
141
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algıları
Bu araştırmanın amacı yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algılarını belirlemek, bu algılardaki benzerlikleri ve farklılıkları ve bu farklılığa etki eden değişkenleri ortaya koymaktır. Ankara ili Keçiören ilçesinde bir ortaokulda 2022- 2023 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 12-14 yaş aralığındaki 11 yerli ve 9 göçmen öğrenciden oluşan 20 katılımcılı çalışma grubu ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yönteminden yararlanılan çalışmanın veri toplama aşamasında katılımcı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Araştırma sonucunda yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algılarının benzerlik gösterdiği, meslek seçiminde cinsiyet eşitliğini destekleyici tutuma sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların kadın kelimesini edilgen sıfatlarla ilişkilendirdikleri, erkek kelimesini ise etken sıfatlarla ilişkilendirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyici tutumlarına rağmen günlük yaşantılarındaki davranış, oyun, arkadaş seçimlerinde toplumsal cinsiyet rollerinin etkisinde kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ailelerin kız ve erkek çocuklardan beklentilerinin toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde şekillendiği, katılımcı ailelerinde ev içi görevlerden kadınların sorumlu olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Yerli ve göçmen öğrencilerin toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle gerçekleştiremedikleri eylemlerin nedenlerinin aile, sosyal çevre ve toplum olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Farklı kültürlere, eğitim düzeylerine, sosyo-ekonomik düzeylere sahip ailelerin çocuklarının toplumsal cinsiyetle ilgili algılarının benzerlik gösterdiği görülmüştür. Katılımcı görüşlerinden yola çıkılarak toplumsal cinsiyet rollerinin aktarımında aile, sosyal çevre ve akran grubunun etkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Kadın sınıf öğretmenlerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilere yönelik tutumları üzerine etkisinin incelenmesi: Gaziantep ili, Şahinbey ilçesi örneği
Türkiye'nin özellikle Suriye kaynaklı kitlesel göç süreciyle birlikte eğitim ortamlarında ortaya çıkan çokkültürlü yapı, sınıf öğretmenlerinin pedagojik sorumluluklarını genişletmiş ve mesleki yüklerini artırmıştır. Dil farklılığı, uyum sorunları ve travmatik yaşam deneyimlerine sahip öğrencilerin sınıflara dâhil olması, öğretmenlerin duygusal ve mesleki açıdan zorlayıcı koşullarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle kadın sınıf öğretmenlerinde tükenmişlik riskinin artmasına ve geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilere yönelik tutumların etkilenmesine yol açabilmektedir. Araştırma, bu değişkenler arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel amacı, Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde görev yapan kadın sınıf öğretmenlerinin mesleki tükenmişlik düzeyleri ile geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilere yönelik iletişim, uyum ve yeterlik tutumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmanın kapsamını yalnızca kadın sınıf öğretmenleri ve onların tükenmişlik düzeyleri ile geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilere yönelik tutumları oluşturmaktadır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılan çalışmada Maslach Tükenmişlik Envanteri ile Mülteci Öğrenci Tutum Ölçeği uygulanmış, örneklemi 351 kadın sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Veriler bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bulgular, öğretmenlerin tükenmişlik düzeylerinin genel olarak orta seviyede olduğunu ve özellikle duygusal tükenmenin daha yüksek algılandığını göstermiştir. Geçici koruma kapsamındaki öğrencilere yönelik tutumların ise genel olarak olumlu olmakla birlikte iletişim ve uyum boyutlarında çeşitli güçlükler içerdiği belirlenmiştir. Korelasyon sonuçları, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma arttıkça iletişim ve uyum tutumlarının olumsuz yönde etkilendiğini; kişisel başarı hissi yükseldikçe tutumların daha olumlu seyrettiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, mesleki tükenmişlik değişkenlerinin göçmen öğrencilere yönelik tutumlarla anlamlı ilişkiler taşıdığını göstermektedir.
Toplumsal cinsiyet perspektifinden çokkültürcülük
Bu çalışmanın amacı çokkültürcülüğün (multiculturalism) toplumsal cinsiyet (gender) perspektifinden değerlendirilmesi, yeniden okunmasıdır. Bu durum öncelikle çokkültürcülük tanımlarının ve pratiklerinin irdelenmesini gerektirir. Bu bağlamda çokkültürcülük ve toplumsal cinsiyet ilişkileri arasındaki gerilim ortaya koyulacak ve bu gerilimi gidermeye çalışan yaklaşımlar karşılaştırmalı bir biçimde ele alınacaktır. Çokkültürcülük ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkide liberal, komünitarist (cemaatçi) ve feminist çokkültürcülük anlayışlarına odaklanılacaktır. Çokeşlilik, başörtüsü, kadın sünneti gibi olgular/olaylar özellikle kadınlar açısından deneyimlenmektedir. Asıl tartışma, bu deneyimlerin, özgür seçimler mi yoksa kültür ve geleneğin devamını sağlayan korumacı dayatmalar mı olduğudur. Bu deneyimler liberal çokkültürcülük yaklaşımında nötr veya evrensel politikalarla bütünleşmenin sağlanması bağlamında değerlendirilirken komünitarist çokkültürcülükte, kültürün ve grup çıkarının devamını sağlamak amacıyla tali olarak değerlendirilir. Buna karşılık feminist çokkültürcülük, liberal teorinin altında yatan "yükümsüz ben" ile komünitaristlerin "konumlanmış ben" düşüncesi arasındaki gerilimi ve bunu gidermek için yapılabilecekleri ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın odağında Susan Moller Okin ve onun argümanlarına ilişkin eleştiriler yer almaktadır. Feminist siyaset kuramcı Okin kültürün sadece "var" olduğu için değerli olmadığını, bir kültürün değerinin bireysel otonomiye verdiği değerle ölçülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kadınların cinsiyetlerinden dolayı dezavantajlı olmaması, özgürce seçilmiş yaşamlara sahip olmaları gerektiği iddiasındadır. Toplumsal cinsiyet bağlamında çokkültürcülük kuramına liberal ve cemaatçi yaklaşımlar yeterli ve tatmin edici bir açıklama getirememektedir. Kuşkusuz genel geçer bir öneri/model de bulunamayabilir. Ancak insani var oluşa taraf olmamızı sağlayan ve kadını içeren üçüncü bir yol mutlaka vardır. Bu bağlamda dönüştürücü ve yeniden düzenleyici bir yaklaşım geliştirmek gerekmektedir.
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyete ilişkin görüşlerinde Erasmus Programı deneyimlerinin rolü: Ege Üniversitesi örneği
Bu araştırmanın amacı, Erasmus Programına katılmış öğrencilerin toplumsal cinsiyete ilişkin görüşleri, düşünceleri ve fikirleri üzerinde Erasmus deneyimlerinin herhangi bir etkisi olup olmadığını ortaya çıkarmak ve öğrencilerin bu süreçte toplumsal cinsiyete ilişkin elde etmiş oldukları farkındalıklarının ve görüşlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorununa getireceği çözüm önerilerini de ele almaktır. Bu çözüm önerilerinin değerlendirilmesiyle elde edilecek bulgular, yükseköğretim kurumlarındaki toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışının geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlaması da amaçlanmaktadır. Bu çalışma kapsamında nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenoloji modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak ise derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın ana evrenini 2021/2022 akademik yılı bahar döneminde Almanya'nın çeşitli üniversitelerinde öğrenim görmüş ve yurtta konaklamış olan Ege Üniversitesi'nin farklı fakülte ve bölümlerinden 6 erkek 5 kadın olmak üzere toplamda 11 lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, Erasmus deneyimi, farklı kültürlerle bir arada yaşamanın yeni bakış açıları, özgüven, duyarlılık, tolerans ve farkındalık gibi faydalar sağladığı ortaya çıkmıştır. Erasmus süreci, kadın katılımcılar için toplumsal cinsiyet rollerini sorgulama ve değiştirme fırsatı sağlamıştır. Erasmus deneyimi, öğrencilerin toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığına ulaşmalarını ve gelecek planlarını değiştirmelerini de sağlamıştır. Sonuç olarak, Erasmus deneyimi, daha eşitlikçi ve özgür toplumların oluşmasına katkıda bulunma isteğini artırmaktadır. Öğrenciler, farklı kültürleri tanıma deneyimleriyle birlikte toplumsal cinsiyet algılarının değiştiğini ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında farkındalığın artırılması için öneriler arasında ise ilk ve orta öğretimde toplumsal cinsiyet dersi verilmesi, karma cinsiyetli yurtların yaygınlaştırılması ve cinsiyet eşitliği farkındalığı etkinliklerinin yapılması bulunmaktadır.
Türkiye'de işveren kadın deneyimlerinin toplumsal cinsiyet perspektifinden analizi: KAİSDER ve ANGİKAD örneği
Bu tez araştırmasında işveren/girişimci kadınların işlerini yürütme sürecinde, iş, aile, sosyal yaşam alanlarına ve üyesi oldukları örgütlülük yapı içindeki durumlarına toplumsal cinsiyet perspektifinden bakılmıştır. Araştırmanın birinci amacı, işveren/girişimci kadınların, işe başlama ve işi sürdürme sırasında iş, aile, sosyal ve üyesi oldukları örgütlü yapılar ve yaşam alanlarındaki deneyimleri üzerinden yüz yüze oldukları toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini görünür kılmaktır. Araştırmanın ikinci amacı ise, işveren/girişimci kadınların anlatıları üzerinden sağlanan verilerle toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine ilişkin dönüştürücü bir katkı sağlamaktır. Araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesini, toplumsal cinsiyet teorik tartışmaları, kadın emeği çalışmaları, kadın emeğine toplumsal cinsiyet yaklaşımları, işveren/girişimci kadın ve toplumsal cinsiyet yaklaşımları, işveren/girişimci kadınlarda mesleki ve sivil toplum örgütlülüklerinin işe yansımaları oluşturmuştur. Kadına dair kadın deneyimleri üzerinden oluşan bilginin görünür kılınması bir araştırmayı feminist kılar ön kabulüyle feminist yöntem kullanılmıştır. Bu araştırmanın farkı, feminist yöntemle toplumsal değişim ve eşitlik konularına toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında işveren/girişimci kadın deneyimleri üzerinden katkı sağlamayı amaçlamasıdır. Niteliksel analiz yaklaşımı çerçevesinde, derinlemesine mülakat yöntemi kullanılmış olup, 15 işveren/girişimci kadınla derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Araştırma, işveren/girişimci kadınların iş dünyasındaki var olma deneyimlerini iş ve sosyal yaşamları bağlamında, kendi anlatıları temelinde yansıtmıştır. Bu mülakatlardan toplanan verilerin niteliksel yaklaşım çerçevesinde analizi yapılmıştır. Sosyoekonomik üst gelir grubunda bulunan işveren/girişimci kadınların, bulundukları her düzlemde geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı sorunlar yaşadığı görülmüştür. İşveren/girişimci kadınların toplumsal cinsiyetin normalleştirmiş olduğu kadınlık rolleri olan annelik, eş ve ev içi bakım sorumluluklarını kabullenme biçimleri kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik alandaki konumlarını etkilemektedir. Sonuç olarak kadınların güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için, işveren/girişimci kadınlara dair yapılan politika, strateji ve çalışmaların bütüncül olarak toplumsal cinsiyet bakış açısıyla, kadınların özgün konumlarının dikkate alınarak, hazırlanması gereklidir.
Kuşaklararası annelik anlatılarında süreklilik ve değişim: Ankara örneği
"Kuşaklararası Annelik Anlatılarında Süreklilik ve Değişim: Ankara Örneği" konulu sözlü tarih çalışmamızın amacı; kuşaklararası aktarılan annelik deneyimlerinde benzerlikler ve farklılıklar üzerinde durarak anneliğin tarihsel sürecine ışık tutmaktır. Araştırmanın ilk bölümünde üç farklı kuşaktan annenin hamilelik, doğum, lohusalık ve emzirme süreçlerine dair deneyimleri ele alınarak, bu süreçlerde annelerin, sağlık hizmetlerine erişim sağlayıp sağlayamadığı, emzirme pratikleri ve lohusalık döneminde yaşadığı zorluklara ışık tutulmuştur. Devamında annelerin anneliğe hangi anlamlar yüklediği, ideal annelik algıları, anneliğin kadına sağladığı ayrıcalıklar ve kadını kısıtladığı yönler ele alınmıştır. Son olarak da kuşaklar ekseninde annelerin çocuk yetiştirme deneyimleri, annelerin anneliği öğrenme kaynakları, çocuk bakımı ve yetiştirmede anne-baba rolleri, çocuk yetiştirmede gözetilen cinsiyet farkı, annelerin pişmanlıkları gibi konular işlenmiştir. Üç farklı kuşaktan her biri diğerinin akrabası olan Anneanne- kız- torun olmak üzere 27 farklı annenin anlatımları ile ortaya konulan çalışma bütün bu konuları araştırmak için kadınların annelik deneyimlerine odaklanmaktadır. Bu çalışmanın ana amacı; geçmişten geleceğe annelik değerlerinin ve pratiklerinin aktarımına dair süreklilikleri ve değişimleri feminist bir metodoloji ile ele alarak incelemektir. Doğum tarihleri kabaca 1940-1950, 1960-1970 ve 1980-1990 arası yıllara tekabül eden aynı aileden üç farklı kuşaktan yirmi yedi (27) anne ile gerçekleştirilen olan sözlü tarih çalışması kapsamında annelik deneyiminin takriben 1960 – 2000'li yıllar arasında geçirdiği evrimin haritasını çıkarmak araştırmanın en önemli amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, annelik deneyiminin hangi açılardan aynı kaldığı ve hangi açılardan dönüştüğü ve hangi açılardan tamamen kırılmaya uğradığı araştırmanın en önemli sorularını oluşturmaktadır. Üç farklı kuşak üzerinde gerçekleştirilen bu sözlü tarih araştırması ile aynı zamanda 1960 – 2000'li yıllar arasında annelik deneyimindeki değişim ve dönüşümün sebepleri de mercek altına alınmıştır. Toplumdaki tarihsel dönemlere göre değişen kültürel değerler ve sistem, annelik ve kadınlık söylemlerini çeşitli iktidar mekanizmaları aracılığıyla kuşatır ve sürekli olarak yenilemektedir. Klasik aile yapısından uzaklaşılarak geleneksellikten kopuş yaşanmaya başlanmıştır. Küreselleşme olgusu ile birlikte anneler tamamen kültürel değerlerden, örf ve âdetlerden yararlanarak çocuk yetiştirmek ile yetinmeyip alternatif annelik deneyimleri sürecine girdikleri gözlemlenmiştir. Kadınların yaptığı bu annelik pratiklerinin değişim ve dönüşüm içerisinde olması gelecek nesilleri de etkileyeceği aşikârdır.
Ütopya kavramı bağlamında tek tanrılı dinlerde cennet söylencesi ve kadın
Tek tanrılı dinlerin kutsal metinlerinde (Tevrat, İncil, Kur'an) kadınlarla ilgili anlatılarda erkek egemen yaklaşımlar, ifadeler söz konusudur. Bu eril dil ve anlatımın varlığı toplumsal cinsiyet eşitliği açısından bir paradoks içerir. Günümüzün kapitalist-modernist ataerkil yapısı, kamusal ve özel alanda kadının ikincilleştirilmesi sonucunu doğuran düzenleme ve uygulamaları gündelik hayatın doğal bir parçası olarak sunarken dinsel öğretilerin ve anlatıların gücünden de yararlanır. Diğer taraftan adı geçen teolojik metinlerdeki Öteki-dünya anlatısı ışığında (ölümden sonraki hayat) iyilerin mükâfatlandırılacağı bir ütopya-mekân olarak kurgulanan cennet söylencesine yer verilir. Ancak bu ütopik mekânda inançlı erkeklere "cennet gibi bir hayat" vaat edilirken kadınlara nasıl bir hayat ve neler vaat edildiği konusu açık değildir. Patriyarkal otorite-din ilişkisi, bir kavram olarak ütopya-cennet ilişkisi ve ütopik bir mekan olarak cennetteki kadının yaşamı sorunsalı bu tez çalışmasının temel problemidir. Dolayısıyla bu çalışmada, teorik temelli metin analizi yöntemiyle patriyarkal düzenin dinsel olanla ve dinsel bir anlatı olan cennetin ütopya kavramıyla ilişkisinin yanı sıra cennet anlatılarında kadın konusunun toplumsal cinsiyet perspektifi üzerinden irdelemesi amaçlanmaktadır.
Sağlık dergilerinde sağlığın kadın bedeni üzerinden yeniden inşası: Sağlık ve Yaşam dergisi örneği
Birey, toplum içerisinde modern dönemde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel olarak, postmodern dönemde ise tüketim kültürünün etkisiyle göstergesel bir özne olarak değerlendirilmiştir. Tüketim kültüründeki özne ise her daim tüketmeye hazır, sağlıklı bir bireydir. Kapitalist üretici, ürettiği ürünü satabilmek için her geçen gün yeni stratejiler oluşturmakta ve hâlihazırdaki pazarını yeni söylemler ve gösterilerle daha çok tüketime yönlendirmektedir. Bu gösterinin temel nesnesi, aynı zamanda bazen de öznesi olabilen kadın bedenidir. Kadınlar güzellik, sağlıklı olma, genç görünme ve genç kalma söylemlerinin etkisiyle tüketim kültürünün bedenlerine kolayca müdahale edebileceği bir nesne haline getirilmiştir. Kadın bedeni, gerek tüketimi daha da arttırabilmek adına, gerekse tüketimin öznesi olabilmesi adına basılı medyada magazin nesnesi veya cinsel obje olarak kullanılarak temsil edilmiş ve dolayısıyla kültür endüstrisinin kadınlar için öngördüğü eğlence nesnesi kavramının pekiştirilmesine neden olmuştur. Bu çalışmada, kadın bedeninin, toplumda kadın erkek herkese hitap eden sağlık dergilerinden biri olan "Sağlık ve Yaşam" isimli dergi üzerinden çeşitli söylem ve göstergelerle nasıl cinsel bir obje olarak metalaştırılıp kullanıldığı kültür endüstrisi ve postmodern feminizm bağlamında açıklanmaya çalışılmıştır. Derginin 2016 yılında aylık olarak yayınlanan, 12 sayısındaki resimler göstergebilimsel bir analiz ile eleştirilmiştir.
Patriyarkal tarihin egzotik kadınları amazonlar
Toplumu oluşturan bireyler arasındaki hiçbir ayrım, kadın ve erkek cinslerinin arasındaki fark kadar belirgin ve yaygın değildir. Cinsiyetler arası bu ayrımda toplumsal ve sosyal ilişkiler, erkeği üstün kılan, kadının ikincil pozisyonunu pekiştiren patriyarkadır. Çağdaş ve geleneksel toplumlarda toplumsal grup ve kategorilerde farklı boyutlarda gözlemlenen ve analiz edilen patriyarka, cinsiyet ilişkilerini belirleyen bir sosyal yapı sistemidir. Bu sistemde tarihsel süreç içerisinde kadın görünmez olmuştur. Birçok resmi kaynakta kadınların düşüncesi erkek merkezli bakış yüzünden önyargılı olarak atlanmış hatta ihmâl edilmiştir. Bu noktada Anadolu tarihinde MÖ 20-12. yüzyılları arasında varlık gösteren Amazonlar, kadın tarihi açısından önemlidir. Amazonların çok iyi savaşmaları ve sadece kadınlardan oluşmaları onların, erkek düşmanı, barbar ve erkek öldüren vahşi bir kabile olarak görülmesine ve anlatılmasına yol açmıştır. Oysa Amazonlara yapılan tüm bu ithamlar onların güçlü olmaları, patriyarkaya karşı direniş göstermelerinden kaynaklanır. Ayrıca sadece kadınlardan oluşması, anaerkil toplumsal yapıyla ilişkilendirilir. Bununla birlikte Amazon, kendi hukukunu oluşturan, erkeğin her türlü şiddetine karşı koyan bir simge haline dönüşür. Bu simge, modern düşüncede feminizm ve toplumsal cinsiyet bağlamında sorgulanmasına yönelik inceleme konusu olmaktadır. Amacımız feminizm ve toplumsal cinsiyet kapsamında kadının izlenebilir olduğu dönemlerden başlayarak erkek egemen topluma itirazların ne şekilde dile getirildiğini ve erkek egemen gücü görmek, Amazon kadınları üzerinden patriyarkaya itirazların ne şekilde dile getirildiğini göstermektir. Bu bağlamda niteliksel içerik analiz yönteminden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Amazon, Cinsiyet, Feminizm, Patriyarka, Matriyarka
COVID-19 pandemi sürecinde uzaktan çalışan kadınların yaşadıkları sorunlar ve çözüm önerileri: Çağrı merkezi örneği
Bu araştırmada, Covid-19 pandemi sürecinde uzaktan çalışan kadınların ev içerisine taşıdıkları iş ortamında yaşadıkları sorunlar tespit edilerek çözüm önerileri sunulmuştur. Araştırmanın amacı, kadınların medeni hallerinin ve anne olmalarının uzaktan çalışma sürecinde yaşadıkları sorunlar arasında bir farklılık oluşturup oluşturmadığını, oluşturdu ise ne gibi farklılıklar olduğunu ortaya çıkarmak ve literatüre katkı sağlamaktır. Tez, dört bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci ve ikinci bölümünde literatür taraması yapılmış olup; birinci bölümde salgın hastalıklar ve pandemi dönemleri hakkında bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde uzaktan çalışma kavramları ele alınmış aynı zamanda tezin ana konusunu oluşturan Covid-19 döneminde uzaktan çalışmanın olumlu yönleri, olumsuz yönleri ve kadınlar üzerinde değerlendirilmesi yapılmıştır. Tezin üçüncü bölümünde anket ve mülakatlara yer verilmiştir. Bu çalışma İstanbul ilinde, bir çağrı merkezinde uzaktan çalışan 70 kadın ile anket tekniğiyle gerçekleştirilmiş ve bu veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada 3 anne ile de mülakat yapılmış, yapılan mülakatlar MAXQDA programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada mülakatın da yapılması ile birlikte bu çalışmanın hem nicel hem de nitel olarak sağlaması yapılmıştır. Çalışmada bu nedenle karma yöntem kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucu, yeni çalışma şekli olan uzaktan çalışmanın hem olumlu yönleri hem olumsuz yönleri ele alınmıştır. Uzaktan çalışan kadınların bu süreçteki deneyimlerinden yola çıkarak, yaşadıkları sorunlar tespit edilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur.
Kadınların iş hayatına katılmalarında sosyal sermayenin rolü: Manisa Organize Sanayi Bölgesi üzerine bir araştırma
Kadınların sosyo-demografik özellikleri, kişisel karakteristikleri, iş bulma ve sürdürme süreçlerinde bilgi ve beceri sağlama kanalları, işbirliği eğilimleri; sosyal sermaye kaynakları olarak değerlendirilmektedir. Kadınların kariyer sürecinde ve üst düzey görevlere terfilerinde, sosyal sermaye kazanım ve kullanım şekilleri erkeklerden farklılık göstermektedir. Aynı zamanda kadınların, sosyal sermayeyi oluşturmalarında karşılaştığı güçlükler ve bunlarla başa çıkabilmek için harcadıkları çaba da erkeklere kıyasla daha fazladır. Bu çalışmada kadınların çalışma hayatlarında ve kariyer gelişimindeki başarılarında, sosyal sermayenin etkisi ve sosyal sermaye edinimi için hangi kaynakları kullandıkları, nitel araştırma yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında kadın çalışanlar ve sosyal sermaye ilişkisi, Manisa Organize Sanayi Bölgesi' nde faaliyet gösteren 21 firmada çalışan kadınlar ile yapılan görüşmeler, yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile gerçekleştirilmiş, görüşme verileri içerik analizine tabi tutulmuştur. Beyaz yaka pozisyonunda çalışan kadınların yaşam memnuniyetleri, sosyal ağ ve destekleri, iş bulma ve çalışma sürecinde karşılaştığı zorluklar; sosyal sermaye düzeyleri kapsamında değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile sosyal sermayenin kadınlar için öneminin üzerinde durulmuş, sosyal sermaye düzeyinin artışı veya azalışının kadınların hangi davranışlarına bağlı olduğuna ve sosyal sermayenin kadınların kariyerleri üzerindeki etkilerine odaklanılmıştır. Araştırmada, cinsiyet eşitsizliği, aile içi sorumlulukları, toplumsal ön yargılar, sosyal ağ etkileri gibi nedenlerden dolayı kadınların sosyal sermayeden tam anlamıyla yararlanamadığı görülmüş; toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik eden politikaların ve değişen iş kültürünün, kadınların sosyal sermaye ağlarını güçlendirmelerine, sosyal ağ ilişkilerinin uzun süreli olmasına ve fırsatlardan daha fazla yararlanmalarına pozitif etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır.
Boşanmış kadınlarda psikolojik iyi oluş ile toplumsal cinsiyet algısı ve bilişsel esneklik arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada boşanmış kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri ile toplumsal cinsiyet algıları ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ek olarak boşanmış kadınların psikolojik iyi oluş düzeylerinin eğitim durumu, algılanan sosyo-ekonomik düzey, evlilik süresi, boşanmanın üzerinden geçen süre, boşanmadan sonra psikolojik yardım alıp almama durumu, boşanma nedeni, boşanma şekli, çalışma durumu, barınma şekli, yerleşim yeri ve çocuk sayısı gibi sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya 19 ile 70 yaş aralığında olan 213 boşanmış kadın katılmıştır. Katılımcılara uygun/kolayda (convinience sampling) örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Veri toplama süreci çevrim içi olarak yürütülmüştür. Bu araştırmada boşanmış kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" ile, toplumsal cinsiyet algıları "Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği" ile ve bilişsel esneklik düzeyleri ise "Bilişsel Esneklik Envanteri" ile ölçülmüştür. Katılımcılara ait demografik bilgiler araştırmacı tarafından oluşturulan "Sosyodemografik Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Araştırmada değişkenlerin ortalamaları arasındaki farkı tespit etmek için tek yönlü ANOVA ve bağımsız gruplar için t-testi yapılmıştır. Psikolojik iyi oluş, toplumsal cinsiyet algısı ve bilişsel esneklik arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda boşanmış kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri ile toplumsal cinsiyet algıları ve bilişsel esneklik düzeyleri arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca boşanmış kadınların psikolojik iyi oluş düzeylerinin eğitim durumu, algılanan sosyo-ekonomik düzey, boşanma nedeni, boşanma şekli, çalışma durumu, barınma şekli ve yerleşim yeri değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı tespit edilirken boşanmış kadınların psikolojik iyi oluş düzeylerinin evlilik süresi, boşanmanın üzerinden geçen süre, psikolojik yardım alıp almama durumu ve çocuk sayısı değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı belirlenmiştir.
COVID-19 salgını sürecinde hizmet sektöründe çalışan bireylerin kamusal ve özel alandaki deneyimlerinin toplumsal cinsiyet analizi: Manisa ili örneği
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Koronavirüs hastalığı (COVID-19) hizmet sektörünü büyük ölçüde etkisi altına almıştır. Bu süreçte hizmet sektörü çalışanları hem kamusal hem de özel alanda aktif olarak çalışmaya devam etmek zorunda kalmışlardır. Sektör çalışanları artan mesai saatleri ile gündüz kamusal alanda vardiyalarını tamamlarken; okulların kapanması, hijyen koşullarının daha da önem kazanması gibi sebeplerle geceleri özel alanda da vardiyalarına devam etmektedirler. Kadın ve erkeklerin bu çifte mesai kapsamında üstlendikleri sorumlulukların artış gösterdiğine ve toplumsal cinsiyetin bu durumu açıklamada önemli bir değişken olduğuna birçok araştırmada değinilmektedir. Buna göre tezin temel amacı salgın sürecinde toplumsal cinsiyet bağlamında bireylere yüklenen özel ve kamusal alandaki sorumluluklarının neler olduğunu ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçların nasıl karşılandığını tespit etmektir. Hem nicel hem de nitel verilere ihtiyaç duyulduğu düşünülerek farklı araştırma teknikleri kullanılmıştır. Bu doğrultuda Türkiye genelinde dijital anket uygulaması gerçekleştirilerek, erişilen istatistiksel bulgular doğrultusunda hizmet sektörü çalışanlarının yaşadıkları genel durumlar analiz edilmiştir. Analizlerin sonuçları doğrultusunda nitel verilerin toplanması için Manisa ili kapsamında uygun örneklem grubu oluşturularak grup üyeleri ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Pandemi sürecinin akademik çabalarla açıklanmasında, nicel istatistiksel bulguların yer aldığı çalışmaların yanı sıra, insan deneyimlerine odaklanmış nitel çalışmaların da katkısı olacaktır. Bu nedenle karma yöntemle gerçekleştirilen bu araştırmada, salgın sürecinin kırılgan etkisini üzerlerinde en çok hisseden grupların deneyimlerine ulaşmak ve konuya toplumsal cinsiyet perspektifinden odaklanarak alana katkı sağlamak hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Pandemi, Hizmet Sektörü, Toplumsal Cinsiyet, Bakım Emeği
Seçme ve seçilme hakkı bağlamında Azerbaycan'da kadınların siyasete katılımı
daha sonra doldurulacaktır
Destanların yeniden yazımlarındaki toplumsal cinsiyet normlarının arketipçi eleştiri bağlamında yorumlanması
Edebi eserlerin düşünülenin aksine tarih boyunca yazıldıkları dönemin ideolojileri ile kaçınılmaz bir bağı olmuştur. Özellikle kadim anlatılar olan mitler ve destanlar bu bağlamda büyük öneme sahiptirler. Bu anlatılarda ideolojilerin taşıyıcısı olarak işlev gösteren öğelerin en etkilileri de arketiplerdir. Arketipçi edebiyat eleştirisi, edebi eserleri, içerisinde yer alan evrensel, sembolik motifler ve karakter tipleri, yani arketipler üzerinden analiz eden bir yaklaşımdır. Bu çalışmada kadim anlatılarda var olan toplumsal cinsiyet normlarını pekiştiren arketipler incelenmiş ve yeniden yazım eserlerde bu arketiplerin ne şekilde dönüştürüldüğü tartışılmıştır. Bu bağlamda, arketipçi edebiyat eleştirisi çerçevesinden öncelikle kanon eserler sayılan Gılgamış Destanı, Aeneis destanı ve Odysseia destanı incelenmiştir. Bu destanlarda, kadınlık stereotiplerini oluşturan anne arketipleri ile erkeklik kalıpları ve kadın erkek arasındaki hiyerarşiyi göz önüne seren romantik aşk arketipleri ortak tema olarak yer almakta ve benzer özellikler barındırmaktadır. Bu eserlerin üçünün de kadınları erkeğe hizmet eden ikincil rollerde olduğu sürece olumlu tasvirlerle anıp, aksi durumda canavarlaştırdığı tespit edilmiştir. Benzer şekilde, üç eserde de eril ideolojinin yücelttiği erkeklik normlarına sıklıkla yer verilmiş ve kadınlarla erkekler arasında kadınları ikincilleştiren ve ötekileştiren bir hiyerarşi yaratılmıştır. Bu çalışmada, aynı zamanda, yukarıda sözü geçen kanon eserlerin yeniden yazımları sayılan Ayla Kutlu'nun Kadın Destanı, Ursula K. Le Guin'in Lavinia isimli romanı ve Margaret Atwood'un Penelope isimli romanı incelenmiş ve bu metinlerin kadim anlatılarda yer alan arketipleri nasıl dönüştürdükleri analiz edilmiştir. Üç eserde de yazarlar tarafından, orijinal metinlerde yer alan ve toplumsal cinsiyet normlarını oluşturan arketiplerin ters yüz edilerek dönüştürüldüğü tespit edilmiştir. Üç yazar da toplumsal cinsiyet normlarını oluşturan arketipleri yıkarak cinsler arasında daha eşitlikçi bir kurgu yaratmışlardır.
Kadın lise öğretmenlerinin iş/yaşam dengesinin toplumsal cinsiyet perspektifinden değerlendirilmesi: Manisa ili Yunusemre ilçesi
Bu araştırmanın amacı, lise kademesinde görev yapan kadın öğretmenlerin iş yaşam dengesini nasıl sağladıklarına ilişkin deneyimlerini ortaya çıkarmaktır. Araştırmanın çalışma grubunu 2024/2025 eğitim öğretim yılında Manisa İli Yunusemre İlçesi'nde lise kademesinde görev yapan 10 kadın öğretmen oluşturmaktadır. 10 öğretmenden görüşme yoluyla toplanan veriler tema ve kodlara ayrılarak analiz edilmiştir. Yapılan görüşmeye göre, kadın öğretmenler iş yaşam dengesizliği yaşamaktadır. Aile hayatlarında çocuk bakımı ve hane işleri oldukça yer kaplarken mesleki anlamda idare ve öğrenci kaynaklı sorunlar yaşamaktadırlar. İş ve aile yaşamı iç içe geçmekte iş ve aile arasında sınır aşımı meydana gelmektedir. Bu dengeyi sağlamaya yönelik çeşitli stratejiler geliştiren kadın öğretmenler hane içerisinde eş ve aile desteğine başvurmaktadır. Mesleki alanda ise ders saatlerini azaltmaya yönelik adımlar atmaktadırlar.
Evli bireylerin birlikte ebeveynlik yeterliliklerini yordayan değişkenlerin CHAID analizi ile incelenmesi
Bu araştırmanın amacı evli bireylerin birlikte ebeveynlik yeterliliklerini etkileyen psikososyal değişkenleri belirlemektir. Çalışmada 304'ü kadın ve 75'i erkek olan toplam 379 gönüllü ebeveyn yer almıştır. Katılımcılar, evli ve çocuk sahibi bireylerden oluşmaktadır. Çalışmada veriler; Birlikte Ebeveynlik Yeterlilikleri Ölçeği (BEYÖ), Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ), Evlilik Doyumu Ölçeği (EDÖ), Beş Faktör Kişilik Ölçeği (BFKÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu (DBF) aracılığıyla toplanmıştır. Evli bireylerin birlikte ebeveynlik yeterliliklerini yordayan psikososyal değişkenlerin (yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, yaşanılan yerleşim yeri, çocuk sayısı, çocukların cinsiyeti, ortalama gelir, algılanan sosyoekonomik düzey, toplumsal cinsiyet algısı, evlilik doyumu ve kişilik özellikleri) belirlenmesinde CHAID (Ki-kare otomatik etkileşim tespiti) analizi kullanılmıştır. Çalışma kapsamındaki tüm veriler çevrim içi olarak toplanmıştır. CHAID analizi sonuçları; evlilik doyumu, eğitim, çocuk sayısı, sorumluluk, uyumluluk, cinsiyet, toplumsal cinsiyet algısı, uyumluluk, yaş ve ebeveyn gelir düzeyi değişkenlerinin birlikte ebeveynlik yeterliliklerini anlamlı olarak yordadığını göstermiştir. Bu değişkenlerin tahmin edici önem değerleri incelendiğinde evlilik doyumu ve ebeveyn eğitim düzeyi önem değeri en yüksek değişkenler olarak dikkat çekerken, ebeveyn yaşı ve gelir düzeyi ise önem değeri en düşük değişkenlerdir.
Postdramatik tiyatroda kadın bedeni ve cinsel kimlik temsilleri
Bu tez, postdramatik tiyatroda kadın bedeni ve cinsel kimlik temsillerinin nasıl yapılandırıldığını, Judith Butler'ın "performatiflik" kuramı temelinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Sarah Kane'in Psikoz 4.48, Martin McDonagh'ın Leenane'in Güzellik Kraliçesi ve Mark Ravenhill'in Alışveriş ve S***ş adlı oyunları feminist kuram ve postdramatik tiyatro perspektifinden çok katmanlı bir biçimde incelenmiştir. Tez üç ana kuramsal yapı etrafında şekillendirilmiştir: postdramatik tiyatronun biçimsel olanakları, postmodern feminist teori ve Judith Butler'ın toplumsal cinsiyetin performatifliği kuramı. Birinci bölümde postdramatik tiyatro ve postmodern feminizmin teorik çerçevesi çizilmiş; ikinci bölümde Butler'ın kimlik, cinsiyet ve beden politikaları üzerine düşünceleri detaylandırılmıştır. Üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümlerde ise sırasıyla Kane, McDonagh ve Ravenhill'in oyunları "Karakter ve Beden", "Beden Politikalarına Eleştirel Tavır", "Kimlik ve Ses", "Geleneksel Kalıpların Ters Yüz Edilmesi", "Cinsellik ve Cinsel Kimlikler" ve "Performatiflik" başlıkları altında incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi benimsenmiş; metinler sosyo-kültürel bağlamları içinde çözümlenerek kuramsal yaklaşımlarla ilişkilendirilmiştir. Butler'ın "kimliğin özsel değil, toplumsal normların tekrar yoluyla kurulan bir performans olduğu" düşüncesinden yola çıkılarak, kadın karakterlerin bedensel ve cinsel temsillerinin nasıl sabitlenemez, akışkan ve çelişkili yapılarla biçimlendiği gösterilmiştir. Tezin sonucunda, incelenen oyunların, kadın bedenini yalnızca temsili değil aynı zamanda politik bir sahneleme aracı olarak kullandığı; toplumsal cinsiyet normlarına meydan okuyarak alternatif kimlik formlarını görünür kıldığı ortaya konmuştur. Bu çerçevede, postdramatik tiyatronun biçimsel yapısı ile feminist kuramın ideolojik zemini arasında güçlü bir etkileşim olduğu; bedenin, sesin ve sessizliğin politik bir direnç alanı hâline geldiği sonucuna ulaşılmıştır.
Değişen dünyada İranlı kadınların hak ve özgürlük arayışı: Manisa'da yaşayan İranlı kadınlar örneği
11 Şubat 1979'de gerçekleşen ve Şah döneminin sona erip İran İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlanan İran devrimi, sadece siyasi olarak değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel etkileri yönüyle de halen tartışılmaktadır. Devrimden kısa bir zaman sonra başlayan ve sekiz yıl boyunca devam eden İran-Irak savaşının 1988'de sona ermesiyle, devrimin İran halkı üzerindeki etkileri daha fazla hissedilmeye başlanmıştır. 1990'ların başında Doğu Bloğunun dağılmasının da etkisiyle farklı toplumlarda başlayan özgürlük tartışmaları, devrimin yeni yüzünü ancak hisseden İran halkının itiraz ve tepkilerini ifade etmeleri açısından toplumsal şartların elverişli olması anlamına gelmiş, dünyada genel olarak yaygınlaşan özgürlük söylemleri İran halkının protesto gösterileri için fırsat oluşturmuştur. İran'da başlayan bu sivil itaatsizliğin en önemli aktörlerinden biri de kadınlar olmuştur. Özellikle, eğitim seviyesi nispeten yüksek olan kadınların bazıları İran'daki baskı rejimine direnmeyi seçerken, bazıları da daha özgür olduğunu düşündükleri ülkelere göç etme yolunu seçmişlerdir. 2014-2018 yılları arasında Türkiye'de İranlı göçmen sayısı yaklaşık dört katına ulaşmıştır. 2018 yılında Türkiye'ye gelen 176.355 göçmenin 2.773'ü İranlı göçmenlerden oluşmaktadır. İranlı göçmenlerin ikamet ettikleri illerden olan Manisa'da da benzeri bir durum söz konusudur. İşte bu çalışmanın amacı, Manisa'da yaşayan İranlı kadınlar örneğinden yola çıkarak "hak ve özgürlük" arayışının gerekçesini oluşturan toplumsal şartların kadınlar tarafından nasıl algılandığını ortaya koymaktır. Bu amaçla gerçekleştirilen araştırmada Manisa ilinde yaşayan 10 İranlı kadın katılımcı ile nitel araştırma kapsamında derinlemesine görüşme yapılmıştır. Görüşmelerde elde edilen veriler tematik olarak analiz edilmiştir. Bu analizin sonunda İranlı kadınların ülkelerindeki siyasi rejimin baskıcı niteliğinden ötürü özgürlük arayışına yöneldikleri ve Türkiye'ye bu arayışın neticesinde göç ettikleri, İran'da özellikle giyim, evlilik ve çalışma hayatında cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldıkları, Türkiye'de kadın olmanın görece daha özgür olmayı içerse de bunun Avrupa ülkeleri ölçüsünde olmadığını düşündükleri bulgularına erişilmiştir.
Türk edebiyatının ilk romancı kadını Fatma Aliye'nin direnen kadınları
Türk Edebiyatı'nın ilk romancı kadını unvanına sahip olan Fatma Aliye Hanım, 1862 yılında İstanbul'da dünyaya gelir. Fatma Aliye Hanım, Osmanlı Devleti'nde tarihçi ve hukukçu olarak görev yapmış olan önemli bir devlet insanı Ahmet Cevdet Paşa'nın kızıdır. Küçük yaşlardan itibaren eğitim-öğretime ilgili olan Fatma Aliye Hanım, toplumsal sorunlara karşı bilinçli ve duyarlıdır. Bu sorunlar içerisinde romanlarında ısrarla üzerinde durduğu kadınının eğitimi, kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi konular yer alır. Geleneksel anlamdaki kadın-erkek rollerini tersine çevirmeyi amaçlayan Fatma Aliye Hanım, romanlarında kadınları merkezde tutarak onları ön plana çıkarmayı amaçlar. Geleneksel ataerkil anlayışın aksine kadın ve erkeğin eşit olması gerektiğini savunur. Bu tezin birinci bölümünde Fatma Aliye Hanım'ın yaşadığı Osmanlı Dönemi'nin tarihsel ve sosyolojik bir incelemesi yapılır, ikinci bölümde feminist teoriler içerisinde ilk ortaya çıkan liberal feminist teori üzerine detaylı bir inceleme yapılır. Son olarak üçüncü bölümde ise, Fatma Aliye Hanım'ın hayatı ve eserlerine değinilir ve bu eserler içerisinde tarih sırasına göre Refet, Udi ve Enin romanları üzerinde durularak Fatma Aliye Hanım'ın kadının eğitim, çalışma yaşamı, özel-kamusal alan ayrımı, aile-evlilik ve hukuk gibi konular içerisindeki konumu üzerine yaptığı değerlendirmeler liberal feminist teori ışığında yorumlanır. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Dönemi, Fatma Aliye Hanım, toplumsal cinsiyet, liberal feminist teori, aile, toplum
Tanrıçalıktan Orta Çağ'ın cadı avı geleneği: Kadının itibarsızlaştırılması üzerine bir inceleme
Bu çalışma ilkel dönemden başlayan bir yol haritası çizerek Orta Çağ'da kadınların karşı karşıya bırakıldığı cadılık suçlamaları ile tarihte kadının değer problemine eğilmeyi amaçlamaktadır. Tezimizin iddiası kadınların Orta Çağ'daki cadı avları noktasına nasıl getirildiğiyle ilgili süreci değerlendirebilmektir. İlk bölümde kategorileştirmeden daha uzak olunan taş devirlerinde kadın ve erkeğin yaşamdaki ortaklığı üzerinde dururuz. Yaşamlarını sürdürmek için birbirlerine duydukları ihtiyaç ve yaşamsal faaliyetlerdeki ortaklıkları ile kadının birincil statüsü hakkında bir incelemeye başvururuz. İkinci bölümde toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine kodlar oluşturduğunu düşündüğümüz dinlerin çizdiği kadın profillerini inceleriz. Kutsal kitaplardaki kadın ve ahlak anlayışı üzerinden bir çıkarım yapabilmeyi planlarız. Üçüncü bölümde bir önceki bölümde Hıristiyanlığın kadınlar hakkındaki değerlendirmesini detaylandırmak ve Orta Çağ'ın amaç ve sonuç itibariyle en önemli gelişmelerinden olan Haçlı Seferleri ve bu seferlerdeki Hıristiyan ve Müslüman kadınlar üzerinde dururuz. Araştırmamız dördüncü bölümde bir dönem tanrıçalığına ikna olunan kadının geldiği son itibarsızlık noktası olan cadılık üzerinde yoğunlaşır. Aynı bölümü Avrupa'da yaklaşık üç yüz elli yıl süren cadı avı geleneğinde söz konusu olan kadınların benzer ve farklı özelliklerini, fiziksel görünüşlerini ve yaşam tarzlarını değerlendirmekle sürdürürüz. Cadılık deneyleri, Engizisyon Mahkemeleri ve yargılamayı bir bütün şeklinde ele alırız. Son bölümde gerek Avrupa tarihi, gerek kadın tarihi üzerine araştırmalarda karşımıza çıkan Jeanne d'Arc karakterinin incelemesinde bulunuruz. Son kertede tezimiz, önce cadılık suçlamasıyla infaz edilen, sonra da azizeliği ilan edilen Jeanne d'Arc karakterinin itibarının önce alınıp sonra iade edilmesiyle görülen çelişkili tutumla tarihte kadınlara karşı geliştirilen tutarsız algılamayı somutlaştırmayı iddia eder. Anahtar kelimeler: Tanrıça, Orta Çağ, Cadı Avı, Kadın.
Ütopyalarda kadın, feminist bir ütopya incelemesi: Charlotte P. Gilman: Kadınlar Ülkesi
Ütopyalar, mevcut sistemin toplumsal, siyasal ve ekonomik yapılanmalarında görülen eksiklik ve hatalara karşı bir eleştiri özelliği taşımaktadır. Bunun yanında ütopyalar, bu eksikliklerin ve hataların giderildiği, alternatif bir "daha iyi" toplum tasarımı ortaya koyarlar. Feminizm, ataerkil ideolojinin yaratmış olduğu cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığa karşı bir mücadele şeklidir. Feminizmin hedefi cinsiyetçiliği, cinsiyetçi baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmaktır. Feminist hareket, erkek egemen düzenle mücadele ederken farklı yöntemler ve araçlar kullanmış ve geliştirmiştir. Ütopyalar, feminist mücadelenin araçlarından biri olmuştur. Bu çalışma, geleneksel ütopyalarla feminist ütopyalar arasındaki farkları ortaya koyarak toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna yaklaşım farklılıklarını açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Geleneksel ütopyalar, eşit ve adil bir düzen tesis etmeyi hedefleseler de cinsiyetler arası ayrımı devam ettirdikleri için eşitlik iddialarında başarılı olamamıştır. Bu durum eşitlik mücadelesine kadınların dahil edilmediğini göstermektedir. Feminist ütopyalar ise, eşit ve adil bir dünyanın cinsiyet eşitliği sağlanmadan mümkün olamayacağını göstermiştir.
Boşanma sürecindeki kadınların sosyo-ekonomik özellikleri, sosyal destek ve umutsuzluk düzeyleri ile ilişkili faktörlerin tanımlanması
Bu çalışma boşanma sürecindeki kadınların sosyo-ekonomik özellikleri ve sosyal destek ile umutsuzluk düzeylerinin ilişkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın evrenini, 01.09.2016-30.04.2017 tarihleri arasında Manisa Adliyesi, Aile Mahkemelerinde boşanma davaları devam eden 828 kadın oluştururken, bu evren arasından basit seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenen boşanma sürecindeki 242 kadın ise örneklemi oluşturmuştur. Bu doğrultuda araştırmanın bağımlı değişkeni boşanma sürecindeki kadınların umutsuzluk düzeyiyken, boşanma sürecindeki kadınların sosyo-ekonomik özellikleri ile algıladıkları sosyal destek düzeyi bağımsız değişken olarak ele alınmıştır. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemi kapsamında, araştırma verileri sosyo-demografik anket formu, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), İndependent Sample T Testi kullanılmıştır. Kadınların algılandıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyi arasındaki ilişkinin analizi Pearson Korelasyon Tekniği ile yapılırken ileri analizinde Enter Metodu ve Regresyon Analizinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularında boşanma sürecindeki kadınların gelir seviyesi(t(239)=3,882, p< .05), 12 yaşına kadar yaşadıkları yerleşim yeri (t(197)= -2,897, p<.05) ve boşanma sürecinde bir arada yaşadıkları kişiler(t(240)=2,107, p<.05) ile umutsuzluk düzeyleri arasında anlamlı bir farklılaşma görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre boşanma sürecindeki kadınlara, özel kişilerin sağladığı sosyal desteğin artmasıyla umutsuzluk düzeyinin azaldığı saptanmıştır(β=.15, t(241)=2.19,p<.05). Sonuçlar kadınların umutsuzluklarını azaltabilmek için profesyonel desteğin yaygın hale getirilerek ulaşılabilir olması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Boşanma, Kadın, Sosyal Destek, Umutsuzluk
Cinsiyet ayrımcılığının ve ötekileştirme pratiklerinin LGBTİ+'in cinsiyet algısına etkisi: İstanbul ve İzmir
"Cinsiyet Ayrımcılığının ve Ötekileştirme Pratiklerinin LGBTİ+'in Cinsiyet Algısına Etkisi: İstanbul ve İzmir Örneği" isimli bu tez çalışmasının amacı, LGBTİ+'ların toplumsal yaşamda deneyimlediği ötekileştirilme ve ayrımcılık süreçlerini etkileyen faktörleri tespit etmektir. Bu amaçtan hareketle; tez kapsamında sosyolojik olarak böyle bir analizin, toplumsal yaşamdaki görünmeyen süreçlerin ortaya çıkarılmasında ve konuyla ilgili çözüm politikalarının oluşturulmasında önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çerçevede çalışmanın araştırma boyutunda; araştırma problemlerini kapsamlı olarak irdeleyebilmek, bir yöntemin zayıf yönünün diğer yöntemin güçlü yönüyle tamamlayabilmek amacıyla bir yöntemin diğer yöntemdeki eksik yönlerini güçlendirmek amacıyla, karma model yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışmanın nicel aşamasında konuyla ilgili literatür doğrultusunda hazırlanan anket soruları, İstanbul ve İzmir'de ikamet eden, tesadüfi örnekleme modülüne dayalı olarak belirlenen, 146 kişiye uygulanmıştır. Araştırmanın nitel aşamasında 17 kişi ile görüşme yapılmıştır. Nicel kısımda SPSS15 analiz programı, nitel kısımda ise içerik analizi ve tematik analiz kullanılmıştır. Araştırmada, katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, toplumsal cinsiyet algıları, cinsiyet kimliğinin toplumsal yaşamla ilişkisi, yaşanılan ayrımcılık ve önyargılara ilişkin cinsiyet algısını etkileyen unsurlar arasındaki anlamlılık düzeyi analiz edilmiştir. LGBTİ+'lar sosyalizasyon süreçlerinde sorunlarla karşılaşmakta ve bu sorunlar hayatlarının hemen her alanını etkilemektedir. Toplumda LGBTİ+'ların deneyimlediği önyargı ve ayrımcılığın iç içe geçmiş birçok nedeni araştırma bulguları arasında yer almaktadır. LGBTİ+'lar en fazla ayrımcılık ve ötekileştirme pratiklerine, LGBT+ hakkında bilgisi olmayan insanlar tarafından maruz kalmaktadırlar. Ayrıca toplumsal düzene tehdit görüldükleri için ayrımcılık pratiklerinin deneyimlendiği de yine bulgular arasındadır.
Okul öncesi eğitime devam eden çocukların toplumsal cinsiyet algılarının resimlerle incelenmesi
Kadın veya erkek olduğumuz için toplumun bizden farklı beklentileri ve bize yükledikleri farklı roller vardır ve birçoğumuz bu cinsiyetçi kalıpları üzerimizde bir yük olarak görür ve baskı altında hissederiz. Çocukların cinsiyete özgü davranışlarının ebeveynlerinin çocuk yetiştirme tutumlarından etkilendiği; birçok anne ve babanın farkında olmayarak kız ve erkek çocuklarının cinsiyet rolüne uygun özellikler kazanmaları beklentisinde oldukları bilinmektedir. Bu beklentiler ebeveynlerin çocuğa karşı olan davranışlarını etkilemektedir. Dolayısıyla okul öncesi dönemdeki çocukların toplumsal cinsiyet algılarında ailenin rolünü belirlemek gelecek için çok önemlidir. Çünkü çocuğun sosyalleşmesinin başladığı ilk ocak aile ocağıdır.. Resim çizmek, çocukların tutum ve duygularının anlaşılmasında kullanılan maliyeti düşük ve eğlenceli bir yöntemdir. Kolay bir anlatım aracı olması nedeniyle sınırlı sözcük bilgisine sahip bir çocuk için, kendisiyle dış dünya arasında iletişimi sağlayan bir araçtır (Artut 2002; Matthews 2003; Skybo, Ryan-Wengwe ve Su 2007; Yavuzer 2007; Yolcu 2004). İnan (2006), yaptığı çalışmada çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmelerinde resmi bir araç olarak kullanılabildiklerini ve çocuğu anlamada çocuk bu resimlerin önemli bir yeri olduğunu belirtmiştir. İçinde yaşadığı sosyal çevrenin, çocuğun üzerindeki etkilerinin ve davranış problemlerinin belirlenebilmesinde resmin araç olarak kullanılabileceği düşünülerek araştırmamızda, şehrimizde okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 6 yaş çocukların yaptıkları anne ve baba resimleri aracılığıyla toplumsal cinsiyet algısını ortaya çıkarmak ve toplumsal cinsiyet rollerini belirlemek, bu konuda teşhisler yapmak ve öneriler ortaya koymak amaçlanmıştır.
Mary Wollstonecraft'ta kadın hakları üzerine bir inceleme
Mary Wollstonecraft günümüzden 230 yıl öncesinde kadınların erkek egemen toplum düzeni tarafından bilinçli bir şekilde eğitimsiz bırakılmasını ve onların toplumsal alandan koparılarak eve hapsedilmesini kaleme alarak, yüksek sesle eleştiren ilk İngiliz feminist yazardır. Wollstonecraft kadınların eğitim sayesinde ufkunu genişleterek onlara uygun fiziksel ve zihinsel eğitim verildiğinde bu kör itaatten kurtulacaklarını savunmuştur. Wollstonecraft siyasi düşünce tarihinde büyük bir ses olmuş ve bu tezin yazılma amacını oluşturan kadın haklarının önemli bir parçası olarak gördüğü eğitim hakkının öneminden bahsetmiştir. 17. ve 18. yüzyıl filozoflarından Rousseau ve Locke'un erkeklere yönelik taraflı eğitim felsefelerini de inceleyerek; doğa, kadın ve erkeğe eşit davranırken sizler neden bu ayrımı yaratıyorsunuz diyerek onları eleştirmiştir. Wollstonecraft tüm çalışmalarında 'Özel olan siyasaldır.' görüşünü savunarak geleneksel aile ve cinsiyet rollerini sorgulamıştır. Kadınlara eşit eğitim fırsatları sağlandığında onlardan daha iyi eşler, yurttaşlar ve daha iyi anneler olabileceği sonucuna varmıştır.
Sevgi Soysal'ın romanlarında kent, mekân ve toplumsal cinsiyet
Sevgi Soysal, modern Türkçe literatürde feminist kanonu inşa eden metinleriyle otantik bir yazardır. Sevgi Soysal'ın romanlarına toplumsal cinsiyet, kent ve mekân bağlamında yaklaşıldığında romanların belirli temalar etrafında kurgulandıkları fark edilir. Tante Rosa (1968), kentli kadınların gündelik yaşamlarında yer edinen bir magazin dergisinden yola çıkarak popüler feminizm kavramı üzerine düşünmeyi önerir. Yürümek (1970), toplum tarafından sürekli gözetlenen cinsiyet kimliklerinin nasıl da kırılganlaştığını sorgulayan benzersiz bir bildungsromandır. Yenişehir'de Bir Öğle Vakti (1973), ensest gibi görmezden gelinen bir gerçekle yüzleştirir okurlarını. Şafak (1975) ise Türkçe edebiyat kanonunda otobiyografik unsurlar taşıyan, sürgünlük ve tutsaklık psikolojisine dair yazılmış en iyi romanlardan biridir. Bu çalışmada Sevgi Soysal'ın Tante Rosa (1968), Yürümek (1970), Yenişehir'de Bir Öğle Vakti (1973) ve Şafak (1975) romanlarındaki metinlerarası ilişkiler göz ardı edilmeden toplumsal cinsiyet ideolojisinin sembolik düzen ve kent mekânı bağlamında kurduğu iktidar ilişkisini deşifre eden yeni bir okuma yapılması amaçlanmaktadır. Bu güncel ve eleştirel okumanın bir diğer amacı da –hem doğdukları coğrafyadan hem de anne/dillerinden sürgün edilen ve sembolik düzeni ataerkil değerlerin hegemonyasından özgürleştirme uğraşında olan– Hélène Cixous, Luce Irigaray ve Julia Kristeva'nın anlam dünyasına Sevgi Soysal'ı yakınlaştırmaktır.
Televizyon dizilerinde toplumsal cinsiyet temsili örneği olarak "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada hedef, toplum tarafından kadın ve erkeğe biçilmiş olan rollerin en çok izlenen saatlerde yayında olan Türk dizilerindeki karakterler aracılığı ile nasıl temsil edildiğini, toplumsal cinsiyet rollerinin bu şekilde nasıl yeniden üretildiğini ve ataerkil toplumsal yapının özelliklerinin dizinin hikayesi ve karakterlerinde nasıl sunulduğunu ortaya koymaktır. Burada içeriğinde yer alan karakterler ve hikayesi aracılığı ile toplumsal cinsiyet kalıplarının yeniden üretilmesini sağlayan ve 2010-2013 yılları arasında Kanal D'de gösterimde olan "Öyle Bir Geçer Zaman Ki" dizisi örneklem olarak seçilmiştir. Bu dizi, nitel yöntem ile incelenerek dizide kadın ve erkek temsillerinin nasıl sunulduğuna ve dizilerdeki bu temsil sorununun karakterler ve hikâye üzerinden nasıl ortaya konulduğuna yer verilecektir.
Türkiye'de Roman Kadınların Sağlık Hizmetlerine Erişimi: İzmir Örneği
Tarih boyunca, çeşitli coğrafyalarda yaşayan Romanlar, gittikleri bölgelerin ötekisi olarak algılanmış, dışlayıcı tutum ve davranışlara maruz kalmışlardır. Bu tutum ve davranışlar, yasal olarak eşit şekilde faydalanmaları gereken eğitim, istihdam, barınma ve sağlık gibi alanlarda haklarının zaman zaman ihlal edilmesi sonucunu doğurmuştur. Türkçe literatürde bu hak ihlallerine değinildiği ancak Roman kadınlara feminist metodolojiyle eğilen çalışmaların oldukça az olduğu göze çarpmaktadır. Bu tez, Romanların yoğun bir şekilde ikamet ettikleri İzmir'in Karşıyaka ilçesindeki 16 Roman kadınla yapılan derinlemesine mülakatları içermektedir. Görüşmelerde feminist metodoloji kullanılmış ve fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Tezin problemini oluşturan, Roman kadınların sağlık hizmetlerine eşit bir şekilde yararlanamadığı düşüncesiyle, Roman kadın kimliğini oluşturan dinamikler, Roman kadınların sağlık hizmetlerine erişimleri ve dışlanma ila baş etme yöntemleri, annelik deneyimleri ve bu süreçte sağlık hizmetlerine erişimleri hakkında bilgiler edinilmiştir. Bu çerçevede yürütülen tez çalışması sonucunda, Roman kadınlarının kimlik süreçlerini inşa eden pratiklerin domino etkisiyle kamusal hizmetlere başvurma refleksini etkilediği ve bunlardan birinin de sağlık hizmetlerine başvurma olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan sağlık personelinin önyargılı tutumu ve maddi koşulların sağlık hizmetlerine erişimin önündeki önemli engeller arasında olduğu tespit edilmiştir. Roman kadınlar her ne kadar farklı deneyimler yaşasalar da, temelde sunulan sağlık hizmetlerinden ayrımcılık ve sosyal dışlanmanın etkisiyle tam olarak yararlanamadıkları ve gebelik sürecinde de bu durumun devam ettiği fark edilmiştir. Ayrıca, Roman kadınların sağlık hizmetlerine erişimde uğradıkları dışlayıcı tutum ve davranışlara karşı geliştirdikleri başa çıkma yöntemlerinin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Roman kadın, sağlık hizmetleri, erişim, ayrımcılık, sosyal dışlanma
Genç mülteci kadınların üreme sağlığına yönelik farkındalıklarının feminist sosyal hizmet açısından değerlendirilmesi
"Genç Mülteci Kadınların Üreme Sağlığına Yönelik Farkındalıklarının Feminist Sosyal Hizmet Açısından Değerlendirilmesi" isimli bu tez çalışması ile İzmir İli özelinde, Suriye savaşından etkilenerek Türkiye'ye sığınan 18-30 yaş aralığındaki evli genç mülteci kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri çerçevesinde, üreme sağlığına yönelik farkındalıklarının feminist sosyal hizmet bakış açısı ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kadınların "üreme"deki rolleri ile toplumsal konum arasındaki ilişki, feminist düşünce tarihinin ilgilendiği en temel sorunlardan biridir. Göç süreçlerinde mülteci kadınlar kadın sağlığına yönelik birçok sorunla karşılaşmaktadır. Özellikle genç mülteci kadınların üreme sağlığı ile ilgili durumlar göz ardı edilmektedir. Genç mülteci kadınların, üreme sağlığına yönelik "deneyimlerine ve yaşamsal pratiklerine" odaklanan bu araştırma; "nitel" araştırma yaklaşımlarında kullanılan "fenomenoloji" deseninde tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu oluşturan 26 Suriyeli genç kadın mülteciye "ölçüt" örneklem yoluyla ulaşılmıştır. Araştırma verileri, "yarı-yapılandırılmış görüşme formu" kullanılarak, derinlemesine görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Veriler "MAXQDA Analytics Pro 2020" nitel veri analiz programından yararlanılarak tematik olarak analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular sosyo-demografik özellikler ve erkek egemen toplumlarda kadınlara atfedilen toplumsal cinsiyet pratikleri sonucu meydana gelen toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri üzerinden iki ana temada, "Genç Mülteci Kadınların Üreme Sağlığı Bilgisi" ve "Genç Mülteci Kadınların Kendi Kaderini Tayin Hakkı" çerçevesinde ele alınmış olup; hem cinsel/üreme sağlıklarına yönelik hem de aile içindeki roller ve karar alma/verme süreçlerindeki söz hakları açısından kadınların deneyimleri üzerinden analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, genç mülteci kadınların ataerkil toplumdaki görünmezliği ile mücadele etmek adına öncelikle kadınların hak ihlallerine karşı farkındalıklarını artırarak güçlendirmelerinin sağlanması gerektiğini; kadınların yaşamlarında onları güçlendirecek kurumlara ihtiyaç olduğunu; hak temelli feminist sosyal hizmet uygulamalarıyla kadınların bu kurumlardan yararlanmalarının bireysel güçlenmelerini sağlamanın yanı sıra toplumu da güçlendireceği sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar kelimeler: genç mülteci, kadın, üreme sağlığı, cinsel sağlık, feminist sosyal hizmet
İslamcılık ekseninde modernleşen Osmanlı İmparatorluğu'nda kadın-erkek eşitliği tartışmaları
Bu tezin amacı bir dönem İslam dünyasını etkisi altına alan İslamcılık akımının Osmanlı Devleti'nde 19. Yüzyılın ikinci yarısından II. Meşrutiyet döneminin sonuna kadar olan süreçte Türk toplumuna etkilerini kadın-erkek eşitliği tartışmaları üzerinden irdelemektir. Araştırmanın toplumsal ve modernleşme sürecine katkısı, her iki cinsiyet içinde tartışılmaktadır. Tez öncelikli olarak bazı temel kavramların açıklanması, ardından da Osmanlı İslamcılığı üzerine kısa bir literatür taraması şeklinde hazırlanarak ortaya çıkarılmıştır. Çalışma hayata geçirilirken dönemin İslamcı aydınlarının fikirleri, Modenleşme ve II. Meşrutiyet dönemi hakkında Türkiye'de yapılmış temel eserler öncelikli olarak kullanılmıştır. Bunun dışında bir takım kavramların Batı ve İslam sentezli olmasından dolayı Türkçe'nin yanı sıra İngilizce kaynaklardan da yararlanılmıştır. Çalışma hayata geçirilirken Osmanlı İmparatorluğu döneminin İslamcı Aydınları olan, Mustafa Sabri Efendi (1869-1954), Musa Kazım Efendi (1858- 1920), Said Halim Paşa (1864-1921) ve Mehmet Şemsettin Günaltay (1883-1961), dönemin İslami söylemini cinsiyetleştiren fikirleriyle öne çıkmışlardır. İslamcı aydınlar kadın sorununu örtünme, çok eşlilik, kadının eğitimi, kadının özel alan/ aile içi görevleri, kadının iş hayatına/kamusal hayata katılmaları üzerinden tartışıp söylem üretmişlerdir. Bu çalışma İslamcılığı değişmeyen, monolotik bir ideoloji görmekten ziyade, kendi içinde çeşitlendiğini göstermesi bakımından da önem arz etmektedir.
Kırsal alanda yaşayan kadınların söylemleri üzerinden kadınlık kimliklerinin kuruluşunun ve dönüşümünün analizi: Manisa ili Akhisar ilçesi Karaköy mahallesi örneği
"Kırsal Alanda Yaşayan Kadınların Söylemleri Üzerinden Kadınlık Kimliklerinin Kuruluşunun ve Dönüşümünün Analizi-Manisa İli Akhisar İlçesi Karaköy Mahallesi Örneği" isimli bu tez çalışmasının amacı, kırsalda yaşayan kadınların kadınlık ve erkeklik kimliklerinin kurgulanmasında hâkim olan ataerkil kültürün kuşaklar arası aktarımını kadınların söylemleri üzerinden açığa çıkarmak, söylemlere ilişkin benzerlikleri ve farklılıkları anlamaktır. Çalışmanın amacından hareketle, tez kapsamında yapılan bu analizin kırsal alanda yaşayan kadınların ataerkillik ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcı uygulamalar nedeniyle karşı karşıya kaldığı sorunların açığa çıkarılması ve çözüm politikalarının oluşturulmasında önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çerçevede çalışmanın araştırma boyutunda; ilgili literatür taranarak hazırlanan yarı yapılandırılmış form doğrultusunda derinlemesine görüşme tekniğiyle veriler toplanmış, verilerin analizinde feminist metodolojiden yararlanılmıştır. Araştırma problemlerini kapsamlı olarak inceleyebilmek amacıyla nitel yaklaşımın kullanıldığı çalışmanın verileri, literatür doğrultusunda oluşturulmuş sosyo-demografik soru formuyla desteklenmiştir. İki aşamalı olarak tasarlanan saha araştırmasının ilk aşamasında kadınların sosyo-demografik yapılarına ait veriler "Sosyo-Demografik Görüşme Formu", ikinci aşamasında kadınlara ait veriler ise "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" aracılığıyla elde edilmiştir. Manisa'nın Akhisar İlçesi Karaköy Mahallesi'nde yaşayan annelerle ve annelerin evli kız çocuklarıyla, 1. kuşaktan 8 kadın, 2. kuşaktan 8 kadın olmak üzere 16 kadınla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nitel aşamasında; gündelik yaşamın ifade edilmesinde, ev içinde ve kamusal alanda ilişkilerin sürdürülmesinde belirleyici ve yönlendirici olan ataerkil söylemlerin, kadınlık ve erkeklik kimliklerinin tanımlanmasına, dönüştürülmesine ve kuşaklar arasındaki deneyimlere etkisi ortaya konmuş, çalışmanın bulguları tematik analiz çerçevesinde analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda; Karaköy Mahallesi'nde yaşayan 1. kuşak ve 2. kuşak kadınların kadınlık ve erkeklik kimliklerini tanımlayan söylemlerinde ve buna bağlı deneyimlerinde; kadın bedeni, doğurganlık ve cinselliğin denetimine ve kırsal alanda yaşayan kadınların sosyal hareketlilik temasına yönelik söylemlerinde kuşaklar arası farklılaşmaların yer aldığını gösteren bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ataerkillik, Kırsal Alan, Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Karaköy Mahallesi, Kadınlık ve Erkeklik Kimliği, Kuşaklararası Aktarım
Yeşilçam sinemasında kadın temsilleri: Türkan Şoray filmleri örneği
Toplumsal cinsiyet bireylerin biyolojik cinsiyetleri gözetilerek toplumun kültürü ile şekillenen kadınlık ve erkekliğin toplumsal anlamıdır. Toplumsal cinsiyet sonradan inşa edilen bir olgu olması nedeni ile dönüşüm gösterebilir. Bireylerin sosyalleşme süreçlerinde öğrendikleri toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının sürekliliği, yeniden inşası ile mümkündür. İzler kitlenin genişliği düşünüldüğünde toplumsal cinsiyetin yeniden inşası için en etkili araçlardan biri de sinemadır. Sinema kadının cinsiyetçi bir bakış açısı ile yapılan kadınlık tanımını onaylamak, yeniden üretmek için oldukça etkili bir iletişim aracıdır. Sinema filmleri tarafından, cinsiyetçi bir bakış açısı ile oluşturulan kadın imgeleri sürekli tekrar edilerek toplumsal gerçekliklere dönüşmektedir. Bu çalışmada; kendisi de bir yıldız oyuncu olan Türkan Şoray'ın yönetmenliğini yaptığı Yeşilçam sineması içinde yer alan Dönüş, Yılanı Öldürseler, Azap ve Bodrum Hâkimi adlı filmler doküman analizi tekniği ile incelenmiştir. Yeşilçam filmlerindeki kadın temsilleri değerlendirilerek Şoray'ın yönettiği filmlerde, kadın karakterlerin nasıl yansıtıldığı, kadının nasıl konumlandırıldığı, kadına dair filmlerin genel anlatı yapısı çerçevesinde incelenmiştir. Şoray'ın filmlerinde güçlü kadın imajı ile sunduğu kadın karakterlerin geleneksel kadınlık kodlarının dışına çıkıp çıkamadıkları ya da ne kadar çıktıkları; toplumun kadına çizdiği sınırları ne kadar zorladıkları, Yeşilçam melodramlarının zihinlere nakşettiği ideal kadın kimlikleri ile nasıl oynandığı ve kadının toplumsal cinsiyet rolleri dışına çıkarak sergiledikleri güçlü, sorgulayan ve varoluş mücadelesi veren karakterler incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Kadın, Medya, Toplumsal Cinsiyet, Yeşilçam, Türkan Şoray durulacaktır.
Kuşaklararası aile dayanışması biçimleri ve cinsiyete dayalı işbölümü: Gaziantep örneği
Günümüzde değişen nüfus yapısının kuşak çeşitliliğine sebebiyet verdiği son yıllarda kuşaklararası dayanışma kavramı önem kazanan konulardan biridir. Bu tezde kuşaklararası dayanışma içerisinde olan ailelerdeki cinsiyete dayalı işbölümü irdelenerek, kuşaklararası dayanışma kavramı feminist metodoloji çerçevesinde incelenmiştir. Bu bağlamda nitel şekilde tasarlanan araştırmada amaca yönelik örneklem tekniği kullanılarak Gaziantep'te dört dikey kuşak yaşayan yedi aileye ulaşılmıştır. Bu aile üyelerinden üst kuşak yaşlı ebeveyn; orta kuşak yetişkin çocuk ve eşi; alt kuşaktan artık kendisi de ebeveyn olan torun ve eşi olmak üzere beşer kişi ile görüşülmüştür. Aynı ailenin üyesi olan üç farklı kuşak bireylerin bu dayanışmadan nasıl etkilendiği ve dayanışmayı nasıl sürdürdükleri tartışılmıştır. Özellikle nüfus yaşlanmasına bağlı olarak birden çok kuşağı desteklemek zorunda kalan panini sandviç kuşak kadınların durumları incelenmiştir. Sonuç olarak cinsiyete dayalı işbölümü neticesinde kuşaklararası dayanışmada kadınların ve erkeklerin üstlendikleri rollerin farklılaştığı görülmüştür. Erkekler genel anlamda aile içi duygusal ilişkilerle ilgilenmeden, dışarıya yönelik işlerde sorumluluk üstlenirken; aile içi ilişkileri kurgulamak ve yürütmek kadınların görevidir. Dolayısıyla aile dayanışmasının görünmez işçileri kadınlardır. Ayrıca örneklem dahilinde görüşülen ailelerde yatay kuşak akrabalıkların varlığına bağlı olarak panini sandviç kuşak olma durumu görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: kuşaklararası dayanışma, cinsiyete dayalı işbölümü, bakım emeği, panini sandviç kuşak
Türkiye'deki İlahiyat Fakültelerinde çalışan kadın öğretim üyelerinin akademik alanda yaşadıkları deneyimler
Bilim dünyasında kadın görünürlüğünün arttığı yadsınamaz bir gerçektir fakat yüksek din öğretimi kurumları olan İlahiyat Fakültelerinde kadın sayıları oldukça azdır. Araştırmanın amacı; İlahiyat Fakültelerinde çalışan kadın öğretim üyelerinin sayılarının neden az olduğunu anlamak, cinsiyetleri nedeniyle kariyer basamaklarını tırmanırken doğrudan ve açıkça yapılan bir fırsat eşitsizliği olup olmadığını tespit etmek, problemleri ortaya koymaktır. Bu çerçevede İlahiyat Fakültesinde çalışan kadın öğretim üyeleriyle araştırma gerçekleştirilmiştir. Elde edilecek verilerin anlamlı kılınması için nicel ve nitel araştırma yöntemleri bir arada kullanılmış, karma yöntem araştırması olarak tasarlanmıştır. Türkiye'deki İlahiyat Fakültelerinde çalışan kadın öğretim üyelerinden çalışmaya gönüllü olarak katılan 62 kadın öğretim üyesinin anket sonuçları ve 5 kadın öğretim üyesi ile yapılan derinlemesine görüşmeler analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda kadınların kamusal alanda var olmak için zorlu mücadeleler verdiği görülmüştür. Dini eğitim kurumlarına geç bir dönemde dâhil olmak, başörtüsü, kontenjan, katsayı adaletsizliğine karşı ayrı ayrı engelleri aşmanın kolay olmadığı çalışmada edinilen önemli bulgular arasındadır. Anahtar Sözcükler: Kadın öğretim üyesi, toplumsal cinsiyet, din eğitimi kurumları, ilahiyat fakültesi, imam-hatip okulları, aile.
Kırsal kadın emeğinin kullanım biçimlerinin dönüşümü: Manisa ili/Karayenice köyü örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı, Türkiye gibi tarımsal ürün üretiminin çeşitli olduğu bir ülkede kadın emeğinin kullanım biçiminin zaman içindeki dönüşümlerini kadınların kendi deneyimleri ile ortaya koymaktır. Özellikle kayıt dışı çalışmanın en fazla olduğu tarım sektöründe kadınların karşılaştıkları problemler sebebiyle dezavantajlı durumda oldukları gerçektir. Kırsal alanda ev ve tarım arazisinin birbiri ile iç içe oluşu kadınların tarımsal üretimdeki varlığının evde üstlendiği işlerin bir uzantısı olarak görülmesi emeklerinin görünmez olmasının en büyük sebebini oluşturmaktadır. Literatürde kadınların çalışma yaşamına ilişkin birçok araştırma olmasına karşın tarım sektöründe doğrudan kadınlara yönelik araştırmalar hala yeterli düzeyde değildir. Alanda yapılan çeşitli araştırmalar tarım işçilerinin sorunlarına yönelik olsa da doğrudan kadın emeği ve toplumsal cinsiyet perspektifine yönelik araştırmalara değinilmemiştir. Buradan hareketle araştırma Manisa İli Karayenice Köyü'nde kırsal kadınların eşitsiz konumlarını ve tarımdaki emek kullanım biçimlerini kendi deneyimleri ile ortaya koymaktadır. Çalışmada, kuram oluşturma nitel araştırma desenine göre kotalı örneklem kullanılarak 20 aileden kadın ve erkeklerle yarı yapılandırılmış görüşme formu çerçevesinde derinlemesine mülakat yapılmıştır. Görüşmede sorulan sorular çerçevesinde kadınların tarımsal faaliyetlerine, hane içi ve hane dışı sorumluluklarına, toplumsal cinsiyet ilişkilerine ilişkin cevaplar elde edilmiştir. Çalışma sonunda ise kırsal kadınlarının eşitsiz konum ve emek kullanım biçimlerine yönelik değerlendirmeler ve öneriler sunulmuştur.
"1970'li yıllarda Türk kadınlarının uluslararası dünyayı yorumlaması: Kadınların Sesi gazetesi örneği"
Feminist hareketin 1960'larda ortaya çıkan ve kabaca yirmi yıl süren ikinci dalgası, üniversitelere erişimi olan kadınların entelektüel gelişimleri, ayrımcılıkla mücadele ve kadınlar arasında dayanışma konusunda ısrar etmeleri kadar, değişen sosyo-politik sistemlere yönelik eleştirileri, toplumsal cinsiyet eşitliği ve toplumsal cinsiyet eşitliği talepleri etrafında şekillenen aktif bir dönemi ifade eder. İkinci dalga feminizmin merkezi çoğu zaman Batı'da olmasına rağmen, hareketin ele aldığı konuların yavaş yavaş tüm dünyaya yayıldığı görülmektedir. Türkiye de kadın hareketlenmelerinin etkisinde kalan bir ülke olarak görülmektedir. Bu tez, 1970'li yıllarda Türkiye kadınlarının aile içi şiddetten evlilik içi tecavüze, üreme haklarından resmi hukuki eşitsizliklere kadar diğer ülkelerdeki kız kardeşlerinin tartıştığı çeşitli konuları, İlerici Kadınlar Derneği tarafından yayımlanan Kadınların Sesi gazetesine odaklanarak nasıl ele aldıklarını incelemektedir. Ancak çalışmanın temel amacı, İlerici Kadınlar Derneği başlığı altında örgütlenen bu kadınların uluslararası sistemi nasıl algıladıklarını ve dünyada olup bitenleri nasıl yorumladıklarını ve kendilerini dönemin uluslararası sistemi içinde nasıl konumlandırdıklarını ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışma, İlerici Kadınlar Derneği tarafından Ağustos 1975-Ağustos 1980 tarihleri arasında yayınlanan Kadınların Sesi gazetesinde yer alan uluslararası haberlerin analizinden oluşmaktadır. Bu dönem, uluslararası sistemde soğuk savaşın hâkim olduğu dönemdir. Bu nedenle bu tez, uluslararası haberleri analiz ederken, Kadınların Sesi gazetesinin soğuk savaş dünyasında baş gösteren farklı blokları nasıl anlamlandırdıkları, kendilerini bu farklı bloklar içerisinde nereye konumlandırdıkları ve en önemlisi farklı bloklar içinde yaşayan kadınların yaşamlarını nasıl temsil ettikleri üzerinde durulan temel analiz kategorilerini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: İlerici Kadınlar Derneği, Kadınların Sesi Gazetesi, İkinci Dalga Feminizm, Marksist Feminizm, Soğuk Savaş Dönemi
Erken çocukluk dönemindeki izleyiciye yönelik çizgi filmlerde toplumsal cinsiyetin inşası: Vikingler örneği
Bu çalışma toplumsal cinsiyet rollerinin Vikingler Çizgi Filminde nasıl temsil edildiğini betimlemeyi ve değerlendirmeyi amaç edinmektedir. Bu tez, betimleme amaçlı niteliksel bir çalışmadır. Vikingler çizgi filminin amaca uygun örnekleme tekniğine uygun olarak en çok izlenen 43 tanesi örneklem olarak seçilmiştir. Filmler yazılı metne dönüştürüldükten sonra Maxqda Programı ile veriler işlenmiş, tümevarımsal tematik analiz yöntemi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda seçilen örneklemde toplumsal cinsiyeti inşa eden ataerkil düşünce kalıplarının baskın olduğu, erken çocukluk dönemindeki izleyicinin toplumsal cinsiyet kalıplarını bazen açık seçik, bazen örtük olarak çizgi filmdeki temsiller aracılığıyla öğrenmesinin mümkün olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, çizgi filmlerin erken çocukluk dönemindeki çocukların cinsiyetçi kalıpları öğrenerek benimsemelerine ve hayatlarını bu öğrenilmiş kalıp yargılar üzerine inşa etmelerine hizmet edebileceği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet, çizgi film, ataerkil, medya, erken çocukluk dönemi
Türkiye'de modernleşme sürecinde babalık rolünün yeniden üretimi
Türkiye'de modernleşme sürecinin aile kurumuna yansımaları sonucunda, ailenin yapısında ve işlevlerinde değişimler söz konusu olmuştur. Geniş aile yapısı, evliliklerin bireysel tercihlere göre yapıldığı ve yeni evli çiftin ayrı bir evde yaşam sürdüğü çekirdek aile yapısına dönüşmüştür. Sanayileşme, kentleşme ve kadınların işgücüne artan katılımları sonucunda aile içi roller de değişmeye başlamıştır. Geleneksellikten modernliğe geçerken annelik, babalık, çocukluk rolleri yeniden tanımlanmıştır. Babanın artık yalnızca evin geçimini sağlayan kişi değil çocuğun gelişiminde önemli yer tutan kişi olduğu vurgulanmaya başlanmıştır. Yeni babalar artık çocuğunun eğitimine, fiziksel bakımına katılan ve onunla daha fazla vakit geçiren kişidir. Baba katılımını ve ilgili babalığı etkileyen eğitim, yaş, ekonomik durum, çalışma saatleri, eş ile uyum, eşin desteği, hem kendinin hem eşinin cinsiyet rollerine ilişkin tutumu, çocuğun yaşı, babalığa yüklenen anlamlar, kendi babasıyla olan ilişkisi gibi pek çok etken bulunmaktadır. Bu çalışma literatür tarama yöntemiyle Türkiye'de modernleşme sürecinde aile kurumunun değişimini babalık odağında incelemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle modernleşme, ailenin yapısal ve işlevsel dönüşümü, evlilikler ve eş seçiminin değişimi, çocukluk, hegemonik erkeklik ve karşısındaki farklı erkeklikler ele alınıp bu kavramların babalıkla ilişkisi üzerinde durulmuş; sonrasında yerli ve yabancı literatürde babalık üzerine yapılan çalışmaların bulguları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile İçi Roller, Babalık, Çocukluk, Erkeklik, Modernleşme.
Feminist sosyal hizmet perspektifinden evlat edinme süreci: Ebeveyn deneyimleri
Bu tez, evlat edinerek çocuk sahibi olmuş anne ve babaların 'evlat edinme deneyimlerini' öğrenmek ve bu deneyimleri feminist sosyal hizmet perspektifi ile incelemek üzere yapılmış feminist bir araştırmadır. Araştırma kapsamında on iki (üç bekar ve dokuz evli) ebeveynle ve dört sivil toplum kuruluşundan yedi sivil toplum kuruluşu temsilcisiyle nitel görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın literatür bölümünde feminist sosyal hizmet, evlat edinmeye dair durum analizi, sosyo-kültürel bağlamda evlat edinme konuları incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde dünya'da ve Türkiye'de feminist sosyal hizmetin gelişim sürecine, feminist sosyal hizmet bağlamında evlat edinmeye, evlat edinmeye dair durum analizine, uluslararası ve ulusal mevzuat kapsamında evlat edinmeye, evlat edinmenin sosyo- kültürel bağlamına, ikinci bölümünde araştırmanın yöntem kısmına, üçüncü bölümünde bulgularına ve son bölümde sonuç ve öneriler kısmına yer verilmiştir.
Foucaultcu bir okuma ile siyasete katılıma dair ampirik bir değerlendirme: MCBÜ örneği
Bu çalışmanın amacı Michel Foucault'nun iktidar düşüncesini açıklarken kadın ve iktidar arasındaki ilişkiyi çözümlemektir. Siyasi iktidara olan bakış açımızı cinsiyet temelli geleneksel toplum yapısı ve kadına yöneltilen olumsuz özellikler etkilemektedir. Bu durum ve nedenleri birçok çalışmanın konusu olmuştur. Çalışma sonucunda, temel amaç cinsiyet ve siyasal iktidar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Değişkenler arasında anlamlı, olumlu bir ilişki bulunmuştur.Tezin amprik çalışma bölümünde Foucault'cu okumaların ortaya koyduğu toplumlar üzerindeki kontrol ve displin süreçlerinde ortaya çıkan yönetimsellik kavramının somut izdüşünlerini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. İktidar anlayışı, üniversitedeki öğrencilerin gözünden iktidar, siyasi yapılanma içerisinde kadınlara bakış konularında genel bir tartışma sunulmaktadır.
Sivil toplum kuruluşlarında savunuculuk: Türkiye'de toplumsal cinsiyet alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının sosyal medya kullanımının incelenmesi
Sivil toplum kuruluşları (STK) insani konulardan, çevre sorunlarına kadar farklı birçok alanda yaşanan toplumsal sorunlara çözüm üretmek için faaliyet gösteren, yeni politikalar ve yaklaşımlar geliştirerek vatandaşların devletin yönetim sürecine katılmasına olanak sağlayan kuruluşlardır. Her organizasyon gibi STK'ların da hedeflerini gerçekleştirebilmek için halkla ilişkiler ve tanıtım faaliyetlerine ihtiyacı vardır; savunuculuk ise STK'ların işlevlerini yerine getirirken kullandıkları temel çalışma stratejileridir. STK'ların savunuculuk faaliyetleri ile değişim yaratmaya çalıştığı sorun alanlarından biri de toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. STK'lar, savunucu nitelikteki çalışmaları ile kamuoyunda farkındalık yaratmayı, sorunun çözüm sürecinde rol üstlenmeyi, potansiyeli olan karar mercilerini etkilemeyi ve toplumsal değişmeyi desteklemeyi ya da tetiklemeyi amaçlar. Günümüzde yeni iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ile birlikte sosyal medya, bu amacı gerçekleştirmek için kullanılması gereken önemli araçlardan biri haline gelmiş durumdadır. Bu Yüksek Lisans Tezi, Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı savunuculuk faaliyetleri yürüten STK'lar tarafından halkla ilişkiler kapsamında sosyal medyanın nasıl ve ne düzeyde kullanıldığını betimlemeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulguların STK'ların savunuculuk faaliyetlerinde izlemesi gereken rotayı göstereceği umulmaktadır. Nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birarada kullanıldığı, betimleme amaçlı kesitsel ve tarama türünde bir çalışmadır. Veriler STK'ların savunuculuk düzeylerinin ölçümlenebilmesi için STK temsilcileri ile yapılan görüşmeler ile söz konusu STK'ların Facebook ve Twitter üzerindeki sosyal medya paylaşımlarının incelenmesi yolu ile toplanmıştır. Nitel veriler tematik analize tabi tutularak, nicel veriler ise SPSS paket programı yardımı ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda STK'larda kurumsallaşma düzeyleri genel olarak düşük olsa da savunuculuk konusundaki bilgi ve farkındalık düzeylerinin yüksek olduğu ve kurumsallaşma düzeylerine bağlı olarak savunuculuk faaliyetlerinin etkilendiği görülmüştür. Dolayısıyla STK'ların toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki savunuculuk faaliyetlerinde sosyal medyayı da, kurumsallaşma düzeyleri ile ilişkili olarak kullanabildikleri tespit edilmiştir. STK temsilcilerinin tümünün sosyal medyanın önemini vurguladığı, ancak yeterli ve etkili biçimde kullanamadıkları anlaşılmıştır. Çalışma bulgularına dayanılarak STK'ların savunuculuk faaliyetlerinde sosyal medyayı nasıl daha iyi kullanılabilecekleri konusunda bilgi ve farkındalık düzeylerinin arttırılmasının ülkemizde sivil toplumun ve aracılığıyla demokrasinin gelişmesine katkı sağlayacağı öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum Kuruluşu, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Halkla İlişkiler, Savunuculuk, Sosyal Medya.
Şanlıurfa basınında kadın imgesi
Bu çalışmanın amacı, Şanlıurfa yerel basınında yer alan haberlerde kadın temsillerini ele alarak yerel basının kadını nerede konumlandırdığını incelemektir. Günümüzde medyanın ürettiği içerikler, yarattığı imgeler, toplumsal algı, tutum ve davranışları etkilediği inkâr edilemez bir gerçekliktir. Medya içerikleri egemen ideolojiyi barındırmakta, bu da bize sunulan haber söylemlerinde ortaya çıkmaktadır. İdeolojik faktörlerle kurgulanan haberlerde yaratılan temsiller söylem aracılığıyla izleyici/ okuyucunun toplumsal algısında yönlendirici olmaktadır. Bu açıdan, medyada kadının nasıl bir inşa sürecinden geçtiğini tanımlayabilmek, yaratılan kadın imgelerini ele almak için literatür taraması yapılarak, çalışmanın "yöntem ve örneklem" bölümünde "eleştirel söylem analizi" kullanılmıştır. Böylece kadının Şanlıurfa basınında yer alan haberlerde nasıl temsil edildiği ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Medya, Kadın İmgesi, temsil, Şanlıurfa Yerel Basını, Eleştirel Söylem Analizi, İdeoloji, Söylem
Muhafazakârlik ve tüketim kültürü üzerine bir inceleme (Üsküdar örneği)
Bu çalışmanın konusu Muhafazakârlık ve Tüketim Kültürü Üzerine Bir İnceleme (Üsküdar Örneği) olarak belirlenmiştir. Öncelikle muhafazakârlık anlayışı ve muhafazakârlığın değişim evreleri üzerinde durularak konunun etraflıca anlaşılması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra muhafazakârlığın tarihsel geçmişi ele alınmış ve sonrasında geçirmiş olduğu değişimler irdelenmeye çalışılmıştır. Tez çalışmasında muhafazakârlığın tanımı, tarihsel gelişimi ve Türkiye'deki muhafazakarlığın gelişimi üzerinde durmaya çalışılmıştır. Bunların yanı sıra muhafazakâr kadınların tüketim alışkanlıkları üzerinde de durularak tüketim kültürü üzerinde yaşanan değişimler de dikkatle incelenmiştir. Konu detaylandırılarak evli olan ve evli olmayan kadınlardan çalışan veya çalışmayan kadınlara kadar çeşitli başlıklar altında tüketim kültüründe yaşanan değişimler anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmada ayrıca derinlemesine görüşme yöntemi uygulanarak muhafazakâr tüketim kültürü ile ilgili örnek veriler toplanmıştır. Çalışmada kendini muhafazakar olarak tanımlayan 20 kadın ile 8 hafta zaman zarfında, birebir derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu veriler çalışmanın verimliliği açısından oldukça önemlidir. Çalışmanın son bölümünde yapılan bütün araştırma ve derinlemesine görüşmeler değerlendirilerek analizler yapılmıştır. Derinlemesine görüşmeler sonucunda, Türkiye'deki muhafazakarlığın getirdiği liberal ekonomi ile birlikte görüşmecilerin refah düzeyinin arttığı ve tüketim alışkanlıklarında değişikliklerin meydana geldiğini ve kendilerini alışveriş yaparken daha rahat hissettiklerini dile getirmektedirler.
Şiddet ve göç sarmalında Ezidi kadınlar: Bir mülteci kampında geçmişin izini sürmek
Bu çalışma, Şengalli Ezidi kadınların maruz kaldıkları IŞİD şiddetini ve bunun bir sonucu olarak meydana gelen göç tecrübelerini ele almaktadır. Ağustos 2014 itibariyle başlayan IŞİD şiddeti devam etmektedir; nitekim IŞİD'in elinde sayısı tam olarak bilinemese de halen Ezidi kadınlar var. Çalışmanın amaçlarından biri de ataerkinin savaş zamanlarında ve çatışmalı ortamlarda kadına yönelik şiddetin daha korkunç boyutlara ulaştığı gerçeğini ortaya koymaktır. Birçok Ezidi kadın, IŞİD tarafından ya öldürüldü ya da zorla alıkonulup tecavüze uğradı. Köylerinden göç edebilen kadınlar ise mülteciliğin getirdiği sorunlarla baş etmeye çalışmakta. Şengal'den Batman'ın Beşiri ilçesine bağlı Uğurca köyüne göç eden Ezidi kadınların şiddet ve göç deneyimlerine odaklanan bu çalışma, etnografik yöntemle yapılmıştır. Karşılaştırmalı bir biçimde Ezidiliğin ne olduğuna dair bilgilerin tartışıldığı ilk bölümün ardından şiddet ve göç olgularına dair kuramsal bir çerçeve çizilerek devam edilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise Uğurca kampındaki Ezidi kadınlar, sözü devralmaktadır. Çalışmanın öznesi olan Ezidi kadınlar IŞİD şiddetini, göç yolunu, mülteciliği ve duygularını aktarmışlardır. Bu çalışma, IŞİD şiddetine maruz kalan ve göç eden Ezidi kadınların yaşadıklarını ve hissettiklerini anlama gayretinin bir parçasıdır. Anahtar Kelimeler: Ezidiler, Ezidi Kadınlar, Şiddet, Göç, Ataerki, Kadına Yönelik Şiddet.
Sümer, Türk, Yunan mitolojilerinde tanrıçalar ve dişi ruhlar üzerine karşılaştırmalı inceleme
'Sümer, Türk, Yunan Mitolojilerinde Tanrıçalar ve Dişi Ruhlar Üzerine Karşılaştırmalı İnceleme' başlıklı tezin hedefi daha önce karşılaştırma yapılmamış olan bu üç mitolojinin kadın karakterlerinin ortak özelliklerini, farklılıkları ve kadın çalışmaları için önemini ortaya koymaktır. Kadının değişen coğrafyalarda ve eski zamanlarda hangi konumda olduğunu gözler önüne sermek açısından önemli bir çalışmadır. Evrenin yaratılmasını anlamlandırmaya çalışan insan, yaratılışı doğurganlık özelliğinden dolayı kadınla özdeşleştirmiştir. Her mitolojide göze çarpan bu özellik, kadının kutsallığını da gözler önüne sermektedir. Bahsedilen bu özellik bir varsayımdan çok arkeolojik kanıtlara dayanmakta ve neredeyse bütün mitolojilerde görülmektedir. Daha sonra varlığını kaybeden anaerkil toplulukların varlığı hem mitolojilerle hem de arkeolojik bulgularla kanıtlanmıştır. Her ne kadar mitoloji, efsane kültürü olsa da eski zamanların kültürünü yansıtması açısından değerlidir. Dünyanın yaratılmasını emreden, ilham veren Tanrıçalar ve dişi ruhlar mitolojilerde neredeyse her anlatıda etkin rol oynamıştır. Bu açıdan kökeni Anadolu olan mitolojiler, yazılan tezler ve makaleler ile desteklenmiş ve incelenmiştir. Sonuç olarak, daha önce karşılaştırılmamış bu üç mitolojinin kadın karakterleri sayesinde kadının eski konumu ve şimdiki konumu feminizm çerçevesinde yorumlanarak ortaya konulmuştur. Eski kültürlerde kadına verilen değerin ve konumunun incelenmesiyle birlikte Tanrıçalar ve dişi ruhlar günümüz için bir ilham kaynağı olması gerektiği anlaşılmıştır.
Tarih, estetik ve toplumsal cinsiyet: Zeugma mozaiklerinde kadın imgesi
Günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce yaşayan Zeugmalılar, coğrafyanın ikliminden kaynaklı aşırı sıcaklardan bunalmış ve korunmak için evlerinin ve "hayat" adı verilen, çevresi duvarlarla kapalı avlularının tabanlarına, Fırat nehrinden topladıkları renkli çakıl taşları ile mozaikler yapmaya başlamıştır. Zamanla bir sanata dönüşen bu mozaikler; tarihsel, kültürel ve estetik açıdan önemli değerleri bünyesinde barındırmış ve dönemin; siyasi, ekonomik ve etnografik yapısını da yansıtmaya başlamıştır. Bugüne kadar arkeolojik ya da turistik bir konu olarak ele alınan mozaikler, semiyotik bir okuma ile yeniden analiz edilerek bu kez sosyolojik olarak ele alınmıştır. Döneme ait kadınlık imgelerinin ve cinsiyet rollerinin toplumsal görünümleri ortaya çıkarılmak istenmiştir. Bu toplumsal görünümün günümüzle herhangi bir bağı olup olmadığı araştırılarak günümüz insanın kodlarına işlemiş kimi pratikler yeniden incelenmiştir. Zeugma Mozaik Müzesi teşhirinde yer alan ve kadınlık imgelerinin bulunduğu mozaikler, göstergebilimsel bir eleştiriyle okunmuştur.
Suruçlu ve Kobanili kadınların göç bağlamındaki dayanışma ve çatışma deneyimleri
Bu araştırma Türkiye'nin Şanlıurfa ilinin Suruç ilçesinde yerleşik olan Suruçlu ve Suriye'nin Kobani bölgesinden göçle gelen kadınların göç olgusu bağlamındaki gündelik deneyimlerini odağına alarak göç süreci ve sonrasında her iki grup kadın arasındaki dayanışmalı ve çatışmalı süreci kadınlık konumlanışları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma, Suruçlu ve Kobanili kadınların göç sürecindeki kadınlıklarını ortaya çıkarmada merkezi bir yere sahip olan kadınların gündelik deneyimleri ışığında yol almıştır. Çünkü –bu çalışma- gündelik yaşamın, bireyler veya kimlikler arasındaki farklılıkların veya benzerliklerin hem ortaya çıktığını hem de o meydana gelmenin zemini olduğunu varsaymaktadır. Suriye'de artan iç çatışmalar sonucunda Suruç bölgesine göç eden kadınlar ile Suruçlu kadınlar arasında göçlerin yaşandığı ilk zamanlarda kadınlar arasında önemi yadsınamayacak derecede dayanışmalar görülmüştür. Fakat Kobanili kadınların Suruç'ta ikamet sürelerinin uzamasıyla söz konusu dayanışmalı süreç bir takım çatışmalara yerini bırakmıştır. Bu araştırma her iki grup kadının dayanışma ve çatışma ikileminin kadınların kadınlık konumlanışını etkilendiği varsayımındadır. Dolayısıyla kadınlar arasında ortaya çıkan dayanışma ve dayanışma örüntüleri, dayanışmanın nedenleri, her iki grup arasındaki çatışmalar ve ilişkisel çatışmanın mikro belirleyicilerinin neler olduğu bu çalışmayı biçimlendiren önemli konulardır. Anahtar Kelimeler: Dayanışma, Çatışma, Göç, Suruçlu Kadınlar, Kobanili Kadınlar
Sabah programlarında kadın ve sağlık
Günümüzde gerek ülkemizde, gerekse dünyada medyada kadının kullanımı ve temsili ile ilgili problemler tartışılan bir konudur. Kadınların televizyonda konumlandırılma biçimi; kültürel, toplumsal ve siyasal olarak, herhangi bir güç ve statü kazandırmaktan çok uzaktır. Bunun yanında medyada kadına hem tüketici olarak hem de tüketimde kullanılan bir nesne olarak çok fazla yer verildiği kabul edilmektedir. Bu bağlamda, günümüz toplumunda medyanın önemli bir güç olduğu düşüncesinden hareketle çalışma da, sağlık otoritesinin ve TV programlarının bir düzenleme ve disiplin aracı olarak kadın bedeni üzerinden nasıl işlediğini anlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada kadın bedeni üzerinden yürütülen politikalarla kapital sistemin, eril tahakküm ve tıp biliminin televizyon programları üzerinden toplumsal cinsiyet eşitsizliğine katkısı, kadın bedeninin kozmetikten, tıbbileşmeye farklı biçimlerde kadına müdahalesi, sınırlandırılması ve konumlandırılış biçimleri irdelenmiştir. Televizyonda yayınlanan sabah programlarında işlenen kadın ve sağlık konuları üzerine nicel araştırma yöntemlerinden söylem analizi yapıldı. Araştırmadaki programlar Türkiye kanallarında sabah, kadın programları başlığı ile yayınlanan programlardan özellikle izleyici kitlesi fazla olan ve ulusal yayın kanallarında yer alanlar tercih edilmiştir. Seçilen programlar, kadın ve sağlığı bir araya getiren içerikte ve gündüz kuşağı saatinde yayınlanan programlar ile sınırlandırılmıştır. Diğer taraftan programların uzman doktor konuk içerikli olmasına dikkat edilmiştir. Türkiye'de yayın yapan gündüz kuşağı programlarından Doktor Geldi, İşimiz Estetik, Zahide Yetiş'le ve Kendine İyi Bak programlarının bazı bölümleri bir nitel araştırma yöntemi olan söylem analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Analizler sonucunda televizyonda sabah kuşağında yayın yapan programlarda içerikleri, tıp bilimi ve profesyonelleri aracılığı ile modern kadını geleneksel yapıdan uzaklaşmadan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiği nitelikte olduğu görüldü. Kadınların özgürleşmesin de kendi eksenin de dönen tuzaklar konusunda bilinçlenmesinin önemli bir yer arz etmekle birlikte bu konularda yapılacak akademik çalışmaların artmasının da katkısı olacağı aşikardır. Kadınların her alanda olduğu gibi medya alanında da gerek nitelik gerek nicelik olarak daha da güçlenmeleri gerektiği konusuna değinilmiştir
Safiye Erol'un eserlerinde modernleşme ve toplumsal cinsiyet
Tanzimat ve Cumhuriyet dönemlerinde başlayan toplumsal değişme hareketleri kadınların toplum içindeki mevcut durumlarını ve kimlik kurgularını değiştirmiştir. Safiye Erol da her iki dönemde yaşamış bir kadın yazardır ve bu toplumsal değişme çabaları onun kimliğinde gerilimler ve çatışmalar ortaya çıkarmıştır. Bu çatışmaları kimliğinde Doğu-Batı, modern-geleneksel ayrımlarıyla hissetmiştir. Erol, yaşadığı huzursuzlukların etkisiyle hissettiği ayrımları uzlaştırmaya çalışmıştır. Bu ayrımları hissetmesinin en büyük sebebi ise kadın olmasıdır. Çünkü Osmanlı-Türk toplumunda bu ayrımların yaratmış olduğu tartışmalar kadın kimliği üzerinden yürütülmüştür. Toplumun ne olduğunu ve hangi istikamette yol aldığını kadınların içinden bulunduğu koşullar belirliyordu. Böylece süreç içerisinde olması gereken kadın tanımları yapıldı ve kimlik kurguları dayatıldı. Bu doğrultuda kadınlar toplumun değişmesi ve kendini kaybetmesi arasında ölçü oldu. İşte Safiye Erol'un bu ölçüyle kendi özgürlüğü üzerinde bir denge kurmaya çalışması gerilimler yaşamasına sebep oldu. Bu gerilimleri bir uzlaşma stratejisi içinde aşmaya çalışırken özgürlüğünden taviz vermek istememesi onu ataerkil bakış açısıyla mücadele etmeye itti. Bu çalışmada yazarın bu çabası onun metinleri ve hayatı üzerinden incelenmektedir.