
8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Trafik kazalarında cinsiyet önyargısının değerlendirilmesi üzerine bir araştırma
Son yıllarda modernleşmenin beraberinde getirdiği gelişmelerle birlikte, kadınların hayatında önemli değişmeler görülmektedir. Kadının etkileşim alanının ve imkanının artması politik, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya 'diğer alanlar' olarak tanımlanan ayrımcılık alanlarının oluşmasını, kadın katılımının belirli koşullara bağlandığı, belirli kalıplarla sınırlandırıldığı veya mahrum bırakıldığı ya da en iyi ihtimalle dışlanmaya maruz kaldığı alanların oluşmasını beraberinde getirmiştir. Bir toplumda erkeklerle kadınların eşit koşullara sahip olması ancak her alanda eşit koşullara sahip olması ile mümkündür. Kadınların bir alanda dünya örnekleriyle kıyaslandığında, yeterince iyi durumda olmaması, kadınların o alanda tutunabilmeleri için, erkeklerden çok daha fazla çaba harcamalarını gerektirmektedir. Kadınlar ve erkekler bir konuda aynı performansa sahip olsalar ya da kadınlar daha iyi olsa bile, erkeği daha iyi görme eğilimi, kendiliğinden güçlü bir şekilde vardır. Erkeklere olduğundan daha fazla kadınlara ise olduğundan daha az değer verilmesine dayalı toplumsal algıları, bilimsel dayanaklarla ortaya koymak gerekmektedir. Bu çalışma, trafik kazalarında, kadına yönelik algıyı değerlendirmek ve konuyu gerekli farkındalığın olup olmadığı yönüyle de ele almak amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Kentsel tasarımın trafik güvenliğine etkisi
Motorlu araç kullanımı çok eski bir geçmişe sahip olmamakla birlikte, artan kent nüfusu ve genişleyen kentsel mekanların da etkisiyle kentsel hareketlilik günden güne artmakta, bu durum da trafik güvenliğini kentlerin önemli bir problemi olarak karşımıza çıkarmaktadır. Trafik güvenliğinin oluşturulmasında/artırılmasında pek çok faktörün etkisi bulunmaktadır. Bu faktörlerden birisi de kentsel tasarımdır. Kentsel tasarım 20. yüzyılın ilk yarısında genellikle kent estetiğini düzenleme aracı olarak ele alınmışsa da günümüzde; kentteki yaşam kalitesinin yükseltilmesi, sürdürülebilir bir kentsel çevrenin yaratılması, kente kimlik ve özgünlük kazandırılması, kolay erişim ve dolaşımın eşit ve güvenli bir şekilde sağlanması ile kentte toplumsal aidiyet duygusunun yükseltilmesi ilkelerinin ortaya konulduğu bir kavram olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, politika üretici, karar verici ve uygulayıcılara yarar sağlamak üzere, kentsel tasarım uygulamalarının trafik güvenliğine etkilerinin, ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada öncelikle trafik güvenliğine yönelik kentsel tasarım ilkeleri, bileşenleri ve uygulamaları belirlenmiştir. Daha sonra Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak bu bileşenlerin birbirlerine göre önem dereceleri tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca, trafik güvenliği-kentsel tasarım ilişkisini yol kullanıcı ve uzman bakış açısıyla ortaya koymak üzere Türkiye ve İran'da anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanı olarak Türkiye'de Ankara-Tunalı Hilmi Caddesi seçilirken, İran'da benzer özelliklere sahip olan Zenjan-Deljoi Caddesi seçilmiş, anket sonuçları SPSS programı ile istatistiksel olarak analiz edilmiş, sonuçlar Türkiye ve İran üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Anket sonuçlarına göre; trafik güvenliğinin artırılmasında etkisi olan en önemli faktör, her iki ülke kullanıcılarına göre kentsel tasarım (%34), ikinci önemli faktör ise sürücü yaya ve yolcuların trafik güvenliğine yönelik eğitimleridir (%23,3). AHP sonuçlarına göre ise fiziki alt yapı kriterinde en önemli gösterge Türkiye'de platform ve şerit genişliği iken İran'da şerit sürekliliğidir. Trafik akımı kriterinde Türkiye'de yolun okunabilirliği İran'da yatay ve düşey işaretleme, hız yönetimi kriterinde her iki ülkede de hız sınırlamaları, yaya ulaşımı kriterinde Türkiye'de yaya sinyalizasyonu İran'da yayalaştırma, bisiklet ulaşımı kriterinde Türkiye'de ayrılmış bisiklet yolları İran'da bisiklet sinyalizasyonu ve toplutaşım kriterinde her iki ülkede de toplutaşım duraklarına erişim kolaylığı önem derecesi en yüksek göstergeler olarak bulgulanmıştır.
El yapımı patlayıcılara müdahalede sanal gerçeklik ile kazaların önlenmesine yönelik bir uygulama
Son 25-30 yılda terör örgütleri eylem türlerinde değişiklikler yaparak, eylemlerinde ağırlıklı olarak mayın, el yapımı patlayıcılar (EYP) kullanmışlardır. Bu tip saldırıların icrasının nispeten kolay olması, dost unsurlar tarafından patlayıcıların bulunmasının zor olması ve bu eylemlerin önemli ölçüde kayıplara neden olması nedeniyle, günümüzde mayın ve el yapımı patlayıcıların bulunması ve etkisiz hale getirilmesi konuları oldukça önem kazanmıştır. Bu çalışma içerisinde mayın ve EYP ile mücadele eden unsurların eğitimlerine katkı sağlamak amacıyla bilgisayar destekli ciddi oyun uygulaması ve sanal gerçeklik uygulaması olmak üzere iki farklı uygulama hazırlanmıştır. Birinci uygulamada dedektör operatörlerinin eğitimi dikkate alınmış, bilgisayar üzerinden mayın dedektörü kullanarak arazide patlayıcı madde araması yapmaları istenmiştir. İkinci uygulamada göreve çıkan tüm personel dikkate alınmış ve araziye yerleştirilmiş patlayıcı maddelerin emarelerini gözle tespit etmeleri istenmiştir. İkinci uygulamada sanal gerçeklik teknolojilerinden faydalanılmıştır. Her iki uygulamanın öncesinde yapılan hazırlıklar (modelleme, animasyon, vb.) Unity oyun motoru içerisine aktarıldıktan sonra, oyuncu kontrollerinin belirlenmesi, modellerin düzenlenmesi, kullanıcı ara yüzünün hazırlanması, görsel ve ses efektlerinin eklenmesi, bileşenler arası ilişkilerin kodlanması gibi işlemler Unity oyun motoru içerisinde gerçekleştirilmiştir. Ayrıca belirlenen ihtiyaca göre farklı görev türleri ve sahneler hazırlanmıştır. Birinci uygulamada kullanıcıdan, dedektörle aramanın nasıl yapılacağı, detektörden gelen sinyale nasıl müdahale edeceğini göstermesi istenmektedir. İkinci uygulamada Oculus Rift marka sanal gerçeklik gözlüğü kullanılarak, göreve çıkan tüm personelin emare araması yapması istenmektedir. Bu uygulamada personelden araziye yerleştirilen patlayıcı madde ve emareleri herhangi bir şekilde temas etmeden gözle tespit etmeleri istenmektedir. Bu ve benzer çalışmaların devam ettirilmesi özellikle zor koşullarda çalışan personel ile savunma sektöründe görev yapan personelin eğitimine olumlu şekilde katkı sağlayacağı değerlendirmektedir. Personelin eğitimleri ve harcanan maliyet düşünüldüğünde benzer uygulamaların maliyet etkin çözümler olduğu değerlendirilmektedir.
Hava aracı kaza ve olaylarının nedenlerinin tespit edilmesinde kullanılan uçuş veri kayıt (FDR) ve benzer cihazların bilgilerinin örnek olay çalışmaları ile analiz edilmesi ve bu amaç için yeni bir metot geliştirilmesi
İlk hava aracı kazasının meydana geldiği on dokuzuncu yüzyıldan itibaren hava kazalarını incelemek için kullanılan çeşitli yöntemler literatürde mevcuttur. Bu çalışmada ilk olarak 1959 ila 2016 yılları arasında ticari hava aracı kaza ve olaylarına uygulanan istatistiklerin özeti sunulmuştur. İkinci olarak bu çalışmada kaza sebebini bulmada kullanılan ve bu disiplin içerisinde geliştirilen insan faktörleri teorisi detaylı olarak incelenmiştir. Üçüncü olarak, hava aracı kazalarını incelemek için kullanılan uçuş veri kayıt cihazı (FDR-Flight Data Recorder) ve kokpit ses kayıt cihazı (CVR-Cockpit Voice Recorder) analizlerine ilişkin bazı bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda, uçuş veri kayıt sistemlerinin (FDR Systems) çalışma prensibi açıklanmıştır. Bunun uygulama örneği olarak FDR ve CVR cihazları kullanımının bir sivil havacılık kazasının incelenmesindeki etkileri irdelenmiştir. Kıyaslama amacıyla FDR ve CVR cihazlarının bulunmadığı bir başka hava kazası da bu çalışmada ele alınmıştır. Söz konusu kazanın nedeni ile ilgili kesin hükme ulaşılamadığı vurgulanmıştır. FDR ve CVR cihazlarının gerekliliği konusunun devamı olarak, pito tüpleri ve statik portların bloke olması nedeniyle uçuşta kontrol kaybına yol açan beş kazanın analizleri sunulmuştur. Dördüncü olarak, bir hava aracı uçuş halindeyken radyo frekansı (RF- Radio Frequency) veri bağlantısı yoluyla, hava aracında monteli FDR cihazı ve ses veri kayıt cihazının (VDR-Voice Data Recorder) topladığı verilerin yer istasyonundaki modüle iletilmesiyle ilgili yeni bir yöntem çalışılmıştır. Hava aracı kaza ve olaylarının analiz edilmesinde geliştirilen bu yeni yöntemin kaza ve olayların nedenlerinin tesbit edilmesi için kullanılması bu çalışmanın amacı olarak önerilmektedir. Beşinci olarak, rutin uçuşlarda kaydedilen verilerin toplanması ve uçuş sonrasında analiz edilmesi programı olan uçuş veri analizi (FDA-Flight Data Analysis) çalışılmıştır. Bu çalışmada elde edilen en önemli sonuç, her bir kazadan bir öğrenme süreci çıkartılmasının ve ardından geliştirilecek tavsiyelerin uygulamaya konulmasının zorunlu olduğudur.
Elektrik iletim hatlarının güvenilirlik değerlendirmesi ve çalışan güvenliğine etkileri
Teknolojinin gelişmesinden dolayı, tüm sektörlerin daha kaliteli ve daha yüksek güvenilirliğe sahip ürün ve hizmet sunma kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Özellikle, elektrik enerjisi, gaz ve petrol boru hattı, ulaşım, telekomünikasyon ve su gibi sektörlerin kesintiye uğramadan devam etmesi istenen bir durumdur. Güvenilirlik, bir sistemin veya sistem bileşenlerinin belirlenen süre içerisinde, belirtilen koşullarda işlevini yerine getirme yeteneğidir. Elektrik iletim sistemlerinin en önemli kriterlerinden birisi sistem üzerindeki enerjiyi limitler dahilinde sürekli tutabilmek ve mümkün olan en az kesintiye gitmektir. Güvenilirlik, sistemin uygun çalışma aralığının tespit edilip gerekli müdahalenin yapılması gibi önemli avantajlar sunmaktadır. Elektrik iletim sistemlerinde sürekliliği, maliyeti ve bakım süreçlerinin etkinliğinin artırılması için güvenilirlik merkezli bakım ön plana çıkmıştır. Elektrik iletim sistemleri bakım çalışmaları çoğunlukla düzeltici bakım olarak, arıza ortaya çıktığında müdahale şeklinde olmaktadır. Bu durum sisteme ve ekipmana zarar verirken, aynı zamanda maliyet planlaması, kesinti sıklığının ve süresinin artması, çevresel zararlar oluşturması ve düzeltici bakım ekiplerinin daha fazla risk altında kalmaları gibi birçok olumsuz etkisi bulunmaktadır. Güvenilirlik merkezli bakım elektrik iletim sistemlerinin devre dışı kalmasını en aza indirmek suretiyle, yüksek güvenlik, uygun maliyet, çevreye daha az etki ve çalışanların risk altında kalma sürelerini azaltarak çalışan güvenliğinin artırılmasını hedefler. Bu çalışmada elektrik iletim sistemlerinin bakım ve işletim faaliyetlerinin güvenilirlik merkezli bakım ön planda tutularak yapıldığında, iletim hattının belirlenen limitler içerisinde en az süre kesintiye gidebileceğini, yapılan müdahalelerin risk altında çalışma süresine etkisini gösterebilme hedefi ile Türkiye Elektrik İletim AŞ, Kayseri 11. Bölgesine ait 380 kV'lık iletim hattı 2014-2020 yılları arası arıza kayıt verilerini kullanılarak güvenilirlik analizi yapılmıştır. Çalışmada arıza verileri yük tevzi bilgi sistemi ve bölge müdürlüğü veri kayıtlarından faydalanılmıştır. Arıza verilerinin hangi istatistiksel dağılımdan geldiğini belirlemek için uyum iyiliği testi uygulanarak, verilerin dağılımlara olan benzerliği belirlenmiş ve güvenilirlik değerlendirmesi yapılmıştır. Fiderlerin güvenilirliğinin tüm bölgenin güvenilirliğine etkisini ortaya koyabilmek için hata ağacı analizi ile değerlendirme yapılmıştır. Düşük skorlu fiderler için yapılan bakım beklenilenin üzerinde olup, zaman maliyet, çevre ve çalışan güvenliğini olumsuz etkilemektedir. Çalışma, güvenilirlik merkezli bakım faaliyetleri üzerine yapılan diğer çalışmalar benzerlik gösterirken, bakım çalışmalarında bulunan çalışanların güvenliğine üzerine etkileri yönünden benzerlik göstermemektedir. Kayıt altına alınan veriler, güvenilirlik dikkate alınarak kayıt altına alınırsa, ileride yapılacak çalışmalar için doğruluğu yüksek veriler elde edilmiş olunacaktır ve bu veriler sayesinde kolaylıkla güvenilirlik merkezli bakım faaliyetlerine geçmek kolaylaşacaktır.
Türkiye petrol ve gaz sondaj sahası iş kazaları analiz ve modellemesi
Bu çalışmada Türkiye'de petrol ve gaz sondaj sahası hizmetlerinde yaşanan iş kazalarının neler olduğunun tanımlanmakta, Türkiye'nin diğer ülkelerde meydana gelen iş kazaları açısından durumunun ortaya konmakta, iş kazalarının bilimsel bir şekilde sınıflandırılması için özgün bir yöntem geliştirilmiş ve bu yöntemin literatüre katkısı ortaya konmuştur. Bu çalışma kapsamında Türkiye'de faaliyet gösteren bir petrol sondaj şirketine ait 32.948 adet saha personel çalışma raporu tasnif edilerek istatistiksel olarak incelenmiştir. Ayrıca 2011- 2018 yılları arasında meydana gelen 646 adet iş kazası raporu aynı şekilde incelenmiş, söz konusu raporlar üzerindeki veriler elektronik ortama aktarılarak veri tabanı oluşturulmuştur. Kaza analizinde kullanılmak amacıyla oluşturulan veri tabanı üzerinde sırasıyla tanımlayıcı istatistikler, kümeleme analizi ve diskriminant analizi yapılmıştır. Kümeleme ve diskriminant analizleri literatürde yer alan kaza sınıflandırmalarının sadece kaybedilen gün üzerinden yapılmasının doğru olmadığını ve mevcut sınıflandırma sayısının yeterli olmadığını göstermiştir. Literatürde kaza sınıflandırması için oluşturulmuş mevcut gruplandırmalar, sadece kaza sonrası oluşan kayıp gün baz alınarak yapılmakta, iki veya beş sınıfta değerlendirilmektedir. Ancak yapılan bu çalışmada, kaza sınıflandırması için sınıf sayısının 8 olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Yine bu çalışmada, alanında yapılmış diğer çalışmalardan çok daha kapsamlı ve yenilikçi bir yaklaşım geliştirilerek, kullanılan yöntemin başarıyla uygulanması ve tanımlanan veri çeşitliliği sayesinde, daha gerçekçi sonuçların ve değerlendirmelerin elde edilmesi sağlanmıştır.
Gemi inşaatı sektöründe gürültü maruziyetinin değerlendirilmesi
İşyerlerinde sınır değerlerin üzerinde gürültüye maruz kalınması, sağlık ve güvenlik riskleri ortaya çıkarabileceği gibi iş performansının düşmesine, çalışanların stres yaşamasına neden olabilmektedir. Gemi inşaatı sektörü İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin İşyeri ve Tehlike Sınıfları Tebliği'ne göre çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Bu çalışmada gemi inşaat sektöründe yaşanan gürültü maruziyeti ve bu maruziyetin çalışanlar üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma Kocaeli ve Yalova'daki üç tersanede gerçekleştirilmiş olup bu tersanelerde sağlık kayıtları incelenmiştir. Çalıma yapılan tersanelerde taşeron çalıştırma oranı bir tersanede %88 iken başka bir tersanede %95 oranında olduğu tespit edilmiştir. İncelenen sağlık kayıtlarında kadrolu çalışanların %21,88'sinde, taşeron çalışanların ise %42'sinde gürültüye bağlı işitme kaybı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca işitme kaybının belirlenmesine yönelik İngiltere İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü'nün hazırlamış olduğu anket soruları 93 çalışana uygulanmıştır. Anket verileri SPSS programı ile analiz edilmiştir. Anket uygulanan 93 çalışana ait verilere göre de çalışanların %36'sında işitme kaybı olduğu bulgulanmıştır.
Havayolları kaza inceleme sonuçlarının organizasyonel süreçlere aktarılmasında BOW-TIE yönteminin kullanılması
Havacılık organizasyonlarında tehlikelerin tespit ve analizi için kullanılan yöntemlerden bir tanesi de BOW-TIE yöntemidir. BOW-TIE ile tehlike tespiti ve analizi sonucunda, kazaya giden süreçlerin engellenmesi ana amaçlardan birisidir. Emniyet yönetim sistemi içerisinde bu süreç devamlılık arz eder ve elde edilen verilerle havacılık organizasyonu içerisinde önlemler tanımlanır. Yaşanan havacılık kazaları sonrası inceleme süreçlerinde, kazayı oluşturan unsurların tespit edilerek önlemlerin alınması için, kaza kırım inceleme metotları kullanılır. Kaza veya olay incelemelerinden elde edilen veriler sistem içerisinde o anda gerçekleşmiş olan kaza/olay özelinde önlemler olarak sistem içerisine aktarılır. Havacılıkta ana hedef aynı kazanın/olayın bir daha yaşanmamasıdır. Bu çalışmada; havacılık organizasyonlarında emniyet yönetim sistemi içerisinde devamlılığı olan tehlike analiz metodu BOW-TIE içerisinde, kaza/olay inceleme sonuçlarından elde edilen verilerin aktarılarak, organizasyon içerisinde analiz sürekliliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Çalışmada, yaşanmış olayın bir kez geri beslemesinin değil, sürekli olarak organizasyon içerisinde değişken etkenlerin analizinin yapılmasının daha faydalı olacağını göstermek üzere örnek bir kaza, BOW-TIE yöntemi kullanılarak incelenmiştir.