Çukurova University
Anabilim Dalı

Acil Tıp Anabilim Dalı

Çukurova University

658

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karbonmonoksit zehirlenmesinde karboksihemoglobin (COHB) seviyesi ile görüntüleme yöntemlerinin karşılaştırılması ve tanıdaki etkinliği

Amaç: Acil servislere başvuran toksik gaz zehirlenmeleri içerisinde en sık gözlenen karbonmonoksit (CO) zehirlenmeleridir. Hastalar çok farklı şikayet ve bulgularla başvurabilmektedir. Zehirlenmelerin erken tanı ve tedavisi, zehirlenme kaynaklı oluşabilecek zararların önüne geçmek açısından oldukça önemlidir. Çalışmamızda laboratuvar bulguları ve görüntüleme bulguları karşılaştırılarak; hastalarda CO zehirlenmesi tanısı ve kliniği üzerine etkinliklerinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif ve kesitsel bir çalışmadır. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'nde karbonmonoksit zehirlenmesi tanısı almış, 18 yaş ve üzeri hastaların demografik verileri, özgeçmişleri, serum karboksihemoglobin (COHb) düzeyleri, laboratuvar verileri, vital bulguları, görüntüleme bulguları, EKG bulguları ve nörolojik muayene bulguları kaydedilerek değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 52 hasta dahil edildi. Hastaların %55,8'i erkek ve ortalama yaş 47,4 yıl idi. En sık gözlenen başvuru şikayetleri sırasıyla baş ağrısı (%59,6) ve bulantı/kusma (%55,8) idi. Hastaların %28,8'i anlamlı nöro-görüntüleme bulgularına sahipti. En sık gözlenen patolojik görüntüleme bulgusu periventriküler beyaz cevherde diffüz dansite kaybı (%17,3) idi. Görüntüleme bulgusu olan hastaların COHb düzeyleri yüksek olmasına rağmen bu yükseklik istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p=0,116). COHb düzeylerinin %22,5'in üstüne çıkması durumunda yaklaşık %75 duyarlılık ve özgüllük ile nörolojik muayene bulgusu saptandığı gösterildi (p=0,013). Yapılan analizlerde görüntüleme bulgusu saptanması üzerine en etkili parametrenin serum laktat düzeyi olduğu tespit edildi (p=0,009). Laktat düzeyinin 1,68 mmol/L'nin üstüne çıkması durumunda %65 duyarlılık ve özgüllük ile görüntüleme bulgusu; 2,05 mmol/L'nin üstüne çıkması durumunda ise yaklaşık %80 duyarlılık ve özgüllük ile nörolojik bulgu saptandığı gösterildi. Sonuç: Birçok değişken faktöre bağlı olarak hastanın COHb düzeyleri ile klinik durumu korelasyon göstermemektedir. Tanı koyabilmek adına karbonmonoksit zehirlenmesi düşünülen hastalardan mutlaka COHb düzeyi istenmesi gerekmektedir ancak bu hastaların takibinde kullanılabilecek en değerli parametrelerden birisinin serum laktat düzeyi olduğunu düşünmekteyiz. Acil servise şuur durum değişikliği ile veya baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı ve bulantı/kusma şikayetleri ile başvuran hastalarda CO zehirlenmesi tanısı akla gelmeli; altta yatan diabetes mellitus, hipertansiyon veya koroner arter hastalığı gibi ek hastalığı olanlarda klinik daha ağır seyredebildiği için dikkat edilmeli; COHb seviyesi ve laktat seviyesi tetkik edilmeli ve özellikle nörolojik etkilenim açısından nöro-görüntüleme (BT) uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Bilgisayarlı Tomografi, Karboksihemoglobin, Karbonmonoksit, Zehirlenme

Acil servis-hastaneGörüntüleme yöntemleriKarboksihemoglobin+5
Recep Kuş
Çukurova University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise motosiklet kazası ve araç içi trafik kazası nedeniyle başvuran hastaların travma skorlarının ve prognozunun karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada acil servise araç içi trafik kazası veya motosiklet kazası ile başvuran çoklu travma hastalarının travma skorlarını ve prognozlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne çoklu travma ile başvuran 100 araç içi trafik kazalı ve 75 motosiklet kazalı olguda yapıldı. Olguların ISS, AIS, GKS, prognozları ve klinik özellikleri kaydedilmiştir. Bulgular: Olguların araç içi trafik kazası grubundakilerin %75 i erkek %25 i kadın, motosiklet kazası olgularının %94,7 si erkek %5,3 ü kadın idi. Yaş ortalaması araç içi trafik kazası ile başvuran olgularda 37,29 ± 16,02 saptanırken motosiklet kazalı olgularda 37,85 ± 15,40 saptanmıştır. En sık yaralanma bölgesi araç içi trafik kazalı olgularda %76 motosiklet olgularda ise %74,6 ile ekstremite yaralanması olduğu belirlendi. Travma skorları incelendiğinde GKS ortalaması araç içi trafik kazalı olgularda 13,30 +-3,56 motosiklet kazalı hastalarda 13,0+-3,09 dur. ISS ortalaması is araç içi trafik kazasında 24,28+-16,69 saptanırken, motosiklet kazalılarda 22,25+-17,32 saptanmıştır. Abbreviated Injury Score (AIS) karşılaştırıldığında araç içi trafik kazalı hastalarda 3,59 ± 1,20, motosiklet kazalı hastalarda 3,40 ± 1,26 saptanmıştır. Travma skorları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Araç içi trafik kazalı olgularda cerrahi girişim oranı %24, motosiklet kazalı olgularda %13,3 saptandı. Olguların her iki grubunda da mortalite %8 saptandı. Sonuç: Motosiklet kazalı ve araç içi trafik kazalı olgular incelendi. İki grup arasında anlamlı fark saptanmadı. Bu durumun çalışmanın kısa süreli, tek merkezli ve sadece multitravmalı hastaları kapsamasına bağlanabilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpKazalar+5
Ersin İmal
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise karın ağrısı şikayetiyle başvurup akut pankreatit tanısı alan hastalarda geliş lipaz/amilaz oranı ve immatür granülosit yüzdesinin balthazar şiddet skoru ile ilişkisi

Arka plan-hedef: Akut Pankreatit (AP) tanısı alan hastalarda hastalığın ağırlığını, prognozunu belirlemek için çeşitli kriterler belirlenip skorlamalar ve sınıflamalar yapılmaktadır. Tüm skorlamalara ve çalışmalara rağmen özellikle şiddetli vakaları öngörmek zor olabilmektedir. Çalışmamızda acil servise karın ağrısı şikâyetiyle başvurup AP tanısı alan hastaların klinik seyrinin, elde ettiğimiz laboratuvar parametreleri Balthazar Şiddet Skorlaması arasında ilişkinin olup olmadığını değerlendirmeyi ve özellikle şiddetli olan vakaları daha erken yakalayabilmeyi amaçladık. Gereç-yöntem: Araştırmamız retrospektif bir çalışma olup Ocak 2018-Ağustos 2021 arası Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi acil servisine başvuran karın ağrısı şikayetiyle başvurup ''Akut Pankreatit'' tanısı alan 300 hastadan 250 hasta çalışma kriterlerine uygun bulunup 18 yaş üstü erişkin hastalar dahil edilmiştir. Hastaların tüm parametreleri Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS), hasta dosyaları üzerinden taranarak kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 250 olgudan 135(%54) si kadındı ve yaş ortalamalası 56,11±16,70, ağrı skorlarının VAS'a göre hesaplanan ortalama değeri 5,71±1,515, hesaplanan Balthazar Şiddet Skorlarının ortalaması 2,43±1,525. Hastalara etiyolojik olarak bakıldığında biliyer nedenli pankreatit tanısı alan hasta sayısı 171(%68,4), alkolik nedenli pankreatit tanısı alan hasta sayısı 10 (%4).Hastaların sonlanmalarına baktığımızda ise 215 (%86) hasta servis yatmıştır. Kronik hastalığı olan 56'sı(%22,4) diyabet, 90'ı(%36) hipertansiyon ek hastalığı vardı. Çalışmamız sonucunda VAS ağrı skoruna göre yaptığımız gruplamalara göre kadın ve erkek hastalar arasında ağrı grupları bakımından fark bulunmamaktadır (p=0,202). Hesapladığımız Balthazar Şiddet Skorlarına göre hafif grupta 194(%77,6), orta grupta 52(%20,8), ağır grupta 4(%1,6) hasta tespit edilmiştir. Biliyer ve non biliyer olarak ayırdığımız gruplar arasındaki istatiksel ilişkiye baktığımızda iki grup arasında Hgb ve Htc açısından anlamlı fark bulunmakta olup ayrıca iki grup arasında nötrofil/lenfosit oranı (NLO) ve platelet/lenfosit oranı (PLO) bakımından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda hasta sonlanımları ile tam kan sayımı parametreleri arasındaki ilişkiyi incelediğimizde IG% açısından yoğun bakıma yatırılanlar ile hem servis yatışı hem de taburcu olan grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p=0,006). Lipaz değeri açısından ise servis yatışları ile taburcu olan ve yoğun bakıma yatan gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur ( p< 0,001). Balthazar Şiddet Skoruna göre ayırdığımız şiddet gruplarını laboratuar değerlerine göre karşılaştırdığımızda hafif ile orta-ağır şiddetli gruplar arasında tam kan sayımı parametrelerinden WBC, nötrofil, lenfosit, NLO ve PLO ayrıca LDH, Lipaz/Amilaz oranı açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p değerleri sırasıyla <0.001 ve 0.001). CRP açısından ise sonuçlar sınırda anlamlı sayılabilir (p= 0.051). NLO için cut-off 14,9082 alındığında %46,4 sensitivite, %85 spesifite, %47,2 PPV ve %84,6 NPV saptanmıştır. Lipaz/amilaz oranı için cut-off 2,2773 alındığında %69,6 sensitivite, %57,2 spesifite, %26,3 PPV ve %86,7 NPV saptanmıştır. Sonuç: Kronik hastalığı olanların çoğunluğunun hipertansiyon ve diyabet hastaları olduğu görülmüştür. Lipaz değerlerinin servis ve yoğun bakım yatışında önemli parametre olduğu tespit edilmiştir. Balthazar Şiddet Skoruna göre hafif ile orta-ağır şiddetli gruplar arasında WBC, nötrofil, lenfosit, NLO ve PLO, LDH ve Lipaz/Amilaz oranı açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. IG% değerlerinin akut pankreatit şiddetini belirlemedeki gücü istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. AP tanısında görüntülemeye ek laboratuvar bulgularını birleştirerek hastaları değerlendirmenin AP prognozu hakkında yol gösterici olabileceği görülmüştür. Anahtar kelimeler: akut pankreatit, Balthazar Şiddet Skoru, Immatür granülosit yüzdesi, lipaz amilaz oran

Acil servis-hastaneAcil tedaviAmilazlar+6
Mustafa Yorgancıoğlu
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Orak hücre anemisi ağrılı kriz tanısında homosistein düzeyi ve MG'un tedavideki etkinliği

Amaç: Çalışmamızda ağrılı kriz ile acil servise başvuran yetişkin orak hücre anemi hastalarını klinik ve laboratuvar bulguları eşliğinde değerlendirerek ağrılı kriz tedavisinde magnezyumun(Mg+2) kriz ağrı düzeyleri üzerinde olan etkisini ve homosisteinin ağrılı krizde tanı değerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Mart 2020 - Şubat 2022 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'ne vazo-oklüziv ağrılı kriz ile başvuran 18 yaş üstü orak hücre anemisi olan hastaların dahil edildiği çalışmamızda toplam 62 hasta değerlendirildi. Hastalar başvuru sırasındaki VAS ağrı düzeylerine göre orta ve şiddetli olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların başvuru sırasındaki, geleneksel tedavi sonrasındaki ve Mg+2 tedavisi sonrasındaki vizüel ağrı skalası (VAS) skorları kaydedilerek karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 62 hastanın 32'si (%51,6) kadın idi. Hastalar cinsiyetlerine göre ayrıldığında yaş, ağrı şiddeti, hastaneye yatış oranları ve tekrarlı başvuru oranları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı gözlendi (p>0,05). Erkek hastaların homosistein seviyeleri 17±11,4 µmol/L iken kadın hastaların ortalama homosistein seviyeleri 11,7±5,7 µmol/L olduğu tespit edilmiş olup erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı bir yükseklik mevcuttu (p=0,033). Hastalar COVID-19 geçirip geçirmeme durumlarına göre ayrılarak değerlendirildiğinde; yaş, cinsiyet, VAS skoru, EKG bulguları, yatış durumu ve tekrarlı başvuru sayıları açısından iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p>0,05). COVID-19 geçiren hastaların homosistein düzeyleri geçirmeyen hastalara göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,041). Hastalar VAS skorlarına göre orta ve şiddetli olarak iki gruba ayrılarak değerlendirildiğinde yaş, eritrosit replasmanı yapılma durumu, EKG bulgusu, ağrılı krizi tetikleyen etmen, yatış durumu, tekrarlı başvuru sayısı ve homosistein düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0,05). Homosistein düzeyleri orta şiddette ağrısı olan grupta daha yüksek olmasına rağmen aradaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı. Magnezyum tedavisi sonrası hem orta şiddette hem de şiddetli ağrı ile başvuran hastaların ağrı düzeyleri açısından anlamlı fayda gördükleri saptandı (p=0,001). Acil servisteki tedavilerinin ardından servis yatışına karar verilen hastaların da her aşamada saptanan VAS skorları taburcu edilen hastalara göre anlamlı olarak yüksek olarak tespit edildi (p=0,001). Sonuç: Acil servise vazo-oklüziv kriz ile başvuran orak hücre hastası erkeklerde ve COVID-19 geçirenlerde homosistein düzeylerinin anlamlı olarak yüksek olduğu gözlendi. Çalışmamız sonucunda Mg+2 tedavisinin orak hücre anemili hastaların vazo-oklüziv krizinde etkili bir tedavi olduğu gösterildi. Hastaların ağrı düzeylerini azaltmak için destekleyici tedavi amacıyla analjezik tedavinin yanına magnezyumun eklenebileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca homosistein düzeyi orak hücreli anemi hastalarında tanı açısından erkeklerde yardımcı olabileceğinden başvuru sırasında çalışılmasını önermekteyiz. Ağrı skalası skorunun yüksek olması ve tedavi ile gerilememesi servis yatış endikasyonu açısından anlamlıdır. VAS'a göre tedavi ile hastanın ağrısında gerileme olmaması bu hastalarda servis yatış endikasyonudur. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Orak hücreli anemi, Vazo-oklüziv kriz, Homosistein, Magnezyum

Acil servis-hastaneAcil tıpAnemi+3
Tuncay Ertan
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acilde şok tanısı alan hastalarda, doku perfüzyon parametrelerinin ve laktat klirensinin erken şok tedavisindeki prognostik önemi

Amaç: Acil serviste etiyolojik neden ne olursa olsun şoklu hastanın tedaviye yanıtının değerlendirilmesi oldukça önem arz eder. Bu nedenle, acil serviste şok tanısı alan hastalarda, doku perfüzyon parametrelerinin ve özellikle laktat klirensinin, prognostik önemi ve kısa dönem mortalite ile olan ilişkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Etik Kurulundan onay alındıktan sonra, Ocak 2020 – Ocak 2022 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda prospektif olarak gerçekleştirildi. Acil serviste farklı etiyolojik nedenlere sahip, 18 yaş üstü şok tanısı almış 91 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastaların; yaş, cinsiyet, şikayetleri, vital bulguları, mevcut hastalıkları, ultrasonografik verileri, laboratuvar değerleri ve perfüzyon parametreleri kayıt altına alınarak, laktat klirensi hesaplandı. Hastaların sonlanımı, hastaneye yatışı, acil serviste ilk 24 saatte gelişen mortalite ve 15., 30. gün mortalite değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %54,9'u (n=50) erkek cinsiyette olup ortalama yaş 60,8±19 yıl olarak saptandı. Hastaların %65,9'u (n=60) septik şok, %13,2'si (n=12) kardiyojenik şok, %7,7'si (n=7) hemorajik şok, %6,6'sı (n=6) hipovolemik şok, %4,4'ü (n=4) zehirlenmeye bağlı şok, %1,1'i (n=1) sürrenal yetmezliğe bağlı şok ve %1,1'i (n=1) ise anaflaktik şok hastası idi. COVID-19 pozitif olan hastaların oranı %13,2 (n=12) idi. Hastaların %72,5'inin (n=66) yoğun bakıma ve %11'inin (n=10) ise servislere yatırıldığı görüldü. Ortalama yatış süresi 8±6,1 gün idi. Şok tanısı konulan hastaların ilk 24 saat içindeki mortalitesi %5,5 (n=5), 15 gün içindeki mortalitesi %39,6 (n=36) ve 30 gün içindeki mortalitesi ise %47,3 (n=43) idi. Hastaların ilk gün, 15. ve 30. gün mortaliteleri ile geliş vital bulguları arasındaki ilişki incelendiğinde, ilk başvuru anında, solunum sayısı yüksekliği ve Glasgow koma skoru düşüklüğü saptanan hastaların mortalitesinin yüksek olduğu tespit edildi. (p=0,001). Hastaların ilk gün, 15. ve 30. gün mortaliteleri ile laboratuvar parametreleri karşılaştırıldığında, nötrofil/lenfosit oranı, ALT, AST, LDH, BUN, ferritin, CKMB, troponin, D-Dimer ve proklasitonin değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu tespit edildi. (P<0,05, P<0,001 anlamlı olarak kabul edildi.) Hastaların ilk gün, 15. ve 30. gün mortaliteleri ile laktat klirensi arasında yüksek anlamlı ilişki olduğu saptandı. Şok tiplerine göre laktat klirensleri karşılaştırıldığında en düşük laktat klirensinin zehirlenmeye bağlı şok gelişen hastalarda (-%15,9±139,2) gözlendiği saptandı. Septik şokta ve kardiyojenik şokta benzer ortalama laktat klirensi değerlerinin olduğu gözlendi (sırasıyla 17,9±38,9 ve 17,1±28,8). Hastaların diğer perfüzyon parametrelerine bakıldığında, geliş anındaki PH ve HCO3 düşüklüğü, laktat yüksekliği ve baz açığının yüksekliğinin mortalite ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkisi olduğu tespit edildi. Sonuç: Acil serviste şok tanısı alan hastalarda, laktat klirensi hesaplanmasının, tedaviye yanıtın değerlendirilmesini sağlayarak, güçlü bir erken prognoz belirteci olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Laktat klirensi, Mortalite, Perfüzyon parametreleri, Şok

Acil servis-hastaneAcil tıpLaktatlar+4
Murat Bozgüney
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste toplum kökenli pnömoni tanısı alan hastalarda pnömoni skorlama sistemlerinin prognostik değeri

Amaç: Yoğun ve kalabalık acil servislerde kısıtlı zamanda, pnömonili bir hastada, hastalık seyrinin ciddiyetini öngörebilmek oldukça önemlidir. Çalışmamızda, acil servise başvuran pnömonili hastalarda, pnömoni ağırlık skorlamalarını kullanarak, hastaların kısa dönem mortalitesinin ve prognozunun belirlemesinde, klinik pratikte acil serviste kullanılabilecek en kolay ve etkin skorlama sistemini tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 4 Eylül 2020 tarihli 103 sayılı toplantısında onay alındıktan sonra, Eylül 2020 – Ocak 2022 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda prospektif olarak gerçekleştirildi. Acil serviste klinik, fizik muayene, radyolojik, laboratuvar özellikleri ile pnömoni tanısı alan, çalışma için onam veren 18 yaş üzeri hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen 90 hastanın verileri, acil servise başvuru anında alınarak yatış ve sonlanımları takip edilmiştir. Hastaların verileri, vital bulguları, özgeçmişi, ek hastalıkları, hastaya tanısı konulan pnömoninin tipi ve ağırlığı, laboratuar değerleri, mikrobiyolojik etken analizleri, direkt grafi ve bilgisayarlı tomografi görüntüleme bulguları, CURB – 65, Expanded CURB – 65, SCAP, PSI, SMART COP, SOFA, qSOFA, A – DROP skorları, yatış yapılan ünite, hasta sonlanımı, kısa dönem mortalite verileri (ilk 15/30 gün exitus olma durumu) kaydedildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan 90 hastanın %42,2'si (n=38) kadın, %57,8'si (n=52) erkek olup, yaş ortalamaları 67,19±14,96 yıl olarak bulunmuştur. Tez çalışmamız etkin aşılamanın olmadığı pandemi dönemine denk gelmiş olup, hastalarımızın 75'i PCR pozitif, diğer 15 hasta PCR negatif çıksa da COVID-19 ekarte edilemez. Hastaların pnömoni alanının anatomik yerleşimine bakıldığında 83'ünde (%92,2) interstisyel pnömoni, 7'sinde lober bronkopnömoni olduğu görülmüştür. Klinik tablo incelendiğinde ise atipik pnömoni 84 (%93,3) hastada, tipik pnömoni 6 hastada izlenirken, pnömoni ağırlık durumuna göre ise 67 (%74,4) hastada ağır, 23 hastada hafif pnömoni saptanmıştır. Hastaların yatış verileri değerlendirildiğinde 46'sının (%51,1) servise, 44'ünün yoğun bakıma yatırıldığı görüldü. Hastaların ortalama yatış gün sayısı ise 12,23±8,05 olarak bulundu. Hastaların 14'ü (%15,6) ilk 24 saatte entübe edilmiş olup, bu hastaların 12'si (%85,7) COVID-19 PCR pozitiftir. İlk 24 saatte entübe edilen hastaların tümü ilk 30 günde exitus olduğu tespit edilmiştir. Tüm hastaların mortalite verileri incelendiğinde, çalışmamıza dahil edilen hastaların 44'ünün (%48,9) exitus olduğu görüldü. Hastaların kısa dönem mortalite verileri incelendiğinde ise, 34'ünün (%37,7) ilk 15 gün, 41'inin (%45,5) ilk 30 gün içerisinde, 3'ünün (%3,3) ise ilk 30 günden sonra hastane içi exitus olduğu tespit edilmiştir. Hastaların 46 (%51,1)'sının ise şifa ile taburcu edildiği görülmüştür. Servis ve yoğun bakıma yatırılan hastaların skorlama puanları istatistiksel olarak analiz edildiğinde, hesapladığımız tüm skorlama sistemleri (CURB-65, Expanded CURB-65, PSI, SCAP, SMART-COP, SOFA, qSOFA, A-DROP) yüksek skorlar için yoğun bakıma, düşük skorlar için servise yatışı belirlemek açısından anlamlı bulunmuştur. Hastaların ROC analizlerine göre, 15 günlük mortalitede en yüksek sensitiviteye sahip skorlamanın qSOFA olduğu görülürken, en yüksek spesifiteye sahip skorlamaların ise SOFA ve A-DROP olduğu tespit edilmiştir. Hastaların 30 günlük mortalite için ROC analizlerine bakıldığında, en yüksek sensitiviteye sahip skorlamanın yine qSOFA olduğu görülürken, en yüksek spesifiteye sahip skorlamaların ise, SOFA ile Expanded CURB-65 olduğu saptandı. Sonuç: Çalışmamızda ise acil servise başvuran pnömoni hastalarında, qSOFA'nın 1 puan ve üzerinde olmasının ilk 15 ve ilk 30 günlük mortaliteyi yüksek duyarlılıkla saptadığı görüldü. Bu yüzden laboratuvar parametrelerinden bağımsız, vital bulgular ile hesaplanan qSOFA skorunun, acil serviste hastaların kan sonuçlarını beklemeden mortaliteyi öngörmemiz ve yoğun bakım yatışına karar vermek açısından oldukça etkin olduğu düşünülmüştür. İlk 15 günlük mortalite için A-DROP skoru, SOFA skoru ile eşit olmak üzere yüksek spesifitede bulunmuş olup, A-DROP skorunun kalabalık acil servislerde daha kolay hesaplanır olduğu ve daha etkin kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ayrıca COVID-19 pnömonili hastalarda 'ilk 24 saatte entübasyon ihtiyacının olması' mortalite açısından kötü prognostik faktör olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Pnömoni, Viral Pnömoni, COVID-19, Mortalite, Prognoz

Acil servis-hastaneAcil tıpAkciğer hastalıkları+3
Seda Türk Bal
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran ve akut pankreatit tanısı alan hastalarda farklı 3 pankreatit ağırlık skorlama sisteminin prospektif olarak karşılaştırılması

Arkaplan: Ciddi akut pankreatit (severe acute pancreatitis [SAP])'i erken tanımak mortaliteyi azaltmak için çok gerekli ve önemlidir. Akut Pankreatit (AP)'in ciddiyetini ve prognozunu belirlemek için yatak başı akut pankreatit şiddet indeksi (Bedside Index Severity Acute Pancreatitis [BISAP]), Glasgow prognoz skoru (Glasgow Prognostic Score [Imrie]) ve bilgisayarlı tomografi şiddet indeksi (Computed Tomography Severity Index [Balthazar]) gibi birçok skorlama sistemi mevcuttur. Ancak bu skorlama sistemlerinin acil serviste kullanımları için elimizdeki mevcut veriler yeterli değildir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, AP tanısı alan hastalarda yukarıda bahsi geçen üç skorlama sistemini hesaplamak, karşılaştırmak ve hangisinin SAP'i daha iyi öngördüğünü bulmaktır. Materyal ve Metod: Bu ileriye dönük, gözlemsel, tek merkezli ve kesitsel olarak yapılan çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi acil servisinde 1 Nisan 2014 ve 31 Temmuz 2015 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Hastaların demografik ve klinik parametreleriyle birlikte klinik sonlanımları kaydedildi. 18 yaş üstü bütün erişkin hastalar başvurudan sonraki 30 güne kadar takip edildi. Birincil sonlanım SAP gelişmesidir. İkincil sonlanım ise hastaneye yatış, yoğun bakıma yatış, hastanede kalış süresi ve tüm nedenlere bağlı ölümdür. Skorlama sistemlerinin SAP'i öngörme gücü alıcı işletim karakteristiği (Receiver-Operating Curve [ROC]) eğrisi altında kalan alan (Area Under the Curve [AUC]) ölçülerek yapıldı. Bulgular: AP tanılı toplam 150 hasta (ortalama yaş 66.7 ± 15.8; %66.1 erkek) çalışmaya dahil edildi. Bu 150 hastanın 25 tanesi (%16.6) SAP olarak sınıflandırıldı. Eğri altında kalan alan BISAP, Imrie ve Balthazar için sırasıyla 0.868, 0.801, 0.568 olarak bulundu. BISAP skorlama sistemi için en iyi kesme değeri 2'dir (AUC 0.868, %95 confidence interval [CI], 0.784-0.952, P<.001). Imrie skorlama sistemi için en iyi kesme değeri 2'dir (AUC 0.801, %95 [CI], 0.701- 0.901, P<.001). Sonuç: BISAP ve Imrie skorlama sistemlerinin SAP'i değerlendirmede iyi bir öngörme değeri vardır, bundan dolayı bu skorlama sistemleri acil servis başvurusunun erken dönemlerinde AP'in şiddetini değerlendirmek için daha kullanışlıdır. Bununla birlikte SAP'i değerlendirmede Balthazar skorlama sistemi düşük duyarlılık ve özgüllük göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Akut pankreatit, ciddi akut pankreatit, acil servis, skorlama sistemleri

Acil servis-hastaneAcil tıpHastalık şiddeti indeksi+4
Mustafa Hayran
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Non ST segment elevasyonlu akut koroner sendrom hastalarında plasma st2'nin prognostik değeri

ARKA PLAN: Akut koroner sendromlar; klinik, iskemi derecesi, koroner anatomi ve prognoz açısından heterojen bir gruptan oluşurlar. Bu geniş yelpazenin içinde birden fazla klinik sorun olup, ortak özelliği hızlı karar verilip tedavi planı yapılması gereken klinik durumlar olmasıdır. Akut koroner sendrom terimi, ST segment elevasyonu olan (STEMI) ve olmayan (NSTEMI) miyokard infraktüsü ve kararsız (unstable) angina pektoris (UA) ortak olarak verilen bir isimdir. NSTEMI hastalarında göğüs ağrısına eşlik eden Elektrokardiyografi (EKG) bulgularında ST segment çökmesi veya T dalgalarında tersine dönme gibi bulgular olabilir fakat bu bulgular, hastaların %30-50'sinde görülür. Bu hastaların değerlendirilmesinde biyobelirteçler köşetaşları kadar önemlidirler. Miyokardiyal nekroz ve miyokardiyal disfonksiyonu gösteren biyobelirteçlerin (örneğin kardiyak troponin I-T, B-tipi natriüretik peptid (BNP) hastalar için uygun tedaviyi seçmede olduğu kadar risk değerlendirmesinde de kanıtlanmış faydaları vardır. Bu nedenle bu biyobelirteçler faydalı klinik testler olarak kabul edilirler. İnflamatuar sistemden köken alan tümör oluşumunu baskılayan biyobelirteç 2 (ST2), akut koroner sendrom vakalarında dikkate değer ölçüde prognostik bilgi sağladığı gösterilmiştir. AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, acil servise göğüs ağrısı ile başvuran ve yapılan tetkikler sonucunda NSTEMI tanısı alan hastalarda plazma ST2 konsantrasyonlarını tespit etmek ve 28 günlük mortalite ile ilişkisini araştırmaktır. YÖNTEMLER: Bu çalışma prospektif, gözlemsel , tek merkezli , kesitsel bir çalışma olarak Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Acil Servisi'nde yapılmış bir çalışmadır. Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalardan hızlı bir şekilde ağrının öyküsü, özellikleri alınmış ve eş zamanlı olarak EKG çekimi ve fizik muayeneleri yapılmıştır. Fizik muayene, EKG bulguları ve troponin sonucuna göre NSTEMI tanısı alıp çalışmaya dahil edilmesinde engel olmayan hastaların plazma ST2 değerleri belirlenmiştir. Bu hastalar başvuru sonrası 28 günlük periyotta mortalite açısından takip edilmişlerdir. BULGULAR: NSTEMI tanılı toplam 88 hasta çalışmaya dahil edilip 28 gün boyunca takip edildi. 28 günlük takip süresinin sonunda 18 (%20.5) hasta ölürken 70 (%79,5) hasta hayattaydı. Çalışmaya alınan hastalardan yaşayan 70 hastanın ortalama ST2 değeri 651.37±985.66 pg/mL, ölen 18 hastanın ortalama ST2 değeri 2253.66±1721.15 pg/mL olarak bulunmuştur, p<0.001. ST2 değeri ölenlerde, 28 günlük takip sonucu yaşayanlara göre daha yüksek olup mortalite ile ilişkili olduğu görülmüştür. ST2 kesme değeri %72.2 sensitivite %20.0 spesifite ile 1000 pg/mL bulunmuştur. SONUÇ: Bu çalışmanın sonucuna göre; acil serviste NSTEMI tanısı alan hastalardan 28 günlük takip süreleri içerisinde ölmüş olan hastaların başvurudaki ST2 seviyeleri anlamlı şekilde hayatta kalanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. ST2 seviyesi NSTEMI tanılı hastalarda 28 günlük mortaliteyi göstermede güvenilir bir biyobelirteç olarak kabul edilmiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriBiyobelirteçler+7
Çağrı Kokkoz
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran ve üst gastrointestinal sistem kanaması tanısı alan hastalarda farklı 3 gastrointestinal sistem kanaması skorlama sisteminin prospektif olarak karşılaştırılması

Arka plan / Hedefler: Hastaneye yatışların yaygın nedeni olan akut gastrointestinal kanamalar hayati tehlike oluşturabilen bir abdominal acildir. Üst gastrointestinal sistem (ÜGİS) kanamaları ciddi mortalite oranlarına sahiptir. ÜGİS kanamalarına bağlı mortalite gelişebilecek hastaları belirlemek amaçlı çok sayıda skor sistemi üretilmiştir. Bizim çalışmamızın amacı bu skor sistemlerinden Glasgow-Blatchford skoru (GBS), pre-endoskopik Rockall skoru (PRS) ve Rockall skorunun (RS) acil servislerde 28 günlük mortaliteyi belirlemedeki başarısını karşılaştırmaktır. Metot: GBS, PRS ve RS'nin 28 günlük mortaliteyi öngörmedeki başarısı prospektif olarak Celal Bayar Üniversitesi acil servisinde araştırıldı. Mayıs 2014-Mayıs 2015 tarihleri arasında toplamda 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm skorlama sistemleri için alıcı işletim karakteristiği eğrisinde eğri altındaki alan (EAA), özgüllük ve duyarlılık analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 210 hastadan 65'i (%31) kadın, 145'i (%69) erkekti. Hastaların %17.1'i 28 gün içinde hayatını kaybetti. Mortalite ile tüm skorlama (GBS, PRS ve RS) sistemleri arasında anlamlı ilişki saptandı. Mortalite için EAA GBS için 0.705, PRS için 0.768, RS için 0.814 hesaplandı (sırasıyla p <0.001, p <0.001, p <0.001). Mortalite için GBS ≥10.5 değerinde duyarlılık %78 özgüllük %53, PRS ≥3 değerinde duyarlılık %85 özgüllük %59, RS ≥6 değerinde duyarlılık %76 özgüllük %77 saptandı (sırasıyla p <0.001, p <0.001, p <0.001) Sonuç: GBS, PRS ve RS acil serviste ÜGİS kanamalarına bağlı mortaliteyi öngörmede kullanılabilir. Üç skor siteminin mortaliteyi göstermesi başarısı birbirine benzemesine karşın RS yüksek EAA değeri ve yüksek özgüllük değeri ile bir adım öne çıkmaktadır.

Acil servis-hastaneGastrointestinal hemorajiHemorajiler+3
Mehmet İrik
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran ve toplum kökenli pnömoni tanısı alan hastalarda 3 farklı pnömoni ağırlık indeksi ve proadrenomedüllin'in mortalite ile ilişkisi

ARKA PLAN: Toplum kökenli pnömoni (TKP) acil servislerde en sık görülen enfeksiyon hastalıklarından biridir. Tedavi başarısızlığı yüksek morbidite ve mortalite oranları ile ilişkilidir. Bu nedenle TKP hastalarında mortaliteyi tahmin etmede, ayaktan tedavi edilen hastaların güvenli yönetiminde, hastaneye yatırılmada veya yoğun bakım ünitesine (YBU) alınmasında çeşitli kurallar geliştirip kılavuzlar yayınlanmaktadır. Bu amaçla son yıllarda birçok yeni biyobelirteçde araştırılmakta olup proadrenomedüllin (Pro-ADM) bunların en önemlilerindendir. AMAÇ: Bu araştırmada acil serviste TKP tanısı alan hastalarda pnömoni ciddiyet indeksi (Pneumonia Severity Index [PSI]), CURB-65 (konfüzyon, üre, solunum sayısı, kan basıncı, <65 yaş) ve SOAR(sistolik kan basıncı, oksijen saturasyonu, yaş, solunum sayısı) indeksi hesaplandı.Yukarıda bahsi geçen 3 skorlama sisteminin ve Pro-ADM seviyesinin hastaneye ve yoğun bakıma yatışı ve aynı zamanda 28 günlük mortaliteyi öngörmedeki prognostik değerini araştırılmıştır. YÖNTEMLER: Bu çalışma prospektif, gözlemsel, tek merkezli, kesitsel bir çalışma olarak Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Acil Servisi'nde yapıldı. Acil serviste TKP tanısı alan hastaların klinik skorları hesaplanmış, çalışmaya dâhil edilmesinde engel olmayan hastaların plazma Pro-ADM değerleri belirlenmiştir. Bu hastalar başvuru sonrası 28 günlük sürede mortalite açısından takip edilmişlerdir. BULGULAR: TKP tanılı toplam 90 hasta çalışmaya dâhil edilip 28 gün boyunca takip edildi. 28 günlük takip süresinin sonunda 20 (%22.2) hasta ölürken 70 (%77.8) hasta hayattaydı. Çalışmaya alınan hastalardan 57'si (%63.3) erkek, 33'ü (%36.7) kadındı. Yaşayan hastaların yaş ortalaması 68.3±10.4, ölenlerin yaş ortalaması 62.1±17.9 idi. Yaşayan 70 hastanın ortalama Pro-ADM değeri 45.7±21.2, ölen 20 hastanın ortalama Pro-ADM değeri 107.0±75.6 P <0.001 olarak bulunmuştur. Pro- ADM değeri ölenlerde, 28 günlük takip sonucu yaşayanlara göre daha yüksek olup mortalite ile ilişkili olduğu görülmüştür. Pro-ADM kesme değeri %75.0 sensitivite %21.4 spesifite ile 50 ng/mL bulunmuştur. SONUÇ: Bu çalışmanın sonucuna göre; acil serviste TKP tanısı alan hastalardan 28 günlük takip süreleri içerisinde ölmüş olan hastaların başvurudaki Pro-ADM seviyeleri anlamlı şekilde hayatta kalanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Pro-ADM seviyesi TKP tanılı hastalarda 28 günlük mortaliteyi öngörmede güvenilir bir belirteç olarak kabul edilmiştir.

Acil servis-hastaneAdrenomedüllinBiyobelirteçler+3
Halil İbrahim Dayangaç
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Komplike olmayan basit el laserasyonlarında doku yapıştırıcısı ve sütür onarımının karşılaştırılması: Randomize kontrollü çalışma

Yara kapatılmasındaki temel amaç enfeksiyonun önlenerek fonksiyonel ve kozmetik açıdan kabul edilebilir bir skar ile yaranın iyileşmesidir. Bu çalışmanın amacı komplike olmayan basit el laserasyonlarında doku yapıştırıcısı kullanımı ve sütür atılmasının; işlem süresi, hasta konforu, iyileşme durumu açısından hangisinin daha kullanışlı olduğunu karşılaştırmaktır. İleriye dönük, gözlemsel, tek merkezli ve kesitsel olarak yapılan çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi acil servisinde Mayıs 2015-Ocak 2017 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Basit el kesilerinin boyu 4 cm den kısa olanlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya katılmayı kabul edip onamları alınan toplam 100 hasta her iki gruba randomize dağıtıldı. Tıbbi kayıt numaraları, yaş, cinsiyet gibi demografik bilgileri, laserasyon konumu, laserasyon uzunluk-şekil-derinliği, yaralanmadan sonra geçen süre, yaralanma mekanizması, yaralanma tipi (keskin-künt) ve yabancı cisim şüphesi, kullanılan sütür materyali, işlem süresi, Vizüel Analog Skala (VAS) ile hastanın işlem sırasında hissettiği ağrı (0 ağrı yok; 10 en şiddetli ağrı), 2. ve 10. gün kontrollerinde enfeksiyon bulgusu gelişimi, 30. gün kontrolde yara iyileşme durumu kaydedildi. Hastaların 2. ve 10. gün kontrollerinde enfeksiyon saptanmadı. 30. gün kontrollerinde iki grup arasında iyileşme değerlendirilmesinde istatiksel anlamlı fark saptanmıştır (p=0.001). İşlem sırasında VAS ağrı skorları ortalaması doku yapıştırıcısı kullanılan grupta 2,02 iken sütür atılan grupta 2,70 saptanmıştır (p<0.001). İşlem süreleri karşılaştırıldığında; doku yapıştırıcısı kullanılan grupta ortalama 3,26 dk iken sütür atılan grupta ortalama 9,72 dk bulunmuş (p<0.001). Kesi oluşum mekanizması ve uygulanan teknik sonucu iyileşme oranı karşılaştırıldığında; düzgün kenarlı laserasyonlarda iki teknik arasında anlamlı fark saptanmıştır (p=0.001). Kesi yeri ve uygulanan teknik sonucu iyileşme oranı karşılaştırıldığında; eklem düzeyini içermeyen parmak kesilerinde iki teknik arasında anlamlı fark saptanmıştır (p=0.018). Doku yapıştırıcısı kullanımı ile sütür atılması karşılaştınldığında doku yapıştırıcısı; hızlı, daha az ağrılı, daha iyi iyileşme sağlayan bir teknik olarak bulunmuştur. Uygun travmatik el laserasyonlarda acil servislerde sütür atılmasına alternatif bir yöntem olarak kullanılabilir.

Acil servis-hastaneDoku yapıştırıcılarEl+5
Emrah Eseroğlu
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste uygulanan volüm replasmanı öncesi ve sonrası vena cava inferior çapının sonografik değerlendirilmesi

Arka plan/Hedef: Bu çalışmada acil servise hipovolemi ve ya anemi nedeniyle başvuran volüm replasmanı uygulanacak olan olgularda ultrasonografi ile transfüzyonun sirkülasyondaki kan volumünün İnferior Vena Kava (İVK) boyut ve şekline etkisi belirlemek amacıyla yapıldı. Metot: Çalışmaya hipovolemisi veya hematolojik hastalığı olan 100 hasta alındı. İVK çapları yatakbaşı ultrasonografi ile subksifoidal bölgeden hepatik venin vena kava inferiora döküldüğü noktanın 3 cm kaudalinde, M-mod incelemeyle inspirasyonda ve ekspirasyonda ölçüldü. İVK inspiryum ve ekspiryum çapları; tek bir solunumsal siklusta, damar lümeninin iç duvarından karşı iç duvarına kadar ölçülmesiyle elde edildi. Hasta grubunun ultrasonografik ölçümleri volüm replasmanından sonra tekrarlandı. Hasta grubunda değişkenlerin karşılaştırılmasında Independent Samples t test, hasta grubunun tedavi öncesi ve sonrası değişkenlerinin karşılaştırılmasında Paired t test kullanıldı. İstatistiksel olarak p değerinin <0,05 olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: 100 hastanın %49'si erkek, %51'i kadındı. Hasta grubunun yaş ortalaması 61,52±17,47 (19-92 yıl), kilo ortalaması 69,10±9,04 (50-102) kg saptandı. Hasta grubunda sıvı resüsitasyonu sonra ölçülen SKB ortalaması 118±11,6 mmHg olup, tedavi öncesi ölçülen SKB 114±15,1 mmHg arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede fark saptanmıştır (p<0,001). Hasta grubunda sıvı resustasyonu sonra ölçülen DKB ortalaması 70,2±9,4 mmHg olup, tedavi öncesi ölçülen DKB 67±10,1 mmHg arasında istatistiksel olarak fark saptanmıştır (p<0,008). Hasta grubunda sıvı resustasyonu sonra ölçülen nabız sayısının ortalaması 84,6±8,8/dk olup, tedavi öncesi ölçülen nabız sayısı (87,6±14,4 /dk) arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptanmıştır (p<0,001). Çalışma grubunda, volüm replasmanı sonrası İVK'nın inspirasyondaki anteriorposterior (AP) çapının ortalaması 13,1±4,2 mm ölçülmüş olup replasman öncesi AP çapına (11,5±4,2 mm) göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0,001). Çalışma grubunda, volüm replasmanı sonrası İVK'nın ekspirasyondaki anteriorposterior (AP) çapının ortalaması 17,5±3,9 mm ölçülmüş olup replasman öncesi AP çapına (15,9±4,2 mm) göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0,001). İVKKOİ volüm replasmanı öncesi 0,27 ± 0,19; replasman sonrası 0,24 ± 0,18 hesaplandı bu istatiksel olarak anlamlı değildi (p< 0,147). Sonuç: İVK çaplarının ultrasonografik ölçümleri; acil serviste hipovolemik hastaların erken dönemde noninvaziv, hızlı ve güvenilir şekilde teşhis edilmesini sağlar. Ayrıca İVK çaplarının ultrasonografi ile seri ölçümleri, hipovolemik hastalarda yapılan sıvı tedavisinin değerlendirilmesinde ve takibinde faydalıdır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnemi+4
Halil Yılmaz
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Derin ven trombozu tanı algoritması

Amaç: Derin ven trombozu (DVT) ön tanısıyla acil serviste bakılan yetişkin hastalarda acilde yapılan üç nokta USG ile termal kamera ve serum homosistein seviyesinin acil tanısındaki etkinliği ve DVT'deki tanı etkinliğini bulmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda acil servise DVT ön tanısı ile başvuran alınan 65 hasta ileriye dönük olarak değerlendirildi. Çalışmaya alınan DVT'li hastalar Pulmoner Emboli (PE) gelişen (Grup 1) ve PE gelişmeyen (Grup II) şeklinde sınıflandırıldı. Hastaların demografik ve klinik özellikleri değerlendirildi. Wells skorlarına göre görüntüleme özellikleri, termal kamera, üç nokta Ultrasonografi (USG) sonuçları ve kan tetkikleri sonuçlarına göre acil DVT algoritması oluşturuldu. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 58,2±17,5 yıl olan hastaların %66,2'si erkek hastalardı. PE eşlik eden olgularda nefes darlığı sıklığı yüksek iken, PE eşlik etmeyen olgularda bacakta ağrı sıklığı anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). PE'li grupta sigara içen hasta sayısı yüksek saptandı (p<0,05). Çalışmamızda hastaların yapılan USG'sinde en sık popliteal ven (%55,4) ve femoral vende (%46,2) trombüs saptanmış olup, safen vende trombüs olan hastalarda PE sıklığı anlamlı olarak düşüktü (p<0,05). Çalışmamızda hastaların %81,5'inin homosistein düzeyi yüksek saptandı. PE gelişen ve gelişmeyen hastalarda düzeyleri arasında farklılık yoktu (p>0,05). Çalışmamızda hastaların %95,4'ünde termal kamerada pozitif görüntü elde edildi. DVT+PE'li grupta termal kamera tanısallık oranı daha yüksek olsa da, bu fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0,05). PE'li olgularda RBC sayısının anlamlı düşük, RDW düzeyininde ise anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç: Acilde DVT tanı algoritmasında üç nokta USG, termal kamera ve homosistein düzeyi DVT tanısında etkindi. Ayrıca CRP, D vitamini, laktat düzeyleri tanıda yardımcı diğer yöntemlerdir. Bu yöntemlerin özgüllüklerinin gösterildiği ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Derin ven trombozu, homosistein, pulmoner emboli, termal kamera, üç nokta ultrasonografi

AlgoritmalarEmboli ve trombozHomosistein+5
Onur Güngör
Çukurova University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste akut iskemik inme tanısı almış hastaların klinik, radyolojik ve kan parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Nörolojik hastalıklardan en sık karşılaşılan hastalıklar serebrovasküler hastalıklardır (SVH). SVH yüksek mortalite ve morbiditeye neden olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Dünyada iskemik inme ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer almaktadır. Mortalitenin yanı sıra uzun dönem sakatlığında önemli bir nedenidir. Çalışmamız akut iskemik inme tanısı almış hastaların: klinik, radyolojik ve kan parametreleri arasındaki ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Çalışmamız retrospektif özellikte olup Ocak 2015-Ağustos 2017 tarihlerinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniğinde 383 SVH tanısı alan hastayı kapsamaktadır. Hastalar mevcut dosyaları ve Hastane Bilgi Yönetimi Sistemi (Probel®) üzerinden taranarak; yaş, cinsiyet, anamnez bilgileri, fizik ve nörolojik muayeneleri, komorbidite ve tam kan sayımı parametrelerinden Hgb, Hct, MCV, RDW, MPV, NLR, PLR değerleri, kraniyal BT ve difüzyon MRG bulguları, ekokardiyografi, karotis-vertebral sistem doppler ultrasonografi (USG) sonuçları incelendi. Bulgular: 383 hastanın 201'i (%52,5) erkekti. Hastaların yaş ortalaması 67,45±14,14 olarak hesaplandı. Araştırma grubunun hem başvuru şikayetlerine göre hemde fizik muayene bulgularına göre en sık saptanan bulgu konuşma bozukluğu iken, bunu güçsüzlük ve motor duyu kaybı izledi. Hipertansiyon (HT) hastaların özgeçmişlerinde en sık görülen ek hastalıktı. 377'ine kranyal BT çekildi. Bunların 254'ünde patoloji saptandı. Kranyal MRG ise 319 hastaya çekildi. Hastaların sadece 27'sinde patoloji saptanmazken, en çok etkilenen bölge Anterior Cerebral Arter (ACA) sulama alanıydı. Red Cell Distribution Width (RDW) ortalaması hem erkeklerde hem kadınlarda referans değer aralığının üzerindeydi. Kranyal MRG ile hematolojik parametreler karşılaştırıldığında; RDW değeri anormal MRG bulguları olan grupta normal bulguları olan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Sonuç: Gelecekte yapılacak daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte; MPV, RDW, NLR gibi kolay elde edilebilen hemogram parametrelerinin inme hastalarının tanısında, öngörüsel değerler olarak acil servis pratiğinde daha fazla kullanılabileceği düşünülebilir. Anahtar kelimeler: iskemik inme, eritrosit dağılım genişliği, nötrofil/lenfosit oranı, konuşma bozukluğu

Acil servis-hastaneAcil tıpEritrositler+5
Gülden Aktaş
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise dispne şikâyeti ile başvuran hastaların ağırlığını tespit etmede klinik bulgular ve kan gazı parametrelerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada amacımız acil servise dispne şikayeti ile başvuran hastaların, hastalık ciddiyetlerini belirleme ve hastaneye yatırılan hastaların sonlanımlarını öngörmede Objektive Classification Scale (OCS-9) etkinliğini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Ocak 2015 - Ağustos 2017 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na solunum sıkıntısı ile başvuran 18 yaş ve üstü hastalar dâhil edildi. Hastaların bilgileri retrospektif olarak Hastane Bilgi Yönetimi Sistemi (HBYS) (ProbelR) üzerinden tarandı. Hasta dosyaları incelenerek kan gazı parametrelerine değerlendirildi. Dispne şikayeti nedeniyle gelen hastaların OCS-9 değerini hesaplamak için kan gazındaki 3 önemli parametreyi (pH, Baz açığı, laktat düzeyi) kullandık. Klinik parametreler ve kan gazı parametreleri (OCS-9 puanları) hastaların sonuç durumları (taburcu, servis yatışı, yoğun bakım yatışı, exitus) ile karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 373 hasta dâhil edildi. Hastaların 249' u (%66,8) erkektir. Hastaların yaş ortalaması 68,2+15,03'tü. Hastaların 175' inde (%46,9) komorbidite bulunmamaktadır. Komorbid hastalıklardan en sık HT %23,9 sonrasında KOAH %22,5 gelmektedir. Komorbidite olan hastaların yaş, SKB, DKB, PCO2, Baz açığı ortalamaları komorbidite olmayanlara göre daha yüksekken, SpO2, pH, PO2, HCO3, Laktat değerleri daha düşüktü. Hastaların alınan kan gazlarındaki pH ortalaması 7,4+0,1, baz açığı ortalaması 0,36+5,6, laktat ortalaması 1,99+1,6'dır. Çalışmamızda ağır dispne şikayeti olan hastaların OCS-9 skoru (1,59+1,5) ile olmayan hastaların OCS-9 skoru (1,02+1,3) karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmıştır. (p<0,001). Solunum sayısı ve Nabız arttıkça OCS-9 skoru artarken SpO2 arttıkça OCS-9 skoru düşmektedir. Sonuç: Servis yatışı olanların ve taburcu olanların OCS-9 ortalaması yoğun bakım yatışı olanlara göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü. OCS-9 skorunun cut-off değeri 1 alındığında exitus ve yoğun bakım yatışı öngörüsünde sensivitesi %46,9 spesifitesi %77,08 olarak saptanmıştır. Çalışmamızın sonuçları OCS-9 Skorunun acil serviste kullanımının hasta prognozunu ön görmede ve hastaların yatacağı birimlerin belirlenmesinde etkili bir yöntem olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Dispne, Acil Servis, Objektive Classification Scale,

Acil servis-hastaneAcil tıpDispnea+4
Müge Türker
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Son 5 yılda acil servise başvuran intoksikasyon olgularında demografik özelliklerinin ve acilde kalış sürelerinin geriye dönük istatistiksel değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada son 5 yılda Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na zehirlenme ile başvuran vakaların geriye dönük demografik özelliklerini hastaların acil servisten taburculuk sürelerini belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif kesitsel bir çalışma olarak planlandı. Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun izni ile başlandı. Çalışmamız kapsamında Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na 2017-2022 yılları arasında başvuran zehirlenme vakaları dahil edildi. Toplam 3231 hastanın verileri toplandı. Hastanın yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, sonuç, toplam maliyet ve muayene süreleri retrospektif olarak incelendi. Vakalar hasta acil servis kartları ve yatış dosyaları incelenerek analiz edildi. Zehirlenme ile ilişkili olabilecek ICD-10 tanıları Mergen sisteminden tarandı. Hasta verileri veri toplama föyüne kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda toplam 3231 hastanın verileri derlendi. Tüm hastaların %61,9'u kadın cinsiyette ve ortalama yaş 34,1±12,7 yıl idi. En sık başvuru yapılan aylar sırasıyla %9,7 ile mayıs ve %9,6 ile temmuz ayları idi. Başvuruların en fazla olduğu yıl 2019 yılı olarak saptandı. Başvuruların pik yaptığı saat %8 başvuru ile akşam 21:00 idi. En az başvuru ise %0,8 ile sabah 07:00 olarak saptandı. Hastaların %51,5'i yeşil alan ve %48,5'i ise sarı alan başvurusu idi. Hastaların %50,3'ü acil servisten taburcu oldu ve %47,8'i servislere ve %1,6'sı ise yoğun bakımlara yatırıldı. Ortalama başvuru sonuç süresi 685,3±4693 dakika olarak saptandı. Hastaların ortalama maliyetleri ise 770,6±3964 TL olarak tespit edildi. Hastaların en sık yatırıldığı servis %46 ile acil tıp servisi idi. Yoğun bakımlardan ise hastaların en sık %1 ile çocuk hastalıkları yoğun bakıma yattığı tespit edildi. Hastaların ilk başvuruları sırasında kullanılan ICD-10 kodlarının tamamı Tablo 11'de gösterildi. En sık eklenen tanı %84,7 ile "X44 - ilaçlar, haplar ve biyolojik maddelere maruz kalma ve kazayla zehirlenme diğer ve tanımlanmamış" tanısı idi. Sonuç: İntoksikasyon vakalarının demografik dağılımının genç yetişkinler arasında yüksek olması, genç nüfusun bu tür risklere daha fazla maruz kaldığını göstermektedir. Ayrıca intoksikasyon yönetimi multidisipliner bir yaklaşım gerektiğinden bu konuda diğer branşların da farkındalık seviyelerinin artırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Demografik, İntoksikasyon, Yatış süreleri

Acil servis-hastaneAcil tıpDemografi+3
Gizem Şimşek
Çukurova University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran adli vakaların adli ilk rapor ve adli kesin raporlarının kıyaslanması

Giriş: Adli olgular, adli muayenenin ilk basamağını oluşturan acil servislerde karşımıza sıklıkla çıkmaktadır. Acil serviste çalışan hekimin adli vakaların tetkik, tanı ve tedavilerinin yanı sıra detaylı muayene ile adli rapor düzenlemesi ve TCK m.280 kapsamında adli makamlara bildirmesi sorumluluğu mevcuttur. Bu çalışmada hekimler açısından çoğu zaman sıkıntı ve endişeye neden olan adli raporların düzenlenmesindeki hata ve eksikliklerin belirlenip tartışılması, bu konuda hekimlerin sorumluluklarının vurgulanması ve konuya yönelik öneriler getirilmesi amaçlandı. Yöntem: Bu çalışmaya Mayıs 2019- Mayıs 2022 arası Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvurarak geçici adli rapor alan ve daha sonra Adli Tıp Anabilim Dalı'nda kati rapor düzenlenen toplam 1556 adli olgu dahil edildi. Dahil edilen olgular trafik kazaları, iş kazaları ve diğer adli olguları (iş kazaları ve trafik kazaları haricinde kalan tüm adli olguları) kapsamaktaydı. Ön raporu olup kesin raporu olmayan hastalar ve hem karşı taraf olmaması, hem de kati rapor alma oranlarının düşük olması nedeni ile zehirlenme olguları çalışma dışı bırakıldı. Çalışmanın Mayıs 2019 - Mayıs 2021 tarihleri arasındaki hastaları geriye dönük olarak tarandı. Pandeminin adli vakalar üzerindeki etkisini daha detaylı inceleyebilmek için, giriş tarihleri Mayıs 2021-Mayıs 2022 arası olan hastalar ileriye dönük olarak incelendi. Hastalar, bu amaçla geçici adli raporlarının düzenlendiği acil başvuru tarihlerine göre Mayıs 2019-Mayıs 2020 tarihleri arasında başvuranlar Grup 1, Mayıs 2020-Mayıs 2021 tarihleri arasında başvuranlar Grup 2 ve Mayıs 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında başvuranlar Grup 3 olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hayati risk durumu ve yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir olup olmaması açısından Acil Tıp Anabilim Dalı tarafından verilen geçici adli raporlar ile, Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından verilen kati raporlar arasındaki uyumsuzluklar araştırıldı. Bulgular: Çalışmamızın yapıldığı dönem olan 1 Mayıs 2019- 1 Mayıs 2022 yılları arasında acil servisimize 18 yaş üstü toplam 216111 acil vaka başvurdu. Başvuran olguların %5,3'ü (n=11487) adli olguydu. Adli olguların %13'üne (n=1596) adli tıpta kati rapor yazılmıştı. İş kazalarının %5'i, trafik kazalarının %15'i, diğer adli olguların ise %14'ünün geçici raporları yazıldıktan sonra kati rapor için adli tıpa başvurdukları görüldü. Çalışmaya acil tıpa başvurup geçici rapor alan, daha sonra adli tıpa başvurarak kati raporu yazılan 449 trafik kazası, 56 iş kazası ve 1051 diğer adli olgu dahil edildi. Çalışmamızda toplam 1556 adli olgu vardı ve bu olgular acil tıpa başvuran tüm olguların %0,007'sini oluşturmaktaydı. Çalışmaya dahil edilen 1556 hastanın %71'i (n=1104) erkek, %29'u kadındı (n=452). Yaş ortalaması 35.59 ±13.56 idi. Kati raporlarla geçici raporlar kıyaslandığında, yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olup olmaması açısından raporların %14,5'unda, hayati tehlike açısından %10,7'sinde uyumsuzluk olduğu ve yıllara göre BTM değerlendirmesi (p=0,014) ve hayati tehlike değerlendirmesi (p<0,001) uyumsuzluk oranlarının istatistiksel olarak artış eğiliminde olduğu görüldü. Sonuç: Acil servislerde Acil Hekimleri tarafından yazılan adli geçici raporlar ile Adli Tıp hekimleri tarafından daha sonra yazılan adli kesin raporlar kıyaslandığında özellikle BTM ve hayati risk değerlendirmesi konularında uyumsuzluklar görüldüğü ve hem hekim sorumluluğunun azalması hem de adaletin tesisinde önemli bir yeri olması nedeniyle adli raporların daha hızlı ve doğru şekilde düzenlenebilmesi için, bu raporları düzenleyen acil tıp hekimlerinin özellikle BTM ile giderilebilirlik ve hayati risk değerlendirmesi üzerine detaylı bir şekilde eğitim almalarının sağlanması ve acil servislerde 7/24 Adli Tıp Uzmanlarına erişim imkanının oluşturulması hem adli yargının işleyişi, hem de hekim ve hasta hakları açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Adli olgu, Geçici adli rapor, Kati rapor.

Acil servis-hastaneAcil tıpAdli raporlar+2
Ufuk Özgür Balıca
Çukurova University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran iş kazalarına bağlı yaralanmaların özellikleri, nedenleri, sonuçları ve hastaların demografik bilgilerinin retrospektif olarak incelenmesi

Arka plan-hedef: İş kazaları önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olmasının yanı sıra iş gücü kaybı ve ekonomik kayıpların da önemli bir nedenidir. Çalışmamız hastanemize başvuran iş kazalı hastalarda demografik bilgiler, başvuru zamanı, yaralanmaların özellikleri, sonuçlar ve bunlar arasındaki ilişkiyi incelemek üzere yapıldı. Gereç-yöntem: 01.01.2015 - 31.12.2016 tarihleri arasında hastanemize doğrudan başvuran 18 yaş ve üzeri iş kazalı 2594 hasta çalışma kapsamına alındı. Veriler Hastane Yönetim Bilgi Sistemi ve hasta dosyalarının geriye dönük olarak incelenmesiyle elde edildi. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 32,56 ±9,3 (18-71) idi. Olguların %87,4'ü erkekti. Yaralanmalar en fazla 28-37 yaş grubunda görüldü. Başvuruların yıl içinde ağustos ayında, hafta günlerine göre dağılımda cuma günleri, gün içinde ise 07:00-15:00 arasında arttığı görüldü. Olguların %43,1' i endüstri alanında çalışmaktaydı. Yaralanmaların %24' ünün ezilme, sıkışma veya düşen bir cismin isabet etmesi sonucu gerçekleştiği, en fazla baş-boyun bölgesinin ve özellikle göz-göz kapağının etkilendiği, olguların en fazla yüzeysel yaralanma ve laserasyon tanısı aldığı belirlendi. Çalışma grubunda taburculuk oranı %91 idi. Başvuru zamanlarına göre düşme, kimyasala maruziyet ve yabancı cisim ile yaralanmalar arasında, etkilenen anatomik bölgeler ve tanılar arasında anlamlı farklılık gözlendi. Erkek hastalar arasında yabancı cisim, kimyasal maruziyeti ve besin zehirlenmesi mekanizmalarıyla etkilenmede anlamlı yükseklik görüldü. Göz-göz kapağı, kol, uyluk ve bacak yaralanmalarına erkeklerde anlamlı olarak daha sık rastlandı. Yüzeysel yaralanma ve laserasyon, yumuşak doku travması, yabancı cisim, kırık ve solunum yolu irritasyonu tanılarının erkek hastalarda anlamlı olarak daha fazla konulduğu belirlendi. Yaralanma mekanizmaları arasında etkilenen anatomik bölgelere göre anlamlı farklılık saptandı. Sonuç: İş kazası ile acil servise başvurular gündüz saatlerinde daha fazla gerçekleşmektedir. Başvuru saatlerine ve cinsiyetlere göre yaralanma mekanizmaları, etkilenen anatomik bölgeler ve tanılar arasında anlamlı farklılıklar mevcuttur. İş kazalarının ve neden olduğu kayıpların azaltılabilmesi için yaralanmaya dair bilgilerin yanı sıra yaralanmaya yatkınlık oluşturcak etmenlerin de sorgulanması ve kaydedilmesi gereklidir.

Acil servis-hastaneAcil tıpDemografi+3
Nihan Kara Ozan
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise hafif kafa travması ile başvuran ve beyin bilgisayarlı tomografi incelemesi yapılan hastaların; Kanada kafa travması bilgisayarlı tomografi isteme kriterleri ile New Orleans kriterlerine göre karşılaştırılması

Arka plan-hedef: Bu çalışmada minör kafa travması ile başvuran hastaların yapılan BBT tetkiklerinde Canadian CT Head Rule (CCHR) ve New Orleans Criteria (NOC) kriterlerine uyumluluk gözlemlenmek istenmiştir. Ülkemizin hafif kafa travmaları konusunda epidemiyolojik verilerine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Metot: Çalışmamızda Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine 2017 (Ocak- Aralık) yılında hafif kafa travması ile başvuran, Glasgow Koma Skalası (GKS) 13-15 olan hastaların; öyküsü, fizik muayene bulguları, Beyin Bilgisayarlı Tomografisi (BBT) sonuçları ve tedavileri Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) ve hasta dosyaları geriye dönük olarak incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 41,61±18,67 idi. 60 yaş üstü hasta oranı %19, 65 yaş üstü hasta oranı ise %14 idi. Tüm hastaların %70,2'si erkekti. Hastaların GKS:15 (%96,8), GKS:14 (%3,2)'dü. Yüksek enerjili travma ile başvuran hastaların oranı %48, düşük enerjili travma ile başvuran hasta oranı %52'idi. Travma mekanizmalarından düşme %32,4 oranında 1. sırada, sonrasında %31,1 oranında 2. sırada Araç İçi Trafik Kazası (AİTK) gelmekteydi. Kafa travması darp nedeniyle olanlar %12,3, motosiklet kazası nedeniyle olanlar %7,4 oranında, kafaya cisim çarpması nedeniyle olanlar %7,2, yüksekten düşme nedeniyle olanlar %5,1, Araç Dışı Trafik Kazası (ADTK) nedeniyle olanlar %4,4 saptandı. Çalışmaya alınan hastaların tümüne bakıldığında oranında bilinç kaybı:%4,5, amnezi:%7, oryantasyon bozukluğu:%2,7, baş a ğrısı:%26,2, bulantı:%3,6, kusma:%2,3, alkol/ilaç alımı:%7,8, nöbet öyküsü:%0,6, klavikula üstü yaralanma:%56,7 oranlarında saptandı. BBT çekilen hastaların %93'ünde patoloji saptanmadı, %37'sinde patoloji saptandı. Sonuç: Hafif kafa travması ile başvuran hastalarda, travmatik nörokranial BBT bulgularını saptamada CCHR kriterlerinin kullanılması daha geçerlidir; seçici BBT kullanımı, BBT sayısını azaltır ve böylece sağlık giderlerinin maliyetini düşürür, beraberinde acil servis yoğunluğunu hafifletir ve alınan radyasyon maruziyetini azaltır. Anahtar Kelimeler: Acil tıp, minor kafa travması, beyin bilgisayarlı tomografi, CCHR, NOC.

Acil servis-hastaneAcil tıpDoktorlar+5
Hale Nur Can
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste metil alkol zehirlenmesi tanısı alan hastaların klinik değerlendirilmesi ve zehirlenmeye bağlı ortaya çıkan sekellerin retrospektif analizi

Amaç: Metil alkol zehirlenmeleri ciddi metabolik asidoz, şok ve akut çoklu organ yetmezliği ile seyredebilen ciddi bir klinik durumdur. Metil alkol zehirlenmeleri kalıcı körlük gibi ciddi sekellere yol açabilir, morbiditesi ve mortalitesi yüksektir. Bu çalışmanın amacı MZ'li hastaların retrospektif olarak incelenerek, literatüre tanı, tedavi, sekel oranları ve sonlanımları ile ilgili değerli veriler kazandırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alındıktan sonra, 01.01.2015-01.06.2023 tarihleri arasında acil serviste toksik alkol zehirlenmesi tanısı alan hastalar, hastanemiz bilgi yönetim sistemi ve arşiv dosyaları kullanılarak geriye dönük tarandı. Sağlıklı verilerine ulaşılamayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hasta özellikleri, başvuru şikayetleri, başvuru şekli, tanı, tedavi, antidot alma oranları, hemodiyaliz erişimi, laboratuvar ve görüntüleme sonuçları, hastanede yatış süreleri, sonlanım şekilleri ve sekel oranları kaydedilerek istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda verilerine ulaşılabilen toplam 116 hasta değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 48,3±13,5 yıl olup, %94,8'i (110 hasta) erkekti. Hastalarımızın en sık ambulans ile getiriliği (18'i olay yerinden/evden, 72'si başka kurumdan sevk) görüldü. Mortal seyreden hastaların daha sık ambulans ile getirildiği saptandı (p<0.05). MZ'li hastalarda, en sık başvuru şikayetinin bulanık görme ve bilinç bozukluğu olduğu tespit edildi. Yaşayan hastalarda en sık görülen şikayet göz bulguları iken, eksitus olan hastalarda ise, en sık başvuru şikayetinin bilinç bozukluğu olduğu saptandı (p<0,05). Başvuru anındaki vital bulgular değerlendirildiğinde, eksitus olan hastaların, kan basıncı ve satürasyon değerlerinin anlamlı olarak düşük; nabız sayısı ve solunum sayılarının ise anlamlı yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Eksitus olan hastaların laboratuvar sonuçları değerlendirildiğinde, White blood cell (WBC), glukoz, kan üre azotu (BUN), kreatinin, direk bilirübin, laktat dehidrogenaz (LDH), alanin aminoransferaz (AST), aspartat amintransferaz (ALT), sodyum, potasyum, amilaz ve c-reaktif protein (CRP) düzeyleri yaşayan hastalara göre anlamlı olarak yüksek; klor düzeyi ise anlamlı olarak düşük olarak tespit edildi (p<0,05). Eksitus olan hastaların kan gazında ölçülen pH ve HCO3 değerleri anlamlı düşük; baz açığı, anyon gap ve laktat düzeyi ise, yaşayan hastalara göre anlamlı yüksek saptandı (p<0,05). Mortalite üzerinde metil alkol ve etil alkol düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Eksitus olan hastaların Beyin BT'sinde beyin ödemi ve intrakranial kanama sıklığı, anlamlı olarak yüksek saptanırken (p<0,05), Beyin MR'inde beyin ödemi sıklığı anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızda, Yaşayan ve eksitus olan hastaların optik sinir kılıf çapları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Hastalarımızın %33,7'si görme sekeliyle ve %6,2'si ise nörolojik sekelle taburcu edildi. Sonuç: Alkollü herhangi bir içecek sonrası, ani görme bozukluğu (körlük, bulanık görme, çift görme, vb.) sebebiyle AS'ye başvuran bir hastada, özellikle hiperventilasyon, bilinç değişikliği, artmış anyon açıklı ve baz defisitli metabolik asidoz eşlik ediyorsa aksi ispatlanıncaya kadar MZ kabul edilmelidir. Başta kan gazı olmak üzere birçok laboratuvar parametresi ve görüntüleme bulgusu mortalite açısından öngörücüdür. Maalesef her ne kadar erken başvuran hastalar, etkin tedavi edilebilse de, maluliyete yol açabilen görme sekeli ve mortalite oranları halen oldukça yüksektir. Anahtar kelimeler: Metanol zehirlenmesi, acil servis, mortalite

Kürşat Sarıbaş
Çukurova University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran gastrointestinal kanamalı hastaların retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda hastanemiz acil servisinde gastrointestinal kanama tanısı alan hastaların yönetim ve sonlanımlarını değerlendirerek, literatür ile olan benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymayı amaçladık. Materyal ve Metot: Retrospektif, kesitsel olarak planlanan çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi yetişkin acil servisinde gerçekleştirildi. Hastaların demografik, klinik, endoskopi ve laboratuvar verileri, Glasgow-Blatchford Kanama ve AIMS65 skorları ve sonlanımları değerlendirilerek 15 gün içinde ölenler ve yaşayanlar olarak iki gruba ayrılarak kıyaslandı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 161 hastanın (99 erkek), yaş ortancası 72 (IQR=20), % 87,6'sında ek hastalık var ve siroz sıklığı yüksek saptandı (p=0,025). Mortalite %1,2 iken, 15 günlük mortalitenin ilaç kullanımı, başvuru şikayeti, fizik muayene bulguları, GB ve AIMS65 skorları ile ilişkisi saptanmadı (p>0,05). Ölen hastaların nabız sayıları (p=0,012), şok indekleri (p=0,001), INR (p=0,038), AST (p=<0,001), ALT (p=<0,001) ve laktat değerleri (p=0,008) yaşayan hastalardan yüksekti. En sık peptik/duodenal ülser ve eroziv gastrit bulundu. En sık ilaç/tedavi PPİ, traneksamik asit ve eritrosit süspasyonuydu. Ölen hastaların daha fazla traneksamik asit (p=0,037), noradrenalin (p=0,001), somatostatin (p=0,021) ve dopamin (p=<0,001) aldıkları bulundu. En sık yoğun bakıma yatırıldıkları (% 51) ve taburcu edildikleri (% 37,9), % 13'ünün acil serviste 24 saatten uzun takip edildiği ve çok azının servise yatırıldığı (%4,3) saptandı. Sonuç: Traneksaminik asitin gastrointestinal sistem kanamalı hastalarda mortaliteyi azalttığını düşünmekteyiz. Mortaliteyi tahmin etmede GB ve AİMS65 skorları yerine nabız ve şok indeksi kullanılabilir. Hastaların acil serviste değil kliniklerde yatarak takibi için düzenleme gerektiği kanaatindeyiz.

Tansu Gökçe Öztürk
Çukurova University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran iş kazalarının geriye dönük 5 yıllık istatistiksel değerlendirilmesi

ÖZET ACİL SERVİSE BAŞVURAN İŞ KAZALARININ GERİYE DÖNÜK 5 YILLIK İSTATİSTİKSEL DEĞERLENDİRİLMESİ Amaç/Gerekçe: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na iş kazaları nedeniyle başvuran hastaların; demografik özelliklerini ve yaralanma şeklini, iş kazası sonucunda acilde sonlanım durumunu açığa çıkarmayı amaçladık. Gereç/Yöntem: Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi erişkin acil servisine Ocak 2019 – Aralık 2023 tarihleri arasında iş kazası nedeniyle başvuran, kazanın işi yaparken ya da işe ulaşımı esnasında oluştuğunu belirten kaza öyküsü olan, hastane otomasyon sisteminde iş kazası olarak adli kaydı olan, dosya bilgilerine ulaşabildiğimiz, 18 yaş üstü hastalar dahil edilecektir. Hastaların demografik özelliklerine ilişkin veriler hastanenin kullanmakta olduğu ''Mergen Enlil Hbys sistemi'' üzerinden incelenecektir. Çalışma retrospektif olarak yapılacaktır. Olguların; başvuru sebebi (yüksekten düşme gözde yabancı cisim, elektrik çarpması, ağır cisim altında kalma, kesici-delici alet yaralanması, sıkışma & parçalanma tarzı yaralanma, kafaya sert cisim düşmesi, trafik kazası, toksik maddeye maruziyet, amputasyon, çarpma tarzı yaralanma) ve acil serviste sonlanım durumu (taburcu, yatış, sevk, exitus, izinsiz terk) kayıt altına alınacaktır. Çalışmanın primer sonlanımı acil servise iş kazası ile başvuran hastaların acil servisteki sonlanım durumlarının tespitidir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 1377 hastanın % 89,25 (n=1229)'i erkek, % 10,75 (n=148)'i kadındı. Yaş ortalaması 35,5±10,9'dır (min=18, maks=71). Yaş gruplarına göre en fazla olgu 35-44 yaş aralığında olduğu tespit edilmiş olup, hastaların %29,9'unun (n=412) olduğu görülmektedir. Hastalardan % 79,4 (n=1094)'ünün taburcu edildiği gözlenirken, % 18,7 (n=257)'inin servise, % 1,9 (n=26)'unun ise yoğun bakıma yatırıldığı, exitus olmadığı tespit edildi. Yatışı yapılan hastalardan 257 (% 90,8)'sinin servise, 26 (% 9,2)'sının ise yoğun bakıma yatışının yapıldığı tespit edildi. Servise yatırılan hastalarda en sık ortopedi ve travmatolojisi servisi tespit edilmiş olup, hastaların %71,6'sının (n=184) olduğu görülmektedir. Yoğun bakıma yatırılan hastalarda en sık beyin cerrahi yoğun bakımı tespit edilmiş olup, hastaların %38,5'inin (n=10) olduğu görülmektedir. Hastaların hastanede kalış süresi ortalaması 6,64±37,5 saattir (min=0,02, maks=1058,88). Acile başvuru şikayetlerine göre en fazla olgu kesici delici alet nedeniyle başvurmuş olup, hastaların %42'sinin (n=588) olduğu görülmektedir. Erkek hastalarda, kadın hastalara göre servise yatırılma oranlarının yüksek (p=0,002); taburcu edilme oranlarının ise anlamlı derecede düşük olduğu gözlendi (p=0,001). Erkek hastaların, kadın hastalara göre toksik madde inhalasyonu oranlarının ise düşük olması istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p=0,001). Hastaların yaş ortalamaları hastaneye yatışı yapılan hastalarda daha yüksek bulundu (p=0,031). Sonuç: İş kazaları en sık genç erkeklerde ve ekstremite yaralanması şeklinde görülmektedir. Acil servise başvuran iş kazalarının önemli bir kısmının ayaktan tedavi edilerek taburcu edilmesi, hayatı tehdit eden yaralanmaların az olması; çalışmamızın verileri ışığında iş kazalarının gerçek sebeplerinin tespit edilerek, iş yerinde alınabilecek önlemlerle bu kazaların önüne geçilebileceğini düşündürmektedir. Anahtar sözcükler: Acil, İş gücü kaybı, İş kazaları

Burcu Ataoğlu Kılıç
Çukurova University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akdeniz bölgesinde görülen yılan ısırığı vakalarının 10 yıllık geriye dönük analizi

Amaç: Çalışmamızın amacı, bölgemizde bulunan yılan türlerinin yarattığı zehirlenme kliniğinin şiddeti, kullanılan antivenomun etkinliği ve dozu, hastaların hastanede kalış süresini etkileyen faktörler, kalıcı sekel gelişim oranlarının değerlendirilmesi gibi değerli verileri literatüre kazandırmaktır. Materyal ve metot: Çalışmamız 1 Ocak 2014 - 31 Aralık 2023 (10 yıl) tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Erişkin Acil Servisine yılan ısırması sebebiyle başvuran hastalarda gerçekleştirildi. Hastaların, hastaneye başvuru anındaki demografik (yaş, cinsiyet) verileri, özgeçmiş bilgileri, başvuru şekli, vital parametreleri, zehirlenme evresi, kan değerleri, uygulanan tedaviler, antivenom verilme şekli ve süresi, komplikasyonlar, yatış süreleri, sonlanım şekilleri ve sekel durumları değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan hastaların % 67,1'i erkek olup yaş ortalaması 49,8±16,7 yıldır. Hastalarımızın acil servise başvuru anında, % 26,8'inin Evre 0, % 33,9'unun Evre 1, % 28,9'unun Evre 2 ve % 10,4'ünün ise Evre 3 zehirlenme tablosuna sahip olduğu tespit edildi. Çalışmamızda hastaların % 68,1'ine antivenom uygulandığı, toplam antivenom uygulanma dozu ortalamasının 3,4±1,8 vial olduğu saptandı. Tüm hastalarda antivenom uygulama süresinin 30-60 dk olduğu görüldü. Çalışmamızda hastaların % 8,4'ünde antivenoma bağlı alerji geliştiği belirlendi. Alerjik reaksiyon gelişimi olan hastalarda yatış süresi daha uzun ve TDP uygulama sıklığı daha yüksek saptandı (p<0,05). Çalışmamızdaki hastaların hastanede yatış süresinin ortalama 2,0±1,5 gün olduğu tespit edildi. Dış merkezden sevk ile gelen hastaların, geliş zehirlenme evresinin, aldığı antivenom dozunun ve hastanede yatış süresinin istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu görüldü. Isırılma yeri değerlendirildiğinde ise üst ekstremite ve parmak ısırıklarının evresinin daha yüksek olduğu tespit edildi.(p<0,05). Çalışmamızda hastaların hastanede kalış süresinin WBC, PTZ, INR, glukoz, BUN ve d-dimer değerleri ile pozitif; platelet değeri ile negatif korelasyon verdiği saptandı. Hastaların kalıcı sekel durumuna bakıldığında ise, 3 hastada minimal eklem hareketlerinde kısıtlılık, 1 hastada parmak ampütasyonu, 1 hastada kalıcı nörolojik sekel olduğu görüldü. Sonuç: Halen yılan ısırıkları ülkemizde kırsal kesimde oldukça önemli bir sağlık problemidir. Antivenom tedaviye erişim hayat kurtarıcıdır. Sevk ile gelen hastaların yatış süresinin daha uzun, evrelerinin daha yüksek olması erken antivenom tedavi almanın önemini göstermektedir. Üst ekstremite ve parmak ısırıklarının evrelerinin daha yüksek olması nedeniyle bu bölge ısırıkları özellikle kompartman açısından daha ciddi takip gerektirir. Bölgemizde ortalama 4 vial antivenom kullanımının, uygulama süresinin 30-60 dk olmasının, çoğu hastada etkin iyileşme sağladığı, mortalite yokluğu ve sekel oranlarının oldukça düşük olması nedeniyle söylenebilir. Bölgemizde erken etkin tedavi, dinamik takip süreci ile hastaların tamamına yakınının iyileştiği, hayatı tehdit eden antivenom alerjisi sıklığının düşük olduğu, çok nadiren komplike vakalarda plazmaferezin bir tedavi alternatifi olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Yılan ısırmaları, acil servis, antivenom

Emre Biçen
Çukurova University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servis kritik bakım alanına başvuran geriatrik hastaların geriye dönük 3 yıllık demografik ve klinik özelliklerinin istatistiksel değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda son üç yılda Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Acil Servis Kırmızı alanına başvuran yaşlı hastaların demografik özelliklerinin (yaş ve cinsiyet), başvuru şikayetlerinin, ICD-10 tanı kodlarının, tedavi sonuçlarının (yatış, taburculuk, yattığı bölüm) ve tedavi sürecinde hastaneye ortalama maliyetlerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif ve kesitsel olarak planlandı. Çalışmamızda Kasım 2019 - Aralık 2022 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Acil Servise başvuran geriatrik hastaların verileri derlendi. Bu tarihler arasında acil servise başvuran 65 yaş üstü toplam 1793 hastanın verisine ulaşıldı. Hastaların demografik özeliklerin (yaş-cinsiyet), triyaj kategorileri, geliş tipleri, başvuru tarihleri, hastaneye başvuru şikayetleri, ICD-10 tanı kodları, tedavi sonrası sonuçları (yatış-taburculuk-yattığı bölüm), tedavi sürecinde hastaneye ortalama maliyetleri; acil servis kartları, yatış dosyaları ve hastane bilgi yönetim sistemi üzerinden tarandı ve kaydedildi. Bulgular: Çalışmada değerlendirilen 1793 hastanın %51,4'ü erkek ve %48,6'sı kadındı. Ortalama yaşları 76,9±8,2 yıl olarak tespit edildi. Hastaların yaş gruplarına göre dağılımı şu şekildedir: %44,4'ü 65-74 yaş aralığında, %36,6'sı 75-84 yaş aralığında, %16,8'i 85-94 yaş aralığında ve %2,1'i 95 yaş ve üstünde. Başvurular yıllara göre dağılımı incelendiğinde; %7,1'i 2019, %41,6'sı 2020, %17,5'i 2021 ve %33,8'i ise 2022 yılında gerçekleşti. Acil servise başvuran hastaların %95,6'sı yeşil, %3,7'si sarı ve %0,7'si kırmızı alandaydı. Hastaların %95'i acil durumda başvururken, %3,6'sı adli vaka ve %1,3'ü trafik kazasıydı. Başvuran hastaların %1'i acil servis başvurusu sırasında hayatını kaybetti, %26'sı servislere yatırıldı, %15,6'sı yoğun bakımlara, %57,3'ü ise taburcu edildi. Ortalama hastane maliyeti 4102,9±12697,4 TL olarak saptandı. Hastalar 65-84 yaş arası ve 85 yaş üstü olmak üzere iki gruba ayrıldı; 85 yaş ve üstü grubun kadın oranı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,001). Triyaj kategorisi, geliş tipi ve sonuç açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Ortanca maliyet 65-84 yaş grubunda 749,1 TL iken, 85 yaş ve üstünde 994,8 TL olarak belirlendi; bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,002). Hastaların %58,3'üne yatış yapılmadı. En sık yatış yapılan servisler sırasıyla acil servis (%9,5), COVID-19 servisi (%2,5) ve göğüs hastalıkları servisi (%1,9) olarak saptandı. Yoğun bakımlarda en sık yatışlar koroner yoğun bakım (%6,6), nöroloji yoğun bakım (%3,3) ve dahiliye yoğun bakım (%3,1) servislerinde gerçekleşti. Başvuru şikayetlerinin dağılımı Tablo 10'da gösterildi; en sık karşılaşılan şikayetler nefes darlığı (%32,7), bilinç değişikliği (%13) ve göğüs ağrısı (%8,5) olarak belirlendi. En sık konulan tanılar ise W83 (%13,4), W84 (%7,5), R07.3 (%6,9), G93.9 (%6,5) ve R51 (%5,1) olarak tespit edildi. Sonuç: Bulgular, yaşlı hastaların daha uzun süre acil serviste kaldığını ve kronik hastalıkların tedavi seçenekleri üzerinde önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, acil servislerin yaşlı hastalara daha iyi hizmet verebilmesi için klinik uygulamaları ve politika geliştirmeyi desteklemekte ve ulusal takip sistemlerinin kurulmasının önemini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Geriatri, Kırmızı alan, Triyaj

Onur Can Gölbaşı
Çukurova University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

6 şubat 2023 Kahramanmaraş depremi sonrası yetişkin acil servise başvuran hastaların analizi

Amaç: Çalışmamızda 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş'ta meydana gelen deprem sonrasında Balcalı hastanesinde tıbbi bakım alan travma dışı hastaları bir önceki yılın aynı döneminde Acil servise başvuran hastalarla karşılaştırarak, afet durumunda bir üniversite hastanesine bağlı üçüncü basamak Acil serviste, afetzedelerin yanı sıra travma dışı hastaların bakım ve yönetimleri için planlama yapılmasında kullanılabilecek veri sağlamayı hedefledik. Gereç ve yöntem: Retrospektif, kesitsel olarak yürütülen çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi yetişkin Acil servisinde gerçekleştirildi. Aynı 15 günlük zaman periyodunda, 2023 ve 2022 yıllarında Acil servise başvuran travma dışı hastaların demografik ve klinik özellikleri karşılaştırılarak SPSS 27.0 (Released 2020) istatistik paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların 2022 yılı yaş ortalaması 47,45±18,87, 2023 yılı 46,81±18,67 iken, 2022 yılında başvuran kadın hasta sayısı 1374 (% 53,6), 2023 yılında ise 1096 (% 51,8)'dir. 2022 yılında en fazla hasta başvurusunun 13. gün (191), 2023 yılında ise8. günde (170) gerçekleştiği, ambulans ile başvuru oranının 2022 yılında % 16,9, 2023 yılında % 22,3 olduğu (p=0,001), solunum sistemi şikayeti ile başvurunun her iki yıl da en sık neden olduğu, hem solunum, hem de gastrointestinal ve kardiyovasküler sistem ile zehirlenme hastalarının 2023'te daha fazla olduğu görüldü (p=0,001). 2022 yılında % 51,6, 2023 yılında %57,6 hasta yeşil alanda takip edilmişti (p=0,001). İlk 6 saat içinde sonlanımlarına bakıldığında, hastaların 2022'de yeşil alanda % 99,4, sarı alanda % 88,05, kırmızı alanda % 63,44 oranında sonlandığı, 2023'te ise yeşil alanda % 99,51, sarı alanda % 90,37, kırmızı alanda % 65,77 oranında sonlandığı görüldü. 2022 yılında göğüs ağrısı şikayeti ile değerlendirilen 30 hastadan 13'üne, 2023'te 53 hastadan 49'una koroner anjiyografi yapılmıştı (p=0,001). Eksitus sayıları 2022'de 9 (% 0,4), 2023'te 21 (% 0,9) idi (p=0,001). Hastalara istenen direk grafi sayısı 2022 yılında 815 (% 31,8) iken, 2023 yılında ise 559 (% 26,4), tomografi istenme sayısı ise 2022 yılında 512 (% 20,0) iken 2023 yılında 294 (% 13,9) olarak belirlendi (her ikisi için p=0,001). Sonuç: Çalışma sonuçlarımıza göre her iki yılda da hastalar benzer olsa da görüntüleme, girişim ve yönetimleri farklı olmuştur. Acil servise başvuruların yüksek olduğu ve sirkülasyonunun hızlı olması gereken afetlerde, rutin sağlık hizmetinin devamı sağlanarak Acil servislerin yeşil alan yükünün azaltılması, travma ve travma dışı acillerin değerlendirilebileceği ayrı birimlerin tanımlanması hem Acil servisin hem de hastanenin yükünü azaltıp hasta bakım kalitesini artıracaktır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, hasta yönetimi, triyaj, afet, deprem, travma dışı hastalar

Burcu Tör
Çukurova University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste değerlendirilen gebe travma hastalarının beş yıllık retrospektif analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bir üniversite hastanesi acil servisinde değerlendirilen gebe travma hastalarını inceleyerek, bu hasta grubu hakkında tespitler yapmak ve yönetimleri konusunda önerilerde bulunmaktır. Materyal ve Metot: Kesitsel ve retrospektif olarak planlanan çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı'nda 01.05.2018 – 30.04.2023 tarihleri arasında travma nedeniyle değerlendirilen gebe hastaların demografik, klinik, laboratuvar, görüntüleme, tedavi verileri ile anne ve bebek sonlanımları incelendi. Bulgular: Çalışmaya 237 gebe travma hastası alınmıştır. En sık görülen travma mekanizması darp (% 36,3), sonra düşme (% 28,3) ve motorlu taşıt kazasıydı (% 23,2). En sık yaralanma bölgesi baş-boyun (% 36,7), üst ekstremite (% 30,4) ve alt ekstremiteydi (% 24,9). Yatış oranı % 13,1 diğer bölüm servislerine ve % 0,8 yoğun bakımaydı, doğum oranı ise % 2,1'di (% 60'ı C/S). <20 hafta gebelerde darp sıklığı daha yüksek (p=0,001), ≥20 hafta gebelerde ise araç içi motorlu taşıt kazası daha yüksekti (p=0,004). Acil serviste yatışı olanlarda darp sıklığı (p=0,041), dış servislerde yatışı olanlarda diğer travma mekanizmalarının sıklığı (p=0,035) daha yüksekti. Travma mekanizmaları ile anne ve bebek sonlanımı arasında ilişki bulunmamaktaydı (p>0,05). Sonuç: Darp, gebe travma hastalarında önemli bir yaralanma mekanizmasıdır. Özellikle <20 hafta gebelerde darp sık görülmekteydi. Darp görülen gebe travma hastalarında yakın partner darbının oranı yüksek olarak görülmüştür. Bu durum ciddi bir sağlık ve sosyal sorundur. Gebe travmaları multidisipliner yaklaşım gerektirmektedir. Anahtar kelimeler: Gebelik, travma, acil servis

Barış Çelik
Çukurova University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran kritik geriatrik COVİD-19 hastalarında radyolojik görüntüleme ve skorlamaların klinik seyre etkisi

ÖZET Acil Servise Başvuran Kritik Geriatrik COVID-19 Hastalarında Radyolojik Görüntüleme ve Skorlamaların Klinik Seyre Etkisi Amaç: Acil servise başvuran ve yoğun bakım ünitesine yatışı yapılan 65 yaş ve üzeri kritik geriatrik COVID-19 hastalarında radyolojik görüntüleme (CO-RADS) ve klinik puanlama sistemlerinin (APACHE-II, MuLBSTA, SII) klinik seyir ve ölümü üzerindeki etkilerini araştırdığımız çalışmamızda bu değerlerin birlikte kullanımının hasta yönetiminde klinik seyrin değerini ve klinik karar alma süreçlerine katkısını araştırmak hedeflendi. Gereç ve Yöntem: Geriye dönük gözlemsel bir çalışma olarak tasarlanan bu araştırma, 11 Mart 2020- 1 Şubat 2023 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvuran ve COVID-19 yoğun bakım ünitesine yatırılan 65 yaş ve üzeri 221 hastayı kapsamaktadır. Hastaların demografik verileri, yaşamsal bulguları, laboratuvar sonuçları, CO-RADS evreleri, APACHE-II, MuLBSTA ve SII skorları ile yoğun bakım sonlanımları, otomasyon sistemi ve fiziki dosyalardan elde edildi. Veriler, ölen ve yaşayan hastalar olarak iki gruba ayrılarak karşılaştırıldı. B ul gul ar : Çalışmaya dahil edilen hastaların 122 (%55,2)'si erkek, 99 (%44,8)'u kadın olup, yaş ortalaması 77±7,98 yıldı. Ölüm oranı %49,8 olarak saptandı. Ölen hastalarda APACHE-II ve MuLBSTA puanları anlamlı derecede yüksek, CO-RADS 6 evresi daha sık gözlendi. SII değerleri ölenlerde anlamlı olarak yüksek bulundu. Özellikle ölen hastalarda sistolik/diyastolik kan basıncı, ortalama arteriyel basınç, oksijen satürasyonu ve Glasgow Koma Skalası anlamlı derecede düşük; şok indeksi ise yüksekti; laboratuvar bulgularında NLR, CRP, ferritin, LDH, prokalsitonin, glukoz, BUN, kreatinin, laktat ve gibi inflamatuvar, metabolik ve organ fonksiyonlarını yansıtan biyobelirteçlerin anlamlı şekilde daha yüksek bulunması, COVID-19'un sistemik bir enflamasyon ve çoklu organ yetmezliği ile seyrettiği gerçeğini desteklemektedir. Lojistik regresyon analizinde, KOAH/astım tanısı olmaması, ferritin düzeyindeki her birim artış ve invaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı mortalite için bağımsız risk faktörleri olarak belirlendi. Sonuç: Kritik geriatrik COVID-19 hastalarında ileri yaş ölüm riskini arttıran önemli faktörlerden biridir. Yaşlı bireylerde eşlik eden kronik hastalıkların varlığı ölüm oranlarını yükseltmektedir. Bu hastalarda CO-RADS, APACHE-II, MuLBSTA ve SII puanlamaların birlikte kullanımı, ölüm ve klinik seyir öngörüsünde önemli bir katkı sağlamaktadır. Özellikle APACHE-II ve MuLBSTA puanlama sistemleri ile SII, yüksek riskli hastaların erken tespitinde etkili araçlardır. CO-RADS 6 evresinin yüksek ölüm oranı ile ilişkisi, ileri radyolojik bulguların klinik değerini vurgulamaktadır. Bu değerlerin acil servis pratiğinde rutin kullanımı, hasta yönetimini uygun hale getirebilir ve ölüm riskini azaltabilir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, CO-RADS, APACHE-II, MuLBSTA, SII, mortalite, acil servis

Merve Özcan
Çukurova University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi acil servisine başvuran mantar zehirlenme olgularının 10 yıllık retrospektif analizi

ÖZET Çukurova Üniversitesi Acil Servisine Başvuran Mantar Zehirlenme Olgularının 10 Yıllık Retrospektif Analizi Amaç: Mantarlar, besin olarak tüketilmelerine rağmen bazı türlerinin toksik etkileri ciddi sağlık sorunlarına hatta ölümlere yol açabilmektedir. Doğadan toplanan mantarların zehirli türlerle kolaylıkla karıştırılabilmesi, halk sağlığı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Tanı süreci genellikle zorlayıcıdır ve standart bir tedavi protokolü henüz bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Doğu Akdeniz Bölgesi'nde görülen mantar zehirlenmelerine yol açan olası türler, bunların oluşturduğu klinik tablolar ile hastaların demografik ve laboratuvar bulguları incelenerek, bölgesel bir değerlendirme yapılması ve elde edilen verilerle sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alınarak, Ocak 2015- Aralık 2024 yılları arasında hastanemiz acil servisine doğadan toplanan mantar yeme sonrası zehirlenme kliniği ile başvuran 18 yaş üstü hastaların dosyaları taranarak yapılmıştır. Demografik veriler, tüketilen mantar bilgileri, klinik bulgulara göre olası tür tayini, laboratuvar sonuçları, tedavi sırasında kullanılan antidotlar, ekstrakorporeal yöntemler ve ortaya çıkan komplikasyonlar kaydedilmiş; klinik seyir ve hasta sonlanımı ise istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Zehirlenmeye neden olan olası mantar türleri sınıflandırılarak tablo halinde sunulmuştur. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 218 hastanın yaş ortalaması 46 ± 16 yıl olup, %55,5'i kadındır. Olguların %37,2'si kış mevsiminde başvurmuştur. Başvuruların büyük çoğunluğu Adana ilinden (%88,1) ve özellikle Kozan ilçesinden (%22,0) gerçekleşmiştir. Hastaların %53,2'si doğrudan, %46,8'i başka sağlık kuruluşlarından sevkle acil servise gelmiştir. Semptomların başlangıç süresi ortalama 5,2 saattir. En sık görülen şikayetler bulantı ve kusmadır (%82,1). Tedavide en yaygın uygulama hidrasyon (%99,5) olurken, spesifik antidot olarak N-asetilsistein (%12,8) ve Silibilin (%4,6) kullanılmıştır. Akut karaciğer hasarı gelişen 10 hastaya Silibilin verilmiş ve %90'ında iyileşme sağlandığı görülmüştür. Ortalama hastanede yatış süresi 2,24 gündür. Komplikasyon gelişen hastaların oranı %10,1 olup, en sık sistem tutulumları arasında karaciğer tutulumu (%5,5), nörolojik tutulum (%2,3) ve böbrek tutulumu (%1,4) yer almaktadır. Mortalite oranı %1,4 olarak belirlenmiştir. Yaş ≥65 olanlarda yoğun bakım ihtiyacı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuş (p=0,011), 18-45 yaş grubunun ise hastanede kalış süresi diğer gruplara göre daha kısa olmuştur (p=0,014). Ayrıca, sevk edilen hastalarda komplikasyon gelişimi ile anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,001). Ayrıca, bölgemizde ilk kez yapılan olası tür tayini sınıflandırılmasında ciddi toksisitesi olan 18 olgunun büyük çoğunluğunun olası Amatoksin grubuna (%55,5) maruz kalan hastalar olduğu tespit edilmiştir; bu hastalarda organ yetmezliği ve mortalitenin daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Sonuç: Bölgemizde olası tür tayinine göre yapılan sınıflandırmada, ciddi vakaların %55,5'inin Amatoksin içeren mantarlardan kaynaklandığı; ancak zehirlenmelere neden olan mantar türlerinin oldukça geniş bir çeşitliliğe sahip olduğu görülmüştür. Akut karaciğer hasarı ve yetmezliği vakalarında Silibilin antidot olarak tercih edildiği tespit edilmiştir; vaka sayısının az olması nedeniyle istatistiksel analiz yapılamamakla birlikte, iyileşme oranlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Doğu Akdeniz Bölgesi'nde, özellikle kırsal alanlarda doğadan toplanan mantarların tüketimi yaygın olup, bu durum halk sağlığı açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Bu nedenle koruyucu önlemler alınmalı ve toplumsal farkındalık artırılmalıdır. Ayrıca, sağlık çalışanlarının tanı, tedavi ve toksin bilgisi konusunda eğitilmesi hasta yönetimini güçlendirecektir. Anahtar kelimeler: Acil servis, mantar zehirlenmesi, akut toksik hepatit, amatoksin, silibilin

Sevcan Seçinti
Çukurova University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste değerlendirilen supraventriküler taşikardili hastaların beş yıllık retrospektif analizi

Acil Serviste Değerlendirilen Supraventriküler Taşikardili Hastaların Beş Yıllık Retrospektif Analizi Amaç: Bu çalışma acil serviste supraventriküler taşikardi (SVT) tanısı alan hastaların klinik ve demografik özelliklerini retrospektif olarak incelemeyi, farmakolojik ve farmakolojik olmayan tedavilerin başarı oranlarını değerlendirmeyi ve SVT yönetim algoritmasını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Çalışmamız, 01.01.2019 ile 30.06.2024 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı'nda supraventriküler taşikardi (SVT) tanısı alan yetişkin hastaların demografik, klinik, laboratuvar, tedavi verileri ile sonlanımlarını retrospektif olarak incelemiştir. Bulgular: Çalışmaya, 01.01.2019-30.06.2024 tarihleri arasında acil serviste supraventriküler taşikardi (SVT) tanısı alan 108 yetişkin hasta dahil edildi. Hastaların % 52,8'i erkek, % 47,2'si kadın olup yaş ortalaması 58,4±17,4 yıldı. En sık başvuru şikayeti çarpıntı (% 67,6), ardından göğüs ağrısı ve nefes darlığı (% 25) idi. Eşlik eden hastalıkları arasında SVT (% 35,2), hipertansiyon (% 30,8) ve koroner arter hastalığı/kalp yetmezliği (% 25) öne çıktı. En sık kullanılan ilaçlar beta-blokör (% 23,1), aspirin (% 13,9) ve kalsiyum kanal blokörü (% 9,3) idi. Fizik muayenede en sık ral (%20,4) ve pretibial ödem (% 9,3) saptandı. Kardiyak USG'de hastaların % 80,8'inde ejeksiyon fraksiyonu normaldi. Tedavi olarak hastaların %95,4'üne 1. doz adenozin, % 40,7'sine 2. doz adenozin, % 16,7'sine 3. doz adenozin uygulandı. Beta-blokör (% 20,4), kalsiyum kanal blokörü (% 13,9) ve elektriksel kardiyoversiyon (% 4,6) diğer tedavilerdi. Hastaların % 78,7'si acil servisten taburcu edilirken, % 19,4'ü yoğun bakıma yatırıldı. Cinsiyetler arasında yaş, vital bulgular ve başvuru şikayetleri açısından anlamlı fark saptanmadı; ancak erkeklerde malignite sıklığı (% 38,6 vs. % 3,9, p<0,001), kadınlarda serum glukoz, kreatinin ve ferritin düzeyleri farklıydı (p<0,05). Adenozin ile tedavi edilen (Grup 1) ve ek tedaviler alan (Grup 2) hastalar karşılaştırıldığında, Grup 2'de nefes darlığı (% 35,1 vs. % 17,4, p=0,04), koroner arter hastalığı/kalp yetmezliği, diyabetes mellitus sıklığı ve troponin, CK-MB, laktat düzeyleri daha yüksekti (p<0,05). Grup 2'de 2. ve 3. doz adenozin kullanımı ile taburculuk reçetesi oranı da daha yüksekti (p<0,05). Tedavi sonrası EKG'de hastaların % 94,2'si sinüs ritmine döndü. Sonuç: Bu retrospektif çalışmamızda, acil serviste SVT tanısı alan hastalarda adenozin tedavisinin oldukça yüksek bir başarı oranına sahip olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, ek tedavi gereksinimi olan hastalarda (Grup 2) koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve diyabet gibi komorbid durumların yanı sıra troponin, CK-MB ve laktat düzeylerinde anormalliklerin daha sık saptanması, bu grubun daha yakın klinik izlem gerektirdiğini düşündürmektedir. Acil serviste SVT yönetiminde, hastanın hemodinamik durumuna dayalı bir tedavi algoritmasının benimsenmesi, vagal manevralar ve adenozinin öncelikli olarak uygulanmasıyla birlikte taburculuk oranlarını artırabilir ve yoğun bakım ihtiyacını azaltabilir. Gelecekte yapılacak çalışmalarda, kateter ablasyonu gibi uzun dönem tedavi seçeneklerinin acil servis yönetimine entegrasyonu üzerinde durulması faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, supraventriküler taşikardi, çarpıntı, adenozin, elektrokardiyografi

Sercan Sarıoğlan
Çukurova University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran HIV pozitif hastaların retrospektif analizi

Amaç: Çalışmamızda 2020 Ocak ayından 2024 Aralık ayına kadar acil servise başvuran HIV ile enfekte hastaların demografik ve klinik özelliklerini inceleyerek; başvuran hasta profilleri, sık karşılaşılan şikayetler ve tanılar, acil serviste kalış süreleri, taburculuk ve yatış durumlarının belirlenmesi, acil serviste çalışan hekimlere mevcut hasta profilleri, hastaların sık başvuru şikayetleri ve konulan tanılarla ilgili klinik bir öngörü oluşturmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Retrospektif kesitsel bir çalışma olup Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Acil Servisi'nde gerçekleştirildi. 2020 Ocak ayından 2024 Aralık ayına kadar acil servise başvuran 18 yaşından büyük HIV ile enfekte tüm hastalar dahil edildi. Hastaların demografik ve klinik özellikleri karşılaştırılarak SPSS 27.0 (Released 2020) istatistik paket programı ile analiz edildi. Bulgular: 2020-2024 tarihleri arasında acil servise başvuran HIV ile nefekte 18 yaştan büyük 252 hastanın 456 başvurusu çalışmaya dahil edildi. Olguların 224'ünün (%88.9) erkek cinsiyette olduğu görüldü. yaş ortalaması ise 41.6 ±12.9 olarak saptandı. 5 yıllık süreç içerisindeki 456 başvuru incelendiğinde acil servise 5 kezden daha az başvuruda bulunanların oranı %89.9 idi. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji polikliniği başvuruları incelendiğinde 162 (%64.2) hastanın 10 kezden daha fazla başvurduğu görülmektedir. Acil servis başvuru sayısı ile enfeksiyon polikliniği başvuru sayısı arasında Spearman korelasyon katsayısı anlamlı bulunmamıştır (rho = 0.050, p = 0.430). Çalışmamıza dahil edilen HIV ile enfekte bireylerde 115 (%45.6) kişinin kronik hastalığı olmadığı görülmüş olup, en sık görülen kronik hastalık, endokrinolojik hastalıklar (n:25, %9.9) olarak saptanmıştır. Olguların başvuru sırasında antiretroviral tedavi kullanım oranı %71 (n:179) olarak görülmüştür. olguların 50 (%11) tanesi kırmızı alan, 219 (%48) tanesi sarı alan, 187 (%41) tanesi yeşil alanda (%41) tedavi almıştır. Hastalar en sık (%18.9) solunum sistemi semptomları (öksürük, nefes darlığı, burun akıntısı, boğaz ağrısı, kanlı balgam) ile acil servise başvurmuştur. Acilde en sık enfeksiyöz hastalıklar (n:224, %49.1) ve solunum yolu hastalıkları (n:112, %24.6) tanıları konulduğu görüldü. Hastalar minimum 10 dakikada maksimum 119 saat acil serviste takip edilmiş olup ortalama kalış süreleri 398±771 dakika idi. hastaların büyük çoğunluğunun (%72.4) yatış ihtiyacı olmadığı ve taburcu edildiği, 98'inde (%21.5) servis yatış ihtiyacı, 9'unda (%6.4) yoğun bakım yatış ihtiyacı olduğu tesbit edilmiştir. Başvurularda 16 (%3.5) hastanın exitus kabul edildiği bu hastalardan sadece 1'inin acil serviste ex olduğu saptandı. Hastaların antivretroviral ilaç kullanımı ve servis yatış oranları karşılaştırıldığında antiretroviral tedavi altındaki 336 başvurunun 62'si (%18.5) servis yatışı gerektirirken, tedavi altında olmayan 120 başvurunun 36'sında (%30) servis yatış ihtiyacı olduğu görüldü. İstatistik sonuçlarımıza (x2 testi, p:0.008 ) göre hastaların antiretroviral tedavi kullanımının yatış ihtiyacını azalttığı saptandı. Yoğun bakım yatışı olan hastalarda acil serviste medyan kalış süresi 360 dakika (min: 3, maks: 5760), servis yatışı yapılan hastalarda 186 dakika (min: 1, maks: 7196) olarak bulundu. Kruskal–Wallis testi sonucunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (χ²=5.75, sd=2, p=0.056). Sonuç: HIV ile yaşayan bireylerde acil servis başvuruları çoğunlukla orta acil düzeyde olup, tedavi uyumsuzluğu ve komorbidite yükü acil başvuru riskini artırmaktadır. Antiretroviral tedaviye düzenli devam eden bireylerde hastaneye yatış ve yoğun bakım gereksinimi anlamlı biçimde azalmaktadır. Bu sonuçlar, HIV bakım zincirinde tedavi sürekliliğinin sağlanmasının ve acil servislerin HIV yönetiminde erken müdahale ve yeniden temas noktası olarak değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Anahtar kelimeler: Acil servis, Triaj, HIV, AIDS, Antiretroviral tedavi

Nisanur Yardımcı
Çukurova University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servislerde meydana gelen tekrarlayan başvuruların araştırılması

AMAÇ: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne(AS) 1 Ocak 2007-31 Aralık 2017 tarihleri arasında başvuru yapmış hastaların verilerini inceleyerek başvuru sıklığını ve acil servisi uygunsuz kullanan hastaların oranını saptamayı amaçladık. Bu sayede çalışma sonunda elde ettiğimiz bulgular değerlendirilerek acil servis yoğunluğuna yönelik önlemler almak mümkün olabilecektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif kesitsel çalışma 01.01.2007-31.21.2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis'inde yapıldı. Hastalara ait veriler Hastane Bilgi Yönetim Sistemi'nden(HBYS) alınarak excel dosyasına kaydedildi. Veriler Statistical Package for Social Sciences-20(SPSS-20) ve Joinpoint yazılımının 4.7.0 versiyonu kullanarak analiz edildi. Tüm karşılaştırmalarda P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. AS'ye 1 yıllık bir süre içerisinde 4 veya daha fazla başvuru yapan hastalar sık kullanıcı olarak tanımlandı. Yıllık 4 veya daha fazla başvurusu olup bu başvuruların %50 veya daha fazlası taburculukla sonuçlanan hastalaruygunsuz kullanıcı olarak tanımlanmıştır. BULGULAR: Çalışmanın kapsadığı 2007-2017yılları arasında acil servisimize 1.266.535 hasta başvurusu oldu. Bu başvuruların %52.22'sini kadın hastalar,47.78'ini erkek hastalar tarafından yapıldı. Kadın hastalar son 11 yılda erkek hastalardan daha sık başvurdu ve bu oran istatiksel olarak anlamlı bulundu. Başvuru sayısındaki artış oranı yıllık %22 oldu. Kadın ve erkek hastalarda artış oranları sırasıyla %22 ve %23 bulundu. Hastaların %12.5'i sık kullanıcı olarak tanımlandı ve bu hastalar tüm başvuruların %38'ini oluşturdu. AS'yi uygunsuz kullanan hastalar tüm hastaların %9.8 'ini oluşturdu ve bu hastalar tüm başvuruların %30'undan sorumludur. Komorbiditesi olan hastalar acil servisi daha az sıklıkta kullanmıştır(%11) ve bu hastalar acil servisi daha az oranda suistimal etmiştir(%8).Tüm hastalarla karşılaştırıldığında bu oranlar istatistiksel olarak anlamlı bulundu. TARTIŞMA VE SONUÇ: Türkiye'de acil servislerdeki yoğunluk artarak devam etmektedir. Bu yoğunluğun çeşitli sebepleri bulunmaktadır. AS'ye sık başvuru yapan hastalar acil servislerdeki yoğunluğun önemli bir kısmından sorumlu tutulmaktadır. Bu hasta grubunda acil servisi uygunsuz kullanım oranı çok yüksektir. Politika yapıcıların ve sağlık sunucuların acil servislerdeki yoğunluğa yönelik çözüm oluştururken sık başvuru yapan hasta grubunu gözönünde bulundurmalarını önermekteyiz. Literatürde bu hasta grubuna yönelik birtakım çözümler sunulmaktadır. İlk çözüm, daha rasyonel kararlar almalarına yardımcı olmak için sağlık hizmetlerinin uygun kullanımı ile ilgili hasta eğitimi idi. İkinci öneri, düzenli çalışma saatleri dışındaki bakımın sürekliliğini artırarak sağlık sistemini yeniden düzenlemekti. Üçüncü öneri, AS'ye, hastaların birinci basamak polikliniklerden (BBP) sevk zinciri ile yönlendirilmesi. Son olarak, önerilen AS'lerin yakınında BBP yapıları kurmaktı. Bu şekilde hastalar AS triyajından sonra veya doğrudan BBP'lere erişebilirler. Hekim sayısının artırılması, hastaların kalış sürelerinin kısaltılması gibi hastane politikalarının geliştirilmesi ve yardımcı sağlık personeli sayısının artırılması da ek öneriler arasındadır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, Sık başvuru, Uygunsuz kullanım

Acil servis-hastaneAcil tıpGaziantep+2
Abdullah Salman
Gaziantep University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Genel durum bozukluğu ile acil servise başvuran hastaların değerlendirilmesi ve hotel, WPS, REMS skorlarının bu hastalarda mortaliteyi öngörme düzeylerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Genel durum bozukluğu triyaj sürecinde sık görülen bir şikayettir. Genel durum bozukluğu, sağlık ve esenlikte spesifik olmayan bir düşüşü tanımlar ve acil servisteki yaşlı hastalarda yaygındır. Bu çalışmada, acil servise genel durum bozukluğu şikayeti ile başvuran hastaların genel değerlendirilmesinin yapılması ve bu hastaların mortalitelerini öngörebilecek skorlama sistemlerinin prognostik değerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi acil servisine 01.03.2021-01.06.2021 tarihleri arasında genel durum bozukluğu şikayeti ile başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 137 hasta üzerinde tek merkezli ve prospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Acil servise genel durum bozukluğu şikayeti ile gelen hastaların ateş, nabız, tansiyon, ortalama arter basıncı, oksijen satürasyonu, solunum sayısı, EKG, bağımsız ayakta duramama, GKS, yaş ve cinsiyeti sorgulanmıştır. Hastaların vital bulgularının yanı sıra tanımlayıcı demografik özellikleri de not edilmiştir. Bunun yanında hastanın; Glasgow Koma Skalası (GKS), HOTEL skoru, Hızlı Acil Tıp Skoru (REMS), Worthing Fizyolojik Skorlama Sistemi (WPS) değerlendirilmiştir. GDB ile başvuran hastaların 1 aylık mortalite durumları, MV ihtiyaçları ve YBÜ ihtiyaçları not edildi. İstatistiksel değerlendirmede Pearson Ki Kare Testi, Yates Düzeltmesi, Fisher's Exact Testi, Bağımsız Örnekler T Testi, Mann Whitney U Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kruskal Wallis H Testi, Univariate ve Multivariate model olarak binary lojistik regresyon analizi uygulanmıştır ve HOTEL, REMS, WPS skorlarının mortaliteyi belirlemedeki değerini ölçmek için Receiver Operating Characteristic (ROC) eğrileri çizilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 alınmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan toplamda 137 hastanın yaş ortalaması 75,13 ± 13,99 olarak tespit edilmiş olup hastaların %50,4'ü (n=69) erkektir. Genel durum bozukluğu şikayetiyle olan başvuruların; %64,2'si (n=88) hafta içi, %88,3'ü (n=121) ambulans ile ve %67,2'si (n=92) kırmızı triyaj şeklinde olmuştur. Exitus durumlarına göre sonlanım değişkeni farklılık göstermektedir (p=0,039). Exitus olanların %33,3'ü (n=24) taburcu olurken exitus olmayanların %47,7'si (n=31) taburcu olmuştur. Mortalite durumlarına göre HOTEL skorları farklılık göstermektedir (p=0,004). 1 ay içerisinde mortalite gerçekleşenlerde HOTEL skoru ortanca değeri 2 iken, yaşayanlarda 2 olarak bulunmuştur. 1 ay içerisinde mortalite gerçekleşenlerin REMS skoru yaşayanların skorundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,007). Mortalite durumuna göre WPS skorları açısından farklılık görülmemiştir (p=0,425). Exitus durumlarına etki eden risk faktörleri univariate ve multivariate model olarak binary lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Univariate analiz sonucunda Exitus durumlarında hiçbir faktörün, bağımsız risk faktörü olmadığı elde edilmiştir (p>0,005). Exitus olma durumuna göre HOTEL değeri üzerinden yapılan ROC analizine göre kesme değeri (cut-off) 1 olarak bulunmuştur. Bu cut-off değerindeki duyarlılık %78,08, özgüllük ise %43,75 olarak bulunmuştur. Exitus olma durumuna göre REMS değeri üzerinden yapılan ROC analizine göre cut-off değeri 8 olarak bulunmuştur. Bu cut-off değerindeki duyarlılık %47,95, özgüllük ise %71,87 olarak bulunmuştur. HOTEL skorunun öngörme düzeyinin (AUC=0,644), REMS skorunun (AUC=0,635) düzeyinden yüksek olduğu görülmüştür. Aynı zamanda exitus olma durumuna göre WPS değeri üzerinden yapılan ROC analizinde anlamlı farklılık görülmemiştir (p=0,337; AUC=0,547). Sonuç: Bu çalışma, genel durum bozukluğu ile başvuran hastaların ölüm riskinin yüksek olduğunu göstermektedir. Acil serviste triyaj planlanırken bu durum dikkate alınmalıdır. Aynı zamanda genel durum bozukluğu olan hastalarda mortalitenin tahmininde hem HOTEL hem de REMS skorlama sistemlerinin iyi prognostik değere sahip olduğu gösterilmiştir. Her ne kadar HOTEL skorunun AUC değeri REMS skorunun AUC değerinden daha fazla olsa da bu farklılığın çok az olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Genel durum bozukluğu, acil servis, HOTEL, WPS, REMS

Acil servis-hastaneAcil tıpHasta başvurusu+3
Emine Aykol
Düzce University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koroner arter hastalığı tanısı olup acil servise göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran hastalara "hastane anksiyete ve depresyon ölçeği" uygulaması

Giriş ve Amaç: Çalışmamızda 01.10.2018-01.01.2019 tarihleri arasında kardiyovasküler hastalık (KVH) nedeniyle Perkütan Koroner Girişim (PKG) öyküsü olan ve acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastaların hayat kalitesini etkileyen anksiyete ve depresyon durumlarını incelemeyi amaçladık. Bu sayede benzer öyküleri olan ve psikolojik durumları etkilenmiş hastalar hakkında önleyici çalışmalar yapılması ve bu konuda hizmet veren hekimler ile hastaların farkındalığının arttırılması mümkün olabilecektir. Materyal ve Metod: Acil Tıp Anabilim Dalı'na bağlı olarak çalışan Erişkin Acil Servisi'ne 01.10.2018 ile 01.01.2019 tarihleri arasında göğüs ağrısı nedeni ile başvuran ve daha önce akut koroner sendrom hikayesi olan ve/veya koroner anjiyografi öyküsü olan 200 hasta çalışmaya alındı. Hastalara 2 sayfadan oluşan anket (HAD ölçeği) yapıldı. Her ankette toplam 14 soru ve her sorunun içerisinde 4 farklı seçenek vardı. Hastalardan; bu seçeneklerden kendilerine en uygun olan yalnızca bir seçeneği işaretlemeleri istendi. Başvuru esnasında alınan kan troponin değerleri de kayıt altına alındı. Tetkik sonuçları SPSS 18.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Acil Servisimize 01.10.2018 ile 01.01.2019 tarihleri başvuran 200 hasta çalışmaya alındı. Hastalara 2 sayfadan oluşan anket (HAD ölçeği) yapıldı. Başvuru esnasında alınan kan troponin sonuçları kayıt altına alındı. Hastaların yaş ortalaması 60,91 ± 14,13, 138'i erkek 62'si kadındı. Hastaların anksiyete/depresyon skorları ile troponin sonuçları veya sonuç durumu (taburcu, kardiyoloji servis/koroner YBÜ, ölüm) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı. Tartışma ve Sonuç: Koroner arter hastalığı (KAH) tanılı hastaların göğüs ağrısı yaşaması durumunda başvuru merkezleri Acil Servisler olmaktadır. Bu nedenle Acil Servis hekimlerinin de hastaların ruhsal durumlarına yönelik bilgi ve farkındalığının olması önem taşımaktadır. Özellikle de tetkik sonuçlarında kardiyak patoloji saptanmadığı ancak hastanın şikayetlerinin devam ettiği durumlarda kişinin anksiyete/depresyon duygudurumu içerisinde olabilme ihtimali akla gelmelidir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, Koroner Arter Hastalığı, Anksiyete, Depresyon.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnksiyete+5
Mehmet Güngör
Gaziantep University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut karın ağrısı ile acile başvuran ve akut apandisit düşünülen hastalarda acil tıp hekimi tarafından yapılan termal kamera ölçümlerinin analizi

Amaç: Bu çalışmanın amacı acile akut karın ağrısı ile başvuran ve Akut Apandisit tanısı alan hastaların ınfrared (termal kamera) görüntülerinin analizi ve yapay hafıza oluşturmasını sağlayıp, tanıda kullanımını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalısmaya acil servise karın ağrısı sikayetiyle başvuran ve akut apandisit nedeniyle ile opere edilen hastalar ile herhangi bir kronik hastalığı olmayan sağlıklı gönüllüler dahil edildi. Hasta grupta ameliyat öncesi sağ alt kadran, sol alt kadran ayna görüntüsü üzerinden termal görüntüler alındı. Sağlıklı gönüllüler için de aynı işlemler tekrarlandı. Bu görüntülerin analizi sonucu hasta ve sağlıklı gönüllülerin sağ alt kadran sıcaklık farkı anlamlı bulundu (p=0.01). Daha sonra bu görüntülerle denetimli makine öğrenme yöntemi olan doğrusal destek vektör makinesiyle model (sınıflayıcı) oluşturuldu. Eğittiğimiz bu modele sonradan test amacıyla çalışmaya daha önceden almadığımız hasta ve sağlıklı gönüllü görüntüleri yükleyip doğruluğunu, duyarlılığını ve özgüllüğünü bulduk. Bulgular: Hasta grubunda termal görüntülemede sağ ald kadran ve sol alt kadran sıcaklık farkları sağlıklı grupla karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulundu (p<0.005). Bu hastalarla eğittiğimiz doğrusal destek makinasına (yapay hafıza modeli) daha sonra test amaçlı yüklediğimiz hasta ve sağlıklı görüntülerin analizi sonucunda yapay hafızanın doğruluk oranını %82.5, duyarlılığını %96.15, özgüllüğünü %57.14 olarak bulduk. Sonuç: Bu çalışmada termal kamera görüntüleriyle oluşturduğumuz yapay hafıza modelinin akut apandisit tanısında acilde geleneksel yöntemlere yardımcı olabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Termal görüntüleme, yapay hafıza, apandisit, karın ağrısı, acil servis.

Acil servis-hastaneAcil tıpApandisit+4
Ali Gürakın
Gaziantep University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarına yönelik yapılan hasta ve yakınlarının şikayetlerinin analizi

AMAÇ: İyi sağlık hizmeti verebilmek için alınan hizmetin kalitesinin ölçülmesi gerekmektedir; bu da memnuniyet araştırmaları ve hasta şikayetlerinin değerlendirilmesi ile mümkündür. Bu çalışmanın amacı; hastaların şikâyetlerini tanımlayarak hasta hakları birimlerinin kullanılma durumunun araştırılması, birime başvuru yapan hastaların veya yakınlarının demografik özelliklerinin ortaya çıkarılması, şikâyet konularının belirlenmesi ve bu değerlendirmeler neticesinde şikâyet konusu olan yetersizliklerin tespit edilmesi, gerekli olan konular hakkında çözüm fikirleri ortaya çıkarılması ve böylece bu hususlarda özel tedbirler alınabilmesidir. MATERYAL VE METOD: Çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde yapılmıştır. Hasta hakları birimine 2018 yılından itibaren 2019 yılı sonuna kadar yapılan başvuru kayıtlarının geriye dönük analizi yapılarak başvurulara ve başvuranlara ait özellikler incelenmiştir. Başvuranların, yaş, cinsiyet ve öğrenim durumu gibi demografik özellikleri incelenmiştir. Başvuruları analiz ederken ise, başvuru yapılmasına sebep olan birim, başvuru yapılmasına sebep olan meslek grubu ve şikâyet konuları hakkındaki tüm veriler incelenmiştir. BULGULAR: Araştırma için 1385 başvuruya ait veriler toplanmıştır. Başvuranların cinsiyete göre ayrımı yapıldığında erkek cinsiyetin daha fazla başvuru yaptığı görülmektedir. En sık Lise mezunları şikâyet başvurusu yapmışlardır. En sık başvuru yapan yaş aralığı 20-40 yaş aralığıdır. En çok pediatri kliniği ile ilgili şikâyet başvurusu yapılmıştır. Hakkında en sık başvuru yapılan meslek grubu ise hekim ve sekreter olmuştur. SONUÇ: Hasta hakları birimlerinin çok önemli oldukları, hasta memnuniyetinin arttırılmasının yanında kurumların kalitelerinin değerlendirilmesi ve mevcut olan aksaklıkların belirlenmesinde önemli rolleri olduğu sonucu elde edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Hasta Hakları; Hasta Hakları Birimi; Şikâyet Analizi; Sağlık Yönetimi

Hasta haklarıHasta yakınlarıHastalar+3
Muhammet Esat Karaduman
Gaziantep University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil tıp stajının intern doktorlara mesleki bilgi ve beceri açısından katkısının değerlendirilmesi

AMAÇ: Çalışmamızda acil servis stajı alan intörn doktorların KPR konusunda bilgi düzeylerini ölçmek ve acil servis stajının intörn doktorların KPR bilgi düzeylerine etkisini araştırmayı amaçlamaktayız. MATERYAL VE METOD: 01 Mayıs 2019 - 30 Nisan 2020 tarihleri arasında acil serviste stajyer olarak çalışan intörn doktorlar araştırmaya dâhil edildi. Acil servis stajı öncesinde ve staj sonunda olmak üzere aynı sorulardan oluşan 30 soruluk çoktan seçmeli test yapıldı. İlk ve son test sınavı arasında hem sorular arasında hem de genel başarı oranları kıyaslandı. İstatiksel değerlendirme için SPSS 22,0 paket programı kullanıldı ve tüm karşılaştırmalarda P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Araştırmamıza toplam 202 intörn doktor dahil edildi. Çalışma sonucunda Genel KPR bilgi düzeyinde %8,97'lik anlamlı bir artış tespit edildi. Temel yaşam desteği, ileri yaşam desteği ve pediatrik ileri yaşam desteği ayrı ayrı değerlendirildiğinde ise staj öncesine göre sırasıyla %7,24, %8,19 ve %3,84'lük başarı artışı sağlandı. TARTIŞMA VE SONUÇ: Acil servis stajı alan intörn doktorların temel öğrenim hedeflerin bir tanesi KPR eğitimidir. Kliniğimizde eğitim gören intörn doktorların hem staj başında hem de staj sonunda KPR genel bilgi düzeyleri ölçülmüştür. Çalışmamız sonucunda acil servis stajı eğitimi alan intörn doktorların KPR bilgi düzeylerinde anlamlı bir artış saptanmış olup çalışmamız amacına ulaşmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Kardiyopulmoner resüsitasyon, CPR, Temel Yaşam Desteği, TYD, İleri Yaşam Desteği, İYD

Acil servis-hastaneAcil tıpBeceri+6
Ali Demir
Gaziantep University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

2012-2019 yılları arasında ülkemizde acil servis çalışanları hakkında ve acil servis çalışanları tarafından açılmış ve yargıtay tarafından karara bağlanmış davalar ve sonuçlarının incelenmesi

Acil servis-hastaneBeyaz kodCeza+7
Elif Sinanoğlu Doğan
Gaziantep University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise baş ağrısı ile başvuran hastalarda yatak başı ultrasonografi ile optik sinir çapı ölçümü

AMAÇ: Çalışmamıza acil servise baş ağrısı şikâyeti ile başvuran 18 yaş üstü hastalar dahil edilmiştir. Baş ağrısı ile başvuran hastalara yatakbaşı yapılabilen ve non invaziv bir yöntem olan ultrasonografi ile bakılarak, bilateral optik sinir çapı ölçümleri yapılıp BT bulguları ile kıyaslanarak arada benzerlik olup olmadığının tespiti amaçlanmıştır. MATERYAL VE METOD: Bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Acil Tıp Kliniği'nde yapıldı. Acil servise baş ağrısı nedeni ile başvuran 18 yaş üzeri şuuru açık, koopere ve oryante erişkin hastalar çalışmaya alınmıştır.6.0- 13.0 MHz frekans aralığına sahip lineer prob kullanılarak her iki göz optik sinir çapı ölçüldü. Her iki göz kapatılarak göz kapağı üzerine jel sürüldü; ardından lineer prob ile kısa aks süpürme şeklinde görüntü alındı. Optik diskin arkasından 3 mm gerisinden optik sinir çapı ölçüldü. Çapı 5 mm'den yüksek olan ölçümler patolojik olarak kabul edildi. Klinik pratikte USG uygulamaları temel ve ileri USG kursu almış acil asistanı Dr. Tutku Tek tarafından yapıldı. Çalışma 1 (bir) yıl içinde tamamlandı. Çalışma, istatistiksel olarak power analiz yapıldıktan sonra belirlenen sayı olan; 64 baş ağrılı ve 64 baş ağrısız hasta çalışmaya alındı. Çalışma verileri SPSS 22.0 Windows versiyon paket programıkullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR:Çalışmaya katılan 64 adet baş ağrılı 64 adet baş ağrısı olmayan 18 yaş üstü hastanın bilateral optik sinir çap ölçümü değerlendirmesi sonucunda; optik sinir çap ölçüm değerlerinin cinsiyetlere bağlı olmadığı, aynı yaş grubundaki baş ağrılı grup ve baş ağrısız grup kıyaslandığında baş ağrılı grupta optik sinir çap ölçüm değerlerinin yüksek olduğu, intrakranyal patolojilerin olduğu tarafta, kataraktın olduğu tarafta, eski SVO sekelinin, posttravmatik eksternal hematomun olduğu tarafta optik sinir çap ölçüm değerinin sağlıklı olan tarafa kıyasla artmış olduğu saptandı. Çalışmaya alınmaya karar verilen 35 yaşında baş ağrısı şikâyeti ile başvuran komorbid hiçbir hastalığı olmayan bir kişide insidental retina dekolmanı saptandı. SONUÇ:Baş ağrısı acil servise sık başvuran şikayetlerdendir. Altta yatan patoloji çok geniş bir yelpazede olabileceği için hızlı ve doğru tanı koyabilmek bazı hayatı tehdit edecek durumların önlenmesi için çok önemlidir. Ultrasonografi; yatak başı yapılabilmesi, noninvaziv olması ve maliyeti düşük olması nedeniyle son yıllarda acil serviste sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda optik sinir çap ölçümünün BT ile aynı doğrultuda sonuçlar çıkartmış olması ultrasonografi ile hastaların ilk değerlendirmesinin yapılabileceğini gösterebilir. Optik sinir çap ölçümünün ultrasonografi ile yapılmasının yaygınlaşıp standardize edilebilmesi için daha birçok çalışmaya ihtiyaç olduğu aşikardır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, Baş ağrısı, Optik sinir, Ultrasonografi, Oküler Ultrasonografi, İntrakranyal Basınç

Acil servis-hastaneAcil tıpAğrı+5
Tutku Tek
Gaziantep University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste hasta memnuniyeti

ÖZETACİL SERVİSTE HASTA MEMNUNİYETİİsmail TOĞUNUzmanlık Tezi, Acil Tıp Anabilim DalıTez Danışmanı: Doç. Dr. Cuma YILDIRIMAralık 2007, 71 sayfaBu çalışmanın amacı; Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisine başvuran hastaların demografik karakterlerini ortaya çıkarmak, hasta memnuniyetini etkileyen faktörleri ve hasta memnuniyet-memnuniyetsizliği ile ilişkili faktörleri belirlemektir.Bu çalışma 1 Kasım 2006 ile 31 ocak 2007 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Servisine başvuran 16 yaşından büyük 1454 hasta çalışmaya alınmıştır. İletişim kurulabilen hastaların demografik bilgileri, bakım özellikleri ve memnuniyetleri hakkında bilgi toplandı. Acil Servise geliş sebebi, acil serviste kimin tarafından karşılandığı, doktor ve hemşirelerin, tecrübe ve davranış memnuniyeti, hastanenin teknik donanım ve temizlik durumu memnuniyeti, acil serviste tedavi tamamlanıncaya kadar geçen süre ile ilgili memnuniyeti, acil serviste tetkik ve tedavisi sürerken hastalığı ve yapılan işlemler hakkında bilgi verilmesi ile tetkikler için bekleme süresi hakkındaki algılama memnuniyeti, acil serviste gördüğü tüm bakım ile ilgili memnuniyeti, acil servisten memnun kalmamışsa memnuniyetsizliğin nedenleri, acil servisten taburcu olduktan sonra izlem konusunda kendisine bilgi verilip verilmediği ve bu konudaki memnuniyeti, ileride hastanemiz acil servisini tekrar tercih edip etmeyeceği ve yakınlarına tavsiye edip etmeyeceği ve kendisine reçete verilip verilmediği hususlarında hastaya sorular soruldu. İstatistiksel analiz SSPS 13.0 istatistiksel yazılım programı kullanarak yapıldı.Çalışma dönemi boyunca acil servise başvuran 1454 hasta çalışmaya alındı. Hastaların acil servisteki tüm bakımları hakkında genel memnuniyetleri 1021'i (%70.2) memnun, 308'i (%21.2) kısmen memnun, 125'nin (%8.6) ise memnun olmadığı bulunmuştur. Doktor tecrübe ve davranışı, hemşire tecrübe ve davranışı, hastane temizlik ve teknik donanım durumu, acil serviste bilgilendirme, acil serviste algılanan zaman, tetkikleri bekleme zamanı, hastaya reçete verme, başvuru zamanı, acil servis içine alınma şeklinin genel memnuniyet üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Hastaların genel memnuniyeti ile gelecekte aynı kuruluşu tercih etme ve tavsiye etme isteği korelasyon göstermiştir. Diğer parametrelerin genel memnuniyet üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı değildi.Sonuç olarak; hasta memnuniyetini en fazla etkileyen faktörün doktor davranışı olduğu tespit edilmiştir. Hasta memnuniyetini etkileyen diğer önemli faktörler ise; hemşire davranışı, acil serviste tetkik ve tedavi sürerken hastalara işlemler hakkında bilgi verme, hastane temizlik durumu ve taburcu olduğunda bilgi verme olarak tespit edildi. Genel memnuniyeti negatif yönden etkileyen en önemli faktör hastanenin teknik donanım ve ekipman durumu olarak bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Acil servis, Hasta memnuniyeti, Memnuniyetsizlik

İsmail Toğun
Gaziantep University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Organofosfat zehirlenmesinde kardiyak hasarlanmanın belirlenmesi ve bu hasarlanmaya bazı ilaçların etkilerinin araştırılması

Mevcut çalışmanın amacı, sıçanlarda diklorvosa bağlı zehirlemede kardiyak oksidatif stres parametreleri ve mortaliteyi araştırmaktır. Kontrol grubu (n=8) mısır yağı verilen grup, diklorvos grubu (n=15) diklorvos (30 mg/kg) verilen grup, magnezyum grubu (Mg, n=10) diklorvostan önce MgSO4 (200 mg/kg) verilen grup, atropin grubu (A, n=10) diklorvostan önce atropin (10 mg/kg) verilen grup, pralidoksim grubu (PAM, n=10) diklorvostan önce pralidoksim (40 mg/kg) verilen grup ve A-PAM grubu (n=10) diklorvostan önce atropin (10 mg/kg) ve pralidoksim (40 mg/kg) verilen gruptan oluştu. Bütün ilaçlar ve araçlar intraperitonal olarak verildi ve enjeksiyondan 6 saat sonra venöz kan numuneleri, tiyopental anestezisinin altında direkt kalpten alındı. Daha sonra kalple ilgili doku numuneleri elde edildi. Biyokimyasal analiz, kolinesteraz, kreatin kinaz, kreatin kinaz-MB, kardiyak troponin I, miyoglobin, NT-proBNP ve NO serum düzeylerini ölçmek ve malondialdehid, glutatyon ve NO'in doku düzeylerini belirlemek için yapıldı, Histopatolojik olarak, immunohistokimyasal analizleri, kardiyak dokuda indüklenebilir NO sentaz ve apoptosis için boyama yapıldı. Diklorvos grubunda serum kolinesteraz düzeyi, kontrol grubundan daha düşük olmasına rağmen atropin ve pralidoksim veya bu iki ilacın kombinasyonun verilmesi serum kolinesteraz düzeylerini değiştirmedi. Yine de, serum kolinesteraz düzeyleri Mg tedavisi ile daha fazla baskılandı. Diklorvos ve Mg gruplarında serum NO düzeylerini kontrol grubundan daha düşük göstermemize rağmen kardiyak dokuda NO düzeyleri Mg grubunda diğer iki gruptan daha yüksektir. Grupların arasında bütün diğer parametreler, istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. İndüklenebilir NO sentaz ve apoptosis boyamasında herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Mortalite oranı, diklorvos grubunda %47 ve bu oran Mg grubunda %20 ve tüm diğer gruplar için %0 olarak tespit edildi (p<0.05). Serum kolinesteraz düzeyleri diklorvos ile azaldı ve bu azalmalar atropin, pralidoksim ve atropin-pralidoksim tedavileri ile ortadan kalktı. Malondialdehid ve glutatyon düzeyleri değişmeden kaldığı için diklorvosa bağlı artmış oksidatif stres için hiçbir kanıt yoktu. Bizim sonuçlarımız, organofosfat zehirlenmesi ile lipid peroksidasyonun artmış olduğunu düşündürmemektedir. Sonuç olarak, diklorvosa bağlı zehirlenmede kardiyak hasarı belirlemek için, geleneksel kardiyak belirteçler, oksidatif stres ve NT-proBNP belirgin katkı sağlamamış ve tartışmalı olan Mg tedavisinin akut organofosfat zehirlenmesinin yönetiminde bariz olumlu katkılar sağlamamıştır diyebiliriz.Anahtar kelimeler: Organofosfatlar, Kardiyak hasar, Antioksidan enzimler, Apoptozis, Nitrik oksit

Ataman Köse
Gaziantep University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Klor gazı zehirlenmesi oluşturulan ratlarda nebülize sodyum bikarbonat tedavisinin akciğerlerdeki erken ve geç dönem etkilerinin histopatolojik olarak araştırılması

Halk arasında çamaşır suyu ve tuz ruhu olarak bilinen sodyum hipoklorit ve hidroklorik asit, geleneksel olarak temizlik amacı ile kullanılırlar. Bu iki sıvının karıştırılması sonucu klor gazı ortaya çıkar. Klor gazı zehirlenmeleri acil servise sık başvuru nedenlerinden birisidir. Bu hastaların tedavisinde ana yaklaşım semptomatik ve destekleyici tedavidir. Ortaya çıkan akciğer hasarını azaltmaya yönelik kabul görmüş spesifik bir tedavi yaklaşımı yoktur.Çalışmamızda, klor gazı inhalasyonu ile oluşturulan akciğer hasarının tedavisinde, kullanımı literatürde de tartışmalı olan, nebülize sodyum bikarbonatın etkisini araştırdık.Ratlar randomize olarak 5 gruba ayrıldı, toplam 48 adet rat kullanıldı. Grup 1 (n=8) ratlara deney süresince hiçbir şey verilmedi. Grup 2 (n=8), Grup 3 (n=8), Grup 4 (n=12), ve Grup 5 (n=12)'teki ratlara 5 dakika süreyle 155 ppm klor gazı inhale ettirildi. Grup 3 ve Grup 5'teki ratlara ek olarak klor gazı inhalasyonu sonrası nebülize sodyum bikarbonat verildi. Grup 2 ve Grup 3'teki ratlar klor gazı inhalasyonundan 30 dakika sonra, Grup 4 ve Grup 5'teki ratlar inhalasyondan 45 gün sonra histopatolojik değerlendirilme için sakrifiye edildiler.Akciğerlerin histopatolojik değerlendirilmesinde Grup 2 ve Grup 3'teki ratlarda akut zararlanma görüldü. Grup 3'teki zararlanma Grup 2'den daha şiddetli idi. Grup 4 ve Grup 5'te benzer olarak bazılarında interstisyel fibrozis ve alveolar amfizematöz değişiklikler görüldü.Sonuç olarak, nebülize sodyum bikarbonat erken dönemde akciğer hasarını arttırır. Geç dönemde ise hasar üzerine herhangi bir etkisi yoktur.Anahtar kelimeler: Klor gazı, Maruziyet, Sodyum bikarbonat, Rat

Selim Bozkurt
Gaziantep University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Selektif RHO kinaz inhibitörü, Y-27632'nin organofosfata bağlı kardiyak toksisite ve mortalite üzerine koruyucu etkilerinin araştırılması

Bu çalışma selektif Rho kinaz inhibitörü olan Y-27632'nin ratlarda organofosfata bağlı kardiyak toksite ve mortalitede etkilerini değerlendirmek için tasarlandı. Ratlar kontrol grubu (mısır yağı), diklorvos grubu (30 mg/kg i.p), 1 ve 10 mg/kg Y-27632+diklorvos verilen grup olarak randomize olarak dört gruba ayrıldı. Bütün ilaç ve araçlar intraperitonal olarak verildi ve enjeksiyondan 6 saat sonra venöz kan numuneleri, tiyopental anestezisinin altında direkt kalpten alındı. Daha sonra kalple ilgili doku numuneleri elde edildi. Biyokimyasal ve immunohistokimyasal analizleri yapıldı. Serum kolinesteraz düzeyleri diklorvos ile baskılandı ve bu azalmalar Y-27632 tedavisi ile ortadan kalktı. Serum CK, CK-MB, miyoglobin ve Nt-proBNP düzeylerinde gruplar (Y-27632 ve zehirlenmede) arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Kardiyak troponin I düzeyleri diklorvos ile anlamlı şekilde artmıştır ve bu artış Y-27632 ile değişikliğe uğramamıştır. Serum nitrik oksit düzeyleri diklorvos ile değişmemesine rağmen, kardiyak nitrik oksit düzeyleri Y-27632 tedavisi ile belirgin olarak artmıştır. Kardiyak glutatyon düzeyleri de 1 mg/kg Y-27632 artmıştır. Grupların tümünde kardiyak dokuda indüklenebilir nitrik oksit sentaz ve apoptozis boyamasında herhangi bir değişiklik gözlenmedi. Y-27632'nin her iki dozları (1 ve 10 mg/kg) akut diklorvos maruziyeti olan ratlarda mortaliteyi engellemiştir (%100 hayatta kalma). Sonuç olarak, Rho-kinaz yolu organofosfat zehirlenmesinde yer almaktadır ve Rho-kinaz inhibitörünün verilmesi ratlarda diklorvos zehirlenmesine karşın koruyucu etkiler oluşturabilir. Bu bulgular organofosfat zehirlenmesinin tedavisi için yeni olasılıklar sağlayabilir.Anahtar kelimeler: Kardiyak toksisite, Zehirlenme, Diklorvos, Rho-kinaz, Y-27632

Beril Köse
Gaziantep University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yılan ısırmaları ve akrep sokmalarında klinik değerlendirme ile beraber tedavi öncesi ve sonrası total antioksidan status, total oksidan status ve oksidatif stres indeksinin karşılaştırılması

Mayıs 2009, Ekim 2010 tarihleri arasında servisimize başvuran, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, diabetes mellitus, malignensi ve ilaç kullanma hikâyesi olmayan 44 akrep sokması, 47 yılan ısırması ve 20 kişilik sağlıklı kontrol grubu prospektif olarak incelemeye alındı. Başvuruda ve bir ay sonraki kontrollerde klinik takip bilgileri ve kan örnekleri sonuçları; sağlıklı kontrol grubunda ise kan örnekleri ve EKG değerlendirmeleri kayıt altına alındı. Analizde SPSS 13,0 programı kullanıldı. P<0,05 değerleri anlamlı kabul edildi.Hem akrep sokmalarında, hem de yılan ısırıklarında geliş TAS, TOS, OSİ değerleri; bir ay sonraki kontrol değerlerinden; TOS ve OSİ değerleri ise sağlıklı kontrol grubu değerlerinden anlamlı derecede yüksekti (p<0,05). Birden fazla sayıda akrep sokmasıyla gelenlerde TOS, OSİ geliş değerleri daha yüksek tespit edildi (p<0,05). Ancak bu fark yılan ısırıklarında gözlenmedi. Kan alma zamanı akrep sokması ve yılan ısırıklarının geliş değerlerini istatistiksel olarak etkilememişti (p<0,05). Hem akrep sokmalarında, hem de yılan ısırıklarında EKG değişikliği ile geliş değerleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p<0,05). Akrep sokmalarında TOS ve OSİ değerleri ile EKG'lerdeki değişiklikler arsında anlamlı bir korelasyon saptanmazken; yılan ısırıklarında anlamlı bir korelasyon tespit edildi (p<0,05). Yılan serumu ve plazmaferez yapılanlarda TAS, TOS, OSİ geliş değerleri kıyaslandığında anlamlı sonuç bulunamadı (p>0,05). Akrep sokmaları ve yılan ısırmalarında hesaplanan PR, UQTc, QTd, QpTc değerleri sağlıklı kontrol grubu değerlerinden yüksek ve istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05).Anahtar Kelimeler: TAS, TOS, OSİ, Yılan ısırıkları, Akrep sokmaları,

AkreplerAntioksidanlarAntioksidanlar+5
Pınar Yarbil
Gaziantep University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankaferd Blood Stopper'in (ABS) intraabdominal yapışıklıklarını önlemede makroskobik, mikroskobik ve biyokimyasal olarak etkinliğinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada amaç abdominal operasyon yapılan sıçanlarda, operasyon sonrası meydana gelebilecek batın içi yapışıklıkları önlemede Ankaferd Blood Stopper'in (ABS) etkinliğini histopatolojik, biyokimyasal ve klinik olarak araştırmaktır.Metod: Çalışmada, yaşları sekiz-on ay arası ve ağırlıkları 300±30 gram olan 40 adet Wistar albino cinsi dişi rat rastgele dört ayrı gruba ayrıldı. Sedasyon için Ketamin HCL (70 mg/kg iM) kullanıldı. Çekum antimezenterik ön yüzü steril spanç ile serozal hemorajik peteşiler oluşuncaya kadar travmatize edildi. Peteşi bölgesine kontrol grubu için serum fizyolojik 1 ml, ikinci gruba 0,5 ml, üçüncü gruba 1 ml ve dördüncü gruba 2 ml Ankaferd Blood Stopper (ABS) püskürtülerek uygulandı. On gün standart sıçan diyeti uygulandı ve onbirinci günde sıçanlar sakrifiye edildi. Makroskobik değerlendirme için `Blauer'in Makroskopik skalası', mikroskobik değerlendirme için `Zühlke Mikroskobik adezyon klasifikasyonu' kullanıldı. Biyokimyasal olarak total antioksidan status (TAS), total oksidan status (TOS) ve oksidan status indeksi (OSI) çalışıldı. İstatistiksel analizler Tukey ve ANOVA testi ile değerlendirildi.Bulgular: Kullanılan ABS miktarı arttıkça, mikroskopik olarak fibroblast ve damarlanmada anlamlı bir artış görüldü (p<0,05 ). Serum fizyolojik verilen grupta adezyon derecesi diğer gruplara göre daha az idi. Gruplarda kullanılan ABS miktarı arttıkça, makroskopik olarak adezyon kalınlığı ve yaygınlığı artmıştır. Grup 1'de evre 1'de ratların %88,9'u bulunurken; Grup 4'te evre 3 ve 4'de ratların %50'si yer almıştır. Grup 1'de evre 4'te hiç rat bulunmaz iken; Grup 4'te evre 1'de %12,5 rat bulunmuştur. Grupların TAS, TOS, OSİ değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05).Sonuç: Çalışmamızda ABS'nin intraabdominal yapışıklıkları önlemede etkin olmadığı, aksine kullanılan ABS miktarı arttıkça yapışıklıkların arttığı saptanmıştır.Anahtar kelimeler: Ankaferd Blood Stopper (ABS), Abdominal Operasyon, Adezyon, Albino Wistar Rat, Serum Fizyolojik

AdezyonlarCerrahi-abdominalPeriton+3
Hasan Kılıç
Gaziantep University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

GO-FAR 2, CASPRI skorları ve end-tidal karbondioksit düzeylerinin hastane içi kardiyak arrest hastalarının nörolojik sağkalım sonuçları üzerindeki yordayıcı etkisinin incelenmesi

Kardiyopulmoner arrest (KPA), yüksek mortalite oranı ve nörolojik sekel riski ile acil serviste sık karşılaşılan, kritik bir durumdur. Nörolojik sağkalımı öngörmek, hem kaynak kullanımının etkinliğini artırmak hem de etik tedavi kararlarını desteklemek açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, hastane içi kardiyak arrest geçiren hastalarda, nörolojik sağkalımı tahmin etmede kullanılan Resüsitasyon Girişiminin Ardından İyi Sonuç (GO-FAR)-2 ve Hastane İçi Resüsitasyon Sonrası Kardiyak Arrest Sağkalımı (CASPRI) skorlarının, end-tidal karbondioksit (ETCO₂) düzeyi ile birlikte kullanıldığında tahmin başarısını artırıp artırmadığını değerlendirmektir. Bu prospektif gözlemsel çalışma, Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde, 01.01.2024 - 31.12.2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Hastane içinde kardiyak arrest geçiren toplam 98 hasta çalışmaya dahil edildi. EMMA® ana akım kapnograf ile entübasyon sonrası 0, 10 ve 20. dakikada ETCO₂ düzeyleri ölçülerek kayıt altına alındı. Serebral Performans Skalası (CPC) ile nörolojik sağkalım düzeyi belirlendi. Hastaların medyan yaşı 75 (IQR: 64,50-83,25) olup, %51'i (n=50) erkekti. %82,7'si (n=81) hastanede hayatını kaybetti. Yalnızca 10 (%10.2) hasta iyi nörolojik sağkalım ile taburcu edildi. GO-FAR 2 ve CASPRI skorları, tek başlarına iyi ve çok iyi düzeyde tahmin gücüne sahipken (GO-FAR 2: AUC = 0,76; CASPRI: AUC = 0,86), bu skorlara ETCO₂ 0-20 dk farkı >5,5 mmHg parametresi eklendiğinde mükemmel düzeyde tahmin başarısı (AUC değerleri sırasıyla 0,94 ve 0,96) göstermiştir. Bu çalışmada, ETCO₂ düzeyi 0-20. dakika farkının >5,5 mmHg olmasının, GO-FAR 2 ve CASPRI gibi mevcut skorlama sistemlerine entegre edilmesiyle nörolojik sağkalım tahmin başarısının anlamlı şekilde arttığı gösterilmiştir. Karar alma süreçlerinde, özellikle resüsitasyon yapmayın (DNR) kararlarında bu entegrasyonun kullanılması faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: CASPRI, GO-FAR, ETCO2, Kardiyopulmoner Arrest, Nörolojik Sağkalım

Kudret Selki
Düzce University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mangal başında çalışan kebapçı ustalarında kronik Karbon Monoksit maruziyetinin etkileri

Bu çalışmamızda daha önceden araştırılmamış kronik karbon monoksit maruziyeti ile ateroskleroz ilişkisini; karotis intima media kalınlığı ve yüksek sensiviteli C-reaktif protein ölçümleri ile araştırmayı, kronik karbon monoksit maruziyetinin N-terminal proBrain Natriüretik Peptid değerleri üzerine etkisini ve bu kişilerde hava yolu obstrüksiyonunun oluşup oluşmadığını belirlemeyi amaçladık.En az 3 yıl boyunca bir restoranda mekân içerisinde barbekü yapan, sağlıklı, sigara içmeyen 40 erkek işçi ve yaşça uyuşan 48 sağlıklı erkek çalışmaya alındı. Kebapçı ve kontrol gruplarının yaş, vücut kitle indeksi, kan basıncı, total kolesterol, trigliserit, düşük dansiteli lipoprotein kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol, karotis intima media kalınlığı, karboksihemoglobin, yüksek sensiviteli C-reaktif protein, N-terminal proBrain Natriüretik Peptid, ekspiratuvar tepe akım hızı değerleri ölçülüp SSPS 13.0 yazılım programı kullanılarak istatistiksel analizi yapıldı.Grupların klinik özellikleri, yaş, vücut kitle indeksi, kan basıncı, total kolesterol, trigliserit, düşük dansiteli lipoprotein kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol değerleri birbirleriyle benzer bulundu. Bununla birlikte karboksihemoglobin (%6.5±1.5/2.0±1.1), yüksek sensiviteli C-reaktif protein (2.7±2.0/1.1±0.8 mg/L), karotis intima media kalınlığı (1.10±0.31/0.91±0.11 mm) değerlerinin kebapçılarda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Kebapçılarda; karboksihemoglobin ve yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesi (p<0.001), karboksihemoglobin ve karotis intima media kalınlığı (p=0.014), yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesi ve karotis intima media kalınlığı (p=0.025), yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesi ve çalışma yılı (p<0.001), karotis intima media kalınlığı ve çalışma yılı ( p=0.035) arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edilirken, kontrol grubunda karboksihemoglobin ve yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesi (p=0.002) arasında anlamlı ilişki bulundu. N-terminal proBrain Natriüretik Peptid değerleri her iki grupta da normal (<60 µg/L) sınırlarda bulundu ve istatistiksel olarak (p>0.05) anlamsız kabul edildi. Ekspiratuvar tepe akım hızı değerlerindeki düşmenin (ortalama; 65.1/7.1 L/dakika) kebapçılarda kontrol grubuna göre daha fazla olduğu görüldü.Bu çalışmayla kronik karbon monoksit maruziyetinin zamanla yüksek sensiviteli C-reaktif protein ve karotis intima media kalınlığı arttırarak ve ateroskleroz oluşumuna zemin hazırladığı, ayrıca hava yollarında daralma yaparak; ekspiratuvar tepe akım hızında azalmaya neden olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Karotis intima media kalınlığı, Yüksek sensiviteli C-reaktif protein, Ateroskleroz, Ekspiratuvar tepe akım hızı

C reaktif proteinGaziantepKarboksihemoglobin+1
Suat Zengin
Gaziantep University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi hastane afet planı

Marmara depreminin ardından sıkça yapılan bir hata, afet denildiğinde sadece deprem olgusunun algılanmasıdır. Deprem, çok önemli bir konudur. Ancak sel, yangın, her gün ortalama 20 kişinin hayatını yitirdiği trafik kazaları ve terörist saldırılar da afet konusu ve afet tıbbı içerisinde yer almaktadır. Afetler birçoğu engellenemediği, sonuç olarak çok sayıda can ve mal kaybına yol açtığı için gündemdeki yerini ve önemini hala korumaktadır. Çağdaş bir toplum olmak, afetlerde zarar görenlerin, mağdur olanların mağduriyetini gidermeyi, yaralarını sarmayı gerekli kılmaktadır.Bir tıbbı afet anında hastanelerde başlangıçta yaygın olarak konfüzyon ve kargaşa durumu yaşanır. Ancak bu negatif etkiler planlı ve olaya odaklanmış, organize bir şekilde yapılırsa azaltılabilir.Bu çalışmada bir hastane içi ve dışı afet anında, hastaneye gönderilen hasta ve yaralıların teşhis ve tedavisinde başarılı ve organize olmak, afet nedeniyle hastane içinde oluşan panik ve kargaşayı önleyerek, ortaya çıkabilecek sorunları en aza indirmek, planda yer alan her birim görevlisini ve görevlerini önceden belirlemek ve birimler arasında iyi bir organizasyon sağlamaktır. Bu amaçla dünyada en çok kullanılan ve afetlerdeki etkinliği ve başarısı kanıtlanmış bir afetle mücadele sistemi; orijinal ismi Hospital Incident Command System (HICS) olan ve temelleri 1980'lerin sonunda Kaliforniya da atılan, Türkçe karşılığı Hastane Olay Yönetim Sistemi hastanemize uyarlanmıştır.Hastane Olay Yönetim Sistemi (HOYS) mantıksal yönetim yapısı, tanımlanmış sorumluluklar, kolay raporlama kanalları ve diğer hastanelerle çalışanlarını birleştirmeye çalışan ortak terminolojiye sahip bir acil yönetim sistemidir. .Sonuç olarak amaç Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinin uluslar arası standartlara uygun bir hastane afet planı hazırlamaktır. Bu şekilde hastanelerin afetle mücadele için izleyebileceği yöntemler, bunların önemi ve sonuçları tartışılmıştır.Anahtar Kelime: Afet, Afetle mücadele, Hastane afet planı

Afet yönetimiAfet yönetmelikleriAfetler+1
Uğur Lök
Gaziantep University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acile başvuran kalp yetmezlikli, plevral/ perikardiyal efüzyon tespit edilen ve edilmeyen hasta gruplarının risk faktörleri, demografik özellikleri, prognoz, Ca 125 seviyesi Ve NT-ProBNP seviyesi açısından karşılaştırılması

Bu çalışmamızda Akut dekompanse kalp yetmezliğinde (DKY) eşlik eden plevral effüzyonun hastanede kalma süresi ve takip eden 6 ay içinde prognoz üzerine etkisi ve CA-125 ve NT-proBNP düzeyleri ile ilişkisini belirlemeyi amaçladık.Dekompanze kalp yetmezliği olan 100 hasta çalışmaya alındı. CA 125 ve NT- proBNP düzeyleri ölçüldü. Hastalar plevral efüzyon varlığına göre ayrıldılar. Hastanede kalma süresi 6 ay boyunca tekrar hospitalizasyon ve mortalite kaydedildi. 6 aylık takip eden süreçte 27 ölüm meydana geldi. Plevral efüzyonlu hastalarda CA-125 düzeylerinde anlamlı olmayan bir yükseliş trendi tespit edildi. Tek değişkenli Cox Regresyon modeline göre plevral efüzyonun hastane içi akıbet ve takip eden 6 ay içinde ölüm üzerine herhangi bir etkisi bulunmadığı gösterildi (p=0.4). CA 125 mortaliteyi 1.29 (1.13-1.47) olarak, (p<0.001); NT-proBNP ise mortaliteyi 1.08 (1.03-1.14) olarak öngörmüştür, (p=0.004). Çok değişkenli Cox regresyon analizi yalnızca CA 125'in takip eden 6 ayda prognoz ile bağımsız ilişkili olduğunu göstermiştir [RR: 1.2 (1.04-1.4); p=0.001].Dekompanze kalp yetmezliği hastalarda, 6 aylık bir takip periyodunda mortalite ve rehospitalizasyonda eşlik eden plevral efüzyonun rolü yoktu. CA 125in plevral effüzyona bakılmaksızın prognozun bağımsız bir göstergesi olduğu bulundu.Anahtar Kelimeler: Dekompanse kalp yetmezliği, Plevral effüzyon; CA 125; NT-proBNP, Prognoz.

Acil servis-hastaneKalp yetmezliğiNatriüretik ajanlar+3
Hasan Büyükaslan
Gaziantep University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvurusunda geçici iskemik atak düşünülen hastaların rosıer, ABCD2 skorları ile Whiteley Indeksi ve Bradford Bedensel Belirti Envanteri sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada inme ve Geçici İskemik Atakta görülebilen semptomlarla acil servise başvuran hastalarda tanısal değerlendirmeye ilaveten hastalara uygulanan skorlamalar ve hastaların klinik sonlanımlarla olan ilişkileri incelenmiştir. Elde edilen verilerin Geçici İskemi Atak ve inme hastalarıyla inme taklitçilerinin ayırıcı tanısında kullanılması hedeflenmiştir. Metod: Prospektif olarak planlanan bu çalışma Düzce Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na 01/03/2024 ile 01/02/2025 arasında başvuran hastalarda son 24 saat içinde geçirilmiş senkop, konvülziyon, fokal nörolojik semptom tarifleyen hastalarda tanısal değerlendirmeye ilaveten ABCD2, ROSIER, WI-7, BBBE-44 skorlamaları hesaplanmış ve hastaların klinik sonlanımları arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak incelenmiştir. Verilerin analizinde SPSS 25 kullanıldı. 24 saat içinde kafa travması geçiren, kanser ve epilepsi tanısı olan, ileri derece afazisi olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Bulgular: İnme şüphesiyle takip edilen 115 hastanın %28.7'si (n=33) nörovasküler hastalık tanısı alırken %71,3'ü (n=82) inme taklitçisi olarak değerlendirilmiştir. Başvurular içinde en sık görülen semptom baş dönmesidir(%33,9). Nörovasküler hastalık tanısı alan hastaların içinde baş dönmesi semptomu olanların oranı (%15.2) tanı almayan hastaların içindeki baş dönmesi semptomu olanların oranından (%41.5) anlamlı şekilde düşüktü(p=0.007). Nörovasküler hastalık tanısı alanlar ve inme taklitçileri karşılaştırıldığında; afazi (p<0.001), üst kstremitede parestezisi (p=0.009), alt ekstremitede pleji (p=0.001) bulguları ve ABCD2 skoru (p<0.001), ROSIER skoru (p<0.001) anlamlı olarak yüksek bulundu. Nörovasküler hastalık tanısı alan hastaların içinde WI7 skoru orta-yüksek olanların oranı %30.3, tanı almayan hastaların içindeki WI7 skoru orta-yüksek olanların oranı ise %34.1 şeklinde daha düşük olsa da aralarında anlamlı bir fark yoktu (p=0.692). Hasta semptomlarının ve skorlama sistemlerinin inme tanısı açısından lojistik regresyon analizi yapıldığında modelin; duyarlılığı (sensitivite) %66.7, özgüllüğü (spesifisite) ise %95.1 olarak hesaplandı ve %87 doğruluğa sahip olduğu görüldü. Sonuç: Duyarlılığın %66.7 olması, modelin nörovasküler hastalık tanısı konan hastaların üçte ikisini doğru şekilde belirleyebildiğini gösterirken, %95.1 özgüllük, modelin nörovasküler hastalığı olmayan bireyleri büyük oranda doğru şekilde dışladığını göstermektedir. %87 doğruluk oranı, modelin genel olarak başarılı bir performans sergilediğini desteklemektedir. Yaptığımız regresyon analizlerindeki sonuçlarda; inmeyi taklit eden patolojileri tarayan skorlamalar ile inmeyi ön gören skorlamaların birlikte kullanımının tanısal performansta daha güvenilir sonuçlar elde edilebileceğini gördük. Modelin özellikle yüksek özgüllüğe sahip olarak yanlış pozitif tanı oranının düşük olması inme taklitçilerini ayırt etme açısından klinik kullanımda umut vadetmiştir. Anahtar Kelimeler: inme, ABCD2, ROSIER, Bradford, sağlık anksiyetesi, whiteley indeksi

Ali Can Kara
Düzce University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kalorifer yakan apartman görevlilerinde kronik karbon monoksit maruziyetinin etkileri

Bu çalışmamızda kronik karbon monoksite maruz kalan kişilerde ateroskleroz, karotis intima media kalınlığı, yüksek sensiviteli C-reaktif protein ve hava yolu obstrüksiyonun ilişkisini inceledik.En az 10 yıl boyunca apartmanlarda çalışan sağlıklı, sigara içmeyen 47 kalorifer yakan erkek apartman görevlisi (çalışma grubu) ve yaşça uyuşan 48 sağlıklı erkek (kontrol grubu) çalışmaya alındı. Kalorifer yakan apartman görevlileri ve kontrol gruplarının yaş, vücut kitle indeksi, kan basıncı, total kolesterol, trigliserit, düşük dansiteli lipoprotein kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol, karotis intima media kalınlığı, karboksihemoglobin, yüksek sensiviteli C-reaktif protein, ekspiratuvar tepe akım hızı değerleri ölçülüp SSPS 13.0 yazılım programı kullanılarak istatistiksel analizi yapıldı.Her iki grubun klinik özellikleri, yaş, vücut kitle indeksi, kan basıncı, total kolesterol, trigliserit, düşük dansiteli lipoprotein kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol değerleri birbirleriyle benzer bulundu. Bunun yanında kalorifer yakan apartman görevlilerinde karboksihemoglobin (%4.5±1.5/2.0±1.1), yüksek sensiviteli C-reaktif protein (3.2±2.1/1.1±0.8 mg/L), karotis intima media kalınlığı (1.11±0.32/0.91±0.11 mm) değerlerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Gruplar arasında; karboksihemoglobin (p<0.001), yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesi (p<0.001), karotis intima media kalınlığı (p<0.001) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Kalorifer yakan apartman görevlilerinde yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesi ve çalışma yılı (p<0.001), yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesi ve karboksihemoglobin seviyesi(p<0.001) arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edildi. Kontrol grubunda ise sadece karboksihemoglobin ve yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesi (p=0.002) arasında anlamlı ilişki bulundu. Ekspiratuvar tepe akım hızı değerlerindeki düşmenin kalorifer yakan apartman görevlilerinde (ortalama; 38.2/7.1 L/dakika) kontrol grubuna göre daha fazla olduğu tespit edildi.Bu çalışmayla kronik karbon monoksit maruziyetinin zamanla yüksek sensiviteli C-reaktif protein seviyesini arttırdığını, karotis intima media kalınlığını artırarak ateroskleroz oluşumuna zemin hazırlayan bir faktör olduğunu ayrıca hava yollarında daralma yaparak ekspiratuvar tepe akım hızında azalmaya neden olduğu sonucuna varılmıştır.

ApartmanAterosklerozC reaktif protein+5
Murat Çavdar
Gaziantep University
2009
00