karşı da uygulanmıştır. Bozkurt Bey, Osmanlı-Safevî çekişmesinde tarafını belli ederek müdârâ siyasetinin sonunu hazırlamıştır. Nihayet 1515 Turnadağ Muharebesi'yle Dulkadir topraklarını ele geçiren Osmanlılar, bölgeyi Osmanlı'nın bir vilayetine dönüştürmüştür.

Sinan Tepe
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci Dünya Savaşı'nın Türk siyasetine etkileri ve toplumsal yansımaları (1939-1945)

İkinci Dünya Savaşı, Birinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarını, Soğuk Savaş'ın ise nedenlerini oluşturan insanlık tarihinin gördüğü en büyük ve yıkıcı savaş olmuştur. XX. Yüzyılın ortasında toplumların, ideolojilerin ve devletlerin yeniden şekillendiği bu süreç beraberinde yeni bir dünya düzenini de getirmiştir. Bu düzenle birlikte dünya da demokrasiler güçlenmiş, liberal fikirler ön plana çıkmış ve yerelden küresele doğru gelişen uluslararası politikalar tüm ulusların iç ve dış dinamiklerinde belirleyici unsur haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı İkinci Dünya Savaşı'nın Türk siyaseti ve toplumu üzerindeki etkilerini incelemek ve konunun karanlıkta kalan, aydınlatılmamış noktalarını aydınlatmaktır. Türkiye'nin savaştan siyasi ve toplumsal bağlamda güçlü bir şekilde etkilendiği ve bu etkilerin Türkiye'nin geleceğini şekillendirdiği bulgularına ulaşılmıştır. Çalışmada, tarihî belgeler, akademik çalışmalar, anılar ve araştırmalardan yararlanılarak, İkinci Dünya Savaşı'nın yarattığı atmosferin Türkiye ve dünyadaki siyasi, ekonomik ve sosyal etkileri incelenmiş, Mihver ve Müttefik Devletlerin dünya ile Türkiye üzerindeki jeopolitik amaçları ortaya konulmuştur. Bu sayede savaş sürecini bir bütün olarak ele almak ve tüm yönleriyle birlikte değerlendirerek sonuca ulaşmak hedeflenmiştir.

Arda Engin Saracalı
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında Türk romanlarında kadın kimliğinin oluşumu ve kadının toplumdaki değişimi

Türk halkı için önemli bir dönüm noktası olan Cumhuriyet'in ilan edilmesi ile savaşta erkek nüfusunun azalmış olmasıyla nüfusun diğer oranını oluşturan kadınların sosyal hayata katılması ve İslamiyet öncesi Türk yaşamındaki hak ve yaşayışına kavuşarak dış etkenlerden korunmak amacıyla devrimler gerçekleştirilmiştir. Kabul Medeni Kanun ile Türk kadınının kanun çerçevesinde korunması ve sosyal yaşamda daha özgür olması hedeflenmiştir. Hukuk devriminin yanı sıra gerçekleştirilen diğer devrimlerin halka ve özellikle kadınlara tanıtılması ve benimsenmesi amacıyla hükümetin de desteğiyle, edebiyattan yardım alınmıştır. "Türkiye Cumhuriyeti'nin İlk Yıllarında Türk Romanlarında Kadın Kimliğinin Oluşumu ve Kadının Toplumdaki Değişimi" adlı çalışmada Cumhuriyet'in ilan edilmesi ile haklarını geri kazanan Türk kadınının; tarihte bulunduğu önemli konumu, gelişimi ve çağdaş Cumhuriyet kadınının yaratılırken, Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan seçilmiş romanlardaki kadın karakterlerine yansıması incelenmiştir.

Merve Kara
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İzmir ve Selanik liman kentlerinin gelişim süreçlerinin karşılaştırmalı analizi (1650-1750)

İzmir ve Selanik liman kentlerinin gelişim süreçlerinin karşılaştırmalı bir analizini yapan bu doktora tezinin amacı, her iki kentin gelişimine etki eden olgular arasındaki ilişkileri değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda, 1650-1750 arasındaki dönem tercih edilmektedir. Çünkü bahsi geçen yıllar, Osmanlı Devleti üzerindeki kapitalist etkilerin yoğunluk kazandığı bir süreci ifade etmektedir. Öte yandan İzmir ve Selanik kentlerinin bu dönem ki, gelişimini incelemek; söz konusu sürecin, Osmanlı'ya olan etkilerinin de ele alınması anlamına gelmektedir.İki kent üzerine yapılan bir araştırma olması dolayısıyla bu tezin benimsediği yöntem, karşılaştırmalı tarih yöntemidir. Bu yöntem sayesinde, İzmir ve Selanik'in konumlarında belirleyici olan unsurlara, yani benzerliklere ve farklılıklara vurgu yapılarak, her iki kentin sosyo-ekonomik gelişimi kıyaslanmaktadır.Belirtilen amaç ve yöntem dâhilinde tezin birinci bölümünde öncelikle kent kavramı, kentleşme ve kapitalizm ilişkisi ele alındıktan sonra Doğu ve Batı kenti, Osmanlı kentinin genel karakteri ve dönemin iktisadi vaziyeti hakkında bilgi verilmektedir. Bunu izleyen ikinci ve üçüncü bölümlerde, ayrı ayrı İzmir ve Selanik kentleri incelenerek; her bir kentin fiziki, demografik, idari, ekonomik ve sosyal yapıları üzerinde durulmaktadır. Böylelikle elde edilen veriler, sonuç bölümünde karşılaştırılarak, İzmir ve Selanik kentleri hakkında genel bir değerlendirme yapılmaktadır.Özetle, bu dönemin gelişmelerinin sonraki yüzyılları da etkilediği fikrinden hareketle; amacı, yöntemi ve dönem tercihi ile bu tezin, hem kent tarihi araştırmalarına hem de sonraki yüzyıllara dair yapılan çalışmalara bir altyapı oluşturması hedeflenmektedir.Anahtar Kelimeler: Osmanlı kenti, İzmir ve Selanik, Kent Araştırmaları, Kent Tarihi, Kapitalizm, Kentleşme ve Kapitalizm

Kent tarihiKentsel gelişmeLiman şehirleri+4
Neslihan Ünal
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

18. yüzyıl Osmanlı İstanbul'unda tütün kaçakçılığı

Bu tez, 18. yüzyıl Osmanlı İstanbul'undaki tütün kaçakçılığını ve bu girişim üzerindeki iktidarın kontrol süreçlerini incelemektedir. Tütün kaçakçılığı meselesini, tütünün iaşe, gelenekçilik ve fiskalizm ilkelerine dayanan Osmanlı ekonomik sistemi içerisindeki ticari konumu, etrafındaki siyasi ve dini tartışmalar, maddi kültürü ve siyasi iktidarın yaptırımları bağlamında ele almaktadır. 18. yüzyıl Osmanlı İstanbul'undaki tütün kaçakçılığını dönemin siyasi, dini ve ekonomik bağlamı içerisinde ele alarak kaçakçılık süreçlerini ve iktidarın bu girişime karşı geliştirdiği önlem ve yaptırımları irdelemektedir.

İstanbul tarihi
Burcu Alkan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Zoğrafyon Rum Lisesi (1893-1960)

Bu çalışmanın temel amacı, Osmanlı Devleti'nin son döneminde (1893) kurulan ve günümüzde hala eğitim vermeye devam eden, Zoğrafyon Rum Lisesi'nin tarihsel süreç içerisindeki (gelişimini); özellikle Cumhuriyet Döneminde Türkiye ve Yunanistan arasındaki siyasi gerilimlerin etkilerini ortaya koymaktır. Ayrıca çalışmada, değişen eğitim politikaları ile azınlıklara ait eğitim kurumlarının siyasi, sosyal ve ekonomik olarak ilişkili olduğu kurum, kuruluş ve kişiler üzerinden geçirdiği değişim sürecine de değinilmektedir. Araştırma Zoğrafyon Rum Lisesi'nin kısıtlı da olsa arşivinden, okulun eski öğrencilerinden, birinci ve ikinci el kaynaklardan faydalanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda Osmanlı Devleti'nin son döneminde açılan Zoğrafyon Rum Lisesi'nin özellikle Cumhuriyet Dönemi'nde yaşanan siyasi olaylardan etkilendiği gözlenmiş ve İstanbul'da giderek azalan Rum nüfusuyla orantılı olarak okulun öğrenci sayısının da bir düşüş görülmüştür.

Şükran Demir
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Geç dönem Osmanlı İstanbul'unda bir eğlence mekânı: Kafeşantan

Bu tez, geç dönem Osmanlı İstanbul'unda ortaya çıkan kafeşantanların fiziki, sosyal ve kültürel özelliklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Salt eğlence mekânı olmanın ötesinde; kurucularına ve çalışanlarına ekonomik kazanç kapısı sağlayan ve her ne kadar müşterileri tarafından yoğun ilgiye mazhar olsa da dönemin gazeteci ve yazarları tarafından yoğun eleştirilere maruz kalan bir sosyalleşme muhiti olarak İstanbul'daki kafeşantanlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Siyasi otorite denetiminde faaliyet gösteren kafeşantanların eğlence mekânları arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını ileri sürmektedir. Bu tezde ilk etapta geç dönem Osmanlı İstanbul'unda eğlence kültürünün geçirdiği dönüşüm, mekânlar ve semtler üzerinden ele alınmakta ve eğlence mekânları ile dönemin askeri ve siyasi olayları arasında bağlantı kurulmaktadır. Devamında kafeşantanların mekânları, işleyişini düzenleyen nizamnameler, kurucu, çalışan ve müşteri profilleri analiz edilmekte ve kafeşantanların Osmanlı basınındaki ve edebiyatındaki temsilleri incelenmektedir. Bu tez, kafeşantanları geniş perspektifte ele alarak, kafeşantanların işlevinin yanı sıra sosyal ve kültürel dinamiklerdeki yerine ışık tutmaktadır.

Eğlence mekanlarıKentsel mekanSosyal mekan+1
Hülya Sapdere
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl Osmanlı kıyafet albümleri ve Antoine-Laurent Castellan'ın gravürleri

Bu tez, Osmanlı kıyafet albümlerini özellikle 19. yüzyıl bağlamında ele almakta ve görsel materyallerin üretim süreçlerini, içerik yapılarını, sanatsal niteliklerini ve tarihsel bağlamlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın odak noktası, Antoine-Laurent Castellan'ın (1772-1838) 1812 tarihli "Moeurs, usages et costumes des Othomans" adlı eserinin 6. cildinde yer alan 27 levhadaki figürlerdir. Bu figürler aracılığıyla, 19. yüzyıl Osmanlı toplumunun sosyal yapısı ve kıyafet kültürü analiz edilmektedir. Castellan'ın figürleri hem Avrupalı okuyuculara oryantalist bir bakışı yansıtmakta, hem de dönemin giyim kuşam alışkanlıklarına dair önemli bilgiler sunmaktadır. Bu bağlamda tez, söz konusu figürleri yalnızca seyahatnameye renk katan görsel bir destek olarak değil, aynı zamanda dönemin kültürel temsilleri ve ideolojik yansımalarıyla ilişkili oldukça derin ve önemli belgeler olarak değerlendirmektedir.

Osmanlı tarihiSosyal tarih
Zeynep Berra Altuntaş
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı sarayında harem ağalarının rolü: Uzun Süleyman Ağa'nın Dârüssaâde ağalığı (1651-1652)

Bu çalışma, 1651-1652 yılları arasında Dârüssaâde ağalığı görevinde bulunmuş Uzun Süleyman Ağa'nın Osmanlı İmparatorluğu saray iç ve dış siyasetindeki rolü üzerinedir. IV. Mehmed'in (1648-1687) 6 yaşında tahta çıkmasıyla sarayda vâlide sultanlar arasında yaşanan iktidar mücadelesinde Vâlide Turhan Sultan hizbi olarak Uzun Süleyman Ağa'nın rolü öne çıkmaktadır. Vâlide-i Kebîr Kösem Sultan'ın öldürülmesine sebep olan isimler arasında anılan Uzun Süleyman Ağa'nın devlet içi atamalarda bulunduğu müdahaleler, vâlide sultan ve vezîriâzamlar üzerinde kurmaya çalıştığı etki dikkat çekmektedir. Görevden alınıp Mısır'a sürgüne gönderilmesinden sonra bile siyasi rolünü sürdürmesi, Dârüssaâde ağalığı makamının yalnızca görev yaptığı süreyle sınırlı kalmayan bir siyasi kimlik olarak devam ettirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Bu tez çalışması; klasik ve modern tarihyazımı kaynaklarını arşiv belgeleriyle karşılaştırarak IV. Mehmed'in saltanatının ilk yıllarına dair daha kapsamlı bir analiz sunmayı ve Uzun Süleyman Ağa'nın hem görev süresi boyunca hem de sonrasında, Osmanlı saray hareminin siyasi dinamikleri üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlamıştır.

Buse Bilgin Gümüş
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'den Danimarka'ya yapılan işçi göçleri 1960-1985

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa ülkeleri, savaşın getirdiği demografik ve ekonomik zorluklarla başa çıkabilmek amacıyla, farklı ülkelerden işçilere alım politikalar geliştirmiştir. 1960-1985 yılları arasında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başta olmak üzere, farklı ülkelerden Avrupa'ya yoğun bir işçi göçü gerçekleşmiştir. Türk işçileri, Avrupa'ya göç ederken daha yüksek gelir elde etme beklentisiyle yola çıkmıştır. Bu süreçte Almanya, başta gelen göç destinasyonlarından biri olurken, Danimarka da önemli bir alıcı ülke olmuştur. Danimarka, Türk işçilerini özellikle sanayi sektöründe çalıştırmak üzere ülkesine kabul etmiştir. Türk işçilerinin göçü, sadece iş gücü ihtiyacını karşılamakla kalmamış, aynı zamanda her iki ülkenin ekonomilerinin toparlanmasında katkıda bulunmuştur. Türkler, zamanla ailelerini de yanlarına alarak kalıcı bir yerleşim düzeni kurmuştur. Geçici bir süreliğine göç eden Türklerin birçoğu Danimarka'da yaşamaya devam ederken bazıları ise Türkiye'ye geri dönmüştür. Danimarka'ya göç eden Türkler için yeni bir hayata başlamak çeşitli zorluklar barındırmıştır. Danimarka'da Türklerin yeni düzene alışma süreci haricinde, konaklama, dil problemi, eğitim durumu, dinî farklılıklar gibi faktörler, Türklerin toplumsal entegrasyon sürecini zorlaştıran unsurlar olmuştur. Bununla birlikte, her iki toplum arasında orta yolu bulma çabaları sonucunda, bu zorluklar zamanla aşılmıştır. Danimarka'da yaşayan Türkler, kendi kültürel ve dinî değerlerini koruyup, iki kültür arasında bir denge kurmuştur. Bu entegrasyon süreci, Türklerin Danimarka'daki hem iş hayatını hem de sosyal yaşamlarını kolaylaştırmıştır. Bu araştırmada, Türkiye'den Danimarka'ya işçi göçün tarihsel süreci sunulmuştur. Buraya göç eden Türklerin iş hayatı ve karşılaştığı farklılıklar sözlü tarih yöntemiyle ele alınmıştır. Ayrıca Danimarka'daki Türklerin gündelik hayatı, röportajlar ile analiz edilmiştir. Türklerin göçü ve Danimarka'da yaşamın nasıl olduğu aktarılmıştır.

Betül Ataseven
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Divanda kral olmak: İsveç Kralı III. Gustav'ın (1771-1792) Turquerie'si ve öztemsili

Bu tez, İsveç Kralı III. Gustav'ın inşa ettirdiği Türk Divanları ve Türk Köşkü üzerinden öztemsil gayretlerini incelemektedir. On sekizinci yüzyıl Avrupa'sında yükselişe geçen Turquerie yahut Türk modası, döneminde kudret sembolü olarak algılandığından politik olarak güçsüzleşmiş yahut güçsüzleştirilmiş politik figürler tarafından öztemsil bağlamında kullanılmıştır. Kral III. Gustav'ın on sekizinci yüzyılda Türk imgelerini kullanarak inşa ettirdiği mimari eserleri, döneminde yaşanan kültürel ve siyasi gelişmeler dahilinde ele alınarak inşa ettirilen bu yapılar ışığında kendi kral kimliğinin tasarımı ele alınmaktadır. Bu bağlamda III. Gustav'ın politik durumu, ortak düşmanları Rusya'ya karşı Osmanlı ile İsveç'in kültürel ve siyasi yakınlaşması değerlendirilirken III. Gustav'ı öztemsil yaratmaya iten nedenler değerlendirilmektedir.

Osmanlı tarihi
Şeref Can Çetin
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Çağ'da Byzantion/Konstantinopolis limanları

Bu tez, Antik Çağ'da Byzantion/Konstantinopolis sınırları içerisinde yer alan limanların tarihsel gelişimini, yapısal özelliklerini ve kentle olan etkileşimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Antik limanlar, yalnızca deniz ticareti açısından değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve askeri işlevleriyle de antik kentlerin gelişiminde belirleyici rol oynamıştır. Byzantion/Konstantinopolis, coğrafi konumu itibarıyla deniz ulaşımı ve liman faaliyetleri açısından son derece elverişli bir noktada yer almakta; bu durum kenti, liman yapılanmaları açısından ön plana çıkarmaktadır. Çalışma, kentin kuruluşundan başlayarak MS 4. yüzyılın sonlarına kadar uzanan süreçte, limanların geçirdiği dönüşümleri kapsamaktadır. Araştırma kapsamında başta antik kaynaklar olmak üzere, epigrafik ve nümismatik veriler ile modern literatürden yararlanılmıştır. Limanların ilk inşa edildikleri dönemlerden itibaren geçirdikleri yapısal ve işlevsel değişiklikler, liman tesislerinde kullanılan malzeme türleri, mimari ögeler ve bu yapıların kentsel organizasyon içindeki yeri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Tezde, farklı antik kentlerden karşılaştırmalı örneklere yer verilmiş olmakla birlikte, incelemenin merkezî odağını Byzantion/Konstantinopolis limanları oluşturmaktadır. Bu yönüyle çalışma, kentin denizcilik geçmişine dair çok katmanlı bir değerlendirme sunmayı hedeflemektedir.

Kent tarihi
Seda Gaznevi
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

I. ulusal mimarlık akımı çerçevesinde Mimar Vedat Tek

Bu araştırma, XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başında, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçiş sürecinde şekillenen I. Ulusal Mimarlık Akımı çerçevesinde Mimar Vedat Tek'in eserlerini ve mimari anlayışını ele almaktadır. Çalışmada ilk olarak, dönemin siyasi ve toplumsal çalkantıları ile batılılaşma ve milliyetçilik akımlarının mimarlık ortamını nasıl etkilediği incelenmiştir. Ardından, Mimar Vedat Tek'in kısa sürede öne çıkmasını sağlayan aile-saray ilişkileri ve Paris'te aldığı Ecole des Beaux-Arts eğitiminin, onun Osmanlı-Selçuklu motiflerini çağdaş inşaat teknikleriyle bütünleştirmesine nasıl katkı sunduğu ortaya konmuştur. Büyük Postane, Defter-i Hakani, Haydarpaşa ve Moda İskeleleri, Mes'adet Hanı, Şark Nemlizade Tütün Deposu gibi çok yönlü işlevlere sahip yapılar, akımın "milli" kimlik arayışını kamu, ticaret ve ulaşım alanlarına yaymaktadır. Sonuç olarak, Vedat Tek'in eserleri, "Osmanlı-Selçuklu mirasını çağdaş inşaat teknolojileriyle sentezleyen" anlayışın önde gelen temsilcileri arasında yer alır ve Türkiye mimarlık tarihinde "milli" kimlik inşası ile modernleşme süreçlerinin kesiştiği dönemin karakterini yansıtan özgün örnekler olarak değerlendirilebilir.

Beytullah Bereke
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mehmet Fuat Köprülü'nün siyasi faaliyetleri (1935-1960)

Mehmet Fuat Köprülü'nün 1935-1960 yılları arasındaki siyasi faaliyetlerinden bahsedilmiştir.

TarihTarihçilik
Ayşegül Koçak
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Eurpides'te çocukların sessizliği

Tiyatro, insanın doğasında var olan taklit içgüdüsünden doğmuş; çocuğun çevresini, ilkel insanın doğayı taklit etmesiyle başlayan süreç, zamanla ritüellere, oyunlara ve nihayetinde bugünkü tiyatroya evrilmiştir. Bu tarihsel dönüşüm, tiyatronun kaynağında çocuğun yer aldığını ima eder. Taklit yoluyla öğrenen çocuk, aynı zamanda ilk dramatik deneyimlerin de taşıyıcısı olmalıdır. Ancak, bu gelişim çizgisi Antik Yunan tiyatrosunda tuhaf bir kırılmaya uğrar: Tiyatronun temellerini atan Attika tragedya evreninde çocuklar seslerini kaybetmişlerdir. Bu çalışmada, tragedyanın en radikal yazarlarından biri olan Euripides'in eserleri üzerinden, çocukların neden görünmez ve sessiz bırakıldıkları sorusu etrafında eleştirel bir sorgulama yürütülmektedir. Euripides, kadınlara, kölelere, tanrılara ve siyasî figürlere ses verirken, çocukları çoğu zaman yalnızca dramatik işlev gören figürler olarak kurgular. Medea, Herakles, İphigenia at Aulis ve Electra gibi tragedyalarda çocuklar büyük trajedilerin merkezinde yer almasına rağmen, acılarını kendi dilleriyle ifade edemezler. Bu sessizlik, yalnızca edebi bir tercih mi, yoksa dönemin ataerkil ve yetişkin merkezli değerler sisteminin bir yansıması mıdır? Tez, bu soruya yanıt ararken, Antik Yunan'da çocuğun toplum içindeki konumunu, yurttaşlık anlayışını ve parrhesia (hakikati özgürce dile getirme) hakkının kimlere tanındığını da mercek altına alır. Euripides'in sofistlerle olan entelektüel bağları, tragedyalarında etik, yasa ve doğa çatışmalarına yer vermesi ve bireyin içsel dünyasına eğilmesi, onun tragedya anlayışını özgün kılar. Bu özgünlük, kadına, köleye ve marjinalize edilmiş figürlere ses verirken, çocuklara neden bu hakkı tanımadığı sorusunu daha da çarpıcı hale getirir. Çocukların sessizliğinin ardında, dönemin sosyal yapısının yanı sıra, sahneleme pratikleri, çocuk oyuncu eksikliği ve dramatik tercihlerin de etkisi olabilir. Bu tez, Antik Yunan tiyatrosunun, özellikle Euripides tragedyalarının, çocukluk kavramı ve çocukların temsili üzerinden yeniden okunması gerektiğini ortaya koyar. Literatürde bu alanda yapılan sınırlı çalışmalara karşılık, çocukların sessizliğini merkeze alan bu çalışma, özgün ve öncü bir sorgulama olarak dikkat çeker. Yapılan literatür çalışmasında daha önce böyle bir konu hakkında yazılmış bir teze rastlanmadı. Bu bakımdan, bu tez bir ilk olma özelliği taşır.

Merve Samast
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol istilasına kadar Selçuklu Anadolusu'nda imar faaliyetleri (1071-1243)

Bu çalışma, 1071 Malazgirt Zaferi'nden 1243 Kösedağ Savaşı'na kadar uzanan dönemde Anadolu Selçuklu Devleti'nin imar faaliyetlerini incelemektedir. Araştırmanın amacı, Selçuklu döneminde Anadolu'da gerçekleştirilen mimari ve şehircilik faaliyetlerinin siyasi, ekonomik ve kültürel etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmada, tarihsel analiz yöntemi kullanılarak Selçuklu dönemine ait mimari eserler, şehir planlaması ve altyapı çalışmaları değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Anadolu Selçuklu Devleti'nin Anadolu'da kalıcı bir Türk-İslam kültürü oluşturma çabalarının, inşa edilen cami, medrese, kervansaray, han, hamam ve su yapılarıyla somutlaştığını göstermektedir. Ayrıca, bu yapıların sadece dinî ve sosyal ihtiyaçları karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda ticaretin gelişmesine ve şehirlerin ekonomik olarak güçlenmesine katkı sağladığı belirlenmiştir. Sonuç olarak Selçuklu imar faaliyetlerinin Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında kritik bir rol oynadığı ve bu mirasın sonraki dönemlerde de etkisini sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

Tuba Ceylan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İngiliz sömürgeciliğinin Mısır ve Sudan örneğinde karşılaştırmalı bir çözümlemesi

19. yüzyılın dünya siyasi tarihine sunduğu en önemli olgulardan bir tanesi Batılı sanayileşmiş büyük güçlerin hammadde ve pazar arayışları ile bu kapsamda birbirileri ile verdikleri mücadeleyi kapsayan sömürgecilik kavramıolmuştur. Özellikle yüzyılın ortalarında serbest ticaret dönemi olarak adlandırılan ve ekonomik temelli olarak ilerleyen sömürgecilik anlayışının 1880?lerden itibaren ekonomik hegemonyanın tesis edildiği noktaların siyasi olarak da ele geçirilmesi anlamına gelen yeni sömürgeciliğe evrilmesi ile yaşanan yapısal dönüşüm sonu bir dünya savaşının patlak vermesine neden olacak bir sürecin başlangıcını teşkil etmiştir.İngiltere 19. yüzyıl boyunca gerek ekonomik gerekse siyasal anlamda sömürgeciliğin en büyük temsilcisi olarak tarih sahnesinde başrol oynamıştır. Büyük bir sömürge imparatorluğu kuran İngiltere Afrika?dan Asya içlerine uzanan büyük bir coğrafyada dominyonlara sahip olmuştur. Bu büyük sömürge imparatorluğunun 1880?lerden sonraki en önemli merkezlerinden bir tanesi de Mısır olmuştur. Sahip olduğu stratejik konumu nedeniyle İngiliz sömürgelerinin hassas noktası olan Hint yolu üzerinde bir emniyet noktası işlevi gören Mısır?ın önemi daha sonraki süreçte Sudan?ın da ele geçirilmesi ile bir kat daha pekiştirilmiştir. Mısır ve Sudan?a hâkimiyet İngiltere için Afrika ve Ortadoğu bölgesine siyasi, askeri ve iktisadi manada nüfuzunu yayabilme imkânı tanımıştır.Bu çalışmada İngiltere?nin 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Mısır ve Sudan?da kurduğu sömürge idarelerinin tarihsel arka planları, kurumsallaşma süreçleri ve niteliği incelenmektedir. Mısır ve Sudan özelinde ayrı ayrı yapılan bu incelemeler neticesinde elde edilen bulgular ışığında, İngiliz sömürgeciliğinin yapısı ve özelliklerinin karşılaştırmalı olarak ortaya konması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sömürgecilik, 19. Yüzyıl, İngiltere, Mısır, Sudan.

MısırSudanSömürgecilik+3
Ali Bilgenoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

2011 genel seçimlerindeki siyasal iletişim faaliyetleri: AKP, CHP, MHP örneği

?Siyaset? ve ?iletişim? arasındaki zorunlu ilişki insanlık tarihi kadar eskidir. Bu iki alanın bağlantılı olduğu kavram ?siyasal iletişim?dir. Bu çalışma, siyasal iletişim kavramının kılavuzluğunda, 2011 Genel Seçimleri'ni değerlendirmektir. Çalışma, örnek olarak belirlenen siyasi partilerin, niteliklerini ve farklı yönlerini, seçim kampanyalarına hangi mesaj stratejileri ile hangi araçları kullanarak aktardığını tespit etme amacındadır. Seçim kampanyalarındaki ?siyasal reklam? faaliyetleri çalışmanın sınırlarını belirlemektedir. Siyaset felsefesi, siyasal iletişim ve Türk siyasi hayatı, analizlerin arka planını oluşturmakta ve kuramsal çerçeveyi çizmektedir.Yazılı ve görsel medya, ideolojik araçlar olarak toplumu yönlendirme gücüne sahiptir. Reklamlar toplumun değerlerini, gündelik ilişkilerini yansıtmalarıyla birer ?kültürel metin? olarak kabul edilirler. Bu seçimdeki reklamları analiz etmek, bir açıdan da toplumsal bir analizin yolunu açmıştır. Siyasi partiler, seçmenlerin siyasi hayata katılımlarıdır. Partilerin seçim söylemleri, toplumdaki grupların birbirleriyle girdikleri iletişimi temsil etmektedir.Çalışma, seçim kampanyası dönemindeki reklamları, betimleyici bir anlatımla aktarırken, içinde yaşanan zamanın karakteristiklerinin de analiz edilebildiği sonucuna varmıştır. Siyasette marka olmak ve kalıcı başarılar edinmek isteyenlerin, toplumu ve siyasetçileri birbirinden ayırmadan, bir bütün halinde değerlendirmesi, anlaması gerektiği düşünülmektedir. Bu sonuç,viigelecekteki siyasal kampanyaların tasarımında, daha etkin ve verimli hareket edilebileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Siyasal İletişim, Seçim Kampanyaları, AKP, CHP, MHP

Adalet ve Kalkınma PartisiCumhuriyet Halk PartisiMilliyetçi Hareket Partisi+2
Serçin Sun İpekeşen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

26 numaralı Sofya Şer'iye Sicili, transkripsiyon ve değerlendirme (1186-1772/73)

Bu çalışmada, 26 Numaralı Sofya sicil defterinin transkripsiyon ve değerlendirmesi yapılmıştır. Değerlendirmenin amacı Osmanlı Devleti'nin tarihi mirası hakkında önemli bilgiler sunacak olan Sofya'nın tarihine ışık tutmak ve dikkat çekmektir. Çalışmanın konusu H.1186/M.1772-1773 yılları arasındaki kayıtları kapsamaktadır. Bu kayıtlar doğrultusunda dönemin içtimai, siyasi, askeri, mali ve hukuki olayları aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın kapsadığı yıl aralığı 1768-1774 Osmanlı- Rus Savaşı'nın olduğu yıllara tekabül ettiği için Osmanlı-Rus münasebetleri de çalışma içerisinde bir başlık altında toplanmıştır. "26 Numaralı Sofya Şer'iyye Sicili'nin Değerlendirilmesi ve Transkripsiyonu H.1186/M.1772- 1773" adlı bu tez giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Tezin giriş kısmında Sofya'nın Osmanlı hakimiyetinden önceki ve sonraki dönemleri açıklanmaya çalışılmış ve ayrıca 1768-1774 OsmanlıRus Savaşı'na zemin hazırlayan Osmanlı-Rus münasebetlerine değinilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde şer'iyye sicillerinin niteliği hakkında bilgilendirme yapılmış ve daha sonra, defterdeki belge çeşitlerinin açıklanması kısmına geçilmiştir. İkinci bölümde ise defterdeki kayıtlar ve içerikleri, idari taksimat, defterde adı geçen bazı şahışlar ve meslek gruplarına yer verilmiştir. Defterin son bölümünde ise ekler adı verilen kısım yer almaktadır. Ekler kısmında 26 numaralı sicilin transkripsiyonu bulunup, burada defterdeki bazı kayıtlardan örnekler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: XIII. Yüzyıl, Şer'iyye Sicili, Sofya

18. yüzyılBulgaristan-SofyaKent tarihi+3
Mehtap Öztürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

6 numaralı Saraybosna Şer'iyye Sicilinin değerlendirilmesi ve transkripsiyonu (H. 1165-1176/ M. 1752-1762)

Bu çalışmada 6 numaralı Saraybosna Şer'iyye Sicilinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi yapılarak Saraybosna tarihi ve sicilleri üzerine yapılacak olan çalışmalara yardımcı olması amaçlanmıştır. Tezimizin H.1165-1176/ M.1752-1762 yılları arasındaki mahkeme kayıtlarını içermektedir. Bu sayede Saraybosna'nın ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel hayatı detaylı bir şekilde incelenmeye çalışılmıştır. "6 Numaralı Saraybosna Şer'iyye Sicilinin Değerlendirilmesi ve Transkripsiyonu (H.1165- 1176/ M.1752-1762" konu başlıklı tezimiz giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Tezimizin giriş kısmında ilk olarak Bosna'nın Osmanlı devleti tarafından fethedilmesi ardından Saraybosna şehrinin kurulup gelişme süreci hakkında detaylı bilgiler verilmektedir. Birinci bölümde, Şer'iyye Sicilleri hakkında detaylı bilgi verildikten sonra, 6 Numaralı Saraybosna Şer'iyye Sicil defteri bütün özellikleri ile aktarılarak Saraybosna ve üzerine yapılan diğer sicil çalışmalarına yer verilmiştir. İkinci bölümde, sicilde ki kayıtların konularına göre dağılımı yapılarak detaylı bir şekilde incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise, defterde geçen idari birimleri, vakıf eserleri, devlet görevlileri ve meslek grupları açıklanmıştır. Çalışmamız ekler kısmı ile sona ermektedir. Ekler bölümünde, 6 Numaralı Saraybosna Şer'iyye Sicilinin transkripsiyonu bulunmakla birlikte defterdeki kayıtlardan bazı örnekler ve Saraybosna ile ilgili görseller yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: XVIII. Yüzyıl, Şer'iyye Sicili, Bosna, Saraybosna

18. yüzyılBosna-Hersek-SaraybosnaKent tarihi+3
Şeyda Mısırlıoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İngiliz belgelerine göre Turancılık

Türk kültürü ve tarihi coğrafyası için oldukça önemli olan Türkistan bölgesi yayılmacı devletlerin etkin güç olabilmek için uzun yıllar mücadele ettiği stratejik bir alan olmuştur. Bu çalışmada amaç, İngiltere'nin ekonomik ve politik üstünlük sağlamak için coğrafi konum itibariyle stratejik bir öneme sahip olan Türkistan coğrafyası üzerindeki faaliyetlerini ve bununla birlikte bölgedeki Turancı ideolojiye yaklaşımını ortaya koymaktır. Bu çerçevede Türklerin ve İngilizlerin tarihsel süreç içerisindeki ilişkileri tespit edilmiş ve İngiltere'nin dış politikasını şekillendiren temel dinamikler değerlendirilmiştir. Çalışmada özellikle I.Dünya Savaşı (1914-1918) sürecinde İngiltere için Osmanlı topraklarında ve Türkistan bölgesinde Turancılık ideolojisinin neden özel bir araştırma konusu haline geldiği ve bu bağlamda İngiltere'nin bölgede Turancılığı etkin bir politik güç olarak görmesinin nedenleri analiz edilmiştir. Nitekim İttihat ve Terakkinin yönetime gelmesiyle yöneticilerin Pan-Türkist idealler ile hareket etmesi İngiltere'nin bölgedeki Turancılık ideolojisini bir tehdit olarak görmesine neden olmuştur. Elde edilen bilgiler neticesinde dönemin genel algısı, anlayışı tespit ve analiz edilmeye çalışılmış, İngiltere'nin Türkistan politikasını ve küresel anlamda tüm kaynakları kullanarak Turancı ideolojiye olan yaklaşımı arşiv kaynakları kapsamında değerlendirilmiş ve dönemin tarihi sürecine farklı ve özgün bakış açısı getirmek amacıyla çalışma oluşturulmuştur.

MilliyetçilikPan-TuranizmPan-Türkizm+4
Arzu Yazıcıoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kadı sicillerine göre Trabzon'da Ermeniler (1655-1672)

Fatih Sultan Mehmed'in 1461 Trabzon fethiyle ilk kez Müslüman idaresiyle tanışan Trabzon Ermenileri, Osmanlı yönetim sisteminin belirlediği idarî, malî ve hukukî statüleriyle eyalet sınırları içinde yaşamaya devam etmiştir. XVII. yüzyılda Osmanlı devlet merkezinde yaşanan olumsuz değişimlerden bizzat etkilenen Trabzon'daki Ermeniler diğer şehir halkı ile birlikte yeni bir sosyal-ekonomik düzene girmeye başlamıştır. Ermenilerin günlük hayata dair karşılaştıkları her türlü problem için başvurdukları Kadı Mahkemeleri, dönem hakkında bilgiler sunarken Osmanlıların Ermeni cemaatine hukukta verdiği yeri de göstermektedir. Ermenilere ait şahıs, aile, miras, eşya, ticaret, vergi ve diğer anlaşmazlıklarla ilgili ortaya çıkan davalar Osmanlı hukuk kaideleri ölçüt alınarak yürütülmüştür. Trabzon'da yaşayan Ermenilerin yüzeysel ve derinsel faaliyetleri şehrin din, dil, nüfus, yerleşim ve Müslüman-gayrimüslim ilişkiler tarihini çeşitlendirmiştir. Gerçekten de Ermeniler, bir Osmanlı reayası olarak kendini Trabzon mahkemesinde hukuken ifade edebilmiş ve diğer Hristiyan nüfus içinden sıyrılarak Ermeniceyi, Ermeni kiliselerini, kilise merkezli oluşturulan Ermeni yerleşimlerini, Ermeni kültürünü, Ermeni yer ve şahıs adlarını Trabzon'a miras olarak bırakmıştır.

17. yüzyılErmenilerKent tarihi+4
Hatice Hilal Çakır
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci Dünya Savaşı'nda Alman belgelerine göre Panturanizm

1871 yılında Bismarck'ın liderliğinde birliğini sağlayan Almanya, Avrupa'da yeni bir güç olarak doğmuştur. Bismarck'ın önderliğindeki Almanya'nın dış politikada barışçıl ve atıl bir diplomasi takip etmesi nedeniyle Osmanlı Devleti ile siyasi ilişkilerin pek de gelişmemesine neden olmuştur. Ancak 1888 yılında Alman İmparatorluğu'nun tahtına oturan II. Wilhelm Almanya'yı, Bismarck'tan farklı bir şekilde idare etmiştir. Bu bağlamda Almanya'yı bir dünya gücü haline getirecek "Weltpolitik" idealini ve kavramını ortaya atan II. Wilhelm, Almanya'yı bu amaca ulaştıracak siyasi ve askeri ortak olarak Osmanlı Devleti'ni görmüştür. Böylece II.Wilhelm'le farklı bir boyut kazanan Türk-Alman münasebetleri Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar sürmüştür. XIX. yüzyılda dünyada sömürge bölgelerini ele geçirmek ve aynı sömürge bölgelerini korumak için başlayan bloklaşma faaliyetleri neticesinde Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Savaşın başlamasıyla birlikte Türk-Alman ittifakı gerçekleşmiştir. İtilaf devletleri Orta Doğu coğrafyasını ele geçirmek isterken İttifak bloğunda bu coğrafyayı koruyup bir de Orta Asya coğrafyasına ulaşmanın peşinden gitmiştir. Bu stratejilerin hesaplamalarını daha Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce geliştirmeye başlayan Almanya, Orta Doğu ve Orta Asya coğrafyalarına ulaşabilmek için Osmanlı Devleti'nin Panislamizm, Pantürkizm ve Panturanizm potansiyelini kullanacak stratejiler üretip sahada kullanmaya çalışmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nda Alman dış politikasını Panislamizm üzerinden planlayan Max von Oppenheim olmuştur. Panislamizm ideolojisi içerisinde mevcut olan Pantürkizm ve Panturanizm ideolojileri Şeyh Abdürreşid İbrahim, Osman Tokumbent, Yusuf Akçura gibi Türkçü aydınlar tarafından Almanya ile ortaklaşa hareket etmiştir. Bu kişiler Alman esir kamplarında Tatarlara, Pantürkizm ve Panturanizm ideolojilerini aşılama faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Böylece Tatarlar Osmanlı Devleti'nin yanında Pantürkizm ve Panturanizm ideolojisi ile savaşmayı kabul ettirmişlerdir. Alman esir kamplarında Almanlar tarafından geliştirilen ve Tatarlar üzerinde uygulanan Pantürkizm ve Panturanizm stratejileri Türklerin yoğun yaşadığı Kafkasya ve Türkistan coğrafyasında kullanılmıştır. Almanya, Kafkasya ve Orta Asya'da uygulamaya çalıştığı Pantürkizm ve Panturanizm stratejilerini Nachrichtenstelle für den Orient vasıtasıyla yakından takip etmiştir. NfO'nun bölgedeki görevi Pantürkizm ve Panturanizm stratejilerinin ne ölçüde fayda sağladığı, hangi bölgelerde Pantürkizm ve Panturanizm ideolojisine yerli halk tarafından destek verileceği gibi istihbarat bilgileri Berlin'e ulaştırmıştır.

AlmanyaDünya Savaşı IPan-Turanizm+4
Mustafa Aydın
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Delhi Türk Sultanlığı'nda Lodi Hanedanı Dönemi (1451-1526)

Hindistan coğrafyası, tarihin en eski dönemlerinden itibaren birbirlerinden farklı özelliklere sahip birçok devlet, millet ya da topluluğa ev sahipliği yapmıştır. Lodi Hanedanı ve bu hanedanın üyeleri olan Lodiler de uzun yıllar mezkûr coğrafyanın sakinlerinden olmuşlardır. Lodi Hanedanı'nın, Hindistan'ın siyasi, iktisadi, dini ve kültürel vs. birçok farklı alanında önemli bir yeri vardır. Menşeleri, Hindistan'ın yerli üyeleri olan Hindular ile olan ilişkileri, Hindistan'daki İslâm olgusunun gelişmesindeki katkıları ve egemenlik tesis ettikleri bölgelerdeki idari anlayışları ile birlikte tüm siyasi tarihleri merak uyandıran hususlardır. Lodi Hanedanlığı'nın Hindistan'da siyasi hâkimiyet kurduğu dönem olan 1451-1526 tarihleri arasındaki olayları konu alan bu Çalışmada, Lodi Hanedanlığı'nın siyasi tarihi ayrıntılarıyla ortaya konmuştur. Bu doğrultuda öncelikle Lodi Hanedanlığı'nın egemenliğini kurmasından önceki dönemlerde Hindistan'daki genel siyasi durum hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Bu bilgiler verildikten sonra Lodi Hanedanlığı'nı oluşturan Lodi kabilesinin kökenleri ve Hindistan ile ilişkilerinin başladığı dönem ele alınmıştır. Bundan sonra Lodiler'in Hindistan'da egemenlik kurdukları döneme kadar ki faaliyetleri hakkında bilgi verilmiştir. Bu bilgiler verildikten sonra Lodi Hanedanı'nın üç sultanı; Sultan Behlül Şah Lodi, Sultan İskender Şah Lodi ve Sultan İbrahim Şah Lodi'nin saltanatları süresince gerçekleştirdikleri siyasi faaliyetleri tüm detayları ile ele alınmıştır.

Delhi-Türk SultanlığıHindistanLodi Hanedanı
Beytullah Gelen
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yenileşme döneminde İstanbul'da erkeğin sosyal ve kültürel yaşamdaki değişimi (1826-1914)

Osmanlı Devleti'nde yenileşme çabaları, XIX. Yy.dan itibaren hız kazanmıştır. Değişen toplumsal olaylarda kadının kamusal alanda ön plana çıkması, erkeğin de durağan haldeki hayatını ve fizikî görüntüsünü değiştirmiştir. Bu çalışmanın amacı, söz konusu Osmanlı yenileşmesinde meydana gelen değişimlerin öncelikle erkek üzerinde nasıl bir etki meydana getirdiğini saptamak ve aile yaşamının bu etkileşimden nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu değişimin boyutu belirlenirken erkek yaşamına bağlı olarak kadının durumunda meydana gelen değişim göz ardı edilmeyecek ve her iki cinsiyetin yaşadığı değişimler de kıyaslanacaktır. Erkeğin değişimini ele alan bu çalışma, oldukça spesifik olmasına rağmen, bütün imparatorluk kapsamındaki değişimler dikkate alınarak genel bir perspektif çizilmeyecektir. Osmanlı aile yaşamı içerisinde erkek öncülüğünün nasıl bir değişim geçirdiğini, aile yaşamında erkek ve kadının nasıl bir rol değişikliğine girdikleri incelenecektir. Kadının kamusal alanda etkinliğinin artması ile sokak yaşamı ve sosyalleşme mekanlarının erkek yaşamı üzerinde etkisi değişmiştir. Erkek yaşamında vazgeçilmez olan eğlence hayatı bu dönemde çeşitlilik kazanmasının yanında belli başlı unsurların davam ettiği görülmektedir. Yenileşme sürecindeki kıyafet düzenlemeleri hem erkek kıyafetine etki etmiş hem de moda yaşantısını erkek kıyafeti üzerinden değiştirmiştir. Bu konuda hem mekânsal hem de zamansal bir sınırlama belirlenmiştir. Bu çalışmanın zamansal açıdan sınırları, Osmanlı modernleşmesinin kök saldığı Tanzimat fermanının ilanından Birinci Dünya Savaşı'na kadarki süreçtir. Diğer taraftan çalışmamızda erkek yaşamında meydana gelen değişimi göstermek için klasik dönem ile yenileşme dönemi toplum yapısı karşılaştırılmıştır. Tez araştırmasının mekânsal örneklemi de İstanbul'dur. Bunun ana sebebi ise hem başkent olması hem de değişimin öncelikle İstanbul'da görülmesi ve toplumsal yapıyı çok yönlü olarak ortaya koyacak veriler içermesindendir. Devletin siyasi alanda attığı adımların, Osmanlı erkeğini hangi açılardan etkilediği ve bu etkinin meydana getirme potansiyeli bulunan sosyal sorunlar ve yenileşme sürecine yaptığı katkı, bu tezin mercek altına aldığı en önemli sorulardır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Yenileşme, İstanbul, Erkek

DeğişimErkek giysileriErkekler+7
Mustafa Aydın
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir ansiklopedik yıllık olarak Nevsâl-i Marifet (H.1309-1310)

Bu çalışmada, Ebüzziyâ Mehmed Tevfik Bey'in Takvim-i Ebüzziyâ serisinden 1892 (H.1309/1310) tarihli Nevsâl-i Marifet adlı yıllığın transkripsiyonu ve değerlendirmesi yapılmıştır. Bu eserin seçilmesinin amacı; sosyal ve kültürel tarihe ışık tutacak, yerli ve yabancı yıllıklarla kıyaslama yapılabilecek kadar geniş içeriğe ve estetiğe sahip olmasıdır. Tezde, Ebüzziyâ Mehmed Tevfik Bey'in hayatına dair bilgilerin yanı sıra, kaleme almış olduğu eserlerden sadece bir kısmına yer verilmiştir. Hem çalışmanın sınırlarını aşmamak hem de daha önce yapılan çalışmaları tekrar etmemek adına burada yazarın eserlerinin tamamı yerine sadece tarih ve edebiyat alanında öne çıkan ve tezin konusuyla alakalı olanlar seçilmiştir. Nevsâl-i Marifet'in ilk yarısında yer alan bilgiler sayesinde Doğu'daki; takvim, yıllık, salnâme, nevsâl ve Batı'daki almanaklarla ortak içerikler paylaşılmıştır. Eseri ilgi çekici kılan esas unsur, ikinci yarısında yer verilen konular olmuştur. Bunlar arasında özellikle idari ve sosyal hayata ışık tutması bakımından şehir yazıları dikkat çekici niteliktedir. Oldukça detaylı bilgilerin verildiği bu yazılarda farklı ülkelerdeki otellerden, önemli mimari eserlerden, polis teşkilatlarından, ülkelerin nüfus oranlarından, bulunduğu döneme damgasını vuran ya da yazara ilgi çekici gelen meşhur kişilerden ayrıntılı bir biçimde bahsedilmiştir. Yanı sıra çeşitli süreli yayınların isim ve bilgilerine de yer verilerek bunlar ülkelerine göre kategorize edilmiştir ki bu durum araştırmacıların faydalanabileceği dünya çapında zengin bir katalog oluşturmuştur.

AlmanakEbüzziya TevfikNevsaller+4
Tuğçe Altunköy
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon Şer'iyye sicillerine göre 17. yüzyılın sonlarında miras davaları

Bu çalışmada, kişiler arasında geçmişten günümüze değin varlığını devam ettiren meselelerden biri olan miras konusunun Trabzon mahkemesine yansıyan örnekleri incelenmiştir. Çalışmamızın ana kaynağını 1855 ve 1856 numaralı Trabzon Şeriyye Sicilleri oluşturmaktadır. Çalışma H. 1097-1100/ M. 1685/1688 yılları arasında yaşanan miras davalarını içermektedir. Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde miras hukukunun İslam hukuku ve Osmanlı hukuku içerisindeki yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Bu kısımda ilk olarak hukuk kavramı üzerinde durularak İslam hukukunun oluşum aşamalarına değinilmiştir. Daha sonra miras hukukunun içeriğinden bahsedilerek Osmanlı hukukunda miras konusu incelenmiştir. İkinci bölümde miras meselelerine dair kayıtlar konularına göre tasnif edilerek ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Son bölümde ise dava kayıtlarında kişilerin sosyal statüsü, kadınların miras hukukundaki konumu ve gayrimüslimlerin miras hukukunda yeri gibi başlıklarla genel değerlendirmeler yapılmıştır. Yine bu bölümde davaların genel bir analizi yapılarak birtakım çıkarımlar yapılmıştır.

17. yüzyılMirasMiras hukuku+5
Vildan Yerli
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye' de öğretmen örgütlenmeleri ( 1960-1980)

Bu çalışmanın konusu 1960-1980 yılları arasında kurulan ve aynı dönemde kapatılan öğretmen örgütlenmelerinin mücadele tarihidir. Öğretmen örgütlerinin 1960-1980 dönemindeki teşkilatları, kuruluş amaçları ve savundukları fikirler yönü ile bölümlere ayrılarak anlatılmıştır. Toplumlarıngelişiminde de öncü olmak isteyen öğretmenlerin bir araya gelerek daha güzel bir yaşam, bir ülke ve dünya oluşturma hareketi olan örgütlenme mücadelesi bazı engellerle karşılaşsa da 1908?den beri devam etmiştir. Türkiye?de öğretmen mücadelesinin 120 yıl gibi bir geçmişi mevcuttur. Sendikalaşmanın ilk yaşandığı 1965 yılı önemli bir başlangıç noktasıdır. İzleyen süre içinde onlarca öğretmen sendikası kurulmasına rağmen kısa bir süre sonra 1971?de Anayasa?da yapılan değişiklikle tüm öğretmen sendikaları kapatılmıştır. Daha sonra, öğretmen dernekleri olarak kurulan yapılarda siyasal gruplaşmaların olduğu görülmekle birlikte 1980?den sonra bu derneklerin kapatılması ile 1990?larda tekrar öğretmen sendikaları olarak kurulmuştur. Öğretmen örgütlenme mücadelesi, çeşitli aksamalar ile birlikte halen sürmektedir.Bu çalışmada ilkin örgütlenmesini tamamlayan Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu?nu ele alınmıştır. Dönemin bazı bürokratlarını içinde barındırsa da ve bu yüzden pasiflikle suçlansa da içinde Köy Enstitü?lü öğretmenlerin bulunması; bu öğretmenlerin birliktelik oluşturma ve sendikalaşma faaliyetlerini başlatmaları önemlidir. Daha sonra ele alınanTürkiye Öğretmenler Sendikası?nın on binlerce öğretmeni bünyesine alması, üyesi olsun veya olmasın tüm öğretmenleri, halkı da bilinçlendirerek v?aydınlatarak? etkinliklere katılması anlatılmıştır. TÖS, denildiğinde Fakir BAYKURT ismi öne çıkmaktadır. Genel başkanı olduğu TÖS?ün gelişiminde önemli roller üstlenmiştir.Daha sonra kurulan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) kuruluşu, faaliyetleri, yayınları, diğer bir bölümün konusudur. TÖB-DER, ülkede yaşanan siyasi çatışma arenasından etkilenmiştir.1980 askeri darbenin ardından yargılanan dernek kapatılmış ve yöneticileri ile onlarca üyesine çeşitli sürelerde hapis cezası verilmiştir. TÖB-DER?in taşınmazları hazineye devredilmiştir. Son bölümde diğer sendika ve derneklerin kuruluş ve etkinliklerine yer verilmiştir. Bu bölümde yer alan sendika ve dernekler diğer bölümdekilere göre fazlaca bir etkinlik ve varlık gösterememişlerdir.Öğretmen örgütlerinin, Türkiye?de en etkin oldukları dönem olan 1960-1980?lerin siyasi, sosyal ve ekonomik olaylarını incelerken sebep ve sonuçlar itibari ile sorumlulukları nelerdir, amaçları doğrultusunda hareket etmişler midir vb. soruların cevapları aranmıştır. Çalışma ile ilgili yapılacak eleştiri ve katkıların araştırma konusunu zenginleştireceği açıktır.Anahtar Kelimeler: Türkiye Öğretmenler Sendikası, TÖS, Dernekler, Öğretmen Dernekleri, Fakir BAYKURT, TÖB-DER, TÖDMF, Örgütler, MTÖS, TÜMOD, Sendikalar

DerneklerEğitim örgütleriSendikalar+5
Hidayet Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Fransa'da Üçüncü Cumhuriyet dönemi ve Türk modernleşmesine yansımaları

1789 Fransız Devrimi sadece kendi sınırları içinde kalmayıp neredeyse tüm dünyayı saran bir devrim dalgasına sebep olmuş; yaydığı eşitlik, özgürlük, kardeşlik, milliyetçilik, cumhuriyetçilik ve daha nice fikirlerle Aydınlanma devrini taçlandırmıştır. Ancak var olan ancien régime kurumlarına taraftar olan kitleler bu devrimin Fransa'da tam anlamıyla yerleşmesinin önüne geçmiş ve ülke beş kez cumhuriyetini yeniden kurmak zorunda kalmıştır. Bu zihniyet önce Napoléon Bonaparte'ın ardından X. Charles, Louis Philippe ve III. Napoléon'un gelişine sebep olmuş ve ana konumuz olan Cumhuriyet'in üçüncü kez kuruluşu, yeniden bir devrimle sağlanabilmiştir. Ancak bu dönem Fransa'da geri dönüşü olmayan adımların atıldığı, Jakoben devrinde yapılanların geri alınması gibi bir durumun bir daha yaşanamayacağının açıkça gösterildiği bir süreç olmuş; kabul edilen kanunlarla Fransa'da cumhuriyet ve laiklik olgusu zihinlere yerleştirilmiştir.Fransız devriminden 100 yıl kadar sonra Osmanlı topraklarına tam anlamıyla giriş yapan devimci fikirler, burada yaşayan aydın sınıfını etkilemeye başlamış; istibdat döneminde Fransa'ya kaçan Jön Türkler, fikirleri yerinde gözlemleyip 1908 devrimini yapmışlardır. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk modernleşmesinin önünü açarken, Cumhuriyet önderleri kendileri örnek olarak Aydınlanma felsefesi düşüncesini, Jakoben devrimini, III. Cumhuriyet radikalizmini almışlar ve ülkelerinde bu doğrultuda reformlar yapmışlardır.Bu çalışmada Fransız devrimi ve özellikle Üçüncü Cumhuriyet döneminin Türk modernleşmesine olan katkıları aktarılmaya çalışılmış; Fransız etkisinin Osmanlı topraklarına girdiği dönemden itibaren siyasi, sosyal, ekonomik, entelektüel yaşamdaki değişimler ön planda tutulmuştur. Bilhassa son dönem Osmanlı aydınlarının Fransa ile etkileşimi ve bunun Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal ve diğer siyasilere tesiri açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Fransız Devrimi, Üçüncü Cumhuriyet, Türk Devrimi, Cumhuriyet, Laiklik

Cumhuriyet DönemiFransaFransız İhtilali+2
Başak Bıçak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Moğol istilası öncesi ve sonrasında Orta Asya'da ezoterist bir islam toplumu: 10-15. yüzyıllarda Bedahşan İsmailileri

Bu çalışmanın tartışmaya çalışacağı problemlerden biri, Türk tarihçiliğinde ve ilahiyatçılığında bugüne kadar neredeyse hiç işlenmemiş olan İsmaili mezhebi ve tarihidir. İkincisi ve bizim açımızdan önemli olan diğeri ise, daha önce yüksek lisans tezimiz sırasında incelemeye çalıştığımız İran ve Anadolu'da Şii etkiler taşıyan topluluklar üzerindeki İsmaili etkisidir. Bu çerçevede amacımız, İsmaililiğin Bedahşan bölgesi ayağını inceleyerek, her üç bölgedeki tarihsel gelişmeleri mukayese edebilme imkânı yaratmak ve bu suretle İsmaililiğin Türkler üzerindeki etkileri problemini gündeme getirerek sorgulamak ve varsa bu etkilerin ipuçlarını ortaya çıkarmaya çalışmak olacaktır.Ancak bunu yapmak, takdir edileceği gibi, söylemesi kadar kolay değildir. Bunun en önemli sebebi, bu problemin son zamanlara kadar -bir istisna hariç- Türkiye'de hiç tartışılmamış olmasının ötesinde, yazılı kaynak sıkıntısıdır. Bir kere, Bedahşan tarihi, şu ana kadar dünya literatüründe çok da araştırılmış bir konu değildir. Bedahşan hakkında yapılan çalışmalar, çoğunlukla Rus oryantalistler tarafından gerçekleştirilmiş olup, daha ziyade etnografik ve folklorik mahiyettedir.Bedahşan tarihinin önemli bir kesitini içine alan bu çalışmayı yazarken ilk bölümümüz, Orta Asya'nın tarihsel gelişmelerini Bedahşan'la ilişkilendirerek kısmen Bedahşan merkezli bir Orta Asya tarihi denemesi mahiyetindedir. Nasır-ı Hüsrev'in biyografisi ve da'vesiyle ilgili faaliyetleri, mustakil bir bölümde işlendi. Bunun sebebi, Bedahşan İsmailileri için Nasır-ı Hüsrev'in onların kimliklerinin merkezinde yer alan birincil tarihsel kişilik olmasıdır. Aslında Nasır-ı Hüsrev dünya literatüründe oldukça çalışılmış bir konu olup, tezde bu çalışmalardan çok yararlanılmıştır. Ancak Nasır-ı Hüsrev hakkındaki bu araştırma eserlerinin hiçbiri, tıpkı çoğu kaynak eserlerde olduğu üzere, onun Bedahşan İsmailileri içindeki yerini aydınlatmamaktadır. Nitekim sadece bu literatürle yetinmenin, yukarıda açıkladığımız problemleri aydınlatma konusunda doyurucu olamayacağı görülmüştür. Bu sebeple bunlardaki verileri alan araştırmalarıyla takviye etmek gereği ortaya çıkmıştır.İşte Bedahşan'a yaptığımız değişik tarihlerdeki seyahat ve ikametlerimiz bu ihtiyaca cevap aramaya yönelikti. İkametlerimiz süresince bizzat İsmaililerin yaşamları gözlenmiş, kendileriyle iletişime geçilmiş ve alandan pek çok şifahi ve yazılı malzeme toplanmıştır. Böylece onların inanç ve öğretileri hakkında bilgiler içeren çeşitli mezhepsel şifahi ve yazılı kaynakları kullanmanın yanı sıra, değişik yıllarda yaptığımız bu saha araştırmalarından elde edilen gözlem ve veriler de kullanılmıştır. Onlara dayanarak, antropolojik bir yaklaşımla, tezimizin ?gelenek ve inançlar? başlıklı üçüncü bölümü oluşturulmaya çalışıldı.Anahtar kelimeler: Bedah?an, ?smaililik, Nasır-ı Hüsrev, Davet-i Nasır, Ahmed-i Yesevi, Penctani

MezheplerMezhepler tarihiOrta Asya+2
Zahide Ay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Millî Mücadele Dönemi Türk basınında dış politika yönelimleri

Millî Mücadele dönemi, Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekilirken Türkiye Cumhuriyeti'nin doğum sancılarının yaşandığı çok kritik bir geçiş devresidir. Kronolojik bakımdan Mondros Mütarekesi'nden (30 Ekim 1918) Mudanya Mütarekesi'ne kadar (11 Ekim 1922) olan Millî Mücadele dönemine odaklanan bu Çalışmanın temel meselesi, bu dönemde Türk kamuoyunda bilhassa basın üzerinden yapılan dış politika tartışmalarını ortaya koymaktır. Bu çerçevede Millî Mücadele döneminde yayın yapan Türk basınının dış politikaya yönelik eğilimleri ve Türk kamuoyunu besleyen haber kaynakları tespit edilmiş; Türk kamuoyunun nasıl şekillendiğinin, dönemin uluslararası güç dengelerinin ve bu dengelerin Türk kamuoyu tarafından nasıl yorumlandığının analizi yapılmıştır. Yasama, yürütme ve yargı erklerinden sonra dördüncü kuvvet olarak kabul edilen basın, Millî Mücadele döneminde son derece önemli fonksiyonlar icra etmiştir. Etkin bir kamuoyunun oluşumuna ve toplumun yönlendirilmesine katkı sunan Millî Mücadele basını, aynı zamanda yeri doldurulmaz bir açık istihbarat kaynağı, ortak siyasî aklın oluşmasına imkân veren bir platform ve millî hakların dünyaya duyurulmasını sağlayan çok önemli bir vasıta olmuştur. Bütün bu fonksiyonlarıyla millî güç unsurlarından biri olan basın, Millî Mücadele'nin başarıya ulaşmasına büyük katkılar sunmuştur. Ulaştığı veriler itibariyle basın tarihi, sosyoloji ve uluslararası ilişkiler disiplinlerine de katkı sunacağını umduğumuz Çalışmamız, dış politikaya ilişkin haber, yorum ve analizler üzerinden Türk basınının bütün bu özelliklerini ortaya koymaktadır.

BasınGazetelerKamuoyu+6
Mustafa Arıkan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk milli mücadelesine Sovyet Rusya'dan gelen yardımlar (1919-1922)

1917'de gerçekleşen Bolşevik İhtilali ile birlikte Çarlık Rusya'sı tarihe karışmıştır. Rusya'nın yeni idarecileri olarak ortaya çıkan Bolşevikler barışçıl söylemler yayımlayarak, emperyalist devletlere karşı mücadele eden ulusları birlikte hareket etmeye çağırmışlardır. Bolşeviklerin ihtilalden sonra takip ettikleri dış politika ve geliştirdikleri söylemlere, Mondros Mütarekesinin ardından Anadolu'da başlatılan bağımsızlık mücadelesinin idarecileri kayıtsız kalmamıştır. Zira hem RSFSC Hükümeti hem de TBMM Hükümeti temsilcileri aynı cepheye karşı mücadele etmekteydi. Tarafları birbirlerine yakınlaştıran temel faktör elbette ki, ortak menfaatlerinin varlığı ve örtüşmesiydi. Milli Mücadele sürecinde her iki hükümet de birbirlerinin sahip olduğu avantajlardan faydalanma politikası takip etmekteydi. TBMM Hükümeti temsilcileri hem bağımsızlık mücadeleleri için gerekli olan askeri teçhizat, silah, cephane ve para yardımı sağlamak hem diplomatik anlamda ellerini güçlendirebilmek hem de dönemin siyasi dengelerini gözeterek RSFSC Hükümeti ile yakın ilişkiler kurmuştur. RSFSC Hükümeti açısından da durum farklı değildi. Zira RSFSC Hükümeti temsilcileri de Türklere yapacakları yardımlar karşılığında – her ne kadar açık bir şekilde dile getirilmemiş olsa da – rejimlerini Türkiye'ye, Türkiye üzerinden diğer Türk-İslam devletleri ya da toplumlarına yayabilme amacı gütmekteydiler. Diğer taraftan Kafkasya ve güney sahillerine yönelik emperyalist saldırı ve tehditleri, Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine destek vererek savuşturabileceklerini düşünmekteydiler. Görüldüğü üzere, Türk ve Sovyet Hükümetlerinin Batı'ya karşı aynı safta yer almaları, ortak menfaatlerinin ortaya çıkardığı bir sonuç olarak değerlendirilebilir. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, Birinci Dünya Savaşı sonrasında değişen siyasi dengeler çerçevesinde Türkiye, RSFSC Hükümeti ve İtilaf Devletlerinin genel durumu ile TBMM ve RSFSC Hükümetlerinin Batılı devletlere karşı verdikleri mücadelenin ortaya çıkış süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde, RSFSC ve TBMM Hükümetlerini yakınlaştıran temel faktörler ile resmi ilişkilerin kuruluş aşamaları değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise RSFSC Hükümeti tarafından TBMM Hükümetine gönderilen silah, cephane, askeri teçhizat ve para yardımlarının nitelik ve nicelikleri, ağırlıklı olarak yerli ve yabancı arşiv kaynaklarından faydalanılarak anlatılmıştır. Sonuç olarak, Milli Mücadele yıllarında RSFSC Hükümetinin TBMM Hükümetine askeri ve mali anlamda yardımlar gönderdiği fikrine ulaşılmıştır.

Askeri malzemelerAskeri yardımlarKurtuluş Savaşı+7
Nurettin Çakıcı
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İngiliz yönetiminde Kıbrıs Türk toplumu (1923-1960)

Akdeniz'in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, stratejik konumundan dolayı tarih boyunca birçok devletin ilgi alanı olmuştur. 1571-1878 yılları arasında adaya hâkim olan Osmanlı Devleti, 1878 yılında adanın yönetimini geçici olarak İngiltere'ye bırakmış ve adada İngiliz yönetimi başlamıştır. 1914 yılında adayı tek taraflı ilhak ettiğini açıklayan İngiltere'nin bu ilhakı, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile tanınmış ve ada resmi olarak İngiliz sömürgesi haline gelmiştir. Bu durum İngilizlerin 1960 yılında adaya bağımsızlık vermesine kadar devam etmiştir. Bu çalışma 1923-1960 arası dönemde İngiltere'nin adada nasıl bir politika takip ettiğini, bu politikaların gerek Kıbrıs Türk toplumu gerekse Rum toplumu üzerindeki yansımalarını, toplumların kendi içlerinde yaşadıkları başlıca problemleri ve toplumlararası ilişkileri, toplumların ekonomik, kültürel, sosyal ve politik durumlarını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Kıbrıs'ın geleceği ile ilgili politikaların belirleyicisi ve uygulayıcısı olan İngiltere'nin belirtilen dönemde takip etmiş olduğu stratejilerin araştırılıp incelenmesi, Kıbrıs meselesinin tarihi kökenlerinin anlaşılmasında yararlı olacaktır. Kronolojik bir sıra takip edilerek oluşturulan çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Bu bağlamda tezin ilk bölümünde adanın 1923 Lozan Barış Antlaşması'ndan önceki durumuna genel çerçeveden bakılmış, ancak detaylara girilmemeye özen gösterilmiştir. Tezin ikinci bölümü ise 1923 Lozan Barış Antlaşması ile başlayıp, İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcına kadar getirilmiştir. 1923-1939 arası dönemde İngiltere'nin Kıbrıs için geliştirmeye çalıştığı politikalar farklı yönlerden ele alınmış ve İngilizlerin dünya genelinde yürüttüğü stratejilerin bu politikalar üzerindeki etkisi tartışılmıştır. Çoğunlukla arşiv vesikalarının kullanıldığı bu bölümde, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının eğitim durumları, kültürleri, ekonomik ve dini durumları, toplumlararası ilişkileri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde 1939-1950 yılları arasındaki dönemde adada yaşanan siyasi ve sosyal gelişmelere yer verilmiştir. Dördüncü bölüm ise 1950 yılında Yunanistan'ın adada plebisit yaptırması ile başlatılmış ve 1960 yılında adaya verilen bağımsızlık ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması ile son bulmuştur. Tezin ana kaynağını arşiv vesikaları ve dönemin yerli ve yabancı basın kaynakları oluşturmaktadır. İkincil literatür olarak özellikle dönemin devlet adamları tarafından yazılan hatıratlar ve diğer araştırma eserler kullanılmıştır.

EnosisKıbrısKıbrıs Savaşı+5
Derya Çakıcı
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

19 ve 20.yüzyıl dönemecinde Amerika'da Ermeni sorunu yansımaları: Türkiye ve Ermeni Mezalimi kitap örneği

Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu döneminde yıllarca huzur ve barış içinde yaşayan, siyasi, sosyal ve ekonomik bakımdan haklara sahip olan bir milletti. Özellikle Fatih Sultan Mehmet döneminde Ermenilerle kurulan dostluk, 6 cemaatlik Ermeni topluluğunun oluşturulması ile daha da pekişmiştir. Osmanlı milletlerinden biri olarak Ermeniler çok huzurlu bir dönem yaşamışlar, imparatorluğun büyümesinde çok önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Devlete bağlılık ve hizmetlerinden dolayı ?millet-i sadıka? sıfatını almışlardır. Önemli görevler alan Ermeniler, tercüman, vergi toplayıcısı, mimar, zanaatkar ve hatta bakan olarak bile çalışmışlardır. Böylece pek çok aristokrat Ermeni ailesi ortaya çıkmıştır. Ermenilerin, Türkler ile ilişkilerinin kötüye gitmesi özellikle Rusya, İngiltere, Amerika ve Fransa gibi ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda Osmanlı?nın toprak bütünlüğünden vazgeçmeleri ile doğrudan ilişkilidir. Büyük Güç olarak tanımlanan bu devletlerin Ermenileri kullanarak nüfuz elde etme gayretleri sonucunda özellikle 19.yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti?nde Ermeni Sorunu gittikçe büyümüş ve imparatorlukta Ermenilerin ve çetelerinin çıkardığı isyanlar ve kaos ortamı baş rol oynamıştır. Bu proje kapsamında, 19. Yüzyılda ve 20. Yüzyıl dönemecinde yaşanan Ermeni sorunu araştırılmıştır. Aslında bu konu pek çok tarihçi ve yazar tarafından incelenmiştir. Bu çalışmanın farkı yabancı literatürde temel kaynaklardan biri olan ve henüz Türkçe?ye çevrilmemiş bir eseri Türkçe?ye çevirerek, karşıt görüş içeren diğer kaynaklarla karşılaştırmaktır. Bu karşılaştırma sonuncunda varılmak istenen hedef, Amerika?da Ermeni sorununun algılanma biçimini ortaya koyarak, belgelere dayandırılmayan asılsız anlatımların nedenlerini sunmaktır. Anahtar Kelimeler: Ermeni Sorunu, Mezalim, İsyanlar, Ermeni Milleti

Amerika Birleşik DevletleriErmeni sorunuErmeniler+3
Elçin Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Giresunlu gazilere göre Kıbrıs Barış Harekâtı

Bu çalışmada Kıbrıs Barış Harekâtı'na katılan Giresunlu Gazilerin anıları ile I. ve II. Kıbrıs Barış Harekâtı anlatılmıştır. Gazilerin biyografilerine, savaş öncesi ve sonrası durumlarına yer verilmiştir. Osmanlı Devletinin Kıbrıs'ı 1571 yılında fethetmesi Rumlara özerklik tanınmasını da beraberinde getirmiştir. Birinci Dünya Savaşından sonra idarenin İngilizlere geçtiği zamanlarda, Yunanlılar, soydaşlarının yaşadığı yerlerde kendilerine ait olmayan toprakların hâkimiyetini sağlamak anlamına gelen ENOSİS (Kıbrıs'ın Yunanistan'a Bağlanması) fikrini oluşturmuştur. Rumlar Enosis isteklerini acımasız yöntemlere başvurarak uygulamaya başlamış, bunu yaparken de dünya kamuoyunu kendi yanında durması için etkilemeye çalışmıştır. Adadaki Türkler göçe zorlanmış ve katledilmiştir. Kıbrıs planları için Rumlar EOKA (Kıbrıslıların Milli Mücadele Örgütü) örgütünü kurmuş Türkler ise kendilerini savunmak için TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) örgütünü kurmuştur. BM Güvenlik Konseyi'ne gidip isteklerini belirtmişlerdir. Türkler Lozan Antlaşmasını göz önüne alarak Rumların isteğini reddedip bir Macmillan planı olan taksim fikrine sıcak bakmışlardır. İki tarafın da isteği kabul edilmemiş ve ortak bir anlaşmaya varılarak 1960 yılında Türkiye-Yunanistan-İngiltere ortaklığının bulunduğu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasına karar verilmiştir. 1963 yılında Rumlar planlarını tekrar uygulamaya başlamış, anlaşmayı ihlal etmişlerdir. 1964'te Adaya Barış Gücü askerleri getirilip Yeşil Hat çizilmiş fakat Rumlar 1974 yılına kadar tacizlerine devam etmişlerdir. Sürekli artan olaylar ve 15 Temmuz 1974'te Cumhurbaşkanı Makariosa yapılan darbe ile birlikte Türkiye, 20 Temmuz 1974 ve 14 Ağustos 1974'te adaya asker çıkarmıştır. Harekât sebebi olarak yaşananların Enosisi temsil ettiğini söylemiştir. Harekât sonunda adanın yüzde otuzluk kısmı Türklerin idaresine geçmiştir. Bu çalışmada Kıbrıs Muharebesi'nde bulunan 32 Giresunlu Gazi ile görüşülmüştür ve görüşmeler kayıt altına alınmıştır. Gazilerin harekât anıları, harekât sonrası psikolojik durumları, Kıbrıs halkı hakkında düşünceleri anlatılmıştır. Gazi yakınlarının harekât sırasında yaşadıkları ve Giresun halkının harekât için yapılan yardımlara katkıları, yerel basında Kıbrıs Harekâtı'nın yankıları da ele alınmıştır.

AnılarBarış harekatıEOKA+6
Elif Esra Kodal
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nüfus mübadelesi sonrası Selçuk'a yerleşen muhacirlerin Girit'te bıraktıkları mülkler

Zorunlu mübadele, göç edenlerin yaşamlarında köklü değişiklikleri de beraberinde getirmektedir. Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi sonrasında yapılan tevzi işlemlerinde mübadillerin ciddi memnuniyetsizlikleri ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada amaçlanan, göçmenlerin geldikleri yerlerde mal varlıkları üzerinden bir değerlendirme yapmaktır. Araştırmanın kapsamı Girit?ten Selçuk?a (Şirince) gelen mübadillerin mal varlıklarıdır. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde Girit ve Selçuk?un tarihi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde süreç boyunca ortaya çıkan mübadele politikasına değinilmektedir. Üçüncü bölümde, mübadillerin mal varlıklarını gösteren Tasfiye Talepnameleri?nin özellikleri hakkında bilgi ve Osmanlıcadan transkripsiyonları yer almaktadır. Araştırmada temel kaynak olarak Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi?nden edinilen Tasfiye Talepnameleri kullanılmıştır. Ayrıca bir dizi arşiv belgesi, gazeteler, kitap, makale ve akademik tezler diğer kaynakları oluşturmaktadır.Tasfiye Talepnameleri ışığında, mübadillerin ekonomik ve sosyal durumları hakkında fikir edinilmiştir. Önemli bilgiler sağlayan Tasfiye Talepnameleri ileride yapılacak olan çalışmalarda daha fazla yer bulacaktır. Anahtar Kelimeler: Girit, Mübadele, Selçuk, Şirince, Tasfiye Talepnameleri

GiritGöçlerGöçmenler+7
Mehmet Akkaya
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Bizans imparator muhafız birlikleri Varegler

Viking Çağında İskandinavya'dan Avrupa'nın doğu ve batısına yayılan Vikingler, günümüz Rusya topraklarına geldiklerinde yerli halklar tarafından Vareg olarak adlandırılmışlardır. Kiev'de IX. asrın sonunda tarihin ilk Rus devletini kuran Varegler bu süreçten önce Bizans İmparatorluğu ile bir kısım ticari ilişkiler içerisine girmişlerdir. Dolayısıyla Bizans ve Varegler arasındaki bilinen ilk temaslar bu ticari ilişkiler sayesinde başlamıştır. Varegler, Kiev'de devletlerini kurduktan sonra İstanbul üzerine askeri seferler düzenlediler. Bizans İmparatorluğu da bu seferler sayesinde Vareglerin savaşçı özelliklerine tanık oldu. Bizans imparatorluğu Vareglerin Kiev'e yerleştikleri IX. asırda ve sonrasında Ermenistan, Doğu Anadolu ve Mezopotamya'daki topraklarının büyük bir kısmını önce Araplara ardından da Türklere kaybetmişti. Mezkûr bölgeler Bizans'ın asker devşirdiği en önemli bölgeler arasındaydı. Dolayısıyla bu kayıplar nedeniyle Bizans İmparatorluğu istediği anda yeterli sayıda askeri bulamadı. Asker açığını kapatmak isteyen II. Basileios, 988'de Kiev Prensi Vladimir'den yardım talebinde bulundu ve Vladimir de imparatora 6,000 Vareg savaşçısını gönderdi. II. Basileios daha sonra Vareg askerlerinden iki birlik oluşturdu. İlk birlik imparatorun özel muhafızları olurken ikinci birlik de thema bölgelerine gönderildi. II. Basileios'un ardılları da bu uygulamaya devam ettiler ve Varegler imparatorluğun en güvenilir imparator muhafızları haline geldiler. Varegler varlıklarını 1204'teki Latin istilasına kadar sürdürdüler. Yetenekli ve sadık savaşçılar olan Varegler imparatorlara olan sadakatleri ile ün yapmışlardır. Kendilerinden önceki imparator muhafızları, darbeye kalkışan gaspçıların tarafına geçebiliyorlardı. Bu tehlikenin farkında olan imparatorlar, Vareglerin sadakatleri sayesinde hem imparatorluğu hem de tahtlarını güvence altına alabilmişlerdir. Thema ordularında görev alan Vareg askerleri de ordunun vurucu gücünün artmasına yardımcı olmuşlardır. Bu sayede Arap ve Türkler karşısında zayıflayan imparatorluk ordusu, gücünü yeniden toparlamış ve Latin istilasına kadar başarılı yeniden fetih hareketleri yapabilmiştir.

Askeri birliklerAskeri teşkilatBizans Dönemi+3
Fatih Şen
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Müşir Nusret Paşa (1824-1896)

II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid gibi hükümdarların saltanatlarını görmüş bir devlet adamı olan Nusret Paşa bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Mekteb-i Harbiyeden mezun olan ve eğitim hayatına Avrupa'da devam eden Nusret Paşa ilerleyen dönemlerde almış olduğu memuriyetlerde kendine has yönetim tarzı ve kişisel özellikleri ile ön plana çıkmıştır. Ayrıca Nusret Paşa kişiliği, bilgisi ve sadakati gibi meziyetlerinden dolayı II. Abdülhamid'in güvenini kazanmıştır. Nusret Paşa'nın kariyerine başlamış olduğu ilk görevlerinden Altıncı Ordu Müfettişliğine kadar ilerleyen süreçte ele aldığımız biyografi aynı zamanda dönemin panoramasını da gözler önüne sermektedir. Bu çalışma da Nusret Paşa'nın hayatını merkeze alarak görev yapmış olduğu dönem anlaşılmaya çalışılmıştır. Tezimiz giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Girişte biyografi yazıcılığından, çalışmanın bölümlerinden ve kullanılan kaynaklardan söz edilmiştir. Birinci bölümde Nusret Paşa'nın ailesi, eğitimi ve ilk memuriyetleri ele alınmıştır. Tezin esas kısmını oluşturan ikinci bölümde XIX. yüzyılda Bağdat vilayetine ve Nusret Paşa'nın Altıncı Ordu Müfettişliği görevine değinilmiştir. Tezin son bölümünde ise Nusret Paşa'nın şahsiyeti ve yaşamı boyunca kaleme aldığı layihalara yer verilmiştir.

19. yüzyılAbdülhamid IIBiyografi+4
Şifa Öztürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bâb-ı Âsafî Ruûs Kalemi 1484 numaralı Ruûs Defterinin transkripsiyon ve değerlendirmesi (s. 1-104)

Osmanlı Devleti'nin idari birimi olan Divân-ı Hümayun, devletin en yüksek karar organı olarak kabul edilmekteydi. Divân-ı Hümâyûn'da istişare edilerek karara bağlanan her konu Divân-ı Hümâyûn kalemlerinden olan Beylikci, Ruûs, Tahvil ve Amedi Kalemleri tarafından tutulan defterlere kaydedilmekteydi. Bu defter serileri içerisinde yer alan Ruûs defterleri Divâna bağlı Ruûs Kalemi tarafında tutularak tayin ve tevcih kayıtlarından oluşmaktaydı. Tezimize konu alan ruûs defteri, Devlet Arşivleri Başkanlığı'nda Bâb-ı Âsafî katalogunda yer alıp, 1484 numaralı ruûs defterinin ilk 104 sayfasını konu edinmektedir. Ele alınan bu defter H. Gurre-i Cemaziye'l-âhîr sene 1020 (M. 11 Ağustos 1611) ile H. 15 Safer 1026 (M. 22 Şubat 1617) yılları arasında Osmanlı Devleti tarafından yapılan tayin ve terfi kayıtlarından meydana gelmektedir. Tezimiz giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde Bâb-ı Âsafî Ruûs Kalemi 1484 numaralı ruûs defteri tanıtılmış ve özellikle transkripsiyonda izlenen yöntem açıklanmıştır. Ardından ruûs defterleri üzerine yapılan çalışmalar ele alınmış ve son olarak da bu alanda yüksek lisans tezine konu olan ruûs defterlerine değinilmiştir. Birinci bölümde Ruûs Kalemi hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ele alınan ruûs defterine ait değerlendirme yapılmıştır. Üçüncü bölüm ise metnin transkripsiyonundan oluşmaktadır.

DefterlerOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+2
Efna Kırandi
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik ve Hellenistik dönemlerde Taman Yarımadası (Phanagoria-Kepoi-Hermonassa)

Klasik ve Hellenistik Dönemlerde Taman Yarımadası (Phanagoria- Kepoi- Hermonassa) adlı bu tez çalışmasında Antikçağ'da Taman Yarımadası'nda yer alan önemli üç liman kenti olan Phanagoria, Kepoi ve Hermonassa kentleri incelendi. Bu liman kentlerinin Antikçağ' daki coğrafi konumları, toponimleri, ekonomik, kültürel ve siyasi gelişmelerdeki rolleri ortaya konuldu. Bu liman kentlerinin diğer kentlerle olan ticari ilişkileri araştırıldı. Bunun için öncelikle kentlerin toponimleri, coğrafi konumları ve kazı çalışmaları incelendi. Ardından Hellenlerin Karadeniz' de ve Taman Yarımadası'ndaki koloni faaliyetleri ele alandı. Daha sonra da Taman Yarımadası'nın Kolonizasyon, Bosphorus Krallığı ve Mithradates Krallığı dönemlerindeki siyasi tarihi incelendi. Sonuç olarak, bu çalışmayla Klasik ve Hellenistik Dönemlerde önemli bir yere sahip olduğu tespit edilen Phanagoria, Kepoi ve Hermonassa liman kentlerinin bölge ticaretinde ve yaşanan siyasi gelişmelerde önemli görevler üstlendikleri tespit edildi. Bu bölgelere hâkim olan Bosphorus Krallığı ve Mithradates Krallığı'nın siyasi ve ekonomik yönden düşmanlarına karşı büyük kazanç elde ettiği görüldü.

Bosphorus TopluluğuEski Çağ tarihiHelenistik Dönem+1
Zeynep Tunç
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kemal Karpat'ın hayatı, tarihçiliği, eserleri

Bu tezin amacı, tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat hakkında bilgi vermek ve ilmi değerini ifade etmeye çalışmaktır. Kemal Karpat, Osmanlı sosyal tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile ilgili çalışmalar yapmıştır. O, Yakınçağ tarihi ile ilgili Türkiye'de ve Dünya'da önemli roller üstlenmiştir. Bu çalışmada Kemal Karpat'ın yaşam öyküsü, tarihçiliği, eserleri incelenmiştir. Kemal Karpat, sözlü tarih alan çalışmalarını Türkiye'de ilk defa yapan bilim insanıdır. Amerikalı ve Avrupalı bilim adamlarından önce sözlü tarih çalışmalarını başlatmıştır. Kemal Karpat'a göre Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bağlantı vardır ve Türkiye, Osmanlı Devleti'nin kültür ve medeniyetinin varisidir. O, Osmanlı Devleti'nin insanlık tarihine katkılar sunduğunu belirtmiştir. Karpat, Türkiye'de ve yurtdışında çalışmış bir akademisyen olarak yerli ve yabancı kaynaklardan faydalanmıştır. Bildiği yabancı diller sayesinde atıf gösterdiği referansları orijinal dillerinde inceleyebilmiştir. Olayları salt kronolojik açıdan değil neden-sonuç ilişkisi içinde ve geçmiş ve bugünü karşılaştırmalı olarak değerlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: Kemal Karpat, Türkiye Cumhuriyeti tarihi, sosyal tarih, Osmanlı Devleti, Yakınçağ tarihi.

BiyografiKarpat, Kemal HaşimOsmanlı Dönemi+4
Hande Diler
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde cülûs

Merasimler, Osmanlı Devleti gibi monarşi ile yönetilen devletler için bütünüyle müstakil bir öneme sahiptir. Merasimlerin başından sonuna kadar gerçekleştirilen ritüeller, hâkimiyetin temellerini gösterdiği ölçüde muhafazakârdır. Osmanlı sultanlarının cülûs törenleri de ekseriyetle selefleri nezdinde kabul görmüş siyasî ve dinî ritüellere bağlılıkla icra edilmiştir. Bununla birlikte bazı uygulamalar değiştirildiği gibi bazıları terk edilmiş ve yerine yeni uygulamalar ihdas edilmiştir. Ancak hızlı ve sürekli bir değişim söz konusu olmamıştır. Hukukî olarak mesnedi olmasa dahi genel teamülle sınırları zamanla belirlenmiş ve güçlendirilmiş uygulamaları ise değiştirmekten kaçınmışlardır. Özellikle son yüzyıla damgasını vuran tahtın vârisi meselesi ve bu mesele doğrultusunda gelişen olaylarda devlet ileri gelenlerinin tutumu teamüllere bağlılığın en güçlü örnekleri arasındadır. 19. yüzyıl, Osmanlı Devleti için asırlardır hüküm süren devlet geleneğinden kısmî bir değişimin izlerinin açıkça görüldüğü bir yüzyıldır. Bu yüzyılda devlet geleneğinin devamlılığını tespit edebilmede merasimler apayrı bir yer teşkil etmektedir. Bu süreçte yapılan merasimlerin icra edilmesinde görülen birtakım uygulamalar, Avrupalı devletlerle uyum sürecinde atılan mahirane adımların yansımasıdır. Belli bir noktaya kadar kabul gören bu uyumun dinamikleri Osmanlı Devleti tarafından belirlenmiştir. Bu tez çalışmasının ana hatlarını belirleyen başat gaye, 19. yüzyıl Osmanlı sultanlarının cülûs merasimlerinin icra edilmesinde, modernleşmeye uyum sürecinin nasıl ve ne şekilde sürdürüldüğünün incelenmesidir. Çalışma, Osmanlı sultanlarının merasimlerdeki geleneksel karakterini sorgulamak için ilk olarak geleneğin menşei hakkında gerekli bilgiyi vermiştir. Böylelikle devletin hâkimiyet esasları belirtilmiş ve bu esaslar cülûs merasimlerindeki iktidarın meşruiyetinin belirleyicileri üzerinden aktarılmıştır. 19. yüzyıla intikal eden geleneğin, bu yüzyılda nasıl bir değişiklikle karşılaştığı, Avrupa ile etkileşim de göz önünde bulundurularak değerlendirmeye alınmıştır. Bu bağlamda, cülûsun gerçekleşme süreci ve bu süreçteki uygulamaların yanında diplomatik münasebetlere hususî bir başlık açılmıştır. Böylelikle Osmanlı Devleti'nin hâkimiyetini ilan ettiği ve siyasî açıdan büyük öneme sahip cülûs merasimlerinin özelinde törenler dolayısıyla gerçekleştirilen diplomatik ilişkilerin genel seyri de açığa çıkarılarak, gelecek çalışmalara katkı sağlaması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Cülûs, Veraset Sistemi, Modernleşme, Diplomasi

Gülfem Merve Tütüneken
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pozitivist Cumhuriyet'te seküler ahlakın gelişimi ve sınırları: Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiyesi ve Üçüncü Cumhuriyet Fransası'nın karşılaştırmalı incelemesi

Türkiye'de geleneksel resmi tarih yazımının olduğu kadar, ona alternatif olarak geliştirilen eleştirel cumhuriyet tarihi çalışmalarının, geleneksel sekülerleşme teorilerinin ve resmi tarih yazımının varsayımlarının reddedilmesiyle ulaştığı kavram setinin de karmaşık sekülerleşme süreçlerini anlamada yetersiz kaldığı tespitinden hareketle şekillendirilen bu çalışmada Üçüncü Cumhuriyet dönemi Fransası ve Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiyesi'nde sekülarizminin sınırları; seküler ahlak felsefesinin gelişimi ve ilk-orta öğretim düzeyinde ahlak eğitimindeki yeri açısından incelenmiştir. Akıl ve ilerlemeyi düzen arayışıyla eklemleyen pozitivizmin gerek Fransız Üçüncü Cumhuriyeti gerekse Erken Türkiye Cumhuriyeti'nde egemen ahlak anlayışının felsefi temeli olduğu kabul edilmektedir. Oysa ahlaklı davranışın kaynağı ve yaptırımını yeryüzüne indiren seküler ahlak yaklaşımları geniş bir yelpaze teşkil etmekte, pozitivizme indirgenemeyecek bir çeşitlilik sergilemektedir. Kapitalist ulus-devletin gereksindiği emek gücünün yetiştirilmesi, milli kimliğin ve sosyal kaynaşmanın güçlendirilmesi temelinde gelişen "laik okul" eklektik bir ahlak anlayışına sahip olmuş ve zamanla muhafazakâr etkilere açık hale gelmiştir. Seküler bir değerler bütününün okul aracılığıyla sosyalizasyonu her iki örnekte de çeşitli şekillerde sınırlanmıştır. Bu sınırların monolitik, durağan ve dinsel kimliğine indirgenmiş bir soyut toplum tarafından değil, dünya-sisteminin iktisadi ve politik dinamikleri tarafından belirlendiği öne sürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Seküler Ahlak, Ahlak Eğitimi, Laiklik, Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiyesi, Fransız Üçüncü Cumhuriyeti

Laiklik
İlkim Özdikmenli Çelikoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Uzak ülkelerin insanları: XVII. yüzyılın ikinci yarısında Trabzon'un sosyal ve ekonomik hayatında köleler

Bu tez, XVII. yüzyılın ikinci yarısında Trabzon'da kölelerin sosyal, ekonomik ve gündelik hayatlarını araştırmayı amaçlamıştır. Çalışma, aynı zamanda Trabzon toplumunun XVII. yüzyıldaki hayatına Trabzon mahkeme kayıtlarından faydalanarak katkı yapmayı hedeflemiştir. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, Osmanlı İmparatorluğu öncesinde ve Osmanlı İmparatorluğu'nda kölelik tarihini araştırmaktadır. Bu bağlamda dinler arasında, İslam'da ve Osmanlı İmparatorluğu'nda kölelik uygulamaları arasında benzerlik ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölüm, kölelerin azat edilmesi, azat edilen kölelerin Trabzon toplumundaki yerleri, kaçan kölelerin yakalanması ve bundan sonra yapılanlar hakkında bilgi vermektedir. Üçüncü bölüm, kölelerin Trabzon sosyal hayatındaki yerini analiz etmektedir. Bu amaçla kölelerle ilgili nikâh, boşanma, zina, kız kaçırma, ırza geçme, iftira, hakaret, hırsızlık, ölüm, darp ve yaralama konulu kayıtlar incelenmiştir. Bu bölümde ek olarak sicillerde yer alan tereke kayıtları, köle satış kayıtları ve köle fiyatı veren diğer sicil kayıtları kullanılmıştır. Son olarak köle sahipleri, Trabzon toplumundaki sosyal statülerine göre incelenmiştir.

17. yüzyılKent tarihiOsmanlı Devleti+5
Sabiha Altındeğer
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Avustralya belgeleriyle Çanakkale Savaşı

Birinci Dünya Savaşı Avrupalı Devletlerin güç mücadeleleri neticesinde ortaya çıkmış ancak sadece Avrupa'yı değil bütün dünyayı etkilemiştir. Söz konusu devletler rakiplerinin gücünü bölmek için dünyanın çeşitli yerlerinde cepheler açmıştır. 'Büyük Savaş' olarak da adlandırılan Birinci Dünya Savaşı'nda açılan ve sonuçları itibariyle sadece muharip devletleri değil, birçok devleti etkileyen cephelerden biri ve belki de en önemlisi Çanakkale Cephesidir. Çanakkale Cephesi İngiltere'nin öncülüğünde 19 Şubat 1915 tarihinde başlayan deniz taarruzlarıyla açılmıştır. Çanakkale Boğazı'nı deniz yoluyla geçmek için büyük ve güçlü gemileriyle zorlayan İtilaf Devletleri 18 Mart 1915 tarihinde gerçekleştirdikleri büyük taarruzda büyük kayıplar verince boğaz sadece denizden zorlama fikrinden vazgeçmiş ve kara çıkarmaları yapmaya karar vermiştir. Yapılan hazırlıklardan sonra 25 Nisan 1915 tarihinde kara çıkarmaları başlamıştır. Kara çıkarmalarında İngiliz ve Fransız askerlerinin yanı sıra sömürgelerinden getirdikleri askerler de görev yapmıştır. Getirilen bu sömürge askerleri arasında Avustralyalılar da bulunmaktaydı. Avustralyalılar yetiştikleri zorlu coğrafya itibariyle insiyatif alabilen ve duruma göre vaziyet alan insanlardır. Bu özellikleri onlara Çanakkale Cephesinde büyük faydalar sağlamıştır. Görevlerini yerine getirmek için emir beklememiş, hedefe ulaşmak için ellerinden geleni yapmışlardır. İki aşamadan oluşan kara çıkarmalarında kendilerine verilen görevi tam anlamıyla yapamasalar da kendilerine verilen zorlu görevleri büyük ölçüde yerine getirmişlerdir. Bu özellikleri hasebiyle savaşta yenilmelerine rağmen isimlerini bütün dünyaya duyurmuşlardır. Çanakkale Cephesi Türk tarafının tartışmasız üstünlüğü ile sonuçlanmış ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu kadrosunu oluşturmuştur. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni kuracak olan pek çok asker ve siyasetçinin yolu Çanakkale'den geçmiştir. Bununla beraber, Çanakkale Cephesi sadece Türk tarafının değil Avustralya'nın da bir devlet olarak ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Daha önce sosyal, kültürel, tarihsel vb. alanlarda İngiltere ile bütünleşen Avustralyalıların milliyetçi duyguları bu savaştan sonra güçlenmiş ve henüz kendini yeni tanıyan bir millet olgunluğa doğru yol almaya başlamıştır. Çanakkale Cephesinde kara çıkarmalarının başladığı 25 Nisan günü Avustralya'da 'Anzac Day' olarak kutlanmaktadır. Çanakkale Cephesinde Türk tarafının verdiği mücadele daha sonra sömürgeciliğe karşı direnen milletler için de önemli bir örnek teşkil etmektedir. Sonuç olarak, Çanakkale Cephesi Türk milletine büyük kazançlar sağlamış olmakla beraber, kaybeden tarafta olan Avustralya için de önemli sonuçlar doğurmuştur.

AnzaklarArşiv belgeleriAvustralya+3
Rıza Işıtan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00