İstanbul University
Anabilim Dalı

Farmakoloji Anabilim Dalı

İstanbul University

101

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Elektriksel alan stimülasyonu ile oluşturulan izole sıçan ileum, mesane, vas deferens ve sol atrium kasılmaları üzerinde 1,4-sineol, 1,8-sineol ve karvakrol'ün etkileri

1,4-Sineol, 1,8-sineol ile karvakrol halk arasında kullanılan, çeşitli doğal karışımların içinde bulunan ve aynı zamanda sentez ile elde edilen monoterpenlerdir. Bu maddelerin çeşitli dokularda etkili oldukları gösterilmiş fakat elektriksel alan stimulasyonu ile herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamızda 1,4-sineol, 1,8-sineol ile karvakrol'ün elektriksel alan stimülasyonu ile uyarılan izole sıçan ileum, mesane, epididymal vas deferens, prostatik vas deferens ve sol atrium üzerindeki farmakolojik etkileri incelenmiştir. Testlerde nalokson ve NoARG kullanılarak, opioiderjik ve nitrerjik sistemlerle olası etkileşimleri araştırılmıştır.Karvakrol (10??-10?? M) ileum ve mesanede daha fazla olmak üzere tüm organlarda inhibisyona neden olmuştur. Nalokson varlığında karvakrol'ün ileum üzerindeki inhibitör etkisinin artmış olması, karvakrol'ün etki mekanizmasında opioid reseptörlerin etkisi bulunduğunu göstermiştir.1,8-Sineol (10??-10?³ M) tek bir dozda (10?³ M) ve sadece ileumu inhibe etmiştir. 1,8-Sineol'ün ileumdaki etkisinin nalokson varlığında artması ve 5x10?? M dozunda inhibisyon olması, opioid yolakla etkileştiğini göstermiştir. N-nitro-L-arjinin varlığında 1,8-sineol'ün sol atriumda inhibisyona yol açması, etki mekanizmasında nitrerjik yolağın önemli rol oynadığını göstermiştir.1,4-Sineol'ün (10??-10?³ M) ileum, mesane ve erkek sol atrium üzerinde inhibisyona neden olmuştur. Epididymal vas deferens ve dişi sol atrium dokularında tek başına anlamlı etki göstermemiş, nalokson varlığında ise inhibisyona neden olmuştur. Karvakrol ve 1,8-sineol gibi, 1,4-sineol de nalokson ile etkileşerek etki mekanizmasında opioiderjik sistemi kullandığı gözlenmiştir.Test maddelerinden en fazla karvakrol'ün etkili olduğu, 1,8-sineol'ün ise en düşük etkili olduğu bulunmuştur. 1,4-Sineol etki derecesi bakımından iki madde arasında bulunmaktadır. Organlar arasında, test edilen maddelere en fazla duyarlılık ileumda, en düşük duyarlılık prostatik vas deferensde bulunmuştur.Dolayısıyla bu tür maddelerin test edilmesinde prostatik vas deferensin kullanılmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Yapısal özellikler dikkate alındığında izopropil grubunun farmakofor özelliği taşıdığı anlaşılmıştır. Hidroksil grubunun varlığı farmakolojik etkide artışa neden olduğu, molekül yapısının planar özelliğinin kaybolması ise farmakolojik etkide önemli bir azalmaya neden olmaktadır. Bu test maddelerin moleküler yapıları ile farmakolojik etki arasındaki ilişkileri ilk kez bu çalışmada gösterilmiştir.

Karvakrol
Yaşar Çakmakçı
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Camellia sinensis (çay) ekstrelerinin in vitro antioksidan, yara iyileştirici ve U2OS osteosarkom hücrelerinde antikanser aktivitelerinin araştırılması

Camellia sinensis (L.) Kuntze (Theaceae) (çay), polifenollerce zengin bir bitki olup, özellikle de flavan-3-ol (kateşin) ve flavonol glikozidleri içerir. C. sinensis'den elde edilen yeşil çayın, içerdiği polifenoller sebebiyle güçlü antioksidan, antienflamatuar, antimutajenik, antikanserojenik, antianjiyojenik, apoptotik, hipolipidemik, antiarteriosklerotik, antidiyabetik, antibakteriyel, antiviral ve yaşlanmayı geciktirici etkilere sahip olduğu açıklanmıştır. Bu çalışmada, Trabzon Sürmene'den toplanan Camellia sinensis yaprakları ile satın aldığımız (ticari) yeşil çay'dan hazırladığımız infüzyon ve metanol ekstrelerinin antioksidan, yara iyileştirici ve antikanser aktiviteleri in vitro olarak araştırılmıştır. Toplam fenolik madde miktarları Folin-Ciocaltaeu Metodu ile, antioksidan aktivite tayini ise DPPH (2.2-difenil-1-pikrilhidrazil) ve ß-Karoten-Linoleik Asit üzerinden tayin edilmiştir.0.5, 1, 2.5, 5, 10 ?g/ml konsantrasyonları hazırlanan C. sinensis ekstrelerinin 24 ve 48 saatlik yara iyileştirici etkileri NIH 3T3 hücrelerinde Masson's Trichrome Tekniği kullanılarak araştırılmıştır. 5, 10, 20, 40, 60 ?g/ml ekstre konsantrasyonlarının 24 ve 48 saatlik antikanser aktiviteleri de U2OS osteosarkom hücrelerinde MTT (sitotoksik etki) ve akım sitometri (apoptotik etki) yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir.C. sinensis metanol ekstrelerinin, infüzyon gruplarına göre total fenolik madde miktarı ve antioksidan aktiviteleri daha yüksek bulunmuştur. Bu bulgulara paralel olarak metanol ekstreleri kontrolle karşılaştırıldığında, hem yara iyileştirici hem de antikanser aktivitelerinin yine infüzyon gruplarına göre daha anlamlı olduğu belirlenmiştir. Yara iyileştirici etkide özellikle İYÇ-Me (işlenmiş yeşil çay-metanol), YÇ-Me (işlenmemiş yeşil çay-metanol) ve SYÇ-Me (satın alınmış yeşil çay-metanol)'nin düşük konsantrasyonlarında, total hücre sayısındaki artışa paralel olarak mitoza giden hücre sayılarında da anlamlı artışlar belirlenmiştir. Yine metanol ekstrelerinin 0.5 ?g/ml konsantrasyonlarında poligonal hücre sayılarındaki artışlar kontrole göre önemli derecede anlamlı bulunmuştur. Granül sayısı bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlılık belirlenmemiştir. Sitotoksik etki bakımından tüm ekstre gruplarında konsantrasyon ve inkübasyon zamanı arttıkça sitotoksik etkinin arttığı ve hücre proliferasyonun azaldığı görülmüştür. Apoptotik etkinin de metanol ekstrelerinde infüzyon gruplarına göre daha fazla olduğu belirlenmiştir. Özellikle apoptotik hücre oranı 60 ?g/ml İYÇ-Me, YÇ-Me, SYÇ-Me konsantrasyonlarında sırasıyla % 26.3, % 18.9 , % 14.7 olarak bulunmuştur.Sonuç olarak, bu çalışmada in vitro antioksidan, yara iyileştirici ve antikanser aktivitede yüksek toplam fenolik madde içeren Camellia sinensis metanol ekstrelerinin daha etkili olduğunu belirlenmiştir.

Antineoplastik ajanlarAntioksidanlarBitki özütü+4
Sinem Er
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Crataegus orientalis etanol ekstresinin antinosiseptif, antiinflamatuvar, antitrombotik ve antioksidan etkileri

Crataegus (alıç) bitkisinin türlerinin farklı kısımlarından hazırlanan ekstrelerinin ilaç olarakkullanımı çok eski zamanlara dayanmaktadır. Alıcın kalp ve damar hastalıkları için kullanımıçok yaygındır ve bu yararlı terapötik etkilerinin antioksidan içeriğinden kaynaklandığı ilerisürülmektedir.Bu çalışmada Crataegus orientalis yapraklarının etanol ekstresinin in vitro antioksidanaktivitesinin belirlenmesi ve olası antinosiseptif, antiinflamatuvar ve antitrombotik etkilerininaraştırılması amaçlanmıştır. Ekstrenin nosisepsiyon üzerindeki etkilerinin fareler üzerindedeğerlendirilmesi için hot-plate, tail-immersion ve asetik asit ile indüklenen kıvranma testleriuygulanmıştır. Anti-inflamatuvar ve antitrombotik etkileri ise karragenin ile indüklenen pençeödem testi ve kuyruk tromboz testi kullanılarak belirlenmiştir. Ekstrenin antioksidan aktivitesi2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) ve ß-karoten-linoleik asit sistemi kullanılarak tayinedilmiştir.Antinosiseptif ve antiinflamatuvar etkilerin belirlenmesi için uygulanan testlerde ekstrenin 50,100 ve 200 mg/kg olarak hazırlanan dozları intraperitoneal olarak 30 dakika öncesindenverilmiştir. Hot-plate testinde 50 mg/kg dozunda kontrolle karşılaştırıldığında anlamlı bir etkigörülmezken, 100 ve 200 mg/kg dozlarında antinosiseptif etkide anlamlılık gözlenmiştir. Tailimmersiontestinde tüm dozlarda görülen antinosiseptif etki kontrole göre anlamlılıkgöstermiştir. Asetik-asit ile indüklenen kıvranma testinde ise doz arttıkça kıvranmasayılarında önemli bir düşüş görülmüştür. Antiinflamatuvar testinden elde edilen sonuçlardoza bağımlı bir etkinlik göstermiştir ve 200 mg/kg dozda inflammasyonun inhibisyon aralığı%68,02 ve %96,8'dir. Antitrombotik aktivite testinde kuyruklarda tromboz oluşumununönemli derecede baskılandığı gözlenmiştir. DPPH-radikal süpürücü aktivite testinde ve ß-karoten-linoleik asit sisteminde ekstrenin antioksidan aktiviteye sahip olduğu görülmüştür.Deneylerden elde edilen bulgulara göre, Crataegus orientalis etanol ekstresinin antinosiseptif,antiinflamatuvar, antitrombotik ve antioksidan aktivitelerinin dikkate değer olduğu sonucunavarılmıştır.Anahtar kelimeler: Crataegus orientalis, alıç, antinosiseptif, antiinflamatuvar,antitrombotik, antioksidan

AlıçAntiinflamatuar ajanlarAntioksidanlar+5
Zeynep Bor
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hypericum origanifolium Willd. hidroalkolik ekstresinin farelerin santral sinir sistemi üzerine etkilerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, Guttiferae familyasına ait Hypericum origanifolium Willd' den hazırlanan hidroalkolik ekstrenin, farelerin çeşitli davranışsal parametreleri ve ağrı algıları üzerine olası etkileri araştırılmıştır. Ekstrenin antidepresan etkinliği modifiye zorlu yüzme testi, anksiyolitik etkinliği delikli platform testi, spontan lokomotor aktivite ve motor koordinasyon parametreleri üzerine etkileri ise sırasıyla aktivite kafesi deneyleri ve dönen mil testleri ile araştırılmıştır. Antinosiseptif etkiyi değerlendirmek için de sıcak plaka, kuyruk sıkıştırma ve formalin testleri uygulanmıştır.Gerçekleştirilen psikofarmakolojik deneyler, ekstrenin akut ve subakut uygulamalarının farelerde antidepresan, anksiyolitik ve analjezik etkilere neden olduğunu göstermiştir. Ekstrenin anksiyolitik etkisinin flumazenil ön uygulaması ile ortadan kalkmış olması söz konusu anksiyolik etkinin GABA(A)-benzodiazepin reseptör kompleksinin aktivasyonu ile ilişkili olduğuna işaret etmiştir. Diğer yandan, ekstrenin santral ve periferik düzeylerdeki antinosiseptif etkilerinin non-selektif opioid reseptör antagonisti bir ajan olan nalokson ile antagonize edilmesi de antinosiseptif etkinin opioid mekanizmalar ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Hypericum origanifolium'dan hazırlanan hidroalkolik ekstrenin fitokimyasal analizi sonucu rutin (2108,79 ppm) ve klorojenik asit (2317,12 ppm)'in ekstrede bulunan ana fenolik bileşikler olduğu saptanmıştır. Hidroalkolik ekstrenin ana bileşenleri olan rutin ve klorojenik asit'in bu çalışmada ortaya konulan psikofarmakolojik etkiler ile olası ilişkileri tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Hypericum origanifolium, analjezi, depresyon, anksiyete, motor koordinasyon, spontan lokomotor aktivite, rutin, klorojenik asit

AnaljeziAnksiyeteAğrı+4
Şahin Nuri Yaşar
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mianserin'in streptozotosin ile diyabet oluşturulmuş sıçanlarda gelişen nöropatik ağrı üzerine etkisinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, mianserin'in subakut uygulamasının, streptozotosin (STZ) ile diyabet oluşturulmuş sıçanlarda, 4. haftada nöropati gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan hiperaljezi ve allodini üzerine etkileri çeşitli deneysel ağrı metotları ile araştırılmıştır. Mianserin uygulamalarının sıçanların kan glukoz seviyeleri üzerine etkileri, açlık kan glukozu ölçümleri ve oral glukoz tolerans testi uygulamaları ile değerlendirilmiştir. Yem ve su tüketimi, idrar ve dışkı atılımı gibi metabolik parametrelerin değişimi ise metabolik kafes düzenekleri ile izlenmiştir.Mianserin'in 30 ve 45 mg.kg-1 dozlarda 7 ve 14 gün süre uygulamasının diyabetik sıçanlardaki yüksek kan glukoz seviyelerini ve söz konusu hiperglisemiye bağlı olarak gelişen polidipsiyi, poliüriyi ve polifajiyi istatistiksel olarak anlamlı biçimde düzelttiği belirlenmiştir. Antihiperglisemik etki açısından mianserin'in 30 mg.kg-1 dozu referans ilaç metformin (1 g.kg-1) kadar etkili bulunmuştur.Diğer yandan, mianserin'in antihiperglisemik etki gösterdiği dozlarda hem opioid aracılıklı akut antinosiseptif etki gösterdiği hem de diyabetik nöropatiye bağlı olarak gelişen mekanik ve termal hiperaljeziyi etkili biçimde düzelttiği belirlenmiştir. Mianserin'in söz konusu antihiperaljezik etkisinin yanı sıra diyabete bağlı mekanik ve termal allodiniyi de azalttığı saptanmıştır.Bu tez çalışması ile atipik bir antidepresan olan mianserin'in deneysel diyabet modelinde metformin ile kıyaslanabilir ölçüde antihiperglisemik ve pregabalin (10 mg.kg-1) ile kıyaslanabilir ölçüde antihiperaljezik ve antiallodinik etkinlik gösterdiği ilk kez ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, mianserin'in antihiperglisemik, antihiperaljezik ve antiallodinik etkilerinin altında yatan farmakolojik mekanizmalar aydınlatılmayı beklemektedir.Bu tez çalışmasının en önemli sonucu, diyabetik hastalarda insidansı yüksek olan nöropatik ağrının tedavisinde uygun ilaç seçimine yönelik yeni yaklaşımlara preklinik bir temel sağlayacak olmasıdır. Diğer yandan, mianserin'in diyabetik nöropati tedavisinde etkin bir alternatif ilaç olarak kabul edilebilmesi için, bu pre-klinik çalışma ile elde edilen bulguların klinik çalışmalar ile doğrulanmasının gerekliliği açıktır.

AğrıDiabetes mellitusHiperestezi+6
Umut İrfan Üçel
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri hücre hattında (A549) yeni bir tirozin kinaz inhibitörü olan pazopanibin (GW786034) antianjiyojenik etkilerinin araştırılması

Akciğer kanseri, yirminci yüzyılın başlarında ender olmasına karşın, günümüzde görülme sıklığı artan, önemli bir sağlık problemidir. Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri (KHDAK) akciğer kanserinin agresif bir türüdür. Günümüzde yeni ve daha etkili ajanların kullanılmasıyla, kanser tedavisinde yeni çalışmalar yapılmaktadır. Anjiyojenik ve antianjiyojenik faktörlerin dengesinin bilinmesi gelecekte akciğer kanseri gibi tümörlerde yeni bir tedavi seçeneği gündeme getirecektir. Kanser gelişmesinde; hücre çoğalması, tümör yayılımı, metastazı gibi süreçler aktive olmuş tirozin kinaz reseptörünün tetiklediği sinyal yolakları tarafından yönetilir. Pazopanib (GW786034), VEGFR-1,-2,-3, PDGFR ve c-Kit reseptörlerine karşı aktivite gösteren çok hedefli bir tirozin kinaz inhibitörüdür. Son zamanlarda ilerlemiş renal hücreli karsinom (RCC) tedavisi için FDA tarafından pazopanibin klinik kulanımı onaylanmıştır. Bu tez çalışmasında, bir tirozin kinaz inhibitörü olan pazopanibin, antianjiyojenik etkileri insan akciğer kanseri (A549) ve insan umbilikal ven endotel hücre (HUVEC) hattında in vitro yöntemler ile araştırılmıştır. Pazopanib konsantrasyonlarının (2.5, 25, 50, 100, 200 µM) sitotoksik etkileri, mitokondriyal aktivite düzeylerinde MTT (3-(4,5-Dimethylthiazol-2-yl)-2,5-diphenyltetrazolium bromide) yöntemi ile belirlenmiştir. Antiproliferatif etkiler, Gerçek Zamanlı Hücre Analiz (RTCA DP) Sistemi kullanılarak hücre indeks değerlerindeki değişikliklere göre değerlendirilmiştir. Vasküler endotel büyüme faktörü (VEGF) miktarları ELİZA ve VEGF mRNA ekspresyonlarıda real-time PCR yöntemi ile araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, zamana ve konsantrasyona bağlı olarak pazopanib, A549 ve HUVEC hücrelerinde hücre proliferasyonunda, invazyon ve migrasyonu ile VEGF miktarlarında önemli düzeyde azalma yapmıştır. RTCA DP Sisteminde A549 hücreleri üzerinde pazopanibin IC50 değeri 24. saatte 51.6 µM olarak analiz edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, pazopanibin A549 hücreleri üzerinde önemli antiproliferatif ve antianjiyojenik etkilere sahip olduğunu HUVEC hücreleri ile karşılaştırmalı olarak belirledik. Bir tirozin kinaz inhibitörü olan pazopanibin akciğer kanser kemoterapisi için potansiyel bir ajan olabileceği düşünülmektedir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıAnjiyogenez inhibitörleri+4
Buket Demirtaş
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lösemi ve kolon kanseri hücrelerinde yeni bir proteozom inhibitörü olan MLN9708'in antineoplastik etkilerinin araştırılması

Proteazom inhibisyonu etkili bir antikanser tedavi yöntemi olarak son yıllarda giderek önem kazanmaktadır. Bortezomib, birçok kanser hücre hattına karşı yüksek etki gücüne sahiptir. Özellikle multiple myeloma da spesifik etkinlik göstermesiyle birlikte, küçük hücreli olmayan akciğer kanseri, mantle hücreli lenfoma ve pankreas kanserinde de etkili bulunmuştur. MLN9708, seçiciliği ve etkisi bakımından Bortezomib benzeri olup, yeni geliştirilen ikinci jenerasyon bir proteazom inhibitörüdür ve faz 1 çalışmaları halen devam etmektedir. MLN9708?in etkileri, solid tümörler ve hematolojik malignansiler de, preklinik olarak araştırılmaya başlanmıştır. Çalışmalarda, MLN9708?in sulu çözeltilerde ya da plazmada hızlı hidrolize olarak biyolojik aktif formu olan MLN2238?e dönüştüğü gösterilmiştir. Bu tez çalışmasında; MLN2238 ve Bortezomib?in antineoplastik etkileri, K562 insan kronik myeloid lösemi ve Caco¬2 insan kolorektal adenokarsinom hücre hatlarında araştırılmıştır. MLN2238 ve Bortezomib?in K562 ve Caco2 hücreleri üzerindeki antiproliferatif etkileri 24 ve 48. saatte WST-1 yöntemi ile belirlenmiştir. Apoptotik etkiler ise, Annexin V-PI, kaspaz-3 aktivasyonu ve mitokondrial membran depolarizasyon (JC-1) yöntemleri ile akış sitometri cihazında analiz edilmiştir. Proteozom inhibitörlerinin etki yolağı üzerinde hücre inhibisyonunda ve apoptozunda önemli rol oynayan; NF-kB ve c-myc mRNA ekspresyon düzeyleri ise Real Time-PCR yöntemi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, zamana ve konsantrasyona bağımlı olarak MLN2238 ve Bortezomib?in, K562 ve Caco2 hücreleri üzerinde önemli derecede antiproliferatif etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. MLN2238 ve Bortezomib?in AnnexinV-PI yöntemi ile analiz edilen apoptotik etkileri K562 ve Caco2 hücrelerinde özellikle 24. saatte etkili bulunmuştur. MLN2238 ve Bortezomib?in Kaspaz-3 aktivasyonunu ve mitokondrial depolarizasyonunu arttırarak her iki hücre tipini de apoptoza götürdüğü belirlenmiştir. NF-kB mRNA ekspresyonu K562 ve Caco2 hücrelerinde, MLN2238 ve Bortezomib konsantrasyonlarında 24. saatte azalmıştır. C-myc mRNA ekspresyonu K562 hücrelerinde her iki inkübasyon zamanında azalırken, Caco2 hücrelerinde ise sadece 24. saatte azalma göstermiştir. Bu çalışmada MLN2238?in, hem K652 hemde Caco2 hücrelerinde önemli apoptotik etkisinin bulunması, lösemi ve kolon kanser kemoterapisinde önemli antikanserojenik potansiyele sahip olabileceğini göstermektedir.

Antineoplastik ajanlarApoptozisBortezomib+4
Selin Engür
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Melatonin ve melatonin reseptörlerinin aorta ve HUVEC üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Zamanla insanlarda pineal bezden salgısı azalan melatonin, serebral ve periferik etkiler gösterdiği gibi vasküler etkiler de göstermektedir. Bu çalışmada melatoninin etkisi melatonin reseptör antagonistleri ile kıyaslanarak ortaya çıkan vasküler cevaplar ve hücre içi yanıtlar sıçan aortu ve Human umbilical vein endothelial cell (HUVEC) hücre dizisi üzerinde değerlendirilmiştir. Bu amaçla sağlıklı erkek albino Wistar sıçanlardan (350-400g), endoteli sağlam torakal aortalar çıkarıldı ve aorta halkaları inkübasyon materyaline göre dört gruba ayrıldı. Birinci grup olan, kontrol grubu aortalara hiçbir inkübasyon yapılmadı. İkinci grup non-selektif MT reseptör agonisti (10-5 M) melatonin (MLT), üçüncü grup nonselektif MT reseptör antagonisti (10-5 M) luzindol (LZL), dördüncü grup (10-5 M) MLT ve (10-5 M) LZL kombinasyonu ile inkübe edildi. İnkübasyon periodunun ardından kümülatif KCl (10-50mM) veya Phe (3x10-9-10-6M) ile elde edilen vazokonstriktif cevaplar, ayrıca Ach (10-10-10-5 M) veya SNP (3x10-9-10-6 M) ile elde edilen vazorelaksan cevaplar kıyaslandı. Veriler iki yönlü varyans analizi ve ardından Bonferroni testi (n:5) (Graph Pad) uygulanarak değerlendirildi. Endotel hücresi deneyleri için ise HUVEC hücre dizisi F12 medyumunda kültüre alındı ve inkübasyon materyaline göre 5 gruba ayrıldı. Birinci grup hiçbir inkübasyon yapılmayan kontrol hücrelerden oluşmaktadır. İkinci grup (10-10-7 M) MLT ile, üçüncü grup (10-10-7 M) MLT ve (10-5, 10-6 M) LZL ile, dördüncü grup (10-10-7 M) MLT ve (10-5, 10-6 M) 4P-PDOT ile, beşinci grup (10-10-7 M) MLT ve (10-5, 10-6 M) GR135531 ile 24 saat inkübe edilmiştir. Bu gruplara daha sonra MTT, kalsiyum miktar tayini ve total nitrat/nitrit miktar tayini yapılmıştır. Sonuçlar kontrole göre yüzde olarak verilmiş, iki yönlü varyans analizi ve ardından Bonferroni testi (n:3) yapılarak değerlendirilmiştir (Graph Pad). (10-5M) MLT inkübasyonu (3x10-7-10-5 M) Phe ve (20mM) KCl ile elde edilen vazokonstrüktif yanıtları anlamlı olarak arttırdı ve bu artış (10-5 M) LZL veya (10-5 M) MLT ve LZL kombinasyonunda görülmedi. Ayrıca 10-5 M MLT, Phe ve KCl eğrilerinden elde edilen EC50 değerlerini belirgin olarak arttırdı, bu sonuçlara uygun olarak 10-5 M LZL ve 10-5 M MLT ve LZL kombinasyonunda bu artış görülmedi. Fakat hiçbir grupta Ach ile elde edilen vazorelaksan cevaplarda belirgin bir değişiklik olmadı. 10-5 M MLT ile inkübasyon (3x10-7 and 10-7 M) SNP ile elde edilen vazorelaksan cevapları artırdı, bu sonuçlara uygun olarak 10-5 M LZL veya 10-5 M MLT ve LZL kombinasyonunda bu artmış cevaplar kontrol seviyelerine kadar azaldı. Melatoninin MT reseptörleri aracılığıyla ortaya çıkan sitotoksik etkileri olup olmadığını anlamak için HUVEC hücre dizisi kullanarak MTT testi gerçekleştirildi. 10-10-3 M MLT hücre canlılığını yüzde olarak belirgin biçimde düşürdü (sırasıyla % 60±4, 66±2, 55±1, 65±1, 64±4). fakat 10-4-10-7 M konsantrasyonlarda ise MLT hücre canlılığını kontrole göre hafif bir şekilde artırdı. 10-2 ve 10-3 M MLT?e 10-5 M LZL or 10-5 M 4P-PDOT eklenmesi hücre canlılığını belirgin olarak artırdı ve kontrol seviyelerine ulaştırdı. Benzer sonuçlar 10-1-10-3 M MLT'e 10-6 M LZL veya 10-6 M 4P-PDOT eklenerek de elde edilmiştir. Buna rağmen MLT (10-10-7 M) ile 10-5 veya 10-6 M GR135531 inkübasyonu, MLT (10-10-7 M)?e göre sitotoksisite üzerinde hiçbir fark ortaya çıkarmamıştır. MLT (10-1-10-7 M) inkübasyonu hücre içi kalsiyum miktarı yüzdesini ise artırdı ve MLT ile 10-5 veya 10-6 M LZL ve 10-5 M veya 10-6 M 4P-PDOT kombinasyonu intraselüler kalsiyum seviyesini belirgin olarak azalttı fakat MT3 reseptör agonisti GR135531 kombinasyonu ise MLT ile kıyaslandığında hücre içi kalsiyum miktarı bakımından hiçbir değişiklik göstermedi. HUVEC hücreleri ile melatonin ve melatonin reseptörlerinin NO üzerindeki etkisini anlamak amacıyla NO miktarının bir göstergesi olan total nitrit/nitrat miktar tayini yapılmıştır. 10-4 mM MLT ile azalan total nitrit/nitrat miktarı, 10-5 M 4P-PDOT veya 10-5 M GR135531 ile birlikte inkübasyon yapıldığında anlamlı artış göstermiştir. 10-5 mM MLT ile 10-5 M luzindol kombine olarak inkübe edildiğinde total nitrit nitrat miktarının 10-5 M MLT?ye göre anlamlı olarak azaldığı görülmektedir. MT reseptörlerinin vasküler etkilerinin değerlendirildiği çalışmaların çoğu ya sıçan kaudal arteri yada sıçan serebral arteri kullanılarak yapılmıştır. Kaudal arter (kuyruk arteri) sıçanda önemli görevler ifa ederken insanda kaudal ater hem çok kısa hem de etkisi çok sınırlıdır, serebral arter ise genel vasküler basıncın bir göstergesi olarak kabul edilmekten uzaktır. Dolayısıyla serebral arter veya kaudal arterde görülen etkilerin, aorta gibi özel fonksiyonları olan damarlarda dahil olmak üzere, bütün damar yataklarında aynı şekilde olması gerekir gibi bir genelleme yapmak doğru olmayabilir. Bu sebepten aortada melatonin ve melatonin reseptörlerinin etkileri ayrıca incelenmelidir. Sıçan torakal aortasında protein ve mRNA seviyesinde yanlız MT1 reseptörü bulunması; bu reseptörlerin de endotelde (Tunica adventitia) yoğunlaşması sebebiyle, bu çalışmada 10-5 M MLT, KCl veya Phe ile elde edilen vazokonstriktör cevaplar ve SNP ile elde edilen vazorelaksan cevaplar, endoteli sağlam aortada MT1 reseptörü aracılığıyla ortaya çıkmaktadır. HUVEC kullanarak elde ettiğimiz sonuçlar ise 10-10-3 M MLT'in daha çok MT2 reseptörleri aracılığıyla olmak üzere MT1/MT2 reseptörleri üstünden sitotoksik etkiler ortaya çıkardıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca MLT hücre içi Ca2+ seviyelerini MT1/MT2 reseptörleri aracılığıyla artırmaktadır, MT3 reseptörü ise hücre içi Ca2+ miktarına etki etmemektedir. Total nitrit nitrat miktarı ölçülerek yapılan deneylerden elde edilen sonuçlara dayanarak MLT?nin HUVEC hücrelerinde NO miktarını baskıladığı ve bu etkiyi başlıca MT2 reseptörleri aracılığıyla yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Melatonin, melatonin reseptörleri, HUVEC, aorta, vazoreaktivite, nitrik oksit, kalsiyum, sitotoksisite.

AortKalsiyumMelatonin+3
Şafak Ulusoylar Yıldırım
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Oksijenli monoterpenlerin analjezik ve antienflamatuvar etkilerinin karşılaştırmalı olarak araştırılması

Monoterpenler doğal olarak bulunan ve sentezle elde edilebilen moleküllerdir. Bu çalışmada karvakrol, timol, (+)-terpinen-4-ol, (+)-alfa-terpineol, 1,8-sineol, 1,4-sineol test maddeleri olarak seçilmiştir. Analjezik ve antienflamatuvar etkilerin karşılaştırmalı olarak çalışılması ve etki mekanizmalarında yaklaşım sağlaması açısından o-krezol ve m-krezol de çalışmaya dahil edilmiş ve krezollerin etkisiz olacakları hipotezi kurulmuştur. Analjezi testleri için kuyruk kıstırma ve kuyruk daldırma (tail-clip ve tail-immersion), antienflamatuvar etki için ise formalinle oluşturulan pençe ödem testi kullanılmıştır. Başlangıçta ayçiçek yağı ile test maddeleri üç farklı dozda olmak üzere (10, 50 ve 100 mg/kg i.p) çözülmüş fakat alınan ilk deneysel sonuçların özellikleri nedeniyle deneyler boyunca sadece DMSO çözücü olarak kullanılmıştır. Sağlıklı ve enflame izole fare distal kolon preparatlarında asetilkolin ile oluşturulan kasılmalara karşı karvakrolün etkisi çalışılmıştır. Nalokson ve rutenyum kırmızısı olası opioid ve TRP mekanizmalarının araştırılması için antagonist olarak kullanılmıştır. Karvakrol, timol, 1,8-sineol ve (+)-alfa-terpineol farklı derecelerde olmak üzere analjezik etki göstermiş en fazla etki karvakrolde gözlenmiştir. Analjezik etkiler rutenyum kırmızısı varlığında antagonize olmuş, (+)-alfa-terpineol?un etkilerinin naloksona duyarlı olduğu bulunmuştur. Asetilkolin ile oluşturulan kasılmalar sağlıklı kolonda karvakrol ile inhibe olmuş fakat enflame dokularda bu etki gözlenmemiştir. (+)-Terpinen-4-ol?ün analjezi testlerinde etkisiz, antienflamatuvar testlerde ise etkili olduğu gözlenmiştir. Başlangıçta kurulan hipotezin aksine o-krezol antienflamatuvar testlerde aktivite göstermiş fakat analjezik etki göstermemiştir. Sonuçlar birlikte değerlendirildiginde karvakrol, timol, 1,8-sineol, (+)-alfa-terpineol (+)-terpinen-4-ol ile birlikte o-krezol de TRP kanalları ile etkileşerek antienflamatuvar etki göstermiştir. Sonuç olarak test maddelerinin kimyasal özellikleri dikkate alınacak olursa gözlenen etkilerden hidroksil grubunun pozisyonunun ve izopropil grubunun varlığı ve yokluğunun önemli rol oynadığı düşünülmektedir.

AnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlarAğrı+4
Ayça Çakmak
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ferulik asitin ve ferulik asit yüklü taşıyıcı sistemin anksiyete üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Anksiyete hastalığının toplumda yaygın görülen psikiyatrik bozukluklardan biri olduğu bildirilmiştir. Anksiyete rahatsızlığının çeşitli sebeplere bağlı olarak ortaya çıkabileceği düşünülmektedir. Günümüzde birkaç geleneksel anksiyolitik ilaç kullanılmaktadır, ancak bu ilaçların ciddi birçok yan etkiye neden olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle, doğal kaynaklardan hedefine uygun, daha etkili ve güvenli ilaç kaynakları bulmak için çalışmalar araştırmacılar tarafından büyük bir hızla yürütülmektedir. Bu kapsamda, köklü anksiyolitik aktiviteleri ve yapı-aktivite ilişkileri ile nöropsikofarmakolojik yönleri olan fitokimyasal bileşikleri kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmektedir. Sonuçlar fenolik fitokimyasalların güvenli anksiyolitik etkilere sahip olduğunu bildirmiştir. Ferulik asitin düşük toksisiteye sahip bir fenolik bir bileşik olduğu çalışmalarda görülmüştür. Ferulik asitin, anksiyolitik etkisi de dâhil olmak üzere birçok fizyolojik fonksiyona sahip olduğu bildirilmektedir. Bu proje kapsamında ferulik asidin yüklü ilaç taşıyıcı sisteme yüklenerek akut ve subkronik uygulamada biyoyararlanımının arttırılması ve bu yönde gözlenen etkinin anksiyolitik tedavideki değeri değerlendirilecektir.

Mevcude Çam
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rosmarinik asitin anksiyolitik etkinliğinin araştırılması

Anksiyete bozuklukları, psikiyatrik sendromlar arasında en yaygın olanlardandır ve nüfusun yaklaşık üçte biri yaşamları boyunca bir noktada anksiyete ile karşı karşıya kalmaktadır. Etkin ve güvenli ilaç arayışı devam etmektedir. Bu tez çalışmasında doğal fenolik bir bileşik olan ve gösterilen farmakolojik etkilerinden dolayı umut vaad eden rosmarinik asidin anksiyete üzerine etkinliği ve olası etkisine GABAerjik sistemin katılımının olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. 1, 2 ve 4 mg/kg, i.p., rosmarinik asitin tek doz uygulamasının ve 14 gün süresince uygulamasının farelerde anksiyete davranışlarını ne yönde etkilediği delikli-tahta, aydınlık-karanlık ve açık-alan testi ile değerlendirilmiş, gözlenen etkinlik 1 mg/kg diazepam etkinliği ile karşılaştırılmıştır. GABAerjik sistemin rolünün araştırılması için ise 1 mg/kg, i.p., GABAA/BZ reseptör antagonisti flumazenil ön-uygulaması yapılmıştır. Tek doz uygulama ve 14 günlük uygulama sonucunda anksiyolitik etkinlik açısından en etkin dozun 2 mg/kg olduğu ve gözlenen etkinin diazepam ile benzer seviyelerde olduğu gözlenmiştir. Flumazenil ön- uygulaması ile değerlendirilen çoğu parametrenin antagonize olduğu belirlenmiş ve etkinlikte GABAerjik modülasyonun katkısının olduğunu ortaya konmuştur. Ayrıca tek doz uygulanan rosmarinik asitin anksiyolitik etkinliği lokomotor aktiviteden bağımsız gerçekleşmiştir. Tez çalışmasından elde edilen preklinik veriler rosmarinik asitin anksiyete tedavisi için umut vaad eden bir etken madde olduğu göstermektedir. Fakat klinik çalışmalara geçilebilmesi için preklinik çalışmaların farklı koşularda detaylandırılmasına ihtiyaç vardır.

Irem Molla Isa
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İxazomib ve fumagillin kombinasyonunun glioma hücrelerinde sitotoksik, apoptotik ve antianjiogenik etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada, ixazomib ve fumagillin kombinasyonunun glioma hücreleri üzerindeki sitotoksik/sinerjistik, apoptotik ve antianjiyojenik etkilerini araştırmayı amaçladık. Sitotoksik etkilerini değerlendirmek için U87MG, SHSY-5Y ve C6 glioma hücre hatları ile, HUVEC endotelyal hücreleri kullanmıştır. Sitotoksik etkiler MTT yöntemi ile belirlenmiş ve CDI değerleri hesaplanmıştır. Belirli konsantrasyonların gerçek zamanlı hücre analiz sisteminde U87MG glioma hücrelerinde proliferasyon ve migrasyon etkileri çalışılmıştır. Hücre akış sitometride annexin V-PI yöntemi kullanılarak glioma hücrelerinde apoptotik etkiler belirlenmiştir. İxazomib ve fumagillinin tekli ve kombine uygulamalarında, konsantrasyon artışına bağlı olarak tüm hücre hatlarında kontrole göre sitotoksik etkide artış bulunmuştur. CDI değerlerine göre kombine uygulamalarda özellikle HUVEC endotel hücreleri ile U87MG ve SHSY5Y glioma hücrelerinde yüksek konsantrasyonlarda sinerjistik etki olduğu belirlenmiştir. İxazomib ve fumagillin kombinasyonun erken apoptotik hücre oranları U87-MG hücrelerinde 5+50 μM da; SHSY-5Y hücrelerinde de 5+100 μM da olduğu görülmüştür. İxazomib (5μM) ve Fumagillinin (50 μM) tekli ve kombin uygulaması (5+50 μM), U87-MG hücre hattında hücre proliferasyonunu zaman bağımlı inhibe etmiş ve kontrole göre bu konsantrasyonların benzer migrasyonu inhibe edici etki gösterdiği analiz edilmiştir. Sonuç olarak, glioma glioma hücrelerinde bir proteazom inhibitörü olan ixazomib ile bir antifungal ilaç olan fumagillin'i sinerjistik/sitotoksik, apoptotik ve antianjiyojenik etkilerinin anlaşılması, glioma tedavisinde etkili terapötik yaklaşımların geliştirilmesine katkıda bulunacağı kanaatindeyiz.

Fjola Ahmetı
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Monosodyum ürat kristalleri ile indüklenen inflamasyon ko-kültür modelinde, endotel hücreleri üzerinde bortezomibin etkilerinin araştırılması

Gut, monosodyum ürat (MSU) kristallerinin eklem ve çevresindeki yapılar içinde birikmesine yanıt olarak inflamasyon ile karakterize olan metabolik bir hastalıktır. Tez çalışmasında NF-κB inhibitörlerinden bortezomibin MSU kristalleri ile indüklenen inflamatuar yanıt üzerindeki etkisi incelenmiştir. HUVEC ve THP-1 hücreleri kullanılarak in vitro gut ko-kültür modeli oluşturularak bortezomibin endotel hücrelerindeki hücre proliferasyonu ve migrasyonuna etkisi, apoptotik etkisi ve inflamasyondaki etkisi araştırılmıştır. Bortezomib ve MSU'nun, hücre canlılığına etkileri THP-1 ve HUVEC hücrelerinde MTT yöntemi ile gerçek zamanlı analiz sisteminde de ko-kültür ortamında HUVEC hücre proliferasyonuna etkileri araştırılmıştır. Bortezomibin endotel hücrelerindeki migrasyona etkisi gerçek zamanlı analiz sistemi ve çizik deneyi ile belirlenmiştir. Ko-kültür inflamasyon ortamında, bortezomibin HUVEC hücrelerinde apoptotik etkisi, kaspaz-3 aktivitesi ve mitokondriyal membran bütünlüğü ile NLRP3 inflamazomla da ilişkili TNF-α ve IL-1β, IL-6, IL-8, IL-10 sitokin miktarları akış sitometrisinde analiz edilmiştir. Sonuç olarak bortezomibin MSU kaynaklı inflamasyonda konsantrasyona bağlı olarak antiinflamatuar etkileri belirlenmiştir. HUVEC hücre proliferasyonunun bortezomib konsantrasyon artışına bağlı olarak azaldığı görülmüş ve 24. saatteki IC50 değeri 0.127µM olarak hesaplanmıştır. Bortezomib in vitro gut modelinde apoptotik etkiyi ve kaspaz 3 aktivasyonunu artırmıştır. Özellikle bortezomib konsantrasyonuna bağlı olarak TNF-α, IL- 6, IL-8 düzeylerinde azalma ve IL-10'da artış görülmüştür. Elde edilen sonuçlar ışığında gut gibi inflamatuar hastalıkların tedavisinde bortezomibin terapötik bir madde olarak potansiyel kullanımının literatüre ön veriler kazandıracağını ve klinik ilaç tedavisinde alternatif bir bakış açısı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Ayşe Ünlü Köse
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

MTX-211'in nonsteroidal antienflamatuar bir ilaç ile kombinasyonunun antikanser, antienflamatuar ve antianjiyojenik etkilerinin araştırılması

Glioblastoma multiforme, tümör heterojenitesi, kemoterapötiklerin kan beyin bariyerinden geçişlerinin zorluğu, tedavide kullanılan ilaçlara hızlıca direnç gelişmesi ile tedavilerin başarısızlıkla sonuçlandığı en agresif beyin tümörüdür. Tez çalışmamızda glioblastomada aşırı eksprese edilen EGFR ve PI3Kinaz'ı inhibe eden MTX-211 ve glioblastomanın gelişmesinde ve ilerlemesinde önemli rol oynayan COX-2/PGE2'yi inhibe eden diklofenak dietilaminin THP-1, HUVEC ve U87MG hücrelerinde sitotoksik etkileri ile kombin uygulamaların sinerjistik/antagonist etkileri, U87MG ve THP-1 ko-kültürde apoptotik, antienflamatuar, antimetastatik etkileri ve HUVEC ve THP-1 ko-kültürde antianjiyojenik etkileri incelenmiştir. MTX-211 ve diklofenak dietilamin ile THP-1 hücre hattında kayda değer bir sitotoksik etki gözlenmezken, HUVEC hücre hattında zaman ve konsantrasyona bağlı sitotoksik etkilerin olduğu, U87MG hücre hattında güçlü sitotoksik etkilerin meydana geldiği ve U87MG hücre hattında kombinasyon uygulamasının sinerjistik etkili olduğu belirlenmiştir. MTX-211 ve diklofenak dietilamin kombinasyonları ile apoptoz indüklenmiş, LPS ile indüklenen IL-1β, IL-6, IL-8, IL-10 ve TNFα proinflamatuar sitokin ekspresyonları inhibe edilmiş, U87MG ve HUVEC hücre migrasyonları güçlü bir şekilde inhibe edilerek güçlü antimetastatik ve antianjiyojenik etkiler meydana gelmiştir. Sağlıklı hücreler ve kanser hücrelerinin kullanılmasıyla gerçekleştirilen deneyler sonucunda, preklinik aşamada bir madde olan MTX-211, nonsteroidal antienflamatuar bir ilaç olan diklofenak dietilamin ve kombinasyonlarının kanser tedavisi için umut vaat eden özelliklere sahip olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: MTX-211, Diklofenak, Glioblastoma, Antikanser

AntikanserDiklofenakGlioblastoma
Züleyha Baran
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Sülforafan ve doksorubisin kombinasyonunun In Vitro antikanser etkilerinin araştırılması

Cancer disease is a leading cause of death in the world, its incidence and mortality are on the rise. According to the Global Cancer Observatory (GLOBOCAN), there were approximately 19.3 million new cancer cases and nearly 10.0 million cancer deaths worldwide in 2020. This study was performed to determine the synergistic/cytotoxic effects of Doxorubicin which is an anthracycline chemotherapy drug and its combination with Sulforaphane an oily phytochemical isothiocyanate in 3T3, Caco-2, U2OS and HepG2 cells. For this, The MTT method was used to investigate the cytotoxic effects of single and combined applications of Doxorubicin and Sulforaphane in these cell lines, and CDI values were calculated in each cell line. The cytotoxic effects of Doxorubicin and Sulforaphane in 3T3, Caco-2, U2OS and HepG2 cells occur depending on concentration as shown in the MTT results. The CDI calculation results due to cell viability have determined that combined application of Doxorubicin with Sulforaphane has a synergistic effect on U2OS cells at a concentration of Dox 25+SFN 25 and DOX 25+SFN 50 (CDI < 1), while combined applications of Doxorubicin with Sulforaphane at different concentrations used in this study have antagonist effect on 3T3, Caco-2 and HepG2 (CDI > 1).

Sondos Hasan Hlalı
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dihidrokersetin'in antidepresan-benzeri etkisinin ve etkiye serotonerjik mekanizmaların katılımının araştırılması

Bu çalışmada biyoaktif flavonoid olan dihidrokersetin'in (taksifolin) antidepresan-benzeri etkinlik potansiyeli modifiye zorlu yüzme ve kuyruktan asma testleri ile değerlendirilmiştir. Dihidrokersetin 40 mg/kg dozda her iki testte de farelerin immobilite sürelerini kısalmış ve fluoksetin ile kıyaslanabilir düzeyde antidepresan-benzeri etkinlik göstermiştir. Dihidrokersetin'in antidepresan-benzeri etkinliğinin serotonerjik sistem ile ilişkisini araştırmak üzere santral sinir sisteminde serotonin deplesyonuna neden olan bir ajan olan p-klorofenil alanin (p-CPA) kullanılmıştır. p-CPA ön-uygulamaları dihidrokersetin'in antidepresan-benzeri etkinliğini ortadan kaldırmış ve bu fitokimyasalın antidepresan-benzeri etkisinde intakt bir serotonerjik sistemin varlığının kritik önemini ortaya koymuştur. Mekanistik çalışmalar kapsamında dihidrokersetin'in antidepresan-benzeri etkinliğine 5-HT1A, 5-HT2A/2C ve 5-HT3 serotonerjik reseptörlerinin olası katılımları ise sırası ile WAY-100635, ketanserin ve ondansetron kullanılarak araştırılmıştır. Her üç antagonistin ön-uygulamaları da dihidrokersetin'in antidepresan-benzeri etkinliğini ortadan kaldırmıştır. Bu bulgular, dihidrokersetin'in bu çalışmada ortaya koyulan antidepresan-benzeri etkinliğine serotonerjik nörotransmisyonun aracılık ettiğine ve söz konusu etkinin gerçekleşmesine 5-HT1A, 5-HT2A/2C ve 5-HT3 reseptörlerin katkıda bulunduğuna işaret etmiştir. Dihidrokersetin'in serotonerjik sistem aracılıklı antidepresan-benzeri etkinliği ilk kez bu çalışma ile ortaya koyulmuş olmakla beraber bu flavonoid'in antidepresan etkisinin depresyonlu hastalar üzerinde kapsamlı etkinlik ve güvenlik testleri ile doğrulaması gerekmektedir.

Psikofarmakoloji
Mustafa Eser
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fisetinin akut analjezik etkisinin ve etki mekanizmasının araştırılması

Fisetin antioksidan, antienflamatuar, antiviral, nöroprotektif vb. etkilere sahip bir flavanoiddir. Fisetinin akut ağrı üzerindeki etkisi ve etki mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışma kapsamında fisetinin farelerde akut analjezik etkisi ve bu etkiye aracılık eden mekanizmalar sıcak plaka ve kuyruk daldırma testleri kullanılarak değerlendirilmesi planlanmıştır. Fisetinin 4 farklı dozu (5, 10, 20 ve 40mg/kg) antinosiseptif etkinin değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılan sıcak plaka ve kuyruk daldırma testleri ile değerlendirilmiştir. Bu testlerde uygulanan tüm dozlar kontrole göre etkili bulunmuştur. Fisetinin etki mekanizmasında adrenerjik ve serotonerjik sistemin rolü yohimbin (1mg/kg) ve ketanserin (1mg/kg) kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen verilere göre adrenerjik ve serotonerjik sistem fisetinin analjezik etkisine katkı sağladığı belirlenmiştir. Fisetin analjezik etkisi ve etki mekanizmasının daha detaylı çalışılması gerekmekle birlikte fisetin yeni bir analjezik ilaç olarak geliştirilme potansiyeli olan bir flavonoiddir.

Akut ağrı
Cansu Bölükbaş
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Protokateşik asitin LPS ile indüklenen sistemik inflamasyonda in vivo etkilerinin araştırılması

Birçok tıbbi bitkide yer alan protokateşik asit antienflamatuvar, analjezik, antioksidan ve nöroprotektif aktiviteleriyle bilinen fenolik bir bileşiktir. Tez kapsamında, LPS ile indüklenen inflamasyon sonucu farelerde oluşmasını beklediğimiz anksiyete ve depresyon benzeri davranışlara protokateşik asitin nöroprotektif aktivitesini gösteren etki mekanizmaları aydınlatılmaya çalışılmıştır. Farelerde LPS ile indüklenen duygu durum bozukluklarını değerlendirmek amacıyla kuyruk süspansiyon testi (depresyon), aydınlık-karanlık testi (anksiyete) ve açık alan testi (lokomotor aktivite) kullanılmıştır. LPS uygulanan farelerde IL-1β, IL-6 ve TNF-α düzeylerinde meydana gelen değişiklikler ile protokateşik asit uygulamasının bu sitokin seviyelerine olan etkileri incelenmiştir. TLR-4/NFκB yolağı üzerinden protokateşik asitin LPS ile indüklenen sistemik inflamasyon üzerindeki olası etkilerinin aydınlatılması amacıyla TLR4 ve NFκB'nin mRNA düzeyindeki ekspresyonları incelenmiştir. Bu araştırmada, protokateşik asitin depresyon ve anksiyete parametreleri üzerindeki olası yararlı etkileri ilk defa inflamatuvar bir hastalık modeli kullanılarak nöroimmün yaklaşım odaklı olarak değerlendirildi. Ayrıca çalışmamızla birlikte protokateşik asitin olası nöroprotektif etkilerinde TLR-4/NFκB yolağı'nın rolü ilk kez in vivo olarak incelendi. Anahtar Kelimeler: Protokateşik asit, LPS, İnflamasyon, TLR4, Anksiyete.

Simge Yıldırım
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni pirazolin türevlerinin olası antinosiseptif etkilerinin araştırılması

Pirazolin, birbirine komşu iki azot atomu içeren beş üyeli heterosiklik bir halkadır. Bu tez çalışmasında 12 adet orijinal pirazolin türevi bileşik (3a-3l) sentezlenmiş ve bu bileşiklerin olası antinosiseptif etkileri araştırılmıştır. 1 H-NMR ve 13 C-NMR spektroskopisi yöntemleri kullanılarak kimyasal yapı aydınlatılması sağlanmıştır. Sentezlenen bileşiklerin farelerin motor aktiviteleri üzerine etkileri aktivitemetre testi ile incelenmiş; termal, mekanik ve kimyasal ağrılı uyarana karşı potansiyel antinosiseptif etkileri ise sıcak plaka, kuyruk daldırma, kuyruk sıkıştırma ve asetik asit kıvranma testleri ile değerlendirilmiştir. Çalışmada seride yer alan moleküllerin hiçbiri farelerin motor performansları üzerinde anlamlı bir değişikliğe neden olmamıştır. 100 mg/kg dozda uygulanan 3i-3l kodlu test bileşikleri sıcak plaka ve kuyruk sıkıştırma testlerinde termal ve mekanik ağrılı uyarana karşı farelerin reaksiyon sürelerini artırmıştır. Bu durum maddelerin söz konusu etkilerini sırasıyla supraspinal ve spinal yolaklar aracılığıyla gerçekleştirdiklerine işaret etmiştir. 3h, 3j, 3l kodlu bileşikler ise termal ağrılı uyaranın uygulandığı kuyruk daldırma testinde spinal mekanizmalar aracılıklı antinoseptif etkinlik göstermiştir. Periferal analjezinin değerlendirildiği asetik asit testinde ise tüm bileşiklerin (3a-3l) deney hayvanlarının kıvranma sayılarını azalttığı görülmüştür. Elde edilen bu bulgular, pirazolin türevi test bileşiklerinin antinosiseptif etkinlik potansiyeline işaret eden önceki çalışmaların sonuçlarını desteklemiştir. Ancak, ilaç adayı haline gelmesi için söz konusu pirazolin bileşiklerinin santral ve periferal aracılıklı etkilerinin mekanizmasının çeşitli in vivo ve in siliko yöntemler ile araştırılması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Pirazolin, Antinosiseptif, Sıcak plaka testi, Kuyruk daldırma testi, Kuyruk-sıkıştırma testi, Asetik asit kıvranma testi

İlker Rahat
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

P-kumarik asit'in olası analjezik etkilerinin In Vitro patch clamp yöntemi ile değerlendirilmesi

Ağrı hayatta sık yaşanıp farklı nedenlerden ortaya çıkan ve hayat kalitesini düşüren bir semptom türüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri mevcuttur fakat doğal kaynaklı ve yan etkileri daha az olan yeni farmakoterapi yöntemleri bulmak için araştırmalar yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu tezde de p-kumarik asidin bilinen antienflamatuvar, antioksidan gibi etkilerinin oluşturduğu etki profiline, olası analjezik etkilerinin değerlendirildiği bir çalışmanın rapor edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda primer dorsal kök gangliyon hücreleri üzerinde yama kenetleme yönteminin tüm hücre konfigürasyonu ile deneyler gerçekleştirilerek p-kumarik asidin K+ akımları üzerindeki olası etkileri değerlendirilmiştir. Nöronların uyarıldığı depolarize voltaj aralığında ve gecikmeli doğrultucu K+ akımında 100 μM p-kumarik asit uygulaması sonucu inhibisyon gözlenmiştir. Bu bulgular, nöronun uyarılabilirliği üzerinde düzenleyici etkilere işaret etmektedir. Ağrı iletiminde temel taşlardan biri olan DRG'ler üzeride gözlenen bu durum, olası analjezik etkiyi ön plana çıkartmaktadır. Bu çalışmanın sonucu, p-kumarik asit ve türevlerinin ağrı çalışmalarında değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dorsal kök ganglionları, Yama kenetleme tekniği, p-kumarik asit.

Şenay Cakova
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

İzole sıçan mide fundus ve duodenum düz kasları üzerinde karvakrolün potasyum kanallarına etkisi

Düz kaslarının kontraktilitesinde değişiklikler, irritabl bağırsak sendromu ve akalazya gibi hastalıkların fizyopatolojisinde önemli rol oynamaktadır. İnsanlarda, içe doğru doğrultucu (Kir), kalsiyumla aktifleşen (KCa), iki gözenekli (K2P) ve voltaj kapılı (Kv) potasiyum kanallarının dört ana tipi vardır. Karvakrol, çeşitli aromatik bitkilerde doğal olarak bulunabilen sentetik bir bileşiktir. Karvakrolün trakea ve aortada, antimuskarinik, antihistaminik , adrenergik agonistik, TRP ve kalsiyum girişinin inhibisyonu yaptığı bildirilmiştir. Daha önce laboratuvarımızda yapılan bir çalışmada ise, duodenumda karvakrolün yaptığı düz kas gevşemelerinin potasyum iyon kanalları inhibitörü olan tetraetilamonyum tarafından bloke edildiği gösterilmiştir. Düz kaslarda potasyum kanalların üzerinde karvakrolün etkisini test etmek amacıyla izole sıçan mide fundus ve duodenumu kullanılmıştır. Karvakrolün BaCl2, 4-aminopiridin, linopiridin, paxillin ve UCL1684 varlığında gevşetici etkisinin azaldığı, BaCl2 + tetraetilamonyum varlığında gevşetici etkisinin tam olarak engellendiği, glibenklamid varlığında ise gevşetici etkisinin değişmediği gözlenmiştir. Bu bulgular, karvakrolün potasyum kanal açıcı olduğunu ve gevşetici etkisinde KCa1, KCa2.1, KCa2.2, KCa2.3, Kv1.1, Kv1.2, Kv1.4, Kv2.1, Kv2.2, Kv4.1, Kv4.2, Kv4, Kv7.1, Kv7.2, Kv7.3, Kv7.4, Kv7.5, Kir2.1 ve Kir3.1 kanalları rolü olduğunu göstermektedir.

Muhammed Yusuf
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Vortioksetin'in diyabetik sıçanların kognitif işlev bozuklukları üzerine etkilerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında multimodal etki mekanizmasına sahip bir antidepresan olan Vortioksetin'in diyabet ile indüklenen öğrenme ve bellek bozuklukları üzerine olası etkinliği araştırılmıştır. Deneysel diyabet modeli sıçanlara tez doz (50 mg/kg, i.v.) streptozotosin (STZ) uygulaması ile oluşturulmuştur. Kognitif bozuklukların oluşması için 4 hafta beklendikten sonra, diyabetik sıçanlara 3 hafta süre ile Vortioksetin tedavisi (10 mg/kg ve 20mg/kg) verilmiştir. Sıçanların öğrenme ve bellek işlevleri yeni nesne tanıma, pasif sakınma ve Morris su tankı testleri ile; motor performansları ise aktivitemetre cihazı kullanılarak değerlendirilmiştir. Deney gruplarındaki sıçanların hipokampal sitokin seviyeleri ELISA yöntemi ile ölçülmüştür. Elde edilen bulgular diyabetin, sıçanların gerek motor aktivitelerini gerekse tanıma belleği, emosyonel bellek ve uzamsal bellek işlevlerini zayıflattığını ortaya koymuştur. Vortioksetin ise uygulandığı her iki dozda da diyabetik sıçanların motor aktivitelerinde anlamlı bir değişime neden olmaksızın, kognitif performanslarındaki bozuklukları iyileştirmiştir. Vortioksetin sıçanların hipokampal IL-6, TNF-α ve IL-1β seviyelerinde diyabet ile indüklenen artışları da anlamlı ölçüde azaltmıştır. Bu bulgular Vortioksetin'in diyabetik hayvanlarda görülen kognitif işlev bozukluklarını en azından kısmen inflamatuvar yanıtı regüle ederek düzelttiğine işaret etmektedir. Bu çalışmanın sonuçları Vortioksetin'in çeşitli diyabetik komplikasyonların tedavisindeki etkinlik potansiyeline ilişkin önceki çalışmalar ile birlikte değerlendirildiğinde, bu ilacın diyabetik popülasyon için önemli bir alternatif olabileceğini göstermektedir. Ancak, bu sonucun kapsamlı klinik çalışmalar ile doğrulanması gerekmektedir.

Gökhan Gökhaner
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Motesanib'in diklofenak dietilamin ile kombinasyonunun antikanser, antiinflamatuvar ve antianjiyojenik etkilerinin araştırılması

Anjiyojenezis, hücresel sinyal iletim yolakları arasında kanser tedavisinde yeni terapötiklerinin geliştirilmesi için önemli bir moleküler hedeftir. EGFR ve PI3Kinaz'ın ifade düzeyleri ve inflamatuvar sitokinlerin kanser hücreleri üzerindeki etkilerinden dolayı, bu yolağın düzenleyicileri, antineoplastik tedavide önem taşımaktadır. VEGF-VEGFR sistemi tümör anjiyojenezi dahil olmak üzere fizyolojik ve patolojik anjiyojenezde önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada; bir anjiokinaz inhibitörü olan motesanibin (AMG 706) ve diklofenak dietilaminin, U87MG (Glioblastoma)/THP-1(Monosit) kokültür ortamında antiproliferatif, apoptototik ve antiinflamatuvar etkileri ile HUVEC (İnsan umbilikal ven endotel hücresi) hücrelerinde antiproliferatif ve antianjiojenik etkilerilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu nedenle önce U87MG, THP-1 ve HUVEC hücre hatlarında, motesanib, diklofenak dietilamin ve kombinasyon uygulamalarının MTT yöntemi ile sitotoksik etkileri belirlenmiş ve kombin uygulamaların CDI değerleri hesaplanmıştır. Özellikle motesanibin U87MG hücrelerinde antiproliferatif etkileri ile HUVEC hücrelerinde antimigrasyon etkileri gerçek zamanlı analiz sisteminde değerlendirilmiştir. Motesanib ve diklofenak dietilaminin HUVEC hücrelerinde hücre migrasyonuna etkileri morfolojik olarak da çalışılmıştır. U87MG/THP-1 kokültür hücre modeli oluşturularak, glioma hücrelerinde, motesanib ve diklofenak dietilamin kombinasyonlarının apoptotik etkileri Annexin V-PI, kaspaz-3 ve mitokondriyal membran potansiyeli analizleri ile, antiinflamatuvar etkileri de IL-1β, TNFα, IL-6, IL-8 ve IL-10 sitokin analizleri ile flow sitometride değerlendirilmiştir. Ayrıca ROS ve COX-2 düzeylerine etkiler flow sitometride analiz edilmiştir. Sonuç olarak, motesanib, diklofenak dietilamin ve kombinasyonlarının U87MG ve HUVEC hücrelerinde önemli antiproliferatif etkileri olduğu, özellikle kombine uygulamalarda aditif etkinin meydana geldiği belirlenmiştir. Motesanib HUVEC hücrelerinde konsantrasyon artışına bağlı olarak antimigrasyon etki göstermiş ve antianjiyojenik etkiler meydana getirmiştir. U87MG/THP-1 kokültür modelinde, glioma hücrelerinde motesanib ve diklofenak dietilamin kombinasyonlarının önemli apoptotik (40 μM motesanib+200 μM diklofenak dietilaminin) ve antiinflamatuvar (20 ya da 40 μM motesanib ile 200 μM diklofenak dietilaminin) etkileri belirlenmiştir.

Nour Alafandı
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eucalyptus globulus Labıll.uçucu yağının ve 1,8- sineol'ün antinosiseptif etkinliğinin araştırılması

Bu tez çalışmasında Eucalyptus türlerinin santral sinir sistemi ile ilişkili farmakolojik aktivitelerinden yola çıkılarak, Eucalyptus globulus Labill. bitkisinin yapraklarından elde edilen uçucu yağın potansiyel antinosiseptif etkinliği araştırılmıştır. Uçucu yağın (1 ve 10 mg/kg) antinosiseptif etkinliği sıcak plaka, kuyruk daldırma ve kuyruk sıkıştırma testleri ile değerlendirilmiştir. Uçucu yağ, her üç testte de, uygulandığı dozlarda farelerin motor performanslarında değişikliğe neden olmaksızın, % MPE değerlerini artırarak antinosiseptif etkinlik göstermiştir. Gaz kromotografisi/kütle spektrometresi ile yapılan fitokimyasal analiz sonuçları uçucu yağın % 87.4 oranında 1,8-sineol taşıdığını ortaya koymuştur. Ana bileşen olan 1,8-sineol farelere 0.1, 0.5, 1, 10 ve 25 mg/kg dozlarda uygulandığında, uçucu yağa benzer şekilde; antinosiseptif etkinlik göstermiştir. Bu bulgular gerek uçucu yağın gerekse 1,8-sineol'ün antinosiseptif etkilerini termal ve mekanik ağrılı uyaranları taşıyan nosiseptif yolaklar üzerinde, santral mekanizmalar aracılığı ile gösterdiğine işaret etmiştir. 1,8-sineol'ün antinosiseptif etkisinde α2-adrenerjik, D2/D3-dopaminerjik ve muskarinik reseptörlerin rol oynayıp oynamadıklarını araştırmak üzere sırasıyla yohimbin (α2-adrenerjik reseptör blokörü), sülpirid (D2/D3 dopaminerjik reseptör blokörü) ve atropin (non-selektif muskarinik reseptör blokörü) ile mekanistik çalışmalar yapılmıştır. Söz konusu ajanlar, nosiseptif testlerin her üçünde de 1,8-sineol ile indüklenen antinosiseptif etkiyi antagonize etmiştir. Bu çalışma 1,8-sineol'ün santral antinosiseptif etkinliğine α2-adrenerjik, D2/D3 dopaminerjik ve muskarinik reseptörlerin aracılık ettiğine işaret eden ilk çalışmadır. Anahtar Sözcükler: Analjezi, Eucalyptus globulus Labill, uçucu yağ, 1,8-sineol

Hümeyra Öksüz
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sinir hasarı ile indüklenen nöropatik ağrı tedavisinde rutin-pregabalin kombinasyonunun değerlendirilmesi

Nöropatik ağrı sinir hasarı ile ilişkili bir kronik ağrı türüdür. Nöropatik ağrının karmaşık patofizyolojisi nedeniyle, tedavide çoklu etki mekanizmasına sahip farmakolojik ajanlar veya kombine tedavi yaklaşımları tercih edilmektedir. Rutin deneysel nöropatik ağrıda etkili olduğu gösterilmiş biyoaktif bir bileşendir. Bu tez çalışması kapsamında 25-50-100 mg/kg rutinin 3 mg/kg pregabalin ile kombinasyonunun, sıçanlarda kronik konstriksiyon sinir hasarı ile indüklenen nöropatik ağrı modelinde, e-von Frey cihazı ve plantar test (Hargreaves metodu) yöntemleri kullanılarak olası antiallodinik ve antihiperaljezik etkinliğinin 180 dk süresince değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tüm kombinasyon gruplarının anthiperaljezik ve antiallodinik etkinlinliğinin tek başına rutin uygulaması yapılan ve 3 mg/kg pregabalin uygulanan gruplara göre belirli zaman aralıklarında istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve 30 mg/kg pregabalin uygulanan grupların etkinliği ile benzer seviyelerde olduğu belirlenmiştir. Kombinasyon grupları arasında en etkili sonuç ise 25 mg/kg rutin ile oluşturulan kombinasyon grubundan elde edilmiştir. Ayrıca söz konusu etkinliğin lokomotor aktiviteden bağımsız bir şekilde geliştiği görülmüştür. Rutinin, yan etki profilinin düşük olduğu ve tedavide kullanımı olan pregabalinin ise doza bağlı yan etki potansiyeli göz önünde bulundurularak, düşük doz pregabalin ile rutin kombinasyonunun oluşabilecek yan etkileri minimize ederek etkin tedavi sağlama açısından kombine tedavide kullanılabilecek potansiyel bir ajan olduğu kanısına varılmıştır.

KombinasyonKronik ağrıPregabalin+4
Gülsüm Helvacı
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Avenantramid C' nin çeşitli ağrı ve inflamasyon modellerinde etkinliğinin araştırılması

Avenantramidler, yulaf (Avena sativa L.) bitkisinde bulunan fenolik bileşiklerdendir ve farmakolojik etki potansiyelleri nedeniyle ilgi çekici fitofarmasötiklerdendir. Özellikle güçlü anti-oksidatif ve anti-inflamatuvar aktiviteler göstermesi ağrı kontrolünde ve inflamasyon üzerinde etkili olabileceğini akla getirmektedir. Bu nedenle tez çalışmasında Avenantramid-C' nin akut ağrı davranışları ve inflamasyon üzerindeki farmakoljik etkinliği ve olası etkinliğin potasyum (Kv7 tip K+) kanalları ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla farelere 10, 20 ve 40 mg/kg dozlarda sistemik uygulanan (i.p.) Avenantramid-C 'nin ağrı çalışmalarında sıklıkla kullanılan sıcak plaka, kuyruk daldırma ve kıvranma testleri ile analjezik etkinliği, karragenan ile indüklenen pençe ödem testi ile anti-inflamatuvar etkinliği, ilk iki testte 300 mg/kg dipiron diğer iki testte ise 10 mg/kg diklofenak ile karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır. Voltaj kapılı Kv7 tip K+ kanallarının katkısı spesifik kanal inhibitörü 5 mg/kg XE-991 ön-uygulaması (i.p.) yapılarak değerlendirilmiştir. Bulgular; tüm dozların farmakolojik etkin olduğunu, özellikle 20 ve hatta 40 mg/kg Avenantramid-C etkisinin dipiron ve diklofenak etki düzeylerinde oluştuğunu göstermiştir. Çalışmada etkinin lokomotor aktivite ile ilişkisi aktivite kafesi testi ile çalışılmış ve etkinin lokomotor aktiviteden bağımsız oluştuğu belirlenmiştir. Ayrıca hem akut ağrı hem inflamasyon üzerindeki farmakolojik etkide Kv7 tipi K+ kanallarının katkı sağladığı görülmüştür. Bu tez çalışması ile akut ağrı ve inflamasyon tedavilerinde ilaç geliştirme çalışmalarına ve yeni tedavi yaklaşımlarına katkı sağlayacak preklinik veriler sunulmuştur.

Bihter Erdoğan
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Katp kanallarinin o-kumarik asitin olası antinosiseptif etkisine katkısı

Ağrı günlük yaşamı etkileyen ve her insanın tecrübe ettiği rahatsız edici bir histir. Antioksidan özellik gösterilen fenolik asitler ağrı kesici etkinlik açısından dikkat çeken doğal biyoaktif bileşiklerdir. Bitkilerde yaygın olarak bulanan ve kumarik asit izomeri olan o-kumarik asitin ağrı kesici etki gösterdiğine dair literatürlerde henüz bir çalışmaya rastlanmamaktadır. Bu tez çalışmasında, o-kumarik asitin 25, 50 ve 100 mg/kg, i.p., dozlarda ağrı kesici etkinliğinin farelerde asetik asit ile indüklenen kıvranma testi uygulanarak araştırılması amaçlanmıştır. o-kumarik asitin antinosisieptif etkisi pozitif kontrol ilaç olarak kullanılacak olan 30 mg/kg diklofenak ile karşılaştırılacaktır. Potasyum kanalları, organizmada en yaygın ve en çeşitli iyon kanalı sınıfıdır; bu kanalların açılması analjezi ile sonuçlanır. o-Kumarik asidin mekanizmasında KATP kanal yolunun rolünü araştırmak ve guanilat siklazın potasyum kanalının aktivasyonuna katkısını belirlemek amacıyla KATP kanal blokeri olarak 10 mg/kg i.p. glibenklamid ve guanilat siklazın blokeri olarak 20 mg/kg i.p. metilen mavisi kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre, KATP kanalının o-kumarik asidin analjezik etkisinde önemli bir rol oynadığı, buna karşılık sGMP'nin etkisinin olmadığı ve KATP kanallarının aktivasyonunun farklı mekanizmalarla gerçekleştiği belirlenmiştir. Özetle, o-kumarik asidin belirgin bir periferik analjezi sağladığına inanılmakta ve bu çalışmaya dayanarak yapılacak ileri araştırmaların etkili bir yaklaşım sunacağı düşünülmektedir.

Ienas Kara Mohammed
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekinatin'in antidepresan-benzeri etkinlik potansiyelinin İn Vivo yöntemler kullanılarak araştırılması

Bu tez çalışmasında, Glycyrrhiza (meyankökü) türlerinin kök ve rizomlarından izole edilen bir fitokimyasal olan ekinatin'in potansiyel antidepresan-benzeri etkinliği araştırılmış ve bu etkinliğe aracılık eden olası monoaminerjik mekanizmalar farmakolojik antagonizma çalışmaları ile aydınlatılmaya çalışılmıştır. Ekinatin'in (20 ve 30 mg/kg, i.p.) antidepresan-benzeri aktivitesi kuyruktan asma ve modifiye zorlu yüzme testleri ile; hayvanların motor performansları üzerine olası etkisi ise Rota-rod ve aktivitemetre testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, ekinatin'in 30 mg/kg'lık dozda, farelerin motor aktivitelerini etkilemeksizin, fluoksetin (10 mg/kg, i.p.) ve reboksetin (20 mg/kg, i.p.) ile karşılaştırılabilir düzeyde antidepresan-benzeri etkinlik gösterdiğini ortaya koymuştur. p-klorofenilalanin metil ester, α-metilpara-tirozin metil ester, WAY-100635, fentolamin, propranolol, SCH-23390 ve sulpirid ön-uygulamaları ekinatin'in kuyruktan asma testindeki anti-immobilite etkisini ortadan kaldırmıştır. Diğer yandan ketanserin ön-uygulaması etkisiz bulunmuştur. Bu veriler doğrultusunda, ekinatin'in antidepresan-benzeri etkisinin monoaminerjik nörotransmisyonu modüle etmek suretiyle ortaya çıktığı ve bu etkinlikte α- ve β-adrenerjik, 5-HT₁A serotonerjik ve D₁, D₂ ve D₃ dopaminerjik reseptör alt tiplerinin rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, ekinatin'in söz konusu nörotransmitter sistemleri aracılığıyla antidepresan-benzeri etkiler gösterebileceğine dair ilk kapsamlı farmakolojik kanıtları sunmaktadır.

Gizem Türkoğlu Sağlık
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tangeretin tedavisinin sıçanlarda diyabet ile indüklenen nöropatik ağrı üzerine etkinliğinin araştırılması

Bu tez çalışmasında turunçgil kabuklarında bol miktarda bulunan bir pentametoksiflavon olan tangeretin'in, sıçanlarda deneysel diyabet ile indüklenen nöropatik ağrı üzerine potansiyel etkinliği araştırılmıştır. Tangeretin'in hiperglisemi üzerine etkisi açlık kan glukoz ve HbA1c seviyelerinin ölçümü ile nöropatik ağrı parametrelerinin üzerine etkisi ise Randall-Selitto, dinamik plantar, Hargreave's plantar ve ılık plaka testleri ile değerlendirilmiştir. Tangeretin'in (10 mg/kg ve 20 mg/kg) 14 gün süre ile uygulaması, diyabetik sıçanların açlık kan glukoz ve HbA1c seviyelerini anlamlı biçimde düşürmüştür. Nöropatik ağrı testlerinden elde edilen bulgular bu flavonoidin uygulandığı dozlarda hem mekanik hem de termal uyaran kaynaklı hiperaljezi ve allodini yanıtlarını referans ilaç gabapentin ile kıyaslanabilir ölçüde azalttığını göstermiştir. Antiallodinik ve antihiperaljezik etkinlik açısından 10 mg/kg ve 20 mg/kg'lık dozlar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Etki mekanizmasını aydınlatmaya yönelik olarak gerçekleştirilen çalışmalar, yohimbin ve ICI 118,551 ön-uygulamalarının, tangeretin'in 10 mg/kg dozu ile görülen antihiperaljezik ve antiallodinik etkileri geri çevirdiğine ancak WAY 100635, AM251 ve AM630 ön-uygulamalarının etkisiz olduğuna işaret etmiştir. Elde edilen bu bulgular tangeretin'in antihiperaljezik ve antiallodinik etkilerine α2 ve β2 adrenerjik reseptörlerin aracılık ettiğini göstermiştir. Tangeretin'in diyabete bağlı nöropatik ağrı üzerine etkinliği ilk kez bu çalışma ile ortaya koyulmuştur. Bundan sonraki adımda, tangeretin'in ilaç olabilme potansiyelini diyabetik hastalar üzerinde üzerinde yapılacak kapsamlı etkinlik ve güvenlik çalışmalarının bulguları belirleyecektir.

Gamze Tokgöz Tekin
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni piperazin türevlerinin sentezi ve antidepresan-benzeri etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada, yeni sentezlenen piperazin türevlerinin yapıları çeşitli spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır. Türevlerin antidepresan-benzeri aktiviteleri modifiye zorlu yüzme ve kuyruktan asma deneyleri ile; hayvanların motor performansları üzerine etkileri ise aktivitemetre testi ile değerlendirilmiştir. Bileşik 3a, 3d, 3f ve 3i kuyruktan asma ve modifiye zorlu yüzme testlerinde hayvanların immobilite sürelerini kısaltmıştır. Bu türevler, modifiye zorlu yüzme testinde hayvanların tırmanma ve yüzme davranışlarının sürelerini ise artırmıştır. Bu veriler, bileşik 3a, 3d, 3f ve 3i'nin antidepresan-benzeri etkinlik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Aktivitemetre testinde bileşikler, farelerin ambulatuar aktivite değerlerinde, toplam aktivite sayılarında ve yürüme mesafelerinde herhangi bir değişikliğe neden olmamıştır. Bu sonuçlar, bileşik 3a, 3d, 3f ve 3i'nin antidepresan-benzeri etkilerinin spesifik olduğunu işaret etmektedir. Söz konusu türevlerin antidepresan-benzeri aktivitelerine monoaminerjik mekanizmaların katılımını incelemek üzere p-klorofenilalanin metil ester ve α-metil-para-tirozin metil ester ile çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu ajanlarla yapılan ön-uygulamalar, bileşik 3a, 3d, 3f ve 3i'nin anti-immobilite aktivitelerini ortadan kaldırmıştır. Bu bulgular, bileşik 3a, 3d, 3f ve 3i'nin antidepresan-benzeri aktivitelerine serotonerjik ve katekolaminerjik sistemlerin aracılık ettiğine işaret etmektedir.

Fatmanur Dalkılıç
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapılarında sülfonamid içeren bazı yeni bileşiklerin sentezleri ve antinosiseptif etkilerinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında, yapılarında sülfonamid içeren 10 adet orijinal bileşik tasarlanmış, sentezlenmiş ve potansiyel antinosiseptif etkinlikleri in vivo yöntemler kullanılarak araştırılmıştır. Bileşiklerin siklooksijenaz (COX) enzimleri ile olası etkileşimleri ise in silico yöntemler ile incelenmiştir. Antinosiseptif etkiyi araştırmak üzere gerçekleştirilen sıcak plaka ve kuyruk sıkıştırma testlerinden elde edilen veriler serideki bileşiklerin 10 mg/kg'lık dozlarının farelerin yanıt sürelerini artırmadığını ortaya koymuştur. Bu bulgular bileşiklerin akut termal ve mekanik nosiseptif uyaran ile indüklenen ağrı iletimi üzerine spinal ya da supraspinal düzeyde antinosiseptif etkinliğe sahip olmadıklarını ortaya koymuştur. Diğer yandan serideki 4a, 4b, 4d, 4f, 4g, 4i ve 4j kodlu bileşikler asetik asit ile indüklenen kıvranma testinde ve formalin testinin erken fazında farelerin kimyasal nosiseptif uyaran ile indüklenen yanıtlarında anlamlı azalma sağlamışlardır. Bu bulgular söz konusu bileşiklerin periferal inflamatuar süreçlerle ilişkili tonik ağrı modellerinde etkili olduklarını ortaya koymuştur. Bileşiklerin etki mekanizmalarına yönelik bir öngörü sğlamak üzere yapılan moleküler yerleştirme (docking) çalışmaları 4j kodlu bileşiğin COX-1; 4f, 4g ve 4i kodlu bileşiklerin ise COX-2 enzimleri ile etkileştiğini ortaya koymuştur. 4i kodlu bileşiğin COX-2 enziminin aktif bölgesi ile oluşturduğu kompleksin stabilitesi moleküler dinamik çalışmaları ile doğrulanmıştır. Bu çalışmada literatüre antinosiseptif etkili orijinal sülfonamid türevleri kazandırılmış olmakla birlikte, etkili bulunan bileşiklerin ilaç olabilme potansiyellerinin değerlendirilebilmesi için kapsamlı farmakokinetik (biyoyararlanım, yarı ömür, doku dağılımı vb.) ve farmakodinamik (etkinlik, güvenlik vb.) çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.

Sayed Mansour Ahrarı
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tangeretin'in antidepresan-benzeri etkinliğinin ve ilişkili mekanizmaların araştırılması

Bu tez çalışmasında turunçgillerin kabuklarında yaygın olarak bulunan bir fitokimyasal olan tangeretin'in antidepresan-benzeri etkinliği, güvenilirliği ve geçerliliği yüksek in vivo yöntemler ile araştırılmış ve söz konusu etkinin altında yatan bazı mekanizmalar antagonizma çalışmaları ile aydınlatılmıştır. Tangeretin'in (10, 20 ve 40 mg.kg-1, p.o.) antidepresan-benzeri etkinliği kuyruktan asma (TST) ve modifiye zorlu yüzme testleri (MFST) ile; deney hayvanlarının motor koordinasyonları üzerindeki etkisi ise Rota-rod yöntemi ile değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler tangeretin'in 10 ve 20 mg.kg-1 dozlarının TST'de farelerin immobilite sürelerini, MFST'de ise farelerin immobilite sayılarını, tangeretin uygulanmamış kontrol hayvanlarına göre azalttığını ortaya koymuştur. Bu bulgular tangeretin'in 10 ve 20 mg.kg- 1 dozlarda, referans ilaç fluoksetin (30 mg.kg-1) ile kıyaslanabilir bir antidepresan-benzeri etkinlik gösterdiğine işaret etmiştir. Tangeretin aynı dozlarda MFST'de farelerin tırmanma sayılarını değiştirmezken, yüzme sayılarını anlamlı ölçüde artırmıştır. Bu flavonoidin 40 mg.kg-1 dozu her iki testte de istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye neden olmamıştır. Tangeretin'in etki mekanizmasını aydınlatmak üzere gerçekleştirilen α-metil- para-tirozin metil ester ön-tedavisi, bu flavonoidin 20 mg.kg-1 dozu ile indüklenen antidepresan-benzeri etkinliği değiştirmezken; p-klorofenilalanin metil ester, NAN-190 ve ketanserin ön-uygulamaları söz konusu etkinliği geri çevirmiştir. Bu bulgular tangeretin'in serotonerjik sistem aracılıklı antidepresan-benzeri bir etkinliğe sahip olduğunu ortaya koymuş ve serotonin'in 5-HT1A ve 5-HT2A/5-HT2C reseptör alt-tiplerinin bu etkide rol oynadığına işaret etmiştir. Tangeretin'in antidepresan bir ajan olarak değerlendirilebilmesi için, bu preklinik çalışma ile ilk kez ortaya koyulmuş olan antidepresan-benzeri etkinliğin, depresif hastalar üzerinde gerçekleştirilecek iyi tasarlanmış klinik çalışmalar ile doğrulanması gerektiği açıktır. Anahtar Sözcükler: Tangeretin, Antidepresan-benzeri etki, Kuyruktan asma testi, Modifiye zorlu yüzme testi, Rota-rod testi.

Antidepresif ajanlarDepresyonTangeretin+2
Nesime İnci Güner
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aripiprazolün kronik konstriksiyon hasarı ile indüklenen nöropatik ağrı ve rezerpin ile indüklenen fibromiyalji modellerindeki farmakolojik etkinliği

Aripiprazol; çeşitli afektif bozuklukların tedavisinde kullanılan ve özgün bir etki mekanizmasına sahip atipik antipsikotik ilaçtır. Tetiklediği mekanizmalardan hareketle kronik ağrı kontrolünde etkin bir tedavi sağlayabileceği düşünülmektedir. Bu tez çalışmasında, aripiprazolün nöropatik ağrı ve fibromiyalji üzerine olası etkisinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla; nöropatik ağrı üzerine etkinin değerlendirilmesi için kronik konstriksiyon hasarı ile indüklenen nöropatik ağrı modeli ve fibromiyalji üzerine etkinin değerlendirilmesi için rezerpin ile indüklenen fibromiyalji modeli olmak üzere iki farklı deneysel modelde intraperitoneal (i.p.) olarak uygulanan 1, 5 ve 10 mg/kg aripiprazolün olası antiallodinik etkisi elektronik von Frey cihazı ile değerlendirildi ve referans ilaçlar olarak sırasıyla 30 mg/kg pregabalin ve 30 mg/kg duloksetin etkileri ile karşılaştırıldı. Ayrıca her iki modelde de oluşturulan iki gruba aripiprazol ile referans ilaçların kombine uygulaması yapılarak kombinasyonun sağlayabileceği avantaj araştırıldı. Aripiprazolün, nöropatik ağrı üzerinde 5 ve 10 mg/kg dozlarda, fibromiyalji üzerinde ise tüm dozlarda antiallodinik etki gösterdiği belirlendi. Ayrıca mevcut tedavilere kombine edilmesi daha düşük dozla etkin tedavi sağlanmasına olanak tanıdı. Bu tez çalışması, nöropatik ağrı ve fibromiyalji tedavilerinde yeni tedavi yaklaşımlarına katkıda bulunacak preklinik veriler sunmaktadır.

AllodiniAripiprazolAğrı+4
Yağmur Okçay
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kardiyovasküler hastalığı bulunan ve hastaneye yatışı yapılan hastaların ilaç profillerinin değerlendirilmesi

Çalışmamızda, herhangi bir endikasyon nedeni ile kardiyoloji servisine yatışı yapılan hastaların hastanede yatış süresi boyunca kullandıkları ilaçların değerlendirilmesi ve olası medikasyon hatalarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 25 Aralık 2020-25 Nisan 2021 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin kardiyoloji servisine en az 2 gün yatışı yapılan ve ek kronik hastalığı bulunan 110 hasta dahil edilmiştir. Hastaya ait demografik bilgiler, klinik bilgiler, yatış sürecinde kullandıkları ilaç bilgileri ve biyokimyasal test sonuçları hasta dosyalarından elde edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların %59,1'i erkektir. Hastaların %50'si 61-64 yaş aralığında ve ortalama hastanede kalış süresi 5.2 olarak saptanmıştır. Hastaların klinik yatışları sırasında aldıkları tanılar incelenmiştir. Buna göre akut koroner sendrom (%33,6) ve kalp yetmezliği (%18,2) en fazla yatış nedeni olarak tespit edilmiştir. Ayrıca hastaların %90'ında hipertansiyon bulunmaktadır. Hastalara toplam 1061 ilaç reçete edilmiştir ve en fazla reçetelenen ilaç/ilaç grupları beta-blokörler, proton pompa inhibitörleri, antiplatelet ajanlardır. MAI puanına göre ortalama puan 9,89'dur ve 480 tane ilaç 9 puan almıştır. Medscape veri tabanında taranan ilaçlar arasında %76,3'ü orta dereceli olan toplam 1024 ilaç etkileşimi tespit edilmiştir. Etkileşimlerde en sık yer alan ilaçlar ise asetilsalisik asit ve beta-blokörlerdir. STOPP/START kriterlerinde değerlendirilen 42 hastada toplam 89 kriter uyumsuzluğu (STOPP: 40, START: 49) tespit edilmiştir. Kalp ve damar hastalıkları toplumda sıklıkla rastlanan hastalıklar olması ve çoklu ilaç kullanımı gerektirmesi nedeniyle kullanılan ilaçların diğer ilaçlarla etkileşme olasılığı bulunmaktadır. Ek kronik hastalık varlığında ilaç sayısının artması ile etkileşme olasılığı daha da artmaktadır. Bu nedenle çoklu ilaç kullanan hastalarda kullanılan ilaçlar arasındaki etkileşme riski değerlendirilmeli ve hastaların olası yan etkiler nedeniyle takipleri planlanmalıdır.

EczacılarKalp hastalıklarıKardiyovasküler hastalıklar+6
Fatma Gümüş
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Rutin ve benzeri bazı bitkisel komponentlerin analjezi ilişkili nöronal elektrofizyolojik parametreler üzerine etkilerinin primer hücre kültüründe incelenmesi

Polyphenolic phytochemicals with analgesic effects are generating an area of interest in pain management. There are many studies in the literature on the effects of chlorogenic acid, routine and hesperidin on pain and related mechanisms / processes. No study has yet been carried out to examine the effects of these test substances, which are promising bioactive substances in this field, on dorsal root ganglion neurons, in other words at the peripheral level, through the current-voltage curve and action potential parameters. In this thesis, these parameters were investigated via getting recordings performed both in voltage-clamp and current-clamp mode, using each cell as an auto control for the recordings, for the concentrations at concentration of 1 µM, 10 µM and 100 µM. Results obtained provided that all the three tested chemicals have been found to affect the threshold of action potential firing and after-hyperpolarization potentials and reduce type A potassium current densities and maximum conductance of potassium, which suggest a possible beneficial effect on neuronal excitability and induction of analgesia. As for the mechanisms by which these chemicals affect these cells at the single channels, future examination at single channel level is required for more exhaustive understanding of the observed effects.

AnalgesiaElectrophysiologyGanglia+4
Abderaouf Boubekka
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Analjezik etkili bazı polifenollerin dorsal kök gangliyon nöronları üzerindeki elektrofizyolojik etkileri

Pain is one of the conditions that limit the productivity and decrease the quality of life of affected patients. Despite the presence of plenty of effective analgesic, there is a great concern regarding their safety and adverse effects. Quercetin and some other polyphenols play an important role as anti-inflammatory, analgesic, and antioxidant agents. This study was performed on acutely dissociated dorsal root ganglion cells to investigate the effect of three agents (rosmarinic acid, quercetin, and gallic acid) in terms of parameters about cell excitability. The whole cell configuration of the patch clamp technique has been used to evaluate total outward currents and action potential parameters. Control groups were the same test cell groups taken from the same animal. Electrophysiological recordings from dorsal root ganglion cells showed that rosmarinic acid, quercetin, and gallic acid significantly reduce maximal K+ conductance over the membrane potential range tested and shift the peak current and conductance towards more positive membrane potentials. Action potential parameters have been changed after the administration of the chemicals in favor of an inhibition, like the effect observed consequently for K+ currents. Results obtained indicates that the inhibition on K+ currents the substances induce is not concentration dependent. In conclusion, this study clearly presented that the phytochemicals used have the potential to be promising drugs to relieve pain and further research based on this study will provide an efficient approach.

AnalgesiaAnalgesicsPain+6
Ahmed Abduljalıl Radman Hasan
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Risperidon'un antinosiseptif ve antiinflamatuvar etkinliğinin in vivo yöntemler ile araştırılması

Risperidon D2 dopaminerjik ve 5-HT2 serotonerjik reseptörleri güçlü şekilde bloke eden atipik bir antipsikotiktir. Dopaminerjik ve serotonerjik sistemlerin ağrının transmisyonundaki ve modülasyondaki rollerinden ve risperidonun ağrı ve inflamasyon üzerine etkinlik potansiyeline işaret eden önceki çalışmalardan hareketle, bu tez çalışmasında risperidon'un antinosiseptif ve antiinflamatuvar etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Risperidon'un (0.05, 0.1 ve 0.2 mg.kg-1) termal nosiseptif uyarana karşı antinosiseptif etkinliği sıcak plaka ve kuyruk daldırma; mekanik nosiseptif uyarana karşı antinosiseptif etkinliği ise kuyruk sıkıştırma testleri ile değerlendirilmiştir. Risperidon söz konusu testlerin hiçbirinde anlamlı bir antinosiseptif etkinlik göstermemiştir. Bu bulgular bu ilacın termal ya da mekanik nosiseptif uyaran ile indüklenen ağrıya karşı santral mekanizmalar aracılıklı bir antinosiseptif etkiye sahip olmadığını ortaya koymuştur. Diğer yandan, risperidon her üç dozda da asetik asit ile indüklenen kıvranma testinde farelerin kıvranma davranışlarının sayılarını anlamlı ölçüde azaltarak kimyasal nosiseptif uyaranları taşıyan nöronal yolaklar üzerinde antinosiseptif etkinlik göstermiştir. Yapılan mekanistik çalışmalar, glutamaterjik sistemin ve sGMP/ATP'ye duyarlı K+ kanalı yolağının risperidon'un söz konusu antinosiseptif etkinliğinde rol oynadığına işaret etmiştir. Risperidon aynı dozlarda sıçanlarda karragenin ile indüklenen pençe ödemini de anlamlı ölçüde azaltarak antiinflamatuvar etkinlik göstermiştir. Risperidon'un bu çalışmada ilk kez sunulan antinosiseptif ve antiinflamatuvar etkilerinin mekanizmasının tam olarak aydınlatılabilmesi için, bu ilacın ağrı ve inflamasyon ile ilişkili endojen mediyatörler, enzimler ve reseptörler üzerine olası etkilerinin in vivo ve in vitro yöntemler ile araştırılacağı daha kapsamlı çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Ağrı, İnflamasyon, Nosisepsiyon, Risperidon.

AnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlarAğrı+4
Beyza Aydın Üstündağ
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Viteksin ve viteksin yüklü taşıyıcı sistemin nöropatik ağrı üzerindeki etkilerinin araştırılması

Viteksin, antinosisepsiyon dahil olmak üzere çeşitli farmakolojik etkiler gösterdiği bilinen ve daha önce nöropatik ağrı üzerindeki etkisi detaylı olarak çalışılmamış bir flavonoiddir. Bu tez çalışmasında, viteksin ve katı lipit nanopartiküle yüklenmiş viteksinin nöropatik ağrı üzerindeki olası etkilerinin belirlenmesi, karşılaştırılması ve bu etkinliğe serotonerjik sistemin katılımının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Sıçanlarda kronik konstrüksiyon sinir hasarı ile indüklenen nöropatik ağrı modeli geliştirilerek, 5, 10, 20, 40 mg/kg viteksinin anti-allodinik ve antihiperaljezik etkisi değerlendirildi. Viteksinin sağladığı anti-allodinik ve antihiperaljezik aktiviteye serotonerjik sistemin katılımını incelemek amacıyla WAY-100635 (5-HT1A reseptör antagonisti), ketanserin (5-HT2A/2C reseptör antagonisti) ve ondansetron (5-HT3 reseptör antagonisti) kullanıldı. Elde edilen verilere göre; uygulanan tüm dozlarda viteksin anti-allodinik etkinlik gösterirken, 5 mg/kg viteksin uygulaması haricinde antihiperaljezik etkinlik gösterdi. Buna göre seçilen 5 mg/kg viteksin ile katı lipit nanopartikül formülasyonu hazırlandı. 5 mg/kg saf viteksin ve 5 mg/kg viteksin yüklü taşıyıcı sistemin anti-allodinik ve antihiperaljezik etkileri karşılaştırıldığında ise viteksin yüklü taşıyıcı sistemin anlamlı etki gösterdiği belirlendi. Viteksinin anti-allodinik ve antihiperaljezik etkinliğine 5-HT1A ve 5-HT3 reseptör stimülasyonlarının belirgin katkı sağladığı tespit edildi.

AğrıNanopartiküllerNöropatiler+3
Hazal Eken
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rosmarinik asitin nöropatik ağrı üzerine etkisi ve olası mekanizmaları

Nöropatik ağrı tedavisinde kullanılan mevcut ilaçlar ile varolan problemler nedeniyle daha etkin ve güvenilir yeni ilaçların geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Bu tez çalışmasında geniş doz aralığında güvenli olduğu gösterilen doğal antioksidan olan rosmarinik asitin 10, 20, 40 mg/kg, i.p., dozlarda rosmarinik asitin kronik konstriksiyon hasarı ile oluşturulmuş nöropatik ağrı modelinde, dinamik plantar test ile göstermesi olası olan antiallodinik etkinliğinin değerlendirilmesi ve antiallodinik etkinlikte adrenerjik ve opioiderjik mekanizmaların olası rollerinin araştırılması amaçlanmıştır. Rosmarinik asitin antiallodinik etki gösterdiği belirlenmiş, etkinin lokomotor aktiviteden bağımsız olarak gözlenmesi ve gözlenen etkinin klinikte sıklıkla nöropatik ağrı için reçetelenen pregabalin ile benzer seviyelerde ve sürede gerçekleştiriyor olması bir avantaj olarak değerlendirilmiştir. Gözlenen antallodinik etkinliğine opioid ve adrenerjik reseptör uyarımının aracılık ettiği ve α2 adrenerjik reseptör stimülasyonun antiallodinik etkiye katkı sağlayan primer olay olduğu belirlenmiştir. Bu tez çalışmasından elde edilen veriler; rosmarinik asitin nöropatik ağrı yönetiminde kullanılabilme potansiyeli olduğunu ortaya koyarken, yeni tedavi yaklaşımlarına katkıda bulunacak preklinik veriler sunmuştur.

AllodiniAğrıNöropatiler+2
Alper Ahmet Karakuş
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Piperazin türevi bazı bileşiklerin serotonerjik sistem aracılıklı antidepresan-benzeri etkilerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında 12 adet orijinal piperazin türevi bileşik (2a-2l) sentezlenmiş ve bu bileşiklerin olası antidepresan-benzeri etkileri araştırılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin kimyasal yapıları IR, 1H-NMR, 13C-NMR ve kütle spektroskopisi gibi yöntemler kullanılarak aydınlatılmıştır. Bileşiklerin farelerin motor koordinasyonları üzerine etkileri Rota-rod metodu ile; antidepresan-benzeri etkileri ise kuyruktan asma ve modifiye zorlu yüzme testleri ile değerlendirilmiştir. Serideki bileşiklerin hiçbiri farelerin motor performansları üzerinde anlamlı bir değişikliğe neden olmamıştır. Diğer yandan 2b, 2d, 2g, 2h, 2i ve 2j kodlu bileşikler kuyruktan asma ve modifiye zorlu yüzme testlerinde farelerin immobilite sürelerini, kontrol grubunun immobilite sürelerine göre anlamlı biçimde kısaltmıştır. Aynı bileşikler modifiye zorlu yüzme testinde farelerin yüzme davranışlarının sürelerini ise uzatmıştır. Elde edilen bu veriler 2b, 2d, 2g, 2h, 2i ve 2j kodlu bileşiklerin antidepresan-benzeri etkinliğe sahip olduklarına işaret etmiştir. Söz konusu etkiye serotonerjik sistemin aracılık edip etmediğini araştırmak üzere, serotonin sentez inhibitörü bir ajan olan PCPA ve 5HT1A serotonerjik reseptör blokörü bir ajan olan NAN-190 ile mekanistik çalışmalar yapılmıştır. Hem PCPA hem de NAN-190 ön-uygulamaları 2b, 2d, 2g, 2h, 2i ve 2j kodlu bileşiklerin anti-immobite etkilerini geri döndürmüştür. Elde edilen veriler söz konusu piperazin türevlerinin antidepresan-benzeri etkilerinin intakt bir serotonerjik sistem varlığında, 5HT1A serotonerjik reseptörler aracılığı ile gerçekleştiğine işaret etmiştir. Bu çalışmada aktif bulunan bileşiklerin ADME parametrelerinin tahminine ilişkin çalışmalar, bileşiklerin uygun farmakokinetik özelliklere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular piperazin türevi maddelerin antidepresan etkinlik potansiyeline işaret eden önceki çalışmaların sonuçlarını desteklemiş ve literatüre etkisini serotonerjk sistem üzerinden gösteren yeni ilaç adayı moleküller kazandırmıştır.

5-HidroksitriptofanAntidepresif ajanlarDepresyon+6
Oğuz Çelik
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Linalool'ün diabetik nöropati modeli oluşturulmuş sıçanlardaki antihiperaljezik ve antiallodinik etkilerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında linalool'ün diyabet ile indüklenen nöropatik ağrı üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Sıçanlarda diyabet ile indüklenen hiperaljezi ve allodini, sırasıyla Randall-Selitto ve Dinamik plantar testleri ile değerlendirilmiştir. 7 ve 14 gün süre ile 75 ve 150 mg.kg -1 dozlarda linalool uygulaması, diyabetik sıçanların her iki testte de kısalan pençe çekme eşik değerlerini anlamlı ölçüde uzatmıştır. Elde edilen veriler linalool'ün uygulandığı dozlarda mekanik uyaran ile indüklenen hiperaljeziyi ve allodiniyi gabapentin (GBP) ile karşılaştırılabilir düzeyde iyileştirdiğini ortaya koymuştur. Diğer yandan linalool uygulamaları diyabetik sıçanların kan glukoz seviyelerinde ve motor aktivite değerlerinde herhangi bir değişikliğe neden olmamıştır. Bu bulgular, bu çalışmada gözlenen farmakolojik etkilerin antidiyabetik bir etkinlikten ya da motor performanstaki herhangi bir bozulmadan kaynaklanmadığına işaret etmiştir. Çalışma kapsamında linalool'ün antihiperaljezik ve antiallodinik etkilerinin altında yatan mekanizmaları araştırmak üzere α-metil-para-tirozin (katekolamin sentez inhibitörü), yohimbin (α 2 -adrenerjik reseptör blokörü), ICI 118,551 (β 2 -adrenerjik reseptör blokörü) ve sülpirid (D 2 /D 3 -dopaminerjik reseptör blokörü) adlı ajanlarla mekanistik çalışmalar yapılmıştır. Söz konusu ajanların ön-uygulamaları linalool'ün antihiperaljezik ve antiallodinik etkilerini ortadan kaldırmıştır. Bu bulgular, linalool'ün antihiperaljezik ve antiallodinik etkinlik göstermesi için intakt bir katekolaminerjik sistemin var olması gerektiğine işaret etmiş ve söz konusu etkilere α 2 -adrenerjik, β 2- adrenerjik ve D 2 /D 3 -dopaminerjik reseptörlerin katkıda bulunduğunu ortaya koymuştur.

AllodiniAğrıDiabetes mellitus+5
Ayşe Ece Şepboy
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Histamin'in dorsal kök ganglion nöronlarında HCN kanallarına etkisi

Santral Sinir Sistemi, insan ve diğer hayvanların yaşamsal tüm faaliyetleri kontrol eder. Yaşamsal faaliyetler duyu organlarımızla algılanıp sinir sistemi ile impulslar ile beyine iletilmektedir. Sinir Sisteminin en önemli bölümlerinden biri spinal kolondur. Spinal kolonundaki dorsal kök ganglionları sinir sisteminin bir bölümüdür. Dorsal Kök Ganglionları gelen iletileri beyine iletirler. Dorsal kök ganglionlarını dış uyaranlar dışında, endojen ve eksojen kimyasal maddeler de uyarmaktadır. Histamin vücudumuzda bulunan endojen maddelerden birisidir. Histamin, beyin ve bağırsak sisteminde bulunmaktadır. Etkisini histamin reseptörleri aracılığıyla göstermektedir. Genelde allerjenik ve patolojik durumlarda ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda histaminin omurilik dorsal kök ganglionlarında HCN kanal aracılığı ile farmakolojik etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, Patch-clamp tekniği ile deneyler yapılmış ve bu yapılan deneylerden sonuçlar elde edilmiştir.

GanglionHistaminNöronlar+1
Mehmet Hakan Akcan
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kısa zincirli sfingolipidlerin akciğer kanseri hücreleri üzerindeki etkileri

Akciğer kanseri henüz tedavisi bulunamamış tüm dünyada ölüm nedenlerinin baş sırasında yer alan küresel bir hastalıktır. Son zamanlarda bu alanda yapılan birçok çalışmanın da temel amacı apoptozis ile ilişkili düzenleyici mekanizmaları anlamak ve anti kanser ilaçların geliştirilmesine yeni yaklaşımlar sağlamaktır. Sfingolipid grubu bir molekül olan seramidin kanser patogenezi ve tedavisinde apoptozun tetiklenmesi, hücre proliferasyonu ve migrasyonunun düzenlenmesinde etkisi büyüktür. Kilit role sahip olan seramidlerin, apoptoz yolaklarının bir çoğunda görev aldıkları ve sitoplazmadaki seviyeleri arttığında programlı hücre ölümüne yol açtığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Biz de bu çalışma ile C2 ve C6 seramidin kombine formunun Türkiye ve tüm dünyada en çok ölüm sebebi olan akciğer kanser hücreleri üzerindeki etkilerini araştırdık. Bunun için önce in vitro ortamda kısa zincirli sfingolipidlerin etken dozunu zamana bağlı olarak belirledik, C2 ve C6 kombine formunun belirlediğimiz IC50 konsantrasyonunda A549 hücreleri üzerindeki sitotoksisite etkilerini MTT kolorimetrik testi ile tespit ettik. Hücrelerin yapısında oluşan morfolojik değişikleri ikili boyama sonucunda önce konfokal mikroskopu ile, daha sonra geçirimli elektron mikroskopu ile gözlemledik. Sonuç olarak C2 ve C6 kombin seramidin A549 insan akciğer kanseri hücre hattındakı sitotoksik ve apoptotik etkileri belirlenmiş ve çalışmamızın sonucu olarak hücrelerde apoptozisi gösteren morfolojik ve ince yapısal değişiklikler saptanmıştır. Bu çalışma sonrasında hücrelerin sfingolipid ve lipid metabolizması kanser tedavisi ile ilişkilendirilerek yeni tedavi yaklaşımı seçeneği ortaya konmuştur. Elde ettiğimiz sonuçların akciğer kanserinde C2 ve C6 kombine formunun alternativ bir tedavi çeşiti olarak kullanılmasına yönelik ileriye dönük başka çalışmalara da ışık tutacağı kanaatindeyiz.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıAntineoplastik ajanlar+4
Shahri Taghizade
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçanlarda radyokontrast madde nefropatisini önlemede montelukast'ın NF-KB, NOX4 VE P22 PHOX ekspresyonu aracılı etkisi

Kontrast madde nefropatisi patofizyolojisinde, serbest oksijen radikallerinde artış, inflamasyon ve apoptozis gözlenmektedir. NADPH oksidaz 4, daha çok böbrekte eksprese edilen, p22phox ile ko-lokalize ve reaktif oksijen türlerinin üretiminde regülatör enzimdir. Montelukast, antioksidan, anti-inflamatuar, anti-apoptotik etkilere sahiptir. Bu çalışmada, montelukast profilaksisinin sıçanlarda kontrast madde nefropatisini önlemede NF-κB, NOX4 ve p22 phox ekspresyonu aracılı etkisi araştırılmıştır. Nefropati modeli; 15 dakika ara ile sırasıyla 10 mg/kg indometazin, 10 mg/kg NG-Nitro-L-arjinin metil ester ve 3 g I/kg ioheksol enjeksiyonlarıyla 16 saatlik susuzluk periyodu sonrasında 6.günde oluşturulmuştur. Sıçanlar 8.günde tiyopental sodyum anestezisi altında sakrifiye edilmiştir. Tüm enjeksiyonlar intraperitoneal uygulanmıştır. Nefropati modelinin uygulanmasından sonra; serum KIM-1 seviyeleri, TNF-α, NF-κB, NOX4, p22phox ve KIM-1 mRNA ekspresyonları, doku ROS seviyeleri, tübüler hasar skoru ve apoptozis kontrol grubuna göre artmıştır. 10 mg/kg montelukast uygulaması, serum KIM-1 seviyelerini, TNF-α, NF-κB, NOX4, p22phox ve KIM-1 mRNA ekspresyonlarını, doku ROS seviyelerini ve NF-κB p65 protein ekspresyonlarını azaltmıştır. Sonuçlar montelukast profilaksisinin, kontrast madde nefropatisinde koruyucu etkisi bulunduğunu göstermektedir. Montelukast, kontrast madde nefropatisini önlemede etkili olabilecek bir ajandır. Montelukast profilaksisinin etkililiğinin değerlendirilmesi için ileri araştırmalar gereklidir.

Akut böbrek hasarıBöbrekHayvan deneyleri+4
Oğuzhan Şimşek
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hidroksiklorakin'in P-glikoprotein substratı talinololün farmakokinetiğine etkisi

Hidroksiklorokin (HCQ) kronik inflamatuar hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılan antimalaryal bir ilaçken Covid-19 pandemisinde viral klirenste artma ve azalmış hastalık progresyonu nedeni ile tedavi şemasına dahil edildikten sonra, yan etki ve potansiyel ilaç-ilaç etkileşmelerinden dolayı tedaviden çıkartılmıştır. P-glikoprotein (P-gp), vücudun çeşitli dokularında eksprese olarak ilaçların farmakokinetiğinde ve ilaç-ilaç etkileşmelerinde önemli rol oynayan bir efluks proteinidir. Bu çalışmada, tek doz ve tekrarlanan dozda uygulanan HCQ'nin eş zamanlı uygulanan P-gp substratı talinololün farmakokinetiğine etkilerinin Wistar albino sıçanlarda incelenmesi amaçlanmıştır. Tek doz çalışmasında, HCQ (25 mg/kg) ve talinolol (20mg/kg), tekrarlı uygulamada ise, 7 gün süre ile HCQ (25 mg/kg) uygulamasını takiben 8. günde tek doz talinolol (20 mg/kg) oral olarak sıçanlara uygulanmıştır (her grup için n=5). 0.5, 1.,2.,4. ve 5. saatlerde kan örneği alınmış ve talinololün plazma düzeyleri HPLC yöntemi ile tayin edilmiştir. Tekrarlı doz uygulama sonrası karaciğer P-gp protein düzeyleri Western blot ile tayin edilmiştir. HCQ'nin tek doz uygulaması talinololün Cmaks (0,16±0,09µg/ml vs 0,23±0,1µg/ml; p=0,3095) ve AUCtotal (0,54±0,18µg*sa/ml vs 0,74±0,19µg*sa/ml; p=0,1905) değerlerini 1,4 kat artırırken, 7 günlük uygulama Cmaks (0,22±0,04µg/ml vs 0,19±0,06µg/ml; p=0,8413) ve AUCtotal (0,62±0,11 µg*sa/ml vs 0,53±0,12 µg*sa/ml; p=0,3095) değerlerinde azalmaya neden olmuştur. Tekrarlı doz HCQ uygulaması karaciğer P-gp protein düzeylerini azaltmıştır. Tek doz ve tekrarlı doz HCQ çalışmasında elde ettiğimiz farklı sonuçların, HCQ'nin diğer intestinal alım taşıyıcılarının inhibisyonu veya P-gp inhibisyonu sonucu meydana gelen başka taşıyıcıların upregülasyonuna bağlı olabileceği düşünülmektedir.

FarmakokinetikGlikoproteinlerHidroksiklorokin+4
Mhd Saeed Sakbanı
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

PPAR-γ agonisti pioglitazonun perivasküler adipoz doku üzerine olan etkilerinin incelenmesi

Perivasküler adipoz doku (PVAD), vasküler tonusun düzenlenmesi, vasküler inflamasyon ve ateroskleroz gibi pek çok fizyolojik ve patolojik süreçte rol almaktadır. Çalışmamızın amacı tip 2 diyabette (T2DM) PVAD'ın yapı ve fonksiyonunda meydana gelen değişimlerin değerlendirilmesi ve T2DM tedavisinde kullanılan PPAR-γ agonisti pioglitazonun bu tablodaki olası rolünün araştırılmasıdır. Çalışmamızda pioglitazon tedavisinin, T2DM gibi patolojik bir koşulda meydana gelen PVAD disfonksiyonu üzerine olan etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla Wistar albino erkek sıçanlarda HFD/STZ-T2DM modelinde 6 hafta süre ile 20mg/kg oral pioglitazon uygulamasının biyokimyasal parametreler (açlık glukoz, OGTT, total kolesterol ve trigliserit), PVAD miktarı, vasküler reaktivite, PVAD'da adipokin (adiponektin ve leptin), inflamatuvar sitokin (TNF-α ve IL-6) ve çeşitli gen ekspresyon düzeyleri üzerine olan etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca kalp, karaciğer, torasik aorta ve PVAD örnekleri histopatolojik açıdan değerlendirilmiştir. Bulgularımız sıçanlarda HFD/STZ T2DM modelinde pioglitazon uygulamasının kan glukozu ve lipid profilinde olumlu etkiler gösterdiği, PVAD miktarını arttırdığı, bununla birlikte PVAD'ın vasküler reaktivite üzerindeki antikontraktil etkisini anlamlı bir düzeyde değiştirmediği, endotel-aracılı veya endotel-aracısız gevşeme yanıtları üzerinde bir etkisinin olmadığı, adiponektin, leptin ve IL-6 düzeylerini değiştirmezken TNF-α düzeylerini artırdığını göstermektedir. Ayrıca diyabet grubunda PVAD dokusunda PPAR-γ ekspresyon düzeylerini belirgin düzeyde artırmıştır. Buna ilaveten pioglitazon diyabet grubunda otofaji ile ilişkili Beclin ve LC3-II gen ekspresyon düzeylerinde anlamlı bir azalma oluşturmuştur. Histopatolojik bulgular varolan klinik çalışmaları destekler niteliktedir. Ayrıca pioglitazon uygulaması PVAD'da adiposit büyüklüğünü artırmıştır. Bulgularımızın pioglitazonun kardiyovasküler sistem üzerine olan etkilerinin anlaşılmasında farklı bir boyut kazandıracağını düşünmekteyiz.

Adipoz dokuAgonistlerDiabetes mellitus-tip 2+2
Erkan Civelek
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kapesitabinin faredeki kronofarmakokinetiğinin incelenmesi

Sirkadiyan zamanlama sistemi, yaklaşık 24 saatlik bir periyod ile, ilaç farmakokinetiğine ilişkin absorpsiyon, dağılım, metabolizma ve eliminasyon süreçlerinde değişiklikler oluşturmaktadır. Kronofarmakokinetiğe bağlı olarak hedef dokuların ilacın aktif formuna maruziyeti ve sitotoksisite değişkenlik göstermektedir. Terapötik aralıkları dar olan ve doz kısıtlayıcı yan etkiler gösteren antikanser ilaçlar için farmakokinetikteki uygulama zamanına bağlı değişikliklerin bilinmesi, özellikle önem taşımaktadır. Çalışmamızda kapesitabinin ve metabolitlerinin farmakokinetiğine ilişkin sirkadiyan değişiklikleri ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaçla ZT1, ZT7, ZT13 ve ZT19 zamanlarında, C57BL/6J soyu erkek farelere oral yoldan 500 mg/kg kapesitabin uygulanmış ve bunu takiben kapesitabin ile 5'DFCR, 5'DFUR, 5'FU metabolitlerinin plazma ve karaciğerdeki farmakokinetiği değerlendirilmiştir. Ayrıca kapesitabinin metabolizmasında rol oynayan enzim ekspresyonlarındaki zamana bağlı değişiklikler incelenmiştir. Çalışmamızda kapesitabin uygulanan farelerde, kapesitabin, 5'DFUR ve 5-FU'nun plazma Cmaks ve AUC0-6sa değerleri farelerin dinlenme periyodunda (ZT1 ve ZT7) aktivite periyoduna (ZT13 ve ZT19) göre daha yüksek olmuştur (p<0,05). Karaciğer dokusunda da benzer şekilde 5'DFUR ve 5-FU'nun plazma Cmaks ve AUC0-6sa değerleri dinlenme periyodunda aktivite periyoduna göre daha yüksek iken (p<0,05), kapesitabin ve 5'DFCR karaciğer konsantrasyonlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık oluşmamıştır. Ayrıca, CES1, CES2, CDA, UPP2 ve DPD protein düzeylerinde sirkadiyan ritimler gösterilmiştir (p<0,05). Bulgularımız, kapesitabin ile metabolitlerinin farmakokinetiğinde ve kapesitabini metabolize eden enzimlerin düzeylerinde, uygulama zamanına bağlı olarak anlamlı farklılıklar olduğunu göstermektedir. Kapesitabinin farmakokinetiğindeki gün içi farklılıkları mekanizmalarıyla beraber ortaya koyan çalışmamız, antikanser ilaçların kronofarmakokinetiğine ilişkin bilgi birikimine katkı sunmakta ve kronoterapinin gerekliliğini desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Kapesitabin, kronofarmakokinetik, kronoterapi, kanser, sirkadiyan ritimler Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: TDK-2018-30939

FarelerFarmakokinetikKapesitabin+4
Yasemin Kübra Akyel
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koroner arter bypass greft materyallerinde vasküler tonusun kontrolünde tromboksan reseptörünün etkisinin incelenmesi

Koroner arter bypass operasyonu sonrasında kullanılan antitrombositik ilaç olan aspirin, tromboksan (TxA2) sentezini inhibe ederek safen ven (SV) ve internal mammariyal arter (IMA) gibi bypass greft materyallerin açık kalma oranını arttırmaktadır. Ancak, bypass operasyonu sonrasında hastaların bir kısmında aspirin direnci görülmektedir. Bu nedenle, bypass operasyonunu sonrası TxA2'nin etkisini spesifik olarak inhibe eden yeni tedavi yaklaşımlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmamızda SV ve IMA'da vasküler tonusun kontrolünde TxA2 yolağının etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla izole organ banyosu kullanılarak, TP reseptör antagonisti (BAY u3405), aspirin ve TxA2 sentaz inhibitörünün (furegrelat); çeşitli spazmojenlere [prostaglandin (PG)E2, , PGF2α, U46619, fenilefrin ve araşidonik asid (AA)] karşı gelişen vasküler reaktivite üzerine etkisi incelenmiştir. Ayrıca, furegrelat varlığında diğer prostanoidlerin yönüne bir kayma gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek için greft materyalleri furegrelat ile birlikte PGI2 reseptör antagonisti (CAY10441) veya PGE2 (EP4) reseptör antagonisti (GW627368X) inkübe edilerek PGE2 kümülatif olarak artan dozlarda uygulanmıştır. Bulgularımızda, BAY u3405'in her iki greft materyalinde de PGE2, PGF2α, U46619 ve AA'nın oluşturduğu kasılma yanıtlarını önemli ölçüde inhibe ettiği gösterilmiştir. Aspirin; IMA preparatlarında fenilefrinin oluşturduğu kasılma yanıtlarını anlamlı ölçüde arttırmakta, SV preparatlarında ise AA'nın oluşturduğu kasılma yanıtını anlamlı ölçüde azaltmaktadır. Furegrelat, her iki greft materyalinde; PGE2 ve AA'nın oluşturduğu kasılma yanıtlarını anlamlı ölçüde azaltmıştır. Furegrelata ek olarak, CAY10441 ve/veya GW627368X varlığında, furegrelatın sebep olduğu vasküler tonustaki azalma ortadan kalkmıştır. Sonuçlarımız, bypass operasyonu sonrasında aspirine alternatif olarak BAY u3405 veya furegrelat kullanıldığı takdirde bypass operasyonu sonrasında meydana gelen spazmın önlenmesine katkı sağlayacağını önermektedir.

Kalp hastalıklarıKoroner arter bypassSafen ven+1
Khadıja Aljesrı
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farelerde uyku yoksunluğu mani modelinde tamoksifenin etkilerinin ve beyin bölgelerinde glutamat ve glutamin düzeylerinin araştırılması

Protein kinaz C inhibitörü tamoksifen bipolar hastalarda antimanik etki göstermekte, deney hayvanlarında mani benzeri davranışları azaltmaktadır. Manide beyin bölgelerinde protein kinaz C aktivitesinin, glutamat düzeyinin ve glutamat/glutamin oranının arttığı ve tedaviye yanıt olarak düştükleri gösterilmiştir. Glutamatın öğrenme ve bellek oluşumunun düzenlenmesinde önemli rolü bulunmaktadır. Tamoksifen glutamat salıverilmesini azaltabildiğinden, bu etkinin antimanik etkinliğe katkı sağlarken, maniye eşlik eden öğrenme ve bellek bozukluğunu değiştirebileceği öne sürülebilir. Bu çalışmada; 8 gün günde 2 kez 1 mg/kg tamoksifen uygulanan farelerde 2 gün ara ile 3 kez REM uyku yoksunluğu oluşturuldu. İkinci yoksunluktan 24 saat sonra lokomotor aktivite ölçüldü. Son yoksunluğun hemen ardından lokomotor aktivite, merdiven testi ile risk alma davranışı ve yeni nesne tanıma testi ile bellek değerlendirildi ve ardından frontal kortekste ve hipokampüste glutamat ve glutamin miktarları ölçüldü. İkinci uyku yoksunluğunda kare geçiş arttı. Son uyku yoksunluğunda kare geçiş ve çıkılan basamak sayısı arttı ve frontal kortekste glutamat azaldı. Tanıma indeksi, frontal kortekste glutamin, hipokampüste glutamat ve glutamin ve iki bölgede glutamat/glutamin değerlerinde bir değişiklik ortaya çıkmadı. REM uyku yoksunluğuna bağlı lokomotor aktivite ve risk alma davranışı artışı ve frontal kortekste glutamat düzeyindeki azalma tamoksifen ile önlendi. Bulgular mani, tamoksifen ve glutamat arasındaki ilişki ile ilgili iddialara karşıt niteliğinde olsa da tamoksifenin antimanik etkisinde glutamatın rolünün olabileceğini göstermekte ve tekrarlayan uyku yoksunluğunda hastalığın gelişim sürecinin daha iyi taklit edilebileceğini işaret etmektedir. Bu sonuçlar desteklenmeleri için ileri çalışmaları gerektirmektedir. Anahtar Kelimeler: tamoksifen, mani, uyku yoksunluğu, glutamat, öğrenme, bellek Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 31202

BellekBeyinFareler+7
Selda Özakman
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Astım patogenezinde hava yolu hiperreaktivitesi ve inflamatuvar yanıt oluşumunda AP2'nin rolü

Astım kronik hava yolu inflamasyonu ve bronş aşırı duyarlılığı ile karakterize heterojen bir hastalıktır. Astım patogenezinde FABP4 olarak da bilinen adiposit-protein-2(aP2)'nin rolünü ortaya koyan çalışmalar son derece kısıtlıdır. Dolaşımdaki aP2'nin alerjik astım patogenezinde rol alabileceği öne sürülmüştür. Ancak aP2'nin hava yolunda hangi mekanizmalar üzerinden etkili olduğu, ve bu etkiden sorumlu aP2'nin kaynağı bilinmemektedir. Bu çalışmada aP2'nin alerjik hava yolu inflamasyonu ve hava yolu hiperreaktivitesi üzerindeki rolünün aP2f/f-farelerde geliştirilen deneysel alerjik-astım modelinde araştırılması amaçlanmıştır. Astım patogenezinde etkili aP2'nin kaynağının belirlenmesi içinde, doku spesifik aP2'den yoksun deney gruplarının oluşturulması planlanmıştır. Bu amaçla OVA veya HDM ile indüklenen deneysel aP2f/f-fare alerjik astım modelinde metakolinin artan dozları ile gerçekleştirilen bronkoprovokasyon testi sonrasında RN ve Rrs değerlerinde kontrol grubuna göre bir anlamlılık gözlenmemiştir. Bu nedenle, doku spesifik aP2'den yoksun deney gruplarında çalışma yapılamamıştır. aP2'nin hava yolları inflamasyonundaki rolünü değerlendirmek üzere çalışmaya in vitro ortamda insan bronşiyal epitel (BEAS-2B), fare akciğer epitel (MLE-12) ve alveolar makrofaj (MH-S) hücre kültürlerinde devam edilmiştir. Rekombinant aP2 uygulamasına bağlı olarak, BEAS-2B hücre kültüründe CCL2, IL-1B, TSLP; MLE-12 hücre kültüründe CCL2 ve MH-S hücre kültüründe CCL2, IL-1B'in gen ekspresyonları artmıştır. Rekombinant aP2+OVA uygulaması; BEAS-2B ve MLE-12 hücre kültürlerinde CCL2; BEAS-2B ve MH-S hücre kültürlerinde ise IL-1B ekspresyonunu OVA-grubuna kıyasla anlamlı olarak arttırmıştır. LPS uygulanan MH-S hücre kültüründe aP2 ekspresyonunun arttığı gözlenmiştir. Epitel hücrelerde ise aP2 gen ekspresyonu ve kültür ortamında aP2 protein tespit edilmemiştir. Sonuç olarak in-vitro deneylerden elde edilen preliminer veriler aP2'nin, proinflamatuvar sitokin ve kemokin üretimini tetiklediğini ve alerjen maruziyetine bağlı gelişen inflamatuvar yanıtı arttırabileceğini göstermektedir.

Adipoz dokuAdipoz dokuAstım+5
Nurdan Dağtekin
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00