İstanbul Arel University
Anabilim Dalı

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

İstanbul Arel University

785

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İtfaiye personelinin vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada Gaziantep Büyükşehir Belediyesine bağlı çalışan 227 itfaiye personelinin vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin; yaş, medeni durum, meslek yılı değişkenleri ile birlikte incelenmesi hedeflenmiştir. Anket çalışmasında mevcut durumu ölçmek ve sorgulamak için araştırma yöntemi olarak tarama yöntemi kullanılmıştır. Personelin vücut kitle indeksini belirlemek için, uluslararası kabul edilen Beden Ağırlığı (kg) / Boy Uzunluğu (m)² formülü kullanılmıştır. Fiziksel aktivite düzeyi, IPAQ (uluslararası fiziksel aktivite ölçme anketi) uzun form ile yaşam kalitesi ise SF-36 ( short form-36) anket formu kullanılarak ölçülmüştür. Veri analizleri yapılırken, SPSS 20.0 (Statistical Package for the Social Sciences 20.0) programı kullanılmış ve analizler esnasında anlamlılık düzeyi ( p<.05) esas alınmıştır. Yapılan analiz sonucunda; vücut kitle indeksinin artmasıyla beraber fiziksel fonksiyonun, enerji ve canlılık düzeyinin, ruhsal sağlık skoru, genel sağlık algısı ve sosyal işlevselliğin azaldığı görülmüştür. Vücut kitle indeksinin yüksek olduğu katılımcılarda, fiziksel aktivite düzeyinin yetersiz olduğu görülmüştür. Meslek yılının artmasıyla ruhsal sağlık, ağrı, genel sağlık algısı skorlarının azaldığı tespit edilmiştir. Meslek yılı arttıkça dinlenme, spor ve boş zaman ile ilgili fiziksel aktivite düzeyinin azaldığı görülmüştür. Eğitim düzeyi arttıkça, ev işlerini içeren fiziksel aktivite düzeyi ve dinlenme, spor ve boş zaman aktivite düzeyinin ve sosyal işlevselliğin arttığı görülmektedir. Katılımcı personelin yaşının artmasıyla beraber, işle ilgili fiziksel aktivitenin azaldığı görülmektedir. Ayrıca yaşa bağlı olarak enerji, ruhsal sağlık, genel sağlık algısı azalırken oturularak geçirilen zamanın ve ağrının arttığı görülmüştür.

Fiziksel aktiviteVücut kitle indeksiYaşam kalitesi+1
Enver Bal
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fiziksel engelli bireylerin aileleri ile toplumda aynı yaş grubunda bulunan ebeveynlerin bel ağrı sıklıkları arasındaki farkın değerlendirilmesi

Çalışmamızda, ülkemizde ve dünyada engelliliğe, iş kaybına ve yüksek tıbbi harcamalara neden olan bel ağrısının incelenmesi amaçlanmıştır. Engelli birey ve ailelerin ülkemizde son derece fazla olduğu aşikardır. Bu nedenle sürekli fiziksel strese maruziyet sebebiyle de engelli ebeveynlerinde bel ağrısı görülme sıklığının fazla olduğu düşünülmüştür. Bel ağrı prevelansı yüksek olduğunu düşündüğümüz engelli ebeveynleri ile aynı yaş grubunda sağlıklı çocuğa sahip ebeveynleri ağrının sıklığı, ağrının iyileşme derecesi ve hızı, bel ağrısının günlük yaşam aktiviteleri ve fonksiyonel hayattaki etkisi anket yoluyla incelenmiştir. Bunların sonucunda anlık ağrı, ağrının sıklığı, ağrıdaki iyileşme derecesi ve hızı, bel ağrısının günlük yaşam aktiviteleri ve fonksiyonel hayattaki etkisi açısından engelli çocuğa sahip ebeveynlerdeki etkilenim miktarının sağlıklı çocuğa sahip ebeveynlere oranla daha fazla olduğu bulunmuştur.

AileAna-babaAğrı+5
Mir Tamer Dadak
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemiparetik serebral palsi'li çocuklarda ayak-ayak bileği karakteristiklerinin ve kuadriseps kas gücünün denge ve fonksiyon üzerindeki etkisi

Bu çalışma Hemiparetik Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda ayak- ayak bileği karakteristiğinin ve kuadriseps kas gücünün denge ve fonksiyon üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaş ortalamaları 12,33 olan 15 sağlıklı çocuk ve yaş ortalamaları 13,33 olan 15 hemiparetik SP'li çocuk dahil edildi. Bütün çocukların, ayak postür indeksi, naviküler düşme testi, naviküler yükseklik ölçümü yöntemleri kullanılarak ayak postürleri değerlendirildi. Pediatrik uzanma testi, pediatrik denge skalası ve süreli performans testleri ile denge ve fonksiyonel performansları ölçüldü. Manuel kas gücü testi ile kuadriseps kas gücü değerlendirildi. Ayak postürü ve kuadriseps kas gücü verileri ile denge ve fonksiyonel testler arasındaki ilişkiler incelendi. Hemiparetik SP'li çocukların sağlıklı çocuklara kıyasla fonksiyonel aktiviteleri tamamlama süreleri yüksek bulundu (p<0,05). Ayak postürünün ve kuadriseps kas gücünün, denge ve fonksiyonel aktivite performansı üzerinde etkili olduğu bulundu. Çalışmanın sonucunda, hemiparetik SP'li çocukların fizyoterapi ve rehabilitasyon programları planlanırken denge ve fonksiyonel aktivitelerinin artırılması için ayak-ayak bileğinin ve kuadriseps kas gücünün değerilmesinin katkı sağlayacağı vurgulandı.

Rabia Rana İrigül
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik bel ağrısı olan hastalarda hastalık biliş, fiziksel aktivite ve depresyon düzeyleri ilişkisinin belirlenmesi

Bu çalışmada, kronik bel ağrısı şikâyeti olan hastalarda hastalık biliş düzeyinin tespit edilmesi amaçlanmıştır ve bu amaçla bireylerin fiziksel aktivite düzeyi, ağrıya bağlı depresyon seviyesi ve hastalık bilişleri arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Kronik bel ağrısıyla başvuran hastalara, Hastalık Biliş Anketi (ICQ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-SF) ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamıza 108 kronik bel ağrılı hasta katılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve anketlerin birbiri ile ilişkisi istatiksel olarak incelenmiştir. Fiziksel aktivite ölçeği cinsiyete göre incelendiğinde erkek katılımcılarımızda daha yüksek fiziksel aktivite skoru bulunmuştur. Eğitim düzeyi ilkokul olan katılımcılarda daha düşük Metabolik eşdeğer skorları bulunmuştur. Öte yandan çalışan kişilerde çalışmayan ve emeklilere göre daha yüksek MET skorları bulunmuştur. Hastalık Biliş Ölçeği egzersiz yapan kişilerde daha yüksek olarak bulunmuştur. Son olarak istatiksel olarak anlamlı bulunan bir diğer değişken sigara kullanımıdır. Sigara kullanan kişilerde kullanmayanlara göre daha yüksek depresyon düzeyi tespit edilmiştir.

AğrıBel ağrısıBiliş+3
Betül Ekşi
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarında mat pilates egzerizlerinin kas iskelet sistemi, vücut kompozisyonu ve psikososyal durum üzerine etkisi

ÖZET SAĞLIK ÇALIŞANLARINDA MAT PİLATES EGZERSİZLERİNİN KAS İSKELET SİSTEMİ, VÜCUT KOMPOZİSYONU VE PSİKOSOSYAL DURUM ÜZERİNE ETKİSİ Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarında Mat Pilates egzersizlerinin kas iskelet sistemi (esneklik ve çevre), vücut kompozisyonu ve psikososyal durum (yaşam kalitesi/SF-36, yorgunluk şiddeti/The Fatigue Severity Scale, uyku kalitesi/Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, duygu durum bozukluğu/Beck Depresyon Envanteri) üzerine etkinliğini araştırmaktır. Katılımcılar randomize olarak Mat-Pilates Grubu (n=16) ve Kontrol Grubu (n=16) olarak iki gruba ayrılmıştır. Mat-Pilates Grubu katılımcılarına fizyoterapist eşliğinde 8 hafta, haftada 2 kez günde yaklaşık 1 saat Mat Pilates egzersizleri yaptırıldı. Kontrol Grubu katılımcıları herhangi bir egzersiz programına katılmadı. Mat-Pilates Grubunda tüm esneklik parametrelerinde Kontrol Grubuna göre anlamlı düzeyde artış gözlendi (p<0,01). Yaşam kalitesi alt boyutlarında emosyonel rol güçlüğü ve enerji-canlılık-vitalite harici tüm boyutlarda Mat-Pilates Grubunda, Kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış sağlandı (p<0.05). Vücut kompozisyonu ölçümlerinden yağ kütlesi ve yağsız ağırlık dışında kalan tüm parametrelerde Mat-Pilates Grubu lehine anlamlı sonuç bulundu (p<0,01). Çevre ölçümleri tüm değerlerinde, yorgunluk şiddeti ve duygu durum bozukluğu ölçümleri Mat-Pilates Grubu lehine anlamlı çıkmıştır (p<0,01). Uyku kalitesinde ise gruplar arası fark olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç olarak, 8 hafta boyunca uygulanan Mat-Pilates egzersizlerinin sağlık çalışanlarında esneklik, antropometrik çevre ölçümleri, vücut kompozisyonları, yorgunluk şiddeti, duygu durum bozukluğu, yaşam kalitesi ve uyku kalitesi üzerine pozitif etkileri olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mat Pilates, esneklik, yorgunluk şiddeti, uyku kalitesi, sağlık çalışanları

İklima Nur Enes
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gonartrozlu hastalarda klasik fizik tedavi uygulamalarına ek olarak fizyoterapist eşliğinde uygulanan ev egzersiz programları ile otago egzersizlerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada primer gonartrozlu hastalarda fizik tedavi modalitelerine ek olarak ev egzersizi programı ve otago egzersizlerinin ağrı, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisini saptamaya ve karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Özel Uzmanlar Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ünitesine başvuran, ACR kriterlerine göre ''Gonartroz'' tanısı almış 60 hasta dahil edildi. Çalışma esnasında dahil edilme kriterlerine uygun olan 60 hasta basit randomizasyon kullanılarak 30 ev egzersizi programı ve 30 Otago Egzersizi olarak iki gruba ayrıldı. 1.Grupta yer alan 30 hastaya klasilk fizyoterapi modaliteleri ve ev egzersiz programı programı uygulandı; II. gruptaki 30 hastanın hastaya klasik fizyoterapi modaliteleri ve otago egzersizleri uygulandı. Tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında ve tedavi sonrası 2. ayda hastalar WOMAC, Le Quesne, KOOS gibi Gonartroz indeksleri, SF-36 yaşam kalitesi parametlerine göre değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan iki çalışma grubunda da ağrı, fonsiyonel kapasite, WOMAC ve Lequesne indekslerinde anlamlı düzelmeler elde edildi; gruplar arasında Otago grubu lehine anlamlı farklılık tespit edildi. Yaşam kalitesi değerlendiresinde kullanılan SF-36 Fiziksel İşlevsellik Ölçeği, Fiziksel Sağlık Nedeniyle Rol Sınırlamaları, Duygusal İyi Olma Durumu Ölçeği, Sosyal İşlevsellik Durumu Ölçeği, Ağrı Durumu, Genel Sağlık Durumu skorlarında çalışmamıza dahil edilen her iki grupta anlamlı düzelmeler elde edilirken; Duygusal Sorunlardan Kaynaklı Rol Sınırlamaları, Enerji skorlarında her iki grupta da anlamlı düzelmeler saptanmadı. Sonuç: Klasik fizik tedavi modalitelerine ek olarak verilen otago egzersizlerinin ev egzersizi programından elde edilen sonuçlardan çok daha iyi sonuçlar alınmasını sağladığını göstermektedir. Ancak bu alandaki çalışmların sınırlı bir sayıda olması, elde edilen bulgularla ilgili bir karşılaştırılma yapılmasına olanak sağlamamaktadır. Bu nedenle gonartrun tedavisinde otago egzersizlerinin etkisini farklı açılardan ele alan çalışmaların donelerine ihriyaç vardır. Pratik bir uygulama olması nedeniyle önemli tasarruflar sağlayan bu yöntemin gonartroz tedavisindeki etkisinin kapsamlı bir şekilde ortaya konması gerekmektedir. Rutin tedavilerde sıklıkla kullanılan bu yöntemin bilimsel bulgular ışığında hangi tedavi modaliteleri ile daha faydalı olacağının karşılaştırılması çalışmalarla tespit edilmelidir.

EgzersizEgzersiz tedavisiEgzersiz tedavisi+6
Sercan Aksu
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemiplejik hastalarda sanal gerçeklik uygulamalarının denge, postüral kontrol ve fonksiyonellik üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı hemiplejik hastalarda sanal gerçeklik uygulamalarının denge, postüral kontrol ve fonksiyonellik üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 50 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara ihtiyaçlarına uygun olarak planlanmış konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara ihtiyaçlarına uygun olarak planlanmış konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak 30 dakika sanal gerçeklik uygulamaları yapıldı. Katılımcılar 10 hafta, haftada 3 gün alındı, tedavi öncesi ve 10 hafta sonrası değerlendirildi. Katılımcıların klinik ve demografik bilgileri sosyodemografik form ile alındı. Denge Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ile, postüral kontrol İnmeli Hastalar için Postüral Değerlendirme Ölçeği (İHPDÖ) ile, fonksiyonellik ise Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT), Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT) ve Fugl-Meyer Üst Ekstremite Motor Değerlendirme Ölçeği (FMÜDÖ) ile kör bir fizyoterapist tarafından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve 10 hafta sonrası değerlendirilme sonucunda BDÖ, FUT, SKYT, DDPT ve FMÜDÖ ölçeklerinde gruplar arası anlamlı fark görülmemektedir (p>0,05). İHPDÖ'nin postür sürdürme alt başlığı haricinde gruplar arası anlamlı fark görülmemektedir (p>0,05). Sonuç olarak her iki gruba yapılan tedavi protokolleri olumlu sonuç vermiş fakat sanal gerçeklik uygulamalarıyla yapılan egzersizlerin hemiplejik hastalarda denge, postüral kontrol ve fonksiyonelliğin gelişmesinde konvansiyonel fizyoterapi protokollerinden daha etkili olduğu görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Sanal Gerçeklik, Denge, Postüral Kontrol, Fonksiyonellik

DengeFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+4
Mehmet Okan Öztürk
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serebral palsili çocuklarda gövde pozisyon hissi ve gövde kontrolünün alt ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi

Serebral Palsili (SP) çocuklarda postüral kontrolün yetersizliği, gövde kontrolü ve gövde pozisyon hissini de olumsuz etkileyerek günlük yaşam sırasında gerçekleştirdiğimiz fonksiyonel aktiviteleri de etkiler. Alt ekstremite fonksiyonelliği de postüral kontrolün yetersizliğinden etkilenir. Bu durumda SP'li çocukların gövde kontrolü ve gövde pozisyon hissi ile alt ekstremite fonksiyonları arasındaki ilişkiyi incelemek önemlidir. Bu çalışmanın amacı, SP'li çocuklarda gövde pozisyon hissi ve gövde kontrolünün alt ekstremite fonksiyonelliği üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmaya 7-17 yaş aralığında SP tanısı almış, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS) seviyesi I –II olan 25 çocuk dâhil edildi. Çocukların demografik ve fiziksel özellikleri kaydedildi. Çalışmaya katılan çocukların gövde kontrolü Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS) ve Gövde Etkilenim Ölçeği (GEÖ) ile, gövde pozisyon hissi telefonda bulunan Goniometer Pro aplikasyonu ile değerlendirildi. Çocukların alt ekstremite fonksiyonelliğini değerlendirmek için de fonksiyonel mobilite testlerinden olan Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT), Merdiven İnip Çıkma Testi ve 1 Dakika Yürüme Testi (1DYT) ve fonksiyonel kas kuvveti testlerinden olan 30 Saniye Kalk Otur Testi, Basamağa Düz Adım Alma, Basamağa Yan Adım Alma Testleri kullanıldı. Günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık ve katılım düzeyleri ise Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (WeeFIM) ile değerlendirildi. Çalışmanın bulgularına göre, SP'li çocuklarda GKÖS'nin tüm parametreleri ile KMFSS seviyeleri arasında anlamlı ilişki varken, GEÖ ile KMFSS seviyeleri arasında yalnızca GEÖ statik oturma dengesi alt puanında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Buna ek olarak çocukların KMFSS seviyeleri ile gövde pozisyon hissi, alt ekstremite fonksiyonelliği ve fonksiyonel bağımsızlık seviyesi arasında da anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Gövde kontrolünün alt ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkili olduğu tespit edilirken (p<0,05), fonksiyonel bağımsızlık ile ilişkisinin olmadığı görüldü (p>0,05). Gövde pozisyon hissinin ise alt ekstremite fonksiyonelliği ve fonksiyonel bağımsızlık üzerine etkisi bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, SP'li çocuklarda alt ekstremite fonksiyonelliğinin belirleyicisi gövde kontrolü iken, gövde pozisyon hissinin belirleyici olmadığı görüldü. Fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamaları ve değerlendirmeleri sırasında, gövde pozisyon hissi ve gövde kontrolünün dikkate alınarak göz ardı edilmemesi alt ekstremite fonksiyonelliği ve fonksiyonel bağımsızlık için önemli katkılar da bulunacaktır.

Alt ekstremiteGövde kontrolüSerebral palsi+1
Seda Ulutop
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 80 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak haftada 1 defa nörobilimsel ağrı eğitimi (NAE) verildi. Hastalar tedaviye 5 hafta, haftada 3 gün alındı. Ağrı şiddetleri Numerik Ağrı Skalası (NAS) ile, basınç ağrı eşiği algometre ile, fonksiyonellik Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile, yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile, diz eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümleri gonyometre ile, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile ve ağrı ile ilgili inanış ve düşünceleri ise Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) ile tedavi gruplarına kör bir fizyoterapist tarafından tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde grup içi, kontrol ve deney grubunda ağrı şiddeti, lateral eklem hattı hariç basınç ağrı eşiği ölçümleri, WOMAC skoru, SF-36 skoru, fleksiyon EHA ölçümü, AFÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulundu (p<0,05). TKÖ skorunda sadece deney grubunda iyileşme bulundu. Gruplar arası karşılaştırmada, deney grubunun SF-36'nın duygusal ve fiziksel rol alt başlıkları, EHA ve basınç ağrı eşiği hariç diğer tüm parametrelerdeki iyileştirici etkisi kontrol grubundan üstün bulundu (p<0,05). Sonuç olarak diz OA hastalarında konvansiyonel fizyoterapiye ek olarak uygulanan NAE'nin, sadece konvansiyonel fizyoterapiye kıyasla ağrı şiddeti, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine daha etkin olduğu bulundu.

AğrıAğrı yönetimiFizik tedavi+6
Emin Yuşa İnci
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Omuz impingement sendromu tanısı alan bireylerde tetik nokta üzerine uygulanan ESWT'nin ağrı fonksiyon ve efüzyon üzerine etkisi

Çalışmanın amacı omuz impingement sendorumu tanısı alan bireylerde tetik nokta üzerine uygulanan ESWT'nin ağrı, fonksiyon ve efüzyon üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya Özel Olimpos Hastanesine başvuran omuz impingement sendrom tanılı 32 hasta dahil edildi. Hastalar randomizasyonla çalışma grubu (n=16) ve kontrol grubu (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba 3 hafta boyunca haftada 5 gün konvansiyonel fizyoterapi programı uygulandı. Konvansiyonel fizyoterapi programı Hot pack, Ultrason (1 mHz. 1.5 w/cm², kesikli 5dk.), TENS (konvansiyonel 20 dk.), manuel terapi uygulamaları, posterior kapsül germe, ROM egzersizleri, omuz kaslarına izometrik kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşmaktaydı. Çalışma grubuna ek olarak omuz bölgesindeki tetik noktaya 5 seans ESWT (tetik noktasına 1000 çevresine 500 atım, 2 bar 10 Hz.) uygulandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası tüm hastalar ağrı, Corbin postür indeksi supraspinatus tendon kalınlığı, efüzyonu, normal eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), Constant Murley Skoru, Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile değerlendirildi. Ağrı, Corbin postür indeksi supraspinatus tendon kalınlığı, efüzyonu, normal eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), Constant Murley Skoru, Yorgunluk Şiddet Ölçeğinde her iki grupta istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı. Çalışma grubu ağrı, efüzyon, yorgunluk şiddeti, eksternal rotatör kas kuvveti parametrelerinde kontrol grubuna üstündü. Sonuç olarak omuz impingement sendromu olan hastalarda konvansiyonel fizyoterapiye ek uygulanan ESWT'nin ağrı, efüzyon, yorgunluk şiddeti, aktif omuz ekstansiyonu parametrelerinde konvansiyonel fizyoterapiye üstün bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Omuz impingement sendorumu, tetik nokta, ESWT, ağrı, fonksiyon, efüzyon

AğrıESWTOmuz eklemi+2
Rumeysa Öztürk Yüksel
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik bel ağrılı bireylerde kinezyolojik bantlamanın uyku kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrısı olan katılımcılarda konvansiyonel fizik tedavi uygulamasının uyku kalitesi üzerinde etkinliği ile bele uygulanan kinezyolojik bantlama uygulamasının etkinliğini kısa dönemde karşılaştırmaktır. Yaşları 25-50 arasında değişen 40 katılımcı (30 kadın, 10 erkek) randomize olarak iki gruba (bantlama grubu ve kontrol grubu) ayrılmıştır. Her iki gruba da 5 dk terapötik ultrason, 30 dk TENS (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) ve 30 dk infraruj uygulaması yapılarak ev egzersiz programı verilmiştir. Kinezyolojik bantlama grubuna, ilave olarak 1 sefer olmak üzere 48 saat kalmak koşuluyla, bel bölgesine yıldız tekniği ile bantlama yapılmıştır. Ağrı için VAS (Görsel Analog Skalası), esneklik için kalça fleksör esneklik testi ve el-parmak zemin mesafesi testi, denge için Berg denge ölçeği, anksiyete için Beck anksiyete ölçeği, özürlülük düzeyi için Oswestry özürlülük indeksi, kinezyofobi için Tampa kinezyofobi ölçeği, uyku kalitesi için Pittsburg uyku kalitesi indeksi ve yaşam kalitesi için Nottingham yaşam profili kullanılmıştır. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere 2 kere yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edilmiştir Bulgulara göre kinezyolojik bantlama grubu lehine yaşam kalitesi (p<0,05) ve kinezyofobide (p<0,05) olmak üzere istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Geri kalan parametrelerde oluşan farklar istatistiksel olarak anlamlı fark düzeyine ulaşmamıştır (p >0,05). Bu çalışmanın sonucuna göre kronik bel ağrılı bireylerde kinezyolojik bantlamanın, kinezyofobiyi azaltıp, yaşam kalitesini arttırıcı etkisi ile konvansiyonel tedaviye ek olarak uygulanabilecek alternatif bir tedavi yöntemi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fizik tedavi, kinezyolojik bantlama, uyku kalitesi

Bel ağrısıFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+5
Merve Özkan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rotator manşet sendromu olan bireylerde proprioseptif egzersizlerin etkinliği

Bu araştırma konvansiyonel egzersiz ve fizik tedavi programına eklenen, propriosepsiyon egzersizlerinin rotator manşet sendromunun tedavisindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Araştırmamıza 20-55 yaş arasında rotator manşet sendromu tanısı olan ve fizik tedavi yöntemleri ile tedavi edilmemiş olan, daha önce omuz cerrahisi geçirmemiş ve omuz pasif eklem hareketleri açık olan hastalar dahil edildi. 80 hasta kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 40'ar 2 grup oluşturuldu. Birinci gruba konvansiyonel fizyoterapi, Codman egzersizleri ve Theraband ile kuvvetlendirme egzersizleri verildi, ikinci gruba ise bunlara ek olarak omuz propriosepsiyon egzersizleri verildi. Hastalar çalışma öncesinde ve egzersizlerin bitirildiği zaman olan 8. hafta kontrollerinde; hasta demografik bilgileri, VAS (Visual Analog Scale) ile ağrı düzeyleri, kas kuvveti ölçümü, aktif ve pasif eklem hareket açıklığı, eklem pozisyon hissi ölçümü, fonksiyonel durum için DASH (Disabilities of the arm shoulder and hand) ve SPADI (Shoulder pain and disability index) indeksi değerleri açısından değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi, etkilenen taraf, dominant taraf, eğitim durumları ve meslek bulguları açısında bir fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grubunda grup içerisinde tedavi sonrasındaki ağrı düzeyleri, eklem hareket açıklıkları, fonksiyonel düzeyleri, eklem pozisyon hisleri ve kas kuvveti ölçümlerinde tedavi öncesine göre anlamlı fark bulundu(P<0,05). Propriosepsiyon egzersizlerinin etkinliğinin belirlenmesi amacı ile konvansiyonel fizik tedavi alan grup ile ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grubun karşılaştırılmasında; ağrı düzeyinde azalma, eklem pozisyon hissinde artış, pasif fleksiyon ve aktif-pasif eksternal rotasyon dışındaki eklem hareket açıklığı ölçümlerinde artış, fonksiyonel düzeydeki değişim, ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grupta konvansiyonel fizik tedavi alan gruba göre daha anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonunda rotator manşet sendromu tedavisinde konvansiyonel fizyoterapi programına eklenen proprioseptif egzersizlerin; ağrının azaltılmasına, eklem hareket açıklıklarının arttırılmasına, eklem pozisyon hassasiyetinin geliştirilmesine ve fonksiyonel durumun geliştirilmesine ek katkı sağladığı saptanmıştır.

AlıştırmalarEgzersizEgzersiz tedavisi+6
Ferhat Samed Çapkın
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirmek ve sonuçları karşılaştırmaktır. Mayıs-Ekim 2018 tarihleri arasında yürütülen bu çalışmaya, yaşları 23-65 arasında olan, boyun ağrılı 25 olgu ( Boyun Ağrısı Olan Grup) ile omuz impingement tanılı 25 olgu (Omuz İmpingement Tanılı Grup) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcılar, ağrı şiddeti (VAS), yaşam kalitesi (SF-36), üst ekstremitenin bedensel etkinlikleri ve hastalık belirtileri (DASH) yönünden değerlendirildi. Omurgadaki total eğrilikleri, omurganın şeklini ve hareket açılarını sagital planda tespit etmek amacıyla Spinal Mouse (SM) kullanıldı. Ayrıca sosyodemografik özellikleri sorgulandı. Tüm ölçümler fizyoterapist tarafından yapıldı ve değerlendirildi. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, yalnızca beden kitle indekslerinin iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p=0,03). Her iki grubun torasik kifoz açıları normal değerlerin üzerinde bulunmuştur. İki grup arasında torasik eğim dereceleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Torasik mobilite değerleri açısından ise istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar vardır (p=0,02). Omuz impingement tanılı grupta torasik eğim açısı ile SF-36'nın fiziksel fonksiyon, canlılık, ruhsal sağlık ve sosyal fonksiyon alt parametreleri arasında güçlü korelasyonlar bulunmuştur (p<0,05). İki grup arasında VAS, DASH ve SF-36 değerleri üzerinde istatistiksel olarak fark yoktur (p>0,05). Torasik kifoz açısı normal değeri 20˚-40˚ aralığında kabul edilmektedir. Çalışmamızda torasik kifoz açıları, SM ile gerçekleştirilen ölçümlere göre omuz impingement tanılı grupta ortalama 45˚±8,8˚, boyun ağrısı olan grupta ortalama 44,32˚±9,5˚'dir. Sonuç olarak; torasik kifoz açısının fazla olmasının, boyun ve omuz bölgesinde ağrı meydana getirebileceğini ve kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: boyun ağrısı, omurga, omuz impingement sendromu, spinal mouse, torakal postür.

BoyunBoyun ağrısıDuruş+6
Zerrin Yılmaz
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluation of low back pain, quality of life and functional limitation of drivers and nurses working in medical home

Evaluation of Low Back Pain, Quality of Life and Functional Limitation of Drivers and Nurses Working in Medical Home The aim of this study is to evaluate the low back pain, quality of life, and functional limitation of the drivers and nurses working in medical home. This study was carried out with 100 participants, who are 50 drivers and 50 nurses working at home health services of Istanbul Metropolitan Municipality at between January 2018 and April 2018. In order to evaluate the severity of pain at rest and activity, the Visual Anologue Scale (VAS), for the measurement of low back pain disability the Oswestry Scale, and to measure the quality of life the Short Form Quality of Life Scale (SF-36) were used. Intergroup comparisons were analyzed with Independent t-Test in this observational, descriptive and analytical study. p <0.05 was statistically significant value. The mean age ± standard deviation was 36.54 ± 7.93 years, and the height ± standard deviation was 169.00 ± 8.40 cm of the 100 participant included in study population. The resting VAS values of the participants were 2.01 ± 2.26, the activity VAS values were 3.80 ± 3.00, and the Oswestry Scale total score was 12.62 ± 13.67. There were significant differences between resting VAS and SF-36 values of drivers and nurses (p <0.05). These differences revealed that especially nurses having more severe pain problems both at rest and at activity in VAS and SF-36 values. According to the Oswestry scale, the values of the nurse group are higher and there is a significant difference. No significant difference was found between the two groups in terms of VAS values (p> 0.05). As a consequence, low back pain of the drivers and nurses working at medical home increases with the activity, it decreases the quality of life. In addition, disability related to low back pain didn't cause any problems in their daily lifes. Keywords: low back pain, disability, nurse, driver, quality of life

PainBack painDisabled persons+7
Ali Ergün
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemiplejik serebral palsili erişkinlerde ayna tedavisinin el fonksiyonları üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı, hemiplejik serebral palsili bireylerde geleneksel tedaviye eklenen ayna tedavisinin kas tonusu, motor iyileşme ve fonksiyonel durum üzerine etkisini belirlemektir. Çalışmaya yaşları 16-40 yıl arası değişen 50 hasta alındı. Tüm hastalar bulundukları özel eğitim merkezinde haftada 2 gün her seans 40 dakika olmak üzere 8 hafta boyunca geleneksel tedaviye devam ettiler. Ayna grubundaki (n=25) hastaların 40 dakikalık seanslarının 20 dakikasında geleneksel tedavi, 20 dakikasında ayna tedavisi uygulandı. El bileği ve dirsek fleksör kaslarında kas tonusu Modifiye Ashworth Skalası (MAS) ile, el bileği ve dirsek eklem hareket açıklığı (EHA) gonyometre ile, üst ekstremite motor iyileşmesi Brunnstrom Evrelemesi ile, kaba el becerileri Tahta Kutu Blok Testi (TKBT) ile, fonksiyonel durum Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 8 haftalık tedavi sonrasında aynı fizyoterapist tarafından yapıldı. Grupların tedavi öncesi karşılaştırılmalarında ayna grubunun el bileği ekstansiyon EHA (p=0,001) ve önkol pronasyon EHA (p=0,017) kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Tedavi öncesi ve sonrası grup içi karşılaştırmalarda her iki grubun da TKBT, üst ekstremite Brunnstrom evresi ve FBÖ puanları anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0,05). El bileği fleksör kaslarında tonus azalması her iki grupta da anlamlıydı (p<0,05). El bileği ekstansiyon (p=0,006) ve önkol supinasyon (p=0,008) EHA artışı sadece ayna grubunda anlamlıydı. Gruplar değişim fark puanı açısından karşılaştırıldığında sadece paretik tarafın TKBT değişim puanı ayna grubunda anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,034). Bu çalışmada, hemiplejik SP'li bireylerin geleneksel rehabilitasyon programlarına eklenen haftada 2 gün 20 dakikalık ayna tedavisinin el kaba motor becerilerini geliştirmede geleneksel tedaviden daha etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Serebral Palsi, Spastisite, El Fonksiyonları, Ayna Tedavisi, Rehabilitasyon

ElFonksiyonel lateraliteHemipleji+7
Berna Calp
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnme sonrası omuz ağrısı olan ve olmayan hastaların uyku kalitesinin, günlük yaşam aktivitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

İnme, önemli nörolojik kayıplara sebep olmaktadır. Buna ek olarak; gelişebilecek komplikasyonlar nedeniyle de hastalarda önemli morbiditeye yol açar. İnmeli hastalarda sık görülen komplikasyonlardan birisi de omuz ağrısıdır. Çalışmamızda, inme geçirmiş omuz ağrısı olan ve olmayan hastaların uyku kalitesi değerlendirildi ve uyku kalitesinin bu hastaların günlük yaşam aktivitesine ve yaşam kalitesine olan etkisi incelenmiştir. Çalışmamıza; son 18 ay içinde inme geçirmiş, omuz ağrısı olan ve olmayan toplam 32 hasta dahil edilmiştir. Tüm inmeli hastalar omuz ağrısı olan ve olmayan olarak iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastalara; omuz ağrı varlığının ve şiddetinin değerlendirilmesi için The ShoulderQ Anketi, uyku kalitesi değerlendirmesi için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, günlük yaşam aktivitesi değerlendirmesi için KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, yaşam kalitesi değerlendirmesi için İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, el ve el bileği sorunlarının değerlendirilmesi ve üst ekstremite motor fonksiyonlarının değerlendirilmesi için Michigan Hand Outcomes Questionnaire Türkçe Versiyonu uygulanmıştır. Sonuç olarak; omuz ağrısı olan inmeli hastalarda uyku kalitesi zayıf olarak bulunmuştur. Ayrıca; uyku kalitesinin, inmeli hastaların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığını ve yaşam kalitelerini önemli oranda etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnme, Günlük Yaşam Aktivitesi Anketi, Omuz Ağrısı, Uyku Kalitesi

AnketlerGünlük yaşam aktiviteleriOmuz ağrısı+4
Sena Varinlioğlu
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Stres üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi

Bu çalışma, stres üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi, karşılaştırılması ve yaşam biçimi davranışlarının stres üriner inkontinans üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Mart-Nisan 2019 tarihleri arasında, çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul etmiş 25-50 yaş arası Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü tarafından stres üriner inkontinans tanısı konmuş 30 kadın (Çalışma grubu) ve çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan 30 sağlıklı kadın (Kontrol grubu) olmak üzere toplam 60 kadın ile yapıldı. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan kadınların demografik bilgileri ve üriner inkontinans risk faktörlerini içeren araştırmacı anket formu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ-II), stres üriner inkontinans ICIQ-SF (Türkçe versiyonu) anketleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Gruplar arasında eğitim düzeyi, medeni durum, menopoz, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı, çay ve kahve tüketimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,005). Gruplar arasında yaş, kilo, VKİ, meslek, gelir durumu, evlilik süresi, doğum sayısı, doğum şekli, konstipasyon varlığı, idrar yolu enfeksiyonu geçirme sıklığı, düzenli spor yapma durumu, spor süresi, su ve asitli/gazlı içecek tüketimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,005). Grupların SYBDÖ-II puanlarına bakıldığında stres üriner inkontinansı olan grubun puanlarının daha düşük olduğu gözlendi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,005). Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları alt ölçeklerinden olan beslenme ile ICIQ-SF4 idrar kaçırma miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,041). Sağlık sorumluluk düzeyi gelişmiş stres üriner inkontinanslı kadınların günlük yaşam kalitesi daha az etkilenmiştir. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları alt ölçeklerinden olan sağlık sorumluluğu ile ICIQ-SF5 idrar kaçırmanın günlük yaşama etkisi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlendi (p=0,029). Grupların SYBDÖ-II toplam puanı ile ICIQ-SF toplam puanı arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p=0,026). Sonuç olarak; sağlıklı yaşam biçimi davranışları, stres üriner inkontinans ile ilişkilidir ve uygun yaşam biçimi ile stres inkontinans olumlu yönde etkilenebilir. Anahtar Kelimeler: Stres üriner inkontinans, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, ICIQ-SF Ölçeği, Kadın

KadınlarSağlıklı yaşamYaşam tarzı+4
Gizem Çiftcioğlu
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Öğretmenlerde vücut farkındalığının, psikolojik durum, yaşam kalitesi ve fiziksel durum üzerine etkisinin incelenmesi

Çalışmanın amacı öğretmenlerdeki vücut farkındalığının, psikolojik durum, yaşam kalitesi ve fiziksel durum arasındaki ilişkinin incelenmesidir. İzmir Ödemiş'te Kasım 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya herhangi bir sağlık problemi olmayan, yaşları 26 ile 56 yıl arasında olan 100 gönüllü öğretmen dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen öğretmenlerin vücut farkındalığı Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ile, psikolojik durum Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi SF-12 ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu ile, ağrı gün içinde sabah, çalışırken ve gece 3 kez olmak üzere Görsel Analog Skala (VAS) ile, postür New York Postür Analiz Yöntemi (NYPAY) ile değerlendirildi. Tüm öğretmenlerin skolyoz için Akromion yüksekliği, Spina İliaca Anterior Superior yüksekliği, alt ekstremite uzunluğu ve Skapula-Omurga mesafesi değerlendirme ölçümleri aynı terapist tarafından standart pozisyonlarda ölçüldü ve kaydedildi. Katılımcıların yaş ortalaması 36,62±6,82 yıl idi. VFA ile BDÖ (p=0,001), deneyim süresi (p=0,022), beden kitle indeksi (p=0,014) ve tüm VAS değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulundu (p<0,05). VFA ile SF-12 yaşam kalitesi (p=0,000), IPAQ (p=0,000) ve NYPAY (p=0,001) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde bir ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; vücut farkındalığı yüksek kişilerde depresyon düzeyleri ve ağrı şiddetleri en düşük seviyede bulundu. Vücut farkındalığı daha düşük olan kişilerde ise yaşam kalitesi, fiziksel seviyesi ve postüral düzgünlüklerinin de daha az olduğu gözlendi.

DepresyonFarkındalıkPsikolojik durum+4
Melis Kirişçi
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akciğer kanseri olan ve kemoterapi alan hastalarda uygulanan pulmoner rehabilitasyonun solunum fonksiyon testine, egzersiz kapasitesine ve yaşam kalitesine etkisi

Son yıllarda yapılan çalışmalarda pulmoner rehabilitasyonun hem solunum yolu hastalıklarında, akciğer kapasitesini geliştirmesinde hem de akciğer kanseri hastalarında genel sağlık durumunu olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Literatürde kemoterapi alan akciğer kanseri hastalarının pulmoner rehabilitasyonun iyileşmeye ve genel sağlık durumunu olumlu yönde etkilediğini gösteren sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Çalışmamızda kemoterapi gören akciğer kanseri hastalarına uygulanan pulmoner rehabilitasyonun solunum fonksiyonlarına , egzersiz kapasitesine ve yaşam kalitesine etkisi araştırıldı. Akciğer kanseri olan 30 hasta randomize olarak 15'er kişiden oluşan iki gruba ayrılmıştır. Her iki gruba da pulmoner rehabilitasyon öncesi ve sonrasında solunum fonksiyonlarını ölçmek için Solunum Fonksiyon Testi (SFT) , egzersiz kapasitesini ölçmek için 6 Dakikalık Yürüme Testi (6 DYT) , akciğer kanserinde yaşam kalitesini ölçmek için Lung Cancer Symtom Scale (LCSS) anketi uygulamıştır. Tedavi grubu olan 15 hastaya fizyoterapist eşliğinde 8 hafta boyunca günde 2 kez 20 tekrarlı solunum egzersizi, bronşiyal temizleme teknikleri, öksürme egzersizleri ve aktif solunum döngüsü uygulandı. Kontrol grubuna ise sadece ev programı verilerek solunum egzersizleri ve öksürme egzersizleri öğretildi. Tedavi öncesi ve sonrasında bağımsız iki grubun parametrelerini değerlendirmek için Independent Samples Test, grubun kendi içinde tedavi öncesi ve sonrası bağımlı olduğu değişkenler için ise Paired Samples Testi ile analiz yapıldı. Kontrol grubu ve tedavi grubu arasında cinsiyet, yaş ortalaması beden kütle indeksinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmayıp demografik veri açısından 30 bireyin de benzer olgular oldukları saptandı. Tedavi sonrasında tedavi grubunda solunum fonksiyon testinde zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniye zorlu ekspirasyon volümü (FEV1), tepe akım hızı (PEF) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p<0,05), FEV1/FVC ve maksimal ekspirasyon ortası akım hızı (FEF 2575%)'te istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Kontrol grubunda sadece FEV1 ve PEF değerlerinde istatistiksel anlamlı fark bulundu (p<0,05). Her iki grupta da FEV1 ve PEF değeri istatistiksel olarak anlamlı sonuçlandı (p<0,05). 6 DYT ve LCSS anketinde fizyoterapist eşliğinde olan tedavi grubu pulmoner rehabilitasyon sonrası kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı sonuçlandı (p<0,05). Sonuç olarak; Fizyoterapist eşliğinde 8 hafta pulmoner rehabilitasyon uygulanan tedavi grubunun, evde egzersiz programı uygulanan kontrol grubuna göre istatiksel olarak daha anlamlı sonuçlar elde ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Akciğer kanseri, pulmoner rehabilitasyon, egzersiz kapasitesi, yaşam kalitesi

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıEgzersiz+6
Merve Hasgül
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diplejik serebral palsili çocuklarda duyu bütünlemenin postüral denge ve postüral reaksiyonlar üzerine etkisi

Serebral palsili (SP) olan çocuklar, motor aktivitelerini ve çevre ile etkileşimlerini engelleyebilecek postüral kontrol problemleri ile karşılaşabilirler. Çalışmamız kaba motor fonksiyon sınıflama sistemine göre seviye 2,3 ve 4 olan diplejik SP'li çocuklara uygulanan duyu bütünleme terapisinin postüral denge ve postüral reaksiyonlar üzerine etkisini incelemek amacı ile planlandı. Ocak 2020- Nisan 2020 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya diplejik SP tanısı konmuş, yaşları 4-17 yıl arasında değişen 20 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan hastalardan 10'una sadece nörogelişimsel tedavi (NGT) uygulanırken (kontrol grubu), 10'una NGT'ye ek olarak duyu bütünleme terapisi uygulandı. Rehabilitasyon programından önce ve sonra tüm hastaların, kaba motor fonksiyon ölçümü Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü-88 (GMFM-88) ,denge ölçümü Pediatrik Berg Denge Ölçeği (PBDÖ), gövde kontrolü Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile ve postüral reaksiyonlar manuel olarak değerlendirildi. GMFM-88 gruplar arası tedavi öncesi ve tedavi sonrası A bölümünde yatma ve dönme fonksiyonlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). B bölümü oturma,C bölümü emekleme diz üstünde durma ,D bölümü ayakta durma ,E bölümü koşma-yürüme-zıplama fonksiyonlarında ve toplam skorlarda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Grup içi karşılaştırmada tedavi grubunda A,B,C ve toplam skorda; kontrol grubunda ise C,D ve toplam skorda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). PBDÖ her iki grupta gruplar arası ve grup içi karşılaştırmalarda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (TMCS) tüm alt ölçekleri gruplar arası anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Grup içi karşılatırmada ise tedavi grubunda statik alt ölçekte ve toplam skorda; kontrol grubunda ise toplam skorda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Postüral reaksiyonlarda tedavi grubunda ayakta duruşta yana doğru hareket hariç tedavi sonrası reaksiyonların açığa çıkması artmıştır. TÖ-TS GMFM-88, TMCS ve PBDÖ delta fark değerleri gruplar arası karşılaştırmada TMCS koordinasyon ve GMFM-88 C alt ölçek anlamlı fark yaratan değişkenler olarak bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda; NGT ile birlikte uygulanan duyu bütünleme terapisinin postüral ve postüral reaksiyonlarda anlamlı kazanımlar sağladığı ve yalnızca NGT uygulaması ile kıyaslandığında ise TMCS koordinasyon GMFM-88 C alt ölçeklerinde ayrıca yararlılık sağladığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Duyu Bütünleme Terapisi, Postüral Denge, Postüral Reaksiyon

DuruşDuyusal bütünleşmePostural denge+2
Ayşen Canan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnme sonrası hemiplejik hastalarda solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetinin, gövde kontrolü, fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlık ile ilişkisinin belirlenmesi

İnme serebral damarların tıkanması, yırtılması ya da kopması sonucu motor kayıp, duygu ve denge bozukluğu, konuşma ve bilişsel fonksiyonların görüldüğü klinik bir tablodur. İnmeli hastaların % 10'u ilk bir ay içerisinde kendiliğinden iyileşmekte olup; diğer % 10'luk kısım tedaviye yanıt vermemektedir. Hastaların % 80'i ise rehabilitasyona ihtiyaç duymaktadır. İnme rehabilitasyonundaki amaç bireylere en kısa sürede ihtiyaç duyduğu fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlığı kazandırmaktır. Bu çalışma inme sonrası hemiplejik hastalarda solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetinin, gövde kontrolü, fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlık ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya inme sonrası hemipleji tanısı almış, dahil edilme kriterlerimize uyan 25 gönüllü hasta dahil edilmiştir. Bireylerin solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinde spirometrik ölçüm, solunum kas kuvvetinin değerlendirilmesi amacıyla ağız içi basınç ölçümü (MIP: maksimal inspiratuar basınç, MEP: maksimal ekspiratuar basınç), gövde kontrolünün değerlendirilmesinde Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ), fonksiyonel kapasite değerlendirilmesinde zamanlı kalk-yürü testi (ZKYT) ve fonksiyonel bağımsızlıklarının değerlendirilmesinde Barthel İndeksi (Bİ) kullanılmıştır. İstatiksel analizler, Windows tabanlı SPSS 22 istatistik paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analizde yanılma olasılığı p<0.05 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak PEF (%) ve FEV1/FVC değerleri dışında solunum fonksiyonları ile fonksiyonel kapasite arasında, FEV1 (%) ve FVC (%) ile gövde kontrolü arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Solunum kas kuvveti ile fonksiyonel kapasite, gövde kontrolü ve fonksiyonel bağımsızlık arasında bir ilişki olmadığı görülmüştür.

HemiplejiPostural dengeSolunum fonksiyon testleri+2
Kübra Boz
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Primer dismenoreli olgularda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma primer dismenore (PD) tanılı kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya PD tanılı, yaş ortalamaları 21,83±2,9 yıl olan 42 kadın dahil edildi. Tüm olgulara demografik verilerin ve menstrual özelliklerin sorgulanması amacıyla tarafımızca hazırlanan ''Kişisel Bilgi Formu'' doldurtuldu. Menstruasyon semptom şiddetini değerlendirmek için ''Menstruasyon Semptom Ölçeği'' (MSÖ), menstrual ağrı şiddetini değerlendirmek için ''Vizüel Analog Skala'' (VAS), fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form''(UFAA-KF), yaşam kalitesini değerlendirmek için ''Nottingham Sağlık Profili (NSP)'' kullanıldı. Katılımcılar fiziksel aktivite seviyelerine göre düşük (n=19) ve orta (n=23) şiddette olarak ikiye ayrıldı ve menstrual ağrı şiddeti, menstruasyon semptom şiddeti ve yaşam kalitesi puanları açısından karşılaştırıldı. Çalışmadan elde edilen verilere göre düşük fiziksel aktivite seviyesindeki grubun menstrual ağrı ve semptomlarının fiziksel aktivite seviyesi daha yüksek olan gruba kıyasla daha şiddetli olduğu (p<0,05); yaşam kalitesinin ise daha kötü olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Dismenore semptomlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği, yüksek semptom şiddetinin düşük yaşam kalitesiyle korele olduğu bulunmuştur (p<0,05). PD tanılı kadınlarda fiziksel aktivite seviyesini arttırmaya yönelik eğitim ve egzersiz programlarının planlanması, menstrual semptomların azalmasını ve yaşam kalitesinin artmasını sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Primer dismenore, menstruasyon semptom şiddeti, fiziksel aktivite seviyesi, yaşam kalitesi

AğrıBelirti ve semptomlarDismenore+3
Nurgül Aksoy
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adölesan sporcularda spor dalının ve fiziksel özelliklerin kas iskelet sistemi yaralanması üzerine etkisi

Günümüzde spora katılan çocuk ve adölesan sayısı ciddi bir artış göstermiştir, bu artış beraberinde spor yaralanma oranının artmasına sebep olmuştur. Sporun neredeyse her dalında sporcunun beklentisi farklı olabilmektedir ve sporcunun ilgilendiği spor dalında başarılı olabilmesi için gerekli antropometrik ve motorik yeterlilikleri karşılıyor olması gerekmektedir. Antropometrik ve motorik performansları yeterli olmayan sporcuların yaralanma geçirme riski daha yüksektir, önemli olan bu riskleri minimum düzeye indirmek ve bireyi vücut kompozisyonuna uygun spora yönlendirmektir. Bugünün çocukları yarının sağlıklı yetişkinleri olacağından, onlar için özgün fiziksel aktivite programları tasarlanmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Bu çalışmanın amacı, 7-14 yaş arasında herhangi bir spor dalıyla ilgilenen adölesanların antropometrik ve motorik ölçümlerinin alınıp geçmişte yaşadıkları yaralanmaların türü, sıklığı, buna etki eden risk faktörlerinin belirlenmesi ve yaralanmalar ile fiziksel yatkınlığın şu anda yaptıkları spor türü ile arasında bir ilişki olup olmadığının saptanmasıdır. Çalışma, İstanbul'un Başakşehir ilçesinde yaşayan 7-14 yaş aralığında olan 480 öğrenci ile yapıldı. Çalışmada, antropometrik veriler, boy ve kilo ölçümü, oturma yüksekliği ve el kavraması ile değerlendirildi. Motorik veriler değerlendirilirken esneklik otur uzan testi ile, denge flamingo testi ile, çeviklik ölçümü zigzag testi ve kuvvet durarak uzun atlama testleri ile değerlendirildi ve değerler kaydedildi. Çalışma verilerinin istatistiksel analizi için "Statistical Package for Social Sciences" (SPSS) Version 21.0 (SPSS inc., Chicago, IL, ABD) istatistik programı kullanıldı. Tüm analizlerde p<0,05 değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışma verileri değerlendirilirken verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığı "Shapiro Wilk Testi" ile belirlendi. Bu testin analiz sonuçlarına göre normal dağılıma uyan verilerin analizinde parametrik testler uygulandı. Spor yaralanması yaşayan ve yaşamayan katılımcılar, demografik özellikler, antropometrik özellikler ve performans testleri açısından "Independent Sample T" testi ve "Chi-square" testi ile karşılaştırıldı. Antropometrik özellikler ile performans testleri arasındaki ilişkiler "Pearson Korelasyon Testi" kullanılarak belirlendi. Çalışmanın sonucunda erkek (%65,8) sporcuların kadınlara (%34,2) oranla daha fazla yaralanma geçirdiği, yaralanmanın ilgilenilen spor dalı ile alakalı olduğu ve en çok yaralanma görülen spor dalları oranının ise futbol (%33), basketbol (%24,7) ve yüzme (%15,6) olduğu bulundu. Genel olarak, çalışmamız futbol, basketbol ve yüzme sporlarında yüksek yaralanma insidansı olduğu sunucuna varmıştır.

ErgenlerKas-iskelet sistemiSpor+4
Didem Düzel Söyler
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınların fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesi ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmamıza 45-75 yaş aralığında, postmenopozal dönemde olan 84 kadın dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri alındı. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu ile fiziksel aktivite düzeyleri belirlendi. 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ile fonksiyonel kapasiteleri değerlendirildi.Kardiyovasküler riskler; HDL, LDL, total kolesterol, trigliserit ,açlık glukoz, HbA1c, VKİ, bel kalça oranı, sistolik diastolik kan basıncı ve sigara ,alkol, egzersiz alışkanlıkları sorgulandı ve Framingham Risk Skoru ile değerlendirildi. Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ) ile menopoz semptomları değerlendirildi. Yaşam kaliteleri ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmanın veri analizi IBM SPSS Version 22 istatistik programı kullanılarak yapıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda; fiziksel aktivite düzeyi ile fonksiyonel kapasite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Framingham skoru ile fiziksel aktivite düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Menopoz semptomları ile fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Yaşam kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Bu çalışma sonuçları postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesini etkilemediğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, Fiziksel Aktivite Düzeyi, Menopozal semptom, Yaşam Kalitesi, Fonksiyonel Kapasite, Kardiyovasküler Risk

Belirti ve semptomlarFiziksel aktiviteKadınlar+5
Hazal Özgen
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik bel ağrısı olan bireylerde egzersizinyanı sıra uygulanan derin doku masajınınağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bel ağrısı en sık iş gücü kaybı ve işe gitmeme nedenidir. Uzun süren bel ağrıları bireylerin yaşam kalitesinde düşmeye sebep olmaktadır. Bazı insanlarda bel ağrıları depresyon bozukluğuna kadar yol açabilmektedir. Bel ağrısı olan bireylerde ağrıyı azaltmak ve sırt fonksiyonlarını düzeltmek için birçok farklı egzersiz eğitimi ve tedavi modeliteleri uygulanmaktadır. Binlerce yıllık geçmişe sahip olan masaj da günümüzde de tüm dünyada uygulanan en temel alternatif tedavi yöntemlerden biridir. Bu çalışmada kronik bel ağrısı olan bireylerde de egzersiz programına ek olarak uygulanan derin doku masajının ağrı ve yaşam kalitesi üzerine nasıl bir etkisi olacağı araştırıldı. Çalışma Gaziantep'te takip edilmekte olan yaş ortalaması kadın; 61,30 ve erkek; 38,70 olan gönüllü 62 kronik bel ağrılı kadın ve erkek bireyler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada, ağrı şiddetini değerlendirmek için Görsel Analog Skalası, ve bireyin sağlığını, mental ve fiziksel durumunu değerlendiren Short Form-36; geçerliliği ve güvenirliliği kanıtlanmış olan ölçekler kullanıldı. Bireyler basit randomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı ve bir gruba derin doku masajı ve William fleksiyon egzersizleri uygulandı. Diğer grubuna ise sadece William fleksiyon egzersizleri verildi. Fizyoterapist eşliğinde haftada 2 gün 8 seans ve diğer günler ev programı olarak verilen çalışma toplam 4 hafta sürmüştür. Verilerin değerlendirilmesi; araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir. Egzersiz ve masaj grubunu üzerinde yapılan çalışmada bireylerin ağrı düzeylerinde, uygulama yapmadan önceki duruma göre anlamlı derecede azalma(p<0,05), yaşam kalitesinde, lumbal ekstansör kas kuvveti ve abdominal kas kuvveti düzeylerinde anlamlı derecede artma olduğu (p<0,05) görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışmada; derin doku masajının egzersiz ile birlikte yapılması ağrıyı azaltırken, yaşam kalitesi ve kas kuvveti üzerinde daha fazla artış sağlamıştır.

AğrıBel ağrısıEgzersiz+2
Muhterem Kaplan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sedanter ev hanımlarında ev egzersiz programının fiziksel aktivite, vücut farkındalığı, yaşam kalitesi düzeyi üzerine etkisi

Fiziksel aktivitenin insan sağlığına etki eden pozitif faydaları olmasına karşın dünyada yaşayan her 4 kişiden birinin fiziksel olarak etkin olmadığı görülmüştür. Bu oran erkeklere kıyasla kadınlarda daha yüksektir. Bu çalışmamızın amacı; ev egzersiz programının fiziksel aktivite, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi düzeyi üzerine etkisini incelemektir. Sağlıklı bir genç nesil için ailedeki başrol oyuncularından biri olan annelerin aktif ve sportif olması gerektiği düşüncesi bu çalışmanın planlanmasına teşvik etti. Çalışma Aralık 2019 – Nisan 2020 tarihleri arasında, Elazığ İlinde ikamet eden, yaş ortalaması 30,74 ±10,80 olan 18-50 yaş arasında, 104 sağlıklı kadın katılımcı ile yapılmıştır. Yapılan değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Çalışmada, fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (International Physical Activity Questionnaire, IPAQ), vücut farkındalık durumunu belirlemek için Vücut Farkındalık Anketi (Body Awareness Questionnaire) ve yaşam kalitesini değerlendirmek için SF-36 Kısa Formu kullanılmıştır. Uygulanacak anket ve ölçekler yüz yüze yapılmıştır. Katılımcılar, egzersiz grubu ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Bu gruplar kapalı zarf yöntemi ile belirlendi. Egzersiz grubuna ev egzersiz programı verilirken, kontrol grubundan sadece anketleri doldurmaları istendi. Egzersiz grubuna ev egzersiz programı olarak alt ve üst ekstremite germe, postür, spinal stabilizasyon, solunum ve gevşeme egzersizleri verilmiştir. Egzersizlerin 6 hafta boyunca, haftada 3 gün yapılması istendi. Çalışma sonunda kontrol grubunda gözlenen değişimler istatistiksel açıdan anlamlı düzeye ulaşmazken (p>0.05), egzersiz grubunda emosyonel rol güçlüğü hariç değerlendirilen tüm parametrelerde çalışma öncesine göre anlamlı düzelme meydana gelmiştir (p˂0,05). Çalışmadan elde ettiğimiz sonuçlara göre ev egzersiz programının fiziksel aktivite, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi düzeyi üzerine etkisi bulunmaktadır.

EgzersizEv kadınlarıFarkındalık+4
Hatice Şekerdağ
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ayak bileği instabilitesinin 18-30 yaş aralığındaki futbolcularda diz kas kuvveti ve esnekliğine etkisi

Lateral ayak bileği burkulması, spor popülasyonlarında en sık gözlenen yaralanma çeşididir. Ayak bileği yaralanma riski yüksek olan aktiviteler arasında açık havada veya oyunun temas, sıçrama ve yön değişiklikleri içeren kapalı alanlarda oynanan takım sporları yer almaktadır. En yüksek burkulma oranı futbolda meydana gelmektedir. Bu çalışmada 18-30 yaş aralığındaki futbolcularda ayak bileği instabilitesinin diz kas gücü ve esnekliğine etkisini ortaya koymaktı. Çalışmaya İstanbulda'a bulunan Göktürk Spor Kulübü ve Altınyıldız Spor Kulüplerinde bulunan 18-30 yaş aralığında 32 amatör futbolcu dahil edildi. Bireyler kontrol grubu (n=16) ve çalışma grubu (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki bireylerin demografik bilgileri ve yaralanma ile ilgili hikayeleri kaydedildi. Bireylerin diz kas gücünü ölçmek için 1 Maksimum Tekrar Yöntemi, diz esnekliğini ölçmek için Otur-Uzan Testi uygulandı. Fonksiyonel ayak bileği instabilitesi durumunu ve derecesini belirlemek için Cumberland Ayak Bileği İnstabilitesi Anketi (CABİA) kullanıldı. Sporcuların fiziksel fonksiyonları Ayak ve Ayak Bileği Yetenek Ölçütü (FAAM) Türkçe versiyonu ile değerlendirildi. Ayak bileği instabilitesinin diz kas kuvvetine etkisi bulunamadı (p>0,05). Ayak bileği instabilitesinin diz esnekliğine etkisi saptanmadı (p>0,05). Her iki grup arasında Cumberland Ayak Bileği İnstabilitesi ve Ayak ve Ayak Bileği Yetenek Ölçütü bakımından anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,005). Çalışma sonunda ayak bileği instabilitesinin diz kas kuvveti ve esnekliğine herhangi bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Ayak bileği instabilitesi, diz kas gücü, esneklik, lateral ayak bileği instabilitesi.

Ayak bileğiDizEsneklik+7
Senem Karakaş
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID 19 geçiren ve geçirmeyen bireylerde fiziksel uygunluk, egzersiz kapasitesi ve kardiyorespiratuar yanıtların karşılaştırılması

SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu COVID-19 salgını, hızla tüm dünyaya yayılmış ve koronavirüs ailesinin neden olduğu ilk pandemi olarak tespit edilmiştir. COVID-19 çoklu tutulum gösterebildiği gibi genellikle solunum sistemini etkileyen, hafif semptomlardan ağır klinik tablolara varabilen bir hastalıktır. Bu çalışmada COVID-19 hastalığını geçiren ve geçirmeyen bireylerin egzersiz kapasitelerini, kardiyorespiratuar durumlarını ve çeşitli fiziksel uygunluk skorlarını karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız 30 COVID-19 geçmişi olan ve 30 COVID-19 geçirmeyen katılımcı gönüllülük esasına göre dahil edilerek yürütülmüştür. Katılımcılar Kütahya ilinde ikamet eden kişilerden rastgele seçilmiştir. Katılımcılara 6 dakika yürüme testi ve fiziksel uygunluk testleri uygulanmış, 6 dakika yürüme testi öncesinde ve sonrasında kardiyorespiratuar veriler kayıt edilmiştir. Katılımcılarımızın yaş ortalaması 29,22 olup vücut kitle indeksi ortalaması 23,76'dır. Değerlendirme sonunda 6 dakika yürüme testi skor ortalaması hastalık geçirenlerde 554,33 olup geçirmeyenlerde 581.27 olarak bulunmuştur. COVID-19 geçirmiş olma durumu ile 6 dakika yürüme testi skorları arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Test sonrası nabız değeri ve nabızda ortaya çıkan fark değeri ile hastalığı geçirmiş olma durumu arasında istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,001). Hastalık geçirmiş olma durumu ve test sonrası diyastolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı fark değeri, test öncesi solunum frekansı ve solunum frekansı fark değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0,05). Fiziksel uygunluk testleri ve hastalık geçmişi arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Çalışmamız sonucunda COVID-19 geçirmiş olma durumunun kardiyorespiratuar yanıtları etkilediği fakat fiziksel uygunluk parametrelerine aynı ölçüde etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

COVID 19EgzersizFiziksel uygunluk+5
Harun Reşit Akkaş
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid-19 geçirmiş bireylerde kas kuvveti, eklem hareket açıklığı, kinezyofobi, depresyon ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Çalışmamız, Covid-19 geçirmiş bireylerde kas kuvveti, eklem hareket açıklığı, kinezyofobi, depresyon ve yaşamkalitesini incelemeyi amaçlayan gözlemsel-kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya toplam 71 birey katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere ilk olarak gönüllü onam formu imzalatılmıştır. Bireyler bir kez değerlendirilmeye alınmıştır. Bireylere sosyodemogrofik veri formu, eklem hareket açıklığını ölçmek için gonyometrik ölçüm, kas kuvvetini ölçmek için manuel kas testi, depresyon düzeyleri için Beck Depresyon Anketi, kinezyofobi düzeyleri için Tampa Kinezyofobi Anketi, fiziksel aktivite durumları için Uluslarası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (IPAQ), yaşam kalitesi için SF-36, Covid'in yaşam kalitesine etkisini için ise Covid'in Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin kinezyofobileri orta düzeyin üstündedir (29,96 ±10,372), depresyon düzeyleri minimal düzeydedir (9,99 ±8,530), bireyler inaktif kategorisine dahildir, eklem hareket açıklıklarında kısıtlılıklar bulunmaktadır. Ölçülen manuel kas kuvvetleri normal değerlerdedir. Yaşam kalitesi değerlendirildiğinde ise SF-36'ya göre yaşam kaliteleri etkilenmemişken Covid'in Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeğine göre yaşam kaliteleri orta düzeyde etkilenmiştir. Sol alt ekstremite distal manuel kas kuvveti ile kinezyofobi arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=-.31, p=.009) (p<0,005). Kinezyofobi ile genel sağlık arasında, depresyon arasında ve yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=-.58, p<.001; r=.381, p=.001; r=,49, p<.001). Genel sağlık ile depresyon arasında (r=-.58, p<.001), yaşam kalitesi arasında (r=.381, p=.001) anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Son olarak, depresyon ile yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=.49, p<.001). Anahtar Kelimeler: Covid-19, Covid-19 eklem hareket açıklığı ve kas kuvveti, Covid-19 ve kinezyofobi, depresyon, yaşam kalitesi.

COVID 19DepresyonEklem hareket açıklığı+5
Aleyna Türeyyen
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Kinezyofobinin artması yaşam kalitesini, günlük yaşam aktivitelerini ve dengeyi olumsuz etkileyebilmektedir. Kinezyofobi yaşam kalitesini ve dengeyi etkileyen en önemli faktörlerdendir.Buna bağlı olarak çalışmadaki amacımız, geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini incelemektir. Buna yönelik yapılan çalışma Aralık 2021- Mayıs 2022 tarihleri arasında Acar Kliniğe gelen ve dahil edilme kriterlerine uygun 65 yaş üstü (Yaş ortalaması 73,48) 50 bireyden oluşmuştur. Veriler SPSS istatiksel analiz ile değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmaya katılanlara Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, SF-36 (Kısa Form 36) ve Sosyo-Demografik Form ile değerlendirme yapılarak aralarındaki ilişki analiz edilmiştir. İncelemenin Sonucunda; • Yaş ile Kinezyofobi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). Dolayısıyla Yaş arttıkça Kinezyofobi düzeyide artmaktadır. Ayrıca çalışmamızda Geriatrik bireyin yaşıyla Denge Ölçeği, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi arasında negatif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Bu nedenle yaş arttıkça Denge, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamaları azalmaktadır. Çalışmamızdan çıkan bir başka önemli sonuç ise Kinezyofobinin Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam Kalitesi ölçeğiyle negatif ve anlamlı bir ilişkisi olduğudur (p<0,01). Bu sonuç ile Kinezyofobi düzeyi arttıkça Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamalarının azaldığı ve Kinezyofobinin olumsuz etkisi olduğu görülmüştür. Çalışmamızdaki bir başka önemli tespit ise Denge düzeyi arttıkça Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamalarının arttığı ve olumlu yönde etki ettiğidir. Dolayısıyla bunların arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Sonuç olarak bu çalışmadaki verilerden çıkan sonuçların birbirleriyle ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkisi olduğunu göstermiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda elde edilen veriler hipotezlerimizi desteklemiştir. Anahtar Kelimeler : Denge, Yaşam Kalitesi, Yaşlılarda Kinezyofobi.

DengeGeriatriGünlük yaşam aktiviteleri+5
Nurullah Burak Acar
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

18-35 yaş arası erkek boks, kick boks ve muay thai sporcularında el-el bileği yaralanmaları ve ağrı düzeyinin fonksiyonellik üzerine etkisi

Bu tezin amacı; sporla ilişkili el-el bileği yaralanma tiplerini tanımlamak ve 18-35 yaş arası erkek Boks, Kick Boks, Muay Thai sporcularında görülen el-el bileği ağrılarının fonksiyonellik üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmanın tipi gözlemsel kesitseldir. Çalışmaya İstanbul sınırları içerisinde dövüş sanatları eğitimi veren 14 farklı boks, kick boks ve muay thai spor kulübü ile bu kulüplere kayıtlı 47 gönüllü sporcu dahil edilmiştir. Katılımcılara genel ve spora yönelik bilgileri için sosyo-demografik form, üst ekstremite yaralanmalarında fonksiyonellik ve semptom (fonksiyonel özürü) değerlendirmek için Türkçe Kol, Omuz ve El Yaralanmaları Anketi (DASH-T), ağrı şiddetini değerlendirmek için vizüel analog skale (VAS), basınç ağrı eşiğini ve ağrı toleransını değerlendirmek için algometre, el beceri ve fonksiyonelliğini değerlendirmek için ise Moberg Toplama Testi (Moberg Pick-Up Test) uygulanmıştır. İstatiksel analizler SPSS 28.0 for Macbook programı kullanılarak yapılmıştır. Sonuçlarda anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Yaptığımız araştırma sonucunda 18-35 yaş arası erkek boks, kick boks ve muay thai sporcularında şu sonuçlara ulaşılmıştır: istirahat, antrenman öncesi ve antrenman sonrası ağrı şiddetinin artmasıyla fonksiyon/semptom, iş ve yüksek performans fonksiyonel özürü artmıştır; ağrı eşiğinin artmasıyla dominant el göz açık ve kapalı el beceri ve fonksiyonelliği artmıştır; ağrı toleransının artmasıyla dominant el göz kapalı el beceri ve fonksiyonelliği artmış ve yüksek performans fonksiyonel özürü azalmıştır; istirahat ve antrenman öncesi ağrı şiddeti ise el beceri ve fonksiyonelliği etkilememiştir. Başarılı bir performans için el- el bileği yaralanmalarını azaltmaya yönelik stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Boks, Kick Boks, Muay Thai, El Yaralanmaları, Ağrı, El Becerisi ve Fonksiyonelliği

AğrıBilekBoksörler+6
Derya Koyuncu
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Multıple skleroz hastalarında fiziksel aktivite düzeyinin ağrı, yorgunluk ve yaşam kalitesine etkisi

Multipl Sklerozlu (MS) hastalarda hastalığın süresi ve meydana getirdiği fonksiyonel kısıtlılıklar artıkça, fiziksel aktivite düzeyinde azalma ve hareketsiz yaşam tarzının yerleştiği, aynı yaş grubundaki sağlıklı bireylere göre daha az aktif oldukları bilinmektedir. Bu çalışma farklı fiziksel aktivite düzeyine sahip MS hastalarında ağrı, yorgunluk şiddeti, yaşam kalitesini saptamak ve fiziksel aktivite düzeyinin ağrı, yorgunluk şiddeti ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ocak-Şubat 2020 tarihleri arasında Türkiye Multipl Skleroz Derneği'nde yapılmıştır. Çalışmamıza, MS tanısı kesinleşmiş, en az bir aydır atak geçirmemiş olan, Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) puanı 1-5 arasında olup, Türkçe konuşup, anlayabilen gönüllü 50 olgu katılmıştır. Araştırmaya katılacak bireylere Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu imzalandıktan sonra; katılımcıların demografik bilgileri ve anketlere verdiği yanıtlar kayıt edilmiştir. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile fiziksel aktivite düzeyi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile yorgunluk şiddeti, Multipl Skleroz'a Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MuSiQoL) ile yaşam kaliteleri değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan 50 hastanın (%72'si kadın) yaş ortalaması 35,2 yıldı. Katılımcıların %36'sının fiziksel olarak aktif olmadığı, %42'sinin fiziksel aktivite düzeyinin düşük olduğu, %22'sinin fiziksel aktivite düzeyinin sağlığı korumak için yeterli olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, yürüme düzeyi, orta düzeyde fiziksel aktivite ve toplam fiziksel aktivite düzeyi ile yorgunluk şiddeti negatif yönde anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca yürüme düzeyi ve toplam fiziksel aktivite ile ağrı düzeyinin negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0,05). Ağrı düzeyi ile yorgunluk, yaşam kalitesi fiziki durum, semptomlar ve psikolojik durum pozitif yönde anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,01). Araştırmadan elde edilen bulgulara göre MS tanı ve tedavi sürecinde fiziksel aktivitenin ağrı, yorgunluk ve yaşam kalitesi gibi bileşenler açısından önemli bir değişken olduğu, MS hastalığı ve hastalığın getirdiği semptomları kontrol altına almak amacıyla MS hastalarının bu konuda bilinçlendirilmesi ve bireye özgü planlanmış fiziksel aktivite programlarını uygulamaya yönlendirilmesinin önemli olduğu görüşündeyiz. Bu alanda geniş hasta sayılı, uzun dönem takip çalışmalarının gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Multiple Skleroz, Ağrı, Fiziksel Aktivite, Yaşam Kalitesi

AğrıFiziksel aktiviteMultipl skleroz+2
Deniz Sultan Akın
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Adheziv kapsülit, ağrı ile başlayan ve giderek omuz ekleminin bütün yönlere olan hareketlerinde kısıtlılığa yol açarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen klinik bir durumdur. Neden olduğu aktivite kısıtlılığı tutulan taraf ve hasta özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmanın amacı primer adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesini değerlendirmek, tutulan tarafa göre karşılaştırmalar yapmaktır. Çalışmaya; Haziran 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında, İstanbul ili Özel RTM Kliniği'nde, yaş ortalaması (47,6) olan 26-71 yaşları arasında, 36 kadın, 24 erkek, 34 dominant taraf tutulumu olan, 26 dominant olmayan taraf tutulumu olan toplamda 60 hasta dahil edilmiştir. Değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Çalışmamızda bireylerin ağrı ve kısıtlılıklarını değerlendirmek için ''Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (OADİ)'', kol-omuz zorluk derecelerinin değerlendirilmesi için ''Kol Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH)'', yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için ''Yaşam kalitesi Değerlendirme Skalası (SF36)'' kullanıldı. Omuz eklem hareket açıklıkları gonyometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirildi. Sonuç olarak bu çalışmada dominant tarafı etkilenen bireylerin ağrı (p:0,714), fonksiyonel kısıtlılık (p:0,864) ve yaşam kalitesi (p:0,893), dominant olmayan tarafı etkilenen bireylerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Adheziv Kapsülit, Ağrı Şiddeti, Fonksiyonel Kısıtlılık, Yaşam Kalitesi

AğrıAğrı şiddetiFonksiyonel yetkinlik+4
Ebru Aloğlu
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Down sendromlu çocuklarda hippoterapinin fonksiyonel mobilite ve denge üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı down sendromu tanısı almış çocukların alacakları hippoterapi uygulamasının fonksiyonel mobilite ve denge üzerinde etkili olup olmadığını incelemek üzere yapılan deneysel bir çalışmadır. Katılımcıların alınma ve alınmama kriterleri değerlendirilerek, 17 kişi kontrol ve 17 kişi deney (hippoterapi) grubu olmak üzere randomize olarak iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubuna 6 hafta boyunca, haftada 3 gün denge egzersizlerini içeren fizyoterapi uygulanmıştır. Hippoterapi grubuna ise denge egzersiz programına ek olarak, 6 hafta boyunca haftada 1 seans, 20 – 30 dk at yardımı ile denge egzersizleri uygulanmıştır. 6 haftalık uygulamanın sonucunda Pediatrik Berg Denge Ölçeği, Zamanlı Kalk ve Yürü Testi, Pediatrik Fonksiyonel Bağımsız Ölçeği tekrar uygulanarak veriler elde edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen katılımcıların %44,1'i erkek, %55,9'u kız çocuklarından oluşmaktadır. Hippoterapi grubunun %76,5'i kız, %23,5'i erkek ve kontrol grubunun %35.3'ü kız, %64.7'si erkek çocuktan oluşmaktadır ve cinsiyet değişkeni gruplara göre farklılaşmaktadır. Pediatrik Berg Denge Ölçeği (t=2,370; p<0,05) ve Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeğinde (t=2,487; p<0,05) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Zamanlı Kalk ve Yürü Testinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p˃0,05). Çalışmaya katılan her iki grupta da Pediatrik Berg Denge Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında (t=-5,278; t=-3,887; p<0,01) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışmaya katılan katılımcılardan, hippoterapi grubunda Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (t=-2,443; p<0,05). Kontrol grubunda Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (t=-1,376; p>0,05). Her iki grupta da Zamanlı Kalk ve Yürü Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (t=3,231; t=2,229; p<0.01). Hippoterapi grubunda Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (t=2,053; p<0.05). Elde edilen bulgular down sendromlu çocuklarda uygulanan hippoterapinin DS'li çocuklarda fonksiyonel mobilite ve dengeyi arttıracağı yönündeki hipotezi destekler niteliktedir. Yapılan çalışma sonucunda Down sendromlu çocuklarda ev egzersiz programı ve hippoterapinin denge ve fonksiyonel mobiliteyi arttırdığı görülmüştür. Deney ve kontrol grubundaki bireylerin denge gelişiminin arttığı görülmüştür. Hippoterapi alan grubun denge gelişiminin kontrol grubundan daha fazla olduğu belirlenmiştir.Deney ve kontrol grubundaki bireylerin fonksiyonel mobilitelerinin arttığı ve deney grubunun kontrol grubundan daha fazla gelişim gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Hippoterapi, Fonksiyonel Mobilite, Denge, Down Sendromu

DengeDown sendromuHareketlilik+2
Yelda Kaya
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fizyoterapistlerde kronik omuz ağrısına skapular kassal enduransın etkisi

Amaç: Araştırmamızın amacı; fizyoterapistlerde kronik omuz ağrısına skapular kassal enduransın etkisini araştırmaktır. Yöntem: Kesitsel türdeki araştırmamız, Turkuaz ve Uluçınar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon (İskenderun/HATAY) Merkezleriyle birlikte Fizyo Savaş Sağlıklı Yaşam Merkezi'nde Şubat 2020 - Aralık 2020 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma, dahil edilme kriterlerine uyan 25 kronik omuz ağrılı ve 25 kronik omuz ağrısı olmayan toplam 50 fizyoterapistle gerçekleştirilmiştir. Çalışmada; Vizüel Ağrı Skalası (VAS), Nordic (İskandinav) Kas-İskelet Sistemi Değerlendirme Anketi, Skapular Kassal Endurans Testi ve İş Stres Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak analizleri tamamlanmıştır. (p<0,05). Bulgular: Kronik omuz ağrısı olan fizyoterapistlerin skapular kassal enduransı, kronik omuz ağrısı olmayan fizyoterapistlere göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Kronik omuz ağrısı olan fizyoterapistlerin iş stres düzeyi; kronik omuz ağrısı olmayan fizyoterapistlere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışmaya katılan tüm olgularda endurans süresi ile yaş, BKİ, iş yılı, çalışma saati, hasta sayısı ve iş stres puanı arasında anlamlı doğrusal bir ilişki görülmemiştir. Sonuç: Fizyoterapistlerde kronik omuz ağrısına skapular kassal enduransın etkisi vardır. Anahtar Kelimeler: fizyoterapist, kronik omuz ağrısı, skapular kassal endurans

Fizik tedaviFizyoterapistlerOmuz ağrısı+2
Necmi Gökpınar
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi uygulamasının ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırmada kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi uygulamasının ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul İli Bakırköy ilçesi İncirli semtinde bulunan Özel EKA-FİT Merkezinde gerçekleştirildi. Çalışmaya kronik boyun ağrısı tanısı konulmuş 40 hasta dahil edildi. Hatalar tek grup olarak değerlendirildi. Çalışmada Hasta Değerlendirme Formu, Normal eklem hareketi (NEH), Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi, VAS, Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi ve WHOQOL-BREF yaşam kalitesi anketi kullanıldı. Bulgular: Araştırmada katılımcıların % 55'i 31-40 yaş ve % 45'i ise 41-50 yaş aralığında olduğu, % 67,5'i kadın ve % 32,5'i erkek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %70'inde kronik hastalık varlığı bulunmadı. Kronik boyun ağrısı olan bireylerin BBA skalası ve VAS skalası değerlendirilmesinde Tedavi öncesi ve sonrası VAS ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandığı (p≤0,05), yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutu puan ortalamalarının Tedavi öncesi ve sonrasında puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farkın olduğu, (p≤0,05), Manuel terapi tedavisi sonrasında boyun ağrılı hastalarda özürlülük puanlarında azalma olduğu ve tedavi öncesi, tedavi sonrasında puan ortalamları arasındaki istatistiksel farkın olduğu (p≤0,05), Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi sonucunda fleksiyon, ekstansiyon, sağ rotasyon, sol rotasyon, sağ lateral fleksiyon ve sol lateral fleksiyon açılarında hem pasif hem de aktif tarafta artış bulunduğu ve tedavi öncesi, tedavi sonrasında puan ortalamaları arasındaki istatistiksel farkın olduğu saptanmıştır (p≤0,05). Sonuç: Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptandı. Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin fonksiyonel durum üzerinde etkisi saptandı. Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin ağrı düzeylerini azaltması ve fonksiyonel durumu iyileştirdiğinden dolayı hastaların yaşam kalitesini arttırdığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kronik boyun ağrısı, Manuel terapi, ağrı, yaşam kalitesi

AğrıBoyunBoyun ağrısı+7
Oğuzhan Çarkçı
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ağrı İli ve İstanbul İli huzurevlerinde kalan yaşlıların uyku, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi açısından değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı, Ağrı ili ve İstanbul ili huzurevlerinde yaşayan yaşlı bireylerin uyku kaliteleri, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Temmuz 2020 ve Ocak 2021 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya Ağrı ili ve İstanbul ili huzurevinde kalan, yaşları 65 yaş üstü olan 92 gönüllü yaşlı birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen yaşlı bireylerin bilişsel durumları Mini Mental Durum Testi (MMDT) ile, yaşam kaliteleri Dünya Sağlık Örgütü yaşam kalitesi ölçeği yaşlı modeli (WHOQOL-OLD) ile, günlük yaşam aktiviteleri Barthel İndeksi testi ile, gündüz uyku durumları Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ile ve geçmiş döneme ait bir aylık uyku kaliteleri Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile değerlendirildi. Gözlemsel ve kesitsel tanımlayıcı olan bu çalışmada iki gruplu veriler karşılaştırılırken Mann Whitney-U testi kullanılıdı. İstatiksel anlamlılık değeri (p<0,05) olarak alındı. Farklı rakımlardaki Ağrı ve İstanbul illeri huzurevlerinde yaşayan yaşlılar arasındaki PUKİ ve WHOQOL-OLD ölçeklerinde istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır (p<0,05). Tüm katılımcıların PUKİ ve Barthel İndeksi arasında bir korelasyon belirlenmiştir. Bu ilişkinin ters yönlü ve zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). İstanbul'daki katılımcıların PUKİ değerleri ile Barthel İndeksi verileri arasında ve EPWORTH Uykululuk Ölçeği ile Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-OLD) arasında bir korelasyon vardır. Bu korelasyonlar negatif ve orta düzeyde bir ilişki olarak bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak; huzurevlerinde kalan yaşlı bireylerin uyku kalitesi zayıf olarak bulunmuştur. Uyku kalitesi ve günlük yaşam aktiviteleri arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, yüksek irtifanın uyku kalitesi üzerinde olumsuz etkileri olduğu sonucuna varılmıştır.

AğrıGünlük yaşam aktiviteleriHuzurevleri+5
Mustafa Özkan Fırat
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVİD-19 geçirmiş kişilerde kuvvetlendirme ve gevşeme egzersizlerinin kas iskelet sistemi ağrıları, anksiyete ve uyku kalitesine etkisi

COVID-19 sonrası kişilerde kas iskelet sistemi ağrıları, anksiyete, uyku problemleri devam edebilmektedir. Çalışmamızda, COVID-19 semptomları devam eden kişilerde kuvvetlendirme ve gevşeme egzersizlerinin kas iskelet ağrıları, anksiyete ve uyku kalitesine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 18 Ocak 2021 – 31 Mart 2021 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya son 3 ay içerisinde COVID-19 tanısı almış, yaşları 18-65 arasında değişen 76 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalardan 38'ine kuvvetlendirme ve gevşeme egzersizleri uygulanırken (deney grubu), 38'ine ise herhangi bir egzersiz uygulanmadı (kontrol grubu). Çalışma öncesi ve çalışma sonrası tüm hastalara, kişisel bilgi formu, McGill ağrı ölçeği kısa formu (SFMPQ), kısa form 36 (SF-36), Pittsburgh uyku kalitesi ölçeği (PUKİ) uygulandı. Çalışma öncesi demografik özellikler ve ölçeklere bakıldığında, deney ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma sonrasında deney grubunda SF-36, Mcgill Total Skor, Mcgill VAS, Mcgill Mevcut Skor, Beck Anksiyete Ölçeği ve PUKİ puanında anlamlı düzeyde fark saptandı (p<0,05). Çalışma sonrasında kontrol grubunda ise Mcgill Mevcut Skor, SF-36'nın Fiziksel Rol Güçlüğü, Sosyal İşlevsellik ve Ağrı alt boyut puanları dışında tüm değerlendirmelerde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Mcgill VAS, Mcgill Mevcut skor, Beck Anksiyete ölçeği ve PUKİ puanlarının deney grubunda ilk değerlendirme ile son değerlendirme arasındaki azalma miktarları, kontrol grubundan anlamlı derecede fazladır (p<0,05). SF-36'nın Emosyonel Rol Güçlüğü alt boyutu dışında tüm puanlarının, deney grubunda ilk değerlendirme ile son değerlendirme arasındaki artış miktarları, kontrol grubundan istatistiksel açıdan anlamlı derecede fazladır (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda, kuvvetlendirme ve gevşeme egzersizlerinin COVID-19 sonrası kas iskelet sistemi ağrılarına, anksiyete ve uyku kalitesine anlamlı derecede olumlu etki ettiği belirlenmiştir.

AnksiyeteEgzersizEgzersiz tedavisi+5
Berat Keskin
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Online eğitim gören üniversite öğrencilerinde tele-solunum egzersizlerinin COVID-19 korkusu, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı Covid-19 pandemi sürecinde online eğitim gören sağlıklı üniversite öğrencilerinde tele-solunum egzersizlerinin Covid-19 korkusu, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışma 15 Mart 2021-26 Nisan 2021 tarihleri arasında İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi'nde gerçekleştirildi. Çalışmaya 18-24 yaş aralığında 47 gönüllü öğrenci katıldı. Katılımcılardan egzersizleri 6 hafta boyunca haftada 3 gün ve günde 2 kez uygulamaları istendi. Covid-19 korkusunu değerlendirmek için Covid-19 Korkusu Ölçeği, uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi ve yaşam kalitesini değerlendirmek için SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. 6 haftalık egzersiz programı öncesi ve sonrası Covid-19 Korkusu puanları arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Egzersiz öncesi ve sonrası kıyaslandığında uyku kalitesinde anlamlı bir iyileşme gözlemlendi (p<0,05). Yaşam kalitesi alt boyutlarından genel sağlık algısı, emosyonel rol güçlüğü, ruhsal sağlık ve mental sağlık düzeylerinde anlamlı bir iyileşme gözlemlendi (p<0,05). Covid-19 korkusunun uyku ve yaşam kalitesiyle ilişkisi incelendiğinde Covid-19 korkusunun uyku kalitesi alt boyutlarından uyku bozukluğu ve yaşam kalitesi alt boyutlarından fiziksel rol güçlüğü ve fiziksel sağlık durumları ile ilişkisi olduğu bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada, pandemi gibi olağanüstü halk sağlığı durumlarında sağlıklı genç bireylerin uyku ve yaşam kalitesi düzeylerinin iyileştirilmesinde solunum egzersizlerinin etkili olduğu sonucuna varıldı.

Beyza Dal
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı alanlarda çalışan fizyoterapistlerde mesleğe bağlı kas iskelet sistemi yaralanmaları yorgunluk ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Fizyoterapi mesleğinin temel unsurunun insan olması, fizyoterapistlerin çalışma hayatlarını yoğun stres altında gerçekleştirmelerine sebep olmaktadır. Bu doğrultuda çalışmamızda; farklı alanlarda çalışan fizyoterapistlerde mesleğe bağlı kas iskelet yaralanmaları, yorgunluk ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız Türkiye Fizyoterapistler Derneği'ne (TFD) bağlı fizyoterapistler, gönüllülük esasına göre dahil edilerek yürütülmüştür. Devlet hastanesi (n=43), özel hastane (n=54) ve özel eğitim ve rehabilitasyon (n=53) olmak üzere üç grupta incelediğimiz çalışmamızda; yaralanma varlığı ve bölgesi sosyodemografik form üzerinde toplanmış, yorgunluk için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), tükenmişlik düzeyleri için ise Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) kullanılmıştır. 150 fizyoterapist ile yaptığımız çalışmamızın yaş ortalaması 28,15 ± 3,883 olup, çalışma yılı ortalaması 4,54 ± 2,980'dir. Katılımcıların kas iskelet sistemi yaralanma varlığı ortalaması %42,1; YŞÖ ortalaması 40,47 ± 9,9854 ve MTÖ alt ölçeklerinin ortalamaları; Duygusal Tükenme (DT) 19,11 ± 5,687, Duyarsızlaşma (D) 6,69 ± 3,951 ve Kişisel Başarı Noksanlığı (KBN) 22,25 ± 4,340 bulunmuştur. Kas iskelet sistemi yaralanma varlığı ile YŞÖ ve MTÖ arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. YŞÖ ile MTÖ alt başlıkları DT (r=0,339) ve D (r=0,355) pozitif yönlü zayıf ilişki bulunurken MTÖ alt başlığı KBN (r=-0,269) arasında negatif yönlü zayıf ilişki bulundu. MTÖ alt başlıkları DT ile D (r=0,437) pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu belirlenmiştir. MTÖ alt başlıkları D ile KBN (r=-0,318) arasında ise negatif yönlü zayıf ilişki bulunmuştur (p<0,05). Gruplar arası kas iskelet yaralanması ve YŞÖ'de istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, MTÖ alt başlıklarından D'de farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Çalışmamız sonucunda farklı alanlarda çalışan fizyoterapistlerde yorgunluk artarken tükenmişliğin de arttığı gözlemlenirken kas iskelet sistemi yaralanmaları ile yorgunluk ve tükenmişlik arasında ilişki bulunamamıştır. Bu faktörlerin dikkate alınması ile fizyoterapistlerin çalışma şartlarına yönelik stratejilerin iyileştirilmesinin önemi vurgulanmıştır.

Berkay Baysal
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fizik tedavi ünitesine başvuran bireylerde obezite sıklığı, bu sürece eşlik eden hastalıklar ve obezitenin yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Fizik tedavi ünitesine başvuran hastalarda hastalık tanılarından bağımsız olarak günümüz şartlarında artan vücut ağırlığıyla birlikte eşlik eden hastalıklar da artmış, azalan fiziksel aktivite düzeyi hayat kalitesini düşürmeye devam etmiştir. Çalışmamızda; fizik tedavi ünitesine başvuran bireylerde obezite sıklığı, bu sürece eşlik eden hastalıklar ve obezitenin yaşam kalitesine etkisini incelemek amaçlandı.İstanbul ili Medicana Avcılar Hastanesi'nde 1 Ocak 2021 – 31 Mart 2021 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya fizik tedavi ünitesine ayaktan başvurup fizyoterapi ve rehabilitasyon programına alınan 18-65 yaş aralığındaki, Mini Mental Test (MMT) skoru 23 ve üzeri olan 160 hasta dahil edildi. Kişisel bilgi formu doldurularak, MMT skoru değeri hesaplandı ve SF 36 Yaşam Kalite Ölçeği anketi uygulandı.Diyetisyen gözetiminde ''Tanita'' cihazı ile tüm vücut yağ ve kas ölçümüne alındı.Katılımcılar, tanı gruplarına göre ortopedik ve nörolojik gruplara ayrılıp tedavi programına alınan bölgelerindeki kas ve yağ oranlarına bakılıp VKİ ile karşılaştırıldı. Katılımcılar arasında ailesinde de en az bir kişide obezite olanların oranı %57,5 iken ailesinde en az bir kişide obezite bulunma öyküsü olanlar ile olmayan grup karşılaştırıldığında eşlik eden kronik hastalık bulunma durumunda anlamlıfark saptanmıştır (p<0.05).Özellikle ailesinde obezite öyküsü bulunanların kendi VKİ değerlerine bakıldığında daha yüksek değerlere sahip olduğu görülmektedir(p<0.05). Hastalık tanısına göre ortopedi tanılı hastalar ve nöroloji tanılı hastalar diye gruplandırma yapıldığında ortopedik grubun kas oranlarının daha düşük olduğu görülmüştür(p<0.05). Ayrıca nörolojik grup hastaların yağ oranlarının ortopedik hastalardan daha yüksek olduğu veyaş ile VKİ, yağ ve kas oranı arasındaisatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05).Sonuç olarak; VKİ artışı genel vücut ağırlığından bağımsız olarak eğer ki yağ oranıyla da paralel bir şekilde artıyorsa kişinin hastalığının tanısı, cinsiyet, yaş, boy, kilo fark etmeksizin mutlaka eşlik eden bir kronik rahatsızlık olduğu ve önlem alınmazsa kişinin yaşam kalitesinde ciddi bir düşüş olacağı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler:Obezite, Yaşam Kalitesi, Vücut Analizi

Gamze Emir
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boyun ağrısında iki farklı ev egzersizi programının etkisinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı boyun ağrısı şikayeti olan bireylerde, iki farklı ev egzersizi yönteminin egzersiz devamlılığına, boyun ağrısı ve boyun özürlülüğü üzerine etkisinin karşılaştırılmasıdır. İstanbul Arel Üniversitesi Meslek Yüksekokulu'nda Şubat 2018 – Mayıs 2018 tarihleri arasında yürütülen çalışma, akademik ve idari çalışanlardan boyun ağrısı şikayeti olan, yaşları 25-60 yıl arasında değişen 60 kişi ile yapıldı. Olgular rasgele yöntemle iki gruba ayrıldı. Grup 1'e basılı materyal ile ev egzersiz yöntemi (B.M.E.Y) Grup 2'ye ise videolu telefon hatırlatıcı özellikli ev egzersiz yöntemi (V.H.E.Y) ile egzersiz verildi. Ağrı şiddeti 'Vizüel Analog Skala' (VAS), boyun özürlülük düzeyi 'Boyun Ağrı ve Disabilite Skoru' (BADS) ile egzersiz öncesi ve egzersiz sonrası değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. İki grup arasında yaş ve cinsiyet yönünden farklılık yoktu (p>0,05). Egzersiz devamlılığı yönünden iki grup arasında anlamlı bir farklılık bulundu. Tanımlayıcı istatistiklere bakıldığında Grup 2'nin (V.H.E.Y) egzersiz devamlılığının daha fazla olduğu görüldü. Her iki grupta egzersiz öncesi ve sonrası boyun ağrısı ve boyun özürlülüğü değerlendirmelerinde iyileşme gözlendi (p<0,05). Tanımlayıcı istatistiklere bakıldığında VAS ve BADS değerlendirmelerinde Grup 2 (V.H.E.Y) lehine anlamlı düzeyde fark bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada egzersiz sonrası iki grubun da ağrı şiddeti ve boyun özürlülüğünde anlamlı düzeyde iyileşme izlendi. Basılı materyal ile verilen klasik ev egzersiz yöntemi yerine uygulanabilecek videolu ve telefon hatırlatıcı özellikli ev egzersiz yönteminin egzersiz devamlılığı, ağrı şiddeti ve boyun özürlülüğü üzerine daha etkilidir.

AğrıAğrı ölçümüBoyun ağrısı+5
Özden Laçin
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diz osteoartritli hastalarda ağrı, fonksiyon, kinezyofobi ve propriosepsiyon arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmanın amacı 40-65 yaş arası diz osteoartritli bireylerde ağrı, fonksiyon, kinezyofobi ve propriosepsiyon arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmaya Özel Rami Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesine başvuran diz osteoartrit tanılı ve gönüllü 30 hasta dahil edilmiştir. Ağrı değerlendirilmesi için Visüel Analog Skalası (VAS); fonksiyonel değerlendirme için Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index (WOMAC); kinezyofobi değerlendirmesi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve propriosepsiyon değerlendirmesi için; Eklem Pozisyon Hissi kullanılarak ölçülmüştür. VAS, WOMAC, Tampa Kinezyofobi ve Eklem Pozisyon Hissi arasındaki ilişki incelendi. Yapılan analiz neticesinde uyku ağrı ölçeği puanı ile 45 derece hata farkı ortalaması ve WOMAC arasında sırasıyla orta (r=,475; p=0.009) ve yüksek derecede pozitif yönde ilişki (r=,764; p<0,001), istirahat ağrı ölçeği puanı ile WOMAC arasında yüksek derecede pozitif yönde ilişki (r=,675; p<0,001), aktivite ağrı ölçeği ile 30 (r=,393; p=0,027), 45 derece hata ortalaması (r=,393; p=0,032) ve WOMAC arasında (r=,650; p<0,001) sırasıyla orta ve yüksek derecede pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre uykuda ağrı ile 45 derecelik propriosepsiyon hata farkı ortalaması ve fonksiyonellik arasında, istirahatte ağrı ile fonksiyonellik arasında, aktivite ağrı ile ise 30,45 derece de yapılan propriosepsiyon değerlendirmesi ve fonksiyonellik arasında korelasyon görülmüştür. Fakat kinezyofobi skorları diğer parametreler arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. Sonuç olarak ağrı, farklı derecelerde propriosepsiyon ve fonksiyonellik arasında ilişki olabileceği düşünülmektedir.

Büşra Koç
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Obstetrik brakiyal pleksus yaralanması olan çocuklarda motor fonksiyon, denge ve yaşam kalitesi düzeylerinin incelenmesi

Obstetrik brakial pleksus felci (OBPP), brakiyal pleksusu oluşturan sinir yapılarının (C5, C6, C7, C8 ve T1) perinatal dönemde zedelenmesi sonucu oluşan, üst ekstremitede kısmi veya tam flask paralizi ile seyreden ciddi bir klinik tablodur. Hastalık motor fonksiyon kaybı, denge kaybı ve yaşam kalitesinde azalmaya sebep olmaktadır. Bu doğrultuda çalışmamızda obstetrik brakiyal pleksus yaralanması olan çocuklarda motor fonksiyon, denge ve yaşam kalitesi düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız İstanbul ilinde bulunan hastane, tıp merkezi ve özel eğitim kurumlarında OBPP tanısı ile takip edilen, dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan gönüllü 30 katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılara yıldız denge testi, dokuz delikli peg testi, kutu blok testi, tek ayak üzerinde durma testi, el becerileri sınıflandırma sistemi (EBSS) ve pediatrik yaşam kalitesi formu (PEDSQL) uygulanmıştır. Fonksiyonel değerlendirmeler etkilenen ve etkilenmeyen ekstremiteler için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Çalışmaya 4-17 yaş arası 20 erkek 10 kadın hasta katılım göstermiştir. Yapılan analiz neticesinde yaşam kalitesi ile el becerileri sınıflandırma değerlendirme sonuçları arasında negatif yönde orta düzey anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir, (r=-0,40, p=0,03). Tüm katılımcıların etkilenen taraf ve etkilenmeyen taraf yıldız denge testi sonuçları karşılaştırıldığında; belirli denge parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (Etkilenen ve etkilenmeyen Yıldız Denge Testi anterior p<0.01, lateral p<0.04, posterior p<0.01, anteromedial p<0.01). Tüm katılımcıların etkilenen taraf ve etkilenmeyen taraf dokuz delikli peg testi sonuçları karşılaştırıldığında anlamlı fark olduğu (p<0,05) ve aynı zamanda etkilenen ve etkilenmeyen taraf kutu blok testi sonuçları karşılaştırıldığında yine anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak örneklemimizi oluşturan OBPP'li çocukların motor fonksiyonlarının azaldığı, dengenin bozulduğu ve günlük yaşam kalitelerinin düşük olduğu belirlenmiş olup statik dengenin el becerisi ve el fonksiyonu ile ilişkili olduğu aynı zamanda yaşam kalitesi düzeyinin ise el becerisinden etkilendiği belirlenmiştir. Dinamik denge değerlendirmesi için yalnızca medial değerlendirme ile el fonksiyonu arasında ilişki belirlenmiş olup, diğer parametreler arasında ilişki bulunamamıştır.

Brakiyal pleksusDengeMotor beceri testleri+6
Eren Satılmış
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Parkinson hastalığı yaşam kalitesi anketi (pdq-39) güvenirlik ve geçerlik çalışması

Parkinson Hastalığı, kronik, progresif bir hastalıktır. Ülkemizde, bu hastalığa özgü yaşam kalitesi anketlerinin yaygın olmadığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Parkinson Hastalığı Anketi'nin (Parkinson's Disease Questionnaire, PDQ-39) Türkçe versiyonunun, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması ve bu ölçeğin Parkinson Hastalarının yaşam kalitelerinin değerlendirilmesinde kullanılabilmesini sağlayabilmektir. Çalışmamıza, Koç Üniversitesi Hastanesinde Parkinson Hastalığı tanısı almış kadın ve erkek 100 hasta alınmıştır. Hastalar; PDQ-39, Parkinson Hastalığı Yaşam Kalitesi Anketi (Parkinson's Disease Quality of Life Questionnaire, PDQLQ), Kısa Form-36 (Short Form-36, SF-36), Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (Unified Parkinson's Disease Rating Scale, UPDRS) ve Hoehn-YahrSkorlaması (H&Y) ile değerlendirilmişlerdir. Çalışmamız sonuçlarında; 30. madde dışarıda tutulduğunda PDQ-39'un Türkçe güvenirliği çok yüksek bulunmuş ve ölçeğin zamana bağlı tutarlılık gösterdiği saptanmıştır. PDQ-39 Ölçek Puanları ile H&Y değeri arasında pozitif, PDQ-39 Ölçek Puanları İle UPDRS, PDQLQ, SF-36 ölçek puanları arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda; PDQ-39 toplam ve faktör puan ortalamalarının Alt-Üst %27 değişkenine göre yapılan t-testi sonucunda grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. PDQ-39 anketinin alt gruplarından hareketlilik, duygusal esenlik, bedensel rahatsızlık alt gruplarının, t-testindeki puan ortalamaları cinsiyete göre anlamlı bulunmuş; günlük yaşam aktiviteleri, stigma, sosyal destek, biliş ve iletişim alt gruplarının, t-testindeki puan ortalamaları cinsiyete göre anlamlı bulunmamıştır. Barlett testi sonucunda, faktör analizine alınan değişkenler arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızdaki örnek büyüklüğünün, faktör analizi uygulanabilmesi için yeterli büyüklükte olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Türkçeye çevrilen PDQ-39 ölçeğinin, 30. maddesi hariç tutulduğu takdirde, Parkinson Hastalarının yaşam kalitelerini değerlendirmede güvenle kullanılabilecek bir ölçek olduğuna kanaat edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlilik, Güvenirlik, Parkinson Hastalığı, PDQ-39, Yaşam Kalitesi

AnketlerGüvenilirlik ve geçerlilikParkinson hastalığı+2
Tuba Kayapınar
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fiziksel ve zihinsel engelli çocuklara bakım verenlerin fiziksel ve psikolojik etkilenimlerinin incelenmesi

1. ÖZET Zihinsel veya fiziksel engelli bir çocuğa bakım veriyor olmak bireylerde depresif belirtiler görülmesine sebep olmakta, aynı zamanda düşük yaşam kalitesine neden olduğu da görülmektedir. Bu çalışmanın amacı engelli bir çocuğa bakım veriyor olmanın bireyleri, depresyona olan yatkınlık, fiziksel olarak yıpranmışlık ve yaşam kalitesi olmak üzere fiziksel ve psikolojik olarak nasıl etkilediğini ve bu etkilenimin fiziksel ve zihinsel engelli bakım verenlerde değişiklik gösterip göstermediğini araştırmaktı. Çalışmaya 30 bedensel engelli (BEBV), 40 zihinsel engelli (ZEBV) ve 40 sağlıklı çocuk bakım vereni (SBV) dahil edilmiş, bu bakım verenlerin demografik bilgilerini almak ve fiziksel etkilenimlerine bakmak amacıyla fiziksel değerlendirme formu, depresyon seviyesini ölçmek için Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), bakım veriyor olmanın onları nasıl etkilediğini sorgulamak için BAKAS Bakım Veren Etki Ölçeği ve yaşam kalitelerini sorgulamak amacıyla da Dünya Sağlık Örgütü Kısa Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği (WHOQOL) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara bakıldığında BDÖ'nün bulgularına göre ZEBV ile SBV arasında ve BEBV ile SBV arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Engelli bir bireye bakım veriyor olmak bu engelin fiziksel veya zihinsel olması fark etmeksizin depreyona yatkınlığı artırmaktadır. BAKAS'ın bulgularına göre ZEBV ile BEBV ve BEBV ile SBV grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Bedensel engelli bir çocuğa bakım veriyor olmak yaşam kalitesinin azlığına sebep olmaktadır. Fakat bedensel veya zihinsel engelli bir çocuğa bakım verme ile fiziksel etkilenim arasında bir ilişki bulunmamıştır (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Zihinsel engel, Bedensel Engel, Bakım Veren, Depresyon, Yaşam Kalitesi, Fiziksel Etkilenim

Bakım verenlerBakım verme yüküBedensel engelli çocuklar+5
Mustafa Candemir
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel eğitim merkezinde çalışan fizyoterapistler ile tıp merkezi veya fizik tedavi dal merkezlerinde çalışan fizyoterapistlerin mesleki tükenmişlik ve iş doyum düzeylerinin karşılaştırılması

Çalışma koşulları birbirinden farklı olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan fizyoterapistler ile hastane, tıp merkezi veya fizik tedavi dal merkezlerinde çalışan fizyoterapistlerin mesleki tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerinin karşılaştırıldığı bu araştırmada; tükenmişlik ve iş doyumu puanlarının yaş, haftalık ortalama çalışma saati, aktif olarak meslekte çalışma süresi (yıl) ve çalışılan kurum ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma Kasım 2014-Haziran 2015 tarihleri arasında İstanbul Anadolu yakasındaki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, özel tıp merkezi, özel hastane veya özel fizik tedavi dal merkezlerinde görev yapan ve çalışma kapsamında ulaşılabilen; hastane grubu 50 özel eğitim grubu 50 olmak üzere toplamda 100 fizyoterapist üzerinde yürütülmüştür. Ankete katılmayı kabul eden fizyoterapistlere; mesleki tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerinin belirlenmesi için Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Minnesota İş Doyum Ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan demografik bilgiler formu anketleri uygulandı. Gruplar arasında cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, yaş, çocuk sayısı ve meslekte aktif olarak çalışma süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Her iki grup kendi içinde iş doyumu açısından yüksek, tükenmişlik düzeyi açısından düşük seviyede bulundu. Özel eğitim grubu ile hastane grubu arasında tükenmişliğin duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları arasında bir fark görülmezken; kişisel başarıda düşme puanı özel eğitim grubunda (10,1±3,3) hastane grubuna (8,1±3,6) göre daha yüksek çıkmıştır (p=0,004). İş doyumu puanları açısından iki grup arasında fark bulunmamıştır. Sonuç olarak; çalışılan kurum ve kıdem tükenmişlik puanları ile ilişkili bulunurken haftalık ortalama çalışma saati ile tükenmişlik puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Aynı zamanda iş doyumu ile çalışılan kurum, haftalık ortalama çalışma saati ve kıdem arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.

Fizik tedaviFiziksel tıpFizyoterapistler+7
Sevgi Der
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlının yaşadığı yerin depresyon, günlük yaşam aktivitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu araştırma yaşlının yaşam ortamının depresyona, günlük yaşam aktivitesine ve yaşam kalitesine etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 65 yaş üzerinde farklı mekanlarda yaşayan (huzurevinde, evde yalnız ve evde aile ile yaşayanlar) toplam 180 yaşlı bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan olgular demografik özellikleri yanında yaşlılıkla ilişkili hastalık ve özgeçmişleri yönüyle ilgili incelendi. Farklı ortamlarda yaşayan üç gruptaki geriatrik olgunun, sosyodemografik özellikleri, sağlık durumları kaydedildi. Her grubun depresyon durumu Geriatrik Depresyon Skalası ile, günlük yaşam aktiviteleri Lawton ve Brody'nin Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Skalası ve Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi ile, yaşam kalitesinin değerlendirilmesi Yaşlılar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-OLD) ile, boş zamanlarının değerlendirilmesi ise Boş Zaman Aktiviteleri Formu kullanılarak ölçüldü. Verilerin analizinde, Statistical Package for Social Science (SPSS) Windows version 23.0 kullanıldı. Gruplar kendi aralarında F Testi (ANOVA) ve Independent Samples T Testi ile karşılaştırılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen verilere göre gruplar arası Geriatrik Depresyon düzeyi anlamlı bulunamamıştır (p=0,219). Günlük yaşam, boş zaman aktiviteleri ve yaşam kaliteleri düzeyi gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Çalışmadan elde ettiğimiz sonuçlara göre yaşlıda yaşam yerinin Geriatrik Depresyon düzeyine etkisi bulunmazken, günlük yaşam, boş zaman aktivite seviyesine ve yaşam kalitesine etki ettiği bulunmuştur.

Boş zamanları değerlendirmeDepresyonEvler+6
Nafiz Koparan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uzun süre ayakta çalışan kadınlar ile sedanter kadınların ayak-ayak bileği problemleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Sedanter yaşam tarzı; obezite, tansiyon problemleri, kaslarda zayıflık, postüral bozukluklar, kalp hastalıkları gibi birçok sağlık sorununa sebep olmaktadır. Uzun süre aynı postürde çalışmak da statik kas yüklenmesinden kaynaklı kaslarda gücün azalmasına ve yorgunluk gibi bazı problemlere yol açar. Bu çalışmada da uzun süre ayakta çalışan kadınlar ile sedanter yaşayan kadınlar arasındaki ayak-ayak bileği problemleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ocak 2019- Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya yaşları 18 ile 45 arasında olan 30 sedanter yaşayan kadın ve 30 uzun süre ayakta çalışan sağlıklı kadın dahil edildi. Katılımcılara bireylerin demografik özelliklerini, ağrı prevelansını ve ağrı bölgesini belirlemek amacıyla Değerlendirme Formu, Ayak Postür İndeksi, Ayak Fonksiyon İndeksi, AOFAS Ayak-Ayak Bileği Araştırması, New York Postür Analiz Yöntemi, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulandı. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında ağrının varlığı açısından istatisksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışan kadınların % 83,3'ü, çalışmayan kadınların ise %56'sının ağrı şikayetlerinin olduğu belirlenmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlara ait ağrı yeri karşılaştırmaları yapılmıştır. Çalışan kadınlarda en çok ağrıyan kısmın topuk (%9,1), çalışmayan kadınlarda ise en çok ağrıyan kısmın ayak bileği (%9,1) olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında Yaşam Kalitesi Ölçeği, Postür Değerlendirme, Ayak Fonksiyon İndeksi, Ayak Postür İndeksi ile AOFAS karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Kadınlar, Ayak-ayak bileği problemleri, Yaşam kalitesi

AyakAyak bileğiAyak bileği eklemi+4
Gökşin Özcanan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı erkek bireylerde egzersiz eğitimine eklenen pilates egzersizlerinin; Esneklik, benlik saygısı ve yaşam kalitesine etkisi

Egzersiz, sağlıklı yaşamın devamlılığı için gerekli en önemli faktörlerden birisidir. Bu çalışmanın amacı, sağlıklı erkek bireylerde egzersiz eğitimine eklenen pilates egzersizlerinin; esneklik, kas gücü, benlik saygısı, yaşam kalitesi ve depresyon düzeyi üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmaya; Ocak - Nisan 2019 tarihleri arasında, Ordu İli ProMOSS Manuel Terapi Merkezinde, yaş ortalaması 27,78±5,25 olan 20-45 yaşları arasında, 60 sağlıklı erkek katılımcı dahil edilmiştir. Yapılan değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Katılımcılar, grup 1 ve grup 2 olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Grup 1'e sadece egzersiz eğitimi verilirken grup 2 ye eğitime ek olarak pilates egzersizleri yaptırılmıştır. Egzersiz ve/veya eğitim öncesi ve sonrasında esneklik ölçümü için Otur-Uzan Testi, anterior gövde fleksiyonu ve gövde ekstansiyonu kas gücü değerlendirmesi için Manuel Kas Testi, benlik saygısını değerlendirmek için Rosenberg Benlik Saygısı Anketi, depresyon düzeyini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği ve yaşam kalitesini değerlendirmek için SF-36 Kısa Formu kullanılmıştır. Egzersiz öncesi gruplar arası karşılaştırmalarda grup 2 nin eğitim düzeyi grup 1 den anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0.033) . Çalışma sonunda grup 1 de gözlenen değişimler istatistiksel açıdan anlamlı düzeye ulaşmazken (p>0.05), grup 2 de Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği hariç değerlendirilen tüm parametrelerde çalışma öncesine göre anlamlı düzelme meydana gelmiştir (P<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada sağlıklı erkeklerde egzersiz eğitimine pilates egzersizlerinin eklenmesi ile kas gücü, esneklik, yaşam kalitesi ve depresyon düzeyinde olumlu gelişme sağlanmış ancak benlik saygısında değişiklik olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Pilates, Esneklik, Benlik Saygısı, Yaşam Kalitesi, Depresyon

Benlik saygısıDepresyonEgzersiz+4
Serhat Akyurt
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00