Dokuz Eylül University
Discipline

Nursing

Dokuz Eylül University

1,179

Archived Theses

21

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi, tutum ve vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi düzeyi, tutumları ve mesleki vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 420 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş; 302 öğrenci (evrenin %71.9’u) ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Basınç Ülseri Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (PUPKAI-T), Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve Vicdan Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis analizi ile Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %91.4’ü 17-24 yaş grubunda, %72.5’i kadındır. Bilgi ölçeği toplam puan ortalaması 11.14±3.56 (~%42.8) ile yeterlilik için kabul edilen %60 eşiğinin altında; tutum ölçeği toplam puan ortalaması 40.48±4.82 (~%77.8) ile olumlu düzeyde; vicdan algısı ölçeği toplam puan ortalaması ise 62.29±11.95 ile orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi düzeyi ile tutumları (r=0.035; p>0.05) ve bilgi düzeyi ile vicdan algıları (r=0.075; p>0.05) arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken; tutum ile vicdan algısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.189; p<0.01). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülseri önlemeye yönelik bilgi düzeyleri yetersiz, tutumları olumlu ve mesleki vicdan algıları orta düzeyin üzerindedir. Bilgi ile tutum ve vicdan birbirinden bağımsız gelişirken, tutum ile vicdan algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu doğrultuda lisans eğitiminde basınç ülseri önleme içeriğinin güçlendirilmesi ve etik duyarlılığı geliştiren yöntemlerin müfredata eklenmesi önerilmektedir.

Basınç ÜlseriBilgiHemşirelik Öğrencileri+2
Sevınc Tuncer
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
20
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.237
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalığı olan bireylerde kan basıncı farkındalığı, içgörü durumu ve akılcı ilaç kullanımın incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, hipertansiyon hastalığı olan bireylerde kan basıncı farkındalığı ve içgörü düzeylerinin akılcı ilaç kullanımı üzerindeki etkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı türde planlanan bu araştırmanın evrenini, bir hastanenin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatarak tedavi gören hipertansiyon hastaları oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise dahil edilme kriterlerini karşılayan (18 yaş ve üzeri olan, en az 6 aydır hipertansiyon tanısı bulunan, sözel iletişim engeli olmayan, bilişsel problemi bulunmayan, tanılanmış psikiyatrik hastalığı olmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden) toplam 206 hipertansiyon hastası oluşturdu. Araştırma verileri Hasta Tanıtım Formu, Kan Basıncı Farkındalığı ve İçgörü Ölçeği (KFİÖ) ile Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği (AİKÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Veriler IBM SPSS 27 paket programı kullanılarak tanımlayıcı ve çıkarımsal istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Bulgular: Araştırmada hastaların KFİÖ puan ortalaması 6.49±1.63, AİKÖ puan ortalaması ise 64.54±8.93 olarak belirlenmiştir. KFİÖ düzeyi; çalışma durumu, meslek, ek hastalık varlığı, hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullanma, kullanılan hipertansiyon ilacı sayısı ve evde kan basıncı ölçüm sıklığına göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). AİKÖ puanlarının ise çalışan, eğitim düzeyi yüksek, hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullanan, düzenli kan basıncı ölçümü yapan, doktor kontrolüne düzenli giden, hastalığa ve ilaç tedavisine yönelik eğitim alan bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). KFİÖ ile AİKÖ arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu ve KFİÖ’nün AİKÖ’deki değişimin %4.2’sini açıkladığı belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada hipertansiyon hastalarının kan basıncı farkındalığı-içgörü ve akılcı ilaç kullanımı düzeylerinin orta düzeyin üzerinde olduğu; ancak kan basıncı farkındalığı-içgörü düzeyi arttıkça akılcı ilaç kullanımının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, hipertansiyon hastalarında kan basıncı farkındalığı ve içgörü düzeyini doğru ilaç kullanımı davranışıyla ilişkilendiren eğitim ve danışmanlık girişimlerinin planlanması önerilmektedir.

Akılcı İlaç Kullanımıİçgörü DurumuHemşirelik+2
Safiye Yanmış Karaca
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
30
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.235
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalığı olan bireylerin hastalığa yönelik farkındalık ve kabul durumu ile psikolojik insülin direncinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, Tip 2 diyabet hastalığı olan bireylerin hastalığa yönelik farkındalık ve kabul durumu ile psikolojik insülin direncinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı türdeki bu araştırmanın evrenini Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi dahili ve cerrahi kliniklerinde Ekim 2024 –Mart 2025tarihleri arasında yatarak tedavi gören Tip 2 diyabet tanılı hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise belirtilen tarih aralığında, araştırma amacı doğrultusunda belirlenen dahil edilme kriterine uygun 210 tip 2 diyabet tanılı hastalar oluşturmaktadır. Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Diyabetli Hastalarda Psikolojik İnsülin Direnci (PİD) Ölçeği, Diyabet Farkındalık ve Kabul Ölçeği (DFKÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Araştırmada katılımcıların DFKÖ puan ortalaması 70.72±22.61, PİD ölçeği puan ortalaması ise 35.84±12.00 olarak belirlendi. Eğitim düzeyi yüksek, çalışan, gelir durumu iyi olan, diyete uyum sağlayan, ilaçlarını düzenli kullanan, düzenli kontrole giden, diyabet eğitimi alan ve egzersiz yapan bireylerin diyabet farkındalık ve kabul düzeyleri ile psikolojik insülin direnci puanlarının daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Ayrıca yaş ile DFKÖ ve PİD Ölçeği puanları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunurken (p<0.05) bu iki ölçek arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç: Araştırmamızda Tip 2 diyabet hastalarının diyabet farkındalık ve kabul düzeyleri ile psikolojik insülin direncinin orta düzeyin üzerinde olduğu saptandı. Diyabet hastalarında farkındalık ve kabul düzeyi arttıkça psikolojik insülin direncinin de arttığı sonucuna ulaşıldı.

FarkındalıkHemşirelikİnsülin Direnci+2
Safiye Yanmış Karaca
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
20
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.232
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu kurumunda çalışan kadınların kişilik özellikleri ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Kadın düşmanlığı anlamına gelen mizojini, kadın olmasından dolayı bireyin aşağılanması, toplum içinde cinsel bir obje olarak kabul edilmesi ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin normalleştirilmesi biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Bu araştırmada, bir kamu kurumunda çalışan kadınların kişilik özellikleri ile içselleştirilmiş kadın düşmanlıkları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmada Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan 255 kadına Sosyodemografik Bilgi Formu, Cervantes Kişilik Ölçeği ve İçselleştirilmiş Kadın Düşmanlığı Ölçeği'nden oluşan anket formu uygulandı. İstatistiksel analizler için SPSS 24.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanıldı. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların yanı sıra niceliksel verilerin normal dağılıma uygunlukları basıklık ve çarpıklık değerlerinin kesme noktaları (sınırları) çarpıklık (Skewness) değerleri ile sınandı. Normal dağılım gösteren parametrelerin iki grup karşılaştırmalarında Independent Sample T Test, üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında ise One-Way Anova testi kullanıldı. Ölçeklerin birbiri arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Correlation analizi kullanıldı. BULGULAR: Kişilik özelliklerinden dışa/içe dönük olma ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı boyutlarından erkeklere kadınlardan daha fazla değer verme arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Kişilik özelliklerinden nörotizm ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı üç alt boyutu arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Kişilik özelliklerinden tutarlı/ tutarsız olma ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı üç alt boyutu arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. SONUÇ: Kadınların kişilik özellikleri ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı alt boyutları arasında ilişki olduğu saptanmıştır.

AtaerkilKadın düşmanlığıKadın sağlığı+6
Merve Tekeş
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde nütrisyonel beslenme ve basınç yarası arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalarda beslenme birçok yönden önemlidir. Beslenme sorunu veya yetersizliği olan hastalarda immün sistem fonksiyonlarında yetersizlik, yara iyileşmesinde gecikme ve kas gücünde azalma, basınç ülseri görülme sıklığının artması gibi çeşitli fizyolojik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma, yoğun bakımda yatan hastaların beslenme durumları ile basınç yaralanmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma yoğun bakımda tedavi görmekte olan ve 10 gün boyunca takip edilen 101 hasta ile gerçekleştirildi. Veri toplamada "Yara Tanılama ve İzlem Formu" ve "Hasta Takip ve Beslenme Durumu İzlem Formu" kullanıldı. Hastaların SOFA (Ardışık Organ Yetmezliği Değerlendirme Skoru) ve Braden (Basınç Ülseri Risk Tanılama Formu) skorları hesaplandı. Verilerin analizinde SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenler için frekans dağılımı ve yüzde dağılımlar, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca non-parametrik analizlerden olan Mann-Whitney U testi, iki faktörlü ki-kare analizi kullanıldı. BULGULAR: Önerilen enerji gereksinimi ortalama 1822,90±516,56 kcal, önerilen beslenme ürün miktarı (saatlik) ise 93,40±166,05 ml olarak hesaplandı. Bu bulgular ile hastaların önerilen beslenme hedefine ulaşma başarısı %21 olarak belirlendi. Yoğun bakımda takip edilen hastaların %6,9'unda basınç yarası oluştu. Basınç yarası oluşumu ile beslenme yolu arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yara oluşumu olanların çoğunluğu %71,4 ile parenteral yol ile beslenirken, yara oluşumu olmayanların çoğunluğu %72,5 ile enteral yolla beslenmekteydi. SONUÇ: Yoğun bakımdaki hastalarda nütrisyon desteğinin önemli olduğu, basınç yarası oluşumu ile nütrisyon arasında ilişki bulunduğu, özellikle enteral beslenmenin tercih edilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Nütrisyon, basınç yarası, enteral beslenme, paranteral beslenme, beslenme hedefi.

Basınç ülserleriBeslenmeBeslenme incelemeleri+4
Nermin Akbayır
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane çalışanlarının cerrahi duman ve radyasyon güvenliği hakkında farkındalığının belirlenmesi ve bilgi düzeylerinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırma, ameliyathane çalışanlarının maruz kaldığı cerrahi duman ve radyasyondan kaynaklı sağlık sorunlarının belirlenmesi; çalışanların bu konulardaki bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının incelenmesi amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı özellikteki bu çalışma, Mart-Temmuz 2021 tarihleri arasında Ankara bulunan iki farklı hastanenin ameliyathane birimlerinde çalışan 202 personel ile gerçekleştirildi. Veriler, "Birey Tanılama Formu", "Cerrahi Duman Bilgi Formu", "Radyasyon Güvenliği Bilgi Formu" ve "Radyasyon Güvenliği Çalışan Farkındalığı Formu" ile yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Araştırma kapsamında verilerin analizinde, frekans ve yüzde dağılımlar ile birlikte iki faktörlü ki-kare analizi yapıldı. Ki-kare analizinde bazı değişkenlere ait gözlenen frekansın beşten küçük olduğu durumlarda Monte Carlo p değeri kullanıldı. Analizler SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) programında yapıldı. BULGULAR: Çalışmadaki 202 ameliyathane çalışanının; %61,4'ünün kadın, yaş ortalaması 36,92±7,61, %32,2'si lisans mezunu ve %38,6'sının ebe/hemşire/sağlık memuru olduğu belirlendi. Katılımcıların %75,2'sinin cerrahi dumana, %80,2'sinin radyasyona bağlı semptomlar yaşadıkları ve cerrahi dumana bağlı en sık; boğazda yanma ve baş ağrısı/baş dönmesi yaşandığı saptandı. Ameliyathanelerdeki duman tahliye cihazlarının el-göz koordinasyonunu zayıflatması nedeniyle sık kullanılmadığı bulundu. Ameliyathane çalışanlarının eğitim düzeyi ile yüksek filtrasyon etkili maske (p<0,05) ve tiroit koruyucu kullanımı (p<0,01) arasında anlamlı ilişki bulundu. Yardımcı personellerin "kurşun önlük muhafazası, aralıklı görüntüleme ve dozimetre" konularında bilgi düzeylerinin düşük olduğu görüldü. SONUÇ: Ameliyathane personelinin çoğunun cerrahi duman ve radyasyon güvenliği konularında eğitim ihiyaçlarının olduğu, risklere karşı alınan tedbirlerin yeterli düzeyde olmadığı ve ortamdaki risklerin çalışanlarda çeşitli semptomlara yol açtığı görüldü.

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerBilgi düzeyi+7
Özdem Kaynar Kalkan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoğun bakım ve palyatif bakım veren hemşirelerde merhamet yorgunluğunun belirlenmesi: Bir ölçek geliştirme çalışması

Giriş ve Amaç: Hemşirelerin bakım davranışının bir sonucu olan ve yine hemşirelerin bakım davranışını etkileyen merhamet yorgunluğunun, hastalar, hemşireler ve kurum için olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Merhamet yorgunluğunun erken dönemde belirlenerek, baş etme stratejilerinin uygulanması olumsuz sonuçlarla karşılaşmamak için önemli görülmektedir. Bu araştırma, yoğun bakım ve palyatif bakım veren hemşirelerde merhamet yorgunluğunu belirlemek için bir ölçüm aracı geliştirmek, geliştirilen ölçüm aracının geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmak amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Karma desen kullanılarak metodojik tipte gerçekleştirilen bu araştırma, iki eğitim araştırma ve bir devlet hastanesinin yoğun bakım, palyatif bakım veren servislerinde çalışan 313 hemşire ile gerçekleştirildi. Ölçeğin madde havuzu 81 maddeden oluşturularak, uzmanın görüşüne sunuldu. Kapsam geçerliği sonucunda aday ölçek 45 maddeden oluşturuldu. Veriler, nitel yöntemde içerik analizi, nicel yöntemde ise normallik testleri, açımlayıcı faktör analizi, maksimum likelihood, varimax rotasyonu, Pearson Korelasyon testi, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Katılımcıların %66'sının 26-31 yaş aralığında, %61'inin kadın, %94'ünün lisans mezunu olduğu belirlendi. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda ölçekte toplam 27 madde ile fiziksel etki, çalışma koşulları, bakım, psikolojik etki, sosyal-manevi etki olarak 5 faktörlü yapı belirlendi. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0,79, toplam varyansı %41,498 madde-toplam test korelasyon değerleri 0,330 ile 0,673, Cronbach alfa güvenirlik katsayısının alt boyutlarda 0,613-0,827 arasında değiştiği belirlendi. Ölçek genelinde Cronbach alfa katsayı 0,782, omega 0,781 ve CR 0,830 olduğu hesaplandı. Sonuç: Yapılan analizler sonucu Yoğun Bakım ve Palyatif Bakım Veren Hemşirelerde Merhamet Yorgunluğu (MERY) Ölçeğinin yoğun bakım, palyatif bakım veren hemşirelerin merhamet yorgunluğu düzeylerinin belirlenmesinde kullanılmak üzere geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu saptandı.

Bakım verenlerBakım verme yüküHasta bakımı+7
Şenay Şener
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Perinatal dönemde verilen bağlanma temelli desteğin prenatal bağlanma, erken dönem anne bebek bağlanması ve maternal bağlanmaya etkisinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma Erken Dönem Anne Bebek Bağlanma Göstergelerini Değerlendirme Ölçeği"nin geliştirilmesi geçerlik ve güvenirliğin test edilmesi, Perinatal Dönemde Verilen Bağlanma-Temelli Desteğin Prenatal Bağlanmaya, Erken Dönem Anne Bebek Bağlanma Göstergelerine ve Maternal Bağlanmaya Etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu araştırmanın birinci aşaması metodolojik, ikinci aşaması ise randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın örneklem grubunu birinci aşamada 143 anne, ikinci aşamada ise 34 girişim, 36 kontrol grubu olmak üzere toplam 70 katılımcı oluşturmuştur. Çalışmanın ikinci aşamasında girişim grubu gebelerine Bağlanma Temelli Destek kapsamında mobil video destekli eğitim ve pospartum 0. günde ten tene temas ve emzirme desteği verilmiş, kontrol grubundaki gebeler ise hastanenin rutin takip ve bakım uygulamalarını almıştır. BULGULAR: Ölçek geliştirme aşamasında; uygulanan faktör analizi sonucunda ölçek madde sayısının 13 ve kapsam geçerliliği sonucunda 2 faktörde toplandığı belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi modeline ilişkin uyum indeksi değerleri χ²/df: 1.890, RMSEA: 0,079, CFI: 0,929, SRMR: 0,060 ve Cronbach alfa katsayısı tüm ölçek için 0,882, Fiziksel ve Duygusal Yakınlık alt boyutu 0,851, Keşfetme ve Çabalama alt boyutu ise 0,803 olarak saptanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında girişim grubundaki katılımcıların Anne Doğum Öncesi Bağlanma, Erken Dönem Anne Bebek Bağlanma Göstergeleri ve Maternal Bağlanma ölçek puan ortalaması kontrol grubundan yüksek olup anlamlı derecede fark olduğu görülmüştür (p=0.000). SONUÇ: Geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Perinatal dönemde gebelere verilen Bağlanma Temelli Desteğin, prenatal bağlanma, erken dönem anne bebek bağlanma göstergeleri ve maternal bağlanmanın artmasında etkili olduğu görülmüştür.

Ana-babaya bağlanmaBağlanmaMaternal bağlanma+2
Özge Karakaya Suzan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Menopoz dönemindeki kadınların meme kanseri korkusunun sağlıklı yaşam bilinci davranışlarına etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Dünya üzerindeki her dört kadından birinin meme kanseri tehdidi altında olduğu bilinmektedir. Kadınların yaşam süresinin uzaması ile birlikte menopozal dönemdeki kadınların meme kanseri riski artırmakta, bu durum da kadınlarda meme kanseri korkusuna neden olabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, menopoz dönemindeki kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının meme kanseri korkusuna etkisinin incelenmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma 15 Kasım 2021 – 14 Kasım 2022 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini menopoz döneminde olan 289 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Sosyo-demografik ve Kişisel Bilgi Formu", "Meme Kanseri Korku Ölçeği (MKKÖ)" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ-II)" kullanılmıştır. BULGULAR: Örnekleme dâhil olan kadınların çoğunluğu (%42,2) 46-55 yaş arasındadır. MKKÖ puan ortalaması 24,97 ±7,48 (min-max=8-40) iken, çoğunluğunun (%60,2) yüksek düzeyde meme kanseri korkusu yaşadığı saptanmıştır. SYBDÖ-II'nin toplam puan ortalamasının 142,64±20,78), alt boyutlardan en yüksek puan ortalamasının manevi gelişim (26,84±5,06) ve kişilerarası ilişkiler (26,45±5,1) olduğu, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite (18,8±5,02) olduğu belirlenmiştir. Korelasyon analizinde; MKKÖ ile SYBDÖ-II da dâhil (r=0,156; p=0,004; p<0,01; Adjusted R2: 0.021), alt boyutlarından sağlık sorumluluğunun (r=0,168; p=0,004; p<0,01; Adjusted R2: 0.025), kişilerarası ilişkinin (r=0,299; p=0,001; p<0,01; Adjusted R2: 0.086), stres yönetiminin arasında pozitif yönlü (r=0,22,9; p=0,001; p<0,01; Adjusted R2: 0.049) anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Regresyon analizinde;meme kanseri korkusu, SYBDÖ-II ve alt boyutları üzerinde pozitif yönlü etkiye sahiptir. SONUÇ: Menopoz dönemindeki kadınlarda meme kanseri korku düzeyi arttıkça SYBD; sağlık sorumluluğunu alma, kişilerarası ilişki, stres yönetimi davranışı pozitif yönde artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Meme Kanseri, Meme Kanseri Korkusu, Hemşirelik, Sağlıklı Yaşam Bilinci Davranışları.

BilinçDavranışKadınlar+6
Gamze Şahin
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Akşamcıl kronotipli obez bireyler için oluşturulan sirkadiyen zamanlama programının obezite yönetimi ve uyku kalitesine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırmada, akşamcıl kronotipli obez bireyler için oluşturulan sirkadiyen zamanlama programının obezite yönetimi ve uyku kalitesine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü, deneysel desende yürütülen araştırma için etik kurul izni ve ClinicalTrials.gov'dan kayıt numarası alınmıştır. Araştırmanın örneklemini her bir çalışma grubunda 19'ar olmak üzere toplam 38 akşamcıl kronotipli birinci derece obez birey oluşturmuştur. Müdahale grubunda bulunan bireylere araştırmacılar tarafından geliştirilen sirkadiyen zamanlama programı (SİZAP) eğitimi, araştırma WEB sitesi aracılığı ile araştırmacı tarafından verilmiştir. SİZAP programı 12 hafta uygulanmıştır. Müdahale grubunun SİZAP'a uygun bir şekilde yaşam şekli değişiklikleri sağlanmıştır. Kontrol grubu normal günlük yaşam tarzlarını takip etmiştir. Her iki grubun diyet uygulamalarına hiç bir müdahale yapılmamıştır. Verilerin toplanmasında "Horne ve Ostberg Sabahçıl Akşamçıl Anketi," "Kişisel Bilgi Formu", "Antropometrik Ölçüm Formu", "Metabolik Kontrol Değişkenleri Formu", "Epworth Uykululuk Ölçeği", "Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi", "Kilonun Yaşam Kalitesine Etkisi Anketi – Kısa Sürüm" ve "bir haftalık uyku günlüğü" kullanılmıştır. Ayrıca müdahale grubunda katılımcıların akıllı bileklik ile haftalık uyku izlemleri, WEB sitesi üzerimden takip edilen "SİZAP Uyum Formu", "Uyku Günlüğü" ve "Beslenme Günlüğü" verileri de toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Student's t test, Mann Whitney U testi, bağımlı örneklerde t testi, Wilcoxon t testi ve kikare testi kullanılmıştır. BULGULAR: Müdahale grubunun antropometrik ölçümlerinde ve gündüz uykuluğunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azalma olduğu, uyku kalitesi ve bedensel işlevler yaşam kalitesi boyutunun kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde arttığı saptanmıştır (p<0.05). SONUÇ: SİZAP'ın akşamcıl kronotipli bireylerde obezite yönetiminde etkili olduğu, kilo verme başarısını ve uyku kalitesini artırdığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: kronotip, akşamcıl kronotip, obezite, sirkadiyen yanlış hizalama, uyku kalitesi

KronotipObeziteSirkadiyen ritim+2
Seçil Ekiz Erim
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Prematüre ve miadinda bebeğe sahip annelerin postpartum dönemde bebek bakımıyla ilgili obsesif kompulsif davranışların emzirme özyeterliliği ve annelik memnuniyetine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Anne olmak kadın hayatında en önemli gelişimsel olaylardan biridir. Bu çalışma prematüre ve miadında bebek annelerin postpartum dönemde bebek bakımıyla ilgili obsesif kompulsif davranışlarının, emzirme öz yeterliliğine ve annelik memnuniyetine etkisinin incelenmesi ve karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı, vaka-kontrol ve analitik tipte gerçekleştirilen çalışma 175 prematüre, 175 miadında bebek annesiyle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Postpartum Dönemde Annelerin Bebek Bakımı ile ilgili Obsesif ve Kompulsif Davranışları Ölçeği, Postpartum Emzirme Öz-yeterlilik Ölçeği (BSES-SF) ve Anne Olma Ölçeği (BaM-13) kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak tamamlanmıştır. BULGULAR: Araştırmaya katılan annelerin %61,4'ünün 25-34 yaş arasında olduğu görülmüştür. Prematüre bebek annelerinin BSES-SF puanı ile Postpartum Dönemde Annelerin Bebek Bakımı ile ilgili Obsesif ve Kompulsif Davranışları Ölçeği puanları arasında negatif yönde istatistiksel bir ilişki bulunmuştur (r=-0,253, p=0,001). Miadında bebek annelerinde bu ölçekler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r=-0,100, p=0,190) Prematüre ve miadında bebek annelerinin BSES-SF puanı ile BaM-13 puanları arasında negatif yönde istatistiksel bir ilişki görülmüştür sırası ile (r=-0,343, p=0,000), (-0,343, p=0,000). Prematüre ve miadında bebek annelerinin Postpartum Obsesif ve Kompulsif Davranışları Ölçeği ile BaM-13 puanları arasında pozitif yönde istatistiksel bir ilişki saptanmıştır (sırası ile r=0,311, p=0,000; r=0,206, p=0,006). SONUÇ: Prematüre ve miadında bebek annelerinin Postpartum Dönemde Annelerin Bebek Bakımı ile ilgili Obsesif ve Kompulsif Davranışları Ölçek puanları arasında bir farklılık bulunmamıştır (t=1,234; p=0,218). BSES-SF ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmuştur (t=-5,147; p=0,000). Prematüre ve miadında bebek annelerinin BaM-13 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmuştur (t=1,988; p=0,048).

AnnelerBebek bakımıBebekler+5
Sinem Öztürkler
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Onkolojik maligniteli hastalarda propolisle yapılan ağız bakımının oral mukozit gelişimine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Propolisin oral mukozit tedavisinde kullanılan doğal ajanlardan birisi olması nedeniyle bu çalışmada, onkolojik kanser tanısı almış kemoterapi uygulanan hastalarda propolisin oral mukozit gelişimine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma 38 hasta üzerinde randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Kontrol grubundaki hastalara karbonatlı ağız bakım protokolü, Müdahele grubuna da standart protokol yanında suda çözünebilir %10 oranında saf Anadolu propolisi içeren propolis damla uygulanmıştır. Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Dünya Sağlık Örgütü Oral Toksite Skalası Takip Formu ve Ağız Değerlendirme Rehberi Takip Formu (ADR) kullanılarak 7. 14. ve 21. günlerde toplanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar programına aktarılarak değerlendirilmiştir. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımı, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. İki grup arasında fark olup olmadığı bağımsız örneklem t testi ile, iki kategorik değişken arasında fark olup olmadığı Ki kare testi ile değerlendirilmiştir. Zamanlara göre değişimlerin incelenmesinde tekrarlı ölçümler için varyans analizi kullanılmıştır. Anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. BULGULAR: Dünya Sağlık Örgütü Oral Toksite Skalasına göre oral mukozit varlığının propolis grubunda daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Oral mukozit derecesi açısından istatiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). ADR'den alınan puanlar bakımından propolis grubunun ADR puanlarının daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). ADR'nin oral mukoz membran bozulma riski kontrol grubunda anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır (p<0,05). SONUÇ: Onkolojik kanser tanılı kemoterapi alan hastalarda oral mukozit önlenmesi için Anadolu propolisinin kolay uygulanabilir ve yan etkisi olmayan bir ürün olduğu belirlenmiştir. Propolisin oral mukozit üzerindeki etkisinin ve kanıt düzeyinin belirlenebilmesi için daha büyük örneklem grubuna sahip araştırmaların ve metaanaliz çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

NeoplazmlarPropolisStomatit+2
Esra Türk
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde e-predeliryum modeli ile deliryum riskinin belirlenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırma, birinci basamak yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda, deliryumun değerlendirilmesinde kullanılan ''E-predeliryum Erken Tahmin Modeli'' nin deliryum riskini belirlemedeki duyarlılık ve seçiciliğinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma prospektif, longitudinal ve gözlemsel türde bir çalışma niteliğindedir. Araştırmanın evrenini; Sakarya ilinde bulunan bir devlet hastanesinin birinci basamak genel yoğun bakım ünitesinde 15.04.2022-15.06.2022 tarihleri arasında yatan 117 birey, örneklemi ise dahil edilme kriterlerine uyan, hasta veya hasta yakınından onamı alınan 81 birey oluşturmuştur. Çalışmaya dahil edilen bireylerin verileri Hasta Değerlendirme Formu (HDF), E-predeliryum Erken Tahmin Modeli (E-pre-deliric), Glasgow Koma Skalası (GKS), Vizüel Analog Skala (VAS), Richmond Ajitasyon ve Sedasyon Skalası (RASS) ve Yoğun Bakım Ünitesinde Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (CAM-ICU) ile toplanmıştır. BULGULAR: Örneklem grubuna dahil edilen 81 birey arasında 5 kişide (%6,2) deliryum geliştiği belirlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen bireyler arasında deliryum gelişme ve gelişmeme durumu ile tekrarlı ölçümlerde VAS, RASS, GKS ve CAM-ICU değerlendirilmesi istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0,05). E-predeliryum modeli ile CAM-ICU ölçeğinin değerlendirildiği çalışmada ikisi içinde deliryum gelişme durumunu belirlemesi açısından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir uyum bulunduğu gözlenmiştir (Kappa=0,159 p<0,05, Kappa=1 p<0,05). E-predeliryum modelinin çalışmada cut off değeri; %100 duyarlılık, %60,5 seçicilik ile 0,24 olarak saptanmıştır. SONUÇ: E-predeliryum modeli, deliryum gelişme riskini tahmin etme ve deliryum gelişen ve gelişmeyen bireyleri ayırt etme konusunda duyarlılığı yüksek bir belirteç olduğu görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Deliryum, Hemşirelik Bakımı, Yoğun Bakım Ünitesi, CAM-ICU , Deliryum Erken Tahmin Modeli, E-predeliryum,

DeliryumHemşirelik bakımıTahmin modelleri+1
Şeyma Becit
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Primigravid gebelerde algılanan sosyal destek ve eş desteğinin doğum tercihine etkisinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Gebelik dönemi kadınların sosyal ve eş desteğine en fazla ihtiyaç duydukları dönemdir. Bu araştırma, primigravid gebelerde sosyal destek ve eş desteğinin doğum şekline karar vermedeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma bir kamu hastanesinde Nisan-Ekim 2021 tarihleri arasında kadın doğum polikliniğine başvuran 241 primigravid gebe ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Toplama Formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)"ve "Gebelikte Eş Desteği Algısı Ölçeği (GEDAÖ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemler; Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilks testi, Kruskal Wallis testi, Dunn's testi, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Normal dağılıma uygunluk göstermeyen parametreler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Spearman's rho korelasyon analizi ve ölçeklerin güvenilirliği için Cronbach's alpha katsayıları hesaplanmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Gebelerin yaş ortalaması 25,59±4,50 yıldır. Gebelerin %79,7'si gebeliğinin planlı olduğunu belirtmiş ve gebelerin %64,3'ü normal doğumu tercih ettiklerini bildirmiştir. Gebelerin ÇBASDÖ aldıkları puan (68,67±14,06) ortalamanın üzerindeyken, GEDAÖ puanı (28,87±13,98) ise ortalamanın altındadır. Gebelik takibi sayısı, doğum şekilleri ile ilgili bilgili olma durumu, gebelik ve doğumun stres ve anksiyete yaratma durumu ile ÇBASDÖ ve alt grup ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Normal doğumu tercih eden gebelerin ÇBASDÖ toplam puanı ve alt grup ölçek puanları sezaryen doğumu tercih edenlerden ve kararsız olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek tespit edilirken, GEADÖ toplam puanı ve alt grup ölçek puanları sezaryen doğum tercih edenlerde daha yüksek tespit edilmiştir. ÇBASDÖ toplam puanı ve alt grup ölçek puanları ile GEDAÖ toplam puan ve alt grup ölçek puanları arasında negatif yönlü orta düzeyli ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0,05). SONUÇ: Sosyal destek ve eş desteğinin doğum şekline karar vermede etkili olduğu tespit edilmiştir. Normal doğumu tercih eden gebelerin sosyal destek puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sosyo-demografik ve obstetrik veriler ile sosyal destek ve eş desteği arasında ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğum tercihi, Eş desteği, Gebelik, Hemşirelik, Sosyal destek

Algılanan eş desteğiAlgılanan sosyal destekDoğum+3
Sevgi Zeybek Yılmaz
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner yoğun bakım hastalarına sirkadiyen ritimlerine göre verilen hemşirelik bakımının uyku kalitesi, ağrı, anksiyete ve deliryuma etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, koroner yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastaların uyku kalitelerini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirilmesi ve koroner yoğun bakım hastalarına sirkadiyen ritimlerine göre verilen hemşirelik bakımının uyku kalitesi, ağrı, anksiyete ve deliryuma etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Metodolojik ve randomize kontrollü olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini ilk aşamada 201, ikinci aşamada 22 müdahale, 22 kontrol olmak üzere toplam 44 katılımcı oluşturmuştur. İkinci aşamada katılımcıların kronotipleri belirlenerek müdahale grubundaki hastalara sirkadiyen ritimlerine uygun hemşirelik bakımı verilmiştir. Veriler; "Hasta Bilgi Formu, Koroner Yoğun Bakım Hastalarında Uyku Kalitesi Ölçeği (SQ-CC), Richard-Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ), Vizüel Analog Skalası (VAS), Horne-Ostberg'in Sabahçıl-Akşamcıl Tipi Anket Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS), Yoğun Bakım Deliryum Tarama Kontrol Listesi (ICDSC)" kullanılarak toplanmıştır. Ayrıca melatonin, kortizol ölçümleri yapılmış ve uyku verileri akıllı saatle alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde açımlayıcı, doğrulayıcı faktör analizi, güvenilirlik için Cronbach's Alpha, benzer test ilişkisi için pearson korelasyonu, frekans dağılımı, bağımlı ve bağımsız örneklem t testi, Wilcoxon testi, tekrarlı ölçümler varyans analizi, Mann Whitney U ve ki kare analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Geliştirilen ölçeğin Cronbach's Alpha katsayısının 0,816 olduğu, RCUÖ arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunduğu, ölçeğin genel olarak iyi uyum sağladığı görülmüştür. Müdahale grubunun SQ-CC Ölçeği, HADS ve ICDSC puanları ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşük olduğu, VAS puanlarında ise fark olmadığı saptanmıştır. SONUÇ: SQ-CC ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Sirkadiyen ritime uygun verilen hemşirelik bakımının uyku kalitesini arttırmakta, deliryum riski ve anksiyeteyi azaltmaktadır.

AnksiyeteAğrıDeliryum+6
Meryem Pelin
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dahili birimlere başvuran hastalarda kanser bilgi yükü ile kanser taramalarına yönelik tutumların değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Kanser dünyadaki ölüm sebepleri arasında ikinci sırada yer alan ve uygun önlemlerin alınmasıyla önlenebilen bir hastalıktır. Kanserin önlenmesinde ve sağlığın korunmasında, en önemli yöntemlerden birisi kanser taramalarıdır, kanser bilgi yükü ise taramaların önünde önemli engellerden birisidir. Bu araştırmanın amacı; dahili birimlere başvuran hastalarda kanser bilgi yükü ile kanser taramalarına yönelik tutumların değerlendirilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanan araştırma Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi dahili birimlere başvuran 410 hastanın katılımı ile gerçekleşmiştir. Veri toplama aracı olarak; Hasta Bilgi Formu, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği ve Kanser Bilgi Yükü Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 programı, R programlama dilinin 4.1.3 sürümü ve G*Power 3.1 kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Hastaların yaş ortalamasının 38.25±12.46 olduğu, %69.8'inin kadın, %68.8'inin evli, %58.5'inin kanser hakkında bilgi sahibi olduğu, %66.1'inin kanser taraması yaptırmadığı saptanmıştır. Katılımcıların kanser bilgi yükü düzeylerinin 17.14±4.91 ortalama ile düşük olduğu, kanser taramalarına yönelik tutum düzeylerinin 100.13±13.58 ortalama ile yüksek olduğu belirlenmiştir. Hastaların kanser bilgi yüklerinin gelir düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05), kanser taramalarına yönelik tutumlarının aylık gelir, ailesinde/çevresinde kanser öyküsü olma, kanser hakkında bilgili olma ve kanser taraması yaptırma durumu arasında da anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Kanser bilgi yükünün, kanser taramalarına yönelik tutumu üzerindeki etkisini belirlemek üzere geliştirilen regresyon modeli F(1,408)=49.896, p=0.001 anlamlı bulunmuştur. Kanser bilgi yükünün kanser taramalarına yönelik tutum üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi vardır (β= -0.321; t(408)=-6.855, p=0.001). Çalışmada kanser taramalarına yönelik tutumun tahmininde Shapley değerlerine göre en önemli değişkenin kanser bilgi yükü olduğu saptanmıştır. SONUÇ: Hastaların kanser bilgi yükünün düşük, kanser taramalarına yönelik tutum düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Kanser taraması yaptıranların sayısının ve kanser hakkında herhangi bilgiye sahip olma durumunun yeterli düzeyde olmadığı belirlenmiştir. Hastaların kanser bilgi yükü düştükçe taramalara yönelik tutumları artmıştır. Çalışmada makine öğrenimi yaklaşımıyla tahmin analizi, bulguları güçlendirmiş olup, kanser taramalarına yönelik tutumu etkileyen en önemli değişkenin Kanser Bilgi Yükü Ölçeği olduğu saptanmıştır. Kanser taramalarına yönelik longitudinal ve makine öğrenmesi yaklaşımlarıyla tahmine yönelik yeni modellerle çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kanser Bilgi Yükü, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum, Hemşire, Makine Öğrenimi

Davranışsal tutumHemşirelikHemşirelik rolü+3
Nebiha Kenar
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenli toz bebek maması hazırlanması ile ilgili bir ölçeğin geliştirilmesi, geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Emzirme tartışmasız bebekler için en iyi beslenme şeklidir. Bazı durumlarda anne sütü yerine endüstriyel formül mamalar kullanılmak durumunda kalınabildiğinde mamanın güvenli olarak hazırlanması önemlidir. Bu çalışma ebeveynlerin güvenli toz bebek maması hazırlama ile ilgili uygulamalarını belirlemede kullanılabilecek "Güvenli Toz Bebek Maması Hazırlanması Ölçeği" nin geliştirilmesi, geçerlilik ve güvenirliğinin test edilmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Metodolojik ve kesitsel olarak yapılan araştırmanın örneklemini Türkiye genelinde çalışmaya gönüllü olarak katılan 330 ebeveyn (240 anne, 90 baba) oluşturmuştur. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından hazırlanan soru formu; literatür bilgileri, araştırmacıların deneyimi ve uzman görüşleri doğrultusunda hazırlanan "Güvenli Toz Bebek Maması Hazırlanması Ölçeği" isimli 5' li Likert tipi ölçek taslağı ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS AMOS 23 programı kullanılarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Çalışma grubundaki katılımcıların yaş ortalaması 27,61±5,44 olduğu saptanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğinde; Kaiser-Meyer-Olkin değerinin 0,792 ve Barlett's küresellik testinin anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,01). Uygulanan faktör analizi sonucunda 19 olan madde sayısı 17'ye düşmüştür. Bu 17 maddenin kapsam geçerliliği sonucunda 5 faktörde toplandığı ve bütün faktör yüklerinin 0,400'ün üstünde olduğu görülmüştür. Bu faktörler "Tazelik", "Hazırlık Öncesi Hijyen", "Hazırlık Öncesi Kontrol", "Uygun Hazırlama", "Güvenli Sıcaklık ve Çözdürme" olarak adlandırılmıştır. Ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi modeline ilişkin uyum indeks değerleri χ2/df=1,784 GFI=0,936, CFI=0,927, RMSEA=0,049'tür. Ölçeğin toplam Cronbach' s Alpha katsayısı 0,792 bulunmuştur. SONUÇ: Geliştirilen ölçeğin ebeveynlerin güvenli toz bebek maması hazırlama ile ilgili uygulamalarını ölçmede kullanılabilecek yeterli düzeyde geçerli ve güvenirlik göstergelerine sahip bir ölçüm aracı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bebek Beslenmesi, Güvenli Mama Hazırlama, Bebek Maması, Ölçek Geliştirme

Bebek bakımıBebek beslenmesiBebek mamaları+3
Sevgi Açıkgöz
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar hastalarda yeti yitimi, içselleştirilmiş damgalama ve ruhsal iyileşme arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bipolar bozukluk; kronik gidişli, ataklarla seyreden yüksek morbidite, yeti yitimi ve hastanın içselleştirilmiş damgalanma yaşamasına neden olan ruhsal bir hastalıktır. Çalışmamız bipolar bozukluk hastalarında yeti yitimi, içselleştirilmiş damgalama ve ruhsal iyileşme arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Kasım 2021- Kasım 2022 tarihleri arasında Bolu TRSM ve Sakarya TRSM başvuran remisyon sürecindeki bipolar bozukluk tanılı 103 hasta dahil edilmiştir. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Kısa Yeti Yitimi Ölçeği (KYYÖ), Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği (RHİDÖ) ve İyileşme Süreci Envanteri (İSE) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, pearson korelasyon analizi, çoklu doğrusal regresyon analizinden ve Cronbach alfa değerinden yararlanılmıştır. BULGULAR: Çalışmada KYYÖ puan ortalaması 7,13±4,91; RHİDÖ puan ortalaması 74,89±11,30; İSE puan ortalaması 65,74±12,67 bulunmuştur. Çalışmaya katılanların %33,0'ünde yeti yitimi bulunmaz iken %25,2'sinde hafif düzeyde, %30,1'inde orta düzeyde ve %11,7'sinde yeti yitimi ağır düzeyde bulunmaktadır. Kısa yeti yitimi ölçeği, ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalama ölçeği ve iyileşme süreci envanteri ortalama puanları arasında anlamlı pozitif yönde ilişki bulunmaktadır. İyileşme süreci envanter puanı üzerinde KYYÖ puanı ve RHİDÖ puanın etkili olduğu görülmüştür. SONUÇ: Bipolar bozuklukta yeti yitiminde artış olan hastaların, başkalarının daha fazla desteğine daha fazla gereksinim duydukları, bu destek sağlanabildiğinde de iyileşme sürecinin daha olumlu etkilendiği, içselleştirilmiş damgalamadaki artışın ise iyileşme süreci üzerinde olumsuz görünüme neden olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Damgalama, İçselleştirilmiş Damgalama, Yeti Yitimi, İyileşme, Ruhsal İyileşme

Bipolar bozuklukDamgalamaEngellilik+3
Elif Nur Yıldız
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanların madde ve alkol bağımlılığından korunma öz-yeterlilikleri ile yaşamı anlamlandırma ve aile aidiyetleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Riskli davranışların sık görüldüğü adölesan döneminde bireyin madde kullanımı ve bağımlılığından korunmasında öz-yeterlilik, yaşamı anlamlandırma ve aile aidiyetinin etkili olduğu belirtilmektedir. Araştırmada adölesan dönemdeki bireylerin madde bağımlılığından korunma öz-yeterlilikleri ile yaşamı anlamlandırma ve aile aidiyetleri arasındaki ilişkinin araştırılması hedeflenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma Aralık 2021- Haziran 2022 tarihleri arasında, Düzce il merkezindeki ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören 798 adölesanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Ergenler İçin Madde Bağımlılığından Korunma Öz- Yeterlilik Ölçeği'', "Yaşam Anlamı Ölçeği Lise Formu'' ve "Aile Aidiyeti Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analiz IBM SPSS Statistics 23 programı kullanılarak yapılmıştır. Anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. BULGULAR: Öğrencilerin yaş, gelir eşit/az, baba yaşam durumu, aşırı ilgili/otoriter, sigara deneme durumu, alkol deneme durumu, yaşamda anlamın varlığı, kendilik aidiyeti ve aile aidiyeti özelliklerinin uyuşturucu/uyarıcı maddelerden uzak durma (F=16,352, p<0,001, R2=0,174) ve baskı altında iken uyuşturucu/ uyarıcı maddelerden uzak durmayı (F=28,230, p<0,001, R2=0,153) yordadığı görülmüştür. Öğrencilerin aile ile vakit geçirme durumu, sigara deneme durumu, kendilik aidiyeti ve yaşamda anlamın varlığı boyutlarının uyuşturucu/uyarıcı maddeler konusunda yardım arama alt boyutunu (F=33,307, p<0,001, R2=0,146); yaş, yaşadıkları yer, alkol deneme durumu ve kendilik aidiyeti boyutunun uyuşturucu/uyarıcı maddeler konusunda arkadaşına destek olma alt boyutunu istatistiksel olarak anlamlı derecede yordadığı görülmüştür (F=8,502, p<0,001, R2=0,0,042). SONUÇ: Adölesanların madde kullanımından korunma öz-yeterlilikleri bazı sosyodemografik özelliklerine göre değişmektedir. Yaşamı anlamlandırma ve aile aidiyeti adölesanların madde bağımlılıklarından korunma öz-yeterlilikleri üzerinde etkilidir. Bu sonuçlar, adölesan ruh sağlığı alanında çalışan hemşirelerin adölesanları madde bağımlılığından koruması ve risk faktörlerini bilmesi yönünden önemlidir. Anahtar Kelimeler: Madde Bağımlılığı, Adölesan, Öz-yeterlilik, Yaşamın Anlamı, Aile Aidiyeti

Aidiyet duygusuAile aidiyetiAlkol bağımlılığı+6
Şeyma Gedikli
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanede yatan riskli gebelerde anksiyete ve depresyon düzeyi ile belirsizlik düzeyi arasındaki ilişki

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, riskli gebelik nedeniyle hastanede yatarak tedavi gören gebelerin hastane anksiyetesi ve depresyon düzeyleri ile algılanan belirsizlik düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma bir kamu hastanesin 1 Şubat-15 Nisan 2023 tarihleri arasında perinatoloji servisinde yatan riskli gebelik tanısı almış 325 kadın ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD)" ve "Mishel Hastalıkta Belirsizlik Ölçeği- Toplum Formu (MHBÖ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemler kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Katılımcı gebelerin, %72'sinin (n=234) son trimesterde ve %61,2'sinin (n=202) planlı gebeliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Riskli gebeliği olan katılımcıların tanılarına bakıldığında %22,2'si (n=72) hipertansif problemler, %9,5'i (n=31) GDM, %24'ü (n=78) EDT/abortus imminens, %8,9'unda (n=29) HEG, %5,5'i (n=18) amniyotik mai anomalileri, %16,6'sı (n=54) anormal NST bulgusu, %5,5'i (n=18) diğer sağlık problemleri, %2,8'i (n=9) enfeksiyon ve %4,9'u (n=16) plasenta anomali tanısı ile hastaneye yatışı yapılmıştır. Katılımcı gebelerin %42,2'sinin (n=137) iki gündür hastanede olduğu belirlenmiştir. Riskli gebelerin MHBÖ puan ortalaması 49,36 ± 13,163; HAD Ölçeği puan ortalaması 14,54 ± 7,269; HAD alt boyutlarından Anksiyete puan ortalaması 7,91 ± 4,051 ve HAD alt boyutlarından Depresyon puan ortalaması 6,64 ± 4,077 olarak hesaplanmıştır. MHBÖ puanı değişkeni ile HAD ölçeği puanı değişkeni arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. SONUÇ: MHBÖ puanı ile HAD ölçeği puanı arasında anlamlı pozitif yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Riskli gebelerin bazı sosyodemografik ve obstetrik özelliklerine göre MHBÖ ve HAD puanı bakımdan gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Belirsizlik, Riskli Gebelik, Anksiyete, Depresyon

AnksiyeteBelirsizlikDepresyon+6
Semiha Ünkazan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dahiliye kliniklerinde yapılandırılmış hasta teslim formunun iletişim ve iş birliğine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Hasta teslimi hasta güvenliğini etkileyen, uygun yapılmadığı durumlarda istenmeyen olaylara neden olan bir etmendir. Araştırma, dâhiliye kliniklerde yapılandırılmış hasta teslim formu kullanmanın hemşire hemşire iletişim ve işbirliğine etkisini belirlemek amacıyla plandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu araştırma, Ocak- Mart 2023 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesi Dahiliye, Nefroloji ve Nöroloji kliniklerinde gerçekleştirildi. Çalışma tek gruplu ön test- son test yarı deneysel olarak tasarlandı. Çalışmaya katılan 37 hemşireye çalışma öncesinde bilgi formu, HHİÖ ve SBAR workshop uygulandı. Workshop sonrası hasta tesliminde kullanılması amacıyla oluşturulan SBAR Hasta Teslim Formu 3 ay boyunca ilgili kliniklerde kullanıldı. Çalışma sonunda hemşirelere HHİÖ ile SBAR geri bildirim formu kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 23 programına aktarılarak değerlendirilmiş olup kategorik değişkenler için frekans dağılımı (sayı, yüzde), sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler verildi. BULGULAR: Çalışmaya katılan hemşirelerin % 70,3'ünün nöbet teslimini hasta başında sözel olarak yaptığı belirlendi. Hemşirelerin HHİ düzeyinin yüksek olduğu, sosyodemografik özellikleri ile ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). SBAR geri bildiriminde formun nöbet teslimine olumlu bir katkı getirmediği belirlendi. Sosyodemografik özellikler ile geri bildirim formu arasında yaş, meslekte ve kurumda çalışma süresi bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir fark bulundu (p<0.05). Formun basamaklarından ise en çok R (Recommend), en az A (Assesment) basamağının kullanıldığı görüldü. SONUÇ: Mevcut teslim uygulaması ile karşılaştırıldığında süre ve iş yükü olarak model kullanımı olumsuz geri dönüşler verilmesine neden oldu. Bu nedenle hemşirelerin teslim sürecinde yapılandırılmış bir model kullanmasının HHİ ve SBAR geri bildirim formuna olumlu katkısı olmadığı görüldü.

Hasta güvenliğiHasta takibiHasta teslimi+6
Esin Kelağalar
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda deliryumun tanılanması ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Deliryum yoğun bakım hastalarında duygu durum ve davranış değişikliklerine neden olan, ilerleyen aşamalarda hastaların uyku düzenlerini de etkileyen, iyi bir hemşirelik bakımıyla hızlı müdahale edilerek gerekli önlemler alındığında önlenebilen karmaşık bir süreçtir. Bu araştırma: Anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda deliryumun tanılanması ve deliryumun uyku kalitesi üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte planlanan araştırma Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım ünitesinde yatan 107 hastanın katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak; Hasta Bilgi Formu, Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği, Richards- Campbell Uyku Ölçeği, Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası ve Glasgow Koma Skalası kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 programı, R programlama dilinin 4.1.3 sürümü ve G*Power 3.1 kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR:GİRİŞ VE AMAÇ: Deliryum yoğun bakım hastalarında duygu durum ve davranış değişikliklerine neden olan, ilerleyen aşamalarda hastaların uyku düzenlerini de etkileyen, iyi bir hemşirelik bakımıyla hızlı müdahale edilerek gerekli önlemler alındığında önlenebilen karmaşık bir süreçtir. Bu araştırma: Anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda deliryumun tanılanması ve deliryumun uyku kalitesi üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte planlanan araştırma Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım ünitesinde yatan 107 hastanın katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak; Hasta Bilgi Formu, Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği, Richards- Campbell Uyku Ölçeği, Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası ve Glasgow Koma Skalası kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 programı, R programlama dilinin 4.1.3 sürümü ve G*Power 3.1 kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan hastaların %49,9'u kadın, %55,1'i erkek, %43'ü 56-75 yaş aralığında, %48,6'sı ilkokul mezunu, %89,7'sinin egzersiz yapmadığı saptanmıştır. Hastaların Glasgow Koma Skalası puan ortalamalarının 14,07±0,80 ve Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası puan ortalamasını -0,38±1,06 olması hastaların komada olmadığını ve deliryum için değerlendirilebilir olduğunu göstermektedir. Çalışma grubunun % 36,4'ünde deliryum görüldüğü ve deliryum görülen hastaların Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği ortalama puanının 3,10±1,27 olduğu; Richards- Campbell Uyku Ölçeği puan ortalamalarının 39,30±18,62 olduğu ve uyku kalitelerinin deliryumu olmayan hastalara göre daha düşük olduğunu saptanmıştır (p<0.05). Deliryum tanısı alan bireylerin Richards- Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması ile sosyo-demografik özellikler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). SHAP (SHapley Additive ExPlanations) değerleri ile modelin tahmininde her değişkenin katkısını veya önemini göstermektedir. Deliryum durumu değişkenini tahmin etmek için modelde olması gereken en önemli değişkenler saptanmıştır. SONUÇ: Anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan ve deliryum tanılanan hastaların, deliryumu olmayan hastalara göre uyku kalitesi daha düşüktür. Bu birimlerde hemşireler için tasarlanan, deliryumu tanılama ve gözlem araçlarının kullanılması hastalar henüz deliryuma girmeden gereken önlemlerin alınmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla hastaların uyku kaliteleri yükselecek, iyileşme süreçleri hızlanacak ve yaşam kaliteleri artacaktır. Günümüzde birçok farklı alanda kullanılan makine öğrenmesi, yapay zekânın alt çalışma alanlarından biridir. Bu araştırmada da kullanılan makine öğrenimi yaklaşımıyla tahmine yönelik analiz sonucunda, Deliryum durumu değişkenini tahmin etmek için modelde olması gereken en önemli değişkenlerin sırasıyla; Glasgow Koma Skalası, Richards Campbell Uyku Ölçeği ve Richmond Ajitasyon Sedasyon Skalası olduğu görülmekte ve makine öğrenmesi yaklaşımlarıyla tahmine yönelik yeni modellerle çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Deliryum, Hemşirelik, Makine Öğrenimi, Uyku Kalitesi, Yoğun Bakım Araştırmaya katılan hastaların %49,9'u kadın, %55,1'i erkek, %43'ü 56-75 yaş aralığında, %48,6'sı ilkokul mezunu, %89,7'sinin egzersiz yapmadığı saptanmıştır. Hastaların Glasgow Koma Skalası puan ortalamalarının 14,07±0,80 ve Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası puan ortalamasını -0,38±1,06 olması hastaların komada olmadığını ve deliryum için değerlendirilebilir olduğunu göstermektedir. Çalışma grubunun % 36,4'ünde deliryum görüldüğü ve deliryum görülen hastaların Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği ortalama puanının 3,10±1,27 olduğu; Richards- Campbell Uyku Ölçeği puan ortalamalarının 39,30±18,62 olduğu ve uyku kalitelerinin deliryumu olmayan hastalara göre daha düşük olduğunu saptanmıştır (p<0.05). Deliryum tanısı alan bireylerin Richards- Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması ile sosyo-demografik özellikler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). SHAP (SHapley Additive ExPlanations) değerleri ile modelin tahmininde her değişkenin katkısını veya önemini göstermektedir. Deliryum durumu değişkenini tahmin etmek için modelde olması gereken en önemli değişkenler saptanmıştır. SONUÇ: Anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan ve deliryum tanılanan hastaların, deliryumu olmayan hastalara göre uyku kalitesi daha düşüktür. Bu birimlerde hemşireler için tasarlanan, deliryumu tanılama ve gözlem araçlarının kullanılması hastalar henüz deliryuma girmeden gereken önlemlerin alınmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla hastaların uyku kaliteleri yükselecek, iyileşme süreçleri hızlanacak ve yaşam kaliteleri artacaktır. Günümüzde birçok farklı alanda kullanılan makine öğrenmesi, yapay zekânın alt çalışma alanlarından biridir. Bu araştırmada da kullanılan makine öğrenimi yaklaşımıyla tahmine yönelik analiz sonucunda, Deliryum durumu değişkenini tahmin etmek için modelde olması gereken en önemli değişkenlerin sırasıyla; Glasgow Koma Skalası, Richards Campbell Uyku Ölçeği ve Richmond Ajitasyon Sedasyon Skalası olduğu görülmekte ve makine öğrenmesi yaklaşımlarıyla tahmine yönelik yeni modellerle çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Deliryum, Hemşirelik, Makine Öğrenimi, Uyku Kalitesi, Yoğun Bakım

AnesteziAnestezi ve analjeziDeliryum+7
Dilek Kaya
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında içgörü ve ilaç tutumunun psikolojik iyi oluşa etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırma, şizofreni hastalarının içgörü ve ilaç tutumunun psikolojik iyi oluşa etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte gerçekleştirilmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmanın evrenini Sakarya Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı şizofreni tanısı olan hasta bireyler oluşturdu. Örneklem etik kurul izni sonrası gönüllülük ilkesi doğrultusunda veriler 126 bireyden toplandı. Çalışma kapsamında alınan hasta bireylere 'Sosyodemografik Form', 'Beck Bilişsel İçgörü Ölçeği', 'İlaç Tutumu-10 Ölçeği' ve 'Psikolojik İyi Oluş Ölçeği' kullanıldı. Veri analizinde frekans, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi One Way ANOVA ve pearson korelasyon kullanıldı. BULGULAR: Hasta bireylerin %57,'u 42-65 yaş aralığında, %73,8'i erkek, %84,1'i bekar, %60,3'ü ilköğretim mezunu, %19,8'i çalışmakta, %50,8'inin geliri orta düzeyde, %57,9'u anne-baba ile birlikte ve %51,6'sı ilçe merkezinde yaşamaktadır. Çalışmada kullanılan ölçeklerin cronbach alfaları İTÖ 0,953, PİOÖ 0,957 ve BBİÖ alt boyutları kendini ifade etme ve kendinden eminlik sırayla 0,763 ve 0,762 aralığında güvenilir düzeyde elde edildi. Ölçeklerden İTÖ puanı ortalaması 6,39±3,99, BBİÖ 2,67±7,75 ve PİOÖ 38,47±11,98 olarak elde edildi. Şizofreni tanılı bireylerin içgörü ve olumlu ilaç tutumu psikolojik iyi oluşu pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede etkilemektedir (p<0,05). SONUÇ: Şizofreni tanısı olan bireylerde içgörü ve olumlu yönde ilaç tutumunun psikolojik iyi oluşu olumlu yönde etkilediği görüldü. Anahtar sözcükler: İçgörü, İlaç Tutumu, Psikiyatri, Psikolojik İyi Oluş, Şizofreni.

Psikiyatrik hastalarPsikiyatrik hastalıklarPsikolojik iyi oluş+4
Merve Betül Kaya
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi girişim geçiren yaşlı hastalarda bakım bağımlılığı durumlarının belirlenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Hastalık ve sakatlıkların giderek artmasına paralel olarak bakım gereksiniminin ve hastaneye yatışların arttığı bilinmekle birlikte yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfus oranının artması da yaşlı cerrahi girişim sayısının artmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda cerrahi girişim geçiren yaşlı hastalarda bakım bağımlılığı durumlarını belirlemek amacıyla bu çalışma planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma evrenini Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi cerrahi kliniklerinde 65 yaş ve üzeri cerrahi girişim geçirmiş hastalar oluşturdu. Araştırma örneklemini 75 kadın ve 75 erkek hasta olmak üzere 150 hasta oluşturdu. Hastalar ile ameliyat sonrası dönemde Kişisel Bilgi Formu ve Bakım Bağımlılığı ölçeği kullanılarak görüşüldü. Veriler IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak tamamlandı. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımı (sayı, yüzde), sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler verildi. İki grup arasındaki fark olup olmadığına bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup arasında fark olup olmadığına tek yönlü varyans analizi (OneWay ANOVA) ile bakıldı. Sayısal ölçümler arasındaki ilişkinin incelenmesinde pearson korelasyon analizinden yararlanıldı. Ölçek güvenilirliği için ise cronbach alfa değerinden yararlanıldı. BULGULAR: Katılımcıların yaş aralıkları 65-74 yaş arası %70,7, 75-84 yaş arası %21,3, 85 ve üzeri %8 iken yaş ortalamaları ise 72,26±7,17 olup beden kitle indeksi (BKİ) ortalamaları 27,35±5,86' dır. Cerrahi girişim geçiren yaşlı hastaların %50'si kadın, %50'si erkek, %62'si ilkokul mezunu, %65,3'ü evli, %53,3'ü çalışmakta, %36,7'si sigara kullanmakta ve %9,3'ü alkol kullanmaktaydı. Katılımcıların hastanede kalma süre ortalaması 13,71±18,16 iken %37,8'i genel cerrahi, %26,4'ü ortopedi, %17,6'sı gastroonkoloji servisinde yatmaktaydı. Hastaların %86'sı herhangi bir kronik hastalığa sahipken kronik hastalıklar arasında en fazla hipertansiyon (%78,7) yer almaktaydı. Ayrıca %17,3'ünün daha önce cerrahi girişim öyküsü olup hepsininde refakatçisi sürekli olarak vardı. Hastaların bakım bağımlılığı ölçek puan ortalaması 56,02±16,98'dir. Çalışmada alkol kullanımı, kronik hastalık varlığı, cerrahi girişim öyküsü, BKİ ve hastanede kalma süresinin bakım bağımlılığı üzerine bir etkisi bulunmazken; yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, medeni durum, çalışıp-çalışmama ve sigara kullanım durumları ile bakım bağımlılığı arasında anlamlı bir fark bulundu. SONUÇ: Cerrahi girişim geçirmiş geriatrik hastaların yaş düzeyi arttıkça bakım bağımlılığına olan gereksinimleri de aynı oranda artmaktadır. Ayrıca kadın cinsiyet olması, eğitim durumunun düşük olması, bekâr olmanın yanı sıra beyin cerrahi ve ortopedi servisinde yatan hastalarında bakım bağımlılığı durumlarının arttığı görülmektedir. Sonuç olarak ileri yaşla birlikte görülen biyo-psiko-sosyal değişiklikler hastaların ameliyat öncesi ve sonrasına yönelik bakım bağımlılıklarını etkilemekte ve bu hastalara bakım veren sağlık çalışanlarının özellikle de hemşirelerin bakım sürecinde geriatrik hasta bakımına yönelik olarak hastayı bir bütün olarak ele alması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Bakım Bağımlılığı, Cerrahi Girişim, Yaşlı Hasta

Bakım bağımlılığıBağımlılıkCerrahi+3
Demet Fidan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kolorektal cerrahi sonrası hastalara uygulanan aromaterapi masajının erken dönem semptom kontrolüne etkisinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, kolorektal kanser cerrahisi sonrası hastalara uygulanan aromaterapi masajının erken dönem semptom kontrolüne etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma ön test-son test tasarımlı randomize kontrollü çalışma olarak Nisan 2021-Mart 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmada iki deney bir kontrol grubu incelendi (n=90). Masaj uygulamaları postoperatif ilk üç gün ayak bölgesine yapıldı. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Görsel Analog Skala-Ağrı, Görsel Analog Skala-Yorgunluk, Richards-Campbell Uyku Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği, Ameliyat Sonrası Bulantı-Kusma Etki Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizi parametrik yöntemler ile yapıldı. BULGULAR: Çalışmada ele alınan hastaların 46 (%51,1)'sının tanısı kolon kanseri, 50 (%55,6)'si erkekti. Ameliyat sonrası ağrı üç grupta da zamana göre anlamlı farklılık gösterirken; anlık etkinin aromaterapi grubunda daha fazla olduğu görüldü. Yorgunluk bakımından masaj gruplarında anlamlı farklılık görülmedi. Kaygı düzeyleri bakımından masaj gruplarında anlık ve uzun dönem etkide anlamlı farklılık belirlendi. Bulantı-kusma düzeyleri üç grupta da zamana göre anlamlı düşüş gösterdi. Uyku kalitesi puanları ameliyat sonrası ikinci gün kontrol grubuna göre masaj gruplarında daha yüksekti. SONUÇ: Ameliyat sonrası kaygıyı azaltmada kısa ve uzun dönem etki bakımından iki masaj türünün de etkili olduğu; ameliyat sonrası ağrıda ise anlık etkinin aromaterapi masajı grubunda daha yüksek olduğu; masaj uygulamalarının yorgunluk ve bulantı-kusma düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı belirlendi. Ameliyat sonrası ikinci gün masaj gruplarında uyku kalitesinin daha yüksek olduğu görüldü.

Belirti ve semptomlarCerrahi hemşirelikOnkolojik hemşirelik+1
Özge Yaman
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bebeklerin beslenme şekilleri ile annelerin memnuniyeti ve tükenmişlik durumu arasındaki ilişki

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmanın amacı; 1-12 aylık bebeğe sahip annelerde bebeklerini besleme şekilleri ile anne memnuniyeti ve tükenmişliği arasındaki ilişkinin incelenmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmanın örneklemini; İstanbul Tuzla Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran, araştırma kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmaya gönüllü 218 anne oluşturmuştur. Veriler Anne - Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu, Anne Olma Ölçeği (BaM-13), Maternal Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri IBM SPSS Statistics 23 programı kullanılarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan annelerin %55,5'i 26-35 yaş, %27,5'i 18-26 yaş, %17'sinin 36 ve üzeri grubunda olduğu görülmüştür. Annelerin %41,7'sinin bebeğini anne sütü ile beslediği, %55'inin altı ay sonrası tamamlayıcı beslenmeye başladığı, %84,9'unun bebek bakımı ile ilgili destek almadığı saptanmıştır. Bebeğin beslenme şekilleri ile anne olma ölçeği, çocuk deneyimi alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (F/p= 3,439/0,034, p<0,05). Maternal tükenmişlik ölçeği ile bebeklerin beslenme şekilleri arasındaki ilişki incelendiğinde, istatistiksel olarak anlamlı bir etkinin olmadığı belirlenmiştir (F/p= 1,598/0,205, p>0,05). Anne olma ölçeği ile maternal tükenmişlik ölçeği arasında negatif bir ilişki bulunmuştur(r=0,533, p=0,000). SONUÇ: Bebeklerin beslenme şekli ile maternal tükenmişlik arasında ilişki bulunmamıştır. Annelerin anne olma memnuniyeti arttıkça maternaltükenmişliğide artmaktadır. Anahtar Kelimeler: 1-12 aylık bebek, bebek beslenmesi, annelik memnuniyeti, maternal tükenmişlik

Ecem Konuk
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi geçiren hastalarda bakım bağımlılığı düzeylerinin iyileşmeye etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Total diz protezi (TDP) geçiren hastalar, yapılan cerrahi girişim sonucu meydana gelen sorunlar nedeniyle günlük yaşam aktivitelerini sürdürmede bağımlı hale gelmektedir. Bu nedenle bu çalışma TDP geçiren hastalarda bakım bağımlılığı düzeylerinin iyileşmeye etkisini belirlemek amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma 01.02.2023- 01.02.2024 tarihleri arasında total diz protezi cerrahisi uygulanan araştırma kriterlerine uyan 100 hasta ile yapıldı. Hastalara ameliyat sonrası dönemde Kişisel Bilgi Formu, Bakım Bağımlılığı Ölçeği ve Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi uygulandı. BULGULAR: Katılımcıların yaş ortalaması 63,90±7,87 iken %75,0'i kadın, %79,0'u evli, %55,0'i ilköğretim mezunu ve %49,0'u çalışmamaktadır. Katılımcıların %50,0'sinde sağ TDP bulunmakta iken %53,0'ünde kronik hastalık bulunmakta, %43,0'ünün cerrahi operasyon öyküsü bulunmakta, %18,0'i ameliyat sonrası 1. günde, %84'ünün ilk mobilizasyon zamanı 1. gün ve %46,0'sının bağımlılık düzeyi bağımlıdır. Bakım bağımlılığı ölçek puanı 58,43±9,87 iken ameliyat sonrası iyileşme indeksi puanı ise 2,82±0,68 olarak bulundu. SONUÇ: TDP geçiren hastalarda yaş arttıkça hem bakım bağımlılığı hem de ameliyat sonrası iyileşmede daha fazla güçlük yaşadığı görülmektedir. Hastalarda cinsiyet ameliyat sonrası iyileşme durumlarını etkilememektedir. Hastaların bekâr olması, ilköğretim mezunu ya da okuryazar olmaması, çalışmaması ya da emekli olması, kronik hastalığa sahip olması, daha önce cerrahi operasyon geçirmiş olması, ameliyatının üzerinden az zaman geçmesi ve hastaların erken mobilize olması ameliyat sonrası iyileşmede daha fazla güçlük yaşadığı ve bağlılık düzeyi bağımlı olan hastaların ameliyat sonrası dönemde iyileşmede güçlük yaşamaktadır. Buna göre TDP geçiren hastalarda bakım bağımlılığı iyileşmeyi etkilemektedir

Cerrahi hemşirelik
Esra Nacakçıoğlu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesindeki COVID-19 hastalarına verilen farklı pozisyonların dispne ve solunum parametrelerine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Geçmiş yıllarda solunum sistemi hastalıkları semptom yönetiminde kullanılan pozisyon verme yöntemlerinin COVID-19 tedavisinde de oksijenlenmeyi arttıracağı ve solunum parametrelerini iyileştirebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada yoğun bakım ünitelerinde COVID-19 hastalarına verilen farklı pozisyonların dispne ve solunum parametrelerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma bir devlet hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini yoğun bakımda tedavi gören 16 müdahale ve 16 kontrol grubu olmak üzere toplam 32 non-entübe COVID-19 hastası oluşturmaktadır. Müdahale grubunda bulunan hastaların oksijen satürasyonunun en yüksek olduğu pozisyon belirlenerek bireyselleştirilen pozisyon verme yöntemi daha sık uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Vizüel Analog Skala (VAS), Modifiye Medical Research Ölçeği, Modifiye Borg Skalası ve Hasta Takip Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 kullanılmıştır. BULGULAR: VAS ve Modifiye Borg Skalası ile ölçülen dispne şiddetinin müdahale grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir. Kontrol grubunun oksijen satürasyonunda anlamlı bir artış görülmezken müdahale edilen grubun oksijen satürasyonunda anlamlı derecede artış olduğu tespit edilmiştir. Kontrol grubunda kalp hızında artış yaşanırken müdahale grubunda azalma tespit edilmiştir. Kontrol grubunun solunum sayısı müdahale grubuna oranla daha yüksek olduğu ve müdahale grubunda solunum sayılarının zamanla azalış gösterdiği tespit edilmiştir. SONUÇLAR: COVID-19'a bağlı gelişen solunum sistemi semptom yönetiminde bireyselleştirilmiş pozisyon verme yöntemi ile hastanın total oksijenizasyonunu arttıran pozisyon türünün verilmesinin dispne ve solunum parametrelerini iyileştirdiği sonucuna varılmıştır.

Ayşenur Yıldırım
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bireylerde sosyal medya bağımlılığı, fomo ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, bireylerde sosyal medya bağımlılığı, FOMO ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı-kesitsel tipte olan bu çalışma Şubat-Ağustos 2024 tarihleri arasında Türkiye'de yaşayan 315 birey ile yürütülmüştür. Çalışmanın analizinde R programlama dili 4.1.3, G*Power 3.1 ve SPSS-22 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda hiyerarşik regresyon analiziyle kurulan modelin anlamlı ve kullanılabilir olduğunu belirlenmiştir (F(2,312)= 32.713, p=0.001). Sosyal medya bağımlılık düzeyi ve FOMO düzeyleri birlikte "Psikolojik iyi oluş" düzeyindeki toplam varyansın %17.3'ünün (R2=0,173) açıklamaktadır. Regresyon modelinde, regresyon katsayısının anlamlılığına ilişkin t testi sonuçları incelendiğinde; katılımcıların Sosyal medya bağımlılık düzeyindeki artışın (t=-5.829, p< 0.001), FOMO düzeyindeki artışın (t=-2.528, p< 0.001) "Psikolojik iyi oluş" düzeyinde istatistiksel olarak düşüşe neden olduğu tespit edilmiştir. Makine öğrenimi yaklaşımıyla yapılan tahminde Shapley Değerleri'ne göre, psikolojik iyi oluş değişkeninin tahmininde en önemli değişken sosyal medya bağımlılığı olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bireylerde sosyal medya bağımlılığı ve FOMO arttıkça psikolojik iyi oluş düzeyi azalmaktadır. Sosyal medyanın psikolojik iyi oluşa etkilerine yönelik longitudinal çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, FOMO, Makine Öğrenmesi, Psikolojik İyi Oluş, Sosyal Medya Bağımlılığı.

Hemşirelik
Uğur Yaman
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetici hemşirelerin hemşirelikte güç ve güçlenmeye yönelik algı ve deneyimleri: Niteliksel bir çalışma

GİRİŞ VE AMAÇ: Güçlendirme kaliteli bakım hizmeti sunma ve hemşirelerin mesleki gelişimi için önemlidir. Bu doğrultuda yönetici hemşirelerin güç ve güçlenmeyi nasıl algıladıkları kritiktir. Bu çalışma yönetici hemşirelerin hemşirelikte güç ve güçlenmeye yönelik algı ve deneyimlerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Marmara bölgesinin doğusunda bulunan bir kamu hastanesindeki araştırmaya dahil olma kriterlerini karşılayan 15 yönetici hemşire oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Ocak 2023 – Haziran 2023 tarihleri arasında, yüz yüze bireysel derinlemesine görüşme yöntemiyle, "Kişisel Bilgi Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tematik analiz kullanılmıştır. BULGULAR: Yönetici hemşirelerin güç ve güçlendirmeyi daha çok bilgi birikimi, deneyim ve yetkinlikle ilişkilendirdiği, hemşireleri güçlendirmeye yönelik onlara bilgi aktarımı yaparak rol model olmayı önemli buldukları belirlenmiştir. Yönetici hemşirelerin ihtiyaca yönelik çeşitli eğitim faaliyetleri düzenleyerek ve mesleki gelişimlerini destekleyerek hemşireleri güçlendirdiği belirlenmiştir. Yine yöneticiler tarafından maddi destek eksikliğinin, fiziki ortam yetersizliğinin, çalışma sisteminin yoğunluğunun, hemşirelerin bazı bireysel özelliklerinin ve yasal düzenlemedeki yetersizliklerin güçlendirme önünde bir engel olarak görüldüğü ortaya çıkmıştır. SONUÇ: Yönetici hemşirelerin, çalışan diğer hemşireleri güçlendirmeye yönelik önemli roller üstlendiği, beraberinde güçlendirmeye yönelik bazı uygulamalar kullandığı ancak çeşitli faktörlerin hemşirelerin güçlendirilmesi konusunda engel oluşturduğu görülmüş olup, yöneticilerin etkili bir mesleki güçlendirmeye ilişkin program ve stratejiler oluşturması gerekmektedir.

Sefanur Karaca
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın sağlık çalışanlarında ikincil travmatik stres bozukluğu ve merhamet yorgunluğu

GİRİŞ VE AMAÇ: Merhamet yorgunluğu ve ikincil travmatik stres bozukluğu (İTSB), sunulan bakımın merhamet içermesi ve bakım sunma esnasında maruz kalınan acı ve travmatik durumlardan dolayı bakım sunan sağlık çalışanlarında ele alınması gereken önemli konulardan biri haline gelmiştir. Bu araştırma, kadın sağlık çalışanı olarak bakım sunanlarda merhamet yorgunluğu ve İTSB arasındaki ilişkiyi incelemek ve hangi faktörlerin bu oluşum üzerinde etkin rol oynadığını belirlemek amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma Mayıs-Eylül 2022 tarihleri içerisinde Sakarya il merkezinde bulunan bir kamu hastanesinde bakım veren 335 kadın sağlık çalışanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri kadınların tanıtıcı özelliklerini içeren veri toplama formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği (İTSÖ) ve Merhamet Yorgunluğu- Kısa Ölçeği (MY-KÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin bilgisayar ortamında SPSS 24.0, yüzde, t- testi, ANOVA, korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. İstatistiksel olarak anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edildi. BULGULAR: Çalışmamıza katılan kadın sağlık çalışanlarının %50,1'i 18-25 yaş aralığında, %80,9'u lisans veya lisans üstü eğitim seviyesinde ve %67,1'i hemşire idi. Araştırmamızda kadın sağlık çalışanlarının İTSÖ toplam puanı ile MY-KÖ toplam puan aralıkları ve alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler saptanmıştır (p<0,05). Mesleği ve çalıştığı birimi isteyerek tercih etmeyen, özel hayatına zaman ayıramayan, kendilerini tükenmiş hisseden, yaptığı işten doyum almayan ve travma maruziyet öyküsü olan kadın sağlık çalışanlarının hem MY-KÖ hem de İTSÖ puan ortalaması istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). SONUÇ: Araştırmamıza katılan kadın sağlık çalışanlarının merhamet yorgunluğu ve ikincil travmatik stres bozukluğu oluşumu açısından risk altında olduğu görüldü.

Sıdıka Tansu Savran
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Özgül öğrenme bozukluğu olan çocuklarda terapötik hemşirelik girişimlerinin benlik algısı ve ilişkili faktörler üzerine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Nörogelişimsel bir bozukluk olan Özgül Öğrenme Bozukluğu, çeşitli psikososyal güçlüklere neden olur. Multidisipliner yaklaşım ve psikososyal müdahaleler, ÖÖB prognozunda önemlidir. Bu tez çalışmasında; ÖÖB olan çocuklara yönelik hazırlanan, Bilişsel Davranışçı Yaklaşımı ve terapötik hemşirelik girişimleri ile aktivitelerini kapsayan programın, çocukların benlik kavramı, öz yeterlik ve yaşam kalitesi üzerindeki etkiliğinin incelenmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma randomize olmayan, kontrol gruplu, tekrarlayan ölçümlü, yarı deneysel araştırma desenindedir. Öncelikle altı çocuk ve ebeveynin katılımıyla pilot çalışma yapıldı. Çalışmanın örneklemi, müdahale grubunda 25 ve kontrol grubunda 24 çocuktan oluştu. Müdahale grubuna yedi oturumluk, "Özgül Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların Öz Yeterlik ve Benlik Algısını Geliştirme Programı" uygulandı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Veriler bilgi formu, "Piers-Harris Çocuklar İçin Öz Kavramı Ölçeği", "Çocuklar için Öz Yeterlik Ölçeği" ve "Çocuklar İçin Genel Amaçlı Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği" ile toplandı. Tekrarlayan üç ölçüm yapıldı. Normallik varsayımı karşılandığından veriler, Bağımsız Örneklem t Testi ve Tekrarlayan Ölçümlerde Varyans Analizi ile değerlendirildi. BULGULAR: Müdahale grubunda, program öncesine ve kontrol grubuna göre; benlik kavramı, öz yeterlik ve yaşam kalitesi puanlarında anlamlı fark olduğu belirlendi. Ayrıca benlik kavramı, öz yeterlik ve yaşam kalitesi puanlarının önemli bir kısmında; gruplardaki tekrarlı ölçümlerden elde edilen puanlar (Grup) ve gruba bakılmaksızın tekrarlı ölçümler (Zaman) arasında anlamlı fark olduğu, Grup*Zaman etkileşiminin anlamlı bulunduğu tespit edildi. Programa katılan çocukların grupta bulunmaktan ve grup liderinin yaklaşımından memnun oldukları (2,97±0,27) belirlendi. SONUÇ: Programın ÖÖB olan çocuklarda; benlik kavramı ve öz yeterlik düzeylerini arttırdığı, bu artışın izlem ölçümlerinde devam ettiği, yaşam kalitesi düzeylerinin ise müdahale sonrasında yükseldiği, ancak artışın izlem ölçümlerine yansımadığı görüldü.

Psikiyatrik hemşirelik
Emine Cincioğlu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal kanserli hastalarda semptom kümeleme ve fonksiyonel durumun değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Kolorektal kanser dünya çapında üçüncü en yaygın kanser olup, tüm kanser vakalarının yaklaşık %10'unu oluşturur ve dünya çapında kansere bağlı ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir. Kanser tedavisi alan hastalar, hastalık ve tedavi boyunca birden çok rahatsız edici semptomla karşılaşır. Hasta tarafından algılanan ve aynı anda ortaya çıkan akut veya kronik iki ya da daha fazla belirti olarak tariflenen semptom kümeleri, hastaların fizyolojik, psikolojik ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyerek, hastaların yaşam kalitelerini ciddi düzeyde etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, kolorektal kanserli hastalarda semptom kümelerini oluşturmak ve bu semptomların hastaların fonksiyonel durumlarına olan etkisini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanan araştırma Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesinde Tıbbi Onkoloji Servisi, Palyatif Bakım Merkezi ve Kemoterapi Ünitesi'nde yatarak veya ayaktan tedavi gören çalışmaya katılmayı kabul eden 115 hastanın katılımı ile gerçekleşmiştir. Veri toplama aracı olarak; Hasta Bilgi Formu, Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği ve Kanser Tedavisinin Fonksiyonel Değerlendirilmesi-Kolorektal ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS istatistik programı (SPSS-25) kullanılarak analiz edilmiştir. Frekans, yüzdelik analizi, cronbach alfa iç tutarlılık testi, pearson korelasyon testi, bağımsız örneklem t testi, kruskal wallis varyans analizi ve küme analizi (Ward Methot) yöntemleri uygulanmıştır. BULGULAR: Hastaların yaş ortalamalarının 60.75±12.08 olduğu, %55,7'sinin erkek, %44,3'ünün kadın olduğu, %77,4'ünün kolon kanseri olduğu, %47,8'inin kanser tanısının 12 ay ve üzeri zamandır konulduğu, %53,0'ının kanserinin başka bir organa tutunmadığı, %52,2'sinin tedavi yönteminin kemoterapi ve cerrahi olduğu, %74,8'inde kolostomi olmadığı ve %58,7'sinin 1. derece akrabalarının kanser hastası olduğu belirlenmiştir. Hastaların psikolojik semptomlar alt boyutunda hassas olma/hissetme, kendini üzgün hissetme ve kendini sinirli hissetme madde puan ortalamaları ve fiziksel semptomlar alt boyutunda enerji kaybı, halsizlik, ağrı ve ağız kuruluğu puan ortalamalarının yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Semptom kümeleme çalışma sonucumuzda sıklık, sıkıntı, şiddet kümelerinde ortak olarak gastrointestinal semptomlar (ağız kuruluğu, bulantı, kusma, yutma güçlüğü, ishal, kabızlık, şişkinlik), solunum sistemi semptomları (nefes almada güçlük, öksürük) ve emosyonel duruma yönelik (hassas olma/hissetme, kendini üzgün hissetme, kendini uykulu/sersemlemiş hissetme) ile ilgili semptomların en fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Semptomların fonksiyonel durumuna etkisi incelendiğinde; fiziksel semptomlardaki sıklık, şiddet, sıkıntı arttıkça fonsiyonel durumun olumsuz etkilendiği belirtilmiştir (p<0,05). SONUÇ: Çalışmamız sonucunda Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği alt boyutlarının korelasyon değerleri incelendiğinde; Kanser Tedavisinin Fonksiyonel Değerlendirilmesi-Kolorektal alt başlıklarına ait korelasyon katsayılarının hepsinin anlamlı düzeyde ilişkili ve alt boyutlar arasındaki ilişkilerin pozitif yönde olduğu bulunmuştur (p<0.01) (Tablo 8). Kolorektal kanserli hastaların çeşitli semptomları bir arada yaşadığı küme analizlerinde belirlenmiş olup sıkıntı, sıklık ve şiddet kümelerinde ortak olarak gastrointestinal sistem, solunum sistemi ve emosyonel duruma yönelik semptomların daha sık ve şiddetli görüldüğü saptanmıştır. Sonuç olarak hastaların tariflediği semptomların sıklık, şiddet ve sıkıntı düzeyleri arttıkça fonksiyonel durumlarının olumsuz etkilendiği söylenebilir. Hastaların fonksiyonel durumlarını ve yaşam kalitelerini artırmak amacıyla, semptomların ortaya çıkmasını engellemek ve oluşan semptomları erken dönemde tespit etmek için klinikte semptom yönetimine yönelik hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması önerilmektedir.

Belirti ve semptomlarHemşirelik bakımıKolon hastalıkları-fonksiyonel+1
Bahar Emiroğlu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi hastanesinde görevli sağlık çalışanlarının kronotip, uyku kalitesi, yorgunluk ve psikolojik iyi oluş hallerinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Özgeci duygularla görevini yerine getiren sağlık çalışanları COVID-19 pandemi döneminin etkilerinden en çok etkilenen meslek grubudur. Bu çalışmada pandemi hastanesinde görevli sağlık çalışanlarının kronotip, uyku kalitesi, yorgunluk ve psikolojik iyi oluş hallerinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma Sakarya Yenikent Devlet Hastanesi'nde Eylül - Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini pandemi hastanesinde görevli 319 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Piper Yorgunluk Ölçeği, Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği, Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 kullanılmıştır. BULGULAR: Farklı birim ve branşlarda görev yapan ve %65,6'sını kadın cinsiyetinin oluşturduğu toplam 314 sağlık çalışanının; %48,4'ü ara kronotipe, %79'u kötü uyku kalitesine, %82,2'si şiddetli yorgunluğa sahip olduğunu bildirirken Psikolojik İyi Oluş Ölçeği puan ortalaması ise 32,18 olarak hesaplanmıştır. Akşamcıl kronotipe sahip, acil servisler veya 16 saat ve üzeri vardiya sisteminde çalışan katılımcıların yorgunluk düzeyi en yüksek iken uyku kalitesi ve psikolojik iyi oluş düzeyi en düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki incelendiğinde yorgunluk düzeyi ve uyku kalitesi arasında pozitif yönlü ilişki saptanırken psikolojik iyi oluş düzeyi ile negatif yönlü anlamlı ilişki görülmüştür. SONUÇLAR: Çalışmamızda pandemi hastanesinde görevli sağlık çalışanlarının uyku kalitesi, yorgunluk düzeyi ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin olumsuz etkilendiği sonucuna varılmıştır. COVID-19 pandemisinin sağlık çalışanları üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek için gerekli düzenlemelerin yapılmasının bireysel, kurumsal ve toplumsal yarara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Burak Yıldırım
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi ameliyatı geçiren hastaların taburculuktaki öğrenme gereksinimlerinin belirlenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Total diz protezi (TDP) ameliyatı; osteoartrit, romatoid artrit ve gonartroz gibi nedenlerden dolayı uygulanan cerrahi girişimlerden biridir. Taburculuk sonrasında da hastaneye sürekli yatışlar ve buna bağlı enfeksiyon gibi olumsuzlukların önlenebilmesi için verilecek taburculuk eğitiminin hastanın gereksinimlerini karşılaması gerekmektedir. Bu bağlamda bu çalışma TDP ameliyatı geçiren hastaların taburculuktaki öğrenme gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma evrenini bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi ortopedi servisinde 18 yaş ve üzeri total diz protezi ameliyatı geçirmiş hastalar, araştırma örneklemini ise çalışmayı katılmayı kabul eden 60 hasta oluşturdu. Hastalar ile ameliyat sonrası dönemde Kişisel Veri Formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) kullanılarak görüşüldü. BULGULAR: Ameliyat olan hastaların ortalama yaşları 65,03±6,88 olup BKİ ortalaması 29,58±3,52 dir. Hastanede yatış süre (gün) ortalaması 5,30±1,69 iken %78,3'ü kadın, %88,3'üne spinal anestezi uygulanmıştı. Hastaların ve bakım verenlerin hepsi evde bakıma yönelik taburculuk eğitimi almıştı. Hasta öğrenim gereksinimleri ölçek skoru 168,90±32,34 tür. Hastaların ölçek alt gruplarından en yüksek önemlilik düzeyi puanının tedavi ve komplikasyonlar olduğu görüldü. SONUÇ: Hastaların öğrenim gereksinimlerinin orta derecede önemli olduğu saptandı. Spinal anestezi olanların ilkokul ve üstü eğitim durumu olup bekâr olanlar ile geliri giderinden az olanların hasta öğrenim gereksinimleri önemlilik düzeyleri daha yüksek olduğu saptandı. Daha önce ameliyat olmayanların hasta öğrenim gereksinimleri ölçeği alt boyutlarından duruma ilişkin duygular ve tedavi komplikasyonlar alt boyutlarından ameliyat olanlara göre önemlilik düzeyleri daha yüksek olduğu görüldü. TDP ameliyatı olan grup genellikle ileri yaş grubunda olduğundan hemşirelerin ileri yaş grubuna yönelik vücut sistematiğine hâkim olması bakım verirken ve hasta ile iletişime geçerken oldukça önemlidir. Anahtar Sözcükler: Total Diz Protezi, Hasta Öğrenim Gereksinimleri, Taburculuk Eğitimi

GonartrozHasta bakımıHasta beklentileri+2
Emel Ceyhan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların algıladıkları stres durumları ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi

Dünya çapında koroner arter hastalıklarının artması sonucu koroner anjiyografi yapılan hasta sayısındaki artışta kaçınılmaz olmaktadır. Bu nedenle koroner anjiyografi (KAG) uygulanacak hastaların algıladıkları stres durumları ve kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla bu çalışma planlandı.Araştırmanın evreni, bir eğitim ve araştırma hastanesinin koroner yoğun bakım üniteleri oluşturdu. Araşırmada hastalara ''Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Durumluk ve Süreklik Kaygı Ölçeği'' ve ''Algılanan Stres Ölçeği'' uygulandı.Hastaların yaş ortalaması 54,31±12,50 idi. Hastaların %63,2'si erkek, 36,8'i kadındı. %27,8'i lise mezunu, %57,6' sının gelir seviyesi düşüktü. Araştırmaya katılanların %79,2'si evli olup %33,3'ü emekli idi. Katılımcıların %45,8'i sigara kullanmaktaydı. Araştırmada katılımcıların %30,6'sı tanısını bilmemekte olup %64,6'sının başka ek hastalığı vardı. Hastaların %58,3'ü tanı amaçlı KAG olmakla birlikte anjiyo olacağı bölgeyi bilenler %61,8 idi. KAG' nin kasıktan yapılacağını bilenler %48,3 iken koldan yapılacağını bilenler ise %51,7' dir. Tanıyı bilmeyenlerde durumluk kaygı ölçek puanı bilenlere göre daha yüksek iken KAG nedeni kontrol olanlarda durumluk kaygı ölçek puanı girişimsel olanlara göre daha yüksekti. Ayrıca kasıktan anjiyo yapılanlarda algılanan stres ölçek ve algılanan stres alt boyut puanları koldan anjiyo yapılanlara göre daha yüksek olarak bulundu. Hastalık ve koroner anjiyografi hakkında hasta açısından bilinmezlikler, sağlığın sürdürülmesinde hastaların kendisini yetersiz hissetmesi ve stres durumlarını etkilemektedir. Ayrıca anjiyo yapılan bölgenin de kaygı düzeylerini etkilediği saptanmış olup KAG öncesi bakım, KAG sonrası bakımı da etkilemektedir. Bu sonuçlar hastaların kaygı düzeyini etkileyen faktörlerin bilinmesinin önemini bir kez daha vurgulamış, hemşirelerin bu doğrultuda hastalara girişim uygulaması gerektiğini göstermektedir.

Durumluk kaygıHemşirelik bakımıKoroner anjiyografi+2
Ayşe Nur Kadayıf
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebeveynlerde COVİD-19 obsesyonu vekorkusunun çocuklarının ateş yönetimine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Ateş, Çocuklarda Covid-19 enfeksiyonu için en yaygın klinik belirtilerden biri olmakla beraber acil servislerde en sık görülen şikâyetlerden biridir.Bu çalışmadaki amacımız Lee, S. A. (2020) tarafından Kore de geliştirilen Covıd-19 obsesyon Ölçeğinin (OCS; Obsession with Covid-19 Scale) Türk kültürüne uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması ve 1 ay-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin, çocukların ateş yönetiminde COVID-19 obsesyonu Ve korkusunun etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmanın birinci aşaması metodolojik ve kesitsel; ikinci aşaması ise tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu birinci aşamada 450 katılımcı, ikinci aşamada ise 105 ebeveyn oluşturmuştur. Ölçek geçerlilik ve güvenirlik aşamasında veriler Tanıtıcı Bilgi Formu ve Covıd-19 Obsesyon Ölçeği (OCS) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında eğitim öncesi Tanıtıcı Bilgi Formu, Covıd-19 Obsesyon Ölçeği, Covıd-19 Korku Ölçeği ve Ebeveyn Ateş Yönetim Ölçeği (PFMS) uygulanmıştır. BULGULAR: Geliştirilen ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi modeline ilişkin uyum indeksi değerleri χ²/df: 2,475, RMSEA: 0,057, GFI: 0,994, CFI: 0,987, SRMR: 0,024 ve Cronbach alfa katsayısı tüm ölçek için 0,643 olarak saptanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında ailede çocuk sayısı grupları arasında ateş skoru bakımından istatistiksel bir farklılık (p< 0,05).) ve Obsession ile korku skoru arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki görülmüştür (p< 0,05). SONUÇ: Ölçeğin Türk kültürüne uygun geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Covid 19 pandemi sırasında ebeveynlerde obsession ile korku skoru arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki görülmüştür. Anahtar Kelimeler: 1 Ay -5 Yaş Çocuk, Ateş, Covıd-19, Korku, Obsesyon, Ebeveyn Ateş Yönetimi, Ölçek, Geçerlik ve Güvenirlik

Vedat Çınar
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların cinsel mitler, cinsel şiddet ve yardım arama davranışlarının incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Kadınların cinsel mitlere inanışları cinsellikle ilgili sorunlar yaşamalarına, aile içi iletişim problemlerine, cinsel şiddete sebep olabilmektedir. Kadınların maruz kaldıkları cinsel şiddete karşı yardım aramama eğiliminde oldukları belirtilmektedir. Bu araştırma ile Türkiye'deki kadınların cinsel mit inanışları, maruz kaldıkları cinsel şiddeti ve derecesi, cinsel şiddete karşı yardım arama davranışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma, Türkiye'deki 18-65 yaş arası 584 evli kadının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler anket yöntemiyle elde edilmiştir. Veriler toplanırken Yapılandırılmış Bilgi Toplama Formu, Cinsel Mitler Ölçeği, Yakın Partner İlişkilerinde Kadının Maruz Kaldığı Cinsel Şiddet Ölçeği ve Kadına Yönelik Şiddet Derecelendirme Ölçeğinden yararlanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon analizi, bağımlı değişken üzerinde etkili olan faktörlerin incelenmesinde ise lineer regresyon ve lojistik regresyon analizleri kullanılmıştır. BULGULAR: CMÖ ile YPİKMKCŞÖ ve KYŞDÖ arasında pozitif yönde ilişki bulunmuştur. YPİKMKCŞÖ ile KYŞDÖ toplam puanı ve cinsel şiddet alt boyut puanları arasında pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Eşle iletişimin kötü yerine orta düzeyde olması şiddet görmeyi azaltmaktadır (p<0,05). Cinsel ilişki sırasında yaşanan olumsuzluklar şiddet görmeyi arttırmaktadır (p<0,05). KYŞDÖ şiddet görmeyi arttırmaktadır (p<0,05). Yaş, cinsel ilişki sıklığı, cinsel ilişki sırasında sorun yaşama durumu, ilk evlilik yaşı, ilk cinsel ilişki deneyimi, cinsel mit inanışı, YPİKMKCŞÖ şiddet görmeyi etkilememektedir(p>0,05). SONUÇ: Kadınların şiddete ve özellikle cinsel şiddete maruz kalmaları ile cinsel mitlere olan inanışları arasında ilişkinin olduğu ve cinsel mitlere olan inanışın şiddet görmeyi etkilediği söylenebilir. Kadınları maruz kaldıkları cinsel şiddet karşısında yardım arama eğilimleri çok düşüktür.

Buket Tunç Türkyılmaz
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Primipar anne ve bebeklerine uygulanan doğum sonu ten tene temas ile erken kanguru bakımına ilişkin anne deneyimleri

GİRİŞ VE AMAÇ: Doğumdan sonra ten tene temasın kanıta dayalı en iyi uygulama olduğu ve bebek ölümlerinin azalması da dahil olmak üzere kısa ve uzun vadeli sağlık sonuçlarının iyileştirilmesine katkıda bulunduğu kabul edilmektedir. Çalışmanın amacı; primipar annelerin doğum sonu ten tene temas ile erken kanguru bakımına ilişkin anne deneyimleri doğrultusunda hemşireler, ebeler ve ebeveynler için stratejik öneriler sağlamaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Primipar Annelerin Doğum Sonu Ten Tene Temas İle Erken Kanguru Bakımına İlişkin Anne Deneyimlerine yönelik araştırma, yarı deneysel karma desen araştırma olarak yapılmıştır. BULGULAR: Yapılan tematik analiz sonucu üç tema elde edildi. Elde dilen temalar "Annelerin Ten Tene Temas Uygulaması İle İlgili Deneyimleri", "Annelerin Doğum Sonrası Kanguru Bakımına İlşkin Görüşleri", "Annelerin Ten Tene Temas Uygulası ve Kanguru Bakım Önerileri" şeklindedir. TARTIŞMA VE SONUÇ: Erken ten tene temas uygulaması hem ilk kez ebeveyn olacak anneler için hem de yenidoğan için olumlu etkilere sahiptir. (Leblanc & Pelletier, 2020). Ten temas uygulaması ve kanguru bakımı ülkemizdeki sağlık kuruluşlarında yaygınlaştırılmalıdır. Anne ve babalar ve anneye doğum sonrası dönemde destek olacak kişiler ten tene temasın ve kanguru bakımının anne bebek sağlığı açısından yararlarını eğitilmelidir. Hemşire ve ebeler ten tene temas uygulaması ve kanguru bakımı konusunda eğitilmeli ve bu bakımı vermeleri konusunda desteklenmelidirler. Anahtar Kelimeler: Anne Deneyimi, Ebelik, Hemşirelik, Kanguru Bakımı, Ten Tene Temas

Pınar Tabakoğlu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik beceri eğitiminde iki farklı öğretim yaklaşımının objektif performans, öz düzenlemeli öğrenme ve memnuniyete etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Hemşirelik eğitimi, klinik becerilerin etkili bir şekilde öğretilmesini gerektirir. Geleneksel yöntemlerin yanı sıra yenilikçi yaklaşımların da kullanılması öğrenmeyi desteklemektedir. Bu çalışmanın amacı, üriner kateterizasyon beceri öğretiminde Peyton ve Halsted öğretim yöntemlerinin etkinliğini karşılaştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma, randomize kontrollü deneysel olarak, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında, Doğu Marmara bölgesindeki bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi hemşirelik bölümü birinci sınıf öğrencileriyle gerçekleştirilmiştir. Toplam 217 öğrenci, girişim grubu (109) ve kontrol grubu (108) olarak belirlenmiştir. Girişim grubuna Peyton'un 4 adımlı yöntemi, kontrol grubuna ise Halsted yöntemi uygulanmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Klinik Hemşirelik Uygulamalarında Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği, Memnuniyet (VAS) Skalası, Üriner Kateterizasyon Bilgi Ön ve Son Testi, Üriner Kateterizasyon Beceri Kontrol Listesi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. BULGULAR: Girişim grubunun yaş ortalaması 19,89±1,85, kontrol grubunun 20,05±2,22 olarak belirlenmiştir. Girişim grubunun bilgi test puanları 55,5'ten 77,7'ye yükselirken, kontrol grubunda 51,9'dan 65,2'ye çıkmıştır. Anlamlı farklılığın girişim grubundaki daha fazla olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Öz düzenleme öğrenme puanları girişim grubunda 64,49±7,56, kontrol grubunda 61,56±8,94'tür (U:-2,319, p<0,05). Girişim grubunun beceri puanları 83,87±7,28, kontrol grubunun ise 70,52±9,53'tür (p<0,05). Girişim grubu memnuniyet düzeyi 6,35±1,89, kontrol grubu ise 5,23±2,27 olup anlamlı farklılık saptanmıştır (t:-3,095, p<0,05). SONUÇ: Üriner kateterizasyon beceri öğretiminde Peyton modelinin etkisi daha fazla bulunmuştur. Hemşirelik eğitiminde Peyton modelinin kullanımının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik Eğitimi, Üriner Kateterizasyon, Peyton Modeli, Halsted Modeli, Laboratuvar Uygulamaları

Merve Şahin
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda perkütan trakeotomi açılan hastaların erken dönem komplikasyonlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Trakeotomi, perkütan tekniklerin gelişmesi ile birlikte yoğun bakım ünitelerinde yaygın şekilde uygulanmaya başlanmıştır. Yaygınlaşan bu uygulamada erken dönem komplikasyonların tanımlanması ve yönetilmesinde yoğun bakım hemşiresi aktif rol almaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı önceden eğitim verilerek bilgileri güncellenen hemşirelerin bakım verdiği yoğun bakımda perkütan trakeotomi uygulanan hastaların erken dönem komplikasyonlarını değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma, yoğun bakımda çalışan 54 hemşire ve perkütan trakeotomi açılan 32 hasta ile gerçekleştirildi. Veri toplamada araştırmacılar tarafından literatüre ve kılavuzlara göre geliştirilen; "Hemşire Bilgi Formu", "Hasta Bilgi Formu", "Trakeotomi Bakımı Anket Formu", "Hasta İzlem Formu", "Erken Dönem Komplikasyon İzlem Formu" kullanıldı. Kategorik değişkenler için frekans dağılımı, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca non-parametrik analizlerden yararlanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Pearson ki-kare testi ve Fisher exact testi kullanıldı. İstatistiksel analiz SPSS v.21 programında yapıldı. BULGULAR: Katılımcı hemşirelerin trakeotomi bakımına yönelik bilgi puan ortalaması ön testte 13,83±2,55 iken anlamlı bir farkla son testte 16,61±1,61'dir. Ön test ve son test puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Hastaların (n=32) ise %6,3'ünde minör kanama, %3,1'inde majör kanama, %3,1'inde stoma enfeksiyonu saptandı. SONUÇ: Yoğun bakım hemşirelerinin trakeostomi bakımına yönelik bilgi düzeyleri orta seviyedeydi ve eğitim sonrası bilgi düzeylerinin arttığı görüldü. Erken dönem komplikasyon görülme sıklığı literatürle uyumlu olarak düşük bulundu. Bakım kalitesinin artması için hemşirelerin düzenli olarak eğitim almaları önemlidir.

Derya Kurak
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin kritik hastalarda enteral ve parenteral beslenme desteği konusundaki uygulamalarının ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Kritik hastalarda beslenmenin sürdürülmesinde yoğun bakım hemşirenin rolü çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı yoğun bakım hemşirelerinin kritik hastalarda enteral ve parenteral beslenme desteği konusundaki uygulamalarının ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma 193 hemşire ile gerçekleştirildi. Anket formu kanıta dayalı rehberlerden yararlanılarak hazırlandı. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımı, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler verildi. İki grup arasındaki fark olup olmadığı bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup arasında fark olup olmadığı tek yönlü varyans analizi yapılarak test edildi. Varyans homojenliği için Levene testine, ardından farklılığın hangi grup ya da gruplardan kaynaklandığı "çoklu karşılaştırma testi" ile kontrol edildi. BULGULAR: Yoğun bakım hemşirelerinin enteral bilgi puanı 67,81±8,90, parenteral bilgi puanı 70,12±8,97 olduğu görüldü. Hemşirelerin tanıtıcı ve mesleki özellikleri ile enteral bilgi puanı arasında; YBÜ türü yönünden anlamlı derecede bir fark bulundu (p<0,05). Diğer parametreler açısından fark bulunmadı (p>0,05). Hemşirelerin tanıtıcı ve mesleki özellikleri parenteral bilgi puanı arasında; yaş, cinsiyet, medeni durum, hemşirelikte toplam hizmet süresi, yoğun bakım ünitesinde toplam çalışma süresi, enteral ve parenteral beslenme konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünme puanı arasında parenteral bilgi puanı yönünden anlamlı derecede fark bulundu (p<0,05). Diğer parametreler açısından fark bulunmadı (p>0,05). SONUÇ: Araştırma sonuçları yoğun bakım hemşirelerinin güncel literatür ve rehberler eşliğinde, bilgilerinin güncellenmesine, hizmet içi eğitimlerin planlanmasına, akademik bilimsel toplantılara, kurs, seminer, kongre vb. katılımlarının sağlanmasına gereksinimi olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Enteral Beslenme, Kritik Hasta, Malnütrisyon, Parenteral Beslenme, Yoğun Bakım Hemşireliği

Enteral beslenmeParenteral beslenme
Coşkun Ermin
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme kanseri tedavisini tamamlamış bireylerde fiziksel aktivite mobil uygulamasının geliştirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Meme kanserli bireylerde fiziksel aktiviteyi ölçmek ve fiziksel aktivite davranışlarını teşvik etmek için mobil sağlık teknolojileri giderek daha fazla kullanılmaktadır. Fiziksel aktivitenin meme kanseri tedavisinden sağ kalan bireylerdeki faydalarına karşın, bireylerin çoğu yeterince aktif değildir. Araştırmanın amacı meme kanseri tedavisini tamamlamış bireylerin fiziksel aktivitelerini geliştirmeleri için bir mobil fiziksel aktivite uygulaması geliştirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Mobil uygulama geliştirmeyi amaçlayan bu araştırma Aralık 2023-Kasım 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Etik kurul onayı alındıktan sonra, geliştirilecek fiziksel aktivite uygulamasının özelliklerinin belirlenmesi amacıyla meme kanseri tedavisini tamamlamış 10 bireyle ön görüşme gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Ön Görüşme Formu ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form kullanıldı. Ardından flutter teknolojisi kullanılarak bir fiziksel aktivite uygulaması geliştirildi. BULGULAR: Ön görüşmeye katılan bireylerin %60'ının fiziksel aktivite düzeyi "inaktif"tir ve bireylerin yarısı "şu anda herhangi bir egzersiz aktivitesi yapmadığını" bildirdi. Katılımcıların %50'si mobil ve internet teknolojisine "çok ilgili" olduklarını bildirmesine karşın, sadece %20'si fiziksel aktiviteyi desteklemek için cep telefonu uygulaması kullandığını belirtti. Bu bağlamda geliştirdiğimiz uygulama, profil bilgilerinin girilmesi ve düzenlenmesi, fiziksel aktivite süresi, harcanan kalori ve adım sayısı bilgilerinin görüntülenmesi, fiziksel aktivite günlerinin eklenmesi ya da düzenlenmesi gibi özelliklere sahiptir. SONUÇ: Meme kanseri tedavisini tamamlamış bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin yetersiz olduğu tespit edildi. Bu bağlamda uygulamanın, meme kanseri tedavisini tamamlamış bireylerde fiziksel aktivite düzeylerini artırması ve fiziksel ve psikososyal sağlık ile genel yaşam kalitesi gibi sağlıkla ilgili sonuçları iyileştirmesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, hayatta kalanlar, fiziksel aktivite, mobil uygulamalar, hemşirelik bakımı

Aysel Gül
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde internet kullanımının genel psikolojik belirtiler ve sosyal fobi ile ilişkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Literatürde internet kullanıcılarından %3 ile 55'inin problemli internet kullanıcısı olduğu ve bu oranların katılımcıların yaşadıkları ülkeye ve toplumsal statülerine göre değişmekte olduğu saptanmıştır. Problemli internet kullanımının sosyal kaygı–kaçınma vb. psikolojik belirtilere yol açtığı gösterilmiştir. Çalışmamızda üniversite öğrencilerinde, genel psikiyatrik belirtiler ve sosyal kaygı bozukluğu ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel olarak planlanan çalışma, 2015-2016 öğretim yılında Yalova Üniversitesi'nde okuyan öğrenciler arasında yapıldı. Örneklemi, tabakalı rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak araştırmayı kabul eden 510 öğrenci oluşturmuştur. Psikiyatrik hastalığı olan 4, verileri uygun doldurmayan 46 öğrenci çalışma dışı bırakılarak 460 öğrenciye ait veriler değerlendirmeye alındı. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan, Sosyo-demografik Veri Formu ile daha önce geçerlilik ve güvenirlikleri yapılmış olan Problemli İnternet Kullanım Ölçeği, Belirti Tarama Testi (SCL-90) ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis varyans analizi ve Spearman korelasyon testleri ile değerlendirilmiştir. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro–Wilks testi kullanılarak denetlendi. Ölçeklerin güvenirlikleri araştırılırken cronbach alpha değerlerinden yararlanıldı. BULGULAR : Çalışmaya katılan öğrencilerin %50,7'sinin kız, %49,3'ünün erkek olduğu, %34,8'inin interneti günde 2-4 saat arası, %28,3'ünün 4-6 saat arası, %18,7'sinin 6 saat ve üstü kullandığı saptandı. Çalışmada kullanılan ölçeklerin cronbach's alpha katsayıları 0,90 ≤ α ≤ 1,00 aralığında bulundu. Öğrencilerin problemli internet kullanımı puan ortalaması 68,25±23,718'dir (Min. 33, max 161). PİK ölçeğinin toplam puanı ile internet kullanım sıklığı ve öğrencilerin sınıfı, maddi durumu ve kiminle yaşadığı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). SCL-90 toplam puanı, PİK toplam puanı ile LBW Sosyal Kaygı Ölçeği ve bunların alt ölçekleri arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05). Araştırma sonucunda, korelasyon katsayıları sırasıyla; SCL-90 toplam puanı 0,440, LBW toplam puanı 0,441, SCL-depresyon 0,403, SCL-anksiyete 0,408, LBW kaygı 0.414, SCL-fobi 0,425, LBW kaçınma 0,437, SCL-psikotizm 0,452 olarak bulunmuştur. SONUÇ: Araştırma sonucunda, interneti kötüye kullanmaları ve uzun süre geçirmeleri nedeniyle üniversite öğrencilerinin problemli internet kullanımı açısından riskli gruplar arasında olduğunu söyleyebiliriz. Problemli internet kullanımı arttıkça davranış bozukluklarının, genel psikolojik belirtilerin ve sosyal fobinin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır.

BağımlılıkBelirti ve semptomlarFobiler+6
Zeynep Kılıç
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Erkek üniversite öğrencilerinde depresyon, rol normları ve psikolojik yardım arama tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Erkeklerde depresyonun, dışsallaştırılmış semptomlar ile seyrettiği, üniversite öğrencilerinde akademik başarıyı olumsuz etkilediği ve erkeksi normları benimseyenlerin yardım aramada olumsuz tutum sergiledikleri belirtilmektedir. Çalışmada, Erkekler İçin Depresyon Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması, erkek üniversite öğrencilerinde depresyon, rol normları ve psikolojik yardım arama tutumu arasındaki ilişkinin araştırılması hedeflenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma, Şubat 2018-Nisan 2018 tarihleri arasında, Ordu Üniversitesi Cumhuriyet Yerleşkesinde öğrenim gören 674 erkek öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler, metodolojik aşamada Görüşme Formu I, Erkekler İçin Depresyon Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği, ikinci aşamada Görüşme Formu II, uyarlanan Erkekler İçin Depresyon Ölçeği, Erkek Rolleri Ölçeği ve Profesyonel Psikolojik Yardım Almaya Karşı Tutum Ölçeği-Kısa Formu ile toplanmıştır. Veriler, IBM SPSS 23 ve AMOS 23 programlarına aktarılarak, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntemlerden yararlanılarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Çalışmada, Erkekler İçin Depresyon Ölçeğinin 18 maddelik iki faktörlü yapısının geçerli ve güvenilir olduğu, öğrencilerin çoğunluğunun (%69) psikolojik yardıma ihtiyaç duyduklarında informal kaynakları tercih ettikleri saptanmış, erkeksi depresif semptomlar ile psikolojik yardım almaya karşı tutum arasında ilişki görülmemiştir. Diğer taraftan, psikolojik yardım almaya karşı tutumun, benimsenen eril normlar, sertlik ve kadınsılık karşıtlığı normları ile negatif yönde; içselleştirilmiş depresif semptomların, benimsenen erkeksi normlar ile pozitif yönde düşük seviyede anlamlı ilişkide olduğu saptanmıştır (p<0,05). SONUÇ: Erkekler İçin Depresyon Ölçeğinin 18 maddelik yapısı erkeksi depresif semptomları değerlendirmede, geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Erkek üniversite öğrencilerinin benimsedikleri geleneksel eril normlar arttıkça içselleştirilmiş depresif semptomları artmaktadır, kadınsı davranıştan kaçınma tutumu içinde olma, duygusal ve fiziksel olarak sert görünme endişesi arttıkça psikolojik yardım arama tutumları azalmaktadır. Bu sonuçlar, ruh sağlığı alanında çalışan profesyonellerin genç erkeklerde depresif semptomatoloji, eril normlar ve yardım aramada ruh sağlığı hakkında farkındalık kazandırılması açısından önemlidir.

Depresif bozuklukDepresyonDepresyon+6
Bedia Tarsuslu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı öncesi hastaların kaygı düzeylerinin ameliyat sonrası ağrı, dispne, bulantı-kusma ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada açık kalp ameliyatı öncesi hastaların kaygı düzeylerinin ameliyat sonrası ağrı, dispne, bulantı-kusma ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma, etik kurul onayı alındıktan sonra Eylül 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında, açık kalp ameliyatı geçiren 77 hastayla gerçekleştirildi. Ameliyat öncesi "Ameliyata Özgü Kaygı Ölçeği (AÖKÖ)" ve hasta bilgi formu; ameliyat sonrası yoğun bakımdan servise nakledildikten sonraki 3 gün içerisinde "Görsel Ağrı Ölçeği (GAÖ)", dispne için "Modifiye Borg Skalası", "Rhodes Bulantı-Kusma ve Öğürme İndeksi (BKÖİ)" ve "Morisky-8 Tedaviye Uyum Ölçeği (MMAS)" uygulandı. Veriler, ortalama, standart sapma, frekans dağılımı, mann whitney u, spearman korelasyon ve kruskal wallis testleriyle değerlendirildi. BULGULAR: Katılımcıların yaş ortalamasının 58,63±11,85, %72,7'sinin erkek, %46,8'inin fazla kilolu olduğu tespit edildi. %58,4'üne koroner arter bypass greft ameliyatı uygulandığı, ameliyattan sonra en fazla solunum sıkıntısı (%22,1) ve ayağa kalkınca baş dönmesi (%22,1) yaşadıkları belirlendi. Ölçeklerden elde edilen puan ortalamalarına göre; ağrı dereceleri 1,94, dispne şiddeti 0,91, kaygı düzeyi 22,69, BKÖİ toplam sıkıntı puanı 0,51, MMAS ortalamaları ise 5,39 olarak ölçüldü. Kadınların AÖKÖ ve BKÖİ toplam sıkıntı puan medyanları erkeklere göre, ilaç kullanmayanların AÖKÖ puan medyanı ilaç kullananlara göre, daha önce ameliyat olanların BKÖİ toplam sıkıntı puan medyanları daha önce ameliyat olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,05). Ölçekler arası ilişkiye bakıldığında ağrı derecesi ile borg skalası arasında orta seviyede, ağrı derecesi ile BKÖİ arasında düşük seviyede pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). SONUÇ: Açık kalp ameliyatı öncesi hastaların orta düzeyde kaygı yaşadığı belirlenmiş olup, ameliyat sonrası ağrı arttıkça dispne şikâyetinin ve bulantı kusmanın da arttığı saptandı. Ancak kaygı ile ağrı, dispne, bulantı-kusma ve tedaviye uyum arasında ilişki bulunmadığı belirlendi. Anahtar Sözcükler: ağrı, anksiyete, bulantı, dispne, tedaviye uyum

AnksiyeteAğrıCerrahi+7
Özge Yaman
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Bariyatrik cerrahi hastalarında hemşirelik danışmanlığının beden imajı, depresyon, yeme özellikleri, yaşam kalitesi ve konfor düzeyi üzerine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma, bariyatrik cerrahi hastalarına verilen eğitim ve hemşirelik danışmanlığının hastaların beden imajı algıları, depresyon durumları, yeme özellikleri, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite düzeyleri, konfor düzeyleri ve komplikasyon görülme durumlarına etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü, ön test-son test tekrarlayan ölçümlü deneysel model kullanılan çalışma, Mart 2017 - Mayıs 2018 tarihleri arasında, Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde 25 girişim, 26 kontrol grubu hastasıyla gerçekleştirildi. Eğitim kitabı ve video CD kullanılarak ameliyat öncesi 2, ameliyat sonrası 4 oturum şeklinde bireysel olarak eğitim ve danışmanlık hizmeti verildi. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 1.ay, 3.ay ve 6.ayda değerlendirmeler yapıldı. Veriler Hasta Bilgi Formu, Beden İmajı Doyum Ölçeği (BİDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Yeme Bozukluğunu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA) ve Konfor Skalası ile toplandı. Vücut kompozisyonu, yaşamsal bulguların ölçümü ve hekim tarafından istenilen kan tetkik sonuçlarının takibi yapıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Pearson Ki-kare, Fisher Exact, Mann Whitney U, Wilcoxon Signed Rank, McNemar Ki-kare ve Friedman Testleri kullanıldı. BULGULAR: Ameliyat sonrası 6.ay izleminde girişim grubunun BİDÖ, SF-36 Fiziksel ve Mental Komponent, UFAA Toplam, Yürüme, Orta ve Şiddetli Aktivite, Sosyal ve Çevresel Konfor puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek, BDÖ, YBDÖ Toplam, Kilo Endişeleri, Kısıtlama alan puanları anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Girişim grubunda kaybedilen fazla kilo miktarı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti(p<0,05). Girişim ve kontrol grubunun yaşam bulguları ve komplikasyon görülme oranlarında bir fark görülmedi (p>0,05). SONUÇ: Sonuçlar bariyatrik cerrahi hastalarına uygulanan EDH programının etkin bir program olduğunu destekledi. Anahtar Kelimeler: Obezite cerrahisi, Sleeve gastrektomi, Hasta eğitimi, Danışmanlık, Hemşirelik bakımı

Beden imajıDanışmanlık hizmetleriDepresyon+7
Esra Usta
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Palyatif bakım hastalarında watson'ın insan bakım modeline temellendirilmiş hemşirelik bakımının dispne yönetimi, anksiyete ve yaşam kalitesine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: : Araştırma; palyatif bakım hastalarında Watson'ın İnsan Bakım Modeline (İBM) temellendirilmiş hemşirelik bakımının dispne yönetimi, anksiyete ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla kontrollü deneysel olarak yapıldı. GEREÇ YÖNTEM: Araştırma, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Korucuk Kampüsü, Sakarya Akyazı Devlet Hastanesi ve Sakarya Hendek Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisinde Eylül 2017-Haziran 2018 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmanın örneklemini 32 kontrol ve 32 müdahale grubu olmak üzere toplam 64 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında; hasta bilgi formu, vizüel analog skala (VAS), modifiye borg ölçeği, medıcal research councıl dispne ölçeği (MRCS), beck anksiyete ölçeği (BAÖ), hastane anksiyete ve depresyon ölçeği (HAD), SF-36 yaşam kalitesi ölçeği ve hastanın hemşirelik bakımını algılayış ölçeği (HHBAÖ) kullanılarak toplandı. BULGULAR: İBM'ye temellendirilerek verilen hemşirelik bakımının müdahale grubunda; ikinci ölçüm VAS puan medyanlarının, ikinci ölçüm modifiye borg ölçeği puan medyanının, MRCS ikinci ölçüm medyanlarının, BECK anksiyete ikinci ölçüm medyanlarının ve HAD ikinci ölçüm medyanlarının kontrol grubundaki hastalara göre anlamlı derecede daha düşük olduğu görüldü (p<0.05). Müdahale grubunun SF-36 ölçeği mental ve fiziksel ana boyut ikinci ölçüm medyanları kontrol grubundaki hastalara göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0.05). Müdahale grubundaki hastaların, hemşirelik bakımından memnuniyet düzeylerinin (HHBAÖ ikinci ölçüm medyanları) kontrol grubundaki hastalara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). SONUÇ: Çalışma sonucunda; Watson İBM'ye temellendirilmiş hemşirelik bakımının hastaların dispne ve anksiyete düzeylerini azalttığı, yaşam kaliteleri ve hemşirelik bakımından memnuniyet düzeylerini artırdığı belirlendi. Anahtar kelimeler: Anksiyete, Dispne, Hemşirelik, Palyatif bakım, Yaşam kalitesi

AnksiyeteDispneaHasta bakımı+6
Ahmet Seven
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp cerrahisi sonrası yapılan akupresür uygulamasının ağrı, anksiyete ve uyku kalitesi üzerine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Koroner arter hastalıklarının artışıyla birlikte cerrahi tedavi uygulamaları da artmaktadır. Kalp cerrahisi uygulanan hastalarda anksiyete, ağrı ve uyku problemi yaygın görülen semptomlar arasındadır. Bu semptomların iyi yönetilebilmesi iyileşme sürecini için önemlidir. Çalışmanın amacı akupresürün kalp cerrahisi sonrasında ağrı, anksiyete ve uyku kalitesi üzerine olan etkisini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirildi. Akupresür ve standart bakım uygulanan deney grubu (n=50) ve sadece standart bakım uygulanan kontrol grubu (n=50) olmak üzere toplam 100 açık kalp cerrahisi hastası çalışmaya alındı. Hastaların ağrı, anksiyete ve uyku düzeyi, cerrahi kliniğe geldikleri gün başlayarak 3 gün boyunca kontrol edildi. Ağrı görsel analog skala (VAS) ile, anksiyete BECK Anksiyete Skalası ve görsel analog skala (VAS-A), uyku Richard's Campell Uyku Ölçeği (RCUÖ) ile değerlendirildi. BULGULAR: Çalışma kapsamına alınan tüm hastaların %97'sinin (n:97) ağrı şikâyeti olduğu belirlendi. Örneklem grubunda ağrısı olanların VAS Ağrı Skoru ortalaması 4,38±1,19 iken, bu ortalama müdahale grubunda 4,46±1,19, kontrol grubunda 4,30±1,19 olarak değişiklik gösterdi. Örneklem grubunun ilk değerlendirmedeki VAS Anksiyete Skoru ortalama 5,33±0,85 iken bu ortalamanın müdahale grubunda 5,62±0,63, kontrol grubunda ise 5,04±0,94 olduğu görüldü. Uyku probleminin örneklem grubunun %92'sinde (n:92) görüldüğü belirlendi. Örneklem grubunun ilk değerlendirmedeki RCUÖ Uyku Ölçeği puanının ortalama 184,20±69,66 iken bu ortalamanın müdahale grubunda 177,00±64,12, kontrol grubunda ise 191,30±74,77 olduğu görüldü. Müdahale grubunun VAS ağrı puanının, VAS-A anksiyete ve BECK anksiyete puanının akupresür uygulaması ile birlikte tekrarlayan ölçümlerde istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı şekilde azaldığı saptandı. Akupresür uygulaması ile birlikte uyku derinliğinin, uykuya dalma kalitesinin ve uyku kalitesinin istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı şekilde arttığı tespit edildi. Bununla birlikte gece uyanma sıklığı ve gece uyanık kalma süresi istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı şekilde azaldığı belirlendi. SONUÇ: Kalp cerrahisi sonrası cerrahi klinikte takip edilen hastalarda, St6, GB20, MC6, H7 noktalarına uygulanan akupresürün, hastaların ağrı düzeyini azalttığı, anksiyete düzeyini azalttığı ve uyku kalitesini arttırdığı görüldü. Akupresürün kullanımı kolay ve etkili bir uygulama olabileceği ve klinikte sağlık profesyoneli tarafından kullanımının mümkün olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Akupresür, kalp cerrahisi, ağrı, anksiyete, uyku

AkupresürAnksiyeteAğrı+5
Sevim Şen
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal cerrahi sonrası sakız çiğnemenin bağırsak fonksiyonlarına etkisinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Günümüzde güvenilir, etkin bir tedavi yöntemi olarak görülen ve yaygın olarak yapılan cerrahi girişimlerin sonrasında bağırsak hareketlerinin mümkün olan en erken zamanda başlaması istenilen bir durumdur. Dolayısıyla bu çalışma, abdominal cerrahi girişim uygulanan hastalarda ameliyat sonrası dönemde sakız çiğnetilmesinin ilk gaz, gaita çıkarma ve taburcu olma için geçen süreye etkisini belirlemek amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü deneysel araştırma yöntemi ile planlanan çalışma, Eylül 2015-Haziran 2016 tarihleri arasında mide ve ince/kalın bağırsak cerrahisi uygulanan 100 hasta ile yapıldı. Hastalar basit rasgele örnekleme yöntemi ile ameliyat sırasına göre 50 müdahale, 50 kontrol grubuna ayrıldı. Müdahale grubuna nazogastrik sondaları çıkarıldıktan sonra günde üç kez 45'er dakika olacak şekilde, hastalar ilk gazlarını ve gaitalarını çıkarana kadar şekersiz sakız çiğnetildi. Her iki gruptaki hastaların ilk gaz, gaita çıkarma süreleri ve bağırsak sesleri veri toplama formuna kaydedildi. Verilerin analizi, SPSS 23 programı ile bağımsız gruplar t testi, ANOVA testi, Pearson korelasyon ve bağımlı gruplar t testi kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Araştırmada müdahale grubu ile kontrol grubu arasında gaz gaita çıkarma süresi ile taburcu olma süresi bakımından istatistiksel anlamda farklılık bulundu (p<0,05). Müdahale grubundaki hastaların ortalama gaz çıkarma süresi 60,06 saat iken kontrol grubundakilerin 79,26 saat, müdahale grubundaki hastaların ortalama gaita çıkarma süresi 75,40 saat iken kontrol grubundakilerin 98,40 saat, müdahale grubundaki hastaların ortalama taburcu olma süresi 97,32 saat iken kontrol grubundakilerin 117,74 saat olarak tespit edildi. SONUÇ: Bu çalışma sonucuna göre, abdominal cerrahi sonrası sakız çiğnetilen hastaların daha erken gaz, gaita çıkardığı ve daha kısa sürede taburcu oldukları görüldü. Dolayısıyla sakız çiğnemenin erken beslenmeye uygun olmayan hastalar için oldukça güvenli, kolay, ucuz ve tolere edilebilen alternatif bir yaklaşım olduğu düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: abdominal cerrahi, bağırsak hareketleri, sakız çiğneme, gaz ve gaita çıkarma, taburculuk

BağırsaklarCerrahiCerrahi-abdominal+6
Nursen Uçar
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2018
00