
523
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Kentsel yeşil alan nitelikleri ile erişim mesafeleri arasındaki ilişkinin kullanıcı açısından belirlenmesi
Bu çalışma, Kahramanmaraş kent dokusunda yer alan kentsel yeşil alanların, erişiminde etkili olan bazı niteliklerin ve niceliklerin kullanıcısı açısından önemini potansiyel erişim süresi bütçesi olarak ortaya koymaktadır. Çalışmanın 8 temel aşamadan oluşmaktadır. Öncelikle araştırma alanı sınırlarında bulunan kentsel yeşil alanlar çocuk oyun alanları, mahalle parkları, kent ve semt parkları tespit edilip belirlenen kriterler doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Yeşil alanların erişimde etkili olabilecek nitelik ve nicelikler saha çalışmaları ile analiz edilmiştir. Saha çalışmasında kullanılan yeşil alan nitelik ve niceliklerinin önemi ve bunların erişim süresine etkisi çevrim içi anket uygulaması ile analiz edilmiştir. Saha çalışması ile anket bulgularının karşılaştırılması sonucu alanların talep karşılama oranları bulunmuştur. CBS ortamında anket verilerinden üretilen erişim süreleri kullanılarak uygulanan başlangıç-varış analizi sonucu yeşil alanların erişim haritaları oluşturulmuştur. Her bir yeşil alanın talep karşılama oranı, erişim alanında bulunan binalar için olanak değeri olarak kabul edilmiştir. Binaların tür bazında erişebildiği tüm yeşil alanlardan elde ettiği toplam olanak değerleri doğrultusunda mekân ve idari birim boyutunda planlama önerileri oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular şunlardır: Anket çalışmasında yaya olarak ulaşımda en yüksek kent-semt parkına 16,4 dakika süre verilmiştir. Nitelikleri göre olanak durumunun en yüksek olduğu bina oranı %0,5 'dir. Çalışma alanında yeşil alanların yoğunlaştığı bölgelerdeki binaların olanak puanları, kentin sınırlarındaki binalara göre oldukça yüksektir.
Kentsel gelişim sürecinde açık ve yeşil alanların "Yaşanabilirlik" üzerindeki etkilerinin incelenmesi: Ceyhan örneği (Adana)
Ülkemizde, doğal nüfus artışı ve kırdan kente göçün artmasıyla, yeni konut alanı, sanayi alanları, ticaret alanları ve sosyal teknik altyapı alanları ihtiyacı doğurmuştur. Bu durum, kentsel arazi kullanımının artmasına neden olmuştur. Şehir ve bölge planlama ile peyzaj mimarlığı disiplinlerinde ortak olarak kullanılan, en önemli sosyal kültürel tesis alanı; açık ve yeşil alanlardır. Bu çalışma, Adana'nın Ceyhan İlçesi'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada İlçe, 11 Bölgeye ayrılmış ve geçmişten günümüze yapılan planlar üzerinden, anket çalışmaları ile yaşanabilirlik üzerine çalışmalar yapılmıştır. Tüm bu çalışmalar değerlendirilip, tematik haritalar kullanılarak mekansallaştırılarak, açık ve yeşil alanların yaşanabilirlik üzerindeki etkisini artırımına yönelik öneriler geliştirilmiştir.
İlköğretim okul bahçelerinin yeterliliklerinin incelenmesi: Adana kenti örneği
Bu çalışma ile Adana kentindeki ilköğretim okullarının peyzaj açısından yeterliliklerinin incelenmesi ve yetersizliklerin iyileştirilmesine yönelik önerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır.Çalışma dört aşamada yürütülmüştür : 1) Okul bahçeleri için yapılan çalışmalardan, yasa ve yönetmeliklerden yararlanarak okul bahçelerinin yeterliliğini tespit etmeye yarayacak ölçütlerin ortaya konulması ve kaynaklar ışığında okul bahçelerinin yeterliliklerine yönelik yapılan çalışmalardan bilgiler edinilerek yeni çalışma için ölçütler oluşturulması 2) Çalışma alanlarının belirlenerek mevcut durum analizlerinin yapılması ve okul bahçelerinde yer alan kullanımların 0 (yok) - 1 (yetersiz) - 2 (orta) - 3 (yeterli) şeklinde puanlanarak sayısallaştırılması ile yeterlilik düzeyi puanlanması ve yeterliliklerin saptanması 3) Anket çalışması düzenlenerek okul bahçesinde yer alan, alan kullanımlarının en doğru hangi konumda konumlandırılması gerektiği ve okul bahçelerinde yer alması istenen kullanımlar ve en çok şikayet edilen durumlar hakkında görüş ve önerilerin belirlenmesi 4) Anket bulguları doğrultusunda farklı alan büyüklüklerine sahip 7 adet okul için ölçütler, anket çalışmaları ve literatür çalışmaları sentezlenerek, tasarım önerileri oluşturulması. Mevcut durum analizleri sonucunda Adana kentinde yer alan okul bahçeleri bir çok anlamda yetersiz olup görüş ve öneriler belirtilmiştir.
Doğu Akdeniz delta sistemlerindeki sulak alanlarda peyzaj paterni değişimleri: Göksu deltası ve Yumurtalık lagünü milli parkı örnekleri
Bu çalışmanın amacı, ülkemizin doğu Akdeniz kıyısında yer alan Yumurtalık Lagünü Milli Parkı ve Göksu Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesi sulak alanlarının ekolojik işlevlerinde ve sağladıkları ekosistem hizmetlerinde zaman içerisinde meydana gelen değişimlerin peyzaj metrikleri kullanılarak karşılaştırmalı şekilde analiz edilmesidir. Çalışma kapsamında Göksu Deltası Özel Çevre Koruma Bölgesi ve Yumurtalık Lagünü Milli Parkı alanlarına ait 2000-2020 yılları Landsat 7 ETM+ ve Landsat 8 OLI uydu görüntüleri kullanılmış ve bu görüntülere obje tabanlı sınıflama yöntemi uygulanarak Arazi Örtüsü/Alan Kullanımı haritaları oluşturulmuştur. İki alana ait farklı tarihli sınıflanmış görüntüler peyzaj metrikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak her iki delta sistemi (Çukurova ve Göksu Deltaları) birbiriyle karşılaştırılmış ve mevcut koruma statülerinin etkinliği, elde edilen patern değişimi bilgisi kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bilgilere göre her iki alanda bulunan doğal alanlarda koruma statülerine rağmen bozulma ve kayıpların olduğu tespit edilmiştir.
Peyzaj koridorlarının ekoturizm planlaması kapsamında değerlendirilmesi: Belemedik tabiat parkı – Kapıkaya kanyonu örneği
Günümüzde peyzajların yapısı ve işlevinin yoğun bir şekilde değiştiği; peyzaj bağlantılarında sorun yaşandığı ve bununla birlikte birçok çevre sorununun ortaya çıktığı görülmektedir. Araştırma alanı; Çakıt deresinin havza sınırlarına göre belirlenmiş olup, turizm potansiyelinin yüksek olduğu Belemedik Tabiat Parkı ve Kapıkaya Kanyonu'nu kapsamaktadır. Bu tez çalışmasının amacı; ekolojik açıdan, sosyo kültürel açıdan ve ekoturizm potansiyeli açısından değerlendirmelerle birlikte, çalışma alanındaki peyzaj koridorlarının varlığı dikkate alınarak bir planlama yapılmasıdır. Tez çalışması; alanın doğal yapısı, mevcut alan kullanımı ve sosyo-ekonomik özelliklerin saptanması, elde edilen verilerin sentezi ile ekoturizm potansiyelinin ortaya konulması aşamalarını içermektedir. Sayısallaştırılan veriler, alana ait bilgiler, bu alanla ilgili yapılan daha önceki çalışmalar değerlendirilerek bir 'uygunluk analizi' yapılmıştır. Uygunluk analizine ek olarak 'entropi yöntemi' ile de bir değerlendirme yapılmıştır. Sonuç olarak, ekoturizm potansiyelinin değerlendirilmesi sonucu araştırma alanının 25.872 ha büyüklüğündeki kısmı 'en uygun', 39.473 ha büyüklüğündeki kısmı 'uygun', 10.395 ha büyüklüğündeki kısmı 'az uygun' ve 53,26 ha büyüklüğündeki kısmı ise 'uygun değil' olarak belirlenmiştir. Belemedik Tabiat Parkı ve Kapıkaya Kanyonu'nun estetik değerlendirmesi sonucunda ise en yüksek entropi değerinin 6,83 olduğu en düşük entropi değerinin ise 1,90 olduğu tespit edilmiştir. Rekreasyon ve estetik değerin yüksek olmasının ekoturizm gelişimi için önemli bir sonuç olduğu vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekoturizm Potansiyeli, uygunluk analizi, entropi, peyzaj koridorları
Adana kuzey-batı kentsel gelişme alanında yapılaşma öncesi peyzaj potansiyeli ile uyumlu açık ve yeşil alan sistem planlaması
Bu çalışmanın amacı; peyzaj planlama ilkeleri doğrultusunda alanın yapılaşma öncesi peyzaj potansiyeline uygun açık/yeşil alan siteminin makro formunun, kentsel gelişim sürecinde açık/yeşil alan potansiyelini tahrip eden imar kararları ve sorunlar irdelenerek, çağdaş peyzaj planlama ilkeleri doğrultusunda açık/yeşil alan sistem makro formunun oluşturulmasına yönelik öneriler geliştirilmektedir. Ancak bu çalışma yeni imar plan önerisi getirmemektedir. Mevcut durumdaki imar planına göre peyzajın 1974 yılı referans alınarak açık yeşil alan potansiyelinin korunması halinde araştırma alanı için üretilebilecek "açık yeşil alan sistem planının" makro formunun belirlenmesi hedeflenmiştir. Araştırma alanı, Adana İli Kuzey-Batı gelişme alanı içerisinde bulunan; kuzeyde Seyhan Baraj Gölü, güneyde Adana-Mersin Otoyolu, doğuda Yaşar Kemal Bulvarı, batıda ise Seyhan Nehri arasında kalan alanı kapsamaktadır. Sonuç olarak alanının büyük bir çoğunluğu 1970'li yıllara kadar verimli tarım arazilerinden oluşmaktayken, yoğun yapılaşma baskısı nedeniyle 1985 yılında bölge parkı olarak belirlenen alanların yapılaşmaya açılması yönünde plan kararları alınmıştır. Alanın yapılaşmaya açılmasıyla birlikte çok hızlı bir şekilde yoğun yapılaşmanın baskısı altında kalarak doğal yapı büyük çoğunlukla tahrip olmuştur. 1974 yılına kıyasla dere koruma bandında kalan alanların yaklaşık 5 katının yapılı alan altında kaldığı saptanmıştır. Bundan sonraki süreçte yakın, orta ve uzun vadeli plan kararları getirilirken çağdaş peyzaj planlama ilkeleri doğrultusunda kararlar getirilerek alan tahribatı engellenmelidir. Anahtar Kelimeler: Açık yeşil alan sistemleri, peyzaj planlama, kentsel planlama, Adana
Yeşil alan tasarımı ve yönetiminde suyun etkin kullanımı: Ankara Dikmen vadisi örneği
Bu çalışmada kent bünyesindeki geçirimsiz yüzeylerden yağmur hasadı ile elde edilecek olan suyun, kentsel yeşil alan tasarım ve yönetiminde daha etkin kullanılabilirliği, Ankara' nın Çankaya İlçesinde Dikmen Deresi havzası örneğinde incelenmiştir. Havzadaki tüm geçirimsiz yüzeylerden 1.542.220 m³, Dikmen Vadisi etaplarından ise 31.993 m3 suyu yağmur hasadı ile elde edilebileceği saptanmıştır. Vadi etaplarındaki yeşil alanların sezonluk sulama su ihtiyacının ise 414.000 m³, ASKİ'den talep edilen sezonluk sulama suyunun ortalama 543.000 m³ ve maliyetin yaklaşık 2.000.000 TL olduğu hesaplanmıştır. Vadi etaplarındaki tüm yeşil alanların sulanmasında ihtiyaç duyulan suyun %80'inin çim alanların sulanmasında kullanıldığı saptanmıştır. Ancak Dikmen Deresi Havzası'ndan toplanacak potansiyel suyun sadece %26'sı, Vadi etaplarındaki tüm yeşil alanların sulama ihtiyacını karşılayabilmektedir. Vadi III. etapta uygulanan bitkisel peyzaj projesinde, kullanılan yapraklı ağaçların %40'ının, ibreli ağaçların %12'sinin, çalı grubundaki bitkilerin ise %21'nin ABB bitkisel teknik şartnamesinde yer almayan bitkilerden oluştuğu saptanmıştır. Sonuç olarak Dikmen Vadisi'nin devamı niteliğinde uygulanacak olan IV. ve V. etaplarının yeşil alan tesisinde, kurakçıl peyzaj ilkelerine uygun tasarıma yer verilmesi ve yağmur hasadına uygun alt yapı hazırlığının planlaması, kent ölçeğinde yeşil alan tasarımında ve yönetminde suyun etkin kullanılması açısından önem taşımaktadır.
İstanbul kıyı dolgu alanları örneğinde, kıyı dolgularının kullanıcıların mekânsal algısı üzerine etkileri
Kıyı alanlarının büyük bir bölümü çeşitli sebeplerle doldurulan İstanbul'da, doğal güzellikleri, konumu ve yerleşim dokusu ile kendine has bir yapısı olan, ayrıca 1970'li yıllarda seçkin bir sayfiye kültürünün yaşandığı Dragos Tepesi ve kıyıları araştırma alanı olarak seçilmiştir. Mekâna kimlik kazandıran sayfiye yaşantısının kıyı dolgusundan sonra son bulması ve buna bağlı olarak kullanıcıların mekânsal algısında nasıl bir değişim yaşandığı tez kapsamında ele alınmıştır. Çeşitli kurumlardan alınan veriler işlenerek alanın 1970- 2021 yılları arasında uğradığı fiziksel değişim saptanmıştır. Mekânsal algıdaki değişimin anlaşılabilmesi için, kıyı dolgusu öncesi mekânda yaşayan kullanıcılarla yapılan anket çalışması, görüşme ve mülakatlardan elde edilen veriler sayısallaştırılıp yorumlanmıştır. Kentin kara ulaşımını destekleme ve rekreasyon ihtiyacını karşılama gibi sebeplerle yapılan kıyı dolgusu, geçmişte burada yaşayan kullanıcıların mekânsal algısında büyük ölçüde değişimin yaşanmasına neden olmuştur. Alan dolgu öncesinde belli bir kesime hitap ederken, dolgu sonrasında çeşitli fonksiyonlara olanak sağlanarak daha çok ilgi grubunun kullanımına açılmıştır. Fakat bu işlevler sayfiye amaçlı kalıcı kullanıcılara değil ulaşım ve rekreasyon amaçlı, günlük ya da belirli saatlerde alanı kullanan kullanıcılara hitap etmektedir. Alandan daha fazla bireyin faydalanmasını sağlamanın olumlu yönleri olduğu gibi kıyının dolgu ile yapay bir hale getirilmesi ve ekolojik problemlere yol açması gibi olumsuz yönleri daha baskındır. Elde edilen bulgulara göre; aktivite çeşitliliğinin %24, güvenlik algısının %59 ve mekânsal algının ise %59 oranında olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Hatay Zenginler Mahallesi tarihi dokusunun kent kimliğine katkısının SWOT analizi ile incelenmesi
Bir kentin tarihi, geçmişte yaşatılan kültürlerin dinamikliği ve sürdürülebilirliği o kenti farklı değil kendi has ve özgün kılar. Günümüz kentlerin bu durumunu titizlikle korunması ve yaşatılmasıyla gelecek nesillere zengin bir kültürel miras ve kimlikli bir kent bırakmak demektir. Bu doğrultuda tez çalışması olarak "Antakya Zenginler Mahallesi Tarihi Dokusunun Kent Kimliğine Katkısının SWOT Analizi ile İncelenmesi" başlığı ile literatür çalışmaları ve kavramsal bölüm incelenmiştir. Çalışma kapsamının sonraki bölümünde Antakya kenti Zenginler Mahallesi'nin kent imgeleri haritası çıkarılarak analiz yapılmış ve önceki çalışmalardan kavramsal veri ve yöntemler açısından yararlanılıp Zenginler Mahallesinin Yapı, Sokak/Cadde ve Meydan bakımından Kimlik Kabul Kriteri çıkarılmıştır. Antakya 'nın en eski ve Roma dönemi kent merkezi olan çalışma sahası bu kriterler doğrultusunda SWOT Analizi yapılarak literatüre katkı sağlanmıştır. Ulaşılan sonuçlar neticesinde ve çalışmanın amacı olarak günümüz kentle birlikte Zenginler Mahallesi'nin kentin kimliğine katkısı ölçülmeye çalışılmıştır.
Çevresel etki değerlendirmesi sürecine peyzaj değerlendirme yöntemlerinin entegre edilmesi
Bu çalışmanın amacı, mekânsal planlama mevzuatımızda önemli bir yer tutan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci içerisindeki peyzaj değerlendirme formatı yerine bir alternatif olarak; peyzaj karakter analizi ve peyzaj koruma ölçütlerine dayalı güncel ve daha tutarlı bir yöntemin önerilmesidir. Bu amaçla, ÇED mevzuatına tabi sektörleri temsil eden 4 farklı faaliyet seçilmiş ve önerilen yönteme göre peyzaj değeri analizleri yürütülmüştür.Topoğrafya, alan kullanımı, bitki örtüsü ve jeolojik yapı gibi temel peyzaj bileşenleri ve nadirlik, peyzaj çeşitliliği, doğallık, rejenerasyon süresi ve karbon tutma kapasitesi gibi peyzaj değerini belirlemeye yönelik temel ölçütler kullanılarak örnek bir metodoloji ortaya konmuştur. Seçilen her bir faaliyet alanında belirlenen peyzaj birimleri, elde edilen peyzaj değeri puanlarına göre sentez haritası üzerinde sınıflandırılarak, faaliyet alanı ve çevresindeki peyzaj bütününün değeri belirlenmiştir. Ortalama puanlara göre beş ölçüt içerisinde peyzaj değerini olumlu yönde etkileyen en önemli ölçütün, peyzaj çeşitliliği olduğu görülmüştür. Önerilen bu yöntemin kullanılması ile peyzaj değerlerinin belirlenmesinde, peyzajın ekolojik özelliklerini ön plana çıkaran, nicel veri altlıklarına dayalı daha detaylı, tutarlı ve objektif bir değerlendirmeye ulaşılabilecektir. Yürürlükteki ÇED prosedürü içerisinde uygulanan peyzaj değerlendirmesine göre daha zaman alıcı ve detaylı görünse de önerilen peyzaj değeri hesaplaması için gereken verilerin, orman amenajman planı gibi mevcut kaynaklardan elde edilebilecek olması, yöntemin uygulanabilirliğini arttırmaktadır. Böylelikle, ÇED süreci gibi önemli bir mevzuat kapsamında yürütülen uygulamalarda Avrupa Peyzaj Sözleşmesi hedefleri doğrultusunda peyzaj değerinin daha etkin olarak korunması mümkün olabilecektir.
Yeşil altyapının mekansal dağılımı ve zamansal değişiminin uzaktan algılama ve cbs yardımıyla incelenmesi: İzmir-Buca örneği
Modern zamanların karakteristik fenomenlerinden biri olan kentleşme, 21. yy. dünya kentlerinin arazi örtüsü üzerinde köklü değişikliklere yol açarak kentlerde altyapı ve çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu noktada, iklim değişikliği ve kentleşme etkisi altında belirsiz bir geleceğe bakan kentsel alanların mekânsal planlamasında modern yaklaşımlara ihtiyaç duyulması giderek daha kritik bir konu haline gelmiştir. Bu yeni paradigma değişikliği arazi kullanım planlaması ile doğaya veya doğal süreçlere dayalı çözümler sunarak dirençli kentlerin inşasını destekleyen yeşil altyapı sisteminin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu çalışmada, İzmir ili Buca ilçesi için 1990 ve 2020 yıllarını kapsayan LANDSAT 5 ve LANDSAT 8 uydu görüntüleri kullanılarak elde edilen arazi örtüsü/alan kullanım değişim bilgisiyle yeşil ve gri altyapının mekânsal dağılımı ile zamansal değişimi nicel olarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, 30 yıllık zaman serisinde yeşil altyapı olarak tanımlanan bileşenlerin %13,96 oranında azaldığını, gri altyapı olarak tanımlanan bileşenlerin ise %13,95 oranında arttığını ortaya koymuştur. Çalışmanın diğer bölümlerinde sırasıyla "Geometrik (Üstsel) Ekstrapolasyon Yöntemi" kullanılarak ilçenin 2025-2040 yılları arası nüfus projeksiyon senaryosu üretilmiş ve Buca ilçesine ait yeşil altyapı sisteminin mekânsal kompozisyon ve konfigürasyon özelliklerinin analiz edilebilmesi için peyzaj metrik ölçümleri yapılmıştır. Son olarak, çalışmanın metodoloji bölümünde belirtilen temel aşama bulgularından yararlanılarak yeşil altyapı bileşenlerinin mevcut ekolojik kalitelerinin arttırılmasına yönelik öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Arazi Örtüsü, Buca İlçesi, LANDSAT, Peyzaj Metriği, Yeşil Altyapı
Adana Sarıçam İlçesi'nde sürdürülebilir kentsel gelişim için yeşil altyapı planlaması
Çalışmanın amacı Sürdürebilir Kentsel Gelişim İçin Adana ili Sarıçam ilçesindeki mevcut ve yeni yapılacak imar planlamalarında Yeşil Altyapı Planlamasının gerçekleştirilmesine katkı sağlamaktır. Bölgeye ait uydu görüntüleri, sayısal ve tematik haritalar ve meteorolojik verilerden yararlanılmış, Çok Kriterli Karar Verme Yöntemi kullanılarak yapılan analizle taşkın risk alanları belirlenmiştir. Araştırmada bölgenin fiziksel (bakı, eğim, yükseklik ve toprak) yapısı, arazi kullanımı ve hidrolojik özelliklerine ait çeşitli analizler yapılmış, yağmur suyu yönetimi odaklı kullanılması amacıyla taşkından etkilenen yerleşim alanlarının kentsel yeşil alan olarak planlanması önerilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda Adana ili Sarıçam ilçesinin yeşil altyapı planlamasına katkı sunmak amacıyla uygulama planı ve çeşitli örnek tasarımlara yer verilmiştir.
Gürültü kirliliğini önlemeye yönelik model önerisi ve kent planlarında kullanımı; Adana kenti örneği
Bu çalışmada, gürültü dağılım haritalarının kent planlarında plan eki ve/veya altlığı olarak kullanılması, plan kararlarında yer alması ve çevre sorunu olarak karayolu gürültü kirliliğinin uzun vadede çözümü için bir model geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Çukurova İlçesi kentsel yerleşim alanında, 4 Haziran 2010 tarihli Çevresel Gürültünün Dağılımı ve Yönetimi Yönetmeliği kapsamında, SoundPLAN yazılımı kullanılarak gürültü dağılım haritaları oluşturulmuş ve değerlendirilmiştir. Ayrıca imara açılması planlanan kentsel gelişim alanında ise olası/simülasyon/tahmini gürültü dağılım haritaları oluşturulmuştur. Araştırma alanı, kentsel yerleşim alanında 7,90 km2 alan ve 97.800 kişi en az Lgece gürültü düzeyine (58 dBA) maruz kalmaktadır. Kentsel gelişim alanında ise, 2,74 km2 alanın ve 26.900 kişinin en az Lgece gürültü düzeyine maruz kalacağı tahmin edilmektedir. Gürültü kirliliğinin azaltılması ve/veya önlenmesi için kentsel yerleşim alanında gürültü kaynağı ve alıcı arasındaki çevrede önerilen, yapay ve doğal gürültü perdelerinin etkinliği değerlendirilmiştir. Kentsel gelişim alanında ise gürültü kirliliği sorunu çözmek için kent planlarında belirtilmesi önerilen yapı ile yol arası mesafe ve yeşil alan veya yeşil kuşak etkinliği değerlendirilmiştir. Kent planlarında gürültü dağılım haritalarının kullanımı için yaklaşım/model önerisi oluşturulmuştur.
Seyhan havzası karbon odaklı arazi örtüsü arazi kullanımı optimizasyonu
Çalışmanın amacı, Seyhan Havzası'nda karbon yutaklarının işlevini geliştirmek ve karasal ekosistemlerde karbon depolamasını arttırmak için arazi örtüsü/kullanımının karbon odaklı kayıp ve kazançlarının optimizasyonudur. Araştırmada toplam karbon veriminin belirlenmesi için; (i) biyokütle karbonu, (ii) net birincil üretim, (iii) toprak organik karbonu ve (iv) döküntü karbonu, Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) yardımı ile haritalanmıştır. Seyhan Havzası'na ait geçmiş (2000-2010) ve güncel (2020) arazi örtüsü/kullanımı haritaları Google Earth Engine platformunda üretilmiştir. Çalışmanın son aşamasında elde edilen toplam karbon verimi ve güncel arazi örtüsü/kullanımı haritaları kullanılarak Constrained Multi-objective Optimization of Land use Allocation (CoMOLA) modeli aracılığıyla karbonu maksimize edecek arazi örtüsü/kullanımları belirlenmiştir.
Kentsel donatı alanlarının kentsel yaşam niteliğine katkısının belirlenmesi: Kahramanmaraş kenti örneği
Kentsel donatı alanları, bir kentin kentsel yaşam niteliğinin önemli bir tanımlayıcısıdır. Fakat hızlı kentleşme ve buna bağlı olarak gelişen kentsel sorunların etkisiyle yaşam niteliğinin azalmasına neden olmaktadır. Çalışma Kahramanmaraş kentsel alanında, kültürel mekân (kütüphane, müze, gösteri ve sergi mekanları kapsamında sinema, kültür merkezi ve fuar), açık alanlar (meydanlar) ve yeşil alanlar (kent parkı, semt parkı, mahalle parkı, çocuk bahçesi, piknik ve eğlence alanları, spor ve oyun alanları, açık yüzme havuzları) varlıkları mahalleler özelinde belirlenmiştir. Bu varlıkların kişi başına kaynak değeri ile kullanıcıya olan uzaklıkla ilişkilendirilmiş ve endekslenmiştir. Endeks değerleri, CBS yazılımı üzerinden kentsel donatı alan olanaklarının alansal olarak tanımlayan haritalara dönüştürülmüştür. Ulaşılan bulgular sonucunda varlık sayısının daha fazla olduğu kent merkezinden, kentin çeperlerine doğru varlık sayısı azalmış veya varlık görülmemiştir. Kültürel mekân, Açık ve Yeşil Alan Olanakları Seti (KAYOS) ve Endekslenmiş Kültürel Mekân, Açık ve Yeşil Alan Olanakları Seti (ENKAYOS) değerlerinin düşük çıktığı mahallelerde (Avşar, Aksu) Etkin kültürel mekân, açık ve yeşil alan olanakları seti (ETKAYOS) değerleri yüksek çıkmıştır. Kent merkezinde yüksek olanak değerlerine karşın olanak etkinliklerinin azaldığı bulunmuştur. Bu durum kentsel donatı alanları etkinliğinin belirlenmesinde kişi başına düşen değer (KBKD) ölçütünün yeterli olmadığı, bu ölçütün yanısıra etkinlik değişme değerleri ile kullanıcı ve mahalleler arası uzaklık ölçütlerinin önemi bulunmuştur. Bu çalışma da kullanılan sayısal yöntem kentsel donatı alanlarının etkinliğinin belirlenmesi ve diğer kentlerde uygulanabilir olması yönünden önemlidir.
Farklı çok kriterli karar verme yöntemleri ile Büyük Menderes nehri havzası'nın tarımsal alan kullanım uygunluğunun değerlendirilmesi
Büyük Menderes Nehri Havzası'nın (BMH) tarımsal açıdan uygun alanlarının belirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, geleneksel yöntemlerden (i) Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemleri ile parametrik sınıflama teknikleri ile güncel tekniklerden (ii) Makine Öğrenmesi (MÖ) algoritmaları ile parametrik olmayan sınıflama teknikleri kullanılmıştır. Araştırma kapsamında hem parametrik hem de parametrik olmayan sınıflama tekniklerinde hibrit teknikler kullanarak sonuçların karşılaştırılmasının yapılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ÇKKV yöntemlerinden AHP, Bulanık DEMATEL ve SIMOS teknikleriyle, MÖ algoritmalarından Random Forest (RF), Lojistik Regresyon (LR) ve Yapay Sinir Ağları-Çok Katmanlı Algılayıcı (MLP) ile BMH'nda tarımsal açıdan uygun alanlar tespit edilmiştir. Her bir teknikten ve algoritmadan elde edilen sonuçlar CBS ortamında dört sınıfa (çok uygun, orta derecede uygun, az derecede uygun, uygun değil) ayrılarak yeniden sınıflandırılmış ve tarımsal uygunluk haritaları elde edilmiştir. Parametrik sınıflama teknikleri sonucunda elde edilen tarımsal uygunluk haritasında "orta derecede uygun" olan alanlar BMH'nda %58,39 oran ile en fazla alana sahiptir. Bu oranı %40,64 ile "az derecede uygun" olan alanlar takip etmektedir. En az oranı ise %0,33 ile "çok uygun" olan alanlar oluşturmuştur. Parametrik olmayan sınıflama teknikleri sonucunda elde edilen tarımsal uygunluk haritasında ise BMH'nda tarıma "uygun olmayan" alanlar RF (%59,7), LR (%67,4) ve MLP (%77,0) oranları ile en fazla alana sahiptir. Bu oranı RF algoritması için %15,2 ile "az derecede uygun" olan alanlar, LR algoritması için %20,2 ve MLP algoritması için %18,69 ile "çok uygun" alanlar takip etmektedir. En az oranı ise RF (%11,7) "çok uygun", LR (%6,0) ve MLP (%2,02) "orta derecede uygun" alanlar oluşturmuştur.
İklim değişikliği çerçevesinde Türkiye'nin biyoiklimsel konfor durumunun modellenmesi
Bu çalışmada iklim değişikliği temelinde uzaktan algılama verilerinin de yardımıyla Türkiye'nin güncel ve gelecek biyoiklimsel konfor bölgelerinin modellenmesi, turizm konfor alanlarının belirlenmesi, ısı stresine neden olan bölgelerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Biyoiklimsel konfor durumunun belirlenmesinde insan enerji dengesinden yola çıkılarak, termal çevrenin fizyolojik koşulları değerlendiren Fizyolojik Eşdeğer Sıcaklık (FES) indeksi kullanılmıştır. Çalışma alanı olan Türkiye'nin güncel durumdaki biyoiklimsel konforu belirlenirken 2584 adet meteoroloji istasyonuna ait saat 14:00 ve günlük uzun yıllar (1998-2019) ortalama sıcaklık (°C), bağıl nem (%) ve rüzgâr (m/s) verileri ve MODIS uydu verisinden bulutluluk (octas) verileri kullanılmıştır. Gelecekteki durum ise CMIP6 tahmin verilerinden 2050 yılı için SSP2-4,5 ile SSP5-8,5 senaryolarına ait hava sıcaklığı, nispi nem, rüzgar hızı ve solar radyasyon verileri kullanılmıştır. Meteoroloji verileri ANUSPLIN yardımı ile MODIS uydu görüntüsü ile uyumlu olacak şekilde 1km yersel çözünürlükte interpole edilmiştir. Elde edilen veriler ülke geneli her km'de bir nokta olacak şekilde 997.197 adet noktaya işlenerek RayMan Pro yazılımı aracılığıyla FES değerleri üretilmiştir. Böylelikle meteoroloji istasyonlarındaki eksik veriden kaynaklanan kayıpların önlenmesi amaçlanmıştır. Turizme uygun iklim bölgelerini belirlemek için ise Mieczkowski (1985) tarafından geliştirilen Turizm İklim İndeksi (TCI) kullanılmıştır. Isı stresi, MODIS arazi yüzeyi sıcaklığı (LST) haritası kullanılarak Thom (1959)'un geliştirdiği konforsuzluk indeksi (DI) ile üretilmiştir. Çalışma sonucunda Kocaeli, Yalova, Çanakkale, Zonguldak ve İstanbul illerinin yılın 45 haftasını konforlu geçirdiği, Erzurum, Batman, Şırnak, Mardin ve Ardahan illerinin ise yıl boyunca sadece 38 hafta boyunca biyoiklimsel konfora sahip olduğu ortaya konulmuştur. Yakın gelecekte FES değerlerinin 1,3 –2,6 °C artış göstereceği öngörülmektedir. Turizm konfor açısından Şubat-Kasım ayları boyunca iyi ve kabul edilebilir konfor durumu olduğu ortaya konmuştur. Çalışma ile ortaya konan sonuçlar web tabanlı olarak yararlanıcıların erişimine açılmıştır.
Peyzaj metrikleri kullanılarak Seferihisar (İzmir) ilçesindeki peyzaj değişimlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Seferihisar (İzmir) ilçesinde zaman içinde meydana gelen peyzaj patern değişimlerinin karşılaştırılmalı olarak analiz edilmesidir. Çalışma kapsamında Seferihisar'a ait 1972,1980, 2000, 2010 ve 2020 yılları Landsat 1-5 MSS, Landsat 7 ETM+ ve Sentinel 2B uydu görüntüleri kullanılmıştır. Obje tabanlı sınıflama yöntemi ile uydu görüntüleri sınıflandırılmış ve Arazi Örtüsü/Alan Kullanım haritaları elde edilmiştir. Farklı tarihlere ait sınıflanmış görüntülerin değişimleri peyzaj metrikleri kullanılarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak Seferihisar'a ait farklı tarihli veriler karşılaştırılmış ve peyzaj patern değişimleri analiz edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen verilere göre peyzajın yapısında bölünme ve parçalanmaların olduğu tespit edilmiştir.
İç mekân dikey bahçe örneklerinin ışık ve sıcaklık ile ilişkisi
mekanlarında dikey bahçelerde kullanılabilecek Crassulaceae familyası bireylerinin tür bazında ortaya konulmasını hedeflemektedir. Bu amaçla, kuzey ve güney cephelerde kurulan dikey bahçe sistemlerinde Crassula perforata ve Crassula ovata cv. 'Gollum' tür/kültivarı bitkisel materyal olarak kullanılmıştır. Çalışma kapsamında kullanılan bitkisel materyalin iç mekânda farklı ışık ve sıcaklık koşullarında ortaya koydukları büyüme özellikleri belirlenmiştir. Böylece, iç mekân yaşam kalitesini arttırma özelliğine sahip olan dikey bahçelerde kullanılabilecek türler konusunda öneriler geliştirilmiştir. Söz konusu bitkiler, Çukurova Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü iç mekânında kurulan dikey bahçelere dikilmiştir. Bu bahçelerin eni 94 cm yüksekliği 52 cm'dir. Her pano 3 tekerrürlü olacak şekilde toplam 192 adet bitkiden oluşmaktadır. Bitkisel materyalin büyüme özelliklerinin belirlenmesi amacıyla 17 Mart 2022- 19 Eylül 2022 tarihleri arasında gözlemler yapılmıştır. Çalışma sonucunda düşük sıcaklık ve ışık koşullarında her iki türünde en iyi gelişimi sağladığı ve dikey bahçelerde kullanımının uygun olabileceği ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın iç mekanlarda dikey bahçe uygulamalarına yol göstereceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dikey bahçe, İç Mekân, Crassula perforata, Crassula ovata cv. "Gollum"
Turizm potansiyeli ve rotalarının Adana Karaisalı ilçesi örneğinde belirlenmesi
Yerel, doğal ve kültürel miraslar turizmin en önemli parçasıdır ve bu değerlerin korunması, muhafaza edilmesi ve gelecek nesillere aktarılması oldukça önemlidir. Özellikle bu değerler turistik rotalarla ilgili ise bölgeye bir katma değer sağlama potansiyeline sahiptir. Turistik rotaların temel amacı; rota için planlanan doğal ve kültürel değerlerin birleştirilmesi, bölgenin geliştirilmesi ve turistler için keşif düzeyinin yükseltilmesidir. Bu çalışmanın amacı Karaisalı ilçesinde doğal ve kültürel turizm değerlerini ortaya koymak amacıyla Karaisalı ilçesinin turizm potansiyeli kapsamında yürüyüş, bisiklet ve enduro motosiklet rotaları belirlenmiş ve haritalandırılmıştır. Rotalarının Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında doğal ve kültürel verilerin sayısallaştırılması, envanter analizi, anket yoluyla belirlenmesidir. Bu kapsamda araştırma; literatür taraması, veri toplama, envanter, haritalama, analiz, değerlendirme ve sentez çalışmalarını içermektedir. Turizm talep ve eğilimleri belirlenerek, Güçlü, Zayıf, Fırsat, Tehdit (GZFT-SWOT) analizi ile mevcut durum değerlendirilmiş, turizm için stratejik eylem planı hazırlanmış ve bu veriler ışığında yürüyüş, bisiklet ve enduro motosiklet rotaları ortaya konmuştur. Karaisalı ilçesinde doğal ve kültürel turizm değerleri mekansal, noktasal ve doğrusal olarak sayısallaştırılmış ve ağ analizi kullanılarak mevcut ulaşım yolları ve ulaşım mesafeleri dikkate alınarak güzergahlar belirlenmiştir. Karaisalı ilçesi doğal ve kültürel açıdan önemli değerlere sahiptir. Varda Köprüsü, Kapıkaya Kanyonu ile ilçede yer alan doğal ve yeşil alanlar, camiler ve türbeler, tarihi yapı, çeşme ve anıtlar, kaleler ve tarihi hamamlar ele alınmıştır. Çalışma alanıyla ilgili yapılan anketler sınıflama haritaları ve literatür taramaları sonucunda uygunluk analizleri oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda 3 grup halinde yürüyüş, bisiklet ve enduro motosiklet rotaları önerilmiştir. Rotalar üzerinde aktiviteler ve etkinlikler belirlenmiş, mekânsal öneriler ile rotalar üzerinde turizm yönünden destekleyici somut çıktılar çıkartılmıştır.
Kırılganlık analizi ve modellemesi ile Büyük Menderes Havzası'nda, sektörel ve senaryo tabanlı ideal alan kullanım planlaması
Doğa koruma ve sürdürülebilir kalkınma çalışmalarında birçok ideal alan kullanım planlama stratejisinden yararlanılmıştır. Bununla birlikte, bir doğa koruma yaklaşımı içerisinde uygun ideal alan kullanımı, sektörel ve senaryo temelli planlamaya ulaşmak için kırılganlık analizi ve modellemesinin ne ölçüde etkin bir şekilde kullanılabileceği belirsizliğini sürdürmektedir. Bu çalışma, modellenen ekosistem hizmetlerindeki değişikliklerin Büyük Menderes havzasının sürdürülebilirliği üzerindeki etkisini Doğa Koruma Yaklaşımı (DKY) çerçevesinde araştırmaktadır. Bu kapsamda hassas alanların belirlenerek ve doğa koruma üzerinde en az etkiye sahip senaryoları araştırarak, iklim değişikliğinin ve insan faaliyetlerinin zorluklarıyla karşı karşıya kalan havza alanlarında doğa koruma stratejilerinin ve sürdürülebilir kalkınma uygulamalarının etkinliğini artırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmayı yönlendiren temel araştırma sorusu, ekosistem hizmetlerindeki değişikliklerin Büyük Menderes havzasının sürdürülebilirliği üzerindeki etkisinin neler olacağıdır. Çalışma, bu soruları araştırarak, iklim değişikliği ve insan faaliyetleri etkisi altındaki havzalarda doğa koruma stratejilerinin ve sürdürülebilir kalkınma uygulamalarının etkinliğini artırmak için mevcut bilgilerdeki boşlukları ve yenilikçi müdahale noktalarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Uzman görüşüyle yapılan üç kapsamlı inceleme ile desteklenen bu çalışmada, Büyük Menderes havzasında ideal alan kullanımı, sektörel ve senaryo tabanlı planlama analizi ve modellemesini yapmak için FAHP-TOPSIS, Gri İlişkisel Analiz ve PROMETHEE I-II yöntemleri gibi çeşitli entegre yöntemler kullanılmıştır. Araştırma sürecinde uygulanan metodolojilerin tutarlılığını sağlamak için makine öğrenmesi, sıcak nokta ve kappa testi gibi çeşitli değerlendirme ve doğrulama analizleri de uygulanmıştır. DKY'ye dayalı ideal alan kullanımların belirlenmesinin ardından, farklı sektörler çeşitli kriterler göz önünde bulundurularak analiz edilmiş ve sonuçlar sektöre özgü hassasiyetleri değerlendirerek Büyük Menderes havzasında tarım %18, sanayi %20, hizmetler (eğitim, sağlık vb.) %17, enerji %9, ormancılık %17, turizm %6 ve inşaat/emlak %13 olmak üzere sektörler önceliklendirilmiştir. Senaryo bazlı analiz, sektör sıralamalarını ve etkileşimlerini ortaya koyarak koruma dengeli bir yaklaşıma duyulan ihtiyaç vurgulanmaktadır. Sanayi ve tarım gibi sektörler kaynak kullanımı ve çevresel etkiyi önemli ölçüde etkileyebilirken, turizm ve enerji zıt etkiler sergilemektedir. Kırılganlık analizi ve modelleme tekniklerinin DKY çerçevesine entegre edilmesi, Büyük Menderes havzasında doğa koruma üzerindeki olumsuz etkileri azaltmak için optimum alan kullanım konfigürasyonları, sektöre özgü uygunluk ve kalkınma senaryolarını belirlemiştir. Bu yaklaşım, iklim değişikliği ve insan faaliyetlerinin havza alanlarında doğa koruma stratejilerini, sürdürülebilir kalkınma uygulamalarını ve çevresel planlamayı geliştirmektedir. Anahtar Kelimeler: Ekosistem Hizmetleri, Hassasiyet Analizi, Doğa Koruma, Bütünleşik Planlama, Sürdürülebilirlik.
Karbon depolama kapasitesine dayalı arazi tahsis optimizasyonu
Arazi kullanım tahsisinin optimizasyonu, çatışan hedefler için çoklu paydaşların bir arada karar almasını gerekli kılan güçlü bir optimizasyon problemidir. Ayrıca optimizasyonun çözüm uzayı, çalışma alanının büyüklüğü arttıkça oldukça daha karmaşık bir hale gelmektedir. Bu çalışma için geliştirilen ACO algoritması ile çoklu arazi kullanım türlerinin karmaşık tahsis problemlerine çözüm olabilecek bir program test edilmiştir. Programın konumsal değişim mekanizması arazi kullanım tahsisinin farklı türleri arasındaki rekabet ile mücadele edebilecek çeşitli stratejilerle donatılmıştır. Geliştirilen çözüm uzayı ile Adana ilinin 2050 yılı arazi kullanım gereksinimlerini karşılayabilecek, bu gereksinimleri karşılarken aynı zamanda arazi kullanımının uygunluğunu maksimum seviyede, arazi kullanım kompaktlık düzeyini optimum seviyeye ve karasal düzeyde arazinin karbon yutak hacmini maksimum seviyede koruyabilecek bir optimizasyon programı elde edilmiştir. Program 15.663.097 hücreden (30x30m) oluşan örneklem alanı için test edilmiştir. 2020 yılı referans arazi kullanım altlığı 2050 yılı hedef arazi kullanım tahsis altlığı ile karşılaştırıldığında çalışma alanının arazi kullanım uygunluk skorunun 1177993.08'den 1625142.58'e, kompaktlık skorunun 292576.05'den 1384057.12'ye artış ve karbon yutak kapasite skorunun ise 243879.13'den 165288.71'e düşüş gösterdiği görülmüştür. Deney, önerilen programın optimal arazi kullanım tahsis paterni elde etmek için etkili bir optimizasyon tekniği olduğunu kanıtlamıştır.
Orman yangınlarına hassas alanlarda yapılaşmanın planlanması için mekânsal bir model geliştirilmesi
Orman yangınları, çevresel ve ekonomik sonuçları olan kritik sorunlardan biridir. Bu çalışma, orman yangınlarına hassas alanlarda yapılaşmanın etkilerini ayrıntılı bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma alanı olarak İzmir iline bağlı Karaburun, Çeşme, Urla ve Seferihisar ilçeleri seçilmiştir. Çalışma alanının haritaları 1990, 2006 ve 2018 yılları için CORINE Arazi Örtüsü (CLC) veri seti analizi, birinci düzey CORINE Arazi Örtüsü sınıflarına göre oluşturulmuştur. Oluşturulan sınıflandırılmış haritaların doğruluğu test edilmiştir. Sınıflandırılmış haritaların doğruluğu tespit edildikten sonraki aşamada geçmiş ve günümüz verileri analiz edilerek gelecekteki kentsel büyüme eğilimleri simüle edilmiştir. Elde edilen 2050 projeksiyonunda 2018 yılına göre yerleşim alanında %76,72' lik bir artış, tarım alanında %4,97'lik bir artış, orman alanında %8,44'lük bir azalış öngörülmüştür. Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) analiziyle yangın riskini etkileyen faktörlerin öncelikleri belirlenmiştir. Belirlenen risk faktörlerinin önem ağırlıkları; Antropojenik %44 (enerji nakil hatlarına uzaklık %13, yola uzaklık %11, tarım alanlarına uzaklık %11, yerleşime uzaklık %9), İklim %30 (bağıl nem %12, sıcaklık %9, rüzgar hızı %9), Meşcere %21 (ağaç türü %10, kapalılık %6, gelişim çağı %5) ve Topoğrafya %5 (bakı %3, eğim %1, yükseklik %1) olarak bulunmuştur. Bu faktörlerin önem ağırlıklarına göre oluşturulan, kapsamlı yangın risk haritasına göre, araştırma alanının %9,28'i (16,549 ha) düşük, %51,93'ü (92,625 ha) orta, %38,58'i (68,818 ha) yüksek ve %0,21'i (378 ha) çok yüksek yangın riski taşıdığı tespit edilmiştir. Yangın risk haritasının doğrulanması aşamasında ROC eğrisi yöntemi kullanılarak AUC değeri %71 olarak bulunmuştur. 2050 yılı projeksiyonu haritasındaki, tarımdan ve ormandan yerleşime geçeceği öngörülen yeni şehir alanları, AHP yöntemiyle oluşturulan yangın risk haritası ile entegre edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre kentsel gelişim, %45,38 oranında orta riskli, %54,16 oranında ise yüksek riskli alanlarda yoğunlaşmaktadır. Düşük riskli alanlarda %0,46, çok yüksek riskli alanlarda ise %0,01 oranında sınırlı kentsel gelişim öngörülmüştür. Bu çalışma, orman yangını riskine hassas alanlarda yapılaşmanın etkilerini detaylı bir şekilde analiz ederek yangın riski yüksek bölgelerin belirlenmesine ve yapılaşma planlamasına yönelik mekânsal bir model geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, sürdürülebilir ve risk odaklı bir kentsel büyüme stratejisi geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
Türkiye'de ÇED sürecine halkın katılımının etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmada; Türkiye'de yasal olarak uygulanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kapsamında, halkın katılımı sürecinin etkinliği araştırılmıştır. Tezin amaçları doğrultusunda; ÇED ve katılımcılıkla ilgili kuramsal çerçeve incelenmiş ve ÇED'in kavramsal temelleri ve ilkeleri ışığında halkın katılımı sürecinin ÇED içerisindeki yeri ve önemi ortaya konulmuştur. Ayrıca, ÇED'in yasal bir uygulama olması nedeniyle, Türkiye'de ve uluslararası düzeyde konunun hukuksal boyutu incelenmiş, bağlayıcı ve yönlendirici hukuki düzenlemeler araştırılmıştır. Tez kapsamında, halkın katılımının etkinliğini belirleme çalışması 18 örnek ÇED süreci üzerinden yürütülmüştür. Farklı sektörler ve farklı bölgelerde, nihai ÇED sürecinin tamamlanmasının ardından uygulamaya geçen projelerin ÇED ve katılım süreçlerinin incelenmesi kapsamında, örneklere ait halkın katılımı toplantısı tutanakları elde edilmiş ve ilgili ÇED raporları ile birlikte incelenmiştir. Çalışma kapsamında iki farklı gruba anket uygulanmış ve seçilen halkın katılımı toplantı tutanaklarından elde edilen nitel verilerin analizi için MAXQDA 2020 programı kullanılarak tema, kategori ve kodlar belirlenmiş, kodların tutanaktaki sıklık değerlerine göre kod bulutu oluşturulmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, ÇED'in en önemli performans ölçütlerinden biri olan halkın katılımının Türkiye'de daha etkin bir sürece dönüştürülmesi gereksinimi olduğu tespit edilmiş ve güçlendirilmesi gereken konulara yönelik öneriler tartışılmıştır.
Belemedik Tabiat Parkının biyotop haritalaması
Biyotop, belirli flora, fauna ve çevresel koşulların bir araya geldiği doğal yaşam alanını ifade ederken, biyotop haritalama, bu alanların detaylı analiz ve haritalandırma süreci olarak, özellikle korunan alanların etkin yönetimi, ekolojik dengenin korunması ve sürdürülebilir planlama kararlarının alınmasında önemli bir araçtır. Ayrıca biyotop haritaları, mekânsal planlamalar için altlık veri niteliğindedir. Bu çalışmada, Adana'nın Pozantı ilçesinde Toros Dağları'nın eteklerinde yer alan Belemedik Tabiat Parkı'nın biyotoplarının belirlenmesi ve haritalanması amaçlanmıştır. Çalışmada, CORINE Biyotop Projesi'nin sınıflandırma sistemi ve NUTS sistemi temel alınarak biyotop tiplerinin kodlaması gerçekleştirilmiş; arazi gözlemleri ve analizler sonucunda 5 ana biyotop kategorisi altında sınıflandırılan 13 alt biyotop tipi detaylı bir şekilde tanımlanmıştır. Araştırma bulguları, özellikle orman biyotoplarının parkın doğal yapısında baskın bir role sahip olduğunu, çalılık ve çayırlık alanların biyolojik çeşitliliğe önemli katkılar sunduğunu, tatlı su ekosistemlerinin ise korunması gereken kritik habitatlar olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, elde edilen biyotop haritaları, Belemedik Tabiat Parkı'nın ekolojik ve kültürel sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyecek planlama ve koruma stratejileri için güçlü bir temel oluşturmakta; bu çalışma, tabiat parklarının yönetiminde biyotop temelli planlama yaklaşımlarına örnek teşkil etmektedir.
Adana ili Ceyhan ilçesi acil durum toplanma alanlarının peyzaj planlama yönüyle değerlendirilmesi
Günümüzde kentlerde yaşayan nüfusun yoğunluğu, şehirleri doğal, teknolojik ve insan kaynaklı afetlere karşı savunmasız kılmaktadır. Afetler, birey ve toplumların kayıplar yaşamasına yol açan, günlük yaşamı aksatan ve mevcut kaynaklarla başa çıkılamayan olaylardır. Kentlerin dayanıklılığı, afet sonrası ağır ve kalıcı sonuçların önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Afet ve acil durum toplanma alanları, erişilebilir ve işlevsel kentsel açık alanlar olarak toplumun güvenli toplanmasında kritik rol oynar. Türkiye'nin neotektonik ve topografik yapısı, farklı afet türlerine maruziyeti göstermektedir. Özellikle 6 Şubat 2023'te meydana gelen Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler, onbir ilde ciddi hasar ve can kayıplarına yol açarak, afet ve acil durum toplanma alanlarının yeterliliği konusunu gündeme taşımıştır. Adana iline bağlı Ceyhan ilçesi, doğal afetler (özellikle depremler) ve insan kaynaklı afetler (endüstriyel kazalar) açısından yüksek risk taşımaktadır. Bu çalışma, Ceyhan ilçesindeki mahalleleri deprem riski açısından değerlendirmiş, mevcut toplanma alanlarını peyzaj planlama bağlamında inceleyerek yeterliliklerini belirlemiştir. Analiz edilen veriler doğrultusunda mahallelerin risk düzeyleri puanlandırılmış; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından belirlenen 13 toplanma alanının tamamı incelenmiş ve risk puanı yüksek mahallelerde yer alan alanlar için öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Peyzaj, Afet, Deprem, Toplanma Alanları, Yeşil Alanlar
Kentsel mikroklima alanlarında termal konfor ve geleceğe yönelik klimatik modellemeler: Diyarbakır kent merkezi örneği
Kentleşme ve beraberinde artan küresel ısınma geçtiğimiz yüzyıl ve içinde bulunduğumuz yüzyılda önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde çarpık kentleşme ve yoğun yapı stoklarının neden olduğu kentsel ısı adaları insan termal konforunu etkilemektedir. Bu çalışmada özellikle yaz aylarında sıcak ve kurak, kış aylarında ise serin ve nemli iklime sahip olan Diyarbakır kent merkezinde olan dört merkez ilçe ele alınmıştır. Çalışmada bölgenin geleneksel mimari dokusunu (Sur), geleneksel ve modern dokusunu (Yenişehir), modern dokuyu (Kayapınar), çarpık kentsel dokuyu (Bağlar) temsil eden dört farklı alan ele alınmıştır. Aynı zamanda Türkiye Meteoroloji Genel Müdürlüğüne ait istasyonlardan alınan 30 yıllık iklim verileri ve yerinde ölçümlerle elde edilmiş olan meteorolojik veriler materyal olarak kullanılmıştır. Dört farklı çalışma alanında, dört farklı senaryo (Senaryo 1: %20 çim alandan oluşan, Senaryo 2 : %80 çim alandan oluşan, Senaryo 3: ibreli bitkilerden oluşan, Senaryo 4: yaprak döken bitkilerden oluşan) iki farklı mevsim ele alınarak güncel ve geleceğe ait analizler yapılmıştır. Çalışmada Mevcut veriler ile ENVI-met yazılımı kullanılarak senaryolar oluşturulmuştur. Oluşturulan mevcut senaryoların Landsat 8 uydusuna ait yüzey sıcaklığı analizleri ve yerinde ölçümler ile doğrulamaları yapılmıştır. Geleceğe yönelik senaryolarda ise makine öğrenme alt yapısında çalışan SARIMAX modeli ile 2050 yılına ait çalışma alanlarına ait iklim değişkenleri tahmin edilmiştir. Tahminleri yapılan iklim değişkenlerine ait senaryolar ENVI-met yazılımı ile değerlendirilerek sonuçlara ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; mevcut veriler bazında (2022) çarpık ve modern dokuda yaz aylarında en iyi sonucu 41.8 °C FES değeri ile senaryo 4, modern dokuda 46.3 °C FES sonucu ile senaryo 3, çarpık kentsel dokuda 44.3 °C FES değeri ile mevcut senaryo ve geleneksel dokuda ise en iyi sonucu 47.6 °C FES değeri ile senaryo 4 vermiştir. Kış aylarına ait senaryolarda ise; geleneksel ve modern dokuya ait çalışma alanında tüm senaryolarda benzer sonuçlar alınmasına rağmen, özellikle çarpık dokunun olduğu Bağlar ilçesinde 29.5°C FES değeri ile en konforlu ortamı senaryo 4 sağlamıştır. Geleceğe ait yaz mevsimi senaryolarında ise; modern ve geleneksel dokuya sahip olan Yenişehir ilçesinde 47 °C FES değeri ile senaryo 4 yüksek performans gösterirken sırasıyla modern dokuda 49.2°C, çarpık kentsel dokuda 46.2°C ve gelensel dokuda 38.3°C FES değerleri ile en konforlu değerleri senaryo 4 sergilemiştir. Kış mevsimine ait senaryolarda ise senaryo 1 ve senaryo 2 tüm çalışma alanlarında daha konforlu alanlar oluşturmuştur. Bu çalışma özellikle kentsel ölçekte yerel ve idari yönetimler için bir altık olacaktır. Anahtar Kelimeler: Termal konfor, Diyarbakır, ENVI-met, SARIMAX
Sürdürülebilir kırsal yaşamın peyzaj unsurları çerçevesinde planlanması: kırsal yaşam modeli
Dünyada ve Türkiye'de kırsal toplumun incelenmesinde sosyolojik olarak iki temel yaklaşım görülmektedir. İlk yaklaşım olan kuramsal çalışmalar daha çok toplumsal yapı ve kırsal dönüşümün süreçlerini içermekte olup, ikinci yaklaşım olarak ise mikro düzeyde gerçekleştirilen ve uygulamaya dayalı saha çalışmaları benimsenmektedir. Bir yerleşim mekânı olan kırsal alanlar, doğal çevre ve toplumsal yapı olmak üzere iki temel unsur kapsamında incelenmektedir. Bu iki unsurun sürekli olarak birbirleri ile etkileşim içerisinde olması coğrafya, ekonomi, ziraat, jeoloji ve antropoloji gibi alanlar ile de doğrudan ya da dolaylı olarak etkileşim içerisinde olduğunu göstermektedir. Türkiye'de uzun yıllara ait veriler incelendiğinde kırsal ve kent nüfusu arasındaki geçişkenliğin değişkenlik gösterdiği bilinmektedir. Öncelikle 1980'li yıllardan sonra ülkenin üst ölçekli stratejik planlamalarının doğal bir sonucu olarak, kırsal nüfus hızla azalmış kent nüfusu artış göstermiştir. Kent nüfusundaki hızlı artış bir yandan kırsal alandaki üretim dokusunda farklılık oluşturmuş diğer yandan altyapı açısından yeterli hazırlığın olmadığı kentlerde sosyokültürel ve ekonomik problemlerin oluşmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, Adana'nın Karaisalı ilçesindeki mahallelerin (köylerin) sosyal, kültürel ve ekonomik koşulları, ekosistem hizmetleri, ve sürdürülebilirlik bağlamında ele alınmış, yaşam kalitesini ve halkın refah seviyesini arttırabilmek, kırsaldaki imajın düzeltilerek özellikle genç nüfusun kırsalda kalmasını sağlayabilmek amacıyla alanın potansiyeli araştırılmıştır. Kırsal kalkınma yaklaşımı ile belirlenecek olan kırsal yerleşim merkezlerinin seçiminde anket tekniği kullanılarak kırsalın dinamiklerinin güncel gereksinimler doğrultusunda dönüştürülmesi ve gerekli stratejilerin geliştirilmesi hedefiyle öneriler geliştirilmiştir.
Peyzaj karakter analizinde jeokonumsal modelleme entegrasyonu büyük menderes havzası örneği
Bu çalışma, peyzaj karakter analizine yönelik üç yeni metodolojik yaklaşım geliştirmeyi amaçlamıştır. i) peyzaj birimi üretimine hidrolojik faktörlerin dahil edilerek üretilmesi, ii) farklı kümeleme yöntemleriyle peyzaj karakter alanlarının belirlenmesi ve iii) peyzaj karakter analizi sonuçlarının yenilikçi bir yaklaşımla planlamaya aktarımını incir ağacı (Ficus carica L.) için alan uygunluk analizi örneğinde uygulanmasıdır. Çalışma alanı olarak, Türkiye'nin yedinci büyük havzası olan ve farklı iklim ile morfolojik özellikleri sonucu zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olan Büyük Menderes Havzası seçilmiştir. Ayrıca, ülkemiz açısından ekonomik öneme sahip incir ağacının en yoğun üretimi bu havza sınırları içerisinde gerçekleşmektedir. Peyzaj karakter analizi çalışması sürecinde peyzajı temsil eden en küçük birim olan peyzaj birimlerinin üretilmesinde klasik girdi verilerine ek olarak hidrolojik yapıyı temsil eden su akışını sürece dahil ederek peyzaj birimleri arasında ilişki ve bağlantılılık yüzey akışı ile sağlanmıştır. Ayrıca farklı kümeleme yöntemleri yardımıyla peyzaj karakter alanlarının oluşturulmasında hem kategorik hem de nümerik veriler, DBSCAN ve SOM (Kendini Düzenleyen Haritalar) kümeleme yöntemleri kullanılarak en homojen ve temsil edici peyzaj karakter alanlarına ulaşılmıştır. Son olarak, peyzaj tipleri bazında incir için uygun alanların tespiti ve incir alanlarının iklim değişikliği çerçevesinde alansal değişimlerinin değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada yapay sinir ağlarından biri olan Evrişimsel Sinir Ağları (Convolution Neural Network-CNN) modeli kullanılarak incir ağacı için uygun alanlar belirlenmiştir. Genel olarak ovalar ve Aydın dağlarının etekleri yüksek uygunluk göstermiştir. Ancak iklim değişikliği çerçevesinde 2050-2100 yılları HadGEM2-AO Küresel Dolaşım Modelinde (GCM) kullanılan Temsili Konsantrasyon Rotaları (Representative Concentration Pathways-RCP) 4.5 ve 8.5 senaryoları değerlendirildiğinde havzanın genelinde uygun alanların azalacağı öngörülmektedir. Toprak ve iklim değişkenlerinin yetişme koşulları açısından önemi istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Ayrıca Akdeniz bitki örtüsü ile ilişkisi kanıtlanmış Emberger biyoiklim sınıflaması çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular, iklim değişikliğinin incir ağacı üzerindeki etkilerini öngörebilir ve yerel ve bölgesel ölçeklerde incir üretimine ilişkin tahminlerin yapılabilmesine ve iklimle uyumlu tarımsal uygulama stratejilerinin geliştirilmesine altlık oluşturabilir niteliktedir.
Kent içi anayolların yaya olanakları ve erişilebilirlik yönünden değerlendirilmesi için bir model önerisi: Mersin yenişehir ilçesi örneği
Bu çalışma kent içi anayollarının yaya olanakları ve erişilebilirliği yönünde değerlendirilmesinde Mersin kenti Yenişehir ilçesinde yaya ve araç yoğunluğu en fazla olan 22 ana aks ve bölümlere ayrılmış toplam 34 aks üzerinde yürütülmüştür. Çalışma kapsamında geliştirilen yaya aksı olanakları seti yöntemi ile yaya aksı geneli için yaya aksı olanakları seti ve yaya aksı üzerindeki engelli olanakları için yaya olanakları seti değerleri hesaplanmış ve her bir aks için toplam yaya olanakları seti değeri hesaplanmıştır. Yaya aksı olanakları seti toplam değerleri, karşılaştırma ve anlatım kolaylığı yanında farklı değerlendirme ölçütlerinin ortak bir birimle tanımlanmasını sağlamak amacıyla kendi içlerinde ve akslar arasında, en yüksek toplam yaya aksı olanakları seti değeri 100 kabul edilerek endekslenmiştir. Yaya aksı olanakları skalası ve haritası hazırlanmış ve hesaplanan sayısal bulgular araştırma alanının haritası üzerine aktarılmıştır. Tespit edilen uygunluk ve yetersizlik düzeyleri var olan akslarda hangi yönde iyileştirmeler yapılması gerekliliğinin tespiti yanında yeni planlanacak akslarda da bu yönde kararlar alınmasına ve uygulamaların gerçekleştirilmesine olanak sağlaması temelinde kentlerde toplumun tüm kesimi için erişilebilirlik ilkesi doğrultusunda kent içi ulaşım kararlarına altlık oluşturarak yeni bir yaklaşım getirmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma ile engelli bireyler ve toplumun tüm kesimi için erişilebilirliği esas alan engelli dostu kentsel alanlar oluşturulurken sosyal kalkınmaya katkı sağlayacak tasarım aşamasındaki plan ve uygulamalar için yerel yönetimlere kent içi ulaşım politikaları belirlenip uygulamaya alınırken katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Pinus brutia gençleştirme alanlarında peyzaj onarım çalışmalarında kullanılabilecek doğal odunsu türlerin incelenmesi: Adana Karaisalı örneği
Doğal ya da kültürel etmenlerle tahrip olan orman alanlarının iyileştirilmesi ve doğaya yeniden kazandırılması amacıyla, biyolojik ya da teknik yöntemlerin kullanıldığı peyzaj onarım çalışmalarının yürütülmesi ve bu çalışmalarda, canlı ve cansız materyalin birlikte kullanımı esastır. Canlı materyal kullanımında en yüksek düzeyde etkinlik sağlanabilmesi amacıyla; bitki seçiminin ekolojik koşullara uyumlu, bakım ihtiyacı gerektirmeyen, doğal ve öncü türler arasından yapılması oldukça önemlidir. Bu çalışma, Adana-Karaisalı ilçesine bağlı Çatalan Baraj Gölü kuzeyinde, temel hedefleri açısından peyzaj onarımı yaklaşımıyla örtüşen Silvikültür tekniği ile gençleştirme çalışması yapılan Pinus brutia orman alanında, maki bitki örtüsüne sahip, toplam 11 örneklem parselinde yürütülmüştür. Çalışmada kuzey, batı ve güney bakılara ait eğim ve teras yüzeylerindeki Cistus salviifolius (Ci.sa.), Calicotome villosa (Ca.vi.), Coronilla emerus (Co.em.), Phillyrea latifolia (Ph.la.), Quercus coccifera (Ph.la.) ve Styrax officinalis (St.of.) türlerinin vejetasyon gelişimi gözlemlenmiştir. Sonuç olarak 6 bitki türünden Ci.sa. ve Ca.vi türlerinin tüm bakı ve şartlarda kendini yenileyebildiği ve gelişim gösterdiği; Co.em ve St.of. türlerinin ise yarı gölge ve gölge alanlarda kendini yenileyebildiği tespit edilmiştir. Kuzey bakı, kendini yenileyebilme ve gelişim potansiyeli yönünden en yüksek, güney bakının ise en az düzeyde olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmada ayrıca, bitki rejenerasyon potansiyellerinin alandaki örtülülüğe, güneş alma yönüne, bakıya ve arazide yapılan işleme bağlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toprak içerikleri açısından ise, büyüme ve gelişimde organik madde, K, Fe'nin etkili olduğu görülmüştür.
Kamusal mekân kullanımında suça maruz kalma korkusu: Ordu Rüsumat sahili örneği
Antik dönemlerden günümüze kadar kentlerde yaşayan insanlar, kent içerisinde zaman zaman farklı işlevler için kullanılan kamusal mekânlar oluşturmuşlardır. Zaman içerisinde kentlerde yaşayan insanların ihtiyaç ve beklentilerinin değişmesi nedeni ile kamusal mekânların kullanım amacının değiştiği birçok araştırmacı tarafından ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda günümüz kamusal mekânları küreselleşme, artan nüfus, ekonomik farklılar gibi birçok nedenden dolayı idealize edildiği şekliyle kullanılmamaktadır. Bu farklılaşma kamusal mekân kullanımında suça maruz kalma korkusunu gündeme getirmektedir. Kamusal mekânlarda suça maruz kalma korkusu nedeni ile insanlar kamusal mekânları kullanmaktan kaçınmaktadır. Bu çalışmada kamusal mekânlarda yaşanan suça maruz kalma korkusunu, nedenleri ile birlikte inceleyerek kamusal mekân kullanımı ile arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Ordu kentinde yaşayan bireylerin çalışma alanını kullanırken suça maruz kalma korkusunu ne derece ve neden hissettiği araştırılmıştır. Araştırma kapsamında anket yöntemi ile elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0, bilişsel haritalama yönteminin değerlendirmesinde ArcGıs 10.7 ve sözlü görüşmenin değerlendirilmesinde MAXQDA 2020 yazılımları kullanılmıştır. Sosyo-demografik değişkenler ile ilgili analizler için bağımsız t-testi, tek yönlü ANOVA ve iki değişkenli pearson's korelasyon uygulanmıştır. Kamusal mekân kullanımı üzerinde suça maruz kalma korkusunun yarattığı etki ve bu amaca uygun olarak oluşturulan hipotez, CBS kapsamında en uygun noktasal sıcaklık analizi (optimized hotspot analysis) ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre suça maruz kalma korkusu, kamusal mekân kullanımını olumsuz yönde etkilemektedir ve mekânsal özellikler ile arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, kamusal mekânda suça maruz kalma korkusunu azaltmaya yönelik tasarım odaklı öneriler getirilmiştir.
İstanbul Maltepe-Kartal kıyı şeridi örneğinde rekreasyonel kullanıcı memnuniyetinin belirlenmesi ve olanaklarının değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, İstanbul kentinin önemli kıyı rekreasyonu alanlarından biri olan Maltepe-Kartal kıyı bandı kullanıcılarının rekreasyonel memnuniyet düzeylerini saptamak, rekreasyonel olanaklarını değerlendirmek, olumlu özelliklerin arttırılmasına ilişkin öneriler geliştirmek, peyzaj planlama ve tasarım ölçeklerinde mesleki bakış açısı ile mevcut sorunların çözüm sürecine katkı sağlamaktır. Bu kapsamda öncelikle alana ilişkin doğal ve kültürel veriler toplanmış, sahil bandını ziyaret eden 423 kullanıcıya anket uygulanarak, kullanıcıların rekreasyonel algıları ve memnuniyet düzeyleri ölçülmüştür. Alanda uygulanan gözlem formları ile çalışma alanı rekreasyonel olanakları uzman bakış açısı ile değerlendirilmiştir. Uzman değerlendirmesine yönelik alanın 21 önemli düğüm noktasında (yoğun kullanım, önemli ulaşım hatlarının kesişim noktası, rekreasyonel olanak varlığı) yapılan; arazi formu, bitki çeşitliliği, suya yakınlık, aktivite çeşitliliği, geniş açılı görünüm, yakın çevre gözlemleri, az bulunurluk, kültürel değişimler ve renk malzeme özelliği olmak üzere 9 kriter açısından değerlendirilmiştir. Arazi gözlemleri ve uygulanan anketler doğrultusunda çalışma alanının yoğun kullanım baskısı, yapılaşma baskısı ile karşı karşıya kaldığı, özellikle hafta sonu yoğun kullanım olduğu, kullanım zamanı olarak ise gündüz ve öğleden sonra zaman dilimin sıklıkla tercih edildiği belirlenmiştir. Taşıma kapasitesinin aşıldığı, kalabalığın yoğun olduğu alanlarda piknik amaçlı kullanımın yoğun olması, donatı elemanlarının (çöp kutusu, tuvalet, bank, vb.) ve otopark alanlarının yetersizliği yönetimsel sorunlar olarak görülmektedir. Özellikle İstanbul gibi kalabalık ve kişi başına düşen kentsel açık ve yeşil alan miktarının az olduğu kentlerde, su ve yeşil alan varlığına dayalı rekreasyon olanağı sunan kıyı bandı kullanımlarının varlığı ve sürdürülebilirliği önem kazanmıştır. Tüm kentli bireylerin beğeni ve ihtiyaçlarına yönelik kullanımların bulunması, fiziksel taşıma kapasitesinin aşılmaması, engelli bireylere yönelik tasarımların arttırılması, can ve mal güvenliğine yönelik kaygıların giderilmesi, trafik kaynaklı gürültü ve kirliliğe ilişkin önlemlerin alınması, rekreasyonel planlama ve peyzaj tasarımına yönelik öneriler olarak sıralanmaktadır. Değerlendirmeler sonucunda geliştirilen önerilerin, çalışma alanı ve benzer nitelikteki alanlar için yerel yönetimlere, plancılara ve tasarımcılara yol gösterebileceği düşünülmektedir.
Düzce kentinde dikey bahçe uygulanabilirliğinin araştırılması
Dikey bahçeler, şehirlerde git gide azalan yeşil alanları yerine getirmek ve tek düze betonlaşma arasında alternatif yeşili yaşatmak için ortaya çıkmış en iyi buluşlardan biridir. "Yaşayan Duvar" adıyla da anılan dikey bahçeler, yapıların dış yüzeylerinde ve topraksız ortamda canlı bitki yetiştirilmesi esasına dayalıdır. Geniş bahçelere sahip olmak için yeterli alanın olmadığı ve doğadan kopmuş büyük kentler için ekolojik bir yaklaşım olmasının yanı sıra kentlerde yeşil alanların etkisinin artırılmasına yönelik bir uygulamadır. Binaların ısı kaybını önleme, O₂ oranını artırma, havadaki zehirli gazları, tozu ve kiri içine çekmek gibi birçok işlevsel gereksinimlere cevap verirken, estetik vizyonları sayesinde mekanlara farklı bir mimari boyut kazandırmaktadır. Günümüzde, kentlerdeki yaşamın avantajlarının yanı sıra dezavantajları da göz önünde bulundurularak, kalabalık ve betonlaşmanın doğa – insan uyumunu köreltmemesi adına alternatif yeşille doğal alanlar oluşturup, dikey bahçeleri ön plana çıkarma hedeflenmektedir. Kente sayısız yarar sağlayan dikey bahçeler, kentin insan üzerindeki stresi doğal alan algısıyla yıkarak yapısal yaşantıdan uzaklaştırır. Yapılan çalışmada dikey bahçe tasarımları farklı materyallerle beğeniye sunulmuş ve canlı bitkilerden oluşan tasarımlar kişiler tarafından tercih edilen uygulamalar olmuştur. Bu çalışmanın amacı; ülkemizde ve dünyada örneği bulunan dikey bahçeler incelenilerek, Düzce İli'nin önemli geçiş noktaları için dikey bahçe tasarımlarının bilgisayar programları yardımıyla oluşturulup, uygulanmasının önerilmesidir.
Sağlıklı kentler ve yerel yönetim ilişkisi: Bursa büyükşehir örneği
Dünya genelinde nüfusun hızla artması, sınırlı olan ve tükenen doğal kaynakları etkin kullanmanın önemini göstermiştir. Bu durumda, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sunduğu fırsatlar sebebi ile hızlı nüfus artışı olmakta ve kentlerde doğal kaynakların korunmasını sağlamak için kent planlamalarının önemi vurgulanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından başlatılmış olan Sağlıklı Kent hareketi; sağlığı amaç edinmiş, huzurlu, yaşanabilir kent olmak için gerekli yapısal değişiklikleri ve ilerleyişi başlatarak, çalışmaları bu kapsamda sürdürmeyi hedefleyen bir kentsel gelişim aracıdır. 1948'de Dünya Sağlık Merkezi, sağlığı'' tamamen fiziksel, zihinsel ve sosyal refah durumu'' olarak tanımlamıştır. 1992'de Birleşmiş Milletler, Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu' nunda ise kentlerin ve doğal kaynakların sürdürülebilir gelişimine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla "Sağlıklı Şehir ve Sağlıklı Peyzaj'' kavramları özellikle 2012'de yapılan Rio+20 zirveleri ile güncelliğini korumaktadır. Ülkemizde Sağlıklı kent hareketinin uygulanabilirliği için Belediye ve Büyükşehir Kanunu uygun bir zemin hazırlamaktadır. Ülkemizde Sağlıklı kentler proje çalışmaları 1993'te başlamıştır. Sağlıklı Kentler Birliği (SKB), Sağlıklı Kentler hareketinin Türkiye' de gelişmesi, benimsenmesi, uygulanması ve sürdürülebilirliği amacı ile 22 Aralık 2004 Tarihli Resmî Gazete ile tüzel kişilik kazanmış mahalli idare birliğidir. Sağlıklı Kentler Birliği çalışmaları olağan ve olağanüstü meclis toplantıları ve eğitim çalışmaları şeklinde gerçekleşmektedir. Bu araştırmada ilk olarak Dünya Sağlık Örgütü çalışmalarının Türkiye'deki temsilcisi olan Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği çalışmalarının genel olarak irdelenmesi, Sonrasında Bursa İli özelinde Sağlıklı Kentler üyesi olan belediyelerin çalışmaları belirlenip, yerel yönetimlerin çalışmalarında birlik faaliyetlerinin faydası, Sağlıklı Kentler Birliğinin bu çalışmalarda ne kadar yer aldığı, birbirlerine sağladıkları katkı, belediyede yönetici pozisyonunda çalışanların Sağlıklı Kentler hakkındaki bilgisi, görüş ve fikirleri sağlıklı ve sürdürülebilirlik kriterleri açısından değerlendirilmiştir. Bu analizler için, çalışma alanı olarak seçilen Bursa ili Sağlıklı Kentler Birliği üye belediyelerin birim müdürlüklerinde anket çalışması yapılmıştır. Sonuç olarak sağlıklı kentler deneyimlerinin gerek büyükşehir gerekse il ve ilçe belediyelerindeki algı durumu ortaya konularak, idareci düzeyinde bir değerlendirme yapılarak bazı öneriler getirilmiştir.
Peyzaj karakterleri çalışmalarının entegre havza yönetim modellerinde değerlendirilmesi; Bingöl Çapakçur, Yeşilköy, Yamaç mikrohavzaları örneği
Son yıllarda dünyamızı etkisi altına alan küresel iklim değişikliği, ekstrem hava olayları ve karşı karşıya kaldığımız kuraklık doğal kaynakların hızla bozulmasına yol açmaktadır. Tatlı suya ulaşımın giderek azaldığı günümüzde su yönetimi çalışmaları gün geçtikçe popüler hale gelmektedir. Su yönetimine bütüncül yaklaşım için en çok kullanılan model entegre havza yönetim modelleridir. Bu model havza sakinlerinin sosyo-ekonomik yapılarını ve doğal kaynak yönetimini bir arada ele aldığından dünya üzerinde de en çok uygulanan yönetim modellerindendir. Model kurgulanırken en önemli parametre mevcut arazi kullanımıdır. Bu parametre hem koruma ve geliştirme stratejilerini, hem de sosyo-ekonomik faktörleri doğrudan etkilemektedir.Bu araştırmada Bingöl ilinde 3 havzada model kurgulanmış ve yönetim stratejileri geliştirilmiştir. Model kurgulanırken genel olarak kullanılan CORINE arazi örtüsü yerine daha güncel ve sağlıklı verilerin sağlanacağı düşünülen Peyzaj Karakterleri kullanılmıştır. Bu sayede CORINE arazi örtüsünde yer almayan erozyon sahaları, kayalık alanlar, ulaşım ağları, kuru ve sulu dereler araştırmaya dahil edilerek daha güncel stratejiler geliştirilmiştir. CORINE arazi örtüsünün güncel peyzaj karakter alanlarıyla %45,35 oranında farklılık göstermesi, bu kararın ne kadar doğru olduğunu gözler önüne sermiştir. Araştırma boyunca 193 noktadan 12 farklı kullanım alanından toprak ve bitki örneklemesi yapılmıştır. Bu noktaların ayrıca 12'sinden su örneklemesi de yapılarak su kalitesi yıllık olarak incelenerek mevsimsel değişimler belirlenmiştir. Araştırma sonucunda vejetasyon koruma zonları haritası, toprak kalitesi haritası ve su kalite parametreleri güncel olarak verilmiştir. Yapılan koruma ve geliştirme stratejilerinde bu parametrelerin göz önünde bulundurulması araştırmanın güncelliğini arttırmıştır. Araştırma, havzaların risk haritalarının (erozyon, taşkın, heyelan) modele dahil edildiği öncü çalışmalardandır. Erozyon için kullanılan RUSLE modelinde tüm veri setlerinin yersel ölçümler ile hazırlanmıştır. Dolayısıyla en güncel toprak kaybı haritası da oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda 3 havza için risk ve hassasiyet haritaları ortaya konulmuş ve SWOT analizleriyle havza sakinleri araştırmaya dahil edilmiştir. Koruma, kollama ve kalkınma çözüm önerileri havza sakinleri ile entegre bir şekilde ortaya konularak araştırma tamamlanmıştır.
Karasu kent merkezinin çevresel gürültü düzeyinin saptanması
Günümüzde teknolojinin, endüstrinin, ulaşım araçlarının gelişmesi ve artmasıyla birlikte Türkiye'de ve Dünyada, gürültü önemli bir çevre, yaşam ve sağlık sorunudur. Gürültüyü insanlar üzerinde olumsuz etki yaratan, istenmeyen, hoşa gitmeyen rahatsız edici ses topluluğu olarak ifade etmek mümkündür. Gürültü haritaları, özellikle hızlı kentleşme sürecinde hem doğal kaynakların hem de kent insanın yaşam kalitesini arttırmak amacıyla kent planları için önemli bir veridir. Çalışma kapsamında; Karasu belediyesi mücavir alan sınırları içerisinde konut, sanayi, ticaret, turizm merkezi, yeşil alan gibi farklı kullanımlarda ve çevresel gürültünün en büyük sebeplerinden olan, karayolları ulaşımı sağlayan ana arterlerde belirlenen 84 noktada on iki ay boyunca gürültü ölçümleri yapılmıştır. Çalışmanın amaçları, belediye mücavir alan sınırı içerisinde on iki ay boyunca yapılan ölçümler sonucunda kentin gürültünün izin verilen değerleri geçen ve izin verilen değerlere yaklaşan bölgelerinin tespitinin yapılması, aylara, mevsimlere göre ve yıllık ortalama gürültü haritalarının oluşturulmasıdır. Bunun için elde edilen gürültü değerlerinin aylık ve mevsimlik açıdan istatistiksel analizi gerçekleştirilmiştir. Gürültü ölçümleri Svantek 971 model ölçüm cihazıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler Esri ArcGIS 10.1 yazılımı kullanılarak enterpolasyon yöntemi ile gürültü haritaları oluşturulmuştur. Sonuç olarak gürültünün ana sebebinin trafikten kaynaklandığı, gürültünün izin verilen değerleri aşan bölgelerde, ilçeleri bir birine bağlayan İstanbul ve Ankara Caddeleri üzerinde olduğu görülmüştür. Karasu kent merkezinde gürültünün aylara ve mevsimlere göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. En yüksek değerler yaz mevsiminde, temmuz ayında ölçülmüştür.
Edirne ilindeki bazı tarihi mekanların floristik çeşitlilik açısından değerlendirilmesi ve bitkilendirme önerileri
Tarihi mekanlar, tarihe doğrudan veya dolaylı şekillerle yön vermiş olan kentlerin imgeleri olarak nitelendirilmektedir. Tarihi mekanlar mimari özellikleriyle, sahip oldukları toplumsal değerleriyle, mekanın bulunduğu çevreyle kentin kültürünü yansıtmaktadırlar. Tarihi mekan çevreleri, toplumların kültürel ve sosyal yapılarına göre inanç, rekreasyon, turizm gibi birçok farklı kullanım potansiyelleri ile ön plana çıkmaktadır. Tarihi mekan çevreleri değerlendirmeye alındığında gerek mimari eser gerekse toplumun yapı taşlarıyla ilgili bilgi vermektedir. Örneğin Osmanlı Devleti döneminde soyu ve kudretliliği temsil eden çınar ağacını döneme tanıklık etmiş tarihi mekanların birçoğunun çevresinde görmek mümkündür. Bu açıdan bakıldığında tarihi mekan çevrelerinin sahip oldukları floristik çeşitlilikle açık ve yeşil alan sistemleri bazında peyzaj mimarlığının inceleme alanlarından biridir. Tarihi mekanlar çevrelerindeki bitki örtüsüyle hem ekolojik hem de görsel bir etki oluşturmaktadır. Bir tarihi mekanın sahip olduğu odunsu ve otsu bitki örtüsü mekanın fiziksel ve düşünsel değerini yükseltmek veya düşürmekte etkili olmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı tarih sahnesinde birçok önemli olayın merkezinde bulunan Edirne ilindeki bazı tarihi mekanlar ve çevrelerinin floristik yönden incelenmesi, bu çevrelerin sahip olduğu bitki çeşitliliğiyle ekolojik ve görsel değerlendirmelerinin yapılması, bu değerlendirmeler sonucunda gerekliyse farklı bitkilendirme örneklerinin sunulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda Edirne ilinin turizm potansiyelinin yüksek olduğu Sultan II. Bayezid Külliyesi, Eski Cami, Hıdırlık Tabyaları, Tarihi Karaağaç Tren Garı, Selimiye Cami Külliyesi ve Üç Şerefeli (Burmalı) Cami tarihi mekan çevreleri seçilmiştir. Bu alanlarda yerinde gözlem ve el GPS'i (Küresel Konum Sistemleri) yardımı ile mevcut bitkilerin koordinatları altlıklara işlenmiş ve çeşitliliklerin belirlenmesi için istatistiki değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Buna göre en yüksek bitki çeşitliliği Tarihi Karaağaç Tren Garı'nda, en düşük çeşitlilik ise Hıdırlık Tabyaları'nda çıkmıştır.
Geleneksel ve yeni dönem konut bahçelerinde kullanılan doğal ve egzotik bitki taksonlarının irdelenmesi: Rize ili örneği
Aralarında ayrılmaz bir bağ kurulan insan ve bitki birlikteliği yaşam biçimini etkileyerek kültürün şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Ancak teknolojik ve ekonomik gelişmelerin hızla arttığı günümüzde kültürler gözle görülür bir şekilde farklılaşmakta ve çoğu unutulmaya yüz tutmaktadır. Yapılan bu çalışmada doğal bitki taksonu kullanımının ve tanınırlığının ne seviyede olduğu, kişiler ve bahçeleri arasındaki bağın bitkisel ve demografik veriler ile ilişkilendirilmesi, konut sahiplerinin bitkiler ile olan kültürel bağının irdelemesi amaçlanmıştır. Zengin bitki çeşitliliğine sahip olan Rize ili çalışma alanı olarak belirlenmiş, il sınırları içerisindeki 12 ilçeye bağlı 29 köy ve 24 mahallede olmak üzere toplam 53 ayrı örneklem alanında bulunan 150 farklı konut bahçesinde çalışmalar yürütülmüştür. Haziran-Ekim ayları arasında arazi çalışmaları sürdürülmüş, konut sahipleriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Yerinde yapılan arazi çalışmaları sonucunda 120 familyaya ve 401 cinse ait 603 bitki taksonu tespit edilmiştir. Bunların %45'inin doğal, %55'inin egzotik bitki taksonu olduğu belirlenmiştir. En çok karşılaşılan familya 58 farklı taksona ait Asteraceae olurken, en çok karşılaşılan doğal bitki taksonu Commelina communis L., egzotik bitki taksonu Camellia sinensis (L.) O. Kuntze ve dikilen doğal bitki taksonu Brassica oleracea L. var. viridis L. olmuştur. Kullanım amaçlarına göre 603 bitkinin 511 tanesinin en az bir amaçla kullanıldığı, 408 farklı bitkinin ise çoğunluğu oluşturarak görselliğinden dolayı kullanıldığı tespit edilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri ile görüşme sorularına verdikleri yanıtlar arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Konut sahipleriyle yapılan görüşmeler sonucu; en güzel bulunan bitki taksonu Zea mays L. olarak belirlenirken, en çirkin bulunan taksonun Tradescantia fluminensis Vell. olduğu belirtilmiştir. Modern ve geleneksel konut bahçeleri kıstasında incelenen beta çeşitlilik değerlerine göre modern konut tiplerinde çeşitliliğin daha yüksek çıktığı görülmüştür. Bahçelerine doğal bitki taksonlarını dikmeye dikkat ettiğini söyleyen konut sahiplerinin çoğunlukta olduğu bu çalışmada, elde edilen sonuçlar belirtilenin tam aksi olduğunu göstermiştir. Yapılmış olan bu çalışma ile doğal bitki taksonlarına olan ilginin artarak biyoçeşitliliğin korunmasına katkı sağlaması ön görülmüştür.
Kastamonu kenti imar uygulamalarının tarihi kent dokusuna etkilerinin belirlenmesi
Tarihi ve kültürel çevre, atalarımızdan bize kalan bir miras olmanın yanında bizlerin de gelecek nesillere aktarılmasında sorumluluk sahibi olduğumuz yeri doldurulamaz hazinelerdir. Kültürel ve doğal mirasların tarih boyunca koruma ve sürdürülebilirlik dengesinin sağlanarak nesiller boyu aktarılması çok boyutlu ele alınması gereken bir konudur. Tarihi dokuları oluşturan yapılar ve çevresinde şekillenen açık ve yeşil alanlar, tarih boyunca kentlerin en aktif yaşam alanları niteliğinde olmuştur. Tarihi kentsel doku içinde bulunan açık ve yeşil alanlar, formları, bitki türleri, tarihi yapıları gibi sahip oldukları özgün değerleriyle içinde bulundukları kentlerin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı hakkında önemli izler taşımaktadır. Ayrıca yeni yapılaşma alanı ile tarihi çekirdek arasında tampon görevi üstlenerek tarihi dokunun korunmasıyönünden önemli katkı sağlar. Bu sebeple tarihi mirasların tek yapı ölçeğinde değil çevresindeki yeşil alanlarla birlikte korunmasının sağlanması koruma konusunun temelini oluşturmaktadır. Tarih boyunca meydana gelen önemli kırılma noktaları sonucunda kentlilerin yaşam ve çalışma koşullarının değişmesi talep ve ihtiyaçlardaki değişimi de beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda özellikle tarihi kent merkezlerinde meydana gelen sosyal, kültürel ve ekonomik dönüşümler tarihi çekirdekler üzerinde gerçekleşen değişimler üzerinde de etkisini göstermiştir. Çalışmanın amacı; geleneksel konut ve ticaret dokusu ile anıtsal yapıların bir arada bulunduğu Kastamonu Kentsel Sit Alanı'nın uygulanan planlama politikaları doğrultusunda tarihsel süreçteki değişiminin incelenmesi ve bu değişimlerin çalışma alanı içinde bulunan açık ve yeşil alanlar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Amaç doğrultusunda 1970 imar planı, 1979 ve 1990 koruma amaçlı imar planlarıincelenmiş ve plan kararları doğrultusunda kentsel sit alanındaki değişim değerlendirilmiştir. Süreç içerisinde koruma statülerinde ve alansal büyüklüklerde değişimler olduğu belirlenmiştir. Ayrıca alan kullanımlarında değişimler ve sebepleri değerlendirilmeye, planların kentsel sit alanına etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Kentsel peyzaj planlamada ısı adası oluşumunun uzaktan algılama yönetimi ile analizi; Samsun örneği
Kentlerde nüfus artışı ile birlikte oluşan Kentsel Isı Adası etkisinin, kentin çevresel faktörlerine ve makro ölçekte iklim değişimine varan etkisinin, araştırılma gereği duyulmuştur. Bu amaçla Kentsel Isı Adası olgusu ile yakından ilişkili olan Arazi Yüzey Sıcaklığı'nın çevresel faktörlerden, NDVI, NDBI, Albedo ve Arazi Kullanımı/Arazi Örtüsü değişimi ile ilişkisi uzaktan algılama yöntemi ile incelenmiştir. Landsat 8 OLI/TIRS ve Landsat 7 ETM+ uydu görüntülerinin ham verilerine, Arc Gis 10.2 ve Q Gis 3.16 yardımcı programlarından faydalanılarak algoritmalar uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda Samsun merkez ilçeleri, ilkadım ve Atakum ile kırsalda Bafra ve Ondokuzmayıs ilçelerini içine alan çalışma alanında 2000-2020 yılları arasında yeşil alan miktarı %14,1 oranında azalmıştır. Bu oranın yapılaşmış alanlarda %7,1, çıplak toprak alanlarda ise %7,33 artış olarak paylaşıldığı görülmüştür. Yeşil alanlardaki azalışın Arazi Yüzey Sıcaklığı değerine olan etkisine bakıldığında 2000 yılında maksimum Arazi Yüzey Sıcaklığı 41,75 °C iken, 2020 yılında 43,44 °C'ye çıktığı görülmektedir. Arazi Yüzey Sıcaklığı'ndaki artışın yapılaşmış alan sınfında olduğu görülmüştür. Çalışma alanı genelinde 20 yılda NDVI indeksi 0,05, NDBI indeksi 0,03'lük artış gösterirken, Albedo ise 0,01'lik azalış göstermiştir. Tüm bu bulguların KIA oluşumuna etkisi, UTFVI indeksinin hesaplanması ile nicel olarak tanımlanmıştır. UTFVI haritalarından yapılan alan analizleri sonucunda 20 yılda Yok diliminde %84 azalış, Zayıf diliminde % 104 artış, Orta dilimde % 10 azalış, Güçlü diliminde %15 azalış, Daha güçlü diliminde % 8 artış, En güçlü diliminde % 179 oranında artış görülmektedir. En yoğun artış En güçlü diliminde olmakta ve Kentsel Isı Adası etkisini ortaya koymaktadır.
Bandırma kıyı bandı örneğinde görsel kalitenin bitkisel yönden belirlenmesi ve değerlendirilmesi
Peyzaj mimarlığı disiplininde önemli bir araştırma alanı olan su kaynakları rekreasyonu için görsel kalite, bitkisel tasarım ve ekolojik planlamalar önemli tasarım uygulama öğelerdir. Kentlerde tabiat unsurlarının az olması, sanayileşmenin ve betonlaşmanın günden güne artması insanların rahat edebilecekleri, dinlenebilecekleri huzurlu ortamlar aramasına neden olmaktadır. Bu bağlamda yaşamsal alanlarda bitkisel tasarım kavramı daha da önem kazanmıştır. Bitkisel tasarım; doğa ve insan arasında sanatsal ve bilimsel objeler de kullanılarak oluşturulan etkili ve sürdürülebilir yapılanmalar olup mevcut kıyı bandı peyzaj yapısının, tercih edilen ve ihtiyaç duyulan peyzaj öğelerinin belirlenmesi, görsel kaliteyi artıracak bitkisel potansiyellerin tasarımın kalitesine etkisi, tasarlanan alanın kullanılabilirliği ve tercih edilebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda çalışmanın genel amacı; Bandırma kıyı bandı örneğinde görsel kalitenin bitkisel yönden belirlenmesi ve değerlendirilmesidir. Çalışmanın ilk bölümünde çevre görsel kalite ile ilgili genel bilgiler verilerek çalışmanın konusu ve amacı hakkında bilgi sunulmuştur. İkinci bölümde kuramsal temeller başlığı altında alan yazın araştırması, kaynak özetleri, kıyı alanları ve planlanması, Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, görsel kalite, bitkisel tasarım ve bitkilerin Peyzaj Mimarlığı Disiplini ile ilişkisi ve bitki seçim kriterleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde materyal, metot verileri ve bilgileri sunulmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümünde anket çalışmasının verileri SPSS programında değerlendirilerek araştırma bulguları değerlendirilmiştir. Çalışmanın tartışma ve sonuç bölümünde Bandırma kıyı bandına yönelik veriler bir bütün olarak değerlendirilerek çalışma kapsamında öneriler sunulmuştur. Araştırmada elde edilen veriler ışığında çalışma alanı Bandırma kıyı bandı ile benzer karakteristik özellikler taşıyan kıyı alanlarında yapılacak bitkisel tasarım ağırlıklı peyzaj çalışmalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Farklı habitat tiplerindeki doğal bitki örtüsünün tür ve kompozisyon düzeyinde tanımlanmasına yenilikçi bir yaklaşım
Peyzajın hem doğal hem de kültürel açıdan en önemli bileşenlerinden birini bitkiler oluşturmaktadır. Bitkiler doğal ortamlarında yaşayabildikleri gibi uygun ekolojik koşullarda kendi doğal ortamı dışında da yaşayabilmektedir. Doğal bitkiler yerel çevre koşullarına en iyi uyum sağlayan bitki türleridir. Birçok estetik ve işlevsel özelliklerinin yanısıra ekolojik açıdan da çevreye yararları bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye bitkilerin yayılış ve çeşitliliği bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Mevcut bu koşullara rağmen ülkemizde özellikle kentsel alanlarda yapılan bitkilendirme tasarımlarında doğal bitki türlerine yeteri kadar yer verilmemektedir. Bu çalışmanın amacı doğal bitki örtüsünde tespit edilen türlerin ekolojik gösterge değerleri (EIV's) ve doğada bir arada bulunma durumlarını tespit ederek bitkilerin yan yana gelme potansiyellerini ortaya koyarak kentsel bitkilendirmelere ekolojik bir model (eko-bitkilendirme, eko-model) yaklaşımı ortaya koymaktır. Bu kapsamda alandan bitki türleri toplanarak hem doğal bitki türleri tespit edilerek hem de bitkilerin ekolojik istekleri belirlenerek bitki tür çeşitliliği ortaya konulmuştur. Ayrıca doğal bitki kompozisyonlarının dağılım ve yoğunluğunu ortaya koyabilmek için ise "Normalize edilmiş bitki endeksi (NDVI)" kullanılmıştır. Sınırları belli olan benzer ekolojik koşullara sahip tespit edilen bitki gruplarının ve gösterge türlerin ortaya konulabilmesi amacıyla iki yönlü gösterge analizi (TWINSPAN) uygulanmıştır. Çalışma kapsamında CORINE arazi örtüsü sınıflandırmasına göre Düzce Ovası'nda ve ovaya değen noktalarda ki doğal alanlar tespit edilmiş olup orman habitatı, riparian alanlar, kayalık habitatı, bataklık (subasar) alanlar ve mera habitatı olmak üzere 5 farklı habitat türü belirlenmiştir. Bu habitat tiplerinde toplanmış ve teşhis edilmiş olan bitki türlerinin yanyana gelme durumlarının birbirine bağımlı şekilde dağılıp dağılmadığı tespit edildikten sonra gizli değişkenler modeli (LVM's) yardımıyla bitkilerin yanyana gelmelerine dair senaryolar kurgulanmıştır. Ayrıca doğal bitki örtüsünün ekolojik yapısını plan bazında tanımlamak için peyzaj metrikleri kullanılarak leke analizi yapılmıştır. Tür tespitine bağlı olarak bitki kompozisyonları katmanları (ağaç, ağaççık, çalı, otsu, sarılıcı/tırmanıcı)'nın da belirlenmesi ile birlikte ekolojik özelliklerini göz önünde bulundurarak farklı peyzaj alanlarında ekolojik gösterge değerleri belirlenen türler ile bitki gruplarının bitkilendirme tasarımlarında ne şekilde bir arada kullanılacağına dair öneriler getirilmiştir.
Peyzaj mimarlığında kullanılan sert zemin döşeme malzemelerinin görsel etki değerlendirmesi
Araştırma, Ereğli kenti kıyı bandı üzerinde yer alan bir bölge üzerinde sürdürülmüştür. Yapılan çalışma kıyı bandı üzerindeki bölgenin sert zemin döşemesinin mevcut durumu ile iyileştirilmiş hallerinin görsel kalite değerlendirme ölçütlerine bağlı olarak kıyaslanmasından oluşmakta; uzman grubu ve kullanıcı grubu anketleri ile desteklenmektedir. Görsel etki değerlendirmesinde; Çakcı (2007)'nın çalışmasında belirtilen peyzajın görsel etki değerlendirme kriterleri baz alınmıştır. Kıyı bandı üzerindeki çalışma alanına ait görüntülenen 1 adet fotoğraf ve alanın iyileştirilmiş halleri olan 18 adet kurgu tasar görüntüleri araştırmanın ana materyalini oluşturmaktadır. Bu 18 adet kurgu tasar görüntülerinin kullanıcı ve uzman grubundan mekansal karakteristiklere göre değerlendirilmeleri istenmiştir. Araştırmada kullanılan anket sonuçlarının analizine dayanılarak anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Araştırma bulgularının değerlendirilmesi sonucu her bir fotoğrafın; uyumluluk, doğallık, düzenlilik, açıklık, hareketlilik, güvenlilik, heyecan vericilik, güzellik, rahatlatıcılık, etkileyicilik seviyeleri belirlenmiş, uzman grubu ve kullanıcı grubu değerlendirmeleri arasındaki farklar ortaya konmuştur. Sonuçlar ile görsel etki değeri yüksek mekanlar tasarlama ve uygulama aşamasında kullanılacak sert zemin döşeme malzemelerinin seçiminde tasarımcılara ve yerel yönetimlere yön gösterici öneriler sunulmuştur.
Edirne Tunca Nehri havzası peyzaj karakter analizi değerlendirmesi ve peyzaj yönetimi
Günümüzde arazi örtüsü/arazi kullanımı (AÖ/AK) ve iklim değişikliği sebebiyle peyzaj üzerinde değişimler meydana gelmekte ve bu durum ekosistemlerde kayıp ve parçalanmalara sebep olmaktadır. Bu nedenle peyzajların tanımlanması, zaman içerisinde doğal ve antropojenik süreçlerle olan etkileşimlerinin belirlenmesi gerekliliği doğmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, Tunca Nehri havzası peyzajlarının tanımlanması, peyzaj süreçlerinin irdelenmesi, bu süreçleri etkileyen AÖ/AK ve iklim değişikliğinin etkilerinin değerlendirilmesi ile peyzaj hassasiyet durumunun belirlenmesi ve peyzaj koruma ve gelişim stratejilerinin oluşturulmasıdır. Belirlenen amaç kapsamında çalışmanın yöntemi üç aşamada incelenmiştir. İlk aşamada; çalışma alanı sınırları belirlenerek doğal ve kültürel peyzaj envanterinin hazırlanması ile peyzaj veri tabanı oluşturulmuştur. İkinci aşamada, peyzaj karakter analizi, peyzaj fonksiyon analizleri ve peyzaj hassasiyet analizi yapılmıştır. Peyzaj karakter analizi ile peyzaj karakter tipleri ve alanlarının belirlenmesi sağlanmıştır. Peyzaj fonksiyon analizi ile havzanın su, erozyon, habitat, biyolojik çeşitlilik fonksiyonu ve tarihi/kültürel durumu değerlendirilmiştir. Çalışma alanının su (yüzey akış, infiltrasyon, evapotranspirasyon) ve erozyon fonksiyonunun değerlendirilmesinde Soil and Water Asssessment (SWAT) modeli kullanılmıştır. Habitat fonksiyonunun belirlenmesinde, habitatta meydana gelen değişimleri gösterebilmek için leke analizi ile peyzaj metrikleri değerlendirilmiştir. Gelecek AÖ/AK'nın tahmin edilmesinde HÖ-Markov Zinciri yöntemi kullanılarak, geçmiş (2000, 2010) ve mevcut (2020) arazi örtüsü sınıflarının birbirlerine geçiş olasılıklarının değerlendirilmesi ile gelecek AÖ/AK (2050, 2070) tahmin edilmiştir. İklim değişikliğinin havza süreçlerine etkisinin belirlenmesinde küresel iklim modellerinden biri olan HADGEM2-ES modelinin RCP8.5 senaryo çıktıları değerlendirilmiştir. Gelecek AÖ/AK ve iklim değişikliği kapsamında elde edilen veriler SWAT model ile değerlendirilerek gelecek su ve erozyon fonksiyonları tahmin edilmiştir. Peyzaj hassasiyet analizi, bugün ve gelecekte fonksiyon süreçlerinin değerlendirilmesi ile 2020, 2050 ve 2070 yılı peyzaj hassasiyet durumu mikro havzalar düzeyinde belirlenmiştir. Üçüncü aşamada peyzaj hassasiyetleri gözetilerek tarım, orman, yerleşim sektörleri için peyzaj rehberleri oluşturulmuştur. Sonuç olarak; her bir mikro havzanın peyzaj hassasiyet durumunun değerlendirilmesi ile peyzajın koruma, onarım ve yönetim stratejilerinin oluşturulması ve tarım, orman ve yerleşim için sektörel rehberler geliştirilmesinde havza ölçeğinde peyzaj karakter analizi ve peyzaj yönetimi temelli çalışmaların etkili bir araç olduğu ortaya konulmuştur.
Modern ve postmodern süreçte kent parklarının sosyal sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesi
Kentler, tarihsel süreç içerisinde birtakım nedenlerden dolayı taşıdıkları anlam ve fonksiyonlar bakımından farklı biçimlerde gelişip değişime uğramıştır. 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile başlayan yeni üretim biçimleri insanların yaşama şekli ve ilişkilerini doğrudan etkilemiş ve toplumu kapsayan değişim ve yeni düşünce sistemleri sonucunda karşımıza "modern" olarak adlandırılan yeni bir dönemin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sanayileşme ile beraber gelişmekte olan modern kent kavramı ortak yaşam alanları ile beraber konut, iş ve alışveriş bölgelerini ayrıştırmıştır. Bununla birlikte ortak kullanım alanlarının fonksiyonel bir şekilde kullanılamaması sonucunda sosyal sınıf farkları ortaya çıkmasına ve sosyal ayrışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Bu ayrışma sınıfsal ayrımların yaşanmasına sebep olmuş ve Sanayi Devrimi'ni takip eden yıllarda yoğun kentleşme, şehrin yeni yapılanma süreci ve doğal ortamların azalması kentlerde sağlıksız yaşam koşullarını beraberinde getirdiğinden planlı kentsel yeşil alanlar olan kent parklarının önemi giderek artmıştır. Ancak çözüm odaklı kentler olarak; modernizmde sermayenin akışkanlığını kolaylaştırmak yönünde tasarlanan kent parkları, sanayileşme sonrasında kapitalist birikim sürecinde işlevselliğini kaybetmiştir. Modern kent planı birtakım eleştirilere maruz kalarak bu düşünce sistemine olan güven zedelenmiştir. Bu eleştiriler ışığında kentsel yaşamı etkisi altına alan sorunlar ve bu sorunlara çözüm bulmak amacıyla birtakım çalışmalar yapılmıştır. 20. y.y'ın ortasından itibaren ekonomi, ulaşım, iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmeler sayesinde tekrardan biçimlenen toplumsal yapının içinde postmodern olgu literatürde kendine bir yer bulmuştur. Ancak, günümüz kent parklarının, postmodern zamanla beraber sosyal yönü ihmal edilmiş ve başka kentsel kamusal mekanlar gibi kent parkları da piyasanın çıkarlarına göre şekillenmiş görünmektedir. Bu tez çalışması, öncelikle parkların modern ve postmodern süreçlerde sosyal sürdürülebilirlik yönünden sahip olduğu rolü irdelemeyi amaçlamıştır. Sonrasında kent parklarının sosyal grupları bir araya getirme özelliği ile dönemler içerisinde yaşanan değişimlerin mekan gelişimi üzerindeki etkisini irdelemiştir. Çalışma yöntemi olarak lazım olan esas bilgilerin elde edilebilmesi için farklı üniversite kütüphanelerinden konuyla alakalı yapılmış ulusal ve uluslararası çalışmalar ve online kaynaklar kuramsal temeller çerçevesini oluşturmuştur. Bir diğer çalışma yöntemi olarak ikincil veri analizine başvurulmuştur. Bu kapsamda kontrol listeleri oluşturulmuş ve çalışma alanlarının sahip olduğu işlevlerin geçmişten bugüne kadar amacına uygun hizmet edip etmemesi karşılaştırılmıştır. Çalışma alanlarının konumları, tarihsel geçirdiği süreç, tasarım ve planlama özellikleri ile bu süreçler içerisinde sahip oldukları işlevler internet üzerinden yapılan çalışmalar ve literatür araştırması ile incelenerek ortaya konulmuştur. Çalışma alanları olarak; modern ve postmodern süreçte planlanıp tasarlanan yurt içi ve yurt dışı kent parkları ele alınmıştır. Modern dönem için yurt içi kent parkına örnek olarak; Gençlik Parkı, yurtdışı örneği ise Central Park seçilmiştir. Postmodern süreçte yapılan yurt içi örnek çalışma alanı Harikalar Diyarı Parkı yurtdışı örneği Disneyland olarak belirlenmişitr. Modern dönem ile birlikte kent parkları, kentsel yaşamda sosyal yönden önemli bir role sahip olmuş ve toplumsal yapıyı şekillendirmek için bir araç olarak kullanılmıştır. Postmodern süreçle birlikte ise kent parkları turizm ve ticari yatırımlar için tasarımın odak noktasına yerleştirilmiştir. Aynı zamanda kent parkları bu süreçte bir dönüşüm içerisine girerek tematik park işlevi ile yeniden hayat bulmuş ve yeni rant alanları oluşturmak için toplumsal işlevlerini kaybetmişlerdir. Kent merkezinde yaşayan alt ve orta gelir sınıflarına özgü kent parkları nicelik ve niteliklerini yitirirken, üst gelir sınıflarıysa kentin çeperlerinde emniyetli ve özel yeni rekreasyon alanları oluşturmuşlardır. Sosyal ayrışmayı pekiştiren bu durumun, sonraki zamanlarda sosyal çatışmaya neden olma ihtimali göz önünde bulundurulmalı ve kentsel mekanın tüm aktörleri kentsel peyzajın en önemli bileşeni olan kent parkları üzerine karar alırken bu durumu dikkate almalıdır. Anahtar sözcükler: Kent parkları, Modernizm, Postmodernizm, Kentsel Mekan, Kentsel Planlama, Sosyal Sürdürülebilirlik.
Kent kimliğinin yansıması olan kent parkların mekân dizimi metodu ile incelenmesi, Bursa kenti örneği
Günümüzde artan kentli nüfus sayısı, çarpık kentleşme, sanayileşme gibi etmenler açık ortak yeşil alanlarına olan ihtiyacın artmasına neden olmaktadır. Açık kullanım alanlarından kentin kimliğini yansıtma noktasında zengin içeriğe sahip olan kent parkları, farklı özelliklere sahip kullanıcı profiline cevap vermesi, açık alan da çeşitli aktiviteler sunması, zengin sosyal iletişim olanakları gibi birçok fonksiyonu bir arada barındırması kentlerin ve kentlinin nefes alma alanları olarak nitelendirmemizi sağlamaktadır. Özellikle pandemi ile açık alanlara artan talep beraberinde toplumsal çeşitlilik ve yoğun nüfusun oluşturduğu birçok sorun ve beklentiyi ortaya çıkarmaktadır. Bu sorun ve beklentilerin analiz edilmesi, ortak kullanım alanlarının kullanıcı çeşitliliğine uygun cevap vermesi ve kullanıcının mekânı kullanma kalitesinin artması açısından önem kazanmaktadır. Yapılan tasarım çalışmalarında kullanıcının mekânsal deneyimlerinin analiz edilmesi ile oluşabilecek sorunlar öngörülüp çözüm olarak farklı alternatiflerin üretilmesi sağlanabilmektedir. Mekânsal bütünlüğün sağlanması mekânsal deneyimin sağlıklı bir şekilde oluşmasına neden olacaktır. Bu noktada kent kimliği ve kentli için önem arz eden kent parklarının mekân dizimi analiz yöntemi ile ele alınması, gerçekleştirilmiş ve yapılması planlanan mekânsal tasarım çalışmalarına yön vererek kullanıcı deneyimlerinin ön planda tutulmasını sağlayacaktır. Çalışma, Osmanlı'nın ilk başkenti olan Bursa'nın kent kimliğinin oluşumu ve yansıtılması noktasında zengin içeriğe sahip olan 4 parkı kapsamaktadır. Aynı zamanda park seçiminde tarihi geçmişi ve kent kimliğini yansıtması belirleyici bir faktör olmuştur. Bu parklar; Reşat Oyal Kültürparkı, Merinos Parkı, Hüdavendigar Kent Parkı ve Vakıf Bera Parkı olarak belirlenmiş ve mekân dizimi yöntemleri DepthmapX 0.8.0 bilgisayar programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen sayısal ve grafiksel veriler çerçevesinde yaya hareketinin parkın, kullanılabilirliği, sürdürülebilirliği ve kullanıcı memnuniyeti üzerinde etkisi vurgulanmıştır. Analizler sonucunda; çalışma materyali olan bu 4 park için önerilerde bulunularak yapılması planlanan park tasarımları için de örnek teşkil etmesi amaçlanmaktadır.
Düzce kent merkezi yeşil altyapı bileşenlerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi
Günümüz kentleri, çevre sorunları ve afetlerin en yoğun yaşandığı yerler olmakla birlikte, bu sorunların ana kaynaklarından biridir. Sorunu kaynağında çözmek ise, aslında tek gerçek çözümdür. Bu bağlamda sürdürülebilir kentlere ilişkin birçok yaklaşım, model, plan, vb. geliştirilmektedir. Yeşil altyapı planları bunlardan biridir. Yeşil altyapı planları; sürdürülebilir kent planların geliştirilmesi, uygun alan kullanım kararlarının verilmesi, çevre sorunlarını ve afet riskini azaltması, vb. katkılar sağlamaktadır. Bu tez, amaç dışı alan kullanımları, çevre sorunları ve afet riski olan Düzce kentinde yürütülmüştür. Tezin çıkış noktasını; sürdürülebilir ilkeler/yaklaşımlar temelinde üretilen bir kentsel planlamanın, çevre sorunları ve afet riskinin azaltılmasında etkili bir araçtır, fikri oluşturmaktadır. Bu bağlamda tezin amacı; Çalışma alanındaki kentsel planlamaya katkı sağlayabilecek ve aynı zamanda altlık oluşturacak yeşil altyapı sisteminin bileşenlerini belirlemek ve bu bileşenlerin mevcut durumunu ortaya koymaktır. Ayrıca yeşil altyapı sistemlerinin kente sağlayacağı olası katkılar ortaya konularak, yeşil altyapının geliştirilmesine ilişkin durum değerlendirilecektir. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle kent ölçeğindeki farklı planlama yaklaşımları ışığında (imar, statip ve orman amenajman planları) yeşil altyapı bileşenleri belirlenmiştir. Bileşenlerin belirlenmesinde ArcGis 10.5 programı ve çakıştırma analizi kullanılmıştır. Bileşenlerin mevcut durumunun değerlendirilmesinde, koruma/hassasiyet açıdından beş kategori (5: Çok Fazla, 4: Fazla, 3: Orta, 2: Az, 1: Hiç) oluşturulmuştur. Yeşil altyapı planlarının geliştirilmesinin çalışma alanına sağlayacağı katkı; literatür temelinde hazırlanan bir ölçüm formu ile değerlendirilmiştir. Çalışma alanında bir yeşil altyapı planı uygulanabilik durumu ise GZFT (Güçlü, Zayıf, Fırsat, Tehdit) analizi ile irdelenmiştir. Elde edilen bulgular, çalışma alanındaki kentleşme ve kentsel yayılımın, yeşil altyapı bileşenlerini parçaladığını, tehdit ettiğini ortaya koymuştur. Bu durum çözüm yolunu, soruna dönüştürmektedir. Sonuç olarak, çalışma alanında yeşil altyapı bileşenleri belirlenerek, koruma-kullanım ilkesi temelinde öneriler getirilmiştir.
Okul bahçelerinin ekolojik, estetik ve fonsiyonel olarak değerlendirilmesi: Kastamonu kent merkezi örneği
Günlük zamanlarının büyük bir kısmını okulda geçiren öğrenciler ders saatleri dışında sosyal etkinlik, yeme-içme, dinlenme, oyun oynama, spor yapma gibi ihtiyaçlarını okul bahçelerinde gidermektedirler. Bu nedenle okul bahçeleri çok önemlidir ve doğru tasarlandığında birçok olumlu katkısı hem öğrenciler hem de öğretmenler üzerinde hissedilir. Bu tez kapsamında Kastamonu Merkez ilçe mücavir alanı dışında kalan okul bahçeleri öncelikle literatüre bağlı olarak ekolojik tasarım, donatı, erişim-ulaşım, tasarım ve kullanım, güvenlik ve emniyet, boyut, konfor-rahatlık ve bitkilendirme tasarımı ana başlıkları altında puanlama sistemi yardımıyla değerlendirilmiştir. Ayrıca okul bahçesindeki sert-yumuşak zemin alanlar, öğrenci başına düşen alan miktarı, okulların konumu, gürültü seviyesi gibi okul bahçesi tasarımının başarı ölçüsünü belirleyecek bilgiler her bir okul için hazırlanan karneler yardımıyla ortaya çıkartılmış ve bahçelerin başarı durumları belirlenmiştir. Sonrasında çalışma alanı, mevkilere bağlı olarak ve her bölgeye farklı eğitim kademesinden bir okul düşecek şekilde dört farklı bölgeye ayrılmıştır. Oluşturulan bu dört farklı bölgede öğrenci başına düşen yeşil alan miktarı en yüksek olan her kademeden bir okul belirlenmiş ve belirlenen toplam 15 okulda öğretmenlerin ve öğrencilerin bahçeleri hakkındaki görüşlerini öğrenebilmek amacıyla anket çalışması yürütülmüştür. Çalışma kapsamında elde edilen veriler öncelikle okul bazında ortaya konulmuş, daha sonra her bir bölgede aynı kademedeki okullar birleştirilerek kademe ayrımına göre sonuçlar değerlendirilmiştir. Ayrıca farklı bölgelerde bulunan aynı kademelerdeki okullar birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında Kastamonu'daki okul bahçelerinin birbirine benzer özellikler gösterdiği, öğretmenlerin ve öğrencilerin ihtiyaçlarına yeterince uygun olmadığı, öğrenci başına düşen yeşil alan oranının oldukça düşük olduğu ve öğrencilerin okul bahçelerini özgürce kullanamadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Okul bahçeleri sadece erişim-ulaşım kriteri açısından ortalamayı sağlarken ekolojik tasarım, donatı, tasarım ve kullanım, güvenlik ve emniyet, boyut, konfor ve rahatlık, bitkisel tasarım kriterleri açısından çok düşük puanlar almıştır. Anket sonuçlarına göre de ekolojik tasarım konusunda farkındalık, dinlenme alanları, oyun alanı varlığı, bitki yetiştirme alanları, öğrencilere zarar vermeyecek hayvanların varlığı, çeşme ve süs havuzu gibi su varlığı, farklı mevsimlerde kullanım için örtülü alanlar, öğretmenler için özel alanlar, okul bahçelerinin büyüklüğü ve sert zemin miktarı açısından ciddi problemler görülmektedir. Sonuç olarak okul bahçelerinin öğrenci ve öğretmenlerin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamadığı, okullarda yeterince yeşil alan bulunmadığı, öğrencilerin yapay malzemeler ile donatılmış, yoğun olarak sert zemine sahip okul bahçelerini özgür bir şekilde kullanamayarak eğitim gördükleri ortaya çıkmıştır. Anket değerlendirmelerinde öğrenci ve öğretmenlerin okul bahçelerinde pek çok alanı değiştirmek istedikleri ortaya konulmuş fakat bütçe ve profesyonel teknik destek yetersizliği nedeniyle bu eksikliklerin giderilemediği sonucuna varılmıştır.
İç mekân düşey sirkülasyon alanlarından merdivenlerde bitki kullanımı
İç mekânlarda bitki kullanımı her geçen gün önemini artırmakta ve özellikle günümüz modern yapılarında yaygın kullanımları görülebilmektedir. Ancak, iç mekânın önemli bir bileşeni olan düşey sirkülasyon alanlarından merdivenler, genellikle estetik bir müdahale yapılmadan, sadece işlevsel bir eleman olarak düşünülmektedir. Oysaki merdivenlerin, soğuk ve katı görüntüsünün yumuşatılması, estetik ve görsel cazibesinin artırılması ve ferah bir görünüm sergilemesi anlamında, bitki kullanımları olumlu etkiler oluşturması açısından önemlidir. Bu tez çalışmasında, iç mekândaki merdivenlerde bitki kullanımının, estetik, görsel ve psikolojik açıdan faydaları ve gereklilikleri vurgulanmak istenmiştir. Bu çalışma ile iç mekânda, düşey sirkülasyon alanlarından merdivenlerin bulunduğu mekandaki farklı yüzeylere farklı çizgisel özellik gösteren bitkisel uygulamaların, kullanıcı ve tasarımcı üzerindeki etkilerini belirlemek, görsel kalite değerlerini ortaya koymak, kullanım açısından değerlendirmek ve en çok beğendikleri seçenekleri beğenme sebepleriyle birlikte ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında bitkisel müdahale, merdivenin yanında bulunan duvar yüzeyine, basamaklara, korkuluklara ve basamak/korkuluk olmak üzere 4 farklı yüzey üzerine uygulanmıştır. Duvar yüzeyindeki bitkisel müdahale çalışmalarında doğrusal ve eğrisel çizgi özelliği gösteren iki farklı müdahale yöntemi, çizgilerin yön ve süreklilik açısından farklılıkları üçer farklı seçenek altında incelenmiştir. Basamakta, korkuluklarda ve basamak ve korkuluklarda yapılan bitkisel müdahalelerde oluşturulan bitkisel uygulamanın sürekliliğinin (sürekli, düzgün aralıklı ve değişken aralıklı) etkisini ortaya koyabilmek için ise her bir yüzeyde ayrı ayrı olmak üzere üç farklı seçenek üretilmiştir. Sonuçta, duvar yüzeyine uygulanan bitkilerin biçimsel özelliğinin (eğrisel ve doğrusal çizgi), yön özelliğinin (yatay, düşey ve yatay /düşey), bitkisel uygulamanın sürekliliğinin (sürekli, düzgün aralıklı ve değişken aralıklı) ve diğer üç yüzeye uygulanan bitkisel müdahalelerde ise bitkisel uygulamanın sürekliliğinin görsel algı üzerindeki etkileri ortaya konulmuş olacaktır. Sonuçlar farklı yüzeylere uygulanan bitkisel müdahalelerin, uygulanan bitkisel müdahaledeki çizginin, biçim, yön ve süreklilik farklılıklarının tercihler üzerinde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. İç mekânda merdivenlerin bulunduğu alanlarda bitkisel müdahale yapılırken bu sonuçları dikkate almak ve amaca uygun müdahaleler yapmak alan kullanımı ve oluşturduğu görsel etki açısından önemlidir.