2,564

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kalkınmada enerjinin rolü

Sürdürülebilir olan her şey mutlaka bir kaynağa dayanmak zorundadır ve bunun sağlanması için kaynağın da sürdürülebilir olması gerekmektedir. Bu durumda kalkınmanın sürdürülebilir olmasında kaynakların devamlılığı ve güvenliği önemlidir. Sürdürülebilir kalkınma açısından enerji, günümüzde ağırlıklı olarak kullanılan fosil yakıtlar yüzünden çetin bir ikilemin içindedir. Ekonomik olarak üretimde kaçınılmaz olan fosil yakıt kullanımı, diğer taraftan çevresel bozulmanın ve iklim değişikliğinin ana nedenidir. Bu durum küresel toplumu sürdürülebilir kalkınmanın temel hedeflerine ulaşmak noktasında ciddi bir sıkıntıya sokmaktadır. Bu çalışma sürdürülebilir kalkınma ve enerji konusunu bütün yönleriyle ele almayı, enerjinin sürdürülebilir kalkınmada rolünü sorgulamayı amaç edinmektedir Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakarak bugünün insanına hizmet etmeyi amaç edinen sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı hedeflerine ulaşmak için enerji ile olan ikilemini aşmak zorundadır.

EnerjiEnerjiEnerji kaynakları+5
Cenk Dinçer
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır'da kadın işgücünün karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri

Kadınlara toplumda verilen roller nedeniyle, kadınlar toplumda ve çalışma hayatında hep farklı bir yere konulmuştur. Bu durum cinsiyet ayrımcılığının sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun sahip olduğu bu bakış açısı hayatın her alanına yansımaktadır. Bu durum çocuğa isim verilmesinde, oyuncak ve kıyafet seçiminde vs. kendini göstermektedir. Bunun sonucunda bireyler ileriki yaşamlarında meslek seçimlerini de toplumun rol dayatmasından etkilenerek yapmaktadır. Özellikle "kadın için en uygun iş" kavramının ortaya çıkış noktası kadına verilen toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanmaktadır. Böyle bir toplumda kadının iş hayatında tutunabilmesi de zordur. Kadınlar hem işgücüne katılırken hem de çalışma hayatı sırasında çeşitli problemlerle karşılaşmaktadır. Ülke genelinde kendini belirgin bir şekilde gösteren bu durumun Diyarbakır ili özelinde nasıl bir çerçeveye sahip olduğunu tespit etmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bu çalışma Diyarbakır ilinde çalışan ve/veya iş arayan kadınların iş hayatına katılırken karşılaştığı sorunlar, çalışma hayatında karşılaştığı sorunların tespiti ve bunların kadının toplumsal yaşamına etkisini öğrenebilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaca ulaşmak için hazırlanan açık uçlu sorular yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplamda 354 katılımcıya yönlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler betimleyici istatistikler yoluyla sunulmuştur. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson Rank Korelasyonu kullanılarak, değişkenler arasındaki ilişkilere değinme yoluyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bir değişkenin diğer bir değişken üzerindeki etkisini görmek amacıyla çapraz tablolardan yararlanılmıştır. Anahtar Sözcükler Kadınların İşgücüne Katılımı, Kadınların Karşılaştığı Sorunlar, Diyarbakır'da Kadınların İşgücüne Katılımı

DiyarbakırKadın işçilerKadın sorunları+7
Evin Anğay Yıldırım
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'deki trafik kazaları ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkinin analizi (1995-2017)

Trafik kazaları yol açtığı ölüm ve yaralanmalar ile dünyada ve ülkemizde çağımızın en büyük problemleri arasında yer almaktadır. Trafik kazaları neden olduğu insani kayıpların yanı sıra ülke ekonomilerine de önemli yükler getirmektedir. Özellikle azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınma süreçlerini yakından etkilemektedir. Bu açıdan çalışmanın amacı, trafik kazalarının ekonomik kalkınma ile ilişkisinin analiz edilmesidir. Çalışmanın ölçeği Türkiye ile sınırlı olup kapsadığı dönem 1995-2017 yıllarıdır. Çalışmada izlenen yöntemde, öncelikle trafik kazaları ile ekonomik kalkınma göstergelerine dair değişkenler belirlenmiştir. Trafik kazalarına dair değişkenler kaza sayısı ve motorlu araç sayısıdır. Ekonomik kalkınmaya dair değişkenler ise insani gelişmişlik ve hukuk üstünlüğü endeksleridir. Kaza sayısı bağımlı, diğer değişkenler ise bağımsız değişkenlerdir. Değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönemli ilişkinin analizi amacıyla Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif (ARDL) eşbütünleşme modeli kurulmuştur. Sonrasında modelin geçerliliği test edilmiş ve değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkiler belirlenmiş ve nedensellik ilişkisi analizi yapılmıştır. Çalışmada varılan sonuçlara göre, bağımlı ve bağımsız değişkenler arasında kısa ve uzun dönem ilişkisi elde edilmiştir. Buna göre, kaza sayısı ile ekonomik kalkınma arasında uzun dönem ilişkisi, hukuk üstünlüğü ile insani gelişmişlik endeksleri arasında tespit edilmiştir. Motorlu araç sayısı ile uzun dönemli bir ilişkiye rastlanmamıştır. Elde edilen bulgulara göre Türkiye'de 1995-2017 döneminde trafik kaza sayısı üzerinde en çok insani gelişmişlik endeksinin etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kısa dönem açısından elde edilen bulgulara göre, kaza sayısı ile hukuk üstünlüğü endeksi ve insani gelişmişlik endeksi arasında ilişki elde edilmiştir. Öte yandan, motorlu araç sayısı ile kısa dönemli bir ilişkiye rastlanmamıştır. Bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasında elde edilen kısa dönem nedensellik ilişkisi analizine göre, motorlu araç sayısı ile insani gelişmişlik endeksinden kaza sayısına doğru tek yönlü nedensellik elde edilmiştir. Bu sonuca göre, motorlu araç sayısındaki ve insani gelişmişlik endeksindeki değişimler, trafik kaza sayısında değişime yol açmaktadır.

Ekonomik etkiEkonomik kalkınmaEşbütünleşme+5
İlham Akdağ
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk bankacılık sektöründe finansal sağlamlığın belirleyicileri: ARDL sınır testi yaklaşımı (2005-2024)

Bu çalışmanın amacı, Türk bankacılık sektöründe finansal sağlamlığın temel belirleyicilerini ortaya koymaktır. Araştırmada 2005-2024 dönemi için çeyreklik veriler kullanılmıştır. Bağımlı değişken olarak finansal sağlamlık göstergesi (FSI) seçilmiş ve söz konusu veri Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) veri tabanından elde edilmiştir. Bağımsız değişkenler ise Türkiye Bankalar Birliği'nin veri sisteminden sağlanan sermaye yeterliliği oranı (SYO), öz kaynaklar/toplam varlıklar (ÖKV), Türk lirası krediler/toplam krediler (KK), toplam krediler/toplam varlıklar (KV), tüketici kredileri/toplam krediler (TK), ortalama aktif kârlılığı (OAK), ortalama öz kaynak kârlılığı (OÖK) ve diğer faaliyet giderleri/toplam varlıklar (FGV) değişkenleridir. Çalışmada değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkiyi sınamak amacıyla ARDL sınır testi yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, bankacılık sektörünün finansal sağlamlığının özellikle sermaye yeterliliği, kârlılık göstergeleri ve kredi kompozisyonu ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Uzun dönemde pozitif ve anlamlı katsayıların varlığı, güçlü sermaye yapısı ve sürdürülebilir kârlılığın finansal sağlamlığı desteklediğini göstermektedir. Bu sonuçlar, politika yapıcılar için bankacılık sektöründe sağlamlığın artırılması adına sermaye yapısını güçlendiren ve etkin risk yönetimini destekleyen politikaların önemine işaret etmektedir.

Samet Şenol
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kuru ve ekonomik büyüme ekseninde Krugman 45 Derece Kuralı'nın geçerliliği: Küresel bir analiz

Ülkeler arası büyüme oranları farkının, ülkelerin toplam talebindeki büyüme farklılıklarından kaynaklandığı savunulmaktadır. Dışa açık bir ekonomide büyümeyi kısıtlayan temel faktör dış ödemeler dengesidir. Krugman (1988) ülkeler arası toplam üretim kapasitelerinde önemli farklılıklar olmasına rağmen, reel kur değerlerinin değişmemesinin teoriye uymaması karşısındaki eksikliği ifade etmiştir. Krugman'a göre ülkelerin büyüme oranları ile dış ticaretin gelir esnekliği, ancak kavramlar arasında sistematik bir ilişki varsa bağdaştırılabilir. Krugman ihracat ile ithalat talebinin gelir esnekliği ve büyüme oranları arasındaki ilişkiyi ortaya koymuş, bu yaklaşıma da ?45 Derece Kuralı? adını vermiştir. İhracat talebinin gelir esnekliğinin, ithalat talebinin gelir esnekliğe oranı ile ülkelerin büyüme oranı arasında doğrusal bir ilişki bulunmaktadır.Bu çalışmada, Krugman 45 Derece Kuralı'nın geçerliliğinin test edilmesi amacıyla panel veri analizi uygulanmıştır. Analize konu olan 14 ülke (Avusturalya, Avusturya, Belçika, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Hollanda, Türkiye, İngiltere ve Amerika) G20 ülkeleri arasından seçilmiştir. Öncelikle paneli oluşturan serilerin durağanlığı incelenmiş, ardından ortak ilişkili etkiler modeli (common correlated effects model) yardımıyla ampirik sonuçlar elde edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, söz konusu 14 ülke için Krugman 45 Derece Kuralı'nın geçerliği olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ülkelerin büyüme oranları ile ihracat ve ithalat talebinin gelir esnekliği arasında sistematik bir ilişki vardır.

BüyümeBüyüme modelleriDöviz+7
Filiz Erataş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinde neoliberal politikaların kalkınma üzerindeki etkileri: Türkiye örneği

Neoliberalizm, yeni sermaye birikimine uygun düzenlemeleri içeren politikalar bütünüdür ve 1980'den itibaren, dünya çapında ekonomik ve siyasi işleyişi yeniden düzenleyerek birçok kavramın içeriğini yeniden oluşturmuş ve bunları azgelişmiş ülkelere benimsetmiştir. 1980 öncesi dönemin sanayileşmeye odaklı, bölüşümü dikkate alan kalkınma anlayışı yerini esas olarak makro göstergelerde iyileşmeye odaklı, bölüşüm üzerinde durmayan bir kalkınma anlayışına bırakmıştır. Böylece kalkınma, büyüme oranı, işsizlik, borç oranı, dış ticaret ve enflasyon göstergeleri ile tanımlanır olmuştur.Neoliberalizm, uluslararası kurumların baskın belirleyiciliği ile birlikte, ?ülkenin üretim kapasitesi ve üretim teknolojisinin artması, bölüşümün daha adil olması ve daha iyi yaşam koşullarının sağlanması, siyasal arenada eşitlik ve adaletin sağlandığı kendine yeter bir ekonomiye sahip olunması? olarak tanımlanan kalkınmanın gerçekleşmesini engellemiştir. Ayrıca neoliberal ?kalkınma? anlayışının beklediği makro ekonomik göstergelerde olumlu sonuçlar da sağlanamamıştır. Hem kalkınma hem de makro ekonomik göstergelere olumsuz etki yaparak ülkenin ekonomik ve siyasal yapısını biçimsizleştirmiş, ülkenin uluslararası kurumlara bağımlığını artırmıştır.

Ekonomik kalkınmaKalkınmaKalkınma politikaları+3
Burcu Abacı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kalkınma sürecinde büyüme ve istihdam ilişkisi: Türkiye örneği

Günümüzde, ülkelerin karşılaştığı en büyük sorunlarından başında istihdam artışını sağlayamamak gelmektedir. İktisat teorisinde işgücüne olan talebi artırmanın yollarından biri ekonomiyi istikrarlı bir büyüme trendine sokmaktır. Bu noktada da büyümeyi sağlayan faktörler önem kazanmaktadır. Fakat dünya ekonomisi incelendiğinde yüksek büyüme rakamlarına rağmen istihdamın artmaması, büyüme ile istihdam arasındaki ilişki üzerinde tartışmalara yol açmaktadır. Yeni bir boyut kazanan büyüme ile istihdam arasındaki ilişki Türkiye ekonomisi için de son derece önem taşımaktadır. Türkiye'de dönem dönem görülen yüksek oranlı büyümeye rağmen istihdam artmamış ve hatta bazı dönemlerde büyümeye karşılık işsizlik artmıştır. İstihdamın azalması sonucunda işsiz sayısında meydana gelen artışlar sosyal dengeleri alt üst etmekte ve kaosa yol açmaktadır. Büyümenin istihdam yaratmaması, büyümeye rağmen işsizlik oranlarının artması refahı düşürmekte ve kalkınmışlık olgusunu ileri düzeye taşıyamamaktadır.

BüyümeBüyüme politikalarıKalkınma+5
İpek Akad
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin iki yanlı ticaretindeki J ve S eğrisi ve Harberger-Laursen-Metzler etkilerinin analizi

Döviz kuru ile dış ticaret dengesi arasındaki ilişki, ödemeler dengesine üç farklı yaklaşım tarafından açıklanmaktadır: esneklik yaklaşımı, toplam harcama (massetme) yaklaşımı ve parasalcı yaklaşım. Bu çalışmada, esneklik yaklaşımının analizlerine zaman boyutunun eklenmesi yardımıyla Magee (1973), Junz ve Rhomberg (1973) ve Meade, E. E. (1988) tarafından ortaya konan, devalüasyondan sonraki kısa dönemde ticaret dengesinin bozulmayı izleyen bir iyileşme süreci yaşayacağını öngören J eğrisi etkisine ek olarak; ticaret dengesinin, ticaret hadlerinin (ya da reel döviz kurunun) şimdiki ve gelecekteki hareketleriyle negatif; ancak, geçmişteki hareketleriyle pozitif ilişkili olduğu argümanını savunan ve ilk olarak Backus, Kehoe ve Kydland (1994a) tarafından tanıtılan S eğrisi etkisi, Türkiye ile seçilmiş 16 ticaret partneri arasındaki iki yanlı ticaret ekseninde araştırılmaktadır.Bu etkiler, 1980-2010 dönemini kapsayan yıllık iki yanlı ticaret dengesi ve reel döviz kuru değişkenleri arasında hesaplanan çapraz korelasyon fonksiyonlarının davranışının analiz edilmesi yoluyla belirlenmektedir. Hesaplamalar yapılmadan önce seriler Hodrick-Prescott filtresi (Hodrick ve Prescott, 1997) yardımıyla düzgünleştirilmiştir. Kullanılan yöntem, J ve S eğrisi etkilerine ek olarak; ilk kez Harberger (1950) ile Laursen ve Metzler (1950) tarafından tanıtılan, ticaret hadlerindeki bozulmanın dış ticaret dengesini de kötüleştireceğini Keynesgil perspektiften yararlanarak öne süren Harberger-Laursen-Metzler (HLM) etkisinin de araştırılmasına olanak tanımaktadır.Çalışmada Türkiye'nin döviz kuru ayarlamaları yoluyla iki yanlı ticaret dengesinde kısa dönemli iyileşmeler sağlayabileceği, dış fiyatları etkileyemeyeceği ve ticaret hadlerinin bozulmasıyla birlikte iki yanlı ticaret açığının artma eğilimi gösterebileceği hipotezi araştırılmaktadır. Elde edilen ampirik bulgulara göre; Türkiye ile seçilmiş 16 ticaret partnerinin 9'u arasında J eğrisi etkisi ile HLM etkisinin varlığı saptanmıştır. Geriye kalan 7 ülkeden 4'ü için, ters J eğrisi; diğer 3 ülke için ise, gecikmiş J eğrisi etkisine rastlandığı belirlenmiştir. Türkiye'nin iki yanlı ve toplam düzeydeki ticaretinde S eğrisi dinamiğinin bulunmadığı saptanmıştır. Türkiye'nin küçük bir ekonomi olduğu ve ticaret hadlerini değiştiremeyeceği gerçeği, elde edilen bu bulguyla tutarlıdır. Sonuç olarak; Türkiye'nin döviz kuru politikalarının iki yanlı ticaret açıklarının iyileştirilmesinde özellikle kısa dönemde önemli rol oynayacağı ve dış fiyatların aleyhte değişmesinin ise bu açıkları derinleştireceği hipotezini destekleyen kanıtlara ulaşıldığı ifade edilebilecektir.

EkonomiEkonomi politikalarıHarberger-Laursen-Metzler Hipotezi+4
Mustafa Erhan Bilman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari açıklık ve iklim değişikliği: Karşılaştırmalı ülke analizi

Bu çalışmada ticari açıklık ve gelirin, kirlilik üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmada, kirlilik göstergesi olarak İklim Değişikliğinin en önemli sebebi olan sera etkisinin %70'ine tek başına sahip olan ve fosil yakıtların yanmasıyla ortaya çıkan karbondioksit (CO2) kullanılmıştır. Ticari açıklık göstergesi olarak da son zamanlarda birçok akademik çalışmada olduğu gibi toplam dış ticaretin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı kullanılmıştır. 1990-2009 yılları arasında 2011 yılı satın alma gücü paritesine göre hesaplanmış gayri safi yurtiçi hasılalarına bakımından dünyada ilk 20 büyük ekonomiye sahip ülke, Havuzlanmış En Küçük Kareler modeli ile analiz edilmiştir. Çalışmada ayrıca gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine katkıları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.

Finansal açıklıkGelişmekte olan ülkelerKarbondioksit salınımı+4
Bayram Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomi politikasının belirsizliğinin dış ticaret üzerine etkisi: Türkiye örneği

Bu çalışmada, ekonomik ve ticaret politikası belirsizliklerinin ve ekonomideki istikrarın Türkiye'nin ihracatı ve ithalatı üzerindeki etkileri 2013-2023 dönemini kapsayan çeyreklik veriler yardımıyla incelenmiştir. Kantil regresyon yaklaşımı ile tahmin edilen modellerin çıktılarına göre, reel döviz kuru ihracatı olumsuz etkilerken gayri safi yurt içi hasıla olumlu etkilemektedir. Global ekonomik politika belirsizliklerine ait katsayılar ihracatın yüksek kantillerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı iken ticaret politikası belirsizliklerine ait katsayılar hem düşük hem de kantillerde negatif ve anlamlıdır. Ekonomik istikrarın katsayısı ise ihracatın yüksek kantillerinde pozitif ve anlamlıdır. İthalat talep modeline ait kantil regresyon çıktıları incelendiğinde; reel döviz kurunun ve gayri safi yurt içi hasılanın pozitif ve anlamlı katsayılarına ulaşılmıştır. Ekonomik politika belirsizliği ve ticaret politikası belirsizliği, ithalatın düşük kantillerinde negatif ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Ekonomik istikrar ithalatın düşük ve yüksek kantillerinde negatif ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Belirsizliğin ve istikrarın ampirik olarak incelendiği bu çalışmada, makroekonomik değişkenlerin yanı sıra dış ticaretin belirsizlik ve istikrar gibi hususlardan da etkilendiği tespit edilmiştir. Politika yapıcılarının dış ticaret üzerine analizler yaparken makroekonomik faktörlere ek olarak belirsizlikleri de göz önünde bulundurması gerektiği değerlendirilmektedir.

Dış ticaretEkonomik politikalar
Zaim Reha Yaşar
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Okun Yasası'nın farklı ekonomik gelişmişlik düzeylerinde incelenmesi: Karşılaştırmalı bir analiz

Bu çalışma, Okun Yasası çerçevesinde ekonomik büyüme ile işsizlik arasındaki ilişkinin farklı ekonomik gelişmişlik düzeylerine sahip ülkeler bağlamında karşılaştırmalı olarak analiz edilmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda, gelişmiş ekonomileri temsilen G7 ülkeleri (ABD, Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa, Kanada ve İtalya) ile gelişmekte olan ekonomileri temsilen E7 ülkeleri (Çin, Hindistan, Brezilya, Meksika, Endonezya, Rusya ve Türkiye) örneklem olarak seçilmiştir. Çalışmanın veri seti, 1991-2023 dönemine ait yıllık verilerden oluşmakta olup, Dünya Bankası veri tabanından elde edilmiştir. Ekonometrik analizlerde, ülkeler arasındaki potansiyel bağımlılık etkilerini tespit etmek amacıyla yatay kesit bağımlılığı testi uygulanmıştır. Test sonuçları, E7 ve G7 ülkeleri arasında belirgin bir yatay kesit bağımlılığı bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu bağlamda, serilerin durağanlık düzeylerinin belirlenmesinde ikinci nesil birim kök testleri kullanılmıştır. Çalışmanın temel analiz yöntemi olarak Panel ARDL (Autoregressive Distributed Lag Bound Test) modeli uygulanmış; bu model ile kısa ve uzun dönem ilişkileri ayrı ayrı analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, G7 ülkelerinde ekonomik şokların etkilerinin daha yavaş fakat daha istikrarlı bir şekilde düzeltildiğini, buna karşın E7 ülkelerinde toparlanma sürecinin daha hızlı ancak daha kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuçlar, 2050 yılına doğru şekillenecek küresel ekonomik yapıda G7 ve E7 ülkeleri arasındaki işgücü piyasası yapılarının belirgin farklılıklar sergileyeceğini göstermektedir. Bu bulgular, ekonomik gelişmişlik düzeylerinin işsizlik-büyüme ilişkisinde yapısal bir farklılık yarattığını göstermekte ve politika yapıcılar için farklı ekonomik yapılar altında uygulanabilecek stratejiler geliştirilmesine yönelik önemli çıkarımlar sunmaktadır.

Ayşenur Demirtürk
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel krizin Türkiye hisse senedi piyasasına etkisinin analizi: Markov rejim değişimi yaklaşımı

2008 Küresel Krizi, gelişmiş ülkelerde başlaması ve ortaya çıkış mekanizması bakımından önceki finansal krizlerden farklılık göstermektedir. Söz konusu kriz, yaratmış ve hala yaratmakta olduğu etkiler nedeniyle 1929 Büyük Bunalımını hatırlatmakta ve onun kadar ciddiye alınmaktadır.Oynaklık, hisse senedi piyasalarında önemli bir göstergedir ve krizlerin erken uyarı sistemlerinde kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ayı ve boğa rejimleri çerçevesinde 2008 Küresel Krizi'nin Türkiye hisse senedi piyasası oynaklığı üzerine etkisini belirlemektir. Türkiye hisse senedi piyasasını temsilen İMKB-100 Endeksi kapanış fiyatları getiri serisi 02.01.2006-31.01.2012 dönemi için ele alınmış ve MS-ARMA modeli ile analiz edilmiştir. Çalışmada, ayı rejimi ve boğa rejimi arasındaki dönemsel geçişler ile tekrarlayan konjonktür araştırılmış; ele alınan dönem içerisinde Küresel Kriz ve Euro Borç Krizi ile İMKB-100 Endeksi oynaklık evreleri arasındaki ilişki tanımlanmıştır.Elde edilen ampirik sonuçlara göre; Türkiye hisse senedi piyasasının ayı ve boğa rejimi olarak iki rejimli bir yapı sergilediği ve boğa rejiminin daha baskın olduğu görülmektedir. 2008 Küresel Krizi, İMKB-100 Endeksi oynaklığını artırmış ve rejim değişimine neden olmuştur. Analiz sonuçları, Küresel Kriz ve Euro Borç Krizi dönemlerinde piyasanın ayı rejiminde olduğunu işaret etmektedir. Bu sonuçlar, ele alınan dönem içerisinde Türkiye hisse senedi piyasasında rejim değişimlerinin farklı oynaklık değerlerine neden olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda yatırım kararları ve politika önerilerinde hatalı yorumlardan kaçınmak için farklı oynaklık değerlerinin dikkate alınması gerekmektedir.

Ekonomik kriz 2008Finansal krizFiyat hareketi+5
Didem Öztekin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal serbestleşmenin tüketim harcamaları üzerindeki etkisi: Türkiye örneği

Finansal serbestle?me, özellikle 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren ba?ta geli?mi? ülkeler olmak üzere birçok ülkenin gündemine girmi?tir. ?ktisadi temeli McKinnon-Shaw hipotezine dayanan finansal serbestle?me, sermaye hareketlerinin uluslar arası boyutta serbestle?mesi olarak tanımlanmaktadır. McKinnon-Shaw hipotezine göre; finansal serbestle?me politikalarının uygulanması sonucunda tasarruf ve yatırım miktarları artacak bunun yanı sıra iktisadi etkinlik ve büyüme gerçekleşmiş olacaktır.Geli?mi? ülkelerden oldukça farklı ko?ullara ve amaçlara sahip geli?mekte olan ülkelerin bir taraftan yetersiz yurtiçi tasarrufları diğer taraftan ekonomik kalkınmayı hızlandırma istekleri dı? kaynak kullanma talebini artırmı?tır. Bu amaç çerçevesinde de birçok ülkede uluslararası sermaye hareketlerine izin verilmesi yani finansal serbestle?me gündeme gelmi?tir. Böylece hem geli?mi? hem de geli?mekte olan ülkelerde yaygınla?an serbestle?me uygulamaları finansın küreselle?mesi sonucunu doğurmu?tur.Bu çalı?mada amaçlanan, 1989 yılından sonra finansal serbestle?me ile yabancı sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırıldığı Türkiye ekonomisinde finansal serbestle?menin tüketim harcamaları üzerindeki etkilerinin analiz edilmesi olmu?tur. Bu analizlere bağlı olarak finansal serbestle?menin özellikle 2000'li yıllardan itibaren ulusal tasarruf oranlarını dü?ürücü etki yaptığı, buna kar?ın tüketim harcamalarını, potansiyel kriz riskini biriktirek de olsa, birkaç kanaldan etkileyerek artırdığı sonucuna ula?ılmı?tır.

Finansal serbestleşmeSerbestleşmeTüketim harcamaları+1
Mustafa Ozan Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Euro bölgesinde kriz yaşayan ülkelerde getiri ve oynaklıkta görülen ikili uzun hafızanın araştırılması

Bu çalışmanın amacı Euro Bölgesi'nde kriz yaşayan beş ülkenin ?İtalya, Yunanistan, İrlanda, Portekiz, İspanya- menkul kıymetler borsalarındaki hisse senedi getiri ve oynaklıklarında ikili uzun hafızanın varlığının araştırılmasıdır. Getiri Serileri ARFIMA-FIGARCH modeli ile analiz edildikten modifiye edilmiş ICSS (Iterated Cumulative Sums of Squares) metodu ile varyanstaki kırılmalar da modellere dahil edilmiştir. Böylece, yapısal kırılmaların oynaklık süreğenliği üzerindeki etkisi yakalanmıştır.Yapısal kırılmaların dikkate alındığı ve dikkate alınmadığı ARFIMA-FIGARCH modellerinin tahmin sonuçlarına göre bütün piyasalarda volatilitede meydana gelen bir şokun etkisi uzun süre devam etmektedir. Dolayısıyla, volatilitede uzun hafıza, fiyatlandırma mekanizmasını bozarak etkin piyasa hipotezini geçersiz kılmaktadır. Ayrıca kırılma analizi, borsa endeks getirilerinin bölgesel ya da küresel haberlerden anormal derecede etkilendiğine işaret etmektedir. Bu yüzden, yatırımcıların küresel ve bölgesel gelişmeleri daha dikkatle takip etmesi gerekmektedir.İncelenen hisse senedi piyasalarında ikili uzun hafızanın varlığı zayıf formda etkin piyasa hipotezini çürütmektedir, çünkü ikili uzun hafızanın varlığı bir varlığın geçmiş fiyat hareketlerinin incelenerek gelecek fiyatlarının tahmin edebileceğini savunmaktadır. Sonuç olarak bu tür piyasalarda spekülatif kazançlar ve normal dışı getiriler sağlamak mümkün olacaktır. Verimsiz piyasalarda normal dışı getiriler sağlamak için teknik ve temel analiz yapmak faydalı olabilecektir.Anahtar kelimeler: İkili Uzun Hafıza, Oynaklık, ARFIMA-FIGARCH, Etkin Piyasa Hipotezi, ICSS, Kappa-1, Kappa-2.

Etkin piyasa teorisiEuro piyasalarFinansal kriz+5
Şule Kalaycıoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de istihdamın yayılma etkisi: Alt endüstriler, karşılaştırmalı imalat sanayi örneği: 1989-2010

Bu çalışmada; Türkiye'nin istihdam yapısını nitelikli işgücü temelinde ortaya koymak, istihdam yaratmayan büyümenin varlığını tespit etmek adına büyüme-istihdam ilişkisini incelemek ve Kaldor-Verdoorn yasasından yola çıkılarak tarafımızdan kurulmuş temel hipotezleri, üç sektör teorisi düzeyinde ve imalat sanayii özelinde test etmek amaçlanmıştır. Bu hipotezlerden ilki, Kaldor-Verdoorn Yasası çerçevesinde GSYİH ve sanayi sektörü üretimi arasında aynı yönlü ilişkinin varlığını vurgular. Yine yasa çerçevesinde belirtilmiş olan ikinci hipotez ise, sanayi üretim artışı ile işgücü verimlilik artışı arasında kuvvetli bir ilişkinin varlığını açıklar. Üçüncü hipotez ise ölçeğe göre artan getiri yaratan endüstrilerin, ?nitelikli? istihdam yarattığını ve sanayide artan verimliliğin diğer sektörler üzerinden de nitelikli istihdamın yayılma etkisini yarattığını belirtir.? Son hipotezimiz ise, Türkiye ekonomisinin 1989-2010 döneminde istihdam yaratmayan bir büyüme hızına sahip olduğu yönündedir.Bu çalışmada ilk önce üç sektör düzeyinde Granger nedensellik testinden, Engle & Granger eşbütünleşme analizinden ve endüstri düzleminde panel veri analizinden yararlanılmıştır. Ardından elde edilen ekonometrik model tahmincileri, tarafımızdan hesaplanmış verimlilik temelli indeks göstergesi yardımıyla karşılaştırmalı biçimde yorumlanmıştır. İndekse konu olan veri tabanı, istihdamın GSYH içindeki sektörel payının, istihdam içindeki payına oranı olarak hesaplanmıştır. Daha sonra ise Türkiye imalat sanayi alt sektörleri düzeyinde (TİSAS) panel veri analizi ile imalat sanayi alt sektörlerinde istihdamın yayılma etkisinin varlığını test edilmiştir.Bu çalışmanın sonuçlarına göre Türkiye'de Kaldor Verdoorn yasası geçerlidir. Ancak sanayi sektörünün istihdam yaratıcı/olumlu etkisi, diğer sektörler üzerinde beklenen yayılma etkisini doğurmamaktadır. Dolayıyla Türkiye ekonomisi istihdam yaratmayan bir büyüme olgusu içindedir. Her iki yöntemin analitik bulguları birbirini doğrulamaktadır. Diğer taraftan imalat sanayi alt sektörlerinde de istihdam yaratıcı etki, sanayi sektöründe olduğu gibi istenilen düzeyde güçlü değildir ve beklenen yayılma etkisi görülememektedir. Bu bulgular, yeni politika üretilmesinin önemini ortaya koymaktadır.Anahtar Kelimeler: Kaldor-Verdoorn Yasası, Üç Sektör Teorisi, İmalat Sanayi Alt Sektörleri, İstihdan Yaratmayan Büyüme, Verimlilik, İstihdam Politikaları

BüyümeEkonomik büyümeEşbütünleşme+6
Gülçin Gürel
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekonomik gelişmede ordu-üniversite-sanayi işbirliği ve Türkiye için bir model önerisi

Sosyal sistem birbiri içine geçmiş parçalardan oluşan bir bütündür ve bu parçalardan herhangi bir parçada meydana gelen bir değişiklik bütünün diğer parçaları üzerinde de etkide bulunur. Bu yüzden gerçek olayları tek yönlü nedensellik ilişkisi yerine bütüncül bir bakışla karşılıklı interaktif çoklu etkileşim ilişkisi içerisinde açıklamak gerekir. Sosyal sistemin parçalarından birisi de ekonomik sistemdir. Ekonomik sistemin gelişmesine kuantum düşüncesi mantığında bakıldığında sistemin içinde yer alan farklı kurumlar arası işbirliğinin ekonomik gelişmeye katkı sağladığı görülmektedir. Bu çerçevede Türkiye'nin temel kurumlarından ordunun, üniversitelerin ve sanayinin birbirleri arasında oluşacak işbirliğinin ekonomik gelişmeye hangi yönlerden katkı sağlayacağı bu çalışmanın temel araştırma konusudur.Çalışmanın birinci bölümünde ekonomik gelişmeye yönelik çeşitli model, teori ve yaklaşımlar tartışılmıştır. İkinci bölümde önce üniversite-sanayi işbirliği ekonomik gelişmeye katkıları bağlamında irdelenmiş ve Türkiye'deki ve dünyadaki işbirlikleri çeşitli boyutlarıyla ortaya konmuştur. Daha sonra ordunun sanayi ile olan işbirliği ekonomik gelişmeye katkıları bağlamında ele alınmıştır. Burada özellikle Türk Savunma Sanayisi'nin Ar-Ge süreci ve Türkiye'nin ekonomik gelişmesine katkıları çeşitli boyutlarıyla ortaya konmuştur.Çalışmada iki temel uygulama yönteminden yararlanılmıştır. Öncelikle ordu-üniversite-sanayi işbirliğini sağlamaya ve geliştirmeye yönelik temel ve türev hipotezler kurulmuştur. Bu anlamda çeşitli değişkenler belirlenerek ekonometrik bir model oluşturulmuş ve NATO ülkeler grubu üzerinden panel veri yöntemiyle çalışmanın hipotezleri test edilmiştir. Daha sonra Türkiye'de faaliyet gösteren savunma sanayi firmalarına yönelik saha araştırması yapılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde Türkiye'nin ekonomik gelişmesine ordu-üniversite-sanayi işbirliğinin katkısı bir model önerisiyle birlikte ortaya konmuştur. Yapılan analizlerin sonucunda ordu-üniversite-sanayi işbirliğinin ne şekilde oluşması gerektiği ve bu sayede ekonomik gelişmenin nasıl sağlanacağı konusunda bir takım önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Geli?me, Bütünle?ik Ağ Etkile?im Paradigması, Üniversite-Sanayi ??birliği, Ordu-Üniversite-Sanayi ??birliğ

Bütünleşik ağ etkileşim paradigmasıEkonomik gelişmelerSavunma endüstrisi+3
Özgür Uysal
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ile BRICS ülkeleri arasındaki dış ticaret üzerine ampirik bir analiz

Bu tez çalışmasında, Türkiye ile ekonomik performansı bakımından dikkat çeken BRICS arasındaki toplam ve ürün grupları bazında dış ticaret, çekim modeli yaklaşımı ile incelenmiş ve çekim modeli tahmin sonuçlarından yararlanılarak Türkiye ile üye ülkeler arasındaki potansiyel dış ticaret düzeyi araştırılmıştır. Çekim modellerinde bağımlı değişken olarak toplam dış ticaret ve SITC (Rev. 3) 1. basamak düzeyinde ürün grupları ticaretine yer verilerek dış ticaret ve ticareti etkileyen faktörler 2000-2019 dönemi için Tesadüfi Etkili Driscoll-Kraay Standart Hata Modelleri ile incelenmiştir. Çalışmada bağımsız değişken olarak temel çekim modelinde yer alan ekonomik büyüklük ve uzaklığın yanı sıra nüfus, DYSY girişleri, liner taşımacılık bağlantı endeksi, ticaret özgürlük endeksi ve küreselleşme endeksine, kukla değişken olarak ortak sınır, ortak dil ve bölgesel ticaret anlaşmalarına yer verilmiştir. Ayrıca SITC (Rev. 3) 2. basamak düzeyinde AKÜ endeksi hesaplanarak gerçekleşen ticaretin potansiyelin altında olduğu ürün gruplarına yönelik değerlendirme yapılmıştır. Çekim modellerine ilişkin ampirik bulgulara göre ihracatçı ve ithalatçı ülkelere ait GSYH, DYSY girişleri, küresel taşımacılık ağlarına entegre olma düzeyi, ticari özgürlük ve küreselleşme düzeyi, ihracatçı ülke döviz kurunda meydana gelen artışlar toplam dış ticareti pozitif yönde, ihracatçı ve ithalatçı ülke nüfusu ve ülkeler arasındaki uzaklık ise negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca ülkeler arası ortak dil konuşulması ve ortak sınır olması dış ticaret üzerinde pozitif etki yaratırken ülkeler arası mevcut bölgesel ticaret anlaşmaları ticareti negatif yönde etkilemektedir. Ürün grupları bazında ticarete ilişkin ampirik bulgulara göre ise ihracatçı ve ithalatçı ülke GSYH'si ve ihracatçı ülke döviz kurunda meydana gelen artışların dış ticarete etkisi pozitif olup, ülkelerin nüfusunda meydana gelen artış ve ülkeler arası uzaklığın dış ticarete etkisi negatiftir. Ülkelerin ortak dil konuşması ticaret üzerinde pozitif etki yaratırken bölgesel ticaret anlaşmalarının etkisi genel olarak negatiftir. Potansiyel dış ticaret analizinden elde edilen bulgular, Türkiye'nin Brezilya ile gerçekleşen ticaretinin incelenen 2000-2019 dönemi boyunca potansiyele yakın veya eşit, Rusya ve Güney Afrika ile ticaretinin potansiyelin üzerinde, Çin ve Hindistan ile ticaretinin ise özellikle son yıllarda potansiyelin altında seyrettiğini göstermektedir. Ürün grupları bazında potansiyel dış ticaret analizinde ise her bir ürün grubu için farklı sonuçlar elde edilmiştir.

Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüklerBRICSTürkiye+2
Şükran Kahveci
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Para politikası uygulamaları ve enflasyon ilişkisi: Kırgızistan örneği

Fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve önemli bir şekilde yükselmesi veya paranın sürekli olarak satın alma gücünü kaybetmesi olarak tanımlanan enflasyon neden olduğu ekonomik, sosyal ve siyasi olumsuz etkilerinden dolayı ekonomide istenmeyen bir olgu olarak bilinmektedir. Bu nedenle günümüzde enflasyonu önlemek ve fiyat istikrarını sağlamak para politikasının temel amacı haline gelmiştir.Bu çalışmanın amacı, enflasyon ve para politikası uygulamaları arasındaki ilişki bağlamında Kırgızistan'da gerçekleşen enflasyon dinamiklerini ve merkez bankasının uyguladığı politikalarını analiz etmektir.`Sovyetler Birliğinin' dağılması sonucunda bağımsızlığına kavuşan Kırgız Cumhuriyeti diğer Sovyet ülkelerinin de yöneldiği merkezi planlı sistemden piyasa ekonomisine geçmiştir. Geçiş durgunluğu olarak da adlandırılan dönemde Kırgızistan ciddi ekonomik durgunluk ve yüksek enflasyonla yüz yüze kalmıştır. Piyasa ekonomisine yönelik yapılan reformlar sonuçlarını 2000 yılından sonra göstermeye başlamış ve istikrarlı büyüme ve daha düşük enflasyon oranlarına ulaşılmıştır. Ancak ülkede son yıllarda yine enflasyon oranlarının yükselmesi enflasyon dinamiklerini ve enflasyonu önlemeye yönelik uygulanan para politikalarını daha iyi değerlendirmeyi gerektirmektedir.Genel olarak Kırgız Cumhuriyeti merkez bankası (KCMB) enflasyona neden olan faktörleri üçe ayırmakta: parasal faktörler, parasal olmayan faktörler ve enflasyon beklentileri. Merkez bankası (MB) elinde bulundurduğu araçlarla enflasyonun parasal faktörlerden kaynaklanan kısmını kontrol etmeye çalışmaktadır. Ancak ülkede gerçekleşen enflasyonun nedenleri daha çok parasal olmayan nedenlerden kaynaklanmaktadır.2000:01-2011:06 dönemleri aylık verileri kullanılarak enflasyon dinamikleri parasal faktörler ile enflasyon arasındaki uzun dönem ilişki Engle-Granger iki aşamalı koentegrasyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Ekonometrik test sonuçlarına göre parasal değişkenler enflasyonun küçük bir kısmını açıklamakta ve döviz kurları enflasyonu etkileyen temel değişken olmaktadır.Anahtar Kelimeler: Enflasyon, Para Politikası, Merkez Bankası, Kırgızistan.

EnflasyonKırgızistanPara politikaları+1
Zhainakul Turdubekova
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Borsa İstanbul kapsamındaki pay senetlerinin fiyat ve işlem hacimleri arasındaki nedensellik ilişkisi

Finansal piyasaların etkinliği literatürde yıllardır tartışılan ve hala tartışılmaya devam edilen bir konudur. Borsalarda işlem gören finansal varlıkların fiyatları ile işlem hacmi arasında ilişkinin yönü ve boyutu hakkında bilgi sahibi olmak ülkenin finansal istikrarı konusunda yatırımcılara ve politika yapıcılara önemli bilgiler sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, BİST pay endeksinde yer alan finansal varlıklara ilişkin fiyat ve işlem hacmi arasındaki olası nedensellik ilişkisini araştırmaktır. Bu amaçla BİST pay endeksi kapsamında bulunan 33 finansal varlığa ilişkin aylık veri seti kullanılarak fiyat ve işlem hacmi arasındaki nedensellik ilişkisi Toda-Yamamoto yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Ekonometrik analizde Garanti Bankası, KOBİ Sanayi, Sürdürülebilirlik, BİM Mağazalar, Turkcell, Türk Telekom ve TÜPRAŞ endekslerinin fiyat ve işlem hacimleri arasında çift yönlü nedenselliğe rastlanırken Ankara, Kocaeli, Tekirdağ, Balıkesir şehir endeksleri ile Halka Arz, Emlak Konut ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, Ereğli Demir Çelik, VakıfBank, Akbank, Koç Holding ve Türk Hava Yolları endekslerinde herhangi bir nedenselliğe rastlanmamıştır. Adana, Kayseri şehir endeksleri ile Kurumsal Yönetim, Yapı Kredi, Halk Bankası ile PETKİM endekslerinde işlem hacminden fiyata doğru nedensellik saptanmıştır. Denizli, Antalya, İzmir, Konya, İstanbul, Bursa şehir endeksleri ile Temettü, İş Bankası ve ASELSAN endekslerinde ise fiyattan işlem hacmine doğru nedensellik ilişkisi saptanmıştır. Tüm bulgular değerlendirildiğinde BİST pay senedi piyasasının zayıf formda da olsa etkin piyasa hipotezi ile uyumlu olduğu görülmektedir.

Borsa İstanbulFiyatPay endeksi+4
Burcu Savaş Çelik
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Seçilmiş kripto para fiyatları ile dolar endeksi arasındaki nedensellik ilişkisi

2010 yılı itibariyle hızla yayılan kripto para birimleri, merkez bankalarına bağlı geleneksel paralara karşı ortaya çıkmıştır. Bu para birimleri merkezi bir otoriteye bağlı olmamakta, şifreleme (kriptografi) sistemi ile oluşturulmaktadır. İlk kripto para birimi olan Bitcoin kavramı, ilk kez Satoshi Nakamoto isimli bir kişi (veya grup) tarafından 2008 yılında bir makalede yazılmıştır. Bu makale kripto para yazılımı ile ilgilenen kişilere gönderilerek tanıtılmış ve Bitcoin kavramı hayatımıza girmiştir. 2011 yılı sonrasında Bitcoin'e alternatif olan 6000'den fazla altcoin ortaya çıkmış ve borsalarda işlem görmeye başlayarak küresel çapta kullanılmaya başlanılmıştır. Bu çalışmada amaç, en yüksek işlem hacmine sahip 5 kripto para olan Bitcoin (BTC), Litecoin (LTC), Ripple (XRP), EOS ve Ethereum (ETH) kripto paralar ile dolar endeksi (USDX) arasındaki olası nedensellik ilişkileri incelemektir. Çalışmada Bitcoin, Litecoin, Ripple, EOS, Ethereum kripto para fiyatları ile dolar endeksi arasındaki olası nedensellik ilişkileri Toda-Yamamoto nedensellik testi altında kayan pencere (rolling window) yaklaşımı ile araştırılmıştır. Çalışmanın ampirik kısmında 40, 60 ve 80 pencere genişlikleri altında yapılan analizlerde ele alınan dönem aralığında pencereler itibariyle farklı nedensellik ilişkileri görülmüştür. Yapılan analizlerde farklı pencerelerde farklı sonuçlar bulunsa da Bitcoin ve Ethereum kripto para fiyatlarından dolar endeksine doğru olan tek yönlü nedensellik ilişkisinin tüm pencere genişliklerinde diğer kripto para birimlerine kıyasla daha fazla olduğu görülmüştür. Bitcoin ve Ethereum kripto para birimlerinin işlem hacimleri yönünden en yüksek iki kripto para birimi olmasının bu sonucu ortaya çıkardığı söylenebilmektedir. Dolar endeksinden kripto para fiyatlarına yönelik nedensellik ilişkilerinin araştırıldığı analizde ise Litecoin kripto para biriminin diğer kripto para birimlerine göre daha fazla pencerede nedensellik ilişkilerine sahip olduğu görülmüştür. Bulgular pencere genişliği itibariyle değerlendirildiğinde 80 pencere genişliği için kripto para fiyatları ile dolar endeksi arasındaki nedensellik ilişkilerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın bir diğer bulgusu her üç pencere genişliğinde tespit edilen nedensellik ilişkilerinin aynı tarihlere tekabül etmiş olmasıdır. Tespit edilen ortak günlere gidildiğinde tüm pencere genişliklerinde kripto para fiyatlarından dolar endeksine doğru olan tek yönlü nedensellik ilişkisinin yoğunlukta olduğu görülmüştür.

BitcoinDolarDöviz kuru+5
Sinem Doğan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Maliye politikaları dünya etkinlik haritası

İktisat literatürünün en tartışmalı konularından biri devletin ekonomiye müdahale edip etmemesidir. İlgili literatürün başlıca ekolleri olan Klasik görüş ve Keynesyen görüş arasındaki en temel fark bu müdahaleleri (para ve maliye politikaları) savunmak ya da karşı çıkmaktadır. Klasik görüş devletin ekonomi politikalarının güvenlik, adalet ve diplomasi olarak sınırlandırılmasını, bunun haricinde yapılacak herhangi bir müdahalenin reel ekonomide bir karşılığı olmayacağını savunmaktadır. Keynesyen görüş ise, piyasadaki aksaklıkları düzenleme ve efektif talep ihtiyacını giderme amacıyla maliye politikası ağırlıklı müdahaleleri haklı ve gerekli görmektedir. Dahası bu politikaları gerçekleştirmek için, iç ya da dış piyasalardan borçlanarak finansman oluşturma konusunda da herhangi bir olumsuzluk görmemektedirler. Klasik görüş borçlanmaya karşı iken Keynesyen görüş yukarıda bahsedilen iki sebepten dolayı borçlanmanın gerçekleşmesi gerektiğini savunmaktadır. Literatürde yer alan diğer ekoller, bu iki görüşün türevleridir. Bu çalışmanın temel amacı, günümüz dünya ekonomilerinde maliye politikasının etkinliğini analiz etmektir. Bu çerçevede Klasik görüşün savunduğu Ricardian Denklik Hipotezi ve Keynesyen görüşün savunduğu İkiz Açık Hipotezi ele alınırken aynı zamanda borçlanma-ekonomik büyüme arasındaki ilişki de incelenmiştir. Dünya geneli 90 ülkenin 1995-2018 yılları arasında yıllık verilerin kullanıldığı bu çalışmada serilerin durağanlığı ADF birim kök testi ile araştırılmıştır. Ardından kurulan regresyon modellerinde yer alan değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkinin varlığı ARDL sınır testi yaklaşımı ile araştırılmış ve ilişkinin tespit edildiği modellerde bağımsız değişkenin uzun dönem katsayısı tahmin edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre incelenen 90 ülke arasında, Ricardian Denklik Hipotezinin 24 ülkede, İkiz Açık Hipotezinin ise 16 ülkede geçerli olduğu görülmüştür. Borçlanma ile ekonomik büyüme arasındaki yapılan incelemede ise söz konusu değişkenler arasında 7 ülkede pozitif, 22 ülkede negatif bir ilişki tespit edilmiştir. Analizi yapılan bu üç konunun da reddedildiği ülke sayısı 38 olarak belirlenmiştir. 6 ülkede ise hem Ricardian Denklik Hipotezinin hem de İkiz Açık Hipotezinin geçerli olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre, dünyada değişen ve gelişen ekonomik koşullar da göz önüne alınarak, söz konusu iki hipotez maliye politikasının etkinliğini açıklamak için yetersiz kalmaktadır.

ARDL Sınır TestiEkonomik büyümeEkonomik etki+4
Recep Sinan Koç
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası Türk imalat sanayi'nin gelişimi ve dışa açıklık

Günümüzde gelişmekte olan ülkeler için sanayileşme ve ekonomik kalkınma kavramları aynı anlama gelmektedir. Sanayileşmek ve ekonomide yapısal bir dönüşüme gitmek için iki ayrı strateji denenmiştir. II. Dünya Savaşı ile birlikte gelişmekte olan ülkeler ithal ikameci sanayileşme stratejisi ile ithal malların yurt içinde üretilen mallarla ikamesi ve ihracatı özendirici bir ortam yaratılamaması, dış ticaret hadlerinin ülkelerin aleyhine dönmesine ve bu stratejinin terk edilmesine neden olmuştur. Bu sebeple 1950'lerden itibaren pek çok gelişmekte olan ülke ihracata yönelik ve dışa açık ticaret politikaları uygulamaya başlamıştır.Türkiye 1980'de aldığı 24 Ocak kararları ile dışa yönelik ve ihracata dayalı sanayileşme stratejisini tercih etmiştir. Hükümetin 1980 sonrası politika anlayışı tüm sektörlere aynı anda yatırım yapmak değil ekonominin motoru olan, ekonomiyi sürükleyecek sektörleri belirlemek ve onlara öncelik vermektir. İmalat sanayi ve alt sektörleri, hala sanayileşmesini tamamlayamamış ve gelişen bir ülke olan Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Çünkü imalat sanayi ülke zenginliğinin önemli bir kısmının üretildiği bölümdür. Hızlı verimlilik artışlarının kaynağını oluşturmaktadır. Üretim ve iş gücü piyasalarında yapısal değişimlerin yaşandığı önemli bir endüstri dalı, ekonominin en dinamik sektörlerinden biridir.İmalat sanayi tüm dünyada geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Gerek milli gelir içindeki payı gerekse ticaret hacmi açısından ekonominin en büyük sektörlerinden biridir. Bu ve benzeri sebeplerle çalışmada, Türkiye'de 1980 sonrası imalat sanayinin gelişimi ve dışa açıklık incelenerek, imalat sanayi alt sektörlerinden hangilerinin ekonominin motoru olan kilit sektör kavramına uyduğuna literatür bağlamında yapılan çalışmalar incelenerek bakılmıştır. Dışa açıklık ve imalat sanayinin gelişimi üzerine 1996-2011 yıllarını kapsayan ekonometrik bir çalışma ile Türkiye değerlendirmesi yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dışa Açıklık, Türk İmalat Sanayi, Gelişim, 1980 Sonrası Türk İmalat Sa

1980 sonrasıDışa açıklıkÜretim+1
Yağmur Sağlam
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Dışa açıklık ve ekonomik büyüme ilişkisi

Yüksek Lisans TeziDışa Açıklık Ve Ekonomik Büyüme İlişkisiÖzlem KADERDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler Enstitüsüİktisat Anabilim Dalıİktisat ProgramıTürkiye ekonomisinde yaşanan değişimler dış ticaret politikaları üzerinde etkili olmuş, dış ticaret yapısını etkilemiştir. Yaşanan değişimleri kısaca özetleyebiliriz. 1980 öncesinde ithal ikameci (dışa kapalı) bir strateji izleyen Türkiye, 1980 yılındaki 24 Ocak kararları ile dışa dönük sanayileşme politikası izleme (dışa açılma) sürecine girmiştir. 1989 yılındaki sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ise bu sürecinin hızlanmasına yol açmıştır. 1994 yılındaki Gümrük Birliği Anlaşması ve 2001 yılında esnek döviz kuru politikasına geçiş dış ticareti etkileyen başlıca değişimlerdendir.Çalışmada, 1990-2010 yıllarındaki dışa açıklığın büyüme üzerinde etkili olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Analiz için kullanılan değişkenlere ait veriler OECD'nin sitesinden elde edilmiştir. Öncelikle serilere standart birim kök testleri uygulanmıştır. Birim kök testlerinin ardından 1990-2010 için koentegrasyon testi ile dışa açıklık ve büyüme arasındaki ilişkinin varlığı araştırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Dışa Açıklık, Ekonomik Büyüme, Büyüme Modelleri, Durağanlık ve Birim Kök Testleri

Birim kök testleriBüyümeBüyüme modelleri+3
Özlem Kader
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kredi tayınlaması üzerine ampirik bir araştırma

Bankacılık sektörünün ortaya çıkışı ile vazgeçilmez bir parçası haline gelen kredi sistemlerinin ortaya çıkması ekonomiler için birçok soruna çözüm iken yönetim ve denetimi zorlaştıran pek çok riski de beraberinde getirmiştir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin finansal piyasalarında risk kavramı yıkıcı sonuçlara sebebiyet vermektedir. Geçmişten günümüze Türkiye küresel ve ulusal ölçekte birçok ekonomik krizin etkisi altında kalmıştır. Bu krizlerin yıkıcı etkisi öncelikle finans sektöründe hissedilmektedir. Piyasada negatif etkilere sahip olan unsurlar yalnızca kriz kaynaklı değillerdir. Örneğin taraflar arasında meydana gelen asimetrik enformasyon problemleri ile ortaya çıkan, bizzat bankalar tarafından kredi arzına getirilen sınırlama özel ismiyle kredi tayınlaması, piyasa koşullarını olumsuz etkilemekte hatta ekonomik büyümeye dahi engel olabilmektedir. Kredi tayınlaması, bankaların, müşterilere talep ettikleri kredi miktarından daha azını arz etmesi veya kredi isteğini doğrudan reddederek kredi kısıtına yönelmeleri durumunda meydana gelmektedir. Bir risk yönetimi aracı olarak kullanılan tayınlama, literatürde asimetrik enformasyon sorunu olarak bilinen ve piyasaların etkinlik düzeyini azaltan, bankaların kredi verirken yanlış kararlar almasıyla uzun vadede krize kadar götüren birtakım sorunlara çözüm olarak geliştirilmiştir. Ekonomik büyüme için ülkedeki ticari faaliyetler ve yatırımlar büyük önem arz etmektedir. Bu faaliyetlerin gerçekleşebilmesi için uygun ortamların oluşturulması ve yeterli kaynağın sağlanması gerekmektedir. Yatırımların gerçekleştirilebilmesi için kullanabileceği kaynaklar şirketlerin kendilerine ait sermayeleri yahut banka kredileridir. Çalışmanın konusu olan banka kredileri ve ticari krediler bu faaliyetlerin gerçekleşmesi noktasında kilit bir rol oynamaktadır. Bu doğrultuda kredilerin taşıdığı risk ile ortaya çıkan bankaların kendilerini garantiye aldığı sorunlara karşı bir politika aracı olan kredi tayınlamasının bu kredilerin sağlanabilirliği noktasındaki etkisi incelenmesi gereken bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikle kredi tayınlamasını teorik çerçevede incelenmiş olup, kredi tayınlamasının ekonomi üzerindeki mikro ve makro etkilerini ele almıştır. Diğer taraftan sistemin karşılaştığı sorunlar ve etkinliğin artırılması amacıyla bu sorunlara karşı kullanılmakta olan tayınlama yönteminin krediler üzerinde, banka bilançolarında ve genel olarak ülke ekonomisi konjonktüründe etkileri, ekonomik kriz etkenleri incelenmiştir. Ayrıca kredi tayınlamasına sebep olan asimetrik bilginin kredi piyasasında varlığı ve bankaların fiyatlama davranışlarına etkisi ampirik olarak incelenmiştir. Yapılan çalışmada kredi tayınlamasının ticari krediler üzerinde olumsuz etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kredi tayınlaması, bankacılık sistemi, asimetrik bilgi

Asimetrik enformasyonBanka kredileriBankacılık sistemi+4
Nuryagdy Jorayev
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Piyasa etkinliği analizi: İMKB'de haftanın günü ve yılın ayı etkisi

Çeşitli çalışmalarda, Etkin Piyasa Hipotezi'nin aksine piyasa anomalileri gözlemlenmiştir. Hisse senedi piyasalarında en çok araştırılan anomaliler ise haftanın günü ve yılın ayı etkisidir. Buna bağlı olarak bu çalışma, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda haftanın günü ve yılın ayı etkisinin varlığını, 1995?2011 dönemindeki İMKB 100 Endeksi getirileri bazında araştırmaktadır. Çalışmada İMKB'de söz konusu etkileri analiz etmek için Kruskal Wallis testi ve GARCH modelleri kullanılmıştır.1995?2011 döneminde haftanın günü etkisine ilişkin regresyon analizi sonuçlarına göre; Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerine ait getiriler pozitif ve istatistiki olarak anlamlıdır. Ayrıca, Çarşamba gününe ait getiriler diğer günlerin getirilerinden yüksek bulunmuştur. Aynı şekilde, 1995?2007 dönemi için haftanın günü etkisi tespit edilmiştir. 2008?2011 döneminde ise Cuma gününe ait getiriler pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Daha sonra 1995?2011 döneminde İMKB'de oluşan düşüş trendleri kukla değişken olarak modele eklenmiştir. Dolayısıyla, haftanın günü etkisi daha net ortaya çıkmış ve haftanın tüm günlerindeki getiriler pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca, en yüksek ortalama getiri Çarşamba günü gözlenmiştir.1995?2011 döneminde yılın ayı etkisinin regresyon analizi sonuçları; Mart, Nisan, Temmuz, Eylül, Ekim ve Aralık aylarına ait getirilerin pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak, Ekim aylarının getirileri diğer ayların getirilerine göre daha yüksektir. Sonuç olarak, tüm analiz sonuçları göstermektedir ki, gözlenen söz konusu anomaliler nedeniyle, İMKB zayıf formda etkin bir piyasa değildir.Anahtar kelimeler: Piyasa Etkinliği, Etkin Piyasa Hipotezi, Piyasa Anomalileri, Haftanın Günü Etkisi, Yılın Ayı Etkisi.

AnomalilerEtkin piyasa teorisiHisse senetleri+4
Rukiye Şebnem Demiral
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye imalat sanayisinde ölçek etkisi: Stokastik Meta-Frontier analizi

Bu çalışmanın temel amacı Türkiye imalat sanayinde faaliyet gösteren firmaların etkinlik göstergelerinden hareketle, ölçek farklılığının firma performansı üzerindeki etkisini analiz etmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın temel hipotezleri şudur: ?Grup analizine göre büyük ölçekli firmalar, küçük ölçekli firmalara göre daha etkindir? ve ?firmalar arasındaki teknoloji açığı endüstriyel etkinlik farkına yol açmaktadır?.Çalışmaya konu olan veri tabanı, İstanbul OSB'lerine ait anket bulgularından(2006); 2005-2010 dönemine ait Türkiye imalat sanayisinde faaliyet gösteren İMKB'ye kayıtlı firmaların bilânço ve gelir tablolarından sağlanmıştır. Betimsel analizlere yönelik veri tabanı ise TÜİK ve TKB'den elde edilmiştir. Analiz yöntemi olarak stokastik frontierin yanı sıra meta-frontier analizlerinden yararlanılmıştır.Özetle Çalışmanın analitik bulguları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, GİTAS ve PKPAS hariç, diğer alt sektörlerde ölçeğe göre artan getiri koşullarında yapılan üretim etkinsizliği önemli ölçüde optimal üretim ölçeğinin altında yürütülen faaliyetlerden kaynaklanmaktadır.Anahtar Kelimeler: Teknik Etkinlik, Teknoloji Açığı, Stokastik Frontier Analizi, Meta-Frontier, Türkiye İmalat Sanayi

EtkinlikStokastik analizStokastik sınır analizi+5
Saeid Hajı Hassanı Asl
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde ekonomik entegrasyonun büyüme etkisi: Türkiye eksenli bir analiz

Ekonomik entegrasyonun üyelerine sağlaması beklenen potansiyel büyüme etkileri literatürde üzerinde önemle durulan bir konudur. AB 1950'lere dayanan tarihiyle köklü bir entegrasyon olması ve Türkiye'nin de aday ülke konumunda olması nedeniyle bu çalışmanın temel inceleme alanını oluşturmaktadır. Bu çalışmada ekonomik entegrasyonun büyüme etkisi incelenirken genişleyen Avrupa'da koşulsuz ve koşullu yakınsama süreci AB-15 için 1970-2011 dönemi; AB 2004 ve 2007 üyeleri için 1996-2010 dönemi ve son olarak da AB-27 için 1996-2010 dönemi analiz edilmiştir. Tüm analizlere Türkiye ekonomisi verileri de dahil edilmiştir.Ampirik analizde, son yıllarda geliştirilen ikinci kuşak panel birim kök ve panel eşbütünleşme testleri kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, AB'de ekonomik entegrasyonun büyüme etkisini ortaya koymaktır. Ayrıca AB üyesi ülkelerin ve Türkiye'nin yakınsama hızlarını her bir ülke için hesaplayarak karşılaştırma yapabilmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda AB üyesi ülkelerin tümü ve Türkiye için ekonomik entegrasyon ve büyüme arasında uzun dönemde eşbütünleşme ilişkisinin varlığı tespit edilmiştir. Ekonomik entegrasyon uzun dönemde büyümeyi pozitif etkilemektedir. Ayrıca uzun dönem modelinde Ortak İlişkili Etkiler Modeli yardımıyla her bir ülke için uzun dönem koşulsuz ve koşullu yakınsama hızları tek tek hesaplanmıştır.Bu çalışmanın diğer çalışmalardan farkı, uzun dönemde Solowgil Büyüme Modelinin parametre tahminlerinin ülke özelinde de yapılabilmesidir. Böylece her bir AB üyesinin ve Türkiye'nin söz konusu dönemdeki yakınsama hızları ve Gümrük Birliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etki düzeylerini karşılaştırmak mümkün olmuştur.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Entegrasyon, Büyüme, Avrupa Birliği, CCE Modeli

Avrupa BirliğiAvrupa Tek PazarıBüyüme modelleri+6
Gülçin Güreşçi Pehlivan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Menkul kıymet borsalarında fiyat dinamikleri: İMKB örneği

Bu çalışmada, menkul kıymet borsalarında oluşan fiyatların kapitalist birikim mantığı açısından anlamı irdelenmiş ve İMKB'de oluşan fiyat dinamiklerinin istatistik mekanik modellemesi yapılmıştır. Fiyat dinamiklerinin incelenmesi için öncelikle menkul kıymet borsaları ile ilgili yapılan kavramsallaştırmalar tartışılmış ve teorik açıdan menkul kıymet borsalarının salt bir piyasa olmanın ötesinde kapitalizm içinde işlevi ele alınmıştır. Sonuç olarak menkul kıymet borsaları kapitalist birikimin belli aşamalarında birikim için bir katalizör, belli aşamalarında birikimin kendisi, belli aşamalarında ise birikimi engelleyen ve kriz dinamikleri yaratan bir olgu olmuştur. Bu çoklu işlev olgusu, tarihsel süreçte kendini göstermiş ve menkul kıymet borsalarının içinde bulunduğu finansal mekanizmalar başat konumda rol oynamışlardır. Menkul kıymet borsalarının teorik açıdan incelenmesinin bir diğer boyutu, fiyat dinamiklerinin belirli modeller altında ele alınmasıdır. Modern finans teorisi kapsamında geliştirilmiş modeller, fiyat dinamiklerinin ortaya çıkarılması açısından yetersizliklere sahip oldukları için ekonofizik yaklaşımı altında geliştirilmiş modeller geleneksel modellere bir alternatif olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak İMKB özelinde menkul kıymet borsalarının sermaye birikimi açısından hacminin çok ötesinde işlevi olduğu ve kapitalizme eklemlenme aşamalarında en önemli etmenlerden biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İMKB 100 endeksi için yapılan istatistik analizler içinde mikroskobik simülasyonlardan elde edilen en önemli bulgu, yatırımcıların heterojenliği ve karşılıklı etkileşimleri, fiyat dinamiklerini belirleyen en temel değişken olarak öne çıkmasıdır. 2001 yılında İMKB yatırımcılarının davranışsal parametrelerinde yapısal bir değişim ortaya çıkmış ve karar alırken ele alınan kişisel etkilerin önemi azalırken, yatırımcılar arası etkileşim artmıştır. Mikroskopik modellemeden elde edilen bir diğer bulgu, yatırımcıların yatırım ufuklarının giderek kısalması ve giderek daha düşük düzeyde ortaya çıkan fiyat değişimlerine tepki vermeye başlamalarıdır. Makroskopik analizlerde ise İMKB 100 Endeksi'nin Cauchy dağılımına uygun dağıldığı sonucuna ulaşılmış ve fiyatların belli bir ölçekleme kalıbına uyduğu tespit edilmiştir. Bu iki bulgu beraber ele alındığında İMKB 100 endeksinin normal dağılıma göre geliştirilmiş modellerin öngördüğünden çok daha riskli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Modern finans teorisi kapsamında geliştirilmiş modellerden hesaplanan risk ve beklenen getiri kavramları, İMKB 100 Endeksi'nin istatistiksel özellikleri dikkate alındığında anlamlarını yitirmektedir.Anahtar Kelimeler: Menkul Kıymet Borsaları, İMKB, Finansal Aktifleri Fiyatlama Modelleri, Finansallaşma, Ekonofizik.

FiyatFiyat düzeyiFiyat hareketi+6
Kerim Eser Afşar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Optimum para sahası, parasal birlik ve iktisadi şoklar: Avrupa parasal birliği ve Türkiye eksenli bir iktisadi analiz

Türkiye'nin Avrupa Parasal Birliği'nin (APB) üyesi olup olmaması gerektiği sorusuna Optimal Para Sahası (OPS) teori ve uygulamaları çerçevesinde cevap vermek bu tezin esasını oluşturmaktadır. OPS teorileri birçok ekonometri uygulamaları ile bir ülkenin bir parasal alana üye olup olmaması konusunda maliyet ve fayda analizleri yapacak çeşitli yöntemler ortaya koymaktadırlar. Bu sebeple bu tezde ilk olarak OPS teorileri incelenmektedir.Bu tezin amacı APB'de talep ve arz şoklarının benzerliğini araştırarak son ekonomik gelişmelere ışık tutacak sonuçları ve Türkiye'nin APB'ye üyeliğinin Türkiye açısından etkilerini ortaya koymaktır. Bu tezde APB'nin bir OPS olup olmaması sorusu ve buna ilaveten APB'ye katılmasının Türkiye'nin lehine mi, aleyhine mi olacağı sorusu araştırılmaktadır. APB'ye üye ülkelerin karşılaştıkları ekonomik şoklar veri iken, Türkiye ekonomisine yönelik şokların yapısı farklı ise, Türkiye'nin APB'ye üyeliğinin Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyeceği görüşü bu tez çalışmasının hipotezini oluşturmaktadır. Bu hipotez Panel Veri Analizi, Yapısal VAR (SVAR) ve Eşbütünleşme yöntemleri kullanılarak test edilmiştir.Bu tez çalışmasında elde edilen bulgular ışığında Türkiye'nin APB'ye katılmasının herhangi bir anlamı olmayacağı sonucuna varılmaktadır.. Blgular aynı zamanda APB'nin OPS kriterlerini karşılamadığını da göstermektedir. Bu çalışmada bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde meydana gelen arz ve talep şokları vakalarını, benzer ekonomik düzensizlikler yaşayan ve dolayısıyla OPS oluşturma koşullarından birini yerine getiren ülkeleri belirleme yolu olarak ele alınmaktadır. Türkiye'nin diğer ülkelerin yaşadıklarına benzer iktisadi sorunlar ve düzensizlikler yaşamadığı öne sürülen çalışmada, Türkiye'deki parasal aktarım mekanizmasının APB'den farklı olduğu ortaya konmaktadır. Aktarım mekanizmalarındaki farklılıklardan dolayı da Türkiye'nin APB'ye girmemesi gerektiği sonucu çıkarılmaktadır.Türkiye'nin AB ve APB üyeliklerinin bir-birinden farklı olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünüldüğünden tez çalışmasında AB üyeliğinin olumlu etkilerine de yer verilmektedir AB'ye üyeliği durumunda Türkiye AB pazarına giriş imkânı, ekonomik büyümede artış ve yapısal fonlara erişim imkânı kazanacaktır. Tüm bu olumlu etkilerden daha önemlisi, Türkiye'nin AB üyeliği politik ve ekonomik istikrarsızlık ile ilgili belirsizliği ortadan kaldırarak güveni arttıracaktır.Anahtar Kelimeler: Optimum Para Sahası, Avrupa Parasal Birliği, Talep ve Arz ?okları, Para Krizleri, Yapısal VAR, Panel Veri Analizi, Optimum Para Endeksleri, E?bütünle?me

Avrupa Para BirliğiEkonomik analizOptimum para alanı+2
Naib Alakbarov
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yükseköğretimde fayda-maliyet yönlü bir yaklaşım: Türkiye örneği (2002-2006-2010)

Yetişmiş insan gücü bir diğer adıyla beşeri sermaye ülkelerin ekonomik ve sosyal refahının arttırılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Bireylerin yeterli bilgi ve becerilerle donatılarak topluma kazandırılmasında eğitim özellikle yükseköğretim en önemli araçlardan biridir. Yükseköğretim yetişmiş insan gücünü topluma kazandırmanın ve sosyal refahı arttırmanın yanında bireylerin elde ettiği gelir düzeyini iyileştirmesiyle de bireysel refaha katkıda bulunmaktadır. Yükseköğretimin topluma ve bireylere olan bu faydaları bireylerin yükseköğretim talebini her geçen gün arttırmaktadır.Yükseköğretimin faydalarının yanında devletin ve bireylerin katlanmak zorunda olduğu belli maliyetleri de vardır. Eğitim maliyetleri, eğitim uzmanları ve politikacılar bakımından son derece önemlidir. Eğitim programlarını yapan eğitimcilere ve bireylere yol gösterecek analiz yöntemlerinden biri fayda-maliyet analizidir. Yükseköğretime devam etmenin olası kar ve faydalarını ölçmeye yönelik fayda-maliyet analizi; bir eğitim projesinin ekonomik karlılığını değerlendirmek için katlanılan maliyetler ve ekonomik faydaları karşılaştıran yatırım değerlendirme ölçütüdür.Bu çalışmada; fayda-maliyet analizinden yararlanılarak yükseköğretimin bireylere ve devlete olan fayda ve maliyetleri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada 2002-2006-2010 yıllarına ait verilerden yararlanılarak o yıllara ait analizlere yer verilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kurumsallaşma yaklaşımları ve refah ilişkileri teorik olarak ele alınmaktadır. İkinci bölümde Türkiye'de yükseköğretimin yapısı ve tarihsel gelişimi incelenmiştir. Son bölümde öncelikle eğitim yatırımlarının sosyal maliyet ve fayda analizi ve analizin refah temeli incelenmekte ve çalışmanın amacı doğrultursunda ilgili yıllara ait veriler yardımıyla analiz sonuçlarına ulaşılmış ve gerekli değerlendirmeler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kurumsallaşma, Türkiye'de YÖK, Yükseköğretim de Fayda-Maliyet Analizi, Eğitimin Refah Yaratıcı Etkisi.

Beşeri sermayeEğitim ekonomisiFayda-maliyet analizi+4
Emel Ersun Aydemir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de firmaların finansal desteklerinin ekonomik analizi

Firmalara destek veren kuruluşların arttığı ve firma desteklerinin toplumun daha geniş bir kesimi tarafından dile getirildiği görülmektedir. Firmalara destek veren kuruluşların sayısı artmasına rağmen, firma yöneticilerinin var olan desteklerle ilgili yeterince haberlerinin olmadığı veya yanlış ve eksik bilgilendirildikleri gözlemlenmektedir. Bu nedenle firmaların desteklerle ilgili farkındalıkları sorgulanmıştır. Bu durumdan ötürü firmalara destek veren kuruluşların yanı sıra firmaların üyesi bulundukları Oda ve borsaların, derneklerin, vakıfların ve benzeri sivil toplum örgütlerinin firma destekleriyle ilgili üyelerine bilgi vermeleri ve yeni destek programlarını hayata geçirebilmek için firmalarla veya firma desteği veren kurum/kuruluşlarla ortak çalışmalar yapmaları gerekmektedir. Başta finansal destekler olmak üzere firmalara sunulan desteklere yer veren söz konusu çalışmada, en güncel destekleri sunma konusunda hassasiyet gösterilmiştir. Firmalara sunulan desteklerin içeriği her geçen gün değiştiği için, mevcut destekleri kapsamlı anlatmak yerine, destek veren kurum ve kuruluşları genel hatlarıyla tanıtmak, firmalara sunulan tüm desteklerle ilgili genel bir fikir vermek ve İzmir?deki firma yöneticilerinin ve çalışanlarının farkındalığını arttırmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: KOBİ?ler, Destekler, Destek Veren Kuruluşlar, Farkındalık, Firma Desteklerinin Etkinliği.

Ekonomik analizFarkındalıkFinansal destek+3
Erdem Alptekin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel krizin finansal piyasalara etkisi

Küreselleşme kavramı insanlık tarihiyle eşdeğer olmakla birlikte, önem kazanmaya başladığı tarih, iletişim teknolojilerinin oldukça geliştiği 21. yüzyıldır. Küreselleşmenin, tarihi, siyasi ve toplumsal sonuçlarının yanısıra ülke ekonomilerinin üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Sermayenin küreselleşerek, özellikle gelişmekte olan ülkelere kayması, söz konusu ülkelerde doğrudan ve yabancı yatırımlar şeklinde değerlenmektedir. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkeler, daha fazla sermaye çekebilmek adına finansal serbestleşme sürecine girmektedir. Gelişmiş ülkeler ise, piyasaya çeşitli enstrümanlar sürerek yeni sermayeler yaratmakta, süreçten olabildiğince yararlanmaya çalışmaktadır. İşte bu süreç, 2008 krizine, Dünya?nın Büyük Buhran?dan bu yana gördüğü en şiddetli krizlerden birine, yol açmıştır. Amerika?da Mortgage balonunun patlamasıyla başlayıp, finansal piyasalar yoluyla Dünya?ya yayılan krizin etkileri Türkiye?de de görülmüştür. Bir ekonomide oluşan krizin diğer ülkelere yayılması, küreselleşmenin beraberinde getirdiği sonuçlardan biridir. Sonuçların daha iyi değerlendirilmesi için, temel ve teknik analiz yöntemleri birlikte kullanılarak, ayrıntılı bir değerlendirme yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kriz, Teknik Analiz

Finansal etkiFinansal krizFinansal piyasalar+4
Tuğçe Güntay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli göçmenlerin mesleki ve teknik ortaöğretimde okullaşmaya etkisi

2011 Mart'ta başlayan Suriye İç Savaşıyla birlikte 12 milyon Suriyeli evlerini terk etmiş, 5,5 milyondan fazla Suriyeli ise ülkesinden kaçmak zorunda kalmıştır. İçişleri Bakanlığı'nın 2022 yılında yayınladığı verilere göre Türkiye'de Geçici Koruma Statüsündeki Suriyeli sayısı yaklaşık 3 milyon 761 bin kişi olup, bu durum Türkiye'yi dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumuna getirmiştir. Göçün etkilediği en önemli sektörlerden biri de eğitim sektörüdür. Bu tez, Suriyeli göçmenlerin mesleki ve teknik ortaöğretim okullaşma oranına etkisini tahmin etmeyi amaçlamaktadır. İçişleri Bakanlığı'nın ve Mülteciler Derneği'nin Suriyeli göçmenler ile ilgili yayınladığı istatistikler ve MEB tarafından yayınlanan mesleki ve teknik ortaöğretim okullarının verileri kullanılarak göçmenlerin okullaşmaya etkisi incelenmiştir. Sonuçlar, en yoğun Suriyeli göçmen barındıran 13 ilde, diğer illere kıyasla mesleki ve teknik ortaöğretim okullarında okullaşma oranının %1,5 daha fazla olduğu yönündedir. Bu sonuç, Suriye'den gelen göçmenlerin çoğunluğunun dil yetersizliği nedeniyle manuel yoğun işleri tercih etmesiyle ve yerli öğrencilerin göçmenlerle rekabetten kaçınmak adına becerilerini geliştirebileceği mesleki ve teknik okullara kaydının artmasıyla açıklanabilir. Bu meslekler için eğitim alınan mesleki ve teknik ortaöğretim okullarında, göçmenlerin gelişiyle birlikte okullaşma oranı artış göstermiştir. Ayrıca, sonuçlar en çok göç alan 4 ilin diğer illerdeki okullaşmaya etkisinin incelenmesiyle doğrulanmıştır. Son olarak, göçmen sayısındaki artışın en yoğun yaşandığı illerde de aynı bulgulara ulaşılmıştır.

GöçlerGöçmenlerMesleki eğitim+7
Berfu Hızıroğlu
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Doğrudan yabancı yatırımlar ve dış ticaret ilişkisi: Türkiye örneği

Bu çalışmada, 1980-2020 dönemi için Türkiye özelinde DYY ile dış ticaret (ithalat ve ihracat) değişkenleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Analiz kapsamında değişkenlerin durağanlığının tespiti amacıyla Genişletilmiş Dickey-Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) birim kök testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada değişkenler arasındaki nedenselliği bulmak amacıyla Toda-Yamamato Nedensellik Testi kullanılmıştır. Toda-Yamamato nedensellik analizi sonuçlarına göre DYY ile reel ihracat arasında %10 anlamlılık düzeyinde çift yönlü bir nedensellik ilişkisi; DYY'ler ile reel ithalat değişkenleri arasında %5 anlamlılık düzeyinde yine çift yönlü bir nedensellik ilişkisi; %5 anlamlılık düzeyinde reel ihracattan reel ithalata doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Yani DYY'lerdeki herhangi bir değişim, reel ihracat ile açıklanabilirken; reel ihracatta meydana gelen herhangi bir değişim de yine DYY'ler ile açıklanabilmektedir. Ayrıca DYY'lerde meydana gelen bir değişim reel ithalat ile açıklanabilirken; reel ithalatta meydana gelen değişimler de DYY'ler ile açıklanabilmektedir. Son olarak reel ihracatta meydana gelen değişimler, reel ithalat ile açıklanabilmektedir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıTicaretTürkiye+2
Serap Tüysüz
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çin kaynaklı doğrudan yabancı yatırımların ev sahibi ülke iktisadi ve kurumsal belirleyicilerinin çekim modeliyle analizi

Çin Halk Cumhuriyeti, özellikle 2000'lerin başından itibaren önemli bir DYY kaynağı ülke haline gelmiştir. Bu durum, Çin çokuluslu şirketlerinin ev sahibi ülke seçiminde belirleyici rol oynayan faktörlerin tespit edilmesine odaklanan nispeten yeni fakat genişlemekte olan bir literatür ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu kapsamda çalışmanın temel amacı, Çin kaynaklı DYY için ev sahibi ülke seçiminde etkili olan faktörleri belirlemeye yönelik analizler gerçekleştirmek ve Çin çokuluslu şirketlerinin hangi motivasyonlar ile hareket ettiklerini tespit etmektir. Bu çalışmada, 75 ülkeden oluşan geniş bir örneklem için 2006-2017 dönemi yıllık verilerinden yararlanılarak panel veri analizi gerçekleştirilmiştir. Hipotezler doğrultusunda kurulan genişletilmiş çekim modellerinin tahmininde tesadüfi etkiler modelinden yararlanılmıştır. Modellerin tahmininde ise dirençli standart hatalar üreten tesadüfi etkili Arellano (1987), Froot (1989) ve Rogers (1993) tahmincisi kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada, tesadüfi etkili Arellano, Froot ve Rogers tahmincisi ile tahmin edilen 6. model yardımıyla örneklemdeki 75 ülkenin Çin kaynaklı DYY'yi çekme potansiyelleri hesaplanmıştır. Hesaplanan Çin kaynaklı potansiyel DYY değerlerinin Çin kaynaklı gerçekleşen DYY miktarına oranlanması yoluyla ev sahibi ülkelerin performansları 2006-2017 dönemi için yıllık olarak hesaplanmıştır. Son adımda ise Türkiye'nin Çin kaynaklı DYY'ye ev sahipliği performansına yönelik değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ampirik bulgular, Çin kaynaklı DYY'nin ev sahibi ülkeye çekilmesinde pazar büyüklüğü, ikili ticarete açıklık, inovasyon düzeyi ve kamu sektörü performansının pozitif etkide; çalışan başına çıktı, yetkinin kötüye kullanımı ve genel altyapı kalitesinin ise negatif etkide bulunan belirleyiciler olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer yandan, ev sahibi ülke ile Çin arasındaki fiziki mesafe ve ev sahibi ülke doğal kaynaklarının Çin DYY'sinin yer seçimi üzerinde belirleyici bir rolünün olmadığı saptanmıştır. Elde edilen bulgulardan hareketle, Çin kaynaklı DYY için pazar arayışı ve stratejik varlık arayışının geçerli motivasyonlar oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık, Çin çokuluslu şirketlerinin verimlilik arayışı ve doğal kaynak arayışı içerisinde olmadıkları belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada, Çin kaynaklı DYY'nin altyapı kalitesi düşük olan yakıt zengini ev sahibi ülkeleri tercih ettiği sonucuna da varılmıştır.

Cazibe modelleriDoğrudan yabancı sermaye yatırımlarıYabancı sermaye yatırımları+2
Cabir Çelik
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de transfer harcamaları ve ekonomik performans ilişkisi (2006-2018)

Bu çalışmanın amacı, transfer harcamalarının gelişim sürecini ele alarak, bu harcamaların ekonomik performans ve ekonomik büyüme ilişkisini incelemektir. Birinci bölümde transfer harcamaları tanımlanmış sonrasında alt sınıflandırmalarına geniş bir biçimde yer verilmiştir. Transfer harcamaları literatürde kabul gören tanımlama ve sınıflandırma biçimi dikkate alınarak incelenmiştir. Transfer harcamasının yapısı itibariyle bir kalıba göre sınıflandırmak diğer harcama türlerine göre daha zordur. Transfer harcamalarının nasıl sınıflandırıldığı kadar bütçede hangi harcama türlerinin transfer harcaması olarak kabul edildiği de önem taşımaktadır. Bu sebeple transfer harcamaları bütçe ayrımına göre ele alınıp ayrıca incelenmiştir. İkinci bölümde transfer harcamalarının gelişim süreci hem dünya hem de Türkiye özelinde ele alınmıştır. Transfer harcamalarının dünyadaki gelişimine gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin transfer harcamaları yapısına ve bu harcamaların etkilerine değinilmiştir. Türkiye'deki transfer harcamaları gelişim süreci ise üç ayrı başlık altında incelenmiştir. Bu ayrım, planlı kalkınma dönemi ile başlayıp sonrasında program bütçe sisteminden analitik bütçe sistemine geçiş süreci dikkate alınarak günümüze kadarki transfer harcamaları gelişim süreci ele alınmıştır. Bu bölüm ile birlikte transfer harcamalarının hangi alt kalemine bütçeden ne kadar pay ayrıldığı daha net bir şekilde ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise transfer harcamalarının refah göstergeleri arasındaki ilişkiye değinilmiştir. Çalışma boyunca yapılan tanımlamalar, transfer harcamalarının olumlu-olumsuz etkileri daha gerçekçi biçimde ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Transfer harcamalarının ekonomik göstergeler üzerindeki özet niteliğindeki etkilerine değinilmiştir. Transfer harcamaları ve ekonomik büyüme arasındaki nedenselliği ortaya koymak üzere 2006Q1-2009Q4 dönem verileri kullanılarak zaman serisi analizi yöntemlerinden Engle-Granger Koentegrasyon Analizi ve Hata Düzeltme Modeli ile ampirik olarak test edilmiştir.

Cointegration testEkonomik büyümeEkonomik performans+4
Nurselin Süer
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İşsizlik ve enflasyon arasındaki ilişki: Türkiye örneği

Enflasyon ülkede belirli durumlar dikkate alınarak belirlenen mal ve hizmet sepetinden oluşturulan fiyat endeksinin değerindeki değişmeyi ifade ederken; işsizlik ise işgücünün istihdam şartlarını kabul ettiği halde iradesi dışında istihdam edilmemesidir. İki kavram da ekonomi için istenmeyen durumları yansıtmaktadır. Bu doğrultuda iki değişkenin birbirlerini etkileyip etkilemedikleri literatürde birçok çalışmaya konu olmuştur. 1958 Phillips'in çalışmasını takiben 1970'li yıllarda Phillips eğrisi (1958) beklentilerle ele alınmaya başlanmıştır. Friedman ve Phelps tarafından öncülüğü yapılan Monetarist okula göre orijinal Phillips eğrisinde uyumcu beklentiler ile dikkate alınmalıdır. Onlara göre sadece kısa dönemde değişkenler arasında "işçi yanılmaları" yüzünden Phillips eğrisi ilişki vardır. Aynı yıllarda R. Lucas, N. Wallace ve T. Sargent'in öncülüğünü yaptığı Yeni Klasik okulda ise Phillips eğrisinin (PC) uyumcu beklentilerle değil rasyonel beklentilerle ele alınması gündeme gelmiştir. Onlara göre iki değişken arasında sadece kısa dönemde ve politikaların gizli uygulanması (firma yanılma modeli) durumunda Phillips eğrisi ilişkisi yaşanmaktadır. Yeni Keynesyen okul iktisatçıları da PC için rasyonel beklentilerin uygulanması gerektiğini savunmuşturlar. Onlara göre iki değişken arasında sadece (nominal katılıklar) kısa dönemde ilişki olabilmektedir. Post Keynesyen iktisatçılara göre ise beklentiler rasyonel değildir. Çünkü gelecek belirsizdir ve beklentiler heterojendir. Onlara göre PC ilişkisi uzun dönemde de devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de işsizlik ve enflasyon arasında uzun veya kısa dönem için herhangi bir ilişkinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Daha önce yapılan çalışmalarda çalışmamızda kullandığımız değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönemli ilişkilerin hem aylık hem de yıllık veriler kullanılarak ayrı ayrı test edildiğine rastlanmamıştır. Bu çalışmada işsizlik ve enflasyon verilerinin hem aylık hem de yıllık olarak ayrı ayrı ele alınarak sonuçların tutarlı olup olmadığı gözlenmek istenmiştir. Bu doğrultuda değişkenler arasında uzun dönemli ilişkinin tespiti için hem yıllık (1986-2020) hem de aylık (2014:01-2021:09) ARDL eşbütünleşme analizi yapılmıştır. Ayrıca daha önceden Türkiye odaklı yapılan çalışmalarda işsizlik ve enflasyon arasındaki ilişkinin tespiti amacıyla SUE ve M3 ile birlikte analiz edildiğine rastlanmamıştır. Bu çalışmanın aylık analizlerinde bu değişkenler kontrol değişkenleri olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak, değişkenler arasında sadece işsizliğin bağımlı değişkeni, enflasyonun ve LGNP'nin bağımsız değişkenleri oluşturduğu yıllık analizde (Denklem 2) uzun dönemli ve negatif yönlü ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca enflasyonun bağımlı değişken, işsizliğin ve LGNP'nin bağımsız değişkenler olarak ele alındığı yıllık analizin (Denklem 1) hata düzeltme modeline göre iki değişken arasında kısa dönemde negatif ilişki mevcuttur. Değişkenlere ait katsayılar arasında kısa dönemli ilişki olup olmadığı da yıllık analizde Granger nedensellik testi, aylık analizde Toda-Yamamoto nedensellik testi ile sınanmıştır. Sözü edilen testlere ait sonuçlara göre işsizlik ve enflasyon arasında kısa dönem için nedensel bir ilişki yoktur. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, Enflasyon, Phillips Eğrisi, ARDL Eşbütünleşme Yaklaşımı

ARDL Eşbütünleşme TestiEkonomi politikalarıEnflasyon+4
Zübeyde Emirzeoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki bireysel emeklilik fonları ve portföy performanslarının analizi

1980'li yılların başından itibaren ilk olarak Şili'de uygulanmaya başlayan ve sonrasında tüm dünyaya yayılan BES, kimi ülkelerde zorunlu kimi ülkelerde ise hali hazırda bulunan kamu sosyal güvenlik sistemlerinin tamamlayıcısı olarak zorunlu olmayan katılım uygulamaları şeklinde yürürlüğe girmiştir. Zorunlu/zorunlu olmayan katılım uygulamaları sayesinde tüm dünyada geniş bir katılımcı kitlesine ulaşan BES Türkiye'de de emeklilik şirketleri tarafından oluşturulan ilk emeklilik planlarının 2003 yılında onaylanması ile birlikte faaliyete geçmiştir. Bu çalışmada amaç, kurulduğu ilk günden bugüne kadar sürekli gelişim gösteren BES ve bu sistemin temelini oluşturan bireysel emeklilik fonlarının ilgili piyasaların genel trendlerinin belirlenmesine olanak sağlayan piyasa/pazar (karşılaştırma) endekslerinin risk ve getiri performanslarının incelenmesidir. Çalışmada, Finansal Varlıkları Fiyatlama Modeli (FVFM) altında bir finansal varlığın hem sistematik riski ve beklenen getirisini hem de bireysel emeklilik fonunun ne ölçüde piyasa ile birlikte hareket ettiğini gösteren piyasa endekslerine ait katsayılar hesaplanmıştır. Bu katsayılar gerçekleştirilen birim kök testlerinde seviyesinde durağan oldukları belirlenen altın, hisse senedi, kamu borçlanma araçları emeklilik fonları için regresyon modelleri kullanılarak hesaplanmıştır. Birim kök testlerinde seviyesinde durağan olmadıklarına karar verilen para piyasası emeklilik fonları için de kısa ve uzun dönem ilişkilerinin araştırılabilmesine imkân sağlayan ve en küçük kareler metoduna dayanan ARDL sınır testi kullanılmıştır. Çalışmanın uygulamalı analiz bölümünde; seçilmiş altın, hisse senedi, kamu borçlanma araçları ve para piyasası emeklilik fonları için ayrı ayrı hesaplanan beta katsayı değerleri, Garanti Emeklilik ve Hayat A.Ş. Kamu Borçlanma Araçları Emeklilik Yatırım Fonu (GKB) dışında kalan tüm fonlar için ele alınan dönem itibariyle birden küçük bulunmuştur. 1.0589 değeri ile hem çalışmadaki en büyük katsayı değerine sahip hem de 1'den büyük tek fon olan GKB, yüksek risk-beklenen getiri grubunda yer almaktadır. Ayrıca katsayısı 1'den küçük olan diğer fonların ise risk ve getiriyi etkileyen herhangi bir faktörde meydana gelen değişim karşısında piyasa portföyüne kıyasla daha az etkilendiği ve bu fonların daha düşük risk-beklenen getiri grubunda yer aldığı tespit edilmiştir.

ARDL Sınır TestiBireysel emeklilikEmeklilik fonları+3
Emre Aslan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kamu harcamaları ve bileşenleri ile ekonomik büyüme ilişkisi: 2006:1-2021:4 dönemi

Kamu harcamaları artışı geçmişten beri üzerinde önemle durulan konulardan biri olmuştur. Kamu harcamalarında meydana gelen artışlar çeşitli nedenlere bağlanmış ve bunun üzerine farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşlerden en dikkat çekeni ise Alman bilim adamı Adolf Wagner'in görüşüdür. Wagner "Kamu Harcamaları Artış Kanunu" ile kamu harcamalarında meydana gelen artışın ülkelerin ekonomik gelişmelerine bağlı olduğunu savunmuştur. Diğer bir ifadeyle, bir ekonomide kamu harcamaları artışının ekonomik gelişmeyi takip ettiğini ileri sürmüştür. Özetle, Wagner ekonomik büyümeyi neden, kamu harcamaları artışını ise bu gelişmenin bir sonucu olarak görmektedir. Diğer tarafta kamu harcamaları artışının ekonomik büyümeyi pozitif etkilediği görüşünü savunan Keynes'in Yaklaşımı bulunmaktadır. Bu yaklaşıma göre, devlet özel sektörün üretemediği eğitim, sağlık, altyapı, sosyal güvenlik gibi harcamalar yapmakta ve bu harcamalar pozitif dışsallık yaratarak ekonomik büyüme üzerinde pozitif etkiler meydana getirmektedir. Kısaca, Keynesyen Yaklaşım kamu harcamaları artışını neden, ekonomik büyümeyi ise bu harcamaların bir sonucu olarak görmektedir. Taban tabana zıt olan bu iki görüş gerek yabancı gerekse yerli literatürde kendisine geniş bir alan bulmuştur. Kamu harcamaları ile ekonomik büyüme ilişkisini araştıran çalışmalarda farklı zaman periyotları ve farklı ekonometrik yöntemler kullanıldığından ulaşılan sonuçlar da birbirinden farklı çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisi özelinde 2006:1-2021:4 dönemine ait üçer aylık verilerden faydalanarak kamu harcamaları ile ekonomik büyüme ilişkisini Engle-Granger eşbütünleşme testi, hata düzeltme modeli ve Granger nedensellik testi ile sınamaktır. Bu kapsamda kullanılan değişkenler cari harcamalar, transfer harcamaları, yatırım harcamaları, savunma harcamaları, eğitim harcamaları, sağlık harcamaları, sosyal koruma harcamaları, toplam kamu harcamaları ve Gayrisafi Yurt içi Hâsıla (GSYİH) şeklinde olup, değişkenlerin her birinin GSYİH ile olan ilişkisi ayrı ayrı incelenmiştir. Engle-Granger EĢbütünleşme testi sonuçlarına göre toplam, transfer, cari ve sosyal koruma harcamaları ile ekonomik büyüme değişkenleri uzun dönemde birlikte hareket etmektedir. Hata düzeltme modelinden elde edilen bulgular toplam ve cari harcamalar için hem kısa hem de uzun dönemde Keynes hipotezinin; transfer harcamaları için kısa dönemde Wagner uzun dönemde Keynes hipotezinin, sosyal koruma harcamaları için kısa dönemde Wagner, uzun dönemde ise hem Wagner hem Keynes hipotezlerinin geçerli olduğunu göstermektedir. Granger nedensellik testi sonucuna göre ise kısa dönemde eğitim ve yatırım harcamaları için Keynes hipotezinin geçerli olduğu belirlenmiştir.

Ekonomi politikalarıEkonomik büyümeKamu harcamaları+1
Nesrin Akbulut
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İhracatta ürün çeşitliliği ve ekonomik büyüme: Geçiş ekonomileri üzerine panel veri analizleri

1991 yılında SSCB, Yugoslavya ve Çekoslovakya'nın dağılması ile Avrupa ve Asya'da ekonomi ve siyasal bağımsızlığını kazanan ülkeler, ''Geçiş Ekonomileri'' olarak isimlendirilmiştir. Geçiş ülkeleri bir yandan siyasal olarak otoriter rejimlerden demokratik rejimlere; ekonomik olarak ise kumanda sistemlerden piyasa ekonomisine doğru bir dönüşüm yaşamışlardır. Dolaysıyla özel bir ülke grubunu oluşturan Geçiş ekonomilerinde ihracat çeşitliliği ve büyüme ilişkilerinin araştırılması bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda 1995-2020 yılları dikkate alınarak Westerlund eşbütünleşme testleri, Pesaran CCE testleri ve Emirmahmutoğlu-Köse nedensellik testleri uygulanmıştır. Ayrıca çalışmada geçiş ekonomileri gruplara ayrılarak ampirik sonuçlar, hem ülke grupları hem ülke bazında ayrı ayrı verilmiştir. Westerlund eşbütünleşme testinden elde edilen sonuçlara göre, tüm geçiş ekonomisi gruplarında ihracatta ürün çeşitliliği ve ekonomik büyüme arasında uzun dönemli ve istatistik olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Pesaran CEE eşbütünleşme test sonuçlarına göre, Avrupa Birliğine üye geçiş ekonomilerinde ihracatta ürün çeşitliliği büyümeyi anlamlı ve olumlu bir şekilde etkilemektedir. Diğer geçiş ülkelerinde ise ihracat çeşitliliğinin ekonomik büyüme üzerinde teori ile uyumlu fakat istatistiki açıdan anlamlı olmayan etkileri söz konusudur. Veriler, Emirmahmutoğlu-Köse panel nedensellik testleri ile analiz edildiğinde, Avrupa Birliğine üye geçiş ekonomilerinde ihracatta ürün çeşitliliğinden ekonomik büyümeye doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmişken, diğer geçiş ekonomilerinde değişkenler arasında herhangi bir anlamlı ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak istikrarlı bir ekonomik büyümenin sağlanması ve dış şoklara karşı ülkenin ekonomik dayanaklılığının artması için katma değeri yüksek ve teknolojik ürünlere dayalı bir ihracat yapısının sağlanması önem arz etmektedir.

Ekonomik büyümeEşbütünleşmeGeçiş ekonomisi+4
Murat Abutalipov
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Afganistan'da enflasyon: Yapısal nedenler ve olası çözümleri

Bu tez konusunun seçilmesindeki amaç, Afganistan'da ciddi bir ekonomik problem olan ve sıkıntıları halen hissedilmekte olan enflasyonist baskıların yapısal nedenlerini ve olası çözümlerini tespit etmektir. Son on yılda Afganistan'daki enflasyon sorunu bilim adamlarının, politika uygulayıcıların ve genel kamuoyunun dikkatini çeken en tartışmalı konulardan biri olmuştur. Son yıllarda enflasyonun hızlı bir şekilde artması ve halkın bundan duyduğu memnuniyetsizlik ile birlikte enflasyonun kökeni ve nedenleri hakkında çeşitli ve bazen çelişkili analizler sunulmuştur. Enflasyonun dış kaynağına ilişkin hükümet yetkilileri tarafından vurgulanan ve desteklenen görüşler, Merkez Bankası'nın enflasyon raporunun sunumu ile ülkede yaygın yansımalara yol açan analizler arasında yer almıştır. Bu raporda ve arkasından gelen analizlerde enflasyonun temel nedenleri arasında; dış nedenler (ithal enflasyon), ekonomik tekelin varlığı, yasal boşluk, yolsuzluk ve kurumlar arası para politikasında anlayış eksikliği gibi iç yapısal nedenler enflasyonun arasında sayılmaktadır. Anılan rapor ve analizlerde, enflasyonun olası çözümleri arasında; anti-tekel kanunların çıkarılması, dış ticaret politikalarının yeniden gözden geçirilmesi, tüm sektörlerde (tarım, sanayi vb.) reformların yapılması, gümrük tarifelerinde indirimler uygulanması, üretimi teşvik eden politikaların uygulanması, Afganistan Merkez Bankası'nın daha etkin çalışabilir bir yapıya kavuşturulması gibi önlemler sıralanmıştır. Bu çalışmanın sonuç bölümünde de yapılan analiz ve tespitlere dayanılarak bir takım çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Çalışmada 4 farklı ekonometrik test yöntemi kullanılmıştır. Bunlar sırasıyla; Mevsimsellikten arındırma, Birim Kök (Unit Root) Testi, ARDL sınır Testi, ve Toda Yamamoto nedensellik Testidir. Ekonometrik analizler, incelenen değişkenler arasında hem kısa dönem hem de uzun dönem itibariyle birtakım ilişkilerin olduğunu göstermektedir. Bu ilişkiler ayrıntılı bir şekilde çalışmanın Bulgular Bölümü'nde ele alınmış ve tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler; Afganistan, Enflasyon, Merkez Bankası, Yolsuzluk, Tekel, Para Politikası, ECM(Hata Düzeltme Modeli), ARDL(Autoregressive-Distributed Lag), Birim Kök.

ARDLARDL Sınır TestiAfganistan+4
Nawid Mudaqiq
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Teknokentler, Ar-Ge merkezleri ve tasarım merkezleri: Karşılaştırmalı bir analiz

Üniversite sanayi işbirliği küreselleşen dünyada ülkelerin bilim, teknoloji ve inovasyona yönelik yatırımlarında önemli bir yer edinmektedir. Bu bağlamda gelişen rekabet ortamında ülkelerin başarı elde edebilmesi, üniversitelerin bilgi çıktıları ile sanayinin mevcut imkânlarını bir araya getiren teknokentler ile mümkün olmaktadır. Diğer taraftan inovatif ürün, hizmet ve süreç üretmek için Ar-Ge faaliyetlerine yönelik yatırımların artırılması gerekmektedir. Bu çerçevede firmaların ayrı birimlerde oluşturduğu Ar-Ge ve tasarım merkezlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de birçok alanda örtüşen teknokentler, Ar-Ge ve tasarım merkezlerinin karşılaştırılarak birlikte varolmalarının gerekli olup olmadığını belirlemektir. Bu doğrultuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın yayımladığı 2021 yılı teknokent, Ar-Ge ve tasarım merkezleri istatistikleri ve bu yapılara yönelik yasal çerçeve kullanılarak karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Türkiye'de teknokentler ile Ar-Ge ve tasarım merkezleri benzer amaçlarla kurulmuş olmasına karşın, aralarında birçok farklılık tespit edilmiştir. Birlikte değerlendirildiklerinde ilgili yapıların istihdama, ihracata ve milli hasılaya katkılarının sınırlı kaldığı saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Teknokentler, Ar-Ge Merkezleri, Tasarım Merkezleri, Üniversite Sanayi İşbirliği

Araştırma merkeziAraştırma-geliştirmeBilgi ekonomisi+6
Bahadır Furkan Güler
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Is it time for action(?): Loss minimization in crisis prediction

This thesis aims to design early warning systems, which predict currency, banking and debt crises, and determine the optimum threshold value to be applied on the prediction probabilities for determining the state of the economy as either tranquil, pre-crisis, or adjustment so as to minimize the loss of the economy. In predicting crises by using early warning systems, there exist two potential sources of loss for the economy: Missing a crisis and a false alarm. These sources are called as Type-1 and Type-2 errors respectively. In this study, after designing early warning system that predicts the status of the economy, a loss function is defined to calculate the loss, which arises due to the mentioned errors that might exist in the early warning system. This loss function takes the policy maker as an exogenous decision maker. This study, is not only constructing an early warning system for crisis prediction, but also providing the policy maker with an optimal threshold level for the predictions in order to obtain the optimum early warning system for both developing and developed countries. The data are taken from World Bank, IMF and OECD and span the years between 1980 and 2012. Multinomial logistic regression is used for crisis prediction. As an advantage, it prevents the 'post-crisis bias' problem; by this way the robustness of the analysis is also improved. The multinomial logistic regression is run for two different time windows 't-1, t, t+1' and 't, t+1, t+2' as t denoting the current year. With a threshold level of 20%, the system predicts 60% of the crises correctly for the time window of 't-1, t, t+1', whereas this number increases to 92% for the time window of 't, t+1, t+2'. In calculating the loss function, the threshold level to be applied on the predictions is swept from 0.01 to 1 (1% to 100%). Depending on the literature, 3 different values have been used for the relative risk aversion of the policy maker, which are ? = 0.2, ? = 0.5, and ? = 0.8. According to the results, the lowest value of loss function is obtained at the highest rate of the policy maker's relative risk aversion and lowest rate of threshold level for both time windows. Depending on the results, it is possible to make the following generalization for policy offer: the policy makers should give more importance to the cost of missing crisis and they should keep the threshold level at a lower rate in order to protect their economies against the loss that may arise due to the potential errors, which may be caused by the early warning system. Keywords: Early Warning Systems, Currency Crisis, Banking Crisis, DebtCrisis, Post-crisis Bias, Multinomial Logistic Regression, Threshold Level, LossFunction, Ideal Early Warning System, Missing Crisis, Sending Wrong Signals, False Alarm

Banking sectorBanksDebt crisis+4
Tuğba Sağlamdemir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel inovasyon çıktılarında beşeri sermaye gücünün önemi

Tarih boyunca toplumsal dönüşüm içerisinde olan insanoğlu hayat standartlarını daha iyi seviyelere çıkarabilmek ve karşılaştıkları zorlukları aşabilmek için çeşitli yöntemler aramış ve bu yöntemleri uygulamaya çalışmıştır. İlkel toplum ile başlayan ve bilgi toplumu ile devam eden bu dönüşüm zincirinde insanlar kendilerini keşfetmeye, bilginin değerini anlamaya ve bunu kullanmaya başlamışlardır. İnovasyon ve beşeri sermaye kavramları ise bu dönüşümler içerisinde önem kazanmaya başlamıştır. Günümüzde hem bireysel hem de toplumsal yönden fayda sağlayan beşeri sermaye inovasyonun en önemli kaynaklarından birisi durumundadır. İnovasyon yolunda yeni fikirler, ürünler, hizmetler üretmek veya mevcut ürünleri ve hizmetleri geliştirmek ve de yeni iş süreçleri oluşturmak beşeri sermaye kanalıyla gerçekleşmektedir. Ayrıca beşeri sermaye sağladığı bilgi, beceri, tecrübe ve dinamizm gibi pozitif değerler ile üretimde kullanılan diğer faktörlerin daha verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamakta ve yeni teknolojilerin oluşumuna yol açmaktadır. Dolayısıyla beşeri sermaye inovasyon sağlamada kolaylaştırıcı bir unsur olarak görülmektedir. Öte yandan ulusal kalkınma ve büyümeyi destekleyen inovasyon günümüzde ulusal seviyede gelişmesinin yanı sıra bölgesel seviyede de gelişerek kalkınma ve rekabetçiliği güçlendirmektedir. Böylelikle inovasyon sistemleri içinde yer alan bölgesel inovasyon sistemleri iktisadi güç olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde önem kazanmaya ve iktisadi politikalarda yer bulmaya başlamıştır. Bölgeler arasındaki dengesizlikleri ve bir bölgenin diğer bölgelere göre sahip olduğu dezavantajları gidermek ve firmaların rekabet gücünü arttırmada önemli bir etken olan bu sistem sahip olduğu beşeri sermaye ile uluslararası rekabet gücünü arttırmakta ve bireylerin yaşam kalitesini yükseltmektedir. Bu bilgiler ışığında, çalışmanın temel amacı Türkiye'de bölgesel inovasyon çıktılarında beşeri sermaye gücünün ölçülmesidir. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada kullanılan veriler Panel Veri Yöntemi ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre beşeri sermaye unsurları olarak ele alınan Ar-Ge iş gücü, yükseköğretimli iş gücü, doktora mezuniyet ve toplam sağlık kurumu değişkenlerinin Türkiye'de bölgesel inovasyon üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, Bölgesel İnovasyon Sistemleri, Beşeri Sermaye, Panel Veri Analizi

Beşeri sermayeBölgesel faktörlerBölgesel yenilik sistemleri+2
Deniz Erenel
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ticari açıklığın CO2 emisyonu üzerindeki etkisinin Çevresel Kuznets Eğrisi Yaklaşımı ile tespiti : Fourier ADL Eşbütünleşme Testi

Sera gazı emisyonlarının dolaylı ve doğrudan etkileyici unsurları incelendiğinde doğrudan etkileyici unsurlar içerisinde yer alan karbondioksit (CO2) emisyonunun çevre kirliliği ve iklim değişikliği üzerinde önemli etkisi bulunmaktadır. CO2 emisyonu ise büyük oranda insani faaliyetlere bağlı olarak meydana gelmektedir. Sanayi Devrimi ile küresel ölçekte üretim seviyelerinde ciddi artışlar yaşanmıştır. 1980 sonrası neoliberal ekonomi politikalarına ve küresel entegrasyona uyum sürecine dahil olan Türkiye'nin ticari faaliyetleri yeniden şekillenmiştir. Gelişmekte olan ülke statüsündeki Türkiye'nin gelişmiş bir ülke statüsüne ulaşmasında ekonomik büyüme amacıyla hareket etmesine bağlı olarak CO2 emisyonunda 1980 öncesi sürece nazaran artışlar görülmektedir. Ticari açıklığın CO2 emisyonu üzerindeki etkisi 1980-2018 dönemi yıllık verileri baz alınarak Fourier Eşbütünleşme testi ve Tam Düzeltilmiş En Küçük Kareler (FMOLS) yöntemi ile tespit edilmiştir. Aynı zamanda Çevresel Kuznets Eğrisinin tahmininde kullanılan kişi başına düşen CO2 emisyonu, kişi başına düşen Gsyih, şehirleşme ve ticari açıklık değişkenleri arasında nedensellik ilişkileri Granger Nedensellik, Toda ve Yamamoto Nedensellik, Fourier Granger Nedensellik, Fourier Toda ve Yamamoto Nedensellik ve Kesirli Fourier Toda ve Yamamoto Nedensellik testleri vasıtasıyla belirlenmiştir. Fourier Eşbütünleşme testi sonuçlarına göre değişkenlerin eşbütünleşik olduğunu ortaya koymuştur. Yapılan FMOLS tahmini ise Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezinin 1980-2018 döneminde Türkiye'de geçerli olduğunu göstermiştir. Ayrıca ticari açıklık değişkeninde meydana gelecek olan %1'lik bir artış CO2 emisyonu üzerinde %0.03, kişi başına düşen GSYİH 'da 1'lik bir artış CO2 emisyonu üzerinde %2.82 ve şehirleşmede meydana gelecek %1'lik bir artış CO2 emisyonu üzerinde %0.59 oranında artış yaratmaktadır. Kesirli Frekanslı Fourier Toda ve Yamamoto Nedensellik testi bulgularına göre şehirleşmeden kişi başına düşen GSYİH 'ya ve ticari açıklıktan şehirleşmeye doğru tek yönlü nedensellik bulunmuştur.

Eşbütünleşme testleriFourier yöntemiKükürt dioksit emisyonu+5
Özge Can Arı
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal etkinliğe dayalı portföy seçimi ve karşılaştırmalı risk analizi:Süper etkinlik modeliyle bir uygulama

Artan rekabet ortamında işletmelerin, kaynaklarını etkin kullanmasının önemi daha da artmaktadır. Bu rekabet ortamı şirketleri finansal kaynaklarını etkin kullanarak faaliyetlerini sürdürmeye yöneltmektedir. Finansal etkinlik, sadece şirketler açısından değil yatırımcılar için de büyük önem taşımaktadır. Maksimum getiri ve minimum riski hedefleyen yatırımcılar finansal olarak etkin şirketlerden portföy oluşturmaya özen gösterecektir. Bu çalışmada imalat sanayinin göreli finansal etkinliğinin ölçülmesi ve değerlendirilmesi için alternatif portföy seçimi yöntemi olarak Veri Zarflama Analizi (VZA) kullanılmıştır. Çalışmanın karar verme birimleri, Borsa İstanbul?da (BİST) işlem gören imalat sanayindeki 38 şirketten oluşmaktadır. İmalat sanayindeki şirketlerin 2002-2012 yılları arasındaki yıl sonu mali tablolarından yararlanılarak 6 adet girdi ve 6 adet çıktıdan oluşan değişkenler kümesi belirlenmiştir. Seçilen şirketlerde finansal etkinliğini ölçmek için Veri Zarflama Analizi çerçevesinde Süper Etkinlik Modeli kullanılmıştır. 2002 yılında süper etkinlik modeli sonuçlarından elde edilen bulgulara göre 2002 yılında en yüksek etkinlik düzeyine sahip ilk 19 şirket Etkin Portföy ve en düşük etkinlik düzeyine sahip 19 şirket Etkin Olmayan Portföy seçilmiştir. Oluşturulan portföylerin getiri serileri oluşturulduktan sonra Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK) ölçütleri olan 10 günlük elde tutma süresi ve %99 güven aralığı çerçevesinde Riske Maruz Değer (RMD) yöntemi ile yıllık risk tutarları hesaplanmıştır. Son olarak, oluşturulan Etkin ve Etkin Olmayan Portföylerin etkinlik, getiri ve risk arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Portföy Seçimi, Süper Etkinlik, Riske Maruz Değer Yöntemi (RMD) ve Getiri

Etkinlik tahmin modeliFinansal etkinlikHisse senedi getirileri+3
Onur Köktürk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstriyel genişleme yolu: Demir Çelik Endüstrisinde etkinlik analizi (2000 - 2011)

Bu çalışmanın amacı, rekabet gücünün temel dinamiklerini referans alarak teorik çerçevenin rehberliğinde etkinlik ölçme yöntemlerini incelemektir. Temel amacı ise, uygulamalı literatüre katkı sağlayacak yöntemleri içselleştirmek, Türkiye Demir Çelik Endüstrisi?nde yer alan firmaların kısa (statik) ve uzun (dinamik) dönem bireysel performanslarını etkinlik ölçütleriyle hesaplamak ve şirket birleşmeleri (merger) yöntemiyle de endüstrinin genişleme yolu üzerinden firmaların gelecekteki performanslarının iyileşme potansiyelini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın temel hipotezleri şu şekilde sıralanabilmektedir: 1)Endüstride yer alan firmalar, yarı-sabit girdilerini (sermaye stoğu), uyarlama maliyetine maruz kalmadan bir dönem sonraya aktarabiliyorsa, yarı-sabit girdilerin yatırımına yönelik kaynak tahsisi problemiyle karşılaşmazlar. Bu durumda etkinsizliğin kaynağı kısa dönemlidir. Kısa dönemli politikalar önerilmelidir. (vice versa) 2)Endüstride yer alan firmalar arasında gerçekleştirilecek olası bir birleşme, hem birleşen hem de pozitif dışsallık sayesinde dışarıda kalan firmalara potansiyel bir kazanç sağlamaktadır. Çalışmaya konu olan veri tabanı, 2000 - 2011 dönemine ait Türkiye imalat sanayisinde faaliyet gösteren İMKB?ye kayıtlı firmaların bilanço ve gelir tablolarından sağlanmıştır. Uygulamada etkinlik ölçme tekniklerinden Statik VZA, Dinamik VZA ve simulasyon temelli Bootstrap VZA yöntemleri kullanılmıştır. Burada teorik çerçevede yer alan statik ve dinamik etkinlik üzerine uygulamalı literatür değerlendirilmiştir. Çalışmamızda uygulamaya konu olan demir çelik endüstrisindeki yatay birleşmelerden doğan etkinlik skorları, analizde yer alan birleşme öncesi firmalara ait statik ve dinamik etkinlik skorlarıyla karşılaştırılmıştır. Buna göre endüstride yer alan firmalar arasında gerçekleştirilecek olası bir birleşmenin, hem birleşenler hem de dışarıda kalan firmalara potansiyel bir kazanç sağladığı görülmüştür. Bu sonuçlar yukarıda belirtilen her iki hipotezi doğrulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Rekabet Gücünün Dinamikleri, Statik Etkinlik, Dinamik Etkinlik, Birleşme

BirleşmelerDemir çelik endüstrisiEndüstriyel gelişme+4
Ramazan Ekinci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Bir para politikası aracı olarak basel uygulamaları: Basel III üzerinden bir uygulama

Para politikalarının etkinliği ve finansal istikrar arasındaki ilişki son küresel krizle birlikte daha da öne çıkmıştır.Gelişmiş ülkelerde dahil olmak üzere finansal istikrar bankacılık sektörünün denetimi ve gözetimi kriz süreciyle önem kazanmıştır. Son krizle birlikte finansal istikrar konusu para politikasının bir amacı olarak ön plana çıkmıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde finansal sistemin düzenlenmesine yönelik düzenlemeler bir para politikası aracı olarak kullanılması yönünde bir eğilim ortaya çıkmıştır. Finansal piyasaların riske dayalı düzenlemeleri yanında var olan yükümlülüklerine dayalı yeni araçlar Merkez Bankaları tarafından para politikası aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu araçlardan biride Basel düzenlemeleridir. Basel düzenlemeleri ilk olarak bankaların riskli varlıklarına göre belirlenen bir sermaye yeterlilik oranı çerçevesinde uygulamaya konmuştur. Bu uygulamanın yapısı 2007-2008 kriziyle birlikte değişmiştir. Herşeyden önce finansal kurumların yükümlülüğüne dayalı yeni bir sermaye yeterlilik kavramı ortaya konmuştur. Bu oran kaldıraca dayalı zorunlu karşılık politikaları için yeni bir dayanak olmuştur. TCMB bu aracı 2013 yılından sonra yeni bir yapısal para politikası olarak uygulamaya geçirmiştir. Bu çalışmada söz konusu aracın etkin bir para politikası aracı olup olmayacağı yönünde ampirik bir uygulamayla analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre söz konusu araç etkin bir para politikası aracı olabilir. Anahtar Kelimeler : BASEL, ADF, KPSS, Birim Kök Testi, Sınır Testi, Para Politikası.

Basel IIIBasel kriterleriPara politikaları+1
Selami Özcan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de çevre kirliliğinin belirleyicileri: Eşbütünleşme ve nedensellik analizleri (1980 - 2017)

Küresel ısınma ile birlikte ortaya çıkan iklim değişikliği, orman yangınları ve deniz seviyesinde yükselme gibi gelişmeler dikkatleri sürdürülebilir kalkınma kavramına çekmiştir. Bilim insanlarınca gerekli önlemlerin alınmaması durumunda gelecekte dünyayı bekleyen tehlikelerin vurgulanması, sürdürülebilir kalkınma kavramının çerçevesinin belirlenmesi açısından önem arz etmekte ve çevre kirliliği üzerinde etkisi olan dinamiklerin ele alınmasını gerektirmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de 1980-2017 döneminde çevre kirliliğinin belirleyicilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle ekonomik büyüme, yenilenemez enerji tüketimi, yenilenebilir enerji tüketimi, sanayileşme, ticari açıklık, doğrudan yabancı yatırım (FDI), finansal gelişme, nüfus yoğunluğu, kentleşme, patent, tarımsal katma değer, tarım arazisi, küreselleşme (genel), ekonomik küreselleşme, finansal küreselleşme, sosyal küreselleşme ve politik küreselleşmenin karbondioksit (CO2) emisyonu üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Çalışmada eşbütünleşme ilişkisinin tespiti amacıyla Otoregresif Gecikmesi Dağıtılmış Model (ARDL), sınır testi kullanılmıştır. Sınır testi sonucunda kurulan tüm modellerde uzun dönemde eşbütünleşme ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca uzun dönemde ekonomik büyüme, yenilenemez enerji tüketimi, sanayileşme, ticari açıklık, FDI, finansal gelişme, nüfus yoğunluğu, kentleşme, küreselleşme (genel), ekonomik küreselleşme, finansal küreselleşme ve sosyal küreselleşmenin CO2 emisyonu üzerindeki etkisinin pozitif; yenilenebilir enerji tüketimi, patent başvurusu, tarımsal katma değer ve politik küreselleşmenin CO2 emisyonu üzerindeki etkisinin ise negatif olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çevresel Kuznets Eğrisi (EKC) Hipotezi, Kirlilik Sığınağı Hipotezi ve Kirlilik Hale Hipotez'lerinin geçerliliğinin test edildiği analizlerde ise Türkiye'de EKC Hipotezi ve Kirlilik Sığınağı Hipotez'inin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak çalışmada çevre kirliliği ve belirleyicileri arasındaki nedensel ilişkiler, Toda-Yamamoto nedensellik testi ile incelenmiştir. Nedensellik analizi sonucunda yenilenemez enerji tüketimi, ticari açıklık, nüfus yoğunluğu, kentleşme, tarım arazisi ve sosyal küreselleşme ile CO2 emsiyonu arasında iki yönlü nedensellik gözlemlenmiştir. Yenilenebilir enerji tüketimi, FDI, finansal gelişme, sanayileşme, küreselleşme (genel), ekonomik küreselleşme, finansal küreselleşme ve politik küreselleşmeden CO2 emisyonuna doğru ise tek yönlü nedensellik tespit edilmiştir. Ekonomik büyüme, tarımsal katma değer ve patent ile CO2 emisyonu arasında ise nedenselliğin yönü ile ilgili kesin bir yargıya ulaşılamamıştır.

ARDLEşbütünleşmeKüresel ısınma+3
Şifa Dübüş
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hanehalkının genel sağlık sigortasından yararlanabilirliği: Gaziemir örneği temelli ihtimaliyet yaklaşımı

Hizmet endüstrisinde, Genel Sağlık Sigortası, iktisat alan yazınında son yıllarda yoğun bir ilgiyle izlenen konulardan birisidir. TC Hükümetlerinin Genel Sağlık Sigortası kapsamını genişletmesi nedeniyle hanehalkının gelir tespitinin yapılması ve uygulama sonuçlarının izlenmesi, sağlık alanındaki politika başarısını test etmeyi gerekli kılacak araştırmaların önemini daha da artırmıştır. Bu çalışmanın amacı, kamusal fonlar aracılığıyla transfer harcamalarından yararlanan yoksul hanehalkının (sosyal güvencesi olmayan) istihdam edilebilirliğine bağlı olarak, genel sağlık sigortası kapsamından (G0 olma durumundan) çıkarılma ihtimaliyetini araştırmaktır. Bu çalışma, binary modelleme niteliğinde olup, ilgili model üzerinden gelecek yıllara yönelik öngörü yapabilme yönüyle politika üreticilerine yardımcı olabilecek bir çalışma olarak planlanmıştır. Çalışmanın örneklemine esas oluşturan veri tabanı, İzmir/Gaziemir Kaymakamlığı uygulama prosedürünü kapsayan birincil verilerden (Anket) sağlanmıştır. Bu araştırma sonuçları, ?Hanehalkı gelirlerindeki artışın yanı sıra, diğer niteliksel faktörlerdeki iyileşmeler, devletin genel sağlık sigortasından doğan ilave transfer harcamalarını azaltır? hipotezini kısmen doğrulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Tüketiciyi Koruma, Hanehalkı Davranışı, Dışsallıklar, Transfer Harcamaları, Binary Modeller (Logit Model)

Yılmaz Köprücü
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00