42
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Myrtus communis L. üzerinde farmasötik botanik araştırmalar
Myrtaceae familyasının bir üyesi olan Myrtus communis L. ülkemizde doğal olarak yetişen, herdem yeşil bir bitkidir. Halk arasında dahilen stres yönetiminde, yara iyileştirici ve kolesterol düşürücü olarak, diyabet, diyare ve kabızlık tedavisinde kullanımı mevcuttur. Bu tez çalışmasında M. communis yaprak ekstreleri, fraksiyonları ve kromatografik yöntemlerle izole edilmiş saf bileşiklerin Parkinson patolojisinde önemli yeri bulunan oksidatif stres, enflamasyon ve α-sinüklein fibril proteini üzerine etkileri in vitro testler ile araştırılmıştır. Bu kapsamında M. communis, anatomik ve morfolojik olarak incelenmiş ve farmakope analizleri yapılarak bitkinin farmakope monografı için referans kaynak oluşturulmuştur. Bitki içeriğindeki sekonder metabolit grupları, genel teşhis reaksiyonları ile kalitatif olarak belirlenmiş ve kantitatif olarak madde miktar tayinleri yapılmıştır. Bitki yapraklarının %80'lik EtOH ekstraksiyonundan çeşitli kromatografik yöntemlerle izole edilmiş altı adet saf bileşik 1D NMR ve HR-ESI-MS yöntemleriyle tayin edilmiştir. Mirsitrin (MC-02), kersitrin (MC-05) olmak üzere iki flavonoit, ursolik asit (MC-09), korosolik asit (MC-11) ve asiatik asit (MC-18) olmak üzere üç triterpen ve floroglusinol yapısında gallomirtukommulon C (MC-04) saf bileşikleri izole edilmiştir. Bitkinin %80'lik EtOH ve sulu ekstresi, %80'lik EtOH'tan kromatografik yöntemlerle elde edilmiş alt fraksiyonları üzerinde in vitro ABTS, CUPRAC, DPPH, FRAP ve NO olmak üzere beş farklı antioksidan aktivite testi; in vitro elastaz, kolajenaz ve tirozinaz olmak üzere üç farklı enzim inhibisyon testi uygulanmıştır. Bütün numuneler antioksidan özellik göstermekle beraber en yüksek antioksidan aktivitenin ekstreler düzeyinde olduğu anlaşılmıştır. Numunelerin elastaz enzimini inhibe etmediği anlaşılmıştır. Kolajenaz enzim inhibisyonu testi sonuçlarına bakıldığından en yüksek aktiviteyi bitkinin sulu ekstresi göstermiştir. Tirozinaz enzim inhibisyon testinin sonuçlarında en yüksek aktivite bitkinin %80'lik EtOH ekstresinde görülmüştür. Bitkiden izole edilmiş saf bileşiklerin, bitki ekstreleri ve kromatografik yöntemlerle elde edilmiş alt fraksiyonlarda bulunan yüzde içerikleri metabolomiks yöntemlerle analiz edilmiştir. Metabolomiks analizi sonucunda kromatografik yöntemler ve izolasyonun devamı için uygun en uygun ekstre ve alt fraksiyonların seçildiği desteklenmiştir. Western blot yöntemiyle ekstre ve alt fraksiyonların düşük ve yüksek moleküler ağırlıklı α-sinüklein fibrilleri üzerine etkileri analiz edilmiştir. MCE-Fr.E kodlu fraksiyonun düşük moleküler ağırlıklı α-sinüklein fibrillerinin azalmasında en etkili numune olduğu tespit edilmiştir. İzole edilmiş saf bileşiklerin in silico moleküler kenetleme metoduyla Parkinson patolojisinde bulunan α-sinüklein üzerinde etkisi analiz edilmiştir. Bunun sonucunda α-sinüklein üzerinde en etkili bileşiğin korosolik asit olduğu görülmüştür (MC-11). Son olarak bitkinin %80'lik EtOH ve sulu ekstresinin, etanol ekstresinden kromatografik yöntemlerle elde edilmiş alt fraksiyonlarının ve saf bileşiklerin, SH-SY5Y hücre hattında hücre canlılığı üzerine etkileri araştırılmıştır. Gallomirtukommulon C'nin (MC-04) IC50 değerinin en yüksek olduğu görülmüştür.
Psikiyatri kliniğine başvuran hastaların kullandığı bitkisel ürünlerin belirlenmesi
Psikiyatri Kliniğine Başvuran Hastaların Kullandığı Bitkisel Ürünlerin Belirlenmesi Psikiyatri kliniğine başvuran hastalarda bitkisel ürün kullanımını belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı araştırma 303 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylere yüz yüze görüşme ile anket formu uygulanmıştır. Katılımcıların yarıdan fazlası kadın (n=194, %64) ve evlidir (%54.5) ve %38.9'u lise mezunudur. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 40.14±15.15'tir. Erkeklerin yarısından fazlası çalışmamaktadır (n=66). Bitkisel ürünlerin en çok rutin kullanımı (günlük çaylar) bulunmaktadır (%60,7). Bu kullanımı sırası ile obezite (%17.2) ve uykusuzluk (14.8) takip etmektedir. En çok kullanılan form bitki çayıdır (%96,6). En çok bitkisel ürün temin edilen yer aktarlardır (%68). Hastalar en çok yakınlarının tavsiyesi ile bitkisel ürün kullanmaktadır (%54). Hastaların yarısından fazlası kullandığı bitkisel ürünü araştırmamıştır (%59,1). En fazla akraba/arkadaştan (%39,5) ve internetten (%34,7) bilgi edinilmiştir. Katılımcıların %41,5'i bitkisel ürünü her gün kullanmaktadır. Katılımcıların %79'unun kullandığı bitkisel ürünlerin aylık maaliyeti 25 TL'yi geçmemektedir. Çoğunluk, kullandığı bitkisel ürün bilgisini doktoru ile paylaşmamıştır (%81). Taze bitki olarak en çok kullanılan ürün cevizdir (%73.6). Kuru bitki olarak tarçın (%29.7) ve bitki çayı olarak ıhlamur (%50.2) en sık kullanılan bitkilerdir. Aloe vera bitkisinin jeli kullanılmaktadır (%8.9). Sarı kantaron bitkisi, yağda bekletilerek kullanılmaktadır (%22.8).
Batı Anadolu'da yayılış gösteren hypecoum l. taksonları üzerinde farmasötik botanik ve biyoaktif sekonder metabolitleri yönünden araştırmalar
Hypecoum L. cinsi Papaveraceae familyasına aittir. Bu cins ülkemizde H. procumbens L. subsp. procumbens, H. procumbens L. subsp. atropunctatum A.E.Dahl, H. pseudograndiflorum Petr., H. torulosum A.E.Dahl, H. trullatum A.E.Dahl, H. dimidiatum Delile ve H. pendulum L. olmak üzere 7 taksonla temsil edilmektedir. Bunlardan H. trullatum endemiktir. Bu familya pek çoğu ilaç etken maddesi olarak kullanılan alkaloit grupları ve sahip olduğu biyokaktivite potansiyeli açısından büyük öneme sahiptir. Ülkemizde söz konusu taksonlarla ilgili, içerdikleri alkaloit gruplarından sadece protopin üzerinde 4 adet kimyasal çalışma olup, kapsamlı çalışma bulunmadığı görülmüştür. Bu tez kapsamında Batı Anadolu'da doğal yayılış gösteren, 5 ayrı lokaliteden topladığımız ve teşhisini gerçekleştirdiğimiz 4 Hypecoum taksonu (H. procumbens subsp. procumbens, H. torulosum, H. pseudograndiflorum ve H. procumbens subsp. atropunctatum) ile çalışılmıştır. Çalışılan Hypecoum taksonları üzerinde öncelikle karşılaştırmalı morfolojik ve anatomik incelemeler gerçekleştirilip, taksonların ortak ve ayırt edici özellikleri ortaya konmuştur. Ayrıca; farklı solvan sistemleri kullanılarak çeşitli ekstraksiyon basamakları izlenmiş, daha sonra tanımlama için İTK, saflaştırma işlemleri için açık kolon kromatografisi analizleri, uçucu bileşenlerin tayini için GC-MS/MS analizleri yapılmıştır. Aynı zamanda, taksonlar üzerinde antimikrobiyal ve sitotoksik aktivite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda öncelikle Hypecoum taksonlarından elde edilen ekstrelerin HeLa, MRC-5 ve A-549 hücre hatlarına karşı genel sitotoksik aktivitesi, ardından etki potansiyeli olan ekstrelerden izole edilen maddelerin PANC1 (Pankreas adenokarsinoma), MDA-MB-231 (Triple negatif invaziv meme kanseri), SH-SY5Y (Nöroblastoma) kanser hücre hatlarına karşı sitotoksik etkisi araştırılmıştır. Hypecoum procumbens subsp. procumbens'e ait etanol ekstresinin (HPPE/ON) (maserasyon) 50μg dozda HeLa hücreleri ve MRC-5 hücre hattında düşük sitotoksik aktiviteye sahip olduğu gözlenmiştir. Hypecoum procumbens subsp. procumbens'e ait metanol ekstresinin (HPPM/ON) (sıralı maserasyon), 25μg ve 50μg dozda HeLa hücreleri üzerinde doza bağımlı görece kuvvetli sitotoksik etkili olduğu saptanmıştır. Aynı ekstrenin MRC-5 hücre hattında toksik etkisi görülmemiştir. Hypecoum torulosum'a ait metanol ekstresi için (HT/M-ON) IC50 değeri 36.19 5μg/ml (Standart sapma: 0.9998) olarak belirlenmiştir. Bu ekstre HeLa hücreleri üzerinde sitotoksik aktivite göstermiş olup, MRC-5 hücre hattında herhangi bir sitotoksik etkiye rastlanmamıştır. İzole edilen maddeler için IC50 doz değerinin 10-100 ppm aralığında olduğu tespit edilmiş ve bu azalmalar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0.0001). Antikanser etkilerinin doğrulanması amacıyla aynı deney düzeneğine eklenen Sisplatin'in 5μg/μl dozdaki hücre canlılığı üzerine etkileri ile karşılaştırıldığında maddelerin özellikle 100 ppm dozlarda ciddi düzeyde antikanser etkiye sahip oldukları gözlenmiştir. Söz konusu maddelerin antimikrobiyal aktivite testleri ise disk difüzyon ve mikrodilüsyon yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Staphylococcus aureus ATCC 29213, Escherichia coli ATCC 25922, Candida albicans ATCC 90029 suşları üzerinde çalışılmıştır. Bu suşlara karşı belirgin bir aktivite bulunmadığı tespit edilmiştir. H. procumbens subsp. atropunctatum taksonu hariç ülkemize ait diğer 3 taksonla ilgili morfolojik incelemelere ait tez çalışması tarafımıza aittir. Ayrıca bu çalışma ile H. torulosum, H. procumbens subsp. procumbens ve H. pseudograndiflorum taksonları anatomik açıdan tarafımızca ilk defa incelenmiş ve karakteristik yapıları ortaya konmuştur. Bu tez çalışması ile H. pseudograndiflorum ve H. torulosum bitkileri sekonder metabolitleri yönünden ilk defa incelenmiştir. Çalışılan taksonlar üzerinde antimikrobiyal aktivite deneyleri ilk kez tarafımızdan gerçekleştirilmiştir. Familyanın; Chelidonium majus, Macleaya cordata, Hylomecon maxim, Macleaya microcarpa gibi diğer bazı üyelerinden elde edilen total ekstre ve bileşikler üzerinde gerçekleştirilmiş sitotoksik aktivite çalışmaları bulunmakla birlikte; Hypecoum taksonları üzerindeki ilk sitotoksik aktivite çalışması tarafımızdan gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen sitotoksik aktivite bulguları incelendiğinde; moleküllerin, ileri araştırmalarla umut vadeden bileşikler olarak karşımıza çıkabileceği düşünülmektedir. Hypecoum türlerinde bulunan diğer sekonder metabolitler ve biyoaktiviteleri üzerinde ileri araştırmalar yapılması gerekmektedir.
Muğla bölgesindeki eczanelere başvuran kronik hastalığı olan bireylerden tıbbi bitki kullanımı konusunda bilgi alınması
Bitkisel ürünlerin tedavi amacıyla kullanılması binyıllar öncesine dayanmaktadır. Günümüzde de hala devam eden bitkisel ürünlerin kullanımı, özellikle son yıllarda artmıştır. Bitkisel tedavi her ne kadar olumlu sonuçlar verse de bu ürünleri bilinçsiz şekilde kullanılması istenmeyen sonuçlara neden olabilmektedir. Özellikle bu ürünlere hemen her yerde rahatça ulaşılabilmesi, bitkisel ürünlerin kullanımını arttırmaktadır. Kronik hastalığı bulunan kişiler, bu ürünleri çoğu zaman doktorlarına ya da eczacılarına danışmadan kullanmaktadır. Ancak kronik hastalığı olan bireylerde düzenli kullandıkları ilaçlar ile bitkisel ürünlerin etkileşimi tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle çalışmada eczanelere başvuran kronik hastalığı olan bireylerde tıbbi bitki kullanımı konusunda bilinç düzeylerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Muğla'da yer alan eczanelere başvuran 115 kronik hastalığı bulunan bireyler üzerinde anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu anket çalışmalarının bulguları sonucunda eğitim durumu ve yaş değişkenlerinin bitkisel ürün kullanımında istatistiksel olarak önemli bir faktör olmadığı görülmüştür. Ayrıca doktorların ve hastaların bitkisel ürünleri kullanımı konusunda bilinçlenmeleri gerektiği anlaşılmıştır.
Endemik marrubium rotundifolium boiss. bitkisinin total ekstresinin kimyasal içeriğinin ve biyoaktivite potansiyelinin araştırılması
Marrubium L. (Lamiaceae) cinsinin dünyada toplam takson sayısı yaklaşık 40'tır. Bunların 21 tanesi Türkiye'de bulunup büyük çoğunluğu endemiktir. Anadolu'da "bozotu, bozkaşık, karaderma" olarak bilinen, Marrubium L. cinsinin farklı türleri ile yapılan etnobotanik çalışmalar sonucu, bu türlerin halk arasında idrar söktürücü, göğüs yumuşatıcı, soğuk algınlığında, antipiretik ve ağrı kesici olarak kullanımları ortaya konmuştur. Farklı Marrubium türlerinin analjezik, sitotoksik, antienflamatuvar, antioksidan ve antimikrobiyal etkileri bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Marrubium türleri üzerinde yapılan fitokimyasal çalışmalar sonucunda ana bileşik grupları olarak diterpenler, flavonoidler, uçucuyağlar, fenilpropanoid esterleri ve feniletanoid glikozitleri izole edilmiştir. Marrubium rotundifolium Boiss. Ege Bölgesi'nde yayılış gösteren endemik bir türdür. Bu çalışmada bitkinin toprak üstü kısımlarıyla elde edilen metanol, etilasetat ve hekzan ekstrelerinin kimyasal bileşenlerini belirleyebilmek amacıyla; İTK (ince tabaka kromatografi), YBSK (yüksek basınçlı sıvı kromatografisi), ve GC-MS (gaz kromatografisi ve kütle spektroskopisi) kromatografik yöntemleri uygulanmış olup, ekstrelerin biyoaktivite çalışması yapılmıştır. İTK ve YBSK yöntemi ile karşılaştırma yaptığımız standart maddeler tespit edilememiştir. Uçucuyağ analizinde majör bileşikler olarak germakren-D (% 24.80), β-karyofillen (% 23.39), karyofillen oksit (% 16.69) tanımlanmıştır. Folin-Ciocalteu metodu ile toplam fenolik içerik tayininde n- hekzan ve etilasetat ekstresinde fenolik madde içeriği gözlenmemiş olup, metanol ekstresinde 20,62 ± 1,6 GAE µg/mg değerinde fenolik içeriği gözlemlenmiştir. Aluminyum klorid/potasyum asetat metodu ile yapılan toplam flavonoid içerik tayininde elde edilen sonuçlara göre, metanol ve etilasetat ekstrelerinde flavonoid içeriği sırasıyla 70,76 QE µg/mg ve 142,58 QE µg/mg iken en yüksek flavonoid içeriği n-hekzan ekstresinde gözlemlenmiş olup 168,63 QE µg/mg'dir. OH.- ABTS ve DPPH radikal süpürücü etki çalışmalarında M. rotundifolium metanol ekstresi daha düşük dozlarda yüksek etki değerleri göstermiştir (Sırasıyla; 0,277 ± 0,024, 3,21 ± 0,081, 0,033 ± 0,001 mg/ml). Bitki ekstrelerinin in vitro sitotoksisitelerini belirlemek amacıyla MTT yöntemi kullanılmış olup 3 adet kanser ( CaCo-2,SHSY5Y ve PC-3) ve 2 adet kanser olmayan hücre hattı (NIH-3T3, HK-2) üzerinde ekstrelerde anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Mikrodilüsyon yöntemi ile yapılan antimikrobiyal aktivite çalışmasında Staphylococcus aureus'a karşı sadece etilasetat ekstresi (128 µg/ml) antimikrobiyal aktivite göstermiştir. Enterococcus faecalis bakteri suşuna karşı hem etilasetat hem de hekzan ekstereleri aynı değerde aktivite göstermiş (128 µg/ml), Bacillus subtilis' e karşı metanol ve hekzan ekstreleri (her biri 128 µg/ml) antimikrobiyal etki göstermiştir. M. rotundifolium ekstreleri sadece Gram (+) bakteri suşlarına karşı etki göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışma M. rotundifolium bitkisinin fitokimyasal ve biyoaktivite özelliklerini inceleyen bir çalışmadır. Bitkinin antioksidan etki potansiyeli bulunmakla birlikte zayıf antimikrobiyal ve sitotoksik etkili olduğu gözlenmiştir. Yapılan İTK çalışmaları ile bitkinin tüm ekstrelerinin kimyasal içeriğinin çok zengin olduğu görülmüştür. Bu nedenle bitkideki bileşikleri tespit edebilmek amacı ile ileri fraksiyonlama ve saflaştırma çalışmaları yapılması planlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Marrubium rotundifolium; uçucuyağ; sitotoksisite; antioksidan; antimikrobiyal; flavonoid; fenolik asit
Endemik centaurea goeksunense aytaç & H. Duman bitkisinin kimyasal içeriğinin ve biyoaktivite potansiyelinin araştırılması
Centaurea L. (Asteraceae) cinsi, Türkiye florasında 94'ü endemik olmak üzere 158 tür ile temsil edilmektedir. Centaurea türleri halk arasında iştah açıcı, ishal kesici, adet getirici, yara iyileştirici gibi birçok tıbbi amaçla kullanılmaktadır. Yapılan fitokimyasal çalışmalarda Centaurea türlerinde genellikle seskiterpen laktonların, flavonoidlerin, lignanların ve bunların glikozitlerinin bulunduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, Güney Anadolu endemiği Centaurea goeksunense Aytaç & H. Duman bitkisinin toprak üstü kısımlarından hazırlanan hekzan, kloroform, metanol ve bütanol ekstrelerinin içerdiği kimyasal bileşikler YBSK (yüksek baınçlı sıvı kromatografisi) ve İTK (ince tabaka kromatografisi) ile belirlenmiştir. Ayrıca çeşitli yöntemlerle ekstrelerin antimikrobiyal, sitotoksik, antioksidan ve antienflamatuvar aktiviteleri araştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; kloroform, metanol ve bütanol ekstrelerinde 1 flavon (luteolin); metanol ekstresinde 1 fenolik asit (klorojenik asit) ve bütanol esktresinde de 1 flavon (apigenin) ve 1 fitosterol glikoziti (β-sitosterol-3-O-D- glikozit) elde edilmiştir. MTT yöntemiyle yapılan sitotoksisite testine göre en yüksek sitotoksik aktivite PC-3 (prostat kanseri) hücre hattında gözlenmiştir. PC-3 hücreleri üzerinde en etkili hekzan ve kloroform ekstrelerinin olduğu belirlenmiştir (IC50 değerleri sırasıyla 7,052 ve 8,861 µg/ml). Metanol ekstresi ise herhangi bir hücre hattında etkili olmamıştır. Çalışmalarda maksimum 50 µg/ml konsantrasyon kullanılmıştır. Dolayısıyla 50 µg/ml üzerindeki aktivite tespiti hedeflenmiştir. Elde edilen sonuçlar farmasötik botanik kullanım potansiyeli dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Antioksidan aktiviteleri araştırılan ekstrelerin; total fenolik ve flavonoid içerikleri, DCFH ve OH.- radikali süpürücü etkileri ile total antioksidan kapasiteleri belirlenmiştir. En yüksek fenolik içerik sırasıyla metanol, kloroform ve hekzan ekstrelerinde; en yüksek toplam flavonoid içerik sırasıyla kloroform, hekzan ve metanol ekstrelerinde gözlenmiştir. Tüm konsantrasyonlarda metanol ekstresi en yüksek OH.- radikal süpürücü aktiviteye sahip bulunmuş, bunu sırasıyla hekzan ve kloroform ekstreleri takip etmiştir. DCFH yönteminde ise, en yüksek radikal süpürücü aktivite sırasıyla kloroform, metanol ve hekzan ekstrelerine aittir (IC50 değerleri sıasıyla 1,434; 1,242 ve 5,97 µg/ml). TEAK yönteminde tüm konsantrasyonlarda metanol ekstresinin en yüksek antioksidan kapasiteye sahip bulunmuş; onu sırasıyla, kloroform ve hekzan ekstreleri takip etmiştir. Tüm ekstrelerin en yüksek etkiyi gösterdiği konsantrasyon 1 mg/ml olarak saptanmıştır. Antienflamatuvar aktivite denemeleri ise iNOS ve NF-ƘB inhibisyon yöntemleri ile yapılmıştır. Hekzan ekstresi hücrelere sitotoksik etki göstermemiş (IC50:>50 µg/ml); fakat iNOS aktivitesi inhibisyonunda yüksek etki sağlamıştır (IC50:4.887 µg/ml). Kloroform ekstresi iNOS inhibisyon IC50 değeri 11,33 µg/ml olarak belirlenmiştir. Stabil olarak NF-ƘB gen reporter sistemine sahip HeLa hücrelerinde NF-ƘB aktivitesini en fazla inhibe eden yine hekzan ekstresi olmuş, bunu kloroform ekstresi izlemiştir. Ayrıca tüm ekstreler antimikrobiyal aktivite açısından değerlendirilmiş ve hiçbir ekstrede aktivite tespit edilmemiştir. Bu tez, C. goeksunense Aytaç & H. Duman bitkisinin kimyasal içeriği ve biyolojik aktiviteleri ile ilgili ilk çalışmadır.
Batı Anadolu'da yayılış gösteren centaurea athoa dc. ve endemik centaurea polyclada dc. taksonları üzerinde araştırmalar
Centaurea L. (Asteraceae) cinsi, Türkiye florasında 110 tanesi endemik olmak üzere 200 takson ile temsil edilmektedir. Centaurea türleri halk arasında çeşitli hastalıkların tedavisinde dahilen ve haricen kullanılmaktadır. Yapılan biyoaktivite araştırmaları ile Centaurea türlerinin antienflamatuvar, antimalaryal, antiprotozoal, antimikrobiyal, antiülserojenik ve sitotoksik aktivitelerinin bulunduğu belirlenmiştir. Biyoaktif sekonder metabolitler açısından zengin olan Centaurea taksonları ile gerçekleştirilen fitokimyasal çalışmalar, genellikle seskiterpen laktonların, flavonoitlerin, lignanların ve bunların glikozitlerinin izolasyonuyla sonuçlanmıştır. Centaurea athoa DC. ve endemik Centaurea polyclada DC. türlerinden hazırlanan metanol ekstrelerinde antioksidan; kloroform ekstrelerinde ise sitotoksik ve antienflamatuvar aktivite gözlenmesi, çalışmamızın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu çalışmada C. athoa ve C. polyclada türlerinin toprak üstü kısımlarından hazırlanan kloroform, metanol ve n-butanol ekstreleri, sekonder metabolit içerikleri açısından incelenmiştir. Çeşitli kromatografik yöntemler [Açık kolon kromatografisi (AKK), vakum sıvı kromatografisi (VSK), katı faz ekstraksiyonu (KFE)] ile izolasyonu gerçekleştirilen moleküllerin yapıları spektroskopik metotlar [1 ve 2 Dimensiyonlu (1D ve 2D) Nükleer Manyetik Rezonans Spektroskopisi (NMR), kütle ve İnfrared (IR) spektroskopileri] kullanılarak aydınlatılmıştır. Yapılan izolasyon çalışmaları sonucunda, C. athoa kloroform ekstresinden 3 eleman tip [athoin (CA-1), 14-O-asetil athoin (CA-2) ve 14-O-asetilathoin-12 metil esteri (CA-3)] ve 1 germakranolit tip [4'-hidroksipekterolit-14-O-asetat (CA-4)] olmak üzere 4 seskiterpen; n-butanol ekstresinden ise 2 basit fenolik ve 2 fenolik glukozit [p-hidroksibenzoik asit (CA-5), protokateşik asit (CA-6), vanilik asit-4-O-b-D-glukopiranozit metil esteri (CA-7) ve picein (CA-8)], 2 fenil propanoit türevi [9-O-metil koniferin (CA-9) ve siringin (CA-10)] ve 1 fitosterol [b-sitositerol-3-O-b-D-glukopiranozit (CA-11)] elde edilmiştir. C. polyclada kloroform ve n-butanol ekstrelerinden ise 5 eleman tip [6a,8b,15-trihidroksielema-1,3,11(13)-trien-12-oik asit (CP-2) ve metil esteri (CP-1), 8a-O-[2'-(hidroksimetil)-but-2'-enoil]-6a,15-dihidroksielema-1,3,11(13)-trien-12-oik asit (CP-3), 13-N-prolin melitensin (CP-4), 13-N-prolin-6a,8a,15-trihidroksielema-1,3-dien-12-oik asit (CP-5)] ve 1 ödesman tip [1b,6a,8a-trihidroksi-15-okso-ödesm-11(13)-en-12-oik asit metil esteri (CP-6)] olmak üzere 6 seskiterpen, 3 flavon [salvigenin (CP-7), öpatorin (CP-8) ve 3'-O-metil öpatorin (CP-9)], 1 lignan [arktiin (CP-10)], 1 fenolik glukozit [taçiozit (CP-11)] ve 1 fenilpropanoit glukoziti [siringin (CP12)] izole edilmiştir. C. athoa ve C. polyclada'nın toprak üstü kısımlarından 6 eleman türevi (CA-1, CA-2, CA-3 ve CP-3, CP-4, CP-5) ve 1 ödesman türevi olmak üzere (CP-6) 7 yeni seskiterpen bileşiği elde edilmiştir. Germakranolit türevi CA-4 ve eleman türevi CP-2 kodlu seskiterpenler ise Centaurea türlerinden ilk defa rapor edilmektedir. Bitkilerden izole edilen seskiterpen yapıdaki moleküller, farklı hücre hatlarında sitotoksik ve antienflamatuvar aktiviteleri yönünden incelenmiştir. 3-(4,5-dimetiltiyazol-2-il)-2,5-difeniltetrazolyum bromür (MTT) canlılık metodu ile gerçekleştirilen sitotoksik aktivite çalışmasında; C. athoa'dan elde edilen germakranolit türevi 4'-hidroksipekterolit-14-O-asetat (CA-4) tüm hücre hatlarında (A549, CaCO-2, HeLa, MCF-7, MDAMB231, mPanc-96, PC3, U87MG ve HEK293) sitotoksik aktivite göstermiştir. RAW 264.7 fare makrofaj hücreleri üzerinde iNOS (indüklenebilir nitrik oksit sentaz) inhibisyonuna ve NF-kB (Nükleer Faktör kappa B) lusiferaz raportör stabil HeLa hücre hattında da NF-kB inhibisyonuna dayalı antienflamatuvar aktivite testleri gerçekleştirilmiştir. 4'-hidroksipekterolit-14-O-asetat (CA-4) ve 13-N-prolin melitensin (CP-4) moleküllerinde her iki yöntemle de inhibitör aktivite gözlenmiştir. iNOS aktiviteleri sonrası gerçekleştirilen MTT testi ile moleküllerin RAW 264.7 fare makrofaj hücrelerine karşı sitotoksik etki göstermedikleri belirlenmiştir.
Üniversite öğrencileri ve ailelerinde bitkisel ürün kullanım yaklaşımının belirlenmesi
Üniversite öğrencileri ve ailelerinde bitkisel ürün kullanımının belirlenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı araştırma 855 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Anket formu kişilere yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Katılımcıların yarıdan fazlası kadın (n=561, %65.5) ve bekardır (%52.0). Erkeklerin yarıdan fazlası (n=294, %56.5) üniversite mezunudur. Erkek ve kadınların yaş ortalamaları 35.2±10.52 ve 30.7±11.8'dir. Kadınlar (%63.5) erkeklere göre (%33.7) daha fazla bitkisel ürün kullanmaktadır. Zayıflama amacıyla bitkisel ürün kullanımı kadınlarda (%30.6) erkeklere göre (%15.1) fazladır (p<0.05). Erkeklerin yarıdan fazlası (%57.6) soğuk algınlığı durumunda bitkisel ürün kullanmaktadır. Kadınlarda bitkisel ürünün çay ve tablet formunda kullanımı (%76.0 ve %9.5) erkeklere göre (%36.6 ve %4.0) fazladır (p<0.05). Katılımcıların çoğunluğu (erkek:%75.8, kadın: %86.6) bitkisel ürünleri aktardan almaktadır. Bireylerin yarıdan fazlası (erkek: %51.5, kadın: %56.0) kullanılan yöntem ile bilgiyi komşu ve akrabadan aldığını ve yaklaşık üçte biri (erkek: %39.4, kadın: %26.7) araştırma yapmadan ürünü kullandığını belirtmiştir. Erkeklerin %19.2'sinin, kadınların %24.5'inin haftada 2-3 kez bitkisel ürün kullandığı ve kadınların %49.4'ünde bu ürünlerin kullanım süresinin bir yıldan fazla olduğu belirlenmiştir. Erkeklerin %40.4'ü, kadınların ise %37.0'si kullandığı bitkisel ürünü başkalarına önermektedir. Katılımcıların büyük çoğunluğu (%74.0), kullandığı bitkisel ürünü doktoruyla paylaşmamaktadır. Yapılan lojistik regresyon analizinde; artan yaş, kadın olma ve üniversite mezunu olmanın bitkisel ürün kullanımını etkilediği saptanmıştır. Sorgulanan 95 bitki içinde kuru bitki olarak en çok kullanılan ilk beş bitki sırasıyla karabiber (%37.1), tarçın (%30.1), çörek otu (%28.4), kırmızı biber (%24.5) ve kekik (%23.8)'tir. Taze bitki olarak en çok havuç (%34.0), zeytin (%33.2), nar (%32.0), maydanoz (%27.9) ve ceviz (%24.0); bitki çayı olarak ise yeşil çay (%34.5), ıhlamur (%32.5), kuşburnu (%29.2), oğul otu (%21.2) ve rezene (%19.0) tercih edilmektedir.
İleri ekstraksiyon teknolojileri ile anti-tirozinaz etkili antosiyanince zengin ekstre eldesinin araştırılması
Hastalıkların tedavisinde doğal kaynaklı ürünlerin kullanımı, gelişmekte olan ülkelerde geniş bir yer tutmakta ve gelişmiş ülkelerde tamamlayıcı tedavi olanaklarının değerlendirilmesi açısından önemini korumaktadır. Hastalıkların gelişim mekanizmalarının aydınlatılması ve tedavide doğru yaklaşımın uygulanması, bitkisel ilaç üretiminde yol gösterici olmaktadır. Tirozinaz enziminin hiperpigmentasyon, melanoma ve Parkinson hastalığının oluşumunda rol oynadığı ortaya konmuştur. Bu hastalıkların tedavisinde tirozinaz enzim aktivitesini inhibe edebilen ajanların etkili olduğu gösterilmiştir. Birçok sentetik ve doğal kaynaklı bileşiğin tirozinaz inhibitör aktiviteye sahip olduğu gösterilmiş olsa da kullanımları güvenlik sınırları nedeniyle kısıtlı kalmaktadır. Kozmetik ve ilaç endüstrisi açısından doğal kaynaklı bileşiklerin tirozinaz inhibitör aktivite sunma potansiyelleri büyük önem taşımaktadır. Organik çözücü kullanımını azaltan/ortadan kaldıran ileri ekstraksiyon teknolojileri, kaynakların etkin ve verimli kullanımı ile insan ve çevre sağlığının korunmasına yönelik fayda sağlamaktadır. Ekstraksiyon işlemlerine etki eden birçok parametre bulunması sebebiyle ileri ekstraksiyon sistemleri gelişmeye açık alanlardır. Ekstraksiyon işlemleri için enerji, çözücü, süre, hammadde ihtiyacının azaltılmasının yanısıra biyoaktif bileşenlerin eldesine yönelik olarak yüksek verim ve seçicilikte sistemlerin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmada Morus nigra L. meyvelerinden, ileri ekstraksiyon teknolojileri olarak tanımlanan süperkritik karbondioksit, subkritik su ve mikrodalga destekli ekstraksiyon sistemlerinin antosiyanince zengin ekstre eldesine yönelik olarak optimizasyonu sağlanmış ve elde edilen ekstre ve fraksiyonların tirozinaz inhibitör aktiviteleri araştırılmıştır. Spektrofotometrik olarak toplam fenol, flavonoit ve antosiyanin miktar tayinleri yapılmış ve UPLC-DAD-ESI-MS/MS ile antosiyanin türevi moleküller siyanidin-3-glikozit, siyanidin-3-rutinozit, pelargonidin-3-glikozit ve pelargonidin-3-rutinozit kalitatif ve kantitatif analizleri gerçekleştirilmiştir. İzolasyon çalışmaları ile aktiviteden sorumlu fraksiyonlar belirlenerek kompozisyon aktivite ilişkisi ortaya konulmuştur. Etanol:su:TFA (70:29:1) karışımı konvansiyonel çözücü ekstraksiyonunda kullanılmış ve inhibitör aktivite IC50 değeri 2,62 mg/mL olarak bulunmuştur. Süperkritik karbondioksit ekstraksiyonunda optimum koşullar 60 °C, 200 bar, %8 co-solvan etanol olarak belirlenmiş ve ekstrenin ve aktiviteden sorumlu fraksiyonun tirozinaz inhibitör aktivite IC50 değeri sırasıyla 0,344 mg/mL ve 10,69 µg/mL olarak belirlenmiştir. Subkritik su ekstraksiyonunda optimum koşullar 60 °C ile 120 °C, 60 dk, 2 ml/dk olarak belirlenmiş ve ekstrelerin ve aktiviteden sorumlu fraksiyonun tirozinaz inhibitör aktivite IC50 değeri sırasıyla 1,84 ve 1,71 mg/mL ve 86,75 µg/mL olarak belirlenmiştir. Mikrodalga destekli ekstraksiyonda optimum koşullar 500 watt, %35 etanol, 10 dk olarak belirlenmiş ve ekstrenin ve aktiviteden sorumlu fraksiyonun tirozinaz inhibitör aktivite IC50 değeri sırasıyla 1,44 mg/mL ve 166,50 µg/mL olarak belirlenmiştir. Optimize subkritik su ve mikrodalga destekli ekstrelerde aktiviteden sorumlu fraksiyonların LC-MS/MS analizinde başlıca siyanidin-3-glikozit (293,10 mg/g) ve siyanidin-3-rutinozit (125,12mg/g) içerdiği ve toplam antosiyanin miktarının 418,22 mg siy-3-gliE/g ekstre değerine ulaştığı belirlenmiştir. Optimize ekstraksiyon koşullarında endüstriyel üretim ve büyük ölçekli çalışmalara kaynak sağlanmasına yönelik olarak antosiyanince zengin farklı bitkisel kaynaklar olan zirai kültür formları Raphanus sativus 'Red Meat' kök ve Brassica oleracea var. capitata f. rubra topraküstü kısımları ile çalışmalar yürütülmüştür. Brassica oleracea var. capitata f. rubra topraküstü kısımlarının Ekstrelerinde saptanan 31,74 mg GAE/g toplam fenol, 3,46 mg KE/g total flavonoit ve 11,83 mg siy3-gliE/g ekstre toplam antosiyanin değerleri (IC50: 1,26 mg/mL) ile büyük ölçekli çalışmalara ve üretime yönelik olarak kullanıma uygun olabileceği tespit edilmiştir. Bu çalışma ile elde edilen veriler ışığında ileri ekstraksiyon teknolojileri kullanılarak floramızda var olan antosiyaninler bakımından zengin diğer bitkisel kaynakların da değerlendirilmesi ve ülkemiz ekonomisine katkıda bulunabilmesi sağlanabilecektir.
Kahve ve çay tüketiminin tip 2 diyabet ve insülin direnci olan bireyler üzerine etkisi
Diabetes Mellitus dünyada artarak yaygınlaşan ve ciddi bir halk sağlığı sorunu haline gelen kronik bir hastalıktır. Yeme ve içme alışkanlıkları hastalığı etkiler. Çay ve kahve tüm dünyada yaygın olarak tüketilen içeceklerin başında gelmektedir. Yapılan çalışmalarda çay ve kahvenin tip 2 diyabetli bireylerde glikoz kullanımını ve metabolizmasını pozitif yönde etkileyebildiği saptanmıştır. Çalışma Aralık 2015 - Aralık 2016 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'ne gelen 18-65 yaş arası tip 2 diyabetik ve insülin direnci olan bireyler üzerinde yapılmıştır. Kahve ve çay tüketiminin tip 2 diyabet ve insülin direnci olan bireylerde antropometrik ve biyokimyasal değerleri ile ilişkisini saptamak hedef alınmıştır. Bireylerin sosyodemografik, sağlık, diyabet, fiziksel aktivite, beslenme ve sıvı tüketimiyle ilgili bilgileri ile biyokimyasal ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Araştırma grubunun (n=300) yaş ortalaması 45.0 ± 12.1 yıldır. Bireylerin %82.7'si kadın, %33.4'ü üniversite mezunu, %48.7'si çalışmıyor, %80.4'ü evlidir ve %77.0'si sigara kullanmamaktadır. Bireylerin %54.0'ü tip 2 diyabetli iken, tüm grubun %65.0'ı oral antidiyabetik, %14.3'ü bazal insülin, %15.6'sı ise multipl enjektabl tedavi kullanmaktadır. Bireylerin %99.7'si ağır egzersiz, %93.7'si orta düzeyde egzersiz, %29.7'si her seferinde 10 dakikadan uzun yürüyüş yapmamaktadır. %72.3'ü daha önce tıbbi beslenme tedavisi almıştır. Alan kişilerden %62.7'si listeyi uygulamamaktadır. Bireylerin %63.7'si günde 3 ana öğün ve %35.3'ü ise 2 ana öğün yapmaktadır ve %83.3'ü ara öğünde meyve tüketmekte, %6.3'ü ise ana öğünde ayak üstü yemek tercih etmektedir. Bireylerin %56.0'sı öğün atlamakta, %43.0'ü öğle öğününü atlamaktadır. Bireylerin %48.3'ü türk kahvesini, %73.0'ü çayı şekersiz tüketmektedir. Bireylerin %15.3'ü granül kahveyi şekerli tüketmektedir. BKİ ortalaması (n=300) 33.6±5.4 kg/m2 olarak saptanmıştır. Bel çevresi ortalaması (n=299) 108.6±10.7 cm'dir. Yağ oranı ortalaması (n=287) %39.1±7.7 olarak saptanmıştır. Biyokimyasal ortalamalara bakıldığında HbA1c (n=274) %6.3±1.5, total kolesterol (n=252) 207.7±42.5 mg/dL, trigliserit (n=253) 166.8±197.7 mg/dL, HDL kolesterol (n=249) 50.1±13.5 mg/dL, LDL kolesterol (n=247) 126.1±34.3 mg/dL olarak saptanmıştır. Diyastolik kan basıncı (n=288) 80.3±9.6 mmHg, sistolik kan basıncı (n=288) 123.7±16.0 mmHg olarak saptanmıştır. Bireyler günlük ortalama 187.5±170.7 mL (n=70) yeşil çay, 564.7±438.9 mL (n=288) siyah çay, 53.0+47.5 mL (n=240) türk kahvesi, 206.5±217.1 mL (n=115) granül kahve tüketmektedir. Bu çalışma, kesitsel bir çalışma olup tip 2 diyabet ve insülin direnci olan bireylerde günlük ≥800 mL siyah çay tüketenlerde <800 mL siyah çay tüketenlere göre vücut yağ oranının normal olma durumu anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (p<0.05). Kahve ve çayın etkisini saptamak amacıyla beslenme ve egzersizin de dahil edildiği randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Diyabet; tip 2 diyabet; insülin direnci; kahve; çay
Mentha longıfolıa (l.) hudson subsp. longıfolıa (l.) hudson ve mentha longıfolıa (l.) hudson subsp. typhoıdes (brıq.) harley var. typhoıdes (l.) hudson'ın botanik özellikleri, yaprak ekstrelerinin kimyasal içeriği ve analjezik aktivitesi
MENTHA LONGIFOLIA (L.) HUDSON SUBSP. LONGIFOLIA (L.) HUDSON VE MENTHA LONGIFOLIA (L.) HUDSON SUBSP. TYPHOIDES (BRIQ.) HARLEY VAR. TYPHOIDES (L.) HUDSON'IN BOTANİK ÖZELLİKLERİ, YAPRAK EKSTRELERİNİN KİMYASAL İÇERİĞİ VE ANALJEZİK AKTİVİTESİ İlaç, gıda ve kozmetik endüstrisinde yararlanılan Mentha longifolia L.'nın yaprak, çiçek, gövde ve tohumları halk arasında sindirim problemlerinin giderilmesinde ve mide spazmlarında kullanılmaktadır. Çalışmamızda, Giresun'un Dereli İlçesi Kümbet Köyü'ndeki Uzundere kenarından toplanan Mentha longifolia (L.) Hudson subsp. longifolia (L.) Hudson ve Mentha longifolia (L.) Hudson subsp. typhoides (Briq.) Harley var. typhoides (L.) Hudson taksonlarının botanik özellikleri ortaya konmuş olup, her iki taksona ait uçucu yağ içerikleri GC-MS ile belirlenmiştir. Ana bileşenler, ilk takson için; menton, izomenton, pulegon olarak, ikinci takson için ise; menton, izomenton, pulegon, cis- piperiton oksit olarak saptanmıştır. Ayrıca bu iki alt türün su ve metanol ekstreleri mikrodalga, Soxhlet ve ultrasonik banyo yöntemleriyle elde edilmiştir. Ekstrelerin toplam fenol ve flavonoit miktarları UV Vis spektrofotometre cihazıyla tespit edilmiş olup, fenolik bileşikler ve flavonoitler UHPLC yardımıyla ortaya konmuştur. Ekstraksiyonda kullanılan yöntemler karşılaştırıldığında; en yüksek fenol içeriğinin ultrasonik ekstraksiyonu sonucu elde edilen ekstrelerde olduğu saptanmıştır. Sulu ve metanolik ekstreler arasında ise metanolik ekstrelerin toplam fenol miktarlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (177.6±0.04 mg/g). Söz konusu taksonlar kıyaslandığında; Mentha longifolia subsp. typhoides var. typhoides'in, Mentha longifolia subsp. longifolia'dan daha yüksek oranda fenolik madde içerdiği saptanmıştır. Toplam fenol ve flavonoit bakımından en zengin ekstreler olan metanol ekstrelerinin analjezik etkileri ilk aşamada formalin testi ile belirlenmiş olup, en etkili ekstre saptanmıştır. En yüksek etkiyi gösteren TYP metanolik ekstresinin antinosiseptif etkisi hot plate testiyle belirlenmiştir. Akut toksisite testi için Lorke metodu kullanılmıştır. 48 saat sonunda hem TYP hem de LONG ekstrelerinde herhangi bir ölüm gözlenmemiştir. Bunun sonucu olarak LD50 > 3200 mg/kg olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Mentha longifolia, Fenol, Analjezik aktivite
Düzenli olarak spor salonuna giden kadınların zayıflama amacıyla bitkisel ürün kullanım yaklaşımlarının saptanması
Düzenli olarak spor salonuna giden kadınların zayıflama amacıyla bitkisel ürün kullanım yaklaşımlarının saptanması amacıyla yapılmış tanımlayıcı araştırma 612 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Anket formu kişilere yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Katılımcıların tamamı kadınlardan (n=612, %100) oluşmaktadır. Medeni durumu evli olan katılımcıların oranı yarıdan fazladır (n=439, %71.7). Bireylerin yaş ortalamaları 44'tür. Eğitim düzeyinde ise en büyük oran üniversite mezunu bireylere aittir (n=227, %37.1). Katılımcıların yaklaşık yarısı (n=253, %41.3) bitkisel ürün kullandığını belirtmiştir ve çoğunluk (n=178, %70.4) kullanılan ürün bilgisini doktor veya eczacı ile paylaşmamıştır. Bitkisel ürün kullanan kişilerin yarıdan fazlası (n=159, %62.8) bitki çayı formundaki ürünü tercih etmektedir. Katılımcılardan ürün kullananların yarısından fazlası (n=138, %54.5) bitkisel ürünü aktardan temin etmekte olup yarıdan fazlası (n=128, %50.6), ürünü her gün kullandığını belirtmiştir. Bitkisel ürün kullanan bireylerin %35.2'si, ürünün kullanım tavsiyesini tanıdık-akrabadan almaktadır. Bu bireylerin yarıdan fazlası (n=215, %85.0) olumsuz etki yaşamadığını ifade etmiştir ve olumsuzluk yaşayanlarda mide bulantısı-kusma sorunu %26.3 oranında bulunmuştur. Ürün kullanan katılımcıların yarıdan fazlası (n=201, %79.4) ürünü başka bireye önermektedir. Bitkisel ürün kullanım oranı en yüksek grubu medeni durumu evli ve üniversite mezunu kadınlar oluşturmuştur. Sorgulanan 48 bitki içinde kuru drog olarak en çok kullanılan ilk beş bitki sırasıyla tarçın (%12.6), keten tohumu (%11.5), yulaf (%11.2), çörek otu (%10.6) ve karabiber (%8.5)'dir. Taze drog olarak en çok sarımsak (%24.6), limon (%22.9), maydanoz (%11.5), domates (%8.3) ve nane (%7.8); bitki çayı olarak yeşil çay (%20.5), adaçayı (%7.1), ıhlamur (%6.9), kiraz sapı (%6.1) ve biberiye (%5.2); bitki suyu olarak ise limon (%39.4), lahana (%17.0), soğan (%12.8), sarımsak (%11.7) ve domates (%4.3) tercih edilmektedir. Sorgulanan popüler 19 bitkisel zayıflama ürününden en çok kullanılanlar sırasıyla herbalife ürünleri (%39.0), yeşil kahve (%11.4), biber hapı (%10.5), elma krom (%9.5), altın çilek (%5.7) ve chocolate slim (%5.7)'dir. Anahtar kelimeler: Bitkisel ürün; zayıflama; kuru drog; taze drog; bitki çayı
Eskişehir çevresinde yetişen tıbbi bazı Salvia L. türleri üzerinde morfolojik ve anatomik araştırmalar
ÖZET Yüksek Lisans Tezi ESKİŞEHİR ÇEVRESİNDE YETİŞEN TIBBİ BAZI SALVIA L. TÜRLERİ ÜZERİNDE MORFOLOJİK ve ANATOMİK ARAŞTIRMALAR Biyolog İLHAM ERÖZ Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmasötik Botanik Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Fehmiye KOCA Haziran-2001 Eskişehir çevresinde yetişen Salvia aethiopis L., S. virgata Jacq., S. dichroantha Stapf (endemik) türleri morfolojik ve anatomik olarak çalışılmıştır. Morfolojik çalışmalar doğal ortamlardan toplanan canlı ve herbiye örnekleriyle anatomik çalışmalar ise alkolde saklanmış materyal ile gerçekleştirilmiştir. Morfolojik çalışmalarda türlerin ayrıntılı tanımlan ile şekilleri verilmiştir. Bu sonuçlara göre türlerin karakteristik özellikleri: S. aethiopis' 'de lanat tüyler, çiçek durumunun kandelabriform dallanması ve korolla tüpünün skuamulat yapısıdır. S. virgata' da. meyva kaliksinin bisulkat ve rekurve olması, S. dichroantha' da ise yaprak kenarlarının krenulat yapısıdır. Anatomik çalışmalarda türlerin otsu gövde ve yapraklarının iç yapısı aydınlatılmıştır. Gövde yapısmda S. aethiopis'de korteksin en iç tabakasının nişasta taşıması ve S. virgata'mn öz parenkimasında rastlanan prizmatik kristaller karakteristiktir. Örtü ve salgı tüyleri ile öz kollarında rastlanan bazı farklar dışmda türlerin gövde anatomileri benzerdir. Yapraklar ise türlerin tümünde dorsiventral ve amfistomatiktir. Çalışmalarımız sonucunda türlerin morfolojik varyasyon sınırlarının genişlemiş olduğu ve anatomik bulguların türlerin ayırımında kullanılabileceği gözlenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER Labiatae, Salvia, Morfoloji, Anatomi
Crenosciadium siifolium ve glaucosciadium cordifolium (apiaceae)'un farmasötik botanik yönünden araştırmaları
Bu çalışmada Apiaceae (Umbelliferae) familyasına ait Türkiye'de doğal olarak yetişen biri endemik ve tehlike kategorisi (EN) olmak üzere iki monotipik tür olan Crenosciadium siifolium Boiss. et. Heldr. ve Glaucosciadium cordifolium (Boiss.) Burtt. & Davis, farmasötik botanik yönden araştırılmış ve bu türlerin morfolojik, anatomik, palinolojik özellikleri ayrıntılı olarak ışık ve taramalı elektron mikroskobunda (SEM) ortaya konmuştur. Kimyasal çalışmalarımızda ise bitkilerin yağ verimleri belirlenip, uçucu yağ analizleri yapılarak, antimikrobiyal etkilerine bakılmıştır. Türlerin morfolojik özelliklerini belirlemek amacıyla genel görünüşleri, çiçek durumu, tek çiçek, meyve ve meyveye ait kısımlar çizilmiş, doğal ortamlarında çekilen fotoğraflarıyla birlikte verilmiştir. Ayrıca meyve yüzeylerinin mikromorfolojik özellikleri taramalı elektron mikroskobunda (SEM) incelenmiştir. Anatomik çalışmalarda bitkilerin gövde, yaprak ve meyvelerinden alınan kesitlerle iç yapısı aydınlatılmıştır. Her iki türde de gövdeler yuvarlak ve çizgilidir. C. siifolium 'da iletim demetleri 13-17, G. cordifolium'da ise 17-24 adet olup, halka şeklinde düzenlenmiştir. C. siifolium'da öz boşken, G. cordifolium'da öz doludur ve yer yer salgı kanalı içerir. C. siifolium'da yaprak bifasiyal, diğerinde monofasiyal tiptedir. C. siifolium merikarp anatomisi enine kesitte, beşgenimsi şekilde ve salgı kanalları çoktur. G. cordifolium'da merikarp eliptik şeklinde ve daha az salgı kanallıdır. C. siifolium polenlerinin şekli perprolat, diğerinin ise europlat-perprolattır ve her ikisi de rugulat ornemantasyona sahiptir. Kimyasal çalışmalarda bitkilerin toprak üstü kısımlarından, distilasyonu sonucu uçucu yağ elde edilmiş ve uçucu bileşiklerin GK ve GK-KS analizleri gerçekleştirilmiştir. C. siifolium'un uçucu yağ temel bileşenleri diterpen (% 35.9), β-Pinen (% 19.9) ve (Z)-β-Osimen (% 9.8)'dir. G. cordifolium'un uçucu yağ ana bileşenleri ise Sabinen (% 42.1), α- Pinen (% 17.1) ve α-Fellandren (% 10.1)' dir. Antimikrobiyal çalışmalarda ise Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü'ün (CLSI) standart protokollerine göre uçucu yağların antikandidal ve antibakteriyal etkileri 14 patojen mikroorganizmaya karşı denenmiştir. Anahtar Kelimeler: Apiaceae, anatomi, morfoloji, palinoloji, SEM, uçucu yağ
Bazı Hypericum L. türleri üzerinde biyolojik aktivite çalışmaları
Bu tez çalışmasında, ülkemizde doğal olarak yayılış gösteren Hypericum origanifolim Willd.'un iki varyetesi, H. origanifolium var. origanifolium Willd. (HOR) ve H. origanifolium var. depilatum (Freyn & Bornm.) N. Robson (HOD)'ın toprak üstü kısımlarından metanol (MeOH) ve etil asetat (EtOAc) ekstreleri hazırlanmış, ekstrelerin toplam fenolik madde miktarları, DPPH• radikalini süpürücü, antimikrobiyal ve sitotoksik aktiviteleri araştırılmıştır. Ayrıca bitkilerin salgı yapıları anatomik olarak incelenmiş, toprak üstü kısımlarından uçucu yağları elde edilmiş, uçucu yağ ve ekstrelerin kimyasal içerikleri sırasıyla, GC-GC/MS ve LC-MS/MS ile kalitatif ve kantitatif olarak ortaya konmuştur. En yüksek toplam fenolik madde miktarı (245,46 ± 9,41 GAE/g ekstre) ve en yüksek DPPH• süpürücü aktivite (%İnh=84,85 ± 0,08) HOD-MeOH ekstresinde gözlenmiştir. En yüksek antimikrobiyal aktiviteyi (MİK <0,19 mg/mL), B. cereus, S. typhimurium ve B. subtilis'a karşı, en yüksek sitotoksik aktiviteyi (IC50=13,364 ± 0,563 mg/mL) ise MCF-7 hücre hattında HOR-EtOAc ekstresi göstermiştir. Anatomik çalışmalarda, teşhiste önemli olan farklı tipte salgı yapıları tespit edilmiştir. Uçucu yağ analizinde, nonakosan ve germakren D her iki taksondaki ortak majör bileşikler olarak dikkati çekmiştir. HOR ayrıca ve -selinen ve trikosan bakımından zengin bulunmuştur. LC-MS/MS analizinde en yüksek miktarda tespit edilen kimyasal bileşikler; HOR-MeOH (35.712,48 mg/kg ekstre) ve HOR-EtOAc (15.123,88 mg/kg ekstre)'de kersitrin; HOD-MeOH (75.741,45 mg/kg ekstre) ve HOD-EtOAc (42.331,12 mg/kg ekstre)'ta ise hiperozit olarak tespit edilmiştir.
Eskişehir ilindeki sağlık personelinin COVİD-19 pandemisi sürecinde bitki çayları, gıda destekleyici tüketimleri ve yaklaşımları
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 11 Mart 2020 tarihinde ilan edilen COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık personelleri, hastaları tedavi ederken aynı zamanda kendi sağlıklarını koruma konusunda da mücadele etmişler ve bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için alternatif yöntemlere yönelmelerine neden olmuştur. Bu kapsamda bitki çaylarına, bitkilere ve gıda takviyelerine artan ilginin bilimsel olarak değerlendirilme gerekliliği ortaya çıkmıştır. 539 sağlık personelinin katıldığı çalışmada anket yoluyla elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 24 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, pandemi öncesine kıyasla tamamlayıcı tıp uygulamalarına yönelik genel bir artışın olduğu gözlemlenmiş ve bu durum literatürle paralellik göstererek toplumda doğala yönelimin arttığını göstermiştir. Öte yandan sağlık personelinin bağışıklığı destekleyici ürün kullanımında bilgi ve tutum açısından bazı eksiklikleri olduğu ortaya koymuştur. Bu nedenle, kanıta dayalı beslenme bilgisi ve bitkisel ürün kullanımı konusunda sağlık personeline yönelik bilimsel eğitimlerin artırılması, doğru ürün seçiminin teşvik edilmesi ve farkındalık düzeyinin yükseltilmesi önerilmektedir. Sağlık personeline yönelik stres yönetimi ve bağışıklık destekleyici beslenme eğitimlerinin sunulması, tamamlayıcı ve alternatif tıp yaklaşımlarına yönelik tutumların değerlendirilmesi, olası sağlık krizlerinde daha bilinçli karar süreçlerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.
Kıbrıs köyü (Ankara) ve çevresinde etnobotanik araştırmalar
Tez çalışmasında Ankara ili sınırları içinde yer alan Kıbrıs köyü ve çevresinde yaşayan yöre halkının sahip olduğu etnobotanik bilgilerin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Yapılan araştırma için gerekli bilgilere 50 kişi ile görüşülerek ulaşılmıştır. Bu araştırma esnasında yöre halkına yöneltilen sorular dahilinde yöre halkının alanda yetişen bitkileri yaşamları süresince hayatlarına ne şekilde yer verdikleri tespit edilmiştir. Elde edilen bitkilere göre 23 farklı familyaya ait olan 41 adet tür mevcuttur. Çalışmada 10 farklı bitki ile en fazla tür çeşidine sahip olan Rosaceae familyasıdır. 41 bitki türünden toplam kullanım sayısı incelendiğinde 18 adet besin, 8 adet tedavi amaçlı, 10 adet besin ve tedavi amaçlı, 3 adet besin ve diğerleri ve 2 adet tedavi amaçlı ve diğerleri şeklindedir. Bitkilerin kullanım amacına göre yöre halkının büyük çoğunluğu bitkileri besin şeklinde tüketmektedir. Ekonomik koşullar ve çevre koşulları yöre halkının bitkileri yaşamlarında en çok besin kaynağı olarak tercih etmesinin sebebi olabileceği düşünülmektedir.
Türkiye'de yetişen Swertıa türleri üzerine taksonomik ve fitokimyasal çalışmalar
Bu çalışmada Türkiye'de yetişen Swertia longifolia Boiss. ve Swertia iberica Fischer. ex C. A. Mey. türleri üzerinde morfolojik, mikromorfolojik, anatomik, palinolojik, moleküler, fitokimyasal ve biyolojik aktiviteleri çalışmaları yapılmıştır. Türlerin morfolojik özellikleri Türkiye Florasındaki morfolojik karakterler ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Tohum, stigma, stoma, polen, nektaryum, sepal, petal ve kapsüle ait mikromorfolojik yüzey özellikleri SEM ile görüntülenmiştir. Anatomik çalışma kapsamında kök, gövde ve yaprak enine kesiti alınarak özellikleri belirlenmiştir. Palinolojik çalışmada türlerin trikolporat polen tipinde olduğu gözlenmiştir. Türlere ait DNA dizi sekansları kullanılarak NCBI veri tabanındaki verilerle karşılaştırılmış, Blast programı aracılığıyla yakın akraba olan türler belirlenmiş ve ağaç dendrogramları oluşturulmuştur. Biyolojik etki çalışmaları kapsamında in vitro antioksidan, antimikrobiyal ve nöroprotektif etkileri araştırılmıştır. Ekstrelerin BV-2 hücre hattı üzerinde MTT yöntemi ile sitotoksite çalışması yapılmıştır. Mikrodistilasyon yöntemiyle çiçeklerden elde edilen uçucu bileşenler GC ve GC/MS sistemiyle analiz edilmiştir. Bitkilerin ana ekstreleri UPLC/Q-TOF-MS yöntemi ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca S. iberica üzerinden izolasyon ve saflaştırma çalışmaları gerçekleştirilmiştir. N-butanol ekstresinden dekussatin bileşiği izole edilmiştir.
Origanum solymicum P.H. Davis ve Origanum saccatum P.H. Davis türleri üzerine farmasötik botanik yönden araştırmalar
Bu tez çalışması kapsamında Türkiye'de endemik olarak yetişen Origanum saccatum P.H Davis ve Origanum solymicum P.H. Davis türleri üzerinde morfolojik, anatomik, moleküler, fitokimyasal çalışmalar ve biyolojik aktivite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Türlerin morfolojik betimi yapılmış ve çeşitli kısımlarından ölçümler alınmıştır. Kök, gövde ve yapraklarının anatomik incelemesi yapılmış ve ayırt edici karakterleri ortaya çıkartılmıştır. ITS1, 5.8S ve ITS2 rRNA gen bölgesine ait DNA dizilimi tespit edilerek BLAST aracılığıyla benzerlik değerlendirmesi yapılmış ve NCBI veri tabanındaki diğer Origanum türlerine ait DNA sekansları kullanılarak MEGA11 yazılımında filogenetik analiz gerçekleştirilmiştir. Hidrodistilasyon yöntemiyle elde edilen uçucu yağlar GC ve GC-MS kullanılarak analiz edilmiştir. Hareketli maserasyon yöntemiyle hazırlanan etanol, etil asetat ve metanol ekstrelerinin MTT sitotoksisite yöntemiyle MCF-7 ve A549 hücre hatları üzerinde antikanser aktivitesi araştırılmış ve O. saccatum etil asetat ekstresinin MCF-7 hücre hattına karşı seçici sitotoksisite gösterdiği tespit edilmiştir. Ekstrelerin ve uçucu yağların mikrodilüsyon yöntemiyle altı farklı bakteri ve fungus suşuna karşı antimikrobiyal etkinliği araştırılmış, orta düzeyde antimikrobiyal aktivite gösterdikleri tespit edilmiştir.
Türkiye Papaver L. cinsi Rhoeadium Spach seksiyonu (Papaveraceae) taksonları üzerine farmasötik botanik çalışmalar
Bu tez çalışmasında, Papaver cinsinin Rhoeadium seksiyonuna ait 13 takson taksonomik, anatomik, palinolojik, tohum mikromorfolojisi, moleküler ve fitokimyasal açıdan kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, taksonların taksonomik sınırlarını netleştirmek, filogenetik ilişkilerini ortaya koymak ve fitokimyasal içeriklerini biyolojik aktiviteleriyle ilişkilendirmektir. Taksonomik çalışmalar sonucunda daha önce Türkiye Florası'nda seksiyona ait 16 takson var iken çalışma sonucunda bu sayı 13'e düşmüştür. Anatomik çalışmalarda kök, gövde, yaprak ve kaliks çalışılmış, taksonlar arası ayırt edici doku farklılıkları görülmüştür. Polenlerin tamamı trikolpat tipte olup, yüzey ornamentasyonu mikroekinat–retikulat veya perforat formda değişmiştir. Tohum mikromorfolojisi, antiklinal duvar varyasyonlarının takson düzeyinde tanısal önem taşıdığını göstermiştir. ITS ve kloroplast gen bölgelerine dayalı filogenetik analizler (PP = 1.0; BS = 100), cinsin monofiletik yapısını doğrulamış ve üç ana kladın varlığını ortaya koymuştur. Fitokimyasal analizlerde, YPSK–KS/KS yöntemiyle toplam 108 bileşik tanımlanmıştır (34 alkaloit, 74 fenolik/flavonoit). Mikrodistilasyon yöntemiyle elde edilen uçucu yağda 85 bileşen tespit edilmiştir. Toplam fenolik madde (TPC) içeriği 28.6–147.8 mg GAE/g aralığında değişmiş ve DPPH radikal süpürücü aktivitesi (%17.41–46.48) ile pozitif korelasyon göstermiştir. LOX inhibisyonu en yüksek düzeyde P. dubium subsp. laevigatum (%50.43) ve P. purpureomarginatum (%49.70) taksonlarında saptanmıştır. Etanol ekstreleri antibakteriyel ve antikandidal yönden zayıf aktivite göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada Papaver cinsi Rhoeadium seksiyonu taksonları anatomik, palinolojik, moleküler, biyolojik aktivite ve fitokimyasal içerik olarak ayrıntılı bir şekilde çalışılarak sonraki çalışmalara temel oluşturacak özgün veriler ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Sözcükler: Biyolojik aktivite, Fitokimyasal analiz, Papaver, Taksonomi, Uçucu yağ bileşimi.
Aktarlarda zayıflama amaçlı satışa sunulan bazı drogların farmasötik botanik yönünden araştırılması
Bu çalışmada genel olarak zayıflatma ve diyet amacıyla aktarlarda satılan ve insanların tercih edip aldıkları bitkilerin drogları literatüre bağlı olarak verilmiştir. Araştırmada adı geçen bu bitkilerin botanik özellikleri, içerdikleri etken maddeler, anatomik özellikleri, insan vücuduna etkileri ve yer aldığı bilimsel çalışmalar ve deneyler incelenmiştir. Aktarlarda ve bitkisel marketlerde satılan droglardan insanlar tarafından en çok tercih edilenleri araştırılarak ele alınmıştır. Çalışmada beş bitki örneği incelenmiştir. Bu bitkiler Tarçın (Cinnamomum verum), Yeşil çay (Camellia sinensis), Mate çayı (Ilex paraguariensis), Yulaf (Avena sativa) ve Kahve (Coffea arabica)'dir. Bu beş bitki örneği literatürde incelenerek teşhis ve tanımları yapılmıştır. Mikroskop ve organoleptik yöntemler kullanılarak anatomik ve morfolojik yapıları tanımlanmıştır. Tanımlaması yapılan bitkilerin insan vücudu üzerine genel etkileri araştırılmıştır. Yapılan inceleme ve araştırma sonucunda elde edilen verilerden bu bitkilerin bazılarının yağ yakıcı özellikte olduğu, bazılarının metabolizma hızına etki ettikleri, bazılarının da vücut şeker seviyesini dengeleyerek tokluk düzeyini korumada yardımcı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Aktar, Bitkisel Droglar, Zayıflama.
Eskişehir çevresinde yetişen bazı Crocus L. türleri üzerinde farmasötik botanik ve fitokimyasal araştırmalar
Bu çalışmada Iridaceae familyasına ait Crocus olivieri GAY. subsp. olivieri GAY. ve Crocus sativus L. türleri farmasötik botanik ve fitokimyasal yönünden incelenmiştir. Morfolojik çalışmalarda türlerin kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi karakterleri fotoğraf ve çizimler ile desteklenmiştir. Morfolojik bulgular 'Flora of Turkey' eseri ile kıyaslanarak tablolar halinde verilmiştir. Anatomik çalışmalarda türlerin çeşitli kısımlarının kesitler alınarak geçmişteki çalışmalarla karşılaştırmalar yapılmıştır. Anatomik çalışmalar Dijital kamera ile fotoğraflanıp iki tür arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya çıkarılmıştır. Fitokimyasal çalışmalarda C. olivieri subsp. olivieri türünün tepal, soğan ve skapusları mikrodistilasyon yöntemi kullanılarak, Gaz Kromatografisi (GK) ve Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometrisi (GK/KS) ile uçucu bileşiklerin kimyasal analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca iki tür üzerinde yapılan palinolojik çalışmada anterlerden alınan polenler SEM'de incelenip polen morfolojileri hakkında bilgiler verilmiştir.
Endemik Asperula lilaciflora subsp. phrygia(bornm.) schönb.- tem. ve endemik Asperula pestalozzae boiss. (rubıaceae) türleri üzerinde farmasötik botanik araştırmalar
Bu çalışmada Rubiaceae familyasına ait Asperula pestalozzae Boiss. endemik türü ve Asperula lilaciflora subsp. phrygia (Bornm.) Schönb.-Tem. endemik alttürü farmasötik botanik yönden araştırılmış, türlerin morfolojik, anatomik, tüy yapısı, palinolojik ve kimyasal (antioksidan aktivite ve toplam fenolik bileşikler) özellikleri ayrıntılı olarak ilk kez ortaya konmuştur. Morfolojik çalışmalarda türlerin ayrıntılı deskripsiyonları verilmiş, çizim ve fotoğraflarla desteklenmiştir. Tüy morfolojisi için SEM'de ayrıntılı inceleme yapılmış, tüylerin vejetatif ve generatif organlardaki yapısı ve dağılımı verilmiştir. Anatomik çalışmalarda kök, gövde ve meyveden enine; yapraktan ise enine ve yüzeysel kesitler alınarak anatomik yapıları aydınlatılmıştır. Polen morfolojisi için SEM'de örneklerin fotoğrafları çekilmiş ve palinolojik özellikleri belirlenmiştir. Kimyasal çalışmalarda türlerin toplam fenolik madde miktarları ve antioksidan özellikleri analiz edilmiştir. Metanol ekstrelerin antioksidan özellikleri, 1,1-difenil-2-pikrilhidrazil radikalini (DPPH•) süpürücü etki tayini ve 2,2'-azino-bis-3-etilbenzotiazolin-6-sülfonik asit radikal katyonu (ABTS•+) süpürücü etki ile belirlenmiştir. Kimyasal sonuçlara göre, Asperula pestalozzae türünün toplam fenolik madde miktarı ve DPPH• süpürücü etkisi Asperula lilaciflora subsp. phrygia'dan daha fazladır. ABTS•+ süpürücü etki ise ekstrelerin konsantrasyonları ile doğru orantılı şekilde artmaktadır.
Türkiye'de yetişen Leonurus L. türleri üzerine farmasötik botanik yönden araştırmalar
Bu çalışmada, Türkiye'de yetişen Leonurus L. cinsine ait türlerin morfolojik ve anatomik karakterleri ayrıntılı olarak belirlenmiş, morfolojik ölçümler SPSS programı kullanılarak kümeleme analizi ve ayırma analizi teknikleri ile değerlendirilmiştir. Bu amaçla, çalışılan taksonlar çiçeklenme zamanlarında farklı lokalitelerden toplanmıştır. Gövde, kaliks ve nutletlerin mikromorfolojik özellikleri ve polenlerin yüzey ornamentasyonları SEM kullanılarak ilk kez tanımlanmıştır. Leonurus türlerinin toprak üstü kısımlarından farklı çözücülerle hazırlanan ekstrelerin DPPH˙ ve ABTS˙+ yöntemleri ile antioksidan etkileri karşılaştırılarak, toplam fenolik madde miktarları Folin-Ciocaltaeu yöntemi ile gallik asit eşdeğeri cinsinden belirlenmiş ve sonuçlar ilişkilendirilmiştir. En yüksek değerin (170 mg GAE/g) tespit edildiği Bursa'dan toplanan L. cardiaca taksonunda, antioksidan etkinin de en yüksek olduğu görülmüştür. Antimikrobiyal duyarlılık testleri ile antibakteriyal ve antifungal etkiler, 12 patojen mikroorganizmaya karşı ortaya konmuştur. Ekstrelerin A549, MCF7 ve C6 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkileri MTT yöntemi kullanılarak incelenmiş ve C6 hücre hattı üzerinde oldukça etkili oldukları belirlenmiştir. Elde edilen biyolojik etkilerin değerlendirilmesi açısından, her bir ekstrenin kimyasal bileşimleri YPSK-KS/KS ile analiz edilmiş, ana bileşenler (genkvanin, verbaskozit) belirlenmiştir. Ek olarak, tez konusunu oluşturan türlerin, DNA dizi analizleri için ITS primerleri kullanılmış, bu gen bölgeleri sekanslanarak GenBank verileri ile karşılaştırılmış ve türler arasındaki filogenetik ilişkiler değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre ITS primerleri ile türler düzeyinde başarılı bir ayırım yapılmıştır.
Endemik Prangos abieticola aytaç & H.duman ve P. heyniae H.duman & M.F.watson türleri üzerine farmasötik botanik araştırmalar
Bu tez çalışmasında Prangos abieticola Aytaç & H.Duman ve P. heyniae H.Duman & M.F.Watson endemik türlerin karşılaştırmalı morfolojik, anatomik, palinolojik, mikromorfolojik, moleküler çalışmaları yapılarak ve uçucu yağ kompozisyonları belirlenerek, türlerin özellikleri ortaya konulmuştur. Morfolojik çalışmalarda, türlerin yaprak, çiçek, meyve gibi kısımlarının morfometrik ölçümleri verilmiştir. Anatomik çalışmalarda, türlerin ışın, pedisel, pedunkul, gövde ve meyve enine kesitlerinin yapıları incelenerek sonuçlar tablolar halinde sunulmuştur. Palinolojik çalışmalarda, ışık mikroskobu ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılmıştır. Polenlerin polar ve ekvatoral, kolpus genişliği ve uzunluğu, por genişliği ve uzunluğu ile eksin ve intin kalınlıkları ölçülmüş ve polen oranları hesaplanmıştır. Türlerin polen şekilleri perprolat, apertür tipi trizonokolporattır. Yüzey ornemantasyonu rugulattır. SEM çalışmaların da meyveler fotoğraflanmış ve farklılıklar tablo ile verilmiştir. Moleküler çalışmalar kapsamında Prangos Lindl. cinsine ait türler ve dış grup olarak da Bilacunaria aksekiensis A. Duran & B. Doğan kullanılmış ve sonuçlar değerlendirilerek filogenetik ilişkileri ortaya çıkarılmıştır. Bitkilerin, herba, çiçek durumu ve kökü ayrılarak kurutulmuştur. Bu kısımların uçucu yağları Clevenger apareyinde su distilasyonu yöntemiyle elde edilmiş, elde edilen bu uçucu yağların kimyasal bileşimi GK ve GK/KS ile analiz edilmiştir. Türlere ait analiz sonuçları tablolar halinde verilmiştir.
Endemik hypericum aviculariifolium jaub. et. Spach ve hypericum bithynicum boiss Türleri üzerine farmasötik botanik araştırmalar
Bu tez çalışmasında endemik Hypericum aviculariifolium Jaub. et Spach ve Hypericum Bithynicum Boiss. türlerinin morfolojik, anatomik, kimyasal ve antimikrobiyal özellikleri araştırılmış ve farmasötik botanik yönden incelenmiştir. Morfolojik çalışmalarda türlerin ayrıntılı incelemesi yapılmıştır. Gövde, yaprak ve çiçek ölçümleri Türkiye florasında verilen deskripsiyonlarla verilen tanımlamaları ile karşılaştırılmıştır. Anatomik çalışmalarda gövdeden enine kesit, yapraktan ise enine kesit ve yüzeysel kesitler alınarak anatomik yapıları incelenmiştir. Kimyasal çalışmalarda, türlerin toprak üstü ekstreleri su ve metanol içeren çözücülerde çalışılmış ve toplam fenolik madde miktarları belirlenmiştir. Türlerin 1,1-difenil-2-pikrilhidrazil radikalini (DPPH●) süpürücü etki tayini ve 2,2'-azino-bis-3-etilbenzotiazolin-6-sülfonik asit radikal katyonu (ABTS●+) süpürücü etki ile antioksidan özelliği, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (YBSK) ile fenolik bileşiklerinin kompozisyonu açıklanmıştır. Kimyasal sonuçlara göre H. aviculariifolium'un metanol ekstresinin antioksidan aktivitesi ve toplam fenolik madde miktarı, H. bithynicum'un metanol ve su ekstrelerinden fazladır. (ABTS●+) süpürücü etki ise ekstrelerin konsantrasyonları ile doğru orantılı şekilde artmaktadır. Antimikrobiyal aktivite gösteren ekstrelerin minimum inhibitör konsantrasyon (MİK) değerleri mikro dilüsyon yöntemi ile belirlenmiştir. Antikandidal etkinin belirlenmesinde CLSI (eski ismiyle NCCLS) M27-A2, sıvı mikro dilüsyon protokolü kullanılmıştır. Ekstreler antimikrobiyal sonuçlara kıyaslandığında, ekstrelerin tümünün daha kuvvetli antifungal etkiler gösterdikleri ortaya konmuştur.
Eskişehir için endemik iki türün farmasötik botanik yönden incelenmesi
Lamiaceae familyası, taksonomik ve ekonomik önem taşıyan cinsleri ve özellikleri sebebiyle en çok incelenen bitki ailelerinden biridir. Lamiaceae familyasına ait bitki türleri sahip oldukları antibakteriyel, antifungal, antioksidan, antiviral, ve antienflamatuvar özellikleri sebebi ile gıda ve ilaç endüstrisi ile halk arasında sıkça kullanılmaktadır. Bu bağlamda, bu tez çalışmasında Lamiaceae familyasına ait Salvia tchihatcheffii (Fisch. & C. A. Mey.) Boiss ve Ballota larendena Boiss. & Heldr endemik türlerinin anatomik, morfolojik, moleküler ve kimyasal (antioksidan aktivite ve toplam fenolik bileşikler) ile antimikrobiyal özellikleri incelenmiş, bu iki bitki türü farmasötik botanik yönden araştırılmıştır. Eskişehir'de endemik olarak yetişen S. tchihatcheffii ve B. larendena türleri doğal yayılış alanlarından toplanmış, bitki örneklerinin bir kısmı kurutularak herbaryum materyali haline getirilmiş ve daha sonra morfolojik araştırmalar için kullanılmıştır. Bitkilerin diğer kısmı %70'lik alkolde kavanozlarda muhafaza edilip anatomik çalışmalar için ayrılmıştır. Fitokimyasal ve moleküler çalışmalar için de bitkilerin kuru örnekleri poşet içinde hava alacak şekilde küçük parçalara ayrılıp saklanmıştır. Morfolojik çalışmalarda bitki türleri cetvel ve milimetrik kağıt yardımı ile ölçülmüş stereo mikroskop altında incelenip fotoğraflanmıştır. Anatomik çalışmalar kapsamında çalışılan türlerden jilet yardımı ile kesitler alınarak gövde, yaprak, tüy gibi yapılarına bakılmıştır. Kimyasal araştırmalar için bitki türlerinin antioksidan özellikleri, 1,1-difenil-2-pikrilhidrazil radikalini (DPPH) süpürücü etki tayini ve 2,2'-azino-bis-3-etilbenzotiazolin-6-sülfonik asit radikal katyonu (ABTS+) süpürücü etki ile antioksidan özellikleri, toplam fenolik madde miktarı ise gallik asite eşdeğer olarak Folin-Ciocalteu yöntemi ile hesaplanmıştır. Antimikrobiyal aktivite araştırmaları için broth dilusyon yöntemi kullanılmıştır.
Türkiye'de yetişen tıbbi bitkilerden ferula rigidula dc. üzerinde farmasötik botanik araştırmalar
Apiaceae (Umbelliferae) familyasından Ferula L. cinsi familyanın en büyük 3. cinsidir. Bu cins, ilk defa Korovin tarafından hazırlanan monografta 133 tür ile temsil edilmiş, daha sonra yapılan çalışmalar ile tür sayısı yaklaşık 180 olmuştur. Türkiye'de ise Ferula'nın ilk revizyonu Peşmen tarafından 1972 yılında Flora of Turkey and the East Aegean Islands'ın 4.cildinde 18 tür ile yapılmıştır. Bu 18 türün de 9'u endemiktir. Son yapılan çalışmalar ile de Ferula L. sayısı 24 tür ve 4 alt tür olarak değiştirilmiştir. Bu türlerden 13'ü endemiktir. Ferula rigidula sahip olduğu morfolojik ve anatomik özellikleri ile yakın türler ile zaman zaman karıştırılmakta ve kesin tayinler yapılması problem yaratmaktadır. Ayrıca üzerinde yapılan kimyasal çalışmalar ve çıkan sonuçlar da türün teşhisi için bir netlik kazandıramamıştır. Bu çalışmada Ferula rigidula' nın ayrıntılı olarak iç ve dış morfolojik özellikleri belirlenmiş ve ona yakın olan F. halophila ve F. orientalis türlerinin gövde, pedunkul, yaprak ve meyve anatomileri karşılaştırılarak, birbirlerinden farkları belirlenmiştir. Ayrıca Ferula türlerinin etnobotanik yönden özellikleri araştırılmış ve tablo şeklinde sunulmuştur. Şu ana kadar var olan ve türü teşhis etmede kullanılan karakterlerin bilgilerinin netlik kazanması sağlanmış ve sayısal verilerle de bunlar desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ferula rigidula, Umbelliferae, Türkiye, morfoloji, anatomi
Thymus sibthorpii benth. üzerinde morfolojik, anatomik ve kimyasal çalışmalar
Bu çalışmamızda tıbbi ve aromatik büyük öneme sahip Thymus cinsi türlerinden Thymus sibthorpii Benth. teşhis edilerek, morfolojisi, anatomisi ve uçucu yağ bileşenleri aydınlatılmış, etnobotanik kullanım alanları tespit edilmiştir. Morfolojik incelememizde, türün tanımı verilmiş, ayrıntılı karakteristik özellikleri açıklanmıştır. Bitkinin genel görünüşü, gövde yaprağı, brakte, brakteol, çiçek, meyve şekilleri çizilmiştir. Anatomik incelememizde, türün kök, çiçekli gövde, yapraklarının içyapısı açıklanmıştır. Bitkinin şematik ve anatomik şekilleri mikroskop altında fotoğraflanmıştır. Uçucu yağ bileşenleri incelememizde, türün yağ verim yüzdesi hesaplanmış ve uçucu yağın içeriğindeki ana bileşenler tespit edilmiştir. Etnobotanik çalışmamızda, Eskişehir bölgesinde halk ilacı olarak kullanılan Thymus L. cinsine ait türlerin etnobotanik kullanım şekilleri ve hangi amaçlarla kullanıldığı ayrıca ülkemizin çeşitli bölgelerinde Thymus L. cinsine ait türlerin etnobotanik kullanımı tespit edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda T. sibthorpii gövde yaprakları uzun (7-13mm), kaliks boyu en fazla 3,5 mm dir. Bitki ginodioiktir. Salgı tüyleri Lamiaceae tipindedir. Korolla mor, leylak rengindedir. Yapraklar lanseolat, subakut ya da obtustur. Çiçekli gövdeden alınan kesitte gövdenin dörtköşe yapısı gözlemlenmiştir. Türün yaprakları bifasiyal yapı göstermektedir. T. sibthorpii' nin uçucu yağ verimi %0,62 olarak hesaplanmış, uçucu yağ ana bileşenleri Geraniol (%42,5), Timol (%21,5), Geranil asetat (%16,8) olarak tespit edilmiştir. Etnobotanik çalışmamızda özellikle grip ve soğuk algınlığına karşı kullanıldığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Lamiaceae, Thymus, Morfoloji, Anatomi, Etnobotanik.
Nepeta phyllochlamys P. H. Davis türü üzerine taksonomik, fitokimyasal ve biyolojik araştırmalar
Tez kapsamında Lamiaceae familyasına ait ve lokal endemik bir tür olan Nepeta phyllochlamys P. H. Davis türü ile çalışılmıştır. N. phyllochlamys türünün farklı popülasyonlardan örnekleri toplanarak morfolojik ve anatomik özellikleri incelenmiş ve bulguların Türkiye Florası'nda geçen tür betimleriyle uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca türün doğal yayılış alanlardaki farklı popülasyonlardaki bireylerin morfolojik ve fitokimyasal özellikleri arasındaki ilişki ortaya konmuş ve moleküler çalışmalar yapılarak genetik varyasyonları, uçucu yağ bileşenleri, ekstrelerin biyolojik etkileri belirlenmiştir. Yapılan antioksidan (DPPH• deneyi), antibakteriyel, antikandidal ve toplam fenol miktar deneyleri sonucunda bitkinin dikkat çekici seviyede aktif olmadığı gözlenmiştir. Ancak verilerin literatüre kazandırılması açısından tez kapsamında yapılan deneyler önem taşımaktadır. Tez çalışmamızda farklı lokalitelerden toplanan türün ana bileşenlerinin karyofillen oksit, β-pinen, linalol, T-kadinol, α-pinen ve 14-nor-kadin-5-en-4-on (izomer A) gibi bileşenlerden oluştuğu görülmüştür. Yapılan DNA dizi analizleri ile N. phyllochlamys'in %96 oranında N. cataria L. ile benzerlik gösterdiği görülmüştür. Blast analizlerine göre oluşturulan dendrogramda ise N.heliotropifolia, N. cataria ve N. grandiflora türü ile küme oluşturdukları belirlenmiştir.
Endemik Bupleurum anatolicum Hub.-Mor.et Reese ve Bupleurum euboeum Beauverd türlerinin taksonomik ve fitokimyasal özellikleri
Bu çalışmada endemik Bupleurum anatolicum Hub.-Mor.et&Reese ve Bupleurum euboeum Beauverd türlerinin doğal yayılış alanlarındaki 6 farklı popülasyondan toplanarak Türkiye Florası ile karşılaştırmalı olarak morfolojik, anatomik, mikromorfolojik, moleküler taksonomik özellikleri ve uçucu yağ bileşenleri ortaya konulmuştur. Morfolojik çalışmalarda doğal ortamında fotoğraflanmış 6 farklı lokaliteden toplanan sayısı değişken örneklerle ışın, brakte, petal, anter, stilopodyum, stilus, meyve boy ölçümleri ve istatistiksel analizleri tablolaştırılmış, Türkiye Florası deskripsiyonu ile karşılaştırılmıştır. Anatomik çalışmalarda kök, gövde ve yapraklardan mikrotomla kesit alınarak fotoğraflanmış, iç yapıları aydınlatılmıştır. Mikromorfolojik çalışmalarda meyve ve polen yüzeyleri SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu)' de fotoğraflanmıştır. Kimyasal çalışmalar için 6 farklı lokasyon için kurutulup parçalanmış örneklerden mikrodistilasyon yöntemiyle uçucu yağ eldesi sağlanmıştır. Elde edilen uçucu yağların kimyasal bileşimleri GK/KS ve GK ile belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre B. euboeum türü 3 lokasyon için undekan ve heptanal, uçucu yağ ana bileşenleri olarak belirlenmiştir. B. anatolicum türü 3 lokasyon için tridekan ve tetradekan ana bileşen olarak belirlenmiştir. Moleküler çalışmalarda ITS1-ITS4 gen bölgeleri PCR ile çoğaltılmış, bu bölgelerin baz dizilimleri DNA sekanslama ile belirlenmiştir. Baz dizilimleri dünya gen bankasındaki veriler ile karşılaştırılmış ve filogenetik ağaç çıkarılmıştır.
Türkiye'de yetişen bazı althaea L. türleri üzerinde farmasötik botanik araştırmalar
Bu çalışma, bitkilerle güvenli tedavinin ilk basamağı olan, bitkilerin bilimsel tayini için botanik standardizasyonu üzerinedir. Seçilen tıbbi bitki; ülkemizde yetişen Althaea officinalis L. (hatmi) dir. Bitkinin botanik standartlarını iyi tanımlayabilmek için, Althaea L. (Malvaceae) cinsine ait olan ve ülkemizde yetişen yakın türler de (A.hirsuta L., A.cannabina L.) inceleme kapsamına alınmıştır. Çalışmada kullanılan örnekler doğal yetişme ortamından toplanmıştır. Bunun için Türkiye'nin batısında arazi çalışmaları yapılmış (nisan - temmuz 2019), İstanbul, Tekirdağ, Edirne ve Çanakkale'den örnekler toplanmıştır. Türler üzerinde; morfolojik, kökleri üzerine anatomik ve toz kökleri üzerinde makroskobik-mikroskobik çalışmalar yapılmış, literatür kayıtları ve herbaryum örnekleriyle karşılaştırılmıştır. Bulgular, türlerarası karşılaştırma tabloları halinde, görsellerle desteklenerek sunulmuştur. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; bitkinin bilimsel tayininde, toz drog üzerinde yapılacak çalışmaların, özellikle yakın türler için yeterli olmayacağı bununla birlikte anatomik çalışmaların daha ayırdedici olduğu görülmüştür. Anatomik çalışmalar sonucunda türler arasındaki farklılıklar; kortekste A.officinalis türünde yoğun nişasta taşıdığı, A.cannabina türünde az nişasta taşıdığı, A.hirsuta türünde nişasta taşımadığı; druz kristallerinin A.officinalis türünde tüm alanlarda yaygın ve yoğun, A.cannabina türünde kortekste yoğun, A.hirsuta türünde kortekste nadir; yağ taşıyan hücrelerin A.officinalis türünde tüm alanlarda yaygın, A.cannabina türünde kortekste yoğun, A.hirsuta türünde yok; sklerenkima lifleri A.officinalis ve A.cannabina türlerinde az ligninleşmiş, A.hirsuta türünde yoğun ligninleşmiş olarak gözlenmiştir. Ek olarak Althaea officinalis L., radix'in botanik standardizasyonu için, türler arası farklılıklar da göz önünde bulundurularak referans tür monografı hazırlanmıştır. Ayrıca A.hirsuta ve A.cannabina türlerinin kökleri üzerindeki anatomik çalışmalar ilk kez bu çalışma kapsamında yapılmıştır. Anahtar Kelimeler : Althaea officinalis, Hatmi, Malvaceae, Botanik standardizasyon, Fitoterapi
Bazı Sideritis L. türleri üzerinde biyolojik aktivite çalışmaları
Bu tez çalışmasında, Türkiye' de yetişen yedi endemik Sideritis türü olan S. arguta Boiss. & Heldr., S. brevibracteata P.H. Davis, S. congesta P.H. Davis & Hub.-Mor., S. hololeuca Boiss. & Heldr., S. rubriflora Hub.-Mor., S. stricta Boiss. & Heldr. apud Bentham, ve S. tmolea P.H.Davis'in in-vitro tirozinaz (TYR) ve kolinesteraz (ChE) inhibitör aktiviteleri ile toplam fenolik madde içerikleri ve DPPH• radikal süpürücü etkileri araştırılmıştır. Bitkilerin toprak üstü kısımlarından metanol (MeOH) ekstreleri hazırlanmış, en yüksek toplam fenolik madde miktarı S. stricta'da (253.53 ± 4.37 GAE/g), en yüksek DPPH• radikal süpürücü aktivite S. arguta'da (IC50=20.37 ± 0.32 μg/mL) tespit edilmiştir. Alzheimer hastalığı (AH) ile ilişkilendirilen asetilkolinesteraz (AChE) ve bütirilkolinesteraz (BChE) enzimleri üzerindeki inhibitör etkilerine bakıldığında, en yüksek inhibisyon değerlerini AChE'ye karşı S. rubriflora (%İnhibisyon=52.855 ± 1.923), BChE'ye karşı S. stricta (%İnhibisyon=41.275 ± 1.949) vermiştir. Parkinson hastalığı (PH) ile ilişkilendirilen TYR enziminin inhibisyonu deneyinde, S. stricta'nın en yüksek inhibitör etkiye sahip olduğu belirlenmiştir (IC50=288.5 ± 9.17 µg/mL). S. stricta'nın ardından, S. congesta (IC50=895.45 ± 7.83 µg/mL) ve S. hololeuca (IC50=1565.25 ± 17.59 µg/mL) önemli TYR inhibitör etkiler sergilemişlerdir. Fenolik madde içerikleri, antioksidan, TYR, AChE ve BChE inibitör özellikleri, Sideritis türlerinin eczacılık, kozmetik ve gıda sanayiinde değerlendirilebilecek önemli doğal kaynaklar olduğunu göstermektedir.
Hypericum perforatum L. türünün genetik varyasyonu ve uçucu yağ bileşenlerinin toprak koşulları ile ilişkisi
Eski çağlardan beri insan sağlığının iyileştirilmesinde bitkiler önemli bir yere sahiptir. İnsanlar bitkileri terapötik ve koruyucu amaçlarla doğal kaynaklı olmaları nedeni ile güvenilir görmekte ve bitkisel ürünleri bu nedenle kullanmaktadır. Tıbbi önem taşıyan ve geleneksel olarak kullanılan bu bitkilerden biri de Hypericum perforatum L.'dur. Halk arasında yanık ve yaraların iyileşmesini hızlandırmak amacıyla yaygın olarak kullanılan bu bitkinin yara iyileşmesi üzerindeki olumlu etkileri yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu tez kapsamında Hypericum cinsine ait H. perforatum L. türünün bulunduğu bölge itibari ile toprak koşulları ve genetik varyasyonun uçucu yağ bileşenleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Deneysel çalışmalar ile H. perforatum L.'un uçucu yağ bileşenleri belirlenerek, toprak analizi ile toprak yapısı aydınlatılmış ve genetik özellikleri araştırılmıştır. Bu bitki için moleküler yapı ile toprak ve uçucu yağ bileşenleri karşılaştırması üzerine yapılmış çalışma sayısının az oluşu bizi bu araştırmaları yapmaya yöneltmiştir. H. perforatum L. bitkisi toplandıktan sonra toprak üstü kısımlarının serin ve nemsiz ortamda kurutulması sağlanmıştır. Kurutulan toprak üstü kısımlara Avrupa Farmakopesi'ne (2010) uygun olarak hazırlanmış Clevenger apareyi ile hidrodistilasyon uygulanmıştır. Hidrodistilasyon ile elde edilen uçucu yağın kompozisyonu GC/MS ile incelenmiştir. Moleküler düzeyde yapılan analizlerin ilk aşaması DNA izolasyonudur. Her bir bitkinin DNA'ları izole edilerek PCR'a hazırlanmış ve ardından DNA dizi analizleri yapılmıştır. Bitkilerin toplandıkları yerden 10 cm derinlikten toprak örnekleri alınarak, bu örneklerde toprak rengi, toprağın fiziksel analizi, pH'sı, toprakta bulunan tuz, kalsiyum karbonat, total azot (N), bitkiler tarafından kullanılabilir fosfor, organik madde, demir, bakır, çinko ve mangan miktar tayinleri yapılmıştır. Örneklerdeki mikro element miktarlarını belirlemek amacıyla da Eskişehir Toprak Araştırma ve Ekoloji Enstitüsü Laboratuvarı'ndaki Atomik Absorbsiyon aleti kullanılmıştır. Tüm sonuçların korelasyonu yapılarak birbirileri ile ilişkileri sonuçlandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: H. perforatum L., Uçucu yağ, DNA, Toprak.
Eskişehir çevresinde yetişen bazı Calendula L. türleri üzerinde farmasötik botanik ve fitokimyasal araştırmalar
Çiçekli bitkilerin en geniş familyası olan Asteraceae familyasına ait Calendula L. cinsi, Türkiye'de üç tür ile temsil edilir. Bunlar; Calendula suffruticosa Wahl., Calendula officinalis L. ve Calendula arvensis L.'tir. Türlerin içinde kozmetik ve ilaç sektöründe oldukça popüler olan C. officinalis, halk arasında genellikle "Aynısafa otu" diye isimlendirilir. Antik çağlardan bu yana kullanılan bu bitkinin deri enflamasyonlarının, yaraların, yanıkların, morlukların ve kesiklerin iyileşmesini kolaylaştırdığı bilinmektedir. İnfüzyon, tentür, sıvı ekstre, soğuk sıkım yağ ve merhem şeklinde hem dahili hem de harici olarak kullanılır. Bu çalışmada, Eskişehir çevresinde 4 farklı lokaliteden toplanılan C. officinalis türünün; taksonomik, morfolojik, anatomik özellikleri ve fitokimyasal içerikleri incelenmiştir. Morfolojik çalışmalarda, türün detaylı tanımı ve çizimleri verilmiştir. Anatomik çalışmalarda, kök, gövde ve yapraklardan enine kesitler alınmış, iç yapıları aydınlatılmıştır. Kökü sekonder yapıdadır. Gövdesi 7-8 köşelidir. İletim demetleri halka şeklinde dizilmiş ve 15-16 adettir. Öz bölgesi doludur. Gövde üzerinde çok sayıda örtü ve Compositae tipi salgı tüyü bulunmaktadır. Yaprakları bifasiyal tiptedir. Stomaları amfistomatik ve mezomorftur. Anomositik tiptedir. Fitokimyasal çalışmalarda ise, bitkinin toprak üstü kısımlarından su distilasyonu yöntemiyle 4 farklı lokaliteden uçucu yağ elde edilmiş, uçucu bileşiklerin GK ve GK/KS ile analizleri yapılmıştır. C. officinalis'in uçucu yağ ana bileşenleri α-kadinol (%31,2-34,5), δ-kadinen (%15,2-18,8) ve T-murolol (%6,3-8,2)'dür. Anahtar Sözcükler: Asteraceae, Calendula officinalis L., Aynısafa, Morfoloji ve Anatomi, GK/KS, α-kadinol
Fritillaria imperialis L. ve Fritillaria persica L. türleri üzerinde farmasötik botanik ve fitokimyasal araştırmalar
Bu çalışmada Liliaceae familyasına ait Fritillaria imperialis L. ve Fritillaria persica L. türleri farmasötik botanik ve fitokimyasal yönünden incelenmiştir. Morfolojik çalışmalarda türlerin kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi karakterleri fotoğraf ve çizimler ile desteklenmiştir. Morfolojik bulgular 'Flora of Turkey' ve 'Resimli Türkiye Florası' eserleri ile kıyaslanarak tablolar halinde verilmiştir. Anatomik çalışmalarda türlerin kök, gövde ve yaprak kısımlarının kesitleri alınarak kesitler çeşitli boyalar ile boyanmıştır. Dijital kamera ile fotoğraflanan türlerin monokotil grubu ile benzerlikleri ve iki türün birbiriyle olan anatomik ilişkisi açıklanmıştır. Ayrıca bu türlerin bulbları üzerinden yapılan Katı Faz Mikroekstraksiyon yöntemi ile uçucu bileşikleri aydınlatılmıştır.
Lophanthus turcicus dirmenci, yıldız & hedge (lamiaceae) üzerinde farmasötik botanik araştırmalar
Lophanthus Adans. cinsi Lamiaceae familyasının bir üyesi olup, 2010 yılında yeni bir cins ve yeni bir tür olarak (L. turcicus) Türkiye florasına kazandırılmıştır. Bu çalışmada endemik olan L. turcicus farmasötik botanik yönden araştırılmış türün morfolojik, anatomik, tüy yapısı, palinolojik özellikleri ile kimyasal (antioksidan özellik, fenolik bileşikler, biyolojik etki) özellikleri ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Morfolojik çalışmalarda türün ayrıntılı deskripsiyonu verilmiş, çizim ve fotoğraflarla desteklenmiştir. Tüy morfolojisinde bitkinin vejetatif ve generatif organlarındaki tüylerin yapısı ve dağılımı verilmiştir. Anatomik çalışmalarda ise odunsu, otsu gövdeler ile yapraklarından kesitler alınarak anatomik yapıları aydınlatılmıştır. Palinolojik çalışmalarda polenlerin fotoğrafları çekilerek polen özellikleri belirlenmiştir. Ayrıca bitkinin kimyasal çalışmalarda ise 1,1-difenil-2-pikrilhidrazil (DPPH) radikalini süpürücü etki tayini, β-Karoten/Linoleik asit oksidasyonunu inhibe edici etki tayini, indirgeme gücünün belirlenmesi ve 2,2'-azino-bis-3-etilbenzotiazolin-6-sülfonik asit radikal katyonu (ABTS●+) süpürücü etki ile antioksidan özelliği, yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ile fenolik bileşikleri, 3-(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difeniltetrazolyum bromür (MTT) testi ile antikanser etkisi ve lipoksijenaz enzim inhibisyonu ve siklooksijenaz enzim inhibisyonu araştırılmıştır. Kimyasal sonuçlara göre antioksidan kapasitesinin düşük olduğu saptanmıştır. Fenolik bileşik olarak 14 madde tanımlanmıştır. Lipoksijenaz enzim inhibisyon deneylerine göre zayıf inhibisyon etkiye sahip olduğu, A549 hücre dizisine karşı düşük dozda sitotoksik etki gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Lophanthus turcicus, Morfoloji, Anatomi, Palinoloji, Kimyasal.
Türkiye'de yayılış gösteren Agrimonia L. cinsi (rosaceae) üzerinde farmasötik botanik araştırmalar
Türkiye Florasında Agrimonia L. cinsi 2 türle temsil edilmektedir. Bu türler; A. eupatoria L. ve A. repens L.'dir. Bu çalışmada, Rosaceae familyasına dahil iki Agrimonia türü farmasötik botanik yönden araştırılmış, türlerin morfolojik, anatomik, palinolojik ve kimyasal (uçucu yağ ve enzim inhibisyonu) özellikleri ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. Morfolojik çalışmalarda türlerin ayrıntılı tanımları verilmiş ve çizimlerle desteklenmiştir. Her iki türün çiçek durumu, uzunluğu, çiçekler arası mesafe, çiçek sapları, sepal, petal ve hipantiyum uzunlukları açısından ve meyve üzerinde bulunan sert tüylerin pozisyonları bakımından fark gösterdiği belirlenmiştir. Anatomik çalışmalarda türlerin gövde ve yapraklarından kesitler alınarak daimi preparatlar haline getirilmiş ve anatomik yapıları aydınlatılmış ancak ayırt edici bir fark saptanamamıştır. Palinolojik çalışmalarda masaüstü taramalı elektron mikroskobunda örneklerin fotoğrafları çekilmiş ve palinolojik özellikleri belirlenmiştir. A. eupatoria polenlerinin, A. repens'e göre daha uzun ve geniş olduğu, diğer karakterlerde ise bir fark olmadığı gözlenmiştir. Kimyasal çalışmalarda Agrimonia türlerinin uçucu yağları GK/KS yöntemi ile analiz edilmiş ve yağların bileşenleri; A. eupatoria için metilmirtenat (% 49,1) ve α-pinen (% 24,7), A. repens için α-pinen (% 43,3), hekzadekanoik asit (% 31,3), selina-4,11-dien (=4,11-eudesmadiene) (% 6,9), 7-epi-α-selinen (% 6,6) olarak tanımlanmıştır. Ayrıca türlerin siklooksijenaz (COX) ve lipooksijenaz (LOX) enzim aktivitesi inhibisyon deneyleri yapılmış, A. eupatoria ve A. repens'in COX-2 enzim aktivitesi üzerinde etkili olmadığı COX-1'de A. eupatoria'nın A. repens'ten daha etkili olduğu; LOX'da ise A. repens'in etkisiz olduğu belirlenmiştir.
Malatya ilindeki doğal alanlarda yayılışı olan urtica dioica l. taksonlarının uçucu yağ içeriklerinin genetik ve çevresel faktörlere bağlı değişimi
Amaç: Malatya ilindeki Urtica dioica türüne ait populasyonların toprak üstü ve köklerindeki uçucu yağ içeriklerinde, genetik ve çevresel farklılıklara bağlı değişimin belirlenmesidir. Materyal ve Metot: Malatya ilinde belirlenen 15 farklı populasyondan 10 tanesi morfoloji, uçucu yağ ve moleküler çalışmalarda kullanılmıştır. Morfolojik çalışmalar için 48 adet nicel ve 5 adet nitel olmak üzere toplam 53 karakter belirlenmiştir. Uçucu yağ eldesi için kurutulmuş örnekler hidro-distilasyon yöntemi kullanılarak uçucu yağları çıkarılmıştır. Elde edilen yağ örneklerinin içindeki kimyasal bileşenlerin belirlenmesinde gaz kromotoğrafisi kütle spekrofotometresi (GS-MS) kullanılmıştır. Her populasyondan ayrı olarak elde edilen DNA' lar kullanılarak RAPD ve SRAP yöntemleri ile PCR uygulaması yapılmıştır. Elde edilen tüm verilerinden faydalanılarak PAUP programı aracılığı ile populasyonlar arasındaki filogenetik ilişkileri gösteren kladogram ve filogram şeklindeki UPGMA ağaçları elde edilmiştir. Bulgular: Morfolojik özellikleri karşılaştırıldığında 23'ü nicel ve 3'ü nitel olmak üzere toplam 26 karakterden 4 farklı grup elde edilmiştir. Uçucu yağ çalışmaları sonucunda 338 tane farklı kimyasal bileşik tespit edilmiştir. Bunlardan topraküstü kısımlarında 144, kök kısımlarında ise129 ana bileşenin olduğu belirlenmiştir. Moleküler çalışmalarında 10 tane RAPD primeri ile elde edilen toplam 123 banttan 32 tanesinin polimorfik olduğu, 9 tane SRAP primeri ile elde edilen toplam 60 banttan 18 tanesinin polimorfik olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Urtica dioica subsp. dioica taksonunun Malatya populasyonları uçucu yağ içerikleri bakımından karşılaştırıldığında yüksekliğe bağlı olarak gruplanmaların olduğu görülmüştür. 1000 m' nin altında yayılışı olan Battalgazi populasyonunun uçucu yağ içerikleri bakımından diğer populasyonlardan farklı olduğu belirlenmiştir. Elimizdeki RAPD ve SRAP primerler kullanılarak yapılan moleküler çalışmalar sonucunda populasyonlar arasındaki farklılığın uçucu yağ ile ilişkisi belirlenememiştir. Anahtar Kelimeler: Malatya, RAPD, SRAP, Uçucu yağ, Urtica
Hypericum thymopsis boiss. (Hypericaceae) türünün bazı fenolik bileşiklerinin, antioksidan kapasitesinin ve uçucu yağ kompozisyonunun belirlenmesi
Amaç: Bu tezin amacı Türkiye'de endemik bir tür olan Hypericum thymopsis türünün morfolojik özelliklerinin, bazı fenolik bileşiklerinin, antioksidan kapasitesinin ve uçucu yağ kompozisyonunun belirlenmesidir. Materyal ve Metot: Bitki materyalleri gerçekleştirilen arazi çalışmaları ile toplanmıştır. Morfolojik çalışmalar örnekler üzerinde karakter analizleri ve ölçümler ile yapılmıştır. Antioksidan aktivitelerin belirlenmesinde DPPH ve ABTS yöntemleri kullanılmıştır. Fenolik bileşiklerin belirlenmesi HPLC analiz yöntemi ile yapılmıştır. Uçucu yağ analizi 3 farklı popülasyona ait örnekler üzerinde, GC/MS analiz yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Morfolojik incelemelerde bazı popülasyona ait örneklerin türün betimine göre gövdesinin daha uzun (15-20 cm), yapraktaki şeffaf gland sayısının daha fazla (c.50), sepalinin daha büyük (2-2.5 x 1 mm) ve sepal gland sayısının daha fazla (8 adet) olduğu gibi farklılıklar tespit edilmiştir. Örneklerinin IC50 değerleri incelendiğinde, DPPH yönteminde en yüksek antioksidan etkiyi çiçek ekstreleri göstermiştir. ABTS yönteminde en güçlü radikal süpürme kapasitesini TA3004 nolu örneğin yaprak ekstresi göstermiştir (87.42 μg/ml). Ana bileşenler α-Pinen, Spatulenol ve Limonen olarak belirlenmiştir. Bitkinin yaprak ekstresinde 7.040 mg/kg rutin, 4.463 mg/kg quersetin, çiçek ekstresinde ise 1.992 mg/kg hiperisin, 11.213 mg/kg rutin ve 4.250 mg/kg kersetin olduğu saptanmıştır. Sonuç: Morfolojik farklılıklar türün betiminin genişletilmiş sınırları içinde değerlendirilmiştir. Hypericum thymopsis türün antioksidan özelliği ilk kez bu çalışma ile ortaya konulmuştur. Uçucu yağ analizi ile türün farklı kemotipleri belirlenmiştir. Ayrıca örneklerin içerdiği bazı fenolik madde miktarları tayin edilmiştir.
Konak (Malatya) yöresi halk ilaçları
Amaç: Bu çalışma, Malatya ilinin Yeşilyurt ilçesine bağlı Konak beldesinin geleneksel olarak kullanılan halk ilaçlarını belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Mayıs 2015-Kasım 2016 tarihleri arasında beldenin 3 mahallesine gidilerek yüzü aşkın kişiyle görüşülüp içlerinden 68 kişi (% 38.2 erkek, % 61.8 kadın) kaynak kişi kabul edildi ve yaş ortalamaları 64 olarak hesaplandı. Arazi çalışmalarına katılan kaynak kişilerle beraber 243 herbaryum örneği toplandı. Toplanan örnekler İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbaryum' unda saklanmaktadır. Bulgular: 35 familya, 68 cins ve 85 türe ait 86 takson halk ilaçları kapsamında değerlendirildi. Bunların 62'si yabani olarak toplanan, 19'u kültürü yapılan ve 5'i ise pazardan, aktardan veya baharatçılardan alınan bitkilerdir. En çok Lamiaceae (14), Asteraceae (11) ve Rosaceae (11) familyalarına ait bitkiler kullanılmaktadır. Sonuç: En çok kullanılan bitkiler sırasıyla; Origanum vulgare L. subsp. gracile (K.Koch) Ietsw., Euphorbia grisophylla M.L.S. Khan., Euphorbia macrocarpa Bioss. & Buhse., Pelargonium endlicherianum Fenzl, Rosa canina L., Mentha longifolia (L.) L. subsp. longifolia, Mentha pulegium L. ve Mentha spicata L. subsp. spicata olarak saptandı. ICF faktörü hesaplandı. En çok mide ağrı ve ülserleri (FIC: 0.919) ile soğuk algınlığında (FIC: 0.947) kullanımlar tespit edildi. Dâhilen (%62.5) kullanım haricen (%37.5) kullanımdan daha fazladır. Dâhilen kullanımda; infüzyon (%15.5) veya çeşitli işlemlerden geçirerek (%15.5) kullanmak daha çok tercih edilmektedir.
Türkiye'de yetişen achillea l. (asteraceae)türlerinin moleküler filogenetik analizi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yayılış gösteren Achillea L. cinsine ait taksonların çekirdek DNA'sının (nrDNA) ITS bölgelerinin filogenetik bakımdan analiz edilerek, taksonların akrabalık ilişkilerinin belirlenmesidir. Materyal ve Metot: Bu çalışmada kullanılan bitki materyalinin büyük bir bölümü İnönü Üniversitesi Herbaryumunda (INU) mevcut herbaryum ve silika-jelde kurutulmuş örneklerden temin edilmiştir. Bununla beraber, yapılan arazi çalışmaları ile de bazı örnekler toplanmıştır. Bitkilerin nrDNA'ları izole edilmiş, ITS bölgeleri ITS5A ve ITS4 primerleri kullanılarak PCR ile çoğaltılmıştır. ITS bölgelerinin DNA dizileri belirlenmiştir. Elde edilen veriler ile analizler yapılmış ve türlerin filogenetik ilşkilerini gösteren ağaçlar elde edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada, Türkiye'de yayılış gösteren Achillea cinsine ait 49 türe ait 61 örnek çalışılmıştır. Türlerin taksonomisi morfolojik ve moleküler filogenetik açıdan değerlendirilmiştir. Achillea'nın cins, seksiyon ve tür düzeyinde taksonomik durumu tartışılmıştır. Cins düzeyinde A. maritima (L.) Ehrend.& Y.P.Guo subsp. maritima türünün tekrar Otanthus cinsi altında O. maritumus (L.) Hoffmanns. & Link şeklinde yer alması gerektiği görülmüştür. Seksiyon düzeyinde ülkemiz Achillea türlerinin 4 seksiyon (A. sect Achillea, A. sect. Babounya (DC.) O. Hoffm., A. sect. Anthemoideae (DC.) Heimerl. ve A. sect. Ptarmica (Mill.) W. D. J. Koch) altında sınıflandırılması gerektiği saptanmıştır. Tür düzeyinde ise A. sivasica Çelik & Akpulat türünün, A. gypsicola Hub.-Mor. subsp. sivasica (Çelik & Akpulat) Arabacı & G.Uzay comb. et stat. nova olarak A. gypsicola Hub.-Mor. türünün bir alt türü olarak düzenlenmesi gerektiği belirlenmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, ülkemizde yayılış gösteren Achillea cinsinin 4 seksiyona ait 48 tür ve 54 takson olduğu saptanmıştır.