Erzincan Binali Yıldırım University
Discipline

Department of Fundamentals of Nursing

Erzincan Binali Yıldırım University

59

Archived Theses

7

DOIs Assigned

12%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin fizik muayeneye yönelik tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Hemşireler için temel bir beceri olarak kabul edilen fizik muayene (FM), hasta/sağlıklı bireyin klinik seyri hakkında zamanında ve doğru yaklaşımlara karar vermede, hemşirelik bakımına ihtiyaç duyulan alanları belirlemede ve hasta bakımında istendik sonuçlara ulaşmada değerli bir araç olarak kabul edilir. Bu araştırmanın amacı hemşirelerin FM'ye ilişkin tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma, 05.11.2020-15.04.2021 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık ve Uygulama Araştırma Merkezi ile Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nin dahili ve cerrahi klinikleri, yoğun bakım üniteleri ve acil servis birimlerinde çalışan toplam 488 hemşire ile yürütüldü. Araştırma verileri Hemşire Bilgi Formu ve Hemşirelikte Fizik Muayene Tutum ve Uygulama Ölçeği ile elde edildi. Araştırma verilerinin istatistiksel analizi SPSS versiyon 22.0 programında, tanımlayıcı istatistikler ile bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, pearson korelasyon analizi kullanılarak yapıldı. Araştırma kapsamına dahil edilen hemşirelerin yaş ortalamasının 28.51± 6.30, %77.3'ünün kadın, %63.5'inin lisans mezunu olduğu saptandı. Hemşirelerin %88.1'inin FM ile ilgili bir eğitim almadığı, %62.7'sinin FM yöntemlerine yönelik ''kısmen'' bilgi sahibi veya ''hiç'' bilgi sahibi olmadıkları belirlendi. Hemşirelerin çoğunluğunun (%87.1) FM'yi hemşirelik uygulamalarının bir parçası olarak kabul ettiği ve FM'nin yapılmasını gerekli (%91.6) bulduğu saptanırken, sadece %25.8'inin FM'yi hasta bakımında kullandıkları belirlendi. Hemşirelerin FM'yi uygulamalarında etkili olan faktörler arasında çoğunlukla ''zaman yetersizliği'' (%22.7), ''FM konusunda bilgi ve beceri eksikliği'' (%20.7) gibi unsurların yer aldığı görüldü. Katılımcıların Hemşirelikte Fizik Muayene Tutum ve Uygulama Ölçeği toplam puan ortalaması 45.89±10.32 olarak belirlendi. Hemşirelerin bireysel ve mesleki özelliklerine göre ölçek puan ortalamaları incelendiğinde, kadın, lisans ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip, FM konusundaki bilgilerini yeterli bulan, FM yöntemlerini bildiğini ifade eden, FM'yi kullanan ve FM'yi hemşirelik uygulamalarının bir parçası olarak kabul eden hemşirelerin anlamlı olarak daha olumlu tutuma sahip oldukları belirlendi (p<0.001). Ayrıca hemşirelerin bakım verdikleri hasta sayısı arttıkça daha olumsuz tutuma sahip olabilecekleri görüldü (p=0.004). Katılımcıların diğer mesleki özellikleri ile ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Yapılan bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, hemşirelerin klinik ortamda FM'nin uygulanmasına yönelik olumlu bir tutuma sahip olduklarını ancak, FM'ye ilişkin becerilerini etkin bir şekilde kullanabilmeleri için bilgi ve becerinin güçlendirilmesine ve kurumsal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ortaya koydu.Anahtar Kelimeler: Fizik muayene, Hemşire, Tutum, Uygulama.

Fizik muayeneHemşirelerHemşirelik+1
Azize Özdaş
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beyaz gürültü ve sarmalama yöntemlerinin preterm yenidoğanların orogastrik tüp takma ile ilişkili ağrı algısına etkisi

Preterm yenidoğanlar, tıbbi tedavi ve bakım altında bulundukları zaman süresince; tıbbi açıdan gerekli olan ancak ağrı yanıtı oluşturduğu bilinen çeşitli girişimlere maruz kalmaktadır. Ağrı ve strese karşı daha savunmasız oldukları bilindiğinden, preterm yenidoğanlara uygulanan invaziv girişimlere bağlı gelişen ağrıyı kontrol altına almaya yönelik müdahaleler önemlidir. Bu çalışma, preterm yenidoğanlarda sıklıkla uygulanan bir girişim olan orogastrik tüp (OGT) takma ile ilişkili ağrıyı azaltmada beyaz gürültü ve sarmalama yöntemlerinin tek başına ve birlikte kullanımının etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çift kör randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen bu araştırma 01/01/2021 - 01/05/2022 tarihleri arasında Uşak ilinde yer alan bir özel hastanenin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) tedavi ve bakım altındaki 132 preterm yenidoğan ile gerçekleştirildi. Üç deney ve 1 kontrol grubu olmak üzere 4 gruptan oluşan bu çalışmada, beyaz gürültü, sarmalama, beyaz gürültü + sarmalama müdahalelerinin uygulandığı gruptaki pretermler deney grubunu, herhangi bir müdahale uygulanmayan gruptaki pretermler ise kontrol grubunu oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Preterm Yenidoğan Bilgi Formu, Preterm Yenidoğan İzlem Formu, Prematüre Bebek Ağrı Profili Ölçeği-Revize Formu (Premature Infant Pain Profile Revised– PIPP-R) kullanıldı. Araştırma verilerinin analizi SPSS versiyon 22.0 (Armonk, NY: IBMCorp) paket programı ile yapıldı. Araştırma kapsamına dahil edilen preterm yenidoğanların YYBÜ'deki yatış süresi ortalaması 8.77±5.35, postnatal yaş ortalaması 8.11±5.30, OGT ile beslenme süresi ortalaması 7.65±5.25 olarak belirlenirken, deney ve kontrol gruplarındaki pretermlerin tanıtıcı özellikler bakımından birbirine benzer olduğu gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi (p>0.05). OGT takma işlemine yönelik işlem öncesi (5.dk, 3.dk., 1.dk) işlem sırası, işlem sonrası (1.dk., 3.dk., 5.dk) olmak üzere 7 farklı zamanda ölçülen maksimum kalp hızı ve minimum oksijen satürasyonu değerleri bakımından grup etkisinin (p=0.376; p=0.465 sırasıyla) ve grup-zaman etkileşiminin (p=0.581; p=0.313 sırasıyla) istatistiksel bakımdan anlamlı olmadığı belirlendi. Ancak maksimum kalp atım hızı ve minimum oksijen satürasyonu değerleri için zamanın ana etkisi istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.001). Preterm yenidoğanların PIPP-R ölçeği ile 7 farklı zamanda elde edilen ağrı puan ortalamaları için gruplar arasında istatistiksel bakımdan anlamlı fark olduğu (p=0.001), sarmalama grubu ve beyaz gürültü + sarmalama grubundaki pretermlerin toplam PIPP-R puan ortalamalarının, kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi. Buna ek olarak, 7 farklı zamanda ölçülen PIPP-R değerleri için zamanın ana etkisi istatistiksel bakımdan olarak bulunurken (p<0.001) işlem sırasında ve işlem sonrasında ölçülen PIPP-R puan ortalamalarının, işlem öncesi değerlerden anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. OGT takma girişimine bağlı gelişen ağrının yordayıcılarını belirleyebilmek amacıyla genelleştirilmiş tahmin eşitliği yöntemi kullanılarak oluşturulan çoklu logistik regresyon modeli bulgularına göre; cinsiyet, gestasyonel yaş ve postnatal yaş ağrı üzerine anlamlı bir etkiye sahip değildi (p>0.05). Müdahale yöntemlerinin ağrı üzerine etkisi incelendiğinde, kontrol grubu referans alındığında sarmalama müdahalesinin 0.587 kat, beyaz gürültü + müdahalesinin ise 0.473 kat daha az ağrı hissetme ile ilişkili olduğu ancak beyaz gürültü müdahalesinin tek başına ağrı üzerine anlamlı bir etkiye sahip olmadığı görüldü (p=0.326). Buna ek olarak beyaz gürültü müdahalesinin ağrı üzerine anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenirken, preterm yenidoğanların işlem sırasında 348.183 kat daha fazla ağrı yaşadığı belirlendi. Yapılan bu çalışma sonucunda OGT takma işleminin preterm yenidoğanlarda ağrıya neden olan bir girişim olduğu, tek başına sarmalama müdahalesinin ve beyaz gürültü + sarmalama müdahalesi kombinasyonunun, OGT takma ile ilişkili ağrıyı kontrol altına almaya yardımcı olabileceği sonucuna ulaşılırken, beyaz gürültü müdahalesinin OGT takma ile ilişkili ağrı kontrolü üzerine olan etkilerinin daha fazla araştırılmaya ihtiyaç duyduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Beyaz Gürültü, Orogastrik Tüp, Preterm, Sarmalama

AğrıAğrı şiddetiBebek-prematür+4
Ceyda Kırlı
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi cihaz ile ilişkili basınç yaralanmalarına yönelik bilgi düzeyi ve öz yeterlikleri arasındaki ilişkide basınç yaralanmalarını önlemeye yönelik tutumun aracılık rolü

Tedavi ve teşhis amacıyla yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) yatan hastalarda sık kullanılan tıbbi cihazlar, vücut bölümlerinin altında veya çevresinde, basınç hasarı gelişme riskini arttırmaktadır. Riskli gruptaki yoğun bakım hastalarında ortaya çıkabilecek Tıbbi Cihazla İlişkili Basınç Yaralanmalarını (TCİBY) önlemede hemşirelerin kritik bir role sahip oldukları bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı YBÜ hemşirelerinin TCİBY'lere ilişkin bilgi düzeylerinin ve tutumlarının, basınç yaralanmalarını yönetmedeki genel öz yeterlik düzeylerine etkisini incelemektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma 15.10.2023-30.04.2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ile T.C. Sağlık Bakanlığı Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesiꞌnin dahili ve cerrahi YBÜꞌlerinde görev yapan 302 hemşire ile yürütüldü. Araştırma verileri Hemşire Bilgi Formu, Tıbbi Cihazla İlişkili Basınç Yarası Bilgi Düzeyi Değerlendirme Testi (TCİBY-BDDT), Basınç Ülserini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve hemşireler için Basınç Yaralanması Yönetimi Öz Yeterlik Ölçeği (BYY-ÖYÖ) ile elde edildi. Verilerin analizinde SPSS 22.0 programı ve Hayesꞌin PROCESS makrosu (Model 4, Versiyon 4.1) kullanıldı. Araştırma kapsamına dahil edilen hemşirelerin yaş ortalaması 29,34±5,40, %64,2ꞌsi kadın, %73,2ꞌsi lisans mezunu, %52,6ꞌsının yoğun bakımda 1-5 yıl çalışma deneyimine sahip olduğu saptandı. Hemşirelerin TCİBY-BDDT puanı 16 puan üzerinden 9,20±2,32, doğru yanıt oranı ise %57,5 olarak bulundu. Hemşirelerin BÜÖYTÖ puanı 52 puan üzerinden 41,42±5,46 belirlendi ve %76,5ꞌinin tatmin edici tutum düzeyine sahip olduğu saptandı (≥%75). Hemşirelerin BYY-ÖYÖ puanı ise 100 puan üzerinden 60,59±21,03 olarak saptandı. Hemşirelerin konu hakkındaki bilgi düzeylerinin, tutumları üzerindeki etkisi pozitif yönde ve anlamlıydı (B= 0,963 %95 GA [0,720-1,206]). Ayrıca tutumun da, öz yeterlik üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkisi olduğu görüldü (B= 0,837 %95 GA [0,370-1,304]). Ancak modelde tutum olmadan, bilginin öz yeterlik üzerinde anlamlı bir etkisi bulunamadı (B=0,339 p=0,542 %95GA [-0,756-1,435]). Modelde tutumun aracılık etkisinin, toplam etkinin %70.4ꞌünü açıkladığı saptandı. Araştırmanın sonuçları, yoğun bakım hemşirelerinin TCİBYꞌlere ilişkin bilgi düzeylerinin istendik düzeyde olmadığını, öz yeterlik düzeylerinin ortalamanın biraz üzerinde olduğunu ve tatmin edici bir tutuma sahip olduklarını ortaya koyarken bilgi düzeyi ve öz yeterlik arasındaki ilişkide tutumun tam bir aracı etkiye sahip olduğu saptandı.

Esra Yılmaz
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yatağa bağımlı hastalara bakım veren bireylere yönelik hemşire liderliğinde vaka yönetimi modeline temellendirilmiş aile destek programının geliştirilmesi ve etkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Evde bakım alan hasta ve yakınlarının bulundukları ortamda desteklenerek, sosyal yaşama ayak uydurabilmelerini sağlamak, toplumsal entegrasyonlarını gerçekleştirmek, bakıma gereksinim duyan bireyin aile üyeleri ve özellikle de bakım verici birey üzerindeki yükünü hafifletmek son derece önemlidir. Bu araştırmada, yatağa bağımlı olan hastalara bakım veren aile bireylerine yönelik hemşire liderliğinde vaka yönetimi modeline temellendirilmiş aile destek programının etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma müdahale (n=13) ve kontrol (n=14) gruplu randomize kontrollü deneysel desende Mart 2020- Ocak 2021 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Müdahale grubunda bulunan bakım vericilere beş aşamalı hemşire liderliğinde vaka yönetimi modeline temellendirilmiş aile destek programı uygulanmış olup, kontrol grubunda yer alan bakım vericiler rutin izlemler doğrultusunda evde sağlık hizmetleri tarafından takip edilmiştir. Veriler "Hasta Bireyi Tanılama Formu", "Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi", "Bakım Verici Tanıtıcı Özellikler Formu", "Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği", "WHOQOL-BREF-TR Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Aile APGAR Ölçeği" kullanılarak, girişim öncesi, girişim sonrası üçüncü ay ve altıncı ayda toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde ANOVA, çoklu karşılaştırma testi (Bonferroni), ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Müdahale ve kontrol grubunda yer alan bakım vericilerin bakım yükü, yaşam kalitesi ve aile işlevsellik düzeyi toplam puanları arasında grup, zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Bakım verici bireylere yönelik oluşturulan hemşire liderliğinde vaka yönetimi modeline temellendirilmiş aile destek programının bireylerin bakım yükü, yaşam kalitesi ve aile işlevsellik düzeyleri üzerine olumlu etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Aile desteğiBakım verenlerBakım verme yükü+4
Fatma Tanrıkulu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda yatan hastaların aktivite durumu, kısıtlılıkları ve hemşirelik girişimlerınin belirlenmesi: Bir gözlem araştırması

Amaç: Araştırmanın amacı, yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların aktivite durumunu, kısıtlılıklarını ve hemşirelik girişimlerini belirlemektir. Yöntem: Araştırma gözlemsel, tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Anestezi Yoğun Bakım Ünitelerinde, Ekim 2023- Mart 2024 tarihleri arasında toplam 528 gözlem saati ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan "Bireylerin Aktivite Durumu ve Kısıtlılıkları ile Hemşirelik Bakım Girişimleri Gözlem Formu" ile toplanmıştır. Çalışmada kategorik değişkenler frekans (n) ve yüzde (%) ile sürekli değişkenler ortalama±standart sapma (SS), medyan (IQR 25-75) değerleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmada hastaların %46,2'sinin eklem açıklığına yönelik aktiviteleri, %42,9'unun kas gücüne yönelik aktiviteleri yapabildiği ve %27,7'sinin beslenme, bireysel hijyen, boşaltım gibi günlük yaşam aktivitelerine yönelik hareketleri yapabildiği belirlenmiştir. Hastalarda hareket kısıtlılığı yaratan nedenler; %54,9 ile bilinç durumuna ve %53,8 ile fiziksel ortama yönelik nedenler olmuştur. Günlük yaşam aktivitelerini yerine getirebilen hastaların beslenebilmesi için el-kol hareketlerine yardım (%66,7), bireysel hijyeni için yardım (%70,6) hemşirelik girişimlerinin gerçekleşme yüzdeleri anlamlı şekilde yüksek orandadır. Bununla birlikte günlük yaşam aktivitelerini yerine getirebilen hastalarda hastanın ayağa kalkması ve belirli mesafeyi yürümesine yardımcı olma (% 7,8) girişimi oldukça düşük orandadır. Yatak başı yüksekliğinin ayarlanması gibi bazı hemşirelik girişimlerinde rutin olarak yüksek oranda gerçekleştiği gözlemlenmiştir. Sonuç: Araştırma sonucunda yoğun bakımda yatan hastaların eklem açıklığı ve kas gücü gerektiren aktiviteleri ve beslenme, hijyen, mobilizasyon gibi günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirme kapasitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Hemşirelik girişimlerinin de bu hastalar için hareket gereksinimine yönelik destekleyici yönde olduğu, ancak bazı girişimlerin rutin eylemler olarak gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Yoğun bakım; aktivite; hemşirelik; hareket kısıtlılığı; hareket gereksinimi

Günlük yaşam aktiviteleriHareketHareket aktivitesi+7
Gizem Özen
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Progresif gevşeme egzersizinin açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların ağrı düzeyi, uyku kalitesi ve analjezik tüketimine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışma, açık kalp ameliyatı geçiren hastalarda progresif gevşeme egzersizinin (PGE) postoperatif ağrı düzeyi, uyku kalitesi ve analjezik tüketimi üzerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırma, randomize kontrollü, tek kör, yarı deneysel bir araştırma tasarımıdır. Çalışmaya müdahale grubunda 30, kontrol grubunda 30 olmak üzere toplam 60 hasta dahil edilecektir. PGE uygulama aşaması, açık kalp ameliyatı geçiren hastaların servise kabul edildiği ilk 3 gün boyunca sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez gerçekleştirilecektir. Uygulama öncesi ve sonrasında hastaların ağrı düzeyi, uyku kalitesi ve analjezik tüketimine ilişkin ölçümler yapılacaktır. Bulgular: Koroner arter hastalığı (KAH) günümüzde dünya çapında önemli sağlık sorunlarından biridir. Bu durum açık kalp ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası ağrı ve uyku şikayetlerinin araştırılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Raporlama Yöntemi: Bu çalışmada ilgili EQUATOR kurallarına uyulmuştur ve raporlama yöntemi olarak adlandırılmıştır. Sonuç: KAH günümüzde dünya çapında en önemli sağlık sorunlarından biridir. Açık kalp ameliyatı sonrası hastaların yaşadığı ağrının giderilmesi, analjezik tüketiminin azaltılması ve uyku kalitesinin artırılması için farmakolojik olmayan yöntemlerin kullanılması son derece önemlidir. Bu olumsuz etkiler göz önüne alındığında etkili ilaç dışı yöntemlere dayalı deneysel çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Klinik kaydı: Bu çalışmanın Şubat 2023'te ClinicalTrials.gov'a kaydı yapıldı (NCT05727280). Anahtar kelimeler: Açık kalp ameliyatı, Ağrı düzeyi, Progresif gevşeme egzersizi, Uyku kalitesi

Fadime Gamze Bolattürk
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik sürecinin kullanımına yönelik hemşirelerin görüş ve deneyimleri: Karma yöntemli bir çalışma

Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin hemşirelik sürecinin kullanımı ve öğretimine yönelik görüşlerinin ve deneyimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Kepez Devlet Hastanesi'nde 235 hemşire ile karma yöntemli bir çalışma olarak yapılmıştır ve Ekim 2020- Ocak 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler anket formu ve yarı yapılandırılmış odak grup görüşmesi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Nitel veriler tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin %87.7'si lisans mezunu olduğunu, %82.6'sı mesleği kendi isteğiyle seçtiğini, %86.8'i hemşirelik süreciyle ilgili bir eğitim aldığını, %40'ı yoğun bakımda çalıştığını ve %46'sı mesai saatinde '1-5' hastaya bakım verdiğini belirtmiştir. Hemşireler hemşirelik süreciyle bakımın organize yürültüldüğünü (%94), hemşirelik sürecinin; bütüncül (%93.2), sistematik (%91.9), planlı ve amaca yönelik (%92.3) bir çalışma sağladığını belirtmişlerdir. Hemşirelerin %74.5'i hemşirelik sürecinin kullanımı konusunda yeterli olduklarını belirtmişlerdir. Hemşireler zaman yetersizliğinin (%70.2), hemşirelik dışında yapılan görevlerin (%68.1) ve klinikte çok sayıda hasta olmasının (%59.1) hemşirelik sürecini uygulamalarını engellediğini belirtmişlerdir. Odak grup görüşmeleriyle hemşirelik süreci ile ilgili üç ana tema ve altı alt tema elde edilmiştir. Ana temalar; 'Bir Düşünme Biçimi', 'Bakımda Yol Gösterici', 'Elektronik Sistemdeki Hemşirelik Sürecine Eleştiri'dir. Sonuç: Hemşirelerin hemşirelik sürecinin yararlarına ve gerekli olduğuna inandıkları, kullanımında kendilerini yeterli buldukları görülmektedir. Ancak kurumsal engellerin bunun ötesine geçtiği, kurum içi eğitimlerin yetersiz olduğu, elektronik hemşirelik sürecinin onları sınırlandırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Hemşirelik sürecinin kullanıma yerleşmesi yönünde kurumsal iyileştirmelerin yapılması gerektiği düşünülmektir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik süreci, hemşirelik sürecine yönelik görüşler, hemşirelik sürecinin kullanımı

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+1
Sezgi Kıran İnce
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin örgütsel stres düzeyi ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Çalışma, hemşirelerin örgütsel stres düzeyi ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Trabzon'daki dört kamu hastanesinde çalışan 1075 hemşireden, tabakalı seçilen 283 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler, hemşirelerin demografik özellik ve mesleki görüşlerine ilişkin bilgi formu, Örgütsel Stres Kaynakları ve İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmada, kamu hastanelerinde çalışan hemşirelerin %42'si 31-40 yaşlarında, %69.3'ü lisans mezunu ve %47.3 10 yıl ve altı mesleki deneyime sahiptir. Hemşirelerin örgütsel stres kaynakları ve örgütsel stres boyut puanları ile işten ayrılma niyeti puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmamasına rağmen örgütsel rahatsızlık ile işten ayrılma niyeti arasında zayıf, pozitif yönde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r= 0.358; p<0.05). Hemşirelerin örgütsel stres kaynağı 88.04±14.03, örgütsel stres 2.67±13.68, örgütsel rahatsızlık puanları 82.60±24.54 dür. İşten ayrılma niyeti puanı 2.32±1.11'dir. Hemşire pozisyonunda çalışan hemşireliği isteyerek seçmeyen, hemşirelikten, çalıştığı hastane ve birimden memnun olmayan, kurumdan ayrılmayı niyeti olan ve son dönemde bir olaya bağlı yoğun stres yaşan hemşirelerin örgütsel rahatsızlık ve işten ayrılma niyeti puanlarının daha yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca 20 yıl ve altında mesleki, 10 yıl ve altı hastane deneyimi olan, bir eğitim ve araştırma hastanesinde, nöbet usulü ve vardiyalı çalışan hemşirelerin de işten ayrılma niyeti puanlarının yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Sonuçta stres kaynaklarından orta düzeyde rahatsızlık duyan hemşirelerin, düşük düzeyde olan işten ayrılma niyetleri bu rahatsızlığa bağlı artmaktadır. Ayrıca hemşirelerin demografik ve mesleki özelliklerinden bazıları örgütsel rahatsızlık ve işten ayrılma niyetleri üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Bu nedenle kamu hastanelerinde hemşirelerin stres düzeyini ve işten ayrılma niyetini etkileyen faktörleri iyileştirme çalışmaları başlatılmalıdır.

HastanelerHemşirelerHemşirelik+4
Duygu Coşkun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin değerlendirmesiyle hastanelerde örgütsel güven düzeyi

Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışma, hemşirelerin değerlendirmesiyle hastanelerdeki örgütsel güven düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Trabzon'daki kamu, özel ve üniversite hastanelerde çalışan toplam 1881 hemşire oluştururken, örneklemi hastanelerden tabakalı örneklem yöntemiyle seçilen 319 hemşire oluşturmuştur. Veriler, bilgi formu ve örgütsel güven ölçeği ile toplanmış yüzdelik, Mann Whitney-U ve Kruskall Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Bulgulara göre %81.2'si kadın, %62.4'si lisans veya lisansüstü mezun, %58'i kamu hastanesinde ve %40.1'i 5 yıldan daha az mesleki deneyime sahip olan hemşirelerin genel olarak örgütsel güven ölçeği puan ortalaması 4.08±0.66, alt boyut puan ortalamaları yöneticiye güven için 4.28±0.84, kuruma güven için 3.33±1.12 ve çalışma arkadaşlarına güven için 4.46±0.76 dır. Bununla birlikte örgütsel güven ölçeği toplamında kamu ve üniversite hastanelerinde çalışan hemşirelerin puanlarının özel hastanede, yöneticiye güven boyutunda üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının kamu ve özel hastanelerde, kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının ise özel hastanede, kuruma güven boyutunda üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının özel hastanede, çalışma arkadaşlarına güven boyutunda kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının üniversite ve özel hastanede, üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının ise özel hastanede çalışan hemşirelerin puanlarından daha yüksek olması istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca mesleki deneyimi 5 yıldan az olan hemşirelerin 6 yıl ve üzeri olanlardan, yönetici hemşirelerin hemşirelerden, dahili birimlerde çalışan hemşirelerin ameliyathane, yoğun bakım gibi diğer birimlerde çalışan hemşirelerden örgütsel güven ölçeği puanları daha yüksektir. Bu bulgularda istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuçta hemşirelerin genelde örgütlerine güven düzeyleri orta seviyededir. Ayrıca deneyimi az, yönetici ve dahili birimlerde çalışan hemşireler kurumlarına, üniversite hastanesinde çalışan hemşireler ise yöneticilerine ve kurumlarına daha fazla güvenirken, kamu hastanesinde çalışan hemşireler çalışma arkadaşlarına daha fazla güvenmektedir.

HastanelerHemşirelerHemşirelik+2
Elif Baş
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin duygusal emek davranışları ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişki

Amaç: Araştırma hemşirelerin duygusal emek davranışları ve hasta memnuniyet düzeylerini belirlemek ve bu iki kavram arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinde görev yapan 112 hemşire ve aynı hastanede yatarak tedavi gören 130 hasta oluşturmuştur. Veriler hemşirelerin sosyodemografik özelliklerini içeren hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Hemşireler için Duygusal Emek Davranışı Ölçeği, hastaların sosyodemografik özelliklerini içeren hasta tanıtıcı bilgi formu ve Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, parametrik ve non-parametrik testler ile Spearman's Rho Korelasyon testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 30.90±5.60 (yıl), % 54.5' inin kadın, % 73.2' sinin lisans mezunu, % 58.0'ının evli olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların ise yaş ortalamasının 42.08±11.49 (yıl), % 56.2'sinin kadın olduğu, %60.0' ının evli ve % 62.3' nün orta gelir düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin yüzeysel davranış puan ortalaması 4.03±0.50, derinlemesine davranış puan ortalamasın 3.91±0.44, samimi davranış puan ortalaması 3.98±0.56; Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği toplam puan ortalaması ise 84.06±5.16 olarak saptanmıştır. Araştırmada hastaların hemşirelik bakımından memnuniyet puanları ile hemşirelerin duygusal emek davranışlarından yüzeysel davranış alt boyut puanları arasında negatif, derinlemesine ve samimi davranış alt boyut puanları ile arasında pozitif yönlü, orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Hemşirelerin derinlemesine davranış ve samimi davranışları arttıkça ve yüzeysel davranışları azaldıkça, hastaların memnuniyet düzeyleri artmaktadır. Hemşirelerin duygusal emek davranışlarını ve hasta memnuniyet düzeylerini geliştirmeye yönelik hizmet içi eğitimlerin planlanması önerilmektedir.

Duygusal emekHasta memnuniyetiHastalar+3
Hatice Balta Bolu
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında ergonomi düzeyi, iş ve yaşam doyumu ilişkisi

Amaç: Bu çalışma sağlık çalışanlarında ergonomi düzeyi, iş ve yaşam doyumu ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Materyal ve Metod: Kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan bu çalışma 422 sağlık çalışanı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak; sosyodemografik, psikososyal ve örgütsel bilgi formu, Ergonomi Ölçeği, Minessota İş Doyum Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, SPSS 25.0 programında anlamlılık değeri p<0.05 esas alınarak parametrik testler ve doğrusal regresyon analizi yapılarak elde edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan sağlık çalışanları % 48,1'i 26-35 yaş arasında olup % 64.2'si kadın, % 41.2'si hemşire ve % 27.3'ünün meslekte çalışma yılı 11-15 yıl arasındadır. Ergonomi Ölçeği puan ortalaması 2.85±0.65; İş Doyumu Ölçeği ve alt boyutlarının puan ortalamaları; Genel İş Doyumu puan ortalaması 2.83±0.76, İçsel İş Doyumu puan ortalaması 2.94±0.77 ve Dışsal İş Doyumu puan ortalaması 2.65±0.82 ve Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalaması; 2.33±0.97'dir. Sağlık çalışanlarının Ergonomi Ölçeği puan ortalaması ile İş Doyumu Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü, güçlü ve istatistiksel açıdan anlamlı (r=0.621; p<0.01) ve Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü, güçlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki (r=0.552; p<0.01); İş Doyumu Ölçeği puan ortalaması ile Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü, güçlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki (r=0.552; p<0.01) bulunmaktadır. Sonuç: Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının ergonomi düzeyi orta seviyede; genel iş doyumu, içsel iş doyumu ve dışsal iş doyumu düşük seviyede ve yaşam doyumu ise düşük seviyededir. Sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarındaki ergonomik risk faktörleri kontrol altına alınmalı, iş doyumlarını ve ilişkili olan yaşam doyumlarını arttırıcı etkinlikler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, Ergonomi, Ergonomik risk faktörleri, İş doyumu, Yaşam doyumu.

EbelerErgonomiHekimler+6
Seçil Ergin Doğan
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda COVİD 19 korkusu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki

Bu araştırma, son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda Covid 19 korkusuyla yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Covid 19 pandemi sürecinde HD tedavisi alan 110 hasta oluşturmuştur. Veriler; "Hasta Tanılama Formu", "Kısa Form-36 (Short Form-36/SF-36)" ve "Covid 19 Korkusu Ölçeği" ile toplanmıştır. Veriler,hastaların hemodiyaliz merkezine geldikleri zaman diliminde yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı (16.0) kullanılmıştır. Araştırmada hastaların Covid 19 korkusu ile sosyo-demografik özellikleri, kronik böbrek hastalığı ve tedavisi ile ilgili özellikleri, hemodiyaliz tedavisi ile ilgili özellikleri, Covid 19 enfeksiyonu/hastalığı ile ilgili özellikleri arasında ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Covid 19 korkusu ile SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutları olan fiziksel rol güçlüğü(r=-0.322/p=0.001), enerji-canlılık-vitalite (r=-0.263/p=0.006), ruhsal sağlık(r=-0.316/p=0.001), sosyal işlevsellik(r=-0.235/p=0.013), ağrı(r=-0.226/p=0.017) ve genel sağlık algıları(r=-0.406/p=0.000) arasında istatistiki olarak anlamlı ve negatif yönlü zayıf düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur, Sonuç olarak Covid 19 korkusu hemodiyaliz tedavisi alan hastaların yaşam kalitesini negatif yönde etkilemektedir. Pandemi devam ettiği sürede ve daha sonra gelişebilecek başka pandemi dönemlerinde hemodiyaliz tedavisi alan hastaların Covid 19 korkusuna bağlı yaşam kalitesindeki etkilenmenin değerlendirilmesi ve yaşam kalitesini artıracak hemşirelik bakımının planlanması önemlidir. Anahtar Kelimeler:Son dönem böbrek yetmezliği, Hemodiyaliz tedavisi, Covid 19 korkusu, Yaşam kalitesi.

AnksiyeteBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+7
Tuğba Sertdemir
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin duygusal zekâ ile ahlaki duyarlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Araştırma hemşirelerin duygusal zekâ ve ahlaki duyarlılık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı, ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırmanın örneklemini Adıyaman il merkezinde bulunan Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Adıyaman Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde görev yapmakta olan 200 hemşire oluşturmuştur. Veriler Şubat-Mart 2022 tarihleri arasında 'Tanıtıcı Bilgi Formu', 'Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği' ve 'Ahlaki Duyarlılık Anketi' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde non-parametrik testler ve Spearman's Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği toplam puan ortalaması 123.92±12.56 ve Ahlaki duyarlılık anketi toplam puan ortalaması 76.90±14.85 olarak saptanmıştır. Araştırmada Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği iyimserlik/ruh halinin düzenlenmesi alt boyutunda medeni duruma göre, duyguların kullanımı alt boyutunda hemşirelik mesleğinin isteyerek seçme durumuna göre, duyguların kullanımı alt boyut ve toplam puanında ise hemşirelik mesleğinden memnun olma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır (p<0.05). Ahlaki duyarlılık anketi toplam ve otonomi alt boyutu puan ortalamalarında öğrenim düzeyine göre, çatışma alt boyutu puan ortalamasında medeni duruma göre ve oryantasyon alt boyutu puan ortalamasında mesleki deneyim yılı değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır (p<0.05). Araştırmaya katılan hemşirelerin Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği duyguların değerlendirilmesi alt boyutu ile Ahlaki Duyarlılık Anketi bütüncül yaklaşım alt boyutu arasında düşük düzeyde pozitif ilişki saptanmıştır (r=0.152; p=0.032). Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği duyguların değerlendirilmesi alt boyutu ile Ahlaki Duyarlılık anketi çatışma alt boyutu arasında düşük düzeyde negatif korelasyon saptanmıştır (r=-0.198; p=0.005). Sonuç: Araştırma sonuçları doğrultusunda, hemşirelerin duygusal zekâ ve ahlaki duyarlılık düzeylerini geliştirmeye yönelik eğitimlerin çalıştıkları kurum tarafından planlanması, hemşirelerin duygusal zekâlarının değerlendirilmesi ve kişiye uygun olan birimde çalıştırılması, duygusal zekâ ve ahlaki duyarlılık kavramlarının daha geniş örneklem gruplarında yeniden araştırılması önerilmektedir.

AhlakAhlaki davranışDuyarlılık+5
Merve Yücekaya
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde deprem sonrası travma düzeyi, psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ve bakım davranışı ilişkisi

Bu çalışma hemşirelerde deprem sonrası travma düzeyi, psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ve bakım verme davranışı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı ve ilişkisel tasarımda olan bu çalışma Kasım 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Malatya İl Merkezi'nde bulunan Battalgazi Devlet Hastanesi'nde görev yapmakta olan 253 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada verilerin toplanmasında Sosyodemografik bilgi formu, Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği, Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği ve Bakım Davranışları Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, SPSS 22.0 programında anlamlılık değeri p<0.05 esas alınarak tanımlayıcı istatistikler, parametrik testler, Spearman Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi yapılarak elde edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 31.79±7.81, %74.7'si kadın, %49.4'ü bekar, %55.7'sinin çocuğu yoktur ve %31.2'sinin çalışma süresi 0-1 yıl arasındadır. Katılımcıların %35.6'sı acil serviste çalışmaktadır ve %80.6'sı depremde evini kaybetmemiştir. Depremde yakınlarını kaybedenlerin %85.7'si diğer yakınlarından (teyze, amca, hala, kuzen) birini kaybetmiştir ve %95.7'si deprem sonrası psikolojik destek almamıştır. Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği toplamından 52.24±16.68; Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği – Kısa Form toplamında 18.74±4.50 ve Bakım Davranışları Ölçeği-24 toplamından 5.20±0.69 puan almışlardır. Hemşirelerin deprem sonrası travma düzeyini belirleme ölçeği toplam puanı ile psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ölçeği toplam puanı ve psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ölçeği toplam puanı ile bakım davranışları ölçeği toplam puanı arasında pozitif bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca hemşirelerin bakım sürecinde hastalarına karşı güvence, bilgi ve beceri, saygı ve bağlılık gibi bakım davranışlarında yüksek performans sergiledikleri saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşire; Deprem sonrası travma; Psikolojik yardım alma; Bakım davranışı

Remzi Çatalca
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin profesyonel otonomiye yönelik tutumları ile ahlaki sıkıntı düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin profesyonel otonomiye yönelik tutum ile ahlaki sıkıntı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmada verileri T.C. Sağlık Bakanlığı Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 171 hemşireden 1 Mart-1 Nisan 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmada Sosyodemografik Bilgi Formu, Hemşireler İçin Profesyonel Otonomiye Yönelik Tutum Ölçeği ve Yoğun Bakım Ahlaki Sıkıntı Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Hemşirelerin Profesyonel Otonomiye Yönelik Tutum Ölçeği toplam puanı 72,55±10,36; Yoğun Bakım Ahlaki Sıkıntı Ölçeği toplam puanı 113,84±53,23'tür. Araştırmada hemşirelerin yaşa göre profesyonel otonomiye yönelik tutum ölçeği ve çalışma koşulları üzerindeki kontrol alt boyut puanı anlamlı değişim göstermiştir (p<0,05). Hemşirelerden mesleki yayın takip eden ve bilimsel etkinliklere katılanların yoğun bakım ahlaki sıkıntı ölçeği puanı anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Araştırmada hemşirelerin Profesyonel Otonomiye Yönelik Tutum Ölçeği, iş ile ilgili bağımsızlık alt boyutu ve otonom klinik kararlar alt boyutu ile Yoğun Bakım Ahlaki Sıkıntı Ölçeği arasında pozitif yönlü, düşük düzeyde ilişki bulunmuştur. Hemşirelerin profesyonel otonomiye yönelik tutumları ahlaki sıkıntı düzeylerinin %7,7'sini açıklamaktadır. Bu bulgular doğrultusunda hemşirelerin çalışma ortamlarında otonomilerini kullanabilmesi için, mesleki gelişimlerini desteklemek adına bilimsel yayın ve etkinliklere katılımların kurumlar tarafından desteklenmesi ve etik karar verme süreçlerinde destek alabilecekleri komisyonların kurumlarda oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım; Hemşire; Profesyonel otonomi; Ahlaki sıkıntı

Etik-hemşirelikHemşirelerHemşirelik araştırmaları
Merve Yıldız
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Evde bakım alan yatağa bağımlı hastaya bakım verenlerin öz yeterlilik düzeyi ile bakım yükü ilişkisi

Yatağa bağımlı hastaya bakım verenlerin öz yeterlilik düzeyi ile bakım yükü arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki bu çalışma Aralık 2023 – Şubat 2024 tarihleri arasında Adıyaman Gölbaşı Devlet Hastanesi Evde Bakım Birimi'ne başvuran 163 hasta ve bakım vereni ile yapılmıştır. Veri toplamada Tanıtıcı Bilgi Formu, Revize Edilmiş Bakıma Yönelik Öz Yeterlilik Ölçeği ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, SPSS 22.0 programında anlamlılık değeri p<0.05 esas alınarak tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma ve yüzdelik değerler), parametrik testler (Bağımsız Gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Kolmogorov-Smirnow Testi, Shapiro Wilk Testi ve Kruskall Wallis Varyans Analizi), Pearson's Korelasyon ve Regresyon Analizi yapılarak elde edilmiştir. Çalışmaya katılan bakım verenlerin yaşları 30-63 arasında olup yaş ortalaması 49.80±5.96'dı. Bakım verenlerin tamamı (n = 163) kadın'dı. Çalışmaya katılan bakım verenlerin bakım verme yükü ölçeğinden elde ettiği ortalama puan 47.44±5.16 olup bu da bakım verme yükünün orta düzeyde olduğunu göstermektedir. Bakım verenlerin kendine zaman öz yeterliliği, rahatsız edici hasta davranışlarına karşı yanıt öz yeterliliği, bakım hakkındaki üzücü düşüncelerin kontrolü öz yeterliliği ve toplam bakıma yönelik öz yeterlilik düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Bakım yükü ile kendine zaman öz yeterliliği arasında pozitif yönde ve çok düşük şiddette (r= .158; p<0.05), rahatsız edici hasta davranışlarına karşı yanıt öz yeterliliği arasında pozitif yönde ve düşük şiddette (r = .276, p<0.001), bakım hakkındaki üzücü düşüncelerin kontrol öz yeterliliği arasında negatif yönde ve düşük şiddette (r = -.206; p<0.05) ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yatağa bağımlı hasta; Bakım veren; Öz yeterlilik; Bakım yükü

Hasan Yücekaya
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin psikososyal bakım yetkinliği ile merhamet yorgunluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin psikososyal bakım yetkinliği ile merhamet yorgunluğu düzeylerini belirlemeyi, aralarındaki ilişkiyi incelemeyi ve etkileyen değişkenleri saptamak amacıyla gerçekleşti. Şubat-Mart 2024 tarihleri arasında Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan ve katılan 188 hemşire ile yürütülen bu tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırmada Katılımcı Bilgi Formu, Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği (MYKÖ) ve Psikososyal Bakım Yeterliliği Öz Değerlendirme Ölçeği (PBYÖDÖ) kullanılarak veriler toplandı. Analiz sürecinde ise tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (Oneway ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi ve LSD post hoc testi uygulandı. Katılımcıların %55,9'unun 26-30 yaş aralığında, %52,7'sinin erkek ve %71,8'inin bekar olduğu belirlendi. PBYÖDÖ toplam puan ortalaması 64,14±13,47, MYKÖ toplam puan ortalaması 68,73±23,70 olarak bulundu. PBYÖDÖ ile MYKÖ arasındaki ilişki incelendiğinde; aralarında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. (r:0,041; p<0,578). Medeni durum değişkenine göre PBYÖDÖ'nün bilgiyi kullanma alt boyutu arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Cinsiyet ve çalışılan birim değişkenine göre MYKÖ ve alt boyutları arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Yaş değişkenine göre MYKÖ' nün "İkincil Travma" alt boyutu arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Ekonomik durum değişkenine göre MYKÖ ve ''Mesleki Tükenmişlik'' alt boyutu arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Bu çalışma kapsamında, psikososyal bakım yetkinliği ile merhamet yorgunluğu arasında doğrudan bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, bu iki kavram arasındaki ilişkiyi daha detaylı bir şekilde inceleyen ek araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşire; Merhamet yorgunluğu; Psikososyal bakım; Yoğun bakım.

Melike Güzel
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin iş motivasyonu, iş stresi ve yapay zeka kaygı düzeyleri arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışma hemşirelerin iş motivasyonu, iş stresi ve yapay zekâ kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Materyal ve Metod: Kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu çalışma Nisan-Haziran 2023 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 300 hemşireyle gerçekleştirilmiştir. Veriler; Kişisel ve Mesleki Bilgi Formu, Hemşire İş Motivasyonu Ölçeği, İş Stresi Ölçeği ve Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin ana-lizinde, SPSS 22.0 programında anlamlılık değeri p<0,05 esas alınarak parametrik testler (Bağımsız gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Kolmogorov-Smirnov Testi, Kruskall Wallis Varyans Analizi), Pearson's Korelasyon ve Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin %63'ü kadın olup %51'i 28 yaş altında ve %50,67'sinin 1-60 ay arasında mesleki deneyimi vardır. Hemşire İş Motivasyon Ölçeği puan ortalaması 65,9±5,5; İş Stres Ölçeği puan ortalaması 58,0±6,9; Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği puan ortalaması 77,0±19,2'dir. Hemşirelerin Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği puan ortalamasıyla İş Motivasyonu Ölçeği puan ortalaması arasında negatif yönlü, düşük düzeyde ve istatistiksel açıdan anlamlı (r=-0,162; p<0,05) bir ilişki olup, İş Stres Ölçeği puan ortalaması arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). İş Motivasyonu Ölçeği puan ortalamasıyla İş Stres Ölçeği puan ortalamaları arasında ise pozitif yönlü, düşük ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki (r=0,393; p<0,05) bulunmaktadır. Sonuç: Araştırmaya katılan hemşirelerin iş motivasyon düzeyi yüksek; iş stres düzeyi F (sağlığı tehdit eden ve verimliliği azaltan) seviyede ve yapay zekâ kaygı ve alt boyutlarının düzeyleri orta seviyededir. Sağlık kurumlarına, hemşireleri güncel teknolojik gelişim süreçler-ine dahil ederek onlara yeni beceriler kazanmalarına destek olmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire; İş Motivasyonu; İş Stresi; Yapay Zeka Kaygısı

Meryem Kum
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin öz şefkat düzeyleri ile spiritüel bakım algıları arasındaki ilişki

Bu araştırma hemşirelerin öz şefkat düzeyleri ile spiritüel bakım algıları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ekim 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 283 hemşire ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu (ÖŞÖ-KF) ve Maneviyat ve Manevi Bakım Dereceleme Ölçeği (MMBDÖ) kullanılmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistiksel analizler, t testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson korelasyon katsayısı bakılarak değerlendirilmiştir. Katılımcı hemşirelerin yaş ortalaması 33.6±7.5, %75.6'sı kadın, %84.8'i lisans mezunu ve %46.6'sı gündüz ve gece karma şift şeklinde çalışmaktadır. Hemşirelerin ÖŞÖ-KF puan ortalamaları 36.1±6.2 ve MMBDÖ puan ortalamaları 2.4±0.5 olarak bulunmuştur. Çalışma memnuniyeti yüksek olan ve spiritüel bakım bilgisine sahip olan hemşirelerin öz şefkat düzeyi daha yüksek olarak belirlenmiştir (p<0.05). Spiritüel bakım konusunda kendisini yeterli bulan hemşirelerin öz şefkat düzeyi en yüksek, yeterli bulmayanların öz şefkat düzeyi ise en düşük bulunmuştur (p<0.05). Erkek hemşirelerin maneviyat ve manevi bakım algısı düzeyinin kadın hemşirelerden yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). ÖŞÖ-KF ile MMBDÖ arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r: -0.071; p: 0.236). Araştırma bulguları, hemşirelerin öz şefkat seviyelerinin orta düzeyde, maneviyat ve manevi bakım algılarının ise orta düzeyin altında olduğunu ve bu iki değişken arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermektedir. Bu sonuçlar, hemşirelerin öz şefkat düzeylerinin artırılması ve manevi bakım algılarının güçlendirilmesine yönelik eğitim ve müdahalelerle desteklenmesinin gerekliliğini ve önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik; Manevi bakım; Öz şefkat; Spiritüel bakım; Şefkat

Hakan Turan
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin hemşirelik mesleğine ve hemşirelikte uzmanlaşmaya yönelik tutumları

Bu çalışmada; hemşirelik bölümü öğrencilerinin mesleki tutumları ile uzmanlaşmaya yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı-ilişki arayıcı desende planlanan çalışma; 06.12.2024 ile 16.01.2025 tarihleri arasında Adıyaman Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören 266 hemşirelik öğrencisiyle yapılmıştır. Veriler yüz yüze görüşülerek "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Hemşirelik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği" (HMYTÖ) ve "Hemşirelikte Uzmanlaşmaya Yönelik Tutum Ölçeği" (HUYTÖ) kullanılarak toplanmış ve analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %68,4'ü kadın ve yaş ortalamaları 20.70±3.051'dir. Çalışmaya katılan hemşirelik öğrencilerinin çalışmamızda HUYTÖ toplam puan ortalaması 73,16 ± 12,04 ve HMYTÖ puan ortalaması 151,23±17,51 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca Hemşirelikte Uzmanlaşmaya Yönelik Tutum Ölçeği toplam puanı ile Hemşirelik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği toplam ve alt boyutları arasında pozitif orta düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir (r: 0.436; r: 0.310; r: 0.41; r: 0.447; p<0.01). Hemşirelik mesleğine yönelik tutum ölçeği, uzmanlaşmaya yönelik tutum ölçeği puanlarını %19,7 oranında açıklamaktadır (R² = 0.197). Bu bulgulardan yola çıkarak hemşirelik eğitimi veren kurumların, öğrencilerin mesleki tutumlarını ve uzmanlaşma eğilimlerini geliştirecek bütüncül politikalar benimsemesi büyük önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Hemşirelik; Öğrenci; Uzmanlaşma; Mesleki Tutum

Vakkas Öztaş
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin kültürel yeterlilikleri ile hasta merkezli bakım yetkinliği arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin kültürel yeterlilikleri ile hasta merkezli bakım yetkinliği arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmanın örneklemi, Bingöl il merkezindeki Bingöl Devlet Hastanesi'nde görev yapan 228 hemşireden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, Nisan-Haziran 2024 tarihleri arasında Katılımcı Bilgilendirme ve Onam Formu, Hemşire Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Hemşire Kültürel Yeterlilik Ölçeği (HKYÖ) ve Hasta Merkezli Bakım Yetkinliği Ölçeği (HMBYÖ) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin Hemşire Kültürel Yeterlilik Ölçeği (HKYÖ) puan ortalaması 69,32±15,80 ve Hasta Merkezli Bakım Yetkinliği Ölçeği (HMBYÖ) puan ortalaması 63,54±12,61 olarak belirlenmiştir. Çalışmada, mesleki deneyim süresi, görev yapılan birim, mesleğini severek yapma, çalışma süresi, farklı kültürlerden bireylere bakım verme ve hasta merkezli bakım eğitimi alma durumlarının HKYÖ ve HMBYÖ puan ortalamaları üzerinde anlamlı etkilere sahip olduğu bulunmuştur (p<0,05). Özellikle mesleğini severek yapan ve hasta merkezli bakım eğitimi alan hemşirelerin her iki ölçekten de daha yüksek puanlar aldığı tespit edilmiştir. Son olarak, HKYÖ ve HMBYÖ arasında pozitif yönlü, zayıf ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0,014,r=0,146). Sonuç: Bu araştırma, hemşirelerin kültürel yeterlilikleri ile hasta merkezli bakım yetkinlikleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bulgular, bu yetkinliklerin gelişiminde mesleki deneyim, eğitim ve motivasyonun önemini vurgulamaktadır. Hemşirelik eğitimine ve hizmet içi programlara kültürel yeterlilik ve hasta merkezli bakım konularının daha etkin entegre edilmesi önerilmektedir

Hemşire-hasta ilişkileriHemşirelerHemşirelik+4
Uğur Tanık
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde teknoloji etkileşimine yakınlık ile dijital okuryazarlık arasındaki ilişki

Günümüz sağlık sisteminde dijital teknolojilerin giderek artan kullanımı, hemşirelerin dijital araçları etkin biçimde kullanmalarını ve bu alandaki yetkinliklerini artırmalarını zorunlu kılmaktadır. Bu araştırmanın amacı, hemşirelerin teknoloji etkileşime yakınlık düzeyleri ile dijital okuryazarlık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte desenlenen bu çalışma, Adıyaman ilinde bir devlet hastanesinde görev yapan ve çalışmaya gönüllü katılım sağlayan 234 katılımcı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada, Hemşire Tanıtım Formu, Dijital Okuryazarlık Ölçeği (DOÖ) ve Teknoloji Etkileşimine Yakınlık Ölçeği (TEYÖ) veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiş, normallik testi olarak Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu çarpıklık ve basıklık katsayılarıyla da değerlendirilmiş, analizlere parametrik testlerle devam edilmiştir. Tanımlayıcı istatistiklere göre DOÖ puan ortalaması 64,38±9,53; TEYÖ puan ortalaması ise 40,79±5,84 olarak bulunmuştur. İlişki analizinde Pearson korelasyon testi yapılmış ve dijital okuryazarlık ile teknoloji etkileşimine yakınlık arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (r=0,615; p<0,05). Sonuç olarak hemşirelerin teknoloji etkileşimine yakınlık düzeyleri ile dijital okuryazarlık düzeyleri arasında güçlü ve anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu doğrultuda, sağlık kurumlarında görevli hemşirelerin dijital becerilerinin artırılması amacıyla sürekli ve uygulamalı eğitim programlarının oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Dijital Okuryazarlık; Teknoloji Etkileşimi; Hemşirelik; Eğitim Programları.

Esra Bakırcı
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde algılanan örgüt ve yönetici desteği ile kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutum arasındaki ilişki

Bu araştırma, hemşirelerin algıladıkları örgütsel ve yönetici destek düzeyleri ile kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Tanımlayıcı desende gerçekleştirilen bu çalışma, Ekim 2023–Haziran 2024 tarihleri arasında Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde görev yapan 295 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği (KDHYTÖ), Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği (AÖDÖ) ve Yönetici Desteği Ölçeği (YDÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, t-testi, tek yönlü ANOVA, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %50.2'si mesleğe yönelik güncel bilgiye sahip olduğunu belirtmiş; ancak yalnızca %33.2'si kanıta dayalı bakım sunduğunu ifade etmiştir. Hemşirelerin KDHYTÖ puan ortalaması orta düzeyde, AÖDÖ ve YDÖ puan ortalamaları ise orta düzeyin altında bulunmuştur. Regresyon analizleri sonucunda, algılanan örgütsel desteğin kanıta dayalı hemşirelik tutumu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı saptanmıştır (p>0.05). Yönetici desteğinin kanıta dayalı hemşirelik tutumu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, kanıta dayalı hemşireliğe yönelik olumlu tutumların gelişiminde bireysel düzeydeki mesleki motivasyon, bilgiye erişim ve öz yeterlik algısının, örgütsel ya da yönetici destek algısından daha belirleyici olabileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, kanıta dayalı uygulamaların benimsenmesini artırmak için, hemşirelerin bireysel farkındalıklarını, bilgi okuryazarlıklarını ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeye yönelik yapılandırılmış eğitim programları ve sürekli mesleki gelişim faaliyetlerine öncelik verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire tutumu; Hemşirelik hizmetleri; Kanıta dayalı hemşirelik; Örgütsel destek; Yönetici desteği

Hilal Demir Koyuncu
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi girişim sonrası yoğun bakımda izlenen hastalarda susuzluk şiddeti ile konfor düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Cerrahi girişim sonrası yoğun bakımda izlenen hastalarda susuzluk şiddeti ile konfor düzeyi arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdeki araştırma cerrahi girişim sonrası yoğun bakım ünitesinde izlenen 225 hasta birey ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri; "Hasta Bilgi ve Tanılama Formu", "Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası (RASS)", "Susuzluk Şiddeti Vizuel Analog Skala (VAS)", "Perianestezi Konfor Ölçeği (PKÖ)", "Yoğun Bakım Ağız Bakımı Sıklığını Değerlendirme Ölçeği (YBABSDÖ)", "Glaskow Koma Skoru (GKS)" ve "Akut Fizyolojik ve Kronik Sağlık Değerlendirmesi (APACHE-II)" formları kullanılarak toplandı. Hastaların susuzluk şiddeti yoğun bakım ünitesinde entübe iken, konfor düzeyi ise hastalar ekstübe olduktan sonra ve yoğun bakım ünitesinden taburcu olmadan önce ölçülerek değerlendirildi. Araştırmanın verileri uygun istatistiksel analiz yöntemleri ile analiz edilerek p<0,05 anlamlılık düzeyinde yorumlandı. Bulgular: Hastaların %70,7 (n=159)'sinin susadığı; ve bu hastalardan %40,3 (n=64)'ünün susuzluk hissini elini kaldırarak ifade ettikleri belirlendi. Hastaların Susuzluk Şiddeti VAS puan ortalaması 6,26±2,49 (Min.=0-Maks.=10) olarak ölçüldü. Susuzluk hisseden hastaların susuzluğunu gidermek için %76,6 (n=131)'sının dudaklarının nemli gaz bezi ile ıslatıldığı saptandı. Hastaların susuzluk şiddeti ile konforu düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Sonuç: Cerrahi girişim sonrası yoğun bakımda izlenen hastalar orta düzeyin üzerindeki şiddette susuzluk hissi yaşamaktadır. Bu nedenle yoğun bakım ünitesinde hastaların yaşadığı ve olumsuz bir deneyim olarak sayılan susuzluk şiddetinin azaltılmasına yönelik hemşirelik bakım protokollerinin geliştirilerek uygulanması konfor düzeylerini yükseltebilir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi girişim; hemşirelik bakımı; konfor düzeyi; susuzluk şiddeti; yoğun bakım ünitesi

Cerrahi işlemler-operatifHemşirelik bakımıKonfor+3
Tuğba Hatice Çaylar
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Laparoskopik abdominal cerrahi geçiren ve triflow kullanan hastalarda ağrı şiddeti, uyku kalitesi ve konfor düzeyi

Bu araştırma, laparoskopik abdominal cerrahi uygulanan hastalarda triflow kullanımının A.S dönemde ağrı şiddeti, uyku kalitesi ve konfor düzeyi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve ilişkisel tasarıma sahip olan bu çalışma, 1 Nisan–1 Temmuz 2024 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin genel cerrahi servisinde, 122 hasta ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında hastalar ameliyat öncesi ve A.S en fazla beş gün süreyle izlenmişlerdir. Veriler Hasta Bilgi Formu, Richards-Campbell Uyku Ölçeği (RCSQ), McGill Ağrı Ölçeği (MAÖ-KF), Genel Konfor Ölçeği (GKÖ-KF) ve Hasta İzlem Çizelgesi aracılığıyla toplanmıştır. SPSS 25 yazılımı ile analiz edilen veriler, uygun istatistiksel testlerle değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların %48,4'ü kadın, %51,6'sı erkektir, %33,6'sı kolesistektomi, %12,3'ü mide operasyonu geçirmiştir. Hastaların MAÖ-KF ortalama puanı 4.12±2.11'dir. A.S dönemde hastaların %33,6'sı rahatsız edici, %7,4'ü ise şiddetli ağrı tanımlamıştır. Mide operasyonlarında ortalama ağrı puanı 5,27±3,59; herni operasyonlarında ise 3,78±1,57 olarak bulunmuştur. Hastaların konfor düzeyi incelendiğinde ameliyat öncesi GKÖ-KF puan ortalaması 100.16±14.84 ve A.S GKÖ-KF puan ortalaması 120.21±13.10'dur. Yaş arttıkça A.S konfor puanlarının azaldığı görülmektedir. Çalışmada hastaların uyku düzeyleri için RCSQ ortalama puanı 63.84±14.28'dir. Kadınların uyku puanı 61.31±13.69, erkeklerin 66.22±14.51 uyku puanından düşüktür. Triflow cihazı kullanımına bağlı olarak A.S havalanan top sayısı 1,27±0,45–2,76±0,44' dir. Düzenli Triflow kullanan hastalarda ağrı daha düşük, uyku kalitesi ve konfor düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Laporoskopik abdominal cerrahi sonrası düzenli triflow kullanmanın A.S dönemde ağrıyı azaltmada, uyku kalitesini artırmada ve hasta konforunu artırmada hastaları olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre hemşirelik bakımında triflow kullanımının desteklenmesi önerilmektedir.

Neslihan Bezgin
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde sessiz istifanın bakım davranışına etkisi

HEMŞİRELERDE SESSİZ İSTİFANIN BAKIM DAVRANIŞINA ETKİSİ Örnek, Serpil Yüksek Lisans Tezi, Hemşirelik Anabilim Dalı, Hemşirelik Esasları Bilim Dalı Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Esra Çaylak Altun Haziran, 2025, xiii + 101 Sayfa Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin iş yerinde daha az sorumluluk alma ve işi aksatmadan asgari düzeyde performans gösterme süreci olarak tanımlanan sessiz istifanın hemşirelerin bakım davranışlarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yürütülen bu çalışma, 5.04.2024- 1.12.2024 tarihleri arasında Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde görev yapan 329 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Sessiz İstifa Tutum Ölçeği (SİÖ) ve Bakım Davranışları Ölçeği-24 (BDÖ) kullanılmış; SPSS 24.0 programında t-testi, One-Way ANOVA, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Katılımcı hemşirelerin çoğunluğu (%60,8) 21-31 yaş aralığında, %66,9'u kadın ve %58,4'ü evlidir. %63,2'si dönüşümlü vardiya sisteminde çalışmakta ve haftada 40 saatten fazla çalışmaktadır. Sessiz istifa düzeyi orta düzeyde (2,63±0,43) bulunmuş; sırasıyla "İletişimsizlik", "Güvensizlik", "Aidiyet Eksikliği" ve "Tutarsızlık" alt boyutlarında daha yüksek puanlar elde edilmiştir. Bakım davranışı düzeyi ise yüksek (5,29±0,62) bulunmuştur. Sessiz İstifa Tutum Ölçeği ile Bakım Davranışları Ölçeği-24 puanları arasında zayıf, negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=-0,198; p<0,001). Sonuç: Sessiz istifa düzeyinin artması, hemşirelerin bakım davranışlarında azalmaya neden olmaktadır. Çalışma ortamı, vardiya sistemi, bakım kalitesi algısı ve bireysel v özellikler sessiz istifayı etkilemektedir. Bu bulgular doğrultusunda, hemşirelerin örgütsel bağlılıklarını ve iş doyumlarını artıracak stratejilerin geliştirilmesi, hasta bakım kalitesinin korunması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım davranışı, Hasta bakım kalitesi, Hemşirelik, İş doyumu, Sessiz istifa

Serpil Aznik
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servis hemşirelerinin fiziksel muayene bilgi ve becerilerini kullanma durumları

Amaç: Araştırma, acil servis hemşirelerinin fiziksel muayene bilgi ve becerilerini kullanma durumlarını ve eğitim gereksinimlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma, Akdeniz Üniversite Tıp Fakültesi Hastanesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Atatürk Devlet Hastanesi ve Kepez Devlet Hastanesinin yetişkin acil servislerinde çalışan 130 hemşirenin katılımıyla 9 Ekim 2017- 22 Mayıs 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler ''Hemşire Tanıtım Formu'' ve "Fiziksel Muayene Becerileri Değerlendirme Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, SPSS ortamında sayı, yüzde, Bağımsız gruplarda t testi, Varyans analizi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan acil hemşirelerinin %67.7'si kadındır. Hemşirelerin %53.1'i lisans mezunudur ve %70.0'inin fiziksel muayeneye ilişkin eğitim almadıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin önemli bir bölümü (%70.0'i) acil serviste fiziksel muayene yapmaya uygun ortam olduğunu, yarısından fazlasının (% 64.6'sı) fiziksel muayenenin hemşirenin rolü olduğunu belirtmişlerdir. Hemşirelerin bilgi-beceri düzeyleri ve uygulama sıklığının en yüksek olduğu fiziksel muayene becerileri alt boyutlarından yaşamsal bulgular, cilt ve nörolojik değerlendirme olduğu, genitoüriner sistem değerlendirmesi alt boyutunun ise en düşük olduğu belirlenmiştir. Hemşireler, en çok kalp-periferik vasküler sistem, toraks-akciğer ve nörolojik muayeneye ilişkin eğitim gereksinimlerinin olduğunu belirtmişlerdir. Hemşirelerin çoğunlukla kullandıkları fiziksel muayene becerilerinin çoklu yöntem ve inspeksiyon olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada hemşirelerin fiziksel muayene becerilerini istenen düzeyde kullanmadıkları tespit edilmiştir. Hemşirelerin fiziksel muayene bilgi-beceri düzeyleri ile uygulama sıklıkları arasında pozitif bir ilişki olduğu görülmüştür. Fiziksel muayene yapmayı rolleri arasında gören hemşirelerin bazı sistemlere ilişkin fiziksel muayene bilgi-beceri düzeyleri ve uygulama sıklığı yüksek olmakla birlikte aynı alanlara ilişkin eğitim gereksinimlerininde yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Acil hemşireleri, eğitim gereksinimi, fiziksel muayene

Acil hemşirelikAcil servis-hastaneBeceri+4
Serap Bingöl
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Etik eğitiminde standart hasta kullanımının hemşirelik lisans öğrencilerinin ahlaki duyarlılık, ahlaki muhakeme ve etik karar verme becerilerine etkisinin incelenmesi

Araştırma etik eğitiminde standart hasta kullanımının hemşirelik lisans öğrencilerinin ahlaki duyarlılık, ahlaki muhakeme ve etik karar verme becerilerine etkisini sınıf içi vaka analizi yöntemiyle karşılaştırarak değerlendirmek amacı ile yarı deneysel niceliksel ve öğrencilerin konuya ilişkin görüşlerini ortaya çıkarmak üzere niteliksel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 Eğitim-Öğretim Yılı Güz Yarıyılında Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Hemşirelik Tarihi ve Deontoloji Dersi 'ne kayıt yaptırmış olan, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 89 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada etik öğretimi kuramsal öğretimin tamamlanmasından sonra Çalışma Grubu 1' de standart hasta ile Çalışma Grubu 2' de sınıf içi vaka analizi ile yapılmıştır. Araştırmada veriler Ahlaki Duyarlılık Anketi (ADA), REST'in Değerleri Belirleme Testi (DIT) ve Hemşirelik Etik İkilem Testi (HEİT) kullanılarak toplanmıştır. Araştırma niceliksel verilerinin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, frekans dağılımı, Ki-Kare analizi, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi, tekrarlı ölçümler, Friedman testi, Cochran's Q testi, Pearson korelasyon ve Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Niteliksel veriler odak grup görüşme sorularına göre gruplandırılarak tema ve alt temalar oluşturulmuştur. Araştırmanın niceliksel verilerinden elde edilen sonuçlara göre ahlaki duyarlılık puanının standart hasta grubunda vaka grubuna göre azalması istatiksel olarak anlamlı bulunmuş, ahlaki muhakeme ve etik karar verme puanları açısından çalışma grupları arasında istatiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Araştırma sonuçlarına göre iki öğretim yöntemi karşılaştırıldığında, standart hasta grubunda yer alan öğrencilerin ahlaki duyarlılıkları daha yüksek bulunmuş, ahlaki muhakeme ve etik karar verme becerileri açısından farklılık bulunamamıştır. Öğrenciler ile yapılan odak grup görüşmelerinde her iki grupta yer alan öğrenciler de etik karar vermenin zor bir süreç olduğunu, uygulamalı çalışmanın yararlı olduğunu, etik sorunlara karşı farkındalıklarını artırdığını, kendi duygularını keşfetmelerini sağladığını, uygulamalı çalışmanın daha sık yapılmasının yararlı olacağını ifade etmişlerdir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda hemşirelik etik eğitiminde hem vaka tartışması, hem de standart hasta uygulama öğretim yöntemlerinin kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik Etiği, Hemşirelik Eğitimi, Etik, Standart Hasta, Vaka Analizi

Ahlak eğitimiAhlaki değerlerHastalar+7
Gülhan Erkuş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Nazogastrik tüpün doğru yerleştirilmesinde kolorimetrik kapnometrinin etkinliğinin incelenmesi

Araştırma, nazogastrik tüp (NGT) uygulamasında, tüpün doğru yerleşimini belirlemede kullanılan kolorimetrik kapnometri yönteminin etkinliğini incelemek amacı ile yapılmış metadolojik bir çalışmadır. Araştırma Ağustos 2014-Ocak 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi'nde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, araştırmanın yapıldığı yoğun bakım kliniğinde yatarak tedavi gören ve NGT uygulama endikasyonu bulunan hastalara uygulanan NGT uygulamaları, örneklemini ise evreni oluşturan ve örneklem kriterlerine uyan 40 tüp uygulaması oluşturmuştur. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kuruldan izin alınmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında, olgu rapor formu, kolorimetrik kapnometri cihazı, radyolojik film, steteskop ve kronometre kullanılmıştır. Araştırmada uygulanan NGT'lerin yerleşim yerlerinin belirlenmesi için; kolorimetrik kapnometri, steteskopla dinleme ve radyolojik yöntem (altın standart) olmak üzere üç yöntem kullanılmıştır. Her bir tüp uygulamasında tüpün yerleşim yeri üç yöntemle değerlendirilmiş elde edilen sonuçlar test edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, Fisher's Exact Test, Cohen Kappa uyumluluk testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, araştırmada NGT uygulanan hastaların yaş ortalamasının 72.37±14.82 yıl, %55'inin kadın, %82.5'inin klinik tanısının serebrovasküler hastalık olduğu, %27.5'inin bilinç durumunun apatik olduğu, %72.5'inin H2 reseptör antagonisti kullandığı, %40'ının entübe ve ventilatöre bağlı olduğu, %27.5'ine ikinci kez NGT uygulandığı, %57.5'ine 1. girişimde NGT'ün başarılı şekilde uygulandığı, % 50'inde tüp uygulaması sırasında solunum sıkıntısı belirtisi görülmediği bulunmuştur. Araştırmada NGT uygulamalarında tüplerin yerleşim yerlerinin değerlendirme sonuçlarına göre, uygulanan NGT'lerin steteskop ile dinleme yönteminde %90.0'ının, kolorimetrik kapnometri yönteminde %95'inin, radyolojik değerlendirme yönteminde de %92.5'inin yerleşiminin midede olduğu saptanmıştır. Yapılan analizde beslenme tüpünün yerleşimini doğrulamada; kolorimetrik kapnometri yönteminin radyolojik yöntemle uyuşum oranı %97.5'dir, bu uyumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Kolorimetrik kapnometri yönteminin steteskop ile dinleme yöntemiyle uyuşum oranı %85, steteskop ile dinleme yönteminin radyolojik değerlendirmeyle uyuşum oranı %82.5'dir, bu uyuşum oranları istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Bilinç durumu, H2 reseptör antagonisti kullanma durumu, entübe olma durumu gibi değişkenlerin kolorimetrik kapnometri yönteminin NGT yerleşimlerini değerlendirme sonuçlarını etkilemediği belirlenmiştir (p>0.05). Kolorimetrik kapnometrinin beslenme tüpünün doğru yerleşimini belirlemedeki duyarlılığının 1.00, özgüllüğünün 0.667, pozitif test olabilirlik oranının 3, negatif test olabilirlik oranının 0 olduğu, steteskopla dinleme yönteminin duyarlılığının 0.89, özgüllüğünün 0.0, pozitif test olabilirlik oranının 0.89, negatif test olabilirlik oranının ∞ olduğu bulunmuştur. Beslenme tüpünün yerleşimini belirlemede yalnız kolorimetrik kapnometri ile ölçümde geçen toplam süre ortalaması 16.30±4.59 saniye, radyolojik yerleşim değerlendirme için ortalama 68.35±34.80 dakika olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak araştırma bulguları, beslenme tüpü uygulamalarında kolorimetrik kapnometri ölçüm yönteminin tüp yerleşimini belirlemede radyolojiyle uyumlu bir yöntem olduğunu ve radyoloji yöntemine göre daha az zaman aldığını göstermiştir. Anahtar sözcükler: Beslenme tüpü; kapnografi; radyografi; oskültasyon; karbondioksit.

Saadet Erzincanlı
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Klinik performansta Öz-Yeterlik Ölçeği'nin Türkçe'ye Uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi

Bu araştırma, Klinik Performansta Öz-Yeterlik Ölçeğinin (KPÖYÖ) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılmış metadolojik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, Ege üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2. 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören (N=590) öğrenciler oluşturmuştur. Araştırma için ulaşılabilen ve araştırmaya katılmayı kabul eden 227 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma kapsamına alınan 20 öğrenciye test-tekrar test için ilk uygulamadan 15 gün sonra anketler tekrar uygulanmıştır. Araştırma verileri Nisan-Haziran 2014 tarihleri arasında anket yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin toplanmasında; "Birey Tanıtım Formu" ve "Klinik Performansta Öz-Yeterlik Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerinin analizinde SPSS 16.0 programı kullanılmıştır. KPÖYÖ'nin yapı geçerliği için Faktör Analizi ve Varimax Döndürme teknikleri; ölçüt geçerliği için Pearson Momentler Çarpımı korelasyon analizleri kullanılmıştır. Ölçek maddelerinin ayırt edici olup olmadıklarının belirlenmesi için madde analizi yapılmıştır. Ölçeğin güvenirliği ile ilgili olarak alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplanmış ve test-tekrar test korelasyonlarına bakılmıştır. Araştırma sonucunda, KPÖYÖ'nin ölçek madde faktör yüklerinin .64 ile .88 arasında olduğu bulunmuş, ölçeğin toplam varyansın yüzde 78.23'ünü açıklayan "Veri toplama" "Tanılama ve planlama" "Uygulama" "Değerlendirme" olmak üzere 4 faktör (alt boyut) elde edilmiştir. "KPÖYÖ"nin toplam Cronbach Alfa katsayısının .98 olduğu ve test-tekrar test korelasyonlarının toplam ölçekte r=.97, alt boyutlar test-tekrar test korelasyonlarının .87 ile .99 arasında olduğu, test-tekrar test ölçümleri arasındaki ilişkinin pozitif yönde, istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olduğu (p<.001) ve test-tekrar test puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (p>.05) saptanmıştır. Ölçeğin alt boyutların toplam ölçek puanları ile korelasyonlarının veri toplama" boyutunda .91, "tanılama ve planlama" boyutunda .94, "uygulama" boyutunda .92, "değerlendirme" boyutunda .90 olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda, KPÖYÖ'nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Böylelikle toplam 37 maddeden oluşan, veri toplama" "tanılama ve planlama" "uygulama" ve "değerlendirme olmak üzere dört alt boyutu bulunan, eşit aralıklı sayısal ölçeklendirme tipinde olan KPÖYÖ'nin hemşirelik öğrencilerinin klinik performanstaki öz yeterliklerinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek bir ölçek olduğu belirlenmiştir.

Meliha Pozam
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Basınç ülseri gelişiminde sakral cilt sıcaklığının etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, Dahiliye Yoğun Bakım ünitesinde yatan hastalarda basınç ülseri gelişiminde sakral cilt sıcaklığındaki değişimlerin etkisini incelemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Dahiliye Yoğun Bakım ünitesinde yatan ve basınç ülseri olmayan hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, en az 18 yaşında olan, Braden risk değerlendirme ölçeği ile "yüksek riskli" olarak değerlendirilen, izlem süresince basınç ülseri gelişmeyen hastalarda hastanede yatış süresi en az beş gün olan, en az beş gün izlemde kalabilen ve araştırmayı kabul eden 37 hasta oluşturmuştur. Veriler, ilgili literatür doğrultusunda araştırmacılar tarafından oluşturulan "Tanılama Formu", "Braden Risk Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak her gün toplanmıştır. Hastalar, yatış süreleri sonuna kadar veya basınç ülseri gelişene kadar izlenmiştir. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik dağılımları, Student t testi, One-Way Anova testi, Pearson Çarpım Momentler korelasyonu ve Spearman RHO Sıralama Katsayıları korelasyonu testi kullanılmıştır. Araştırmada basınç ülseri gelişen hastalarda sistolik kan basıncının daha düşük olduğu (p<0.05), diyastolik kan basıncı, hemoglobin, vücut sıcaklığı ve sakral cilt sıcaklığı parametrelerinde basınç ülseri gelişmeyen hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Vücut sıcaklığının supine ve lateral pozisyon sakral cilt sıcaklıklarını pozitif yönde, orta düzeyde, anlamlı derecede etkilediği, bunun yanı sıra reaktif hiperemi cevabının pozitif yönde, yüksek düzeyde ve istatistiksel açıdan ileri derecede anlamlı olarak basınç altında kalan cilt sıcaklığına bağlı yükseldiği tespit edilmiştir (p<0.05). Hastaların cinsiyet ve beden kitle indeksi ile sakral cilt sıcaklıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05), buna karşın yaş ve yatak türüne göre sakral cilt sıcaklıklarında farklılıklar olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Araştırma sonucunda yoğun bakım ünitelerinde, sistolik kan basıncı, yaş ve yatak türünün basınç ülseri gelişiminde bir risk faktörü olarak değerlendirilmesi, sakral bölgede basınç ülseri gelişiminde sakral cilt sıcaklığının bir tahmin etme aracı olarak kullanılamayacağı önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Basınç ülseri; cilt sıcaklığı; yoğun bakım ünitesi

İlkin Yılmaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlılarda sık kullanılan düşme riski ölçeklerinin duyarlılıklarının incelenmesi

Bu araştırma huzurevinde kalan yaşlılarda Morse, Hendrich II ve DENN düşme riski ölçeklerinin risk belirlemede ne kadar özgül ve duyarlı olduğunu saptamak amacıyla planlanmıştır. Çalışma 15 Şubat- 15 Haziran 2014 tarihleri arasında Türkiye'de bir Huzurevi'nde kalan, 65 yaş ve üzerinde olan, yatağa bağımlı olmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 159 yaşlı birey ile yürütüldü. Araştırma verilerinin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Formu, Morse, Hendrich II ve DENN düşme riski ölçekleri kullanıldı. Veriler, araştırmacı tarafından yaşlı bireyler ile görüşülerek ve hemşire kayıt formlarından elde edildi. Araştırma kapsamına alınan bireylere ilk gün Tanıtıcı Özellikler Formu, Morse, Hendrich II ve DENN düşme riski ölçekleri uygulandı ve 60 gün boyunca bireylerin her gün düşme riski ölçeklerinden aldıkları puanlar kaydedildi. Aynı zamanda bu süre içinde bireylerin düşme durumları değerlendirilip gözlem formuna kaydedildi. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında SPSS (Statistical Package for Social Sciences / 18.0 for Windows) programı kullanılarak yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik ve ROC (Receiver Operating Characteristic) analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan bireylerin % 59.7'si bayan olup yaş ortalaması 76.38 ± 7.97'dir. Gözlemlenen 159 bireyin 59'unda düşme gözlenmiştir. Bireylerin %82.4'ünün herhangi bir görme problemi olduğu, %46.5'inin herhangi bir işitme problemi olduğu ve %47.8'inin yürümek için yardımcı bir araç kullandığı saptanmıştır. Bireylerin %94.3'ünün kronik hastalıklardan en az birine sahip olduğu görülmektedir. Bireylerin "DENN Düşme Riski Değerlendirme Skalası" toplam puan ortalaması 13.58 ± 7.71 (Min-Max; 0-31) ve duyarlılık ve özgüllüğün aynı anda yüksek olduğu kesme noktası 14 olarak bulunmuştur. "Morse Düşme Ölçeği" toplam puan ortalaması 44.23 ± 26.86 (Min-Max; 0-105) ve duyarlılık ve özgüllüğün aynı anda yüksek olduğu kesme noktası 45 olarak bulunmuştur. "Hendrich II Düşme Riski Ölçeği" toplam puan ortalaması ise 6.43 ± 3.63 (Min-Max; 0-14) ve duyarlılık ve özgüllüğün aynı anda yüksek olduğu kesme noktası 5 olarak bulunmuştur. Duyarlılık, Özgüllük, Pozitif ve Negatif yordama değerleri DENN Düşme Riski Değerlendirme Skalası için sırasıyla %84.31, %71.30, %58.11 ve %90.59; Morse Düşme Ölçeği için sırasıyla %74.51, %70.30, %55.07 ve %825.56; Hendrich II Düşme Riski Ölçeği için sırasıyla %80.39, %43.52, %40.20 ve %82.46'dır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre ölçek sahiplerinin önerdikleri kesim noktalarına göre hem duyarlılığı hem de özgüllüğü yüksek olan ölçek DENN Düşme Riski Değerlendirme Skalasıdır. Buna göre özellikle yaşlı bakım evlerinde kalan bireylerin düşme riskinin tanılanmasında DENN risk değerlendirme ölçeğinin daha doğru sonuçlar verebileceği görülmekte ve huzurevlerinde öncelikli olarak bu ölçeğin kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Düşme Riski, Duyarlılık.

Leyla Baran
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin öğrenme stilleri ve psikomotor becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, hemşirelik öğrencilerinin öğrenme stilleri ile psikomotor becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Kasım 2013 - Mayıs 2014 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, hemşirelik uygulama becerileri eğitimini ilk kez alan 2. sınıf öğrenciler (n=174) oluşturmuştur. Araştırmada veriler, "Birey Tanıtım Formu", "İM Enjeksiyon Bilgi Formu" , "Felder ve Soloman Öğrenme Stilleri Envanteri" ve "İM Enjeksiyon Beceri Listesi" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, öncelikle "Birey Tanıtım Formu" ve "Felder ve Soloman Öğrenme Stilleri Envanteri" uygulanmıştır. Sonrasında İM enjeksiyon konusunda teorik bilgi anlatılmış ve arkasından öğrenciler gruplara ayrılarak, beceri laboratuarında İM enjeksiyon uygulaması demonstre edilmiştir. İM enjeksiyon demonstre edilmeden önce İM enjeksiyon bilgi formu uygulanmıştır, demonstre edildikten sonra "İM Enjeksiyon Beceri Listesi" kullanılarak öğrencilerin IM enjeksiyon uygulama becerisi değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik, aritmetik ortalama, Student t testi, Kruskall Wallis, Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Etik Kurulu'ndan ve Hemşirelik Fakültesi Dekanlığı'ndan, örneklem kapsamına alınan her bir öğrenciden yazılı/sözlü izin alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin, %79.9'unun kadın olduğu, %48.3'ünün 18-20 yaş grubunda olduğu, % 48.3'ünün Anadolu lisesinden mezun olduğu, %52.3'ünün en uzun süreli yerleşim yerinin ilçe olduğu, % 69.5' inin sosyo-ekonomik düzeyinin orta seviyede olduğu ve %44.8' inin hemşirelik mesleğini isteyerek seçmiş olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin genel olarak; yaparak, görsel, hissederek ve sıralı öğrenme stiline sahip oldukları ve İM enjeksiyon bilgi puan ortalamalarının 26.18±16.07 olduğu belirlenmiştir. Yaparak öğrenme ile düşünerek öğrenme stiline sahip öğrencilerin İM enjeksiyon bilgi düzeyi puan ortalamaları arasında ve görsel öğrenme ile işitsel öğrenme stiline sahip öğrencilerin İM enjeksiyon bilgi düzeyi puan ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Hissederek öğrenme stiline sahip öğrencilerin İM enjeksiyon bilgi puan ortalamalarının sezgisel öğrenme stiline sahip öğrencilerden, sıralı öğrenme stiline sahip öğrencilerin İM enjeksiyon bilgi puan ortalamalarının bütünsel öğrenme stiline sahip öğrencilerden anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin psikomotor beceri (İM enjeksiyon) düzeyi puan ortalamasının 58.87±7.78 olduğu ve öğrencilerin sahip olduğu öğrenme stillerine göre elde edilen psikomotor beceri (İM enjeksiyon) düzeyi puan ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin yaşı, cinsiyeti, mezun oldukları lise ve hemşirelik mesleğini tercih etme durumlarının psikomotor beceri düzeyine etkisinin olmadığı saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik öğrencisi, öğrenme stilleri, psikomotor beceri e-mail: afak-88@hotmail.com

Handan Özdemir
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner ve fekal inkontinanslı kadın hastalarda giyim konfor özellikleri yüksek bir bakım ürününün geliştirilmesi ve işlevselliğinin ve perineal dermatit üzerine etkisinin incelenmesi

Randomize kontrollü, prospektif, yarı deneysel türdeki bu çalışmanın amacı üriner ve fekal inkontinansın kontrol altına alınmasına yönelik yeni bir inkontinans bakım ürünü geliştirilmesi ve bu ürünün perineal dermatit üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmanın ilk aşamasında piyasada diaper üreten firmalardan diaper üretiminde kullanılan materyal numuneleri alınmış ve bu numunelerin laboratuarda analizleri yapılarak amaca yönelik en uygun nitelikteki materyal belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında giyim konfor özellikleri yüksek bir inkontinans bakım ürünü tasarlanarak geliştirilmiştir. Bu ürünün giyim denemeleri 10 sağlıklı bireyde yapılarak en az iki en çok sekiz saat süreyle giymeleri sağlanmış ve bu gönüllü katılımcıların ürün hakkındaki görüşleri bir anket formu kullanılarak saptanmıştır. Çalışmanın üçüncü aşamasında yeni geliştirilen inkontinans bakım ürünü inkontinanslı hastalara giydirilmiş ve hastalar 7 gün süreyle dermatit gelişimi açısından izlenmiştir. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji, Kliniğinde yatan, yatağa bağımlı ve boşaltım gereksinimini yatakta karşılayan üriner ve fekal inkontinansı olan kadın hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, 02/04/2015 ve 03/07/2015 tarihleri Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Kliniğinde yatan, yatağa bağımlı ve boşaltım gereksinimini yatakta karşılayan üriner ve fekal inkontinansı olan, araştırmanın sınırlılıklarına uyan ve randomize kontrollü örnekleme tekniği ile seçilen 12 kadın hasta oluşturmuştur. Veriler, sağlıklı bireylerin görüşlerini belirleme için hazırlanan Anket Formu, hasta bireylere yönelik Hasta Tanıtım Formu, Hasta İzlem Formu, Perineal Cilt Bütünlüğü Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 22.0 İstatistiksel Paket Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Yüzdelik, Ki-Kare, Fisher's Kesin Ki-Kare, Spearman's Korelasyon, Kruskal-Wallis ve Mann Whitney U Testi, t testi kullanılmıştır. Uygulama grubundaki hastaların 3'ü kalçanın sağ yanında, kalçanın sol yanında, 4'ü sağ kasıkta ve sol kasıkta, 1'i sakrumda oluşmuştur. Kontrol grubundaki bir hastada toplam 4 alanda yeni dermatit açılmıştır. Bu dermatitlerden biri kalçanın sağ yanında, biri kalçanın sol yanında, biri sağ kasıkta ve biri sol kasıkta gelişmiştir. Uygulama grubundaki hastalarda toplam 5 alanda dermatit gelişmiştir ve bu dermatitlerin 1. 2. ve 3. derecede, dermatit olduğu saptanmıştır. Uygulama grubundaki hastaların %16.7'sinde üçüncü ve dördüncü günlerde, %33.3'ünde beşinci günde, ve %50'sinde altıncı ve yedinci günlerde dermatit geliştiği saptanmıştır. Kontrol grubundaki hastaların ise %16.7'sinde beşinci, yedinci günlerde dermatit geliştiği saptanmıştır. Dermatit gelişme oranları açısından uygulama ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak yeni geliştirilen inkontinans bakım ürününün kontrol grubunda kullanılan diaper kadar kullanılabilir özellikte olduğu ve dermatit oluşturma açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Yeni inkontinans bakım ürününün ürünün niteliklerinin iyileştirilmesi ve çalışmanın daha fazla sayıda ve farklı hastalarda yürütülmesi önerilmektedir. Anahtar sözcükler: inkontinans bakım ürünü, perineal dermatit, hasta alt bezi

Hülya Yılmaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İskemik yaraların iyileşmesinde kudret narı ekstraktı ile yapılan pansumanın, saf zeytinyağı, nitrofurazon ve serum fizyolojik kullanılarak yapılan pansumanlara göre etkinliğinin incelenmesi

Tıbbi bitkiler kapsamında bilinen bitkilerden biri de Kudret narıdır. Kudret narının bilinen önemli etkilerinden biri de yarayı iyileştirici özelliğidir. Bitkinin yara iyileşme sürecinde; büyüme faktörlerinin üretilmesini hızlandırdığı, fibroblast hücrelerinin çoğalmasını sağladığı, kapiller dolaşımı hızlandırarak yara iyileşmesinde önemli bir faktör olan oksijenlemeyi arttırdığı, bileşimindeki flavanoid, glikozid gibi birçok fitokimyasalın, antioksidan ve antimikrobiyal aktivitelerinden dolayı yara iyileşme sürecini hızlandırdığı, yara kontraksiyon yeteneği, yara kapanma zamanı, epitelizasyon süreci, yaranın gerilme kuvveti ve yara iyileşme hızı bakımından olumlu sonuçlara neden olduğu belirtilmiştir. Kudret narı bitkisinin olgunlaşmış meyveleri yaraların tedavisinde kullanılmaktadır. Bu çalışma kudret narının yara iyileştirici olarak halk arasında yaygın olarak kullanılması, uygulamanın kolay ve ağrısız olması ve bu bitkinin özellikle iskemik kronik yaraların iyileşmesi üzerindeki etkisini bilimsel temellere dayandırmak amacıyla yapılmış, randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde 15.10.2014-01.04.2014 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Afyon Kocatepe Üniversitesi Deney Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde bulunan wistar cinsi, ortalama ağırlıkları 200-250 gr arasında değişen, ortalama 6-8 haftalık (1,5-2 aylık) erkek ratlar oluşturmuştur. Araştırmanın sınırlılıklarına uyan her bir ratın sırt bölgesinde bipediküllü flep ile oluşturulan iskemik yara modelinde, sefalikte 2x2 cm alanında kare şeklinde 1 adet tam kalınlıkta yara, kaudalde 2x2 cm alanında kare şeklinde 1 adet tam kalınlıkta yara oluşturulmuştur. Bir kontrol, 3 deney grubundan oluşan çalışma modelinde; kudret narı grubundaki ratların sırtında oluşturulan yaralara, zeytinyağlı kudret narı ekstraktı ile, saf zeytin yağı grubundaki ratların sırtında oluşturulan yaralara, saf zeytinyağı ile, nitrofurazon grubundaki ratların sırtındaki yaralara, etken maddesi nitrofurazon olan pomad 21 gün boyunca günlük olarak pansuman uygulanmıştır. Yaralar 7., 14. ve 21. günlerde yara alanı, yara iyileşme yüzdesi, makroskopik reepitelizasyon bakımından değerlendirilmiş, 21.günde ratlar sakrifiye edilerek histolojik inceleme için yara örnekleri alınmıştır. Histolojik incelemede yaralar epitelizasyon, kollajen, fibroblast, inflamatuar hücre, yeni damar oluşumu kriterleri yönünden incelenmiştir. Araştırma bulguları incelendiğinde; gruplara göre ratların sefalik yara alan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0.05), kaudal yara alan ortalamaları bakımından ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu (p<0.05), hem sefalik hem de kaudal yaralarda 7. günden 21. güne kadar ki değişiminin her bir grup içinde istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0.05), sefalik yara iyileşme yüzde ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0.05), kaudal yara alan ortalamaları bakımından ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu (p<0.05), gruplar arasında yara alanı değişim yüzdeleri bakımından anlamlı farklılık olduğu, nitrofurazon grubunda yara alanındaki küçülmenin hem sefalik hem de kaudal yaralar için daha az olduğu ve bu gruptaki yaralarda iyileşmenin daha uzun sürdüğü, 21. günde tamamen kapanan ve iyileşen yara sayısının hem sefalik hem de kaudal yaralar için en çok kudret narı grubunda olduğu, kudret narı grubunun epitelizasyon, kollajen, fibroblast, yeni damar oluşumu puan ortalamasının diğer gruplardan yüksek olduğu, saf zeytin yağı grubunun sonuçlarının kudret narı grubuna yakın olduğu, inflamatuar hücre puan ortalaması en düşük grubun kudret narı grubu olduğu saptanmıştır. Araştırma bulgularımız kudret narı ekstraktının topikal uygulamasının yara iyileşmesinde önemli gelişmelere yol açtığı ve alternatif bir tedavi seçeneği olarak kullanılabileceğini göstermiştir.

Öznur Gürlek
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin kendini gerçekleştirme engelleri ile meslek seçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Araştırma, hemşirelik öğrencilerinin kendini gerçekleştirme engelleri ile meslek seçimleri arasındaki ilişkiyi incelenmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, İlişkisel Tarama Modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören 1130 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden 824 öğrenci örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Kendini Gerçekleştirme Engellerini Tarama Envanteri ve Hemşirelikte Meslek Seçimi Ölçeği kullanılarak bahar döneminde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, ortalama, t testi, varyans analizi, Kruskal Wallis ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada hemşirelik öğrencilerinin yaş ortalamasının 20.17±1.68, %75.6'sının kız, %30.7'sinin 2.sınıf olduğu %58.9'unun şehir merkezinde yaşadığı, %97.7'sinin bekar, %49.3'ünün Anadolu lisesi mezunu olduğu, %46.2'sinin serbest zaman etkinliklerine izleyici olarak katıldığı ve %88.1'inin ailesinin sosyo-ekonomik düzeylerinin orta olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, Kendini Gerçekleştirme Engellerini Tarama Envanteri toplam puan ortalamasının 95.22±38.94 olduğu ve Hemşirelikte Meslek Seçimi Ölçeği toplam puan ortalaması ise 97.66±25.66 olarak belirlenmiştir. Hemşirelikte Meslek Seçimi Ölçeği toplam puanı ile Kendini Gerçekleştirme Engellerini Tarama Envanteri toplam puanı ve güvenlik ihtiyacı, saygı ihtiyacı alt boyutları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuşken (p<0.05), fizyolojik ihtiyaç ve ait olma-sevgi ihtiyacı alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç: Öğrencilerin kendini gerçekleştirme engelleri azaldıkça hemşirelikte meslek seçimi oranı artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, kendini gerçekleştirme, meslek seçimi, öğrenci

HemşirelikHemşirelik araştırmalarıHemşirelik eğitimi+4
Emrah Ay
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp yetmezliği hastalarında roper, logan ve tierney modeli'ne göre yapılandırılan bakımın hastaların bağımsızlık düzeylerine ve bakım algılarına etkisi

Amaç: Bu araştırmanın amacı kalp yetmezliği hastalarına Roper, Logan ve Tierney Hemşirelik Modeli'ne dayalı verilen hemşirelik bakımının hastaların bağımsızlık düzeylerine ve bakım algılarına etkisini belirlemektir. Materyal Metot: Nisan 2014-Şubat 2017 tarihleri arasında yürütülen araştırmanın evrenini Tokat Devlet Hastanesi koroner yoğun bakım ünitesinde yatan kalp yetmezliği hastaları oluşturdu. 100 kişi olarak belirlenen örneklem ellişer kişilik iki gruba ayrıldı. Girişim grubundaki hastalara ünitede yattıkları ortalama 4.72±1.37 gün boyunca model eşliğinde hemşirelik bakımı verildi. Kontrol grubundaki hastalara (50 kişi) ünitede yattıkları ortalama 4.38±1.19 gün boyunca hastanede rutin uygulanan hemşirelik bakımı dışında herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Veriler Hasta Tanıtım Formu, Roper Logan Tierney Hemşirelik Modeli'ne Göre Hasta Tanılama Formu, Bakım Rehberi, Modifiye Barthel Indeksi ve Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği kullanılarak toplandı. Bulgular: Girişim ve kontrol grubundaki hastaların üniteye kabulünde bağımsızlık düzeyleri arasında anlamlı fark olmadığı belirlendi (p=0.32). Hastaların üniteden taburculuklarındaki bağımsızlık düzeylerinin karşılaştırılmasında girişim ve kontrol grubu arasında (sırasıyla 88.84±13.58 puan, 78.54±16.64 puan) anlamlı fark olduğu saptandı (p=0.001). Girişim ve kontrol grubundaki hastaların üniteden taburculuklarında uygulanan Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamalarının karşılaştırılmasında da ileri düzeyde anlamlı fark olduğu belirlendi (p=0.001). Girişim grubundaki hastalara model eşliğinde verilen bakımın sonuçlarına göre hastaların üniteye kabulllerinde ve taburculuklarında aldıkları hemşirelik tanılarında anlamlı azalma olduğu tespit edildi (p <0.05). Sonuç: Kalp yetmezliği hastalarına Roper, Logan ve Tierney Hemşirelik Modeli eşliğinde verilen hemşirelik bakımının hastaların bağımsızlık düzeylerini daha fazla arttırdığı, bakım algılarını ve hasta bakım sonuçlarını pozitif yönde etkilediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Bireyselleştirilmiş Bakım Algısı, Hasta Bağımsızlığı, Hemşirelik Bakımı, Kalp Yetmezliği Hastaları, Roper-Logan-Tierney Hemşirelik Modeli

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıHasta memnuniyeti+5
Nurhan Çingöl
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Oral antikoagülan kullanan kalp hastalarının antikoagülan tedaviden memnuniyet düzeyleri

Amaç: Bu çalışma, oral antikoagülan kullanan kalp hastalarının antikoagülan tedaviden memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Nisan-Haziran 2016 tarihleri arasında Diyarbakır İli Silvan İlçesi'nde yer alan 98 yataklı Dr. Yusuf Azizoğlu Devlet Hastanesinin 25 yataklı dahiliye-kardiyoloji kliniğinde gerçekleştirilmiştir. Materyal ve Metot: Araştırma evrenini Dr. Yusuf Azizoğlu Devlet Hastanesi'nde yatarak tedavi gören 220 oral antikoagülan kullanan kalp hastası oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, bu hastanede yatarak tedavi gören kalp hastalarının arasından antikoagülan tedavi alan 150 kişi oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü güç analizi yöntemi 0,5 etki büyüklüğünde ve 0,05 α düzeyinde % 95 güven aralığında hesaplanarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmada hastaların % 80'i evli, % 34'ü ilkokul mezunu, yaş ortalaması 55.97, yarıdan fazlasının erkek olduğu, % 50'sinin çalışmadığı saptanmıştır. Kalp hastalarının antikoagülan tedaviden memnuniyet düzeylerini incelediğimizde, kısıtlılıklar alt boyutunun ortalamasının 3.676 standart sapmasının 1.058 olduğu, yükler ve zorluklar alt boyutunun ortalamasının 3.77 standart sapmasının 0.865 olduğu, olumlu etkiler alt boyutunun ortalamasının 4.432 standart sapmasının 0.962 olduğu, sonuç olarak memnuniyet ölçeğinin ortalamasının 3.892 standart sapmasının 0.825 olduğu görülmüştür. Alt boyutların Cronbach's Alpha düzeyleri ölçüldüğünde söz konusu düzeylerin 0.893 ile 0.833 arasında olduğu ve güvenirlik seviyesinin yüksek olduğu, memnuniyet ölçeğinin Cronbach's Alpha oranının 0.928 olduğu ve çok yüksek bir seviyede olduğu görülmüştür. Sonuç: Bu sonuçlar doğrultusunda hastalara uygulanan Duke Antikoagülan Memnuniyet Ölçeği'nin ortalaması 3,89 standart sapması 0,825'dir. Hastaların tedavi memnuniyet düzeylerinin orta derecede olduğu saptanmıştır. Bu nedenle Oral antikoagülan kullanan hastaların memnuniyet düzeylerini etkileyen konulara yönelik hemşirelerin bilinçlendirilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Antikoagülan tedavi, Hasta memnuniyeti, Hemşirelik, Kalp hastalığı.

AntikoagülanlarHasta memnuniyetiHemşirelik+3
Uğur Öner
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda hastası olan hasta yakınlarının dini tutum düzeyleri ile stresle başa çıkma düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma yoğun bakımda hastası olan hasta yakınlarının dini tutum düzeyleri ile stresle başa çıkma düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı türde olan araştırma 25.01.2016-01.04.2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Mardin Devlet Hastanesi Genel ve Koroner Yoğun Bakım Servisine yatışı yapılan 208 hastanın yakını, örneklemini ise 104 hasta yakını oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Stresle Başa Çıkma Tutum Envanteri, Ok-Dini Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılım, ortalama, Varyans Analizi, T-Testi ve Pearson Korelasyon testleri kullanılmıştır. Bulgular: Hasta yakınlarının 34 ü kadın, 70 i erkek, 59 u evli 45 i bekardır, demografik değişkenlere göre dini tutumlarının incelenmesinde evli kişilerin bekar kişilere nazaran daha yüksek dini tutuma sahip olduğu görülmüştür (p< 0.05). Hasta yakınlarının dini tutum puan ortalamaları 4.271±0.712, stresle başa çıkma puan ortalamaları 2.254±0.459 bulunmuştur. Dini tutum puanı ortalamaları ile stresle başa çıkma puan ortalamaları arasında pozitif yönde zayıf ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (p=0.026). Sonuç: Araştırmada hasta yakınlarının dini tutumlarının yüksek düzeyde, stresle başa çıkma tutumlarının orta düzeyde olduğu, stresle başa çıkma ile dini tutumları arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dini tutum, hasta yakını, stres, yoğun bakım.

DinDini davranışlarHasta yakınları+4
Leyla Arslan
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde temassız alın termometresi ve timpanik termometre ile ölçülen vücut ısısı değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmanın amacı yetişkin bireylerde temassız alın termometresi ve timpanik termometre ile ölçülen vücut ısısı değerlerinin karşılaştırılmasıdır. Materyol ve Metot: Araştırmanın evrenini Ocak 2015- Mart 2015 tarihleri arasında Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 18 yaş üstü bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise araştırma kriterlerine sahip olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 yetişkin birey oluşturmuştur. Veriler hasta bilgi formu, hasta gözlem formu, timpanik termometre (Nimomed, Model FT- F11), temassız alın termometresi (Nimomed, Model HT- F03B) ve elektronik thermo- hygrometer termometre(Nimomed, Model SH 101) ile toplandı. Veri toplama süresince, aynı hastanın vücut sıcaklığı, aynı araştırmacı tarafından, aynı zamanda hem temassız alın termometresi hem de timpanik termometre ile ölçüldü. Ayrıca uygulama öncesi, ortam sıcaklığı ve ortam nemi bir elektronik thermo- hygrometer termometre ile ölçüldü. Veriler MedCalc 16.8.4 istatistik yazılımıyla Bland- Altman analizi ve SPSS 18.0 istatistik programı aracılığıyla bilgisayar ortamında analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde; bağımlı gruplarda t testi, kruskal wallis, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) ve Blant Altman testi kullanıldı. Bulgular: Temassız alın termometresi ve timpanik termometre ile ölçülen ortalama vücut sıcaklığı değerleri sırasıyla 36.17 ± 0.47 ve 36.89 ± 0.44' dür. Alın ve timpanik sıcaklıkların ortalamaları arasındaki ortalama fark -0.72' oC saptanmıştır. Temassız alın termometresi ve timpanik termometre arasında ortalama sıcaklık ölçümlerinde anlamlı farklılık bulunmuştur (p< 0.0001). Ayrıca farklarla ortalamalar arasında açık bir ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir. İki yöntem arasında uyum olduğu saptanmıştır. Bu termometreler için uyum sınırlarının -1.75 oC ve 0,30 oC arasında olduğu saptanmıştır. Sonuç: Ortalama alın sıcaklığı timpanik sıcaklıktan daha düşüktür. Temassız alın termometresi timpanik termometreye alternatif olarak hastanede yetişkin bireylerde vücut sıcaklığının değerlendirilmesinde kullanılabilir, fakat yüksek sapma değeri nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Termometre, Vücut ısısı

HemşirelikHemşirelik hizmetleriTermometreler+2
Sevgi Doğan
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 2 diyabet tanısı alan hastalara Roy'un Adaptasyon Modeli'ne göre verilen eğitimin diyabet bakım profili'ne etkisi

Tip 2 Diyabet Tanısı Alan Hastalara Roy'un Adaptasyon Modeli'ne Göre Verilen Eğitimin Diyabet Bakım Profiline Etkisi Amaç: Bu çalışma, tip 2 diyabetli hastalara Roy'un Adaptasyon Modeli'ne göre verilen eğitimin Diyabet Bakım Profili'ne etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma ön test-son test kontrol gruplu yarı deneme modeli olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Nisan 2015-Ağustos 2016 tarihleri arasında Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi endokrinoloji polikliğine başvuran tip 2 diyabetli hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, belirtilen evrenden olasılıksız rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 61 deney ve 65 kontrol grubunda olmak üzere toplam 126 tip 2 diyabetli hasta oluşturmuştur. Verilerin toplamasında "Hasta Tanıtım Formu" ve "Diyabet Bakım Profili Ölçeği" kullanılarak deney ve kontrol grubunun ön testleri yapılmıştır. Daha sonra deney grubundaki hastalara Roy'un Adaptasyon Modeli'nde yer alan 4 uyum alanına göre yapılandırılmış eğitimler her alan iki defa tekrarlanarak 8 hafta sürmüştür. Her bir alan ile ilgili eğitim sonunda hastalarla birer hafta telefon görüşmeleri yapılarak izlem süreci 12 hafta olarak tamamlanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Son testler, deney grubunda eğitimler bittikten 3 ay sonra, kontrol grubun da ise ön testin uygulanmasından 6 ay sonra "Hasta Tanıtım Formu" ve "Diyabet Bakım Profili Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılım, ki kare, bağımsız gruplarda t testi ve eşleştirilmiş gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonunda kontrol ve deney grubundaki tip 2 diyabetli hastaların Diyabet Bakım Profili Ölçeği'nin ön test-son test puan ortalamları karşılaştırılmıştır. Deney grubunda eğitim sonrasında, diyabet kontrolünü zorlaştıran faktörleri kapsayan alt boyutları puan ortalamalarında anlamlı bir azalma, diyabet kontrolünü iyileştiren faktörleri kapsayan alt boyutları puan ortalamalarında anlamlı bir artma olduğu bulunmuştur (p<0.05). Kontrol grubunda ise diyabet kontrolünü zorlaştıran ve diyabet kontrolünü iyileştiren faktörleri kapsayan alt boyutlarda anlamlı bir değişiklik olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Sonuç: Tip 2 diyabetli hastalara Roy'un Adaptasyon Modeli'ne göre verilen eğitimin Diyabet Bakım Profili'ne olumlu etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Diyabet Bakım Profili, Eğitim, Hemşirelik, Roy Adaptasyon Modeli, Tip 2 Diyabet

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hasta bakımı+2
Esin Kavuran
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık yüksekokulu öğrencilerinin empatik becerileri ile problem çözme becerilerinin karşılaştırılması

vm ÖZET Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı nitelikte olan bu araştırma Atatürk Üniversitesi Erzurum Sağlık Yüksek Okulu 1. ve 4.sımf öğrencilerinin empatik beceri ve problem çözme becerilerini belirlemek ve karşılaştırmak amacıyla yürütülmüş, anket çalışmaları 9 Ekim 2000 de yapılmıştır. Evrenin tümü (181 kişi) araştırma kapsamına alınmak istenmiş ancak verilerin toplandığı gün dershanede olan toplam 157 gönüllü öğrenci (1. sınıf 84 kişi, 4.sınıf 73 kişi) örneklemi oluşturmuştur. Veriler; anket formu, empatik beceri ölçeği B formu ve problem çözme ölçeği formu ile toplanmış, yüzdelik, t testi, varyans (F), korelasyon, Kruskall Wallis (KW) ve Mann Whitney U (MWU) analizi ile değerlendirilmiştir. Öğrencilerin %73.2'si hemşirelik, %26.8'i ebelik bölümünde, %53.5'i 1. sınıfta, %46.5'i ise 4.sınıfta idi. Öğrencilerin empatik beceri puan ortalaması 135.59 ± 20.31, problem çözme becerisi puan ortalaması ise 80.25 ± 17.00 olarak belirlenmiştir. İki ölçeğe ait puanlar arasındaki ilişki önemsiz (r=-.l 13, p>0.05) bulunmuştur. 1. sınıf öğrencilerin problem çözme becerisinin 4.smıf öğrencilerinden önemli (p<0.01) ölçüde yüksek olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin; bölümünün, yaşının, şur anda hemşirelik / ebelik yapıyor olmasının, ailesinde sağlık alanında çalışan birey olmasının, mezun olduğu lisenin, yaşamının çoğunu geçirdiği yerin, Sağlık Yüksekokulu'nu tercih sırasının, mezun olduktan sonra görev almak istediği alanın, mesleğine karşı duyduğu sevgi düzeyinin, öğrenimi boyunca mesleği ile ilgili sevgi düzeyinde oluşan değişikliğin problem çözme becerisi ve empatik becerisi üzerine önemli bir etkisinin olmadığı (p>0.05) belirlenmiştir. Öğrencilerin sınıflan ile empatik beceri puan ortalaması arasındaki fark da önemsiz (p>0.05) bulunmuştur.

Afife Yurttaş
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına sağlık inanç modeli doğrultusunda verilen eğitimin akılcı ilaç kullanımı üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırma hemodiyaliz hastalarına Sağlık İnanç Modeli (SİM) doğrultusunda verilen eğitimin akılcı ilaç kullanımı üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: İki aşamada gerçekleştirilen araştırmanın, birinci aşaması metodolojik, ikinci aşaması ise ön test–son test randomize kontrollü deneme modeli olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini araştırmanın yürütüldüğü diyaliz ünitelerinde hemodiyaliz tedavisi alan tüm hastalar (n=396) oluşturdu. Yapılan güç analizi sonucunda örneklem büyüklüğü 132 birey olarak belirlendi (66 deney, 66 kontrol). Araştırma Malatya ve Elazığ illerinde Mart 2017- Eylül 2018 tarihleri arasında yapıldı. Veriler "Hasta Tanıtım Formu" ve araştırmacılar tarafından geliştirilen "Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği (AİKÖ)" kullanılarak toplandı. Deney grubundaki hastalara SİM doğrultusunda akılcı ilaç kullanımı eğitimi 15 gün ara ile iki kez verildi. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, cronbach alfa, ki-kare, bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi kullanıldı. Bulgular: Ön test ölçüm verilerine göre deney grubunun AİKÖ puan ortalaması 60.29±10.17, kontrol grubunun puan ortalaması 62.85±9.94'tür. Son test ölçüm verilerine göre deney grubunun AİKÖ puan ortalaması 78.80±8.16, kontrol grubunun puan ortalaması 63.48±9.77'dir. Deney ve kontrol grupları arasında ön test puanları arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olmadığı, son test puanları arasındaki farkın ise önemli olduğu saptandı (p<0.001). Sonuç: Yapılan analizlerde SİM doğrultusunda verilen eğitimin, hemodiyaliz hastalarının akılcı ilaç kullanımını arttırdığı saptandı. AİKÖ' nin akılcı ilaç kullanımını ölçmek için kullanılması, SİM' in akılcı ilaç kullanımı ile ilgili verilecek eğitimlerde rehber olarak kullanılması ve hemodiyaliz hastalarına akılcı ilaç kullanımı eğitimlerinin verilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: akılcı ilaç kullanımı, hemodiyaliz, sağlık inanç modeli, hemşirelik

Akılcı ilaç kullanımıBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+5
Zeliha Cengiz
İnönü University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Brakial arterden kan basıncı ölçümü eğitimi verilen hemşirelerin eğitim öncesi ve sonrası bilgi ve beceri düzeylerinin karşılaştırılması

Bu çalışma, brakial arterden kan basıncı ölçümü eğitimi verilen hemşirelerin eğitim öncesi ve eğitim sonrası bilgi ve beceri düzeyleri karşılaştırılarak eğitimin etkinliğinin belirlenmesi amacıyla kontrol grupsuz ön-son testli gözlem çalışması olarak yapılmıştır. Çalışmaya Kaçkar Devlet Hastanesi'nde çalışan 49 hemşire dahil edilmiştir. Çalışmaya başlamadan önce etik kurul, Rize İl Sağlık Müdürlüğü ve hastaneden çalışma izni ve hemşirelerden bilgilendirilmiş gönüllü onam imzası alınmıştır. Veriler hemşire bilgi formu, brakial arterden kan basıncı ölçümü bilgi testi, brakial arterden kan basıncı ölçümü gözlem formu ile toplanmıştır. Eğitim öncesinde iki gözlemci hemşireleri kan basıncı ölçümü sırasında üçer kez izleyerek brakial arterden kan basıncı ölçümü gözlem formunu doldurmuş, ardından hemşirelere brakial arterden kan basıncı ölçümü bilgi testi uygulanmıştır (ön test). Eğitim materyali olarak araştırmacı tarafından oluşturulan PowerPoint ile sunum ve animasyon videosu kullanılmıştır. Eğitim materyalleri hastanenin uzaktan eğitim sistemine yüklenerek hemşirelerin online olarak eğitime katılmaları sağlanmıştır. Üç hafta sonra iki gözlemci hemşireleri kan basıncı ölçümü sırasında tekrar üçer kez izleyerek brakial arterden kan basıncı ölçümü gözlem formunu doldurmuş, ardından hemşirelere brakial arterden kan basıncı ölçümü bilgi testi uygulanmıştır (son test). Verilerin analizinde frekans ve yüzde, standart sapma, bağımlı gruplar t testi ve bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. Hemşirelerin eğitim öncesi bilgi puanı ortalaması 11.20±2.92, eğitim sonrası 16.73±2.70; eğitim öncesi beceri puanı ortalaması 18.74±3.17, eğitim sonrası 23.90±3.31 olarak belirlenmiştir. Hemşirelerin ön test ve son testin de bilgi-beceri puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p=0.001). Sonuç olarak brakial arterden kan basıncı ölçümü eğitiminin hemşirelerin bilgi ve becerilerini arttırdığı belirlenmiştir. Eğitim materyalinin, hemşirelerin istedikleri zamanda ulaşabilmelerini sağlayan teknolojik yöntemler ile hazırlanması, eğitimin tekrar edilebilmesini sağlamaktadır. Hemşirelerin kolayca ulaşabileceği kanıta dayalı kaynaklar ile düzenli eğitimlerin hazırlanması ve hemşirelerin kullanımına açılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Bilgi, Eğitim, Hemşire, Klinik beceri, Ölçüm, Yaşamsal bulgular

Bilgi düzeyiBrakiyel arterHemşireler+7
Burçin Gönenç
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hasta güvenliği kaçış odasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi düzeyine ve ekip iş birliğine etkisi

Bu araştırma hasta güvenliği kaçış odası oyununun hemşirelik öğrencilerinin bilgi düzeyine ve ekip iş birliğine etkisini belirlemek amacıyla ön-son testli randomize kontrollü deneysel türde yapılmıştır. Araştırma Hemşirelik Esasları-I dersi kapsamında, Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde 2023-2024 Eğitim Öğretim Güz Yarıyılında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya başlamadan önce etik kurul ve kurum izni alınmıştır. Araştırmanın evrenini hasta güvenliği eğitimi alan öğrenciler, örneklemini ise araştırma kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden 60 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada öğrenciler deney (n=30) ve kontrol (n=30) gruplarına basit randomizasyon yöntemiyle atanmıştır. Araştırmanın veri toplama formları "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Hasta Güvenliği Bilgi Testi", "İş Birliği Ölçeği", "Oyunlaştırma İçin Oyunsu Deneyim Ölçeği (Gamex)" ve "Görüş ve Öneriler Formu" şeklindedir. Araştırmanın uygulanmasında deney grubu öğrencileri hasta güvenliği kaçış odalarına alınmış, oyunlar oynamışlardır. Kontrol grubu öğrencileri ise geleneksel eğitim almıştır. Bir hafta sonra tüm öğrenciler "Hasta Güvenliği Bilgi Testi" ve "İş Birliği Ölçeği" ni, deney grubu öğrencileri ise ek olarak "Oyunlaştırma İçin Oyunsu Deneyim Ölçeği (GAMEX)" ve "Görüş ve Öneriler Formu" nu doldurmuştur. Araştırma sonucunda deney ve kontrol grubu öğrencileri arasında tanıtıcı özellikler bakımından anlamlı farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Deney grubundaki öğrencilerin hasta güvenliği bilgi testi son test ölçümlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Deney grubunda iş birliği ölçeği son test puanının kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Deney grubundaki öğrencilerin oyunlaştırma için oyunsu deneyim toplam puan ortalamasının, ortalamanın üzerinde olduğu belirlenmiştir (97.33±13.69, min:63, maks:120). Hasta güvenliği kaçış odasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi düzeyini ve ekip iş birliğini arttırdığı belirlenmiştir. Kaçış odası oyununun hemşirelik eğitiminde kullanımının arttırılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Bilgi, Güvenlik, Hasta, Hemşirelik Öğrencileri, İş Birliği, Oyunlaştırma

BilgiGüvenlikHastalar+1
Ayşegül Yılmaz
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin manevi destek algılarının bireyselleştirilmiş bakım algıları ile ilişkisinin incelenmesi

Araştırma, hemşirelerin manevi destek algıları ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın evrenini, 30.01.2014- 27.02. 2024 tarihleri arasında, Trabzon merkezdeki dört hastanede çalışan 1350 hemşire oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise dört hastanenin dahili ve cerrahi servislerinde aktif olarak çalışan ve 'Tabakalı Rastgele Örnekleme' yöntemi ile seçilen 300 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Manevi Destek Algısı" ve "Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası- A- Hemşire Versiyonu" ölçekleri kullanıldı. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirildi. Veriler; frekans ve yüzde analizleri, ortalama ve standart sapma istatistikleri, pearson korelasyon ve lineer regresyon analizleriyle incelendi. Bağımsız gruplar t-testi, Anova ve post hoc (Tukey, LSD) analizleri yapıldı. Hemşirelerin "Manevi Destek Algısı" toplam puan ortalamasının 49.78±7.24, "BBSA- Hemşire" toplam puan ortalamasının 4.22±0.53, "Klinik Durum" alt boyut puan ortalamasının 4.33±0.55, "Kişisel Yaşam Durumu" alt boyut puan ortalamasının 3.99±0.69, "Karar Verme Kontrolü" alt boyut puan ortalamasının 4.24±0.59 olduğu saptandı. Hemşirelerin Manevi Destek Algısı toplam puan ortalaması ile BBSA- Hemşire toplam, Klinik Durum, Kişisel Yaşam Durumu ve Karar Verme Kontrolü puan ortalamaları arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki olduğu bulundu (p=0.000<0.05). Sonuç olarak, hemşirelerin manevi destek algılarının ve bireyselleştirilmiş bakım algılarının yüksek düzeyde olduğu; aralarında pozitif yönde ve zayıf düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bu kapsamda çalışma bulgularının, hemşirelik alanına katkıda bulunması ve sağlık bakım hizmeti sağlayıcıları ile sunucularına hasta bakımı ve çıktılarının iyileştirilmesi yönünden yardımcı olması, ülkemizde yapılacak başka çalışmalar için fikir oluşturması ve kaynak niteliğini taşıması beklenmektedir.

BakımHemşirelikManevi bakım+1
Asiye Nur Ulusoy
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin ahlaki cesaret düzeyleri ile hasta haklarını korumaya yönelik etik davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma hemşirelerin ahlaki cesaret düzeyleri ile hasta haklarını korumaya yönelik etik davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, verilerin toplanması sırasında Trabzon İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı devlet ve eğitim araştırma hastaneleri ile Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Farabi Hastanesinde çalışan hemşireler; örneklemini ise araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 297 hemşire oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Hemşire Bilgi Formu", "Hemşirelerde Ahlaki Cesaret Ölçeği" ve "Hemşirelerin Hasta Haklarını Korumaya Yönelik Etik Davranış Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verileri kurum izinleri ve etik kurul onayı alındıktan sonra araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden hemşirelerle, yüz yüze görüşme yöntemiyle Şubat 2024-Kasım 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, ortanca, standartlaştırılmış beta katsayısı, Spearman'ın sıralama korelasyon katsayısı, Mann Whitney U testi ve Kruskall Wallis H testi ve yol analizi kullanılmıştır. Hemşirelerde Ahlaki Cesaret Ölçeği puan ortalamasının 78.38±14.6 ve Hemşirelerin Hasta Haklarını Korumaya Yönelik Etik Davranış Ölçeği puan ortalamasının 100.32±10.49 olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin ahlaki cesaret düzeyleri ile hasta haklarını korumaya yönelik etik davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, zayıf düzeyde ilişki olduğu (r=0.317; p<0.001) ve ahlaki cesaretin hasta haklarını korumaya yönelik etik davranışı anlamlı düzeyde etkilediği saptanmıştır (p<0.001; R2=0.073). Hemşirelerin çalıştığı birim ve hemşireliği isteyerek seçme faktörleri ile Hemşirelerde Ahlaki Cesaret Ölçeği ve Hemşirelerin Hasta Haklarını Korumaya Yönelik Etik Davranış Ölçeği puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, hemşirelerde ahlaki cesaret düzeyi arttıkça hasta haklarını korumaya yönelik etik davranışlar sergileme eğiliminde oldukları belirlenmiştir. Hemşirelerin hasta haklarını korumaya yönelik etik davranışları benimsemesinde ahlaki cesaretin dikkate alınması, etik, ahlak ve hasta hakları konularında hemşirelerin bilgi düzeylerinin artırılmasına yönelik eğitimler düzenlenmesi önerilebilir.

Ahlaki cesaretEtikHasta hakları+1
Sedanur Çakmak
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarının karşılanmamış hemşirelik bakımı ve şefkatli bakım algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma onkoloji hastalarının karşılanmamış hemşirelik bakımı ve şefkatli bakım algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi'nde onkoloji biriminde yatmakta olan hastalar; örneklemini ise araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 290 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Hasta Bilgi Formu", "MISSCARE Hasta Anketi" ve "5 Maddelik Şefkat Ölçeği"nin Türkçe versiyonu kullanılmıştır. Araştırma verileri, kurum izinleri ve etik kurul onayı alındıktan sonra dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden hastalardan, Temmuz 2024- Haziran 2025 tarihleri arasında, toplanmıştır. Verilerin analizinde Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri, Mann Whitney U testi, Bağımsız İki Örnek T testi, Kruskal Wallis H testi, tek yönlü varyans analizi, Spearman's Rho korelasyonu, Robust regresyon analizi, ortalama, standart sapma, ortanca, frekans ve yüzde kullanılmıştır. Hastaların karşılanmamış bakım algısı puan ortalamasının 2.11±0.52 ve şefkatli bakım algısı puan ortalamasının 3.41±0.74 olduğu belirlenmiştir. Karşılanmamış hemşirelik bakımı ile algılanan şefkat arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde, orta şiddette ilişki olduğu (r=-0.592; p<0.001) ve karşılanmamış hemşirelik bakımının algılanan şefkati anlamlı derecede etkilediği saptanmıştır (p<0.001; R ², %39.57). Sonuç olarak, hastalarda karşılanmamış hemşirelik bakımı düzeyi arttıkça algılanan şefkat düzeyinin azaldığı belirlenmiştir.

Burcu Uzun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Bilinci açık hastaların trakeotomi ve trakeal aspirasyon deneyimleri: Nitel bir çalışma

Trakeal aspirasyon, sekresyonların uzaklaştırılması amacıyla uygulanan temel bir hemşirelik girişimi olup endotrakeal tüp veya trakeotomi kanülü aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Bu fenomenolojik çalışmanın amacı, trakeotomi kanülü içerisinden trakeal aspirasyon uygulanan ve Kulak Burun Boğaz (KBB) servisinde yatan bilinci açık hastaların deneyimlerini betimlemektir. Çalışmanın örneklemini, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi ve Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi KBB servislerinde yatan araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 15 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, kurum izinleri ve etik kurul onayı alındıktan sonra örnekleme dahil edilen hastalarla, bireysel derinlemesine görüşmeler yapılarak, Mayıs 2024-Temmuz 2025 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Hasta Bilgi Formu" ve "Yarı-yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Veriler, ses kayıtları alınarak hasta odasında toplanmış ve MAXQDA yazılımı ile tümevarımsal tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmada bulguların güvenilirliği ve araştırma sürecinin şeffaflığı açısından, sonuçların raporlanmasında "Consolidated Criteria for Reporting Qualitative Research" (COREQ) standartları esas alınmıştır. Yapılan analiz sonucunda hastaların geçici trakeotomi ve trakeal aspirasyon deneyimleri altı ana tema ve 16 alt tema tanımlanmıştır. Ana temalar; "Trakeotomi ile ilişkili yas deneyimi", "Trakeotominin yaşam kalitesine etkisi", "Trakeal aspirasyon deneyimi", "Trakeal aspirasyon deneyimine katkıda bulunan faktörler", "Dekanülasyon ile iyileşme süreci deneyimleri" ve "Öneriler" olarak belirlenmiştir. Bulgular, hemşirelerin trakeal aspirasyon işlemini kanıta dayalı rehberler doğrultusunda, etkili iletişim ve hasta gereksinimlerini dikkate alarak uygulanmasının önemi ve gerekliliğini göstermektedir. Sonuç olarak, hemşirelerin, uygulama öncesi, sırası ve sonrasında bireye özgü ve bütüncül bir anlayış ile hastaların hem fiziksel hem de psikososyal yanıtlarını izlemesi ve destekleyici girişimlerde bulunması önerilebilir.

Aleyna Semiz Büyükaltay
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetici hemşirelerin alturistik liderlik ile hemşirelerin işte var olamama düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirmesi

Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki çalışma, hemşirelere göre yönetici hemşirelerin alturistik liderlik ile hemşirelerin işte var olamama düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Trabzon'daki üç kamu hastanesinde çalışan 202 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler, "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Alturistik Liderlik Ölçeği (ALÖ)" ve "Stanford Presenteeism Ölçeği (SP-6)" kullanılarak toplanmış; t testi, ANOVA, korelasyon ve regresyon testleri ile analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan hemşireler, ortalama 32.54 yaşında, çoğunluğu kadın, lisans mezunu ve yarısından fazlası evlidir. Bu hemşirelerin yedide biri, öncelikle kalp hastalığı olmak üzere bir sağlık sorunu yaşamaktadır. Hemşirelere göre yönetici hemşirelerin alturistik liderlik puanı 3.37±0.93 ve hemşirelerin işte var olamama puanı 22.33±1.96'dır. Yönetici hemşirelerin alturistik liderlik ile hemşirelerin işte var olamama düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r=-0.014; p=0.845). Bununla birlikte çoklu regresyon analizinde, özellikle çalışma koşullarını iyi (β=0.265; p=0.009) ve orta (β=0.260; p=0.003) değerlendiren, hemşirelik tepe yöneticilerinden (β=0.404; p=0.029) ve çalıştığı hemşirelerden memnun olan hemşirelerin (β=0.599; p=0.034) yönetici hemşirelerine ilişkin alturistik liderlik puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (F=6.808; p<0.001; R²=0.188). Ancak SP-6 puan ortalamalarında, kişisel ve mesleki özellikler istatistiksel açıdan anlamlı fark yaratmamıştır (p>0.05). Sonuçta, yönetici hemşirelerin alturistik liderlik ve hemşirelerin işte var olmama düzeyleri orta seviyededir. Alturistik liderlik ile hemşirelerin işte var olamama düzeyleri arasındaki ilişki anlamlı değildir. Ancak kurumdaki çalışma koşulları, yöneticilerden ve meslektaşlardan memnuniyet, hemşirelerin alturistik liderlik algısını olumlu yönde etkilemiştir. Bu nedenlerle hemşirelerin çalışma koşullarını iyileştirmek, işte var olamama düzeylerini azaltmak ve yönetici hemşirelerin alturistik liderlik düzeyini yükseltmek için kurumsal politikalar ve stratejiler iyileştirilmelidir.

AlturizmHastanelerHemşireler+2
Volkan Arslan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00