Çukurova University
Discipline

Physical Medicine and Rehabilitation

Çukurova University

492

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş üstü pre-frail bireylerde tüm vücut vibrasyon uygulaması ile kas gücü ve kalınlığı, vücut kompozisyonu, fiziksel performans, denge, kinezyofobi, duygu durum, yorgunluk, hayat ve uyku kalitesi ilişkisi: randomize klinik çalışma

Kırılganlık geriatrik sendromlar içerisinde yer alır. Kırılganlık kriterlerinin tamamını karşılamayan ancak risk altında olan yaşlılar pre-frail olarak tanımlanır. Araştırmamızda ≥65 yaş pre-frail bireylerde tüm vücut vibrasyon tedavisinin STAR değeri, ön uyluk kas kalınlığı, kas gücü, kas kütlesi, fiziksel performans, fiziksel aktivite, duygu durum, kinezyofobi, yorgunluk, hayat ve uyku kalitesi üzerine etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Araştırmaya toplam 58 kişi alındı ve katılımcılar randomize edilerek iki gruba ayrıldı. Vibrasyon grubuna, tüm vücut vibrasyon tedavisi 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, ev tipi vibrasyon cihazı olan Thinning plate platformunda uygulandı. Zemin grubuna ise aynı egzersiz programı vibrasyon platformu olmaksızın düz zemin üzerinde uygulandı. Birincil sonuç ölçütünü; STAR değeri, ön uyluk kas kalınlığı, sandalyeye otur kalk testi oluşturdu. Diğer değerlendirmeler ikincil sonuç ölçütü olarak kabul edildi. Tedavi etkinliğinin grup içi değerlendirilmesinde; vibrasyon ve zemin grubunda birincil sonuç ölçütlerinde, kas gücü, fiziksel performans, denge, duygu durum, kinezyofobi, yorgunluk, hayat ve uyku kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Vibrasyon grubunda vücut kompozisyon analizinde toplam ve bölgesel yağ ağırlığında tedavi sonunda başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı azalma gözlendi. Tedavi sonunda gruplar arası fark değerlendirildiğinde; STAR değerinde vibrasyon grubu lehine artış saptandı. Ek olarak Zamanlı kalk yürü testi, Geriatrik depresyon ölçeği ve Yorgunluk şiddet ölçeğinde vibrasyon grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Sonuç olarak tüm vücut vibrasyon tedavisinin STAR değerinin artmasında ve fiziksel performansın iyileşmesinde daha fazla olumlu etkisi olduğu saptandı. İyi tolere edilebilen, kolay uygulanabilen, daha az maliyetli bir tedavi yöntemi olan tüm vücut vibrasyon tedavisinin pre-frail yaşlı kişiler için alternatif bir tedavi seçeneği olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Vibrasyon, kırılgan, ultrason, quadriceps kası

Funda Karaalioğlu
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilitli hastalarda yorgunluğun alt ekstremite kas gücü ve enduransı, kor enduransı, uyku kalitesi, kardiyopulmoner kapasite ile ilişkisi ve sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması

Ankilozan spondilit, ön planda aksiyel iskeleti etkileyen, tipik olarak inflamatuar bel ağrısıyla seyreden, yapısal bozukluklara ve yaşam kalitesinin azalmasına yol açan inflamatuar bir hastalıktır. Yorgunluk, ankilozan spondilitli hastalarda ağrı ve sertlikten sonra en sık karşılaşılan semptomdur. Bu çalışmada, ankilozan spondilitli hastalarda yorgunluğun kor enduransı, alt ekstremite kas gücü ve enduransı, uyku kalitesi, kardiyopulmoner kapasite ile ilişkisini değerlendirmeyi ve sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamıza, Uluslararası Spondiloartrit Değerlendirme Cemiyeti kriterlerine göre ankilozan spondilit tanısı almış 42 erkek hasta ve 49 sağlıklı erkek dahil edildi. Hastaların sosyodemografik verileri kaydedildi. Ankilozan spondilit grubuna, hastalık aktivitesi ve yaşam kalitesini değerlendirmek için Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi ve Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulandı. Tüm katılımcılara, yorgunluğu değerlendirmek için Yorgunluk Şiddet Skalası, alt ekstremite kas gücünü değerlendirmek için izokinetik test, gövde dayanıklılığını değerlendirmek için McGill kor endurans testi, uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, kardiyopulmoner kapasiteyi değerlendirmek için solunum fonksiyon testi ve altı dakika yürüme testi uygulandı. Elde edilen veriler gruplar arasında karşılaştırıldı. Yaş dağılımı ve vücut kitle indeksi gruplar arası benzerdi. Ankilozan spondilit ve kontrol grubu arasında, yorgunluk şiddet skalası, izokinetik değerlendirme, kor endurans testi, solunum fonksiyon testi ve altı dakika yürüme testi anlamlı farklılık gösterdi (p<0,05). Ankilozan spondilit grubunda ise yorgunluk ile hastalık aktivitesinin, yaşam kalitesinin ve uyku kalitesinin ilişkili olduğu saptandı (p<0,05). Yorgunluğun multifaktöriyel bir semptom olduğu göz önünde bulundurularak, geniş serilerin katılımı ile yapılacak kapsamlı çalışmalar, ankilozan spondilitli hastalarda yorgunluk semptomunu daha iyi anlamayı ve buna yönelik tedavi yöntemlerinin belirlenmesini sağlayabilecektir.

Semiha Öztürk Yıldız
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriatik artritli hastalarda hastalık aktivitesi ile sarkopeni ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç Sarkopeni, yaşlanmaya bağlı kas kütlesi ve fonksiyon kaybıdır. İnflamatuar yükün artmasına bağlı olarak görülme sıklığı artmaktadır. Psoriatik artrit (PsA) aksiyel ve periferik eklemleri tutan kronik yıkıcı inflamatuar bir artrittir. Bu çalışmada PsA hastalarında hastalık aktivitesinin sarkopeni tanısal parametreleri ile korelasyonunu araştırmayı amaçladık. Yöntemler: Yaşları ≥55 olan 43 PsA hastası ve yaşları ≥55 olan 31 sağlıklı yetişkin gönüllü bu çalışmaya dahil edildi. PsA hastaları daha sonra sarkopeni varlığına göre iki gruba ayrıldı. Tüm grupların demografik ve klinik verileri kaydedilmiş ve gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen PsA hastalarından 14'ü sarkopeni tanısı alırken, 29'u sarkopeni tanısı almadı. Sarkopeni tanısı alan hastaların ağırlığı anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.009). Ayrıca, kortikosteroid kullanımı sarkopenik hastalarda anlamlı olarak daha sıktı (p=0,03). Psoriatik artritte hastalık aktivitesi (DAPSA) skorları sarkopenik PsA hastalarında sarkopenik olmayan hastalara kıyasla anlamlı derecede yüksekti (p=0,005). CRP ve ESR düzeylerinde iki grup arasında anlamlı bir fark yoktu. Yüksek DAPSA skorları sarkopeni riskini artırmıştır (OR: 0.06, %95 GA: 1.005-1.119 p=0.03). Ayrıca, DAPSA skorunun 5 kez otur-ayakta dur testi ile zayıf, el kavrama gücü, STAR skorları ve yürüme hızı ile orta düzeyde korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda DAPSA skoru ile sarkopeni ile ilişkili parametreler arasında anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Psoriatik artrit, Sarkopeni, El kuvveti, Yürüme hızı

Artrit-psoriatikEl kavrama kuvvetiHastalık şiddeti indeksi+3
Mehmet Akif Şirin
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş önde postüründe egzersiz ve kinezyo bantlama tedavi uygulamalarının statik ve dinamik denge skorları üzerine etkisinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı fiziksel tıp ve rehabilitasyon kliniğine boyun ağrısı ile başvuran ve baş önde postürü (BÖP) olan hastalarda, egzersiz ve kinezyo bantlama tedavi uygulamalarının tedavi öncesi ve tedavi sonrası statik ve dinamik denge skorlarındaki ve kraniyovertebral açılarındaki değişim ve hastaların özürlülük durumu, ağrı düzeyi ve yaşam kaliteleri üzerine etkilerinin incelenmesidir. Tek merkezli randomize kontrollü klinik müdahale araştırması tasarımına sahip bu araştırma, Nisan 2020 ve Aralık 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'na başvuran 18-35 yaş arası, BÖP olan 69 hasta ile yürütülmüştür. İlk olarak her grupta 25 kişi olacak şekilde, 75 hasta randomize şekilde 3 gruba atanmıştır. Bu gruplar; sadece bilgilendirme ve postür eğitiminin yapıldığı kontrol grubu, egzezrsiz programının uygulandığı egzersiz grubu ve egzersize ek olarak kinezyo bant uygulaması yapılan egzersiz-kinezyo gruplarıdır. Gruplar arasında, müdahale öncesi ve sonrası dönem statik ve dinamik denge değerleri, Modifiye Boyun Özürlülük İndeksi (mBÖİ), Vizüel ağrı skoru (VAS), kraniyovertebral açı (KVA), Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ve değerleri karşılaştırılmıştır. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, hem egzersiz grubunda hem de egzersiz-kinezyo grubunda, müdahale öncesi döneme göre müdahale sonrası dönem; dinamik denge, KVA, mBÖİ, VAS ve SF-36 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler sağlanmıştır. Ayrıca müdahale sonrası ve müdahale öncesi dönemler arasındaki değişim değerlerine bakıldığında, VAS düzeyindeki ve KVA'daki iyileşmenin, dinamik denge, mBÖİ ve SF-36 alt ölçeklerindeki iyileşme ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde korele olduğu saptanmıştır. Bununla beraber, mBÖİ iyileşmenin hastaların yaşam kalitelerinde artışa neden olduğu bulunmuştur. Hem egzersiz hem de egzersiz ile kombine edilen kinezyo bantlama yöntemi, BÖP olanlarda; dinamik denge, KVA, ağrı ve

Ayla Kurban
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subakut/kronik bel ağrısında lomber faset eklem tropizmi, paraspinal kas yağlı atrofisi, sagittal spinopelvik parametreler arasındaki ilişki

Bu çalışmada subakut ve kronik dönem bel ağrılı hastalarda Pİ-LL uyumsuzluğu ve Pİ parametresinin, FT ve paraspinal kaslar üzerine etkisini araştırmayı ve bu sayede bel ağrısında etkili olan mekanik faktörlerle ilgili bilgimizi artırmayı amaçladık. Çalışmamız retropektif kesitsel olarak planlandı. Dört hafta ve üzeri non-spesifik bel ağrısı olan, 30-65 yaş arası, toplam 105 hasta çalışmaya dahil edildi. Lateral lomber grafi görüntüleri üzerinden spinopelvik açıları; MRG görüntüleri üzerinden faset tropizm değerleri paraspinal kas yağlı atrofi düzeyleri değerlendirildi. Hastalar Pİ-LL uyumsuzluğuna göre "var- 2 gruba, Pİ derecesine göre 3 gruba ayrılıp her seviyede FT ve paraspinal kas yağlı atrofisi ile ilişkisine bakıldı. Hasta grupları arasında VAS, ODİ, İBAS ölçekleri ve ağrı süresi parametreleri karşılaştırıldı. Ek olarak hastalar L3-4 seviyesi paraspinal kaslarındaki yağlı atrofi düzeylerine göre lomber bölgedeki her seviye için FT varlığı ve derecesi değerlendirildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre Pİ-LL uyumsuzluğu olan grupta, uyumsuzluk olmayan gruba göre L4-5 ve L5-S1 seviyelerinde FT varlığı, L5-S1 FT derecesi (7,1 (0,6- 34,5) vs 4,05 (0,1 - 28,7)) ; VAS, ODİ skorları ve ağrı süresi istatistiksel anlamlı olarak daha yüksektir (p<0,05). Pİ açı derecesi ile FT varlığı, derecesi, bel ağrısı süresi ve ölçek skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Pİ-LL uyumsuzluğu ile paraspinal kas yağlı atrofi dereceleri incelendiğinde L2-3 MF kası için, Pİ-LL uyumsuzluğu olanlarda (1,39 ± 0,63) yağlı atrofi derecesi uyumsuzluk olmayanlara (1,13 ± 0,62) göre istatiksel anlamlı olarak daha fazladır (p=0,039). Pİ derecesine göre paraspinal kas yağlı atrofi derecesi incelendiğinde Pİ derecesi "azalmış" grup diğer gruplardan farklılık göstermiştir ve bu grupta yağlı atrofi derecesi istatiksel anlamlı düzeyde daha fazladır (p=0,005). L3-4 seviyesi paraspinal kasları yağlı atrofisine göre göre FT incelendiğinde; PM kası için, OŞ grupta HO gruba göre L1-2 FT varlığı istatistiksel anlamlı düzeyde daha fazladır (p=0,006). Aynı kas için L4-5 FT varlığı, OŞ grupta belirgin olarak artmış ise de istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır (p=0,076). FT açı değerlerine bakıldığında ise L4-5 FT derecesi OŞ grupta (9,9 (0,2 - 23,3)), HO grubuna (5,75 (0 - 26,3)) göre istatiksel anlamlı düzeyde daha yüksektir (p=0,042). L1-2 FT derecesi ise OŞ grupta (7,3 (0,4- 19,1)) HO gruba (4 (0,1- 17,3)) göre yüksek olsa da istatiksel anlamlı boyuta ulaşmamıştır (p=0,051). L3-4 ES kası yağlı atrofi grubuna göre, L1-2 FT derecesi OŞ grupta (5,1 (0,4- 19,1)) HO gruba (3,7 (0,1- 14,5)) göre yüksek olsa da istatiksel anlamlılığa ulaşmamıştır (p=0,053). Aynı kas için diğer seviyelerde FT varlığı ve FT dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantı yoktur (p>0,05). L3-4 MF kası yağlı atrofi grubuna göre , L1-2 FT varlığı OŞ grupta HO gruba göre istatiksel anlamlı düzeyde daha fazladır (p=0,02). Aynı kas için FT derecesi değerlendirildiğinde L1-2 FT dercesi OŞ grupta (5,9 (0,1- 19,1)) HO gruba (3,5 (0,3- 14,5)) göre istatistiksel anlamlı düzeyde daha yüksektir (p=0,009). Pİ açı derecesi ve Pİ-LL uyumsuzluğu hem lomber omurga mekaniğinde etkili diğer lomber yapılar hem de bel ağrısıyla ilişkili olabilir. Bu ilişkinin segment spesifik yorumlanması ve bel ağrısındaki klinik öneminin net olarak belirlenmesi için kontrol grubunun dahil ediliği, daha yüksek hasta sayısı ile yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ertan Yılmaz
Tekirdağ Namık Kemal University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritli bireylerde postür değerlendirilmesi ve postürün dengeyle ilişkisinin araştırılması

Diz OA'i dejeneratif kronik bir eklem hastalığı olup kişilerde eklem ve kas disfonksiyonu, postüral stabilitede bozulma ve propriosepsiyon bozukluğuna sebep olmaktadır. Bu çalışmada diz OA'li bireylerde postür bozukluğu, kuadriseps, hamstring kas gücü zayıflığı ve propriosepsiyon kaybının değerlendirilmesi, tespit edilen patolojik parametrelerin ağrı, yaşam kalitesi, fonksiyonel durum, denge ve düşme üzerine etkisinin incelenmesini amaçladık. Kellgren Lawrence evrelemesine göre diz OA sınıfı evre 3 ve 4 olan 45 birey OA grubu, diz semptomu olmayan 45 sağlıklı birey kontrol grubu olarak kabul edildi. Her iki grupta diz ekstansiyon kısıtlılığı, Vizüel Analog Skala, Zamanlı Kalk Yürü Testi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Fonksiyonel Uzanma Testi, CSMI Humac Norm Cybex izokinetik cihazı ile hastaların diz ekstansör ve fleksör kas kuvvetleri ve propriosepsiyon değerleri, Surgimap v2.3.2.1 programı ile bireylerin mevcut lateral skolyoz grafilerinde spinopelvik parametreler değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda iki grup arasında postür parametrelerinde farklılık saptanmamıştır. Dizde fleksör kontraktürü ile azalmış lomber lordozun ilişkisi gösterilmiştir. Lumbopelvik uyumun bozulması ile global sagittal dengenin bozulabileceği belirtilmiştir. Diz fleksiyon kontraktürünün, bireylerin yüksek düşme endişesi taşımalarının ve propriosepsiyon kaybının ve diz ağrısının düşme riski ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. OA grubunda kontrol grubuna göre proprioseptif duyu defisiti gösterilmiştir. İleri evre diz OA'inin statik ve dinamik dengede bozukluk oluşturduğu fakat bu etkinin hastalık şiddeti ile korelasyon göstermediği saptanmıştır. İleri evre diz OA'inde kas kuvvet kaybı saptanmış olup postüral stabilite ve diz ağrısı ile ilişkisi saptanmıştır. Çalışmamızda evre 3'e göre yeterli evre 4 OA'li birey bulunmaması, mevcut verileri radyografik OA şiddeti ile ele almamız konusunda çalışmamızın kısıtlılığını oluşturmaktadır. Çalışmamız diz OA'inin bireylerde postural stabiliteyi bozduğunu, düşme riskini artırdığını göstermiştir. Bu bireylerde özellikle gluteus medius ve diz fleksör ve ekstansör kas grupları güçlendirilmeli, düşme riskiyle ilişkili diz ağrısına yönelik etkin tedavi verilmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Denge, Kuvvet, Osteoartrit, Postür, Propriosepsiyon

Bilal Üncü
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartriti olan hastalarda nöropatik ağrı sıklığı

Amaç: Bu çalışmanın amaçları diz osteoartriti (OA) olan hastalarda nöropatik ağrı sıklığını değerlendirmek, diz OA'sına eşlik eden nöropatik ağrı durumunda nöropatik ağrının dize ait özürlülük ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini değerlendirmek, dizdeki olası sinir hasarına bağlı hafif dokunma duyusunda bozulmayı Semmes Weinstein (SW) monofilaman testi ile objektif olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya diz OA'sı tanısı alan 113 hasta ve 126 sağlıklı kontrol alındı. Hasta ve kontrol grubunun yaş, cinsiyet, VKİ, eğitim durumu ve ağrı süreleri sorgulandı. Diz OA'sı olan hastalar, Dört Soru Nöropatik Ağrı Anketi (DN-4) ile nöropatik ağrı bileşen varlığına göre değerlendirilerek nöropatik ağrısı olan ve olmayan olarak 2 gruba ayrıldı. Kellgren- Lawrence radyolojik evrelemesi ile radyolojik osteoartrit şiddeti, NDS (Numerik Değerlendirme Skalası) ile ağrı şiddeti; WOMAC ölçeği ile dize ait özürlülük, SF-36 ölçeği ile hastaların yaşam kalitesi değerlendirildi. Diz OA'sı olan hastalar ile kontrol grubuna SW monofilaman testi yapılarak dizdeki olası hafif dokunma duyusunda bozulma varlığı değerlendirildi. Bulgular: Diz OA'sı olan hastaların %30,08'inde nöropatik ağrı tespit edilmiştir. Nöropatik ağrısı olan ve olmayan diz OA'lı hastalar arasında ortalama yaş, cinsiyet, ortalama VKİ ve eğitim düzeyi açısından istatiksel anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Nöropatik ağrısı olan diz OA hastalarında dinlenme ve hareket halindeki NDS puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Nöropatik ağrısı olan grupta WOMAC ağrı, fiziksel fonksiyon, tutukluk ve toplam puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Nöropatik ağrı olan diz OA'sı hastalarında nöropatik ağrı olmayan diz OA'sı hastalarına göre SF-36 ölçeğinin alt gruplarından toplam ağrı, fiziksel fonksiyonlar, fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, sosyal fonksiyonellik skorlarında anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Nöropatik ağrısı olanların ortalama ağrı süresi anlamlı olarak nöropatik ağrısı olmayanlara göre fazladır (<0,001). Nöropatik ağrı olan diz OA'lı hastalarda nöropatik ağrı olmayan diz OA'lı hastalara göre radyolojik diz OA evreleri daha ileri düzeyde bulunmuştur (p<0,05). Nöropatik ağrısı olan diz OA'lı hastaların monofilaman testi ortalamaları dizin tüm bölgelerinde nöropatik ağrısı olmayan diz OA'lı hasta ve kontrollerden yüksek bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Bu araştırma, diz OA'sı olan hastaların %30.08'inde nöropatik ağrı bileşeni saptamıştır. Nöropatik ağrıya sahip hastalarda, ağrı şiddetinin, dize ait özürlülüklerin daha fazla olduğu, fiziksel fonksiyonel durum ve yaşam kalitesinin daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmamızda tüm diz OA'lı hastaların ve ve nöropatik ağrı eşlik eden diz OA'lı hastaların kantitatif duyu testi aracı olan monofilaman testinin ortalama değerlerine göre dizlerdeki tüm kompartmalarda hafif dokunma duyusunun bozulduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Diz osteoartriti, Nöropatik ağrı, Yaşam kalitesi

Simge Balaban
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt ekstremite ödemi olan hastalarda yumuşak dokuların ultrasonografik değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, alt ekstremite ödemi olan bireylerde, patellar tendon, plantar fasya, Aşil tendonu, peroneus longus tendon ve tibialis posterior tendon kalınlıklarının ödem hacmi ile ilişkisi, tendinopati sıklığı, ağrı lokalizasyonu, yaşam kalitesi ve fonksiyonel düzey üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ekim 2024 - Nisan 2025 tarihleri arasında yürütülen bu prospektif vaka-kontrol çalışmasına, alt ekstremite ödemi tanısı almış 53 hasta ile yaş ve cinsiyet açısından benzer özellikler taşıyan 55 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara çevresel ölçüm, kas-iskelet sistemi ultrasonografik muayenesi ve değerlendirme ölçekleri (VAS, LYMQOL-Bacak, LEFS) uygulanmıştır. Bulgular: Plantar fasya, Aşil tendonu, peroneus longus tendon ve tibialis posterior tendon kalınlıkları ödem grubunda anlamlı düzeyde artmış; Aşil tendonu ve plantar fasyada ödem hacmi ile kalınlık arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Ödem grubunda plantar fasiit ve Aşil tendinopatisi sıklığı yüksek bulunmuştur. Bu durum, yaşam kalitesi ve fonksiyonel düzeyi olumsuz etkilemiştir (p<0.05). Sonuçlar: Alt ekstremite ödemi yalnızca sıvı birikimiyle sınırlı kalmayıp tendon yapıları üzerinde belirgin yapısal değişikliklere neden olabilmektedir. Kas-iskelet sistemi ultrasonografisinin bu tür olguların tanı ve takibinde yararlı bir araç olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Lenfödem, Lipödem, Tendinopati, Ultrasonografi

Abdullah Emre Uğur
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal hastalarda osteoporozun tendon morfolojisine etkisinin ultrasonografik olarak değerlendirilmesi

Ergin Ergani, G.O., Postmenopozal Hastalarda Osteoporozun Tendon Morfolojisine Etkisinin Ultrasonografik Olarak Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2024. Bu çalışmanın amacı postmenopozal hastalarda osteoporoz tanısı ve dual x-ışını enerji absorpsiyometri (DXA) ile ölçülen kemik mineral yoğunluk (KMY) değerlerinin tendon morfolojisine etkisinin ultrasonografi (US) kullanılarak değerlendirilmesidir. Çalışmaya postmenopozal dönemdeki 128 kadın hasta dahil edildi. Bireylerin demografik/klinik verileri ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. DXA ile ölçülen femur boyun, femur total, lomber vertebra (L1- L4) KMY değerleri kaydedildi. US ile dominant ekstremiteden supraspinatus (SSP) tendon kalınlığı, SSP kas kalınlığı, patellar tendon kalınlığı, aşil tendon kalınlığı ve kuadriseps kas kalınlığı ölçüldü. SSP tendonunda yırtık tespit edilmesi halinde yırtığın tipi ve lokalizasyonu kaydedildi. Fiziksel performans değerlendirmesi yürüme hızı ve 5 tekrarlı otur kalk testi ile, kas kuvveti değerlendirmesi de el kavrama kuvveti ölçümü ile yapıldı. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 62,1±8,1 yıldı. Hastaların 53'ünde (%41,4) osteoporoz saptanırken, 75'inde (%58,6) osteoporoz bulunmamaktaydı. Osteoporozu olan hastaların SSP, patellar ve aşil tendon kalınlığı değerleri osteoporozu olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (tüm p<0,05). Osteoporozu olan 53 hastanın 10'unda (%18,8), osteoporozu olmayan 75 hastanın 12'sinde (%16) SSP tendon yırtığı saptandı. Diabetes mellitus (DM) tanısı olan hastaların SSP tendonları olmayanlara göre daha kalın görüldü (p=0,005). Tendon kalınlıklarını etkileyen faktörler için yapılan lineer regresyon analizlerinde, femur boyun KMY değerleri SSP (β=0,304), patellar (β=0,337) ve aşil (β=0,301) tendon kalınlıkları ile bağımsız bir şekilde ilişkili saptandı (tüm p<0,05). L1-L4 vertebra KMY değerlerinin ise SSP (β=0,179) ve aşil (β=0,219) tendon kalınlıkları ile bağımsız bir şekilde ilişkili olduğu görüldü (tüm p<0,05). Aynı zamanda DM varlığının SSP (β=0,239) ve patellar (β=0,180) tendon kalınlığı ile pozitif yönde, yaşın SSP tendon (β=-0,204) kalınlığı ile negatif yönde bağımsız ilişkili olduğu belirlendi (tüm p<0,05). Osteoporotik hastalarda tendon kalınlıklarında azalma ve yırtıkların gelişimi açısından dikkatli olunmalıdır. Bu hastalarının takibinde tendon patolojileri açısından semptom sorgulaması ve gerektiği durumlarda US incelemesi yapılması erken tanı ve tedavi açısından fayda sağlayabilir. Postmenopozal hastalarda KMY ve tendon morfolojisi arasındaki ilişkinin daha net değerlendirilebilmesi amacı ile daha büyük örneklem grubuna sahip ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Gizem Olgu Ergin Ergani
Hacettepe University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal Hastalarda Diz Osteoartriti ile Kemik Kütlesi, Kas Kütlesi ve Fonksiyonu Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı, diz osteoartriti ile kemik kütlesi, kas kütlesi ve kas fonksiyonu arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmaya 222 postmenopozal kadın birey alındı. Katılımcıların demografik bilgileri ve klinik özellikleri kaydedildi. Katılımcılar American College of Rheumatology (ACR) tanı kriterlerine göre semptomatik radyografik diz osteoartriti açısından değerlendirildi ve diz osteoartriti varlığına göre iki gruba ayrıldı (kontrol grubu ve diz osteoartriti grubu). Tüm katılımcıların ultrasonografi ile her iki diz medial meniskal taşma ve femoral kondil kıkırdak kalınlıkları ölçüldü. Ayrıca kas kütlesinin değerlendirilmesi için ultrasonografi ile bilateral kuadriseps femoris kas kalınlığı ölçüldü. Sonographic thigh adjustment ratio (STAR) değeri hesaplandı. Fonksiyonel değerlendirme için el kavrama kuvveti ve sandalyede otur kalk testi kullanıldı. Diz osteoartriti grubu 110, kontrol grubu 112 bireyden oluşmaktaydı. Hasta ve kontrol grubundaki bireyler osteoporoz varlığı açısından da değerlendi. Diz osteoartriti ve kontrol grubunun demografik özellikleri ve klinik/görüntüleme bulguları karşılaştırıldı. Yapılan ikili lojistik regresyon analizlerinde yaş, vücut kütle indeksi (VKİ), sigara kullanımı, eğitim seviyesi, hipertansiyon, diyabetes mellitus (DM), kemik mineral yoğunluğu, kuadriseps kas kalınlığı, STAR, el kavrama kuvveti parametrelerinden; VKİ, DM, kuadriseps kas kalınlığı ve STAR değerinin diz osteoartritinin önemli prediktörleri olduğu saptandı (tüm p<0,05). Osteoporozun dahil edildiği ikili regresyon analizinde, osteoporoz diz osteoartriti ile ilişkili bulunmadı. Sonuç olarak VKİ, DM, kuadriseps kalınlığı ve STAR'ın diz osteoartriti ile bağımsız olarak ilişkili olduğu (tüm p<0,05), kemik kütlesi ve osteoporozun ise diz osteoartriti ile ilişkili olmadığı saptandı. Bu bulgular, diz osteoartritinin gelişmesinde ve ilerlemesinde risk faktörleri olarak belirlenen düşük kas kütlesi ve DM gibi komorbit durumların göz önünde bulundurulmasının; hastalığın önlenmesi ve doğru tedavinin planlaması aşamalarında faydalı olabileceğini desteklemektedir.

Mahmud Fazıl Aksakal
Hacettepe University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromu olan hastalarda klinik, elektronöromyografik ve ultrasonografik bulguların vücut kitle indeksi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Karpal Tünel Sendromu Olan Hastalarda Klinik, Elektronöromyografik ve Ultrasonografik Bulguların Vücut Kitle İndeksi ile İlişkisinin Değerlendirilmesi Giriş: Karpal tünel sendromu; median sinirin el bilek hizasında karpal tünelin içinde tuzaklanması olup, en sık görülen mononöropati ve tuzak nöropatidir. Etiyolojisi büyük oranda idiopatik olmakla birlikte obezitenin KTS insidansını arttırdığı bilinmektedir. Günümüzde KTS tanısı koymak ve evrelemek için kullanılan yöntem elektrofizyolojik çalışmalardır. Çalışmanın amacı; vücut kitle indeksi ile KTS semptomları ve hastaların fonksiyonelliği arasındaki ilişkiyi ve de KTS tanı ve evrelemesinde ultrasonografinin yerini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, AAPMR (American Academy of Physical Medicine and Rehabilitation) kriterlerine göre elektrofizyolojik yöntemlerle KTS tanısı alan 98 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, dominant eli, semptomatik eli, semptom süresi ve çalışmaya dahil edilen eli kaydedildi. Ayrıntılı boy ve kilo ölçümleri yapıldı. Ağrının şiddeti VAS (Vizüel Analog Skala), semptom şiddeti ve fonksiyonel durum BKTSA (Boston Karpal Tünel Sendromu Anketi) ölçekleri ile değerlendirildi. Ultrasonografik olarak median sinir transvers kesit alanı (TKA) ölçüldü. Bulgular: 98 hasta vücut kitle indeksleri hesaplanarak Dünya Sağlık Örgütü'nün obezite sınıflandırmasına göre normal, pre-obez ve obez olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Çalışmamızda hastaların VAS, BKTSA semptom şiddeti skoru ve ultrasonografik median sinir TKA ölçümleri arasında anlamlı fark gözlenmezken BKTSA fonksiyonel durum skoru vücut kitle indeksi artışı ile orantılı bulundu. Çalışmaya dahil edilen 98 hasta EMG bulguları değerlendirilerek hafif, orta ve ağır şiddette olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bu 3 grup birbiriyle karşılaştırıldığında hastalık evresi ile VAS, BKTSA semptom şiddeti ve fonksiyonel durum skoru ve ultrasonografik median sinir TKA ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi. Sonuç: Vücut kitle indeksi ile KTS hastalık evresi ve hastaların klinik durumu arasında anlamlı fark görülmemekle birlikte hastalık evresi ve ultrasonografik değerlendirme açısından bakıldığında anlamlı fark gözlenmiş olup KTS tanı ve evrelemesinde ultrasonografinin yeri olabileceği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Karpal tünel sendromu, obezite, ultrasonografi

ElektronöromiyografiKarpal tünel sendromuObezite+2
Mustafa Nail Çalıcıoğlu
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik skleroz hastalığında nötrofil/lenfosit oranı, platelet/lenfosit oranı ve ortalama trombosit hacmi ile pulmoner arter basıncı arasındaki ilişki

AMAÇ: Sistemik skleroz nedeni bilinmeyen, gelişiminde vaskülopati, immün aktivasyon ve fibrozisin rol oynadığı, deride progresif kalınlaşma ile karakterize, sistemik bir bağ dokusu hastalığıdır.Küçükveortaçaplıpulmonerdamarlarınobliteratifvaskülopatisi SSk'lıhastalarda izolePAH (pulmonerarteryel hipertansiyon)'aneden olur. Bunun yanında Ssk'lı hastalarda PAH interstisyel fibrozise ve kardiyak tutuluma sekonder olarak da gelişebilir.Son yıllarda MPV,NLR(nötrofil lenfosit oranı), PLR (platelet lenfsoit oran) değerlerinin sistemik inflamasyonun bir göstergesi olabileceği ve birçok kronik inflamatuvar hastalık, maligniteler ve kardiyovasküler hastalıklarda prognoz ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.Çalışmamızda inflamasyon ile ilişkili olduğu bilinen sistemik skleroza bağlı pulmoner arteriyel basıncın prognoz ve takibinde; pratik, ucuz ve kolay ulaşılabilir test olan NLR, PLR, MPV' nin kullanılabilirliğini göstermeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakultesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, FTR-Romatoloji Polikliniğine başvuran ACR/EULAR sınıflama kriterlerine göre sistemik skleroz tanısı almış, tedavi ve takipleri FTR-Romatoloji Polikliniğinde devam etmekte olan , yaşları 18 ile 65 arasında değişen toplam 38 hasta alındı. Hastalar transtorasik EKO'da bakılan sPAB değerlerine göre 2 gruba ayrıldı.sPAB<25 olan 17 hastagrup 1'e, sPAB≥25 olan 21 hasta grup 2'ye alındı.Hastalardan kan alınarak hemogram bakıldı.Hemogramda MPV,NLR ve PLR değerleri kaydedildi.Sonrasında MPV(ortalama platelet hacmi), NLR(nötrofil lenfosit oranı) ve PLR(platelet lenfosit oranı) ile pulmoner arter basıncı arasında ilişki olup olmadığı değerlendirildi. BULGULAR:sPAB≥ 25mmHgolan grupta NLR değeri 3.21±2.21 iken; sPAB< 25 mmHg olan grupta 1,75±0,65 olarak saptandı ve bu fark anlamlıydı(p=0.013).sPAB≥ 25mmHg olan grupta PLR değeri 243.10±213.790 iken; sPAB< 25 mmHg olan grupta 128.90±57.752 olduğu gözlemlendi ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı(p=0.040).Gruplar arası MPV değeri istatistiksel olarak anlamlı değildi.sPABdeğeri ile NLR düzeyi arasında pozitif yonde ve orta düzeyde korelasyon saptandı(r=0.502, p<0.01).CRP düzeyi ile sPAB arasında pozitif yönlü ortadüzeyde korelasyon saptandı(r=0,437,p<0.01).PLR ve sPAB arasında korelasyon saptanmadı SONUÇ:Sistemik sklerozda NLR ve PLR değerlerinin sPAB'ı yüksek olan grupta anlamlı derece yüksek olduğu ve bu değerlerin sPAB değerini öngörmede ve takibinde dikkate alınması gereken parametreler olabileceği sonucuna vardık.

Hipertansiyon-pulmonerHipertansiyon-pulmonerKan trombositleri+5
Sedat Öztürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lateral epikondilitte lazer tedavisinin ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkinliği

AMAÇ: Çalışmanın amacı; lazer tedavisi uygulamasının konvansiyonel fizik tedavi ile birlikte lateral epikondiliti olan hastalarda, ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkinliğini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 25-64 yaş arasındaki 21'i erkek, 19'u kadın 40 hasta alındı. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle 20 kişiden oluşan 2 gruba ayrıldı. Tüm hastalara şikayetin olduğu dirsek bölgesine 2 hafta boyunca; 10 seans 20 dk Hotpack, 20 dk TENS, 8 dk kesikli US fizik tedavisi ve ev egzersiz programı verildi. 2. gruba ek olarak 10 seans, 5 dk lazer tedavisi uygulandı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Değerlendirmede istirahat, gece ve aktivite esnasındaki ağrı için VAS, el kavrama kuvveti için el dinamometresi, fonksiyonel değerlendirme için Hasta Bazlı Tenişçi Dirseği Değerlendirme Anketi (PRTEE), Hızlı Kol, Omuz ve El Özürlülük Ölçeği (Quick DASH) ve yaşam kalitesi için Kısa form-12 (SF-12) kullanıldı. BULGULAR: Gruplar kendi içinde değerlendirildiğinde tedavi öncesine göre tedavi sonrası istirahat, gece ve aktivite esnasında VAS skorlarında, kavrama kuvvetinde, SF-12 fiziksel bileşen değerlerinde, PRTEE skoru ve Quick DASH skorunda anlamlı düzelme saptandı. 2. grubun tedavi sonrası SF-12 mental bileşen değerleri ile tedavi öncesi SF-12 mental bileşen değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arasında bakılan değerlendirme parametrelerinden sadece tedavi sonrası SF-12 mental bileşen değerinde, 2. Grup lehine anlamlı farklılık saptandı. Diğer değerlendirme parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. SONUÇ: Sonuç olarak fizik tedavi uygulamalarına lazer tedavisi ilave edilmesinin ağrının azalmasında, kavrama kuvvetinin artmasında, fonksiyonel durumun iyileşmesinde ve yaşam kalitesinin artmasında olumlu gelişmeler sağladığı görülse de etkinliği gösterilemedi. Lazer tedavisinin belirgin bir yan etkisinin olmaması, tedavi süresinin kısa olması ve kolay uygulanabilir bir tedavi olması LE tedavisinde avantajlı ve güvenilir bir yöntem olarak kabul edilebilir. Anahtar kelimeler: Lateral Epkondilit, Lazer, Konvansiyonel Fizik Tedavi

AğrıFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+2
Nazım Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailevi Akdeniz ateşinin erkeklerde seksüel fonksiyon üzerine etkisi

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı AAA'nın erkek hastalarda; serum testosteron, seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) seviyesi ve seksüel fonksiyon üzerine olan etkisini araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya hasta grubu olarak AAA tanısı almış 35 erkek hasta ve kontrol grubu olarak, hasta grubuna oldukça benzer özelliklere sahip 35 sağlıklı gönüllü erkek dahil edildi. Her iki gruptan kan örnekleri alınarak laboratuvarda total testosteron ve seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) seviyelerine bakıldı. Seksüel fonksiyonlar her iki grupta da uluslararası erektil fonksiyon anketi (IIEF) ile değerlendirilerek veriler toplandı. Bakılan parametrelerin sonuçları incelenerek iki grup arasındaki ilişki değerlendirildi. BULGULAR: 35 AAA tanılı hasta ve 35 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Hasta grupta serum SHBG seviyesi ortalama 25,9686±13,95549 nmol/l saptanırken, kontrol grubunda ortalama 29,8943±12,16238 nmol/l olup her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamı fark olmadığı görüldü (p:0,214). Hasta grupta serum total testosteron seviyesi ortalama 18,1540±7,32547 nmol/l saptanırken, kontrol grubunda ortalama 16,5697±6,999610 nmol/l olup her iki grup arasından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü (p:0,358). Hasta grupta serbest testosteron seviyesi ortalama 0,3677±0,08116 ng/ml saptanırken, kontrol grubunda ortalama 0,3171±0,11159 ng/ml olup hasta grupta serbest testosteron seviyeleri daha yüksek bulunarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,033). Hasta grupta erektil fonksiyon skorları kontrol grubuna göre daha düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,001). Hasta grupta orgazmik işlev skorları kontrol grubuna göre düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,007). Hasta grubunda cinsel memnuniyet skorları kontrol grubuna göre düşük saptanarak her iki grup arasında anlamlı istatistiksel fark olduğu görüldü (p:0,003). Hasta grubunda ED prevalansı %74,2 olarak saptanırken kontrol grubunda %31,4 olduğu görüldü. SONUÇ: Sonuç olarak yapılan bu çalışmanın, alan yazın taraması sonucunda AAA'ın erkek hastalarda seksüel fonksiyon üzerine olan etkisini araştıran ilk çalışma olduğu görülmektedir. Yapılan bu çalışmada elde edilen bütün bulgular değerlendirildiğinde; AAA hastalığında, erkeklerde seksüel disfonksiyon gelişme riskinin, kontrol grubuna göre yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır. AAA hastalığı; erkeklerde, seksüel fonksiyon üzerine olumsuz bir etkiye sahiptir. Hastaların klinisyenler tarafından ilgili dallara yönlendirilmesi ile seksüel fonksiyonlarının artacağı ve hayat kalitelerinin yükseleceği düşünülmektedir.

Ailevi akdeniz ateşiErektil disfonksiyonTestosteron
Burak Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında nötrofil/lenfosit oranıplatelet/lenfosit oranı ve ortalama trombosit hacmi ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişki

AMAÇ: Son yıllarda çeşitli romatizmal hastalıklar, maligniteler ve inflamasyonla seyreden hastalıkların aktivite ve prognoz tayininde tam kan sayımından elde edilen parametreler kullanılmaya başlanmıştır. Biz bu çalışmamızda AS hastalarında MPV, NLR ve PLR gibi değerlerin hastalık aktivitesiyle ilişkisini incelemeyi amaçladık. YÖNTEM: Çalışmaya 60 AS hastası ve 19 sağlıklı gönüllü alındı. Çalışmaya alınan tüm katılımcılardan hemogram örnekleri alınarak NLR, PLR ve MPV değerleri hesaplandı. AS hastalarında ESH ve CRP düzeyleri bakıldı. AS hastalarında hastalık aktivite skorlaması olarak Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI) kullanıldı. Elde edilen verilerle, AS hastalarıyla kontrol grubu MPV, NLR ve PLR değerleri açısından karşılaştırıldı; AS hastalarında BASDAI ile MPV, NLR, PLR, ESH ve CRP değerleri arasındaki korelasyon incelendi. BULGULAR: AS hastalarının ortalama yaşı 37.9±9.6, kontrol grubunun ortalama yaşı 40.3±9.4 olup her iki grupta hastaların yaşları istatistiksel anlamlı farklılık göstermemiştir (p=0.367). AS hasta grubunda 28 (%46.7) kadın ve 32 (%53.3) erkek bulunmakta, kontrol grubunda 9 (%47.4) kadın ve 10 (%52.6) erkek bulunmakta olup; her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.957). AS hastalarında MPV değeri ortalaması 8.6±0.9, kontrol grubunda ise 8.9±1.0 olup, her iki grupta MPV değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.176). AS hastalarında NLR değeri ortalaması 1.7±0.9, kontrol grubunda ise 1.6±0.7 olup, her iki grupta NLR değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.886). AS hastalarında PLR değeri ortalaması 111.4±66.3, kontrol grubunda ise 108.1±30.3 olup, her iki grupta PLR değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.289). BASDAI skoru ile ESH, CRP, MPV, NLR, PLR değeri arasında istatistiksel anlamlı (p ˃ 0.05) korelasyon gözlenmemiştir. SONUÇ: AS hastalarıyla kontrol grubu arasında MPV, NLR ve PLR değerleri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır. AS hastalarında BASDAI skorları ile MPV, NLR, PLR, ESH ve CRP değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir korelasyon gözlenmemiştir.

Hastalık şiddeti indeksiNötrofil/lenfosit oranıNötrofiller+3
Yılmaz Şahin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trapez kasındaki miyofasiyal ağrı sendromunda tetik noktalara uygulanan kuru iğneleme ve lazer tedavisinin etkinliklerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Miyofasiyal ağrı sendromu olan hastalarda trapez kasındaki tetik noktalara uygulanan kuru iğneleme ve lazer tedavisinin ağrı, fonksiyonellik, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon üzerine etkinliğini karşılaştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 19-64 yaş arasındaki 40'ı kadın, 20'si erkek 60 hasta dahil edildi. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle 30 kişiden oluşan 2 gruba ayrıldı. 1. gruba tetik noktalar üzerine 2 hafta süreyle haftada 2 seans, toplamda 4 seans kuru iğneleme tedavisi uygulandı 2. gruba tetik noktalar üzerine 2 hafta süreyle haftada 5 seans, toplamda 10 seans; her senasta 3:20 dk:sn süreyle 20 sn'lik periyotlarla 830 nm dalga boyunda, 8 J/cm2 yoğunlukta, 9000 hz frekansında düşük doz lazer tedavisi uygulandı. Her iki grubun tedavisine de 2 hafta süreyle germe egzersizleri eklendi. Çalışmaya alınan hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere 2 defa değerlendirildi. Değerlendirmede ağrı ve fonksiyonellik için istirahat ve aktivite esnasında vizüel analog skala (VAS), ağrılı tetik nokta sayısı, 0-5 skalası, boyun özürlülük indeksi (BÖİ); yaşam kalitesi için kısa form 36 (KF-36); anksiyete ve depresyon için Beck depresyon ölçeği (BDÖ) ve Beck anksiyete ölçeği (BAÖ) kullanıldı. BULGULAR: Gruplar arasında hastaların demografik özelikleri ve şikâyet süreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Grup içi karşılaştırmalarda her iki grupta tedavi sonrasında VAS (istirahat ve aktivite), ağrılı tetik nokta sayısı, 0-5 skalası, BÖİ, BDÖ, BAÖ ve KF-36 alt ölçeklerinden fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, vitalite ve ağrı skorlarında istatistiksel olarak anlamlı derecede iyileşme görülmüştür (p<0,05). Tedavi sonrasında KF-36 alt ölçeklerinden emosyonel rol kısıtlılığı, sosyal fonksiyon ve genel sağlık skorlarında sadece kuru iğneleme grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülmüştür (p<0,05). Her iki grupta da tedavi sonrasında KF-36 alt ölçeklerinden mental sağlık skorlarında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda VAS (istirahat ve aktivite), BÖİ, KF-36 alt ölçeklerinden fiziksel rol kısıtlılığı, sosyal fonksiyon ve genel sağlık skorlarının tedavi öncesi ve sonrası arasındaki değişimlerinin kuru iğneleme grubunda, lazer grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). SONUÇ: Trapez kasındaki miyofasiyal ağrı sendromunda germe egzersizleriyle birlikte uygulanan kuru iğneleme ve lazer tedavileri etkin bulunmuş olmakla beraber kuru iğneleme tedavisinin etkinliğinin daha fazla olduğu görülmüştür. Hasta veya hekimin kuru iğneleme tedavisini tercih etmedikleri durumlarda düşük doz lazer tedavisi iyi bir seçenek olarak durmaktadır.

AğrıKas ağrısıKuru iğneleme+4
Arif Kaan Erdemoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hastalığı modifiye eden anti-romatizmal ilaçlar ve biyolojik ilaç kullanan romatoid artrit hastalarında insülin direnci ilişkisi

ÖZET GÜL ESEN, R. (2025). Hastalığı Modifiye Eden Antiromatizmal ilaçlar ve Biyolojik İlaç Kullanan Romatoid Artrit Hastalarında İnsülin Direnci İlişkisi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı. Tıpta Uzmanlık Tezi. Van. Giriş ve Amaç: Romatoid artrit çevresel, genetik, immünolojik birçok etkenin rol aldığı, simetrik eklem tutulumu ile seyreden sistemik enflamatuar bir hastalıktır. Çoğu sistemde ekstraartiküler tutulumlar da görülebilmektedir. Genellikle 40-50li yaşlarda kendini göstermekte ve kadınlarda erkeklere oranla 3 kat daha fazla görülmektedir. Romatoid artrit gibi kronik sistemik inflamasyon yapan hastalıklarda salgılanan interlökinler, TNF-alfa gibi sitokinlerin birçok çalışmada insülin direncinde artışa sebep olduğu görülmüştür. RA tedavisinde kullanılan anti-inflamatuar ilaçlardan özellikle biyolojik ajanların insülin direncine de iyileştirici etkisi olduğu yönünde çalışmalar mevcut. Biz de çalışmamızda Romatoid artrit tedavisinde kullanılan biyolojik ajanlar arasında anti-TNF ve JAK inhibitörlerinin insülin direnci üzerindeki etkilerini konvansiyonel sentetik DMARD tedavisi ile karşılaştırmalı olarak araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Bu çalışma Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Romatoloji Polikliniğine Eylül 2023- Eylül 2024 tarihleri arasında başvuran yaşları 18-85 arası olan 80 Romatoid Artrit tanılı hastalar ile yapılmıştır. Hastalar konvansiyonel sentetik DMARD kullanan 32 kişilik ve biyolojik ajan kullanan 35 kişilik iki grup olarak değerlendirildi. Hastalarda başlangıçta ve 12. Hafta kontrollerinde açlık kan glukozu ve insülin değerlerine bakıldı, DAS-28 ve HOMA-IR değerleri hesaplandı. Her iki grup karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Biyolojik ajan grubu iki alt başlıkta(anti-TNF ve JAK-inh) tekrar kendi aralarında incelendi Bulgular: Değerlendirilen olgulardan Biyolojik ajan tedavisi alan Grup A ve konvansiyonel sentetik DMARD tedavisi alan Grup B yaş ortalamaları ve cinsiyet açısından aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı ve literatür ile uyumlu bulundu. Çalışmamızda DAS28 değerleri kontrol altındaki takipli hastalarla çalıştığımızdan biyolojik ajan ve csDMARD kullanan her iki grupta da DAS28 ile HOMA-IR arasında ilişki saptanmadı (p>0.05). İki kontrol arasındaki açlık kan glukozu, insülin ve HOMA-IR değerleri, csDMARD grubu için anlamlı saptanmadı (p>0.05). Biyolojik ajan grubunda elde edilen veriler hem ilkine göre ikinci kontrolde hem de csDMARD kontrol grubuna göre karşılaştırılınca her üç veri için de anlamlı düşüş mevcuttu (p<0.05). Ayrıca HOMA-IR değerleri ortalaması csDMARD grubu için her iki veride de >2,5 biyolojik ajan grubunda ise her kontrolde de <2,5 bulundu. Biyolojik ajan grubu da kendi içerisinde iki alt gruba (anti-TNF ve JAK-inh ) ayırıp gruplar arasındaki farklılıkları değerlendirdik. DAS28 ortalamaları arasında anlamlı fark olmasa da JAK-inh grubunda anti-TNF grubuna göre anlamlı düşüş gözlendi. Açlık kan glukozu değerleri arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. İnsülin ve HOMA–IR değerlerinde 12. hafta kontrolünde anti-TNF grubu için anlamlı bir düşüş gözlenirken JAK-inh grubu için anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: RA gibi otoimmün ve inflamatuar romatolojik bir hastalığın ve tedavide kullanılan antiinflamatuar ilaçlardan özellikle csDMARD ve biyolojik ajanlardan anti-TNF ve JAK-inh tedavisinin insülin direnci ile ilişkisini araştırdığımız bu çalışmada; csDMARD kullanan hastaların insülin direncine daha yatkın olduğu, biyolojik ajan tedavisinin (özellikle anti-TNF kullananlarda) insülin direncini anlamlı olarak azalttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Romatoid artrit, insülin, glukoz, insülin direnci, HOMA-IR, csDMARD, Anti- TNF-alfa tedavisi, JAK-inh tedavisi

Rabia Gül Esen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gut hastalarında ürat düşürücü tedavinin kemik mineral yoğunluğu üzerindeki etkisi

Giriş ve Amaç: Gut hastalığı, hiperürisemi sonucunda oluşan monosodyum ürat (MSU) kristallerinin eklem ve çevre dokularda birikmesiyle karakterize, akut inflamatuar ataklarla seyreden ve özellikle orta ileri yaş erkekler ile postmenopozal kadınlarda yaygın olarak gözlenen kronik bir metabolik hastalıktır. Hiperürisemi, gut hastalığının temel patofizyolojik bileşeni olup, serum ürik asit (SUA) düzeylerindeki artış, hastalığın hem gelişiminde hem de şiddetinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Literatürde SUA düzeyleri ile kemik mineral yoğunluğu (KMY) arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda çelişkili bulgulara rastlanmaktadır. Bazı araştırmalar, SUA'nın kemik rezorpsiyonunu inhibe ettiği ve osteoblast aktivitesini desteklediği yönündeki bulgularla KMY'yi artırabileceğini ve osteoporoz riskini azaltabileceğini öne sürerken; diğer çalışmalar ise yüksek SUA düzeylerinin inflamatuar süreçleri ve oksidatif stresi tetikleyerek kemik dokusunda olumsuz etkilere neden olabileceğini bildirmektedir. Ürat düşürücü tedaviler (UDT), gut hastalığında SUA düzeyini azaltmak amacıyla sıklıkla kullanılmakta olup, bu tedavilerin KMY üzerindeki etkisini doğrudan inceleyen araştırmalar ise sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, gut hastalarında kullanılan UDT'nin ürik asit düzeylerini düşürmesinin KMY üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Bu araştırma prospektif bir çalışma olup Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Romatoloji Polikliniğinde Mayıs 2024 - Mayıs 2025 tarihlerinde yaşları 30-85 arasında olan ve 2015 ACR/EULAR kriterlerine göre gut tanısı almış 60 hasta dahil edilmiştir. Hastalar, UDT alan (n=30) ve almayan (n=30) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Her iki grup için tedavi başlangıcında ve 12.ay sonunda serum ürik asit düzeyleri ve kemik mineral yoğunluğu (L1 L4 lomber vertebra ve femur boyun T-skorları) ölçülmüştür. İstatistiksel analizlerde normal dağılıma uygunluk testleri, bağımsız ve eşleştirilmiş örneklem t-testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxon testi ve korelasyon analizleri uygulanmış, analizler SPSS 28.0 programı ile yapılmıştır. Bulgular: Her iki grup arasında başlangıçta yaş ve boy gibi bazı demografik farklılıklar olmakla birlikte, cinsiyet dağılımı, vücut kitle indeksi ve başlangıç KMY değerleri açısından anlamlı fark izlenmemiştir. UDT grubunda, tedavi sonrasında serum ürik asit düzeylerinde anlamlı bir azalma gözlenmişken (p<0.05), gut kontrol grubunda hafif bir artış izlenmiştir. Ancak tedavi öncesi ve sonrası dönemler karşılaştırıldığında, her iki grubun da L1-4 ve femur T-skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik izlenmemiştir (p>0.05). Ayrıca tedavi öncesi ve sonrası serum ürik asit düzeyleri ile KMY arasında anlamlı bir korelasyon bulunmamıştır (p>0.05). Bu sonuçlar, ürik asit düzeylerindeki değişimin kemik mineral yoğunluğu üzerinde doğrudan bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Sonuç: Bu çalışma, gut hastalarında uygulanan ürat düşürücü tedavinin serum ürik asit düzeylerini anlamlı biçimde düşürdüğünü; ancak kısa vadede kemik mineral yoğunluğu üzerinde belirgin bir etkisinin bulunmadığını ortaya koymuştur. Literatürde, ürik asidin kemik metabolizması üzerindeki etkilerine ilişkin bulgular çelişkilidir. Bazı çalışmalar, ürik asidin antioksidan özellikleri aracılığıyla kemik kaybını engelleyebileceğini ileri sürerken; diğerleri, yüksek serum ürik asit (SUA) düzeylerinin inflamasyon ve oksidatif stres yoluyla kemik yıkımını artırabileceğini bildirmektedir. Çalışmamızda, UDT ile anlamlı düzeyde ürik asit düşüşü elde edilmesine rağmen KMY üzerinde anlamlı bir değişiklik olmaması, bu ilişkinin doğrudan ve kısa vadeli olmadığını düşündürmektedir. UDT'nin kemik sağlığı üzerindeki etkilerinin daha kapsamlı bir şekilde değerlendirilebilmesi için, daha geniş örneklem gruplarına sahip, uzun süreli takip verileri içeren ve çok değişkenli analizleri kapsayan ileri düzey çalışmalara ihtiyaç vardır. Özellikle D vitamini düzeyi, parathormon seviyesi, inflamatuar belirteçler ve fiziksel aktivite gibi kemik metabolizmasını etkileyen faktörlerin de dikkate alınacağı kapsamlı çalışmalar, klinik karar süreçlerine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Gut hastalığı, Ürat düşürücü tedavi, Serum ürik asit, Kemik mineral yoğunluğu, Osteoporoz

Yusuf Artan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporozlu hastalarda kemik kütlesi ile kas kütlesi ve fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Osteoporozlu Hastalarda Kemik Kütlesi ile Kas Kütlesi ve Fonksiyonu Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi Giriş: Yaşlanan dünyayla birlikte kas iskelet sistemi hastalıklarının sıklığı da artmaktadır. Yaşamın beşinci dekadından itibaren kemik ve kas kütlesi belirgin şekilde azalmaya başlar. Bu azalma sinerjistik şekilde gelişebilmektedir. Bu çalışmada dual enerji x-ray absorbsiyometri (DXA) aracılığıyla ölçülen kemik kütlesi ile ultrasonografi kullanılarak saptanan uyluk kas kalınlığı ve fiziksel performans testleriyle belirlenen kas fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran, yaşı 41–87 arasında değişen perimenopozal ya da postmenopozal dönemde olan 175 kadın dâhil edildi. Katılımcıları demografik bilgileri sorgulandı ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. DXA ile ölçülen kemik mineral yoğunlukları (KMY), serum vitamin D, kalsiyum ve fosfor düzeyleri kaydedildi. Katılımcıların kas kuvveti ve fiziksel performansı el kavrama kuvveti, yürüme hızı ve 5 tekrarlı sandalyede otur kalk testi (SOKT) ile değerlendirildi. Kas kalınlığı uyluk ön yüzünden ultrasonografi aracılığıyla ölçüldü. Bulgular: Çalışmamıza dâhil edilenlerin yaş ortalaması 57.92(±0.66)'ydi. Katılımcıların 51 (%29.14)'inde osteoporoz saptanırken, 76 (%43.43) kişi osteopenik olarak değerlendirildi. Kas kuvveti ve performansını değerlendiren testlerde normal KMY değerlerine sahip grup diğer gruplarak kıyasla daha başarılıydı. Osteoporotik grupta uyluk kas kalınlığı diğer gruplardan daha azdı (p=0.003) ve sarkopeni daha sık gözlenmekteydi (p=0.043). Korelasyon analizlerinde L1-L4 KMY skorlarıyla vücut ağırlığı, boy, uyluk ön yüzü kas kalınlığı, el kavrama kuvveti ve yürüme hızıyla pozitif ilişki saptanırken, yaş, sigara kullanımı ve SOKT süresiyle negatif ilişki gözlendi. Benzer ilişki femur boyun KMY değerlerinde de saptandı. Ayrıca hipertansiyon ve koroner arter hastalığı varlığıyla femur boyun KMY değerleri arasında negatif ilişki tespit edildi. KMY ile sarkopeni parametreleri (uyluk kalınlığı, el kavrama kuvveti, SOKT ve yürüme hızı) arasındaki olası ilişki, potansiyel karıştırıcılar için düzeltme yapıldıktan sonra çok değişkenli lineer lojistik regresyon analiziyle değerlendirildi. Fonksiyon ve performans testlerinden; uzamış SOKT süresinin femur boynunda, düşük yürüme hızının ise L1-L4 vertebralarda meydana gelebilecek osteopeni/osteoporozu ön görebileceği sonucu elde edildi. Sonuç: Normal KMY değerlerine sahip bireyler, osteopenik ya da osteoporotik bireylere kıyasla kas fonksiyonu ve fiziksel performansı değerlendiren testlerde daha yüksek performans sergilemektedirler. Klinik şartlarında kolay uygulanabilen ve düşük maliyetli bu testler ile US kullanılarak kas kütlesinin saptanması, osteoporotik ya da osteopenik bireylerin erken evrede teşhisini sağlayabilir. Kemik kütlesine, kas kütlesi ve fonksiyonun etkilerinin daha net gösterilmesi için daha fazla bireyin dâhil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, kas kütlesi, kas fonksiyonu, fiziksel performans.

Kemik ve kemiklerOsteoporozPostmenopozal osteoporoz
Esra Gizem Koyuncu
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal osteoporoz hastalarında 2 aylık denge egzersiz programının denge üzerinde etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Postmenopozal osteoporozlu olgularda 8 hafta süreyle düzenli uygulanan ev egzersiz programının denge üzerine olan etkinliğini araştırmak Gereç ve Yöntemler: Prospektif, randomize ve kontrollü bu çalışmaya DSÖ kriterlerine göre postmenopozal osteoporozu olan ve/veya osteoporotik vertebra kırığı olan 62 hasta dahil edildi. Egzersiz grubu (n=31) ile kontrol grubu (n=31) olmak üzere iki grupta değerlendirildi. Egzersiz grubunda, 2 ay süre ile kas kuvvetini ve dengeyi artırmaya yönelik özel bir egzersiz programı olan OTAGO Ev Egzersiz Programı (OEP) uygunlandı. Olguların klinik öyküleri ve demografik verileri kaydedildi. Kas kuvvetinin değerlendirilmesi için el sıkma testi uygulandı. Osteoporotik kırık riski, FRAX skorları (majör osteoporotik kırık riski ile kalça kırığı riski) ve standart DXA ölçümleri ile değerlendirildi. Laboratuvar parametreleri ve serum 25(OH)D değerleri bakıldı. Dengenin değerlendirilmesinde klinik olarak Tandem Duruş (TD) ve Tandem Yürüyüş (TY) testi, Zamanlı Kalk ve Yürü testi (ZKYT) ile Berg Denge Skalası (BDS) kullanıldı. Bilgisayarlı Statik Postürografi cihazı - Tetrax ile Stabilite indeksi (SI), Düşme indeksi (DI) ve Fourier frekansları değerlendirildi. Denge testleri 2 ay sonra tekrarlandı. Bulgular: Egzersiz grubunda TD ve TY testlerinin başarılı olma oranları istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,024; p=0,026); el sıkma kuvvetinde de istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p=0,038). Egzersiz grubu, kontrol grubuna göre BDS ölçümlerinde 0,97±1,22 birimlik artış ve ZKYT ölçümlerinde 1,20±2,02 birimlik düşüş gösterdi. Tetrax ile değerlendirmede egzersiz grubunda DI ölçümlerindeki 9,74±23,45 birimlik düşüş, istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p=0,028). Egzersiz grubunda olguların DI değişim farkı ile BDS değişim farkı arasında negatif yönlü zayıf düzeyde anlamlı ilişki saptandı (r=-0,375; p=0,038).FRAX-kalça kırığı riski ve FRAX-majör osteoporotik kırık riski ile ZKYT değişim farkı ve BDS değişim farkı ile DI değişim farkı ise istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar ve bulgular doğrultusunda, OEP'nın 2 ay süreyle uygulanmasının fiziksel performans ve denge üzerine anlamlı olarak olumlu etkisinin olduğu saptanmıştır. Postmenopozal osteoporoz tanısı konulan, ileri yaşta olmayan hastalarda, dengenin klinik testler ve Tetrax ile değerlendirilmesi sonucunda, denge ve kuvvet eğitimi içeren özelleştirilmiş bir egzersiz programı olan OEP, fiziksel performans ve dengeyi geliştirmede etkin bulundu. Anahtar Sözcükler: bilgisayarlı statik postürografi, denge, OTAGO ev egzersiz programı, postmenopozal osteoporoz

Leyla Mustafayeva
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fraktür liyezon servisine dahil edilen hastaların klinik özellikleri ve anahtar performans göstergelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Fraktür Liyezon Servisi (FLS)' ne dahil edilen hastaların klinik özelliklerini incelemek ve kalite değerlendirmesi amacıyla Uluslararası Osteoporoz Vakfı'nın önerdiği anahtar performans göstergeleri (APG) kullanarak FLS'nin performansını değerlendirmek. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya FLS merkezimize 2019-2023 yılları arasında başvuran 50 yaş ve üzeri, osteoporotik kırığı olan 160 olgu retrospektif olarak dahil edildi. APG 1 non-vertebral hastayı APG 2 ise vertebral hastayı tanımlama, APG 3 12 hafta içerisinde araştırma, APG 4 12 hafta içerisinde DXA testi yapılması, APG 5 düşme riski değerlendirmesi, APG 6 uygun antiosteoporotik ilacın önerilmesi, APG 7 16 hafta içerisindeki takip, APG 8 16 hafta içerisinde uygun ilaca başlama, APG 9 kuvvet ve denge egzersizlerine başlama, APG 10 52 hafta sonra takip, APG 11 veri bütünlüğünü sağlamadır. APG'lerin başarısı ve başarıyı etkileyebilecek faktörler araştırıldı. Olguların klinik öyküleri ve demografik verileri, vertebra kırığı seviyesi, non-vertebral kırık bölgesi, FRAX skorları, DXA ölçümleri, laboratuvar değerleri, zamanlı kalk ve yürü testi (TUG) ve tedavi durumu değerlendirildi. Sonlanım noktası 16. hafta olarak alındı. Bulgular: APG 1 %4, APG 2 %30, APG 3 %100, APG 4 %63, APG 5 %74, APG 6 %95, APG 7 ve 8 %65 olarak tespit edildi. APG 1,2 iyileştirilmesi öncelikli, APG 4,5,7,8 iyileştirilmesi gereken, APG 3 ve 6 ise hizmet kalitesi yeterli alan olarak saptanmıştır. Sonuç: FLS'in uygulanmaya başlanmasıyla birlikte osteoporotik kırıkların ikincil önlenmesinde ilerleme kaydedilmiştir. Ancak hastaların tanımlanma ve takibi için branşlar arası koordinasyon geliştirilmeli, ulusal ve bölgesel sağlık sistemleri tarafından FLS'ler desteklenmelidir.

Pınar Karslı Çebi
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromlu hastalarda ultrason rehberliğinde deksametazon ve dekstroz ile yapılan median sinir hidrodiseksiyonunun etkinliklerinin incelenmesi ve karşılaştırılması

Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS) tedavisinde, ultrasonografi rehberliğinde hidrodiseksiyon tekniği ile yapılan enjeksiyonda %5 dekstroz ve deksametazonun farklı volümlerdeki etkinliklerini; klinik, elektrofizyolojik ve ultrasonografik olarak karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya klinik olarak KTS ile uyumlu, elektrofizyolojik değerlendirmede hafif veya orta KTS saptanan 88 olgu dahil edildi. Olgular blok randomizasyona göre dört gruba ayrıldı. Grup 1'e 5 ml %5 dekstroz, grup 2'ye 10 ml %5 dekstroz, grup 3'e 2 ml deksametazon + 3 ml normal salin, grup 4'e 2 ml deksametazon + 8 ml normal salin; ultrasonografi rehberliğinde uygulandı. Olgular ağrı, semptom ve fonksiyonellik açısından ve ultrasonografik olarak enjeksiyon öncesinde, enjeksiyon sonrası 2, 4 ve 12. haftada; elektrofizyolojik olarak enjeksiyon öncesinde ve enjeksiyon sonrası 12. haftada değerlendirildi. Bulgular: Sayısal ağrı derecelendirme ölçeği skorları tüm gruplarda anlamlı iyileşme gösterdi (p<0,01). Boston Karpal Tünel Sorgulama Anketi- Semptom Şiddet Skoru (BKTSA-SŞS) ve Hızlı- Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (Q-DASH)'nde grup 2; BKTSA- Fonksiyonel Kapasite Skoru (FKS) ve KTS-6 skorunda grup 2 ve 3 hariç tüm gruplarda 12. haftada anlamlı iyileşme izlendi (p<0,05). Median sinir transvers kesit alanında yalnızca grup 1'de anlamlı iyileşme izlendi (p<0,05). Duyusal sinir iletim hızı, distal duyusal latansta tüm gruplarda; duyusal sinir aksiyon potansiyelinde grup 4, distal motor latansta grup 2 hariç tüm gruplarda anlamlı iyileşme izlendi (p<0,05). Sonuç: Deksametazon ve %5 dekstroz, 5 ve 10'ar ml uygulandıklarında; 3 aylık takipte klinik, ultrasonografik ve elektrofizyolojik iyileşme sağladı. Gruplar arasında fark izlenmedi.

Sevgi Selin Kurtoğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal müsküler atrofi tanılı hastalarda ultrasonografik kas kalınlığı ölçümü ve ekojenite değerlendirmesinin fonksiyonel skalalar ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Çalışmanın amacı, SMA tanılı hastalarda hedef kasların ultrasonografi yardımıyla kalınlıklarını ölçmek ve bilgisayar yazılımı kullanarak ekojenite değerlendirmesi yapmak, bu değerleri sağlıklı kontrol grubu verileriyle karşılaştırmaktır. Elde edilen ultrasonografik kas kalınlığı ve ekojenite değerlerinin motor fonksiyonel skala skorları ile ilişkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel olgu-kontrol çalışmasına, 0–18 yaş aralığındaki SMA tanılı hastalar ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş sağlıklı çocuklar kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Biseps braki/brakiyalis, ön kol fleksörleri, kuadriseps femoris ve tibialis anterior kaslarının kalınlıkları ultrasonografi ile ölçülmüş; ayrıca hem bu kasların hem de ek olarak triseps braki, proksimal hamstring, gastroknemius ve soleus kaslarının ekojenite değerleri ImageJ yazılımı kullanılarak gri skala analizi yöntemiyle hesaplanmıştır. Motor fonksiyonel durum CHOP-INTEND, HFMSE ve RULM ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: SMA grubunda biseps brakii/brakiyalis, ön kol fleksörleri, kuadriseps femoris ve tibialis anterior kaslarının kalınlıklarının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı, incelenen tüm kaslarda ekojenite değerlerinin ise belirgin şekilde arttığı tespit edilmiştir (p < 0,05). Tibialis anterior kasının ekojenitesinin CHOP-INTEND ve HFMSE skorlarıyla güçlü düzeyde negatif korelasyon gösterdiği bulunmuştur (r ≈ –0,7, p < 0,001). Ayrıca biseps brakii/brakiyalis ve ön kol fleksör kas kalınlığı ile RULM skoru arasında anlamlı düzeyde pozitif korelasyon saptanmıştır (r = 0,412; p < 0,05 ve r = 0,425; p < 0,05). Sonuç: Bu çalışma, SMA hastalarında ultrasonografi ile kas sağlığının objektif olarak değerlendirilebileceğini ve kas kalınlığı ile ekojenite ölçümlerinin motor fonksiyonel durumla anlamlı ilişkilere sahip olduğunu göstermiştir. Bulgular, ultrasonografinin SMA hastalarının takibinde, hastalık şiddetinin izlenmesinde ve bireyselleştirilmiş tedavi planlarının oluşturulmasında tamamlayıcı bir yöntem olarak kullanılabileceğini desteklemektedir.

Eren Aygün
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde nöropatik ağrı değerlendirmesi: Yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum ile ilişkisi

Giriş: Diz osteartritinde (OA'sında) ağrı en önemli yakınmadır. Bu ağrı genellikle nosiseptif bir ağrı olarak sınıflandırılır. Ancak, radyolojik bulgular ile hasta yakınması arasındaki zayıf ilişki, ağrı kaynağının multifaktöriyel olduğunu göstermektedir. OA'da intraartiküler somatosensoriyel yapılarda plastisite geliştiği ve nöropatik ağrı bulgularının meydana gelebileceği gösterilmiştir. Çalışmanın amacı; semptomatik primer diz OA'sı olan hastalarda nöropatik ağrı komponentinin varlığını araştırmak ve nöropatik ağrı ile fonksiyononel durum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine diz ağrısı ile başvuran 40 yaş üstü, ACR (American College of Rheumatology) kriterlerine göre primer diz OA tanısı olan 87 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, boy ve kilo değerleri sorgulanarak kaydedildi. Nöropatik ağrı tarama anketi olarak DN4 ve PainDETECT skalaları kullanıldı. Ağrı ve fonksiyonel durum VAS (Visual Analog Scala) ve WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index) ile, yaşam kalitesi de SF-12 (Short Form 12) ile değerlendirildi. Bulgular: Seksen yedi hastanın 72'si (%82.75) kadın 15'i (%17.25) erkekti. Ortalama yaş ve VKİ (Vücut Kitle İndeksi) değerleri 64.04±9.37 ve 30.64±5.18 olarak bulundu. DN4'e göre hastaların % 39,08'inde nöropatik ağrı komponenti mevcuttu. Nöropatik ağrısı olan grup (n=34) ile nöropatik ağrısı olmayan grup (n=53) arasında cinsiyet, yaş, VKİ, VAS, radyolojik evre açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Nöropatik ağrısı olan grubun WOMAC-ağrı, WOMAC-fonksiyon, WOMAC-tutukluk ve WOMAC-toplam skor ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek ve SF-12 mental skor ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük saptandı (p<0.05). PainDETECT'e göre nöropatik ağrı komponenti %21.90 hastada pozitif, %19.50 hastada belirsiz ve % 59.60 hastada negatifti. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, VKİ, VAS, radyolojik evre ve SF-12 skorları açısından anlamlı fark saptanmazken (p>0.05); WOMAC-ağrı, WOMAC-fonksiyon ve WOMAC-toplam skor ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç: Semptomatik primer diz OA'da nöropatik ağrı komponentinin görülme sıklığı DN4 ve PainDETECT'e göre sırasıyla %39,08 ve %40.40 olarak bulundu. Nöropatik ağrı bileşeni olan hastaların, dejeneratif değişikliklerden bağımsız diz ağrısı şiddeti daha yüksek, fonksiyonel durumları daha düşüktür. Primer diz OA tedavisinde nöropatik ağrının mevcut olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diz, osteoartrit, nöropatik ağrı, fonsiyonel durum, yaşam kalitesi

AğrıDiz eklemiFonksiyonel yetkinlik+4
Savaş Özdemir
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik ve radyolojik olarak diz osteoartriti tanısı almış olan hastalarda serum COMP ve MMP-3 düzeylerinin hastalık evresi ve günlük yaşam aktiviteleri ile ilişkisi

Giriş: Osteoartrit en sık görülen eklem hastalığı olup, en fazla diz eklemini tutmaktadır. İnsidansı giderek artmakta ve özellikle yaşamın ikinci yarısında önemli ölçüde morbiditeye yol açarak yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Günümüzde osteoartritte düşük dereceli kronik inflamasyonla seyreden multifaktöriyel bir sürecin rol oynadığı kabul edilmektedir. Çalışmanın amacı; klinik ve radyolojik olarak diz osteoartriti tanısı almış hastalarda serum COMP (Kıkırdak Oligomerik Matriks Proteini) ve MMP-3 (Matriks Metalloproteinaz-3) düzeyleri ile, hastalık evresi ve günlük yaşam aktiviteleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, ACR (Amerikan Romatoloji Derneği) kriterlerine göre primer diz osteoartriti tanısı alan 85 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, kilo, boy, eğitim durumları, meslekleri, ek hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar kaydedildi. Ayrıntılı fizik muayene yapılarak diz osteoartriti değerlendirildi. Ayrıca serum COMP ve MMP-3 ölçümleri için hastalardan kan örneği alındı. Ağrının şiddeti ve günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel durumları VAS (Görsel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi), Lequesne ve KOOS-PS (Diz yaralanması ve osteoartrit sonuç skoru-fiziksel fonksiyon kısa form) ölçekleri ile değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 75'i (%88.2) kadın, 10'u (%11.8) erkekti. 85 hasta, Kellgren-Lewrence radyolojik evreleme sistemi (K-L) ne göre 3 gruba ayrıldı. K-L evre-I hastalar grup 1' e, K-L evre-II ve III olan hastalar grup 2' ye, K-L evre-IV olan hastalar ise; grup 3' e alındı. Yaş ortalaması grup 1' de 57.17±9.37, grup 2' de 64.73±9.48 ve grup 3' te 68.17±10.27 yıl olarak bulundu. Çalışmamızda hastaların serumda ölçülen COMP ve MMP-3 düzeyleri her üç grupta benzer saptandı. Kanda bakılan bu biyobelirteçler ile fonksiyonel test skorları karşılaştırıldığında, serum COMP düzeyi ile VAS skoru arasında orta derecede korelasyon, WOMAC ile orta derece negatif korelasyon, KOOS-PS ile düşük-orta derecede negatif korelasyon görüldü. Serum MMP-3 düzeyi ile VAS, WOMAC, KOOS-PS skorları arasında korelasyon görülmezken, Lequesne skoru ile düşük düzeyde korelasyon saptandı. Sonuç: Serum COMP ve MMP-3 ölçümlerinde farklı evrelerdeki diz OA' sı grupları arasında anlamlı fark görülmemiş olup, serumda ölçülen bu biyobelirteçler ile ilgili OA tanısı ve bu belirteçlerin prognostik değeri adına daha büyük örneklem gruplarında ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

DizDiz eklemiGünlük yaşam aktiviteleri+6
Vildan Yıldız
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fiziksel performans ile kognitif fonksiyon ve ultrasonografik kas ölçümleri arasındaki ilişkinin 40 yaş ve üzeri bireylerde değerlendirilmesi

Fiziksel Performans ile Kognitif Fonksiyon ve Ultrasonografik Kas Ölçümleri Arasındaki İlişkinin 40 Yaş ve Üzeri Bireylerde Değerlendirilmesi Giriş: Sarkopeni ve kırılganlık, fiziksel performansta azalma, düşme, kırıklar, uzamış hastane yatışları, hayat kalitesinde azalma ve mortalite ile ilişkilidir. Esas olarak kas kütlesi, kalitesi ve kuvvetindeki azalmayla ilişkilendirilen fiziksel performans, hareketlilik ile ilgili nesnel olarak ölçülen tüm vücut fonksiyonu olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızın amacı, ultrasonografi (US) kullanılarak yapılan kas ölçümleri ve kognitif fonksiyonlar ile fiziksel performans arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran 40 yaş ve üzeri 42'si erkek, 73'ü kadın 115 birey çalışmaya dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri sorgulandı ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. Fiziksel performans ve kas kuvveti değerlendirmesi; yürüme hızı, zamanlı kalk ve yürü testi (TUG), 5 tekrarlı otur kalk testi (CST) ve el kavrama kuvveti ile değerlendirildi. Kas kalınlığı; kol, ön kol ve uyluk bölgelerinden US ile ölçüldü. Kognitif fonksiyonlar Standardize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Sarkopeni tanısında vücut kitle indeksiyle ayarlanmış uyluk kası ölçümü, el kavrama kuvveti ve fiziksel performans parametreleri kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaş ortalaması erkeklerde 61.9±12.5 yıl, kadınlarda 63.1±12.4 yıl olarak bulundu. Yürüme hızı erkeklerde ve kadınlarda SMMT ile ilişkili bulundu (sırasıyla, β=0.616, p<0.001; β=0.223, p=0.037). Yürüme hızı ile uyluk kas kalınlığı arasında ise ilişki saptanmadı (her iki p>0.05). Kadınlarda SMMT ile TUG (β=-0.201, p=0.035) ve CST (β=-0.208, p=0.042) arasında ilişki bulundu, erkeklerde ise bulunmadı. Hem erkeklerde hem de kadınlarda uyluk kas kalınlığı ile TUG testi arasında negatif korelasyonlar bulunurken (sırasıyla, r=-0.341, p<0.05; r=-0.320, p<0.01) uyluk kas kalınlığı ile CST arasında sadece kadınlarda negatif korelasyon bulundu (r=-0.314, p<0.01). Yaş ile tüm fonksiyonel parametreler korele bulundu. Yaş ile uyluk kas kalınlığı arasında erkeklerde ve kadınlarda negatif korelasyon saptandı (r=-0.442, p<0.01; r=-0.440, p<0.01), kol kası ile saptanmadı. Sarkopeni varlığı; sadece artmış yaş (OR=1.093, 95%CI: 1.016-1.175) ve hipertansiyon varlığı (OR=11.931, 95%CI: 1.416-100.555) ile bağımsız olarak ilişkili bulundu. Sonuç: Fiziksel performans üzerine kasların etkisinin yanı sıra kognitif fonksiyonların etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Yaşlanma ile ilgili olan kas kaybı ve fonksiyonun değerlendirilmesinde (yani sarkopeni tanısında) ultrasonografi önemli katkılar sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel performans, ultrasonografi, kas, kognitif, sarkopeni

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+4
Mehmet Ali Culha
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

D vitamininin kognisyon, fiziksel fonksiyon ve ultrasonografik cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas ölçümleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Doğan, Y., D vitaminin Kognisyon, Fiziksel Fonksiyon ve Ultrasonografik Cilt, Cilt Altı Yağ Dokusu ve Kas Ölçümleri Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2021. Bu çalışmanın amacı, D vitamini düzeyi ile cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas kalınlığı, kognitif ve fiziksel fonksiyon arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 200 erişkin birey (125 kadın, 75 erkek) alındı. Bireylerin demografik/klinik özellikleri ve vücut kitle indeksi (VKİ), bel ve kalça çevresi kaydedildi. Ultrasonografi (US) ile el dorsumundan ve önkol, kol ve uyluk ön yüzlerinden cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas kalınlıkları ölçüldü. Kas kuvveti; el kavrama kuvveti ile, fiziksel performans ise; yürüme hızı, zamanlı kalk ve yürü testi (TUG) ve 5 tekrarlı otur kalk testi (CST) ile değerlendirildi. Kognitif fonksiyon için Standardize Mini Mental Test (SMMT) kullanıldı. Hastalar D vitamini düzeyine göre (eksiklik olan; <20 ng/ml ve olmayan; ≥20 ng/ml) iki gruba ayrıldı. Hastaların %61'inde D vitamini eksikliği saptandı. Demografik/klinik özellikler karşılaştırıldığında; sadece D vitamini eksikliği olan kadınların daha genç olduğu saptandı (p<0.05). İki grup karşılaştırıldığında; D vitamini eksikliği olan kadınlarda, tüm yağ kalınlıklarında, önkol kas kalınlığında ve SMMT skorunda artış, erkeklerde ise sadece CST süresinde artış gözlendi (tüm p<0.05). Yağ kalınlıklarını etkileyen faktörler için yapılan lojistik regresyon analizinde; kadınlarda önkol ve kol, VKİ ve D vitamini eksikliği ile, uyluk ise VKİ, D vitamini eksikliği ve yaş ile ilişkili, erkeklerde ise; önkol ve kol VKİ ve D vitamini eksikliği ile, uyluk anterioru ise VKİ ve yaş ile ilişkili saptandı (tüm p<0.05). CST için yapılan regresyon analizinde; erkeklerde yaş ve D vitamini eksikliği, kadınlarda ise yaş ve egzersiz bağımsız olarak ilişkili saptandı (tüm p<0.05). Sonuç olarak D vitamini eksikliği; kadınlarda yağ dokusunda artış ile, erkeklerde ise CST süresinin uzaması ile ilişkili saptandı. Bölgesel yağ dokusu kalınlıklarının US ile ölçümü, D vitamini eksikliğinde vücut kompozisyonunu ortaya koymada faydalı olabilir. D vitamini düzeyinin vücut kompozisyonu ve fiziksel/kognitif fonksiyonlar üzerine etkisini araştırmak için örneklem sayısı daha fazla olan ve daha yaşlı popülasyonda prospektif çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: El kavrama kuvveti, güç, kuvvet, performans, ultrason

Adipoz dokuBilişBiliş bozuklukları+7
Yahya Doğan
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş boyun kanserli hastalarda radyoterapinin boyun, omuz fonksiyonları ve ağız açıklığı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Giriş: Baş boyun kanseri tedavisi kompleks bir süreçtir. Tedavisinde cerrahi, radyoterapi (RT) ve kemoterapi yöntemleri tek başına veya kombine olarak kullanılabilmektedir. Baş boyun kanserli hastalarda tedaviye bağlı olarak pek çok komplikasyon gelişebilmektedir. Literatürde RT'nin boyun, omuz fonksiyonu ve ağız açıklığı üzerine etkilerinin birlikte ve prospektif olarak değerlendirildiği çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, baş boyun kanseri nedeniyle RT alan hastalarda boyun, omuz fonksiyonlarını ve ağız açıklığını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 22.06.2020 - 15.06.2021 tarihleri arasında Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalına başvurup, baş boyun kanseri tanısı ile RT alması planlanan, 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar RT öncesi, sonrası ve RT'den 3 ay sonra değerlendirildi. Tüm hastaların demografik ve klinik bilgileri kaydedildi. Aktif, pasif boyun ve omuz eklem hareket açıklığı (EHA), ağız açıklığı ölçümleri yapıldı. Boyun, omuz ve orofasiyal ağrı şiddetini değerlendirmek için Vizüel Analog Skala (VAS) kullanıldı. Algometre ile belirli noktalardan basınç ağrı eşiği (BAE) ölçümü yapıldı. Boyun ve omuz disabilitesi sırasıyla Boyun Disabilite İndeksi ve Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi ile değerlendirildi. Bulgular: Analizler üç değerlendirmeyi de tamamlayan 20 hasta üzerinden yapıldı. Hastaların yaş ortalaması 54,6±12,5 yıl (aralık, 35-91) idi. RT'den 3 ay sonra, RT sonrasına göre boynun hem aktif (p=0,008) hem de pasif (p=0,03) fleksiyonu istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. RT'den 3 ay sonra, RT öncesine göre sadece sol omuz aktif fleksiyonunun daha az olduğu görüldü (p=0,01). RT öncesine kıyasla, RT sonrası ve 3 ay sonraki kontrolde boyun disabilite (sırasıyla, p=0,009, p=0,02) ve omuz disabilite skorlarının (sırasıyla, p=0,002, p=0,01) ortalama değerleri istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti. RT sonrası yapılan ölçümlerde baş boyun bölgesinde BAE değerlerinin azalmaya başladığı ve 3 ay sonra bu farkın istatiksel olarak anlamlı düzeye ulaştığı saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada baş boyun kanserli hastalarda RT'den hemen sonra boyun ve omuz fonksiyonlarında, maksimum yardımlı ve yardımsız ağız açma değerlerinde azalma meydana geldiği ve bu durumun RT'den 3 ay sonra da devam ettiği tespit edilmiştir. Bu olumsuz etkileri azaltmak için yüksek riskli hastalara rehabilitasyonun gecikmeden başlanabilmesi oldukça önemlidir. Dolayısıyla baş boyun kanserli hastalarda boyun, omuz disabilitesi ve trismus gelişiminde rol oynayan risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla daha fazla hastanın dahil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AğızBoyunKafa ve boyun neoplazmları+4
Ayşegül Balcan Aslan
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda duyu profilleri ve fiziksel aktivite kapasitesinin katılım üzerine olan etkisinin incelenmesi

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB); dikkat, konsantrasyon, hareketlilik ve dürtü kontrolü alanlarındaki sorunlarla karakterize olan psikiyatrik bir bozukluktur. Çalışmamızın amacı 8-10 yaş arası, sağ eli dominant DEHB tanısı konmuş olan erkek çocuklarda ve tipik gelişim gösteren yaşıtlarında duyu profili ve fiziksel aktivite seviyelerinin toplumsal katılım üzerine olan etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Çalışma grubunu 35 tane DEHB tanısı konmuş çocuk oluşturmuştur. Kontrol grubuna ise 35 tane tipik gelişim gösteren yaşıtları çocuk dahil edilmiştir. Çocukların duyu profilleri Dunn Duyu Profili, fiziksel aktivite seviyeleri İlköğretim Öğrencileri İçin Fiziksel Aktivite Soru Formu (FAS), fonksiyonel kapasiteleri 2 Dakika Yürüme Testi (2DYT), motor becerileri Bruininsk Oseretsky Motor Yeterlilik Testi (BOT-2), el ve parmak kaslarının kuvveti Jamar el dinamometresi ve pinchmetre, toplumsal katılımları Çocuk ve Adölesanlar için Toplumsal Katılım Anketi ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenlerin analizinde Student-t Testi ve Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Katılımın bağımsız değişkenler ile olan ilişkisini incelemek için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda DEHB grubu ve kontrol grubu arasında duyu profili, fiziksel aktivite seviyesi, fonksiyonel kapasite, motor beceriler, kas kuvveti ve toplumsal katılım alanlarında anlamlı derecede fark bulunmuştur (p<0,05). DEHB tanısı konan çocuklar bütün değerlendirme alanlarında kontrol grubuna göre daha düşük skorlar elde etmiştir (p<0,05). Çalışmamız sonucunda fiziksel aktivite seviyesi, motor beceriler, kas kuvveti alanlarında daha zayıf olan ve duyu işlemleme becerisinde zorluk yaşayan çocukların toplumsal katılımın her alanında daha düşük skorlar elde ettiği görülmüştür. Bu çocuklarda yapılacak olan egzersiz programlarının bu sonuçlar göz önünde bulundurularak düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, katılım, duyu profili, fiziksel aktivite.

DikkatDuyularFiziksel aktivite+3
Gözde Balcı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hematopoietik kök hücre transplantasyonu uygulanan erişkin hastalarda egzersiz programının fiziksel ve kognitif fonksiyonlar ile yaşam kalitesine etkisinin araştırılması

Çalışmamızın amacı, hematopoietik kök hücre transplantasyonu (HKHT) öncesinden başlanarak hastanede yatış boyunca uygulanan, taburculuk sonrası ev programı ile nakil sonrası 100 güne kadar devam eden, bireysel egzersiz programının etkinliğinin belirlenmesidir. Çalışmaya toplam 50 birey dahil edildi ve katılımcılar basit randomizasyon ile müdahale grubu (MG, n=25) ve kontrol grubu (KG, n=25) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Katılımcılar HKHT öncesi, taburculukta ve HKHT sonrası 100. gün olmak üzere üç farklı zamanda değerlendirildi. Bireylerin kardiyopulmoner egzersiz kapasiteleri, fiziksel fonksiyonları, kas kuvvetleri, kognitif fonksiyonları, yaşam kaliteleri, yorgunluk ve emosyonel durumları değerlendirildi. MG'na aerobik, kas kuvvetlendirme, endurans ve gevşeme egzersizleri hastanede yattığı süre boyunca uygulandı ve bu egzersizler ile yürüyüş programı taburculuk sonrası ev programı olarak önerildi ve fizyoterapist tarafından 100. güne kadar en az iki kez kontrol edildi. Taburculuk ölçümlerinde periferal kas kuvveti ve yaşam kalitesi düzeyi MG'nda KG'na göre daha yüksek iken, yorgunluk şiddeti daha düşüktü (p˂0,05). 100. gün kontrollerinde, egzersiz programının fonksiyonel egzersiz kapasitesi, periferal kas kuvveti, yaşam kalitesi ve yorgunluk üzerine pozitif etkilerinin devam ettiği bulundu (p˂0,05). Ayrıca, HKHT sonrası komplikasyon gelişme oranı da MG'nda KG'ndan % 32 daha düşüktü (p˂0,05). Sonuç olarak, bireysel ve fizyoterapist gözetiminde uygulanan egzersiz programının HKHT boyunca bireylerin fiziksel fonksiyonları, klinik durumu, yorgunluk ve yaşam kalitesine olumlu etkileri vardır ve bu etkiler HKHT sonrası 100 güne kadar devam etmiştir. HKHT uygulanan bireylere yönelik egzersiz programları bireylerin performansı, klinik ve hematolojik durumuna göre dinamik bir şekilde uygulanmalı ve günlük olarak planlanmalıdır.

BilişEgzersizFiziksel aktivite+4
Vesile Yıldız Kabak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında temporomandibuler düzensizliklerin sıklığının belirlenmesi ve kranioservikal postür ve hastalık aktivitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Temporomandibuler düzensizlikler (TMD), toplumun yaklaşık %5-12'sini etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ankilozan spondilit (AS) hastalarında en sık görülen servikal deformite servikal kifozdur. Kranioservikal postürün objektif yansımaları olan açı ve mesafelerin TMD ile ilişkisini değerlendiren çalışmalar çelişkili sonuçlara sahiptir, AS hastalarında ise bu durumu değerlendiren çalışma yoktur. Bu çalışmada AS hastalarında TMD sıklığının saptanması, kranioservikal postür ve AS hastalık aktivitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı ve Romatoloji Bilim Dalı polikliniklerine 20.09.2018 - 20.04.2019 tarihleri arasında ardışık olarak başvuran 18-50 yaş arası, toplam 98 AS hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri ve AS ile ilişkili klinik bilgileri kaydedildi. TMD tanısı 'Diagnostic Criteria for Temporomandibular Disorders (DC/TMD)' kriterlerine göre konuldu. Spinal mobilite Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASMI), hastalık aktivitesi Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (ASDAS), boyun disabilitesi boyun disabilite indeksi ile değerlendirildi. Lateral servikal grafiler kullanılarak kranioservikal açı, servikal kavislenme açısı, suboksipital mesafe (mm), atlas-aksis mesafesi (mm), anterior translasyon (mm) mesafesi ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 37,48,2 olan toplam 98 (%58,2'i kadın) hasta dahil edildi. Elli sekiz (%59,2) hastaya TMD tanısı konuldu. Temporomandibuler düzensizlik olan ve olmayanlarda demografik özellikler birbirine benzerdi. TMD tanısı alan grupta sigara kullanımı ve bruksizm anlamlı olarak daha sık saptandı. Spinal mobilite ve kranioservikal postür ölçümleri her iki grupta birbirine benzerdi. TMD tanısı alan grupta ASDAS ve boyun disabilite indeksi değerleri belirgin olarak daha yüksekti. Çok değişkenli analiz sonucunda aktif sigara kullanımı (RR:6,82; GA:1,69-27,4; p=0,007) ve boyunda disabilite olması (RR:7,32; GA:2,31-23,1; p=0,001) AS hastalarında TMD gelişimi için bağımsız risk faktörleri olarak saptandı. Sonuç: Ankilozan spondilit hastalarında TMD ile kranioservikal postür ölçümleri arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Her ne kadar TMD olanlarda, bruksizm sıklığı ve hastalık aktivitesi daha yüksek olsa da, AS hastalarında TMD gelişimini predikte edecek bağımsız faktörler aktif sigara kullanımı ve boyun disabilitesinin varlığı olarak belirlenmiştir. Bu ilişkilerin altında yatan mekanizmaları ortaya koyacak prospektif, geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

DuruşKifozServikal vertebra+3
Esra Bilgin
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Patellofemoral ağrı sendromu olan bireylerde alt ekstremite kas ve tendon morfolojisi ile fiziksel performans arasındaki ilişki

Patellofemoral Ağrı Sendromu Olan Bireylerde Alt Ekstremite Kas ve Tendon Morfolojisi ile Fiziksel Performans Arasındaki İlişki Giriş: Patellofemoral ağrı sendromu (PFAS), fleksiyon ve ekstansiyon sırasında dize aşırı yüklenme sonrası patella çevresinde görülen ve ön diz ağrısının en sık görülen nedenidir. Özellikle gençlerde kronik diz ağrısının en sık nedeni olarak suçlanmaktadır ve kadınlarda daha sık görülür. Çalışmamızın amacı PFAS tanılı bireylerdeki kas ve tendon kalınlıklarının ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkisi olup olmadığını incelemek ve kas-tendon kalınlıkları ve ağrının fiziksel performans ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine ön diz ağrısı ile başvuran hikâye ve fizik muayene ile PFAS tanısı alan 18-45 yaş arası, herhangi bir kronik hastalığı olmayan 80 hasta dâhil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, boy, kilo, vücut kitle indeksi ve sigara içme durumları sorgulanarak kaydedildi. USG ile kas ve tendon kalınlıkları ölçüldü, ağrı VAS ile değerlendirldi. Ağrı ve fonksiyonellik WOMAC ile araştırıldı. Fiziksel performans ölçümleri olarak da 6-metre yürüme testi ve 5-tekrarlı otur kalk testi kullanıldı. Bulgular: Hastaların 42'si (%52.5) erkek, 38'i (%47.5) kadındı. Yaş ortalaması 32.11±7.08 yıl olarak bulundu. Hastalardan 46'sı (%57.5) sigara içerken 34'ü (%42.5)sigara içimiyordu. Çalışmamızda RF kas kalınlığı ile WOMAC toplam (r=-0.227, p=0.042) ve WOMAC ağrı (r=-0.233, p=0.028) skorları arasında negatif korelasyon bulundu. QT kalınlığı ile 5-tekrarlı toru kalk testi arasında negatif korelasyon bulundu. (r=-0.247, p=0.044) Sonuç: PFAS tanılı hastalarda kas-tendon kalınlığı ile fiziksel performans, ağrı ve fonksiyonellik arasında bir ilişki mevcuttur. Çalışmamızda ultrasonografi ile değerlendirilen kas-tendon morfolojisi ile fiziksel performans, ağrı ve fonksiyonnelik parametreleri arasında ilişki gözlenmiştir. Ultrasonografik incelemelerle PFAS tanılı hastalardaki ağrı, fonksiyonel durum ve fiziksel performans arasındaki ilişkinin belirlenmesi için daha fazla ve ileri çalışmalar gerekmektedir.

Alt ekstremiteFiziksel performansKaslar+3
Mehmet Gök
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fleksör tendon kesisi olan hastalarda erken aktif mobilizasyon ve modifiye duran protokollerinin etkinliğinin retrospektif olarak incelenmesi

Giriş: Tendon onarımları sonrası hangi rehabilitasyon protokolünün daha iyi sonuç verdiği konusunda görüş birliği yoktur. Ayrıca tendonların erken ve geç evrelerdeki durumunun ultrasonografi (USG) ile değerlendirildiği bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı Belfast ve Modifiye Duran protokollerinin tendon kayma miktarı, tendon çapı (CSA=cross sectional area) ile parmak fonksiyonel sonuçları arasındaki ilişkiyi USG ile karşılaştırarak, protokollerin birbirine göre üstünlüğünü saptamak ve ayrıca USG ile değerlendirilen tendonların iyileşme ile ilgili sonuçları hakkında erken evrede öngörüde bulunmaktır. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliğine rehabilitasyon amacıyla başvurmuş 34 hastanın 19'u (21 parmak) Belfast protokolü çerçevesinde, geri kalan 15 hasta (20 parmak) Modifiye Duran protokolü çerçevesinde tedavi edilmiştir. Daha önceden USG ile değerlendirilip sistemimizde bulunan verilerden operasyon sonrası 3-5. haftalar ve 12. haftalardaki tendon kayma miktarı ve CSA ölçümleri araştırmada kullanılmıştır. Ayrıca hastaların kaydedilmiş 12. hafta parmak eklem hareket açıklıkları ve parmak ucunun fleksiyonla distal palmar çizgiye olan mesafesi alınarak bu verilerle hastaların Buck Gramcko skorları hesaplanmıştır. USG verileri ile fonksiyonel sonuçlar arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bulgular: Hastaların 3'ü (%8.8) kadın, 31'i (%91.2) erkekti. Yaş ortalaması 30.53±13.53 yıl olarak bulundu. Belfast ve Modifiye Duran protokolleri Buck Gramcko skoruna göre karşılaştırıldığında iki protokol arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Hastaların CSA'sı ile tendon kayması arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Tendon ilk kayması ile 12. hafta Buck Gramcko skoru arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda, el parmak fleksör tendonlarının tamiri sonrası uygulanan fizik tedavi süreci USG ile değerlendirilmiştir. Yaptığımız literatür taramasında bugüne kadar tendon tamiri sonrası uygulanan rehabilitasyon programlarının etkinliğini USG ile değerlendiren başka çalışma ile karşılaşılmamıştır. Çalışmamızda iki protokol arasında anlamlı fark çıkmamasına rağmen, örneklem sayısı arttıkça erken aktif mobilizasyon sürecinin pasif mobilizasyona göre tendon kayması ve fonksiyonel sonuçlarda daha üstün olacağı öngörülmekle birlikte, rehabilitasyon sürecinde tendonların morfolojisinin ve kaymasının fonksiyonel sonuçlara etkisini öngörmek için USG ile değerlendirmesinin yapıldığı daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: fleksör tendon, Buck Gramcko skoru, ultrason, rehabilitasyon

Fizik tedaviRehabilitasyonRetrospektif çalışmalar+4
Şule Gül
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerde fiziksel performansa dayalı düşme riski ve emosyonel durumun düşme korkusuna katkısı

Amaç: Çalışmamızın amacı, huzurevinde kalan yaşlı bireylerde düşme korkusu ile fiziksel performansa dayalı düşme riski ve emosyonel durum arasındaki ilişkiyi belirlemek, hangisinin düşme korkusunda daha etkili olduğunu araştırmaktır. Yöntem: Çalışma Aydın Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde kalan 63 yaşlı birey üzerinde yapıldı. Çalışmaya 65 yaş ve üzerinde olan, akut sağlık problemi olmayan, yatağa veya tekerlekli sandalyeye bağlı olmayan, yönergeleri takip edebilen gönüllü 51 erkek ve 12 kadın olmak üzere toplam 63 kişi dahil edildi. Bireylerin demografik özellikleri, kullandığı ilaçlar ve düşme öyküsü kaydedildi. Düşme korkusu Uluslararası Düşme Etkinliği Skalası (FES-I) ile, fiziksel performansa dayalı düşme riski Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ile, emosyonel durum Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A) ile değerlendirildi. Bulgular: Düşme korkusu, fiziksel performansa dayalı düşme riski ve anksiyete kadınlarda erkeklere göre anlamlı olarak daha fazla bulundu (p<0.05). Düşme hikayesi olanlarda olmayanlara göre düşme korkusu ve düşme riski anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0.05). Anksiyete de düşme korkusu olanlarda daha fazla olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Düşme riskiyle yaş arasında pozitif korelasyon (r=0,324), Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ile arasında negatif korelasyon (r=-0,276) saptandı (p<0.05). Emosyonel durumla yaş arasında pozitif korelasyon (r=0,266) bulundu (p<0.05). Fakat emosyonel durumla VKİ arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0.05). Fiziksel performansa dayalı düşme riski ile emosyonel durum arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0.05). Düşme korkusu ile yaş arasında pozitif korelasyon (r=0,259) bulundu (p<0.05). Fakat düşme korkusu ile VKİ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0.05). Düşme korkusu ile fiziksel performansa dayalı düşme riski ve anksiyete arasında pozitif ve orta derecede korelasyon (r=0,589) bulundu (p<0.05). Fiziksel performansa dayalı düşme riski ve anksiyetenin, düşme korkusunda etkili olduğu ve bu etkinin eşit seviyede olduğu tespit edildi (p<0.05). Sonuç: Yaşlı bireylerde fiziksel performansa dayalı düşme riski ve anksiyetenin düşme korkusuyla ilişkili olduğu ve her ikisinin de düşme korkusuna katkısı bakımından eşit seviyede etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Yaşlı; Düşme Korkusu; Düşme Riski; Emosyonel Stres

Düşme kazalarıFiziksel performansGeriatri+5
Betül Akca
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anksiyete bozukluğu olan hastalarda fiziksel performans, kas kuvveti, esneklik, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesinin araştırılması

Anksiyete Bozukluğu Olan Hastalarda Fiziksel Performans, Kas Kuvveti, Esneklik, Fiziksel Aktivite ve Yaşam Kalitesinin Araştırılması Amaç: Bu çalışmada anksiyete bozukluğu olan hastalarla sağlıklı olanlar arasında fiziksel performans, kas kuvveti, esneklik, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi parametrelerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya psikiyatri hekimi tarafından anksiyete bozukluğu tanısı konulmuş, 18-55 yaş arası 28 hasta ve kontrol grubu olarak anksiyete bozukluğu olmayan 28 kişi dahil edilmiştir. Fiziksel performans "Kısa Fiziksel Performans Testi", kas kuvvetleri "El ve Sırt-Bacak Dinamometresi", esneklik "Otur-Uzan Testi", fiziksel aktivite "Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi", yaşam kalitesi "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak incelenmiştir. SPSS 23.0 programı ile uygun istatistiksel analizler yapılarak veriler sunulmuştur. Bulgular: Çalışmada anksiyete ve kontrol grupları arasında cinsiyet, yaş, beden kitle indeksi, medeni durum, öğrenim durumu, ekonomik durum, çalışma durumu ve alkol kullanma durumu açısından anlamlı farklılık bulunamamıştır. Anksiyete grubunda kontrol grubuna göre aktif sigara kullanma durumu anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,02). Anksiyete grubunda sırt kuvveti (p=0,03), bacak kuvveti (p=0,01) ve fiziksel performans (p<0,001) ölçüm değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük saptanmıştır. Gruplar arasında el kavrama (p=0,85), esneklik (p=0,15) ve fiziksel aktivite (p=0,43) ölçümleri açısından ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark kaydedilmemiştir. Araştırmada anksiyete grubunda genel sağlık, fiziksel fonksiyon, fiziksel rol, emosyonel rol, sosyal fonksiyon, enerji ve ruhsal sağlık ölçüm değerleri kontrol grubundakilere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu (p<0,05), ağrı düzeyleri açısından ise istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur (p=0,15). Anksiyete grubunda ekonomik durumu yıllık 25.000 tl ve üzeri olan bireylerde el kavrama, sırt kuvveti ve bacak kuvveti ölçüm değerleri, daha düşük gelir durumundakilere göre anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca aktif çalışan anksiyeteli bireylerde sırt ve bacak kuvveti ölçüm değerleri çalışmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Kontrol grubunda da yıllık geliri olan ve çalışan bireylerde el kavrama, sırt kuvveti ve bacak kuvveti ölçüm değerleri anlamlı düzeyde daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmada anksiyete bozukluğu olan grupta sırt kuvveti, bacak kuvveti, fiziksel performans ve yaşam kalitesi değerlerinin olumsuz etkilendiği görülmüştür fakat el kavrama kuvveti, esneklik ve fiziksel aktivite değerleri açısından etkilenme olmamıştır. Her iki grupta da bir işte çalışmanın ve yüksek ekonomik durumun el kavrama, sırt kuvveti ve bacak kuvveti ölçüm değerleri üzerine olumlu etkilerinin olduğu görülmüştür. Sonuç olarak anksiyete bozukluğu tedavisi düzenlenirken egzersiz tedavisinin de dahil edilmesi ve bu konuda toplumun farkındalığının artırılmasına yönelik bilgilendirmeler ve eğitimler yapılması önem taşımaktadır. Anahtar sözcükler: Anksiyete; Fiziksek aktivite; Kas kuvveti; Yaşam kalitesi

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıEsneklik+4
Ufeyra Arslanyılmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebrovasküler olay sonrası hemipleji gelişen hastalarda üst ekstremite robotik rehabilitasyon etkinliğinin konvansiyonel rehabilitasyon ile karşılaştırılması

Amaç: Bu tek kör randomize, prospektif çalışmanın amacı; Hemiplejik hastalara uygulanan robot aracılı rehabilitasyonun (Serebrovasküler olay sebebiyle fonksiyonunu kaybetmiş olan tarafa robot yardımlı egzersiz yaptırılarak eski fonksiyonlarının kazandırılmaya çalışılması ) yaşam kalitesi, üst ekstremite ve genel motor fonksiyonlara, günlük yaşam aktivitelerine olan etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilimdalı poliklinik/ ayaktan tedavi birimine Nisan 2016 ile Nisan 2019 tarihleri arasında başvuran, 18-85 yaşları arasında, anamnez, fizik muayene ve radyolojik değerlendirmesi ile ilk Serebrovasküler olay (SVO) sonrası hemipleji tanısı almış, çalışmaya katılmayı kabul eden 37 hasta alınmıştır. Çalışmaya alınan hastaların demografik ve klinik verileri kayıt edildikten sonra randomize edilerek 2 gruba ayrılmıştır. Robotik rehabilitasyon grubuna 17, konvansiyonel rehabilitasyon grubuna 20 kişi dahil edilmiştir. Gruplardan biri konvansiyonel tedavi alırken diğer grup konvansiyonel tedaviye ek olarak robot aracılı rehabilitasyon almıştır. Konvansiyonel tedavi haftada 5 gün olacak şekilde 4 hafta boyunca uygulanan eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme, denge egzersizleri ve yürüme eğitimini içermektedir. Robot aracılı rehabilitasyon bu tedaviye ek olarak haftada 5 gün 30-45 dakika olacak şekilde düzenlenmiştir. Tüm hastalar tedavi başında ve 4. haftanın sonunda Brunnstrom motor evrelemesi, el kavrama ve parmak kas gücü, Modifiye Ashworth Skalası (MAS), inmeye özgü yaşam kalitesi ölçeği (SS-QOL- Stroke Specific Quality of Life Scale), Motor Aktivite Günlüğü-28 (MAG-28), Fugl Meyer Değerlendirme Ölçeği (FMDÖ), Purdue peg test, Minnesota el becerisi testi, Montreal bilişsel değerlendirme ölçeği (MOBİD), Nottingham genişletilmiş günlük yaşam aktiviteleri indeksi (NGGYA), Fonksiyonel bağımsızlık ölçeği (FBÖ), Fonksiyonel ambulasyon skalası (FAS) ve CES-Depresyon ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Robotik rehabilitasyon grubundaki hastaların motor fonksiyon ölçekleri, genel fonksiyon, yaşam kalitesi, spastisite, ambulasyon ve bilişsel değerlendirme ölçekleri kontrol grubuna göre daha iyi sonuçlar alınmasına rağmen gruplar arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmadı (p>0,05). CES – Depresyon Ölçeğinde ise robotik rehabilitasyon grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. (p=0,018). Sonuç: Araştırmamız sonucunda robotik rehabilitasyon grubunda konvansiyonel tedavi grubuna göre motor fonksiyon kazanımlarında artış olsa da anlamlı fark saptanmamıştır. Bununla birlikte hem konvansiyonel nörolojik rehabilitasyonun, hem de buna eklenen robotik rehabilitasyonun hemiplejinin yönetiminde etkili olduğu saptanmıştır. Avantajları göz önüne alındığında psikolojik iyileşme de sağlayabildiği için inme sonrasında robotik rehabilitasyon konvansiyonel tedavilere ek olarak kullanılabileceği düşünülmüştür. Robotik rehabilitasyon teknoloji ile birlikte ilerlemekte olan ve yeni teknolojiler ile çok daha etkili ve üstün yöntemlerin ortaya çıkmasının beklendiği bir alandır. Bu alanda yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır ve bu çalışmalar sayesinde yeni yöntemlerin kanıta dayalı tıp çerçevesinde klinikteki kullanımları mümkün olacaktır.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriHemipleji+7
Sahel Taravatı
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konservatif tedavi edilen distal radius kırıklı hastalarda el ödemi üzerine interferansiyel akımın etkinliği

İFA'nın ödemi azaltıcı etkisi konusunda eldeki veriler oldukça azdır. Klasik kaynaklarda düşük frekanslarda verildiğinde (10Hz) kas stimulasyonu ile ritmik bir pompa etkisi görebildiği, ayrıca otonom sinirlerin etkilenmesiyle kan damarlarında permeabilite değişiklikleri olabildiği, dolayısıyla ödemin azaltılabildiği bildirilmektedir. Bu çift kör randomize kontrollü çalışmanın amacı distal radius kırığı sonrası elde gelişmiş olan ödem üzerine 30 dakikalık interferansiyel akım (İFA) uygulamasının etkili olup olmadığının araştırılmasıdır. Ek olarak İFA'nın ağrı ve el sıkma gücünde de etkinliği değerlendirilmiştir.

ElElektrik uyarı tedavisiFizik tedavi+6
Gulzar Hasanova
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proloterapi uygulanan diz osteoartritli hastalarda derin ısıtıcının(kısa dalga diatermi) ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi: Prospektif, randomize, plasebo kontrollü, çift kör çalışma

Amaç: Diz osteoartritinde Proloterapi uygulamasına ek olarak Kısa Dalga Diatermi tedavisinin ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin gözlenmesi Gereç ve yöntem: Çalışma 2018-2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine diz ağrısı ile başvuran hastalara Amerika Romatoloji Birliği (ACR) klinik/radyolojik tanı kriterlerine göre diz osteoartriti tanısı kondu ve Kellgren-Lawrence (K-L) evresi 2 ve 3 olan 37 hasta çalışmaya alındı, hastalar Proloterapi +Kısa Dalga Diatermi tedavi grubu(n:18) ve Proloterapi + sham Kısa Dalga Diatermi (KDD)(n:19) olmak üzere iki gruba randomize edildi. Her iki gruba ek olarak Kuadriseps izometrik güçlendirme egzersizleri (günde 3 set 10 tekrar olmak üzere hergün, toplamda 6 hafta) verildi. Hastalara 3'er hafta arayla 0, 3, ve 6.haftada 3 defa Proloterapi enjeksiyonu ve her enjeksiyon sonrası 20 dk (gerçek veya sham) KDD verildi. Hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası (3.enjeksiyon sonrası) VAS, WOMAC ve SF-36 sonuç ölçümleri ile değerlendirildi. Bulgular: Her iki grupta da VAS ve WOMAC alt gruplarında anlamlı düzeyde düzelme gözlendi (p<0,05). Her iki grupta da tedavi öncesine göre SF 36 ölçeğinin alt gruplarınndan fiziksel fonksiyon, emosyonel rol, genel sağlık, vücut ağrısı, sosyal fonksiyon parametrelerinde anlamlı düzelme gözlendi (P<0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise değerlendirilen ölçeklerin hiçbirisinde anlamlı farklılık tespit edilmedi (P>0,05). Sonuç: Bu çalışmada, her iki grupta, ağrı, fonksiyonellik ve hayat kalitesi açısından anlamlı düzelme saptanmakla birlikte, gruplar arasında fark saptanmadı. KDD nin proloterapi tedavisine ek katkı sağlayıp sağlamadığı konusunda kesin bir karara varmak güçtür. Bu nedenle, örneklem sayısının büyük olduğu , proloterapi ile diğer tedavi seçeneklerini karşılaştıran , iyi dizayn edilmiş, yeni yüksek kalite çalışmalara ihtiyaç vardır.

AğrıDiyatermiFizik tedavi+5
Rıdvan İşik
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dallas Ağrı Nnketi'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliliği

Giriş: Bel ağrısı aktivite limitasyonuna sebep olan ve en sık karşılaşılan rahatsızlıklardan biridir. Hastanın fonksiyonel yeteneklerinin değerlendirilmesi ve başarılı bir tedavi protokolüne karar verilmesi için en önemli noktalardan biri ölçüm anketlerinin doğru şekilde kullanılmasıdır. Amaç: Dallas Ağrı Anketi'nin Türkçe versiyon, geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 100 kronik bel ağrılı hasta alınmıştır. Güvenirliğin belirlenmesi için test-tekrar test ve iç tutarlılık analizi yapılmıştır. Test-tekrar test sonuçları Intraclass Correlation Coefficient yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Intraclass Correlation Coefficienct sonuçları 0,946 ile 0,972 arasında değişmektedir. Bu sonuçlar test-tekrar test cevaplarının yüksek derecede korelasyonunu göstermektedir. İç tutarlılık analizi için Cronbach Alfa değeri hesaplanmıştır. Cronbach Alfa değeri 0,920 bulunmuş olup, anketin yüksek iç tutarlılığa sahip olduğunu göstermektedir. Anketin geçerliği yapı geçerliği açısından değerlendirilmiştir. Yapı geçerliği için faktör analizi ve birleşim geçerliği test edilmiştir. Yapı geçerliği için yapılan faktör analizi anketin iki faktörlü olduğunu belirtmiştir. Birleşim geçerliği için Dallas Ağrı Anketi'nden alınan toplam puanlar Oswestry Bel Ağrısı Disabilite Ölçeği ve Roland Morris Disabilite Ölçeği'nden alınan toplam puanlar ile pearson korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Dallas Ağrı Anketinin Roland Morris Disabilite Ölçeği ile pearson korelasyon katsayısı 0,703 ve Oswestry Bel Ağrısı Disabilite Ölçeği ile 0,659 olarak bulunmuştur. Sonuç: Dallas Ağrı Anketinin Roland Morris Disabilite Ölçeği ve Oswestry Bel Ağrısı Disabilite Ölçeği ile korelasyonunun çok iyi-iyi seviyede olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak Dallas Ağrı Anketi'nin Türkçe versiyonu geçerli ve güvenilirdir.

Canberk Gül
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konservatif tedavi edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen interferansiyel akımın ağrı, omuz fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Amaç: Bu prospektif, randomize çift kör, plasebo kontrollü çalışmanın amacı; konservatif takip edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen interferansiyel akım (İF) tedavisinin ağrı, omuz fonksiyonları, özürlülük, aktif eklem hareket açıklığı (EHA), analjezik ihtiyacı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, konservatif tedavi kararı verilen proksimal humerus kırıklı 32 hasta dahil edildi. Hastalar interferans (İF) grubu (n=17) ve plasebo grubu (n=15) olmak üzere iki gruba randomize edildi ve önceden belirlenen rehabilitasyon protokolü doğrultusunda, haftada 3 gün 4 hafta süre ile fizyoterapist eşliğinde egzersiz programına alındı. Ek olarak kırık proksimal humerus bölgesine egzersiz öncesi; İF grubuna, premodüle yöntem ile 100 Hz frekansında 20 dakika İF akım uygulandı. Plasebo grubuna ise aynı süre ile sham İF uygulandı. Hastalar 4.hafta, 10.hafta ve 22.haftada değerlendirildi. Bulgular: Bu çalışmada zaman ile VAS değeri, Constant skoru, DASH skoru, aktif EHA (fleksiyon, ekstansiyon, abduksiyon, internal ve eksternal rotasyon), analjezik ihtiyacı ve SF-36 alt başlıklarından fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, ağrı ve sosyal fonksiyon skoru her iki grupta da anlamlı şekilde iyileşme göstermiştir (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise Constant skoru, tüm vizitlerde İF grubunda daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). VAS değeri, DASH skoru, aktif eksternal rotasyon, analjezik ihtiyacı ve SF-36 alt başlıklarından fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, ağrı ve sosyal fonksiyon skorunda gruplar arası anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Aktif EHA ölçümlerinden fleksiyon, ekstansiyon ve abduksiyon 10. ve 22.haftada; internal rotasyon ise tüm vizitlerde İF grubunda anlamlı şekilde daha yüksek ölçülmüştür (p<0,05). Tartışma: Kas iskelet sistemi hastalıklarında sıklıkla kullanılan İF akımın, kırıklı hastalarda kullanımına dair literatür verileri son derece kısıtlıdır. Yapılan deneysel ve klinik çalışmalarda İF akımın; kırık iyileşmesi, doku perfüzyonu ve kas gücü artışı üzerine etkili olduğunu gösteren çalışmalar bulunmakla beraber; çalışmaların hiçbiri proksimal humerus kırıklarında yapılmamıştır. Bu çalışmada; konservatif tedavi edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen İF akımın, omuz fonksiyonları ve EHA'nı iyileştirme üzerine olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Özellikle ileri yaş ve deplase kırıklı hastalarda elde edilen bu başarılı fonksiyonel sonuçlar, konservatif ile cerrahi tedavi yöntemi arasında seçim yapmakta güçlük çeken ortopedik cerrahlara yol gösterici olacaktır. İF akımın, kırık kemik dokusu üzerine etkinliğinin, farklı klinik ve laboratuar yöntemlerle tesbit edildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AğrıAğrı-postoperatifHumeral kırıklar+7
Emine Dede
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemiplejik omuz ağrısında trombositten zengin plazmanın etkinliği

Amaç: Hemiplejik omuz ağrılı hastalarda trombositten zengin plazmanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla çift kör randomize, prospektif planlanan çalışmamızda hemiplejik omuz ağrılı hastalarda trombositten zengin plazmanın etkisi serum fizyolojik ile karşılaştırıldı. Gereç ve yöntem: Kliniğimiz polikliniklerine başvuran ilk inmeye bağlı hemipleji gelişmiş, 2 haftadan fazla plejik taraftaki omuzda ağrısı olan, 18-80 yaş aralığında, inmenin üstünden en az 3 ay geçmiş 55 hasta tarandı. Bu hastalardan 6' sı çalışmanın dâhil edilme kriterlerini karşılamadığı, 6 hasta da çalışmaya katılmayı reddettiği için çalışma dışı bırakıldı, toplam 43 hasta çalışma için randomize edildi. Tedavi grubuna TZP, 2. gruba plasebo olmak üzere tüm hastalara 1' er hafta arayla 3 kez enjeksiyon uygulandı. Tedavi grubundaki hastalara etkilenmiş omuz intraartiküler alanına; kendi venöz kanlarının santrifüji ile elde edilen trombosit zengin plazma, 2. gruptaki hastalara ise aynı miktar serum fizyolojik enjekte edildi. Tüm tedavi grupları yapılan enjeksiyona ek olarak nörolojik rehabilitasyon programlarına devam etti. Çalışma, hem hastaların hem de enjeksiyonu ve değerlendirmeyi yapan araştırmacıların hastaların hangi gruba dahil olduğunu bilmeksizin, kör olarak gerçekleştirildi. Üç aylık takip sonunda 40 hasta çalışmayı tamamladı. Primer ölçüm parametresi olarak hareketle olan VAS-ağrı skoru, sekonder ölçüm parametreleri olarak spontan VAS ağrı skoru, omuz pasif EHA(eklem hareket açıklıkları), FBÖ(fonksiyonel bağımsızlık ölçeği) ve kullanılan parasetamol miktarı kullanıldı. Tüm hastalar tedavi öncesi, son enjeksiyondan 1 hafta sonra, 1. ayda ve 3. ayda değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda spontan ve hareketle olan VAS değerlerinde, omuz pasif EHA'da 1. ay ve 3.ay vizitlerinde her iki grupta da anlamlı iyileşme gözlendi (p<0.05). Ancak gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Benzer şekilde FBÖ değerlerinde de tüm hastalarda iyileşme gözlenirken(p<0.05), gruplar arası fark yoktu. Kullanılan parasetamol miktarı arasında iki grup arası fark bulunmadı. iii Tartışma: Trombositten zengin plazma; tam kanın santrifüjü ile elde edilen ve tam kandan daha yüksek trombosit konsantrasyonu içeren hücresel plazma komponentidir. Biyoaktif protein ve büyüme faktöründen zengin trombositler dokuya bırakılıraak yaşlı ve rejenerasyonu iyi olmayan dokularda anjiyonegenezin, epitelizasyonun, hücre farklılaşmasının ve ekstraselüler matriks formasyonunun stimulasyonuyla doku iyileşmesine yardımcı olunması amaçlanır. Tüm bu yararlı etkilerinden dolayı HOA tedavisinde etkili olacağı hipotezine dayanarak yapılan bu çalışmada her iki grubun da zaman içinde iyileşme gösterdiği, ancak gruplar arası fark olmadığı görülmüştür. TZP enjeksiyonlarının plaseboya göre üstünlük göstermemesi iğnenin uyarıcı etkisi, TZP' nin hazırlanma biçimi, hazırlık aşamasında özellikle aktivatör kullanılmamış olması, hastaların aspirin alıyor olmaları ve HOA' nın heterojen yapısı ve olguların kronik olmaları ile açıklanabilir. Ayrıca tüm hastalara iyi bir eğitim sağlanması ile düzenli egzersiz programının başlanması bütün hastaların iyileşmesi üzerine etkili faktörler arasında sayılabilir. Bununla birlikte kesin bir yargıya varmak için HOA' nın akut-kronik, subluksasyonun eşlik edip etmediği alt gruplara ayrılabildiği daha çok hasta üzerinde yapılan, aktivatör kullanılarak hazırlanan TZP grubunun da yer aldığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Ağrı, hemipleji, inme, omuz, trombositten zengin plazma

HemiplejiOmuzOmuz ağrısı+3
Asude Uzdu
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemiplejik hastalarda standart rehabilitasyona eklenen iş uğraşı tedavisinin günlük yaşam aktiviteleri, yaşam kalitesi ve psikolojik semptomlar üzerine etkinliği

Bu tek kör randomize, prospektif çalışmanın amacı hemiplejik hastalarda standart rehabilitasyona eklenen iş uğraşı tedavisinin günlük yaşam aktiviteleri, yaşam kalitesi ve psikolojik semptomlar üzerine etkinliğinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya hastalık süresi 6-24 ay arasında olan hemipleji tanılı 35 hasta dahil edildi. Hastalar iş uğraşı+standart rehabilitasyon (n:17) ve sadece standart rehabilitasyon (n:18) grubu olmak üzere randomize edildi. 1. gruptaki hastalara, 8 hafta boyunca haftanın 5 günü, günlük 45 dk süreyle standart rehabilitasyon tedavisi ve buna ek olarak haftanın 3 günü 45 dk süreyle iş uğraşı tedavisi verildi. 2. gruptaki hastalara ise; sadece standart rehabilitasyon tedavisi verildi. Hastalar tedavi öncesi ve 8. hafta sonunda; kendine bakım becerilerinin performansının değerlendirilmesi (KBBPD), fonksiyonel bağımsızlık ölçeği (FBÖ), Nottingham genişletilmiş günlük yaşam aktiviteleri indeksi (NGGYA), SF-36, purdue peg board testi, el ve parmak kas güçleri ve hastane anksiyete ve depresyon ölçeği (HAD) ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda her iki grupta da KBBPD, el ve parmak kas güçleri, NGGYA , purdue peg testi, FBÖ motor skorlarında grup içi anlamlı gelişim gözlendi(p<0.05). FBÖ kognitif, HAD skorlarında ise anlamlı gelişim görülmedi (p>0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise KBBPD testi enstrümantal günlük yaşam aktiviteleri-fiziksel alt ölçeği, FBÖ motor ve purdue peg board testi skorlarında iş uğraşı grubunda anlamlı daha çok iyileşme saptandı (p<0.05). Ancak KBBPD hareketlilik, özbakım ve enstrümantal günlük yaşam aktiviteleri-kognitif alt ölçekleri, SF-36, HAD, el ve parmak kas güçleri skorlarında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Standart rehabilitasyon uygulamalarına eklenen iş uğraşı tedavilerinin bazı günlük yaşam aktiviteleri, el fonksiyonları ve bağımsızlık üzerine faydalarının olduğu saptadık.

Fizik tedaviGünlük yaşam aktiviteleriHemipleji+7
Mehmet Eroğlu
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuzun adeziv kapsülitinde trombositten zengin plazmanın etkinliği

Amaç: Adeziv kapsülit tanılı hastalarda trombositten zengin plazmanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla çift kör randomize, prospektif planlanan çalışmamızda adeziv kapsülit tanılı hastalarda trombositten zengin plazmanın etkisi serum fizyolojik ile karşılaştırıldı. Gereç ve yöntem: Ege Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğine başvuran 89 adeziv kapsülit tanılı hasta değerlendirildi. 18-70 yaş aralığında, 3-9 aydır, omuzda ağrısı (VAS ile ≥40 mm şiddetinde), aktif ve pasif EHA'da karşı taraf ile karşılaştırıldığında, etkilenen tarafta en az 2 hareket düzleminde, en az % 25 kayıpla hareket kısıtlılığı olan 40 adeziv kapsülit tanılı hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar yaş ve cinse göre önceden belirlenen randomizasyon şemasına uygun olarak 2 gruba ayrıldı. 1. grup, kendi venöz kanlarının santrifüji ile elde edilen trombosit zengin plazma uygulanan grup, 2. grup serum fizyolojik uygulanan plasebo grubudur. Tüm tedavi gruplarında enjeksiyonlar toplamda 3 kez, 2' şer hafta ara ile omuza intrartiküler alana, posterior enjeksiyon tekniği kullanılarak ve körlüğü sağlamak için aynı madde ile kaplanarak uygulandı. Tüm tedavi gruplarına enjeksiyona ek olarak, ilk 4 hafta boyunca, haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde, daha sonra ev egzersiz programı şeklinde olmak üzere egzersiz tedavisi verildi. Hastanın hastaneye gelmediği günlerde de egzersizlerin günde 3 kez 10'ar tekrar şeklinde evde devam edilmesi önerildi. Tüm hastalar tedavi öncesi, 1. ay ve 3. ayda ağrı ve hareket kısıtlılığını değerlendirmek için primer ölçüm parametresi olarak Omuz Ağrı ve Dizabilite iİndeksi [Shoulder Pain and Disability Index (SPADI)] ile; sekonder ölçüm parametreleri olarak VAS (Visuel Analog Skala)- spontan ağrı, VAS- sağlık durumu, VAS- tedavi memnuniyeti, goniyometre ile omuz eklem hareket açıklığı ölçülmesi, kullanılan parasetamol dozu, komlikasyon ve yan etki olup olmadığı ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda; SPADI ile ağrı ve dizabilite değerlendirmesinde 1. ve 3. ayda her iki grupta da anlamlı iyileşme olmakla birlikte (p<0.05), TZP grubunda anlamlı daha fazla iyileşme saptandı (p<0.05). Her iki grupta da SPADI ağrı ve dizabilite alt skorlarında 1. ve 3.ay arasındaki değerlendirmelerde anlamlı iyileşme görüldü (p<0.05). SPADI totalde plasebo grubunda 1. ve 3.ay değerleri arasında fark saptanmadı . Ayrıca VAS ile spontan ağrı ve hastalığın yaşam kalitesine etkisini değerlendirmemizde de; TZP grubunda plasebo grubuna göre daha fazla iyileşme saptandı (p<0.05). EHA ölçümlerinde de 1.ve 3.ayda her iki grupta artış varken, 1.ayda aktif ER dışında diğer EHA'larda TZP grubunda daha fazla artış saptandı (p<0.05). Benzer şekilde, 1. ve 3.aydaki VAS-tedavi memnuniyeti de TZP grubunda daha iyi saptandı (p<0.05). Kullanılan parasetamol miktarında iki grup arası fark bulunmadı. Tartışma: TZP, tam kanın santrifüj edilmesi ile elde edilen ve tam kandan daha yüksek konsantrasyonda trombosit içeren otolog plazma kısmıdır. Hiperfizyolojik oranda büyüme faktörü içermesi çeşitli kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanımını sağlamıştır. Kollajen sentezini arttırması, anjiogenezisi stimüle etmesi, hücre migrasyonunu, diferansiyasyonunu, proliferasyonunu arttırması, ekstrasellüler matriks oluşumunu arttırması ile tendon ve ligaman yaralanması tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Tüm bu yararlı etkilerinden dolayı AK tedavisinde etkili olacağı hipotezine dayanarak yapılan bu çalışmada her iki grubun da zaman içinde iyileşme gösterdiği saptanmıştır. Bununla birlikte gruplar karşılaştırıldığında hem ağrı parametreleri hem özürlülük ve memnuniyet değerlendirme parametrelerinde TZP grubunda istatiksel olarak çok daha fazla iyileşme bulunması egzersize ek olarak uygulanan TZP tedavisinin ek fayda sağladığı şeklinde yorumlanabilir. Çalışmamızda her 2 grupta da TÖ'ye göre anlamlı derecede iyileşme bulunması hastalara uygulanan bu egzersiz programına bağlanabilir. Bir başka olası neden de serum fizyolojiğin plasebo, distansiyon ve iğnenin uyarıcı etkisidir. Kesin karara varmada daha çok hasta üzerinde daha uzun süre takip edilerek yapılan, tek başına egzersiz tedavisi alan veya KS enjeksiyonu uygulanan gruplarla TZP'nin etkinliğinin karşılaştırıldığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Adeziv kapsülit, omuz, trombositten zengin plazma

AdezyonlarOmuzOmuz ağrısı+3
Burcu Ünlü
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit'li olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesine yönelik anketin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği

Giriş ve amaç: Bu metodolojik çalışmanın amacı; ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan tarama anketinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Bu anketin bir Türkçe versiyonunun geliştirilmesi, AS hastalarının durumları hakkındaki bilginin türünü değerlendirme ve AS'nin yaşam kalitesi ve aynı zamanda ülkenin sosyoekonomisi üzerindeki olumsuz etkisini minimuma indirme ihtiyacına dayanmaktadır. Gereç ve yöntem: Ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan tarama anketinin Türkçe'ye çevrilmesi "forward-backward translation" metodu ile gerçekleştirildi. Ölçeklerin güvenilirlik çalışması için test-tekrar test değerleri arasındaki intraclass (sınıf içi) korelasyon katsayısı (IKK) belirlendi. Aynı zamanda ölçeğin güvenilirliği için cronbach-α katsayısı kullanıldı. Tekrarlanabilirlik ölçütü için kappa testi ile soru analizi yapıldı. Geçerlilik çalışmaları yapısal geçerlilik ile gerçekleştirildi. Bunun için anket ile yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, BASFI, BASDAI, ASQoL arasında korelasyon analizleri yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda ölçeğin tüm alt birimlerinin Cronbach α değerleri 0.7'nin üzerinde ve IKK değerleri 0.9'un üzerinde elde edilmiştir. Tekrarlanabilirlik ölçütü için yapılan soru analizi sonucu uyumlu bulunmuştur. Anket ile öğrenim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.01). Olguların yaşı, tanı süresi, BASFI, BASDAI, ASQoL değerleri ile anket arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. (p>0.05). Fakat alt bölümlere bakıldığında bölüm D (eklem koruma önerileri) BASFI ile; bölüm B (immunogenetik) ise ASQoL ile ilişkili bulunmuştur. BASDAI ve BASFI 4 puanın altında olan hastalar yine bölüm D'de istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır. ASQoL 8 puanın altında olan hastalar yine bölüm B'de istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır Sonuç: Bu çalışmada ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan anketin Türkçe versiyonunun güvenilir bir ölçek olduğu gösterilmiştir. Ancak geçerlilik analizleri aynı ölçüde tatmin edici bulunmamıştır. Bu konuda daha ayrıntılı, daha geniş populasyonlarda ve AS gruplarına üye olan veya AS eğitim programlarına katılmış hastaların ve gelir düzeylerinin değerlendirilmeye alındığı araştırmalara ihtiyaç vardır.

AnketlerGüvenilirlik ve geçerlilikHastalık+3
Gülbin Ulutürk
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağır ve orta düzey obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalarda sürekli pozitif hava yolu basıncı tedavisinin yutma fonksiyonu üzerine etkileri

Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OSAS) hastalarında subklinik yutma fonskiyonun da bozukluk gözlenmektedir. Çalışmamızın amacı OSAS tedavisinde sık olarak kullanılan CPAP tedavisinin bozulmuş yutma fonksiyonu üzerine etkilerini araştırmaktır.

Sertaç Öncü
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spondiloartropatili hastalarda nöropatik ağrı; klinik aktivite, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete ile ilişkisi

Spondiloartritler (SpA) ortak birçok genetik ve klinik özellikleri içeren bir hastalık grubudur. Biz bu çalışmada inflamatuar ağrıya ek olarak nöropatik ağrı komponentinin varlığını inceledik. Ayrıca SpA hastalarında nöropatik ağrı sıklığı ve SpA'lı hastalarla sağlıklı kontrolleri kıyaslayarak hastalık aktivitesi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete ile nöropatik ağrı komponentinin arasındaki ilişkiyi araştırdık. Çalışmamıza 64'ü SpA ve 64'ü kontrol grubuna olmak üzere toplamda 128 olgu dahil edildi ve demografik verileri kaydedildi. Hasta grubuna Pain Detect Ağrı Anketi (PainDetect), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAİ), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeks (BASFİ), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeks (BASMİ), Kısa Form-36 (SF-36), Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ), Vizuel Analog Skala (VAS) hareket, VAS istirahat, VAS yorgunluk, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulandı. Kontrol grubunda ise sadece PainDetect, BDÖ ve BAÖ uygulandı. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, medeni durum, boy, ağırlık, vücut kitle indeksi (VKİ), sigara ve alkol açısından anlamlı fark saptanmadı. İki grup arasında nöropatik ağrı sıklığı, PainDetect ve BDÖ skorları benzer saptandı. Hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla BAÖ skoru daha yüksek saptandı. Hasta grubunda nöropatik ağrı olanlarda daha yüksek VAS hareket, VAS istirahat, VAS yorgunluk, HAQ, BDÖ, BAÖ, BASDAİ ve BASFİ skorları saptandı. Bununla birlikte hasta grubunda nöropatik ağrı olanlarda daha düşük SF-36 mental ve fiziksel komponent skorları saptandı. Sonuç olarak SpA tanılı hastalarda nöropatik ağrı sıklığı SpA tanısı olmayan kontrol grubuyla istatistiksel olarak benzer olarak saptandı. Bununla birlikte nöropatik ağrı komponenti olan hastalarda daha fazla ağrı, yorgunluk, yüksek hastalık aktivitesi, düşük fonksiyonellik, düşük yaşam kalitesi, daha yüksek depresyon ve anksiyete düzeyleri saptadık. Anahtar kelimeler: Anksiyete, Depresyon, Hastalık aktivitesi, Nöropatik ağrı, Spondiloartropati

AnksiyeteDepresyonSpondiloartrit
Onurcan Özdemir
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aksiyel spondiloartropati ve non-radyografik aksiyel spondiloartropati hastalarının klinik, demografik özellikleri ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Aksiyel spondiloartropati, ön planda omurga ve sakroiliak eklem tutulumu ile seyreden kronik inflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; ankilozan spondilit (AS) ve nonradyografik aksiyel spondiloartrit (nr-akSpA) tanılı hastaların klinik özellikleri, demografik verileri, hastalık aktiviteleri ve yaşam kalitesini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza 18 yaş ve üzeri, AS tanılı 58 hasta ve nr-akSpA tanılı 58 hasta olmak üzere toplam 116 birey dahil edildi. Hastaların demografik verileri, sabah tutukluğu süresi ve HLA (Human lökosit antijeni)-B27 durumu, entezit, daktilit, periferik artrit, üveit öyküsü, psöriazis varlığı, inflamatuar barsak hastalığı (İBH) tanısı ile ilgili veriler kaydedildi. Hastalık aktivitesini değerlendirmek için Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAİ), hastaların fonsiyonel kapasitelerini değerlendirmek için Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFİ), yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek için ise Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Anketi (ASQoL) yapıldı. İki hasta grubu arasında demografik veriler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Nr-akSpA grubunun VAS (Vizüel Anolog Skala), BASDAİ, BASFİ ve ASQoL skorlarının AS grubuna göre daha yüksek düzeyde olduğu saptandı (p=0,001, p<0,001, p=0,009, p=0,013; sırasıyla). HLA-B27 pozitifliğinin iki grupta benzer olduğu görüldü (p=0,94). Entezit AS grubunda daha fazla görülürken; üveit, daktilit, psöriazis, periferik artrit, İBH öyküsü açısından iki grubun benzer olduğu görüldü (p=0,024, p=0,087, p=0,309, p=0,342, p=0,837, p= 0,729; sırasıyla). Sonuç olarak AS ve nr-akSpA tanılı hastaların demografik özelliklerinin benzer olduğu, hastalık aktivitesi ve yaşam kalitesinin nr-akSpA tanılı hastalarda daha yüksek olduğu görüldü. Bu durum nr-akSpA'nın, AS'nin erken evresi olması tartışmasını getirmesi ile birlikte, bu hastaların ciddi bir hastalık yüküne sahip olabileceğini gösterdi. Anahtar kelimeler: ankilozan spondilit, hastalık aktivitesi, spondiloartropati, yaşam kalitesi

DemografiHastalık şiddeti indeksiSpondilit-ankilozan+2
Fatma Nur Işkın
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnmeli hastalarda fonksiyonel durum ile depresyon, anksiyete ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada inme sonrası fonksiyonel durumun depresyon, anksiyete ve D tipi kişilik ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine Mayıs 2022-Mayıs 2023 tarihleri arası müracaat eden inme tanısı ile gelen hastalar dahil edildi. İnme tanısı almış hastaların fonksiyonel durumları; depresyon, anksiyete ve kişilik özellikleri ile değerlendirildi. Bilgilendirilmiş onam formu alındı. Hastalara Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) İndeksi, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS), Beck Depresyon Ölçeği, D Tipi Kişilik Ölçeği (D14) uygulanarak veriler kaydedildi. Demografik bilgiler (cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, medeni hal), lezyon lokalizasyonu, inme üzerinden geçen zaman, dominant ekstremite, komorbidite varlığı hasta değerlendirme formuna kaydedildi. Bulgular: Hastaların inme öncesine göre inme sonrası psikiyatrik ilaç kullanımı istatistiksel olarak anlamlı saptandı. Beck Depresyon Ölçeği ve HADS skorları ile FBÖ ve Barthel GYA İndeksi skorları inme üzerinden geçen süreyle korele olmadığı sonucuna varıldı. Kadınların Beck Depresyon Ölçeği, HADS-Anksiyete ve HADS-Depresyon skorları erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı. Kadınlarda D tipi kişilik özellikleri erkeklere göre istatistiksel olarak fazla görüldü (p=0,005). Beck Depresyon Ölçeği, HADS skorları, D tipi kişilik varlığı, FBÖ ve Barthel GYA İndeksi skorları ile lezyon lokalizasyonu arasında anlamlı bir bulgu saptanmadı. Çalışan hastalarda FBÖ ve Barthel GYA İndeksi skorları ev hanımı ve emeklilere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı (p=0,025) HADS-Depresyon skoru da diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük bulundu (p=0,013). Beck Depresyon Ölçeği, HADS-Anksiyete, HADS-Depresyon ve D tipi kişilik özellikleri ile fonksiyonel durum ölçekleri olan FBÖ ve Barthel GYA İndeksi skorları arasında negatif yönde korelasyon saptandı. Sonuç: Çalışmamız sonucunda inmeli hastalarda fonksiyonel durum ve iyileşme sürecinde depresyon ve anksiyetenin etkisi olduğu ortaya kondu. D tipi kişilik özellikleri taşıyan inmeli hastaların fonksiyonel durumlarının daha kötü olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: İnme, Depresyon, Anksiyete, Kişilik, Fonksiyonel durum

AnksiyeteDepresyonFonksiyonel yetkinlik+2
Sema Nur Mutlu Ekici
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromlu hastalarda yüksek yoğunluklu lazer tedavisinin ağrı, fonksiyonel durum, el kavrama kuvveti ve ultrasonografide median sinir kesit alanına etkisi

Amaç: Bu çalışmada karpal tünel sendromu (KTS) hastalarında HİLT tedavisinin ağrı, fonksiyonel durum ve el kavrama kuvveti üzerine ve USG'da median sinir kesit alanına etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, kontrollü çalışma olarak planlandı. Çalışmaya Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Nöroloji polikliniklerine başvuran, KTS semptom ve bulguları olan 60 KTS hastası alınması planlandı. Fizik muayene ve elektrofizyolojik bulgularla hafif ve orta şiddette KTS tanısı konulmuş 60 hasta çalışmaya alındı. Değerlendirmede vizüel analog skala (VAS), Boston KTS Anketi (BCTQ), hidrolik el dinamometresi (Jamar) ve median sinir çapı ölçümü için USG kullanıldı. Hastalar gerçek LASER ve sham LASER tedavi grupları olarak rastgele iki gruba ayrıldı. Bütün hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 3. ayda değerlendirildi. Bulgular: Her iki grupta da el kavrama kuvvetinde 3. ay sonunda istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanırken (p<0.001), tedavi sonrası sadece YYLT grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptandı (p<0.001). El kavrama kuvveti değişimi üzerine gruplar arası birbirine üstünlük bulunmadı (p=0.449). Tedavi öncesi median sinir kesit alanı değerleri arasında anlamlı bir fark vardı fakat bu fark YYLT grubunda v hastalık şiddeti lehineydi (p=0.013). Tedavi sonrası YYLT grubunda anlamlı düzelme gözlenirken (p<0.001), sham grubunda anlamlı bir düzelme gözlenmedi (p=0.931). 3. ay kontrollerinde ise her iki grupta da median sinir kesit alanı ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düzelme gözlendi (p değerleri YYLT için p<0.001, sham grubu için p=0.007). Boston anketi SSS-FDS skorları ve ağrı için VAS değerlerinde de her 3 değerlendirme parametresi için de tedavi öncesi-tedavi sonrası ve tedavi öncesi-3. ay kontrollerinde anlamlı bir düzelme gözlenirken (p<0.001), gruplar arası herhangi bir istatistiksel olarak anlamlı üstünlük bulunamamıştır (p değerleri sırasıyla p=0.973, p=0.226, p=0.454). Sonuç: Hafif ve orta KTS'li hastalar için standart bir fizik tedavi programı ile birleştirilmiş yüksek yoğunluklu lazer tedavisi, el kavrama kuvveti ve USG'de ölçülen median sinir kesit alanı parametrelerini iyileştirmede erken dönemde tek başına fizik tedavi programından daha etkili olabilir. KTS hastalarında standart tedavi protokolü konusunda henüz kesin bir uzlaşıya varılmamış olsa da YYLT'yi konvansiyonel tedavi programına eklemek güvenli ve zararsız görünmektedir.

Fatih Yiğit
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarında direnç egzersizleri ve antiinflamatuar diyetin ağrı, yaşam kalitesi, hastalık aktivitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, romatoid artrit hastalarında medikal tedaviye ek olarak uygulanan antiinflamatuvar diyet ve direnç egzersizlerinin hastalık aktivitesi, ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini inceleyerek literatüre katkı sağlamaktır. Gereç ve yöntem: Şubat 2024-Mart 2025 tarihleri arasında fiziksel tıp ve rehabilitasyon polikliniğinde takipli olan hafif-orta hastalık aktivitesine sahip 100 romatoid artrit hastası çalışmaya dahil edildi. Hastalar antiinflamatuvar diyet, direnç egzersizi, kombine tedavi ve kontrol grubu olmak üzere dört gruba ayrıldı. Katılımcılar başlangıçta, 6. hafta ve 3. ay sonunda ağrı, fonksiyonel durum, hastalık aktivitesi ve yaşam kalitesi ölçütleri ile değerlendirildi. Bulgular: DAS28 ölçeği açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamakla birlikte, diyet grubunda başlangıca göre 6. hafta, diyet + egzersiz grubunda ise başlangıca göre 3. ayda belirgin azalma gözlendi. VAS skorunda egzersiz grubunda başlangıç ile 6. hafta, diyet grubunda 6. hafta ile 3. ay, diyet + egzersiz grubunda ise başlangıç ile 3. ay arasında anlamlı iyileşme olduğu görüldü. HAQ skorunda diyet ve diyet + egzersiz gruplarında anlamlı iyileşme saptanırken, kontrol grubunda kötüleşme izlendi. SF-36 ve AIMS-2 skorları üzerinde diyet ve diyet + egzersiz grubunda kontrol grubuna kıyasla olumlu iyileşmeler olduğu görüldü. Sonuç: Bu çalışma, romatoid artrit hastalarında antiinflamatuvar diyetin tek başına ve direnç egzersizi ile birlikte uygulanmasının ağrı, hastalık aktivitesi, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerinde kısa dönemde olumlu etkiler sağladığını göstermektedir. Egzersizin tek başına etkisi daha sınırlı kalırken, diyet ile kombine edildiğinde klinik ve fonksiyonel kazanımların arttığı görülmüştür. Bu bulgular, medikal tedaviye ek olarak beslenme düzenlemesi ve egzersizin birlikte uygulanmasının RA yönetiminde etkili bir yaklaşım olabileceğini düşündürmektedir.

Berra Yamuç Tanrıöğen
Balıkesir University
2025
00