
1.517
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Din anlayışı açısından 1982 sonrası yayımlanan din öğretimi ders kitapları
Eğitim tarihinin başlangıç noktasının aynı zamanda din eğitimi tarihinin de başlangıcını oluşturduğu söylenebilir. Ne var ki binlerce yıldır bilimsel anlamda dönüşüp gelişerek gelen eğitim tarihi sürecine karşılık din eğitimi bu süreçleri aynı ivmede gerçekleştirememiştir. Bunun temel nedenlerinin başında din eğitiminin içinde bulunduğu ülkenin tarihsel, kültürel, siyasal ve ekonomik gelişim süreçlerinden doğrudan etkilenmesidir. Ülkemizde de 1982 yılından sonra zorunlu olarak ilk ve ortaöğretim düzeyinde okutulmaya başlayan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin içinde bulunduğu dönemin siyasal ve kültürel atmosferden etkilenip etkilenmediği sorusu akıllara gelmektedir. Dolayısıyla bu etkinin açık ve anlaşılır şekilde ortaya konulabilmesi için, birebir öğrencinin de muhatap olduğu ders kitaplarındaki din anlayışlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Çalışmamızda da bu bağlamda öncelikle 1982'den günümüze kadar yayımlanmış ve okullarda okutulan DKAB ders kitaplarından bir örneklem oluşturulmuş, bu kitaplardaki din anlayışları üzerinden dönemsel dönüşümün ortaya konması hedeflenmiştir. Çalışma, amaç, önem, literatür, yöntem ve din anlayışlarıyla ilgili tasnifleri içeren bir giriş ve ilkokul, ortaokul ile lise ders kitaplarının din anlayışı açısından incelenmesini içeren iki ana bölümden oluşmaktadır. Din anlayışları ve dönemsel ayrımlar bağlamında yapılan bu çalışmada, belirli dönemlerde belirli din anlayışlarının nispeten daha ön planda tutulduğu sonucuna varılmış, dönemin siyasal, kültürel ve bilimsel altyapısının ders kitaplarına doğrudan yön verdiği tespit edilmiştir.
Türkiye'de laiklik anlayışının dönüşümü: Ali Fuat Başgil örneği
Bu araştırmada Türk toplumundaki laiklik anlayışı ve dönüşümü Ali Fuat Başgil'in din ve laiklik anlayışı çerçevesinde incelenmiştir. Araştırmanın amacı, laikliğin Türkiye'deki tarihsel gelişimini Osmanlı ve modernleşme hareketlerinden itibaren ortaya çıkan gelişmeler ışığında ele alarak Türk toplumundaki laiklik anlayışının dönüşümünde Ali Fuat Başgil'in rolünü ortaya koymaktır. Ayrıca demokratik bir hukuk devletinde laikliğin, din hürriyetinin ve diğer tüm hürriyetlerin teminatını sağlayacak müesseselerin ne olduğunu ortaya koymak çalışmanın bir diğer amacıdır. Başgil 'in laiklik ve din anlayışı hakkında yapılan çalışmalara bakıldığı zaman ortaya koyduğu laiklik modeli sistemsel olarak incelenmiş fakat bu laik sistemi demokratik bir hukuk devletinde neyin ayakta tutacağına ve hürriyetlerin teminatı olacak kurumların ne olduğuna değinilmemiştir. Bu açıdan çalışma alandaki eksikliğin giderilmesi ve tartışmalara katkı sağlanması adına önemlidir. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden doküman taraması kullanılmıştır. Elde edilen veriler ise çözümlenerek araştırmanın amaçlarına uygun bir şekilde başlıklandırılmıştır. Elde edilen veriler ışığında, laikliğin dinsizlik olmadığı, ülkelere göre farklılıklar taşıdığı ve ibadet, iman, yayın, talim ve tedris başta olmak üzere dini alandaki özgürlüklerin teminatı olduğu anlaşılmıştır. Din ve devletin, birbirlerinin özgürlük ve egemenlik alanlarına müdahale etmeden birlikte var olabilecekleri görülmüştür. Demokratik sistemlerde, hürriyetlerin sağlanması noktasında laiklik ve din hürriyetinin yasalar tarafından tanımlanmasının yeterli olmadığı ve çoğunluğun gücünü elinde tutan ideolojik hükümet sistemi karşısında hürriyetleri koruyacak kurumlardan en önemlisinin Anayasa Mahkemesi olduğu görülmüştür. Başgil'in fikirleri, eserleri ve mücadelesiyle ortaya koyduğu teorik ve pratik boyuttaki öneri ve çözümlemelerinin geçmiş, günümüz ve gelecek adına önemi üzerine vurgu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Laiklik, Anayasa Mahkemesi, Din Hürriyeti, Ali Fuat Başgil
Erken çocuklukta dini sembollerin anlamı: Cami örneği
Erken çocukluk dönemi olarak isimlendirilen 2-6 yaş dönemi gelişim açısından insan hayatında önemli bir zaman dilimini içerir. Çocuklar bu dönemde duyuşsal bilgiyi fiziksel eylemle bir araya getirir ve dünyayı mevcut anlamının ötesinde algılar. Kelimeler, imgeler ve çizimler yoluyla sembolik düşünceyi kendi dünyasında inşa eder. İnsanoğlu problemlerin üstesinden gelmeyi Allah ve yarattıkları arasında kurduğu bağ ile de öğrenir. Bu bağ sembolik dil vasıtasıyla insanoğlu tarafından geliştirilir. Erken çocukluktan itibaren aile ve din eğitimi veren diğer kurumlar bu bağın gelişmesine etki etme gücüne sahiptir. Aynı zamanda çocuğun öğrendiği her yeni bilgi ve karşılaştığı her nesne zihninde şematik bir varlık gösterir. Her şema bir önceki şema ile ilişki içerisindedir. Çocuk büyüdükçe ve nesne duyarlılığı arttıkça ilişki kurduğu şey ve temsil ettiği anlam arasındaki ilişkiyi kavrayabilme yetisi de artar. Böylelikle karşılaştığı sembolleri anlayabilmesine ve anlamlandırabilmesine zemin hazırlanmış olur. Bu bağlamda camiler de çocukların karşılaşabilecekleri ve ilişki içerisinde bulunabilecekleri İslam dinine ait önemli somut sembollerden biridir. Çocukların cami sembolü ile karşılaştıklarında geliştirdikleri duygu ve düşüncelerin, yetişkinlik döneminde hatırı sayılır bir yere sahip olması beklendiğinden bu ilişkinin içeriğinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada da erken çocukluk dönemi çocuklarının zihin dünyalarında sembolik düşüncenin gelişimi araştırılmıştır. Çocukların dini duygu ve düşüncelerinin gelişiminde İslam'ın somut sembollerinden olan caminin rolü ortaya konmak istenmiştir. Anahtar kelimeler: Din Eğitimi, Erken Çocukluk, Dini Gelişim, Dini Sembol, Cami
Çalışma ahlakı, zihniyet ve din: Adana'daki hisse senedi yatırımcıları örneği
Din ile ekonomi arasındaki ilişki, tarih boyunca pek çok araştırmacının üzerinde durduğu, karmaşık ve çok boyutlu bir tartışma konusu olarak ön plana çıkmış ve bu ilişki, toplumsal ilişkilerin analizinde çok önemli bir yere sahip olmuştur. Bu çalışma da söz konusu ilişkiye odaklanmakta ve dinin ekonomik gelişmeye engel olup olmadığı sorusu bu çalışmanın temel problemini oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı ise çalışmaya ve kazanmaya yönelik rasyonel tutumların geleneksel tutumlardan daha çok ön plana çıktığını ve dinin ekonomik gelişmeye engel olmadığını ortaya koymaktır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada, veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini Adana ilinde ikamet eden 222.898 hisse senedi yatırımcısı oluştururken örneklemini ise olasılık dışı örneklem yöntemlerinden amaçlı örneklem kullanarak ulaştığımız 506 yatırımcı oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle problem tespit edilerek literatür taranmış, sonrasında veriler toplanıp SPSS programına işlenerek betimsel analizlerle Ki-Kare analizleri yapılmış ve elde edilen bulgular ilgili literatürle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Dinin her ne kadar çalışma ahlakı, zihniyet ve yatırım anlayışı üzerinde belirleyici etkisi söz konusu olsa da özellikle kredili işlem yapma, yatırımı dinden bağımsız düşünme ve katılım endeksine yatırım yapma konularında dinin etkisi azalmakta ve seküler ve rasyonel anlayışlar bu sürece eşlik etmektedir. Dolayısıyla katılımcıların daha fazla kazanabilmek için dini değerlerden taviz verdiğini ve piyasada tutunabilmek için yatırım sürecine sekülerleşerek eklemlendiğini söylememiz mümkündür. Bununla birlikte katılımcıların geleceği planlayarak finansal özgürlük idealine sahip olması, kanaatkar tutumları bir kenara iterek daha fazlasına sahip olmak için kredili işlem yapması, katılım endeksi haricindeki hisselere yönelmesi, yatırımı dinden bağımsız olarak değerlendirmesi, özellikle zenginlik konusunda Allah'ın takdirinden ziyade kişinin süreç içerisindeki rolüne daha fazla vurguda bulunması ve herhangi bir şarta bağlı olmaksızın zenginliği her halükarda onaylaması dinin ekonomik gelişmeye engel olmadığını gösteren bulgular olarak ön plana çıkmıştır. Yatırım anlayışı temelinde çalışma ahlakı, zihniyet ve dinle ilgili bulgular, çalışmanın tartışma ve yorum başlığı altında özetlenmiştir. Bu bağlamda, örneklem grubumuz özelinde çalışma ahlakıyla ilgili "ihtiyaç odaklı", "güvence odaklı", "değer odaklı" ve "haz odaklı" çalışma ahlakı tipolojisi; yatırım anlayışıyla ilgili "hesapsız", "ölçülü", "temkinli" ve "profesyonel" yatırım anlayışı tipolojisi; zihniyetle ilgili olarak ise bu iki tipolojik analizi de içerecek şekilde "yetinmeyi bilen kanaatkar zihniyet", "dengeyi gözeten orta yolcu zihniyet" ve "daha fazlasını isteyen rasyonel ve seküler zihniyet" tipolojisi oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çalışma ahlakı, din, yatırım anlayışı, sekülerleşme, zihniyet tipolojisi.
Clınebell'in Gelişim Danışmanlığı'nın analizi ve Türkiye'de MDR alanında uygulanabilirliği
Bu tez, Howard Clinebell'in "Gelişim Danışmanlığı" yaklaşımını Türkiye'deki Manevi Danışmanlık ve Rehberlik (MDR) hizmetlerinin kuramsal ve uygulamalı ihtiyaçları bakımından yeniden değerlendirerek yerel bağlama uyarlanabilirliğini tartışır. Türkçe alan yazınında modeli merkeze alan kapsamlı bir incelemenin bulunmaması ve Diyanet İşleri Başkanlığı çatısı altında gelişen MDR'nin bütüncül, önleyici ve gelişimsel bir çerçeveye duyduğu gereksinim çalışmanın hareket noktasıdır. Bu yönüyle çalışma, Türkiye literatüründe kuramsal düzeyde özgün bir katkı üretmeyi ve boşluğu doldurmayı ayrıca böylece amaçlamaktadır. Çalışma teorik ve yorumlayıcı bir tasarımla yürütülmüştür. Clinebell'in birincil eserleri ve seçilmiş ikincil kaynaklar ile Türkiye'de MDR'ye ilişkin akademik literatür üzerinde metin okuması, sistematik tarama ve içerik analizi yapılmıştır. Bulgular, Clinebell'in yaklaşımı ile Türkiye'deki MDR uygulamaları arasında karşılaştırmalı okuma üzerinden yapılandırılmış; sahadan nicel veri toplanmamış, ancak uygulama örnekleri somutlaştırıcı vaka ve program taslakları olarak incelenmiştir. Bulgular, modelin Türkiye bağlamında uygulanabilir olduğunu; ilişki merkezli ve eylem odaklı müdahalelerin, krizlerin gelişim fırsatı oluşu ve "gelişim grupları" gibi bileşenlerin MDR pratiğini güçlendirebileceğini göstermektedir. Çok boyutlu gelişim çerçevesi ve salujenik din anlayışını önceleyen teolojik temel, dinî duyarlılıkları gözeten önleyici ve geliştirici programların tasarımına dayanak sunar; dua, kutsal metin okumaları ve ritüellerin ölçülü kullanımı ilkeli bir uygulama zemini sağlar. Sonuçta tez, Clinebell modeline ilişkin sistematik bir sentez ve yerelleştirme önerileri sunar; DİB personelinin eğitim ve süpervizyonuna gelişim odaklı modüllerin eklenmesini, ADR Merkezlerinde grup temelli önleyici programların pilot uygulanmasını ve gönüllü destek ağlarının yapılandırılmasını önerir. Sınırlılık, verilerin metin ve ikincil kaynaklara dayanması, geniş örneklemli saha verisi ve etki analizlerinin bulunmamasıdır; genellenebilirlik bu nedenle sınırlıdır. Gelecek çalışmalar için ölçme araçları, boylamsal değerlendirmeler ve etki analizleri önerilmektedir.
Radikal İslamcı söylemin dergilerde yansıması Şûra, Tevhid ve Hicret örneği
Çalışma, genel itibariyle Türkiye'de İslamcılığın 1970-1980 yılları arasında kazandığı çeşitliliği sosyolojik bir yaklaşımdan yola çıkarak anlamaya dairdir. Büyük bir paradigma değişimi olan modernleşmeyle birlikte sosyal hayatta ortaya çıkan soru ve sorunlara İslamiyet'e uygun bir cevap üretme çabası içine girmiş kişi ve grupların oluşturduğu birbirinden farklı söylem alanları mevcuttur. Özel olarak bu çalışmada, İslamcı düşüncenin radikalleşmesindeki etkisini kavramak amacıyla Şûra, Tevhid ve Hicret dergilerinin benimsediği radikal İslamcı söylem "şeriat", "kavmiyetçilik" ve "rejim" kavramları çerçevesinde söylem analizine tabi tutulmuştur. Söz konusu dergilerin dönemi içinde farkı ortaya koyularak İslamcı düşüncenin teşekkülünde taşıdığı öneme dikkat çekilmiştir.
Kastamonu ilinin Azdavay yöresinde evlilik fenomeni
Bu çalışma, Kastamonu ili sınırları içerisinde yer alan Azdavay yöresi evlilik fenomeni üzerine yapılmış bir çalışmadır. İnsan hayatının, doğumdan ölüme kadarki süreçte geçirdiği önemli evreler vardır. Halk biliminde bunlara geçiş dönemi adı verilmektedir. Geçiş evreleri ana hatlarıyla doğum, evlenme ve ölüm şeklinde üç bölüme ayrılabilir. Bu çalışmada ise evlilik evresi ele alınacaktır. Kastamonu ili yedi bin yıllık kesintisiz tarihi ile Hitit, Roma ve Bizans İmparatorluğuna, Danişmentler, Selçuklular, Candaroğulları, İsfendiyaroğulları, Osmanlı İmparatorluğu gibi pek çok devlete ev sahipliği yapmıştır. Etnik ve dini farklılıklara sahip bu devletler bölgeye zengin kültürel miras bırakmıştır. Kastamonu'nun köklü tarihi içerisinde Azdavay da önemli bir yere sahiptir. Evlenme geleneğinde farklı uygulamalara rastlansa da genel yaygın uygulama kız isteme, söz, nişan, kına, düğün günü şeklinde sıralanmaktadır. Yöreye ait çalışmamızda evlilik sürecinin her aşamasını barındıran düğün öncesi, düğün sırası ve düğün sonrasında yer alan geleneksel uygulamalara yer verilecektir. İnançların, toplumdaki kültürel değerleri oluşturmada güçlü etkisi vardır. Hayatın geçiş dönemlerinden biri olan evlenme törenleri hem sözlü kültür ürünlerini hem de ritüelleri içerir. Bu çalışmayla, Azdavay yöresi evlilik geleneğinin bundan yaklaşık 70-80 yıl önceki durumunu saha araştırması ile tespit edip, o dönemdeki gelenek ve göreneklerini ortaya koymak amaçlanmıştı.
Dini yönelim biçimleri, Enneagram kişilik tipleri ve Enneagram temelli dini kişilik tipolojileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bireyi diğerlerinden ayıran, tutarlı ve yapılanmış özellikler bütünü olarak tanımlanan kişilik kavramı uzun yıllardır Din Psikoloji alanına konu olmuştur. Son zamanlarda kişilik boyutlarıyla ilgili yapılan çalışmaların arttığı ve çeşitli değişkenlerle aralarındaki ilişkinin incelendiği görülmektedir. Bu çalışmanın amacı ise Enneagram kişilik tipleri ile dini yönelim biçimleri arasındaki ilişkinin ortaya konulmasıdır. Ayrıca maneviyatı reddetmeyen bir yapıda olan Enneagram modelinden yararlanılarak Enneagram temelli dini kişilik tipolojisi geliştirilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte demografik değişkenlere göre (cinsiyet, lise türü, fakülte türü, sosyoekonomik durum, yerleşim yeri, doğum sırası ve öznel dindarlık algısı), araştırmanın temel değişkenleri (kişilik tipleri, dini kişilik tipleri, dini yönelim biçimleri) arasında ilişkinin ya da farklılaşmanın olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın evrenini Kastamonu Üniversitesinde öğrenim gören lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi 304 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada katılımcıların kişilik tiplerinin belirlenmesinde Demir ve arkadaşları tarafından geliştirilen Nil Enneagram Kişilik Testi ve katılımcıların dini yönelimlerinin belirlenmesinde Ercan tarafından revize edilen Yeniden Yapılandırılmış Müslüman Dini Yönelim Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca katılımcıların dini kişilik tiplerinin belirlenmesinde araştırmacı tarafından Enneagram kişilik modelinden yararlanılarak hazırlanmış olan Enneagram Temelli Dini Kişilik Tipolojisi Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Enneagram kişilik tipleri ile Enneagram temelli dini kişilik tipolojileri arasında zayıf düzeyde ilişki tespit edilmiş, dini yönelim biçimleri ile herhangi bir ilişki tespit edilememiştir. Dini kişilik tipolojileri ile dini yönelim biçimleri arasında ise pozitif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca Enneagram kişilik tipleri, Enneagram temelli dini kişilik tipolojileri ve dini yönelim biçimleri çeşitli demografik değişkenlere göre istatiksel olarak anlamlı farklılıklar göstermektedir.
Belçika'daki İslamofobi ve COVID-19'dan sonra İslamofobi
İslamofobi, İslam korkusu anlamına gelmektedir. İslamofobi son yıllarda yükselişe geçmiş olsa da geçmişi eskillere uzanan bir kavramdır. Covid-19 döneminde dünyadaki eşitsizlikler konusunda bilinç arttığı için İslamofobi'nin durumu araştırılmıştır. Avrupa'da İslamofobi'nin görüldüğü ülkelerden birisi olan Belçika özelinde araştırma yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı Belçika'da İslamofobi'nin araştırılmasıdır. Çalışmada anket uygulaması yönteminden yararlanılmış, uygulanan ankete 183 Müslüman, 70 Gayrimüslim katılmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre Müslümanların İslamofobi ile ilgili korku düzeyleri yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve medeni durum değişkenlerine göre benzerdir. Gayrimüslimlerin İslamofobi düzeyleri yaş, cinsiyet, medeni durum için benzer olmakla birlikte eğitim düzeyinin artmasının İslamofobi düzeyinin düşmesine neden olduğu yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmada ulaşılan sonuçlar, Müslümanlara yönelik genel korku ve çevre etkisi ile Gayrimüslimlere yönelik İslamofobi arasında istatistiksel olarak ilişki olmadığını ortaya koymuştur. Bu sonuçlar 183 Müslüman ve 70 Gayrimüslim katılımcının verdiği yanıtlarla sınırlıdır.
Dini tutum, öz düzenleme, özgür irade ve belirlenimcilik arasındaki ilişkinin incelenmesi
Geçmişten günümüze kadar insan davranışlarının sebep ve sonuçlarını incelemek için pek çok araştırma ve çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar bireyin ortaya koyduğu davranışlarının bazılarının kalıtsal olduğunu bazılarının ise çevresel etkilerle şekillendiğini ifade etmektedir. Bireyler bazı davranışlarını kendisi planlayıp tasarlarken bazılarının ise kendiliğinden ortaya çıkan bir ürün olduğuna inanmaktadırlar. Bireylerin davranışlarının önceden belirlenmiş olabileceği veya kendi iradesi ile ortaya koymuş olabileceği göz önüne alındığında bireylerin inanç yapıları, tutumları ve kendilerini düzenleme becerilerinin bu davranışlar üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı dini tutum ve dini yaşamın gösterge düzeylerinin öz düzenleme, özgür irade ve belirlenimcilik arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bununla birlikte demografik değişkenlere göre bu durumun farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan tüm yetişkin bireyler oluşturmaktadır. 216 kişilik bir örneklem grubuna online olarak yapılan anketler ile araştırma yürütülmüştür. Katılımcılardan Alper ve Sümer tarafından uyarlanan 'Özgür irade ve belirlenimcilik ölçeği', Aydın ve arkadaşları tarafından uyarlanan 'Öz düzenleme ölçeği', Ok tarafından geliştirilen 'Dini tutum ölçeği' ve Dini yaşamın göstergeleri anket sorularını cevaplamaları istenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucunda bireylerin öz düzenleme, özgür irade belirlenimcilik düzeyleri ve dini tutumları arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca yaş, eğitim düzeyi ve sosyo ekonomik düzeye göre bireylerin dini tutumu, öz düzenleme, özgür irade ve belirlenimcilik düzeyleri farklılaştığı, cinsiyete göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir.
Ilgaz ilçe merkezi ve çevresindeki dini ziyaret yerleri
Coğrafi konumu itibariyle Ilgaz ilçesi çok eski devirlerden bu yana farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış bir yerleşim yeri olmuştur. Bu farklı uygarlıkların izlerini halen taşımakla birlikte Ilgaz ilçesi, 1071 Malazgirt Zaferi sonrasında Anadolu'nun Türkleşmesi sürecinde erken dönemlerden itibaren Türkleşen beldeler arasında yer almaktadır. Tarihi kaynaklarda Çankırı iline bağlı Ilgaz bölgesinin de içinde bulunduğu; Çankırı, Kastamonu ve Sinop illerinin 1082 tarihinde Selçuklu sultanı Süleyman Şah'ın komutanlarından olan Emir Karatekin tarafından fetih olunduğu ve o tarihten sonra hiçbir zaman işgale uğramadan kalan ender Türk beldelerinden biri olma özelliğini korumuştur. Bu özelliği itibariyle Orta Asya'dan gelen Horasan Alperenlerinin, Buhara âlimlerinin, Türk büyüklerinin ilk izlerini taşmakla birlikte türbe, yatır, mezar, ziyaret, tepe, ağaç ve şifalı su gibi dini ziyaret yerleri bakımından da zenginlik arz etmektedir. Bu çalışmamızda Ilgaz ilçe ve köylerinde bulunan türbe, mezar, yatır, evliya mezarı, ağaç, tepe vb. dini ziyaret yerleri tespit edilmiştir. Bu yerlerin bazılarının halk tarafından kutsallaştırıldığı, bazılarının ise zaman içinde atfedilen kutsallığını kaybettiği görülmektedir. Ilgaz köyleri ziyaret edilerek dini ziyaret niteliği taşıyan yerler tespit edilmiş ve o yörede yaşayan kişilerle birebir yaptığımız mülakatlar ile söz konusu ziyaret yerlerine dair bilgiler derlenerek ve fotoğrafları çekilerek kayıt altına alınmıştır. Araştırmamız genel hatlarıyla bu çerçevede olup, yazılı kaynakların yetersizliği sebebiyle, kaynak şahıslardan elde edilen veriler objektif olarak yorumlanmaya çalışılmıştır. Araştırma giriş, tanımlar, Ilgaz ilçe merkezi ve çevresindeki dini ziyaret yerleri ve resimleri, olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında teorik bilgi birinci bölümde tanımlara, İkinci bölümde Ilgaz ilçe merkezi ve çevresindeki dini ziyaret yerleri ve resimleri, açıklanmıştır. Sonuç bölümünde de elde edilen bilgilerin bir değerlendirmesi yapılmıştır. ANAHTAR KELİMELER:Ilgaz, Dini Ziyaret, Ziyaret Fenomeni, Türbe
Mustafa Rahmi Balaban'da din ve ahlâk anlayışı
Bu tez; psikoloji, pedagoji, felsefe, ahlâk, Türk dili, çocuk edebiyatı, medeniyet ve kültür tarihi gibi alanlarda telif ve tercüme faaliyetlerinde bulunan, Mustafa Rahmi Balaban'ın din ve ahlâkla ilgili görüşlerini ortaya koymaya çalışmaktır. Balaban'ın kırk üç yıl süren eğitim ve idarecilik çalışmaları yanında yazım faaliyetleriyle de ülkesinin gelişmesinde ve Batı kültür ve değerinin tanıtılmasında önemli etkisi olmuştur. Mustafa Rahmi Balaban, cumhuriyetin ilk döneminden itibaren önemli ansiklopedistlerden biri olmuş, ahlâk ve din alanında öncülük etmiştir. Düşünürümüz, Eski Çağda kabul edilen sadece dine dayalı ahlâkı yanlış gördüğü gibi, Modern Çağda kabul edilen yalnızca bilime dayalı ahlâkı da yanlış görmektedir. Ona göre ahlâkın ikisini bir arada oluşturmak en faydalı olanıdır. Bilime dayalı ahlâk nasıl kusurluysa, dine dayalı ahlâk da kusurludur. Bazı dini hükümlerin çağlara göre değiştirilmesini ve bunun bilimle desteklenmesini savunmakta olduğu görülmektedir.
Edebiyat dergiciliğinde din ve toplum: Mavera dergisi örneği
Bu çalışmada genel itibariyle, "Mavera Dergisi'nde dini ve toplumsal ögeler nasıl işlenmiştir? İşlenen dini ögeler hangi bakış açısıyla değerlendirilmiştir? Sosyal değişim, modernleşme kavramları nasıl ele alınmıştır?" Sorularına nitel araştırma yöntemi ve söylem analizi tekniği kullanılarak yanıt aranmıştır. Dönem itibariyle Türkiye'de toplumsal değişimin hızlandığı bir süreçte yayın yapan Mavera Dergisi, kendisini "muhafazakar fikir ve edebiyat dergisi" olarak tanımlamıştır. 1970'li yılların sonu, 1980'ler ve 1990 yılı boyunca yayın hayatını sürdüren dergi, çeşitli dini ve toplumsal konuları kendi gündemi yapmış ve okuyucularına sunmuştur. Çalışmaya girizgah mahiyetinde Mavera Dergisi hakkında bilgilendirmelerle başlanmıştır. Akabinde Mavera Dergisi'nde din olgusu işlenmiştir. Ardından Mavera Dergisi'nin temel yaklaşımlarını oluşturan dört temeli izah edilmiştir. Son olarak Mavera Dergisi'nde sosyal değişim ve modernleşme işlenmiş ve çalışma genel sonuca bağlanmıştır. Ulaşılan sonuç itibariyle Mavera Dergisi, dini işlevsel perspektiften bakarak değerlendirmiş ve toplum ve birey için iyi yönlerini ortaya çıkarmıştır. Derginin bu işlevselci yaklaşımlarının ardında ümmetçilik ve tasavvuf yer almaktadır. Toplumsal anlamda gerek sosyal değişmeyi gerek ise modernleşmeyi gündemine almışlar ve batı kaynaklı değişimi reddetmişlerdir. Değişimin veya modernleşmenin karşıtı olmadıklarını ifade etmişler ve değişimin, modernleşmenin ancak İslam ve İslam medeniyeti ile mümkün olabileceğini savunmuşlardır.
Yeni dini hareketlerde eşcinsellik yaklaşımları
1950'lerden itibaren yaşanan sosyolojik, siyasi ve ekonomik olaylar dünya çapında büyük yankı uyandırmış ve bu olaylar sonucunda toplumlarda büyük değişimler meydana gelmeye başlamıştır. Özgürlük ve bağımsızlığın 'din' tarafından sekteye uğratılması düşüncesi, mevcut durumda sorularına yanıt bulamayan gençleri yeni arayışlara yöneltmiştir. Bu arayış neticesinde ortaya çıkan psikolojik, sosyal, siyasi ve ekonomik yönleri de bulunan düşünce tarzları, ilgili gruplar tarafından inanç sistemi olarak kabul edilmiş ve "dini" yapı olarak adlandırılmıştır. Eşcinsellik; sosyolojide toplumsal bir grup olarak, psikolojide psikolojik bir vaka olarak incelenmektedir. Dinler tarihinde ise eşcinsellik, yeni dini hareketler içerisinde, yeni dini hareketlerin ortaya çıkışında, değişimde ya da dönüşümünde önemli bir etkiye sahip olması sebebiyle bir grup özelliği olarak değerlendirilebilir. Dinler tarafından kabul görmeyen, reddedilen ya da dışlanan eşcinsel bireyler, yeni arayışlara girmiştir. Kimileri mevcut inançlarını terk ederek yeni bir oluşum arayışına girmiş kimisi de mevcut inançları içinde eşcinsel yaşamları ile kabul görmeye çalışmıştır. Son dönemlerde ortaya çıkan yeni dini hareketlerin önemli bir unsuru olarak eşcinsellik konusu karşımıza çıkmaktadır. Yeni dini hareketlerin vadettiği sınırsızlığın, en önemli taraftar toplama yöntemi olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle cinsellik konusunda özgürlük tanıyan ve eşcinselliği meşru kabul eden hareketler daha fazla dikkat çekmekte ve daha hızlı bir şekilde taraftar toplamaktadırlar. Eşcinselleri destekleyen yeni dini hareketler olduğu gibi karşı çıkan hareketler de vardır. Bu sebeple yeni dini hareketlerin eşcinselliğe bakışını ele aldığımızda bu konuyu 2 başlık altında inceledik: Eşcinselliğe karşı çıkan hareketler (Moonculuk, Yehova Şahitleri vb.) ve eşcinselliği kabul eden ve destekleyen hareketler. (Rael Hareketi, Tavşan Tanrısı grubu vb.)
Zeynizâde Mehmet Hâzık'ın ahlak anlayışı
Cumhuriyetin ilanından önce, Osmanlı son dönemlerinde çok sayıda mütefekkir yetişmiştir. Felsefenin birçok alanında eser telif etmiş bu mütefekkirler, özellikle ahlak alanında resmi bir devlet politikası bağlamında çalışmalar yapmışlardır. Zeynizâde Mehmet Hâzık Efendi, Osmanlı'nın son dönemlerinde yetişmiş bir mütefekkir ve düşünürdür. Özellikle ahlak felsefesi alanında yaptığı çalışmalar ve eserleriyle dikkat çeken bir isimdir. Onun, ahlak felsefesini rasyonel ve bütüncül bir perspektifle ele alması ve akli temellere dayanması, Zeynizâde Mehmet Hâzık'ı diğer düşünürlerden ayıran önemli bir özelliktir. Zeynizâde Mehmet Hâzık Efendi'nin eserleri, o dönemdeki eğitim kurumlarında ders kitabı olarak okutulacak kadar değerli görülmüştür. Tezimizde Zeynizâde Mehmet Hâzık'ın hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında öncelikle bilgi verilmiştir. Zeynizâze, Ahlak alanında ele aldığı konuları sistematik bir şekilde işlemiş ve düşüncelerini açık ve anlaşılır bir şekilde ifade etmiştir. Onun ahlak alanındaki görüşlerini özellikle Malumat-ı Medeniye ve Ahlakiye, Malumat-ı Medeniye (Vazaif-i Vataniye) ve Terbiye adlı eserleri çerçevesinde ele aldık. Zeynizâde'nin ahlak görüşlerini klasik ahlak felsefesi bağlamında değerlendirdik. Değerlendirmelerimiz esnasında farklı ahlak görüşleriyle karşılaştırmalar yaptık.
Diyarbakırlı Mehmet Said Paşa'nın Tabsıratü'l-İnsan eserinin sadeleştirilmesi ve ahlak görüşü
Diyarbakırlı Mehmet Said Paşa, 19. Yüzyıl' da Osmanlı Dağılma Döneminde yaşamış önemli bir devlet ve ilim adamıdır. Memuriyet hayatında çok yönlülüğü sayesinde farklı alanlarda eserler yazmıştır. Tez çalışmamız, Diyarbakırlı Mehmet Said Paşa'nın hayatı, Ahlak alanında yazdığı Tabsıratü'l-İnsan adlı eserinin sadeleştirilmesi ve eserin incelenip değerlendirilmesinden ibarettir. Bu kapsamda tezimiz üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Osmanlı dönemi ahlak çalışmaları hakkında bilgiler ve Mehmet Said Paşa'nın hayatı ve eserleri hakkında bilgiler bulunmaktadır. İkinci bölümde Tabsıratü'l-İnsan eserinin sadeleştirilmesi ve üçüncü bölümde eserin değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu tez çalışmasında Diyarbakırlı Mehmet Said Paşa'nın ahlak kavramını nasıl değerlendirdiği ve ahlak hakkında neler düşündüğü anlatılmaya çalışılarak, Ahlak Felsefesine bir katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Ortaokul din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde doğruluk-dürüstlük değerinin öğretimi
Bu tezin amacı, Ortaokul Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde doğruluk-dürüstlük değer öğretiminin din eğitimi açısından nasıl yapılmasının planlandığı ve bu planlamanın ders kitaplarında nasıl ele alındığını, yeterince ele alınmadıysa eksik yönleri ortaya koymaktır. Çalışmamız Giriş, Değerler Eğitimi, Ortaokul Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde doğruluk-dürüstlük değeri, Tartışma, Sonuç ve Öneri kısımlarından oluşmaktadır. Giriş kısmında, doğruluk-dürüstlük değerinin kuramsal çerçevesi, araştırmanın önemi, amacı ve yönteminden bahsedilmiştir. Bunun yanında literatür taraması ve doğruluk-dürüstlük değerleriyle ilgili kavram değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca ortaya konulan tespitler neticesinde elde edilen veriler, değer eğitimi yaklaşımları, yapılandırmacı yaklaşım çerçevesinde değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise İlköğretim (Ortaokul) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde doğruluk-dürüstlük değeri bölümünde, İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretim Programı ve ders kitaplarındaki doğruluk-dürüstlük değerinin öğretimi ile ilgili etkinlikler, yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu çalışma sonucunda İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretim Programında doğruluk-dürüstlük değeri yer almasına rağmen ders kitaplarında tüm ünitelere yansıtılacak şekilde aynı düzeyde olmadığı tespit edilmiştir. Bir başka deyişle doğruluk-dürüstlük değerinin öğretimi konusunda öğretim programı ile ders kitaplarındaki üniteler arasında bir uyumsuzluk olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu bölümde İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretim Programı ve ders kitaplarında doğruluk-dürüstlük değeri kavram çerçevesinde değerlendirilmiştir. Son bölümde ise yaptığımız çalışmada ulaştığımız sonuçlar ile bu sonuçlar çerçevesinde tartışma ve önerilerimiz sunulmuştur.
Namaz konusunda, oyun ve etkinlik temelli öğretim yönteminin 6. sınıf öğrencilerinin akademik başarısına, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine karşı tutumuna ve namaz alışkanlığı edinmeye etkisi
6. sınıf öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine ilişkin tutumlarında, akademik başarılarında ve namaz ibadetinin gündelik hayata yerleştirilmesinde dersin işleniş biçimi büyük önem taşımaktadır. Özellikle geleneksel yöntemlerin dışında kullanılan öğrenci ilgisini çeken, eğlenceli ve öğrenci merkezli eğitim yöntemleri Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde öğrencilerin daha fazla başarılı olmasına imkân tanımaktadır. Oyun ve etkinlik temelli öğretim yöntemi öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine yönelik tutumlarını olumlu yönde etkileyen, akademik başarılarını artıran ve ibadetlerin günlük hayatta uygulanmasını sağlayan eğitim yöntemlerinin başında gelmektedir. Bu sebeplerden dolayı çalışmamızda oyun ve etkinlik temelli öğretim yöntemine yer verilmektedir. Bu çalışma Kozcağız İmam Hatip Ortaokulu 6. sınıf öğrencilerinin namaz konusundaki akademik başarılarının artmasını, derse yönelik olumlu tutumların geliştirilmesini ayrıca öğrencilerin namaz kılma alışkanlığı edinmesini amaçlamaktadır. Araştırma bu doğrultuda yarı deneysel yöntem, istatistik analiz ve yarı yapılandırılmış araştırma yöntemleri içeren bir karma metodoloji barındırmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemi ile oluşturulan toplamda 40 öğrenci bulunan deney grubuna oyun ve etkinlik temelli yöntemle namaz konusu anlatılırken kontrol grubuna geleneksel öğretim yöntemi uygulanmıştır. Bu öğrencilere ön test, son test ve kalıcılık testi yapılmıştır. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Tutum Ölçeği ile ön test son test gerçekleştirilmiştir. Ayrıca 6 öğrenci uygulama öncesi ön görüşme ve uygulama sonrası son görüşme yöntemine tabi tutulmuştur. Araştırma sonuçlarından elde edilen bulgulara göre oyun ve etkinlik temelli öğretim yöntemi uygulanan deney grubu öğrencilerin akademik başarılarında artış ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine yönelik olumlu tutum artışı meydana gelmiştir. 6 öğrenci ile gerçekleştirilen görüşme yöntemi sonunda öğrencilerin namaz kılma davranışında olumlu gelişmeler olmuştur. Öğrencilerin %83,3 oranında namaz alışkanlığı edinmiştir.
Charles Darwin'in evrim anlayışı ile Henr Bergson'un yaratıcı tekâmül anlayışının mukayesesi
Bu çalışmanın amacı evrimin sadece Charles Darwin'in görüşleri bağlamında değerlendirilemeyeceği onun yanında evrende yaratıcı bir tekâmülün varlığını sunan Henri Bergson'un da bilinmesi gerektiğidir. Bu çalışma, günümüz evrim anlayışına ve çalışmalarına farklı açılardan bakılması gerektiğini ele almıştır. Çalışmanın konusu ise Charles Darwin ile Henri Bergson'un evrim anlayışlarını karşılaştırmaktır. Evrim konusu, ilk yazılı kaynaklardan önce dahi efsaneleşmiş bir şekilde insanoğlunun sürekli merak ettiği hayatın kaynağı ve var olan varlıkların nereden nasıl geldiği soruları üzerine verilen cevaplardan oluşmuştur. Bu çalışmada evrim konusu yukarıda bah-sedilen iki filozofun düşünceleri ile sınırlı olarak ele alınmıştır. Bu sınırlılık bu konu ile ilgili karşılaştırmalı çalışmaların azlığından kaynaklanmaktadır. Evrim konusunun kapsamının çok geniş olmasından dolayı konunun tamamını burada işlemek takdir edilir ki oldukça güç bir durumdur. Çalışmada Darwin'in evrim teorisi ve yasaları, bu yasaların bilimsel olarak ne kadar kesinlik taşıdığı, Darwin'in evrim teorisinin biyoloji alanında değişmez yasalardan oluşup oluşmadığı irdelenmiştir. Bergson'un, evrim alanına, farklı bir bakış açısı olan tekâmül anlayışı ile nasıl baktığı irdelenmiştir. Çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde ise Darwin ve Bergson'un evrim anlayışları karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu karşılaştırmada filozofların, canlılarda yaşanan değişimin nasıl ve ne yönde ilerlediği, yaşanan bu değişimlerin bir amacının olup olmadığı evrimin ilahi bir güç tarafından mı yoksa tamamen tesadüf sonucu mu olduğuna da değinilmiştir. Çalışma literatür taraması ve filozofların eserlerinin taranması yöntemiyle gerçekleşmiştir. Çalışmada ulaşılan sonuçta evrim anlayışının hiçbir bilim insanının ve filozofun teorisinin tahakkümü altında alınamayacağının yanı sıra her bir düşünce aslında hakikati bulma çabası olarak değerlendirilmelidir. Darwin'in teorisi ile Bergson'un tekâmül anlayışı bazı noktalarda ortak kabullerde birleşse de büyük oranda farklı fikirler taşımaktadır. Darwin'in evrim teorisi materyalist, mekanist bir çizgide ilerlerken Bergson'un tekâmül anlayışı ise özgürlüğe doğru canlı hamlelerle yol alan süreci anlatmaktadır. Anahtar Kelimeler: Evrim Teorisi, Tekâmül, Yaratıcı Tekâmül, Canlı, Doğal Seçilim.
Elazığ'da yerel bir dini grup: Halit Çakmak ve topluluğu üzerine bir araştırma
Halit Çakmak ve Topluluğu'nun mensuplarının yaşamları üzerindeki etkileri hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu eksiklik, cemaatin üyelerinin inanç ve pratiklerinin, bireysel ve toplumsal düzeydeki sonuçlarını anlamayı zorlaştırmaktadır. Bu araştırma, bu bilgi boşluğunu doldurarak, cemaatin bireyler üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, Elazığ'da yerel bir dini grup olan Halit Çakmak ve Topluluğu'nun mensuplarıyla yapılan görüşmeler yoluyla, bu cemaatin bireylerin yaşamları üzerindeki etkilerini anlamaktır. Araştırma, cemaatin üyelerinin inançlarını, günlük yaşam pratiklerini ve toplumsal ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini incelemeyi hedeflemektedir. Bu çalışmanın yöntemi nitel, deseni kültür(etnografi) analizidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu kartopu örneklem metoduyla ulaşılmış 18 erkek topluluk mensubu oluşturmaktadır. Toplanan veriler içerik analizi ile incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda elde edilen veriler birbirleriyle ilişkilendirilerek yorumlanmıştır. Yapılan görüşmeler ve araştırmalar sonucu topluluğun oluşumunun bir süreç halinde olduğu, herhangi bir cemaat oluşturma isteği bulunmadan sevildiği ve sayıldığı için Halit Çakmak'ın etrafında kendiliğinden bir topluluk oluştuğu şeklinde yorumlanmıştır. Halit Çakmak'ın karizmatik bir lider olarak bulunduğu şehri, görüşleri ve yönlendirmeleriyle etkilediği tespit edilmiştir. Vefatına kadar ortak buluşma noktası olan dergâh olarak isimlendirilen yerin aktif olarak kullanıldığı, vefatıyla beraber topluluk bütünlüğünde oluşan kopukluklardan dolayı haftada bir defa veya dini gün ve gecelerde kullanılmak üzere nadiren ve eskiye oranla daha az kişi toplandığı gözlemlenmiştir.
Uluslararası bakalorya uygulanan İmam Hatip Liselerinde eğitim
Bu araştırmanın amacı, Türkiye'deki Uluslararası Bakalorya programı yürütülen İmam Hatip Liseleri'nin dönüşüm süreçlerini öğretmenler, öğrenciler, okul ve program açısından değerlendirmektir. Çalışma, nitel araştırma deseni olarak belirlenmiştir. Araştırmanın verilerini, Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi, Uluslararası Murat Hüdavendigar Anadolu İmam Hatip Lisesi, Nilüfer Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Tenzile Erdoğan İmam Hatip Lisesi'ne ait bakalorya organizasyonu dokümanları oluşturmaktadır. Verilerin analizinde içerik analizi tekniği kullanılmış ve verilerin hazırlanması, kodlanması, kodların bir araya getirilmesi, temalar oluşturulması ve verilerin şekil, tablo sürecinde MAXQDA24 programından faydalanılmıştır. Doküman analizinin uygulanacağı dokümanların seçiminde ise amaçlı örneklemeye gidilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre; IB programı uygulanan İmam Hatip Liselerinde farklılıkları merkeze alan, geniş ve dengeli bir bilimsel bilgi içeriğinde, kültür temelli ve çok yönlü program amaçları yer almaktadır. Barışçıl bir dünya oluşturma sürecinde öğrencilere rehberlik etme, öğrencilere ilham ve motivasyon verme, bütüncül bir eğitim vizyonu uygulama, öğrenciyi merkeze alarak yaşam boyu öğrenme fırsatları sunma ve değişen dünya koşullarına adapte olma gibi programın toplumsal ve küresel kapsamını öne çıkaran değerlere vurgu yapılmıştır. Bu değerlerin din eğitiminin amaçları ile de uyumlu olduğu söylenebilir. Ölçme ve değerlendirme süreçleri açısından; değerlendirmede süreklilik, ölçütlere göre değerlendirme, dış değerlendirme, programın kalitesini ve öğrenci başarısını objektif bir şekilde değerlendirmeyi amaçlama gibi değerlendirme öğelerini kapsamaktadır. Sonuç olarak; programın günlük eğitim pratiğine ne ölçüde yansıdığının değerlendirilmesi gerektiği, alan gözlemleri yapılarak uygulanan pedagojik yöntemlerin yerinde analiz edilmesi gerektiği, öğrenci, öğretmen, veli ve kurum yöneticileri ile görüşmeler yapılarak farklı açılardan sürecin analiz edilmesi gerektiği önerilmiştir. Programın uygulanmasında meslek dersleri öğretmenlerinin aktif rol almadığı gözlemlenmiştir. IB programının bu okullarda daha çok Fen ve Kültür dersleri alanında ağırlıklı olarak uygulandığı görülürken İslami İlimler alanında uygulanmadığı gözlemlenmiştir.
Ziyaret fenomeni ve Kastamonu il merkezindeki dini ziyaret yerleri
Bu araştırmada halk dini bağlamında ziyaret fenomeni üzerine odaklanılarak, Kastamonu il merkezindeki dini ziyaret mekânlarından olan türbeler incelendi. Nitel çalışma yöntemine bağlı kalınarak literatür incelemesi yanında ziyaretçiler ile mülakatlar yapıldı. Araştırmada veriler tarihi kayıtlar, yazılı belgeler, eski fotoğraflar veya mekânın geçmişine ışık tutabilecek her türlü arşiv materyali, ziyaret yerlerinin tarihi ve kültürel evrimini anlamak için kullanıldı. Dini ziyaretler, folklorik çalışmalar, din sosyolojisi, antropoloji ve ilgili alanlarda yapılmış akademik çalışmalar ve yayınlar, bu konudaki bilgilerin derlenmesi için kullanıldı Ayrıca ziyaretçiler ile mülakatlar yapılarak halk dini bağlamında algıları değerlendirildi. Araştırma sonucunda, Kastamonu ilinde bulunan çeşitli tarihi ve dini türbelerin, bölge halkı ve ziyaretçiler üzerinde derin bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu türbeler, farklı dönemlerde yaşamış önemli şahsiyetlerin metfun olduğu yerler olarak manevi değer taşımaktadır. Yöre halkı ve il dışından gelen ziyaretçiler, bu türbeleri turistik amaçlı ziyaret etmelerinin yanı sıra, çeşitli dileklerini ve dualarını da bu kutsal mekânlarda gerçekleştirmektedir. Kastamonu'nun türbe ve dini ziyaret yerleri, bölgenin dini ve kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Kastamonu'daki türbeler ve dini ziyaret mekânları, yerel halk için sadece dini açıdan değil, aynı zamanda bir araya gelme, manevi deneyimler paylaşma ve kültürel birikimin yaşanması için önemli birer kültürel miras olma özelliğini taşımaktadır. Türbelerdeki ritüellerin ve inançların, geleneksel ve kültürel değerlerle birleşerek zaman içinde oluştuğu görülmektedir. İnsanların türbelere olan ziyaretlerinde dileklerini, şifa arayışlarını ve manevi huzur arzularını bir araya getirdiği gözlemlenmektedir. Türbelerin çevresinde gerçekleştirilen adaklar ve bağışlar, bölgenin sosyal hayatına da önemli bir katkı sağlamaktadır. Kastamonu'nun tarihi türbeleri ve dini ziyaret noktaları, bölgenin derin kültürel mirasını temsil etmektedir. Bu kutsal mekânlar, sadece tarihi yansıtmakla kalmayıp aynı zamanda insanların manevi huzur bulduğu özel alanlar olarak değerlendirilmektedir. Bu mirası keşfetmek, tarihi zenginliklere saygı göstermek ve korumak gelecek nesillere aktarmak için gerekli görülmektedir.
Yetişkinlerde kişilik, dayanıklılık ve dini atıflar ilişkisinin incelenmesi
Kişilik, birey var olduğu andan itibaren hayatın hemen her noktasına iz bırakan bir yapıdır. Kriz durumlarında daha sağlam biçimde yola devam etmeyi sağlayan psikolojik dayanıklılık, din ve maneviyata yönelik tutarlı bir imaj oluşturan dini atıflar da kişilikten etkilenen ögelerdir. Özellikle günümüz dünyasında her türlü sorunun kolayca yayılarak küreselleşmesi, yalnızlaşma, anlam yitimi, ekonomik sıkıntılar gibi pek çok istenmeyen durum dayanıklılık kavramı üzerine daha çok eğilmeyi gerekli kılmaktadır. Diğer yandan din ve maneviyat bireye kriz durumlarından ölüm sonrasına kadar geniş bir çerçevede anlam ve bilgi sunmaktadır. Kişilik, dayanıklılık ve dini atıfların birbirlerini etkilediği düşünülmektedir. Çalışmanın amacı kişilik, dayanıklılık, dini atıf arasındaki ilişkinin ortaya konulması ve araştırmanın temel değişkenlerini (kişilik, dayanıklılık, dini atıf) demografik değişkenler (cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş, gelir durumu, meslek grubu) ve dini yaşam göstergelerine göre karşılaştırmaktır. Araştırmaya 18-65 yaş aralığında Türkiye'de yaşayan 472 yetişkin katılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçekler, online ortama aktarılarak katılımcılarla paylaşılmıştır. Araştırmada Işık'ın (2016) geliştirdiği ''Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği''; John, Donahue ve Kentle'ca (1991) geliştirilip Türkçe uyarlaması Sümer ve Sümer'ce (2005) yapılan ''5 Faktör Kişilik Ölçeği''; Garey ve diğerleri (2018) tarafından geliştirilip Türkçeye Bakır, Vural, Ayten (2024) tarafından uyarlanan ''Dini Atıf Ölçeği'' ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu' kullanılmıştır. Çalışma sonucunda nörotizm ile dayanıklılık arasında anlamlı ve negatif; dışadönüklük, uyumluluk, gelişime açıklık, özdenetim ile dayanıklılık arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur. Dini atıflar ile; kişilik ve dayanıklılık arasında anlamlı bir ilişki vardır. Dışadönüklük, uyumluluk, gelişime açıklık ve özdenetim dayanıklılığın anlamlı birer yordayıcısı olup dini atıfların dayanıklılık üzerinde herhangi yordayıcı etkisi tespit edilmemiştir. Kişilik, dayanıklılık ve dini atıflar; demografik değişkenler ve dini yaşam göstergelerine göre büyük oranda istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir.
İhvân-ı Sâfâ düşüncesinde nefs
Bu çalışma, İhvân-ı Safâ topluluğunun nefs anlayışına dair düşüncelerini analiz etmektedir. İhvân, IV/X. Yüzyıl içerisinde Basra'da faaliyet göstermiş bir topluluktur. Dönemlerindeki siyasi ve sosyal kargaşadan kendilerini uzak tutarak gizlilik faaliyeti içerisinde ve cemaat şuuruyla felsefeyle uğraşmışlardır. Yazdıkları risâleler, eklektik olmanın yanı sıra ansiklopedik nitelik taşımaktadır. İslâm dünyasının hem doğusunda hem de batısında adından söz ettiren risâleler, döneminin entelektüel düzeyini yansıtması açısından da önem teşkil etmektedir. İhvân, esinlendiği Yunan filozoflarının ya da felsefe akımlarının özellikle Pisagorculuk ve Yeni Eflâtunculuğun kendilerinden sonra ya da yaşadıkları dönemde daha yakından tanınmalarına öncülük etmiştir. İhvân topluluğunun bilgiye verdiği kıymet ve bu uğurda hangi zümreden gelirse gelsin dışlamaksızın risâlelerde zikretmeleri, onların ilk İslâm hümanistleri olarak nitelenmesine vesile olmuştur. İhvân topluluğunun nefs anlayışını anlamak, topluluğun; ahlâk, kozmoloji, epistemoloji ve metafizik alanlarındaki düşüncelerine de eğilmek demektir. Toplam elli iki risâlesiyle pek çok felsefi disiplini çatısı altına alan İhvân, bu disiplinlerin anlaşılmasında ve okunmasında tarihi bir rol üstlenmiştir. Başta risâlelerin kendisine sadık kalarak daha sonra da ikincil kaynaklara başvurarak nefs teorisini özellikle insanî nefsi ve onun bilgiyle ilişkisini incelemek tezimizin ana maksadını oluşturmaktadır. Çalışmamızın ikinci bölümünde nefsin varlığı, mâhiyeti, bedenle ilişkisi, bedenden önce yaratılması ve ölümden sonraki durumu gibi hususları inceledik. Nefsin künyesini çıkardığımız bu bölüm nefs, akıl ve bilgi üçlüsünü adlandırmamıza yardımcı olacaktır. Son bölüm olan nefsin epistemolojik boyutu başlığında, nefsin türleri dediğimiz bitkisel hayvanî ve insanî nefsin hem biyolojik olarak gelişim seyri hem de idrâk noktasındaki süreçleri ele alındı. Çalışmamızın asıl ayırt edici tarafı olan "nefsin epistemolojik boyutu" bölümünde nefsin bilgi karşısındaki konumu incelenmiştir. İnsanın bilgi kaynağının akıl, duyu veya vahiy sebeplerinden hangisi olduğu ve bu sebeplerde nefsin nasıl rol oynadığı son bölümdeki amacımızı oluşturmuştur. Nefs gibi geniş ve soyut bir konunun tüm incelikleriyle kuşatılması bu çalışmayı aşsa da İhvân'ın insanî nefs konusundaki çizgisini ve insanî nefsin bilgi ile ilişkisini ortaya koymaya çalıştık.
Çağdaş rasyonalizmde bir portre: Gaston Bachelard
20. yy. başlarında gerçekleşen bilimsel devrim ve gelişmeler özellikle matematik ve fizikte yeni bir formda çağdaş rasyonalizmin ortaya çıkması rasyonalizmi derinlemesine etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı, çağdaş rasyonalizm krizinin Gaston Bachelardcı tanısını değerlendirmek ve Bachelard rasyonalizm kavramını analiz etmek ve değerlendirmektir. Çalışma konusu çağdaş rasyonalizm krizini analiz etme, çağdaş dönemdeki rolünü ve önemini göstermek için Bachelard rasyonalizm kavramını klasik rasyonalizm kavramıyla karşılaştırmaktır. Bu çalışmada, rasyonalite kavramı, rasyonalist olarak tanınan filozoflarla empirist filozoflar arasında bir diyalog kurularak sunulacak ve Bachelard'ın "Çağdaş Rasyonalizm" kavramı analiz edilip eleştirilecek ve felsefesinde öne sürdüğü yeni düşünceler ve kavramlar açıklanacaktır. Bu Çağdaş Bachelardcı Rasyonalizm yeni metoda ve kavramlara, yani, psikanaliz, epistemolojik kırılma, epistemolojik engel, bilimsel diyalektiğe dayanmaktadır. Bachelardcı rasyonalizmin yenilenme doğasını göstermek için, karşılaştırmalı ve analitik bir yöntem izlenmiştir. Sonuç olarak, Bachelard'ın içine düştüğü bazı çelişkilere rağmen çalışma Bachelard'ın çağdaş dönemindeki felsefesinin önemini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Rasyonalizm, Bilimsel Devrimler, Bilimsel Psikanaliz, Epistemolojik Kırılma, Epistemolojik Engel, Bilimsel Diyalektik.
Akşemseddin'de dini tecrübe
Tanrı'nın varlığıyla ilgili kanıtlar Hume ve Kant gibi filozoflarca eleştirilmesi neticesinde teistik düşünce yeni arayışlar içine girmiştir. Bu arayışlar, din ve tecrübe kavramlarına yüklenen yeni anlamlar neticesinde şekillenen dinî tecrübe kavramını meydana getirmiştir. Bu neticeler sonucunda dinî tecrübe Tanrı varlığının delillerinde tercih edilen bir yol olmuştur... Mistisizmin sahip olduğu bu özellik onun dini tecrübe gibi görülmesine sebep olmuştur. Bu bağlamda İslamî kültürde dinî tecrübe kavramı ele alındığında dini mistik yönden yorumlayan mutasavvıflar ön plana çıkmaktadır. Tüm bunlar göz önüne alındığında mutasavvıflar bu kavramlar ışığında Allah'ı tecrübe ettiklerini ifade etmişlerdir. Bu mutasavvıflardan biri olan Akşemseddin, tasavvufun edebi, ilmi ve mistik felsefe boyutuna yeni boyutlar kazandıran şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu düşüncesini şiirlerinde, müstakil eserlerinde ve vaazlarında teorik olarak ortaya koyarken hayatında ise pratik olarak kerametler, olağanüstü tecrübelerle kanıtlamaya çalışmıştır. Bu çalışma, dinî tecrübe kavramını günümüzün din felsefesi problemlerinden biri olarak ele alıp açıkladıktan sonra dini tecrübe kavramının Akşemseddin'in dini düşünce sistemi içerisinde öneminin ve konumunun ne olduğunu ele almayı amaçlamaktadır. Bu amaçla din felsefesindeki dinî (mistik) tecrübe düşüncesiyle İslam kültüründe yer alan bu tür tecrübelerin değerlendirilmesi sağlanmış olacaktır. Bu kapsamda dinî tecrübe kavramının günümüzdeki din felsefesi alanında yerini, bu tecrübenin türlerini ve nasıl sınıflandırıldığını ortaya koymaya çalıştık. Araştırmamız kapsamında Akşemseddin'in düşünce sisteminde dinî tecrübe anlayışının yerini tespit etmek için onun din, tecrübe ve dinî tecrübe kavramlarını nasıl ifade ettiğini açıkladık. Akşemseddin'in dinî tecrübe delilini ne şekilde değerlendirdiğini, Tanrı'nın varlığını kanıtlama kapsamında nasıl bir delillendirme getirdiğini ortaya koymaya çalıştık.
Dini duygular üzerine nitel bir araştırma
Dini duygular konusunun din psikolojisi içerisinde önemli yeri bulunmaktadır. Dini duygular, sıradan duygular olmayıp kişinin kutsal olanla kurmuş olduğu bağla ilişkilidir. Bu açıdan din, duygu boyutu olmaksızın düşünülemez. Bu araştırmada dini olarak nitelendirilen duyguların neler olduğunu ve hangi deneyimler neticesinde tecrübe edildiğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Dini duygular konusu ile alakalı literatürde yer alan çalışmalar incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenoloji (olgubilim ya da görüngübilim) deseni tercih edilmiştir. Bu bağlamda 25 kişinin katılımıyla yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde NVIVO programı kullanılmıştır. Veriler kod, kategori ve tema şeklinde oluşturulmuştur. Araştırmanın din psikolojisi sahasına, manevi rehberlere ve ruh sağlığı alanında çalışanlara fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Yapılan çalışmada 27 faklı dini duygu tespit edilmiştir. Ayrıca dinin ve dini duygunun kişinin zorluklarla baş etmesinde olumlu yönde etki sağladığı bulgusuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak araştırma, dini duyguların yaşama anlam katarak ve psikolojik iyi oluşu artırdığını ortaya koymuştur. Ayrıca, dini duyguların hem bireysel hem de toplumsal düzeyde manevi iyiliği artırıldığı ve erdemlere kaynaklık ettiği tespit edilmiştir. Bu bulgular, dinin ruh sağlığı ve fiziksel iyilik hali üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu göstermektedir.
Din görevlilerine göre sevgi evlerinde din eğitimi: Kastamonu ili örneği
Araştırmamızın konusu; Kastamonu ilinde Sevgi Evleri'nde çalışan din görevlilerinin vazifelerini ifa ederken karşılaştıkları sorunlardır. Bununla birlikte onların tecrübeleri, gördükleri eksiklikler, görevlilerin kendi eğitim durumları ve donanımları ile alakalı bilgiler ve onların bizlere verebilecekleri çözüm önerileri, edebilecekleri tavsiyeleri nelerdir? Bunlar yer almaktadır. Burada konuya dahil olarak , Sevgi Evleri'nin ve din görevlilerinin tanımını ve önemini de belirteceğiz. Sevgi Evleri'nde din eğitiminin neden verilmesi gerektiğini ve bunun önemini de açıklayacağız.
Din eğitimi açısından Kur'an'da imtihan kavramı
İslam inancına göre insanın yaratılmasındaki gaye, Kur'an-ı Kerim'de de ifade edildiği üzere, Yaratıcısına ibadet etmek ve O'nun belirlediği ilahi prensipler doğrultusunda bir hayat sürmektir. Bu şekilde bir yaşam sürdüren insan için, öldükten sonra sonsuz hayat ve mutluluğun olacağı cennet vaat edilmektedir. Dünya hayatı ise, bu ebedi yaşam için bir hazırlık ve geçiş sürecidir. Kur'an'da dünya hayatının geçiciliği ve insanların bu süreçte yapıp ettiklerinden sorumlu tutulacağı bildirilmektedir. İslam'a göre Allah insana akıl ve irade özelliklerini vererek onu hem diğer varlıklardan üstün tutmuş hem de sorumluluk sahibi yapmıştır. İnsanın yüklendiği bu sorumluluk çerçevesinde Allah, çeşitli şekillerde onu tercih yapmaya ve doğru ile yanlışı ayırt edecek kararlar vermeye yönelik olan olaylarla muhatap eder. İslam dini açısından bu sorumluluk ve karşı karşıya kalınan durumlar "imtihan" kavramı ile ifade edilir. Bu çalışmada, Kur'an'daki ayetler ışığında imtihan kavramı ele alınarak, bu kavramın ifade ettiği anlamlar din eğitimi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırmamızın amacı, imtihan olgusunun doğru anlaşılmasında ve öğrenilenlerin davranışlara yansımasında din eğitiminin vereceği katkıyı ve kullanılabilecek uygun öğretim yöntemlerini ortaya koymaktır. Böylelikle insanı ilahi gayeye ulaştıracak bilinç ve davranışların kazandırılması hususunda din eğitiminin etkili bir araç olarak kullanılması hedeflenmektedir. Tezimiz, giriş kısmı ile birlikte dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda imtihan kavramının anlam analizi yapılmış ve bu kavramla ilişkili olan kelimeler ile ilgili bilgiler verilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de imtihan ile ilgili tespit edilebilen bazı ayetlerin manaları verilmiş ve tefsirler ışığında kelime ile ne anlatılmak istendiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmamızda ayrıca konunun hadislerde hangi açılardan ele alındığı ve mezheplerin imtihan ile ilgili görüşlerine dair genel bilgiler verilmiştir. Tezimizin son bölümünde ise din eğitimi açısından imtihan kavramı nasıl ele alınabilir sorusunun cevabı aranmıştır. Sürekli bir imtihanda olma fikrinin insanda oluşturabileceği olumsuz etkiyi, ayetleri ve peygamberlerin örnekliğini eğitime dahil ederek ortadan kaldırmaya yönelik değerlendirmeler yapılmıştır.
Eski Mezopotamya mitolojisi ile Kur'an kıssaları arasındaki paralel motiflerin karşılaştırılması
Araştırmamız eski Mezopotamya Mitolojisindeki mitsel hikayelerle Kur'an'da anlatılan bir kısım Peygamber kıssaları arasındaki benzerliklerin karşılaştırılmasından oluşmaktadır. Eski Mezopotamya tarihi ve mitolojisi Sümer, Akad, Babil ve Asur uygarlıklarından oluşmaktadır. Bu toplumların düşünce dünyasının temelerinden biri olan evrenin ve insanın yaratılışı, öteki dünya inancı ve bazı mitsel hikayeler, Kur'an'da anlatılan kıssalarla benzer motifler içermektedir. Çalışmamızda öncelikle Mezopotamya tarihi ve mitolojisi ele alınmış, ardından insanın ve evrenin yaratılışı , Hz. Adem'in Cennetten çıkarılma kıssası Sümer mitolojisindeki "Enki ve Ninhursag'ın Su İşleri" miti ile karşılaştırılmış, ayrıca Cennet ve Cehennem inancı, Kur'an'daki ilgili anlatılarla karşılaştırılarak benzer motifler üzerinde değerlendirilmiştir. Mezopotamya mitolojisinde anlatılan Tufan felaketi ise Kur'an'daki Nuh Tufanı kıssası ile karşılaştırılarak benzer unsurlara değinilmiştir. Ayrıca Akad Kralı Sargon'un doğduktan sonra bir sepete konularak nehre bırakılma hikayesi ile Kur'an'da anlatılan Hz. Musa'nın kıssasının benzer yönleri ele alınmıştır. Asur mitolojisinde yarı insan yarı balık biçiminde tasvir edilen, denizden çıktıktan sonra insanlara bilgeliği öğreten Oannes ile Kur'an'da balığın karnından kurtulan Hz. Yunus'un inananları doğru yola iletme çabaları arasındaki parallelikler karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Aynı zamanda iki olayın figürleri olan Oannes ve Yunus isimleri arasındaki dilsel benzerlikler ele alımıştır. Son olarak ise Sümer mitolojisindeki '"Acı Çeken Adam"ın ya da "İnsan ve Tanrı" şiirinde anlatılan talihsizliklere uğrayan ve Tanrı'ya yalvararak bu beladan kurtulan kişinin hikayesi ile Kur'an'daki Hz. Eyüp'ün sabırla imtihanı kıssası arasındaki benzer motifler ele alınmıştır. Mezopotamya mitolojisi ile Kur'an kıssaları arasında evren ve insanın yaratılışı, Cennet ve Cehennemin yanı sıra Hz. Adem, Hz. Nuh. Hz. Musa, Hz. Yunus ve Hz. Eyüp'ün kıssalarının tematik, nesnel ve yapısal benzerlikleri Kur'an Tefsirleri ile ilgili yerli ve yabancı kaynaklardaki bilgilerden araştırılarak temellendirilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Hz. Adem, Hz. Eyüp, Hz Musa, Hz. Nuh, Hz. Yunus, Kur'an Kıssaları, Mezopotamya Mitolojisi,
Eğitsel oyunların din kültürü ve ahlak bilgisi öğretim programındaki kök değerlerin öğretimine etkisi
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) Dersi Öğretim Programı'nın amaçları arasında öğrencilerin ahlaki değerleri tanımaları ve bu değerleri içselleştirmelerine yer verilmektedir. Öğretim programında kazanılması amaçlanan ahlaki değerler "kök değerler" olarak adlandırılmakta, çeşitli yöntem ve tekniklerle öğrencilerin bu değerleri kazanabileceği ifade edilmektedir. Bu yöntem ve tekniklerden biri de eğitsel oyundur. Çünkü oyun çocuğun doğasında vardır; beslenme, uyku gibi önemli bir ihtiyaçtır ve bıkmadan, usanmadan, zevkle öğrenmeyi sağlamaktadır. Oyunun eğitim-öğretime katkılarından dolayı DKAB derslerine yönelik eğitsel oyunlar hazırlanması ve eğitsel oyunlardan derslerde etkili biçimde yararlanılması gerekmektedir. Ancak DKAB derslerinde eğitsel oyunların kullanımı ve değer öğretimine etkisi konusunda az sayıda deneysel çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada da eğitsel oyunların kök değerlerin öğretimine etkisini deneysel yöntemle araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmada karma yöntem desenlerinden iç içe desen kullanılmış, nicel verilerin toplanmasında yarı deneysel desenlerden öntest-sontest eşleştirilmiş kontrol gruplu desen tercih edilmiş, nitel verilerde ise görüşme ve gözlem tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde eğitsel oyunların öğrencilerin kök değerleri kazanmadaki başarılarına, bu değerlere yönelik tutumlarına etkisinin deneysel yöntemle araştırılması; nitel bölümde ise öğrencilerin kök değerler ve eğitsel oyunlara ilişkin düşünceleri tespit edilerek araştırma bulgularını anlamak ve yorumlamak amaçlanmıştır. Araştırma, 2023-2024 eğitim öğretim yılında Kastamonu ili Yirmiüç Ağustos Ortaokulu 7. sınıf öğrencileri ile DKAB dersi "Ahlaki Davranışlar" ünitesinde yapılmıştır. Araştırmanın deney grubunda 33 ve kontrol grubunda 33 olmak üzere toplam 66 öğrenci yeralmıştır. Araştırmanın nicel ve nitel verileri; başarı testleri, kök değerler ölçekleri, eğitsel oyun oynatma beceri gözlem ölçeği, öğrenme günlükleri, gözlem ve görüşme formlarıyla toplanmıştır. Uygulama sonrasında nicel veri analizi için SPSS 25 programı kullanılmış ve veri analizinde bağımlı ve bağımsız gruplar t testi, wilcoxon işaretli sıralar testi, mann whitney u testi yapılmıştır. Nitel verilerde ise betimsel analiz yapılmış ve MAXQDA 2020 programı kullanılmıştır. Son aşamada nitel bulguların nicel bulguları ne şekilde açıkladığı, desteklediği ve genişlettiği değerlendirilmiştir. Araştırmanın nicel boyutunda hem deney hem kontrol grubunda eğitsel oyun ve geleneksel yöntemle öğrenmenin gerçekleştiği, öğrenci başarısında bir artışın olduğu ancak deney grubunda eğitsel oyunların ders başarısını artırmada geleneksel yönteme göre daha etkili olduğu, öğrenilen bilgilerin kalıcı olduğu, öğrencilerin kök değerlere karşı tutumunun olumlu yönde değiştiği görülmüştür. Araştırmanın nitel boyutunda öğrencilerin tamamının kök değerlerin kendileri için önemli olduğunu düşündükleri, değerleri kazanmaları gerektiğini hissettikleri, değerlere uygun hareket etmemenin yanlış olduğunu fark ettikleri, eğitsel oyunların öğrenmeyi eğlenceli hâle getirdiğini ifade ettikleri görülmüştür. Öğrenmeyi eğlenceli hâle getiren eğitsel oyunların öğrenci başarısında artışla birlikte kalıcı öğrenme sağladığı ve öğrencilerin kök değerlere yönelik olumlu tutum geliştirmelerinde etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ballıklızade Ahmed Mahir Efendi'nin din eğitimi anlayışı
Bu çalışmanın amacı, Osmanlı Devleti'nin son döneminde din eğitimi ve tasavvuf alanında önemli bir isim olan Ahmet Mahir Efendi'nin din eğitim anlayışını hayatı ve eserleri bağlamında incelemektedir. Çalışmada, Ahmet Mahir Efendi'nin ilmi ve fikri birikimi, yaşadığı dönemin sosyal, siyasal ve kültürel dinamikleri çerçevesinde ele alınarak, onun Osmanlı eğitim sistemine katkıları analiz edilmektedir. Tez, Ahmet Mahir Efendi'nin eğitim anlayışını geleneksel ve modern eğitim modelleri bağlamında değerlendirmeyi ve bu anlayışın günümüz din eğitimi perspektifine sunduğu katkıları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tez, bir giriş, iki ana bölüm ve bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın problemi, amacı, önemi ve yöntem bilimsel çerçevesi ele alınmıştır. Birinci ana bölümde, Ahmet Mahir Efendi'nin hayatı, ilmi şahsiyeti ve eserleri, yaşadığı dönemin siyasal ve sosyal yapısına yer verilmiştir. Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıldaki modernleşme çabaları, Kastamonu vilayetinin eğitim durumu ve Ahmet Mahir Efendi'nin bu süreçteki rolü detaylandırılmıştır. Aynı zamanda, hocaları, talebeleri ve onun eğitim anlayışının tasavvufi yönleri incelenerek, eğitime dair fikirlerinin dönemin şartlarına ne ölçüde cevap verdiği değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise, Ahmet Mahir Efendi'nin din eğitimi anlayışını merkeze alarak, onun düşünce dünyası ve eğitime dair temel yaklaşımları analiz edilmiştir. Ahmet Mahir Efendi'nin eğitim anlayışında öne çıkan ahlaki değerler, toplumsal birlik ve düzen, vatan ve millet sevgisi gibi kavramlar çerçevesinde, onun eğitimin bireysel ve toplumsal işlevine dair görüşleri ifade edilmiştir. Bu bölümde ayrıca, onun geleneksel eğitim kurumları ile modernleşme arasındaki dengeyi nasıl sağladığı ve tasavvufi bakış açısının eğitim anlayışına yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise, elde edilen bulgular ışığında Ahmet Mahir Efendi'nin Osmanlı eğitim sistemine olan katkıları genel bir değerlendirmeye tabi tutulmuş; onun eğitim anlayışının günümüz din eğitimi anlayışıyla ilişkisi ele alınmıştır.
Hilmi Ziya Ülken düşüncesinde Tanrı'nın varlığına ait deliller
İlkçağ'dan itibaren günümüze kadar olan süreçte önemini yitirmeyen varlık kavramı, felsefenin üç ana konusundan birisidir. Doğa felsefesinde her şeyin ana maddesi ilk varlık, ilk ilke olarak kabul edilir. Bu ilk ilke, doğanın dışına çıkılmadan, var olan, gözle görünen şeylerde aranmıştır. Sokrates (MÖ 469-399), Platon (MÖ 427-347) ve Aristoteles (MÖ 384-322) gibi filozoflar düşünce tarihinin seyrini değiştirerek ilk varlığı, doğanın dışında arayarak soyut bir düzleme taşımışlardır. İlerleyen dönemlerde tek tanrılı dinlerin yayılmasıyla birlikte ilk varlık kavramının yerini Tanrı kavramı almıştır. Tanrı kavramını ele alan filozoflar onun varlığına dair kanıtlamalar getirmişlerdir. Cumhuriyet döneminde yetişmiş en önemli düşünürlerden biri olan Hilmi Ziya Ülken, felsefe alanında yaptığı çalışmalarla, ülkemizin bu konuda ilerleyişinde etkili isimlerden biri olmuştur. Yaptığı tercüme faaliyetlerinin yanında, yazdığı kitap, makale ve çıkardığı dergiler, bu önemli katkılardan bazılarıdır. Bu tezin ana konusu; Hilmi Ziya Ülken'in Tanrı'nın varlığına dair ortaya konan delillere bakış açısıdır. Bu bağlamda onun felsefi eserlerinde inceleme yapılarak, ortaya çıkan sonuçların tezle birlikte sunulması amaçlanmıştır. Ülken, Tanrı'yı kanıtlama çalışmalarında klasik akli deliller yerine modern kanıtlamalardan ahlak, dini tecrübe ve estetik delilini daha doğru bulmaktadır. O, Tanrı'nın kanıtlanmasının epistemolojik açıdan ele alınmasını doğru bulmayıp, inanç meselesi olarak ele almasına rağmen modern delillere karşı yaptığı savunmalar, bu konuyu farklı boyutlara taşımaktadır.
Kamu kurumlarında çalışan kadınların din eğitimi ihtiyaçlarının incelenmesi
Günümüzde kadınların ev dışında çalışma yaşamına katılımlarının artmasıyla birlikte; günlük yaşamları, alışkanlıkları, toplumsal rol ve sorumlulukları gibi pek çok alanda değişim yaşadıkları görülmektedir. Bu değişimlerden biri de kadınların dini yaşantılarında ve dini bilgi edinme yollarında yaşanan dönüşümdür. Bireylerin her yaş ve dönemde dini bilgi edinme ve dini ibadetlerini yerine getirme ihtiyaçları düşünüldüğünde, yetişkinlik döneminde şartların değişmesiyle bu ihtiyaçların ortadan kalkmayacağı söylenebilir. Dolayısıyla bu çalışma, çalışma yaşamında aktif olarak var olan ve bir kamu kurumunda mesaili olarak çalışan kadınların dini yaşamlarına, dini bilgi edinme durumlarına, ihtiyaç ve beklentilerine dair bilgi edinmeye dayalı olarak hazırlanmıştır. Bu çerçevede araştırmanın amacı; kamu kurumlarında çalışan kadınların dini bilgi edinme konusundaki ihtiyaç ve beklentilerini belirlemek, din eğitimi kurumlarına yönelik beklentilerini tespit etmek ve elde edilen veriler doğrultusunda din eğitimi ihtiyaçlarına cevap verecek çözüm önerileri sunmaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemiyle fenomenoloji deseninde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği tercih edilmiştir. Verilerin analiz edilmesi için nitel veri analiz programı MAXQDA (2020) kullanılmıştır. Araştırma verileri, betimsel analiz yöntemiyle; katılımcı ifadelerinden elde edilen kodlar ve bu kodlardan türetilen temalara göre analiz edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, Düzce ilinde kamu kurumlarında görev yapan 20 kadın oluşturmaktadır. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemiyle ve maksimum çeşitliliğe dikkat edilerek seçilmiştir. Araştırma bulguları, katılımcıların dini gelişimlerine büyük önem verdiklerini; ancak iş hayatı, aile sorumlulukları ve kişisel zaman yetersizliği gibi nedenlerle kurumsal din eğitimi faaliyetlerine katılım gösteremediklerini ortaya koymuştur. Katılımcılar, dini bilgi ihtiyaçlarını genellikle dijital kaynaklar ve bireysel okumalar yoluyla gidermeye çalışmaktadır. Din eğitimine katılmalarını zorlaştıran engeller ise bireysel, ailevi, sosyal-kültürel ve kurumsal düzeyde sınıflandırılmış; özellikle kurumsal hizmetlerin çalışan kadınlar için yetersiz olduğu görülmüştür.
Anadolu'da yaygın dua geleneği (Kastamonu örneği)
Selçuklulardan itibaren, ağırlıklı olarak İslam Kültür ve Medeniyeti'nin kanatları altına girmiş Kastamonu, ruh ve mana zenginliğini günümüze kadar yaşatmıştır. Bu çalışmamızda amacımız, Anadolu'da yaygın dua geleneğinin Kastamonu'daki izlerini bulmaya çalışmak, ayrıca bu izler üzerinden hem şehrin manevi/ruhani tarafını öne çıkarmak, hem de Kastamonu'nun, özellikle inanç turizmi açısından tanıtımına katkıda bulunmaktır. Dua, dini tecrübenin tezahürüne en sağlam vasıtadır. Bunun için halkın yaptığı dualar, dini bir fenomen olarak araştırmamıza konu edilmiştir. Bundan dolayı, Anadolu'da yaygın dua geleneğinin izleri ile şehrin manevi zenginliğinin ortaya çıkarılmasında, halkın yapmış olduğu duaların tayin ve tespitinin isabetli olacağı düşünülmüştür. Bu araştırmada, Kastamonu'da halkın yaptığı dualar, bu dualarda ortaya çıkan ortak yönler ile yaş ve eğitim gibi değişkenlerin bu dualardaki etkileri, içerik analizine tabi tutarak incelenmiştir.
An analysing on Yusuf Akcura's ideas
As a result of the capitalist order and it`s creation the imperialist politics, from the last period of the Ottoman Empire to the historical process of reaching the Republic of Turkey, the mind of the intellectuals in the Ottoman Empire is quite complicated. The fallacy of intellectuals trying to adapt their own traditional structures to the extent that they can learn from various European-originated ideologies reveals an eclectic way of thinking. Naturally, the aim of the intellectuals is to ensure the continuity of the Ottoman Empire and to save the state from this impasse. However, the main problem is that it can not blend intellectual currents come from Europe with their society. In this case, Turkism is the kind that will overcome Islamism and Ottomanism. Turkism, which is a significant contributor to the establishment philosophy of the Republic of Turkey and to the dissolution of the foundations of the new state, has always been a polemical issue in terms of its position. In this study, Yusuf Akçura's ideas, known as the leading Turkist intellectuals and "Father of Pan-Turkism", were tried to be treated objectively with a sociological perspective. Key Words: Yusuf Akçura, Ottomanism, Islamism, Turkism, religion (Islam),society, nationalism, social integration
Evanjelik Hıristiyanların misyonerlik faaliyetlerinde bilişimi kullanma gücü
Giriş ve üç ana bölümden oluşan tezimizin ilk bölümünde Hıristiyanlığın tanımı ve tarihsel süreç içinde ayrışması, müntesipleri arasındaki görüş ayrılığı ve nedenleri kronolojik sıra ile anlattıktan sonra misyonerliğin tanımı, tarihi ve amaçlarını bilimsel ve objektif bir biçimde anlatmaya çalıştık. Bu bölümde aynı zamanda tezimizin ana konusunu teşkil eden evanjelizm hakkında bilgi verdikten sonra tarihsel serüvenini ve günümüzdeki yapılanmasını detaylı bir şekilde vermeye çalıştık. İkinci bölümde ise bilişim enstrümanlarını inceleyip, misyonerlerin bilimsel gelişmeler sonucunda ortaya çıkan yeni iletişim elemanlarını özellikle de web sitelerini kendi amaçları doğrultusunda nasıl kullandıklarını gözler önüne serdikten sonra bu sitelerin teknik ve içerik özelliklerini sıraladık. Misyonerlik faaliyetine karşı güvenlik birimleri, Milli Eğitim ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın önerilerine yer verdik. Tezimizin son bölümünde, bu faaliyetlere devletin, öğretim kurumlarının, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, ailelerin ve şahısların yapması gerekenleri sıraladıktan sonra misyonerliğe masum bir faaliyet olarak değil milli bütünlüğümüzü bozacak bir tuzak olarak bakılması gerektiğini vurguladık.
İşitme engelliler ortaokullarında görev yapan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin karşılaştığı problemler
ÖZET Yüksek Lisans Tezi İŞİTME ENGELLİLER ORTAOKULLARINDA GÖREV YAPAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENLERİNİN KARŞILAŞTIĞI PROBLEMLER Arkın ÖZKAN Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Cengiz ÇUHADAR "İşitme Engelliler Ortaokullarında Görev Yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenlerinin Karşılaştığı Problemler" başlıklı nitel araştırmamızın konusu işitme engelliler ortaokullarında DKAB(Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi) derslerinde karşılaşılan problemlerin çeşitli boyutlarıyla DKAB öğretmenlerinin görüşlerine bağlı olarak değerlendirilmesidir. Yapılan literatür taramasına göre, işitme engelliler ortaokullarında DKAB derslerinde karşılaşılan problemlerin tespit edilmesine yönelik lisansüstü tez çalışması bulunmamaktadır. İşitme engelliler ortaokullarındaki DKAB derslerinde karşılaşılan problemleri çeşitli boyutlarıyla ortaya çıkarmak amacıyla böyle bir araştırma yapılmıştır. DKAB öğretmenlerinin DKAB derslerinde karşılaştıkları problemleri derinlemesine ifade edebilecekleri düşüncesiyle araştırmamızda yöntem olarak nitel araştırma yöntemi belirlenmiştir. Türkiye'deki işitme engelliler ortaokullarında görev yapan DKAB öğretmenlerine yönelik hazırlanan görüşme formu yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ve standartlaştırılmış açık uçlu görüşme stratejisi kullanılarak uygulanmıştır. Daha sonra görüşme formuna aktarılan görüşme kayıtları çözümleme belgesine aktarılarak analiz edilmiş, elde edilen veriler özel bir forma yerleştirilerek kodlanmış, nvivo ve excel programları kullanılarak grafikler oluşturulmuş, belirlenen temalara uygun olarak elde edilen verilerin frekans ve yüzdelikleri hesaplanmıştır. Araştırmada ortaya çıkan bulgular değerlendirilmiş ve araştırmanın son bölümünde sonuç ve öneriler ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din, Din Eğitimi, İşitme Engelli, İşitme Engelliler Ortaokulu. 2017, 122 sayfa
Dini başa çıkma ile sürekli öfke-öfke ifade tarzları ilişkisi üzerine bir araştırma
Öfke, uygun biçimde ifade edilemediği veya kontrol edilemediği takdirde kontrolsüz ve yıkıcı davranışların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı sürekli öfke-öfke ifade tarzları ve dinî başa çıkma ile çeşitli demografik değişkenler (cinsiyet, medenî durum, yaş, öğrenim durumu, yaşanılan yer ve aylık gelir düzeyi) arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmaya, 2016 yılında Kastamonu ilinde yaşayan 12 yaş ve üstü 619 birey katılmıştır. Katılımcılara Spielberger tarafından geliştirilen ve Özer tarafından Türkçeye uyarlanan "Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği" ve Ayten tarafından geliştirilen "Dinî Başa Çıkma Ölçeği" uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda ise olumlu dinî başa çıkma ile sürekli öfke arasında anlamlı negatif bir ilişki, öfke kontrolü arasında anlamlı pozitif bir ilişki, dışa yönelik öfke arasında anlamlı negatif bir ilişki, içe yönelik öfke arasında anlamlı negatif bir ilişki bulunmuştur. Olumsuz dinî başa çıkma ile sürekli öfke arasında anlamlı pozitif bir ilişki, öfke kontrolü arasında anlamlı pozitif bir ilişki, dışa yönelik öfke arasında anlamlı pozitif bir ilişki, içe yönelik öfke arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Elde edilen bilgiler ise bulgular bölümünde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Öfke, öfke kontrolü, öfkeyle başa çıkma, dinî başa çıkma 2017, 142 sayfa Bilim Kodu
İnebolu ilçe merkezi ve çevresindeki dini ziyaret yerleri
Çok eski devirlerden bu yana İnebolu, farklı uygarlık ve devletlere mekân olmuştur. Günümüzde bu kültürel kalıntılardan izler taşıyan İnebolu'da özellikle İslami, kısmen de Hristiyan kültürün önemli dini ziyaret yerleri bulunmaktadır. Çalışmamız kapsamında yapılan araştırma sonucunda İnebolu'da pek çok türbe, mezar, ağaç, tepe vb. dini ziyaret yerleri tespit edilmiştir. Bu yerlerin bazılarının halk tarafından kutsallaştırıldığı, bazılarının ise zaman içinde önemini kaybettiği görülmektedir. Tespit edilen bu dini ziyaret yerleri, o yörede yaşayan kişilerle birebir yaptığımız mülakatlarla ortaya konulmaya çalışılmış ve fotoğraflandırılmıştır. Araştırmamız genel hatlarıyla bu çerçevede olup, yazılı kaynakların yetersizliğinden ötürü, kaynak şahıslardan elde edilen veriler objektif bir şekilde yorumlanmaya çalışılmıştır. Araştırma giriş, dört bölüm, sonuç ve fotoğraflardan oluşmaktadır. Giriş kısmında teorik bilgi ve tanımlara, birinci bölümde ise ziyaret fenomeni kavramına yer verilmiştir. İkinci bölümde bölgenin tarihi ve tarihsel önemi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise İnebolu'da tespit edilen dini ziyaret yerleri açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ziyaretçiler ile ilgili bir tipoloji çalışması yapılmıştır. Sonuç bölümünde de elde edilen bilgilerin bir değerlendirmesi yapılmıştır.
İslam'da dua
İnsanoğlunun yaradılışından günümüze kadar beşerin tabii bir ihtiyacı olan ve varlığı tarih boyunca hep devam eden dua, sonsuz kudret sahibi Yaratıcı'nın kulunu kendisine yöneltmesi, acziyetini hissettirmesi, kendisine olan ihtiyacı göstermesi açısından önemli bir olgudur. Bütün ilahi dinlerde olduğu gibi İslam Dini için de dua ana ibadet şubelerindendir. İnsanoğluna bütün konularda rehber olan Kur'an-ı Kerim dua konusunda da geniş bir yol göstermektedir. İslam'ın temelinin dua olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu dinin rehberi olan Hazret-i Peygamber'in de her hareketinde, ibadetinde dua önemli bir yer tutmalıydı. Onu kendisine rehber kabul eden ve mümin bir kul olmak isteyen onun takipçileri acaba duayı nasıl ele almışlar ve uygulamışlardı? "İslam'da Dua" üzerine yaptığımız bu çalışma giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı ve önemi, yöntemi, yapılan çalışmanın kaynakları ve sınırlılıkları üzerinde durulmuştur. Bu çalışma İslam Dini açısından duanın önemini ortaya koymak için yola çıkmış, kendisine Kur'an-ı Kerim'i ve İslam'ın ana kaynaklarını temel alarak duanın tanımı, Kur'an'da dua, Hz. Peygamber'den önceki peygamber duaları, Peygamber Efendimiz'in duaları, duada tevessül, İslam büyüklerinin duaları konularını incelemeye ve onları tahlil etmeye gayret etmiştir. Geniş bir dua literatürünü de vermeye çalışan bu tez, dokümantasyon ve derlenen verilerin sentezi yöntemlerini izlemiştir. Anahtar Kelimeler: İslam, Dua, Kur'an, Hadis, Tasavvuf, Dinler Tarihi
İslâm düşüncesinin etkileşim sürecinde Gazâlî ve Şehristânî'nin filozoflara eleştirilerinin karşılaştırılması
İslâm düşünce tarihi açısından felsefe, kelâm ve tasavvuf alanları arasındaki etkileşim büyük bir öneme sahiptir. Bu etkileşim aynı zamanda İslâm düşüncensin kendi içindeki dinamizminin de kaynaklığını oluşturmaktadır. İslâm düşüncesinin bu etkileşim sürecinde ise iki isim öne çıkmaktadır. Bu isimlerin ilki İslâm filozofu İbn Sînâ ve ikincisi de Eş'arî bir kelâm âlimi olan Gazâlî'dir. Gazâlî'nin mütekellim kimliği ile başta İbn Sînâ olmak üzere İslâm filozoflarına yönelttiği eleştirileri, bu etkileşim dönemiminin en önemli aşamalarından birisini oluşturmaktadır. Çünkü İslâm düşünce tarihinde bu gelişmeden sonra, kelâm ve tasavvuf, felsefî bir boyut kazanmıştır. Bu süreçte Gazâlî sonrasında da filozoflar mütekellimler tarafından eleştirilmeye devam edilmiştir. Gazâlî'den sonra kısa bir süre içinde, filozofları eleştiren ilk kişi ise yine bir Eş'arî mütekellimi olan Şehristânî'dir. Gazâlî'nin ardından filozoflara yönelik ilk eleştiri eserini kaleme alan Şehristânî'nin Kitâbü'l-Musâra'a'sının ise büyük oranda Tehâfütü'l-Felâsife ile örtüştüğü görülmektedir. Fakat bu durum, Şehristânî'nin neden kısa bir süre içinde Gazâlî ile aynı noktalarda buluşan bir eser kaleme almayı tercih ettiği sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Bu tezde bu sorunun cevabı, Gazâlî ve Şehristânî'nin eserlerinde sundukları amaçları, yöntemleri ve eleştirileri karşılaştırılarak bulunmaya çalışılmıştır. Mütekellimler arasındaki karşılaştırmada ilk dikkat çeken husus ise Şehristânî'nin filozoflar hakkında Gazâlî'de görülen tekfir hükmünü sunmamış olmasıdır. Buna göre Şehristânî, bir yandan eserindeki eleştirilerinin amacı bakımından Gazâlî'yi desteklemekte, diğer yandan da Gazâlî'den farklılaşan yönü ile bu sürecin devamında Fahreddin Râzî'de tam anlamıyla yansımasını bulan felsefî kelâm döneminin, yöntemsel gelişimine öncülük etmektedir.
S. Ahmet Arvasî'nin millet ve milliyetçilik anlayışı
Milletler, inkar edilmeleri mümkün olmayan tarihi, objektif ve sosyolojik bir gerçek olarak varlıklarını devam ettirmektedirler. Milliyetçilik ise; milletlerin, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik olarak bağımsızlık şuuru içinde kendi milletini mutlu kılma ve varlığını devam ettirme isteğidir. Milli devletler ve milliyetçilik düşüncesine sahip köklü milletler, tek kutuplu, ekonomik, siyasi ve kültürel olarak bütünleşmeci bir proje olan küreselleşmenin karşısındaki en büyük engeldir. Bilimsel olmaktan uzak ideolojik yaklaşımlar, milli devletlerin ve milliyetçiliklerin ortadan kalkacağını iddia etmektedirler. Milliyetçilik sosyal bir olgu, fıtri bir duygu olarak varlığını her dönemde devam ettiren bir ruh, yaşanılan hayata yön veren bir kuvvet, inkarı mümkün olamayan bir gerçektir. Bu çalışmamız, çeşitli alanlarda eserler vermiş, eğitimci, sosyolog, fikir ve dava adamı S. Ahmet Arvasî'nin millet ve milliyetçilik hakkındaki görüşlerinin araştırılmasından oluşmaktadır. Hayatı, eserleri, kişiliği hakkında bilgiler verildikten sonra, millet, milliyetçilik ve Türk milliyetçiliği anlayışı üzerinde durulmuştur. Arvasî, yaşadığı toplumun, İslam ve insanlık âleminin yaşadığı sıkıntıları, emperyalizmin oynadığı oyunları çok iyi teşhis etmiş, çözüm önerileri sunarak gelecek nesillere yol göstermiştir. Ortaya koyduğumuz bu çalışma, Türk düşünce hayatında müstesna bir yeri olan Ahmet Arvasî'yi ve fikirlerini tanıtmakla birlikte, Türk milletinin, İslam ve insanlık âleminin içinde bulunduğu birçok dini, sosyal ve fikri probleme çözüm önerileri getirmektedir.
İlahi dinlerde oruç
Oruç, İslam dışındaki dinlerde de varlığını gösteren önemli bir ibadettir. Oruç, dünya genelindeki dinlerde şekil ve keyfiyet bakımından farklıdır. Ancak gaye ve anlam yönünden birbirine yakındır. Oruç; ilkel kabilelerde, kadim kültür ve beşeri dinlerde olduğu gibi; aslı vahye dayanan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi dinlerde çeşitli şekillerde mevcuttur. Yahudiler, orucun nefsi alçaltma, nefsi terbiye etme olarak kabul edip oruçlunun hiçbir şey yapmayacağını belirtmiş ve ayrıca matemin, tarihi felaketlerin anısına oruç tutmuşlardır. Hıristiyanlar da orucu perhiz olarak uygulamış ve gününü çoğaltmışlardır. İslam dini ise orucu bağlayıcı hükümlerle daha fonksiyonel hale getirerek disiplinli bir ibadet formu kazandırmıştır. İnsanlar orucun hem ruh hem de beden için pek çok yarar olduğuna inanmaktadır. Oruç, köklü bir eğitim metodudur ve nefsin olumsuz eğilimlerinin önüne geçmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, ilahi dinlerdeki oruç formlarını bütün yönleriyle ortaya koymaktır.
Kur'an kursundaki yetişkin din eğitiminin bireye ve aile yaşantısına etkileri Kastamonu örneği
Kur'an kursları din eğitim ve öğretimi açısından büyük bir öneme sahiptir .Kur'an kurslarına gelen bayanların kurslardaki eğitimi aldıktan sonra kendi şahısları ve aile hayatları üzerinde bir etkisinin olup olmadığını tespit etme amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Birey ve ailesi üzerindeki değişikliği tespit edebilmek için de kurslara düzenli olarak gelen bayan öğrencilerle bu konu ile ilgili mülakat yapılmıştır. Mülakat sonucunda da kurslarda alınan din eğitiminin kişinin psikolojik hallerinde, dini anlama ve yaşama şekilleri ve hayatlarının bir çok alanında etkili olduğu tespit edilmiştir. Mülakat yöntemi ile elde edilen sonuçlar da tablolarla açık bir şekilde gösterilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde konu ile ilgili teorik bilgiler verildikten sonra ikinci bölümde de mülakat yöntemi ile elde edilen bulgular ve yorumlara yer verilmiştir.
Türkiye'de ekstremist gruplardan Hizbullah
Günümüzde bazı devletlerin ekonomik veya politik çıkarları gereği, bir kısım devletlerin ise, uluslararası alanda kendi milli politikaları ile çatışan diğer devletlere karşı dolaylı yıpratma ve dayatma yöntemi olarak terörizmi bir maşa olarak kullanmaları sonucu terörizmin boyutları genişlemiş ve uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Bu durum sadece yakın ve orta doğuda değil, dünya yüzeyinin genelini kapsamaktadır. Bugün Afganistan'da, Pakistan'da kimler oyun oynuyorsa, Arabistan'da, Yemen'de, Kuveyt'te, Ürdün'de bunlar oyun oynamaktadırlar. Enerji kaynakları bakımından zengin olan yakın ve orta doğuda, istedikleri şekilde enerjiden pay alabilmek için bir yarış içinde olan ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Rusya gibi ülkeler ile enerjiden çok kendi güvenliği ve topraklarını genişletme hevesinde olan İsrail, bazı paydalarda birleşmektedirler. Bu ülkeler; bölge ülkelerinin çıkaracakları sesleri kısmak için zamanında terör örgütleri kurdurup, bu terör örgütleri ile istedikleri bölgede kargaşa çıkararak, bölge ülkelerine barış ve demokrasi adına müdahale etmekte ve bu şekilde buraların ekonomik kaynaklarını da sömürmektedirler. Bütün Dünya sol görüşlü terör örgütlerinin Rusya menşeli, radikal dinci terör örgütlerinin ise İran menşeli olduğunu benimsemiştir. Elbette ki Rusya ve İran'ın terör örgütleri ile ilişkileri göz ardı edilemez, lakin dünya yüzeyinde terör örgütlerinin kurulup yönetilmesi maalesef batılı ülkeler eli ile olmaktadır. Özellikle ABD, İngiltere ve İsrail dünya üzerinde terör örgütlerinin kurulup, geliştirilmesinden ve ardından yönetilmesine kadar birçok alanda beraber hareket etmektedirler. Bölge ülkesi olarak Türkiye'nin sesini çıkarmaması, bölgede olan diğer ülkelere örnek teşkil etmemesi, bölge ülkelerini bir araya getirerek kendilerine karşı durmaması için, Türkiye'de de birçok terör örgütleri kurdurmuşlardır. Hizbullah terör örgütü işte bu örgütlerden sadece bir tanesidir. Tezimizde Hizbullah terör örgütü lideri olan Hüseyin Velioğlu'nun kimler tarafından devşirildiğini, kendisine kimlerin nasıl örgüt kurdurduğunu, bu örgütün nasıl korunup kollandığını, gerektiğinde silah ve militan bakımından nasıl desteklendiğini, Türkiye'de kaos çıkarmak ve başka terör örgütlerinin önünü açmak için kimler tarafından kullanıldığını, liderinin zamansız ölümü üzerine dernek ve vakıflar aracılığı ile legal alana taşınmaya çalışılan örgüt tabanının, son olarak nasıl siyasi bir partiye dönüştürüldüğünü ve bunun ardındaki batılı ülkelerin ileriye yönelik planları ele alınmıştır.
Ünver Günay'ın Türk din sosyolojisine katkıları
Prof. Dr. Ünver Günay, Türkiye'de din sosyolojisinin oluşumuna derin dini bilgisi, sosyolojik bakış açısı, engin yöntem ve literatür bilgisi ile katkıda bulunan önemli Türk sosyologlarından biridir. Ünver Günay, çalışmalarının örneklemlerini Türk toplumu üzerine yoğunlaştırmış ve Türk toplumunun sosyal hayatı ve din olgusu arasındaki ilişkiyi esas inceleme konusu olarak belirlemiştir. Akademik hayatı boyunca din sosyoloji alanında birçok konuda çalışmalar yürütmüş Günay'ın en önemli eseri şüphesiz "Din Sosyolojisi" kitabıdır. Ayrıca Günay, Türk dini tarihi, göç ve din ilişkisi, laiklik, Ziya Gökalp, ziyaret yerleri ve dini gruplar gibi konulara da eğilim göstermiş birbirinden değerli eserler ortaya koymuştur. Çalışmalarında kantitatif ve kalitatif yöntemleri ayrı ayrı ve bir arada kullanarak nitelikli sonuçlar ortaya koymuştur. Günay çalışmalarında yalnızca bir durum tespiti yapmamış aynı zamanda fark ettiği sorunlara yönelik çözümler önermekten de hiçbir zaman geri durmamıştır. Günay'ın Türk din sosyolojisi için önemi dolayısıyla bu araştırmanın amacı; Prof. Dr. Ünver Günay'ın eserlerinden faydalanmak sureti ile görüşleri ışığında Türk din sosyoloji geleneğine katkılarını ve bakış açısını kavramsal temelde ortaya koymaktır.
Çalışan bireylerde yaşam doyumu, mesleki tükenmişlik ve dini başa çıkma arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışan bireylerde stres, yıpranma ve mesleki tükenmişlik günümüz modern çağında bireyselleşme ve azalan sosyalleşme ile beraber gittikçe artmakta, bu durum bireylerin yaşam doyumunu etkilemektedir. Yaşanan bu stres ve tükenmişlik ile bireyler çeşitli şekillerde başa çıkmaya çalışmaktadır. Din ve inanç birçok birey için önemli bir olgu olması nedeni ile bireyler başa çıkma yolu olarak dini tutum ve düşüncelerini kullanabilmektedir. Bu araştırmanın amacı; çalışan bireylerin mesleki tükenmişlik düzeyleri, yaşam doyumu düzeyleri ve dinî başa çıkma türleri arasındaki ilişkiyi incelemek, ayrıca demografik değişkenlere (cinsiyet, medenî durum, yaş, eğitim düzeyi, meslek, görev süresi ve aylık gelir düzeyi) göre tükenmişlik düzeylerinin, yaşam doyumu düzeylerinin ve dinî başa çıkma türlerinin farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırma 2019 yılında farklı illerde yaşamakta olan, farklı yaş, meslek (öğretmen, hemşire ve polis), eğitim durumu ve gelir düzeyine sahip bireylerin katılımıyla gerçekleşmiştir. Araştırma grubunun belirlenmesinde basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmış, online ve yüz yüze anket yöntemi ile 286 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmada, Maslach ve Jackson tarafından hazırlanan ve Türkçe uyarlaması Ergin (1992) tarafından oluşturulan "Mesleki Tükenmişlik Ölçeği", Diener, Emmons, Larsen ve Griffin (1985) tarafından hazırlanan, Dağlı ve Baysal (2016) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve Ekşi ve Sayın (2016) tarafından geliştirilen "Dini Başa Çıkma Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda yaşam doyumu ile olumlu dinî başa çıkma arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki bulunmuştur. Yaşam doyumu düzeyi, mesleki tükenmişlik düzeyi ve dini başa çıkma stilleri demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar bulgular kısmında ayrıntılı olarak verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşam doyumu, mesleki tükenmişlik, dini başa çıkma 2019, 110 sayfa Bilim Kodu:…
Din eğitimi bağlamında down sendromlu çocuğu olan ailelerin ve dkab öğretmenlerinin engelliliğe ilişkin görüşleri (Kastamonu örneği)
Bir kromozom anomalisi ve genetik farklılığı olan Down sendromu; basit anlatımıyla, sıradan insanlarda yirmi üç anneden, yirmi üç babadan gelen kırk altı kromozomun, yirmi birinci kromozomun üç tane olması nedeniyle toplam kırk yedi olması durumu olup, hafif ve orta düzeyde mental retardasyona ve gelişimsel yavaşlığa neden olan en yaygı genetik farklılıktır. Din eğitimi bağlamında alan yazın tarandığında az sayıda Down sendromu ile ilgili çalışmaya rastlanılmıştır. Alanda ihtiyaç duyulan boşluk, araştırmacıyı Down sendromlu çocuğu olan ailelerin ve DKAB öğretmenlerinin engelliliğe ilişkin görüşlerini araştırmaya sevk etmiştir. Kastamonu örnekliğinde araştırılan konuda, ailelerin çocukları ile yaşadıkları çeşitli sıkıntıların dışında, toplumsal farkındalık ve birlikte yaşam konularında engelliliğe ilişkin görüşleri ortaya konmuştur. DKAB öğretmenleri ise okul hayatında Down sendromlu bireylerin din eğitimi bağlamında hazır bulunuşluluk ve derse ilişkin ilgileri konularında yaşadıkları olumlu/olumsuz durumları ortaya koymuştur. Yapılan bu çalışma ile engelliliğin aile, okul ve toplum bilinçlenmesi ile aşılabileceği, birlikte büyük bir ailenin fertleri olarak aramızdaki özel bireylere destek olunması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kalem suresinin din eğitimi açısından değerlendirilmesi
"Kalem Suresi'nin Din Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi" başlıklı çalışmamızın konusu Kur'an-ı Kerim'in 68. suresi olan Kalem Suresi'nin eğitim açısından değerlendirip günümüz eğitim metotları ve eğitim ilkeleri ile karşılaştırılması, bunun yanı sıra Kalem Suresinde yer alan eğitimle ilgili kavramların açıklanmasıdır. Kur'an İslam'ın ilk yıllarından itibaren Müslümanların hayatlarındaki yapı taşlarını düzene koyan ana kaynak olmuştur ve her zamanda böyle olacaktır. İçinde eğitimle, ahlakla ve insanlara faydalı olacak bilgilerle dolu olan Kur'an-ı Kerim; raflarda duran belli gün ve gecelerde okunan ve sadece lafzının ezberlenip okunmaması gereken bir kitaptır. Bu tezin amacı da bu bilgilerin gün ışığına çıkartılmasına yardımcı olmaktır. Öncelikle birinci bölümde temel kavramların ele alındığı çalışmamızda Kur'an'ı Kerimin önemine, Kur'an'ı Kerimin eğitim için kaynak olup olmadığına ve Kalem Suresi'nin genel özelliklerine kısaca değinilmiştir. İkinci bölümde ise öğretim yöntem ve tekniklerinden, eğitim metotları ve Kalem Suresinde yer alan eğitim metotları ele alınmıştır. Ardından Kalem Suresinde öne çıkan eğitsel ilkelere değinilmiştir. Son olarak Kalem suresi bağlamında ahlak eğitimi, kalem suresinde ödül ve ceza, yemin konuları eğitim çerçevesinde işlenmiştir. Yapılan araştırmalara göre Kalem Suresi'ni eğitim yönüyle ele alan bir lisansüstü tez çalışması bulunmamaktadır. Ancak temel İslam bilimleri alanında "Ana Konuları Ekseninde Kalem Suresi "adlı bir tez çalışması bulunmaktadır. Ayrıca Nebevi Mücadele Bağlamında Kalem Suresi Tefsiri isimli Halil Aldemir'in kaleme aldığı bir kitap mevcuttur. Bu çalışmamızı hazırlarken hazırlanan bu tezden ve kitaptan faydalanılmıştır. Kur'an-ı Kerim'in bir suresi olan Kalem Suresini eğitim yönüyle ele almak ve eğitim açısından değerlendirip günümüz eğitim sistemiyle kıyaslamak için böyle bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmamızda yöntem olarak nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalem suresi, yemin, eğitim, metot, mükâfat, ceza, ilke, ahlak, din. 2019, 105 Sayfa Bilim Kodu Yaz