8,509
Archived Theses
33
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
P- Medyan tesis yeri seçim problemi: Bir uygulama
P-medyan problemleri; bir ağdaki (şebekedeki) n adet düğüm kullanılarak p adet tesisin yerini, talep ile tesis arasındaki toplam ortalama ağırlıklandırılmış mesafeyi en azaltacak şekilde bulmayı amaçlayan yer seçim problemlerinden biridir. Bu araştırmada bir gıda firmasının Düzce il ve ilçelerindeki optimum depo lokasyonlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, literatürde sıklıkla kullanılan p-medyan tesis yerleştirme problemi kullanılmıştır. Firmanın toplam depo sayısı, talep lokasyonları ve talep miktarı bilgileri firmadan edinilmiştir. Daha sonra, bu veriler kullanılarak talep noktaları arasındaki uzaklıklar Google Maps ve Microsoft Excel programı yardımıyla bulunmuştur. Problemin temel modelini oluşturmak için Microsoft Excel programı kullanılmıştır. Modeli çözmek için, başlangıçta Standart Excel programının "Çözücü" eklentisi kullanılmıştır. Fakat değişken sayısının fazla olması nedeniyle modeller çözülememiştir. Daha sonra, Excel programının güçlü versiyonlarından olan Analitik Solver Platform programı kullanılmıştır. Bu program yardımıyla, modeller çözülmüştür. Temelde, iki ayrı modelin farklı tesis sayıları denenerek optimum yerler araştırılmıştır. Birinci modelde, firmanın mevcut tesis yeri göz önünde bulundurularak farklı tesis sayılarının optimum yerleri test edilmiştir. Bu doğrultuda, oluşan maliyet göz önünde bulundurularak firma için en uygun optimum tesis sayısı belirlenmiştir. İkinci modelde, firmanın mevcut tesis yeri dikkate alınmadan, farklı tesis sayıları kullanılarak oluşan maliyetler karşılaştırılarak optimum tesis sayısı elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, birinci modelde, elde edilen maliyet eğrisine göre optimum depo sayısının iki olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu, firmanın optimum sayıda depoya sahip olmadığını göstermektedir. İkinci modelde de, elde edilen maliyet eğrisine göre optimum depo sayısının iki olduğu saptanmıştır. Ancak seçilen depo yerlerinin birinci modele göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Son olarak, birinci ve ikinci model karşılaştırıldığında firmanın mevcut depo yerinin ve sayısının optimum olmadığı gözlenmiştir. Optimum depo sayısının sağlanması için depo sayısının ikiye çıkarılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Marka değerleme yöntemleri ve marka değerinin firma değeri içerisindeki yeri
TAYŞİ Ceren, Marka Değerleme Yöntemleri ve Marka Değerinin Firma Değeri İçerisindeki Yeri, Yüksek Lisans Tezi, 2013 Günümüz küresel rekabet ortamında yeni, kaliteli ve farklı ürünleri piyasaya süren firmalar, kendilerini rakiplerinden ayıracak ve bu farklılığı koruyacak markalara ihtiyaç duymaktadırlar. Bu ihtiyaç sonucu olarak marka ve markalaşma faaliyetleri bir rekabet silahı olarak firmaların önemli gündem maddelerinden olmuştur. Maddi olmayan bir duran varlık olan markaları parasal olarak ifade edebilmek oldukça zordur. Literatürde bu konuda geliştirilmiş pek çok yöntem mevcuttur. Her firmanın kendine özgü özelliklerinin olması ve değerleme yöntemlerinin içerdikleri sübjektif unsurlar sebebiyle, marka değerleme konusu üzerine yapılan çalışmaların sayısı artmıştır. Bu çalışmada marka değerleme konusu üzerine müşteri, finansal ve karma bakış açıları ile geliştirilmiş yöntemler ele alınmıştır. Marka, firma değeri yaratma süreci için önemli bir unsurdur. Çalışmada marka değerinin firma değeri içerisindeki yerini belirlemek için bir regresyon analizi yapılmıştır. Ancak yapılan analiz sonucunda marka değeri ve firma değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: 1.Marka 2.Marka Değeri 3.Marka Değerleme Yöntemleri 4.Firma Değeri
Türk bankacılık sisteminde mevduatların krediye dönüşüm oranlarının dönemler itibari ile incelenmesi (1959-2011 yılları arası)
Mevduatların krediye dönüşüm oranları, finansal sistemin etkinliğinin ve bankaların temel görevi olan aracılık faaliyetlerinin bir göstergesidir. Bu çalışmada Türk bankacılık sisteminde, aracılık faaliyetin bir ölçüsü olan mevduatların krediye dönüşüm oranlarında yıllar içerisinde meydana gelen değişimlerin nedenleri anlatılmaya çalışılmıştır. Türk bankacılık sisteminde mevduatların krediye dönüşüm oranları yaşanan krizlerle bağlantı kurularak anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız 1959-2011 yılları arasını kapsamakta olup, 1959-2002 yılları arası ve 2003-2011 yılları arası olarak 2 döneme ayrılarak incelenmiştir. Son dönem olan 2003-2011 yılları arası olan dönemde Türk bankacılık sisteminde mevduatların krediye dönüşüm oranları sadece kendi içerisinde değil seçilmiş 13 ülke ile kıyaslanarak Türk bankacılık sisteminin dünyadaki yeri anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Türk Bankacılık Sistemi 2. Mevduat 3. Kredi 4. Mevduatların Krediye Dönüşüm Oranı 5. Kriz
Dış ticarette teslim ve ödeme şekillerinde eğitim gereklerinin belirlenmesi
Günümüzde kişilerin ve devletlerin sürekli olarak çeşitli ekonomik ilişkiler içinde bulunması, uluslararası ticarete yeni boyutlar kazandırmıştır. Alıcı açısından ithalat, satıcı açısından ise ihracat olarak gerçekleştirilen dış ticaret, kıtaları birbirine bağlamakta, çok uzak mesafedeki alıcı ve satıcıyı aynı platformda karşı karşıya getirmektedir. Mal ve hizmet alımı ve satımına konu olan dış ticaret, yapılan ödemeler ve kurum ve kuruluşlar açısından iç ticaretten farklılık göstermekte, dış ticarette karşılaşılan sorunlar ve bu sorunların çözümü de daha karmaşık bir yapı oluşturmaktadır. Sosyal ve ekonomik ihtiyaçlar ile kalkınma ve büyüme ihtiyaçları ülkeleri dış pazarlara yönlendirmiştir. Dış ticaret kısaca ülkeler arasındaki mal ve hizmet ticaretinin tümü olarak tanımlanabilir. Dış ticaret işlemleri ithalat işlemleri ve ihracat işlemleri olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Dış ticarette kullanılan teslim şekilleri tarafların sorumluluklarını açıkça belirtmektedir. Dış ticarete konu olan taraflar çeşitli faktörleri göz önünde bulundurarak en uygun teslim şeklini ve ödeme şeklini seçmektedir. Dış ticarette kullanılan ödeme yöntemlerinin seçimi; mal ve sektör bazında yerleşik gelenekler, alıcı ve satıcı arasındaki güven derecesi, alıcının ödeme gücü, tarafların yaşadığı ülkelerin ekonomik politikaları gibi pek çok faktöre bağlıdır. Alıcı ve satıcı kendilerine sağladığı çok yönlü güvenceler nedeniyle diğer ödeme yöntemlerine oranla akreditif yöntemini daha çok kullanma eğilimindedir. Karmaşık yapısı gereği akreditif sistemin de uygulanmasında çok çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, genel olarak dış ticarette önemli bir yere sahip olan teslim ve ödeme yöntemlerinden bahsederek çeşitli açılardan ele almak ve bu doğrultuda Türkmen şirketlere dış ticaret konusunda temel bilgi vermek, dış ticaret eğitiminin önemi ve gereğini vurgulamaktır. Ayrıca ben Türkmenistan vatandaşıyım ve tekrar oraya dönmeyi planlıyorum. Bu çalışma sayesinde dış ticaret hususunda edindiğim bilgi birikimini ülkemin yararına ii olacak şekilde kullanmak niyetindeyim ve Türkiye ile Türkmenistan arasındaki ticari ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği probleminin de üzerinde durmaktayım. Bilindiği üzere Türkmenistan çok önemli petrol ve gaz kaynaklarına sahiptir ve Türkmenistan'ın ihracat gelirlerinin de büyük bölümünü oluşturmaktadır.Türkmenistan, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından 27 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığını kazanmış ve "Türkmenbaşı" olarak anılan Saparmurat Niyazov, Devlet Başkanlığını üstlenmiştir. Bağımsızlığının ilk yıllarında yaşanan en önemli gelişmelerden biri, 12 Aralık 1995 tarihinde BM Genel Kurulunda alınan bir kararla Türkmenistan'a "Daimi Tarafsız Ülke" statüsünün tanınması olmuştur. Türkmenistan'da tarafsızlık, devletin en önemli ilkelerinden biri olarak kabul edilmekte, dış politika bu statü temelinde belirlenmektedir. Bu nedenle Türkmenistan, güvenlik ve askeri nitelikli ittifaklara katılmamakta, topraklarında yabancı askeri üstler kurulmasına veya topraklarının yabancı askeri güçler tarafından kullanılmasına izin vermemekte, tarafsızlık statüsünü zedeleyeceğini düşündüğü politikalardan kaçınmaktadır.1 Bağımsızlığın kazanılması sonrasında Türkmenistan'ın dış politikası doğal gaz ve petrol ihracatı için pazar ve transfer yollarının sağlama alınması, doğal gaz ve petrol çıkarımı ve rafine edilmesi endüstrilerinin geliştirilmesi üzerine kurulmuştur.2 Bu arada 1990'larda devletin ekonomiye yoğun müdahalesi ve devlete ait şirketlerin ekonomide önemli bir yer tutması özel sektörün gelişmesini olumsuz etkilemiştir. Türkmenistan hükümeti yatırım ortamının iyileştirilmesi için çalışmalarda bulunmaktadır. Ancak bu çalışmalar uygulamada halen yetersiz kalmakta ve planlı ekonomiden piyasa ekonomisine geçiş süreci yavaş işlemektedir. Şu anda ülkedeki ekonomik faaliyetlerin yüzde 50'si devlet tarafından yönetilmektedir. Bu durum ülkede yatırım yapan Türk firmalarını da olumsuz yönde etkilemektedir.3 Dolayısıyla serbest piyasa ekonomisine geçişte çok sınırlı bir ilerleme kat edilmiştir. Planlı ekonomiden, serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde, özel mülkiyet hakkının tanınması ve özel hukuk alanının oluşturulması hayati önem taşımaktadır. Türkmenistan özel mülkiyetin tanınması konusunda ilk adımı 1992 yılında "Özelleştirme ve Demonopolizasyon Kanunu"'nu kabul etmesiyle atmıştır.4 Türkmenbaşı döneminde daha çok içe dönük bir dış politika izlenmiş ve Sovyet dönemi yapıları bozulmadan korunmuştur. Türkmenbaşı büyük çaplı ekonomik ve siyasi reformlar gerçekleştirmekten kaçınmıştır. Bunun sonucunda Batılı devletler de Türkmenistan ile ilişkilerini geliştirme konusunda çekimser kalmışlardır.5 Türkmenbaşı'nın 21 Aralık 2006 tarihinde hayatını kaybetmesinin ardından, dönemin en kıdemli Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı Gurbangulu Berdimuhamedov, 11 Şubat 2007 tarihinde yapılan seçimlerle Türkmenistan'ın ikinci Devlet Başkanı seçilmiştir. Türkmenistan'da son seçimler ise 12 Şubat 2012 tarihinde düzenlenmiştir. Berdimuhamedov yönetiminde, Türkmenistan'da çok sayıda reformlar gerçekleştirilmiş, "aktif tarafsızlık" ve "açık kapılar" politikaları doğrultusunda, Türkmenistan'ın dış ülkelerle ilişkileri geliştirilmiş, bölgesel ve uluslararası işbirliğinin artırılmasına yönelik girişimler başlatılmıştır.6 Türkmenistan'ın enerji kaynakları üzerine rekabet son yıllarda artmıştır. Türkmenistan petrolünü en çok ithal eden ülkelerden Rusya ve Ukrayna, günümüzde bu kaynakların kullanımı hususunda Çin ve Körfez ülkeleri ile mücadele etmek zorundadır. Bu arada Türkmenistan da teknolojik ve ulaşım ile ilgili ekipmanın büyük kısmını ve hammadde ihtiyacını Rusya'dan karşılamaktadır. Bunun yanında Ukrayna ve Çin de Türkmenistan'a teknolojik ekipman sağlayan ülkelerdendir. Türkiye ise özellikle inşaat alanında öncü konuma sahiptir. Amerika ve Belarus'tan ise tarıma yönelik makine alımı yapılmaktadır.7 Diğer taraftan hükümet enerji sektöründeki yabancı yatırımları teşvik etmesine rağmen bu alandaki katı kontrolleri de devam ettirmektedir. Bu da yolsuzlukların artmasına ve piyasa ekonomisine geçişte hükümetin karının azalmasına neden olmaktadır.8 Günümüzde yatırım, ticaret, dış ticaret, ithalat ve ihracat gibi kavramların önemi daha da artmıştır ve ekonomik gelişmenin sadece devlet tekeliyle gerçekleşemeyeceği, özel sektörün de desteklenmesi gerektiği ortadadır. Fakat Türkmenistan çoğunlukla küçük ve orta ölçekli işletmeleri desteklerken büyük çaplı işletmeleri desteklemekten kaçınmaktadır. Bu Türkmenistan için bir risk faktörü gibi görünse de etkin bir mali denetim sistemi ve sağlam bir kurumsal yapının oluşturulması ile halledilebilecek bir mevzudur. Bu durum da Türkmenistan'daki ekonomi ve dış ticaret alanındaki yetersizliği gözler önüne sermektedir. Yapmış olduğum çalışma ile kısmen de olsa dış ticarette eğitimin ne kadar gerekli olduğuna vurgu yaparak küçük de olsa bir adım atılmasına katkı sağlamak gayesindeyim. Bunun yanı sıra Türkmenistan, Orta Asya'da Özbekistan'dan sonra ikinci önemli pamuk üreticisidir. Dünyanın en kaliteli pamuklarını Türkmenistan üretmektedir. Öyle ki dünya sıralamasında on dördüncü büyük pamuk üreticisidir. Ekonomik yapısı, doğal gaz, petrol ürünleri, pamuk ve tekstil sanayi, gıda ve hafif sanayi üzerine şekillendirilmiştir. Dördüncü büyük gaz rezervlerine sahiptir.9 Dört bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde konuya bir giriş yapılması ve konunun etraflıca anlaşılması açısından dış ticaret ve dış ticaretin önemli unsurlarından olan ihracat ve ithalat kavramları üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde dış ticarette teslim şekillerinden bahsedilerek, ihracatçı ve ithalatçıya yüklediği sorumluluklara yer verilecektir. Üçüncü bölümde ise dış ticarette ödeme şekillerindeki taraflar ve sorumlulukları aktarılacak, ihracatçı ve ithalatçı açısından ödeme şekillerinin avantajları ve dezavantajları açıklanacaktır. Dördüncü ve son bölümde ise çalışmamızın bel kemiğini oluşturan dış ticarette eğitimin gerekliliği üzerinde durularak konu neticelendirilecektir. Anahtar Sözcükler 1. Dış Ticaret 2. Teslim şekilleri 3. Ödeme şekilleri 4. Hizmet içi eğitim 5. Akreditif
Türkiye'de faaliyet gösteren GSM operatörlerinin hizmet kalitesi bakımından karşılaştırılması ve uygulanan rekabet stratejileri
Türkiye'de GSM hizmetleri her ne kadar çok uzun bir geçmişe dayan- masa da kendisine hızla yoğunlaşan bir talep ortamı bulmuş ve çok geçmeden önemli bir pazar haline gelmiştir. Türkiye'de hali hazırda faaliyette bulunan üç GSM operatörü bulunmak- tadır. Bunlar Avea, Turkcell ve Vodafone'dur. Gerek pazarın yapısından, gerek yoğun talepten ve gerekse operatörlerin uyguladıkları stratejilerden kaynak- lanan büyük bir rekabet kaçınılmaz olmuştur. Bu büyük rekabette ise "hizmet kalitesi" kavramı ön plana çıkmıştır. Türkiye'de faaliyet gösteren GSM operatörlerinin hizmet kalitesinin kar- şılaştırılması ve uyguladıkları rekabet stratejilerinin incelenmesi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Servqual ölçeği sektöre uyarlanarak Türkiye'de faaliyet gösteren GSM operatörlerinin sunmuş oldukları hizmet kaliteleri ölçülmeye, müşterilerin operatörlerinden bekledikleri hizmet kalitesi ile algıladıkları hizmet kalitesi arasındaki farklar ortaya konmaya, müşterilerin demografik özelliklerinin beklenti ve algılamaları üzerindeki etkileri ile hizmet kalitesi boyutlarının önem dereceleri belirlenmeye ve her bir boyut için hizmet kalitesinin karşılaştırmalı olarak analizi yapılmaya çalışılmıştır. Bu analiz için Ankara ilinin Yenimahalle ve Çankaya ilçelerinde yaşayan ve tesadüfen seçilen 427 kişiye uygulanan anketler değerlendirilmeye alınmıştır. Araştırmadaki istatistiksel veriler %95 önem düzeyinde analiz edilmiştir. Anketin öncelikle güvenirlik analizi yapılmış daha sonra veriler frekans dağılımına, hipotez testine, t testine (paired sample) ve anova analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen sonuçlar SPSS 17.0 (Statistical Package for Social Sciences) programında ve Microsoft Office Excel 2007'de değerlendirilmiştir. Ayrıca çalışmada Türkiye'de faaliyet gösteren GSM operatörlerinin uy- guladıkları rekabet stratejileri ele alınarak incelenmiş ve bunların müşteriler üzerindeki yansımalarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: 1) Hizmet Kalitesi 2) SERVQUAL Yöntemi 3) Rekabet Stratejileri 4) GSM Operatörleri
Why do Turkish millennials wish to move abroad? Aims and reasons
Generation Y (Millennials) plays an important role in business and social life in Türkiye. Since the last decade, it has been known that Millennials often think about moving abroad. This study aimed to identify the aims and reasons for Turkish Millennials moving abroad, as well as the factors associated with them. In the study, in line with this purpose, 241 Turkish Millennials were asked survey questions and factor analysis was performed on the obtained data. The results of the factor analysis produced 3 reason factors as dissatisfaction with the work environment, lack of opportunities, and dissatisfaction with the situation in the Türkiye and 3 aim factors having as a better life, being away from Türkiye and family, and career advancement. Then, which reason factors affect which aim factors and to what extent were analyzed. While all three reason factors had a positive effect on having a better life, it was seen that all three factors had no effect on being away from Turkey and family. Dissatisfaction with business life and lack of opportunities affected the purpose of career development positively at a significant level, while being dissatisfied with the situation of the country negatively affected the aim of career development, although its level was less significant. Keywords: Generation Y; aims for moving abroad; reasons for moving abroad, migration.
Single machine scheduling with overtime in multiproduct assembly environment
In this thesis, two types of problems based on a real-life application for products with multiple assembly groups with different assembly priorities are discussed. The first problem is to determine the daily schedule that will not cause assembly delay by minimizing the amount of overtime under the desired planning horizon and finite capacity constraint for the jobs with sequence dependent setup times. A mixed integer mathematical programming model is proposed for the problem. In the random sample datasets created to measure the model performance, the solution could not be found in a reasonable time as the number of jobs per day increased. Therefore, two decomposition algorithms have been developed for the solution. The second problem is the assignment of jobs to days in a way that minimizes the amount of overtime and does not cause assembly delays for jobs where sequence dependent setup times are not important. Considering the similarity of the problem with the bin packing problem with item fragmentation, the mixed integer mathematical model in the literature was extended and proposed and the solution values were compared.
Risk aversion, uncertainty and audit pricing
This study examines the relationship between uncertainty and audit pricing. The outcomes are stable with the thoughts that market uncertainty gives the firms a greater advantage over auditors through the pricing process and that the effect of uncertainty on audit pricing varies across auditor and client attributes. Overall, this paper provides evidence that the uncertainty in the market environment affects determining audit pricing.
Vergi teşvik uygulamalarının otomotiv sektörü üzerindeki etkileri: Düzce ilinde bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı, ülkemizin lokomotif sektörü olan otomotiv sektörüne yönelik uygulanan vergi teşviklerinin ne ölçüde etkili olduğunu incelemektir. Otomotiv sektörünün tanımı, tarihi, dünyada otomotiv sektörünün genel ekonomik durumu, otomotiv sektörünün bugüne kadar geçirdiği aşamalar ve bugünkü durumu analiz edilerek, Türkiye'deki otomotiv sektörünün mevcut yapısı ortaya konmuştur. İstihdam kapasitesi ve yeni iş imkânları sağlanması ile birlikte otomotiv ana sanayinin yanında birçok otomotiv yan sanayi sektörü de faaliyete geçmekte ve ülke ekonomisine önemli katkı sağlanmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, otomotiv sektörüne yönelik vergi teşvikleri araştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamına sektörde ki satış oranları bakımından %77,7 paya sahip olan 9 firma dâhil edilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın verileri işletmelerin satış temsilcileri ve yöneticilerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen sonuçlar; ekonomik, vergisel, karlılık ve teşvikler olmak üzere 4 başlık altında değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, ülkenin ekonomik durumu ve çeşitli diğer etkenlere bağlı olarak satış rakamları %50'den fazla azalan sektör için vergi teşviklerinin faydalı olduğu ancak tek başına yeterli olmadığı görülmüştür.
Algılanan hizmet kalitesinin tekrar satın alma davranışı, müşteri sadakat düzeyi ve ağızdan ağıza iletişim üzerine etkileri; otomobil kasko poliçesine sahip müşteriler üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın amacı; algılanan hizmet kalitesinin tekrar satın alma davranışı, müşteri sadakat düzeyi ve ağızdan ağıza iletişim üzerine etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle algılanan hizmet kalitesi, tekrar satın alma davranışı, müşteri sadakati ve ağızdan ağıza iletişim ile ilgili kavramlar ele alınmıştır. Literatürde geliştirilen ölçekler yardımıyla otomobil kasko poliçesi sahibi müşterilerin algıladıkları hizmet kalitesi, tekrar satın alma davranışı, müşteri sadakat düzeyi ve ağızdan ağıza iletişim algıları ortaya koyulmuştur. Son olarak algılanan hizmet kalitesinin tekrar satın alma davranışı, müşteri sadakat düzeyi ve ağızdan ağıza iletişim üzerine etkileri incelenmiştir. Araştırma evrenini Düzce ili merkezinde yaşayan ve en az bir defa otomobil kasko poliçesi satın almış bireyler oluşturmaktadır. Bu doğrultuda 407 anket üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Nicel yöntemler kullanılarak elde edilen verilere; faktör, çoklu doğrusal regresyon, korelasyon, frekans, ANOVA ve t-testi analizleri yapılmıştır. Veriler analiz edilirken SPSS paket programı kullanılmıştır. Yapılan faktör analizi sonucunda, algılanan hizmet kalitesi boyutları; fiziksel özellikler, güvenilirlik, güven ve empati olarak dört faktör altında toplanmıştır. Araştırmanın diğer değişkenleri olan tekrar satın alma davranışı, müşteri sadakat düzeyi ve ağızdan ağıza iletişim ayrı ayrı tek boyut altında toplanmıştır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizleri sonucunda ise; algılanan hizmet kalitesi boyutlarının (fiziksel özellikler, güvenilirlik, güven, empati) müşterilerin tekrar satın alma davranışı, müşteri sadakati ve ağızdan ağıza iletişim üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu analizler dışında demografik özellikler ile algılanan hizmet kalitesi alt boyutları arasında anlamlı farklılıklar çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Algılanan Hizmet Kalitesi, Tekrar Satın Alma, Müşteri Sadakat Düzeyi, Ağızdan Ağıza İletişim, Kasko.
Yeşil ürün farkındalığının satın alma niyeti üzerine etkisinde yeşil güvenin aracılık rolü
Bu araştırmanın amacı, yeşil ürün farkındalığının tüketicilerin satın alma niyeti üzerine etkisinde yeşil güvenin aracılık rolü üstlenip üstlenmediğini araştırmaktır. Araştırmanın evrenini Ankara ilinin Çankaya ilçesinde yaşayan tüketiciler oluşturmaktadır. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılıp veriler anket yoluyla elde edilmiştir. Verilerin incelenmesinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Değerlendirilmeye alınan ve veri analizinde kullanılan toplam anket sayısı 406'dır. Elde edilen verilere frekans analizi, betimleyici istatistikler, korelasyon analizi, açıklayıcı faktör analizi, regresyon analizi, t- testi ile ANOVA analizi ve aracı değişken için hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonuçlarına bakıldığında, yeşil ürün farkındalığı dört boyut, satın alma niyeti ve yeşil güven tek boyut olarak bulunmuştur. Yeşil ürün farkındalığı boyutları yeşil ürün tanıtım faaliyetleri, çevresel kaygı, çevresel bilgi ile etki grupları olarak belirlenmiştir. Yeşil ürün tanıtım faaliyetleri boyutu 8 maddeden, çevresel kaygı boyutu 10 maddeden, çevresel bilgi boyutu 5 maddeden ve etki grupları boyutu 5 maddeden oluşmaktadır. Satın alma niyeti 4 maddeden oluşmaktadır. Yeşil güven boyutu ise 8 maddeden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen sonuçlara bakıldığında, yeşil ürün farkındalığı boyutlarından yeşil ürün tanıtım faaliyetleri, çevresel kaygı ve etki grupları ile satın alma niyeti arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde yeşil güven ve satın alma niyeti arasında da orta düzeyde pozitif anlamlı ilişkiler ortaya çıkmıştır. Yeşil güvenin aracılık etkisi incelendiğinde yeşil ürün farkındalığı boyutlarından yeşil ürün tanıtım faaliyetleri ile etki grupları değişkenlerinin satın alma niyeti üzerine etkisinde kısmi aracılık rolü üstlendiği, çevresel kaygı ve çevresel bilgi değişkenlerinin satın alma niyeti üzerine etkisinde aracılık rolü üstlenmediği ortaya çıkmıştır.
Beş faktör kişilik modelinin anlık satınalma davranışı üzerindeki etkisinin belirlenmesine yönelik ampirik bir çalışma
"Beş Faktör Kişilik Modelinin Anlık Satın Alma Davranışı Üzerindeki Etkisinin Belirlenmesine Yönelik Ampirik Bir Çalışma" adlı tezde; bireylerin kişilik özellikleri tespit edilerek, kişilik özelliklerinin anlık satın alma davranışı üzerindeki etkisi incelenmektedir. Ölçme aracı olarak; beş faktör kişilik ölçeği ve anlık satın alma davranışı ölçeği kullanılmaktadır. Araştırma kapsamında ele alınan kişilik ölçeği; dışa dönüklük, uyumluluk, nörotizm (duygusal dengesizlik), sorumluluk ve deneyime açıklık olmak üzere beş, anlık satın alma davranışı ölçeği ise tek alt boyuttan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak anket yöntemi kullanılmış, analiz evresinde SPSS programından yararlanılmıştır. Araştırmanın evrenini, Doğu Marmara Kalkınma Bölgesi'ne bağlı illerde yaşayan bireysel tüketiciler oluşturmuştur. Çalışmanın söz konusu amacı doğrultusunda, Haziran 2019-Temmuz 2019 tarihleri arasında Doğu Marmara bölgesinde bulunan Bolu, Düzce, Kocaeli, Sakarya, Yalova illerindeki 500 kişiden toplanan veriler kullanılmıştır. İllere göre anket sayıları illerin Adrese Dayalı Nüfus oranları dikkate alınarak belirlenmiştir. Veriler, TÜİK'den (2018) alınmıştır. Bu çerçevede yapılan çalışma sonucuna göre, anlık satın alma değişkeninin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde beş faktör kişilik boyutlarından; gelişime açıklık, dışa dönüklük, duygusal dengesizlik ve öz-denetimden etkilendiği görülmektedir. Uyumluluk boyutunun ise, anlık satın alma davranışını anlamlı düzeyde etkilemediği tespit edilmiştir. Tüketicilerin gelişime açıklık, dışa dönüklük ve duygusal dengesizlik özelliklerine sahip olması; onların anlık satın alma eğilimi göstermelerini arttırıcı, öz-denetim kişilik özelliklerine sahip olması ise onların anlık satın alma eğilimi göstermelerini azaltıcı bir unsur olarak bulunmuştur. Durum demografik özellikler açısından ele alındığında; kadınların erkeklere göre daha fazla anlık satın alma yaptıkları, 18-25 yaş ve 26-35 yaş arası tüketicilerin anlık satın alma davranışına daha yatkın oldukları, 56 ve üzeri yaş grubundaki tüketicilerin ise anlık satın alma davranışına nadiren başvurdukları belirlenmiştir. Coğrafi açıdan birbirlerine yakın illerde yaşayan katılımcıların anlık satın alma davranışlarının benzer düzeyde olduğu, farklılaşmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tüketici Davranışları, Anlık Satın Alma Davranışı, Kişilik, Beş Faktör Kişilik Modeli, Doğu Marmara Kalkınma Bölgesi
Bilişim işletmelerinde strateji geliştirme sürecinde büyük verinin etkisi üzerine bir araştırma
Küreselleşen dünyada teknolojinin ilerlemesi ve internetin her alanda kullanılması ile birlikte verinin gücü ön plana çıkmış ve bununla beraber internet dünyasındaki birçok olgu bilgi çöplüğü olarak anılmaya başlamıştır. Bu çöplükten ya da diğer bir ifadeyle veri gölünden anlamlı verilerin de çıkabileceği düşünülmüş ve büyük veri (big data) olarak adlandırılan kavram ortaya çıkmıştır. Başta sosyal medya verileri olmak üzere, iş dünyası, bürokrasi, eğitim, sağlık, lojistik, sigortacılık, trafik, bankacılık ve finans gibi çeşitli kaynaklardan alınan veriler birtakım analizlere tabi tutularak işletmeler tarafından stratejik yönetim süreçlerinde kullanılmaya başlanmıştır. İşletmeler, küresel rekabet ortamında ayakta kalabilmek için bu büyük veri havuzundan aldıkları verileri anlamlandırarak mevcut ve gelecek stratejilerinde kullanmaktadırlar. Büyük verinin yönetici ve uzmanlar tarafından nasıl algılandığı ve strateji süreçlerinde nasıl kullanıldığı yönünde alan yazınında bilişim sektörü üzerine pek fazla çalışmaya ulaşılamamış ve büyük verinin yeni bir olgu olması nedeniyle yeteri miktarda bilgi birikiminin oluşmadığı görülmüştür. Araştırmanın bu yönüyle, büyük verinin algılanması ve kullanımıyla alakalı mevcut ve gelecekteki kullanıcılara ve alan yazınına katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Bu doğrultuda yeni ekonominin petrolünden azami ölçüde nasıl yararlanılabileceği ve stratejik planlamalar yapılarak işletmelerin içinde bulunduğu sektörden ve dış çevresinden aldıkları verileri işleyerek yüksek rekabet ortamında öne geçip fark yaratabileceği, pazar paylarını artırabileceği ve başarılı birer işletme olabileceği konusunda bir kaynak olabilmesi hedeflenmektedir. Bu araştırmanın genel amacı, bilişim işletmelerinde büyük verinin stratejik yönetime ve strateji geliştirme sürecine olan etkisini incelemek, bilişim işletmeleri yöneticilerinin büyük veriye olan bakış açılarını anlamak, sahada ne gibi çalışmaların yürütüldüğünü öğrenmek ve büyük verinin oluşturduğu yeni dünyada stratejik planlarını nasıl yürüttüklerini incelemektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi, araştırma deseni olarak da eylem araştırması kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı ile ilgili bilgileri toplamak için dokuz adet açık uçlu soru oluşturulmuştur. Veriler, işletmelerin yöneticileri ile yüz yüze gerçekleştirilen mülakat tekniği ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, içerik analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak; bilişim sektöründe yer alan işletmelerin strateji geliştirme sürecinde büyük verinin etkisinin pek çok faydasının ve kolaylık ile zorluklarının bir arada bulunduğu; uygulama aşaması olarak orta, teorik olarak ise yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Bu durumun, daha çok, çevresel belirsizlikler ve maddî zorluklardan kaynaklandığı belirlenmiştir. Mevcut durumda, KOSGEB ve benzeri kurumların işletmelere daha çok destek vermesi, meslekî eğitimlerin ve yüksek lisans bölümlerinin açılması, veri analisti, yazılım mühendisi gibi insan kaynaklarının desteklenmesi, bursların ve yurtdışı ve eğitimlerin sağlanması, açık veri uygulaması ile veriye erişim engellerinin kaldırılması, ülke genelinde çevresel belirsizliklerin olabildiğince azaltılması, bilgi güvenliği getirileri açısından millî bir veri depolama merkezinin oluşturulması, millî yazılım ve algoritmaların geliştirilmesi, millî bir strateji belgesinin geliştirilerek ortak platform kurulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Büyük Veri, Strateji Geliştirme, Stratejik Yönetim, Stratejik Planlama, Bilişim İşletmeleri
Helal konseptli otel işletmelerinin uyguladıkları pazarlama stratejilerinin değerlendirilmesi: İstanbul örneği
Dini hassasiyetleri olan tüketici grubunu hedef kitle olarak belirleyen ve ihtiyaçlarını dikkate alan işletmelerin sayısı giderek artmaktadır. Çoğu sektörde dinin gereklerini yerine getirmeye çalışan, tüketiciler dikkate alınarak pazarlama planlarını ve stratejilerini oluşturan işletmeler mevcuttur. Helal konseptli olarak nitelendirilen işletmeler dine göre yasaklı olan hiçbir aktiviteyi içermemektedir. Bu çalışma, helal konseptli otel işletmelerinin uyguladıkları pazarlama stratejilerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul'da faaliyet göstermekte olan helal konseptli otel işletmeleri oluşturmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma deseni olarak örnek olay analizi kullanılmıştır. Derinlemesine görüşme tekniği ile helal konseptli otel işletme yöneticilerinden veri toplanmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde içerik analizi ve betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, helal konseptli otel işletmelerinin rekabete dayalı ve büyümeye dayalı pazarlama stratejilerine başvurduğu ortaya konmuştur.
İnovasyonun yeşil pazarlama stratejileri üzerinde etkisi
Yapılan bu çalışmada, inovasyonun (yeni fikirlerin) uygulanması sırasında izlenecek stratejilerin çevreyi koruma bilinci kapsamında uygulanacak yeşil pazarlama stratejileri üzerine olumlu veya olumsuz etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Ankara il merkezinde bulunan şirketlerin çevre koruma, pazarlama, İK, üretim veya Ar-Ge departmanlarının CEO'ları ve yöneticileriyle anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. İnovasyon stratejilerine göre yapılan analizler neticesinde elde edilen bulgular yöneticilerin cinsiyetleri, medeni durumları, gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Bunun yanı sıra yöneticilerin yaş ve öğrenim durumu değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Yeşil pazarlamaya göre yapılan analizler neticesinde elde edilen bulgular yöneticilerin cinsiyetleri, medeni durumları, gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Bunun yanı sıra yöneticilerin yaş ve öğrenim durumu değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir.
Marka güveni, marka imajı ve marka değerinin marka evangelizmi üzerindeki etkisi: E-ticaret markaları üzerine ampirik bir araştırma
Olumlu marka anlatımı olarak tanımlanan marka evangelizmi, kitleleri ikna etme amacıyla markayı gönüllü olarak savunarak markanın geniş kitlelere ulaşmasını, markanın benimsenmesini ve kullanılmasını sağlamaktadır. Bu çalışmada marka evangelizmi üzerinde marka güveni, marka imajı ve marka değerinin etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışma kapsamı Türkiye' de faaliyette bulunan beş e-ticaret markasından (Amazon, Trendyol, Hepsiburada, Gittigidiyor ve N11) oluşmaktadır. Çalışmada kullanılan anket araştırma kapsamında yer alan e-ticaret markalarından en az birini kullanan müşteriler tarafından cevaplandırılmıştır. 391 geçerli anket çalışması Stata 15.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre marka güveni, marka imajı ve marka değeri değişkenlerinin marka evangelizmi üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Bunun yanı sıra marka evangelizmi ile marka güveni, marka evangelizmi ile marka imajı, marka evangelizmi ile marka değeri ve marka değeri boyutları "marka bağlılığı, marka farkındalığı, algılanan kalite ve marka çağrışımı" arasında orta düzeyde, pozitif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Son olarak marka evangelizmi açısından e-ticaret kullanıcılarının sosyo-demografik özellikleri arasındaki fark incelenmiş ve sosyo-demografik özellikler arasında bir fark bulunamamıştır.
Davranışsal finans açısından bireysel emeklilik sistemine yönelik tutum ve davranışlar Kayseri organize sanayi örneği
Bireyler aktif çalışma hayatları boyunca sahip oldukları refah düzeyini emeklilik döneminde de sürdürebilmek için kamu emeklilik sistemine ek olarak özel bireysel emeklilik şirketlerine yatırım yaparak bu amaca ulaşabilmektedir. Bu bireysel emeklilik sistemi gönüllülük esasına dayanmakta olup bir çeşit fonlama veya yapılan tasarrufların değerlendirilmesi biçimindedir. Bireyler bu değerlendirme sırasında birçok faktörden etkilenebilmekte ve bu etkilenmeler sonucunda alınan kararlar zaman zaman irrasyonel olabilmektedir. Bu durumda bireysel emeklilik sisteminin davranışsal finansla olan ilişkisini ortaya koymaktadır. Davranışsal finans, bize yatırımcıların yatırımda bulundukları dönemde ne gibi faktörlerden etkilendiklerini ve ne türde hatalarda bulunduklarını araştırarak sonuçlarını ortaya koymaktadır. Bu çalışmada Kayseri Organize Sanayi Bölgesi Fabrikalarında çalışanların birikime yatkınlıkları, Bireysel emeklilik sistemi temel bilgi düzeyleri, BES'e olan yaklaşımları ile bireysel emekliliğe yönelik göstermiş oldukları davranışsal finans eğilimleri arasındaki ilişki; öncelikle güvenilirlik analizi ve faktör analiz ile araştırılmıştır.. Sonrasında Kolmogorov Smirnov testi ile verilerin dağılımı (kruskal wallis, ki-kare, doğrusal regresyon analizi) ile incelenmiştir. Bu analizlerin sonucu olarak çalışma hayatı içindeki insanların birikime olan yatkınlıkları, çalışanların bireysel emeklilik sistemine olan yaklaşımlarını; birikim yapmaya olan yatkınlıklarını, bireysel emeklilik sistemi hakkındaki temel bilgi seviyelerinin ölçülmesi, hangi sistem türlerinin tercih edildiği (otamatik katılım,isteğe bağlı BES) belirlenmektedir. Bu tercihlerin yanı sıra kayıp ile kazanç arasındaki olasılık olan finansal risk alabilme arzusu ölçülmekte ve son olarak yatırım aracı tercihlerini (altın,döviz,hisse senedi,türev araçlar,araba ve gayrimenkul)ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. BES temel bilgi düzeyleri ve BES'e olan yaklaşımları bireysel emekliliğe yönelik göstermiş oldukları davranışsal finans eğilimleri üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.
Yönetim performansının iyileştirilmesinde yönetim bilgi sistemlerinin rolü: Filistin'deki sanayi şirketleri araştırması
Çağdaş dünyamız, etkileri genel olarak yaşamın çeşitli alanlarına ve özel olarak iş sektörüne yansıyan yüksek derecede bilimsel mantık ve teknolojik gelişme ile karakteri olmuştur. Bilgi devrimi, şirketlerin kendilerini çevreleyen yeni ve değişen koşullarla başa çıkabilen sağlam bir bilgi sistemine olan artan ihtiyaçları sebebiyle yönetim sürecini etkilemiştir. Yönetim performansı, herhangi bir şirketteki temel ve önemli yönetimsel süreçlerden biridir. İyi yönetim performansı sayesinde şirketler hedeflerine verimli ve etkili bir şekilde ulaşabilmektedirler. Böylece şirketler, günümüzün hızla değişen ortamında sürekliliklerini, başarılarını ve rekabet güçlerini koruyabilmektedirler. Bu nedenle, bu şirketler performanslarını iyileştirilmek için sürekli çalışmak zorunda kalmışlardır. Bu tezin, sanayi şirketlerinde yönetim performansının iyileştirilmesinde yönetim bilgi sistemlerinin rolünü göstererek şirketlere yardımcı olmaya çalıştığı şey budur. Bu tezde ilk olarak yönetim bilgi sistemlerinin kavramları, türleri, bileşenleri ve önemi açıklanmıştır. Ardından yönetim performansının kavramı, unsurları, belirleyicileri, onu etkileyen faktörler ve sistemin değerlendirilmesinin faydaları açısından anlatılmıştır. Son olarak, tezin uygulaması tartışılmıştır: Filistin'deki sanayi şirketlerine anketler dağıtılarak verilerin nasıl toplandığı ve verilerin analizinde ve sonuçların elde edilmesinde istatistiksel yöntem ve testlerin nasıl kullanıldığı anlatılmıştır.
Başlangıç işletme sermayesi ve yatırım kredisi taleplerinin değerlendirilmesi: İmalat sanayinde bir uygulama
Firmalar sürekli kendilerini iyileştirme ve geliştirme, teknolojiye uyum sağlama, yeni ürünler geliştirerek rekabet avantajı sağlama vb. sebeplerle yatırım yapmaktadır. Bahsi geçen sebeplerden dolayı etkin bir yatırım kararı verilmesi işletmeler için önem arz etmektedir. Yatırımın finansmanında öz kaynaklar, faaliyetlerden yaratılan fonlar, banka kredileri ve ilave sermaye eklenmesi kaynak olabilmektedir. Yatırımın finansmanında işletmeler iç kaynakların yerine banka kredisi kullanmayı tercih ettiklerinde finans kuruluşları sürece dahil olmaktadır. Bankaların yatırım kredisi taleplerini değerlendirirken ilk kriteri kredi geri ödemelerinde sorun yaşanmamasıdır. Konu ile ilgili imalat sanayinde faaliyet gösterecek olan bir firmanın yatırım kredisi talebi değerlendirmesi yapılmış ve borç ödeme gücü yöntemiyle kredi geri ödemelerinde sorun yaşamayacağı ortaya konmuştur. Projeksiyona konu dönemde öngörülemeyen durumların oluşması borç ödeme güçlerinde sapmalara neden olmaktadır. Örneğin; işletmelerin ileride gerçekleştireceği bir yatırım olması, bunu öz kaynakları veya kredi kullanımı ile yapma kararı, işletme sermayesi ihtiyacı için rotatif kredi kullanımlarının sürekli olması, işletmelerin makineleri için yıllar itibarıyla idame yatırımların muhtemel olması vb. durumlar gösterilebilir. Bu sebeple projeksiyon yapılan dönemde bu durumların varlığı muhtemelse mutlaka nakit akışlarına yansıtılmalıdır.
Entrepreneurial environment and its impact on the development of human resources strategies: Field study in (Nawroz University)
Entrepreneurship is an important topic, especially with the acceleration of change in the business environment and the intensification of competition between organizations. This issue has become increasingly important as one of the essential options for the organization to adapt to competition and change requirements. Entrepreneurship plays a vital role in the global economy. It is one of the most important economic growth engines by establishing effective local business organizations that contribute to regional development by providing job opportunities and increasing returns to activate their role in promoting economic development the concept of social responsibility towards individuals and society. The research included the concept of entrepreneurship, its characteristics, motivations and functions, improvement of human resource strategies and dimensions, and the organization's strength. In addition to the concept, dimensions, and areas of human resource strategies, leading organizations' roles in promoting those strategies. Entrepreneurship is the ability to find something from almost nothing and is the ability to start a business or create a new organization instead of the old one. It is not an easy thing because most organizations may fail in this through a lack of knowledge of the necessary entrepreneurial activities that are the basis for achieving the entrepreneurial environment. Hence, the researcher's idea about the current study's subject came by defining the pioneering environment through which appropriate strategies for human resources can be determined. Considering the researcher to be one of the employees of one of the private universities in the Duhok Governorate (Nawroz University), it was chosen as a community for the study and the colleges affiliated with it a sample for the current study. The questionnaire was distributed to (130) to a sample of teaching staff, and (100) completed questionnaires were received for the analysis, within the faculties of Nawroz University as an attempt to find some answers to the problem of the study, according to which (does the dimensions of the entrepreneurial environment affect the determination of the strategies that must be followed within the human resources department), and the study problem was formulated from through a set of assumptions, the most important of which is (that there are a strong correlation and influence between the entrepreneurial environment and each dimension of human resource strategies). Moreover, through the distribution of the questionnaires, a set of results were obtained, the most important of which are: 1. The entrepreneurial environment has a clear impact on the dimensions of human resources strategies individually and collectively. 2. There is a discrepancy between the study sample from the colleges about the study variables and their secondary dimensions. 3. The researcher found that the entrepreneurial environment's dimensions have variation and high impact on human resources strategies (creativity, innovation, excellence, risk) and followed by other dimensions. The study concluded with a set of recommendations, including that the study's faculties must consider the value of creativity and excellence available to the teaching staff when desiring to achieve the entrepreneurial environment's concepts and excel in human resources strategies. Keywords: Entrepreneurship, Strategy, Human Resources, Entrepreneurial Environment, Human Resources Strategies
Örgütsel adaletin iş tatmini üzerine etkisi: Hakkâri il'i Merkez ilçesi devlet okullarında çalışan öğretmenler üzerinde bir araştırma
Eğitimin temel yapısını oluşturan öğretmenlerin örgütsel adalet algıları ve iş tatmin düzeyleri eğitimin kalitesini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle öğretmeler bağlı bulunduğu kurum ya da okul üzerinde oluşturduğu örgütsel adalet algıları ile olumlu ya da olumsuz iş tatmin algısı oluştururlar. Bununla birlikte, işlerine yüksek motivasyon ile adapte olan, bunun yansıması olarak da daha verimli bir sonuç çıkaran, mutlu öğretmen - öğrenci profili yaratan bireylerin oluşumu gerçekleşebileceği gibi tam tersi de durumlar da yaşanabilir. Örgütsel adalet algısının önemli bir sonucu olan iş tatmini, okul yönetimin tarafsız yönetim biçimi, iletişim tarzı, karar verme sürecinde öğretmenlerin görüş ve düşüncelerine verilen önem derecesi, öğretmenlerin aldığı ücret, terfi ve çalışma koşulları gibi örgütsel faktörlerin yanı sıra bireysel faktörlerin etkisi ile de oluşmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada öğretmenlerin örgütsel adalet algısının iş tatmini üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca araştırmada öğretmenlerin demografik özelliklerinin örgütsel adalet ve iş tatmini algılarında farklılık oluşturup oluşturmadığı da analiz edilmektedir. Araştırmanın evrenini Hakkari İl'i Merkez İlçesi devlet okullarında görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmada yapılacak anket sayısı basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılarak hesaplanmış, örneklem olarak 285 bulunmuş ve online olarak 290 öğretmene ulaşılarak anketlerin doldurulması öğretmenlerden rica edilmiştir. Araştırmada "Kişisel Bilgi Formu", "Örgütsel Adalet Ölçeği" ve "İş Tatmini Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin prosedürel adalet, dağıtımsal adalet ve etkileşimsel adalet algı düzeylerinin, ortanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Ayrıca bu çalışmada öğretmenlerin iş tatmini düzeyleri incelendiğinde genel iş tatmin düzeyleri ile birlikte dışsal ve içsel iş tatmin düzeylerinin de ortanın üzerinde olduğu açıkça görülmektedir. Öğretmenlerin içsel tatminlerini birinci sırada dağıtımsal adalet, ikinci sırada etkileşimsel adalet ve üçüncü sırada ise prosedürel adalet algısı açıklamaktadır açıklayıcı tüm değişkenler istatistiksel olarak anlamlıdır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Adalet, İş Tatmini, Öğretmenler
Muhasebe hata ve hilelerinin ortaya çıkarılmasında adli muhasebecilik mesleğinin önemi
Dünyada ekonomik ve teknolojik alanlarda meydana gelen gelişmeler, işletmelerin yapılarında ve politikalarında da değişikliklere yol açıp, işletmelerin iş hacimlerini büyüterek küresel boyutlarda faaliyet göstermelerini kolaylaştırmıştır. Bu gelişim ve değişim, işletmeler için birtakım olumlu etkilerde bulunduğu gibi bazı olumsuz etkileri de beraberinde getirmiştir. Bu olumsuz etkilerin başında bazı işletmelerin muhasebe kayıtlarında gözlemlenen hatalı ve hileli işlemlerin çok daha profesyonelce yapılıyor olmasıdır. Artan teknolojik imkanlarla beraber daha da karmaşık hale gelen ticari iş süreçleri ve bununla ilgili artan bu tür mali nitelikli suçların çözüme kavuşturulmasında yargı mensupları ile suç biliminin araştırmacıları yetersiz kalmaktadırlar. Söz konusu yetersizlik yeni, farklı, çözüm odaklı ve profesyonel yöntemlerle çalışan bir alanın gerekliliği ihtiyacını doğurmuştur. Yeterli eğitim, tecrübe ve bilgi donanımına sahip olan adli muhasebeciler, bu anlamda ortaya çıkan ihtiyaca cevap verebilmektedirler. Adli muhasebe, dünyada özellikle son 40 yıldır ciddi bir şekilde uygulanan; muhasebe, hukuk, denetim, istatistik, psikoloji ve bilgi teknolojileri gibi birçok disiplini içine alan, mahkemelere intikal etmiş olan hukuki sorunların çözümüyle ilgilenen, hile ve usulsüzlük gbi suçların tespit edilmesi, önlenmesi ve çözümüyle uğraşan bir meslek dalıdır. Adli muhasebecilik mesleği, dünyanın birçok ülkesinde biraz daha eski bir geçmişe sahip olmasına rağmen, Türkiye'de daha yeni sayılabilecek bir durumdadır. Çalışmada, öncelikle muhasebe mesleğinde sıklıkla yapılan muhasebe hata ve hilelerine değinilecek, sonrasında adli muhasebe ve adli muhasebecilik mesleği kavramları incelenerek, mesleğin kapsam, özellik, faaliyet alanları ve önemi açıklanmaya çalışılacak, daha sonrasında ise konunun Türkiye açısından durumu hakkında bilgi verilmeye çalışılacaktır.
Sosyal bilimler perspektifinde İnşaat 4.0 kavramı üzerine farkındalık ve bir model çalışması
Endüstri 4.0 insanın kas gücüne değil, beyin gücüne dayanan anlayışı benimseyen bir üretim sistemidir. İlk kez 2013 yılında Almanya'da kullanılan Endüstri 4.0, artık günümüz Türkiye'si için de uzak bir kavram olmaktan çıkmıştır. Endüstri 4.0 ya da dördüncü sanayi devrimi olarak bilinen bu süreç, son üretim teknolojilerinin, otomasyon sistemlerinin ve bu sistemi oluşturan teknolojilerin birbirleriyle veri alışverişinde bulunduğu sistem olarak tanımlanmaktadır. Bu yeni sistem, Siber Güvenlik, Siber Fiziksel Sistemler, Bulut Teknolojileri, Akıllı Fabrikalar, Nesnelerin İnterneti, İnternet Servisleri, Öğrenen Robotlar, Büyük Veri, Sanal Gerçeklik ve 3 Boyutlu Yazıcılar gibi yüksek teknoloji içerikli bileşenlerden oluşmaktadır. Bu bileşenlerin rol aldığı üretim sistemi ise karanlık üretim olarak adlandırılmakta olup Endüstri 4.0 kavramı ekonomilerde artan rekabet ortamında verimliliği artıran kilit faktör haline dönüşmüştür. Son yıllarda sektörler açısından önemli bir sinerji oluşturan Endüstri 4.0 kavramı inşaat sektörünü de etkisi altına almış ve sektördeki birçok ihtiyacı karşılayacak olan teknolojiler yavaş yavaş da olsa inşaat alanına girmeye başlamıştır. Endüstri 4.0'ın inşaat sektörüne uyarlanmış hali olarak nitelendirilen İnşaat 4.0 kavramı ise sektörde yakın zamanda yankı getirmeye başlamıştır. İnşaat sektörünün birçok yan sektörü de besleyen bir yapıya sahip olduğu ve sektörün özellikle ekonominin daralma dönemlerinde dar boğazdan kurtulmak için ilk çıkış noktalarından birini oluşturduğu düşünüldüğünde sektöre yönelik makro ve mikro perspektifte yapılan çalışmalar büyük önem arz ettiği görülmektedir. Çalışmada iki farklı analiz yapılmıştır. Bunlardan ilki İnşaat 4.0 kavramına yönelik farkındalık durumunu ortaya koymak için Elazığ ilinin örnek alındığı mikro ölçekli bir analizdir. Çalışma kapsamında Elazığ ilinde faaliyet gösteren 49 adet inşaat şirketi ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular frekans ve yüzdesel ifadelerle ortaya konmuş, anket verileri değerlendirilirken göreceli önem analizi, güvenilirlik analizi ve pestel analizi kullanılmıştır. Çalışmada yapılan bir diğer analiz ise inşaat sektörünün alt bileşenlerinden olan konut sektörü satış talebini belirleyen unsurları ortaya koyan ekonometrik yöntemler ile gerçekleştirilen bir model çalışmasıdır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde yer alan bu model çalışmasında Klasik Birim kök testlerinden olan Genişletilmiş Dickey Fuller (ADF), Philips Perron (PP) ve Ng-Perron Testlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca çalışmanın bu bölümünde yapısal kırılmanın dikkate alındığı birim kök testlerinden Zivots ve Andrews birim kök testi ve Lee ve Strazcich (2013) çift kırılmalı birim kök testlerinden faydalanılmıştır. Doğrusallığın test edilmesi için Harvey, Leybourne, Xia (2008) doğrusallık Testi kullanılmasının ardından Hepsağ (2019) birim kök testi ve eşbütünleşme testinden faydalanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre konut satışı miktarı ile kişi başına gelir durumu, tarım istihdam sayısı, nüfus ve evlenme sayısı ve deflatör arasında uzun dönemde bir ilişkinin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Örgüt yapısı ve duygusal zekanın sağlık hizmet kalitesi üzerine etkisi: libya trablus hastanesinde bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, örgüt yapısı ve duygusal zeka ile sağlık hizmet kalitesi arasındaki ilişkiyi tespit ederek örgütsel yapı ve duygusal zekanın sağlık hizmet kalitesi üzerine olan etkisini belirlemektir. Tez, örgüt yapısı, duygusal zeka ve sağlık hizmet kalitesi üçgeninde şekillenmiştir. Örgüt yapısı, örgütlerde faaliyetlerin sistematik bir biçimde yürütülmesi için kararların açıkça belirlenmesi, bu kurallar çerçevesinde çalışanların görev ve sorumluluklarının belirlenmesi, işbölümü ve uzmanlaşma alanlarının ortaya konulması ve ast-üst ilişkilerinin nasıl yürütüleceğine ilişkin özelliklerin toplamıdır. Çalışmada örgüt yapısı, biçimsel ve merkezileşme olmak üzere iki temel boyutta incelenmiştir. Biçimsel yapı, örgütteki faaliyetlerin belirli ölçü veya standartlarla yapılmasıdır. Merkezileşmiş yapı ise örgüt düzeyinde alınan kararların kimler tarafından alındığını ortaya koyan bir yapıdır. Dugusal zeka, bireyin hem kendi duygularının hem de başkalarının duygularının farkına varması, duygular arasındaki farkı belirleyebilme ve duygularını ifade ederek davranışa dönüştürme yeteneğidir. Sağlık hizmet kalitesi ise sunulan sağlık hizmetlerinin bu hizmeti alanların beklentilerini karşılama düzeyidir. Bu bağlamda Libya'da Trablus Sağlık Merkezi (hastanesi) çalışanlarına yönelik bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla araştırmanın evrenini ve örneklemini de bu merkezdeki çalışanlar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemine dâhil edilen çalışan sayısı ise 300'dür. Anket tekniği ile konuya ilişkin veriler toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS paket programı ile değerlendirilmiştir. Değerlendirmede, katılımcılara ilişkin sosyo-demografik sonuçlar, ölçeklere ilişkin geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapıldıktan sonra örgüt yapısı ve duygusal zeka ile sağlık hizmet kalitesi arasındaki ilişkiyi ve etki düzeyini ortaya koymak için korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmada ayrıca duygusal zeka ve sağlık hizmet algısının katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediğini saptamak için ise T-Testi ve ANOVA analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda örgüt yapısı ile duygusal zeka arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu, duygusal zeka ile sağlık hizmet kalitesi arasında ise pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu ve genel olarak duygusal zekanın sağlık hizmet kalitesini olumlu etkilediği görülmüştür. Çalışanların sosyo-demografik özelliklerine göre ise duygusal zeka ve sağlık hizmet kalitesi algı düzeyi ise kısmen farklılık gösterdiği belirlenmiştir.Sonuç olarak, çalışmanın sonuçlarının, başta araştırmanın gerçekleştirildiği Trablus Hastanesi (Sağlık Merkezi'ndeki) yönetici ve çalışanlarına olmak üzere, diğer sağlık sektörü çalışan ve yöneticilerine de önemli ipuçları sağlayacağı düşünülmektedir.
Entellektüel sermayenin rekabet avantajı ve toplam kalite yönetimi uygulamalarına etkısı: Libya devlet ünıversitelerinde bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, Entelektüel Sermayenin (IC) Rekabet Avantajına (CA) ve Toplam Kalite Yönetimi uygulamalarına (TKY) olan etkisini araştırmaktır. Entellektüel sermaye çekirdek unsurları insan sermayesini (HC), yapısal sermayeyi (SC) ve ilişkisel sermayeyi (RC) içermektedir. Rekabet avantajı, farklılaşmayı (D) ve yanıt hızını (SR), TKY uygulamaları ise sürekli iyileşme (CI) ve sınırsız iyileşmeyi (UI) içine almaktadır. Teorik çerçeveye dayanarak, beş ana hipotez geliştirilmiş ve istatistiksel olarak test edilmiştir. Araştırma popülasyonu, batı bölgesindeki Libya devlet üniversitelerinde tüm akademik liderlerin (bilimsel ve idari bölümlerin dekanları ve başkanları) oluşmaktadır. Veriler anket yöntemiyle toplanmış, bu çalışmaya katılan katılımcı sayısı 6 devlet üniversitesi olmak üzere 120 fakültedir. Çalışmanın hipotezi basit istatistiksel veri analizleri uygulanarak test edilmiştir. Bulgular, IC'nin rekabet avantajı ve toplam kalite yönetimi uygulamaları üzerinde önemli bir etkisi olduğunu göstermiştir. Ayrıca, bulgular toplam kalite yönetimi uygulamalarının üniversitelerin rekabet avantajı üzerinde doğrudan ve olumlu bir etkisi olduğunu göstermiştir.
Toplam kalite yönetimi, hizmet kalitesi ve sınırsız iyileşme ilişkisi: Libya yükseköğretim kurumlarında bir araştırma
Kalite yönetiminde, bir kurum içindeki kalite uygulamalarını değerlendirmek için yapılandırılmış bir çok kavram ve teori vardır. Ancak, tüm iş paydaşları için kapsamlı bir değerlendirme sağlamayı başarabilmiş birkaç kavram vardır. Toplam Kalite Yönetimi (TKY), kuruluşların kalite değerlendirmesine tüm iş yönlerini dahil etmelerine yardımcı olabilecek kalite yönetim araçları ve süreçleri sağlamak amacıyla 1950'lerde kuruldu. Ayrıca, Hizmet Kalitesi (ServQual), müşterilere sağlanan hizmetin kalitesini değerlendirmek ve hizmet sağlayıcılar ile alıcılar (müşteriler) arasındaki algı farkını ölçmek için kullanılan özel bir kalite değerlendirme aracıdır. Sınırsız İyileştirme (UI), kalite yönetiminin organizasyonu etkileyen tüm paydaşlara yayılmasını sağlamak için TKY'den geliştirilen bir kavramdır. Bu araştırma, Libya yükseköğretim kurumlarında üç kavramı kullanarak kalite yönetimini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, üç kavram arasındaki ilişkiler istatistiksel analize dayalı olarak kurulmaktadır. Faktör analizi ve regresyon analizi, üç kavram arasında pozitif ve güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Vaka çalışması ile ilgili kalite yönetiminin değerlendirilmesinde, sonuçlar, kabul edilebilir bir kalite yönetim seviyesine ulaşmak için geliştirilmesi ve geliştirilmesi gereken çeşitli hususların olduğunu göstermektedir. Araştırmacı ona göre sonuçlar ve önerilerde bulunur.
Pozitif psikolojik sermayenin çalışanların problem çözme becerileri üzerindeki etkisi
Örgütsel hedeflere ulaşmak için, örgütsel değişimi amaçlayan organizasyonların, başlangıç noktasını insanlar oluşturmaktadır. Çünkü örgütün temelini insanlar oluşturmaktadır ve insanlar örgütlere duygu ve düşünceleri ile birlikte gelmektedirler. Bu pozitif ya da negatif duygu ve düşünceler de, çalışmaları ile birlikte örgütün tamamını etkilemektedir. Pozitif düşünceleri olumlu bir etki yaratırken, negatif düşünceleri birtakım problemlere sebep olmaktadır. Bu problemlerin çözüme kavuşturulması için insan kaynakları etkili bir şekilde kullanılmalı, çalışan performansına olumlu yönde etki etmeli ve örgütsel amaçlar doğrultusunda yönlendirilmelidir. Bu araştırmanın temel amacı, çalışanların pozitif psikolojik sermayelerinin problem çözme becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu doğrultuda araştırma verileri, Kastamonu'da faaliyet gösteren Yön Tekstil İşletmesi'nde görev yapan 180 çalışandan anket tekniği ile toplanmıştır. Araştırma verileri; tanımlayıcı istatistikler (frekans, ortalama, standart sapma, çarpıklık, basıklık) faktör analizi, güvenirlik analizi (Cronbach Alfa), korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, pozitif psikolojik sermayenin problem çözme becerileri ve alt boyutları (problem çözme yeteneğine güven, yaklaşma-kaçınma, kişisel kontrol) üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, psikolojik sermayenin iyimserlik, umut ve psikolojik dayanıklılık boyutlarının problem çözme becerilerini anlamlı bir şekilde etkilediği sonucuna varılmıştır. Benzer şekilde, psikolojik dayanıklılık boyutunun problem çözme yeteneğine güven boyutu, iyimserlik ve umut boyutlarının, yaklaşma-kaçınma boyutu ve psikolojik dayanıklılık boyutunun ise kişisel kontrol boyutu üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu saptanmıştır.
Stratejik seçimlerde değerlerin rolünün belirlenmesi: Libya sağlık bakanlığına bağlı hastanelerde bir inceleme
Stratejik seçim, örgütün hedeflerine ulaşması için olası seçeneklerin belirlenmesi sürecinin bir sonucu olarak tanımlanılabilir. Stratejik seçim, yönetimsel bir faaliyettir ve literatürde, değerlerin insanların yaptıkları seçimleri etkilediği ve verdikleri kararlarda ortaya çıkabileceği kabul edilmektedir. Değerler, eylemin en güçlü ilham kaynaklarıdır. Sonuçta, stratejik seçim süreci bir değerler aynası olarak düşünülebilir. Kar amacı güden örgütler için, strateji kavramı yaygın bir kullanıma sahiptir ve stratejik seçim işlemi araştırmacıların dikkatini çekmektedir, ancak kamu örgütlerinde strateji ile ilgili sınırlı araştırmalar bulunmaktadır. Dahası, araştırmaya uygun niş bir alan olarak, devlet hastanelerinin stratejik seçim süreçleri açısından incelenmesi gerekmektedir. Hastaneler, sadece hastalığın teşhis ve tedavi edildiği yerler değil aynı zamanda yönetilmesi gereken örgütlerdir. Bu açıklamalardan hareketle, çalışmanın ana amacı, Libya'daki kamu hastanelerinde stratejik seçimi belirleyen faktörlerle ilgili olarak yöneticilerin algıları üzerinde bireysel değerlerin ve örgütsel değerlerin rolünü açıklamaktır. Literatüre uygun biçimde, amaçsal değerler ve araçsal değerler bireysel değerler olarak kabul edilmiş ve örgütsel değerler de değerlerin farklı bir yönü olarak dikkate alınmıştır. Ayrıca, literatürde stratejik seçimle ilgili olarak açıklandığı üzere, yöneticilerin dışsal kontrol, örgütsel kaynaklar, kamu örgütünün doğası, örgütsel amaçlar, zaman yönelimi ve liderlik ile ilgili algılarının stratejik seçimin belirleyici faktörleri olduğu kabul edilmiştir. Çalışmanın temel amacına dayanarak Libya Sağlık Bakanlığı'na bağlı kamu hastanelerinin üst düzey yöneticileri ile ampirik bir araştırma yürütülmüştür. Çalışmanın verileri anket tekniği ile toplanmıştır. Araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkileri araştırmak için korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Böylece, çalışmanın hipotezleri istatistiksel analizler ile test edilmiştir. Bu bağlamda, bu çalışmanın bulguları, Libya kamu hastanelerinin üst düzey yöneticilerinin, değerlerin stratejik seçim sürecindeki rolüyle ilgili farkındalıklarını artırmalarına yardımcı olacaktır.
Örgüt kültürünün çalışanların performansına etkisi: Libya Jumhouria Bank üzerinde bir araştırma
Örgüt kültürü, günümüzün rekabetçi bankacılık pazarlarındaki bankaların örgütsel başarısını etkileyen kilit faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu bakımdan örgüt kültürünün rolünü belirlemeye yönelik ek çalışmalara, özellikle örgütsel değerlere ve davranış kurallarına artan bir ilgi vardır. Günümüzde dikkatler örgütsel değerler ve davranış kuralları, değerler ve normlar üzerine odaklanmakta ve çalışanların performansını artıran bir faktör olarak örgütsel performansı etkileyen örgüt kültürünün rolünü vurgulamaktadır. Bununla birlikte, örgüt kültürünü, özellikle örgütsel değerleri ve davranış kurallarını, iş miktarını, iş kalitesini, çalışan becerilerini ve çalışan katılımını işgören performansıyla ilgili, içeren çok az sayıda deneysel araştırma vardır. Bu çalışmanın amacı Jumhouria Bankasında çalışanlar üzerinde, örgüt kültürünün işgören performansına etkisini incelemektir. Sonuçlar, örgüt kültürünün, iş miktarını, iş kalitesini, çalışan becerilerini ve çalışan katılımını artırabilecek örgütsel değerleri ve davranış kurallarını tanımlayarak çalışanların performansını etkilediğini göstermektedir.
Zaman yönetiminin girişimcilik eğilimi üzerindeki etkisi: Lisans öğrencilerine yönelik bir araştırma
Çalışmanın amacı; zaman yönetiminin girişimcilik eğilimi üzerindeki etkisini incelemektir. Zaman yönetimi bireylerin zaman bazında kendilerine ait faaliyetleri yönetmelerini ifade eder. Zaman yönetimi; zaman planlaması, zaman tutumu ve zaman harcattırıcıları boyutlarıyla temsil edilmiştir. Girişimcilik; refah yaratmak için fikirlerin hayata geçirilmesi sürecidir. Girişimcilik eğilimi, belirsizliğe tolerans gösterme, bağımsızlık ihtiyacı, risk alma, yaratıcılık, yenilikçilik, içsel kontrol odağı, insanlarla ilişki ve başarma ihtiyacı boyutlarıyla ölçülmüştür. Veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde 3. ve 4. sınıflarda öğrenim gören 260 lisans öğrencisi oluşturmuştur. Bulgulardan; zaman yönetimi boyutlarıyla girişimciliğin belirsizliğe tolerans ve başarma ihtiyacı boyutları arasında negatif yönlü anlamlı ve zayıf ilişkilerin olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; zaman yönetiminin zaman tutumu ve zaman harcattırıcıları boyutlarının öğrencilerin belirsizliğe tolerans gösterme kabiliyetlerini negatif yönden anlamlı bir şekilde etkilediği belirlenmiştir.
Sosyal medyadaki bebek bakım ürünü reklamlarının tüketicilerin sosyal medya reklamlarına yönelik davranışları üzerine etkisi
İnsanlık tarihi var olduğu günden beri kişiler ihtiyaçlarını giderebilmek için birbirleriyle iletişim kurmuşlardır. Günümüzde bilişim, iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmelerle beraber sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal tüm alanlarda değişimler hızla ilerlemektedir. İnternetin hayatımıza girmesiyle kişi ve toplumlarda davranış değişiklikleri meydana gelmiştir. İnternette geçirilen vakit artınca sosyal medyanın da önemi artış göstermiştir. Geleneksel mecralardaki reklamcılık anlayışı sosyal medya reklamcılığına dönüşmeye başlamıştır. Sosyal medyanın aktif ve hızlı iletişime açık olması pazarlamacıların ilgisini bu yöne kaydırmıştır. Sosyal medyadaki reklamlar işletmenin tanınırlığını arttırdığı gibi hedef kitlenin anında geri dönüşleriyle işletmelerin daha kısa sürede başarılı olmasını sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı sosyal medyadaki bebek bakım ürünü reklamlarının tüketicilerin sosyal medyada reklamlarına yönelik davranışları üzerine etkisini incelemektir. Ek olarak bu araştırmada tüketici algı faktörlerinin ve davranış algılarının bireylerin demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmada kolayda örnekleme yoluyla anket yöntemi kullanılmıştır. Veriler SPSS programı ile analiz edilip yorumlanmıştır. Elde edilen verilere faktör analizi, T testi, Anova testi ve Regresyon testleri uygulanmıştır. Sosyal medyadaki bebek bakım ürünü reklamlarının tüketicilerin sosyal medya reklamlarına yönelik davranışlarını olumlu etkilediği, en çok bilgilendirme faktörünün davranışa etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların sosyal medyadaki bebek bakım ürünü reklamlarına yönelik algılarının ve sosyal medya reklamlarına yönelik davranışlarının cinsiyet, yaş ve mesleklerine göre farklılaşmadığı, diğer demografik faktörlere göre farklılaştığı görülmüştür.
Türk iş adamlarının Kırgızistan'a yönelik doğrudan yatırım perspektifleri
Dünya ekonomisinin küreselleşme sürecinde dış yatırım en az uluslararası ticaret kadar bir öneme sahiptir. Modern dünyada uluslararası yatırım işbirliği süreçlerinde yer almayan ülke neredeyse hiç kalmamıştır. Ulusal ekonomiyi güçlendirme bağlamında yabancı yatırımlar Kırgızistan için son derece önemlidir. Ayrıca bu konu Kırgız toplumunun çıkarlarının yabancı yatırımcıların çıkarlarıyla örtüşmediği gerçeğiyle karmaşıklaşmaktadır. Bu çalışmada yatırım çeşitleri, Kırgızistan ekonomisi ve yatırımları, Kırgızistan ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişkiler ele alınmaktadır. Tezin amacı, Türk iş adamlarının Kırgızistan'a yönelik doğrudan yatırım perspektiflerinin analizini yapmak, ayrıca ülkedeki konumlarını, yatırımcıların karşılaştıkları sorunları araştırarak onlara yönelik çözüm yollarını geliştirmektir. Araştırmada görüşme yöntemiyle elde edilen veriler temelinde belirtilen amaçlara yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı, Çok Uluslu Şirketler, Teşvikler, Türk İş Adamları, Türkiye, Kırgızistan.
Sağlık hizmet kalitesi ile hasta memnuniyeti ilişkisi: Kastamonu'da yaşayan Libyalı aileler üzerinde bir araştırma
Herhangi bir hizmetten memnun kalmak izafidir. Memnuniyet, yaş, cinsiyet, kişi gibi birçok faktöre bağlı olarak değişmektedir. Memnuniyetteki en yüksek puan kalitedir ve hatta memnuniyet de kalitedeki en yüksek puandır. Bu çalışmanın amacı, sağlık hizmet kalitesi ile hasta memnuniyeti arasında ilişkiyi araştırmaktır. Bu çalışmada, Kastamonu şehrinde yaşayan Libyalı ailelerden tesadüfi örnekleme ile belirlenenler üzerinde yatay kesit araştırma yapıldı. Veri toplama yöntemi anket, anket için kullanılan ölçek likert ölçeği ve anket uygulanan denek sayısı seksen beştir. Çalışmanın sonucunda, hizmet kalitesi ile hasta memnuniyeti arasında güçlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Deneklerin, doktor muayenehanesindeki bekleme süresinden memnun kalmadıkları tespit edildi. Kişisel görüşme tekniği kullanarak daha ayrıntılı çalışmaların yapılması ve doktor muayenehanesindeki bekleme süresinin azaltılması için gereken iyileştirmenin yapılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık sektörü, hizmet kalitesi, hasta memnuniyeti, yatay kesit araştırma, 2019, 77 Sayfa Bilim Kodu:
Kitle fonlaması ile KOBİ finansmanı
Ülkemizde kitle fonlaması finansman yöntemi düzenleme yoksunluğunun olduğu dönemde yaşanan "çiftlikbank" örneği gibi kötü örneklerle yatırımcıların zarar etmesiyle ve mağdur olmaları ile sonuçlanmıştır. Bunun üzerine Sermaye Piyasası Kurulu tarafından düzenleme yapılmış; 03.10.2019 tarihinde Resmî Gazete 'de "Paya Dayalı Kitle Fonlaması Tebliği", yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tebliğ ile şimdi aktif yükümlülükler getirmiştir. Ülkemizdeki ekonomik faaliyetlerin büyük bir bölümü küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ) tarafından yerine getirilmektedir. Kitle fonlaması platformları, küreselleşme ve dijitalleşmenin de etkisiyle girişimcilerin iş fikirlerini hayata geçirmelerinde ulusal sınırları da aşarak dünyanın herhangi bir yerinden bir iş fikrini ya da projesini tanıtıp aracısız bir şekilde yatırımcıların, destekleyicileri ile buluşması sağlama görevi üstlenmektedir. Kitle fonlaması, girişimcilerin finansmana erişimini sağlarken yer ve zaman kısıtını ortadan kaldırmakta ve yatırımcı arama, ikna etme süreçlerini kolaylaştırmaktadır. Bu yönüyle kitle fonlaması yönteminin KOBİ'ler tarafından rağbet edilerek kullanılması beklenmektedir. Bu tezin amacı kitle fonlaması finansman yönteminin KOBİ'ler tarafından özellikle mikro ölçekli işletmelerin finansmana erişiminde yeni nesil bir finansman yöntemi olarak kullanılabilirliğini araştırmaktır. Çalışmanın sonucunda Türkiye'de KOBİ'lerin kitle fonlaması finansman yöntemini henüz çok iyi tanımadıkları, yeni bir finansman yöntemi olarak temkinli yaklaştıkları ve henüz yaygın olarak kullanmaya başlamadıkları tespit edilmiştir.
Bilgi teknolojisinin insan kaynakları yönetimi performansına etkisi
Bilgi teknolojisi, İnsan Kaynakları departmanlarının çalışanlarla iletişim kurma, dosya saklama ve çalışan performansını analiz etme şeklini değiştirmede önemli bir rol oynamıştır. Gerçekten de, bilgi teknolojisi İK uygulamalarını daha verimli hale getirebilir. Ancak, bilgi teknolojisi zayıf kullanıldığında, şirketin insan kaynaklarında kayba neden olabilir. Dolayısıyla, bu çalışmanın amacı, bilgi teknolojisinin insan kaynakları yönetimi üzerindeki etkisini göstermekti. Bu çalışmada, bilgi teknolojisi uygulamalarının kullanılmasının insan kaynakları yönetimi fonksiyonunda bir rol oynadığı gösterilmiştir. Bu, bilişim teknolojisinin insan kaynakları yönetimi performansının istihdam, eğitim ve gelişim, motivasyon, seçme ve çalışan ilişkilerini yönetme gibi göstergeler üzerindeki katkısının kullanılmasının olumlu etkisiyle görülebilir.
Örgütsel sinerji ve iş değerleri ilişkisi: üniversite çalışanlarına yönelik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, örgütsel sinerji ve iş değerlerinin ilişkisini araştırmaktır. Veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Mersin Üniversitesi'nde görev yapan 500 akademik ve idari personel oluşturmuştur. Örgütsel sinerji, bir örgütte farklı birimlerde görev yapan personelin görevlerini kendilerine özgü bir şekilde yapmalarını sağlayarak örgütün performansını arttırmak için uyumlu şekilde birlikte hareket etmeleridir. Örgütsel sinerjinin alt boyutları, Etkileşim ve Takdir etme, Bütünleşme, Strateji, Güncelleşme ve Güçlenmedir. İş değerleri, insanın doğumundan itibaren içinde bulunduğu ve yetiştiği toplumda geçirmiş olduğu sosyalleşme süreci sonucunda edinmiş olduğu değerlerdir. İş değerleri Bilişsel Değerler, Sosyal Değerler ve Araçsal Değerler olmak üzere üç boyutta irdelenmiştir. Örgütsel sinerji ile iş değerleri arasındaki ilişkiyi tespit etmeye yönelik olarak yapılan korelasyon analizine göre, örgütsel sinerji boyutları ile iş değerleri boyutları arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki saptanmıştır. İş değerlerinin örgütsel sinerji üzerindeki etkisini belirleme amaçlı yapılan regresyon analizi bulguları, genel anlamda iş değerleri boyutlarının örgütsel sinerji boyutları üzerinde pozitif ve anlamlı etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Sinerji, İş Değerleri, Elektronik İşbirliği, Mersin Üniversitesi.
Risk yönetiminde işgören güçlendirmenin rolü: Libya bankalarında bir uygulama
Libya ekonomisi, Libya'da faaliyet gösteren tüm ekonomik sektörlere yansıyan darboğazlar ve sorunlarla birlikte mevcut siyasi risklerin etkisi altındadır ve bu da büyük ekonomik faaliyetlerin ve buna ilaveten petrol ihracatlarındaki düşüşün takip ettiği devrimden sonra petrol ürünlerinin aniden durmasına neden olmuştur. Bu faktörlerin tümü, Libya ekonomisinin gerilemesinde büyük rol oynamıştır, çünkü Libya ekonomisi toplam gelirlerinin %90'ından fazlasına karşılık gelen ve diğer sektörleri de olumsuz etkileyen petrol gelirlerine dayanmaktadır. Bankacılık sektörü bu ekonomik risklere karşı bağışık değildir, başta faiz oranının iptali ve paranın bankacılık sistemi dışına çıkması ile ilgili olmak üzere bankalar da bankacılık politikalarındaki çatışmalardan etkilenmiştir. Bu nedenle bankacılık sektörü başta likidite riski olmak üzere mali olmayan ve mali risklerle karşı karşıya kalmıştır. Aslında, Basel standartları da dahil olmak üzere risk konularıyla ve bunların nasıl yönetileceğiyle ilgili çeşitli çalışmalar mevcuttur. Fakat bu çalışmaların hiçbiri insan kaynakları ve bu risklerin yönetimindeki önemine odaklanmamıştır. Ayrıca, çeşitli yönetim faktörlerini etkileyen güçlenmeyi konu alan birçok çalışma da mevcuttur. Tezde, yüksek düzeyde yetenek ve beceriye sahip olan insan kaynaklarına ve bankacılık sektörünün karşı karşıya kaldığı bankacılık risklerinin aşılması için onların güçlendirilip becerilerinin kullanılması konusundaki rolüne odaklanmıştır. Çalışmanın başta Libya'da olmak üzere bankacılık sektöründe risk yönetiminde insan kaynaklarının güçlendirmesini ele alan ilk çalışma olmasından dolayı büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede tezin temel amacı, bankacılık sektöründeki risklerinin ortadan kaldırılması insan kaynaklarının güçlenmesinin rolünü incelemek ve araştırmaktır. Bu bağlamda insan kaynakları güçlendirmesinin etkili likidite, kredi, pazar ve operasyonel risk yönetimindeki etkisi ortaya konulmuştur. Çalışmanın amacı doğrultusunda Libya'nın doğu bölgesinde faaliyet gösteren bankalardan veri toplamak için anket yöntemi kullanılmıştır. Anket 320 çalışana dağıtılmış ve mevcut siyasi krizin sonucu olarak bankacılık sisteminin karşı karşıya kaldığı risklerin araştırılması için hedef olarak altı banka seçilmiştir. Araştırma sonucunda insan kaynaklarının güçlendirilmesinin boyutları ile risk yönetimi arasında olumlu ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Çalışmada, çalışanlara yönelik, eğitim, teşvikler ve katılım, yetkinin paylaşılması, takım çalışması gibi hususların risk yönetiminde önemli olduğu, görülmüştür. Ayrıca, Bingazi ve Al Baydaki bankalar arasında risk yönetimi ve insan kaynakları güçlendirilmesinin boyutlarının farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bu araştırmadaki bulgular, literatürdeki birçok bulgu ile tutarlı görünmektedir.
Bankacılık hizmetlerinin gelişmesinde bilgi ekonomisinin rolü: Libya'da bankalar üzerine bir araştırma
Libya ekonomisi, diğer gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri gibi, ülkedeki ekonomik kalkınmanın ana unsuru olarak bankacılık sektöründe hizmetlerin seviyesini iyileştirmeyi hedeflemektedir. Özellikle bilgi ekonomisinin ortaya çıkmasından sonra, ticari bankalar hizmetlerini yeni ekonomi doğrultusunda geliştirmek zorunda kalmışlardır. Bilgi ekonomisi, örgütlerin ihtiyaç duydukları bilginin elde edilmesi veya üretilmesi, paylaşımı ile tüm süreçlerin iyileştirilmesidir. Bilgi ekonmisin temelini oluşturan ana değişkenler ise, beşeri sermaye yatırımı, bilgi ve iletişim teknolojileri, inovasyon araştırma ve geliştirme (Ar-Ge), ekonomik teşvikler ve kurumsal strateji ve politikalardır. Bu bağlamda çalışmada, bilgi ekonomisinin temel ilkelerine, bilgi ekonomisinin bankacılık sektöründeki rolüne ve Libya ticari bankalarının bankacılık hizmetlerini geliştirme konusunda karşılaştığı sorunların çözümününe odaklanılmıştır. Çalışmanın temel amacına ulaşmak için Libya'nın doğu bölgesinde faaliyet gösteren altı ticari bankada toplam 320 çalışana yönelik bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Geri dönüşü sağlanan 299 anket analize tabi tutulmuştur. Analiz sonuçları, bilgi ekonomisi ile bankacılık hizmetlerinin gelişimi arasında pozitif bir ilişki olduğu ve bilgi ekonomisinin bankacılık hizmetlerinin gelişiminde etkin bir rol oynadığını göstermiştir. Bilgi ekonomsinin alt değişkenleri, bilgi, beceri, eğitim, IT altyapısı, hız, hizmete erişim, araştırma geliştirme, inovasyon, ekonomik teşviklerin ve kurumsal rejim ile bankacılık hizmetlerinin alt boyutları olan, internet bankacılığı, veri aktarım hizmetleri, teknoloji kullanımı ve müşteri ilişkileri arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Tezde ayrıca, bilgi ekonomisi ve bankacılık hizmetleri uygulamalarını araştırma kapsamına dahil edilen bankalara göre farklılık gösterip göstermediğine ilişkin bulgulara da yer verilmiştir. Bilgi, beceri, eğitim, ekonomik teşvik, kurumsal strateji ve politika uygulamalarının bankalara göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir.
Terör ve ekonomik kriz olgularının yumuşak güç unsuru olarak turizme etkileri: 11 Eylül saldırıları ve 2008 krizi üzerinden bir inceleme
Turizm, esnek, heterojen ve hizmet yoğun özelliklere sahip hassas bir endüstridir ve dünyadaki her olaydan olumlu veya olumsuz etkilenmektedir. Buna istinaden, bu duruma verilebilecek en önemli örnekler arasında, 11 Eylül 2001 Saldırıları ve 2008 Küresel Ekonomik Krizi yer almaktadır. Çalışmanın amacı, kırılgan bir endüstri olan turizmle, ekonomik krizler ve terör saldırıları arasındaki ilişkinin 11 Eylül 2001 terör saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi örnekleri üzerinden incelenmesidir. Çalışmada, hassas bir niteliğe sahip olan turizmin hem terör saldırılarından hem de ekonomik krizlerden etkilendiği savunulmakta olup etki düzeyleri ve şekilleri saptanmaktadır. Çalışmanın amacına ulaşmak için, uluslararası ölçekte en önemli olaylar olarak bilinen 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi'nin turizme olan etkileri ve yansımaları üzerine odaklanılmıştır. Bu bağlamda, elde edilen veriler irdelenerek, terör saldırılarının ve ekonomik krizlerin turizm ile ilişki düzeyi ve etki derecesi ortaya konmuştur. Nitel araştırma modeli kullanılan bu çalışmada içerik analizi yöntemlerinden sıklık analizi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, 11 Eylül 2001 terör saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi konularına hakim ve cevap verebilirliği olan akademisyenler ile bu olgular hakkında görüş ve bilgiye sahip, turizm işletmelerinde şuan yönetici konumunda bulunanlar oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklem büyüklüğü, maksimum çeşitlilik örnekleme stratejisi kullanılarak ve 30 katılımcı ile görüşülerek oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Terör, 11 Eylül 2001 Saldırıları, 2008 Küresel Ekonomik Krizi, Turizm.
Duygusal zekanın duygusal emek üzerindeki etkisi
Duyguları anlama ve yönetme yeteneği olarak da tanımlanabilen duygusal zekâ konusunun bir işletmenin gösterim kurallarını sergilemek anlamına da gelebilen duygusal emek konusu ile ilişkili olduğuna dair çalışmalar artmaktadır. Duygusal anlamda yoğun bir çabaya ihtiyaç duyulan çağrı merkezi sektöründe ise iki konunun birlikte ele alındığı nadir sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Bu nedenle bu araştırmanın amacı, duygusal zekânın duygusal emek üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Araştırmanın evreni Düzce'de faaliyet gösteren bir çağrı merkezinin çalışanlarından oluşmaktadır. Veriler nicel araştırma yöntemi kullanılarak, yüz yüze anket yöntemi ile elde edilmiştir. Verilerin analizi için toplamda 218 adet anket değerlendirmeye alınmış ve IBM SPSS 24.0 ile AMOS 23.0 programı kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre duyguların olumlu kullanımı boyutunun yüzeysel davranış boyutunu pozitif yönde, empatik duyarlılık boyutunun duyguların bastırılması boyutunu pozitif yönde, pozitif duygusal yönetim ve duyguların olumlu kullanılması boyutlarının ise derin davranış üzerinde pozitif yönde etkileri bulunmaktadır. Bununla birlikte üç duygusal emek boyutunun da yüksek, düşük ve orta olmak üzere farklı duygusal zekâ boyutlarına göre farklılaştığı tespit edilmiştir.
Sosyal medyada kişisel markalama: Instagram'daki seyahat fenomenleri üzerinde bir araştırma
İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber insanların karşılıklı iletişim kurmasına olanak tanıyan sosyal medya mecraları kişilerin günlük hayatının bir parçası haline gelmiştir. Kişilerin sosyal medya mecralarında varlık gösterme arzuları artarken buna bağlı olarak farklılaşma istekleri de kişisel markalama kavramını hayatımızın bir parçası haline getirmiştir. Bu nedenle, araştırmada sosyal medya mecralarının kişisel markalama üzerindeki rolü gözlenmek istenmiştir. Araştırma amacı doğrultusunda, örnek olay çalışması deseni tercih edilerek nitel araştırma yöntemlerine başvurulmuştur. Son zamanlarda popülerlikleri artan seyahat fenomenleri içerisinden amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 12 seyahat fenomeni ile derinlemesine görüşmelere gerçekleştirilmiştir. Nitel veri analiz yöntemlerinden içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleri ile elde edilen verilerin analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda seyahat fenomenlerinin sosyal medyada kişisel markalama çalışmalarına önem verdiği, takipçilerinden gelen geri dönüşlere dikkat ederek kişisel markalarına katkı sağlayacak şekilde sosyal medyayı kullandıkları belirlenmiştir. Bununla birlikte sosyal medyada paylaştıkları içeriklerin kişisel markalama çalışmalarına katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.
Marka sadakatinin öncülleri: Düzce ilindeki otomobil kullanıcıları üzerine bir uygulama
Yaşanan teknolojik gelişmeler ve rekabetçi pazarlarla bağlantılı olarak müşterilerin işletmelerden beklentileri ve talepleri artarak değişime uğramıştır. Günümüz müşterileri farklı olmayı isteyen ve bu farklılığı kendisine katacak markaya değer atfeden bireyler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendi markalarına sadık ve aşk ile bağlı olan müşteriler arzu eden işletmeler ise, müşterilerini uzun süre elde tutabilmenin yollarını aramaktadır. İşletmelerin müşterilerini, sadık müşteriler haline getirebilmesi için ihtiyaç duyulan faktörlere bakıldığında marka güveni, marka aşkı ve marka imajı değişkenlerinin öne çıktığı görülmektedir. Bu doğrultuda hazırlanan çalışmanın amacı, otomobil kullanıcılarının tercih ettikleri markalara karşı duydukları sadakatin öncüllerini tespit etmektir. Araştırmada, kolayda örnekleme tekniğinden yararlanılarak 390 otomobil kullanıcısından çevrimiçi anket tekniğiyle elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Elde edilen veriler, betimleyici analizler, faktör analizi, korelasyon ve çoklu regresyon analizleri ile incelenmiştir. Çalışma sonucunda, marka aşkı ile marka imajının marka sadakati üzerinde anlamlı ve pozitif etkileri olduğu görülmektedir. Ayrıca marka imajının marka güveni üzerinde ve marka imajının da marka aşkı üzerinde anlamlı ve pozitif etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
The effect of motivation on the employee performance; An exploratory study of the views of academic and administrative staff at Zakho University
The current study's principal purpose is to examine the effect of motivation (Intrinsic motivation and Extrinsic motivation) on employee performance. For this purpose, descriptive statistical analysis used to assess the correlation and effect among the study variables and its items through hypotheses. Zakho University has been chosen as the population of the study. Meanwhile, the sample was constituted of both administrative and academic staff of the university. Therefore, the questionnaire forms were distributed to teaching and administrative staff at the colleges, and 174 forms were gathered of which 157 of them were valid for data analysis. The questionnaire was performed by using a 5-point Likert scale to give ratings on the value of motivation variables and employee performance. Accordingly, the present study was analyzed by using the Statistical Package for Social Scientists (SPSS V. 25), a number of statistical instruments have been used to test the hypotheses. In conclusion, the current study inferred a significant correlation and some differences between motivation and employee performance; this meant that the university has to strengthen the intrinsic and extrinsic motivations of staff to introduce the ideal performance.
Dindarlık ve faydacılığın faizsiz finansal ürünleri satın alma davranışlarıyla etkileşimi: Kuşakların farklılığı
Bu araştırmanın temel amacı, katılım banka müşterilerinin faizsiz finansal ürünleri satın alma davranışlarında dindarlığın ve faydacılığın doğrudan ve dolaylı etkileşimlerini keşfedici ve doğrulayıcı analiz yöntemleriyle tespit etmek ve bu ilişkilerden yola çıkarak doğrulayıcı karakterli modeller geliştirmektir. Bunun yanı sıra kuşakların farklılıklarını incelemektir. Araştırma evrenini; Türkiye Katılım Bankaları Birliği kapsamında yer alan İstanbul ilinde faaliyet gösteren özel katılım bankalarının müşterileri oluşturmaktadır. Nicel araştırma yönteminin (nicel araştırma deseni) kullanıldığı araştırmada, veriler çevrimiçi (online) anket tekniği ile toplanmıştır. Değerlendirmeye alınan ve verilerin analizinde kullanılan toplam anket sayısı 395'tir. Araştırmada kullanılan başlıca istatistiksel analizler; betimleyici istatistikler, keşfedici faktör analizi, regresyon analizi, farklılık testleri, doğrulayıcı faktör analizi ve yol (path) analizi şeklindedir. Verilerin analizinde SPSS 18.0 ve AMOS 21 paket programları kullanılmıştır. Araştırmanın doğrulayıcı karakterli analiz sonuçlarına göre; katılım banka müşterilerinin dindarlık eğilimlerini en iyi düzeyde temsil eden dindarlık boyutu, dini bilgi değişkenidir. Müşterilerin faydacılık algılarını en iyi temsil eden boyut, algılanan kullanışlılık değişkenidir. Son olarak müşterilerin satın alma davranışlarını en iyi temsil eden boyut ise, satın alma niyeti değişkenidir. Araştırma modelinde yer alan değişkenlere dönük doğrudan ilişkiler kapsamında; müşterilerin dindarlık eğilimlerinin (İnanç-uygulama-bilgi-deneyime dayalı sonuç) satın alma davranışları (satın alma tutumu, niyeti ve gerçek satın alma) üzerinde anlamlı bir etkisi olmamıştır. Öte yandan faydacılık algılarından algılanan kullanışlılık değişkeninin, katılım banka müşterilerinin satın alma davranışlarının tüm boyutları üzerinde (satın alma tutumu-niyeti-gerçek satın alma) pozitif yönde ve anlamlı düzeyde güçlü şekilde etkisi olduğu tespit edilmiştir. Faydacılık değişkenlerinden algılanan finansal maliyet değişkeninin ise, satın alma davranışlarından satın alma tutumu ve gerçek satın alma davranışı üzerinde anlamlı düzeyde ve negatif yönde bir etkisi gözlenmiştir. Katılım bankalarının müşterilerinin algıladıkları faydacılık düzeylerinden algılanan kullanışlılık değişkeni, dindarlık eğilimlerinin tamamı (inanç-uygulama-bilgi-deneyime dayalı sonuç) üzerinde anlamlı düzeyde ve pozitif yönde etkisi doğrulanmıştır. Faydacılık algılarından finansal maliyet algıları, dindarlık eğilimlerinin tamamı (inanç-uygulama-bilgi-deneyime dayalı sonuç) üzerinde anlamlı düzeyde ve negatif yönlü bir etkiye sahiptir. Bir diğer faydacılık algısı olan algılanan güvenilirlik değişkeninin, dindarlık boyutlarının tamamı (inanç-uygulama-bilgi-deneyime dayalı sonuç) üzerinde anlamlı ve negatif yönde etkisi gözlenmiştir. Son olarak satın alma tutumunun, satın alma niyeti üzerinde; niyetin ise gerçek satın alma değişkeni üzerinde anlamlı düzeyde ve pozitif yönlü etkisi olduğu tespit edilmiştir. En nihayetinde, X ve Y kuşağının her biri incelenen değişkenler açısından anlamlı farklıklara sahip oldukları gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dindarlık, Faydacılık, Satın Alma Davranışları, Faizsiz Finans, Kuşaklar
Zaman yönetimi becerileri ile erteleme davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi: Elazığ sağlık kuruluşları örneği
Hayatımızın önemli bir parçası olan zaman, tanımlanması çok zor olan soyut ve göreceli bir kavramdır. Bu sebeple zaman hakkında kesin bir tanım ortaya konmamış, herkes farklı tanımlarda bulunmuştur. Zaman, olayların geçmiş, bugün ve gelecek olarak gerçekleştiği, insanların kontrolünün dışında geçip giden bir kavramdır. Zamanın insan üzerindeki etkileri fiziksel, psikolojik, felsefik ve biyolojik olarak dörde ayrılmaktadır. Herhangi bir işte çalışan bütün insanlar zamanlarını etkin ve verimi kullanmak zorundadır. İşte bu zorunluluk da ''Zaman Yönetimi'' kavramının doğmasına neden olmuştur. Zaman yönetiminin ana gayesi bireyden istenen işleri verilen süre içerisinde planlayabilmektir. Zaman yönetiminin dikkatli bir şekilde yapılmaması birçok soruna neden olmaktadır. Bunlardan biride Erteleme davranışının ortaya çıkmasına zemin hazırlamasıdır. Erteleme ise mantıklı veya geçerli bir sebep olmaksızın yapılması gereken bir işin sonraya bırakılmasıdır. Bireyler bazı zaman veya durumlarda yapmaları gereken işlerde erteleme davranışı gösterebilirler. Yukarıda verilen bilgiler göz önüne alındığında bu çalışmanın amacı ''Zaman Yönetimi Becerileri İle Erteleme Davranışı Arasındaki İlişki Nedir?'' sorusuna bilimsel bir delil bulmak ve sağlamaktır. Elazığ il merkezinde bulunan kamuya ait hastanelerin çalışanları bu çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Elazığ il merkezinde kamuya ait olan 4 hastane bulunmakta ve bu hastanelerde toplam 3712 sağlık çalışanı yer almaktadır. Araştırmanın sahip olduğu veriler anket yöntemiyle Şubat-Nisan 2020 tarihleri arasında sağlık çalışanlarından toplanmıştır. 5'li likert sistemiyle araştırmanın ölçekleri olan ''zaman yönetimi'' ve ''erteleme davranışı'' ölçekleri derecelendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre zaman yönetimi ile erteleme davranışı arasında yaklaşık %33 oranında negatif yönlü bir etki söz konusudur (R= -0,330).
Üretici/satıcı bakış açısından en düşük garanti maliyeti sağlayan en uygun garanti politikası ve süresinin belirlenmesi: Bir simülasyon çalışması
Gelişen teknoloji ile birlikte bireysel ve toplumsal ihtiyaçlar da çeşitlilik göstererek artmakta, bunun sonucunda yoğunlaşarak artış göstermeye başlayan küresel rekabet, tüketimi daha cazip hale getirecek imkânlar sunmaktadır. Tüketimin giderek artmaya başlamasıyla birlikte ürün tercihine etki edebilecek etmenler oldukça farklılaşmakta; üretilen/satılan ürün ile birlikte satış sonrası verilen hizmetler kapsamında sunulan garanti, bunların başında gelmektedir. Müşterilerin almak istedikleri bir ürün için ürünün dayanıklılık süresi ve kullanım ömrü, ürün tercihine etki eden başlıca özelliklerdendir. Müşteri almış olduğu ürünün uzun süre bozulmadan kalmasını ya da belli bir süre bozulmalara karşı garanti altına alınmasını istemektedir. Bu da ürünlerle birlikte sunulan garanti hizmetinin önemli hale gelmesine ve bunun sonucu olarak da garanti hizmetlerinin çeşitlilik göstererek farklı politikaların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Müşteri tercihini doğrudan etkileyen garanti hizmetinin, hem müşteri memnuniyeti sağlaması hem de minimum maliyetle sunulması, üreticiler/satıcılar için önemli bir karar verme problemi olmaya başlamıştır. Bu nedenle her bir üretici/satıcı kendisine en az maliyete neden olacak bir garanti politikası altında, garanti süresi belirleme çabasındadır. Bu çalışmanın amacı üretici/satıcı bakış açısından en düşük garanti maliyetine sahip en uygun garanti süresi ve politikasının belirlenmesidir. Ortaya konulacak garanti politikası ve bu politika altında sunulacak garanti süresi, müşteri memnuniyetini sağlarken aynı zamanda üreticiye/satıcıya minimum maliyete neden olmalıdır. Bu nedenle Değişim Garanti (DG) politikası, Orantılı Garanti (OG) politikası ve bu iki politikanın birleşiminden oluşan Birleşik Garanti Politikası kapsamında optimum garanti süresi belirlenmeye çalışılmıştır. En uygun garanti süresini belirlemeye yönelik yapılan çalışmada ekonomik fayda, garanti maliyet ve memnuniyetsizlik maliyet fonksiyonlarından elde edilen fayda fonksiyonundan yararlanılmıştır. Gerekli formüller elde edilirken olasılık yoğunluk fonksiyonu olarak ömür testlerinde yaygın olarak kullanılan Üstel Dağılım ve bu dağılımın Prior (Önsel) Dağılımı olarak da Gama ve Ters Gama Dağılımları kullanılmıştır. Araştırmanın simülasyon yöntemiyle test edilmesi amacıyla Arçelik firmasının Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) bildirmiş olduğu 2017 ve 2018 yıllık faaliyet raporundaki hasılat (satışlar) ve satışların maliyeti bilgilerinden yararlanılmış, buradaki bilgiler çerçevesinde ürün maliyetinin ortalama olarak ürün satış fiyatının yaklaşık %68'ine tekabül ettiği görülmüştür. Çalışmada kullanılacak ürün fiyatı olarak ise Arçelik A.Ş.'nin resmi sitesinde 2019 yılı için beyaz eşya kategorisinde bulunan ve fiyatı 3000-5000 ₺ aralığında değişen 10 farklı buzdolabı fiyatı seçilmiştir. Seçilen ürünlerin maliyeti de Arçelik A.Ş.'nin yukarıda belirtilen satış-maliyet oranı temel alınarak girilmiştir (Ürün Maliyeti=Ürün Fiyatı*0.68). Ürünlerin bozulma anındaki geçen süre ise rastgele sayı üretilerek belirlenmiştir. Çalışmada belirtilen bozulma anında geçen süreler ile garanti süreleri devir sayısı olarak hesaplandığı için 0 ile 1 aralığında sınırlandırılmıştır. Garanti sürelerinin (devir sayısı bakımından) hangi aralıkta sınırlandırılması gerektiğinin belirlenmesi amacıyla elde edilen ve optimum garanti maliyetini veren amaç fonksiyonunun farklı satış ve maliyet fiyatları altında grafikleri çizdirilmiş ve optimum sonucu veren optimum garanti değerlerinin 0 ile 0.3 aralığında olduğu görülmüştür. Bu nedenle simülasyon çalışmasında garanti sürelerinin bu aralıktaki tüm değerleri teker teker denenerek optimum sonucu veren değerler bulunmaya çalışılmıştır. Simülasyon çalışmasında rastgele üretilen sayıların 5000 döngü ile tekrarı sağlanarak elde edilen değerlerin gerçek değerlere yaklaşması amaçlanmıştır. Tüm sonuçlar birlikte ele alındığında, elde edilen modellerin test edilmesi sonucunda Birleşik DG/OG politikasının en uygun garanti maliyetine sahip olduğu ve garanti maliyetinin ürün satış fiyatının yaklaşık olarak %3'üne denk geldiği görülmüştür. Elde edilen bu sonuçlar çerçevesinde üreticiye/satıcıya, ürün ile birlikte müşteriye sunacağı garanti hizmeti için Birleşik DG/OG politikasını tercih etmesi tavsiye edilmiştir. Bu politika çerçevesinde garanti süresi devir sayıları da yaklaşık olarak g_1=0.054.., g_2=0.120.. civarlarında seçilirse ortaya çıkacak garanti maliyeti en düşük seviyede kalacak ve ürün satış fiyatının yaklaşık olarak %3'ünü oluşturacaktır. Üretici/satıcı hem müşteri memnuniyeti sağlamış hem de minimum maliyetli bir garanti politika ve süresini ürünü ile birlikte sunmuş olacaktır.
Güçlendirme stratejisi ve örgütsel öngörü üzerindeki etkisi açıklayıcı bir araştırma: Duhok Üniversitesi
Güçlendirme stratejisinin (ES) örgütsel öngörü (OF) üzerindeki etkisi bu çalışmanın odak noktasıdır. Çalışmada iletişim ve bilgi kullanılabilirliği, ekip çalışması, motivasyon ve eğitim, liderlik tarzı ve yaratıcı davranış geliştirmeyi içeren güçlendirme stratejisi ve çevresel tarama, stratejik seçim, bütünleştirme yetenekleri ve senaryo düşünmeyi içeren örgütsel öngörü boyutları üzerindeki etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Buna bağlı olarak, bu çalışmayı gerçekleştirmek için betimsel-analitik yöntem uygulanmıştır. Daha sonra Duhok Üniversitesi'ndeki bir dizi fakültede akademisyenler ve lider yöneticileri kapsayan rastgele tabakalı bir örnekleme yöntemi ile test edilmiştir. Bir pilot çalışma yürüttükten sonra, Alpha-Cronbach'ın genel göstergesinin kaydedildiği (0.979) çalışma hedeflerine ulaşmak için anket soruları yeniden düzenlenmiş ve adapte edilmiştir. Anket 121 fakülte yöneticisine gönderilmiş ve 108 sağlıklı anket formu toplanmıştır. Örneklem çerçevesinde anket yanıtlama oranı %89'dur ve analiz için yeterlidir. Araştırma sonucu birkaç bulgu ve öneriyi ön plana çıkmıştır. En kritik sonuçlar %79 ile genel uzlaşı olarak kaydedilmiştir. Son olarak, çalışma Örgütsel Güclendirme'nin Örgütsel Öngörü üzerinde pozitif yönde istatistiki olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu ve güçlendirme stratejisinin örgütsel öngörü seviyesini yükselttiğini ortaya çıkarmıştır.
The effect of transactional leadership on employees' productivity: Exploratory study; Duhok
We study how transactional leadership affects the employee's productivity in a number of companies in Duhok city. Due to the transformation of the business environmental, especially after COVID 19, it is important to understand how such leadership styles affect the organization's and employees' productivity. The participants within this study consisted of managerial leaders in the selected companies. There were a total of (120) questionnaires mailed out and (98) usable questionnaires were returned, yielding (87.5%) of percent response rate. Hence, by using hypotheses to evaluate a correlation that discovers the relationship between both variables of the study, the effect of transactional leadership on the employees' productivity and its dimensions. The study analysed the data to provide answer in the research sample, and hypothesis testing using a number of methods and statistical tools such as standard deviation, correlation, and regression and one-way ANOVA that was verified by the premise of research. The study found that there is a significant and positive correlation between transactional leadership and employees' productivity, this means that the more responsive managerial leaders are to depend on transactional leadership in their activities then this will lead to an increase in the level of productivity and organizational growth. An important conclusion is that the transactional leadership has positively contributed to an increase in employees' productivity in the companies of the study sample. Given these finding, we suggest that companies and managerial leaders actively increase their leadership abilities and enter the business competition in the market place. Moreover, the study found that state there are differences in transactional leadership and employee's productivity according to demographic characteristics except academic achievement differences. Furthermore, a set of recommendations are highlighted that mainly focus on the transactional leadership and the productivity of employees to sustain the organization growth and success.
The effect of occupational safety practices on job satisfaction
Within the present time that human resources are the cornerstone within all business organizations and if globalization focused on it through the opening and the abolition of all borders in front of organizations and human resources. It was from the concern for the human resource, taking all its requirements into consideration of material and moral and this at the same time became from challenges within the current era of organizations about how to preserve the human resource from all injuries that may be exposed while performing his job. Although the human resource has become seen as the most important resource of institutions and one of the elements that greatly affect the overall performance of the organization unlike other resources, it is highly affected by the non-stimulating work conditions that do not help to satisfy various needs in the framework of work. To preserve its human resources, especially human resources, small and medium enterprises resort to establishing occupational safety programs to reduce workplace accidents and to protect workers from risks resulting from the work they engage in unsafe workplaces that cause accidents. The human resource is the crucial element for the sustainability of the work of industrial organizations in general and service organizations alike. This means the need to provide a safe work environment that guarantees it from all the risks of the work environment by securing occupational health and safety procedures. In addition to encouraging organizations to work to provide suitable working conditions through standards. Certain specifications, which come in the forefront of the specifications (ISO45001), mean occupational health and safety for workers in different worksheets, and for this reason, the current research comes as an attempt to find out the extent of the availability of concepts of occupational health and safety within the studied (oil) sector in the governorate of Dohuk, the effect of this on job satisfaction. For workers within that sector, given that the oil sector is one of the fields in which people may be exposed to work injuries within their daily life, and that is through the researcher obtaining data by distributing the questionnaire to (120) employees from which only (100) unit were obtained and the other 20 units of the survey did not return from the employees or were cancelled due to incorrect information valid for statistical analysis. The researcher developed a set of hypotheses, the most important of which is that there are a positive correlation and effect between occupational safety and job satisfaction at the macro and a partial level of the study sample. A set of conclusions was reached, the most important of which is that the oil sector may need to empower the employees to work freely, to ensure that they do not make any mistakes in the future.
Adli Muhasebe-Adli Müşavirlik kapsamında hile araştırmacılığı, regresyon (bağlanım) modeli ile analizi ve raporlanması
Küreselleşme neticesinde dünyaki her milletin hızla birbirine entegrasyonu ve bu entegrasyona daha da ivme kazandırarak hızla gelişmeye devam eden teknolojik yenilikler, beraberinde şirketleri de piyasada varolabilme adına güçlü bir rekabete maruz bırakmaktadır. Söz konusu bu rekabetin yol açtığı baskıya bağlı olarak şirketler, amaçlarına ulaşmada çeşitli hilelere yöneltebilmektedir. Teknolojik gelişmelerin yol açtığı rekabet baskısı, aynı zamanda bu baskıdan kurtulma anlamında da şirketlere geçekleştirilebilecek hile yöntemleri açısından farklı imkânlar sunmaktadır. Bu bağlamda içeriği günden güne değişerek, saptanması da giderek zor bir hale gelen nitelikli hilelerin ortaya çıkarılabilmesi ve önlenmesinde farklı meslek gruplarının ortaya çıkması da kaçınılmazdır. Nitelikleşmeyle beraber hilelerin günümüzde çok daha profesyonel bir şekilde yapılıyor olması, beraberinde saptanmasının da aynı şekilde çok daha zor bir hale gelmesine ve hilenin tespitinde farklı yöntem arayışlarına kuvvetli bir zemin hazırlamıştır. Tüm bu süreçlere bağlı olarak yaşanan en önemli somut gelişme ise adli muhasebe gibi karma bir disiplinin ortaya çıkışı olmuştur. 21. yüzyılın başlarında yaşanan büyük ölçekli şirket skandalları sonrasında yaşanan ve paydaş tarafların büyük refah kayıplarına uğramasına neden olan finansal hileler, denetim faaliyetlerinin ciddi olarak sorgulanmasına neden olmuş ve adli muhasebenin çıkışını hızlandırmıştır. Adli muhasebe adında da anlaşılacağı üzere muhasebe ile hukuk disiplinleri arasında bir bağ oluşturmaktadır. Bahsi geçen bu iki disipline ek olarak özellikle psikoloji, sayısal bilimler, kriminoloji, denetim, finans, grafoloji ve yönetim bilimi gibi pek çok disiplinle de etkileşim halinde olan adli muhasebe; hilenin tespitinde ve önlenmesinde, ayrıca finansal suçların adli mercilere intikalinde etkin bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, yukarıdaki açıklamalardan hareketle öncelikle adli muhasebeye yönelik gerekli genel bilgiler, hile ve hata kavramları ile finansal tablo hileleri teorik olarak incelenmiştir. Sonrasında ise adli muhasebenin faaliyet alanlarından biri olan hile araştırmacılığı fonksiyonu doğrultusunda Türkiye'de imalat sanayinde faaliyet göstermekte olan ve borsada işlem gören bağımsız denetime tabi olan 95 adet şirketin finansal tabloları üzerinden SPSS 24 paket programı yardımıyla yapılan çeşitli regresyon analizleri arasından hileyi açıklamada en güvenilir olanıyla ülkemiz şartları açısından pratikte finansal tablo hilelerinin tespitine yönelik matematiksel nitelikli bir ön kontrol mekanizması kurulmaya çalışılmıştır. En son olarak ise çeşitli oran analizleriyle (kurulan matematiksel modelde yer alan oranlar ile birlikte diğer tamamlayıcı oranlar yardımıyla) saptanan bulgular, örnek bir şirket üzerinden adli bir üslupla raporlanmaya çalışılmıştır.