Erzincan Binali Yıldırım University
Discipline

Aile Hekimliği Anabilim Dalı

Erzincan Binali Yıldırım University

1,377

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencilerinin fiziksel aktivite durumlarına göre algılanan stres ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişki

Bu çalışmamızda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeylerinin algılanan stresleri ve psikolojik sağlamlıkları üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan 238 son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Kronik hastalık öyküsü, psikiyatrik hastalık öyküsü, fiziksel aktivite yapılmasına engel olabilecek bir durum ve ya düzenli ilaç kullanım öyküsü olan kişiler çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışma, dahil edilme kriterlerine göre 154 öğrenci ile gerçekleşmiştir. Katılımcılara sosyodemografik sorulardan oluşan ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği 'nin de aralarında bulunduğu toplam 43 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Katılımcıların 72'si (%46,8) erkek, 82'si (%53,2) kadın olup çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 24,33±1,13 saptanmıştır. Katılımcıların %14,3' ü inaktif, %54,5' i minimal aktif, %31,2' si çok aktif tespit edilmiştir. Erkek katılımcıların daha aktif olduğu görülmüştür. Katılımcıların Algılanan Stres Ölçeği toplam puanı 27,39±8,12 olup kadınların algılanan stresleri anlamlı olarak yüksek tespit edilmiştir. Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği toplam puanı ise 19,86±4,61 olarak saptanıp, erkeklerin psikolojik sağlamlıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca maddi zorluk yaşamayanların ve tıp fakültesini isteyerek seçenlerin psikolojik sağlamlıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmamızın sonucunda, katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleriyle, algılanan stresleri ve psikolojik sağlamlıkları arasında anlamlı bir korelasyon gözlenmemiştir. Bu bulgular, çalışmanın kapsamının genişletilmesi, gelecekteki araştırmalarda daha derinlemesine analiz yapılması veya farklı değişkenlerin dikkate alınarak yeni bakış açıları elde edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Fiziksel aktiviteStres-psikolojik
Merve Çakmak
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp fakültesi intörn doktorlarının prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi ve tutumları

Prekonsepsiyonel bakım gebelik, anne ve çocuk sağlığı için risk oluşturabilecek faktörlerin gebelik öncesi dönemde tespit edilip en aza indirilmesi için uygun müdahalelerin sağlanmasıdır. Prekonsepsiyonel bakım koruyucu sağlık hizmetlerinin bir parçasıdır. Hekimlere bu bakımın sağlanmasında büyük görev düşmektedir. Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmanın evrenini 01.05.2023 – 01.08.2023 tarihleri arasındaki intörn doktorlar oluşturmaktadır. Belirtilen sürede dönem 6'da 238 öğrenci mevcuttur. Çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden ve çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan 186 öğrenci çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan ilk bölümünde katılımcıların sosyodemografik bilgilerini sorgulayan, ikinci bölümünde ise prekonsepsiyonel bakım hakkında soruların olduğu bir anket çözdürüldü. Katılımcıların 85'i (%45,7) erkek, 101'i (%54,3) kadındı. Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 24,4±1,3 olup yaş ortalaması kadınlarda 24,3±1,2 erkeklerde 24,5±1,3 olarak saptanmıştır. Prekonsepsiyonel bakım ve danışmanlık kavramını daha önce duyup duymadıkları sorgulandığında 125 (%67,2) katılımcı evet, 61 (%32,8) katılımcı ise hayır cevabını vermiştir. Prekonsepsiyonel bakım kavramını duyanların %58'i fakülte derslerinde duyduğunu belirtmiştir. Düzenli egzersiz yapan katılımcıların doğru cevap sayısı, düzenli egzersiz yapmayan katılımcılara oranla anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. En çok yanlış yapılan sorular beslenmeyle ilgili sorular olmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre intörn hekimlerin prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi düzeyleri oldukça düşüktür. İntörn hekimler olumsuz gebelik sonuçlarına neden olabilecek risk faktörlerini genel olarak biliyorlar fakat sadece gebelikte değil, gebelik öncesinde de önlem alınması gerektiği ve nasıl müdahale edilmesi gerektiği konusunda bilgi düzeylerinin arttırılmasına ihtiyaçları vardır. Anahtar kelimeler: Döllenme Öncesi Bakım, İntörnlük, Aile Hekimliği, Tutumlar

Aile hekimliğiDoktorlar-aileDölleme+1
Neslihan Canbaz
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinde nikotin bağımlılığı ve sağlık anksiyetesi ilişkisi

Çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinin nikotin bağımlılık düzeylerinin ve sağlık anksiyetelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmamız 2023 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. Sınıf öğrencilerinde yapılan kesitsel tipte bir araştırmadır. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan 178 son sınıf öğrencisi çalışmaya dahil edildi. Araştırmada kullanılmak üzere oluşturulan anket formu sosyodemografik özellikler, Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi ve Sağlık Anksiyetesi Ölçeği olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Çalışma grubundaki öğrencilerin yaşları 23-27 arasında değişmekte olup ortalaması±SS 23,89±0,89 olarak saptanmıştır. Çalışma grubunda yer alan sigara kullanmakta olan 86 tıp fakültesi 6.sınıf öğrencisinin Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalaması±SS 4,35±2,76 olup, ortanca (minimum-maksimum) değeri 5,0 (0,0-10,0) olarak saptandı. Sigara kullanan öğrencilerin 36'sı (%41,9) orta, 31'i (%36,0) düşük, 19'u (%22,1) yüksek düzeyde bağımlılığa sahip idi. Kadınlarda yüksek nikotin bağımlılık düzeyi daha az sıklıkta saptandı. Çalışma grubundaki öğrenciler arasında sağlık hizmeti almak için öncelikle başvurulan sağlık birim tanıdık doktor olanlarda yüksek nikotin bağımlılık düzeyi saptandı. Çalışma grubundaki öğrencilerin Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 17,26±8,61 olup, ortancası(minimum-maksimum) 17,0 (0,0-42,0) olarak tespit edildi. Çalışma grubundaki tıp fakültesi 6.Sınıf öğrencilerinin Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi ile Sağlık Anksiyetesi Ölçeğinin alt boyutları ve toplam puanı arasında herhangi bir korelasyon saptanmadı. Çalışmamızda yer alan tıp fakültesi 6.sınıf öğrencilerinde sigara kullanma sıklığı %48,3 olarak saptanmış olup her iki öğrenciden birinin sigara kullandığı tespit edilmiştir. Sigara kullanımının SA ile direk bir korelasyonu olmasa da bu konuda yapılacak ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ajda Şen Demirel
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran erişkin hipertansif bireylerin tedaviye uyum ve yaşam değişikliği başarısının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran erişkin hipertansiyon hastalarının yaşam tarzı değişikliklerini uygulamaktaki başarısı ve ilaç tedavisine uyum düzeyleri ve bunlar ile sosyodemografik özellikler ve hastalık ilişkili faktörlerin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın örneklemini Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran ve çalışmayı kabul eden erişkin hipertansiyon hastaları oluşturmuştur. Veriler 46 adet sorudan oluşan anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik özellikleri, hastalıkla ve hastalıkla ilişkili yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili 38 soru bulunmaktadır. Ek olarak 8 soru içeren Morisky İlaç Uyum Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların 110'u (65,9) kadın, 57'si erkek (34,1) ve yaş ortalamaları 56,8 olarak saptanmıştır. Katılımcıların beden kitle indeksleri ortalamaları 26,6 fazla kilolu; bel çevresi ortalaması kadınlarda ortalama 84, erkeklerde 98 olarak ideal değerlerin üzerinde saptanmıştır. Hipertansiyon tanısı aldıktan sonra katılımcıların 94'ünün (%56,3) tuz tüketimini azalttığı, 16'sının (%9,6) düzenli egzersiz yaptığı, 82'sinin (%49,1) kilo verdiği, sigara içenler arasında 7'sinin (%15) sigarayı bıraktığı, alkol kullananlar arasında 11'inin (%29,7) bıraktığı, 99'unun (%59,3) yağlı yiyecekleri azalttığı, 117'sinin (%70,1) taze sebze ve meyve tüketimini artırdığı saptanmıştır. Meslek grupları arasında işçilerin emeklilere göre zorlanma derecelerinin daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0,05). Katılımcıların Morisky İlaç Uyumu Ölçeği skorlarına göre yarısından fazlasının (%51.5) düşük uyum gösterdiği saptandı.Sonuç olarak hipertansiyon hastalarının yaşam tarzı değişikliklerinde çalışanlar arasında daha fazla olmak üzere zorlandıkları ve ilaç tedavisine yarıdan fazlasının düşük uyum gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmamız ülkemizde hipertansiyon yönetimine uyum konusunda yeni veriler eklemenin yanında uyumsuzluğa neden olabilecek faktörlerin belirlenebilmesi açısından önemlidir. Hipertansiyon hastalarının hem yaşam tarzı değişikliklerine hem de ilaç tedavisine uyumunu etkileyen faktörlerin incelenerek, sorunların tespit edilmesi, sorunlara ve tedaviye uyumu arttırmaya yönelik eğitim programlarının düzenlenmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.

Hasta uyumuHipertansiyon
Ozan Keleş
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarında tükenmişlik ve evcil hayvan sahiplenme ilişkisi

ÖZET Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarında tükenmişlik ve evcil hayvan sahiplenme ilişkisinin araştırıldığı çalışmamıza gönüllü olarak farklı unvan ve branşlarda 240 hekim katılmıştır. Katılımcılardan sosyodemografik veri formu, Lexington Evcil Hayvanlara Bağlanma Ölçeği (LEHBÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE)'nin olduğu anket yardımıyla veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis Testi, Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların %54,2'si (n=130) kadın, %45,8'i (n=110) erkektir. Katılımcıların yaş ortalamaları 31,78,5 (min=24, max=66) yıl olarak saptanmıştır. MTE yönünden medeni durum, kiminle yaşadığı, çocuk sahibi olma durumu, ünvan, sigara ve alkol kullanım durumuna göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. LEHBÖ yönünden cinsiyet, medeni durum, kiminle yaşadığı, çocuk sahibi olma durumu, alkol ve sigara kullanım durumuna göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Araştırma sonuçları, cinsiyetin tükenmişlik üzerinde bir etkisi olmadığını, evliliğin tükenmişlik üzerinde azaltıcı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bu bulgu, eş desteğinin stres ve tükenmişlikle başa çıkmada önemli bir faktör olduğunu işaret etmektedir. Ayrıca, tek başına yaşamanın duyarsızlaşma üzerindeki olumsuz etkisi, sosyal ilişkilerin psikolojik sağlık üzerindeki önemini vurgulamaktadır. Çocuk sahibi olmanın da tükenmişlik üzerinde olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir; bu da aile yapısının ve sorumlulukların bireylerin tükenmişliği üzerinde pozitif etkileri olabileceğini göstermiştir. Ekonomik ve profesyonel faktörlerin, özellikle gelir durumu ve mesleki branşın, tükenmişlik üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı görülmüştür. Bu durum, tükenmişliğin daha çok kişisel ve sosyal faktörlerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Sigara ve alkol kullanımının tükenmişlikle bağlantılı bazı altboyutlar üzerinde etkili olduğu saptanmış, bu da kötü alışkanlıkların tükenmişlik ile bağlantısını ortaya koymuştur. Evcil hayvan sahipliğinin ise tükenmişlik üzerinde doğrudan bir etkisi saptanmamıştır. Literatürde farklı sonuçlara ulaşan çalışmalar nedeniyle daha büyük örneklem ve meslek gruplarında bu durumu araştıran çalışmalara ihtiyaç vardır. Sonuç olarak, bu çalışma, tükenmişlikle mücadelede bireysel ve sosyal faktörlerin önemini vurgulamakta ve sağlık profesyonellerinin tükenmişlik düzeylerini azaltmaya yönelik müdahalelerin tasarımında bu faktörlerin dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Sosyal destek, iş-yaşam dengesi ve sağlıklı yaşam tarzı seçimleri, tükenmişliği azaltmada kritik öneme sahiptir. Bu bulgular, sağlık sektöründe çalışanların sağlığını korumak ve geliştirmek için kapsamlı stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Anahtar kelimeler: tükenmişlik, evcil hayvanlar, doktorlar

Ayça Yılmaz
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkezinde aile içi şiddet farkındalığının ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Aile içi şiddet birey, aile ve toplumun tümüne biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz etkileri olan önemli bir sorundur. Aile içi şiddete yönelik farkındalığın artması ile şiddetin önlenmesi başta birey ve toplumun sağlığında iyileşme sağlayacaktır. Bu çalışmada Edirne il merkezindeki bireylerin aile içi şiddet farkındalıklarının ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 1 Şubat 2023 ile 31 Mayıs 2023 tarihleri arasında Edirne il merkezindeki Aile Hekimliği birimine kayıtlı 18 yaş ve üzeri, çalışmamıza katılmayı kabul eden 405 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmayı kabul eden tüm hastalar çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, evlilik özelliklerini, aile içi şiddet konusundaki bilgi kaynaklarını, aile içi şiddet sonrası yardım alınabilecek yerleri, aile içi şiddet tecrübelerini, aile içi şiddet sonrasındaki davranış biçimlerini sorgulayan 29 soru ve Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği'ne ait 20 soruluk anket ile toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 41,48±12,75 olup, Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 24,03±4,43 saptanmıştır. Katılımcıların aile içi şiddet farkındalıklarının düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda yaş, cinsiyet, evlilik durumu, evlenme çeşitleri, eşini tanıma süresi, çocuğa sahip olma, evde bakmakla yükümlü olunan birinin bulunması, eğitim durumu, eşinin eğitim durumu ve mesleğin aile içi şiddet farkındalığını etkilediği saptanmıştır. Aile hekimleri hastalarını potansiyel şiddet mağduru veya faili olarak kabul etmeli; hastaları bilgilendirme yapabileceği en erken dönemde aile içi şiddet hakkında danışmanlık vermeli, ve bunu yaparken hastanın evlilik ve ev içi dinamiklerine hakim olarak, etkin bir şekilde gerçekleştirmelidir.

Aile içi şiddet
Eralp Koca
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının ve adanmışlıklarının değerlendirilmesi

Bu çalışma ile Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarını ve bu mesleğe olan adanmışlıklarını değerlendirmeyi hedefledik. Hekim adaylarının tutumlarına ve adanmışlıklarına etki eden faktörleri ortaya çıkarmayı amaçladık. Çalışmamıza katılan 196 intörn hekime mesleki tutum, adanmışlık ve bunları etkileyebileceğini düşündüğümüz, tarafımızca hazırlanan 72 soruluk anket yüz yüze görüşülerek uygulandı. Dağılımın normalliğini test etmek için Kolmogorov-Smirnov testi, çarpıklık ve basıklık değerleri kullanıldı. Normal dağılım gösteren verilerde bağımsız değişkenler t testi, varyans analizi, Pearson korelasyon analizi yapıldı. Normal dağılım göstermeyen verilerde ise Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman korelasyon analizi yapıldı. Bağımlı değişkenler ortalama ve standart sapmaya göre kategorilendirildikten sonra bağımsız değişkenler arasındaki ilişki ordinal lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmamıza toplam 196 intörn hekim katılmış olup katılan hekimlerin %51,5'i kadın, %48,5'i erkek idi. Ortalama yaş 24,19±1,174 olarak hesaplandı. Katılımcıların %14,3'ünün çekirdek ailesinde hekim mevcuttu. Öğrencilerin %31,6'sının anne öğrenim durumu, %53,1'inin baba öğrenim durumu üniversite ve üzeri idi, %60,7'sinin aile geliri giderine denkti. Cinsiyet mesleki tutumu ve adanmışlık için anlamlı farklılık oluşturmadı. Tıp fakültesine isteyerek girenlerin, mesleği seçmedeki en önemli etken hayat kurtarmak ve insanlığa faydalı olmak olanların, düzenli uykuya sahip olanların, fakültesinden memnun olanların ve meslekten beklentilerinin karşılanabileceğini düşünenlerin mesleki tutum ve adanmışlık seviyeleri daha yüksek çıktı. Baba öğrenim durumu düşük olan katılımcıların mesleki adanmışlık seviyeleri daha yüksek çıktı. Mesleki tutum ve mesleki adanmışlık arasında pozitif yönde korelasyon olduğu görüldü. Mesleki tutumu ve adanmışlıkları değiştirmek zordur ancak imkânsız değildir. Tıp fakültelerinde öğrenim gören hekim adaylarının mesleki tutumlarının ve adanmışlıklarının değerlendirilmesi ve etkileyen faktörlerin mezuniyet öncesinde belirlenmesi, hekim adaylarının hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının ve adanmışlıklarının iyileştirilebilmesine olanak sağlayacaktır.

Berat Ucuz
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezinde 55-65 yaş arası nüfusun sağlık okuryazarlığı ve aktif yaşlanma tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, yaşlı bireylerin aktif yaşlanma sürecini ve bu sürecin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini derinlemesine anlamayı, böylece hem sağlık profesyonellerinin hem de politika yapıcıların yaşlı nüfusa yönelik daha bilinçli stratejiler geliştirmelerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır, Çalışmaya Trakya Üniversitesi Hastanesinden 27.02.2023 tarih ve 03/24 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya dahil olma kriterleri; çalışma süresinde Edirne il merkezinde bulunan aile sağlığı merkezine başvurmuş olmak, çalışmaya katılmaya gönüllü olmak ve 55-65 yaş arası olmak olarak belirlenmiştir. Çalışmaya toplamda 387 hasta (E=183, K=204) dahil edilmiştir. Ortalama yaş 59,913,15 yıldır. Cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, emekli olma durumu, mesken durumu, sigara ve alkol kullanım durumu, kronik hastalık durumuna göre Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği, yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Ancak eğitim durumu, çalışma durumu, sosyal güvencesi, gelir düzeyi durumu, sağlık durumuna göre Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Sağlık okuryazarlığının artırılması, yaşlı bireylerin yaşam kalitelerini iyileştirmeye ve aktif yaşlanma süreçlerini desteklemeye yönelik önemli bir strateji olarak değerlendirilmelidir Sağlık okuryazarlığını geliştirmeye yönelik eğitim programları ve politikalar, yaşlı bireylerin sağlıklı yaşam bilgisini artırabilir ve onları sağlıkla ilgili daha bilinçli kararlar almaya teşvik edebilir, böylece aktif ve sağlıklı yaşlanmalarını destekleyebilir. Anahtar Kelimeler: Aktif yaşlanma, yaşlı hasta, yaşam kalitesi

Aktif yaşlanmaOkul yaşam kalitesi
Salih Emre Özcan
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne ilindeki aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile hekimlerinin e-nabız farkındalığı

Bu çalışmamızda Edirne ilinde aile hekimlerinin e-Nabız kullanımı ve farkındalığını araştırmak ve e-Nabız kullanımının arttırılmasını sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini Edirne ilindeki aile sağlığı merkezlerinde görev yapan 128 sözleşmeli aile hekimi oluşturmuş ve 98 aile hekimine ulaşılmıştır. Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar ve Etik Kurulu onayı alındıktan sonra 27 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan hekimlerin %42,86'sı kadın, %57,14'ü erkek, %82,65'i evli, %19,39'unun uzman aile hekimi olduğu, yaş ortalaması ise 45,45±7,87 yıl ve hekimlerin ortalama 11,68±4,49 yıldır aile hekimliği yaptığı saptandı. Hekimlerin %9,18'i hiç aile hekimliği birimini değiştirmemişken, %50'si bir kez, %40,82'si ise iki veya daha fazla kez aile hekimliği birimini değiştirmiştir. Hekimlerin %92,86'sının e-Nabız uygulamasının işlerini kolaylaştırdığı, %90,82'sinin işlerinin bu sistemle daha hızlı olduğu, %97,92'sinin de sistemin ülke ekonomisine katkıda bulunduğunu düşündüğü saptandı. Ayrıca hastalarına e-Nabız sistemini anlatan hekimler incelendiğinde %54,08'ünün bazen, %14,29'unun da sıklıkla anlattığı sonucuna ulaşıldı. Covid-19 pandemisi sonrası e-Nabız kullanma oranı ne kadar değiştiği sorulduğunda ise hekimlerin %8,16'sının azaldığı, %73,47'sinin değişmediği, %14,29'unun arttığı ve %4,08'inin çok arttığı sonucuna ulaşılmış olup e-Nabız sisteminden memnun olan hekimlerde anlamlı olarak daha fazla artış olduğu, uzman hekimlerde daha fazla artış olduğu saptandı. Ayrıca pandemide hekimlerin %27,08'inin e-Nabız uygulamasının işlerini daha kolaylaştırdığını düşündüğü görüldü. İşlerini kolaylaştırmadığı düşünen hekimler de pandemide e-nabız kullanım değişiminin olmadığı saptandı. Çalışmamızın sonucunda, aile hekimlerinin hastaların ilk başvuru yeri olduğu, birinci basamağın hasta takibinde kilit rol oynadığını düşündüğümüzde aile hekimlerini kapsayıcı çalışmalara dahil edildiğinde e-Nabız sisteminde olan eksikliklerin saptanması ve geliştirilmesi, hekimlere ve hastalara farkındalıklarının arttırılmasının sağlanmasına katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Gökhan Kaya
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran kronik hastalığı olan erişkinlerde sağlık anksiyete düzeyleri ve yaşam kalitesi

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran kronik hastalığı olan erişkinlerde gerçekleştirdiğimiz bu çalışmada kronik hastalıkların, sosyodemografik ve sağlıkla ilişkili değişkenlerin sağlık anksiyetesi ile yaşam kalitesine tesirlerinin irdelenmesi buna ek olarak da sağlık anksiyetesi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızın örneklemi, kronik hastalığı olup Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran 404 erişkinden oluşmaktadır. Veriler, 52 soruluk bir anket formuyla toplanmıştır. Anket formu; kronik hastalıkları, sosyodemografik ve sağlıkla ilişkili değişkenleri irdeleyen 22 soru, 18 soru içeren Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve 12 soru içeren SF 12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşmuştur. Katılımcıların 213'ü kadın, 191'i erkekti. Bir takım sosyodemografik ve sağlıkla ilişkili değişkenlerin; toplam sağlık anksiyetesini ve alt boyutlarını, fiziksel yaşam kalitesini ve mental yaşam kalitesini etkiledikleri bulundu. Kardiyovasküler hastalıkların, dislipideminin, ruh ve sinir hastalıklarının, hepatobiliyer hastalıkların, kas-iskelet sistemi hastalıklarının toplam sağlık anksiyetesini; tiroid hastalıklarının, kardiyovasküler hastalıkların, dislipideminin, kanserin, ruh ve sinir hastalıklarının, hepatobiliyer hastalıkların ve kas-iskelet sistemi hastalıklarının bedensel belirtilere aşırı duyarlılık ve kaygıyı; dislipideminin, hepatobiliyer hastalıkların, kas-iskelet sistemi hastalıklarının hastalığın olumsuz sonuçlarına dair endişeyi arttırdıkları saptandı. Hipertansiyonun, diyabetin, kardiyovasküler hastalıkların, dislipideminin, kanserin, hepatobiliyer hastalıkların, romatizmal hastalıkların, kas-iskelet sistemi hastalıklarının fiziksel yaşam kalitesini düşürdükleri bulundu. Tiroid hastalıklarının, solunum sistemi hastalıklarının, ruh ve sinir hastalıklarının, gastrointestinal sistem hastalıklarının ise mental yaşam kalitesini düşürdükleri saptandı. Sağlık anksiyetesi ve yaşam kalitesi arasında negatif yönlü bir ilişki tespit edildi. Sağlık anksiyetesini ve yaşam kalitesini etkileyen pek çok etken saptanmıştır. Bu etkenlere yönelik atılacak adımlar ile hastaların sağlık anksiyetesi geliştirmeleri önlenip yaşam kaliteleri iyileştirilebilir.

Samed Arslan
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığı

Bu araştırmada Edirne il merkezindeki ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın kapsamında 410 ebeveynden veri toplanmıştır. Araştırmaya 18 yaş üzeri, araştırmaya katılmaya gönüllülük gösteren, Edirne il merkezinde ikamet eden, ebeveyn olan bireyler dahil edilmiştir. 18 yaşından küçük olanlar ve iletişimi engelleyecek problemi olanlar hariç bırakılmıştır. Katılımcılara verilen anket formunda sosyodemografik bilgilere yönelik 12 soru ile İstismar Farkındalık Ölçeği-Ebeveyn Formu (18 soru) yer almaktadır. Elde edilen veriler SPSS 19 (Statistical Package for the Social Sciences version 19, seri no:10240642) istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre ebeveynlerin çocuk istismarı hakkındaki farkındalığı orta düzeyde bulunmuştur. 18-24 yaş grubu ebeveynlerde yüksek, 40 yaş ve üzeri ebeveynlerde ise düşük düzeyde istismar saptanmıştır. Ebeveynlerin eğitim seviyesi ile çocuk istismarı farkındalığı arasında doğru orantılı olacak şekilde anlamlı bir ilişki bulunmuş olup üniversite ve üzeri eğitimi olanlarda düşük düzey istismar, ortaokul mezunu olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. Ebeveynlerin çalışma durumu ile ilgili memur olanlarda düşük düzeyde, ev hanımlarında yüksek düzeyde istismar saptanmıştır. Geliri giderinden fazla olanlarda düşük düzey istismar, geliri giderine eşit olanlarda orta düzey istismar, geliri giderinden az olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. 18-24 yaş aralığında iken çocuk sahibi olanlarda yüksek düzey istismar saptanmıştır. Alkol kullanan ebeveynlerde yüksek düzey istismar saptanmıştır. Çocuklarında kronik hastalığı olan ebeveynlerde düşük düzey istismar saptanmıştır. Kendi çocukluğunda fiziksel istismara uğrayan ebeveynlerde yüksek düzey istismar saptanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda bireylerin sosyodemografik özelliklerine göre çocuk istismarı farkındalığının farklılaştığı izlenmiştir. Çocuk istismarı ve ihmali ile mücadelede ailelere ve çocuklara düzenli aralıklarla eğitim programları sunulmalı ve risk altındaki ailelere sosyal destek ile danışmanlık hizmetleri sağlanmalıdır. Bu yaklaşımlar, çocuk istismarı ve ihmalinin önlenmesine yönelik önemli adımlardır. Birinci basamak sağlık hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetlerini içermekte olup, aile hekimleri bu hizmetlerin sunumunda kritik bir rol oynar. Aile hekimleri, hasta ve sağlık sistemi arasındaki ilk temas noktası olarak hem bireysel hem de sosyal çevresel faktörleri göz önünde bulundurarak değerlendirme yapabilir. Çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili olarak, aile hekimleri, çocuğun korunması, tanı ve tedavi süreçlerinde, istismarın süreğen etkilerinin azaltılması ve destek sürecinde aktif olarak rol oynamalıdır.

Hatice Afranur Çelik
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya üniversitesi tıp fakültesi araştırma görevlilerinde internet kullanım durumları ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışma ile Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Görevlilerinin boş zamanlarındaki internet kullanımları ve internet bağımlılıklarının yaşam kalitesine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma verileri, 15.04.2024-15.06.2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırma görevlisi olan 305 gönüllüye uygulanan anketten elde edilmiştir. Boş Zaman İnternet Kullanımı Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi-İnternet Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu ve katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile ilişkili sorular dahil olmak üzere toplam 75 sorudan oluşan anket, yüz yüze görüşme tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların 159'u kadın (%52,1), 146'sı erkekti (%47,9) ve ortalama yaş 29,56'ydı. Kadınların, bekarların interneti daha çok sosyal etkileşim ve alışveriş amaçlı kullandığı; erkeklerin ve çocuğu olmayanların daha fazla çoklu medya içeriği tükettikleri bulunmuştur. Katılımcıların yarısından fazlasının günde 4 saat ve üzerinde internette vakit geçirdikleri bulunmuştur. Düzenli fiziksel aktivite, sigara kullanmamak ve kronik hastalığı olmamanın yaşam kalitesinin bazı yönlerinde olumlu etkilediği bulunmuştur. Çalışmada, internetin bilgi edinme ve kişisel gelişim amacıyla kullanımının yaşam kalitesinin tüm alanlarına olumlu katkı sağladığı bulunmuştur. Ancak internet bağımlılığı, fiziksel, psikolojik, sosyal ve çevresel yaşam kalitesi boyutlarının tamamında düşüşe yol açmıştır. Bu bulgular, internet bağımlılığının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ve aile hekimlerinin bu konuda bilinçli danışmanlık sağlamasının önemini vurgulamaktadır.

Ahmet Fürkan Kabacık
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki aile hekimlerinin birey merkezli yaklaşıma yönelik bilgi ve tutumları

Bu çalışmamızda Edirne ilinde bulunan sözleşmeli aile hekimlerinin hasta merkezli yaklaşıma yönelik bilgi ve tutumlarının ölçülmesi, arttırılmasını sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini Edirne il merkezinde aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sözleşmeli 58 aile hekimi oluşturmakta olup 52 aile hekimine ulaşılmıştır. Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar ve Etik Kurulu, İl Sağlık Müdürlüğü onayı alındıktan sonra hekimlere sosyodemografik veriler ve Hasta-Hekim Yönelim Ölçeği'nden oluşan anket uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan hekimlerin %51,92'si kadın, %80,77'i evli olup yaş ortalaması incelendiğinde ortalama 48,73±7,18 yıl idi. Hekimlerin %16,92'si aile hekimliği uzmanı, %67,31'i aile hekimi, %5,77'si sözleşmeli aile hekimliği uzmanlık eğitimi alan hekim olarak görev yapmakta olup hekimlerin yaklaşık yarısı Aile Sağlığı Merkezi ile aynı bölgede ikamet ediyordu. Meslekte çalışma süreleri incelendiğinde ortalama 23,42±7,5 yıl, birinci basamaktaki çalışma süre ortalaması 20,08±8,9 yıl, şu an bulundukları Aile Sağlığı Merkezinde çalışma süreleri 9,23±6,9 yıl ve toplam çalışılan Aile Sağlığı Merkezi sayısı ortalama 2±0,9 olarak bulundu. Hekimlerin Hasta-Hekim Yönelim Ölçeği puan dağılımları incelendiğinde toplam ortalama puan 56,1±8,8, önem verme alt ölçeği ortalama puan 29,35±3,7 ve paylaşım alt ölçeği ortalama puan 26,75±7 olarak saptandı. Çalışmamızda Hasta-Hekim Yönelim Ölçek puanları ile hekimlerin medeni durumları, cinsiyetleri, çalışma bölgelerinde ikamet etme durumları, yaşları, meslekteki süreleri, birinci basamakta çalışma süreleri, şu an ki birimde çalışma süreleri, çalışılan Aile Sağlığı Merkezi sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamadı. Çalışmamıza katılan hekimlerin paylaşım alt ölçeği puanları ile görevleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış olup aile hekimlerinin, aile hekimliği uzmanlarından ve Sözleşmeli Aile Hekimliği Uzmanlık Eğitimi asistanlarından daha düşük puan aldığı görüldü. Çalışmamızın sonucunda, aile hekimliğinin temelinde biyopsikososyal yaklaşımının olduğu düşünüldüğünde hasta merkezli yaklaşımın aile hekimliği disiplininde çok önemli olduğu görülmektedir. Aile hekimlerinin yoğun çalışma şartları olduğu düşünüldüğünde aile hekimlerinin farkındalıklarını arttırmak ya da hasta merkezli yaklaşımı hatırlatmak için düzenli eğitimlere önem verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Hasta merkezli yaklaşım, PPOS, biyopsikososyal yaklaşım.

Ayşenur Kutlugün Uyar
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliğinde kapsamlı yaklaşım: Bir ölçek geliştirme çalışması

Bu çalışmada aile hekimliğinde kapsamlı yaklaşım çekirdek yeterliğini değerlendiren geçerli, güvenilir ve kullanılabilir bir ölçek geliştirmek hedeflenmiştir. Akut ve kronik hastalıkların eş zamanlı yönetimi, sağlığın geliştirilmesi ve hastalıkların önlenmesi; tedavi, bakım, rehabilitasyon ve palyasyonun koordinasyonu başlıkları altında madde havuzu oluşturulmuştur. Bu madde havuzu geliştirici grup değerlendirmeleri, uzman görüşleri ve pilot uygulama sonucunda 45 maddeye düşmüş ve son halini almıştır. Online anket yoluyla elde edilen 237 faal aile hekiminin verileri geçerlik ve güvenirlik analizleri için kullanılmıştır. Yapılan faktör ve madde analizleri sonucu 6 madde çıkarılmış 39 maddelik son ölçek formu ile analizler tamamlanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonunda yedi faktörlü çalışan bir yapı elde edilmiştir. Madde analizleri yapılarak maddelerin kalitesi değerlendirilmiştir. Maddelerin birbirleriyle ve ölçeğin tamamıyla yeterli uyum gösterdiği tespit edilmiştir. Madde ayırt ediciliğinin iyi düzeyde olduğu görülmüştür. Güvenirliği belirlemek için iç tutarlık analizleri yapılmıştır. Tüm ölçek için Cronbach alfa değeri 0,948 olarak bulunmuştur. Bu değer yüksek düzey güvenirliği göstermektedir. Madde çıkarılması halinde Cronbach alfa değişimleri ve testi iki eş yarıya bölme analizleri de ölçeğin güvenirliğini desteklemektedir. Araştırmanın devamı için kalabalık bir örneklem grubuyla ölçeğin son haliyle bir uygulama daha yapılması, bu verilerle ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizlerinin tekrar edilmesi, faktör yapıları ve faktör isimlerinin tekrar değerlendirilmesi, doğrulayıcı faktör analizi ile faktör yapılarının doğrulanması ve mümkünse test- tekrar test güvenirlik analizin yapılması planlanmıştır. Bu çalışmada, geliştirilen ölçeğin geçerliğine ve güvenirliğine kanıt olarak mümkün olduğunca fazla yönteme yer verilmiştir. Bu kanıtların daha fazla uygulama ile arttırılması mümkündür. Ancak mevcut haliyle de aile hekimliğinde kapsamlı yaklaşımın tanımlanması ve değerlendirmesinde bir kaynak ve çekirdek yeterliklerle ilgili bundan sonra yapılacak çalışmalar için bir yol gösterici olabilir.

Ozan Taylan Engin
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp fakültesi öğrencilerinde empati ve duygusal zeka ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati ilişkisinin ve ilişkili faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın evrenini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanlığından alınan verilere göre, 1770 tıp fakültesi öğrencisi oluşturmaktadır. Minimum örneklem sayısı, hata payı %5, güven aralığı %95 olarak alınarak 316 kişi olarak belirlenmiştir. Çalışmamıza toplam 411 gönüllü öğrenci katılmıştır. Veriler 69 sorudan oluşan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Anket formunun ilk 18 sorusu katılımcıların sosyodemografik özelliklerini belirlemeye yönelik sorulardan oluşmaktadır. Ek olarak katılımcılara 31 soru içeren Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeği, 20 soru içeren Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formu uygulanmıştır. Katılımcıların 233'ü (%56,7) kadın, 178'i (%43,3) erkek ve yaş ortalaması 21,29±2,5 yıl olarak saptanmıştır. Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeğin'den alınan ortalama puan 90,9±11,02 olarak, Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formun'dan alınan ortalama puan 91,18±15,6 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızda cinsiyet, aylık hane geliri, aile tipi ile Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeği puanları arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır. Kronik hastalık öyküsü, tıp fakültesi tercih nedenleri ile Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formu arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır. Duygusal zeka ile bilişsel empati arasında pozitif yönlü, duygusal empati arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Duygusal zeka ve empatinin birçok bireysel faktöre göre değişiklik gösterdiği görülmektedir. Hasta- hekim iletişimine, sağlık hizmet kalitesine olumlu yönlü katkı sunacağı düşünülen duygusal zeka ve empati becerilerinin gelişimine tıp eğitim müfredatında daha fazla yer verilebilir, gelişiminin önündeki bariyerlerin tespitine yönelik çalışmalar yürütülebilir. Anahtar kelimeler: empati, duygusal zeka, tıp öğrencileri

Hazal Gül Yeşil
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntörn ve stajyer doktorlarda internet bağımlılığı, umutsuzluk ve yaşam doyumunun değerlendirilmesi: trakya üniversitesi örneği

İnternet, yaşamın her alanında yerini alıp bireyleri kendine bağımlı hale getirse de internet bağımlılığı tanı ölçütleri henüz net değildir. Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesindeki intörn ve stajyer doktorlarda 'İnternet Bağımlılığı'nın çeşitli sosyodemografik etkenlerle, 'Umutsuzluk' ve 'Yaşam Doyumu' ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın örneklemini katılmayı kabul eden Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki 324 öğrenci oluşturmuştur. Veriler 45 sorudan oluşan anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik verileriyle ilgili 8 soru bulunmaktadır. Ek olarak 12 soru içeren Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu, 20 soru içeren Beck Umutsuzluk Ölçeği ve 5 soru içeren Yaşam Doyumu Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Katılımcıların 191'i (%59,0) kadın, 133'ü (%41,0) erkek ve yaş ortalaması 22,99 ± 1,47 olarak bulunmuştur. Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu'ndan aldıkları puan ortalaması 30,0±7,5'tir. Ruh hastalığı, depresyonu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ve ders amacıyla internet kullanmayanların internet bağımlılığı puanı daha yüksek saptanmıştır. Cinsiyet, yaş, sınıf, yaşadığı yer ve gelir durumuyla internet bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ruh hastalığı, depresyonu, anksiyetesi olanlarda daha yüksek düzeyde umutsuzluk; olmayanlardaysa daha yüksek yaşam doyumu saptanmıştır. Ayrıca geliri giderinden az olanların daha az yaşam doyumuna sahip olduğu saptanmıştır. Öğrenciler arasında minimal düzeyde umutsuzluğu olanlar orta ve şiddetli düzeyde umutsuzluğu olanlara göre daha düşük internet bağımlılığına sahip olarak bulunmuştır. Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu ve Yaşam Doyumu Ölçeği puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki saptanmıştır. İnternet bağımlılığının birçok faktörden etkilendiği görülmüştür. Birinci basamak sağlık hizmetleri, bu faktörlere yönelik atılabilecek adımlarla erken tanı ve müdahalede bulunabilir. Bireylerin en yakın temas noktası olan aile hekimleri bu noktada önemli görev üstlenebilir. Anahtar kelimeler: tıp öğrencileri, umutsuzluk, internet, internet bağımlılığı bozukluğu

İrem Ergül Mete
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencilerinde beden algısı ve etkileyen faktörler

Çalışmamızda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinde beden algısı ve buna etkileyen faktörleri irdelemeyi amaçladık. Örneklemimizi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 6. sınıfta okuyup, çalışmaya katılmayı kabul eden 226 öğrenci oluşturmuştur. Verilerimiz 79 soruluk bir anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formumuzda sosyodemografik özellikler ve yaşam alışkanlıklarıyla ilgili 23 soru, İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği'ni içeren 16 soru ve Vücut Algısı Ölçeği'ni içeren 40 adet soru bulunmaktadır. Çalışmamıza katılanların 111'i (%49,1) kadın, 115'i (%50,9) ise erkektir. Kadın öğrencilerin ölçek ortalaması 99,15±20,12 puan iken, erkek öğrencilerinki ise 86,10±24,36 puandır. Analizlerimizde erkek öğrencilerin, düzensiz bile olsa romantik ilişkisi bulunanların, öz saygı düzeyleri yüksek olanların, egzersiz türü olarak direnç/ağırlık egzersizi tercih edenlerin, vücut kitle indeksine göre kilolu olarak kategorize edilen öğrencilerin beden memnuniyetlerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. (İstatiksel olarak anlamlılıkları sırasıyla; p:0,001 , p:0,001 , r<0,001 p:-0,488 , p: <0,001 , p: 0,022) Katılımcıların fiziksel ya da ruhsal bir hastalığa sahip olup olmaması, diyet ve yeme tutumları, sigara/alkol kullanım alışkanlıkları ve egzersiz süresiyle beden algısı arasında bir ilişki saptanamamıştır. (İlgili parametrelerin p değerleri >0,05'tir.) Bakım harcamaları için ayrılan bütçe ve sosyal medyada geçirilen süre arttıkça ise beden memnuniyetinin düştüğü tespit edilmiştir. (İlgili parametrelerin p değerleri sırasıyla; r:0,010 p:0,172 , r:0,021 p:0,154) Beden algısını etkileyen pek çok parametre olduğu bu çalışmayla birlikte bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Bulgularımızdan yola çıkarak; bireyleri düzenli fizik aktiviteye yönlendirerek, sahip oldukları sosyal destek ağlarını güçlendirerek, sosyal medyada geçirdikleri süreyi ve maruz kaldıkları içerikleri düzenleyerek sahip oldukları beden algısının olumlu yönde değiştirebiliriz. Anahtar kelimeler: Beden algısı, öz saygı, sosyal medya

Pelin Kızılırmak
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki 18 yaş ve üzeri hipertansiyon hastalarının sağlık kuruluşu tercihleri ve tercih nedenleri

Bu araştırmada Edirne il merkezinde herhangi bir nedenle aile sağlığı merkezine başvuran hipertansiyon hastalarının tedavi izlemlerinde sağlık kuruluşu tercihi ve bu tercihi etkileyen nedenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın kapsamında 330 kişiden veri toplanmıştır. Araştırmaya 18 yaş üzeri, araştırmaya katılmaya gönüllülük gösteren, Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı, hipertansiyon hastası olan bireyler dahil edilmiştir. Psikiyatrik hastalığı olanlar ve iletişimi engelleyecek problemi olanlar hariç bırakılmıştır. Katılımcılara verilen anket formunda sosyodemografik bilgilere yönelik 7 soru ile sağlık kuruluşu tercihleri ve tercih nedenlerine yönelik 32 soru yer almaktadır. SPSS 19 (Statistical Package for the Social Sciences version 19, seri no:10240642) istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Katılımcılardan 170'i (%51,05) kadın, 163'ü (%48,95) ise erkektir ve yaş ortalaması 53,33±17,35 yıl olarak saptanmıştır. Katılımcıların eğitim düzeylerinin 81'i (%24,32) ilkokul ve altı, 36'sının (%10,81) ortaokul, 82'sinin (%24,62) lise, 134'ünün (%40,24) üniversite ve üzeri olduğu tespit edilmiştir. Sigara içenlerin oranı %32,43'dir. Egzersiz yapmayanların oranı ise %70,27'dir. Çalışmaya katılanların %49,55'nin devlet hastanesinde, %22,82'si üniversite hastanesinde, %21,92'si özel hastanede ve %5,71'nin aile sağlığı merkezinde tanı aldığı saptanmıştır. Hipertansiyon takibini nerede yaptırdıklarına yönelik soruda katılımcıların %37,54'nün devlet hastanesinde, %24,02'nin özel hastanede, %22,52'nin üniversite hastanesinde, %14,11'nin aile sağlığı merkezinde takip olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda hipertansiyon takibini aile sağlığı merkezinde yaptıran hastaların daha yaşlı ve lise ve altı öğrenim durumuna, özel hastanede ve üniversitede takip olan hastaların ise daha genç ve yüksek lisans ve üstü öğrenim durumuna sahip olduğu saptanmıştır. Aile hekimine başvurunun en yüksek oranı %88,59 ile tansiyon ilaçlarını reçete ettirmektir. Aile hekimine başvurunun en az olduğu durum ise %12,01 ile rapor çıkartmaktır. Katılımcıların hipertansiyonla ilgili aile hekimlerinden beklentileri incelendiğinde, en çok 302 katılımcı (%90,69) "Hekimlerinden ilaçlarının yazılmasını beklediklerini" belirtmiştir. Çalışma neticesinde hastaların takiplerinin her aşamasında farklı sağlık kuruluşlarını tercih etmekte oldukları tespit edilmiştir. Hastaların daha detaylı tetkik, kronik hastalık yönetimi ve rapor çıkarma gibi işlemler için ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşlarını seçmeleri, bu merkezlerin daha kapsamlı ekipman ve laboratuvar desteği sunduğu gerçeğine işaret etmektedir. Özetle gelişmiş kaynaklarla donatılmış birinci basamak sağlık hizmetleri, hipertansiyon hastalarının ihtiyaçlarına daha hızlı ve etkin bir çözüm sunabilir. Birinci basamak hizmetlerinin güçlendirilmesi, ikinci ve üçüncü basamakların hasta yükünü hafifletirken, kronik hastalık yönetiminde daha tutarlı ve uzun vadeli çözümler sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: hipertansiyon, hasta tercihi, sağlık kuruluşları, Aile Hekimliği

Hilal Baran
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki Aile hekimlerinin bütüncül yaklaşıma yönelik bilgi ve tutumları

Bu çalışmada Makivić ve Klemenc- Ketiš'in geliştirdiği "Scale for BioPsichoSocial Dimension of Family Physician' Work" ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılması ve bu ölçek ile Edirne ilindeki aile hekimlerinin biyopsikososyal yaklaşım ile ilgili bilgi ve tutumlarının görülmesi amaçlanmıştır. Ölçeğimiz 35 soru ve 3 alt boyuttan (biyomedikal, psikolojik ve sosyal) oluşmaktadır. Çalışmaya katılan hekimlerin 31'i (%55,4) kadın, 25'i (%44,6) erkekti. Hekimlerin ortalama yaşı 46,36±8,68 iken, 42'si (%75) pratisyen aile hekimi, 14'ü (%25) aile hekimliği uzmanıdır. Çalışmaya katılan hekimlerin meslekte geçirdikleri süre ortalama 21,24±9,25 yıl, birinci basamakta ortalama çalışma yılı 18,36±9,8 yıl, şuan görev yaptığı birimde ortalama çalışma yılı 8,62± 6,35 yıldır. Günlük ortalama baktıkları hasta sayısı 78,09±20,87 olup, hasta başına ayırdıkları ortalama süre 6,68±2,81 dakikadır. Çalışmamızda birinci basamakta çalışma süreleri daha fazla olduğu için pratisyen hekimlerin bütüncül yaklaşımlarının daha güçlü olduğu saptanmıştır. Aile hekimlerinin bütüncül yaklaşımı arttıkça, günlük baktığı hasta sayısının arttığı görülmüştür. Çalışmamızda kadın hekimlerin hasta başına ayırdığı ortalama sürenin, erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek olduğu görülmektedir. Sonuç olarak Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yaptığımız ölçek ile hekimlerin biyopsikososyal yaklaşımları ölçülerek uzmanlık öncesi ve sonrası eğitimlerle konuya ağırlık verilerek, bütüncül yaklaşımları gelişmiş hekimler yetiştirilebilecektir.

Büşra Nur Demirci
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezinde 20-60 yaş arası kadınlarda meme kanseri önleme davranışlarının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 20-60 yaş arası kadınların meme kanseri tarama yöntemleri hakkındaki bilgi, tutum ve önleme davranışlarını değerlendirmek, kadınlarda farkındalık geliştirmek, bilgi düzeyini arttırmak ve bu sayede meme kanseri taramalarına olan katılımın artmasını sağlamaktır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 20-60 yaş arası 404 kadından oluşmaktadır. Veriler 37 adet sosyodemografik özellikleri ve meme kanseri bilgi ve tutumlarını sorgulayan soru ile Kadının Meme Kanseri Önleme Davranışlarını Etkileyen Faktörleri Belirleme Ölçeği'nden oluşan bir anket ile toplanmıştır. Çalışmamıza katılan kadınların yaş ortalaması 38,19±11,71 olarak saptanmıştır. Kadınların %65,6'sı evli, %47'si üniversite/yüksekokul mezunu, %32,4'ü ev hanımıydı. Kadınların %46'sı fazla kilolu veya obezdi. Kadınların %40,6'sının meme kanseri tanısı almış en az bir tanıdığı vardı. Kadınların %74,5'i kendi kendine meme muayenesi yapmayı bildiğini, %76,5'i en az bir kere yaptığını ifade ederken sadece %8,9'u ayda bir düzenli olarak yaptığını belirtmiştir. Kadınların %44,1'i klinik meme muayenesi yaptırmış, ancak sadece %20,3'ü yılda bir düzenli olarak bu muayeneyi yaptırdığını belirtmiştir. Kırk yaş üstü kadınların %69'u mamografi çektirdiğini bildirmiştir. Kadınların ölçekten aldıkları ortalama puan 121,3±18,6 olarak hesaplanmış olup olumlu olarak değerlendirilmiştir. Kadınların motivasyon puan ortalaması yüksek ama öz bakım puan ortalamasının düşük olduğu saptanmıştır. Yaş ve eğitim düzeyi arttıkça ölçekten daha yüksek puan alınmıştır. Birinci derece akraba veya arkadaşında meme kanseri olmuş tanıdığı olan kadınlar ile meme kanseri hakkında eğitim almış ve tarama davranışlarını düzenli bir şekilde yerine getiren kadınların meme kanserini önlemeye yönelik daha olumlu davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. Sonuç olarak kadınların meme kanseri hakkında bilinçlendirilmesi ve taramalara katılımın arttırılması gerekmektedir. Bunun için hekimlerin kadınları bilgilendirmesi, katılımı teşvik eden eğitim programlarının yapılması ve sürekliliğin sağlanması için takip sistemleri oluşturulması gerekmektedir.

Remzi Aylı
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde gelecek kaygısı ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi

Bu çalışma ile geleceğin hekimlerinde mevcut olabilecek, hekimlerin iyilik halini ve dolaylı olarak toplum sağlığını etkileyebilecek gelecek kaygısını ve etki eden faktörleri tanımlamak, bu konuda gelecekte yapılabilecek araştırmalara ve yetkililer tarafından yapılacak iyileştirmelere ışık tutmak amaçlanmaktadır. Çalışmaya Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 15.04.2024 tarih ve 07/44 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmamıza 187 kişi katılmıştır ve "Üniversite Öğrencilerinde Gelecek Kaygısı Ölçeği" sorularını içeren, toplam 44 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Katılımcıların %48'i erkek (n=90), %52'si kadın (n=97) ve yaş ortalaması 24,671,12 yıl idi. Geliri giderinden fazla olan öğrencilerde, gelecekten umutsuzluk ve toplam skor anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p=0,023, p=0,028). Erkek öğrencilerin gelecek korkusu ve toplam kaygı skorları, kadın öğrencilere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p=0,025, p=0,037). Uyku problemi olan öğrencilerde gelecekten umutsuzluk ve toplam skorlar, uyku problemi olmayanlara göre anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0,041, p=0,001, p=0,006). Psikiyatrik hastalığı olan öğrencilerin gelecek korkusu ve toplam skorları, psikiyatrik hastalığı olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,016, p=0,011). İlaç kullanan öğrencilerde gelecek korkusu ve toplam skorlar, ilaç kullanmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,012, p=0,022). Meslek değiştirmeyi düşünen öğrencilerde gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorlar anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0,001, p=0,006, p=0,001). Tıp fakültesini tekrar seçmeyeceğini belirten öğrencilerin gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorları, tekrar tıp seçeceğini belirtenlere göre anlamlı derecede daha yüksektir (p=0,026, p=0,001, p=0,011). Tıp eğitiminin yeterli olmadığını düşünen öğrencilerin gelecek korkusu, umutsuzluk ve toplam skorları, eğitimi yeterli bulanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p=0,009, p=0,006, p=0,003). Çalışmamızın sonuçları, tıp fakültesi son sınıf öğrencileri arasında gelecek kaygısı ve umutsuzluk düzeylerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bu kaygıların, özellikle tıp eğitiminin zorlukları, mesleki belirsizlikler ve geleceğe dair beklentilerle yakından ilişkili olduğu tespit edilmiştir.

Caner Demir
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekim adaylarının hekimlik algısı

Tıp fakültesi öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının erken dönemde belirlenmesi, meslekleriyle ilgili farkındalık kazanmaları açısından önemlidir. Biz bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim gören 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinin hekimlik mesleğine yönelik tutumlarını, etkili olan faktörleri belirlemeyi vehekim adaylarının tutumlarının arasında fark olup olmadığını belirlemeyi amaçladık. Çalışmanın evrenini Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören toplamda 301 katılımcı ile 4, 5 ve 6.sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Hazırlanan ankette sosyodemografik özellikler ile ilgili sorularla birlikte Hekimlik Mesleği Tutum Ölçeğinin önermeleri olmak üzere toplam 55 sorudan oluşmaktadır.Bağımsız değişkenlerin ölçek ile karşılaştırılmasında Mann Whitney-U, Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Ölçek puanı ile sayısal verilerin karşılaştırılması Spearman Korelasyon testi ile yapılmıştır.Çalışmaya dahil edilen 301 katılımcının %53,8'i kadın, %46,1'i erkek olarak, %34,8'i 4.sınıf, %31,8'i 5.sınıf, %32,2'si 6.sınıf öğrencisi olarak tespit edildi. Ortalama yaş 23,47±1,2 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmada, Hekimlik MesleğiTutum Ölçeği'nden alınan toplam puan 30,00 ile 90,00 arasında değişmekte olup, ortancası 64,00 idi. Çalışmada ölçekten alınan toplam puan ortancası (min-max) erkeklerde 63(55-70), kadınlarda ise 65(60-71) olup; kadınların ölçekten aldıkları puanların daha yüksek olduğu görülmüş kadın öğrencilerin hekimlik mesleğine yönelik daha olumlu tutuma sahip oldukları belirlenmiştir. Hekimlik mesleğine yönelik tutumlarda 4 sınıftan 6. sınıfa doğru ölçek puanında bir düşüş olduğu saptandı ve COVİD-19 pandemisinde tıp fakültesine başlamış olan 5.sınıfların mesleğe bağlılıkları daha düşüktü. Tıp fakültesini isteyerek ve kendi isteği seçen, insanlara yardım etme isteği ile seçen, okuduğu fakülteden memnun olan, beklentilerinin karşılanacağını düşünen ve geleceğinden endişe etmeyen hekim adaylarının hekimlik mesleğine yönelik tutum seviyeleri daha yüksek belirlendi. Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre hekim adaylarının, hekimlik mesleğine yönelik tutumlarının erken dönemde belirlenmesi, öğretim üyelerinin öğrencilere rol model olması tutumlarını olumlu yönde etkilemesi açısından önem taşımaktadır. Tutumların değişmesine yönelik adımların, sağlık hizmetleri ile ilgili yasa ve düzenlemelerin mesleğe yönelik tutumlar üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu bakış açısıyla düşünüldüğünde hekimlik mesleğine yönelik tutum ve ilişkili faktörlerin daha ayrıntılı olarak ortaya konması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: tutum, tıp öğrencileri, hekimlik mesleği

İrem Ceren Çolakoğlu
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezlerine başvuran ebeveynlerin serviks kanseri ve human papilloma virüs hakkında bilgi ve tutumları

Kanser global anlamda en önemli toplum sağlığı sorunlarının başında gelmektedir. Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumunun 2020 yılında yaptığı araştırmada kadınlarda en sık görülen kanser meme kanseri olarak saptanmıştır. Serviks kanseri ise kadınlarda 4. sırada yer almaktadır. Serviks kanseri en önemli etmeni HPV'dir. Serviks kanseri erken tanı, tedavi ve korunması olan bir hastalık olup ebeveynlerin bilgilerinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Çalışmamız, Edirne'de bulunan 23 aile sağlığı merkezine başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 7-18 yaş arası çocuğu olan 388 ebeveyne kesitsel ve gözlemsel yapılmıştır. Etik kurul onayı (Ek-1) ve Edirne İl Sağlık Müdürlüğü onayı (Ek-2) alındıktan sonra 01.08.2023-29.12.2023 arasında yapılmıştır. Çalışmamızda hazırladığımız anket ile veri toplanmıştır. Ankette sosyodemografik bilgiler, rahim ağzı kanseri bilgileri, HPV bilgisi, HPV aşısı bilgi ve tutumları ile ilgili sorular mevcuttur. Ankete ek olarak Human Papilloma Virüs-Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ) dahil edilmiştir. Ölçek sahibinden izin alınmıştır. Analiz yapılırken tanımlayıcı istatistiksel methodlar, Ki-Kare, Kruskal-Wallis, Oneway Anova testleri uygulanmıştır. Çalışmaya katılan ebeveynlerin %81,44'ünün anne, %18,56'sının baba olduğu, yaş ortalamasının 38,84±6,8 olduğu, öğrenim durumlarının %40,46'sının üniversite ve üzeri olduğu, %27,84'ünün gelirinin giderinden fazla olduğu, %36,86'sının sigara kullandığı, %76,03'ünün cinsel yolla bulaşan hastalıkları bildiği saptanmıştır. Ebeveynlerin %93,3'ünün rahim ağzı kanserini duyduğu, %49,48'inin siğil ile ilişkili olduğunu bildiği, %18,3'ünün HPV'yi bilmediği saptanmıştır. Ebeveynlerin PAP smear testini 79,64'ünün duyduğu ancak %55,15'inin yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin %13,14'ünün HPV aşısı yaptırdığı, çocuklarına ise %7,73'ünün yaptırdığı saptanmıştır. Ebeveynlerin human papilloma virüs bilgi ölçeği ile öğrenim durumları yüksek olanların, sağlık çalışanlarının, gelirleri giderden daha fazla olanların yüksek, sigara kullananların daha düşük puana sahip olduğu saptanmıştır. Çalışmamıza katılan ebeveynlerin %76,03'ü cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında bilgi sahibi iken, yılda bir kontrole gitme oranı %17,53'tür. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %93,3'ü daha öncesinde rahim ağzı kanserini duymuş olup, büyük çoğunluğu öncelikle TV ve internetten daha sonra da ASM'lerden bilgi edinmiştir. HPV aşısı yaptırmayı düşünenlerin büyük çoğunluğu doktor tavsiye ederse, hemen ardından ücretsiz olursa yaptıracağını bildirmiştir. Anahtar kelimeler: Human Papilloma virüs, Serviks Kanseri, HPV aşısı

Esra Arabacı Çiçek
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki aile hekimlerinin toplum yönelimli olmaya yönelik bilgi ve tutumları

Bu çalışmada, Edirne il merkezindeki aile hekimlerinin sağlık hizmeti sunumunda toplum yönelimli olma yaklaşımına dair bilgi ve tutumları incelenmiştir. Araştırma, aile hekimlerinin toplum yönelimli olma ile ilgili bilgi düzeyleri ve tutumlarının, sosyodemografik özellikleri, kanıta dayalı tıp uygulamaları ve çevresel sürdürülebilirlik gibi faktörlerle ilişkilendirilerek değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmanın amacı, hekimlerin toplum sağlığına katkıda bulunmalarını sağlamak ve bu alandaki farkındalıklarını artırmaktır. Kesitsel ve tanımlayıcı bir araştırma olan bu çalışma, Edirne il merkezindeki aile sağlık merkezlerinde çalışan 52 aile hekimiyle gerçekleştirilti. Katılımcıların sosyodemografik verileri, toplum yönelimli olma ile ilgili bilgi düzeyleri ve tutumları, anket yardımıyla toplandı. Veriler, aile hekimlerinin genel sağlık hizmeti sunumundaki deneyimlerini ve toplum sağlığına olan katkılarını anlamak amacıyla analiz edildi. Çalışmamıza 27'si (%51,9) kadın, 25'i (%48,1) erkek, toplam 52 doktor katıldı. Katılımcıların ortalama yaşı 49,90±7 iken yaş ortalaması erkeklerde 52,48±6,51 kadınlarda ise 47,51±6,61 olduğu belirlendi. Katılımcıların 38'i (%73,1) pratisyen aile hekimi ve 14'ü (%26,9) uzman aile hekimiydi. Uzman hekimlerin yaş ortalaması 44,06±8,2; pratisyenlerin 51,8±5,4 idi. Aile hekimleri ortalama 24,5 ± 7,6 (min:8, max:35, medyan:25,5) yıldır hekimlik; 13,2 ± 4,9 (min:4, max:19, medyan:16,00) yıldır aile hekimliği yapmaktaydı. Hekimlerin 26'sının toplam hekimlik süresi 25 yıldan fazla olduğu saptandı. Araştırma bulguları, aile hekimlerinin toplum yönelimli olma konusunda bilgi düzeylerinin, özellikle kanıta dayalı tıp ve çevresel sürdürülebilirlik gibi konularda önemli ölçüde değişiklik gösterdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, pratisyen hekimlerin, toplum sağlığı konularında uzman hekimlerden daha fazla bağımsız kaynaklardan bilgi edinme eğiliminde oldukları saptanmıştır. Meslek süresi 25 yıl ve üzeri olan hekimler ise sürekli eğitim ihtiyacı doğrultusunda, güncel konularla ilgili kaynaklardan daha fazla faydalanmaktadır. Kadın hekimlerin, meslek dışı sorumluluklar nedeniyle akılcı ilaç kullanımı gibi konularda erkek hekimlerden daha düşük bilgi düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, hekimlerin afet yönetimi ve bulaşıcı hastalıklar konusundaki bilgi eksiklikleri, halk sağlığı açısından önemli bir risk faktörü olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, toplum yönelimli olma bilgisi ve tutumu, aile hekimlerinin sağlık hizmeti sunumunda önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın sonuçları, aile hekimlerinin toplum sağlığına yönelik farkındalıklarının artırılması ve sürekli eğitim programlarının güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Çalışmamız sınırlı bir coğrafi alanda yapılmış olup, Türkiye genelinde daha geniş çaplı araştırmaların yapılması önerilmektedir.

Mehtap Tatlıoğlu
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezi aile sağlığı merkezlerindeki aile hekimlerinin özgün problem çözmeye yönelik bilgi ve tutumları

Çalışmamızın amacı Edirne merkezinde aile sağlığı merkezlerindeki aile hekimlerinin özgün problem çözme becerilerine yönelik bilgi ve tutumlarını araştırmak, farkındalığın ve sağlık hizmeti kalitesinin artmasını sağlamaktır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. Çalışma Edirne merkezindeki aile sağlığı merkezlerinde çalışan 52 aile hekimiyle gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan 50 sorudan oluşan bir anket ile toplanmıştır. Katılımcıların ortalama yaşı 47,8 ± 7,3 yıl, hekimlik süresi 22,8 ± 8 yıl, aile hekimliği süresi 12,8 ± 5,9 yıl ve bulundukları aile sağlığı merkezinde çalışma süreleri 8,9 ± 6,1 yıl saptanmıştır. Katılımcıların %51,9'u kadın, %69,2'si pratisyen hekimlerdi. Hekimlerin ortalama kendilerine kayıtlı kişi sayısının 3263,9 ± 490,8 kişi ve günde baktıkları hasta sayısının 74,8 ± 17,6 hasta olduğu saptanmıştır. Katılımcıların Özgün Problem Çözme Becerileri ile ilgili tutum ifadeleri toplam puanı ortalaması 58,65 ± 4,8 ve bilgi ifadeleri toplam doğru sayıları 12,83 ± 2,66 idi. Literatürde hazır ölçek ve kesme noktası olmadığı için çalışmamızda hekimlerin Özgün Problem Çözme Becerileri ile ilgili olumlu tutum sergilediği ve bilgi düzeylerinin orta yüksek olduğu değerlendirilmiştir. Değerlerin hedeflenen düzeyde olmadığı fakat gelecek vaat ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Hekimlerin özgün problem çözme becerilerinin artması ile hizmet kalitesi yükselmesi ve hasta memnuniyetinin artması sonucu günlük baktıkları hasta sayısının arttığı bulunmuştur. Aile hekimliği ile ilgili güncel yayın takibi, literatür takip edecek düzeyde yabancı dil bilme, bilgi soruları doğruları aile hekimliği uzmanlarında daha yüksek saptanmıştır. Sonuç olarak aile hekimlerinin Özgün Problem Çözme'ye yönelik bilgi ve tutumlarının arttırılması için disiplininin eğitimini almış aile hekimliği uzman sayısının arttırılması, hekimlerin niteliksel gelişimlerine önem verilerek sağlık hizmeti kalitesinin arttırılması hedeflenmelidir.

Ayşe Nur Gevenli
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezinde çalışan aile hekimlerinin empati düzeylerinin defansif tıp tutumlarına etkisi

Bu çalışma ile Edirne il merkezi aile sağlığı merkezlerinde görev alan aile hekimlerinin; defansif tıp uygulamaları ile ilişkili faktörleri ve empati düzeylerinin defansif tıp uygulamaları tutumlarına etkisini araştırmak amaçlandı. Çalışmamızın evrenini Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerinde görev alan, çalışmaya katılmayı kabul eden 57 aile hekimi oluşturmaktadır. Veriler, sosyodemografik bilgiler, çalışma ortamlarına dair sorular, "Jefferson Hekim Empati Ölçeği" ve "Defansif Tıp Uygulamaları Tutum Ölçeği"nden oluşan 60 soruluk bir anket ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler için Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U, Spearman korelasyon ve Ki-Kare testleri kullanılmıştır. İstatistiksel olarak p<0,05 anlamlı kabul edildi. Katılımcıların ortalama defansif tıp uygulamaları tutum ölçeği puanı 38,77±11,79, defansif tıp uygulamaları kavramını daha önce duyan katılımcıların oranı %80,7 iken, yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünenlerin oranı %31,6'dır. Katılımcıların %82,5'inin orta ve üzeri düzeyde defansif tıp uygulamalarına yöneldiği, en sık uygulamanın kayıtları detaylı tutmak olduğu görülmüştür. Defansif tıp tutumları ile sosyodemografik veriler, ünvan durumu, kayıtlı nüfus, sözlü veya fiziksel şiddete uğrama durumu ve şikayet edilme durumu arasında ilişki saptamadık. Günlük muayene edilen hasta sayısı ile pozitif defansif tıp arasında pozitif ilişki saptandı, sınıfsız ve D sınıfı aile hekimliği biriminde çalışanların defansif tıp tutumu A sınıfında çalışanlara göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. Hekimlerin empati düzeyi puanı ortalama 79,95±11,93 olarak saptandı. Empati düzeyi ile defansif tıp tutumları arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Defansif tıp uygulamalarını azaltmak ve hekimlerin çalışma ortamlarını iyileştirmek için hukuki destek mekanizmaları, meslek içi eğitimler ve iş yükü yönetimi gibi stratejilerin hayata geçirilmesi önerilmektedir. Empati düzeyinin, merhamet yorgunluğu, tükenmişlik ve mesleki stres gibi faktörlerle etkileşime girerek hekimlerin karar alma süreçlerini ve savunmacı tutumlarını etkileyebileceği değerlendirilmektedir. Bu nedenle, empati, tükenmişlik ve defansif tıp arasındaki dinamiklerin daha iyi anlaşılması için daha kapsamlı ve bütüncül yaklaşımlar gerekmektedir. Anahtar kelimeler: aile hekimliği, empati, savunma tıbbı

Sümeyye Karayel Ucuz
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki hipertansif erişkinlerde öz bakımın değerlendirilmesi

Hipertansiyon yaygın görülmesi, tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada Edirne il merkezinde yaşan hipertansif bireylerde öz bakım düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı olan 18 yaş üstü 405 hipertansif hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik özellikler ve hipertansiyon ile ilgili bilgilerin sorgulandığı sorularla birlikte Hipertansiyon Öz-Bakım Profili'nden oluşan toplam 97 soruluk anket sonucunda araştırmanın verileri elde edilmiştir. Hastalarda görüşme öncesi uygun koşullarda kan basıncı ölçümü yapılmıştır. Katılımcıların 215'i (% 53,1) kadın, 190'ı (% 46,9) ise erkektir. 2019'da yayımlanan Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu'na göre hem sistolik hem diastolik kan basıncı değerleri hedef kan basıncında olan bireylerin oranı %26,91 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek grubu, gelir, sigara ve alkol kullanım durumunun hipertansiyon hastalarında öz bakımı etkilediği bulunmuştur. Öz bakımın yaş ve hastalık süresi ile arttığı tespit edilmiştir. Öz bakım davranışları yalnızca bireylerin alışkanlıklarından değil, aynı zamanda motivasyonlarından da etkilenmektedir; bu durum hastaların öz etkililiklerini artırarak sağlık yönetimlerinde daha aktif rol almalarına yardımcı olmaktadır. Aile Hekimliği hipertansiyon yönetiminde öz bakımın etkin sağlanmasında çok önemlidir. Çalışmamızda hedef kan basıncında olan hastaların oranının düşük bulunması da bu konunun daha fazla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Hastaların öz bakım alışkanlıkları ve yaşam biçimi öncelikli olarak dikkate alınarak hekim ve hasta arasında etkili bir iletişim kurulması, hastaya uygun danışmanlıkların verilmesi, kişi merkezli yaklaşımla diyet ve egzersiz programlarının oluşturulması, düzenli kan basıncı takibinin sağlanması ve hastaların psikososyal boyutlarıyla değerlendirilerek yaşam tarzı alışkanlıklarının kazandırılmasıyla kan basıncının kontrolü sağlanabilir. Anahtar kelimeler: hipertansiyon, özbakım, Aile Hekimliği

Nihal İran Dursun
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne ilinde huzurevlerinde kalan bireylerde polifarmasi ve etkilerinin değerlendirilmesi

Araştırma verileri, Edirne Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren huzurevlerinden hizmet alan, Standardize Mini Mental Testi (MMSE) veya Eğitimsizler İçin Modifiye Edilen Mini Mental Durum Testi'nden (MMSE-E) uygun olanından 24 ve üzerinde puan alan, iletişim kurma kısıtı olmayan 120 gönüllüye uygulanan anketten yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. 38 sorudan oluşan anket, sosyodemografik özellikler, sağlıkla ilgili değişkenler, kullanılan ilaçlar ve Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYA) ile ilgili soruları içermektedir. Katılımcıların 85'i (%70,8) kadın, 35'i (%29,2) erkek olup yaş ortalaması 77,24 ± 8,38 yıl olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %91,7'sinde en az bir kronik hastalık tespit edilmiş olup, günlük ortalama ilaç kullanım sayısı 7,64 ± 5,19 (0-23) olarak saptanmıştır. Ayrıca, katılımcıların %69,2'sinde polifarmasi varlığı tespit edilmiştir. Kronik hastalık varlığı durumunda ve belirlenen bazı kronik hastalıklara sahip olanlarda polifarmasi daha sık görülmüştür. Ayrıca çocuk sahibi olmak, son bir yılda 3 ve üzerinde acil servis başvurusu yapmak, tüm alışverişlerinde yardıma ihtiyaç duymak ve huzurevinde daha uzun süre kalmak ile polifarmasi durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların kullandığı ilaçlar sistematik olarak gruplandırılarak potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri (pDDI) değerlendirilmiştir. Bazı ilaç gruplarını kullanmanın polifarmasi ve pDDI'ni arttırdığı tespit edilmiştir. Ayrıca polifarmasi ile pDDI arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Polifarmasi risk faktörlerinin ve ilişkili durumların belirlenmesi, yönetim stratejileri için önemlidir. Bu süreçte multidisipliner yaklaşım ve aile hekimi katılımı tedavi etkinliğini arttıracaktır. Anahtar kelimeler: Polifarmasi, huzurevi, yaşlı, kronik hastalık

Harun Eker
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkez nüfusunda cilt kanseri ve risklerine dair farkındalık düzeyi

Küresel ısınma ve atmosferdeki değişimler sonucunda yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınları her geçen gün artarak bireylerin güneşe maruziyetini arttırmaktadır. Bunun sonucunda da cilt kanserinin insidansı yıllar içerisinde artmaktadır. Cilt kanserleri koruyucu davranışlar yardımıyla önlenebildiği için koruyucu sağlık hizmeti veren hekimlere önemli görevler düşmektedir. Bu çalışmada Edirne merkez nüfusunda cilt kanseri ve risklerine dair farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmaya 392 kişi katılmıştır. Katılımcılara uygulanan ankette sosyodemografik bilgiler, cilt, fenotipik özellikler (Fitzpatrick skalası kullanılarak), Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların ölçek puanlarının ortalaması 14,09±3,30 olarak saptanmış olup bilgi düzeyi ortalama düzeyde bulunmuştur. Güneşten korunmak için koruyucu önlem almayanların oranı %16,33 olarak bulunurken %60,2'sinin güneş koruyucu krem kullandığı, ancak kremi yıl boyunca kullananların oranı %32,63 olarak saptanmıştır. Krem kullanmama sebepleri %42,86'sının alışkanlıklarının bulunmaması, %18,37'sinin gerekliliğine inanmamaları, %10,20'si unuttukları için, zararlı olabileceğini düşündükleri içindi. Kadınların bilgi düzeyleri erkeklerden, açık tenlilerin, buğday ve koyu kahverengi tenlilerden, güneş koruyucu ürünleri tüm yıl kullananların, güneşten koruyucu krem alırken güneş koruma faktörü, fiyat, deri tipi uygunluğu, emilim düzeyine göre tercih edenlerin bilgi düzeyleri diğerlerinden daha yüksek saptanırken göz renginin, doğal saç renginin, çil varlığının, güneş yanığı olmasının bilgi düzeyini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bireylerin bilgi düzeyleri yeterli olsa da güneşten korunma davranışlarına bilgiyi aktaramadıkları görülmekte olup bireyleri cilt kanseri, güneşin zararlı etkileri konusunda bilgilendirirken bir yandan da bu bilgileri davranışlara dönüştürme ile ilgili çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Aile hekimliği disiplini bireylerin ilk temas noktasıdır bu nedenle hastaların hem primer korunmasında hem de sekonder ve tersiyer korunmasında çok önemli yere sahiptir. Anahtar kelimeler: Fitzpatrick cilt skalası, cilt kanseri, güneş kremi.

Merve Nur Divoğlu
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne ilinde çalışan 1.basamak hekimlerinin nikotin bağımlılığı ve sigara bıraktırmaya yönelik yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, Edirne ilinde görev yapan aile hekimlerinin sigara kullanım durumları ile nikotin bağımlılık düzeylerinin belirlenmesi ve sigara bırakma konusundaki danışmanlık yaklaşımlarının değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu çalışmada araştırmanın evrenini, il genelinde aktif olarak çalışan 135 aile hekimi oluşturmuş; çalışmaya katılmayı kabul eden ve anketi eksiksiz dolduran toplam 111 hekim dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, katılımcıların sosyodemografik özellikleri, sigara kullanım alışkanlıkları ve danışmanlık hizmetlerine ilişkin görüşlerini içeren yapılandırılmış bir anket formu kullanılmış; nikotin bağımlılığı düzeylerinin belirlenmesinde Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 (Statistical Package for the Social Sciences version 25, lisans no: L-GLBC-8TMLRX) istatistik paket programı aracılığıyla değerlendirildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızdaki hekimlerin %59,5'i erkek, %40,5'i kadındır. Katılımcıların yaş ortalaması 46,1 ± 9,2 yıl olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin %31,5'i halen sigara içtiğini, %28'i geçmişte sigara kullandığını ve %40,5'i hiç sigara kullanmadığını ifade etmiştir. Güncel sigara içicilerinde ortalama Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi skoru 3,3 ± 2,5 olarak hesaplanmıştır. Sigara bağımlılık derecesi incelendiğinde %54,3'ü düşük, %34,3'ü orta ve %11,4'ü şiddetli bağımlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Erkek hekimlerde sigara kullanım oranının kadın hekimlere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca sigara kullananların %62,9'u sigarayı bırakmayı düşündüğünü belirtmiştir. Katılımcıların %63,1'i sigara bırakma danışmanlığı konusunda kendilerini yetersiz hissettiklerini bildirmiştir. Bu durumun, özellikle bu konuda herhangi bir eğitim almamış hekimlerde daha yaygın olduğu ve eğitimin, danışmanlık yeterliliği algısını olumlu yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Çalışmamızda, aile hekimlerinin büyük çoğunluğu birinci basamağın sigara bırakma danışmanlığı için uygun bir ortam olduğunu belirtmiş; ancak danışmanlık hizmetlerinin sunumunda zaman yetersizliği ve tıp fakültesi eğitimlerinin eksikliği önemli engeller olarak öne sürülmüştür. Özetle, tütün bağımlılığı küresel ölçekte yüksek sağlık yüküne neden olan başlıca önlenebilir faktörlerden biridir ve etkin müdahale gerektirmektedir. Bu bağlamda birinci basamak sağlık hizmetleri, sigara bırakma danışmanlığının uygulanması açısından en erişilebilir ve sürdürülebilir müdahale alanı olarak öne çıkmaktadır. Danışmanlık sürecinin etkinliği ise, aile hekimlerinin mesleki bilgi düzeyi, klinik yeterliliği ve danışmanlık becerileriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, kapsamlı eğitim içerikleriyle desteklenen standart danışmanlık protokollerinin geliştirilmesi ve hekimlerin bu alandaki yetkinliklerinin artırılması, birinci basamaktaki tütünle mücadele kapasitesini güçlendirecektir. Anahtar Kelimeler: nikotin bağımlılığı, aile hekimliği, sigara bırakma danışmanlığı, mesleki eğitim

Aylin Sönmez Çetinkaya
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Hastanesindeki klinisyen araştırma görevlilerinin besin-ilaç etkileşimi konusundaki bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesi

Besin-ilaç etkileşimlerinin klinik tedavi süreçlerindeki öneminden hareketle, klinisyen araştırma görevlisi hekimlerin bu konudaki bilgi düzeylerini ve farkındalık durumlarını değerlendirmektir. Ayrıca, bu bilgi ve farkındalık düzeylerinin demografik özellikler, uzmanlık alanı, klinik deneyim süresi ve hasta yoğunluğu gibi değişkenlerle olan ilişkisini inceleyerek, sağlık hizmeti sunumunda olası bilgi eksikliklerine dikkat çekmek ve eğitimsel gereksinimleri belirlemek hedeflenmiştir. Çalışmamız, 1 Haziran 2024 ile 31 Ağustos 2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan 511 klinisyen asistan hekim ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Veriler, Besin ve İlaç Etkileşimi Bilgi Düzeyi Saptama Ölçeği'nin 21 bilgi sorusu, hekimlere yönelik farkındalık soruları ve sosyodemografik bilgileri içeren toplam 43 soruluk bir anket aracılığıyla toplanmıştır.Katılımcıların 252 kişinin %50,8'i kadın, %49,2'si erkek olmakla birlikte yaş ortalaması 29.3 ± 4,4 olarak hesaplandı. Katılımcıların ölçekten aldığı ortalama puan 11,4 ± 4,2 olarak belirlenmiştir. Bilgi düzeyi sınıflandırmasına göre, hekimlerin %7,5'i düşük, %31,3'ü orta, %44,4'ü iyi ve %16,7'si yüksek bilgi düzeyine sahiptir. Çalışmamızda meslekte aktif çalışma süresi, uzmanlık eğitimindeki süre, günlük ortalama hasta sayısı ile bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Dahili bölümlerdeki hekimlerin bilgi düzeyleri ve farkındalıkları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kadın hekimlerin BİE toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların farkındalıkları arttıkça bilgi düzeyleri de artmaktadır (r = 0,286, p <0,001). Daha önce BİE ile karşılaşan katılımcıların farkındalıkları ve bilgi düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (χ²(3) = 9,525, p = 0,023).Hekimlere yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, vaka temelli uygulamalı eğitimlerin artırılması ve klinik uygulamalarda farkındalık oluşturacak rehberlerin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Besin-ilaç etkileşimleri, araştırma görevlisi, farkındalık

Ferhat Kumaş
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya üniversitesi Tıp Fakültesindeki intörn hekimlerin genel afete hazırlık inancının değerlendirilmesi

Afetler, sağlık üzerindeki olumsuz etkileri ve toplumsal yükü nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bireylerin afet hazırlık düzeyi, zarar görme riskini doğrudan etkiler. Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn hekimlerinin afet hazırlık durumunu ve etkileyen faktörleri inceleyerek farkındalığı artırmayı, eğitimleri geliştirmeyi ve sağlık çalışanlarının hazırlık düzeyini yükseltmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızın örneklemi, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn hekimlerinden oluşan 243 gönüllü katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler, 55 sorudan oluşan anket formuyla toplanmıştır. Anket formu; sosyodemografik özellikler ve afetlere hazırlık durumuyla ilişkili değişkenleri inceleyen 10 soru ile 45 maddeden oluşan Genel Afet Hazırlık İnanç Ölçeği'ni içermektedir. Katılımcıların yaş ortalaması 23,3 ± 1,3 olup, Genel Afet Hazırlık İnanç Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 168,8 ± 18,8 saptanmıştır. Çalışmamızda, cinsiyet, afet konulu kitap okuma, afet tıbbı eğitimi alma, bireysel afet çantası bulundurma, afet yaşama deneyimi, meslek hayatı ve bireysel hayat için afete hazırlıklı olma gibi değişkenlerin, genel afete hazırlık inançlarını anlamlı şekilde etkilediği saptanmıştır. Çalışmamız, intörn hekimlerin afet hazırlık düzeylerini artırmak için teorik eğitimlerin yanı sıra uygulamalı tatbikatların da gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, afet hazırlığının yalnızca farkındalık oluşturmayı değil, aynı zamanda pratik beceri kazandırmayı da kapsaması gerektiğini göstermektedir. Tıp müfredatına afet psikolojisi ve pratik müdahale tekniklerinin eklenmesi, bu alandaki eksikliklerin giderilmesine katkı sağlayacaktır. Sağlık çalışanlarının afetlere hazırlık kapasitesinin artırılması, toplum sağlığının korunmasında kritik bir rol oynayacaktır. Anahtar Kelimeler: Afet, Afete Hazırlık, Afet Tıbbı, Tıp Öğrencileri

Evin Algan
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgi düzeylerinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki intörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgi düzeylerini ve etkileyen faktörleri değerlendirmek, eksik yönleri belirlemek ve farkındalık yaratmaktı. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki 295 intörn hekimden oluşmaktadır. Veriler 33 adet sorudan oluşan sosyodemografik özellikleri ve periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgilerini sorgulayan araştırmacı tarafından hazırlanmış anket ile toplanmıştır. İntörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi ile ilgili sorulan 25 soruda doğru yanıt ortalamaları 11,91±3,32 (%47,6) olarak hesaplanmıştır. Türkiye için önerilen birinci basamakta periyodik sağlık muayenesi rehberi hakkında bilgi sahibi olduğunu düşünen intörn hekimlerin bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Aile hekimliği ve iç hastalıkları rotasyonunu alan ve almayan katılımcılar arasında bilgi düzeyi açısından anlamlı bir fark olduğu görülse de diğer rotasyonların istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı görüldü. Çocuklara yönelik periyodik sağlık muayenelerinde halk sağlığı rotasyonunun, yetişkinlere yönelik periyodik sağlık muayeneleri hakkında aile hekimliği rotasyonunun, geriatrik dönem için ise halk sağlığı ve aile hekimliği rotasyonlarının istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturduğu görülmüştür. Kanser taramaları için ise halk sağlığı ve genel cerrahi rotasyonlarının istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturduğu izlenmiştir. İntörn hekimlerin folik asit desteği, prematüre retinopatisi ve gelişimsel kalça displazisi taraması, yetişkinlere yönelik kilo takibi, kolonoskopi ile kolon kanseri taraması gibi konularda bilgi düzeylerinin 61 yüksek, çocuklarda D vitamini desteği, özgül öğrenme güçlüğü taramaları, yetişkinlerde lipit taraması, tiroit hormon taramaları, bazı kanser taramaları gibi konularda bilgi eksiklikleri olduğu görülmüştür. Sonuç olarak intörn hekimlerin Türkiye için önerilen birinci basamakta periyodik sağlık muayeneleri hakkında belli konularda bilgi düzeyi yüksek olsa da geliştirilmeye açık yönleri bulunmaktadır. Uygulamalı eğitimin teşviki ve uygun eğitim materyallerinin geliştirilmesine önem verilebileceğini ayrıca koruyucu hekimlik uygulamalarının hekimliğin temeli olduğunu ve tüm branşların bu konuda söz hakkı ve katkı imkanı olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: periyodik sağlık muayenesi, bilgi, intörn hekimler, Aile Hekimliği

Ahmet Güler
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin kontraseptif yöntemler hakkındaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin kontraseptif yöntemler konusundaki bilgi düzeyinin belirlenmesi ve aynı zamanda bu konu hakkındaki farkındalıklarının arttırılmasıdır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıfında öğrenim gören 230 öğrenci oluşturmuştur. Veriler, 18 soruluk sosyodemografik özellikler, doğal korunma yöntemleri ve kombine oral kontraseptif (KOK) kontrendikasyonlarını içeren sorular ile 25 çoktan seçmeli maddeden oluşan Kontraseptif Bilgi Değerlendirme Ölçeği'ni kapsayan bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmamızda yer alan katılımcıların yaş ortalaması 24,2±1,3 yıl olarak saptanmıştır. Katılımcıların %55,2'si kadın, %48,2'si erkektir. Katılımcıların %42,2'si cinsel olarak aktiftir. Cinsel aktif bireyler arasında en sık tercih edilen korunma yöntemi %78,4 oranı ile kondom olurken, bunu sırasıyla %9,3 ile OKS ve %5,2 ile geri çekme yöntemi takip etmektedir. Katılımcıların Kontraseptif Bilgi Değerlendirme Ölçeği'nden aldığı ortalama puan 14'tür. Kadınların erkeklere kıyasla ölçek ortalama puanı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Yeterli bilgiye sahip olduklarını düşünenlerin ortalama puanı, düşünmeyenlere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Son 3 ayda etkili kontraseptif yöntem kullananların ortalama puanı, kullanmayanlara kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Çocuk sahibi olma korkusu olanların ortalama puanı, bu korkuya sahip olmayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin kontraseptif yöntemler konusunda yeterli bilgi düzeyine ve farkındalığa sahip olmaları hem bireysel sağlık kararları hem de toplum düzeyinde etkili danışmanlık yapabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte Aile Hekimliği rotasyonları, öğrencilerin bilgi düzeylerini anlamlı biçimde artırmakta ve klinik pratiğe hazırlanmalarını desteklemektedir. Mezuniyet sonrası birinci basamakta hizmet verecek olan hekimlerin bu bilgi ve farkındalıkla donatılması, kontrasepsiyon konusunda toplumun bilinçlendirilmesine de doğrudan katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: kontrasepsiyon, bilgi düzeyi, tıp öğrencileri, Aile Hekimliği, farkındalık

Gizem Köz
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne ilinde aile sağlığı merkezlerinde görev alan hekimlerin gelişimsel kalça displazisi tanısı ve tedavisi hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumları

Gelişimsel kalça displazisi, doğum öncesinde normal gelişen kalça ekleminin çeşitli faktörler nedeniyle anatomik ilişkisinin bozulduğu dinamik bir hastalıktır. Erken teşhis edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu araştırmada, Edirne'de aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekimlerin gelişimsel kalça displazisi konusundaki bilgi düzeyleri ve tutumları değerlendirilmiştir. Çalışma, 01.06.2024 - 31.08.2024 tarihleri arasında birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan 135 aile hekiminden çalışmaya katılmayı kabul eden 106 aile hekimi ile yürütülmüştür. Araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, bilgi düzeylerini ve tutumlarını değerlendiren 41 sorudan oluşmaktadır. Katılımcıların genel bilgi puanı ortalaması 19,93 (±3,78), tarama bilgi puanı 9,77 (±2,47), tedavi bilgi puanı 19,36 (±3,22) ve toplam bilgi puanı 49,07 (±7,5) olarak bulunmuştur. Aile hekimliği süresi, çalışma statüsü ve gelişimsel kalça displazili çocukları takip etme durumu ile bilgi düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, kliniğinde daha fazla bebek tarayan (p=0,013), Sağlık Bakanlığı'nın hizmet içi eğitimlerine katılan (p=0,042), rehberlerini kullanan (p=0,002), literatür okuyan (p<0,001) ve bilgisini yeterli gören (p=0,001) hekimlerin bilgi düzeyi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuçlar, aile hekimlerinin gelişimsel kalça displazisi konusundaki bilgi düzeyinin yeterli olduğunu, ancak güncel bilimsel verilere erişimin artırılması gerektiğini göstermektedir. Bu bağlamda, hekimlerin düzenli eğitimlerle desteklenmesi, rehber dokümanların erişilebilirliğinin artırılması ve kanıta dayalı uygulamalara teşvik edilmesi önerilmektedir. Aile hekimleri, gelişimsel kalça displazisinin erken teşhisinde ve yönlendirilmesinde kritik bir role sahiptir. Bu nedenle, tarama ve takip süreçlerinin daha etkin hale getirilmesi, hastalığın erken tanısını ve tedavisini kolaylaştıracaktır.

Ayyüce Yıldırım
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne ilinde çalışan aile hekimlerinin ve aile hekimliği asistanlarının tıbbi uygulama hataları (malpraktis) hakkında bilgi düzeyleri, tutum ve davranışları

Bu çalışma, Edirne ilinde görev yapan aile hekimleri ve aile hekimliği asistanlarının malpraktis konusundaki bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında gönüllü 195 aile hekimi ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak veri toplanmıştır. Veriler, 35 sorudan oluşan bir anket aracılığıyla elde edilmiştir. Bu anket, katılımcıların sosyodemografik özelliklerinin yanı sıra, malpraktis konusundaki bilgi düzeylerini ölçmeye yönelik hazırlanmıştır. Katılımcıların %51,8'i erkek, %48,2'i kadın olup yaş ortancası 28 olarak belirlenmiştir. 30 yaş ve üzeri olan, erkek ve meslekte 5 yıl ve üzeri deneyime sahip olan hekimlerin malpraktis bilgi puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Aile hekimi asistanlarının yaş ortalaması daha düşük ve malpraktis konusundaki bilgi düzeyi pratisyenlere göre daha az saptanmıştır. Katılımcıların ortalama bilgi puanı 7,77 (±2,23), ortancası ise 8 (2–14 arası) olarak bulunmuştur. Mesleki görev tanımına hâkim olduğunu düşünen hekimlerin bilgi puanları, hâkim olmadığını belirtenlere göre daha yüksektir. Ayrıca halen tıbbi sorumluluk sigortası yaptırmış olan hekimlerin bilgi düzeyi, daha önce sigortası olup şu anda olmayanlara kıyasla anlamlı biçimde yüksektir. Öte yandan, malpraktis davalarının hekim performansına etkisi ve dava riski ile sigorta yaptırma durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Katılımcıların önemli bir kısmı malpraktisle ilgili yasal düzenlemeler hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Tıp eğitimi ve medya başlıca bilgi kaynakları olarak öne çıkarken, bilimsel kaynaklardan yeterince faydalanılmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, malpraktisle ilgili bilgi eksikliklerinin ve yasal farkındalık yetersizliklerinin giderilmesi amacıyla tıp eğitiminde daha kapsamlı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği, sigorta kapsamı ve işleyişi hakkında hekimlerin bilinçlendirilmesinin önemli olduğu, ayrıca hekimlerin malpraktis kaynaklı psikolojik yükle başa çıkabilmeleri için psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: malpraktis, bilgi, Aile Hekimliği

İnci Kılıç
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne ili merkez aile sağlığı merkezlerine başvuran erişkin hastalarda gıda takviyesi kullanımı ve hastaların bu konudaki bilgi-bilinç düzeyi

Bu çalışmamızda Edirne ili merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran erişkin hastaların gıda takviyesi kullanımı durumları ve hastaların bu konudaki bilgi-bilinç düzeyi'nin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamıza 403 gönüllü hasta katılmıştır. Katılımcılardan sosyodemografik özellikler ve gıda takviyeleri konusunda bilgi, tutum ve davranışlarının tanımlanmasının talep edildiği anket formu yardımıyla veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve gruplar arasında fark bulunup bulunmadığı yerine göre Ki-kare testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan 403 erişkin bireyden %41,7'si gıda takviyesi kullandığını belirtmiştir. En sık tercih edilen takviyeler multivitamin, D vitamini, balık yağı ve C vitamini olmuştur. Takviye kullanımı, boşanmış/dul bireylerde, komorbid hastalığı olanlarda ve düzenli sağlık kontrolü yaptıranlarda daha yaygındır. Katılımcılar doğal besinlerin yeterli olmadığını düşünmekte, takviyelerin kronik hastalıkları önleyebileceğine inanmakta ancak kanser gibi hastalıklarda etkili olduğunu daha az düşünmektedir. Takviyelerin hekim önerisiyle kullanılmasını ve laboratuvar testleriyle takip edilmesini savunan katılımcı oranı yüksektir. İnternetten satın alma ve ambalaj bilgileri konularında güven düşüktür. Vitamin ve minerallere dair bilgi düzeyi değişkendir. A ve C vitamini iyi bilinmekte; D vitamini, B grubu vitaminler, çinko, magnezyum, K ve E vitamini hakkında ise bilgi düzeyi düşüktür. Selenyum, krom, glutatyon, koenzim Q10 ve glukozamin gibi maddelere yönelik farkındalık çok düşüktür. Probiyotikler toplumda en çok bilinen doğal desteklerden biridir; omega yağ asitleri ve propolis ise daha az tanınmaktadır. Sonuç olarak, özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan aile hekimlerinin, bireyleri gıda takviyeleri konusunda doğru şekilde yönlendirmesi, gerekli durumlarda laboratuvar değerlendirmeleriyle rehberlik etmesi ve sağlık okuryazarlığını artırıcı bilgilendirme yapması büyük önem taşımaktadır. Gıda takviyesi kullanımının bireysel ihtiyaçlara göre, bilimsel temele dayalı ve güvenli bir şekilde sürdürülebilmesi için toplum düzeyinde aile hekimliğini merkez alan planlı bilgilendirme ve danışmanlık uygulamalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler; aile hekimliği, gıda takviyesi, sağlık okuryazarlığı

Aydan Şen Bakal
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Algılanan beden okuryazarlığı ölçeğinin Türkçe geçerliğinin hesaplanması

Bu çalışmada, Sum ve arkadaşları tarafından geliştirilen ''Perceived Physical Literacy Instrument'' ölçeğinin Türkçe geçerliğinin hesaplanması hedeflenmiştir. Çalışmamızda orijinalinden Türkçe'ye çevrilen Algılanan Beden Okuryazarlığı Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik analizleri sonucunda 3 alt boyut ve 9 maddeden oluşan beşli likert tipi bir ölçek elde edilmiştir. Alt boyutlar; bilgi ve anlayış, fiziksel yeterlilik, kendini ifade etme ve iletişim olarak tanımlanmıştır. Ölçek toplam varyansın %66,28'ini açıklamaktadır. Ölçeğin güvenirlik bulguları; Cronbach alfa değeri = 0,836; McDonald omega katsayısı = 0,894 ve test-tekrar test katsayısı = 0,69 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğimiz Trakya Üniversitesi'ndeki 14 fakülte ve Devlet Konservatuvarı'nda görev yapan, yaş ortalaması 47,70 olan; 160'ı (%49,4) kadın, 164'ü (%50,6) erkeklerden oluşan 324 öğretim üyesine rastgele seçilerek uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan öğretim üyelerinin; %34,6'sı Dr. Öğr. Üyesi, %33'ü Doç. Dr. ve %32,4'ü Prof. Dr. unvanına sahip olup üniversitedeki görev süresi 4 yıldan az ile 30 yıl ve üzeri arasında değişmekteydi. Çalışmamızda fiziksel aktiviteleri kısıtlayan sağlık sorunu bildiren bireylerin algılanan beden okuryazarlığı düzeyleri sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Akademik yaşamda daha uzun süre geçiren gruplardaki bireylerin algılanan beden okuryazarlığı düzeyi diğer gruplardaki bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların algılanan beden okuryazarlığı düzeyi ile yaş, cinsiyet, unvanları, çalıştıkları birimler, çalışma süreleri, vücut kitle indeksi, sigara kullanımları, alkol kullanımları ve kronik hastalıkları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç olarak çalışmamızdan elde edilen veriler, Türkçe'ye çevrilen Algılanan Beden Okuryazarlığı Ölçeği'nin ülkemizde yüksek eğitim düzeyine sahip yetişkin bireyler için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Ölçeğimizin daha geniş topluluklarda geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılarak yeni çalışmalarla desteklenmesine ve beden okuryazarlığının sağlık üzerindeki etkilerini ele alan daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Beden okuryazarlığı, sağlık okuryazarlığı, egzersiz, ölçek, geçerlik

Rabia Balcı
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansif hastalarda sistemik immün-inflamasyon indeksi: Olgu-kontrol çalışması

Çalışmamızın amacı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine hipertansiyon tanısıyla başvuran hastalar ve sağlıklı bireyler arasında Sistemik İmmün İnflamasyon İndeksi'ni (SII) karşılaştırmak, SII değerlerinin hipertansif bireylerde inflamatuar yanıtı yansıtma potansiyeli incelemek ve elde edilecek bulguların SII'nın hipertansiyon için erken dönemde kullanılabilecek bir belirteç olup olamayacağının anlaşılmasına ışık tutmaktır. Çalışmamız retrospektif tipte bir olgu-kontrol çalışmasıdır. Çalışmamız Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran 655 hasta ve 669 sağlıklı bireyden oluşmaktadır. Hastaların yaş ortalaması 61,25±12,7 idi ve %46'sı kadınlardan oluştuğu saptanmıştır. Sağlıklı bireylerin yaş ortalaması 46,24±8,7 olarak hesaplanmış olup, %61'i kadınlardan oluşmaktadır. Hasta grubunun %27,2'sinde yalnızca hipertansiyon tanısı mevcut olup, %76,8'inde ek komorbid hastalıklar mevcuttu. Hasta grubunun %97'si eski tanılı HT, %3'ü yeni tanılı HT hastasıydı. Hasta ve sağlıklı grup arasında SII değerleri arasında anlamlı farklılık vardı. Sadece hasta grubu dikkate alındığında yeni HT tanısı almış hastaların SII düzeyleri eski tanılı HT hastalarına göre daha yüksekti. Yalnızca HT olan ve HT ile beraber diğer komorbid hastalığı olan hastalarda SII düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Hasta grubunda kadın ve erkeklere ait SII değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuş olup, kadın hastalarda SII düzeylerinin daha yüksek olduğu dikkat çekmiştir. SII değeri 520.45 olarak alındığında hipertansif hastaları öngörmede tanısal değeri olduğu görülmüştür. Bu değer için öngörülen sensitivite %52,4, spesifite %83,6, pozitif prediktif değer %75,7 ve negatif prediktif değer %64,2 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, Sistemik İmmün İnflamasyon İndeksi, hipertansiyonun inflamatuvar bileşenlerini yansıtabilen, kolay erişilebilir ve düşük maliyetli bir biyobelirteç olarak öne çıkmakta olup; bu sayede birinci basamak sağlık hizmetlerinde erken tanı ve izleme katkı sunabileceği gibi, hipertansiyon tedavisinde inflamasyon baskılayıcı stratejilerin de hedeflenmesine olanak sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, inflamasyon, sistemik immün-inflamasyon indeksi

Melike Sena Akyar
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki yaşlılarda kırılganlık ve fiziksel aktivite ilişkisi

Çalışmamızda Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı, 65 yaş ve üzeri bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri ve kırılganlık durumları arasındaki ilişki ile bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 65 yaş ve üzeri 408 bireyden oluşmaktadır. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini ve sağlık ile ilişkili değişkenlerini sorgulayan 12 soru, FRAİL Ölçeği ve Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği'nden oluşan bir anket yardımıyla toplanmıştır. Katılımcıların %54,9'u kadın, %45,1'i erkek olup yaş ortalaması 72,47±6,58 yıl saptanmıştır. FRAİL Ölçeği'ne göre katılımcıların %17,2'si kırılgan, %39,7'si kırılganlık öncesi, %43,1'i dinç bulunmuştur. Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği'nden aldıkları skorların ortalaması 99,45±74,45 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızda Edirne il merkezindeki yaşlılar örnekleminde kırılganlık skoru arttıkça fiziksel aktivite skorlarının azaldığı saptanmıştır (r=-0,557, p<0,001). Dinç olan yaşlılarda fiziksel aktivite skoru anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Yaş, yaşlılık sınıfları, cinsiyet, medeni durum, çocuk sayısı, yaşanılan ailenin yapısı, en uzun süre yaşanılan yer, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence, algılanan gelir düzeyi ve alkol kullanımı ile kırılganlık dereceleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Yaş, yaşlılık sınıfları, cinsiyet, yaşanılan ailenin yapısı, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence ve alkol kullanımı ile fiziksel aktivite skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Sağlık sistemine erişimin ilk noktası olan Aile Hekimliği'nde, kırılganlığa yatkınlığı olan yaşlı nüfusun değerlendirilmesi önemlidir. Bütüncül bir yaklaşım ve kapsamlı değerlendirme ile bireylerin kırılganlıklarını etkileyen faktörler belirlenmeli, bu faktörlere yönelik kişiselleştirilmiş müdahale ve önerilerde bulunularak daha iyi bir sağlık hali, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik amaçlanmalıdır. Anahtar kelimeler: kırılganlık, fiziksel aktivite, yaşlılar, birinci basamak, Aile Hekimliği

Sinan Doğru
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki postmenopozal kadınların fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesine etkisi

Kadınların yaşam sürelerinin önemli bir kısmını menopoz sonrası dönemde geçirmesi, bu dönemde yaşam kalitesinin artırılmasını toplum sağlığı açısından önemli bir hedef haline getirmiştir. Bu araştırma, 50–65 yaş arası postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyi, sosyodemografik özellikler ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcılara Birinci Basamakta Fiziksel Aktivite Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu-Türkçe ve sosyodemografik özellikleri içeren bir anket uygulanmıştır. Daha yüksek eğitim ve gelir düzeyi, evli olma ve çalışma hayatına katılım yaşam kalitesini olumlu etkilerken; yüksek beden kitle indeksi, bel çevresi, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı ve fazla doğum sayısı yaşam kalitesini olumsuz etkilemiştir. Yapılan regresyon analizinde; eğitim düzeyi, kronik hastalık varlığı, doğum sayısı ve fiziksel aktivite düzeyinin fiziksel sağlık puanını; bel çevresi, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin psikolojik sağlığı; medeni durum, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin sosyal sağlığı; medeni durum, mesleki durum ve fiziksel aktivitenin ise çevresel sağlığı anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Katılımcıların büyük kısmı hareketsiz grupta yer almış, fiziksel aktivite düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin tüm alanlarında anlamlı artış saptanmıştır. Sonuçlar, düzenli fiziksel aktivitenin postmenopozal dönemde yaşam kalitesini artırdığını göstermekte olup, bu doğrultuda fiziksel aktiviteyi teşvik eden, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleyen birinci basamak programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: postmenopozal kadın, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite

Fiziksel aktiviteKadın sağlığıPostmenopoz+1
Nefise Sinem Alpay Işık
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki 18 yaş üstü bireylerde antibiyotik kullanımına dair bilgi ve tutumların değerlendirilmesi

Enfeksiyonlarla mücadelede önemli bir silah olan antibiyotiklerin yanlış kullanımları sonucu oluşan antibakteriyel direncin hızlı artışı küresel çapta sağlık sorunu oluşturmaktadır. Bu araştırmada Edirne merkez nüfusunun antibiyotikler hakkında bilgi ve tutumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özelliklere ve antibiyotiklere yönelik sorular ve Akılcı Antibiyotik Kullanımına Yönelik Bilgi-Tutum Ölçeği içeren anket uygulanmıştır. Katılımcıların bilgi ölçeği puan ortalaması 47,80 ± 8,79 ; tutum ölçeği puan ortalaması 68,47 ± 10,34 olup, bilgi ve tutum düzeyi orta-yüksek olarak belirlenmiştir. Ek olarak, aralarındaki ilişkinin pozitif yönde orta düzeyde olduğu ve bilgi arttıkça tutumun da artığı saptanmıştır. Katılımcıların %60,76'sı son bir yıl içinde antibiyotik kullandığını, %52,91'i antibiyotik direncini duyduğunu belirtmiş ve bilginin kaynağı olarak en çok hekim veya diğer sağlık çalışanlarının olduğu gözlemlenmiştir. Direnç nedenleri konusunda insan davranışları hakkında farkındalık olumlu düzeyde iken çevre, atıklar, tarım ve hayvancılık konusunda hala bilgi eksiklikleri devam etmektedir. Genç yaş, memur olmak, eğitim düzeyinin yüksek olması ve kronik hastalık olmayışı bilgi puanını arttırırken, yapılan regresyon analizinde, puanı etkileyen en belirleyici faktörün eğitim olduğu görülmüştür. Tutumu arttıran faktörlerin kadın cinsiyet, yüksek eğitim ve gelir düzeyi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak kişilerin akılcı antibiyotik kullanımı hakkında bilgi ve tutumları yeterli olsa da, yaygın kullanım ve Tek Sağlık konusundaki bilgi eksiklikleri devam etmektedir. Aile hekiminin bireylerle ilk temas noktası ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle toplumda doğru ve güvenilir bilginin yayılımı konusunda önemli bir konumdadır. Anahtar kelimeler: akılcı antibiyotik kullanımı, antibiyotik direnci, Tek Sağlık

Akılcı ilaç kullanımıAntibiyotikler
Elif Özge Elveren Solak
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezinde yaşayan yaşlılarda sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisi

Yaşlılık dönemi çeşitli zorluklarla birlikte gelir. Bu süreçte aile, arkadaşlar ve toplumdan alınan sosyal destek, yaşlıların günlük yaşamlarına katılımını artırarak yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkiler. Bu çalışma, Edirne il merkezinde yaşayan yaşlı bireylerde sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı, 65 yaş ve üzeri 406 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, bireylerin sosyodemografik özellikleri, sosyal destek ve yaşam kalitesi ile ilgili bilgilerin sorgulandığı soruların yer aldığı, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşan toplam 52 soruluk anket aracılığıyla elde edilmiştir. Çalışmamız 210 kadın, 196 erkek katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 71,59±6,37 saptanmıştır. Algılanan sosyal destek toplam puanı 58,83±13,29, Kısa form-12 yaşam kalitesi fiziksel bileşen puanı 45,06±10,83, mental bileşen puanı 49,75±10,17 olarak bulunmuştur. Araştırmamızın bulgularına göre; cinsiyet, bireyin ve eşinin eğitim düzeyi, çalışma durumu, kronik hastalık varlığı ile sigara kullanım durumu, algılanan sosyal desteği anlamlı düzeyde etkilediği görülmüştür. Evli, yüksek eğitim seviyesine sahip, sosyal güvencesi bulunan, kendi evinde yaşayan, kronik hastalığı olmayan ve ilaç ya da yardımcı araç kullanmayan bireylerin yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ile yaşam kalitesi arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Aile hekimliğinin temel ilkeleri doğrultusunda yapılan biyopsikososyal değerlendirme, yaşlı bireylerin sosyal destek ihtiyaçlarını ve yaşam kalitelerini etkileyen faktörleri anlamamızı sağlar. Aile hekimlerinin bu bütüncül yaklaşımı, yaşlılardaki sosyal destek eksikliğini belirleyerek bu desteğin artırılmasına olanak tanır. Böylece yaşlıların psikolojik iyilik hali ve sosyal katılımı güçlenir, bu da yaşam kalitelerini yükseltebilir. Anahtar kelimeler: yaşlı, sosyal destek, yaşam kalitesi, aile hekimliği

Aile hekimliğiSosyal destekYaşam kalitesi+1
Selma Nedzhmı Nedzhıb
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Hastanesi'ne başvuran Tip 2 diyabet hastalarında beslenme tutumu ve D vitamini düzeylerinin diyabet regülasyonu ile ilişkisi

Tip 2 diyabetes mellitus, dünya genelinde sıklığı artan, yaşam kalitesini azaltan ve kronik komplikasyonları nedeniyle önemli düzeyde hastalık yüküne yol açan metabolik bir bozukluktur. Hastalığın yönetiminde farmakolojik tedavinin yanı sıra bireylerin beslenme tutumları, fiziksel aktivite düzeyleri ve mikro besin ögeleri açısından durumları glisemik kontrolün sağlanmasında kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, tip 2 diyabetes mellitus tanılı bireylerde beslenme tutumu ve D vitamini düzeylerinin glisemik regülasyon ile ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarımla yürütülmüştür. Araştırma, 01 Ekim 2024 ile 31 Mart 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniğine başvuran, en az bir yıldır tip 2 diyabetes mellitus tanısına sahip olan ve son üç ay içinde glikozillenmiş hemoglobin, son altı ay içinde serum 25-hidroksivitamin D düzeyi ölçülmüş toplam 323 erişkin birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri, sosyodemografik özellikleri, diyabet hastalığının seyrine ilişkin klinik bilgileri ve beslenme alışkanlıklarını içeren anket ile Beslenme Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmış; biyokimyasal ölçümler hastane bilgi yönetim sisteminden elde edilmiştir. Katılımcıların ortalama yaşı 60,3±11,1 yıl olup yüzde 52,9'u kadındır. Serum 25- hidroksivitamin D düzeyi ortalaması 23,0±9,8 ng/mL, glikozillenmiş hemoglobin ortalaması yüzde 7,7±1,7 ve açlık glukozu ortalaması 140,4±44,4 mg/dL'dir. Beslenme tutumu ile 25- hidroksivitamin D düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca 25-hidroksivitamin D düzeyleri ile glikozillenmiş hemoglobin ve açlık kan şekeri değerleri arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu bulgular, serum 25-hidroksivitamin D düzeyinin ve beslenme tutumlarının glisemik regülasyonun önemli belirleyicileri olduğunu göstermekte; birinci basamak sağlık hizmetlerinde tip 2 diyabetin yönetiminde yaşam biçimi temelli bütüncül yaklaşımların güçlendirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Diabetes Mellitus, Tip 2; Vitamin D; Beslenme Değerlendirmesi; Glisemik Kontrol; Glikozile Hemoglobin; Aile Hekimliği

Zeynep Taşpınar
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezine başvuran kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının yaşam kalitesi üzerine etkisi

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran kronik hastalığı olan bireyleri dahil ettiğimiz bu çalışmada akılcı ilaç kullanımının yaşam kalitesi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanan 423 birey çalışmamıza katılmıştır. Veriler 51 soruluk anket formu ile elde edilmiştir. Anket formu sosyodemografik ve ilaç kullanımıyla ilgili bilgiler, 21 sorudan oluşan Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği ve 12 sorudan oluşan Short Form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kolmogorov Smirnov, Shapiro-Wilk, Kruskal-Wallis, Pearson, Spearman testleri kullanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların 222'si kadın, 201'i erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 59,12±14,01olarak saptanmıştır. Katılımcıların akılcı ilaç kullanımı puan ortalaması 34,77±5,23'tir. Katılımcıların %61'i akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi açısından yeterlidir. Birtakım değişkenlerin akılcı ilaç kullanımı, yaşam kalitesinin fiziksel ve mental alt boyutlarını etkilediği saptanmıştır. Üriner sistem hastalığı olan bireylerin akılcı ilaç kullanım puanlarının anlamlı derecede düşük olduğunu saptandı. Diyabet, dislipidemi, kardiyovasküler, gastrointestinal ve kas-iskelet hastalıklarının Short Form-12 fiziksel bileşen özet puanlarını anlamlı derecede düşürdüğü saptandı. Kronik hastalıklar ve mental bileşen özet puanları arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Akılcı ilaç kullanımı ve Short Form-12 fiziksel bileşen özet puanları arasında pozitif yönlü ilişki tespit edildi. Çalışmamızda akılcı ilaç kullanımı ve yaşam kalitesini etkileyen bazı etkenler saptanmış ve akılcı ilaç kullanımı düzeyleri ile fiziksel yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyinin artırılması ile bireylerin yaşam kaliteleri artabilir. Anahtar kelimeler: kronik hastalıklar, ilaç kullanımını değerlendirme, yaşam kalitesi

Akılcı ilaç kullanımıKronik hastalıkYaşam kalitesi
Begüm Milon
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki 50-65 yaş arası erişkinlerin kanser tarama programları hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Edirne il merkezinde yaşayan 50-65 yaş arası bireylerin ulusal kanser tarama programları hakkındaki bilgi, tutum ve davranış düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Kanser taramaları konusunda farkındalığın artırılması, erken tanı oranlarını yükseltmek ve tarama hizmetlerinin etkinliğini geliştirmek açısından katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, 08.11.2024–28.02.2025 tarihleri arasında Edirne il merkezinde gerçekleştirilmiştir. Evreni, aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 50– 65 yaş arası bireyler oluşturmuş olup çalışmaya gönüllü olarak katılan 401 kişi dahil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan ve "Kanser Taramalarına Yönelik Bilgi Ölçeği" ile "Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (Kısa Form)"u içeren 65 soruluk anket formu ile toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 56,45 ± 4,59 olup, %50,9'u erkek ve %49,1'i kadındır. Katılımcıların bilgi ölçek puanı ortalaması 18,18 ± 2,44, tutum ölçek puanı ortalaması ise 44,35 ± 5,38'dir. Katılımcıların %60,6'sı yeterli düzeyde bilgiye sahiptir. Katılımcıların %54,9'una kanser taraması önerilmiş, %44,1'i en az bir kez tarama yaptırmıştır. Tarama önerilerinin en sık aile hekimleri (%60,9) tarafından yapıldığı saptanmıştır. Cinsiyet, medeni durum, alkol kullanımı, egzersiz yapma, birinci derece akrabasında kanser öyküsü bulunma ve sağlık çalışanlarından öneri alma durumları ile tarama yaptırma arasında istatistiksel olarak 45 anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadınların bilgi düzeyi erkeklerden anlamlı derecede yüksektir. Aile hekiminden bilgi alan katılımcıların bilgi puanları daha yüksektir. Bilgi ve tutum puanları arasında zayıf düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Edirne il merkezinde yaşayan 50–65 yaş arası bireylerin kanser taramaları konusundaki bilgi düzeyi genel olarak yeterli ve ortalama tutum olumlu olsa da, taramaya katılım oranı Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği hedefin (%70) altındadır. Aile hekimlerinin yönlendirme ve bilgilendirme faaliyetleri, bireylerin tarama davranışlarını artırmada kritik öneme sahiptir. Toplum temelli sağlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve birinci basamakta danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, kanser taramalarına katılım oranlarını yükseltebilir. Anahtar Kelimeler: Kanser taramaları, bilgi, tutum, davranış, aile hekimliği

Dilan Çilak
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz farkındalığı

Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kemik dokusundaki yapısal bozulma sonucunda kırık riskinin arttığı ilerleyici bir kemik hastalığıdır. Osteoporozda kemiklerin dayanıklılığı azalır ve daha kırılgan hale gelir. Yaşlanan nüfusla birlikte, osteoporoza bağlı kırıkların artacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz hakkındaki farkındalığının saptanması amaçlanmıştır. Yapılan örneklem hesabında %95 güç ve %5 hata payı ile 316 öğrenci ve intörn doktor örneklem için yeterli bulunmuştur. Çalışma 358 gönüllü katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik verilere ek olarak anket soruları uygulanmıştır. Çalışmamıza dahil olan 358 katılımcının 215'i kadın (%60,1), 143'ü (%39,9) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 21,87 ± 2,12 yıl bulunmuştur. Çalışmamızdaki katılımcıların %87,4'ü osteoporozla ilgili bilgileri olduğunu belirtmiştir. Çalışmamızda ailede osteoporoz ve kırık öyküsü gibi değişkenlerle bilgi düzeyi arasındaki ilişkiler de incelenmiş, ailesinde osteoporoz öyküsü bulunan katılımcıların bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %25,4'ü bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünmekteydi. Bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünenler soruların yaklaşık yarısına doğru yanıt vermiştir. Osteoporoz bilgi sorularındaki cevaplara göre genel olarak üst sınıflarda bilgi düzeylerinin arttığı görülmüştür. Osteoporoz bilgi sorularına verilen yanıtlar ile cinsiyet arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak çalışmamızda, öğrencilerin temel düzeyde bilgi sahibi oldukları ancak tanı yöntemleri, erken tarama bilinci ve koruyucu yaklaşımlar konusunda eksikliklerinin bulunduğu saptanmıştır. Bu durum, tıp eğitiminde osteoporozun yalnızca teorik bilgilerle sınırlı kalmayıp, uygulamalı ve multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, yalnızca öğrencilerin değil, toplumun genelinde de osteoporoz farkındalığının artırılması büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte birinci basamak sağlık hizmetlerinin, toplumun bilgilendirilmesi, risk gruplarının belirlenmesi ve koruyucu sağlık davranışlarının kazandırılmasında önemli bir yere sahiptir.

Birinci basamak sağlık hizmetleriOsteoporozÖğrenciler-tıp
Selin Nur Çalışkan
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinde mesleki benlik saygısı ve iletişim becerileri arasındaki ilişki

Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde klinik dönem öğrencilerinin iletişim becerileri ve mesleki benlik saygısı düzeylerini, bu kavramları etkileyen faktörleri ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. 2022-2023 eğitim-öğretim yılında 4., 5. ve 6. sınıfta öğrenim görmekte olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 456 öğrenciye, sosyodemografik özellikleri içeren ve iki farklı ölçme aracını kapsayan anket uygulanmıştır. Bulgulara göre, öğrencilerin iletişim becerileri genel olarak yüksek bulunmuş; yaş, cinsiyet, sınıf düzeyi, annenin eğitim durumu, sosyal etkinliklere katılım gibi faktörlerin bu beceriler üzerinde anlamlı etkileri olduğu saptanmıştır. Klinik deneyim süresi arttıkça iletişim becerilerinde artış gözlenmiş; özellikle altıncı sınıf öğrencileri daha yüksek puanlar almıştır. Mesleki benlik saygısı düzeyi literatüre göre yüksek bulunmuş; bu değişken cinsiyet, akademik başarı algısı, kariyer hedefi, tıp fakültesi tercih nedeni ve ekonomik koşullardan anlamlı düzeyde etkilenmiştir. İçsel motivasyonla meslek seçen öğrencilerin mesleki benlik saygısı daha yüksek, meslek değiştirmeyi düşünenlerin ise daha düşüktür. Çalışmada ayrıca iletişim becerileri ile mesleki benlik saygısı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, tıp eğitiminde yalnızca bilişsel değil, duygusal ve sosyal gelişimi destekleyen bütüncül yaklaşımların önemini ortaya koymakta ve tıp öğrencilerinin mesleki kimlik gelişimini destekleyici programlara duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.

Aile hekimliğiMesleki benlik algısıÖğrenciler-tıp öncesi+1
Merve Koca
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki evlilik raporu için başvuran bireylerin cinsel sağlıkla ilgili bilgi düzeyleri

Çalışmamızın amacı, Edirne il merkezindeki evlilik raporu almak için başvuran bireylerin cinsel sağlık bilgi düzeyinin belirlenmesi ve bu konu hakkındaki farkındalıklarının arttırılmasıdır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini, Edirne il merkezinde bulunan 59 aile hekimliği birimine başvuran 380 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, sosyodemografik özellikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve bulaş yolları, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunma davranışları ile 40 maddeden oluşan Cinsel Sağlık Bilgi Testi'ni kapsayan bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmamızda yer alan katılımcıların yaş ortalaması 28.9±4,089 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %57,63'ü kadın, %42,37'si erkektir. Katılımcıların %74,5'i evlendikten sonra aile planlaması kullanmayı düşündüklerini belirtmiştir. En çok tercihe edilen yöntem kondom olup, seçim nedeni kolay kullanım olarak ifade edilmiştir. Cinsel sağlık bilgi testi puan ortalaması genel olarak orta düzeyde bulunmuş, kadınların puanı erkeklerden anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. Yapılan regresyon analiziyle öğrenim düzeyi (p<0,040), sağlık çalışanı olma (p<0,016), yerleşim yeri (p<0,007) ve aile planlaması düşüncesi (p<0,047) toplam puan üzerinde artırıcı etki göstermiştir (R2=0,026). Bilgiyi okuldan veya sağlık personelinden alanların puanı daha yüksektir. Katılımcıların çoğu evlilik öncesi cinsel sağlık eğitimi almak istediğini ve sağlık personelini en güvenilir kaynak olarak gördüğünü belirtmiştir. Sonuç olarak toplumda cinsel sağlık farkındalığını artırmak içim aile hekimleri ve sağlık personelinin aktif rol alması gereklidir. Aile hekimliği birimlerinde verilecek düzenli eğitimler, bireylerin sağlıklı kararlar almasına katkı sağlayarak hem bireysel hem de toplumsal sağlık için önemli kazanımlar sunacaktır

Aile hekimliğiAile planlamasıBilgi+2
Damla Çevik Fener
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Hastanesinde takipli erişkin Tip 2 Diyabetlilerde Akdeniz diyetine bağlılık durumu ve trigliserit-glikoz indeksi arasındaki ilişki

Diyabet yönetiminin en zorlu unsurlarından biri, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyumunu objektif olarak takip edebilmektir. Yaşam tarzı değişiklikleri içinde tıbbi beslenme tedavisine uyum başat roldedir. Bu çalışmanın amacı, Trigliserit-Glikoz (TyG) indeksinin, Tip 2 Diyabetli hastalarda Akdeniz diyetine bağlılık durumuyla olan ilişkisidir. Kesitsel tasarımlı bu çalışma, Kasım 2024 – Nisan 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniği'nde takip edilen 252 Tip 2 Diyabetli hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların beslenme düzeni Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile puanlanmış, metabolik durumları ise hastane yönetim bilgi sisteminde son altı ay içindeki en güncel laboratuvar verileriyle hesaplanan TyG indeksi ile analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede diyet bileşenlerinin etkisi adımsal regresyon, indeksin ayırt etme gücü ise ROC analizi ile incelenmiştir. Çalışma grubunda, MEDAS toplam puanı ile TyG indeksi arasında çok güçlü bir ters orantı saptanmıştır (r = -0.765; p <0.001). Regresyon analizleri, TyG indeksini düşürmede en etkili beslenme alışkanlıklarının şekerli/gazlı içecek kısıtlaması, ana yağ olarak zeytinyağı kullanımı ve kuruyemiş tüketimi olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, TyG değeri 8,97'nin altında olan bireylerin Akdeniz diyetine güçlü bir bağlılık gösterdiğinin (MEDAS ≥9) %85,7 duyarlılık ve %85 özgüllük oranıyla tahmin edilebilmesidir. Ayrıca bu çalışmada düzenli fiziksel aktivite ve bu aktivitenin sıklığının hem diyet uyumunda hem de insülin direnci üzerindeki etkililiği gösterilmiştir. TyG indeksi, Tip 2 Diyabetli hastalarda sadece insülin direncini değil, aynı zamanda hastanın beslenme disiplinini de yansıtan güvenilir bir biyobelirteçtir. Çalışmamız, bu indeksin 8,97 değerinin altına çekilmesinin, hastaların metabolik profilini diyabet öncesi risk seviyelerine döndürebileceğini (metabolik reset) göstermektedir. Aile hekimleri, maliyetli testlere gerek duymadan TyG indeksini kullanarak hastalarının diyet uyumunu objektif olarak izleyebilir.

Aile hekimliğiAkdenizAkdeniz diyeti+7
Ekin Dikmen
Trakya University
2025
00