
155
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İnmeli hastalara bakım verenin güçlendirilmesi için yapılan hemşirelik girişimlerinin bakım verenin bakım gücüne etkisi: META-analiz çalışması
Bu çalışmanın amacı, inmeli hastasına bakım verenlerin güçlendirilmesi için yapılan hemşirelik girişimlerinin etkisini inceleyen randomize kontrollü çalışmaları, sistematik inceleme ve meta-analiz yöntemi ile değerlendirmektir. Yedi araştırma sorusu belirlenerek MEDLINE (OVID), WoS, Scopus, ScienceDirect, THE COCHRANE LIBRARY, ClinicalTrials.gov, ProQuest, PubMed, SOBİAD Atıf Dizini, TR Dizin, Ulusal Tez Merkezi, AHRQ veri tabanları taranmıştır. "Stroke", "caregiver", "nursing interventions", "empowerment" kelimeleri taranarak 2556 çalışmadan, 16'sı sistematik inceleme, 15'i meta-analize alınmıştır. Çalışmaların etki büyüklüğü (EB) Hedges'g istatistiği, heterojenitesi I2, metodolojik kalitesi JBI'nın RKÇ'ler için geliştirilen eleştirel değerlendirme aracı ile değerlendirilmiştir. Altı çalışmanın kalitesi yüksek, 10 çalışmanın kalitesi orta düzeydedir. Hemşirelik girişimlerinin bakım verenin yaşam kalitesini yükseltmede (n=7; Hedges'g EB=0.905; p=0.041; %95 GA; 0.030-1.420; I2=%92.3), bakım bilgisini artırmada (n=2; Hedges' g EB=1.444; p<0.001; %95 GA; 0.761-2.126; I2=%73.1), sosyal destek sağlanmasında (n=4; Hedges'g EB=0.592; p=0.041; %95 GA; 0.025-1.159; I2=%86.3), bakım yükü (n=11; Hedges'g EB=-0.465; p=0.001; %95 GA; -0.783-(-0.193); I2=%73.8) ve depresyon belirtilerini azaltmada (n=4; Hedges'g EB=-0.229; p=0.034; %95 GA; -0.441-(-0.017); I2=%10.0) etkili iken baş etme stratejisini geliştirmede (n=4; Hedges'g EB=-0.088; p=0.799; %95 GA; -0.765-0.580); I2=%89.6) ve stresi azaltmada (n=3; Hedges'g EB=-0.442; p=0.651; %95 GA; -2.357- 1.473); I2=%97.3) etkili olmadığı belirlenmiştir. Çalışmaların sistematik inceleme ve meta-analizi sonucunda hemşirelik girişimleri, bakım verenin yaşam kalitesini yükseltmede ve bakım bilgisini artmasında kuvvetli etki, sosyal destek sağlanmasında orta etki, bakım yükü ve depresyon belirtilerinin azaltmasında zayıf etki göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım veren, bakım verme, güçlendirme, inme, meta-analiz
Geçiş bakım programlarının kalp yetersizliği olan yaşlı bireylerin sağlığına etkisi: Bir sistematik derleme ve meta-analiz çalışması
Bu çalışmada, geçiş bakım programlarının kalp yetersizliği olan yaşlı bireylerin sağlığına etkisinin sistematik derleme ve meta-analiz yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. PubMed, CENTRAL, WOS ve CINAHL veri tabanlarından "heart failure", "transitional care", "aged" ve bunlarla ilişkili terimler kullanılarak 01.11.2001-01.11.2021 tarih aralığı ve İngilizce dil sınırlaması yapılarak tarama gerçekleştirilmiştir. Heterojenlik I2 istatistiği ile, kanıtların kesinliği GRADE kriterleri ile değerlendirilmiştir. Sistematik derleme ve meta-analize dahil edilen 7 çalışmada müdahale grubuna 439, kontrol grubuna 441 katılımcı olmak üzere toplam 880 katılımcı randomize edilmiştir. Dört çalışma "yüksek yanlılık riski", bir çalışma "şüpheli", iki çalışma "düşük yanlılık riski" olarak değerlendirilmiştir. Geçiş bakım programlarının, kalp yetersizliği bilgi düzeyine (MD -1.40, %95 GA -1,92 ile -0,88; orta düzey kanıt kesinliği, I2=%0), öz-bakımı sürdürmeye (MD -5.76, %95 GA -9.91 ile -1.61; çok düşük kanıt kesinliği, I2=%49), öz-bakımda kendine güvene (MD -16.35, %95 GA -18.68 ile -14.01; çok düşük kanıt kesinliği; I2=%31), kalp yetersizliğine bağlı tekrarlı yatışa (RR 0.56, %95 GA 0.47 ile 0.70; düşük kanıt kesinliği; I2=%0), tüm nedenlere bağlı tekrarlı yatışa (RR 0.75, %95 GA 0.64 ile 0.87; orta düzey kanıt kesinliği; I2=%0) etkisi bulunmuştur. Bu sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasında sınırlı sayıda çalışmaya ulaşılması, kalp yetersizliği olan yaşlı popülasyona özel geçiş bakım programlarının etkisini ortaya koyabilecek randomize kontrollü deneysel çalışmalarla ilgili literatürdeki kanıt boşluğunu göstermektedir.
Fabrikada çalışan kadınların genital hijyen davranışları ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı fabrikada çalışan kadınların genital hijyen davranışları ve ilişkili faktörleri belirlemektir. Tanımlayıcı desende yürütülen araştırma 1 Eylül 2022 ve 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında, Kütahya il sınırları içerisinde bulunan bir fabrikada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 181 mavi yaka kadın çalışan oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından oluşturulmuş fabrikada çalışan kadınların tanıtıcı bilgilerini, menstrüel hijyen davranışlarını ve fabrika çalışma koşullarını tanımlayan kişisel bilgi formu ve üreme çağındaki kadınların genital hijyen davranışlarını değerlendirmek amacıyla geliştirilmiş Genital Hijyen Davranış Envanteri (GHDE) kullanılmıştır. Verilerin analizde tanımlayıcı analizler için sayı ve yüzde, karşılaştırmalı analizler için bağımsız örneklem t testi ve tek faktörlü ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen kadınların yaş ortalaması 35,25±7,6'dır. Kadınların %52,5'i lise mezunu olup, %74,6'sı çocuk sahibidir. Kadınların büyük çoğunluğu fabrikada çalıştıkları günlerde günde 3 veya daha az menstrüel ürün değiştirdiğini ve vajinal duş yapma alışkanlığı olduğunu belirtmiştir. Araştırmada fabrikada çalışan kadınların GHDE puan ortalaması 50,65±0,78 olup, kadınların genital hijyen davranışları istendik düzeyde değildir. Kadınların çocuk sahibi olma durumu, çalıştıkları vardiya saatleri, gelir durumu, menstrüel ürün alımında maddi açıdan zorlanma durumu, fabrika hijyen koşulları, genital hijyen alışkanlıkları ve genital bölgede enfeksiyon durumunda sağlık kuruluşuna başvurma durumu ile GHDE arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda fabrikada çalışan kadınların genital sağlık farkındalığının artırılması ve doğru genital hijyen davranışlarını benimsemelerini sağlamak amacıyla genital hijyen konusunda sağlık eğitimleri önerilmektedir.
Okul çağı çocuklarında astım ve alerjik hastalıklar ile hava kirliliği arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Çalışma, okul çağı çocuklarında görülen astım ve alerjik hastalıklar ile hava kirliliği arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla kesitsel-ilişki arayıcı araştırma tipinde planlanmıştır. Manisa ilinin Soma ilçesinde MEB'e bağlı 6 ortaokulda Kasım-Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmanın evrenini, bu ortaokullarda okuyan 678 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplanmış, 152 olarak bulunmuş ancak katılımcı yaş grubundan kaynaklanabilecek veri kayıpları göz önünde bulundurularak 13-14 yaş grubu kapsamında seçilen okullardaki tüm 7. ve 8. sınıf öğrencileri çalışmaya alınarak 603 öğrenci ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Veriler "Tanıtıcı Özellikler Anket Formu", "Uluslararası Çocukluk Çağı Astım ve Alerji Çalışması Veri Toplama Formu" ve "Adölesan Yaşam Biçimi Ölçeği-Beslenme Alt Boyutu" ile toplanmış ve IBM SPSS 21 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %88,4'ü kentsel bölgede yer alan okullarda okuduğu, %51,2'sinin evinde sigara içildiği, %31,2'si soba ile ısındığı, %11,6'sında bilinen hastalık öyküsü olduğu bulunmuştur. Kentsel bölgede okuyan öğrencilerin %23,6'sında hayat boyu hışıltı (wheezing), %51,6'sında hayat boyu burun semptomları ve %11,3'ünde hayat boyu egzama görüldüğü bulunmuştur. Hayat boyu hışıltı yaşama durumu ile son 12 ayda evde küf olma durumu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Hayat boyu burun semptomları yaşama durumu ile kırsal bölgede okuma, sobalı evde yaşama, çocuğun odasında bitki bulunması arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Hayat boyu egzama yaşama durumu ile kırsal bölgede okuma, sobalı evde yaşama istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Çocukta bilinen hastalık olma durumu astım, alerjik rinit ve egzama için anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, çoklu regresyon analizinde astım ile ev küfü arasında, rinit ile beslenme alt boyutu arasında, egzama ile ailede alerjik hastalık öyküsü bulunması arasında, her üçü ile de çocuğun hastalık öyküsü arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Risk açısından tarama programlarının yapılması ve ailelere eğitim verilmesi önerilmektedir.
Özel gereksinimli çocuklara bakım veren ailelerin güçlü yönleri, zorlukları ve gereksinimlerinin Omaha Sistemi'ne göre değerlendirilmesi
Bu çalışma, bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden hizmet alan özel gereksinimli çocukların ailelerinde güçlü yönleri, zorlukları ve gereksinimleri Omaha Sistemi ile değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı tasarım tipinde gerçekleştirilmiştir. Rehabilitasyon merkezinde 24 Nisan-27 Mayıs 2024 tarihleri arasında kayıtlı özel gereksinimli çocukların aileleri (N=600) çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Çalışmada, örneklem seçimine gidilmeksizin tam sayım yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 250 kişi katılmıştır. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Basitleştirilmiş Omaha Sistemi Kavramlarına (BOSK) temelli MyStrengths MyHealthTM (MSMH) mobil sağlık uygulaması ile toplanmıştır. Bu çalışmada katılımcıların en sık Üreme Sağlığı (%93,6; n=234), İstismar (%92; n=230), Bulaşıcı Hastalıklar (%85,6; n=214), İhmal (%85,2; n=213), Yas veya Kayıp (%82,4; n=206), Aile Planlaması (%82,4; n=206), Maneviyat veya İnanç (%81,2; n=203) problemlerinde sorun yaşamadıkları ve güçlü yönleri olduğu belirlendi. Sağlık Hizmeti (n=539), Duygu (n=538) ve Gelir (n=461) problemleri, katılımcıların en sık yaşadığı zorluklardı. Katılımcıların en fazla Sosyal Etkileşim (%46; n=353) ile ilgili "Bilgi Alma/Rehberlik", Ağız Sağlığı (%52,8; n=132) ile ilgili "Tedavi/Bakım", Ağrı (%40,4; n=101) ile ilgili "Sağlık Kontrolü" ve Gelir (% 66,8; n=167) ile ilgili "Sağlık/ Sosyal Hizmetlerin Koordinasyonu" gereksinimleri olduğu saptanmıştır. Katılımcıların güçlü yönleri ile cinsiyet, eğitim düzeyi ve bakım destek kaynakları ilişkilidir (p<0,05). Katılımcıların yaşadığı zorluklar ile medeni durumu ve eğitim düzeyi ile ilişkilidir (p<0,05). Sonuç olarak; BOSK, özel gereksinimli çocuğa bakım veren ailelerin güçlü yönleri, zorlukları ve gereksinimlerinin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Sağlığı koruma ve geliştirmeye yönelik çalışmalarda, ailelerin güçlü yönlerinin belirlenmesi ve geliştirilmesi önerilir.
Birinci basamak sağlık kurumlarına başvuran göçmen kadınların kanser taramalarına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma birinci basamak sağlık kurumlarına başvuran göçmen kadınların kanser taramalarına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ekim 2024 - Mart 2024 tarihleri arasında, İstanbul ili Güngören ilçesindeki 30 Ağustos Aile Sağlığı Merkezi (ASM), Güngören Göçmen Sağlığı Merkezi ve Kağıthane göçmen Sağlığı Merkezlerinde gerçekleşmiştir. Araştırmanın örneklemini bu merkezlere başvuran, 18-65 yaş arasında olan ve çalışmaya gönüllü katılan 300 göçmen kadın oluşturmuştur. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tasarım tipi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Sosyo-demografik Veri Formu ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi Ki-Kare ve Fisher exact testleri, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) testleri kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya katılan göçmen kadınların genel genel yaş ortalaması 32,980±10,431 yıl olup; %31,7'sinin lisans ve üzeri mezunu olduğu, %67,7'sinin gelir düzeyinin gider düzeyinden az olduğu, %74,3'ünün Türkiye'de 6-10 yıl arasında yaşadığı, %78,3'ünün Suriye'den geldiği belirlenmiştir. Kadınların "Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Toplam" ortalaması 85,667±13,546 (Min=47; Maks=114) olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılan göçmen kadınların %51,7'sinin ulusal tarama testlerini bildiği, %92'sinin kanser tarama testlerini gerekli gördüğü saptanmıştır. Kadınların %85'inin rahim ağzı kanseri tarama testi yaptırmadığı, %63,7'sinin kendi kendine meme muayenesi yapmadığı, %88'inin mamografi çektirmediği, %89,3'ünün gaitada gizli kan (GGK) testi yaptırmadığı ve %93'ünün ise kolonoskopi yaptırmadığı belirlenmiştir. Kronik hastalığı bulunan, kanser tanısı alan ve ailesinde kanser öyküsü olan kadınların, diğerlerine göre kanser taramalarına yönelik tutum toplam puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Tarama yaptırmayan veya düzensiz yaptıran göçmen kadınların, herhangi bir şikayetlerinin olmaması (%51,3) nedeniyle taramalara katılmadığı belirlenmiştir. Bu araştırma bulgularına göre göçmen kadınların kanser taramalarına yönelik tutumları olumlu görünmesine rağmen, tarama davranışları düşük bulunmuştur. Bu noktada sağlık çalışanlarının yapacakları müdahaleler, hayati önem arz etmektedir. Göçmen kadınlara kanser taramalarına yönelik farkındalık eğitimlerinin verilmesi ve taramalara katılımın teşvik edilmesi önerilmektedir.
Sağlık çalışanlarının COVID-19 pandemi dönemi sağlıklı yaşam biçimi davranış değişimlerinin incelenmesi
Bu araştırma, COVID-19 pandemisi sonrası sağlık çalışanlarının sağlıklı yaşam biçimi davranış değişiminin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı-ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 297 sağlık çalışanından oluşmuştur. Araştırmanın verileri, "Sosyo-demografik Özellikler Formu" ve ''Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için bağımlı ve bağımsız t testi, Pearson korelasyon analizi, Anova analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %82,2'si kadın, %72,1'i hemşire/ebe, %48,50'si bekar, %59,60'ı lisansüstü eğitime sahip, %48,80'nin gideri gelirine eşit, %84,80'ninin kronik hastalığı yok, %62'si sigara %75,7'si alkol kullanmamaktadır. Sağlık çalışanlarının pandemi öncesi sağlıklı yaşam biçimi davranışı ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması (123,40±21,95) ve madde puan ortalaması ise (2,44 ±0,42) olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin alt boyutlarından aldıkları ortalama puanlar değerlendirildiğinde ise en düşük puan ortalamasının (17,00±5,50) ve en düşük madde puan ortalamasının (2,12±0,68) "Fiziksel Aktivite" alt boyutunda, "Kişilerarası İlişkiler" alt boyutunun ise en yüksek puan ortalaması (24,84±4,29) ve en yüksek madde puan ortalamasına (2,76±0,47) sahip olduğu görülmüştür. Pandemi öncesi dönemde, yaşın beslenme ve manevi gelişim; yalnız yaşayanların arkadaşları ile yaşayanlara göre stres yönetimi; sigara kullananların kullanmayanlara göre kişilerarası ilişkiler alt boyutu; çalışma yılı ile beslenme ve manevi gelişim alt boyutu anlamlı olarak farklılaşmaktadır (p<0,05). Sağlık çalışanlarının pandemi dönemi sağlıklı yaşam biçimi davranışı ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması (127,32±22,16) ve madde puan ortalaması ise (2,37±0, 42) olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin alt boyutlarından aldıkları ortalama puanlar değerlendirildiğinde ise en düşük puan ortalamasının (15,88±5,22) ve en düşük madde puan ortalamasının (1,98±0,65) "Fiziksel Aktivite" alt boyutunda; "Manevi Gelişim" alt boyutunun ise en yüksek puan ortalaması (23,70±4,52) ve en yüksek madde puan ortalamasına (2,63±0,50) sahip olduğu görülmüştür. Pandemi dönemi sağlık sorumluluğu alt boyutu ile cinsiyet; beslenme ve manevi gelişim alt boyutunun yaş ile; fiziksel aktivite alt boyutunun bekar olanların evli olanlar ile, beslenme alt boyutunun çalışma yılı ile sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının hemşire/ebe grubunun sağlık teknikerleri ile manevi gelişim alt boyutu ile diğer sağlık çalışanlarının (memur, halkla ilişkiler vb.) tıbbi sekreterlerle arasında anlamlı bir farklılaşma olduğu belirlendi (p<0,05). Pandemi öncesi ve sonrası dönem karşılaştırıldığında SYBDÖII'nin tüm alt boyutlarının kendi aralarında anlamlı bir farklılaşma vardır (p<0,05).
Meme kanserinden sağ kalan kadınlara uygulanan sosyal bilişsel teori temelli fiziksel aktivite programının sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi
Çalışmanın amacı, Sosyal Bilişsel Teori temelli fiziksel aktivite geliştirme (SoBFAG) programının meme kanserinden sağ kalan kadınlarda sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyine etkisini değerlendirmektir. Araştırmada tek kör, ön test- son test randomize kontrollü deneysel tasarım kullanılmış olup sonuç değişkenleri ön test, 3. ve 6.ayda değerlendirildi. Çalışmanın örneklemini İstanbul ilindeki bir vakıf üniversitesi hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'na 2020-2024 yıllarında başvuran 84 meme kanseri tanısı almış hastalar (deney grubu 42, kontrol grubu 42) oluşturdu. Çalışmada veriler, Hasta Tanıtıcı Bilgiler Formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa, EORTC QLQ-C30 ve EORTC QLQ- BR23 Meme Kanserine Özgü Yaşam Kalitesi Ölçekleri, FACIT Yorgunluk Ölçeği, Egzersiz Öz Yeterlik Ölçeği, Çok boyutlu Egzersiz Sonuç Beklentisi Ölçeği, Egzersiz Hedef Belirleme Ölçeği, Egzersiz Planlama ve Zamanlama Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Fiziksel Aktivite Yakın Çevre Ölçeği ile toplandı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 49,94 ± 7,44 olup %45.24'ü 3.evrede tanı almıştı. Araştırma verileri, SoBFAG uygulanan kadınların program öncesi ve program sonrası (3.ay) fiziksel aktivite seviyelerinin, sosyal destek ve hedef belirleme puanlarının arttığı (P<0,005); yaşam kalitesi, yorgunluk ve diğer bilişsel süreçlerde anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bilişsel süreçlerin ele alındığı fiziksel aktivite müdahaleleri meme kanserinden sağ kalan kadınlarda fiziksel aktivite seviyesini arttırabilir. Bunun yanında yasam kalitesi, yorgunluk ve bilişsel süreçlerin etkilenmesi için bireylerin psikososyal süreçleri ele alınarak daha uzun sureli müdahaleler planlanmalı, izlem süreleri uzatılmalıdır.
Makine öğrenmesi temelli bir mobil uygulamanın fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Kadınlarda fiziksel inaktivite, tüm dünyada ve Türkiye'de giderek artış gösteren, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Fiziksel inaktiviteye bağlı olarak gelişen, obezite ve diyabet gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar yüksek mortalite ve morbidite düzeyleriyle ilişkilidir. Bu tez çalışması makine öğrenmesi temelli bir mobil uygulamanın fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Deneysel çalışmanın örneklem grubunu 35-60 yaş arasında, Beden Kitle İndeksi (BKİ) 25 ve üzeri olan 80 kadın oluşturmuştur. Katılımcılar, makine öğrenmesi temelli mobil uygulamanın sunulduğu müdahale grubuna veya standart fiziksel aktivite önerileri alan kontrol grubuna rastgele atanmıştır. Fiziksel aktivite seviyeleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), günlük egzersiz süresi ve günlük adım sayıları kullanılarak değerlendirilmiştir. Veriler 12 haftalık bir süre boyunca izlenmiştir. Fiziksel aktiviteyi etkileyen bilişsel ve sosyal faktörlerle ilgili veriler aylık olarak toplanmıştır. Çalışmada deney grubundaki kadınların girişim sonrası 3. ay günlük adım sayısı, günlük egzersiz süresi ve IPAQ puan ortalamalarının kontrol grubundaki katılımcılara göre anlamlı derecede artış gösterdiği bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel aktivite davranışını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesinde ise Bilişsel Davranışçı Fiziksel Aktivite Ölçeği, Egzersiz Öz Etkililik Ölçeği ve Kadın Fiziksel Aktivite Öz Değer Ölçeği toplam puanlarının 3. ay ölçümlerinde deney grubundaki kadınlarda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,000). Çalışma sonunda elde edilen fiziksel aktivite verileri ile günlük davranışsal verilerin dahil edildiği basitleştirilmiş XGBoost modeli, en yüksek tahmin performansını (R²=0,50, RMSE=4,3) göstermiş ve fiziksel aktivite hedeflerine uyumun temel belirleyicileri olarak öz-yeterlik, sosyal ve fiziksel çevresel faktörler, algılanan engeller, günlük adım sayıları ve egzersiz geri bildirimini tanımlamıştır. Tez çalışması, geliştirilen makine öğrenmesi temelli mobil uygulamanın orta yaş kadınlarda fiziksel aktivite düzeyleri ile bilişsel davranışçı fiziksel aktivite tutumları, egzersiz öz etkililik düzeyleri ve fiziksel aktiviteyle ilişkili öz değer algılarını iyileştirmede etkili olduğunu ve gerçek zamanlı verilerin müdahalelerin kişiselleştirilmesindeki önemini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Fiziksel Aktivite, Obezite, Makine Öğrenmesi
Mobil uygulama destekli sağlığı geliştirme programının adölesanların obezite, fiziksel aktivite ve stres düzeyleri üzerine etkisi
Araştırmanın amacı; adölesan bireylerin sağlıklı seçimler yapmaları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları geliştirmeleri ve kendi sağlık sorumluluklarını üstlenmeleri konusunda destekleyici bir müdahale olan, Mobil Uygulama Tabanlı Adölesan Sağlığını Geliştirme Programı (ASGE-FABES)'nın, adölesanların sağlıklı beslenme, obezitenin önlenmesi, fiziksel aktivite, stres yönetimi ve ruh sağlığı üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Çalışmada ön test, son test ve takip ölçümlerini içeren "tekrarlayan ölçümlü" tasarım kullanılmıştır. Örneklemi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, Çanakkale Ortaokulu ve Canbulant Ortaokullarında öğrenim gören 11-15 yaş arası 76 (38 kişi deney ve 38 kişi kontrol) adölesan oluşturdu. Araştırmada 24 haftalık Mobil Uygulama Tabanlı Adölesan Sağlığını Geliştirme (ASGE-FABES) Programı uygulandı. Araştırma verileri "Sosyo-demografik Özellikler Bilgi Formu'', "Adölesan Beslenme Bilgi (ABEB) Ölçeği'', "Adölesan Fiziksel Aktivite Bilgi (AFAB) Ölçeği'', "Adölesan Yaşam Biçimi (AYB) Ölçeği'', "Adölesan Sağlıklı Yaşam Biçimi Seçimleri (ASYBS) Ölçeği'' ve "Yenilenmiş Çocuk Anksiyete ve Depresyon (ÇADÖ-Y) Ölçeği'' Mobil Uygulama Tabanlı (Asge-Fabes) Adölesan Sağlığını Geliştirme - Fiziksel Aktivite, Beslenme, Stres Yönetimi Programı kullanılarak toplandı. Veriler girişim öncesi ve girişim sonrası 1. Hafta, 3. ay ve 6. ay sonrası izlem olarak dört farklı zaman noktasında toplanmıştır. Çalışmaya katılan adölesanların, girişim öncesi tanıtıcı özellikleri, bilişsel ve davranışsal değişkenleri açısından benzerdi. Girişim sonrası deney ve kontrol grubunun BKI ve Kilo ortalamalarında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Mobil Uygulama Tabanlı ASGE-FABES programı uygulanan deney grubunda, program sonrası fiziksel aktivite davranışları, beslenme ve fiziksel aktivite bilgi düzeylerinde ve sağlıklı yaşam biçimi seçimlerinde anlamlı artış saptandı. Anksiyete ve depresyon düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak, beslenme ve fiziksel aktiviteye ilişkin bilgi düzeyleri ile sağlıklı yaşam biçimi davranış puanlarında da anlamlı düzeyde artış gözlenmiştir. Adölesanlarda, sağlık bilgilerinin geliştirilmesi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının kazandırılması için, fiziksel aktivite ve stres yönetimi gibi sağlık davranışlarını destekleyecek okul sağlığı hemşireleri, ebeveynler ve eğitimcilerin de dahil olduğu çok boyutlu, mobil uygulama tabanlı sağlığı geliştirme programlarının geliştirilmesi önerilmektedir
Annelere verilen problem çözme eğitiminin anneler ile çocukların problem çözme becerileri ve çocukların aile içi ilişkileri algılarına etkisi
Öztaş, D., Annelere Verilen Problem Çözme Eğitiminin Anneler ile Çocukların Problem Çözme Becerileri ve Çocukların Aile İçi İlişkileri Algılarına Etkisi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Halk Sağlığı Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2020. Günlük yaşam, içerisinde pek çok problemi barındırmakta, bu problemler bireylerin yaşamları üzerinde belirleyici olmaktadır. Bu nedenle bireylere problem çözme becerisinin kazandırılması önemle ele alınması gereken konular arasındadır. Bireylerin ilk eğitim ve öğretim yeri olan ailede, ebeveynlerin özellikle de çocukların primer bakımından sorumlu olan annenin iyi bir problem çözme becerisine ve iletişim becerisine sahip olması çocukları açısından da önemlidir. Annelere yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme eğitiminin, annelerin ve çocukların problem çözme becerileri ile çocukların aile içi ilişkileri algılarına olan etkisini değerlendirmek amacıyla yapılan araştırmada; yarı- deneysel araştırma desenlerinden "benzer olmayan kontrol gruplu ön test-son test düzeni" kullanılmıştır. Ankara İli Pursaklar İlçesi'ne bağlı Saray İlkokulu'nda 2018-2019 Bahar Yarıyılında öğrenim gören ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin annelerine uygulanan eğitimler yaratıcı drama yöntemi ile verilmiştir. Araştırmanın ön test ve son test değerlendirmelerinde annelere "Kişilerarası Problem Çözme Envanteri", çocuklara "İlköğretim Düzeyindeki Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri" ve "Çocuklar İçin Aile İlişkileri Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı istatistikler, "Mann Whitney U" testi, Spearman's Rho korelasyon katsayısı ve Friedman's Analizi ile kontrol edilmiştir. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada, annelere yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme eğitiminin annelerin problem çözme becerilerini arttırdığı (p<0,05), çocukların problem çözme becerileri üzerinde etkili olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Annelere yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme eğitiminin çocukların aile içi ilişkileri, engelleyici olarak algılamasında etkili olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre annelere yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme eğitiminin, okul sağlığı hemşireliğinde sağlığı koruma ve geliştirme müdahale programları kapsamında kullanılabilir bir yöntem olduğu söylenebilir. Okul sağlığı hemşireliği uygulamaları kapsamında sağlığın korunması, geliştirilmesi ve sürdürülmesi amacıyla yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme becerisi eğitimlerinin çocuklara da verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Problem çözme, çocuk, anne, eğitim, yaratıcı drama, aile ilişkileri, okul sağlığı, hemşirelik
Adölesanlarda sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmelerin sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışlarına etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma, sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmelerin, sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışlarına etkisinin değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmada ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel düzen kullanılmıştır. Çalışmanın müdahale grubunu 1. Okulda öğrenim gören 28 öğrenci, kontrol grubunu ise 2. okulda öğrenim gören 30 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve sağlığı geliştiren davranışlar ölçeği kullanılmıştır. Müdahale grubundaki katılımcılarla 6 Şubat-12 Mayıs 2017 tarihleri arasında hafta bir gün toplamda 9 oturum olacak şekilde çözüm odaklı yaklaşım kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Uygulama sonrası her iki grubada sağlığı geliştiren davranışlar ölçeği tekrar uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Science (SPSS) 22.0 programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler için ortalama ± standart sapma, demografik özellikler ile ön test–son test ve karşılaştırmalarında Bağımsız Örneklem t Testi, Bağımsız iki kategorik değişken arasında ilişki olup olmadığını belirlemek için Ki-Kare Testi ve ANCOVA analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmeler sonrasında, müdahale grubunu oluşturan adolesanların sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışları ölçeğinden aldıkları genel ve tüm alt boyutlara ilişkin puanların ön test puanlarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığı belirlenmiştir. Çözüm odaklı yaklaşım ile yapılacak olan görüşmelerin okullarda sağlığı geliştirme kapsamında planlanacak uygulamalarda hemşireler tarafından kullanılması; farklı örneklem grupları ve farklı konular için, randomize kontrol gruplu araştırmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Çözüm odaklı yaklaşım, sağlığı geliştirme, sağlık kontrol odağı, öz yeterlilik, hemşirelik, okul
Çözüm odaklı kısa süreli yaklaşımın akran zorbalığı ile baş etme becerileri üzerine etkisinin belirlenmesi
bu çalışma çözüm odaklı kısa süreli yaklaşımın adolesanların akran zorbalığı ile baş etme becerileri üzerine olan etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırmada randomize olmayan gruplarda ön test-son test kontrol gruplu tasarım kullanılmıştır. Çalışmanın müdahale grubunu Çankaya ilçesinde bulunan bir okulda öğrenim gören 34 sekizinci sınıf öğrencisi, kontrol grubunu ise aynı ilçede bulunan benzer özelliklere sahip başka bir okulda öğrenim gören 34 sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Ergen Akran İlişkileri Belirleme Ölçeği kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki öğrencilere uygulama öncesi Kişisel Bilgi Formu ve Ergen Akran İlişkileri Belirleme Ölçeği uygulanmıştır. Daha sonra müdahale grubundaki öğrencilere 06 Mart - 28 Nisan 2017 tarihleri arası haftada bir ders saati olmak üzere toplamda sekiz oturum çözüm odaklı kısa süreli yaklaşım uygulanmıştır. Uygulama bittikten hemen sonra müdahale ve kontrol grubundaki öğrencilere Ergen Akran İlişkileri Belirleme Ölçeği tekrar uygulanmıştır. Oturumların sonlanmasından bir ay sonra ise izlem ölçümleri uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package for Social Science (SPSS) 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler için ortalama ± standart sapma, sayı ve yüzdelik gösterimi ile ortanca minimum-maksimum değerleri kullanılmıştır. Araştırmada çözüm odaklı kısa süreli yaklaşım uygulaması sonrası müdahale grubunu oluşturan öğrencilerin Ergen Akran İlişkileri Belirleme Ölçeği zorbalık toplam son test puanı, sözel zorbalık, duygusal zorbalık ve fiziksel zorbalık son test puanı ile duygusal mağdurluk, fiziksel mağdurluk ve mağdurluk toplam son test puanı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda kısa süreli çözüm odaklı yaklaşımın sağlığı geliştirme uygulamaları temelinde okullarda gerekli eğitimi alan hemşireler tarafından zorbalıkla mücadelede etkin bir yöntem olarak kullanılması ve farklı örneklem grupları ve farklı konular için randomize çalışmaların yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Çözüm odaklı kısa süreli yaklaşım, zorbalık, öğrenci, adolesan, hemşirelik.
Kadın üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiyet rolü stresi ve etkileyen etmenler
Bu çalışma, kadın üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiyet rolü stresi ve etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla Nisan- Mayıs 2018 tarihleri arasında kesitsel tipte yürütülmüştür. Araştırmanın evreni; Ege Üniversitesi'ne bağlı tüm fakültelerde 2017-2018 öğretim yılında kayıtlı olan ve devam eden 14901 kadın öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma örnekleminin, % 50 görülme sıklığı, % 95 güven düzeyi, % 5 sapma ve 2.0 desen etkisi ile hesaplanarak 750 kadın üniversite öğrencisinden oluştuğu belirlenmiş ve 856 öğrenci ile yürütülmüştür. Çalışmada öncelikle küme örnekleme yöntemi ile fakülteler belirlenmiştir. Daha sonra tabakalı örnekleme yöntemi ile araştırmaya alınacak öğrencilerin bölümlere ve sınıflara göre sayıları belirlenmiştir. Araştırma verileri; araştırmacı tarafından literatür incelenerek oluşturulan 'Kişisel Bilgi Formu' (18 soru), Bayar ve arkadaşları (2017) tarafından geliştirilen 'Kadın Toplumsal Cinsiyet Rolü Stresi Ölçeği (KTCRSÖ)', ve Kuzgun ( 1972) tarafından geliştirilen daha sonra Eldeleklioğlu (1996) tarafından revizyonu yapılan 'Ana-Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ)' ile toplanmıştır. Araştırmanın yürütülmesi için etik kurul izni ve katılımcıların gönüllü olurları alınmıştır. Verilerin analizi; SPSS 25.0 paket programı ile yapılmış, tanımlayıcı istatistiksel değerlendirmede ise sayı, yüzde dağılım, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Öğrencilerin toplumsal cinsiyet rolü stres düzeyi ve etkileyen faktörler arasındaki ilişkiyi saptamak için Kruskall Wallis ve Mann Whitney U testi, ölçekler arasındaki ilişkiyi saptamak için Spearman's Korrelasyon testi kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21 ± 2.0, % 98.9'u bekar ve % 82.9'u ise çekirdek aileye sahiptir. Kadın öğrencilerin % 45.8' inin doğduğu yer Ege Bölgesi, % 45.9'unun en uzun yaşadığı yer il, % 61.0'inin annesi ev hanımı, % 31.4'ünün ise babası serbest olarak çalışmaktadır. Birinci sınıfta öğrenim gören (93.0), 1-2 kardeşi olan (92.0), asgari ücret üstü gelire sahip olan (91.0), 'herhangi bir dine inanmıyorum' (97.0) diyen, annesi çalışan (93) ve anne babası anlaşarak evlenen (91) kadın üniversite öğrencilerinin, KTCRSÖ puan ortancasının yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin KTCRSÖ puan ortancası ile yaş grubu, en son mezun olduğu okul ve aile tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. KTCRSÖ ve demokratik anne baba tutum ölçeği puanları arasında ise pozitif yönde, çok zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (r= 0.069, p< 0.05). Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini önlemeye yönelik kadınların; eğitim, istihdam ve sağlık alanından eşit ve ihtiyaçları oranında yararlanabilmesi sağlanmalıdır. Toplumsal cinsiyet rolü ve stresi ile ilgili farkındalığı sağlamak amacıyla ilköğretim ve lisede cinsiyet eşitliğine yönelik eğitimler verilmelidir. Toplumsal gelişimin sağlanabilmesi ve geleneksel toplumsal cinsiyet algısının değiştirilebilmesi için bu eşitsizliğin yeniden üretildiği düşünülen tüm alanlarda denetim sağlanmalı, önleyici ve iyileştirici sosyal politikalar üretilmelidir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet rolü; toplumsal cinsiyet rolü stresi; toplumsal cinsiyet; kadın toplumsal cinsiyet rolü stresi; Üniversite
Eş şiddeti mağduru kadınlara uygulanan teorilerüstü model temelli eğitim ve danışmanlık programının etkinliğinin belirlenmesi
Bu araştırma, şiddet mağduru kadınlara yönelik geliştirilen "Teorilerüstü Model" temelli eğitim ve danışmanlık programının, kadınların ilişki değişim aşamalarına, karar verme dengelerine, öz-yeterliliklerine olan etkisini incelemek amacıyla tek grup ön-test son-test yarı deneysel desende yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir adliyenin Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddet Suçları Soruşturma Bürosu'na Mart-Eylül 2018 başvuran, çalışmanın dahil edilme ve araştırma dışında bırakma ölçütlerine uyan eş şiddeti mağduru 40 kadın oluşturmuştur. Şiddet mağduru kadınlardan, Adalet Baknlığı'ndan, yerel etik kuruldan ve ölçeklerin sahibinden yazılı onamlar alınmıştır. Teoriler üstü modele dayandırılan eğitim ve danışmanlık programı öncesinde; veriler birey tanıtım formu, eş şiddeti türünü belirleme aracı, şiddet mağduru kadının değişim aşamaları ölçeği (ŞMKDA), telefon görüşme formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. ŞMKDA ölçeğinin, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmaları Uysal Toraman ve Yıldırım (2018) tarafından yürütülmüştür. Şiddet mağduru kadınlara dört oturum ve her oturum 45 dk olacak şekilde, şiddete yönelik bilgilendirici ve haklarını öğretici eğitimler verilmiştir. Eğitimlerden sonra 1.ay, 3. Ay ve 6.ay izlemler yapılmıştır. Bununla birlikte eğitim programından sonraki 4.ay ve 5.aylarda kadınları güçlendirmeye yönelik eğitim sonrası araştırmacı tarafından telefon ile motivasyonel görüşmeler yapılmıştır. Teorilerüstü modelin kullanıldığı çalışmalarda girişimin etkisinin en az altı ay sonra ortaya çıktığı gerçeğinden yola çıkarak, 6. ayda son izlem yapılmıştır. Programın başlangıcında, 1.ay, 3. ay sonunda altıncı ayda yapılan son izlemde kadınların değişim aşamaları, karar dengesi ve özyeterlilikleri değerlendirilmiştir. Altıncı ayın sonunda eğitim ve danışmanlık programına katılan sekiz şiddet mağduru kadınla odak grup görüşmesi yapılmış ve program hakkındaki görüşler nitel veri olarak toplanmıştır. Şiddet mağduru kadınların girişim öncesi (ön izlem) ve sonrası 2. İzlem (1.ay), 3. İzlem (3.ay) ve 4. İzlem (6.ay) (son izlem)' de belirlenen dört farklı zamanda yapılan izlemlerde, belirlenen değişim aşamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Şiddet mağduru kadınların hiçbirinde değişim aşamasında gerileme olmamıştır, %97.1'inde değişim aşamasında ilerleme saptanmış ve %2.9'unda aşama değişimi olmamıştır. Girişim öncesi izlem ile altıncı ay izlem arasındaki aşama değişimlerinin, istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.01). Şiddet mağduru kadınların eğitim ve danışmanlık programı öncesi ve sonrasında "ilişkide artılar" ve "ilişkide eksiler" alt ölçeğinin program öncesi ve sonrası puan ortalamaları arasındaki farkı anlamlı bulunmuş ayrıca "İlişkide Çekici Gelen Durumlar" ve "İlişkide Çekici Gelen Durumlarda Kendine Güven" ölçeğinin program öncesi ve sonrası puan ortalamaları arasındaki farkında anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.01). Sonuç olarak bu çalışma şiddet mağduru kadınların şiddete yönelik korunma davranışlarını, ilişki değişim aşamalarını, karar dengesi algısını ve özyeterliliklerini geliştirmiştir. Şiddet mağdurlarının başvurduğu kurumlarda hemşireler örnek eğitim ve danışmanlık modelini kullanabilirler. Anahtar sözcükler: Teorilerüstü model; eş şiddeti; hemşire; eğitim; danışmanlık
İlkokul öğrencilerinde sağlık inanç modeline dayalı eğitim programının oyun alanı kazalarından korunma davranışlarına etkisi
Giriş: Yaralanmalar açısından riskli bir grup olan ilkokul çağında, oyun alanlarında meydana gelen kazalar çocukların sağlıklarını önemli derece tehdit etmektedir. Ayrıca ciddi yaralanmalara neden olmaktadır. Bu araştırmanın amacı, ilkokul öğrencilerinde oyun alanı kazalarından korunmaya yönelik sağlık inanç modeline dayalı olarak geliştirilen eğitim programının, öğrencilerin oyun alanı kazalarından korunma davranışlarına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, ön-test son-test kontrol gruplu düzende deneysel bir izlem çalışmasıdır. Araştırma, İzmir İli Konak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Rıza Özmenoğlu İlkokulu'nda, Eylül 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma örneklemini, girişim grubundan 62, kontrol grubundan 62 öğrenci oluşturmuştur. Girişim ve kontrol grubunun randomizasyonunda yaş, cinsiyet, yaralanma riski puanı olmak üzere üç kriter göz önüne alınmıştır. Veri toplamada Öğrenci Tanıtım Formu, Yaralanma Davranışı Risk Kontrol Listesi (YRKL) ve Yaralanma Tutum Ölçeği (YTÖ) kullanılmıştır. Veriler öğrencilerle yüz yüze görüşme tekniği ve ailelere kapalı zarf gönderme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmada ön-test değerlendirilmesi yapıldıktan sonra girişim grubu öğrencilere oyun kazalarından korunma konusundaki tutum ve davranışlarını olumlu yönde geliştirmek amacıyla sağlık inanç modelinin temel kavramları doğrultusunda her biri 40'ar dakika olan dört oturum şeklinde eğitim programı uygulanmıştır. Eğitim programından iki hafta sonra, her iki gruba son-test uygulanmış, Mart ve Haziran 2017 aylarında izlemleri yapılmıştır. Eğitim sonrası izlemlerde girişim grubu öğrencilere "Güvenli Oyun Oynayalım" isimli eğitim kitapçığı dağıtılmıştır. Kontrol grubunda ise herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Veriler, sayı-yüzde dağılımı, ortalama-standart sapma, ki-kare analizi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, bonferroni testi, iki ortalama arasında farkın önemlilik testi, pearson korelasyon analizi, girişim ölçek ve alt boyutlardaki değişimi yordama oranı doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin son 6 ay içinde okulda oyun alanında kaza geçirme durumları ki-kare testi ve son 6 ay içinde oyun alanında yaralanma durumları yates düzeltmeli ki-kare testi ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Girişim grubu öğrencilerin yaş ortalaması 9.41±0.69, kontrol grubunun 9.48±0.62'dir. Girişim grubundaki öğrencilerin %53.2'si 10 yaşında ve %59.7'si erkek, kontrol grubundaki öğrencilerin %54.8'i 10 yaşında ve %56.5'i kızdır. Girişim ve kontrol grubu öğrenciler arasında homojen dağılım saptanmıştır (p>0.05). Eğitim programı sonrası; girişim grubunun kader alt boyutu puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azalmıştır. Kader alt boyutunda zaman, grup*zaman ve grup etkileşimi açısından puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Kırılganlık/ciddiyet ile önlenebilirlik alt boyutu puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde artmıştır. Kırılganlık/ciddiyet ile önlenebilirlik alt boyutunda zaman, grup*zaman ve grup etkileşimi açısından puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0.05). Girişim grubunun YRKL toplam puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azalmıştır. YRKL toplam puan ortalamaları grup ve zamana göre karşılaştırıldığında zaman, grup*zaman ve grup etkileşimi açısından puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0.05). Eğitim programının etki düzeyinin kader (d=0.65), kırılganlık/ciddiyet (d=0.56), önlenebilirlik alt boyutunda (d=0.42) ve yaralanma risk puanında (d=0.54) orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Tüm alt boyutlarda ve yaralanma risk değerlendirmesinde çalışma gücü yüksek düzeyde bulunmuştur. Girişimin kader alt boyutu puanını 0.664 kat azalttığı, kırılganlık/ciddiyet alt boyutu puanını 0.581 kat arttırdığı, önlenebilirlik alt boyutu puanını 0.530 kat arttırdığı ve yaralanma risk puanını 0.645 azalttığı belirlenmiştir. Sonuç: İlkokul öğrencilerinde oyun alanı kazalarından korunmaya yönelik sağlık inanç modelinin temel kavramlarına dayalı eğitim programının öğrencilerin tutumlarını değerlendirerek davranış değişimi sağlamada bilimsel bir yol gösterici olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: İlkokul; kazalar; sağlık inanç modeli; hemşirelik; okul sağlığı
Diyette sodyum kısıtlama ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliği
Araştırma, "Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği (DTKÖ)"nin Türkçe formunun dil uyarlaması, geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi' ne bağlı yataklı birimlerde tedavi gören ve kardiyoloji polikliniğine başvuran KY tanısı ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış bireyler oluşturmuştur ( N=8000). Araştırmanın örneklemine, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Mart-Kasım 2017 tarihlerinde başvuran, yatarak ve ayakta tedavi alan, kişi, yer, zaman oryantasyonu olan, KY tanısı olan ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden bireyler alınmıştır (n=300). Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği ve Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlilik çalışmasında; dil geçerliliğini sağlamak için, ölçeğin Türkçeye çevirisi ve geri çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliliği sağlandıktan sonra, içerik geçerliliği için ölçek uzman görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri, Davis tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre, tüm maddelerin Kapsam Geçerlik Oranları ve Kapsam Geçerlilik İndeksi 0.80'in üzerinde bulunmuştur. Ölçeğin ön uygulamasından sonra, veriler yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bireylerin verdiği cevaplar, araştırmacının kendisi tarafından ölçeğe işaretlenmiştir. Ölçeğin kapsam geçerliliği için, Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yöntemi kullanılmıştır. Temel Bileşenler Analizine göre ölçek orijinal yapısına uygun olarak üç faktör altında yer almıştır. Ancak maddeler farklı faktörler altında toplanmıştır. DFA uyum indeksleri değerleri kapsam geçerliği için uygun kriterler arasında bulunmuştur (x2/df=2.02, RMSEA=0.07, CFI=0.94, NFI=0.93, NNFI=0.93, SRMR=0.05, GFI=0.94, AGFI=0.92). Ölçeğin ölçüt geçerliliği için Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar ölçeği ile korelasyon katsayıları incelenmiş ve aralarında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgulara göre, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği Türk toplumu için geçerli bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin güvenilirlik çalışması için ilk olarak, madde-toplam puan korelasyonları incelenmiştir. Madde-toplam puan korelasyon değerleri 0.30-0.84 arasında bulunmuştur ve istatistiki açıdan anlamlıdır. Madde ayırt etme gücünü belirlemek amacıyla yapılan T-test'i sonuçlarına göre de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca maddelerin anlamlı düzeyde ayırt etme gücüne sahip olduğu belirlenmiş ve madde çıkarma işlemine gidilmemiştir (p<0.001). Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.92, alt boyut Cronbach alfa değerleri ise; 0.83 ile 0.97 arasında bulunmuştur. Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin zamana göre değişmezliğini belirlemek için, ölçek birinci uygulamadan iki hafta sonra 50 kişiye tekrar uygulanmış ve iki ölçüm arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. İlk ve son ölçümler incelendiğinde; alt boyut toplam puan ve ölçek toplam puan korelasyonları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Bu bulgulara göre, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin Türk toplumu için güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, "Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği" (DTKÖ) Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Ölçeğin birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında hemşireler ve diğer sağlık profesyonelleri tarafından tuz kısıtlı diyet önerisi almış KY hastalarının diyete uyumlarının belirlenmesi amacıyla kullanılması ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış, farklı hastalık tanısına sahip örneklem gruplarında da geçerlilik ve güvenilirliğinin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kalp Yetersizliği, Tuz Kısıtlı Diyet, Geçerlilik, Güvenilirlik
Hastanın sağlığa bağlılığı/katılımı ölçeği' nin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliği
Bu araştırma "Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik çalışmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde Mart 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında kronik hastalığı olan ve Dâhili kliniklerde yatarak/ayaktan tedavi gören tüm hastalar oluşturmuştur. Olasılıksız örneklem yöntemi ile seçilen kronik hastalığı olan 260 gönüllü hasta araştırma örneklemini oluşturmuştur. Araştırma verileri, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği ve Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı (PAM) ile toplanmıştır. Ölçeğin dil geçerliliği çeviri-geri çeviri yöntemi ile sağlanmıştır. Graffigna ve ark. (2015) tarafından geliştirilen özgün adı Patient Health Engagement Scale (PHE-s) olan Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin içerik/kapsam geçerliliği için uzman görüşüne başvurulmuş, Genel Kapsam Geçerlilik İndeksi (KGİ) 0.88 bulunmuştur. Kendall Uyuşum Katsayısı Korelasyon değeri de, Kendal W= 0.199 olarak elde edilmiştir (p < 0.05). Ölçeğin yapı geçerliliğini belirlemek için Temel Bileşenler Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmış, faktörün tek boyutlu olduğu öz değerine (4.2) ve Scree Plot grafiği değerlendirilerek ölçeğin özgün formun kavramsal yapısına uygun olarak tek faktörlü yapıda olduğuna karar verilmiştir. DFA sonucuna göre, oluşan modelin özgün ölçek modeli ile uyum gösterdiği saptanmıştır (x2/df=2.12, RMSEA=0.066, CFI=0.99, NFI=0.99, NNFI=0.99, SRMR=0.06, GFI=0.98). Ölçeğin ölçüt/bağımlı geçerliliğinde Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı (PAM) kullanılmış ve her iki ölçek arasında güçlü, olumlu yönde ve çok anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin (PHE-s) Türkçe formunun iç tutarlılık güvenilirlik Cronbach alfa değeri 0.95 bulunmuştur. Madde-madde korelasyon katsayıları 0.68-0.87 arasında ve madde–ölçek toplam puan korelasyon katsayıları 0.86 ile 0.95 arasında değişmektedir. Madde analizi kapsamında %27 üst ve %27 alt grupların madde puanı arasındaki fark Independent Sample T testi ile sınamıştır ve grup ortalamaları arasında tüm test maddeleri için p < 0.05 düzeyinde anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Zamana karşı değişmezliğini belirlemek için ölçek, iki hafta ara ile 30 hastaya uygulanmış ve iki ölçüm arasında çok güçlü, olumlu yönde ve çok anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.99, p<0.01). Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin (PHE-s) kronik hastalığı olan bireylerin sağlığa bağlılık düzeylerini belirlemek amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu bulunmuştur. Ölçek öz yönetim becerileri eksik olan hastaları daha yüksek sağlık risk grubuna girmeden önce belirleyebilme, erken girişimleri uygulayabilme, hasta ve sağlık sistemi için hem zamanı hem de kaynakları daha etkin kullanma olanağı sağlayan bakım planlarının geliştirilmesinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Hastanın Sağlığa Bağlılığı, Kronik Hastalık, Geçerlilik, Güvenilirlik
Hemşirelerin geri dönüşüm davranışlarını geliştirmede hastane geri dönüşüm programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Giriş: Günümüzde çevre kirliliğinin en önemli nedenlerinden biri atık miktarlarındaki artıştır. Geri dönüştürülebilir atıkların, evsel atık ve tıbbi atıklara karışması ekonomik ve çevresel yük getirmekte, atıkların kaynağında doğru ayrıştırılması önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, hemşirelerin uygulamaları sırasında ortaya çıkan atıklara yönelik yürütülen "Hastane Geri Dönüşüm Programı"nın geri dönüşüm davranışları ve atık miktarları üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Ön test son test kontrol gruplu deneysel araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi ABD ve Kalp Damar Cerrahisi ABD'nda Haziran 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma, girişim grubundan 32, kontrol grubundan 32 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırmada ilk olarak kliniklerin bir haftalık atık ölçümleri yapılmış ve hemşirelere Hemşire Tanıtım Formu, Çevresel Davranış Ölçeği ve Sürdürülebilir Hastane İçin Geri Dönüşüm Ölçeğinin ön test uygulaması yapılmıştır. Ardından girişim grubuna Planlı Davranış Teorisi'ne dayalı oluşturulan Hastane Geri Dönüşüm Programı kapsamında, eğitim ve video gösterimi yapılmış; Yeşil Üniversite Kitapçığı ve broşürler verilmiş, kliniklere geri dönüşüm kutuları konulmuştur. Programın sonlanmasından iki hafta sonra, bir haftalık atık ölçümleri yapılarak ölçeklerin son test uygulaması yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 20.0 paket programı, LİSREL 8.8 paket programı ve G-Power yazılımı kullanılmıştır. Girişim ve kontrol gruplarının homojenliğini değerlendirmek için ki-kare testi ve Friedman testi kullanılmıştır. Veriler, sayı, yüzde, ortalama, medyan, minimum, maksimum, standart sapma değerleri, Shapiro-Wilk testi, Student t Test, Mann-Whitney U testi, Paired Sample (Bağımlı gruplar) t test ve Wilcoxon İşaret Sıra testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 34,42±7,62; %96,9'u kadın, %53,'i evli, %85,9'u lisans mezunudur. Mesleki çalışma süreleri, ortalama 11,80±8,08 yıldır. Hemşirelerin %57,8'i doğa yürüyüşü/gezisi yapmaktadır ve %4,7'i bir çevre grubuna üyedir. Hemşirelerin %34,4'ü oturduğu apartmanda geri dönüşüm için atıklarını ayırmaktadır. Girişim ve kontrol grubundaki hemşirelerin Çevresel Davranış Ölçeği ön test son test puan farkı incelendiğinde, gruplar arasında istatistiksel düzeyde anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). "Sürdürülebilir Hastane İçin Geri Dönüşüm Ölçeği" toplam ve alt boyut puanlarının ön test son test puan farkı gruplar arasında incelendiğinde; tutum (p=0.001), algılanan davranış kontrolü (p=0.016), algılanan/koşullar durumlar (p=0.001), davranış niyeti (0.040), geri dönüşüm davranışı (p=0.029) boyutlarında istatistiksel düzeyde anlamlı farklılık saptanmıştır. Davranış sonuçları (p=0.846), davranış sonuçlarının önemi (p=0.366), öznel norm (p=0.195), algılanan beklentiler (0.343), beklentilerin önemi (p=0.850), kolaylaştıran koşullar/durumlar (p=0.054) boyutlarında ise anlamlı farklılık saptanmamıştır. Bütün ölçek toplamı ele alındığında ise Hastane Geri Dönüşüm Programının girişim grubunun istatistiksel düzeyde fark yarattığı tespit edilmiştir (p=0.001). Path Analizi ile oluşturulan iki ayrı modelde; algılanan davranışsal kontrolün (Model 1:β=2.47, p<0.05; Model 2: β=2.57, p<0.05) niyet üzerinde etkili olduğu; niyet değişkenindeki toplam değişimin Model 1'de %19'luk, Model 2'de ise %16'lık kısmını açıkladığı belirlenmiştir. Model 2'de ise "Hastane Geri Dönüşüm Programı "nın (β=2.14, p<0.05) tutum üzerinde anlamlı etkisi olduğu ve tutum değişkenindeki toplam değişimin %7'lik kısmının açıkladığı saptanmıştır. Atık ölçümleri ele alındığında, evsel ve kesici delici atık miktarlarındaki değişimin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği (p>0.05); girişim grubuna ait tıbbi atık miktarlarında kontrol grubuna göre anlamlı bir azalma olduğu (p=0.003), geri dönüştürülebilir atık miktarlarında ise anlamlı bir artış olduğu görülmüştür (p=0.001). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, Planlı Davranış Teorisine dayalı oluşturulan Hastane Geri Dönüşüm Programının hemşirelerin geri dönüşüm davranışları ve geri dönüştürülebilir atık miktarları üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Planlı Davranış Teorisi; hastane geri dönüşüm programı; hemşire; geri dönüşüm davranışı, sürdürülebilirlik.
Sağlıklı olmayı desteklemeye yönelik eğitim programının yaşlıların yaşam kalitesi, bütünlük duygusu ve psikolojik sağlamlıkları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı olmayı desteklemeye yönelik salotajenik modele dayalı eğitim programının yaşlıların yaşam kalitesi, bütünlük duygusu ve psikolojik sağlamlıkları üzerine etkisini belirlemektir. Bu çalışma, randomize kontrollü ön test-son test düzeninde deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma, Şubat-Haziran 2018 tarihleri arasında Bornova bölgesinde bulunan Çamdibi 20 Nolu Aile Sağlığı Merkezi'nde yürütülmüştür. Çalışma evrenini, uygulama süreci ve kurum çalışanları ile işbirliği sağlanması durumu göz önüne alınarak Çamdibi 20 No'lu ASM'de yer alan bir aile sağlığı birimine kayıtlı bulunan 65 yaş ve üstü yaşlı bireyler oluşturmuştur (N= 400). Araştırmanın örneklem büyüklüğünün hesaplanmasında güç analizi yönteminden yararlanılmıştır. Etki büyüklüğü, orta etki büyüklüğü alınarak (d=0.50), %80 güç ve %95 güven düzeyinde en az örnek büyüklüğü kontrol grubu için 40 kişi, girişim grubu için 40 kişi olmak üzere, toplam 80 kişi olarak belirlenmiştir. Araştırma süreci içerisinde örneklem kayıpları yaşanabileceği için hesaplanan kişi sayısının %10 fazlasının uygun olacağı düşünülmüştür Sonuç olarak her bir grup için 45 kişinin alınmasına karar verilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında, Sosyo-demografik Özellikler Veri Formu, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, Yaşlılar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Yaşam Kalitesi Ölçeği Türkçe Kısa Sürümü, Bütünlük Duygusu Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Eğitim programı, girişim grubuna haftada bir kez 60 dakikalık beş oturum şeklinde uygulanmıştır. Eğitim programında anlatım, deneyimleri paylaşma, göster-yaptır, role play, video izlemi gibi yöntemler kullanılmıştır. Eğitim planı Salutojenik Model temel kavramları doğrultusunda araştırmacı tarafından oluşturulmuştur. Araştırmanın yapılabilmesi için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu onayı ve İzmir İl Sağlığı Müdürlüğü'nden yazılı izinalınmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 20.0 (Stastical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Girişim grubunu oluşturan yaşlıların yaş ortalaması 71.76±6.43 olup, % 62.2'si erkektir. Yaşlıların, % 75.6'sı ilkokul mezunu, %80.0'ı evli ve % 77.8'i emeklidir. Kontrol grubu yaşlıların, yaş ortalaması 69.00±5.64 olup, % 57.8'i erkektir. Yaşlıların % 68. 9'u ilkokul mezunu, % 86.7'si evli, % 51.1'i emeklidir. Girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin alt boyutlarına bakıldığında, girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası "Fiziksel Alan", "Psikolojik Alan" ve "Çevre Alanı" alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğu belirlenmiştir (p<0,05). Girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası Yaşlılar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Yaşlılar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin alt boyutlarına bakıldığında, girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası "Duyusal İşlevler", "Özerklik", "Geçmiş, Bugün ve Gelecek Aktiviteler", "Ölüm ve Ölmek", "Yakınlık" alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası Bütünlük Duygusu Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış; ancak Kısa Psikolojik Sağlamlık puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bunun yanısıra, girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası Bütünlük Duygusu Ölçeği'nin "Anlamlılık ve Yönetilebilirlik Alt Boyutları" puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Eğitim programının etki düzeyinin Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin "Fiziksel Alan (d=0.67), "Psikolojik Alan" (d=0.55) ve "Sosyal İlişkiler Alanı" alt boyutunda (d=0.62) orta düzeyde ve "Çevresel Alan" alt boyutunda (d=0.96) yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Yaşam kalitesi Ölçeği'nin tüm alt boyutlarında çalışma gücü yüksek düzeyde bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlar ve bulgular doğrultusunda, salutojenik modele dayalı eğitimin yaşlı bireylerin yaşam kalitesi ve bütünlük duygusu üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlı; Yaşam Kalitesi; Salutojenik Model; Bütünlük Duygusu; Hemşirelik.
Ergenlerde sağlık okuryazarlığı ölçeğinin geçerlilik ve güvenirliği (ESOÖ)
Araştırma, Ghanbari ve ark.(2016) tarafından geliştirilen "Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (ESOÖ)"nin Türkçe formunun dil uyarlaması, geçerlik ve gü-venirliliğini değerlendirmek amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Konak İbn-i Sina Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Betontaş Anadolu Lisesi'nde 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda okuyan ergenler oluşturmuş-tur ( N=1495). Araştırmanın örneklemine, Şubat- Haziran 2018 tarihleri arasında Konak İbn-i Sina Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Betontaş Anadolu Lisesi'nde 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda okuyan araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 15-18 yaş aralığındaki ergenler oluşturmuştur (n=440).Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışmasında; dil geçerliği için, ölçeğin İngilizceden Türkçeye çevirisi ve daha sonra Türkçeden İngilizceye çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliği sağ-landıktan sonra, içerik geçerliği için ölçek farklı sağlık alanlarında uzman 15 öğretim üyesinin görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri, Davis tekniği kullanılarak değer-lendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre, tüm maddelerin Kapsam Geçerlik Oranları ve Kapsam Geçerlilik İndeksi 1,00 olarak bulunmuştur. Ölçeğin kapsam geçerliği için, Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. Açıklayıcı Faktör Ana-lizi'ne göre ölçek orijinal yapısına uygun olarak sekiz faktör altında yapılanmış ancak bazı maddeler farklı faktörlerde toplanmıştır. DFA uyum indeksleri değerlerinin kapsam geçerliği için kabul edilebilir değerler içerisinde olduğu bulunmuştur (x2/df=2.259, RMSEA=0.05, CFI=0.86, NFI=0.77, NNFI=0.85, SRMR=0.06, GFI=0.83, AGFI=0.81). Bilinen gruplar geçerliği analizinde, ergenlerin yaşının ve lise düzeyinin ölçeğin toplam skoruna ve "öz yeterlilik","okuma","kullanma" ve "algılama" alt boyut skoruna duyarlı olduğu belirlenmiştir. Ölçek faktörlerinin, er-genlerin yaş, lise düzeyi ve cinsiyetinden düşük seviyede etkilendiği belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin Türk toplumu için geçerli bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin güvenirlilik çalışması için ilk olarak, madde-toplam puan korelasyonları incelenmiştir. Madde ölçek toplam korelasyon değerlerinin 0.10-0.60 arasında, her bir maddeden elde edilen bağıntı değerlerinin 0.63-0.87 arasında ve toplam puanlar arasındaki bağıntı katsayısının ise 0.91 olduğu belirlenmiştir. Tüm maddelerin madde-toplam ölçek puan korelasyonu için hesaplanan p değerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve böylece ölçekten madde çıkarılmayacağı saptanmıştır (p<0.001). Ölçeğin, Cronbach alfa değerinin 0.93, alt boyut Cronbach Alpha değerlerinin ise; 0.76 ile 0.84 arasında olduğu tespit edilmiş-tir.Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin test tekrar test yöntemi ile zamansal olarak değişim göstermediğini tespit etmek için ölçek birinci uygulamadan iki hafta sonra 50 kişiye tekrar uygulanmış ve iki ölçüm arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Buna göre faktörler ve madde puanlarının tamamının zamansal olarak değişim gös-termediği tespit edilmiştir (p>0.050). Bu sonuçlara göre, Ergenlerde Sağlık Okurya-zarlığı Ölçeği'nin Türk toplumu için güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, "Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" (ESOÖ) Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Ölçeğin; birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında hemşireler ve diğer sağlık personeli tarafından ergenlerin sağlık tanı-lamasını ve danışmanlığını yaparken, bireylerin sağlık okuryazarlık düzeyinin değer-lendirilmesi amacıyla kullanılması ve farklı etnik kökenli ergenler veya farklı nitelik-teki liselerde okuyan ergenler gibi örneklem gruplarında da geçerlik ve güvenirliliğinin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, Ergenlik, Geçerlik, Güvenirlilik
Temel yaşam desteği eğitiminde simülasyon ve klasik eğitim yöntemlerinin karşılaştırılması
Amaç: Araştırmanın amacı, temel yaşam desteği eğitiminde simülasyon ve klasik eğitim yöntemlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2017-2018 eğitim öğretim yılı bahar döneminde 2. sınıfta öğrenim gören 302 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Evrenden örnekleme kaç kişinin alınacağı power (güç) analizi ile belirlendi. Araştırmanın örneklemini, randomizasyon yöntemi ile seçilen simülasyon grubunda 50 öğrenci ve klasik eğitim grubunda 50 öğrenci olmak üzere toplam 100 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Veriler, her iki grupta eğitimden önce ve sonra veri toplama araçları ile toplandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 25.0 versiyon paket programı ve güç analizi için G-Power yazılımı kullanılarak yapıldı. Araştırma kapsamında oluşturulan formların geçerlilik analizlerinde kapsam geçerliliğini değerlendirmek üzere uzman görüşü alındı ve pilot uygulama yapıldı. Uzman görüşleri için "Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ) ve Kendall's W testi kullanıldı. Formların güvenirlik analizinde ise, Kuder Richardson 20 katsayısı kullanıldı.Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı bulgular; yüzde, ortalama, standart sapma ve ortanca olarak ifade edildi. Ön test ve son testte simülasyon ve klasik eğitim gruplarının temel yaşam desteği toplam puan ortalamalarının normal dağılıma uygunluğı Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Test sonucuna göre ön testte simülasyon ve klasik eğitim gruplarının temel yaşam desteği bilgi düzeyi ve uygulama becerisi toplam puan ortalamalarının normal dağılıma uygun olduğu belirlendi (p>.05).Simüle ve klasik eğitim grupları arasında nominal değişkenlerde dağılımların benzerliği testi için demografik değişkenler ve diğer niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-kare testi, numerik verilerin gruplararası karşılaştırılmalarında bağımsız gruplarda t testi (Independent Samples Test) kullanıldı. Eğitim öncesi ve sonrası grup içinde alınan puanların karşılaştırılmasında McNemar testi, temel yaşam desteği bilgi ve becerisi ile ilgili doğru yanıtlama ve beceri yeterliliği puanlarınınkarşılaştırılmasında Pearson Ki-kare testi kullanılmıştır. Eğitim öncesi ve sonrası temel yaşam desteği bilgi düzeyi ve uygulama becerisi puanlarının karşılaştırılmasında ve eğitimin etkinliğinin belirlenmesinde tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ANOVA (Repeated Measures ANOVA) yapıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan tüm öğrencilerin yaş ortalaması 21.06±1.20'dır. Simülasyon grubunun % 20.0'ı erkek, % 80.0'ı kız; klasik eğitim grubunun ise, % 22.0'ı erkek, % 78.0'ı kızdır. Öğrencilerin mezun oldukları liseler değerlendirildiğinde; simülasyon grubundaki öğrencilerin % 2.0'ı sağlık meslek lisesi, % 98.0'ı diğer liseden; klasik eğitim grubundaki öğrencilerin ise, % 4.0'ı sağlık meslek lisesi, % 96.0'ı diğer liseden mezundur. Öğrencilerin çalışma durumu değerlendirildiğinde; simülasyon grubundaki öğrencilerin % 2.0'ının çalıştığı, % 98.0'ının çalışmadığı; klasik eğitim grubundaki öğrencilerin ise, % 4.0'ının çalıştığı, % 98.0'ının çalışmadığı belirlendi. Ön testte simülasyon ve klasik eğitim grubu temel yaşam desteği bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=.474). Son testte ise, simülasyon ve klasik eğitim grubu temel yaşam desteği bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p=.018). Ön testte temel yaşam desteği uygulama becerisi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=.142). Son testte ise, temel yaşam desteği uygulama becerisi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<.001). Simülasyon yöntemi ile verilen eğitimin temel yaşam desteği bilgi düzeyi üzerine orta düzeyde (Etki büyüklüğü: 0.058, p<.016), temel yaşam desteği uygulama becerisi üzerine ise yüksek düzeyde (Etki büyüklüğü: 0.315, p<.001) etkisinin olduğu saptanmıştır. Sonuç: Simulasyon grubundaki öğrencilerin temel yaşam desteği bilgi düzeyi ve uygulama becerisi klasik eğitim grubuna göre daha yüksektir. Simülasyon yöntemi ile verilen eğitimin temel yaşam desteği bilgi düzeyi ve uygulama becerisi üzerine etkisinin klasik eğitim yöntemi ile verilen eğitimden daha etkin olduğu saptanmıştır. Öğrenci hemşirelerin temel yaşam desteği konusunda gereksinimlerinin belirlenmesi, eğitimlerin güncellenmesi, eğitim sonrası öğrencilerinin memnuniyet düzeylerinin ölçülmesi, simulasyon eğitiminin kalıcılığınını değerlendirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Temel yaşam desteği; simülasyon eğitimi; klasik eğitim; hemşirelik.
Aspirasyonsuz hızlı aşı uygulama tekniği ile manuel basınç uygulamasının 4-6 aylık bebeklerde ağrı düzeyi ve ağlama süresine etkisi
Bu araştırma, 4-6 aylık bebeklerde DaBT-IPA-Hib (5' li karma) aşı uygulamasında, aşı öncesinde enjeksiyon bölgesine uygulanan 10 sn. manuel basıncın ve aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniğinin, ağrı düzeyine ve ağlama süresine etkisini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiş, çift kör randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Nisan-Ağustos 2015 tarihleri arasında Çankırı Halk Sağlığı Müdürlüğü'ne bağlı Merkez Cumhuriyet ve Aksu Aile Sağlığı Merkezlerine 5'li karma aşısı için başvuran tüm bebekler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi, %95 güvenirlikte ve %80 teorik güç ile 128 bebek olarak belirlenmiştir. Aşı uygulanan bebekler; manuel basınç, aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği, hem aşı enjeksiyonu öncesi manuel basınç hem de aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği ve kontrol grubu olmak üzere 32'şer kişilik 4 gruba ayrılmıştır. Her bir girişim ve kontrol grubu kendi içinde cinsiyet açısından eşleştirilmiştir. Araştırmada örneklem grubunun randomizasyonu, tabakalandırma ve bloklu randomizasyon yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yürütülebilmesi için Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan ve araştırmanın yürütüldüğü kurumdan yazılı izin alınmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, "Bebek Tanıtım Formu", "Yenidoğan Bebek Ağrı Ölçeği (NIPS)", "Video Kamera" ve kalp atım hızı ile oksijen saturasyon düzeylerinin belirlenmesinde "Pulse Oksimetre Cihazı" kullanılmıştır. Çalışmada, ASM'ye gelen bebekler ebevynlerinden sözlü ve yazılı onam alındıktan sonra kura yöntemi ile 4 çalışma grubundan birine dahil edilmiştir. Aşı işlemi öncesi, sırası ve sonrasında bebeğin ağrı düzeyinin ve ağlama süresinin belirlenebilmesi için çekilen video görüntüleri araştırmacıdan bağımsız 2 ağrı uzmanı tarafından NIPS kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma verileri, SPSS 20,0 (Statsistical Package For Social Sciences) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir.Girişim ve kontrol gruplarındaki bebeklerin cinsiyetleri, yaş (ay), kilo, boy, kilo persantil değerleri ve IM uygulama sayıları açısından benzer olduğu belirlenmiştir. Araştırmada işlem sırası ve sonrasında her üç girişim grubundaki bebeklerin hem ağrı puan ortalamalarının hemde ağlama sürelerinin(sn) kontrol grubundaki bebeklere göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p=0.001). Bebeklerin ağlama süreleri(sn) ile işlem sırasındaki ve sonrasındaki ağrı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak güçlü ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Hem girişim hem de kontrol grubundaki bebeklerin işlem sırasındaki ve sonrasındaki ağrı puan ortalamaları arttıkça ağlama sürelerinin(sn) de arttığı belirlenmiştir. İşlem sırası ve sonrası için kalp atım hızı ortalamasındaki en düşük yükselmenin aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği grubundaki bebeklerde olduğu ve farkında istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca; aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği grubundaki bebeklerin işlem öncesi, sırası ve sonrasında oksijen saturasyon ortalamaları diğer üç gruptaki bebeklere göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Ancak bu gruptaki iki bebeğin işlem öncesinde ağrılarının olması ve oksijen saturasyon ortalamalarının işlem öncesinden itibaren düşük seyretmiş olması grubun oksijen saturasyon ortalamasını düşürmüştür. Ayrıca, bu gruptaki bebeklerin işlem öncesi, sırası ve sonrası oksijen saturasyon düzeyleri arasında anlamlı bir farkın olmaması ve oksijen saturasyon ortalamalarının işlem öncesinden itibaren düşük seyretmiş olması da grubun oksijen saturasyon ortalamasının diğer üç gruba göre düşük çıkmasının nedeninin uygulanan aşı ve yöntemden kaynaklanmadığını göstermiştir. Aşı uygulanan 4-6 aylık bebeklerde "Manuel Basınç" ve "Aspirasyonsuz Hızlı Aşı Uygulama Tekniği" nin aşı enjeksiyonuna bağlı ağrının giderilmesinde ve ağlama süresinin azaltılmasında etkili ve yararlı olduğu sonucuna varılmıştır. Aşı enjeksiyonu uygulamalarında ağrının giderilmesi için kolay, hızlı ve hazırlık gerektirmeyen non-farmakolojik yöntemlerin kullanılması ve etkilerinin izlenmesi önerisinde bulunulmuştur.
Motivasyonel görüşme programı'nın tip 2 diyabet tanılı yetişkinlerin hastalıkla başetme ve uyumlarına etkisi: Bir eylem araştırması
Amaç: Araştırmanın amacı, Roy Uyum Modeline göre yapılandırılmış motivasyonel görüşme programının Tip 2 diyabetes mellitus tanısı konmuş yetişkin katılımcıların hastalıkla başetme ve uyumuna etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma, nitel ağırlıklı araştırma desenlerinden eylem araştırması türlerinden özgürleştirici/geliştirici/eleştirel eylem araştırması olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Akdeniz Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne kayıtlı Tip 2 diyabetes mellitus tanısı konmuş yetişkin katılımcılar oluşturmuştur. Araştırma, Tip 2 Diyabetes mellitus tanısı konmuş 10 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Veriler, sosyodemografik ve diyabete ilişkin bilgi formu, başetme ve uyum süreci ölçeği, Tip 2 diyabet öz-etkililik ölçeği ve diyabet özbakım aktiviteleri anketi kullanılarak ve Roy Uyum modelinde yapılandırılan motivasyonel görüşme oturumları ile toplanmıştır. Çalışmada hem nicel hem de nitel veriler elde edilmiştir. Nitel verilerin güvenirliği için kappa analizi, nicel verilerin güvenirliği için Cronbach Alpha ve nicel verilerin analizi için Friedman testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın sonunda Roy uyum modeline yapılandırılan motivasyonel görüşme oturumlarının tip 2 diyabetes mellitus tanısı konmuş katılımcıların başetme uyum, diyabet öz-etkililik ve diyabet özbakım aktiviteleri düzeylerinin artmasında etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca katılımcıların metabolik değerlerinin (A1c, APG, LDL, Trigliserid, Kilo, BKİ) öntest, sontest ve izlem testi sonuçları üzerin de de olumlu etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç: Bulgulara dayalı olarak, Roy Uyum modeline yapılandırılan motivasyonel görüşme oturumlarının Tip 2 diyabetes mellitus tanısı konmuş yetişkin katılımcıların hastalıkla başetme ve uyum, diyabet öz-etkililik ve diyabet özbakım aktivitelerini arttırmada hemşirelik uygulaması olarak kullanılması önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulamaları sırasında kesici/delici alet yaralanma durumları ve ilişkili faktörler
Bu çalışma, Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümünde okuyan hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulamaları sırasında kesici/delici alet yaralanma durumları ve ilişkili faktörleri incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın evreni, Uşak İli Uşak Üniversitesi Hemşirelik bölümünde okuyan 462 öğrenciden oluşmuştur. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflendiğinden herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamıştır. Araştırma örneklemini araştırmaya katılmaya gönüllü olan 402 hemşirelik öğrencisi oluşturmuş ve araştırmaya katılım oranı % 89'dur. Veri toplamada literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Veriler, 15 Mayıs-30 Haziran 2015 tarihleri arasında araştırmacı tarafından kağıt-kalem tekniği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 16.0 paket programı kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,2±2,07' olup, çoğunluğu kadındır (%76,1). Klinik uygulamaları sırasında öğrencilerin % 44,8'i kesici/delici alet yaralanması yaşadıklarını, % 51,7'si bu yaralanmayı rapor etmediklerini belirtmiştir. Öğrencilerin % 58,7'si uygulama alanındaki sağlık risklerine ilişkin güvenlik önlemleri bilgisi aldığını, % 41,3'ü güvenlik bilgisine sahip olmadıklarını belirtmiştir. Öğrencilerin % 60,2'si Hepatit-B aşısı, % 76,4'ü tetanoz aşısı olmadığını ifade etmiştir. Öğrencilerin % 37,8'i bir kez kesici/delici alet yaralanması yaşarken, % 30,6'sı iki kez, % 31,7'si üç ve üzeri sayıda yaralanma yaşamıştır. Hemşirelik öğrencilerinin öğrenim gördükleri sınıflara göre kesici/delici alet yaralanma durumları arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (X²=13,946, p=0,003). Öğrenim yılı arttıkça delici aletle yaralanma durumu 1,48 oranında artmakta, sağlığını korumaya yönelik güvenlik önlemleri konusunda bilgi verilmeyenlerde verilenlere göre delici aletle yaralanma durumu 4,2 kat daha fazla görülmektedir. Lojistik regresyon analizine göre kesici/delici alet yaralanmalarında en önemli faktör olarak, güvenlik önlemleri konusunda bilgi verilme durumu saptanmıştır. Öğrencilerin kesici/delici yaralanmalarının % 51,7'si resmi olarak bildirilmemmiştir. Öğrencilerin öğrenim gördükleri sınıfı, daha önce iş sağlığı ve güvenliği bilgisi alması ve hemşire olarak çalışması kesici/delici yaralanma durumlarının bildirimlerinde etkili olduğu saptanmıştır (p <0.05). Bu bulgular ışığında hemşirelik öğrencileri, okul yönetimi ve sağlık kurumları tarafından kesici/delici alet yaralanmaları konusunda gerekli iş sağlığı ve güvenliğine yönelik önlemler hakkında staj öncesi gerekli bilgilendirmeler yapılmalıdır.
İzmir ilinde tedavi gören tip 1 diyabetli çocukların epidemiyolojik özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırma, İzmir ilinde çocuk endokrinoloji polikliniği olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkezlerinde takip edilen Tip 1 diyabetli çocukların epidemiyolojik özelliklerini belirlemek amacıyla "diyabet izlem kartları" retanımlayıcı (retrospektif) incelenerek yapılmıştır.Araştırmanın evrenini bu 3 kurumda takip edilen 1079 Tip 1 Diyabetli çocuk oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Ege Üniversitesi çocuk endokrinoloji polikliniğinde kullanılan "diyabet izlem kartı" temel alınarak ve literatür doğrultusunda "Tip 1 diyabetli çocuk tanılama formu" geliştirilmiştir. "Diyabet izlem kartlarında" var olan bilgilerden daha kapsamlı veri toplama aracı geliştirilmiştir. Hasta dosyalarından ulaşılamayan 723 (% 67) ailenin bilgilerine telefon edilerek ulaşılmıştır. Araştırma sonucuna göre, çocukların % 51.3'ü Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, % 20.5'i Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, % 28.2'si Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde takip edilmektedir. Çocukların % 42.9'u 10-14 yaş grubunda ve yaş ortalamaları 12.23, % 51.3'ü kız, % 48.7'si erkektir. Çocukların % 8.9'u 8 yaşında tanı almıştır. Çocukların % 60.2'si İzmir'de, % 39.8'i çevre ve diğer illerde yaşamaktadır. İzmir ilinde yaşayanların % 14.5'i Bornova ilçesinde yaşamaktadır. Çocukların % 62.1'i 6 ay anne sütü almış, % 66.5'i 6 aydan sonra ek gıdaya, % 14.1'i 6. ayda formula mamaya, % 30'u 12. ayda inek sütüne başlamıştır. Çocukların % 49.5'i tanı almadan önce suçiçeği, % 35.4'ü tanı almadan önce son 1 yıl içerisinde enfeksiyon geçirmiş, enfeksiyon geçirenlerin % 74.6'sı ÜSYE geçirmiştir. Çocukların % 32'si tanı almadan önce son 1 yıl içerisinde stres yaşamış, yaşayanların % 45.5'inin stres nedeni aile içi sorunlardır.Çocukların % 15.5'inin anne babası arasında akrabalık, % 7.9'unun 1.derece akrabalarında Tip 1 diyabet vardır. Çocukların % 95.6'sı insülin kullanmakta, insülin kullananların % 92.2'si enjeksiyon, % 3.4'ü infüzyon pompası kullanmaktadır. Enjeksiyon uygulayanların % 67.7'si, okula giden ve insülin enjeksiyonu kullananların % 60.5'i enjeksiyonu kendisi uygulamaktadır. İnsülin kullananların % 85.7'si hızlı ve uzun etkili insülin tipini kullanmaktadır. Okula gidenlerin % 60.9'u beslenmesini kendisi düzenlemektedir. 6-12 yaş grubu çocukların % 26.6'sının, 13-18 yaş grubu çocukların % 37.3'ünün en son HbA1C değerleri yüksektir. Anahtar Kelimeler: Tip 1 Diyabet, Epidemiyolojik özellik, Çocuk
Menopoz döneminde depresyon ve uyku problemlerinin yaşam kalitesi ile ilişkisinin belirlenmesi
Araştırma, menopoz döneminde kadınların depresyon ve uyku problemlerinin yaşam kalitesi ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte yapılan çalışma 01.11.2022 - 01.02.2023 tarihleri arasında Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğünü, Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine menopoz tedavisi için başvuran 450 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem büyüklüğü ise, evreni bilinen durumlarda örneklem hesaplama formülü kullanılarak, %95 güven aralığı, %5 hata ile 200 kadın olarak belirlenmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistiksel metotlar, bağımsız t testi, tek yönlü varyans analizi, Bonferroni kullanılmıştır. İleri analizler için Pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma verileri; menopozdaki kadınların sosyodemografik özellikleri ile Beck Depresyon Ölçeği(BDÖ), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi(PUKİ) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçesi(MÖYKÖ) ile toplanmıştır. Menopozdaki kadınların "Beck Depresyon Ölçeği-BDÖ" ortalaması 17.57±11.54, "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi-PİKU" ortalaması 9.73±2.96, "Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği-MÖYKÖ" alt puanları vazomotor alan ortalamasının 4.21±1.68, psikososyal alan ortalamasının 3.47±1.50, fiziksel alan ortalamasının 3.63±1.29 ve cinsel alan ortalamasının 3.27±1.93 olarak bulunmuştur. Sağlık personellerinin menopoz dönemindeki kadınlara holistik bir yaklaşım sunup, menopoz semptomlarıyla baş etme yöntemleri konusunda danışmanlık vermesi, kadınların menopoz dönemindeki yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyecektir.
Bir kamu hastanesinde çalışan ebe ve hemşirelerin kadına yönelik şiddetin belirtilerini tanılama düzeyleri
Araştırma, ebe ve hemşirelerin kadına yönelik şiddet belirtilerini tanılama düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve karşılaştırmalı tipte yapılmıştır. Çalışma, 15.01.2023-31.08.2023 tarihleri arasında Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesinde yapılmıştır. Araştırma örneklemini, Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi'nde görev yapan olasılıksız örnekleme yöntemi ile araştırmaya katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerini taşıyan 399 hemşire ve ebe oluşturmuştur. Araştırma verileri; "tanıtıcı bilgi formu", "Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımalarına İlişkin Ölçek-'HEKYŞBTÖ' ile toplanmıştır. Verilerin istatiksel değerlendirilmesinde student's t testi, ANOVA (post hoc: Bonferroni) testi, ki-kare testi, korelasyon analizi ve lineer regresyon analizi testleri kullanılmıştır. Hemşirelerin "Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddet Belirtilerini Tanımalarına İlişkin Ölçek-'HEKYŞBTÖ' puan ortalaması 20.70±6.53 iken ebelerin ölçek puan ortalaması ise 14.90±3.17 bulunmuştur. Verilen verilere göre hemşireler kadına yönelik şiddet belirtilerini tanılama konusunda kısmen yeterli bilgiye sahipken ebeler yetersiz bilgiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamızda, ebelerin 22-35 yaş arasında olanların, yoğun bakımda çalışanların ve 6-10 arasında çalışma yılı olanların; hemşirelerin ise lisansüstü mezunu olanların ve yine ebelerde olduğu gibi 6-10 arasında çalışma yılı olanların hemşire ve ebelerin kadına yönelik şiddetin belirtilerini tanımalarına yönelik toplam ölçek puan ortalamalarının diğer katılımcılara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hemşire ve ebelere kadına yönelik şiddet risk faktör ve şiddet belirtilerini tanımalarına ilişkin hizmet içi eğitim programları düzenlenerek farkındalığın arttırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebe, hemşire, kadına yönelik şiddet.
Vardiyalı çalışan özel güvenlik görevlilerinin uyku kalitesi ve stres düzeylerinin ruhsal durumlarıyla ilişkisi
Vardiyalı çalışma sistemi, hizmet sektöründe devamlılığın sağlanması ve üretimin arttırılması amacıyla ortaya çıkmıştır. Güvenlik, sağlık ve endüstri gibi iş kolları 24 saat çalışmayı gerektirmektedir ancak vardiyalı çalışma sistemi, çalışan sağlığı ve iş güvenliğini negatif yönde etkilemekte, fiziksel, sosyal ve ruhsal sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı; vardiyalı çalışan güvenlik görevlilerinin uyku kalitesini, algılanan stres düzeyini ve ruhsal durumlarını saptamak, uyku kalitesi ve stres düzeyinin ruhsal durumlarıyla ilişkisini belirlemektir. Çalışma, Ocak 2023- Haziran 2023 tarihleri arasında, Balıkesir Üniversitesi'nde vardiya sistemi ile çalışan özel güvenlik görevlileri ile yürütülmüştür. Çalışmada demografik anket formu, bireylerin uyku kalitesini belirlemek için Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, stres düzeyini belirlemek için Algılanan Stres Düzeyi ölçeği ve ruhsal sağlık durumlarını belirlemek için Genel Sağlık Anketi kullanıldı. Çalışmada elde edilen verilerin analizi için SPSS 21.0 ''Statistical Package for the Social Science'' programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistik, t testi / Mann Whitney U testi, ANOVA (Posthoc: Bonferroni) / Kruskal Wallis testi, korelasyon ve regresyon analizleri kullanıldı. Çalışmaya 37'si kadın (%37), 63'ü (%67) erkek olmak üzere toplam 100 özel güvenlik görevlisi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 36.9 ve %59'u 36-45 yaş arasında, %68'i evli ve %65'i çocuk sahibidir. Pittsburg uyku kalitesi indeksi puanı 8,78±28,41, algılanan stres düzeyi puanı 28,13±8,26, genel sağlık anketi puanı 3,03±3,11 bulundu. Uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler karşılaştırıldığında, katılımcıların %85'inin kötü uyku kalitesine sahip olduğu, %56' sının 'ruhsal muayene gerekli' bireyler olarak kabul edildiği, %59'unun orta düzeyde strese sahip olduğu tespit edildi. Ruhsal durum puanındaki artış ruhsal durumun kötüleştiğini, uyku kalitesi indeksi puanındaki artış uyku kalitesinin kötüleştiğini göstermektedir. Regresyon modeli sonuçlarına göre, ruhsal durum ile uyku kalitesi arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu ( =0,278, p=0,001), ruhsal durum ile stres düzeyi arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu ( =0,553, p=0,000) saptandı (f=52,119; p=0,001; r2= 0,508). Sonuç olarak, kötü uyku kalitesi ve stres düzeyindeki artış ruhsal durumu olumsuz etkilemektedir. Vardiyalı çalışan güvenlik görevlilerinin uyku kalitelerinin iyileştirilmesi ve stres faktörlerinin azaltılması, ruhsal hastalıkların oluşması riskini de azaltacaktır.
Hemşirelik öğrencilerinin ekolojik ayak izi ve sürdürülebilir tüketim davranışlarının belirlenmesi
Bireylerin ve çevrenin sağlığından sorumlu olacak geleceğin hemşirelerinin üniversite eğitimi sürecinde çevre ve tüketim bilinci hakkında bilgilerinin, farkındalıklarının ve sürdürülebilir yaşam becerilerinin öncelikle kendi davranışları üzerinden değiştirmesi günümüzün ve Dünyamızın geleceği için büyük önem arz etmektedir. Çevresel devamlılığın ölçülmesini mümkün kılan ekolojik ayak izi kavramı insan ile doğa arasındaki ilişkiyi anlamlandırmak açısından önemlidir. Bu çalışma, Balıkesir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik öğrencilerinin sürdürülebilir tüketim davranışlarının ve ekolojik ayak izi farkındalıklarının belirlemek, çeşitli sosyodemografik değişkenler açısından değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı kesitsel tipteki bu çalışmanın evrenini 2023-2024 akademik yılında Balıkesir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim görmekte olan hemşirelik bölümü öğrencileri oluşturmaktadır. 12 Şubat-20 Mayıs 2024 tarihleri arasında evrenin tamamına ulaşmak hedeflendiğinden araştırmaya katılmayı kabul eden 414 hemşirelik öğrencisi çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmada sosyodemografik anket formu, Sürdürülebilir Tüketim Davranışları Ölçeği(STDÖ) ve Ekolojik Ayak İzinin Azaltılmasına Yönelik Farkındalık Ölçeği(EAİFÖ) kullanıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik, t testi / Mann Whitney U testi, ANOVA (Posthoc: Bonferroni) / Kruskal Wallis testi, korelasyon analizleri kullanıldı. Çalışmaya 296'sı kadın (%71,5), 118'i (%28,5) erkekten oluşan toplam 414 hemşirelik öğrencisi katılım göstermiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 20,97±1,71 (min:18, max:28) yıldır. Katılımcıların %35,5'inin çevre konusunun ilgisini çektiği, %70,0'nın herhangi bir çevre kuruluşunun aktivitelerine katılmadığı, %35,5'inin bazen ailede çevre ile ilgili konular konuşulduğu, %51,2'sinin çevreyi kirleten bireylere karşı ara sıra tepki gösterdiği, %65,5'inin çevre koruma konusunda herhangi bir eğitim almadığı belirlendi. Ekolojik ayak izi farkındalığı toplam puan ortalaması (108,84±23,75), sürdürülebilir tüketim davranışları toplam puan ortalaması (54,78±9,28) bulundu. Uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler karşılaştırıldığında EAİFÖ'den kadınların aldığı puanın erkeklere göre daha yüksek olduğu (p=0,021), hemşirelik 2., sınıf öğrencilerin 3.,4., 5., sınıflardan daha yüksek puan aldığı saptandı (p=0,000). İkinci sınıf olan grubun STDÖ'den aldığı çevre duyarlılığı (15,91±5,14), tasarruf puanı (14,26±3,63) diğer gruplardan daha yüksek olduğu saptandı. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, Sürdürülebilir tüketim davranışı ile ekolojik ayak izi arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü (r=0,397, p<0,05) bir ilişki saptandı. Çalışma sonucunda sürdürülebilir tüketim davranışlarının ekolojik ayak izi farkındalığı üzerinde güçlü bir etkisi olduğu saptanmıştır. Hemşirelik öğrencilerinin çevre sağlığının bireysel, aile ve toplumsal yönden taşıdığı riskleri değerlendirip, sürdürülebilir tüketim davranışlarını geliştirmesi sağlanmalı, çevre sağlığı konusunda eğitimleri arttırılarak bilgi ve becerileri geliştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Çevresel duyarlılık, ekolojik ayak izi, farkındalık, hemşirelik öğrencileri, sürdürülebilir tüketim.
Ekran tabanlı simülasyon eğitiminin hemşirelik öğrencilerinde çocuk ilaç uygulamalarındaki öz-yeterlilik ve öğrenmede kendine güvene etkisi
Halk sağlığı hemşireliği uygulamaları kapsamında; aile sağlığı merkezleri, okul, evde sağlık bakım hizmetleri kurumlarında çocuk ilaç uygulamaları yapılmaktadır. Ancak hemşirelik eğitimi programlarından mezun olan öğrencilerin çocuklarda ilaç uygulamaları konusunda kaygı yaşadıkları belirtilmektedir. Yüz yüze eğitim verilirken ders anlatımına katkı sağlayıp öğrencilerin kaygılarını azaltabilecek, yüz yüze eğitimin kesintiye uğradığı durumlarda da ders içi uygulamalarına alternatif olabilecek ekran tabanlı simülasyonun; çocuklarda ilaç uygulama çalışılmasına literatürde rastlanmamıştır. Bu çalışma, ekran tabanlı simülasyon eğitiminin hemşirelik öğrencilerinde çocuk ilaç uygulamalarındaki öz-yeterlilik ve öğrenmede kendine güvene etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmış deneysel tipte randomize kontrollü çalışmadır. Çalışmanın evrenini Balıkesir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi hemşirelik öğrencileri arasında 2023-2024 eğitim öğretim yılı 2. Ve 3. sınıf toplam 206 hemşirelik öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeyip bir müdahale ve bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Ön-test son-test düzeninde olan çalışmanın verileri "Sosyodemografik Özellikler Formu" "Simülasyonla Eğitimde Kullanılan Öğrenci Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendine Güven Ölçeği" ve "Hemşirelik Öğrencileri İçin Çocuklarda İlaç Uygulamaları Öz-Yeterlilik Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Kolmogorov-Smirnov, karışık desen bağımlı varyans analizi, bağımlı gruplarda t testi, bağımsız gruplarda t testi uygulanmıştır. Tanıtıcı özellikler bağlamında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Gruplar arasında Simülasyonla Eğitimde Kullanılan Öğrenci Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendine Güven Ölçeği ön-test puan farkı bulunmayıp son-test sonuçlarında anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Ölçek kontrol grubu içinde ön-test ve son-test sonuçları arasında anlamlı fark göstermemiştir (p>0,05). Müdahale grubu içinde ön-test ve son-test sonuçları arasında anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Hemşirelik Öğrencileri İçin Çocuklarda İlaç Uygulamaları Öz-Yeterlilik Ölçeğinin sonuçları değerlendirildiğinde gruplar arasında ön-test puan farkı bulunmayıp son-test sonuçlarında anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Ölçek kontrol grubu içinde ön-test ve son-test sonuçları arasında anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Müdahale grubu içinde ön-test ve son-test sonuçları arasında anlamlı düzeyde yükselme saptanmıştır (p<0,05). Sonuçlar doğrultusunda ekran tabanlı simülasyonun hemşirelik öğrencilerinin çocuklarda ilaç uygulamaları öz-yeterliliklerine, öğrenci memnuniyetine ve öğrenmede kendine güvenlerine olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk ilaç uygulamaları, hemşirelik eğitimi, simülasyon
Doğal afetlerden sonra çocuklarda görülen uyku yoksunluğu, sosyal medya bağımlılığı ve ilişkili faktörler
Doğal afetler öngörülemeyen, büyük can ve mal kayıplarına yol açan doğa olaylarıdır. Dünya genelinde ve Türkiye'de her yıl farklı doğal afetler yaşanmakta ve bu afetlerin sonuçları toplumları etkilemektedir. Çocuklar afetlere maruz kalan ve afetlerden etkilenen en hassas ve savunmasız bireylerdir. Her yıl milyonlarca çocuk doğal afetlere doğrudan veya dolaylı olarak maruz kalmakta ve çeşitli şekillerde etkilenmektedir. Bu çalışma, doğal afetlere doğrudan veya dolaylı olarak maruz kalan çocukların uyku yoksunluğu ve sosyal medya bağımlılığını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çocukların yaşları, günlük uyku süreleri, uyku öncesi aktiviteleri gibi çeşitli sosyodemografik özellikleri, afetlerle ilgili bilgi edinme, okulda düzenlenen afet eğitimleri ve tatbikatlarına katılımı, acil durum ve afet çantası hazırlama bilgileri belirlenerek, bu unsurların çocukların uyku yoksunluğu ve sosyal medya bağımlılığı ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma,11.09.2023-11.12.2023 tarihleri arasında, Balıkesir ili Karesi ilçesindeki iki devlet okulunda öğrenim gören 369 öğrenci ile gerçekleştirildi. Veriler "Anket Formu", "Çocuklar ve Ergenler İçin Uyku Yoksunluğu Ölçeği ve "Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği" kullanılarak, sınıf rehber öğretmenleri eşliğinde, yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Veriler sayı, yüzde, ortalama, t testi, ANOVA, pearson korelasyon katsayısı ve lineer regresyon analizi ile değerlendirildi. Katılımcı öğrencilerin yaş ortalaması 14.16±1.99 olup, Çocuklar ve Ergenler İçin Uyku Yoksunluğu ortalama puanı 32.81±10.67, Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ortalama puanı 18.28±7.87 olarak bulundu. Lineer regresyon analizi sonucunda Çocuk ve Ergenler İçin Uyku Yoksunluğu puanı, yaş arttıkça (β:1.432; %95 GA 0.871, 1.993), yatma saati geç olan (β:1.810; %95 GA 0.522, 3.097), uykuya geçme süresi uzun olan (β:3.371; %95 GA 1.457, 5.284), kendine ait kişisel sosyal medya hesabı bulunan (β: 2.264; %95 GA 0.750, 3.777), doğal afetlerle ilgili bilgi edinmek için sosyal medyayı kullananlarda (β: 2.301; %95 GA 0.182, 4.420) anlamlı olarak arttı (Adjusted R2 =0.349, F= 20.593, p<0.001). Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı puanı ise yatma saati geç olan (β: 1.440; %95 GA 0.477, 2.402), uykuya geçme süresi uzun olan (β: 2.389; %95 GA 1.044, 3.734), uyku öncesi sosyal medyayı kullanan (β:1.810; %95 GA 0.942, 2.679) ve kişisel sosyal medya hesabı olan çocuklarda (β: 1.908; %95 GA 0.724, 3.092), anlamlı olarak arttı (Adjusted R2 = 0.165; F= 9.946; p< 0.001). Çalışmaya katılan öğrencilerin uyku yoksunluğu ve sosyal medya bağımlılığı arasında da pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi. Doğal afetlerin çocukların uyku sağlığı ve sosyal medya kullanım alışkanlıkları üzerine etkilerini anlamak için afet planlamalarında gelişim dönemlerinin göz önünde bulundurulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Çocuk sağlığı, doğal afetler, uyku yoksunluğu, sosyal medya
Kardiyovasküler hastalık tanısı alan bireylerin risk faktörleri bilgi düzeyleri ve hastalık algısının değerlendirilmesi
Dünyada ve ülkemizde yaşam koşullarının değişmesi ve nüfusun yaşlanmasıyla beraber bulaşıcı olmayan hastalıkların prevalansı artmaktadır. Bu grupta yer alan kardiyovasküler hastalıklar, halk sağlığı açısından önemli bir sorundur. Kardiyovasküler hastalıkların gelişmesinde birden çok risk faktörü yer almaktadır. Hastaların, bu hastalığın risk faktörlerini ve hastalık algılarını belirlemek, sahada ve klinikte sağlık profesyonellerinin uygulamalarında gerçekçi bilgiler sağlamak konusunda önemlidir. Bu araştırma, kardiyovasküler hastalık tanısı alan bireylerin risk faktörleri bilgi düzeyleri ve hastalık algılarının değerledirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Şubat-Eylül 2021 tarihleri arasında Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi servisinde yatan, araştırmanın dahil edilme kriterlerini taşıyan, kardiyovasküler hastalık tanısı olan, 200 hasta oluşturmuştur. Çalışmanın verileri, "Hastaları Tanıtıcı Bilgi", "Kardiyavasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği" ve "Hastalık Algısı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizleri R istatistik programı ile yapılmıştır. Analizlerde, Kolmogorov Smirov testi, Student t, Mann-Whitney U, Anova, Kruskal-Wallis testleri, Bonferroni ve Dunn-Bonferroni düzeltmesi ayrıca Pearson korelasyon yapılarak istatistiksel değerlendirme yapılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 56,43±13,94'dür. Hastaların %82,5'i evli, %60,5'i erkek, %55,5'i bir kronik hastalığa sahip, %62,5'i ise koroner kalp hastasıdır. Kardiyavasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi toplam puan ortalaması 11.51±6.28 bulunmuştur. Hastalık Algısı Ölçeğinden aldıkları puanlara göre alt boyut puan ortalamaları; hastalık tipi alt boyutu 4,13±2,80; hastalık hakkındaki görüşleri en yüksek, duygusal temsiller 25,03±4,32; Hastalık Algısı Ölçeği olası nedenler boyutunda en yüksek psikolojik atıflar 21,52±4,47 bulunmuştur. Her iki ölçek arasında negatif ve pozitif yönde anlamlı zayıf bir ilişki saptanmıştır. Kardiovasküler hastalık tanısı alan bireylerin bilgi düzeylerini artırmak amacıyla sağlık çalışanlarının sahada ve klinik alanda etkili eğitim ve bilgilendirme çalışmalarını sürdürmesi, bireylere psikososyal danışmanlık verilerek toplumun farklı kesimlerinde kardiyovasküler hastalıklar üzerinde daha fazla araştırma yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler Hastalıklar, Bilgi Düzeyi, Hastalık Algısı, Koroner Kalp Hastalığı, Hemşirelik
E-sağlık okuryazarlığı ölçeğı'nın Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışmada e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliğinin belirlenmesi ve Türkçeye uyarlanması amaçlanmıştır. Metodolojik nitelikte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini 2020-2021 Bahar yarıyılında Bursa Uludağ Üniversitesinde öğrenim gören 456 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın verilerinin toplanmasında; Öğrenci Tanıtıcı Bilgi Formu ve e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın verileri Aralık 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında online olarak toplanmıştır. Çalışmanın geçerliliğini belirlemek için dil geçerliliği, kapsam geçerliliği ve yapı geçerliliği incelenmiştir. Ölçeğin güvenirliliğini değerlendirmek için Cronbach's alfa güvenirlik katsayısı, madde-toplam puan korelasyonları ve Test Tekrar Test analizleri yapılmıştır. Kapsam geçerliliği için Davis tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın kapsam geçerlilik indeksi değeri 0,96 bulunmuştur. e-Sağlık okuryazarlığı ölçeğinin KMO değeri 0,84 olarak hesaplanmıştır. Barlett's Test of Sphericity değeri χ2=1975,03 (p<0,000) bulunmuştur. e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin faktör yapısını belirlemek için açıklayıcı faktör analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda toplam varyansın %62'nı açıklayan, öz değeri 1'in üzerinde olan 3 faktör belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizleri sonucunda ölçeğin uyum indeksleri, 𝑋2/sd 2,39, RMSEA 0,05, GFI 0,96, NFI 0,94 ve CFI değeri 0,96 olarak belirlenmiştir. Sınanan modelin verilerle uyumlu olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin Cronbach alpha güvenilirlik katsayısı 0,82 bulunmuştur. Yapılan analizler e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir olduğunu ortaya koşmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, e-Sağlık Okuryazarlığı, Üniversite Öğrencileri, Geçerlilik, Güvenilirlik
Tip 2 diyabetli hastalarda diyabet sağlık okuryazarlığı ve diyabet sağlığını geliştirme öz bakımı
Tip 2 Diyabet, 21. yüzyılın en hızlı büyüyen küresel sağlık sorunlarından biridir. Hastalığın komplikasyonlarını, hastalıkla ilişkili fizyolojik ve psikolojik etkilerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak etkili ve sürdürülebilir diyabet öz bakım yönetimi ile sağlanabilir. Hastaların diyabet öz bakım yönetimini etkileyen faktörlerden biri sağlık okuryazarlığıdır. Bu araştırma Tip 2 diyabetli bireylerde diyabet sağlık okuryazarlığı ve diyabet sağlığını geliştirme öz bakımı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Pamukkale Üniversitesi Hastanesi'nin Endokrin Polikliniğine başvuran araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 321 Tip 2 diyabet hastası araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veri toplama zamanı Nisan-Haziran 2024 tarihleri arasındadır. Veri toplama araçları olarak, hastaların sosyo-demografik, sağlıkla ilgili ve hastalığına ilişkin bilgilerini içeren "Kişisel Bilgi Formu", "Diyabet Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ve "Diyabet Sağlığını Geliştirme Öz Bakım Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde, sayı ve yüzde dağılımları, ortalama ve standart sapma, basıklık ve çarpıklık değerleri, Kolmogorov-Smirnov normallik testleri, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Sperman korelasyon analizi kullanılmıştır. Diyabet sağlığını geliştirme öz bakımının belirleyicilerini saptamak için çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Diyabet Sağlık Okuryazarlığı toplam ölçek puan ortalaması 2,47± 0,66 ve Diyabet Sağlığını Geliştirici Öz Bakım toplam ölçek puan ortalaması 3,33±0,60'dır. Tip 2 diyabetli hastaların diyabet sağlık okuryazarlığı ile diyabet sağlığını geliştirmeye yönelik öz bakım davranışları arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, Tip 2 diyabetli hastaların genel diyabet sağlık okuryazarlığı düzeyleri düşük düzeyde, diyabet sağlığını geliştirmeye yönelik öz bakım düzeyleri orta düzeydedir. Linear regresyon analizine göre sağlık okuryazarlığının diyabet sağlığını geliştirme öz bakımı davranışını etkileyen en önemli değişken olduğu belirlenmiştir (β=0,59). Diyabetli hastaların diyabet sağlık okuryazarlık düzeylerinin arttırılması ve diyabet sağlığını geliştirimeye yönelik öz bakım davranışlarının geliştirilmesi için özel eğitim programları düzenlenmeli, hemşirelik girişimleri planlanmalıdır. Hastaların sağlık okuryazarlığını ve öz bakım davranışlarını arttırmaya yönelik randomize ve kontrollü araştırmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabet; Diyabet Sağlık Okuryazarlığı; Diyabet Öz Bakımı; Sağlığı Geliştirme
Yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma,başarılı yaşlanma ve dijital yetkinlikleri: Kesitsel bir çalışma"
Amaç: Bu çalışma, yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma, başarılı yaşlanma ve dijital yetkinliklerini değerlendirmeyi ve aralarındaki ilişkiyi açıklamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma, kesitsel ve ilişki arayıcı araştırma tasarımında yapılmıştır. Denizli İl Merkezi'nde bulunan ve örnekleme seçilen dört Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 65 yaş üzeri, toplam 380 yaşlı birey çalışmaya alınmıştır. Veriler yüzyüze görüşme yöntemi ile, Tanıtıcı Bilgi Formu, Yerinde Yaşlanma, Başarılı Yaşlanma Ölçekleri ve Yaşlılara Yönelik Dijital Yetkinlik Envanteri kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde student t, Anova, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Yaşlı bireylerin Yerinde Yaşlanma Ölçeği puan ortalamalası 59,62±8,21, Başarılı Yaşlanma Ölçeği puan ortalaması 54,59 ± 8,14 olarak belirlenmiştir. Bilgi ve veri okuryazarlığı, 5,00 ± 2,36 iletişim-işbirliği 18,47±7,90 , güvenlik 9,50±4,19 ve problem çözme 8,08±3,48 şeklinde puan ortalamaları belirlenmiştir. İlkokul üzeri eğitime sahip, 65-69 yaş arasında, gelir düzeyi yüksek, sağlık algısı iyi, cep telefonu/akıllı telefon, bilgisayar/tablet ile internete erişimi bulunan yaşlı bireylerde yerinde yaşlanma düzeyi, başarılı yaşlanma düzeyi ve dijital yetkinlikleri daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca yerinde yaşlanma, başarılı yaşlanma ve yaşlılara yönelik dijital yetkinlik arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma düzeyi orta düzeyde, başarıları yaşlanmaları iyi düzeydedir. Yaşlı bireylerin dijital yetkinliklerinin artırılması yerinde yaşlanma memnuniyeti ve başarılı yaşlanma düzeyine katkı sağlamaktadır. Yaşlı sağlığı hizmetleri kapsamında, yerinde ve başarılı yaşlanmayı desteklemek için dijital teknoloji kullanımı da dahil olmak üzere sürekli ve etkili eğitim programlarıa yer verilmelidir.
Gebelikte sağlığı geliştirme davranışları eğitiminin uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeylerine etkisi: Randomize kontrollü deneysel çalışma
ÖZET GEBELİKTE SAĞLIĞI GELİŞTİRME DAVRANIŞLARI EĞİTİMİNİN UYKU KALİTESİ VE FİZİKSEL AKTİVİTE DÜZEYLERİNE ETKİSİ: RANDOMİZE KONTROLLÜ DENEYSEL ÇALIŞMA Kurt F., Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Halk Sağlığı Hemşireliği Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Aydın, 2024. Amaç: Bu çalışmanın amacı, gebelerde sağlığı geliştirme davranışları eğitiminin gebelerin uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyleri üzerine etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma ön test son test randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evreni 620 gebe, örneklemi 27 Deney, 30 kontrol toplam 57 gebe oluşturdu. Araştırmada girişim öncesi bireysel görüşmeler yapılarak kadınlardan yazılı onam alındı, sonrasında araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi Ölçeği ve Gebelerde Fiziksel Aktivite Anketi uygulandı. Deney grubuna 6 haftalık haftada bir gün ve 30 dakika sürecek sağlığı geliştirme davranışları eğitimi, Aile Sağlığı Merkezinde, mesai saatleri içerisinde Aile Sağlığı Mererkezi çalışanları tarafından belirlenen bir odada verildi. Eğitimlerin bitiminde ölçek uygulamaları tekrarlandı. Eğitim bitiminden bir ay sonra Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi Ölçeği ve Gebelerde Fiziksel aktivite anketi tekrarlandı. Araştırma sonucu elde edilen veriler SPSS 25,0 paket programında %95 güven aralığında ve 0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Elde edilen verilerin normal dağılımı Kolmogorow-Smirnov testi ile değerlendirildi ve normal dağılım koşullarının karşılandığı durumlarda parametrik; karşılanmadığı durumlarda nonparametrik testler Bulgular: Eğitim sonrası deney grubunun Hamilelik Fiziksel Aktivite Anketi Meslekle İlgili Aktiviteler, Toplam Puan ve Sedanter puan ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı derecede yükseldiği saptandı. Eğitim sonrası birinci ayda deney grubunun Spor/Egzersiz aktiviteleri puan ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı. Sonuç: Yapılan eğitimin Meslekle İlgili Aktiviteler, Toplam Puan ve Sedanter puan ortalamalarına, Spor/Egzersiz aktiviteleri üzerine olumlu etkisi olduğu saptandı. Kadınların gebelik döneminde gebelikte sağlığı geliştirme davranışları eğitiminin uyku kalitesi ve fiziksel aktivite yönelik eğitim ve uygulamaların yaygınlaştırılarak sağlık bakım hizmetlerine entegre edilerek kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Eğitim, Gebelik, Hemşirelik, Uyku.
The effect of mindfulness-based stress reduction progran in the elderly on spiritual well-being and meaning of life
ABSTRACT THE EFFECT OF MINDFULNESS-BASED STRESS REDUCTION PROGRAM IN THE ELDERLY ON SPIRITUAL WELL-BEING AND MEANING OF LIFE Sevimoğlu MY., Aydın Adnan Menderes University, Institute of Health Sciences, Department of Public Health Nursing, Doctorate Thesis, Aydın, 2024. Objective: This study aimed to determine the effect of a mindfulness-based stress reduction program on the spiritual well-being and meaning-making of elderly individuals. Materials and Methods: This research was conducted as a quasi-experimental study with a pre-test and post-test control group design. The study sample consisted of a total of 34 elderly individuals, with 17 in the experimental group and 17 in the control group. To assess the cognitive status of the elderly participants, the "Standardized Mini-Mental Test" was used for those with primary school or higher education, while the "Standardized Mini-Mental Test for the Illiterate" was used for illiterate individuals and those who had not completed primary school. Elderly individuals who scored 23 or above on the Standardized Mini-Mental Test were included in the study. As part of the study, the elderly participants received mindfulness training. For data analysis, descriptive statistical analyses, Mann-Whitney U test, Friedman test, Pearson Chi-Square test, and Likelihood Ratio test were used. Results: It was found that the Anomie Subscale score average of the experimental group was higher than that of the control group after training and at the first follow-up after training. The average scores of the Transcendence and Anomie Subscales, as well as the Spiritual Well-Being Scale, increased in the experimental group after training. In the control group, the average score of the Transcendence Subscale increased in the first month after training compared to the pre-training score. The Meaning in Life Scale and the Sought Meaning Subscale scores of the experimental group increased at the first and third-month follow-ups after training. In the control group, the average score of the Presence of Meaning Subscale was found to be higher in all post-training measurements compared to the pre-training scores. Conclusion: The mindfulness-based stress reduction program was found to have a positive effect on the spiritual well-being and meaning-making of elderly individuals. Key Words: Elderly, Mindfulness, Nursing, Spirituality, Stress.
Hemşire yöneticilerin halk sağlığı sorunu olan COVID 19 salgınına yönelik kriz yönetimi ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu tez çalışması, hemşire yöneticilerin halk sağlığı sorunu olan Covid 19 salgınındaki kriz yönetimi becerileri ve bununla ilişkili faktörleri inceleme amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel olarak, 20 Temmuz-20 Ekim 2021 tarihleri arasında Giresun il merkezinde bulunan Giresun Üniversitesi Prof. Dr. A. İlhan Özdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, GRÜ Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları EAH, Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Merkezi olmak üzere üç hastanenin hemşire yöneticilerinden veri toplanarak gerçekleşti. Araştırmanın evrenini 196 hemşire yönetici oluşturmaktadır. Araştırmada örnekleme yöntemi kullanılmadı, evrenin tümüne ulaşılması hedeflendi. Araştırmaya katılmayı kabul eden 156 hemşire yönetici araştırmanın örneklemini oluşturdu. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamında Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirildi. Araştırmaya katılan yöneticilerin tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelendi. Yöneticilerin tanımlayıcı özelliklerine göre ölçek puan ortalaması incelemesinde t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) analizleri uygulandı. Hemşire yöneticilerin tanımlayıcı özelliklerine göre ölçek puanlarının neden sonuç ilişkisini incelemek için lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre araştırmaya katılan hemşire yöneticilerin %8,3'ü erkek, %91,7'si kadın olduğu, hemşire yöneticilerin çoğunun ''31-40'' yaş arasında, lisans ve üzeri mezunu, ''1-5'' yıldır yönetici olarak çalıştığı, çoğunluğunun hizmet içi eğitim programına katıldığı belirlendi. Araştırmaya katılan hemşire yöneticilerin, ''Kriz Yönetimi Ölçeği'' puan ortalaması 3,143±0,286 olarak hesaplandı. Meslekte çalışma süresi "11-15 yıl", "16-20 yıl" ve "20 yıl ve üzeri" olan katılımcıların hasarın yayılmasını önleme ve öğrenme puanlarının, meslekte çalışma süresi "10 yıl ve altı" olan katılımcıların hasarın yayılmasını önleme ve öğrenme puanlarından yüksek olması anlamlı farklılığı göstermektedir (p<0.05). Katılımcıların yöneticilik süresi "6-10 yıl" olanların kriz yönetimi genel, hasarın yayılmasını önleme ve öğrenme puanlarının, yöneticilik süresi "1-5 yıl" ve"10 yıl ve üzeri" olan katılımcıların kriz yönetimi genel, hasarın yayılmasını önleme ve öğrenme puanlarından yüksek olması anlamlı farklılığı göstermektedir (p<0.05). Sonuç: Halk sağlığı sorunu olan Coronovirus Disease 2019 (COVID 19) salgının sebep olduğu kriz durumu karşısında tüm yasal sorumlulukların alınarak büyük bir özveriyle çalışılması, bakım kalitesini artırıp doğru bir planlamayla krizin yönetilmesi hemşirelik hizmetleri yönetimini yakından ilgilendirmektedir . Anahtar kelimeler: Covid 19, Hastane, Hemşire Yöneticileri, Kriz, Kriz Yönetimi.
Meme kanseri tanısı almış olan kadınlarda psikolojik dayanıklılığı geliştirmeye yönelik müdahalelerin etkinliği: Sistematik derleme ve meta-analiz
Amaç: Bu çalışmada, meme kanseri tanısı almış olan kadınların psikolojik dayanıklılığını geliştirmeye yönelik müdahalelerin etkinliğini ve müdahalelerin yaşam kalitesi, anksiyete, depresyon, stres, yorgunluk ve uyku kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışma sistematik derleme ve meta-analiz deseninde yapıldı. Taramalar Ağustos 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında EBSCO, MEDLINE, ProQuest Dissertation and Theses, PubMed, Science Direct, Scopus, Web of Science Core Collection, TR Dizin ve Ulusal Tez Merkezi veritabanlarında, "breast cancer" "psychological resilience" "meme kanseri" "psikolojik dayanıklılık" "psikolojik sağlamlık" anahtar kelimeleriyle yapıldı. Araştırmaların metodolojik kalitesi, Joanna Briggs Institute tarafından geliştirilen Kritik Değerlendirme Kontrol Listeleri ile değerlendirildi. Veriler meta-analiz ile sentez edildi. Bulgular: Çalışmaya 2005-2022 yılları arasında yayınlanmış 13 araştırma dahil edildi. Araştırmaların örneklem hacmi 1265'tir. Altı çalışmanın kalitesi yüksek, altı çalışmanın kalitesi orta düzeyde belirlendi. Yapılan meta-analizlerde müdahalelerin psikolojik dayanıklılık puan ortalamalarını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artırdığı saptandı (SMD: 1,00; %95 CI: 0,70-1,31; z= 6.43; p<0,001). Sistematik derleme ve meta-analiz sonuçları müdahalelerin anksiyete (SMD: -1,40; %95 CI: -2,33-0,48; z= 2.99; p=0,003), depresyon (SMD: -1,34; %95 CI: -2,09-0,60; z= 3.52; p<0,001) ve yorgunluk (SMD: -0,63; %95 CI: -1,17-0,10; z= 2.34; p=0,02) puan ortalamalarını anlamlı bir şekilde etkilediği saptandı. Sonuç: Bu çalışmada meme kanseri tanılı kadınlara yönelik müdahalelerin psikolojik dayanıklılık düzeyini arttırdığı anksiyete, depresyon ve yorgunluğu azalttığı sonucu ortaya çıkarıldı. Müdahalelerin yaşam kalitesi, stres ve uyku kalitesi üzerinde anlamlı etki oluşturmadığı belirlendi.
Hemşirelik öğrencilerinin kültürlerarası duyarlılık düzeylerinin geliştirilmesi: Randomize kontrollü deneysel çalışma
Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin kültürlerarası duyarlılık düzeylerinin geliştirilmesi amacıyla ön test son test kontrol gruplu düzende deneysel olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın yapıldığı Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi dördüncü sınıfında eğitim gören 303 öğrenci araştırma evreni olarak kabul edilmiştir. Araştırmanın örneklemini ise 51 deney 51 kontrol grubu olmak üzere toplam 102 öğrencinin oluşturması hedeflenmiş ancak olası vaka kayıpları da düşünülerek çalışmanın 60 deney ve 60 kontrol grubu olmak üzere toplam 120 öğrenci ile tamamlanması planlanmış olup 60 kontrol ve 57 deney grubu toplam 117 öğrenci ile araştırma tamamlanmıştır. Araştırma ön test, son test ve izlem verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmanın uygulama aşamasında deney grubunda olan hemşirelik öğrencilerine Leninger'in Kültürlerarası Hemşirelik Kuramı temel alınarak kültürlerarası duyarlılık geliştirme eğitimi verilmiştir. Dört haftalık online olarak verilen eğitimin başında, eğitim sonunda ve eğitimden bir ay sonra veri toplanmıştır. Kontrol grubuna araştırma kapsamında bir uygulama yapılmamış, araştırmanın tamamlanmasından sonra tüm eğitim konuları video olarak gönderilmiştir. Araştırmanın verileri Statistical Package for the Social Sciences Version 21 (PASW Inc, Chicago, IL, USA) programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada kişisel, ailesel ve kültürel özellikler açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır. Araştırmada normal dağılım Gauss Eğrisi, minimum ve maksimum puan genişliği, Kolmogorov Smirnov testleri ile değerlendirilmiş ve verilerin normal dağılıma uyduğu belirlenmiştir. Araştırma verileri tanımlayıcı istatistikler, Pearson Ki-kare testi, Likelihood Ratio, Student–t Test ve Tekrarlı Ölçümlerde Varyans analizi ile analiz edilmiştir. P<0.05 düzeyindeki değerler istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Araştırmanın uygulama aşamasından önce kurum izni, etik kurul izni, ölçek kullanım izni ve katılımcılardan yazılı onam alınmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin kişisel özellikleri karşılaştırıldığında; medeni durum, cinsiyet, ekonomik durum ve yabancı dil bilme düzeyi ve yaşlarına göre aralarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin aile özellikleri karşılaştırıldığında; anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, anne çalışma durumu, baba çalışma durumu ve aile tipi durumlarına göre aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin kültürel özellikleri karşılaştırıldığında; büyüdüğü coğrafi bölge, büyüdüğü yerleşim yeri, yurtdışında bulunma durumu, farklı ülkelerden/kültürlerden arkadaşa sahip olma durumu, farklı ülkelerden komşuya/tanıdığa sahip olma durumu, farklı ülkelere mensup arkadaşa sahip olma durumu, yabancı kitle iletişim araçlarını takip etme durumu, farklı kültüre sahip ülkede yaşamak isteme durumlarına göre aralarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Araştırmaya katılan öğrencilerin Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği toplam ve alt ölçek izlem puanları deney ve kontrol grubuna göre karşılaştırılmış anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği toplam ve alt ölçek puanlarının eğitim öncesi, eğitim sonrası ve izlem karşılaştırmalarında; deney grubundaki öğrencilerin eğitim sonrası Sorumluluk, Hoşlanma Alt Ölçek ve Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği puanlarının eğitim öncesine göre, izlem Saygı Alt ölçek puanının eğitim öncesine göre anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda verilen eğitimin kültürlerarası duyarlılığa ilişkin sorumluluk duygusunu geliştirdiği söylenebilir. Hemşirelik öğrencilerine eğitimlerinin tüm aşamalarında kültürlerarası duyarlılık düzeylerini geliştirici eğitimlerin verilmesi önemlidir. Kültürlerarası duyarlılığı geliştirmeye yönelik araştırma çalışmaları artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Duyarlılık, Eğitim, Hemşirelik, Kültürlerarası, Öğrenci
Üniversite öğrencilerinde motivasyonel görüşme girişiminin öz etkililik yeterlilik düzeyi ve sigara bırakma kararına etkisi
Amaç: Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinde motivasyonel görüşme girişiminin öz etkililik yeterlilik ve sigara bırakma kararlarına olan etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Nisan 2021- Aralık 2021 arasında randomize kontrollü olarak sigara kullanan ve bırakmak isteyen üniversite 1. sınıf öğrencilerinde yürütüldü. Çalışma deney grubunda 32, kontrol grubunda 32 olmak üzere toplam 64 öğrenci ile tamamlandı. Deney grubundaki öğrencilerle transteoretik model temelli motivasyonel görüşmeler (ilk görüşme, 1. ay ve 3. ay) yapıldı. Kontrol grubundaki öğrencilere herhangi bir girişim yapılmadı. Deney ve kontrol grubu verileri, Öğrenci Tanıtım Formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Öz Etkililik Yeterlilik Ölçeği (ÖEYÖ), Karar Verme Dengesi Ölçeği (KDÖ), Davranış Değişim Aşaması Tanılama Kısa Soru Formu ve Sigara İçme Arzusu Ölçeği (SİAÖ) ile toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney-U, Ki-kare, ANOVA ve Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analiziyle değerlendirildi. Bulgular: Motivasyonel görüşme yapılan deney grubundaki öğrencilerin sigara bırakma oranının %37,5, kontrol grubundakilerin ise %9,4 olduğu belirlendi. Nikotin bağımlılık puanlarının her iki grupta da zamana bağlı anlamlı derecede düştüğü saptandı (p<0,05). ÖEYÖ ve SİAÖ puanları açısından deney ve kontrol grupları arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Öğrencilerin gruba bağlı KDÖ puanlarında ilk görüşme (p=0,184), 1.ay (p=0,208) ve 3.ay (p=0,056) görüşmelerinde gruplar arasında anlamlı fark belirlenmedi (p>0,05), 6. ay (p=0,014) görüşmesinde ise anlamlı fark saptandı (p<0,05). Sonuç: Hemşire tarafından motivasyonel görüşme uygulanan deney grubu öğrencilerinin sigarayı bırakma oranları ve KDÖ puanları kontrol grubuna göre yüksektir. Üniversitelerde sigarayı bırakmak isteyen öğrencilerin başvurabileceği, danışmanlık alabileceği birimlerin kurulması ve yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Öğrenci, Sigara Bırakma, Öz Etkililik-Yeterlilik, Transteoretik Model, Hemşire.
Üç farklı yöntem ile verilen temel yaşam desteği eğitiminin karşılaştırılması: Bir müdahale çalışması
Amaç: Bu araştırma, üniversite öğrencilerine üç farklı (yüz yüze, uzaktan eğitim senkron ve uzaktan eğitim asenkron) yöntem ile verilen Temel Yaşam Desteği eğitiminin etkinliğini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma; prospektif ön test - son test modeline dayalı randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak Eylül 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında, İzmir Tınaztepe Üniversitesi SHMYO'da 2021-2022 eğitim öğretim yılında 1. sınıfta öğrenim gören 290 öğrenci ile gerçekleşmiştir. Araştırma grupları bilgi düzeyi ön test sonrası randomizasyon ile yüz yüze eğitim grubu 100 kişi, uzaktan eğitim senkron grubu 94 kişi, uzaktan eğitim asenkron grubu 96 kişi olarak oluştu. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, TYD Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu, TYD Uygulama Değerlendirme Formu ile toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, ANOVA ve korelasyon analizleri kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen 290 öğrencinin 223'ü kız, 67'si erkek öğrencidir. Yüz yüze eğitim grubundaki öğrencilerin TYD bilgi düzeyleri ve uygulama düzeylerinin, uzaktan eğitim gruplarına göre daha yüksek olduğu saptandı. Uzaktan eğitim grupları içerisindeki karşılaştırmada ise senkron gruptaki öğrencilerin TYD bilgi düzeyleri ve uygulama düzeylerinin, asenkron gruba göre daha yüksek olduğu tespit edildi. TYD eğitimleri sonrası tüm gruplardaki izlemlerde bilgi ve uygulama düzeylerinin zaman içinde düştüğü tespit edildi. Sonuç: Bu araştırmada yüz yüze, uzaktan eğitim senkron ve uzaktan eğitim asenkron yöntemleri ile verilen TYD eğitiminin bilgi ve uygulama düzeyleri arasında fark olduğu sonucuna ulaşıldı. TYD eğitim programı ile ilgili yapılan bu araştırmaya benzer şekilde, geniş evren ve örneklemde farklı gruplarda araştırmalar yapılması, kurum ve kuruluşlardan destek sağlanarak sosyal sorumluluk çizgisinde halk tabanlı projeler oluşturulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Yaşam desteği; uzaktan eğitim; üniversiteler, öğrenciler
The effect of transteorethic model-based smoking cessati̇on education on self-effectiveness, decision-making and nicotine addiction levels in high school students: A randomized controlled experimental research
It was found that 13.3% of the students participating in the study quit smoking. Considering the scores of the students from the Fagerston nicotine addiction scale; While low nicotine addiction was 38.3% in the control group, 5% in the experimental group, high nicotine addiction rate was 35% in the control group and 16.7% in the experimental group. It was determined that the answers given by the students to the Fagerston nicotine addiction scale showed a statistically significant difference compared to the experimental and control groups (χ2=8.958; 𝑝<.05). In our study, while the rate of not thinking was 25% in the control group, it was 0% in the experimental group. While the rate of thinking was 75% in the control group, it was 51.7% in the experimental group. While the preparation rate was 0% in the control group, it was 35% in the experimental group. While the rate of action was 0% in the control group, it was 10% in the experimental group. While the maintenance rate was 0% in the control group, it was 3.3% in the experimental group. It was determined that the answers given by the students to the classification of change scale showed a statistically significant difference compared to the experimental and control groups (χ2=46.579; 𝑝<.05). It was determined that the total score and sub-scores obtained from the self-efficacy scale showed a statistically significant difference compared to the experimental control group (z=-3.148; p<.05). It was determined that the total score and sub-scores obtained from the incentive factors scale showed a statistically significant difference compared to the experimental control group (z=-3.148; p<.05). It was determined that the total scores obtained from the benefits sub-dimension of the decision-making scale showed a statistically significant difference compared to the experimental control group (z=-2,475; p<.05).
Bakım verici psikoeğitiminin depresyon hastalarının iyileşme düzeyleri ile bakım vericilerin aile yükü ve duygu dışavurumuna etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yatarak tedavi görmekte olan depresyon hastaları ve bakım vericilerine uygulan bakım verici psikoeğitiminin depresyon hastalarının depresif belirtileri ve iyileşme düzeylerine, bakım vericilerin yük algıları ve duygu dışavurumuna etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, randomize kontrollü deneysel nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini "Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Servisi"nde F32 [ICD 10 koduna göre Depresif Bozukluk (Nöbet)] ile F33 (ICD 10 koduna göre [Yineleyici Depresif Bozukluk(Nöbet)] tanılarıyla yataklı serviste takip edilen ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan deney (n=46) ve kontrol grubunu (n=46) oluşturan toplam 92 depresyon hastası ve bakım vericisi ile yapılmıştır. Deney grubunda yer alan hasta ve bakım vericilere haftada iki kez, birebir ve yüz yüze olarak, altı oturumdan oluşan psikoeğitim verilmiştir. Araştırmaya alınan hastalar ve bakım vericilere tanıtıcı bilgi formu, Hastalara Beck Depresyon Ölçeği ve İyileşme Değerlendirme Ölçeği, bakım vericilere Duygu Dışavurumu Ölçeği ve Zarit Aile Yükü Ölçeği eğitim öncesi, eğitimden bir ay sonra ve üç ay sonra uygulanmıştır. Araştırmaya alınan hastalar ve bakım vericilere tanıtıcı bilgi formları eğitim öncesi, hastalara eğitim öncesi, eğitimden bir ay sonra ve üç ay sonra, bakım vericilere eğitim öncesi, Araştırmanın verileri Statistical Packagefor the Social Sciences paket programı ile analiz edilmiş ve araştırmanın değişkenleriaçısından deney ve kontrol grubu karşılaştırılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; aritmetik ortalama, standart sapma, medyan, sıklık, yüzdelik); normal dağılım gösteren karşılaştırmalarda Student t test, Paired Samples test, pearson Ki-kare testi; normal dağılım dışı karşılaştırmalarda Mann Whitney U, Wilcoxon test; başlangıç analizleri olarak normal dağılım değerlendirilmesinde Kolmogorov-Smirnov testi, tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi kullanılmıştır.Araştırmanın gerçekleştirilmesi için gerekliolan etik kurul izni, kurum izni, ölçek kullanım izni ve katılımcı yazılı onayları alınmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubunda psikoeğitimden bir ay sonra ve üç ay sonra Beck Depresyon Ölçeği Toplam Puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azaldığı, İyileşme Değerlendirme Ölçeği Toplam Puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada deney grubunda yer alan bakım vericilerin Duygu Dışavurumu Ölçeği Toplam Puanlarının psikoeğitimden bir ay sonra ve üç ay sonra duygu dışavurumu puanlarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). Araştırmada deney grubunda yer alan bakım vericilerin Zarit Aile Yükü Ölçeği Toplam Puanlarının psikoeğitimden bir ay sonra ve eğitimden üç ay sonra kontrol grubuna göre yük algılarının azaldığı saptanmıştır(p<0,05). Sonuç: Bu sonuçlar bakım verici psikoeğitimin depresyon hastalarında depresif belirtilerini azalttığı, iyileşme düzeyini arttırdığı; bakım vericilerin duygu dışavurum düzeyleri ve aile yükünü azaltmada etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Duygu Dışavurumu, İyileşme, Psikoeğitim, Yük
Hemşirelik öğrencilerinde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel tipte bir araştırmadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde, 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılları içerisinde öğrenim gören tüm öğrenciler oluşturmuştur. Çalışmanın toplam süresi Eylül 2023-Eylül 2024 12 aydır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2023-2024 Eğitim öğretim yılında mevcut öğrenci sayısı 1468'dir. Araştırmanın örneklemini 498 öğrenci oluşturmuştur. Yapılan post Hoc güç analizinde araştırmanın gücü %98,5 olarak hesaplanmıştır. Çalışmadaki veriler; araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu' ve Türkiye'de geçerlik güvenirlik çalışması yapılmış olan 'Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II' ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p≤0,05 olarak kabul edilmiştir. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul izni, araştırmada kullanılacak olan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II'nin kullanımı için ölçeğin Türkçe geçerlilik ve güvenirliğini yapan araştırmacılardan kullanım izni Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanlığından kurum izni alınmıştır. Araştırmaya katılımın öncesinde, katılımcılardan yazılı onam alınmıştır. Bulgular: Katılımcıların kişisel özellikleri ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II ve altölçek puanları karşılaştırıldığında; cinsiyet, uzun süreli yaşanan yer, gelir durumu, aile tipi, anne eğitimi, eğitim görülen sınıf, barınma şekli, okula ulaşım şekli, sigara kullanma durumu, fiziksel aktivite yapma durumu, hobisinin olma durumu fark saptanmıştır. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda katılımcıların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının kişisel özelliklerinden etkilendiği söylenebilir. Hemşirelik öğrencilerine yönelik risk faktörleri göz önüne alınarak sağlıklı yaşamı destekleyici uygulamaların yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Öğrenci, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları.
Tele hemşirelik ile gerçekleştirilen bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı stresle başa çıkma becerileri eğitim programının palyatif bakım hemşirelerinde stres algısı, psikolojik sağlamlık ve merhamet yorgunluğu üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmanın amacı tele-hemşirelik yolu ile gerçekleştirilen bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı stresle başa çıkma becerileri eğitim programının palyatif bakım hemşirelerinin stres algısı, psikolojik sağlamlık ve merhamet yorgunluğu üzerine etkisinin belirlenmesidir. Yöntem: Çalışma tek kör, 90 günlük takip süresi olan randomize konrollü deneysel tasarımda yürütüldü. Araştırma Eskişehir ilinde bulunan iki hastanede, palyatif bakım kliniklerinde görevli 42 palyatif bakım hemşiresiyle (21'i müdahale, 21'i kontrol ) gerçekleştirildi. Müdahale grubuna stresle başa çıkma becerileri eğitim programı uygulandı ve beş ödev verildi. Kontrol grubu Ruh Sağlığı Destek Sistemi (RUHSAD) uygulamasına yönlendirildi. Veriler ön test ve son test olarak toplandı. Veriler kişisel veri formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), Stresle Başa Çıkma Ölçeği (SBÇÖ), Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (PSÖ) ve Merhamet Yorgunluğu ölçeği ile toplandı. Araştırma protokolü NCT05830448 kodu ile ClinicalTrials.gov veri tabanına kaydedildi. Bulgular: Müdahale grubunda ASÖ son test puanlarının ön teste, fark analizine ve grup*zaman analizlerine göre anlamlı düzeyde azaldığı bulundu (p<0.05). Müdahale grubunda SBÇÖ son test puanlarında ön teste ve fark analizlerine göre anlamlı düzeyde artma görüldü (p<0.05). Ancak grup*zaman analizlerinde anlamlılık tespit edilmedi (p>0.05). PSÖ'nde müdahale grubunda grup içi ve gruplar arası son test puanında anlamlı düzeyde artma gözlemlendi(p<0.05). Uygulanan müdahalenin merhamet yorgunluğuna etki etmediği bulundu (p>0.05). Sonuç: Bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı stresle başa çıkma becerileri eğitimi palyatif bakım hemşirelerinde stres algısını azaltıp, stresle baş çıkma becerisini ve psikolojik sağlamlığı arttıracak bir program olarak belirlendi.
Ergenlerin saldırganlık düzeyleri ile sosyal aktivitelere katılımları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, ergenlerin saldırganlık düzeyleri ile sosyal aktivitelere katılımları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı-ilişkisel olarak yapılmıştır.Araştırmanın evrenini Elazığ il merkezinde bulunan Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı 11 genel liseden kura yöntemiyle seçilen, Karşıyaka lisesi, Hıdır Sever lisesi, Gazi lisesi ve Korgeneral Hulusi Sayın lisesi son sınıflarında eğitim gören 1049 öğrenci oluşturmaktadır. Belirlenen bu liselerde öğrencilerin tümünün araştırmaya alınması planlandığı için örneklemin büyüklüğü belirlenmemiş ve araştırmaya katılmayı kabul eden, 16-19 yaşları arasındaki 803 ergen ile araştırma tamamlanmış ve evrenin %76.5'ine ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri sosyo-demografik bilgileri içeren form, sosyal işlevsellik ölçeğinin alt boyutları olan sosyal öncül etkinlikler ve boş zamanları değerlendirme ölçekleri ve saldırganlık ölçeği kullanılarak Nisan 2011- Haziran 2012 tarihleri arasında araştırmacı tarafından toplanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede SPSS 20.0 paket programı, verilerin analizinde Anova, korelasyon ve t testi kullanılmıştır.Elde edilen verilere göre cinsiyet ve ergenin algıladığı aile gelir düzeyine göre saldırganlık açısından gruplar arasında istatistiksel olarak önemli fark olduğu saptanmıştır. Yine cinsiyet, kardeş sayısı, anne-babanın eğitim düzeyi, babanın mesleği ve ergenin algıladığı aile gelir düzeyine göre sosyal aktivitelere katılım açısından gruplar arasında fark olduğu saptanmıştır.Saldırganlık ile sosyal aktiviteler arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki olduğu, saldırganlık arttıkça sosyal aktivitelere katılımında arttığı saptanmıştır.Bu sonuçlar doğrultusunda; ergenlere yönelik olarak öfke kontrolü ve stresle başa çıkma stratejileri hakkında danışmanlık hizmetlerinin verilmesi, ebeveynlere yönelik ise, ergenlerin sosyal aktivitelere yönlendirilmesi ve saldırganlığı önleme hakkında bilgi verilmesi için gerekli girişimlerde bulunulabilinir.Anahtar kelimeler: Ergen, sosyal aktivite, saldırganlık, hemşirelik
Yaşlıların istismar ve ihmal ile karşılaşma durumları ve etkileyen faktörler
ÖZETBu araştırma Malatya il merkezinde bulunan Taştepe, Göztepe, Kernek ve İstasyon Aile Sağlığı Merkezlerinde kayıtları bulunan 65 yaş üstü bireylerin istismar ve ihmal ile karşılaşma durumları ve etkili olan faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini %95'lik anlamlılık düzeyi ve 0.05 yanılgı payı ile olasılıklı örnekleme yöntemlerinden evreni bilinen örneklem büyüklüğü belirleme formülü kullanılarak belirlenen 451 yaşlı oluşturmuştur. Veriler Ekim 2011- Ocak 2012 tarihlerinde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulmuş Sosyo-demografik Özellikler Formu, İstismar Değerlendirme Formu, Katz'ın Günlük Yaşam Aktiviteleri İndexi ve Yetişkinler İçin Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği kullanılmıştır. Veriler tek yönlü varyans analizi, t testi, ki kare ve korelasyon ile analiz edilmiştir.Yaşlı bireylerin %1.3'ünün fiziksel istismar, %0.8'inin ekonomik istismar, %5.3'ünün her zaman ihmal edildikleri, %2.9'unun sıklıkla cinsel istismar, orta düzeyde duygusal istismar yaşadıkları belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin her zaman yaşadıkları istismar düzeylerinin düşük olduğu belirlenmiştir. Yaşı ileri olanların, kadınların, bekarların, eğitim seviyesi düşük olanların, ev hanımlarının, yaşlılık aylığı alanların, gelir düzeyini kötü olanların, ailesi parçalanmış olanların, kronik hastalığı olanların, aile ilişkilerini çok kötü olarak değerlendirenlerin, evin mülkiyeti eşinde olan veya kirada yaşayan yaşlı bireylerin daha fazla istismar edildikleri belirlenmiştir. Eşi ve çocukları ile birlikte yaşayan yaşlı bireylerin istismar düzeyinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bakım veren bireylerde ilaç-alkol kullanımı istismar oluşmasında bir risk faktörü olarak belirlenmiştir.Bu sonuçlar doğrultusunda yaşlı istismar ve ihmali konusunda hemşirelerin değerlendirme yapmaları, yaşlıyı ve aileyi çok iyi gözlemlemeleri, istismar konusunda bireyleri bilinçlendirmeleri, özellikle risk gruplarından biri olan yaşlı bireyleri bu konuda eğitmeleri, istismar ve ihmale uğrayan yaşlı bireylerin nereden yardım alabileceği konusunda danışmanlık yapmaları önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, İstismar, İhmal, Yaşlılar, Etkileşimli yaklaşım.
Sağlık çalışanlarının viral salgınlara karşı algıladıkları stres ve anksiyetenin ebeveyn öz yeterlilikleri üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, salgın dönemlerinde sahada çalışan sağlık çalışanlarının, karşılaştıkları stres ve anksiyete durumlarının, ebeveyn öz-yeterlilikleri üzerine oluşturduğu etkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel türdeki bu araştırma 15 Nisan 2023-01 Haziran 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi, Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi'nde çalışan 235sağlık çalışanı (hekim, hemşire ve ebe) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Sağlık Çalışanları için Virüs Epidemisine Bağlı Stres ve Kaygı Ölçeği' ile 'Yenilenmiş Berkeley Ebeveyn Öz-Yeterlik Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde;tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma), Kolmogrov Smirnov testi, Kruskall- Wallis testi, ANOWA, Student t-Testi ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının %62.8'i kadınlar, %80,5'i hemşire ve %40.7'si 31-40 yaş aralığındadır. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının viral salgınlara karşı algıladıkları stres ve anksiyete (SAVE -9) ile ebeveyn öz-yeterlilik düzeyi arasında negatif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Regresyon analizi sonucunda, sağlık çalışanlarının viral salgınlara karşı algıladıkları stres ve anksiyete düzeylerinin ebeveyn özyeterlilik düzeylerini β=0,173 (%17,3) oranında açıkladığı ve (R2:0.030)düzeyinde etkilediği bulunmuştur. Sonuç: Sahada aktif halde çalışan sağlık çalışanlarının stres ve anksiyete durumlarının, ebeveyn öz-yeterlilikleri ile negatif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişkisi belirlenmiştir. Salgın döneminin en aktif çalışanlarından biri olan sağlık çalışanlarının aile ilişkilerini kuvvetlendirmek ve çocuklarının ruh sağlığının bozulmasının önlemek amacıyla kısa veya uzun vadeli önlemler almak, sağlık çalışanlarının pandemi dönemini daha az hasarla atlatmasına ve etkin bir şekilde çalışmalarına katkı sağlabilir. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Özyeterliliği, Halk Sağlığı Hemşireliği, Sağlık Çalışanları, Salgın.