
82
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Viral reklamlarda popüler kültür inşası: Eti Benim'O virallerinin alımlama analizi
Gelişen ve yöndeşen iletişim teknolojileri yeni medya olgusunu ortaya çıkarmış, yeni sistemler ile tek yönlü iletişim şekli çift yönlü olmaya başlamıştır. Etken konuma gelen tüketici ise medya kullanım tutumlarını yeni teknolojiler kapsamında sürekli bir biçimde değiştirmiştir. Kullanıcılar artık medyada dayatılan metinleri değil arasından seçtiklerini tüketmektedir. Bu yeni düzen içerisinde yeni viral pazarlama stratejilerle tüketiciye ulaşılmaya çalışılmaktadır. Metinlerde meta tüketimini teşvikin yanı sıra sermayenin belirlediği statüyü de pazarlamaktadır. Medya aracılığıyla tahakküm altına alınan tüketici ise popülerleştirilen kültürlerle sürekli bir biçimde yönlendirilmektedir. Birbirini sürekli bir biçimde destekleyerek sermayeye hizmet eden bu sistemlerin nasıl işlediğini analiz etmek artık gerekliliktir. Bu çalışma ile popüler kültürün reklam üretim sürecindeki yapısal etkisinin yanı sıra izlerkitle üzerinde ki yansımaları sorgulanmıştır. İçerik ve alımlama analizi olmak üzere karma bir yöntemle gerçekleştirilen araştırma sonuçlarına göre viraller, popüler kültürün benzerlik, gerçeklik, rutinlik ve doğallık niteliklerini taşımaktadır. Reklam metni ise zamanın popüler kelimelerini ve söylem tarzlarını içerisinde barındırmaktadır. Kimlik ve statü belirleme noktasında popüler metalar reklam içerisinde etkin rol oynamakta, tüketiciler bunları ciddi boyutta eleştirmemektedir. Kültüre uygun viral reklam tüketici üzerinde pozitif yönlü işlerken, tüketiciler ise pop kültürünü bilinçli ya da bilinçsiz tüketmekten memnun olmaktadır.
Syrian journalists in Turkey an exploratory research onchallenges and realities
In this research, the reality of Syrian journalists in Turkey and the challenges they face has been studied, in order to reach a clear understanding of all aspects related to and affecting the conditions in which they live and work. As an example of immigrant or refugee journalists, their circumstances provide a model that helps in understanding what it might be like for immigrant or refugee journalists in general. Because they are refugees in origin, they, like other refugees, face great challenges, in addition to challenges related to the nature of their journalistic profession and their specialization in covering the thorny Syrian issue. This research has adopted the exploratory survey method, because knowledge of the subject does not allow for a descriptive analytical study. Therefore, a descriptive analysis of the general situation of Syrian journalists residing in Turkey was conducted, and an exploratory field research methodology was adopted by conducting a survey using a questionnaire form designed to answer the questions raised in the study. In the end, the data was categorized and analyzed to reach the results and discussed, in addition to the conclusions. The research claims to have achieved its goal by being able to answer the main question about what it means to be a Syrian journalist in Turkey. This is in light of the sub-questions that he set to cover all the social, security, legal, economic and professional aspects under which Syrian journalists live and work in Turkey.
Türkiye'de linç kültürünün yeni medyada yeniden üretimi
Bu çalışmada Türkiye'nin linç kültürü incelenmiş ve yeni medya üzerinden yeniden nasıl üretildiği açıklanmıştır. Ülkemizde şiddet üzerine yapılan çalışmalar sayı olarak oldukça fazla iken linç konusu üzerine eğilen çalışmaların yetersiz olduğu görülmüştür. Türkiye'de gerçekleşen linç olayları hem fiziki olarak sokaklarda hem de sanal olarak sosyal medya mecralarında yaşanmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, linçin kavramsal çerçevesi çizilmiştir. Kitle psikolojisi ile linç olayları arasındaki ilişki açıklanmıştır. Bu bağlamda şiddet ve saldırganlık duygusu ile linç arasındaki bağlantı da çalışmanın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Linç olaylarının meydana gelmesinde pek çok faktörün etkili olduğu düşünülmektedir. Linçin kaynakları bölümünde linç ve milliyetçi ideoloji arasındaki ilişki incelenmiş, politik söylemlerin linç olaylarının yaşanması üzerindeki etkisi örneklerle açıklanmıştır. Çalışmanın önemli bir bölümünü oluşturan şiddet biçimleri olgusu, erillik ve psikolojik etkenler üzerinden de incelenmiştir. Toplumda linç olaylarının yaşanmasına neden olabilen faktörler çok yönlü olarak tartışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümü, medyanın dönüşümü ve nefret söylemlerinin medya içindeki yeri hakkında yapılan araştırmalardan oluşmaktadır. Bu bağlamda, medya sektörünün dönüşümü ve Türkiye'deki sürecine değinilmiştir. Yeni medya üzerinden oluşan sanal kültür kavramı açıklanmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde bulgular ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Basına yansıyan haberlerin sosyal medya üzerinden aldığı yorum ve etkileşimler incelenmiştir. Sosyal medyada gerçekleşen linç olaylarının örneklerine yer verilmiş, örnekler nitel analiz ve eleştirel söylem analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, Türkiye'de linç olaylarının sürecinde etkili olan pek çok faktör açıklanmış ve toplumsal bir sorun olan linçin yaşanmaması için alınabilecek önlemler sıralanmıştır.
Kültürler arası kırklama geleneğinin antropolojik bağlamda incelenmesi Şanlıurfa-Mardin örneği
Bu çalışma, sosyal bilimlerin başlangıç tarihiyle, gelişim sürecinde ortaya çıkan ve 19. Yüzyılın en genç bilim dalı olan antropoloji bilimini tanımlayan ve insanın, insanlığın bir parçası olan, antropolojinin en önemli temel ilkesi olan kültürel farklılıkları ortaya koymuştur. Kültürün insanla olan ilişkisini ele alarak kültürlerarası etkileşimi ortaya koymuştur. İnsanlığın birikimlerini yeniden üretme biçimini, antropolojinin günlük hayattaki önemini, kültürün temel ilkelerine dayandırıp ele alınmıştır. Kültürel ve biyolojik olarak insanı tanımlayan Antropoloji disiplini bilimsel olarak yoğun bir çalışma yürütmektedir. İnsan için bunlardan bir tanesi de sayılardır. İnsanlık tarihinde inançsal bağlamda bazı sayılar kutsal değerler taşımaktadır. Bu sayılardan bir tanesi de kırk'tır. Bu tez çalışmasında Mardin ve Şanlıurfa yörelerinde asırlardır devam eden Kırk sayısının nasıl önem kazandığını, Kırk sayısının kültürel açıdan neden bu kadar etkili olduğunu açıklar. Bir insanın dünyaya geliş süreciyle doğum öncesi ve sonrası, ruhun bedenden ayrılış süresi Kırk sayısına bağlanmaktadır. Dolayısıyla kültürlerarası karşılaştırma yaparak sayıların günlük hayattaki yerini etnografik bir yöntemle incelemiştir. Anahtar kelimeler: Antropoloji, Kültür, Kırk Sayısı
Tüketim ve atık: Toplumsal gerçeklik oluşturma eylemleri içinde atık toplayıcılar üzerine bir çalışma
19. yüzyıldan itibaren sanayileşme ve beraberinde yaşanan kentleşmeyle birlikte tüketim toplumunun gelişmesi, üretilen çöp miktarının da hızla artışına neden olmuş ve bu artış, yüzyılın ortalarından itibaren katı atık sistemlerinin geliştirilmesini beraberinde getirmiştir. 20. yüzyılın sonlarına doğru, katı atık hizmetlerinde çöpler, insanların yaşam alanlarından uzaklaştırılan değersiz çıktılar olmaktan ziyade geri kazanılabilecek ve değişim değerine sahip bir meta, endüstriyel bir hammadde olarak görülmeye başlanmış ve bu yaklaşım değişikliğiyle birlikte çöp olarak değerlendirilen nesneler de atık adını almaya başlamıştır. Her iktisadi gelişmenin politik ve toplumsal bir yansıması olduğu gibi tüketimden arta kalanların iktisadi bir değer, piyasada değişim değerine sahip bir ürün haline gelmesi de kaçınılmaz olarak politik ve toplumsal yaşamda bir karşılığa sahiptir. Bu anlayıştan hareketle yapılan bu çalışmada, geçimini atıkların kayıt dışı satışı üzerinden sağlayan Gaziantep kentindeki atık toplayıcıların ekonomik ve sosyal yaşamlarıyla birlikte kentin tüketim davranışlarını atık toplayıcıların deneyimleri üzerinden okumak amacıyla etnografi yönteminin kullanıldığı keşfedici bir araştırma yaklaşımı takip edilmiştir. Katılımcı gözlem ve derinlemesine görüşme teknikleri kullanılarak 14 atık toplayıcıyla yapılan araştırmada atık toplayıcılığın sosyal ve ekonomik yönden yoksulluk, güvencesizlik, belirsizlik, ya da tehlikeli olmakla yaftalanma ile çevrili bir yaşam biçimi sunmasına rağmen yalnızca ekonomik kazanç sağlanacak son seçenek olduğu için değil, bununla beraber bilinçli bir tercih durumunun da var olduğu görülmüştür.
YouTube çocuk kanallarında anne-baba rollerinin sunumu ve buna yönelik ebeveyn görüşlerinin değerlendirilmesi
İktisadi yapıdaki değişimlerle bütünleşen teknoloji, iletişimi değiştirmekte ve geliştirmektedir. Anne ve babaların çocuklarının ilgi alanlarına yönelik içerikler üreterek sosyal medyanın bir parçası haline geldikleri gözlemlenmektedir. YouTube çocuk kanallarını yöneten ebeveynlerin sosyo-kültürel yaşamlarının da bu çerçevede şekillendiği söylenebilir. Bu çalışma, YouTube çocuk kanallarında, anne ve baba rollerinin eğlence ve tüketim olgularının etkisiyle beraber nasıl birer magazinsel eyleme dönüştüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada yeni medya ile ilgili metinler arası okuma yapılarak, magazinleşme ve eğlence kültürü ile yeni medya ilişkisini çözümlemek amacıyla literatür taraması yapılmıştır. İkinci aşamada kotalı örneklem alma tekniği ile seçilmiş olan YouTube çocuk kanallarındaki içerikler (Like Nastya TR, Aslıyarence ve Korayzeynep) önce nicel, ardından nitel içerik analizine (göstergebilim) tabi tutulmuştur. YouTube kanallarının her birinden 100'er video olmak üzere toplamda 300 video örnekleme dahil edilmiştir. Videolar, IBM SPSS 22 programı kullanılarak tablolaştırılmıştır. Ardından 300 video içerisinden seçilen 50 video ise nitel içerik analizi (göstergebilim) yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında ise 13 yaş altında çocuğu bulunan 15 ebeveyn ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler betimsel analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda YouTube çocuk kanalları kullanıcısı ebeveynlerin eğlence ve tüketim odaklı magazinsel eylemde bulundukları gözlemlenmiştir. Ebeveynlerle gerçekleşen görüşmelerden oluşan izlenim sonrası ise izleyici konumunda bulunan çocuklarının olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
The political economy of citizen journalism at war conditions: an ethnographic research on the exploitation by media institutions of citizen journalists in Syria
What motivated amateur civilians to become citizen journalists during the Syrian War, and how did the media institutions rob them of their rights? In this research we examined the political economy context of the practice of citizen journalism as a profession, which has been changed by the conditions of war together with the possibilities of new media technologies, with the ethnographic method. In the research, phenomenological design, which is one of the qualitative research methods, was used. Within the scope of the research, Citizen Journalists and representatives of media institutions were interviewed. Data were collected through interviews with twenty-seven participants within the scope of the research. Participants were included in the research voluntarily. An interview form with 9 questions developed by the researcher was used as a data collection tool in the research. Qualitative data analysis methods were used in the analysis of the research data. In this context, data were analysed by content analysis. In addition, it was stated in the research that the most important reasons for the emergence of citizen journalists in Syria were that the regime did not report the events and that the international press was prevented from entering such events, and that the civilians were reporting the events to the world. In this context, citizen journalists define themselves as activists who document violations and learn journalism over time and through the events they experience. Then these people cooperated with international media institutions, but these media institutions did not give them all their due rights.
Kadınların sosyal medya'daki dijital yaygın yaratıcılık etkinliklerini anlamak: Instagram örneği üzerine etnografik bir çalışma
Kadınların Sosyal Medya'daki Dijital Yaygın Yaratıcılık Etkinliklerini Anlamak: Instagram Örneği Üzerine Etnografik Bir Çalışma adlı tez, Türkiye'de bulunan kadınların günlük pratikleri arasında yer alan el işi etkinliklerini yeni medya araçları arasında bulunan Instagram yoluyla paylaşımı bu durumu etkileri üzerinedir. Dijital medyayla buluşan gündelik pratiklerin yaygın yaratıcılık pratiği ve postmodern ben odaklı özne çerçevesinde incelenmesi amaçlanmaktadır. Gündelik pratiklerini evlerinde yapan ve üreten kadınlar, Instagram üzerinden bu üretimlerini sunmaktadırlar. Gündelik pratik etkinlikleri dijital teknoloji ile birleştirerek yeniden üretime girmektedir. Yeniden üretim yaygın yaratıcılık pratiğini oluşturmaktadır. Yaygın yaratıcılık sıradan olan gündelik pratiğimizin dijital ortamla buluşmasıyla ortaya çıkan bilinilirlik ve etkileşimdir. Bu etkileşimle kendi 'ben' özelliklerini koruyarak bir topluluk oluşturup biz olabilmektedirler. Araştırma nitel desenli olup kartopu yöntemiyle 13 kadınla görüşülmüştür. İçerik analiz yöntemiyle derinlemesine analiz yapılmıştır. Bulgular temalara ayrılıp yorumlanmıştır. Katılımcılar gündelik yaşamlarının bir parçası olarak el işi örneklerini ınstagramda paylaşmış ve bu durum kendilerinin bilinirliliğini arttırarak kendilerindeki yeteneğin farkına varmışlardır. Birbirlerine ilham vererek hem maddi hem de manevi açıdan kendilerine alan açmışlardır. Kadınların Yaygın Yaratıcılığı ve Post modern ben odaklılık çerçevesinde kadınların gündelik pratikleri değerlendirmeye çalışılmıştır. Bu araştırma, literatürdeki boşluğu doldurması amaçlanmaktadır.
Görsel etnografiyle bir kültürü anlamak: Nusayriler üzerine foto-etnografik bir çalışma
19. yüzyılda yaşanılan Endüstri Devrimi beraberinde birçok yeniliği getirmiştir. Fotoğraf da bu zamanlarda ortaya çıkan önemli bir buluş olarak yerini almış ve yine aynı dönemlere denk gelen toplum bilimiyle aynı zamanlarda gelişmiştir. Fotoğraf günümüzde birçok sanatsal disiplin ve bilimsel araştırmada yardımcı veya ana unsur olarak kullanıldığı gibi görsel kültürün en etkili olduğu iletişim araçlarından birisi olarak da kullanılmaktadır. Foto etnografi ise etnografik araştırmalarda fotoğrafı kullanmanın yeni bir yolunu önermektedir. Birçok bilimsel araştırmanın yanı sıra toplumsal ve tarihi olaylara tanıklık ederek olayların daha rahat anlaşılması içinde kullanılan fotoğrafın, foto etnografi çalışmalarında kullanılması toplumsal olayların hâkim olduğu zamanlara denk gelmektedir. Özellikle 1970'lerden sonra fotoğraf daha görünür bir kavram olarak kullanılmaya başlamıştır. Bu çalışmada da Adana yerelinde yaşayan Nusayri topluluğu üzerine odaklanılarak, fotoğrafın etnografik araştırmalarda bir kültürü anlamak için sunabileceği imkân ve olanakların ortaya koyulması amaçlanmıştır. Nitel araştırma deseninde görsel etnografi kullanılmış olup elde edilen fotoğraflar kültürel bir materyal aracı olarak saha çalışmasında değerlendirilmiştir. Veriler etnografik araştırmalarda kullanılan araçlardan olan görüşme ve gözleme ek olarak fotoğrafçılıkla elde edilmiş, anlam derinliği yakalayabilmek adına kasıtlı örneklem yöntemi tercih edilmiştir. Fotografik görüntülerin doğasında var olan belirsizlikler, fotografik eklenme, betimleme ve incelemeler ile ortadan kaldırılmıştır. Nusayri topluluğunun bazı belirgin özellikleri kayıt altına alınarak kültürün analizi yapılmaya ve varsa kültürel değişimler anlaşılmaya çalışılmıştır. Bulgular kısmında katılımcıların gündelik yaşam pratikleri, kültürü tanımlamaları, yorumları ve görüşleriyle yapılan analizlerle özgün sonuçlara ulaşılmıştır. Foto etnografinin fotoğrafın sağladığı olanaklarla toplumsal hafızayı zinde tutarak kültürü, kültürü inşa eden yaşamları, ilişki biçimlerini ve kültürel aktarımı sağlayan oldukça etkili bir araç olduğu görülmüştür.
Freelance çalışanların günlük hayat deneyimlerinin alanyazındaki çalışmalar ve çalışan görüşleri bağlamında değerlendirilmesi
İletişim olgusu, yazının ortaya çıkışından itibaren gazete, radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarıyla kurumsallaşmış; dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte yeni medya ekseninde kapsamlı bir dönüşüm geçirmiştir. Geleneksel medyadan farklı olarak anlık üretim, dolaşım ve etkileşim süreçleri sunan dijital ortamlar, yalnızca iletişim pratiklerini değil, emek ilişkilerini ve çalışma biçimlerini de köklü biçimde yeniden şekillendirmiştir. Bu dönüşümün en görünür sonuçlarından biri, esneklik ve mekândan bağımsızlık vadeden freelance çalışma modelinin yaygınlaşmasıdır. Bu çalışma, dijitalleşme çağında giderek yaygınlaşan freelance çalışma biçimini Türkiye bağlamında çok boyutlu olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, literatürdeki kuramsal tartışmaların haritalandırılması amacıyla 250 yüksek lisans tezi, doktora tezi ve makale içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Buna ek olarak, dijital platformlar üzerinden çalışan 20 freelance yeni medya çalışanı ile gerçekleştirilen yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla nitel veri toplanmış; dijital emek süreçlerine ilişkin deneyimler tematik analiz yoluyla çözümlenmiştir. Nicel ve nitel verilerin bütüncül değerlendirilmesi, gig ekonomisinin Türkiye'deki yapısal özelliklerinin ve freelance çalışanların karşılaştıkları sorun alanlarının çok katmanlı biçimde ortaya konmasını sağlamıştır. Bu araştırma freelance çalışmanın sürdürülebilir bir istihdam biçimi haline gelebilmesi için mevcut bireysel stratejilerin ötesinde, hukuki düzenlemelerin güçlendirilmesi ve sosyal politika mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu bağlamda araştırma, freelance emeğin güncel durumunu kavramsal, ampirik ve eleştirel bir perspektifle açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir.
Sosyal medyada üretilen eril dini söylemin okunma biçimleri: Kadınlar üzerine bir alımlama çalışması
Toplumsal cinsiyet rolleri, bireylerin dinî inançlarını şekillendirmede önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle ataerkil yapıların hâkim olduğu toplumlarda dinî söylemlerin eril karakter taşıması, kadınların dini kurumlar ve geleneksel inanç sistemleriyle kurduğu ilişkiyi derinden etkilemektedir. Bu bağlamda, eril söylem aracılığıyla inşa edilen dinî anlayışlar, kadınların dışlanmışlık, değersizlik ve ikincil konumda hissetmesine yol açmakta; bu da kadınları geleneksel dinî yapılardan uzaklaştırarak deizm ve ateizm gibi alternatif inançsızlık biçimlerine yönlendirebilmektedir. Bu çalışmada, eril dinî söylemlerin kadınlar üzerindeki etkisi toplumsal, psikolojik ve teolojik boyutlarıyla ele alınmaktadır. Dinî metinlerin eril yorumlarla aktarılması, kadınların söz hakkının sınırlandırılması, kadının bedenine ve yaşam biçimine yönelik kısıtlayıcı normların meşrulaştırılması gibi durumlar, kadınların bireysel özgürlük arayışı içinde kurumsal dine mesafe almasına neden olmaktadır. Bu yönelim, sadece bireysel bir inanç değişikliği değil, aynı zamanda kadının kendi kimliğini yeniden tanımlama çabası olarak da değerlendirilmektedir.
Reklamlarda erkeklik imgesinin yeniden üretimi
Bu çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyet rollerinin değişmesiyle birlikte televizyon reklamlarında erkek imgesinin yeniden inşasını araştırmak üzerine odaklanmıştır. Kültür endüstrisi ve tüketim kültürünü yaymada önemli bir araç olan reklamlar, erkek kimliğindeki değişikliklerinde en büyük yansıtıcı durumundadır. Reklamlar tarafından ele alınan toplumsal cinsiyet rollerinin bireyler tarafından içselleştirilip, gündelik hayata adapte edilmesi daha kolaydır. Özellikle en yaygın ve en etkileyici özelliğe sahip olan kitle iletişim araçlarından biri olan televizyon reklamları ile topluma hitap etmek daha tercih edilir bir yöntem durumundadır. Reklamlarda erkek imgesinin yeniden inşasını örneklendirebilmek amacıyla literatür taraması yapılarak, ele alınan çalışmanın inceleme bölümde söylem analizi ve göstergebilim tekniği kullanılmış, televizyon reklamları aracılığıyla erkek imgesinin yeniden inşası ayrıntılı olarak irdelenmiş, değişen ihtiyaç ve yaşam tarzları reklamlara yansıyan göstergelerle yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu perspektifte, sosyal değişikliklerin erkek imge açısından reklamlara yansıyışı ve televizyon reklamlarında yeniden inşa edilen erkek imgesi analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Reklam, Kültür Endüstrisi, Tüketim Kültürü, Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Erkek İmge.
Yabancı dil öğretiminde iletişimsel yaklaşım ve iletişimsel yetinin Avrupa dil portfolyosu çerçevesinde değerlendirilmesi: Sekizinci sınıf örneği
İletişim Bilimleri günümüzde bütün bilim dallarıyla teması olan, hayatın neredeyse her alanına nüfuz eden devasa bir çalışmalar bütünüdür. Yabancı dil öğretimi de iletişim bilimleriyle doğrudan ilişkilidir. Çünkü yabancı dil öğrenmenin temel amacı iletişim kurabilmektir. Bu noktadan hareketle yabancı dil öğretiminde kullanılan en önemli yöntem ve yaklaşımlardan biri olan iletişimsel yaklaşım ve onun vazgeçilmez öğesi iletişimsel yetiyi Avrupa Birliği üyeleri ve aday ülkeler arasında yabancı dil öğretimini daha verimli hale getirmeyi amaçlayan standartları içeren Avrupa Dil Portfolyosu kapsamında değerlendirerek Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı sekizinci sınıflarda yabancı dil öğretiminde en verimli yöntem olduğunun kanıtlanması hedeflenmiştir. Bu amaçla Gaziantep İli Şahinbey İlçesi Atatürk Orta Okulu sekizinci sınıf öğrencilerinden oluşan bir sınıf deney, diğer sınıflar da rast gele yöntemle kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Bu gruplara Avrupa Dil Portfolyosu odak alınarak hazırlanan bir anket ön test ve son test olarak sunulmuştur. Daha sonra deney ve kontrol gruplarının her soru için verdikleri cevapların ortalamaları bağımsız örneklem t- testi ile karşılaştırılmıştır. Anket dışında ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı'nda çalışan on İngilizce öğretmeniyle iletişimsel yaklaşım ile ilgili derinlemesine görüşme yapılmıştır. Bütün bu çalışmalar iletişimsel yaklaşımın yabancı dil öğretiminde hala en verimli yöntemlerin başında geldiğini kanıtlamaktadır. Anahtar kelimeler: İletişim, iletişimsel yaklaşım ve yeti, Avrupa Dil Portfolyosu
Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı bağlamında ilahiyat fakültesi öğrencilerinin sosyal medya kullanımına yönelik bir araştırma: İstanbul Üniversitesi örneği
Sosyal medya bugün milyarlarca insanın kullandığı bir iletişim aracı haline gelmiştir. Doğal olarak iletişim araştırmaları da internet ve sosyal medya üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. Facebook, Twitter, İnstagram, Whatsapp vb. sosyal medya platformları kullanıcılara bazı doyumlar sağlamaktadır. Bu araştırmada İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerini sosyal medya kullanmaya iten güdüleri saptamak amaçlı kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı esas alınmıştır. Anket formu ile yapılan araştırmada 460 kullanıcıya hazırlanmış ölçek soruları yöneltilmiştir. Elde edilen veriler kodlanarak yorumlanmıştır. Faktör analizi 6 farklı kullanım ve doyum saptamıştır. Bunlar Sosyal Kaçış Motivasyonu, Gözetim ve İfade Motivasyonu, Ekonomik Fayda Motivasyonu, Bilgilenme Motivasyonu, Boş Zaman/Eğlence Motivasyonu ve Sosyal Etkileşim Motivasyonu şeklinde sıralanabilir. Bazı kullanıcı demografileri ve sosyal medya kullanım kalıpları farklı kullanım ve doyumlar ile ilişkilendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Sosyal Medya, Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımı Teorisi, Öğrenci,Motivasyonlar
TRT yerli çocuk programlarında çocukluğun inşası
Her dönemde var olan çocuğun, toplumsal bir nitelik kazanması ile çocukluk düşüncesi meydana gelmiştir. Bu düşünce Modernizm'in bir ürünü olup, çocukluk bu toplum kuramı üzerinden Batı'da şekillenmeye başlamıştır. Teknolojinin gelişmesiyle elektronik çağın yükselmesi Postmodern bir çağa işaret ederken; çocukluk da yeni bir döneme girmiştir. Toplumu yapılandıran ve yeniden üreten medya, yalnızca yetişkinleri değil; geleceğin toplumunu da oluşturmaktadır. Bu amaçla özellikle televizyon programlarında toplumsal dönüşüm ivme kazanmaktadır. Bu çalışmamızda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmi yayın kurumu olan TRT'nin (Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu) çocukluğu inşa etme sürecini inceledik. Bu çalışmanın verileri programlardaki söylemlerden oluşmaktadır. Bu söylemler izleme ve dinleme tekniği ile elde edilmiştir. Araştırmamızda 1970 ve 2000 yılları arasında çocuk izleyiciye sunulan yerli TRT çocuk programları esas alınmıştır. Bu programlar tolumsallaşma, eğitim, politika, şiddet-korku, tüketim, diğer canlılar ve çocuk hakları-ötekileştirme temalarında değerlendirilerek seçilmiştir. Evren 581, örneklem ise 74 programdan oluşmaktadır. TRT yerli çocuk programlarından hareketle çocukluğun toplum, politik, tüketim, ötekileştirme, şiddet ve diğer canlılar temalarında dönüşümü analiz edilmiş ve çocukluğun geleneksel, modern ve postmodern toplum kuramları çerçevesinde inşası kurulmuştur. Sonuç olarak TRT çocuk programlarında çocuğun inşası konulu tez çalışmasının temalarında oluşan kırılma ve kopmalar Türkiye'nin de yaşadığı toplumsal dönüşümü desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Modern ve Postmodern Çocukluk, TRT Çocuk Programları
Postmodern kimlik kalıplarının popüler Türk sinemasındaki yansımaları
Bu çalışmanın amacı, popüler Türk sinemasında karşılaştığımız karakterlerin, Postmodern insanın kimlik özelliklerine ne şekilde uygun davranışlar sergilediğini veya söylemlerde bulunduğunu saptamaktır. Bunu yaparken Modernite ve Postmodernite olarak adlandırılan uzun tarihsel dönemlerin ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel gelişim ve dönüşümlerini ele almak, Postmodern kimliğin oluşumuna ışık tutmak açısından önem taşımaktadır. Aydınlanma döneminden itibaren uzun bir süreç içerisinde gelişen ekonomi, sanayi ve bunlara eklemlenen bir siyaset anlayışı doğrultusunda bireylerin de yaşantıları ve hem toplumla hem de kendi benlikleriyle ilgili kavrayışları değişime uğramıştır. Bahsi geçen uzun sürecin son evresi olan Postmodernitede teknolojinin ve medyanın gelişmesiyle gündelik hayatımızda etrafımızı kuşatan imajlar ve tüketime dayalı bir hayat tarzı, kimliğimizi oluşturan etkenlerin arasında öne çıkmaktadır. Postmodern yaşantı, önceki dönemlerin herhangi biriyle karşılaştırılamayacak kadar çok sayıda ürün ve aynı zamanda tecrübe sunmaktadır. Durum böyle olunca, Postmodern insan için kendini gerçekleştirmek büyük önem arz eder hale gelmiştir. Postmodern insanın kendini gerçekleştirme arzusu bir çeşit "ben-odaklılık" yaratmakta ve bu durum kişilerin benliklerini kavrayış biçimlerini değiştirerek kimliklerine sirayet etmektedir. Bu çalışmada, Postmodern ben-odaklılık çerçevesinde ifade edilen Postmodern kimlik özelliklerinin izleri, uzun bir buhrandan sonra 1990'ların ortalarından itibaren yükselmekte olan popüler Türk sinemasında "betimsel analiz" ve "içerik analizi" yöntemleriyle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Modernite, Postmodernite, Kimlik, Ben-odaklılık, Popüler Türk Sineması
Porstmodern bir tüketim kültürü yeniden üretim nesnesi olarak teknoloji odaklı telekominikasyon örnekleri: Turkcell, Vodafone, Türk Telekom örnekleri
Kapitalizmin varlığını sürdürebilmesinin temel şartı tüketim toplumunun oluşturulması, reklamlarla aktarılan sembolik ihtiyaçlar ve sunulan hayat tarzları sonucunda gerçekleşmektedir. Reklamlardaki anlamın nasıl oluşturulduğu ve aktarıldığı kullanılan göstergelerle anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, teknoloji odaklı telekomünikasyon reklamları örneği aracılığıyla postmodern bir tüketim kültürü yeniden üretim nesnesi olarak incelemek, yaşam tarzlarının nasıl sunulduğunu, tüketim ideolojisinin nasıl yeniden üretildiği göstermektir. Bu amaçla teknoloji odaklı telekomünikasyon reklamlarının önemli bir yaşam tarzı göstergesi haline geldiği savından hareketle, Türkiye'nin en önemli telekomünikasyon şirketlerinden olan Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom'un 2016-2017 yılında yayınlanan ve ulaşabildiğimiz reklamlardan, çalışmanın amacı doğrultusunda 26 reklamın 15 tanesi söylemsel düzeyde incelenmiştir. Nitekim teknoloji odaklı çözümlenen reklamlarda, eğlence, estetikleştirilmiş yaşam, modern, teknolojik gibi postmodern tüketim toplumuna ait nitelikler aracılığıyla yaşam tarzlarının yeniden üretildiği ve insanların bu yaşam tarzlarına öykündürüldüğü görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Reklam, Tüketim, Yaşam Tarzı ve Söylemsel analiz
Yeni toplumsal hareketler bağlamında Türkiye'de postmodern kadın hareketleri (Doğu Karadeniz örneği)
Türkiye'de Doğu Karadeniz Bölgesinde çevre hareketleri içerisinde yer alan kadın aktörlerin kimliklerini konu alan tezin amacı, çevre mücadelesine katılan çok kimlikli kadın aktörlerin kimliklerinin nasıl bir yakınsama içerisinde bulunarak toplumsal bir harekete dâhil olduğunu ve toplumsal hareketi nasıl meydana getirdiğini ortaya koymaktır. Postmodern durumun yaratmış olduğu toplumsal ve siyasal değişim, aktörlerin rolü ve konumunu da değiştirmiştir. Postmodern düşünürler siyasal teorilerini geliştirirken özellikle farklılığa, çoğulculuğa ve heterejon bir yapıya göndermede bulunarak yola çıkmışlardır. Bu yüzden kimlik ve yerellik gibi problemler sürekli gündeme gelmektedir. Sonuçta postmodern siyaset, yeni toplumsal hareketler üzerinden bir siyaseti onaylamaktadır. Bu siyaset yaklaşımı, postmodern ortamın yaratmış olduğu kültürel çoğulcu bir anlayış ile yeni toplumsal hareketlerin kendi taleplerini özgürce dile getirmelerini ve örgütlenmelerine izin veren bir anlayışı vurgulamaktadır. Kolektif bir yeni toplumsal hareketi meydana getiren her bir özne konumu üzerine odaklanan postmodern düşünce, yeni bir özne algısı geliştirerek, öznenin parçalanarak bireye dönüştüğünü ve yeni bir kimlik kurgusu içerisinde çok parçalı, esnek karakterli ve akışkan bir halde aynı bireyin içerisinde yer aldığını belirtmektedir. Postmodern düşüncenin ortaya koyduğu özne algısından hareket ederek ve Doğu Karadeniz çevre mücadelesini yeni toplumsal hareketler paradigmasından değerlendiren bu tezde, kadın aktörler postmodern feminizm içerisinden incelenmektedir. Postmodern karakterli kadın aktörlerin çok kimlikli durumları, onların çevre mücadelesi boyutunda farklı noktalarda yakınsama içerisinde bulunarak, karşı hegemonik bir politik alanı oluşturduğunu göstermektedir.
Sosyal medyanın kurumsal iletişim aracı olarak kullanımı: Devlet ile vakıf üniversitelerinin sosyal medya paylaşımlarının karşılaştırmalı analizi
Yeni iletişim teknolojileri, kişilere ve kurumlara her türlü çalışmayı çok az maliyetle paylaşacakları olanaklar sunmaktadır. Kullanıcı tabanlı olması, insanları bir araya getirmesi, gerçek zamanlı iletişim kurulabilmesi ve etkileşimi arttırması nedeniyle sosyal ağların cazibesi artırmıştır. Bu bağlamda kurumsal mesajların hedef kitleye iletilmesi için sosyal medya platformları önemli bir iletişim aracı haline gelmiştir. Bilginin üretildiği üniversiteler de hedef gruplara ulaşmak ve ürettiği hizmetleri kamuoyuna duyurmak için sosyal medyayı etkin bir kurumsal iletişim aracı olarak kullanmaktadır. Öte yandan son yıllarda devlet ve vakıf üniversiteleri sayısının her geçen gün artmasıyla birlikte rekabetin oluşması, üniversiteleri farkındalık sağlayacak çalışmalara yöneltmektedir. Bu faaliyetlerden biri de sosyal medya platformlarının kurumsal iletişim aracı olarak kullanılmasıdır. Kurumlar bütün çalışmalarını sosyal medya üzerinden kolaylıkla yönetebilmektedir. Bu çalışmada üniversitelerin kurumsal iletişim çalışmalarında sosyal medyayı kullanım amaçlarını irdelemek için devlet ve vakıf üniversitelerinden ikişer örnek seçilmiştir. Örneklem olarak belirlenen 4 üniversitenin Twitter ve Instagram hesaplarının 1 Haziran 2017-31 Ağustos 2017 tarihleri arasındaki paylaşımları, Grunig-Hunt'ın Halkla İlişkilerin Dört Modeli esas alınarak bir nitel araştırma metodu olan içerik çözümlemesi yöntemiyle analiz edilmiştir. Üniversitelerin, sosyal medyayı bir mecra olarak kurumsal iletişim çalışmaları sürecinde nasıl, hangi sıklıkta ve ne amaçla kullandıkları ortaya konulmuştur. Elde edilen bulgular çerçevesinde devlet ve vakıf üniversitelerinin maliyeti az ve kullanımı sınırsız sosyal platformlarından faydalanma oranında farklılık belirlenmiştir. Bir vakıf üniversitesi olan Biruni Üniversitesinin çift yönlü iletişim olanağı sağlayan ve etkileşimi artıran diğer özellikleri nedeniyle sosyal medyayı daha etkin ve sık olarak kullandığı gözlemlenmiştir. Bu açıdan bakıldığında vakıf üniversitelerinin Grunig-Hunt'ın Halkla İlişkilerin Dört Modeli'nden İki Yönlü Simetrik Modelini, devlet üniversitelerinin ise Kamuoyunu Bilgilendirme Modelini daha etkin kullanıldıkları sonuca varılabilmektedir. Üniversiteler tanıtım, kamuoyu bilgilendirme, kurumsal itibar-kimlik oluşturmak ve iç-dış hedef kitlelerle iletişim kurmak amacıyla sosyal medya ortamlarını aktif olarak kullanmaktadır.
T.C. Sağlık Bakanlığı "Tütün ve mamulleri ile mücadele kampanyası" kapsamında görsel-işitsel medyadaki "sigarayı bırak hayatı bırakma" kamu spotlarının üniversite öğrencilerinin sigara kullanmaya ilişkin tutum ve davranışları üzerindeki etkisi
Kamu spotları, devletin vatandaşlarını bir konu hakkında bilgilendirmesi veya yönlendirmesi için kullandığı kamusal reklamların bütünüdür. Kamu spotlarının genel konuları; alkol, sigara, trafik kazalarını önleme vb. kamu sağlığını korumaya ve refahını arttırmaya yönelik bilinçlendirme çalışmalarından oluşmaktadır. Bu çalışmada; "sigarayı bırak, hayatı bırakma" konulu kamu spotlarının, üniversite öğrencilerinin sigara kullanmaya ilişkin olarak sahip oldukları tutum ve davranışlarda etkisinin olup olmadığı sorusuna cevap aranmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, ilgili kamu spotlarının içerisinde yer aldığı "sağlık iletişimi" konusu tarihsel bağlamda incelenmiştir. Üçüncü bölümde, T.C. Sağlık Bakanlığı "Tütün ve Mamulleri ile Mücadele Kampanyası" kapsamında, görsel-işitsel medyada yer alan "sigarayı bırak, hayatı bırakma" konulu kamu spotlarının, izleyiciler üzerinde hedeflediği tutum ve davranış değişikliğini açıklayabilmek için, "tutum ve davranış" kavramları incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümü, söz konusu kamu spotlarının, üniversite öğrencileri arasında sigara kullanmaya ilişkin olarak sahip oldukları tutum ve davranışlarda etkisinin olup olmadığı hakkında yapılan saha çalışmasıdır. Saha araştırmasında, evreni Gaziantep Üniversitesi öğrencilerinden oluşan 556 kişilik bir örneklem grubu ile anket çalışması yapılmıştır. Yapılan anket çalışmasında elde edilen verilerin frekans analizleri yapılmış, aritmetik ortalamaları hesaplanmış, verilere t testi ve varyans analizi (anova) testleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, T.C. Sağlık Bakanlığı "Tütün ve Mamulleri ile Mücadele Kampanyası" kapsamında görsel-işitsel medyada yer alan "Sigarayı Bırak Hayatı Bırakma" kamu spotlarının, üniversite öğrencileri üzerinde sigara kullanma konusunda caydırıcı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Sigara, Kamu Spotu, Kampanya
Postmodern kadın kamusallığının olanak ve sınırlılıkları: 'blogcu anne' bloğu örneği
Bu tez çalışması ataerkil ilişki biçimlerinin hâkim olduğu toplumlarda özel alana sıkıştırılan kadının, seçilen bir anne bloğu üzerinden oluşturduğu karşıt kamusallık potansiyelinin olasılıklarını ve sınırlılıklarını anlamaya çalışmak ve bu olanakların görünürlüğüne vurgu yapmak amacıyla yapılmıştır. Tezin bir diğer amacı ise kadınların gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunları ve deneyimleri paylaşmak yoluyla bir grup olarak ezilmişliklerindeki ortaklığı keşfedecekleri, taleplerini olgunlaştırıp dile getirebilecekleri, sözlerini kendi sesleriyle söyleyip başkalarına ulaştırabilecekleri alternatif yolları gözlemlemektir. Çalışmada yeni iletişim teknolojileri aracılığıyla oluşacak bir madun kadın kamusunun egemen kamusal alanla gireceği ilişki pratiği ve sonuçları, kamusal alan, feminizm, postmodernlik tartışmaları üzerinden değerlendirilmiştir. Bu çerçevede tezin örneklemini, kendisini anne kimliği altında tanımlayan genellikle çocuklu, eğitimli ve çalışan orta sınıf kadınların bir araya gelerek ataerkil sistemin kadının aleyhine yarattığı eşitsizlikler ve gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunlar hakkında deneyimlerini paylaştıkları bir platform olan 'Blogcu Anne' blogunda yayınlanan yazılar ve etkileşimler oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin kadını hangi biçimlerde ve söylemlerle özel alana sıkıştırarak kamusal alandan uzaklaştırdığı, ataerkil sistemin de katkısıyla bu eşitsizliklerin nasıl kurumsallaştığı tahlil edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamusal Alan, Özel Alan, Toplumsal Cinsiyet, Feminizm, Sosyal Medya, Anne Blogları
Reklamlarda yuva imgesinin yeniden üretilmesi
Bu çalışmanın amacı reklamlarda yer alan yuva imajının kurgulanışının toplumdaki egemen ideolojiyle yeniden üretilmesini araştırmak üzerine odaklanmıştır. Yuva kavramı için temel unsur olan ailenin, toplumsal bir kurum olarak ekonomik ve kültürel değişiklikler karşısında gösterdiği değişim kaçınılmazdır. Bu çalışmada tarihsel süreç içerisinde dünya genelinde ve Türkiye özelinde incelenen yuva kavramı, üyeleri, mekanı ve güvenlik gibi vazgeçilemez unsurları ile ele alınmıştır. Bu incelemede kitle iletişim araçlarının ortaya çıkması sonucu, yuva kavramında meydana gelen gelişme ve değişimler de göz önünde bulundurulmuştur. Yuva kavramı, özeline inildiğinde kavrama ait aile, aile üyeleri, mekan gibi unsurların, tüketim kültürü, tüketim toplumu, imaj, kültür emperyalizmi ve özellikle reklamlar bağlamında, egemen ideolojiye yönelik yeniden inşası analiz edilmiştir. Reklamlarda yuva imgesinin yeniden inşasının kurgulanışını ele alabilmek için literatür taraması yapılmış, çalışmanın analiz bölümünde göstergebilim tekniği kullanılmış, televizyonda kullanılan göstergeler aracılığıyla aile ve yuvanın yeniden üretilişi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yuva, Aile, Reklam, İmaj, Tüketim Kültürü, Tüketim Toplumu, Kültür Emperyalizmi
Türkiye'de yayınlanan Hint dizilerinde üretilen toplumsal cinsiyet rolleri ve bu rollerin kadınlar tarafından alımlama biçimleri: Gaziantep örneği
Bu tez çalışmasında toplumsal cinsiyet kimliklerinin oluşturulma sürecinde medyanın rolü incelenmiştir. Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yapısı önemli oranda değişen medya bu değişimle birlikte ideolojik bir aktarım aracı haline gelmiştir. Bu aktarımlar, toplumsal yaşamdaki kültürel kimliklerin oluşturulma sürecinde eril bir yol izleyerek kimliklerin bu doğrultuda örülmesini öncelemektedir. Eril köklere bağlı olan bu inşa süreci toplumsal alanın bütün uğrak noktalarında etkin tutulmaya çalışılmaktadır. ideolojik aktarım sürecinde, özellikle kadınların gündelik yaşamın cinsiyetçi örüntülerinden kaçmaya çalıştıkları pembe dizi tüketim süreçlerine başvurulmaktadır. Bunun sonucunda medya kadınlar için gündelik yaşamın eril dilini kırmayı ve/veya geçici bir süreliğine de olsa kendi avantajlarına çevirmeyi amaçladıkları bir aktivite olarak pembe dizi izleme sürecinde, ataerkil değerleri yeniden işleyerek kadınları sürekli bir biçimde toplumsal yaşamın cinsiyetçi biçimine hazırlamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de yayınlanan ilk Hint dizisi olan Bir Garip Aşk adlı medya metni toplumsal cinsiyet bağlamında incelenerek, belirlenen bazı katılımcıların bu diziyi alımlama biçimleri incelenmiştir. Tezin örneklemini oluşturan bu katılımcıların genelini Kürt kadınları oluşturmaktadır. Çoğunun herhangi bir işte çalışmadığı bu kadınlar, genellikle ev içi alana sıkıştırılmış, okul öğrenimi görmemiş, çocuklu ev hanımlarından oluşmaktadır. Çalışmanın sonucunda ulaşılan temel bulgulardan birisi kadınların incelediğimiz pembe diziyi izleme alışkanlıklarının gündelik yaşamlarının akışını değiştirebilecek biçimde öncelikleri haline getirdikleridir. Ulaşılan diğer bulgulardan birisi de içeriğinde kadınlık ve erkeklik kurgusuna ilişkin yoğun ideolojiler barındıran bu dizinin kadının çaresizliğinin yeniden üretilmesine yol açtığı yönündedir. Bunların yanı sıra kadınların kendi kültürleriyle dizide yansıtılan kültürel öğeler arasında yakınlık kurdukları ve bu yakınlığı kendi hayatlarına yansıttıkları görülmüştür.
Postmodern televizyonu kadınların okuma biçimleri: Müge Anlı ile Tatlı Sert programı üzerine bir alımlama çalışması (Diyarbakır örneği)
Postmodernizmin kavram olarak ilk kullanımı sanat, mimari ve edebiyat alanında modernlikten sonraki dönemi tarif etmek için olmuştur. 1960'lı yıllardan itibaren sosyo-politik ve ekonomik alanda yaşanan bazı dönüşümler bu dönüşümleri açıklama-anlama noktasında postmodern kavramın epistemolojik bir çerçevede yeniden kullanılmasını da zorunlu kılmıştır. Günümüzde hala oldukça tartışmalı bir kavramsallaştırma olan postmodernlik/postmodernizm, bazı düşünürler tarafından modernlikten tam bir kopuşu işaret ederken, bazıları ise onu modernliğin yeni bir biçimi/uzantısı şeklinde tanımlamayı tercih etmişlerdir. Bu kültürel alan içinde postmodern çağ bir yandan farklılıkların ve yerelliğin görünümünü artırırken bir yandan da tüm kitle iletişim araçlarını, özellikle de televizyonu dönüştürmüş ve dönüştürmeye de devam etmektedir. Bu dönüşüm Fransız televizyon kuramcısı François Jost (2002)'un tanımladığı gibi yeni bir anlatı evreninin kurgulanmasıyla, bunu yaparken de başta izleyicinin bu kurgu içinde yeniden tarif edilmesiyle kendisini gösterir. Baudrillard'ın da hipergerçeklik olarak tanımladığı bu anlatıda, Ignaciot Ramonet'nin Post-TV olarak tanımladığı günümüz televizyonu bir yandan gerçeği en saf haliyle gösterdiğini iddia ederken bir yandan da, hem kendini hem de izleyicisini yeniden bir anlatı olarak inşa eder. Bu yakınsamanın oluşturduğu "format yayıncılığı" düzeni içinde söz konusu yakınsamayı en iyi temsil eden yapımlar olarak "Reality-Show"lar karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, postmodern televizyonun başat formatlarından olan ve Türkiye'deki televizyon yayıncılığında da önemli yer tutan reality şov programlarının kadın izleyiciler tarafından nasıl alımlandığını inceleyerek söz konusu formatların izleyicisiyle anlatı evrenleri çerçevesinde nasıl bir ilişki kurduğunu anlamayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede çalışmadan 'Müge Anlı İle Tatlı Sert' programının Kasım 2017- Ocak 2018 dönemindeki yayınları programın sadık izleyicileri arasından seçilen on beş kadın izleyiciyle birlikte izlenerek onların programı okuma biçimleri derinlemesine görüşme ve odak grup çalışması yöntemleriyle anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu anlamda çalışmanın yeniden düzenlenen medya, özellikle televizyon yayıncılığı içinde gelenekselden yeniye doğru uzanan dönüşümü, kadın izleyicilerin bakış açısıyla tartışmaya açmak gibi özgün bir yaklaşım içinde olacağı da iddia edilebilir.
Postmodernlik ve muhafazakarlık bağlamında kadın kimliği inşası: Gaziantep örneği
Modernliğe getirdiği eleştiri ile modern sonrası olanın bilgisini veren, ama belli bir sistem önerisinde bulunmayan postmodern düşünceye değinilecektir. Çoğulcu ve farklılık temelinde çeşitli özne ve özne grupları arasında diyalogu öneren postmodernizm, bu önerisi ile gündeme gelen, farklı kimlikler arasında kurulan diyalogun, sabitlikten uzak ve oldukça salaş bir iletişim biçimi olduğu tartışılacaktır. Derinliği olmayan postmodern bir dilin dolaşıma girdiği alanda, toplumsal ve kültürel hayatın ise oldukça yüzeysel ve gerçeğin belli dil oyunlarıyla simülasyona uğradığı ifade edilecektir. Ayrıca modern düşüncenin dışarıda bıraktığı dinin postmodernizm tarafından gündelik mikro sosyolojiye bölük pörcük davetinin,"hakikat" olarak dini özüne çağırmaktan öte, bir yanılsama olduğu iddia edilecektir. Ayrıca modern bir ideoloji olarak muhafazakarlığın toplumsal değerleri muhafaza eden retoriğinin modern bir talep olarak belirdiği alanda, kültürel ve dini değerlerin yeni bir yaşam biçimini işaret eden şekliyle yeniden üretildiği ileri sürülecektir. Postmodernizmin "her şey olur" mantığında her şeyin merkezinden sökülerek yüzeyselleştiği dünyada muhafazakarlığın nasıl bir işleve sahip olacağı irdelenirken her iki kavramın modern düşünceyi besleyen büyük anlatılara getirdikleri eleştirinin yanında kapitalist sisteme yönelik herhangi bir eleştirilerinin olmadığı ileri sürülürken toplumsal ve kültürel ögelerin, kadın kimliğine bürünen yüzü değerlendirilecektir. Bu amaçla postmodernlik ve muhafazakarlık bağlamında, yerelde kadın kimliği inşa biçimlerinin analiz edilmesi için araştırma evreni olarak Gaziantep kent örneği incelenmeye değer görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Postmodernlik,muhafazakarlık,din,kadın kimliği, Gaziantep.
Muhafazakar kadınların sosyal medyada üretilen "Tesettür modası" içeriğini okuma biçimleri: Gaziantep örneği
Bu tez kendisini muhafazakâr kimlik bağlamında konumlandıran Gaziantepli kadınların yeni medyanın bir iletişim aracı olan Instagram'daki ünlü kişisel hesaplarını alımlaması amacı ile yapılmış etnoğrafik bir çalışmadır. Çalışma muhafazakâr kadınların yeni medyanın bir iletişim aracı olarak Instagram'daki tanınmış muhafazakâr ve mütedeyyin olarak bilinen ünlü kişisel hesapları nasıl okuduğunu incelemiştir. Çalışmada bu amaçla Gaziantep kenti özelinde muhafazakâr kadın katılımcılar ile kendi yaşam biçimlerinden veriler elde etmek için görüşmeler yapılarak kadınların dünya görüşleri, gelenekleri, gündelik yaşam pratikleri, tarihsel geçmişleri ve kişisel tercihlerine dair bir çerçeve oluşturulmuştur. Bu bağlamda da çalışmanın asıl amacını belirleyen Instagram'daki bazı ünlü kişisel hesaplar üzerinden ürettikleri anlamların alımlaması gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de son yıllarda deneyimlenmiş olan ekonomik rahatlık ile sermaye toplumun hemen her kesimine yayılmıştır. Bu durum kendi kimliğini muhafazakâr olarak belirleyen ve kendine has bir yaşam tarzına sahip olan yeni muhafazakârların da gündelik yaşamlarına yansımış ve tüketim anlayışlarında bazı değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Siyasal bir yönelim olarak modern dünyada yerini alan muhafazakâr ideoloji günümüzde bir yaşam tarzı olarak tezahür edilmekte ve Türkiye coğrafyasında özellikle mütedeyyin kesimin temayül ettiği bir düşünce geleneği olarak konumlanmaktadır. Bu yansımalar tüketimin her alanında göze çarpmaktadır. Bu çalışma ile neoliberal ekonomi politikalarıyla dönüşen muhafazakâr yaşam biçiminin kadınların yaşam tarzına nasıl yansıdığı Gaziantep kenti özelinde incelenmiş ve görüşmecilerin yeni medyayı nasıl okudukları anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Muhafazakârlık, Kültürel çalışmalar, Yeni medya çalışmaları, Instagram, Kadın çalışmaları
Kültürel / kamusal bir deneyim mekânı, gündelik hayat ve boş zaman etkinliği olarak park: Gaziantep kenti örneği
Parklar, sanayileşmenin ve kentleşmenin sonucunda ortaya çıkmış mekânlardır. Bu anlamda park deyince ilk olarak, insanların çeşitli rekreasyonel ihtiyaçlarını karşıladığı, dinlendiği, yeşilliğin ve doğanın ön planda olduğu bir alan akla gelmektedir. Ancak park, yalnızca fiziksel niteliklerle tarif edilebilecek bir unsur değildir. Özellikle Gaziantep kenti açısından toplumsal perspektiften bakıldığında, insanların anlam yüklediği mekânlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Ramazan ayı içerisinde çeşitli etkinliklerin gerçekleştirildiği parklar; geçmişten beri sahre, kaymak yemeye gitme, Hıdırellez kutlamaları gibi geleneklere ev sahipliği yapmaktadır. Bu gelenekler parklara bir kimlik atfederken, aynı zamanda onları kent kültürünün ve gündelik hayatın bir parçası; sıradan bir yer değil, anlam yüklenmiş bir mekân haline getirmektedir. Böylece insanların boş zamanlarını değerlendirmede kültürel bir role sahip olan parklar, Gaziantep insanının evle olan ilişkisinin bir devamı olarak görülmektedir. Neticede park diye gördüğümüz yeşillik, insanların anlam dünyalarında bambaşka kıvrımlara ve güzergâhlara sahiptir. Dolayısıyla çalışmada Gaziantep insanının parkla kurduğu temas ve bu mekânda büyüttükleri hikâyeler açıklanmaya çalışılacaktır. Öte yandan parkın kökenlerine baktığımızda biçimsel, toplumsal ve kültürel açıdan çeşitli uğraklar karşımıza çıkmaktadır. Nitekim kökeni "Cennet Bahçesi" mitine kadar yaslanan park kavramının modern dünyadan önce daha çok kraliyet ve sarayların sınırları içerisinde yer alan ya da zengin insanların evlerinin etrafına inşa ettikleri bahçelere işaret ettiği görülmektedir. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde günümüz parklarıyla toplumsal ve kültürel olarak benzer işlevlere sahip kamusal mekânlar kendini göstermektedir. Bu noktada Antik dönemden Rönesans'a kadar uzanan; Antik Yunan'da agoralar, Roma'da forumlar, Ortaçağ meydanları ve Rönesans meydanları gibi farklı tarihsel uğraklara baktığımızda, içerisinde bulundukları dönemin toplumsal hayatının vazgeçilmez mekânlarından biri olduğu görülmekte ve günümüz kamusal mekânlarının, dolayısıyla parkların toplumsal ve işlevsel anlamda ilk örneklerini oluşturduğunu söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Mekân, Kent Kültürü, Park ve Gelenek, Sahre, Sınıf, Kimlik.
Neoliberal kent politikaları ışığında mekânın ekonomik dönüşümü ve simgesel yeniden üretimi: Gaziantep Bey mahallesi örneği
Neoliberal ekonomi atmosferi, sermaye birikimi ve bu birikimin istikrarını sağlamakla mükellef bir atmosfer olduğu varsayımıyla kendisine kâr maksimizasyonu sağlamak amaçlı kategoriler belirlemektedir. Mekânsal bir alan olan kentler de bu sermaye birikimine olanak sağlayan kategorilerden birisi, belki de en önemlisidir. Neoliberal kent politikaları, kenti en açık tabiriyle metalaştırmaya yönelik dinamikleri barındıran reflekslerle donanmıştır. Çoğunlukla ekonomik zeminde olsa da kültürel ve toplumsal dönüşümü, değişimi ve yeniden üretimi de tetikleyen bir mekanizma konumundadır. Gaziantep Bey Mahallesi de bu atmosfere dahil bir mekândır. Dolayısıyla bu atmosferin etkisi altında olan alanlardandır. Örneklem olarak ele alınmakta olan Bey Mahallesi'nin, mutenalaştırma kavramı yordamıyla bahsi edilmekte olan atmosferdeki konumunu belirleyebilmek metnin temel gayesi konumunda bulunmaktadır. Kent denilen olgu, bulunduğu coğrafyayla direkt bir bağ ve üzerinde yaşayan kültürle doğrudan kontak halindedir. İnsan faktörünün olması biraz da bu noktaya hitap etmektedir ki taştan harçtan bir moloz yığınından ziyade nefes alan, dönemsel kültürel farklılıklardan etkilenen bir organizma konumundadır. Bu sebeptendir ki Gaziantep Bey Mahallesi örneğinin neoliberal kent politikalarına olan refleksi başka coğrafyalardaki mekânsal alanlardan farklı olmaktadır. Sebep olarak ise yine kültürel ve toplumsal farklılıklar gösterilebilmektedir. Ezcümle; metnin, alanındaki tartışmalara katkısı, alanı oluşturan diğer kendine özgü muhtevalarıyla külliyatı zenginleştiren çalışmalara katılımı olacaktır. Anahtar kelimeler: Neoliberal Kent Politikaları, Mutenalaştırma
Bir toplumsal cinsiyet kategorisi olarak kadının sinemadaki temsiliyetini okumak: Gaziantep yerelinde bir alımlama çalışması
Diğer sanat türlerinde olduğu gibi, sinema da içinde bulunduğu toplumun kültürel yapısını yansıtır. Bu sebeple izleyici odaklı çalışmaların iletişim alanına katkıları oldukça önemlidir. Kültürel Çalışmalar ekolü ile kendisine daha geniş bir alan yaratan izleyici araştırmaları, alımlama çalışmalarının temel dinamiklerinin anlaşılmasına katkı sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı da, toplumsal cinsiyet bağlamında kadın izleyicilerin filmlerdeki kadın temsillerini nasıl alımladıklarını/okuduklarını ortaya koymaktır. Bu bağlamda "Aaahh Belinda" filmi Gaziantep yerelinde kadın izleyicilere seyrettirilmiş ve izleyicilerin filmindeki kadın karakterleri ve filmin anlatısını nasıl okuduğu çalışmaya yansıtılmıştır. Tüm bu görüşlerden yola çıkarak, medya sosyolojisi içerisinde yer alan alımlama çözümlemesi yönteminden faydalanarak, film metnini oluşturan dramatik unsurların Gaziantep yerelindeki kadın izleyiciler tarafından alımlanması/okunması sonucu elde edilen nitel verilere Tamar Liebes'in "izleyicilerin televizyon metinlerine katılma biçimleri" modeli uygulanmaya çalışılmıştır. Kadın izleyicilerin alımlamaları/okumaları modele göre değerlendirildiğinde, en çok göndergesel okumalar kategorisine göre gerçekçi ve oyuncul okumalara başvurdukları görülmüştür. Filmdeki dramatik unsurları, gündelik yaşama eklemleyip, oradaki kadın karakterler ile özdeşim kurarak okudukları ve bu okumalarda katılımcıların ataerkil düzeni yeniden inşa ettikleri görülmüştür. Anahtar kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Kültürel Çalışmalar, Alımlama Çalışmaları, Kadın Temsilleri
Cinsel çekicilik unsuru içeren reklamlar: Göçmen kadın TV izleyicilerine yönelik tutum değerlendirmesi
Günümüz teknoloji toplumunun en önemli unsurlarından biri şüphesiz reklamlardır. Tüketiciler gün içerisinde yüzlerce defa reklamlara maruz kalmaktadırlar ve hangi reklamların daha iyi algılanacağı ve hatırlanacağı o reklamın başarısını doğrudan etkilemektedir. Nasıl ki reklam verenler kendi ürünlerini satmak için rekabet ediyorlarsa, reklamlar da daha etkin olabilmek için kendi içlerinde rekabet etmektedirler. Cinsellik, reklam etkinliğini arttırmak amacı ile sıklıkla kullanılan bir tekniktir. Bu tekniğin en sık kullanılan şekli ise kadın bedeninin cinsel çekicilik unsuru olarak sergilenmesidir. İnsan doğası gereği cinsellik odaklı bir varlıktır fakat toplumsal kurallar cinselliğin bastırılmasına yol açmaktadır. Her ne kadar bastırılmaya çalışılsa da cinsellik daima dikkat çekici olmaktadır. Bunun farkında olan reklamcılar ise cinselliği reklamlarında kullanmaktadırlar. Kadın bedeninin cinsel çekicilik unsuru olarak sergilenmesi, birçok tartışma sebep olmuş olmasına karşın halen sıklıkla kullanılmaktadır. Bu da göstermektedir ki her ne kadar aksi görüşler olsa da cinsellik reklam etkinliğini arttırmaktadır. Bu çalışmada da ülkemizde Gaziantep ilinde ikamet eden Suriyeli göçmen kadın televizyon izleyicilerinin cinsel içerikli reklamlara, bu reklamlarda sunulan markalara ve reklamlarda rol alan kişilere karşı tutumları incelenmiştir. Çalışma sonucunda, literatürde sunulan diğer çalışmaların paralelinde olarak, kadın mültecilerin cinsel içerikli reklamlara olumsuz tutumlarının olduğu fakat sunulan markaya karşı tutumlarının genellikle nötr (yansız) olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların cinsel çekicilik içermeyen reklam izleyenlerin tutumlarının cinsel çekicilik içeren reklamları izleyenlere göre, daha olumlu tutumlara neden olduğu saptanmıştır. Çalışmanın ilgili literatür bağlamında ele alınışı ve örneklem evreni açısından özgün olması nedeniyle, araştırmacılara rehberlik edeceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Reklam, tüketici davranışları, cinsel çekicilik, göçmenler, göçmen kadın TV izleyicileri
Antep kadınının kamusal alan deneyimi ve gündelik hayatını inşa etme biçimleri
Elinizdeki çalışma Antep kadınının gündelik hayatını kurgusal düzlemde nasıl gerçekleştirdiğini ve bu kurgusal sürecin hangi aşamalardan geçtiğini ortaya çıkarmak amacı taşımaktadır. Yapılan literatür taramasında etnografik bir biçimde ele alınan kadın çalışmalarının azlığı dikkat çekicidir. "Kadın adına" konuşmanın kadın çalışmalarında gözle görülür fazlalığı, kadının meramını anlatmasını neredeyse olanaksız kıldığını, dolayısıyla da okuyucuya bu alanda yapılan çalışmaların elitist bir çerçeveye yerleştirildiğini düşündürtmektedir. Bu durum ise sözü edilen kadın sorununun çözümüne sağlayacağı katkının sınırlı olmasına sebep olmaktadır. Elinizdeki çalışma kadının gündelik hayatını kendi zihin dünyasına göre kurguladığını, bir anlamda kendine kurgusal gerçeklikler oluşturduğunu ve bu kurguya sıkı sıkıya sarıldığını, yine kadının kendi anlatımlarıyla aktarmaya çalışmaktadır. Bu çalışmada kadının gündelik hayat deneyimleri gözlenmiş, kadınla aynı deneyimler paylaşılmaya çalışılmış ve kadının konuşması sağlanmıştır. Elde edilen bulgularda ise kadının pasif değil aksine aktif bir direniş sergilediği, gerçekliklerini kurgulamasıyla kendine özgü bir direnç pratiği geliştirdiği görülmektedir. Kadınlar ataerkil ve geleneksel bir yapı içerisinde kendi tasavvurları ile farklı bir dünya kurmuş ve bu dünyada kendi kuralları, kendi yaşayış tarzları, kendilerine özgü dilleri ve kendi kimlikleri ile bir yaşam sürmektedir. Toplumun kadına atfettiği roller, toplumsal yapının kadın için oluşturduğu kimlik kadını sanıldığı kadar pasifize etmemiş aksine kadını mücadeleci hale getirerek daha güçlü kılmıştır. Gündelik hayatın gerçeklerine kurgusal anlamlar yükleyen kadın bir anlamda akıp giden zamana ve kuralların tümüne karşı inanılmaz bir direniş örneği sergilemektedir. Çalışma içerisinde her şeye boyun eğen pasif kadın simgesine değil güçlü kadın olgusuna ve onun direnç pratiklerine rastlayacaksınız.
Marka denkliği oluşturmada sosyal medya reklamlarının rolü: Otomobil markaları üzerine araştırma
Firmalar marka denkliği oluşturmada teknolojinin olanaklarından faydalanmakta ve sosyal medya uygulamaları ile hedef kitle ürerinde marka denkliği oluşturmaktadır. Marka denkliği oluşturmak, söz konusu markanın ürün veya hizmetlerin, müşterilerin zihinlerine yerleştirilmesi olarak açıklanmaktadır. Sosyal medya reklamları ile reklamı yapılan markaya yönelik olarak olumlu marka tutumu yaratılmakta, sosyal medya reklamları algılanan kalite, farkındalık ve marka sadakatini etkilemektedir. Markalara yönelik tercihleri arttırmak; pazarlama faaliyetlerinin ve reklamların, markaya karşı olumlu tutum oluşturmasına bağlıdır. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı ilgilenim düzeyi yüksek otomobil markalarının marka denkliği oluşturmada sosyal medya reklamlarının rolünü ortaya çıkarmaktır. Marka denkliği kapsamında marka sadakati, algılanan kalite, marka bilinirliği ve marka farkındalığı düzeyinde sosyal medya reklamlarının izlenme ve beğenme düzeyi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak hedeflenmiştir. Bu bağlamda Doğu ve Güneydoğunun Diyarbakır, Urfa, Antep, Batman, Siirt, Elazığ ve Gaziantep illerinde yaşayan 953 otomobil kullanıcısı çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara anket yapılmış, anket verileri SPSS programında açıklayıcı ve AMOS programında doğrulayıcı analizlerle araştırma sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca göstergebilim yöntemi ile seçilen otomobil markalarının (BMW, Mercedes, Honda, Toyota ve Volkswagen) Facebook, Twitter, İnstagram, Youtube hesaplarındaki reklamlar analiz edilerek marka denkliği oluşturmada hangi reklam mesajlarının kullanıldığı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya reklamları, göstergebilim, otomobil, marka denkliği
İran romantik-komedi sinemasındaki kadın temsilini İranlı kadın izleyicilerin alımlama biçimleri
Bu tez çalışması İranlı kadınların sinemadaki kadın temsilini nasıl okuduğunu anlamayı hedefleyen etnografik bir çalışmadır. İran kadınını tanımak amacıyla içinde bulunduğu toplumun sosyal, kültürel ve siyasi geçmişi incelenmiştir. İran kadın hareketinin bu tarihsel süreçte yaşadığı değişim aynı zamanda İran modernleşme sürecine denk geldiği için modernleşme olgusunun bu toplumda nasıl bir karşılığı olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu hedef doğrultusunda kadın izleyicilerle belirli bir romantik-komedi filmi üzerinden alımlama çalışması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İran, Feminizm, Modernleşme, Gelenek, Sinema, Alımlama, Tür filmleri, Romantik-Komedi
Toplumsal cinsiyetin inşasında oyuncakların rolü: Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi
Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi, gerek içerdiği oyuncak biçimleri, gerekse de farklı tarihsellikleri içinde bulundurması nedeniyle kültürel bir birikime sahiptir. Bu müzede sergilenen oyuncaklar toplumsal cinsiyet açısından önemli bir konumda yer almaktadır. Bu düşünceden hareketle ilk bölümde feminizm kavramı ve çeşitleri ele alınacaktır. İlk olarak Batı'da kendini hissettiren daha sonra tüm dünyayı etkileyen feminizm, genel olarak kadın-erkek arasında var olan ayrımcılığı ortadan kaldırmak, ataerkil sistemin toplumsal yapıda cinsler arasında sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda yaratmış olduğu hak eşitsizliği durumunu ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Geçmişi uzun yıllara dayanan ve kadının var olan konumunun değiştirilmesi için mücadele eden feminist düşüncenin, kadın hak ve özgürlük hareketine sunduğu katkılar detaylı bir biçimde ele alınacaktır. İkinci bölümde ise, gündelik bir pratik olmanın yanı sıra bilim felsefesi ve gündelik hayat sosyolojisinin önemli kavramlarından biri olan oyun üzerinden yükselen bir tartışma yapılacaktır. Bu doğrultuda, Wittgeinstein, Foucault, Baumann ve Bourdieu'nun oyuna dair sosyolojik yaklaşımları toplumsal cinsiyetle ilişkilendirilerek irdelenecektir. Hemen ardından çalışmanın sahasını oluşturan son bölümde ise geçmişten günümüze birçok milletin oyuncaklarının sergilendiği ve bu yönüyle kültürel bir köprü nitelendiğinde olan, farklı toplumların oyuncaklarını bünyesinde barındıran Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi'nde, oyuncakların tekabül ettiği toplumsal cinsiyet rolleri, kadınlık ve erkeklik imgeleri dilsel bir analize tabi tutulacaktır. Bu imgeler ve dikkat çektiği anlamlar, oyuncağın kendi dönemindeki toplumsal koşullardan beslendiği gibi, aynı oyuncağın konuştuğu kültürel çerçeve ve o çerçeve içerisindeki durumlardan da etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Oyun, Oyuncak, Feminizm, Toplumsal Cinsiyet, Oyuncak Müzesi.
Erkeklik, futbol ve taraftarlık habitusu: Gaziantepspor taraftar grubu "Gençlik27" üzerine bir çalışma
Bu tezin odak noktasını, toplumsal cinsiyet bağlamında "erkeklik" habitusu, inşa pratikleri, futbol sahalarında, taraftar tezahüratlarında/söylemlerinde yeniden üretilen eril iktidar stratejileri oluşturmaktadır ve erkekmerkezli alana dair bir çalışma söz konusudur. Toplumsal cinsiyet olgusuyla ilgili Türkiye'de "kadın kimliğine yönelik çalışmalar, "erkek(lik)" çalışmaları göz önüne alındığında kuşkusuz daha yoğunluktadır. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, -yeterince keşfedilmemiş bir alan olan- erkeklik nosyonunu ve futbol sahalarındaki eril inşa pratiklerini incelemek daha da ilgi çekici bir hal almaktadır. Bu tezin kapsamı gereği çalışma, futbol taraftarlarının eril söylemleri ve eril alışkanlıkları ile sınırlı kalmaktadır. Bununla birlikte, bu çalışma daha ileri araştırmalara katkıda bulunmayı amaçlamaktadır ve erkekliği incelemenin alternatif yollarına ilişkin tavsiyeler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erkeklik, taraftarlık, futbol, habitus, toplumsal cinsiyet
Yerel televizyonlarda haber üretiminin habitusunu anlamak: Şanlıurfa örneği
Araştırmada Şanlıurfa'da yayın yapan televizyon kanallarında çalışan gazetecilerin haberleri üretirken nelerden etkilendikleri ve haberi üretirken kendi kültürel sermayelerini ne kadar yoğun bir şekilde kullandıkları üzerinde bir değerlendirme yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Şanlıurfa ilinde yayın yapan televizyon kanallarında çalışan haber merkezi müdürü, editör, muhabir ve kameramanları kapsamaktadır. Bu araştırmayı yaparken ilk önce Şanlıurfa'da yayın yapan yerel televizyon kanalları hakkında bilgiler toplandı. Bu bilgileri toplarken Türkiye'nin ilk yerel televizyon kanalı Şanlıurfa'dan olduğunu bilerek bu doğrultuda tezimizin daha kapsamlı ve önemli olduğunun bilinciyle her kanalın ana haber bültenleri belirli aralıklar ile yaklaşık iki ay boyunca izlenerek televizyon kanallarının ön planda neleri tuttuğu ve bu anlamda kanal hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Örneklemi; Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve gözleme dayanarak Şanlıurfa'da yayın yapan televizyon kanallarında çalışan haber merkezi müdürü, editör, muhabir ve kameramanlardan oluşan toplamda 15 kişi ile oluşmuştur. Araştırmada gazetecilerle birebir görüşülerek gazetecilik mesleğine dair sorular sorulmuş ve ses kaydı ile kayıt altına alınmıştır. Yapılan görüşmeler araştırma da konumuz ile ilişkilendirilerek analiz bölümünde yer almıştır. Araştırma sonucunda; 1. Haber üretiminde görev alan haber merkezi müdürü, editör, muhabir ve kameramanların haberleri üretirken kendi yaşanmış hikayelerinden yola çıkarak haber ürettikleri ve yaşadıkları kente zarar vermeyecek haber içerikleri oluşturmak istedikleri gözlemlenmiştir. 2. Şanlıurfa ilinde yayın yapan televizyon kanallarında çalışan kişilerin çoğunlukla bu mesleğe birilerinin vesilesiyle başladıkları gözlemlenmiştir. 3. Araştırmaya katılan gazetecilerin çoğunun, kentin tanıtıma katkı sağlayıcı haberler üretmek istedikleri ve bu haberleri ön planda tuttukları, ayrıca gazetecilik mesleğinin yerelde yaşadıkları sorunlardan ve mesleği gazeteci olmayan kişilerin internet sitesi yada sosyal medya hesaplarından gazeteci gibi davranması gazetecilik mesleğinin bazı vatandaşlar tarafından itibarsızlaştığının etkileri olduğu gözlemlenmiştir. 4. Araştırmaya katılan gazetecilerin yöresel özelliklere karşı iyi bir tutum içerisinde oldukları, bunun haber içeriklerinde ve yapılan görüşmelerde sorulan sorulara verilen cevaplara yansıdığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Televizyon Kanalları, Gazeteciler, Habitus, Sermaye, Kültür, Haber, Şanlıurfa.
Popülist kalkınma söyleminin sağ ideolojiye yakın yazılı basında kurgulanışı
Türkiye'de çok partili hayata geçiş ile birlikte iktidara gelen sağ parti ve siyasetçiler, genellikle icraatlarını "kalkınmacılık" söylemi ile sunarak geniş halk kesimlerinin desteğini kazanmaya çalıştılar. 1980'lerden itibaren neo-liberalizmin etkisiyle oluşan yeni sağ ideolojide ise kalkınma söylemi; hizmet, mega projeler, teknoloji ağırlıklı sanayileşme, büyüme vb. ifadelerle daha da popülist bir durum alarak siyasal meşruluk kazanmıştır. Bu yönüyle yeni sağ siyaset, kalkınmacılık anlayışıyla ideolojiler ve partiler üstü bir konuma sahip olma iddiasındadır. Bu noktada tezin amacı da kalkınmacılık söyleminin siyasal popülizm ile bağlarını incelemek ve bunların sağ görüşe yakın basın aracılığı ile siyaset üstü bir alan olarak konumlandırılışını ele almaktır. Çalışmanın amacını gerçekleştirmek için sağ ideolojiye yakın yazılı basında çıkan haberlerin ne şekilde üretildiği "eleştirel söylem analizi" yöntemi ile açıklanmaya çalışılmıştır. Söylem analiziyle, sağ ideolojiye yakın yazılı basında kalkınmacılık söyleminin yeniden üretilmesi ile toplumda oluşturulmaya çalışılan siyaset algısının tartışılması amaçlanmıştır.
Reklamlarda sağlıklı yaşam miti
Gündelik yaşantımızın bir parçası haline gelen reklamlar, ihtiyaçlarımızı tanımlama süreçlerinde önemli bir bilgi kaynağıdır. Bu durum, meta merkezli tüketim piyasalarının bir hakikati olarak ortaya çıkmaktadır. Tüketim piyasalarının genişlemesi metaları kullanım değerlerinin ötesine taşıyan reklam stratejilerine bağlıdır. Tüketimi tetikleyen bir reklamın başarısı, hedef kitlesinin duygu ve tutumlarını iyi tespit etmesini gerektirmektedir. Günümüzde, "doğal", "sağlıklı", "genç", "güzel" gibi "ideal" yaşam formlarına yönelik güçlü talepler, reklam stratejilerinin de temel motivasyonudur. Mitsel müdahalelerle yeniden tanımlanan bu talepler, bedeni tüketim odaklı bir ahlak doğrultusunda kurmaktadır. Fetişleştirilerek yeniden inşa edilen beden, tüketim nesnesine indirgenmektedir. Reklamlardaki "sağlıklı yaşam miti" ile rasyonalize edilen bu süreçlerin nasıl işlediğini araştıran bu tez, göstergebilimsel bir perspektif ile niteliksel analiz yapmaktadır.
Medyada tarihin temsili: "Muhteşem Yüzyıl" ve "Payitaht Abdülhamid" dizileri örneği
Televizyonda yayınlanan tarihi dizileri konu alan bu tezin amacı medya araçlarının tarihi gerçekleri kurgulayarak oluşturdukları yeni temsilleri ortaya koymaktır. Medya, kültür, gerçeklik, ideoloji ve temsil kavramları üzerinden kuramsal çalışma yapılmış, medya ve tarih arasındaki ilişki irdelenmiştir. Bu çalışmanın örneklemini oluşturan "Muhteşem Yüzyıl" dizisinin 4 sezonunu oluşturan 139 bölümü, "Payitaht Abdülhamid" dizisinin 17 bölümden oluşan 1. Sezonu izlenmiştir. Tarihsel gerçeklerin yer verildiği bu çalışmada, ele alınan dizilerde gösterilen tarihi temsilleri, dönemin padişahları, kadın karakterleri, harem ve giyim kuşam temaları üzerinden karşılaştırmalar yapılmıştır. Niteliksel içerik analizi yöntemi kullanılarak metin çözümlemesinin yapıldığı tez çalışmasında, medyanın tarihsel gerçekleri ekonomik ve ideolojik çıkarlarına göre yeniden inşa ederek yeni temsiller oluşturduğu tespit edilmiştir. Dizilerdeki tarihi şahıs, olgu ve olayların televizyon dünyasının ihtiyaçlarına göre kurgulandığı, gerçekliklerinden uzaklaştığı görülmüştür.
Yerel medyada Suriyeli göçmenlere yönelik haber üretim pratiğini anlamak: Hatay örneği
Arap Baharının uzantısı olarak Suriye'de yaşanan savaş, toplu göç hareketini de beraberinde getirdi. Suriyelilerin bir bölümü, savaşla birlikte komşu ülkesi Türkiye'ye 2011'de başlattığı göç, sekiz yılda 3,6 milyon kişiye ulaştı. Türkiye'ye ilk göç ettikleri ve en çok yaşadıkları iller arasında bulunan Hatay yerel medyasının, Suriyeli göçmenlere yönelik yayın organlarında yer verip vermediklerini, yayınlarında yer aldıysa nasıl yer aldığı, onları tanımlamaları, yayınlayış şekli ve nedeni ile haber kaynaklarını sorgulamayı amaçlamaktadır.
Kent dergileri etrafında Ankara'nın yaşam tarzı sunumları: Ankara Life ve Mag dergileri örneği
Bu çalışmada, yaşam tarzı sunumlarının kent dergileri etrafında yeniden inşası Ankara örneği ile incelenmiştir. Bu incelemede lifestyle dergilerinde Ankara'nın nasıl algılandığı, sosyal yaşantısının nasıl yeniden kurulduğu ve bu kurgu içerisinde hangi sınıfların daha çok temsil düzeyine sahip olduğu ile kentin küresel beğeniler ile veyahut modern yaşamla nasıl irtibatlandırılmaya çalışıldığı üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmanın hareket noktası lifestyle dergileri üzerideki yaşam tarzı sunumlarının incelemesidir. Başkentin siyasi ve ekonomik yapılanması içerisinde kent kültürü, tüketim ve sosyal yaşam alanlarının sunumu söylem analizine tabi tutulmuştur. Bu kapsamda Ankara Life ve MAG dergisinin son üç sayısı incelenmiştir. Dergilerin haber, reklam ve fotoğraf içeriklerinden yola çıkılarak hazırlanan çalışmanın ilk bölümünde, tüketim kültürü, postmodernizm ve yaşam tarzı ilişkisine odaklanılıp, kapitalizmin tüketim üzerinden kendisini nasıl var ettiğine, tüketim kültürünün tarihsel evrelerine ve Türkiye'de tüketim kültürünün gelişim seyrine değinilmiştir. Bununla birlikte özellikle başkentin sosyo-kültürel yapısında önemli bir yer tutan Alışveriş Merkezleri ile yaşam tarzlarındaki değişime temas edilmiştir. Bu değişime temas edilirken de, tüketim kültürünün yaygınlaşmasında önemli roller üstlenen post-fordist dönem ile 80'li yılların liberal politikalarının tüketime nasıl yön verdiği ve yaşam tarzları üzerindeki etkisi de göz önüne alınmıştır. İkinci bölümde ise, ilk olarak dergicilik ve yaşam tarzı dergiciliği açıklanmıştır.Daha sonra Türkiye'de dergiciliğin ve yaşam tarzı dergiciliğinin tarihsel gelişimi aktarılmıştır. Bu bağlamda, Lale Devri'nden günümüze kadar ortaya çıkan dergiler aktarılmıştır. Ayrıca, kent ve tüketim ilişkisi sorgulanarak, küresel kent kavramı açıklanmıştır. Son bölümde ise, dergilerin içeriklerinden hareketle çalışmada elde edilen bulgular ve sonuca yer verilmiştir.
Panoptik gözetim ve kampüs mekanının dönüşen anlamları: Gaziantep Üniversitesi örneği
Bu tezde, gözetim kameralarının Gaziantep Üniversitesi kampüs mekanına ve dolayısıyla öğrencilik deneyimine etkisi ele alınıyor. İlk elden gözetimin tarihsel dönüşümü ve toplumsal yeniden inşası incelenirken, ardından tezin kuramsal çerçevesini oluşturan "panoptik iktidar" ve "yönetimsellik" kavramları tartışılıyor. "Güvenlik" meselesi günümüzde merkezi bir yönetim stratejisine dönüşürken, teknoloji bu doğrultuda giderek daha çok işlevselleşiyor. Bu bağlamdan hareketle, Gaziantep Üniversitesi kampüsündeki kapalı devre sokak gözetim kameralarının, kampüs mekanına ve öğrencilik deneyimine etkisi inceleniyor. Öğrencilerle yapılan bireysel ve odak grup görüşmeleri yoluyla elde edilen veri setleri doğrultusunda kampüs mekanı ve öğrencilik deneyimi panoptik iktidar pratikleri bağlamında analiz ediliyor. Kameralar, özgürleştirici kamusallık ideali ile anılagelen kampüs mekanının "güvenlik" üzerinden yeniden tanımlanmasına yol açıyor. Bu dönüşüm, öğrencilerin kampüsteki olası özgürleştirici karşılaşma imkanlarını yerinden ediyor.
Üniversite öğrencilerinin sosyal sermaye ediniminde bir iletişim mekânı olarak kütüphane: GAUN Kütüphanesi örneği
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin sosyal sermayesi ile kütüphane kullanma alışkanlıkları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu amaçla yapılan literatür taramasında birinci bölümde sosyal sermaye kavramının tanımı, düzey, tür ve bileşenleri, önemi ele alınmıştır. İkinci bölümde, bir ülkenin kültürel hayatının önemli unsurlarından birisi olan kütüphane kurumunun tanımı, tarihçesi ve türleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise öğrencilerin kütüphane kullanma alışkanlıkları ile sosyal sermayesi arasındaki ilişkiye bakılmış ve kütüphane kullanım alışkanlıklarının öğrencilerin sosyal sermayelerini arttırdığına yönelik bulgular yapılan anket çalışmasıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile sosyal sermaye ile kütüphane arasındaki ilişkinin; kişinin bilgi ihtiyacını karşılayarak onun toplumda sahip olduğu konumunu güçlendirme, doğru ve güvenilir bilgi paylaşımı, bürokratik işlemlerin azaltılmasına katkı yapma, sosyalleşme, ortak bir hafıza oluşturma ve sivil ve gönüllü faaliyetlere öncülük etme ile alakalı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Sermaye, Kütüphane, İletişim
Youtube oyun vloglarının topluluk iletişimi pratiği olarak incelenmesi
Yeni iletişim teknolojileri arasında ön plâna çıkan internetin ve web teknolojilerinin bütün dünyada yaygınlaşmasıyla yeni toplumsallaşma biçimleri ve iletişim pratikleri de hayatımıza girmiştir. Gerçek mekanlarda var olan cemaat kavramı, zaman içerisinde dönüşüm geçirmiş ve sanal dünyada yeniden inşa edilmiştir. Etkileşimli bir sanal dünyada bir araya gelen kullanıcılar web 2.0 teknolojisinin sunduğu imkânlar sayesinde kendi içeriklerini oluşturmaya başlamışlardır. Bireyler sanal dünyada ortak zevkleri için bir araya gelmekte ve yeni topluluklar oluşturmaktadırlar. Youtube, kullanıcılarına kişisel kanallarında içerik oluşturma imkânı sunmaktadır. Böylece kullanıcılar, ortak zevkleri doğrultusunda favori Youtube kanallarında bir araya gelerek sanal cemaatler oluşturmakta ve birbirleriyle iletişim kurmaktadırlar. Çalışmanın amacı Youtube'da oyun vlogu izlemek için bir araya gelen sanal cemaatlerin yapısını ve iletişim pratiklerini incelemektir. Tezin ilk bölümünde yeni iletişim teknolojilerinin zaman içerisindeki gelişimi ve sosyal medya platformlarının ortaya çıkışından bahsedilmektedir. İkinci bölümde ise cemaat kavramının tarihsel süreç içerisinde gösterdiği değişimler ve sanal cemaat kavramı üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise bir sanal cemaat olan Burak Oyunda oyun vlogu topluluğu ve topluluğun iletişim pratikleri incelenmiştir. Burak Oyunda kanalından seçilen 4 videoya yapılan 4802 yorum, netnografi araştırma deseni ile analiz edilmiştir. Analiz neticesinde topluluğun 3 farklı üye grubundan oluştuğu ve birbirlerinden farklı iletişim pratikleri geliştirdikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanal Cemaat, Youtube, İçerik Üretimi, Oyun Vlogu
Göç, kentleşme, gecekondu ve yoksulluğun 2000'li yıllardan sonra Türk Sineması'na yansıması: "Güneşi Gördüm" filmi örneği
Çalışmanın amacı; Göç, kentleşme, gecekondu ve yoksulluğun 2000'li yıllardan sonra Popüler Türk Sineması'nda nasıl temsil edildiğini "Güneşi Gördüm" filmi örneği üzerinden söylemsel ve göstergebilimsel olarak analiz etmek ve anlamlandırmaktır. Çalışmamızda öncelikle göç, kentleşme, gecekondu ve yoksulluk olgularının literatürdeki yeri incelenmiş, Popüler Türk Sineması'nda bahsi geçen kavramların nasıl işlendiğinin literatürdeki eksiklikleri üzerinden özellikle gecekondu ve yoksulluk birlikteliğinin sinemadaki temsili "Güneşi Gördüm" filmi örneği ile analiz edilmiştir. Popüler Türk Sineması'nda göç, kentleşme, gecekondu ve yoksulluk temellerine dair göstergeler ele alınan filmde göçün nedeni, hangi yollardan gerçekleştiği, kırsal ve kent çatışması, göçmenin yaşadığı belirsizlikler incelenmiştir. Modern ve geleneksel arasında sıkışan göçmenin bu iki pratikle bir anda bir çeşit sınavın içerisine girmesi göç, kent, gecekondu ve yoksulluk eksenindeki Popüler Türk Sineması'nda ortaya çıkan en büyük bulgular olarak ortaya çıkmaktadır.
Medyada anlam inşası: Bitcoin örneği
Blockchain teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, gündelik hayatın her alanında konuşulur hale gelen kripto para birimi Bitcoin, hala belirsizliğini korumaktadır. Oldukça muğlak bir gündem olan Bitcoin, yönelimlerinin çok öngörülebilir olmadığı bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak medya bu durumu, öngörülebilir bir hale getirmek yönünde bir anlam dünyası inşa etmektedir. Dolayısıyla medya eliyle inşa edilen bu anlam dünyasının terimlerini ortaya koymak önemlidir. Çalışmada, Bitcoin gerçekliğinin medya vasıtasıyla inşa edilerek gündelik hayatın bir parçası haline getirdiği ve topluma nasıl aktardığını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Çalışmada medyanın Bitcoin'i nasıl tasavvur ettiği, Bitcoin'e nasıl anlamlar yüklediği ve bu anlamların oluşturulmasında hangi faktörlerin etkili olduğu bilimsel veriler ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Buradaki temel sorunsal Bitcoin'in ne olduğu değildir. Çalışma medyanın Bitcoin ile ilgili nasıl bir anlam dünyası inşa ettiğini, literatür analizi ve Teun A.Van Dıjk'ın eleştirel söylem analizi yöntemini kullanarak ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Medya, Anlam, Gerçeklik, Bitcoin
İlişkisel sosyoloji bağlamında Suriyeli göçmen gençlerin özneleşme süreçlerinde mekan: Gaziantep örneği
Göç olgusunun son yıllarda hem dünyada, hem de Türkiye'de bir çok akademik disiplin açısından bir çalışma alanı olarak dikkat çektiği söylenebilir. En önemli toplumsal hareket biçimlerinden biri olarak göçün nedenleri, sonuçları, göç edenlerin gittikleri yeni mekâna uyumları, yeni toplumsal yapı ile ilişkileri, cevabı aranan sorulardan başında gelmektedir. 2012 yılında Suriye iç savaşı ile birlikte, kitlesel bir göç hareketi başlamış ve uzun sınır komşusu olan Türkiye dört milyona yakın göçmen gelmiştir. Bu nedenle Türkiye Suriye savaşı sonrası en çok göç alan ülke olarak konumlanmıştır. Suriye ile sınır olan illerden biri olan Gaziantep'te bulunan göçmen sayısı 13 Aralık 2019 resmi rakamlarına göre 453.379'dur. Gaziantep'e gelen göçmen gençlerin, göç etmeden önce içinde bulundukları ekonomik, sosyal ve kültürel düzeylere uygun bir biçimde yerleştikleri; kimlik oluşturma ve bir özne olarak var olma süreçlerinin de bu unsurlarla ilişkisel olarak gerçekleşmekte olduğu söylenebilir. Bununla birlikte göçmenlik durumundan kaynaklanan özel bir yoksunluk durumu da göz önünde bulundurulmalıdır. Ekonomik, sosyal ve kültürel olarak yoksunluk içinde olan gençlerin, bir kimlik var edebilme ya da özneleşme süreçlerinden bahsetmek pek mümkün görünmemektedir. Genel olarak kendilerini güvende hissedebilecekleri bir ortamda bulunma imkanı bulmuş olan göçmenlerin, bu süreçleri daha az hasarla atlatabildikleri, coğrafi olarak bulunduğu yeri ve kendisini çevreleyen toplumsal mekanı deneyimlemeleri mümkün olmuşsa, mekanla ilişkili bir özneleşme sürecinden bahsedilebilmektedir. Gaziantep her ne kadar göçmenlere kucak açan bir şehir olsa da kaçınılmaz bir şekilde yabancı olduklarını sürekli hatırlatabilecek, bir çok argümanı da içinde barındırabilecek kültürel koda sahip bir şehir olarak değerlendirilebilir.
Kamusal gündelik yaşamın estetize edilmesinde "sokak fotoğrafının" rolü
Bu çalışma kamusal gündelik yaşamı estetize etme konusunda sokak fotoğrafının işlevini ortaya koymayı; bu bağlamda kamusal gündelik yaşam ve estetik kavramının "sokak fotoğrafı" perspektifinde değerlendirilip bu kavramın nasıl estetize edildiğini derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada kamusal gündelik yaşamı estetize etme konusunda sokak fotoğrafının işlevine yönelik sokak fotoğrafçılarının görüşlerinin belirlenebilmesi ve kamusal gündelik yaşam ve estetik kavramının "sokak fotoğrafı" perspektifinde değerlendirilmesi amacıyla nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın araştırmanın grubu amaçsal örnekleme yoluyla tespit edilmiştir. Amaçsal örnekleme türlerinden ölçüt örnekleme yöntemi sokak fotoğrafçılığı yapan kişilere ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formu 18 açık uçlu sorudan oluşmaktadır. Araştırmanın verilerinin çözümlenmesinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Küresel değişimler ve kırılmalar ışığında ortaya çıkan kamusal alan, gündelik yaşam ve sokak fotoğrafı kavramları, insanlığın var oluşundan bu yana gündemde olan estetik kavramıyla bir araya gelerek araştırmamızın konusunu oluşturmuştur. Bu işi bizzat yapan fotoğrafçılarla yapılan görüşmeler bizi kamusal gündelik yaşamın estetize edilmesinde sokak fotoğrafının önemli bir işlev üstlendiği sonucuna götürmüştür. İnsanlığın gündelik yaşamının büyük bir kısmını birlikte geçirdikleri alanlar oluşturmuştur. Sokak fotoğrafının konusu da bu alanlarda geçen hikâyeler olmuştur. Üretilen imajlar, sıradan gibi görünen alanların, sıradan gibi görünen gündelik yaşam pratiklerinin, estetik bir bakış açısıyla yaklaşıldığında kentlere ve kamusal alanlara daha estetik görünme bağlamında katkılar sağlamıştır. Dünya'dan ve Türkiye'den birçok ünlü sokak fotoğrafçısı bu amaca hizmet eder bir biçimde kamusal gündelik yaşamın estetize edilmesinde kilit roller oynamıştır.
Türk toplumunda geleneksel kahvehanelerin millet kıraathanelerine evrilme süreçlerine toplumsal işlevleri bağlamında bir bakış: Gaziantep örneği
Tarih boyunca kahve toplumumuzda önemli bir konumda olmuş, bu içeceğe toplumca önem atfedilmiştir. İnsanlar bu içeceğe birbirleriyle olan iletişimlerinde, sohbetlerinde bir araç olarak bakmışlardır. Yine kahvenin içildiği toplumsal mekanlar olan kahvehaneler de toplumumuzda bir çok işlevi yerine getirmiştir. Geleneksel kahvehaneler toplumumuzda edebi çalışmaların ve etkinliklerin yapıldığı, kitap, gazete, dergi okumalarının yapıldığı, ilmi sohbetlerin yapıldığı, müzik ve eğlence gibi insanların boş vakitlerini eğlenerek geçirdikleri mekanlar olmuştur. Bu mekanlarda insanlar birbirleriyle iletişim kurup görüş alışverişinde bulunmuş, toplumsal olaylardan haberdar olmuş, birçok paylaşımda bulunmuşlardır. Bu mekanlar tarih boyunca sosyal hayattaki değişikliklerden, toplumsal ve siyasi olaylardan, teknolojik gelişmelerden etkilenerek birçok değişim ve dönüşüm geçirmiş, birçok farklı rol üstlenmiştir. Bu tezde, kahvehanelerin ortaya çıkışı ve toplumdaki fonksiyonları ele alınmış, daha sonra toplumsal yaşamdaki değişim doğrultusunda kamusal mekanlarda yaşanan değişim ve dönüşüm anlatılmış, bu değişimden etkilenen kahvehanelerin modernleşme ve tüketim kültürü bağlamında yeni biçimlenişleri izah edilmiştir. Bu yeni biçimlenişlerin ortaya çıkardığı yeni toplumsal mekanlar olan cafe, millet kıraathaneleri gibi mekanlar üzerinde durulmuş ve özellikle geleneksel kahvehanelerin devamı niteliğindeki millet kıraathaneleri toplumsal karşılıkları, üstlendiği toplumsal fonksiyonlar, insanların bu mekanlardan beklentileri bağlamında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.
Neoliberal kapitalizmde zanaatkâr kimliği: Gaziantep'te usta kimliği ile postmodern dünya arasındaki ilişki
Gaziantepli zanaat ustası için üretmek, hayatın kendisidir. Kendisini üretmeye adayan Usta için çalışma, yaşamı sürdürmenin temelini emek üzerine inşa etmektir. Neoliberalizmin piyasaya kendini yayması ile birlikte, çalışmanın amacı, para kazanmak olmuştur. Usta, buna direnmeye çalışır. Benliğini bu ideolojiden korumaya çalışır. Zanaatın doğası, işi kendisi için iyi yapmaktır. Neoliberal ideoloji ise var olan her şeyi sermayenin dönmesini sağlayan çarka eklemlemeye çalışır. Neoliberal ideolojinin dünyası ile zanaat ustasının dünyası, çatışır. Doğan gerilim, Usta benliğini ne kadar dirense de dönüştürür. Benliği parçalanır.