
3.298
Arşivlenen Tez
1
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Azometin içeren yeni polimerik mikrokürelerin sentezi ve antimikrobiyal özellikleri
Tez çalışmasında, polimer bağlı tris(2-aminoetil)amin, o-ftalaldehit ve metal tuzlarının reaksiyonu ile yeni azometin içeren polimerik mikroküreler (AMP-Phatal, AMP-Phatal-Pt, AMP-Phatal-Ni, AMP-Phatal-Mn, AMP-Phatal-Cu ve AMP-Phatal-Co) elde edildi. Polimerlerin yapıları spektroskopik teknikler (element analizi, FT-IR, SEM-EDX, TG-DTA, UV-GB, GPC ve manyetik duyarlılık ölçümü) ile belirlendi. Polimerik mikrokürelerin antimikrobiyal aktiviteleri hastalık etkeni patojenik bakterilere ve mayaya karşı Well-difüzyon yöntemi ile değerlendirildi.
Yeni keten tohumu yağı graft kopolimerlerin sentezi ve karakterizasyonu
Bu tez kapsamında, keten tohumu yağı otooksidasyona uğratılarak otookside polimerik keten tohumu yağı (PKY) elde edildi. Otooksidasyon işlemi gün ışığı altında, hava oksijeni ile oda sıcaklığında gerçekleştirildi. Elde edilen PKY, tersiyer bütil akrilat (tBA) ve metil akrilat (MA) monomerleri ile ayrı ayrı serbest radikal polimerizasyonuna (SRP) uğratıldı ve PKY-g-PtBA ve PKY-g-PMA graft kopolimerleri sentezlendi. Polimerizasyon kinetiği incelendi. Elde edilen graft kopolimerlerin yapısal karakterizasyonları; nükleer manyetik rezonans (1H NMR), fourier transform infrared spektrofotometre (FT-IR), jel geçirgenlik kromatografisi (GPC) ile incelendi. Termal karakterizasyonları ise; termal gravimetrik analiz (TGA) ve diferansiyel taramalı kalorimetri (DSC) teknikleri kullanılarak incelendi.
Hint yağı içeren yeni graft kopolimerlerin sentezi ve karakterizasyonu
Bu tez çalışmasında, hint yağı (HY), polimerik hint yağı peroksiti (PHY) elde etmek için oda sıcaklığında güneş ışığı altında havaya maruz bırakıldı. PHY hem peroksit gruplarına hem de hidroksil gruplarına sahip olduğu için, serbest radikal polimerizasyonu ve halka açılma polimerizasyonun da kullanılmıştır. Çalışmanın ilk kısmında, PHY ve tersiyer bütil akrilat (tBA) monomeri serbest radikal polimerizasyon yöntemi ile PHY-g-PtBA graft kopolimerleri elde edilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında, PHY ve ε-kaprolakton (CL) monomeri, kalay (II) etil-hekzanoat varlığında reaksiyona sokularak halka açılma polimerizasyonu yöntemi ile PHY-g-PCL graft kopolimerleri elde edilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise serbest radikal polimerizasyonu ve halka açılma polimerizasyonu aynı anda kullanarak, PHY-g-PCL-g-PtBA graft kopolimerleri sentezlendi. Elde edilen bütün graft kopolimerler, nükleer manyetik rezanans (1H NMR), jel geçirgenlik kromotografisi (GPC), termogravimetrik analiz (TGA) and diferansiyel taramalı kromotografi (DSC) teknikleri ile karakterize edildi.
Doğal mineral katkı ile eva filmlerin mekanik dayanıklılık ve uv direncinin arttırılması
Etilen-vinil asetat (EVA) kopolimeri, yüksek optik geçirgenlik, esneklik ve yapışma gücü gibi özellikleri sayesinde fotovoltaik modüllerde kapsülleme malzemesi olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Etilen-Vinil Asetat, güneş ışığının hücrelere maksimum düzeyde iletilmesini sağlarken, aynı zamanda hücreleri nem, mekanik gerilme ve dış ortam koşullarına karşı korumaktadır. Ancak uzun süreli UV ışınımı ve termal etkilere maruz kalması, Etilen-Vinil Asetatın sararma, optik geçirgenliğin azalması, mekanik dayanım kaybı ve delaminasyon gibi bozulmalara uğramasına neden olmaktadır. Bu çalışmada, Etilen-Vinil Asetat filmlerin UV dayanımı ve mekanik özelliklerinin iyileştirilmesi amacıyla doğal mineral katkı maddeleri farklı oranlarda Etilen-vinil asetat matrise eklenmiştir. Üretilen kompozit filmler diferansiyel taramalı kalorimetri (DSC), Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR), çekme testi ve hızlandırılmış UV yaşlandırma deneyleri ile karakterize edilmiştir. Sonuçlar, %16,7 mineral katkısının kristalizasyon davranışını iyileştirdiğini, çekme mukavemetini artırdığını ve UV ışınımına karşı daha dirençli bir yapı sağladığını göstermektedir. Elde edilen bulgular, doğal mineral katkılı etilen-vinil asetat filmlerin fotovoltaik modül kapsülleme uygulamalarında uzun ömür ve kararlılık açısından önemli bir potansiyel sunduğunu ortaya koymaktadır.
Polielektrolit kullanılarak dekante edilmişaerobik arıtma havuzu çamurunun toprakdüzenleyici olarak kullanıma uygun halegetirilmesi
Biyolojik arıtma prosesi günümüzde atık su arıtma işleminde kullanılan en yaygın yöntemdir. Dünya nüfusunun hızlı artışı biyolojik arıtma tesislerinin sayısının artmasına sebep olmuştur. Bu artışa bağlı olarak arıtma çamuru oluşum miktarlarında da hızlı bir yükselme gözlenmektedir. Oluşan arıtma çamurlarının bertarafında çevre açısından olumsuz etki göstermeyecek yöntemlerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu yöntemlerden biri olan arıtma çamurlarının arazide kullanılarak bertaraf edilmesi hem çevre hem de ekonomik açıdan en uygun yöntemlerden biridir olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak arıtma çamurlarının araziye uygulanmasında çamurun içerdiği zararlı elementler ve patojenler göz önünde bulundurulmalıdır. Bu olumsuzlukları gidermek için gerekli önlemlerin alınması, gerekli ıslah çalışmalarının uygulanması gerekmektedir. Buna ek olarak, çamur susuzlaştırmanın daha etkili olmasını sağlamak için birçok tesis dekantasyon sırasında polielektrolit (P. E.) kullanmaktadır. Polielektrolitlerin canlı habitata bilinen bir zararı yoktur. Ancak çamurdan suyu uzaklaştırdığı için çamur çözünürlüğünü düşürür ve yararlı nitrüentlerin toprağa geçiş miktarını azaltır. Bu çalışmada, Pakmaya Düzce fabrikasının aerobik arıtma havuzlarından polielektrolit kullanılarak dekante edilen arıtma çamuru (A. Ç.) ile Pakmaya Düzce fabrikasında melas sterilizasyon işlemi sırasında oluşan üretim çamurunun (Ü. Ç.) farklı oranlarda karışımları hazırlanmıştır. Bu karışımlardan kompost elde edilerek çamurun suda çözünebilir forma getirilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen kompostlar sera domatesi yetiştiriciliğinde artan miktarlarda toprak altı gübre olarak kullanılmıştır. Domates fideleri boy ve verimlilik açısından takip edilmiştir. Çiçek mevsiminde domates fidelerinden yaprak numuneleri alınarak klorofil analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlarla domates fidelerinin meyve verebilme potansiyelleri kıyaslanmıştır. Kompost numunelerinin içerik analizleri yapılarak ağır metal içeriği incelenmiştir.
Poli(vinil alkol) (PVA) / bor minerali (BM) kompozit maddesinin hazırlanması, karakterizasyonu ve çözelti özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, sanayide poli(vinil alkol) (PVA) polimeri ve bor minerali (BM) partiküllerinin önemi ışığında, PVA polimeri ve BM partiküllerinin karakteristik özellikleri üzerine araştırmalar yapılmıştır. Daha nitelikli kompozit maddeler hazırlayabilmek maksadıyla BM partiküllerinin ufalanması için ultrasonik parçalayıcı kullanılmıştır. Daha sonra poli(vinil alkol)/bor minerali (PVA/BM) kompozitleri ex-situ çözelti karışımı yöntemiyle hazırlanmış ve karakterizasyonları UV-Vis ve FT-IR spektroskopik metodlarıyla yapılmıştır. Hazırlanan bu maddelerden optik veya değişik endüstrilerde yer alan cihazlarda potansiyel kullanımı için saf PVA ve PVA/BM kompozitlerinin filmleri damlatma metoduyla üretilmiştir. Bu filmlerin kimyasal ve fiziksel özellikleri incelenmiştir. Değişik spektroskopik ve mikroskopik yöntemler kullanarak PVA ile BM'leri arasındaki etkileşimleri araştırılmıştır. UV-Vis ve FT-IR sonuçları hem BM partiküllerinin yapısında hem de PVA polimer ana zincirlerinde bulunan hidroksil grupları arasında güçlü etkileşimlerin olduğunu göstermiştir. BM partiküllerinin ve filmlerin morfolojileri SEM cihazı ile incelenmiştir. SEM analizleri, BM partiküllerinin kompozit film içinde homojen şekilde dispers ve iyi izole olduklarını, fakat bazı bölgelerinde topaklanma meydana geldiğini göstermiştir. BM partiküllerinin PVA film matriksi içerisindeki varlığı ve dağılımları EDX ile analiz edilmiştir. PVA ve PVA/BM kompozitlerinin kütle kaybı miktarları ve termal kararlılıkları TGA yöntemiyle tayin edilmiştir. İlaveten, hazırlanan maddelerin viskozite ve elektrolitik iletkenlik gibi çözelti özellikleri araştırılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, yeni PVA/BM kompozit materyallerin, güneş enerjisi dönüşüm ve depolama sistemleri ve cihazlarında potansiyel kullanım için uygun şekilde sanayileştirilebileceği gösterilmiştir. Hazırlanan kompozitlerin ve filmlerin antimikrobiyal özellikleri ayrıca incelenmiştir.
Poli(akrilik asit)/polianilin merdiven kopolimer maddesinin sentezi, karakterizasyonu, iletken film üretimi ve antimikrobiyal çalışmaları
Bu çalışmada poli(akrilik asit) (PAA), kendiliğinden iletken olan polimer polianilin (PANI) ve PAA/PANI merdiven kopolimeri maddelerinin sentezleri yapılmış ve çeşitli karakteristik özellikleri araştırılmıştır. PAA asidifikasyon reaksiyonu, PANI optimize olmuş proses koşullarını kullanarak in-situ polimerizasyon ve PAA/PANI merdiven kopolimeri eşleşme reaksiyonu yöntemleriyle üretilmiştir. Elde edilen PAA, PANI polimerleri ve PAA/PANI merdiven kopolimeri maddelerinin filmleri damlatma metoduyla hazırlanmıştır. HCl asit ile doyurulmuş PAA, PANI ve PAA/PANI merdiven kopolimeri filmlerinin elektriksel iletkenlikleri standard dört-nokta-problu teknik ile ölçülmüştür. PAA filmlerin elektriksel iletkenliğinin olmadığı ve PAA/PANI merdiven kopolimeri filmlerin elektriksel iletkenliğinin saf PANI'ninkinden daha düşük olduğu gözlenmiştir. Saf PANI ve PAA/PANI merdiven kopolimeri maddelerinin iletkenliklerindeki farklılığın PANI ve PAA/PANI merdiven kopolimeri maddelerinin kimyasal yapılarının değişik ve dolayısıyla yük mobilitelerinin farklı olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. PAA, PANI polimerleri ve PAA/PANI merdiven kopolimeri maddelerinin karakterizasyonu Ultraviolet-Visible Spektrofotometre (UV-Vis), Fourier Transform Infrared Spektroskopi (FT-IR) ve Fotolüminesans (FL) gibi spektroskopik yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. UV-Vis ve FT-IR analizleri polimerlerin ve kopolimerin elektronik ve kimyasal yapılarının aydınlatılmasında önemli sonuçlar sağlamıştır. PAA, PANI ve PAA/PANI merdiven kopolimeri maddelerinin FL özellikleri araştırılmış ve PAA/PANI kopolimerinin fotoluminesans şiddetinin saf PANI'ninkinden daha yüksek olduğu bulunmuştur. PAA, PANI polimerleri ve PAA/PANI merdiven kopolimeri maddelerinin kütle kaybı miktarları ve termal kararlılıkları TGA yöntemiyle tayin edilmiştir. Sentezlenen polimerler ve kopolimerden hazırlanan filmlerin morfolojileri bir taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak incelenmiştir. SEM analizleri, hazırlanan filmlerin sağlam, düzgün ve homojen bir yapı ve görünüme sahip olduklarını göstermiştir. Bu çalışmanın son aşamasında elde edilen filmlerin antimikrobiyal özellikleri ayrıca incelenmiştir.
Poli(maleik anhidrit-alt-1-okten) kopolimerinin makrodallanmış türevlerinin sentezi ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, amacımıza uygun aşı kopolimerler elde etmek için poli(Maleik Anhidrit-alt-1-Okten) kopolimeri değişik mol oranlarında hekzil amin ve dekil amin ile aşılanıp, elde edilen aşı kopolimerlerin yapı karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Kopolimerin sentezi, 1,4-dioksan çözücüsünde, başlatıcı olarak benzoil peroksit kullanılarak 70 ℃'de 24 saatte gerçekleştirilmiştir. Aşılama işlemi, yine 1,4-dioksan çözücüzünde hekzil amin ve dekil amin kullanılarak yapılmıştır. Sentezlenen kopolimer ve aşılı türevleri saflaştırılıp vakum altında kurutulduktan sonra karakterizasyon işlemleri yapılmıştır. Karakterizasyon aşamasında FT-IR, 1H-NMR ve 13C-NMR yöntemleriyle sentezlenen polimerlerin yapıları aydınlatılmıştır. Titrasyon yöntemiyle, asit sayıları ve aşılama oranları belirlenmiştir. Vizkozimetrik davranışlar takip edilmiş ve aşılama ile intrinsik vizkozitenin arttığı bulunmuştur. TGA ve DSC metodlarıyla polimerlerin termal davranışları incelenmiş ve aşılama ile termal kararlılığın azaldığı anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Makrodallanmış, maleik anhidrit, 1-okten, hekzilamin, dekilamin, aşılı kopolimer
Yeni amfifilik polimerik kriyojellerin sentezi ve karakterizasyonu
Kriyojeller, kriyopolimerizasyon (kriyotropik jelleşme) şartlarında sentezlenen hidrojel sınıfına ait polimerik jel matrislerdir. Kriyojeller, genellikle birbiriyle bağlı süpermakrogözenekli süngerimsi esnek bir yapıya, yüksek gözenek yoğunluğuna sahip, sentezlenirken çözücü ve gözenek yapıcı olarak toksik madde gerektirmemeleri ve mekanik olarak dayanıklı olmaları sayesinde biyomedikal amaçlı birçok alanda uygulamaya sahiptirler. Amfifilik blok kopolimerlerin devamlı artan bir şekilde uygulamaları nedeniyle bu tür polimerleri üretmek; fizikokimyasal özelliklerini araştırmak ve geliştirmek gerekmektedir. Amfifilik kopolimerler hidrofobik ve hidrofilik polimerlerden ibaret hem polar hem non-polar fazlara ilgi duyan kopolimerlerdir. Birbiriyle uyuşmayan bloklardan oluşan bu kopolimerlerin amfifilik tabiatı onlara seçimli çözücülerde çok farklı özellikler kazandırır. Kütle yapısı içinde olduğu gibi aynı zamanda yüzeyde de mikrofaz ayrımına sebep olurlar. Seçimli ortam varlığında, çözücü içinde veya yüzeylerde, kendi içlerinde düzenlenmeleri, bir bloka göre çözücü ortamında diğer blok çökeceğinden dolayı kolloidal dağılım halini alır ve böylece miseller şeklinde yığılımlara, mikroemülsiyonlara ve absorblanmış polimer tabakalarının oluşmasına sebep olurlar. Bu tez kapsamında, amfifilik türden yeni nesil polimerik sistemler amfifilik kriyojellerin sentezlenmesi ve karakterizasyonu amaçlanmıştır. Oldukça hidrofilik yapıda olduğu bilinen kriyojeller, hidroksillenmiş polimerik yağ asitleri ile aynı polimer matrisinde buluşarak, hidrofilik ve hidrofobik yapıyı bir arada bulunduran yeni nesil amfifilik kriyojel sentezlenmesi amaçlanmaktadır. Yapısal olarak literatürde pek rastlanmayan yeni amfifilik kriyojel sentezi için ana monomer HEMA (2-hidroksi etil metakrilat) monomeri tercih edilmiştir. HEMA monomeri, suda çözünebilir, biyouyumludur, kimyasal ve hidrolitik olarak kararlı yapıdadır. HEMA monomerinin yanında komonomer olarak önce oto-oksidasyon, sonrasında ise hidroksilasyon reaksiyonuna tabi tutularak modifiye edilmiş soya yağından üretilen polimerik linoleik yağ asidi kullanılmıştır. Sentezlenecek poly(HEMA-LinaOH) kriyojellerinin içeriğindeki hidroksillenmiş yağ asidi oranının değişimine karşılık kriyojelin morfolojik ve ısısal analiz değişimleri incelenmiştir. Sentezlenen kriyojellerin şişme özellikleri su ve farklı çözücülerdeki sıvı tutma kapasitesine göre incelenmiştir. Kriyojellerin yapısal karakterizasyonları için FTIR-ATR, yüzey ve morfolojik analizleri için SEM, elementel analiz EDAX, ısısal analileri için DSC, TGA yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Anahtar sözcükler: Amfifilik polimerler, Kriyojel, HEMA (2-hidroksi etil metakrilat), LinaOH, Linoleik asit
Agaricus bisporus ekstraktı kullanılarak ZnO nanopartiküllerin yeşil sentezi, yapısal karakterizasyonu ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi.
Nanoteknolojinin ilginç yönlerini keşfetmek adına son yıllarda birbirinden farklı birçok çalışma yapılmıştır. Nanomalzeme üretiminin hızlı gelişimi, çok çeşitli alanlarda metal oksit uygulamalarını da beraberinde getirmiştir. Çinko oksit nanopartikülleri (ZnO NP), ticari kullanım için fiziksel veya kimyasal olarak elde edilebilmektedir. Ancak, nanopartiküllerin üretiminde uygulanan yöntemlerin ortaya çıkardığı çevre sorunları bir hayli dikkat çekmektedir. Günümüzde, ZnO NP'lerin yeşil sentezi, çevre sorunlarını azaltmayı amaçlayan araştırma alanında özellikle ilgi görmektedir. Bu yeşil yaklaşımda, bitki özü, mikrop, mantar ve alg gibi doğal bazlı malzemeler, biyoaktif fitokimyasallardaki zenginleşmeleri nedeniyle biyo-indirgeyici ve biyo-stabilizatör olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, ZnO NP'leri farklı çinko tuzları ile doğal bir ürün olan mantar (Agaricus bisporus) ekstraktı kullanılarak sentezlenmiştir. Elde edilen ZnO NP'leri X-ışını kırınımı (XRD), Fourier dönüşümü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR), Taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi, Enerji dağılımlı X-ışını analizi (EDX) ile karakterize edilmiştir Son olarak ZnO NP'lerin bakteri ve funguslara karşı antimikrobiyal aktiviteleri kuyu difüzyon yöntemi ile ölçülerek sonuçlar kaydedilmiştir.
Kestane balı kullanılarak ZnO nanopartiküllerin yeşil sentezi, karakterizasyonu ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Yeni teknolojilerin geliştirilmesi ile birlikte çevre dostu nanomalzemelerin sentezi, nanobilim içerisinde nanopartiküllerin üretimini arttırmaktadır. Son zamanlarda, bitki özleri ve arı ürünleri kullanılarak metal oksit nanopartiküllerin sentezi, nanobilim ve nanobiyoteknoloji alanında, geleneksel fizikokimyasal yaklaşımlara göre sayısız avantajlarla ilgi çekici bir konu olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, çinko oksit nanopartiküllerin (ZnO Np'nin) sentezi için, kestane (Castanea sativa) balı kullanarak yeni, "daha yeşil", biyolojik olarak yönlendirilmiş, düşük maliyetli ve çevre dostu bir yöntem geliştirildi. ZnO Np'lerin sentezi için öncü bileşik olarak kestane balı kullanılırken, metal tuzu olarak ise çinko nitrat hekzahidrat kullanıldı. ZnO Np'nin yapıları, Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR), X-ışını Kırınımı (XRD), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ve Enerji Dağılımlı X-ışını analizi ile araştırıldı. Elde edilen ZnO Np'nin bakteri ve funguslara karşı antimikrobiyal aktiviteleri kuyu difüzyon yöntemi ile ölçüldü ve sonuçlar kaydedildi.
Selülotik atıklardan izole edilen Bacillus cereus bakterisi tarafından üretilen selülaz enziminin biyokimyasal karakterizasyonu
Selülaz enzimi, bazı bakteri ve mantar türleri tarafından sentezlenen ve selülozun ß-l,4 glikozit bağlarını parçalayan enzimdir. Selülaz enzimi gıda, kâğıt, tekstil endüstrisi, hayvan yemleri ve deterjan üretimi gibi geniş bir kullanım alanına sahiptir. Böylesi geniş bir endüstriyel kullanıma sahip mevcut selülaz enzimlerine bir yenisini ekleyebilmek amacıyla tasarlanmış bu çalışmada, selülotik bakteri izolasyonu, tanımlanması, tanımlanan bakteri tarafından sentezlenen selülaz enziminin kısmi saflaştırılması ve karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Öncelikle, fındık atıklarının olduğu toprak numunelerinden izole edilen otuz adet bakteri suşunun selülaz enzimi üretme kapasitesi yapılan kalitatif tayin ile araştırılmış ve bu bakteriler arasında en iyi selülaz üreticisinin izolat DU-1 olduğu belirlenmiştir. Enzim üretici izolat morfolojik, biyokimyasal ve moleküler teknikler ile tanımlanmış ve bakteri Bacillus cereus DU-1 olarak tür boyunda tanımlanmıştır. Yapılan enzim karakterizasyonu çalışmaları neticesinde B. cereus DU-1 bakterisinin enzim üretmesi için gerekli optimum şartlar; tripton (azot kaynağı), pH 7.0, sıcaklık 37oC ve süre 24 saat olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte, 50oC'de ve pH 6.0' da enzimin aktivitesinin (4,73 U/mL) optimum olduğu tespit edilmiştir. Enzim kinetiği analizi sonucunda enzimin Vmax değeri 3,18 U/mL ve Km değeri 0,0019 mM olarak bulunmuştur. Son olarak enzim amonyum sülfat çöktürmesi ile kısmi olarak saflaştırılmıştır. Kısmi saflaştırılan enzimin moleküler büyüklüğü SDS-PAGE ve Zimogram analizi ile yaklaşık 40 kDa olarak belirlenmiştir.
Tiyazol içeren bazı yeni tiyosemikarbazon bileşiklerinin sentezi
Tiyosemikarbazonlar, tiyosemikarbazit bileşikleri ile aldehit veya ketonların reaksiyonu ile oluşan ve biyolojik aktivite özellikleri sebebiyle ilgi gören bileşiklerdir. Çalışma kapsamında, 2-aminotiyazol-5-karboksaldehit, tiyosemikarbazit bileşikleri (4-metil-3-tiyosemikarbazit, 4-feniltiyosemikarbazit) ve benzaldehit türevlerinin (5-floro-2-hidroksibenzaldehit, 5-floro-2-hidroksi-3-metilbenzaldehit, 3-kloro-5-florosalisilaldehit, 5-brom-2-hidroksibenzaldehit, 5-klorsalisilaldehit, 2-hidroksi-5-metilbenzaldehit) kondenzasyon reaksiyonu sonucu 10 (on) adet yeni tiyasemikarbazon bileşiği (MeTSC-CH3, MeTSC-Cl, PhTSC-CH3, PhTSC-Cl, MTSC-Br, MTSC-Cl, MTSC-CH3, FTSC-Br, FTSC-Cl, FTSC-CH3) sentezlendi. Elde edilen tiyazol içeren tiyosemikarbazon bileşiklerinin yapıları spektroskopik yöntemler (element analizi, FTIR, 1H-NMR, SEM-EDX, ve HRMS) ile karakterize edildi.
Kanola yağı içeren yeni bazı graft kopolimerin sentezi, karakterizasyonu ve fizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında kanola yağı oda sıcaklığında hava oksijeninin etkisiyle makroperoksit oluşumu için 24 ay boyunca otooksidasyona uğratıldı. Otooksidasyona yoluyla otookside kanola yağı elde edildi. Bu otookside kanola yağı hem stirenin hem de metil metakrilat'ın serbest radikal polimerizasyonuyla yeni poli (kanola yağı-g-stiren) ve poli (kanola yağı-g-metil metakrilat) graft kopolimerleri elde etmek için, makroperoksit başlatıcı olarak kullanıldı. Elde edilen poli (kanola yağı-g-stiren) ve poli (kanola yağı-g-metil metakrilat) graft kopolimerlerin monomer konsantrasyonu ve polimerizasyon süresi incelendi. Elde edilen yeni otookside kanola yağı, poli (kanola yağı-g-stiren) ve poli (kanola yağı-g-metil metakrilat) graft kopolimerlerin karakterizasyonu için bazı spektroskopik yöntemler (GPC, 1H NMR, FTIR, DSC, TGA ve elemental analiz) kullanıldı.
2-(piridin-2-il)benzimidazol tabanlı sübstitüe aren rutenyum bileşiklerinin sentez ve özellikleri
Son yıllarda metal bazlı antikanser çalışmalarında aren rutenyum bileşikleri ön planda olmuştur. Bu kompleksler önceleri daha çok katalizör olarak kullanılmaktayken, şimdilerde biyoaktif ajan olarak oldukça rol oynamaktadır. Bu çalışmada [Ru(η6-p-simen) (η2-N∩N)Cl]CI genel formülüne sahip olan biyoaktif benzimidazol aren rutenyum organometalik bileşikleri, sübstitüe 2-(piridin-2-il)benzimidazol bileşiğinin, 4 farklı alkil halojenürler ile reaksiyona sokularak, ardından karşılık gelen [Ru(p-simen)klorür]2 eklenmesi ile hazırlandı. Organometalik bileşikler IR, UV-VIS, 1H, 13C NMR spektroskopisi ve ESI-MS spektrometresi dahil standart tekniklerle karakterize edildi. Sentezlenen bileşiklerin termal bozunma ölçüm verileri incelendi. Bu ölçümler Termogravimetrik analiz (TGA) ve Diferansiyel termal analiz (DTA) teknikleri ile yapıldı ve Floresans Spektrum değerleri kaydedildi.
Ticari olarak temin edilen homojen katalizör etkisinde aril azidlerin primer aminlere indirgenmesi
Aminler, boya, beşeri ilaç, reçine, zirai ve haşere ilaç endüstrisinde değerli hammadde kimyasallarının sentezinde önemli bir yere sahiptir. İlaç endüstrisinde serotonin, klorfeniramin, aktinomisin, rifamisin benzeri moleküllerin sentetik olarak eldesi ve geliştirilmesi önemli bir çalışma sahasıdır. Sentetik organik kimyacılar bundan dolayı primer aminlerin sentezine odaklanmışlardır. Çalışmada, aril azidlerden primer aminlerin sentezi için yeni bir yöntem geliştirilmiştir. Bu amaçla ticari olarak temin edilebilen ve homojen bir katalizör olan 2,2'-Bis(difenilfosfin)-1,1'-binaftil]palladyum(II) klorür (BINAP.PdCl2) ve hidrojen kaynağı olarak sodyum borhidrür (NaBH4) kullanılmıştır. BINAP.PdCl2 katalizörü, aril azidlerin hidrojenasyon reaksiyonunda ilk kez kullanılmıştır. Katalizörün ve indirgeyici reaktifin etkisi ile oda şartlarında hidrojenasyon reaksiyonları gerçekleştirilmiştir. Reaksiyonlarda çözücü olarak suyun kullanılması sentetik organik kimya için önemli bir gelişmedir. Çevre dostu bir çözücü içerisinde 7 farklı aril azid türevleri üzerinde denemeler gerçekleştirilerek 15 dakika içerisinde %95'in üzerinde verimlerle primer aminlerin sentezi gerçekleştirilmiştir. Reaksiyonlar ve gerekli izolasyon süreçleri tamamlandıktan sonra 1H ve 13C NMR spektrumları ile primer amin türevlerinin karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir.
5-aminoizokinolin türevlerinin hazırlanması, karakterizasyonu ve antimikrobiyal çalışmaları
Yeni 5-aminoizokinolin türevlerinin sentezi ve karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. 5-Aminoizokinolin türevleri, tıp ve farmakoloji ve terapötikler alanındaki olası uygulamalar için hazırlanmıştır. Aminokinolinlerin bir kinolin çekirdeği vardır ve sıtmayı başarılı bir şekilde tedavi eden birinci sınıf bileşikler olduğu bilinmektedir. Klorokin ve amodiakin ilaçları, sıklıkla karşılaşılan anti-malaryallerdir. İzokinolin, kinolinin yapısal bir izomeridir ve anti-malarial aktivite için de kullanılmıştır. Bu çalışmada, olası ilaç uygulamaları için yeni aminoizokinolin türevleri sağlamak üzere izokinolin yapısı naftalen grupları ile birleştirilmiştir. Sentezlenen bileşiklerin kimyasal yapıları Elementel Analiz, Nükleer Manyetik Rezonans Spektroskopisi (1H ve 13C NMR), Sıvı Kromatografi Kütle-Kütle Spektroskopisi (LC-MS-MS), Ultraviyole Görünür Spektroskopisi (UV-Vis), Fourier Dönüşümü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR) ve Fotoluminesans (FL) yöntemleri ile incelenmiştir. Aminoizokinolin türevlerinin antimikrobiyal aktivite çalışmaları anti-bakteriyel ve anti-fungal etkilerini değerlendirmek için yapılmış ve fizikokimyasal parametreler de incelenmiş ve tartışılmıştır.
Isabella üzüm (Vitis labrusca L.) özütü kullanılarak bazı nano metal oksitlerin yeşil sentezi ve yapısal karakterizasyonu
Son zamanlarda, nanometal veya nanometaloksitlerin sentezi için kullanılan fiziksel, kimyasal yöntemlerin yanı sıra bitki, mantar, bal gibi biyolojik materyaller kullanılarak gerçekleştirilen biyolojik sentez yöntemleri oldukça tercih edilmektedir. Biyolojik yöntemler ile sentezlenen nanometal veya nanometaloksitler, daha hızlı elde edilebilmekte aynı zamanda kimyasal materyaller kullanılmadan daha güvenli ve çevreye zarar vermeyen bileşenler ile sentezler gerçekleştirilmektedir. Bu sayede daha çevre dostu yöntemler literatüre kazandırılmaktadır. Bu tez çalışmasında, Düzce yöresinde yetiştirilen Isabella üzümünün (Vitis labrusca L.) ekstraktı kullanılarak ZnO, NiO, CuO, Co3O4 ve α-FeOOH nanopartiküllerinin yeşil sentezi ve sentezlenen bu nano metal oksitlerin yapısal karakterizasyonu gerçekleştirildi. İlk aşamada Isabella üzümünden gerekli reaksiyon şartları sağlanarak ekstrakt elde edildi, ikinci aşamada elde edilen bu ektrakt kullanılarak farklı geçiş metal tuzlarından nanometal oksitler elde edildi. Son aşamada ise, yeşil sentezi gerçekleştirilen nanometal oksitlerin FT-IR, SEM, EDX ve XRD gibi analiz yöntemlerinden faydalanılarak yapısal karakterizasyonu gerçekleştirildi.
Kiral aminlerden enantiyosaf tiyosemikarbazon türevlerinin sentezi
Bu çalışma gün geçtikçe önem kazanan tiyosemikarbazonların kiral türevlerinin enantiyosaf olarak sentezini kapsamaktadır. Literatürde kayıtlı tiyosemikarbazonlar biyolojik aktiflikleri yüksek olan, antifungal, antiviral, antialerjik, antitümör vb. özelliklere sahip önemli bileşiklerdir. Bu çalışmada, biyolojik aktiviteler göstereceği düşünülen yeni tiyosemikarbazonların kiral formları sentezlendi ve yapıları çeşitli spektroskopik tekniklerle aydınlatıldı. Enantiyomerik olarak saf ve yeni tiyosemikarbazonları elde etmek için ilk olarak (R)-(+)-α-metilbenzilamin ve (S)-(-)-α-metilbenzilamin kullanılarak kiral izotiyosiyanatlar her iki enantiyomerik formda oluşturuldu ve tiyosemikarbazitlere dönüştürüldü. Daha sonra p-sübstitüe benzensülfonil klorürler ile 3-hidroksibenzaldehit ve 4-hidroksibenzaldehit kullanılarak 12 adet benzensülfonat türevi sentezlendi. Bu ürünlerden yola çıkarak son basamakta 3- ve 4- sübstitüe benzensülfonat grubu içeren benzaldehit türevleri kiral tiyosemikarbazitlerle muamele edilerek 16 yeni kiral tiyosemikarbazon türevi enantiyomerik saflıkta elde edildi. Kiralitenin biyolojik açıdan önemi göz önüne alındığında sentezlenen kiral tiyosemikarbazonların yeni biyolojik özelliklere sahip olacağı öngörülmektedir.
Türkiye'de pandemi döneminde kullanılan bazı el dezenfektanlarının kimyasal içeriklerinin ve fizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi
Son yıllarda pandemi döneminde ve afet dönemlerinde hammadde sıkıntısı gibi çeşitli nedenlerle gelişi güzel formülasyonlarda hazırlanan el ve cilt antisepsi ya da diğer adıyla el dezenfektanlarının üretildiği gözlenmektedir. Bir çok kimyasal hijyen ürününde olduğu gibi el dezenfektanlarında da yetkin olmayan insanların kimyasal karışımlar üretme gayreti insan ve çevre sağlığını tehdit edebilmektedir. Oysaki kimyasal karışımları oluşturmak, kimyasal hammadde bilgisinin yanı sıra kimyasal reaksiyon mekanizmaları ve hızları üzerine bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu ancak kimya eğitimi almış yetkin bir kimyacının gerçekleştirmesi gereken bir çalışmadır. Bu çalışmamızda Türkiye'de üretilmiş ve kullanılan 21 adet el ve cilt antisepsilerinin in vitro olarak deri similasyon ortamında incelenmesi amaçlandı. Bu amaçla dezenfektan örnekleri, UV-B indüklü linoleik asit emülsiyonlarında peroksidasyon kinetiği incelendi. Primer oksidasyon ürünlerinin oluşum hızları konjugedien ve demir (III) tiyosiyanat (Fe(III)SCN) analitik yöntemleri kullanılarak tayin edildi. Ayrıca bu piyasa ürünlerinin pH, iletkenlik ve toplam çözünmüş katı madde (TDS) miktarı gibi fizikokimyasal özellikleri kontrol edildi. Bu dezenfektan numunelerinin birçoğunun lipid oksidasyon hızını arttırdığı ve cilt pH 'sına dikkat edilmeden üretildiği gözlendi. Ayrıca bu çalışmada gaz kromatografik (GC) analizler ile dezenfektan karışımlarının içerik tayinleri yapılmaya çalışıldı. Elde edilen sonuçlar, dezenfektan örneklerinin içerik bilgileri ile kıyaslamalı olarak incelendi. Bu çalışmanın sonuçları, piyasada bulunan bazı dezenfektan ürünlerinin in vitro olarak cilt yağ tabakasında oluşturabileceği muhtemel zararlar açısından etkilerini ortaya koymakta ve ayrıca dezenfektan reçetelerinin hazırlanması sırasında dikkat edilmesi gereken hususlara da işaret etmektedir.
Alerji ve kanser ilaçlarında bazı elementlerin ICP-MS ve ICP-OES ile analizi ve validasyonu
İlaç, gıda, çevre ve kozmetik ürünlerine tat, koku, renk ve dayanıklılık sağlamak, ürünlerin görünüşlerini ilgi çekici hale getirip düzeltmek ve korunmalarını sağlamak gibi sebeplerle farklı birçok madde ilave edilmektedir. Bu maddeler katkı maddeleri olarak adlandırılmakta, kullanım sıklığına ve kullanım şekline göre insan sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. İnsan sağlığı ve ilaçların kalite kontrolünü sağlayabilmek için bu katkı maddelerinin analizlerinin eksiksiz gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle katkı maddelerinin belirlenebilmesi için yüksek performanslı, hassas, hızlı ve düşük tespit limiti sağlayan analiz tekniklerinin geliştirilmesi son derece önem arz etmektedir. Uluslararası Uyumlaştırma Konferansı'nın Elementel Safsızlıklar Rehberi-Q3D, farmasötiklerdeki elementel safsızlıkların kontrolünde yeni bir paradigmayı temsil etmektedir. Elementel safsızlıkların kontrolüne yönelik yaklaşımı, indüktif eşleşmiş plazma-optik emisyon spektrometresi (ICP-OES) ve indüktif eşleşmiş plazma-kütle spektrometresi (ICP-MS) gibi modern analitik cihazlarla analiz etmeye değişmiştir. Tüm bitmiş ilaç ürünleriyle ilgili elementel safsızlıkların yönetimi, kalite ve güvenlik endişeleri nedeniyle, ilaç endüstrisinin yasal gerekliliklerine tam uyum içinde uygulanmalıdır. Bu çalışmada, kanser ve alerji ilaçlarında var olan Grup 1 Cd, Pb, As, Hg, Grup 2A Co, V, Ni, Grup 2B Tl, Au, Pd, Ir, Os, Rh, Ru, Se, Pt, Grup 3 Li, Sb, Ba, Mo, Cu, Sn, Cr olarak 23 elementin elementel safsızlıkların varlığı için yapılan analizler, ICH Q3D'ye uygun olarak farmakopelerin gerekliliklerine göre ICP-MS ve ICP-OES ile gerçekleştirilmiştir. İlaç örneklerinde var olan metodu geliştirme ve validasyon çalışmaları yapılmıştır. ICP-OES ile yapılan analiz sırasında, talyum ve platin elementlerinin kalibrasyon eğrileri çizilememiştir. Ayrıca, arsenik, cıva, rodyum, rutenyum, selenyum, kobalt, vanadyum, nikel, kadmiyum ve kalay elementlerinin ilaç örneklerinde düşük konsantrasyonlarda bulunması sebebiyle ICP-OES'de dedeksiyon limitleri altında kalmıştır ve ICP-OES'in kendi sınırlamaları olduğu ortaya çıkmıştır. ICP-MS'de ilaç örneklerinde bulunan 23 elementin konsantrasyonlarının belirlenmesi için yöntem geliştirilmiş ve kullanılmış olup, ICP-OES analizi ile elde edilen verilerle karşılaştırılan ve ilişkilendirilen bilgiler sağlamıştır. Her iki analiz yöntemi ile yapılan analizler için mikrodalga çözünürleştirme tekniği kullanılmıştır. Numune hazırlama basamağında ICP-MS ile ICP-OES analiz teknikleri karşılaştırıldığında dedeksiyon limitlerinde fark açıkça görülmektedir. Uygulanan ICP-OES yöntemi analizi yapılan birkaç elementin tayini için uygun olsada, ilaç örneklerindeki elementel saflıklıkların belirlenmesinde daha doğru ve güvenilir analiz için ICP-MS gibi daha hassas teknikler gereklidir.
Diş hastanesinden izole edilen bakterilerin antibiyotik duyarlılık profilleri ve bazı maddelerin bu bakterilere karşı inhibitör aktivitelerinin değerlendirilmesi
Diş hastanelerinde gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda ağız içerisine kolonize olan mikroorganizmaların, çevreyi, kullanılan ekipmanı, hastaları ve sağlık çalışanını kontamine edebilme riski çok yüksektir. Kontaminasyon etmenlerinin tespiti doğru sterilizasyon yöntemlerinin oluşturulmasında büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmada, diş polikliniklerinde kontaminasyona sebep olan bakterilerin tespit edilmesi, izole edilen bu bakterilerin antibiyotik dirençlerinin saptanması ve bazı maddelerin bu bakterilere karşı inhibisyon aktivitesinin değerlendirilmesi amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle diş hastanesinin farklı bölümlerinden bakteri izolasyonu yapılmış ve bu bakterilerin antibiyotik duyarlılıkları imipenem/cilastatin (20 µg), erythromicin (30 µg), ciproflaxacin (30 µg), streptomycin (25 µg), cefdinir (30 µg), azithromycin (30 µg) ve tobramycin (30 µg) olmak üzere yedi farklı antibiyotik diski kullanılarak, agar disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. Ardından, timol; C10H16O, kekik yağı, çinko piriton; (C10H8N2O2S2Zn) ve magnezyum monoperoksiftalat; C16H10MgO10 maddelerinin bu bakterilere karşı inhibisyon aktivitesi agar kuyu difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, diş hastanesinden 16 bakteri izolasyonu yapılmış ve bu bakteriler VITEK 2 ile Staphylococcus warneri, S. hominis, S. aureus, S. lentus, S. epidermidis, S. sciuri, Buduicia aquatica, Micrococcus sp. ve Kocuria kristinae olarak tanımlanmıştır. Genel olarak duyarlı oldukları ancak cefdinir antibiyotiğine karşı % 35 oranında direnç geliştirdikleri söylenebilir. Bununla birlikte, düşük konsantrasyonlarda çinko piritonun hemen hemen tüm bakteriler için güçlü inhibe edici aktiviteye sahip olduğu bulunmuştur. Sonuçlar değerlendirildiğinde, stafilokokların diş hastanesi çevresinde yaygın olarak bulunduğu ve bu bakterilerin zamanla bazı antibiyotik ve dezenfektana karşı direnç kazanma potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, bu dirençli patojenlerle mücadelede alternatif dezenfektanların çinko piriton ile desteklenmesinin avantajlı olabileceği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Antibiyotik, Bakteri, Dezenfektasyon, İzolasyon, VITEK
Hastane ortamından izole edilen bakterilerin antibiyotik dirençlilik profilleri ve bu bakterilerin mücadelesinde farklı antimikrobiyal maddelerin kullanım potansiyellerinin değerlendirilmesi
Hastane enfeksiyonları sağlık sistemini tehdit eden en büyük sağlık sorunlarından biridir. Hastane enfeksiyonlarının önlenmesi amacıyla çevre temizliği ve dezenfeksiyonu sıklıkla yapılmaktadır. Ancak antimikrobiyallerin yanlış kullanımı sonucunda antibiyotiklere ve dezenfektanlara dirençli bakteriyel patojenlerin hızla arttığı bildirilmektedir. Bu kapsamda bu çalışmada hastane ortamından izole edilen bakterilerin identifikasyonları, antibiyotik direnç profilleri ve farklı antimikrobiyallere (timol, kekik yağı, çinko piriton, magnezyum monoperoksiftalat) duyarlılıkları incelenmiştir. Bakteriler hastane ortamından izole edilmiştir ve VITEK ile bakteriler tanımlanmıştır. Disk difüzyon tekniği ile antibiyotik direnç profilleri ve agar kuyu difüzyon tekniği ile farklı antimikrobiyallerin inhibisyon akiviteleri test edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre izolatlar %13,0 Staphylococcus hominis, %13,0 Micrococcus sp., %13,0 S. sciuri, %27,0 S. haemolyticus, %7,0 S. warneri, %13,0 Escherichia vulneris, %7,0 Sphingomonas paucimobilis ve %7,0 Kocuria cristinae olarak belirlenmiştir. Izolatların %10'unun test edilen antibiyotiklere karşı direnç geliştirdiği ve izolatların %74'ünün duyarlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, alternatif dezenfektanların duyarlılık oranları ZnPt > T > TO > MMPP şeklinde tespit edilmiştir. Bakteri izolatlarının ZnPt'ye karşı oldukça duyarlı olduğu gözlenmiştir. ZnPt (%0,1) katkılı dezenfektanların nozokomiyal enfeksiyonların mücadelesinde kullanılabileceği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Antibiyotik direnci, Bakteri, Dezenfektan, Hastane, Nozokomiyal enfeksiyon
Rasekadotril molekülü için yeni çözünme ortamı ve analitik yöntem validasyonu
Rasekadotril ishal rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan asetorfan etkin metabolitine sahip olan moleküldür. Ancak molekül yapısından dolayı organik çözücülerde çok iyi çözünürken sulu ortamlardaki çözünürlüğü çok düşük seviyelerde kalmaktadır. Yüksek lisans tezi olarak gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı Rasekadotril için uygun olan yeni bir çözünme ortamının bulunması ve uygun metodun geliştirilerek yöntemin validasyonu gerçekleştirilip farmasötik analizlerde uygulanabilirliği hakkında bilgi vermektir. Bu kapsamda sulu ortamda Polioksietilen 10 Lauril Eter (Brij-35) çözeltisi, dissolüsyon anlizleri için ortam olarak belirlenmiş ve HPLC metodu geliştirilerek yöntemin validasyon çalışmaları yapılmıştır. Anahtar sözcükler: Rasekadotril, Dissolüsyon, Polioksietilen 10 Lauril Eter (Brij-35), Analitik Yöntem Validasyonu
Siringaldehit bazlı 2,4,6-triarilpiridinlerin sentezi, antioksidan etki ve teorik hesaplama çalışmaları
ÖZET SİRİNGALDEHİT BAZLI 2,4,6-TRİARİLPİRİDİNLERİN SENTEZİ, ANTİOKSİDAN ETKİ VE TEORİK HESAPLAMA ÇALIŞMALARI Esra Nur ALBAYRAK Düzce Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Kimya Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Danışman: Doç. Dr. Alparslan ATAHAN Temmuz 2023, 78 sayfa Bu tezde, siringaldehitten türetilen sekiz adet yeni 2,4,6-triarilpiridin türevi bileşik tasarlandı ve bu yapılar tek basamaklı multi-komponent bir yöntem kullanılarak başarıyla sentezlendi. Bunun için, siringaldehit bileşiği amonyum asetat varlığında farklı metil keton türevleri ile geri soğutucu altında ve DMF içerisinde reaksiyona sokuldu. Elde edilen her bir piridin türevinin yapısı 1H-NMR, 13C-NMR ve FTIR teknikleri kullanılarak aydınlatıldı. Yapıları aydınlatılan bu bileşiklerin antioksidan aktiviteleri literatürde yaygın olarak kullanılan yöntemlere göre ve bilinen referans bileşiklerle kıyaslanarak belirlendi. Daha sonra, elde edilen yapıların bilgisayar destekli teorik kuantum hesaplamaları gerçekleştirildi. Bu hesaplamalar B3LYP teorisi ve SVP ile TZVP temel setleri kullanılarak su ve gaz fazlarında kapsamlı şekilde tamamlandı. Ayrıca bu hesaplamalarda sertlik, yumuşaklık, HOMO-LUMO enerji seviyeleri gibi önerilen yapıların elektronik doğasının ve biyoaktivite sonuçlarının anlaşılmasında son derece önemli moleküler tanımlayıcılar olan teorik parametreler ortaya konuldu. Ardından bu çalışma için en önemli tanımlayıcılardan biri olan ve radikal yakalama potansiyelini tanımlayan Fukui indisi adlı elektronik yapı tanımlayıcı parametreler belirlendi. Son olarak, teorik olarak hesaplanan ve deneysel olarak elde edilen sonuçlar birlikte değerlendirilerek tez çalışması kapsamındaki bileşikler için yapı-aktivite ilişkisi ortaya konuldu. Sonuç olarak, bu çalışma kapsamındaki bileşikler yapı aktivite ilişkisi çerçevesinde değerlendirilerek elde edilen tüm serinin antioksidan ajanlar olarak kullanılabilme potansiyeli ortaya konuldu. Anahtar sözcükler: Siringaldehit, Piridin, Antioksidan, DFT, Fukui indisleri
ATRP / halka açılma bir arada yöntemiyle polimerik yağ asidi graft kopolimerlerin sentezi, karakterizasyonu ve organik elektronik cihaz uygulamaları
Bu çalışmada, poli[(linoleik asit)-g-(stiren)-g-(ε-kaprolakton)] (PLina-g-PSt-g-PCL) graft kopolimerlerinin sentezlenmesi ve bu graft kopolimerlerin organik alan etkili transistörü (OFET) olarak cihaz uygulamalarında kullanılması amaçlanmıştır. Çalışmada polimerik linoleik asit başlatıcı olarak kullanılarak tek adımlı (one-pot) reaksiyon yöntemi ile poli[(linoleik asit)-g-(stiren)-g-(ε-kaprolakton)] (PLina-g-PSt-g-PCL) graft kopolimerleri sentezlenmiştir. Tek adımlı (one-pot) reaksiyon yöntemi polimerik linoleik asit içerisinde bulunan hidroksil grupları, ε-kaprolaktonun halka açılma polimerizasyonuyla ve linoleik asit içerisindeki brom uçları stirenin atom transfer radikal polimerizasyonunun tek adımda birleştirilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Daha sonra; poli(linoleik asit), 1/1, 1/5, 1/10 ve 1/20) oranlarında bromlama yapılarak PLina-g-PSt-g-PCL graft kopolimerleri makrobaşlatıcı olarak kullanılmıştır. Graft kopolimerler üzerinde stiren monomerinin konsantrasyonu artırılarak graft kopolimerler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Elde edilen graft kopolimerlerin kimyasal karakterizasyonları; proton nükleer manyetik rezonans spektroskopisi (1H NMR), Jel geçirgenlik kromatografisi (GPC), fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR), termogravimetrik analiz (TGA) ve diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) teknikleri kullanılarak yapılmıştır. PLina-g-PSt-g-PCL graft kopolimerlerini izolatör tabaka olarak kullanmak amacıyla OFET üretimi gerçekleştirilmiştir. Aktif katman olarak Poli(3-heksiltiyofen) (P3HT) kullanılmıştır. Önceden şekillendirilmiş OFET alt tabakaları kaynaklama/deşarj elektrotları olarak kullanılmıştır. Kapasitans ölçümü için aynı yöntem kullanılarak ITO/P3HT/PLina-g-PSt-g-PCL/Al yapısı hazırlanmıştır. Çıkış ve aktarım akım gerilim özelliklerini elde etmek için OFET cihazlarının elektriksel karakterizasyonları karanlıkta ve hava atmosferinde gerçekleştirilmiştir. Kapasitans-frekans grafiğinden, eşik gerilimi (VTh), alan etkisi hareketliliği ve açık/kapalı akım oranı (Ion/off) gibi cihazların temel özellikleri elde edilmiştir. Stiren konsantrasyonuna bağlı olarak üretilen OFET cihazlarındaki temel elektriksel parametreler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Üretilen PLina-g-PSt-g-PCL OFET'lerinin düşük VTh, olağanüstü hareketlilik ve Ion/off değerleri gibi pozitif cihaz özellikleri sergilediği gözlemlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Linoleik asit; Stiren; ε-kaprolakton; ATRP; ROP; One-pot; OFET.
S. officinalis ekstraktı ile yeşil hidrotermal sentezlenen nanokompozitlerin manyetik ve süperkapasitör özelliklerinin araştırılması
Son yıllarda dünyada, enerji kıtlığı ve küresel ısınmanın meydana gelmesi yeşil enerji depolama cihazları olarak süperkapasitörlere olan ihtiyacı arttırmıştır. Bu nedenle, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için yüksek enerji yoğunluğuna sahip, düşük maliyetli yeni süperkapasitörler geliştirilmelidir. Süperkapasitör türü olan psödokapasitörlerin Faradaik redoks reaksiyonları, genellikle metal iyonlarının birden fazla değerlik durumuna sahip olduğu metal oksitlerde gerçekleştirilmektedir. Geçiş metal oksit psödokapasitörler, değişken oksidasyon adımları nedeniyle yüksek enerji yoğunluğuna, yüksek özgül kapasitansa, üstün özgül enerjiye ve büyük yük transfer reaksiyon özelliklerine sahiptir ve bu da onları yüksek performanslı süperkapasitörler için benzersiz adaylar haline getirmektedir. Son zamanlarda, psödokapasitör uygulamaları için geçiş metal oksit bazlı malzemelerin araştırılması ve geliştirilmesi için birçok çalışma yürütülmektedir. Bu tez çalışmasında teorik psödokapasitör özelliği yüksek, NiO'in elektrokimyasal özelliklerini geliştirmek için, Fe3O4, Co3O4, CuO ve ZnO geçiş metal oksitleri ile Salvia officinalis (S. officinalis) bitki ekstrakt aracılı hidrotermal yöntem kullanılarak nanokompozitler sentezlendi. Sentez, 120°C, 12 s (HT-I) ve 180°C, 24 s (HT-II) olmak üzere iki farklı çalışma şartlarında gerçekleştirildi. Sentezlenen nanokompozitlerin yapısal karakterizasyonu Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR), Toz X-Işını Kırınımı (PXRD), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Enerji Dağılımlı X-Işını Spektroskopisi (EDX) yöntemleri kullanılarak karakterize edildi. Nanobileşiklerin X- ışını kırınımından elde edilen tam genişlik yarı maksimum (FWHM) değerleri ile kristalit boyutu hesaplamasında Scherrer ve Williamson-Hall (W-H) formülleri kullanıldı. Ek olarak mikro gerinim, gerilim ve enerji yoğunluğu, W-H modelleri olan düzgün deformasyon model (UDM), düzgün gerilme (stress) deformasyon model (USDM) ve düzgün deformasyon enerji yoğunluğu model (UDEDM) ile analiz edildi. Manyetik ve elektrokimyasal davranışları Titreşimli Numune Manyetometresi (VSM) ve Dönüşümlü Voltametri (CV) analizleri kullanılarak aydınlatıldı. HT-II yöntemi ile sentezlenen nanokompozitlerin HT-I yöntemine kıyasla çok daha küçük partikül boyutlu ve homojen yüzey morfolojisine sahip olduğu belirlendi. Yapılan VSM ve CV analiz sonuçlarına göre NiO NP ve NiO/Fe3O4, NiO/Co3O4, NiO/CuO, NiO/ZnO nanokompozitlerin hem doygunluk manyetizasyonunda hem de spesifik kapasitans değerlerinde önemli artış tespit edildi.
Cınnamomum verum kabuğu ekstraktı kullanılarak ZnO nanopartikülleri ve ZnO/TiO2 nano kompozitinin hidrotermal ve yeşil sentez yöntemleri ile karşılaştırmalı incelenmesi
Günümüzde nanoteknoloji daha sağlam, kaliteli, dayanıklı, ucuz, hafif ve küçük cihazlar geliştirmek için kullanılmaktadır. Geliştirilen bu ürünler, azaltılmış malzeme kullanımı, enerji tasarrufu, maliyet etkinliği, kolay nakliye imkanı, artan fonksiyonellik ve kullanım kolaylığı gibi üretim avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Nanopartikülleri sentezlemek için bitkilerin ve baharatların kullanımı, sürdürülebilir ve gelecek vaat eden bir alandır. Bitki ve türevlerinden çeşitli yöntemlerle elde edilen ekstraktlar metal tuzları ile tepkimeye girmeleri sağlanarak metal atomlarının indirgenmesine ve böylece nano boyutta metal partikülleri oluşumunu sağlanmaktadır. Bu bilgiler göz önüne alındığında ve geniş literatür taramaları doğrultusunda bu tez çalışması, doğal ve içerdiği organik bileşenlerden dolayı iyi bir indirgeyici ürün olan Cinnamomum verum kabuğu ekstraktının kullanıldığı hidrotermal ve yeşil sentez yöntemleri ile çinko oksit (ZnO) nanopartikülleri ve çinko oksit/titanyum dioksit (ZnO/TiO2) nanokompozitlerinin üretimini incelemektedir. Elde edilen ZnO NP'leri ve ZnO/TiO2 nanokompozitleri X-ışını difraksiyonu (XRD), Fourier dönüşümü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR), Taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi, Enerji dağılımlı X-ışını analizi (EDX) ve Termogravimetrik analiz (TGA) ile karakterize edilmiştir.
Yeni N-karboksi sülfonamit türevi ligand ve bazı metal komplekslerin sentezi
Bu çalışmada, daha önce literatürde verildiği üzere, 4-benzoil-5-fenil-2,3-furandion bileşiğinin etilüretan ile tepkimesinden çıkış maddesi olarak kullanılan dibenzoilasetikasit-N-karboksietilamid elde edilmiştir. Bu bileşiğin sülfonamit ile reaksiyonundan ligand olarak kullanılan 2,2-Dibenzoil-N-(4-sulfamoilfenil)-asetamid bileşiği sentezlenmiştir. Tez kapsamında sentezlenen bu ligandın yanı sıra Cu(II), Fe(II), Co(II) ve Ni(II) geçiş metal tuzlarının reaksiyonundan yeni metal kompleksler sentezlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerin yapıları UV-Vis, FT IR, 13C ve 1H NMR ve gibi spektroskopik yöntemlerle belirlenmiştir. Bileşiklerin yapılarının belirlenmesinde spektroskopik tekniklerin dışında ayrıca elemental analiz (C,H,N,S) ve TGA/DTA tekniği de kullanılmıştır.
4-(morfolin-4-il)anilinden türeyen amit bileşiklerinin sentezi ve karakterizasyonu
Bu çalışmada 4-(morfolin-4-il)anilinin, kloroasetil klorür ile reaksiyonundan 2-kloro-N-[4-(morfolin-4-il)fenil]asetamit [I] bileşiği olan başlangıç maddesi sentezlenmiştir. Bu amit bileşiği [I], dokuz yeni amit türevi bileşikler sentezlenmek için susuz asetonlu ortamda morfolin, anilin, 4-(triflorometoksi)anilin, 4-kloroanilin, 4-metiltiyoanilin, 4-floroanilin, 4-(triflorometiltiyo)anilin, piperidin, 4-nitroanilin, p-anisidin gibi farklı aminler ile reaksiyona sokuldu. Sentezlenen bileşiklerin fiziksel ve kimyasal özellikleri erime noktası tayini, elementel analiz, Nükleer Magnetik Rezonans Spekroskopisi (1H NMR ve 13C NMR), Sıvı Kromatogafisi-Kütle Spektroskopisi (LC-MS) ve Infrared Spektroskopisi (FT-IR) gibi yöntemler kullanılarak karakterize edilmiştir.
Yeni pincer tipi ligand ve bazı metal komplekslerinin sentezi ve karakterizasyonu
Pincer (kıskaç) bileşikleri; pincer bir ligandın herhangi bir geçiş metali ile kombine edilmesiyle oluşmaktadır. Literatür çalışmaları incelendiğinde, bu bileşiklerin çok geniş bir alana yayıldıkları görülmüştür. Pincer kompleksler; elektrokimya, biyokimya, tıp, polimer ve katalitik endüstri gibi alanlarda yayılım göstermişlerdir. Bu alanlarda, çeşitli polimerizasyon teknikleri, katalizör özellikleri, mikrobiyal ve kanser tedavisi gibi özelliklerinin önemi üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada, SNS tipli yeni bir pincer ligand olan 2,6-bis(((triflorometil)fenil)tiyo)metil)pridin'den; Cu(II), Ni(II) ve Pd(II) komplekslerinin sentezi gerçekleşmiştir. Elde edilen ligandın ve komplekslerin;13C-NMR , 1H-NMR, TGA-DTA, UV-Vis, FT-IR spektroskopik teknikler ve elementel analiz, erime noktası tayini yöntemi ve diğer fiziksel özellkleri sayesinde muhtemel yapısı aydınlatılmıştır.
Kara mürver ekstresinin eldesi ve takviye edici gıdalarda kullanılması
Geçmişten günümüze kadar Tıbbi ve Aromatik bitkilerin kullanımı kozmetik ve tedavi amaçlı olarak sıkça yaygınlaşmıştır. Bitkilerin geleneksel yöntemlere bağlı kalınarak çözücüler eklenmesi ile içeriğindeki etken maddelerin en yüksek seviye de çıkarılması amaçlanmıştır. Çıkartılan bu etkenler, çözücüler ile bir çözelti halindedir. Bu çözelti sprey dryer cihazı ile maltodekstrinin etken maddenin etrafını sarması ile enkapsüle ederek ve toz haline getirilerek, vitamin eklentileri yapılarak homojen bir şekilde karıştırılma işlemleri yapıldıktan sonra kapsüllere dolum işlemi ile sona ermiştir. Elde edilen son ürün kara mürverin etken maddesinin enkapsüle edilmesine olanak sağlar ve gıda takviyesi olarak kullanılabilmektedir. Tez konusu enkapsülasyon metodu ile toz veya kapsül şeklinde gıda takviyesi ürünlerinin geliştirilmesidir. Bu metot kullanılarak hali hazırda başta biberiye olmak üzere bir takım bitki ekstrelerinden toz veya kapsül ürünler çalışmaları yapılmaktadır. Bu konu ile halen kapsül halinde çalışması bulunmayan Kara mürver hem kendileri hem de karışımlarından oluşan kapsül veya toz halinde gıda takviyesi ürünlerinin deneme çalışmaları yapılmıştır.
Franz difüzyon hücresi kullanılarak transdermal sistemden tiyokolşikosidin permeasyonu ve HPLC ile analizi
Son zamanlarda deri yoluyla ilaç salınımı uygulamaları oldukça popüler hale gelmiştir. Bu ilaç salım uygulamalarının en dikkat çekenlerinden biri de aktif maddenin deri veya yapay zarlar yoluyla sistemik dolaşıma geçmesini sağlayan ilaç salım yöntemleri olan transdermal ilaç salım sistemleridir. Bu çalışmada, tiyokolşikosid etken maddesini içeren bir jel ilacın salınım ve nüfuz testleri için gerekli optimizasyon koşulları, insan veya hayvan derisi içermeyen sentetik membranlar kullanılarak karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Etkeni tiyokolşikosid olan jel formundaki ilacın geçirgenliği Franz Difüzyon Hücresi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Tuffryn membran, Selüloz bazlı membran ve Supor hidrofilik polieter sülfon bazlı membran olmak üzere 3 farklı sentetik membran kullanılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda Franz Difüzyon Hücresinde tiyokolşikosid geçirgenliği açısından en iyi sentetik membranın Supor membran olduğu görülmüştür. Ayrıca yöntemin bağıl standart sapma değerleri, dedeksiyon ve tayin limitleri belirlenerek permeasyon çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmada korelasyon katsayısı 0,9995, dedeksiyon ve tayin limitleri ise 0,026 ve 0,078 μg/L olarak bulunmuştur. Bu sayede validasyon çalışmasının hassasiyeti ve güvenirliği belirlenmiştir.
Yeni kiral 1,3-tiyazolidin türevlerinin sentezi ve biyolojik aktivitelerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, genel sentez metodları kullanılarak otuz iki adet yeni kiral tiyoüre ve 1,3-tiyazolidin türevleri sentezlenmiştir. Çalışmamızın ilk aşamasında başlangıç maddesi olarak kullandığımız 1-naftilizotiyosiyanat'ın, farklı kiral aminlerle reaksiyonu sonucu yeni kiral tiyoüre türevleri [1-16] elde edilmiştir. İkinci aşamada ise tiyoüreler [1-16], 1,3-tiyazolidin-4,5-dion türevleri [17-32] elde etmek için okzalil klorür ile reaksiyona sokulmuştur. Ürünlerin saflıkları İTK ile kontrol edilmiştir ve yapıları FT-IR, 1H NMR, 13C NMR ve elementel analiz yöntemleri kullanılarak aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin [1-32] biyolojik aktiviteleri, antioksidan aktiviteler (β-karoten linoleik asit, DPPH, ABTS ve CUPRAC) ve enzim inhibisyon aktiviteler (AChE, BChE, tirosinaz ve üreaz) olarak taranmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, nitro türevinin (S) izomerleri bileşik 14 ve halkalı türevi 30 tüm testlerde en yüksek aktiviteyi göstermiştir.
Mannitolün kaprilik kaprik asidiyle esterleşme reaksiyonları ve kozmetikte kullanımı
Kozmetik sektörü gün geçtikçe daha çok gelişmekte ve ürün çeşitliliği giderek artmaktadır. Eskiden kozmetik denildiğinde sadece makyaj ürünleri akla geliyorken günümüzde günlük kullanılan kişisel bakım ürünlerine kadar birçok üründe geniş bir kullanım alanı oluşturmaktadır. Kozmetik sektöründe artan bu ürün çeşitliliği, insanların ürün seçimlerinde daha hassas ve seçici davranmaya başlamasına da neden olmaktadır. Bu sebeple ürünlerin her birinin özellikle doğal olması ve kullanımında insan sağlığını ve çevreyi olumsuz etkileyen faktörlerin olmaması büyük önem kazanmıştır. İnsanların bu yöndeki eğilimleri, birçok sektörü yeni gelişen teknolojilerle doğal hammaddelerden oluşan ürünler elde etmeye yöneltmiştir. Bu doğrultuda hoş koku ve tada sahip olan esterlerin kullanımı kozmetik sektöründe de oldukça yaygınlaşmıştır. Esterlerin özellikle doğal yollarla elde edilebilinir ve biyobozunur olması kozmetik sektöründe kullanılmasının en büyük avantajlarındandır. Esterler, kozmetik sektöründe başlıca yumuşatıcı, kıvamlaştırıcı, emülgatör, yağlayıcı, nemlendirici ve koku giderici gibi birçok üründe farklı amaçlar için kullanılmaktadır. Biyobozunur bir yağ asidi olan kaprilik kaprik asitin, bitkisel kaynaklı bir alkol olan mannitol ile esterifikasyonu sonucu oluşan esterler, biyo bazlı olup değerli kimyasallar kategorisinde, biyoyararlanırlığı yüksek ürünlerdir. Yapılan çalışmada mannitol ve kaprilik kaprik asitin farklı mol oranlarında esterleşme reaksiyonları yapılmıştır. Reaksiyonlarda fosforik asit, para toluen sülfonik asit (PTSA) ve metansülfonik asit (MSA) gibi farklı katalizörler kullanılmıştır ve bu katalizörlerin reaksiyona etkileri gözlemlenmiştir. Tüm esterleşme reaksiyonlarında optimum sıcaklık 180 ֯C olarak belirlenmiştir. Nihai ürünler asit numarası, viskozitesi, renk, iyot sayısı, HLB değerleri, sabunlaşma sayıları, reaksiyon verimi ve reaksiyon süresi gibi parametreler ile değerlendirilmiştir. Ayrıca oluşan ürünler FTIR, GC gibi spektroskopik yöntemlerle karakterize edilmiştir.
Gaziantep halı sektöründe kullanılan tutkalların yapıları ve sentezleri üzerine bir çalışma
Bu çalışmada, Gaziantep halı sektöründe kullanılan tutkallar üzerine araştırmalar yapıldı. Sektörden alınan tutkal örneklerinin çeşitlerini tespit etmek için görsel muayeneler ve katı madde oranlarının hesaplanması ile beraber en çok Fourier Transform Infrared (FTIR) spektrometresinden elde edilen spektrumlar kullanıldı. Halı endüstrisinde daha çok polivinilasetat (PVAc) türü tutkalların kullanıldığı tespit edildi. PVAc türü tutkalların yanı sıra az da olsa stiren akrilik ve stiren butadien türü tutkalların da kullanıldığı anlaşıldı.Yapılan laboratuvar çalışmalarında PVAc homopolimer, PVAc akrilik kopolimerleri ve stiren akrilik kopolimerleri sentezlendi. Laboratuvarda sentezlenen tutkal örnekleri ile bunların muadili olan ticari ürünlerin karşılaştırılmaları FTIR ve diğer yöntemlerle yapıldı. Sonuçlar benzer olduklarını gösterdi.Anahtar Kelimeler: Gaziantep, Halı, Tutkal, Emülsiyon.
Polietilen tereftalat (PET)'tan poliester poliol sentezi
PET(polietilen tereftalat), ülkemizde ve dünyada en çok kullanılan ambalaj malzemelerinden birisidir. 1997 de sadece 17.000 ton/ yıl tüketilirken, 2007 de 250.000 ton/yıl olarak tüketildiği tahmin edilmektedir. PET; elyaf, gıda ürünü olmayan ve olan sıvılar için şişe, şerit, levha, mühendislik reçinesi ve diğer geri dönüşüm metodları ile yok edilebilmektedir. Bu çalışmada, PET şişe atığı, dietilen glikol (DEG), trietilen glikol (TEG), dipropilen glikol, 1,4-bütandiol, 1,6-hegzandiol, glikoller ve ftalik anhidrit(PA), adipik asit (AA) gibi diasitler kullanılarak, oda sıcaklığında sıvı olan ve çeşitli poliüretan malzeme sentezinde kullanılabilecek oligo-poliester poliol sentezlenmeye çalışıldı. Yapılan çalışmalar, adı geçen monomerik diol ve diasitler ile PET'tan sıvı oligo-tereftalat poliol sentezlenebileceğini gösterdi.Anahtar Kelimeler: PET, Ambalaj atığı, Poliester poliol, Geri dönüşüm,
Pirinç-mısır bazlı glütensiz makarnaların viskoelastik özellikleri
Çölyak hastalık oranı gelişmiş teşhislere rağmen gittikçe artmakta ve yeme alışkanlıklarını degiştirmektedir. Günümüzde, yüksek kaliteli glütensiz ürünlere karşı büyük bir talep oluşturmaktadır. Glütenin makarnaya güçlü bir ağ yapısı vermesi ve pişirme sırasında dağılmayı engellemesi nedeniyle, glütensiz makarna üretmek zordur. Polisakkaritlerin özelliklerinden dolayı, hidrokolloidlerin hamura eklenmesinin, hamurun viskoelastik özelliğini geliştirmesi beklenir. Hidrokolloidlerin, glütensiz hamurun reolojik özellikleri üzerine etkisi onların molekül yapılarıyla ilgilidir.Glütensiz formülasyonlu hamur reolojisinde proteinler ve hidrokolloidlerin etkisi % 60, 80, 100 jelatinize pirinç ve jelatinize mısır-jelatinize pirinç unu karışımları temel alınarak araştırıldı. Karboksi metil selüloz (KMS), ksantan gam, guar gam, karagenan gam, keçi boynuzu gamı (KBG), kazein proteini ve yumurta akı içeren % 2 g/g hidrokolloidler ve proteinler eklendi. Hamurların reolojik davranış çalışması Dinamik Mekanik Analiz Cihazı (DMA) ve Teskstür Analiz cihazıyla yapıldı. Hamurun deformasyona karşı direnci ve elastikliğini sürünme-geri kazanım ve dinamik viskoelastik ölçümleriyle belirlendi ve sonuçlar Burger denklemiyle modellendi. Eklenen hidrokolloidler arasında en düşük sürünme komplians değerlerini ksantan ve KMS gamlarının gösterdiği bulundu. Sürünme kompliansı elastik kısmının en yüksek değerleriyle kanıtlandığı gibi elastik özelliklerin artırdığını gösterdiler. Mısır-pirinç ve pirinç hamurunun elastik davranışı kazein eklendiğinde artmıştır.
Esansiyel yağ bazlı antibakteriyel polimerik filmlerin sentezi ve karakterizasyonu
Günlük yaşantımızda sürekli temas halinde bulunduğumuz bakteriler farklı ortamlarda çeşitli değişkenlere bağlı olarak yaşamlarını sürdürürler. Bu bakteriler özellikle hastane materyalleri, biyomateryaller, gıda ambalajları gibi farklı alanlarda yoğun şekilde bulunabilmektedirler. Bakterilerin bir kısmı faydalı iken bir kısmı enfeksiyon edici özellikler taşımaktadır. Enfeksiyona sebep olan bu bakteriler klinik bir sorun haline gelmiş olup önlemek amacıyla kullanılan çeşitli kimyasalların toksisite ve karsinojenik etkileri sebebiyle doğal olana yönelim söz konusu olmuştur. Bu doğal seçenekler arasında anılan esansiyel yağlar yüzyıllardır bilinmesine rağmen son yıllarda bilimsel araştırmalara konu olmaya ve giderek önem taşımaya başlamıştır. Bilimsel çalışmalarda antimikrobiyal, antiviral ve antioksidan olarak kullanılabileceği rapor edilen esansiyel yağlar tek başına kullanıldıklarında da bu özelliklere sergileyebilseler de polimer filmlere yüklendiklerinde çok farklı uygulama alanlarında kullanım imkanı bulurlar ve antimikrobiyal aktivitelerini sürdürürler. Bu tez çalışmasının amacı polistiren (PS), polikarbonat (PC), poli(laktik asit) (PLA) ve poli(metil metakrilat) (PMMA) polimerlerine otsu kökenli kekik ve odunsu kökenli karanfil esansiyel yağlarını ekleyerek çözücü döküm tekniği ile esansiyel yağ bazlı polimerik film sentezi gerçekleştirilmesi ve elde edilen polimerik filmlerin antibakteriyel etkinliklerinin incelenmesidir. Esansiyel yağ bazlı polimerik filmlerin yüzey özellikleri optik mikroskop, taramalı elektron mikroskobu (SEM), su temas açısı ve serbest yüzey enerjisi (SFE) analizleri ile incelenmiştir. Esansiyel yağ bazlı polimerik filmlerin kimyasal yapılarının aydınlatılmasında Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) analizlerinden yararlanılmıştır. Polimerik filmlerin antibakteriyel etkinlikleri ise agar disk difüzyon metodu kullanılarak gram negatif bir bakteri olan Escherichia coli (E. coli) ve gram pozitif bir bakteri olan Staphylococcus aureus (S. aureus)'a karşı test edilmiştir.
Poli(metil vinil eter-alt-maleik anhidrit) kopolimerinin geçiş metali komplekslerinin UV-görünür bölge spektrofotometresi kullanılarak termodinamik parametrelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, maleik anhidritin kopolimerlerinden poli(metil vinil eter-alt-maleik anhidrit)'in Cu+2, Mn+2 ve Zn+2 ile kompleksleşme eğilimleri UV-Görünür Bölge Spektroskopisi yöntemiyle incelenmiş, oluşan komplekslerin stokiyometrik katsayıları, oluşum sabitleri, Gibbs serbest enerjileri ( ? G), entalpileri ( ? H) ve entropileri ( ? S) belirlenmiştir.Çalışmalar 25 ve 40 ? C olmak üzere iki ayrı sıcaklıkta yürütülmüş, sıcaklığın kompleksleşmeye etkisi incelenmiş ve kompleks oluşum sabitlerini arttırdığı gözlenmiştir. Her bir metal için kompleks oluşum sabiti mol oranı yöntemiyle hesaplanmış ve sıralamanın Kol(Zn) > Kol(Mn) > Kol(Cu) şeklinde olduğu bulunmuştur.Elde edilen kompleks oluşum sabitleri ve Gibbs serbest enerjileri değerlendirilerek poli(metil vinil eter-alt-maleik anhidrit) ile kompleks oluşturma konusunda etkinlik sırası Cu+2 < Mn+2 < Zn+2 olarak belirlenmiştir.
Pirimidin halkalı Schiff bazı ve metal komplekslerinin sentezi
Pirimidinlerin metal kompleks çalışmaları biyoanorganik kimyanın gelişimi açısından önemli olduğu kadar komplekslerin elektrokimyasal ve katalitik özellikleri açısından da önemlidir. Pirimidin esaslı Schiff bazları üzerine yapılan çalışmaların her geçen gün artması ve bu konu üzerine yapılacak olan çalışmalarda çeşitli bazı özelliklere (antikanser, antibakteriyal, antifungal vb.) sahip olabileceği düşüncesi bizi bu alanda çalışmaya sevk etmiştir.Bu çalışmada, N-aminopirimidin ile 5-kloro-2-hidroksiasetofenonun reaksiyonundan Schiff bazı ligandı elde edilmiştir. Bu Ligand ile Pd(II), Ni(II), Cu(II) ve Co(II) geçiş metal tuzlarının reaksiyonundan ise ilgili kompleksler sentezlenmiştir. Ligand ve kompleksler UV-Vis, 1H- NMR, 13C-NMR, TGA ve FT-IR gibi spektral analiz ve elementel analiz ve manyetik duyarlılık terazisi yöntemleriyle karakterize edilmiştir. Ni(II) kompleksinin yapısı (ML2)?5H2O iken diğer kompleksler ML2 formundadır. Ni(II), Co(II) ve Cu(II) kompleksleri için oktahedral geometri önerilmektedir. Bileşiklerin hiçbirinde, DMF çözücüsü içerisinde, elektrolitik iletkenlik özelliğine rastlanmamıştır.
N-(4-asetilfenil)-3-nitrobenzamit bileşiğinden türeyen yeni şalkon türevlerinin sentezi, yapı karakterizasyonu ve antibakteriyal aktivitesinin incelenmesi
En basit şalkon, iki aromatik zincirin arasında üç karbonlu alfa,beta-doymamış karbonil sistemleri ile birbirine bağlı 1,3-difenil-2-propen-1-on'dur. Flavonid ve izoflavonoidler şalkon türevlerinin öncüsü doğal bileşiklerdir. Şalkonlar konjuge çifte bağlara sahip olup tamamen benzen zincirindeki pi elektron sistemiyle delokalize olmuştur. Şalkonlar asit veya baz katalizörlüğünde aldehit ve ketonun Claisen-Schmidt kondenzasyonu ile sentezlenir, bu reaksiyonu şalkon ürünlerine dehidrasyonu takip eder. Yapılan literatür çalışmaları sonucunda şalkonlar antibakteriyal, antikanser, antifungal, antienflamatuvar, antitüberküloz, antimalaryal, antiparazitik, antidiyabetik, antileşmanyal, antitrombosit aktiviteleri gibi çok geniş farmakolojik özelliklere sahiptirler.Yaptığımız çalışmalarda amit fonksiyonel grubunun bağlanmasıyla oluşturulan yeni şalkon türevlerinin daha iyi antibakteriyal aktivite göstereceği düşünülmektedir. Bu çalışmada 4-aminoasetofenon ile 3-nitrobenzoil klorürün reaksiyonuyla oluşan N-(4-asetilfenil)-3-nitrobenzamit [I], sübstitüe aldehitler ile muamelesi sonucu yeni N-(4-{3-[4-sübstitüefenil]prop-2-enoil}fenil)-3-nitro-benzamit türevleri [II-XIII] elde edilmiştir. Sentezlenen tüm bileşiklerinin Gram negatif (Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli) ve Gram pozitif (Enterococcus faecalis, Staphylococcus aureus) bakterilerine karşı mikrodilüsyon yöntemiyle antibakteriyal aktiviteleri incelenmiştir.Gerçekleştirilen tüm reaksiyonlar İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ile izlendi. Sentezlenen bileşiklerinin yapılarının aydınlatılması için UV, IR, 1H NMR, 13C NMR, 1D NMR teknikleri (DEPT 45, DEPT 90, DEPT 135, APT), 2D NMR teknikleri (HETCOR, HMBC, COSY) ve elemental analiz (C, H, N, S) tekniklerinden yararlanıldı.
4?morfolinoasetofenon'dan türeyen yeni şalkon türevlerinin sentezi, karakterizasyonu ve antikanser aktiviteleri
Günümüzde özellikle antikanser ilaç tasarımında iyi bir bileşik olması sebebiyle organik sentezde sıklıkla kullanılan bileşik sınıflarından biri de şalkonlardır. Bu konuda yapılan literatür çalışmaları neticesinde şalkonların, antiviral, antineoplastik, antimalaryal, antifungal ve antimikrobiyal gibi önemli biyolojik aktiviteler göstermesinden dolayı pek çok araştırma grubu tarafından ilgi çektiği belirlenmiştir. Kimyasal olarak şalkonlar, üç karbonlu bir ?,ß-doymamış karbonil sistemiyle birbirine bağlanan iki aromatik halkadan (1-3-diaril-2-propen-1-on) iskeletinden oluşurlar. Bitkilerden izole edilen ve kimyasal olarak sentezlenen pek çok şalkon türevide geniş bir biyolojik aktiviteye sahiptir. Bu yüzden şalkon türevleri üzerine çok sayıda araştırma yapılmaktadır.Bu çalışmada 13 adet şalkon türevi substitue benzaldehit ve morfolin asetofenon/4-metilsülfonil asetofenonun oda sıcaklığında, metanol içerisinde, NaOH ile etkileştirilmesi suretiyle sentezlenmiştir.Gerçekleştirilen tüm reaksiyonlar İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ile izlendi ve ham ürün uygun çözücülerden kristallendirilerek saflaştırıldı. Sentezlenen bileşiklerinin yapılarının aydınlatılması için UV-vis, FTIR, 13C NMR, 1H NMR, DEPT 90, DEPT 135 DEPT, APT, HETCOR, HMBC ve elemental analiz (C,H,N,S) tekniklerinden yararlanıldı.Anahtar Kelimeler: Şalkon, Antikanser Aktivite, Morfolin
Bazı heterosiklik ve aromatik tiyosemikarbazon türevlerinin sentezi, karakterizasyonu ve antibakteriyal aktivitelerinin incelenmesi
Bu çalışmada tümü orijinal nitelikte olan 13 adet heterosiklik ve aromatik tiyosemikarbazon türevi ve 2 adet tiyosemikarbazit sentezlenmiştir. İzotiyosiyanat türevleri uygun çözücü ortamında hidrazin hidratla muamele edilerek tiyosemikarbazit türevi bileşikler elde edilmiştir. Elde edilen tiyosemikarbazitler heterosiklik yapıda olan aldehitler ve p-sübstitüe benzaldehitlerle reaksiyona sokularak tiyosemikarbazon türevi bileşikler sentezlenmiştir.Bu çalışma kapsamında yapılan tüm reaksiyonlar İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ile takip edilerek, oluşan ürünler uygun çözücüden kristallendirilmiş ve erime noktalarına bakılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin yapıları elemental analiz (C,H,N,S), UV, IR, 1H NMR ve 13C NMR teknikleri kullanılarak aydınlatılmış ve çalışmanın devamında söz konusu bileşiklerin antibakteriyal aktiviteleri, Gram-pozitif: Staphylococcus aureus, Enterococcus faecalis ve Gram-negatif: Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli bakterilerine karşı mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak minimum inhibisyon konsantrasyon (MİK)'ları belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler : Tiyosemikarbazon, tiyosemikarbazit, izotiyosiyanat, antibakteriyal aktivite
Enerji santrallerinde demineralizasyon-su/buhar döngülerinde silikat iyonunun bacillus subtilis bakterisi ile şartlandırılması
Enerji santrallerinde, su-buhar çevrimlerinde demineralize su kullanılmaktadır. Demineralize su; ultrafiltrasyon, ters ozmoz, katyon-anyon (iyon eşanjör) reçine kolonları veya elektro de-iyonizasyon teknikleriyle arıtılarak üretilmektedir. Bu teknikleri kullanırken işletme maliyetlerini azaltarak kullanılan tekniğin ömrünü artırmak için sudaki safsızlıklar giderilerek sistem beslenmektedir. Silis olarak da bilinen silikon dioksit, kimyasal formülü SiO 2 olan bir silisyum oksididir. Buhar/su devresinde bulunan birçok kirleticiden biri olan silis, buhar içinde yüksek çözünürlüğe sahip olması sebebiyle önemlidir. Yüksek basınç ve sıcaklıklarda çalışan kazan sularında bulunan silisin %50'si ayrışmış durumdadır. İyonun fazlalığı yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkta çözünmesi durumunda artan konsantrasyon ile kazan sistemlerinde dibe çöker ve kışır oluşmaya başlar. Silikanın diğer safsızlıklardan farkı camın ham maddesi olması sebebiyle çöktüğü sistemde amorf bir yapı oluşturmaktadır. Amorf yapıyı sisteme zarar vermeden temizlemek zor hatta imkansızdır. Ancak son zamanlarda gelişen teknolojilerle birçok şartlandırma yöntemi geliştirilmektedir. Bu çalışmada, gram pozitif bakteri türü olan toprakta yaygın olarak bulunan patojen olmayan, çubuksu yapıya sahip sporlaşabilen bir bakteri türü olan Bacillus subtilis ile şartlandırma yapılarak saf su üretimi esnasında en çok sorun teşkil eden SiO 2 minerali safsızlığı üzerindeki etkisi araştırılıp incelenmiştir. Bu sebeple su şartlandırması için bahsedilen ön işlemler tamamlandıktan sonra fotometrik, gravimetrik ve enstrümental silis tayinini gerçekleştirmek üzere UV spektrofotometrede ve yaş metot analizleri yapılarak çalışma tamamlanmıştır.
4-nitroanilin ile dibenzoilasetikasit-N-karboksietilamid reaksiyonundan türeyen N-karboksamid yapılı ligand ve metal komplekslerinin sentezi
Bu çalışmada, literatürde verildiği üzere 4-benzoil-5-fenil-2,3-furandion bileşiğinin etilüretan ile tepkimesinden çıkış maddesi olarak kullanılan dibenzoilasetikasit-N-karboksietilamid elde edilmiştir. Bu bileşiğin 4-nitroanilin ile reaksiyonundan ligand olarak kullanılan N-(4-nitrofenil)-2,2-dibenzoilasetamid (LH) bileşiği hazırlanmıştır. Karboksamid ligandları N ve O donör atomlarına sahip olmasından dolayı çok kolay kompleks oluşturabilmektedirler.Tez kapsamında sentezlenen iki dişli ligand (LH) ile Pd(II), Ni(II), Cu(II), Co(II) ve Zn(II) geçiş metal tuzlarının reaksiyonundan farklı geometrik yapıda yeni metal kompleksler sentezlenmiştir. Sentezlenen kompleks bileşikleri içerisinden genel formülleri [Cu(L2)].H2O, [Co(L2)(H2O)2].3H2O, [Ni(L2)(H2O)2].2H2O, [Pd(L2)(H2O)2].H2O olan kompleks bileşiklerinin oktahedral yapıda olduğu tahmin edilirken, [Zn2(CH3COO)2].2H2O kompleksinin ise tetrahedral yapıda olduğu düşünülmektedir.Gerçekleştirilen tüm reaksiyonların, reaksiyon takibi İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ile yapıldı ve hedeflenen ürünler uygun çözücülerden kristallendirilerek veya farklı organik çözücülerde yıkama işlemiyle saflaştırıldı. Sentezlenen bileşiklerin yapıları UV-Vis, FT IR, 1H NMR, 13C NMR gibi spektroskopik ve TGA gibi termal yöntemlerle belirlenmiştir. Bileşiklerin yapılarının belirlenmesinde spektroskopik tekniklerin dışında ayrıca elemental analiz (C,H,N,S), manyetik duyarlılık ve elektrolitik iletkenlik tekniği de kullanılmıştır.
Pirimidin-2-tiyon halkalı Schiff bazı ve metal komplekslerinin sentezi
Schiff bazları tıp, kimya, farmasötik kimya ve endüstride kullanım özelliğine sahip oldukça değerli bir kimyasaldır. Özellikle son zamanlarda biyolojik aktiviteleri üzerine yoğun çalışmalar yapılmıştır. Bazı Pirimidin esaslı Schiff bazları üzerine yapılan çalışmaların artması ve bu konu üzerine yapılacak olan çalışmalarda çeşitli bazı özelliklere (antikanser, antibakteriyal, antifungal vb.) sahip olabileceği düşüncesi bizi bu alanda çalışmaya yönlendirmiştir.Bu çalışmada 5-kloro-2-hidroksiasetofenon ve N-aminopirimidin-2-tiyon'nun reaksiyonundan yeni heterosiklik Schiff bazı ve bu Schiff bazının Cu(II), Pd(II), Mn(II) ve Co(II) metal kompleksleri sentezlenmiştir. Bu bileşiklerin yapılarının aydınlatılmasında; ligand için: elementel analiz (C, H, N, S), UV-Vis, 1H NMR, 13C NMR, FT-IR; kompleksler için: elementel analiz, UV-Vis, FT-IR gibi spektroskopik tekniklerin yanısıra manyetik moment ve elektrolitik iletkenlik ölçümlerinden yararlanılmıştır. Cu(II), Co(II), Mn(II) kompleksleri için oktahedral yapı önerilmiştir. Bileşiklerin hiçbirinde, DMF çözücüsü içerisinde, elektrolitik iletkenlik özelliğine rastlanmamıştır.
Aminoasit hidrazitlerinden türeyen hidrazonların sentezi ve yapılarının karakterizasyonu
Son zamanlar antimikrobiyal ajanlara karşı dirençli türlerin ortaya çıkmasıyla, araştırmacılar etkili yeni antimikrobiyal ilaçlar geliştirmeye yönelmişlerdir. Hidrazit-hidrazonların biyolojik aktivite spektrumlarına baktığımızda, bu bileşikler antimikrobiyal, antikanser, antitüberküloz, antibakteriyal, antimalaryal, antifungal vb., ilaç olarak 1953'lerden günümüze kullanılmaktadırlar. Hidrazit-hidrazonların biyolojik aktivitelerine ek olarak, incelenen makalelerin çoğu hidrazit-hidrazonların organik sentezler için başlangıç maddesi olarak ve metal kompleksleri için ligant olarak kullanıldıklarını göstermektedir.Bu çalışmada, ilk olarak (S)-etil-2-(4-sübstitüe)benzamido-3-fenilpropanoat türevleri (1, 4) başlangıç maddesi L-fenilalanin etil ester hidroklorür ile uygun benzoil klorürlerin reaksiyonundan sentezlendi. İkinci basamakta, % 98'lik hidrazin monohidrat kullanlarak (S)-2-(4-sübstitüe)benzamido-3fenilpropanhidrazit türevleri sentezlendi (2, 5). Daha sonra orijinal (S)-2-(4-sübstitüe benzamido-N'-(4-sübstitüebenziliden)-3-fenilpropanhidrazitleri (3a-d ve 6a-d) yüksek verimde elde etmek için hidrazitler farklı 4-sübstitüe benzaldehitlerle etanollü ortamda kondense edildi.Bütün reaksiyonlar İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ile izlendi ve elde edilen ürünler uygun çözücülerden kristallendirilerek saflaştırıldı. Sentezlenen bileşiklerinin yapılarının aydınlatılması için IR, ¹H NMR, UV-vis ve elemental analiz (C,H,N,S) tekniklerinden yararlanıldı.Anahtar kelimeler: Hidrazit, Hidrazon, L-fenilalanin etil esteri
Sübstitüe aminoasit hidrazitinden türeyen 1,2,4-triazol, 1,3,4-tiyadiazol ve 1,3,4-oksadiazol türevlerinin sentezi ve yapı karakterizasyonları
Günümüzde ilaç olarak kullanılan birçok bileşiğin yapısında özellikle tiyadiazol, triazol ve oksadiazol gibi beş üyeli heterosiklik halka bulunmaktadır. Bu halkalar heteroatomların konumuna göre çeşitli izomerlere sahiptir. Ancak bu izomerler içerisinde biyolojik olarak en aktif olanlar 1,2,4-triazol, 1,3,4-tiyadiazol ve 1,3,4-oksadiazol türevleridir. Bu tür beş üyeli halka içeren bileşikler, başta antikanser aktivite olmak üzere antibakteriyal, antifungal anti-HIV, antitümör, antiviral, antidepresan, iltihap önleyici (antiinflamatuvar), tüberküloza karşı etkili (antitüberküloz), idrar söktürücü (diüretik), ateş düşürücü, yüksek tansiyon düşürücü, kan şekeri düşürücü (hipoglisemik), bitki büyüme düzenleyicisi, kan damarı genişletici, yağ miktarı düşürücü, ağrı kesici (analjezik), böcek öldürücü v.b. gibi çok geniş biyolojik aktivite spektrumuna sahiptirler.Bu çalışmada beş üyeli halkalardan 1,3,4-tiyadiazol, 1,2,4-triazol-3-tiyon ve 1,3,4-oksadiazol türevleri sentezlenmiştir. Öncelikle amacımıza uygun başlangıç maddesi olarak seçilen ve amin grubu içeren L-fenilalanin etil esteri, 4-florobenzoil klorür ile reaksiyona sokularak amit türevine [I] dönüştürüldükten sonra ester kısmı hidrazin monohidratla hidrazitine [II] dönüştürüldü. Hidrazit türevi sübstitüe izotiyosiyanatlarla reaksiyona sokulup sübstitüe tiyosemikarbazit türevleri [IIIa-d] elde edildi. Elde edilen sübstitüe tiyosemikarbazitler ise sülfürik asitli ortamda 1,3,4-tiyadiazol [IVa-d], sodyum hidroksitli ortamda 1,2,4-triazol-3-tiyon [Va-d] ve KI/I2 varlığında 1,3,4-oksadiazol [VIa-d] halkasına sahip bileşikler elde edildi.Gerçekleştirilen tüm reaksiyonlar İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ile izlendi. Sentezlenen bileşiklerinin yapıları fiziksel ve kimyasal yöntemlerin yanı sıra UV-Vis, FT IR, 1H NMR, 13C NMR gibi spektroskopik yöntemler ve elementel analiz (C, H, N, S) tekniği yardımı ile aydınlatılmıştır.
N-vinilpirolidon'un değişik monomerlerle kompleks radikal kopolimerleşmesi
Bu çalışmada, poli(vinil pirolidon-alt-N-hidroksimetil akrilamit) ve poli(vinil pirolidon-co-N-hidroksimetil akrilamit-co-bütil akrilat)'ın sentezi ve karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir.Sentezler kompleks radikal kopolimerleşmesi şeklinde benzoil peroksit başlatıcısı kullanılarak çözelti fazında 70 ? C sabit sıcaklık banyosunda gerçekleştirilmiştir. Sentezler farklı monomer derişimleri denenerek yapılmıştır. Kopolimerler, dietil eterde çöktürülmüş, yüksek miktarda dioksan ile yıkanmış ve 40 ? C'de vakum altında kurutulmuştur.Karakterizasyon aşamasında 25 ? 0,03 ? C'de yapılan vizkozimetrik ölçümler yardımıyla farklı monomer derişimleriyle elde edilen ürünlerin molekül ağırlıkları arasındaki ilişki incelenmiştir. Daha sonra sentezlenen polimerlerin yapıları NMR ve FTIR spektroskopik yöntemleriyle aydınlatılmıştır. Termal davranışları TGA yöntemiyle çalışılmıştır. FTIR yönteminden elde edilen verilerle kullanılan monomerlerin birbirlerine göre monomer reaktiflik oranları bulunmuştur.Son olarak kopolimerlerin bileşimi hem elementel analiz hem de FTIR yöntemleriyle aydınlatılmış ve sonuçlar kopolimerlerin ardışık kopolimerler olduğunu ortaya koymuştur.Anahtar kelimeler: Vinil Pirolidon, N-hidroksimetil Akrilamit, Bütil Akrilat, Kopolimer, Terpolimer, FTIR, TGA, NMR, Elementel Analiz, Vizkozite.