Kastamonu University
Anabilim Dalı

İnşaat Mühendisliği Anabilim Dalı

Kastamonu University

4.325

Arşivlenen Tez

18

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşçi sağlığı ve iş güvenliği bakış açısıyla bir alt yüklenici seçim ve değerlendirme yöntemi ve saha çalışması

Bir projenin hayata geçirilmesini tasarım, yapım ve teslim olarak üç kola ayırırsak, bu çalışma yapım aşamasının ilk ayağı olan alt yüklenici seçiminde, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından değerlendirme yaparken işverenlere yardımcı olması amacı ile gerçekleştirilmiştir. İşverenler maliyet, kalite, süre gibi unsurları sözleşme ve teminatlar ile güvence altına alabilirken, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili bir güvence verilememektedir. Bu da seçim sürecinde işverenlerin bu konudaki seçimlerini çok dikkatli biçimde yapmalarını gerektirmektedir. Maliyet, tecrübe, finansal güç gibi maddeler açısından karşılaştırma yapmak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine nazaran daha somut veriler ile yapılabilmektedir. Bu çalışmada işverenlerin belirli kriterlerin değerlendirmesini yaparak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından bütünsel bir değerlendirme yapabilecek sonuçlar elde etmeleri amaçlanmıştır. Bu çalışma aşağıdaki gibi 4 şekilde bölümlendirilmiştir. • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği • İnşaat Sektörü ve Alt Yüklenici Seçimi • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Bakış Açısı ile Alt Yüklenici Seçim Kriterlerinin ve Kriter Ağırlıklarının Belirlenmesi • Saha Uygulaması İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili bölümlerde konunun önemi, 6331 İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun ve 4587 sayılı İş Kanunu, iş kazalarının nedenleri-sonuçları ve alınması gereken önlemler ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yönetim Sistemleri anlatılmıştır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yönetim Sistemleri ile ilgili dünyada kabul görmüş OHSAS 18001, ILO – OSH 2001 ve CMAA tarafından tarif edilen yönetim sistemleri anlatılmıştır. İnşaat Sektörü ve Alt Yüklenici Seçimi ile ilgili bölümlerde istatistikler ile İnşaatın Türkiye'deki yeri ve önemi, Kamu İhale Kanunu, 6098 Sayılı Borçlar Kanunu ile Alt Yüklenici Seçiminde dikkat edilmesi gereken hususlara değinilmiştir. Yapılan literatür taraması sonucu alt yüklenici seçimindeki en önemli 6 seçim kriteri maliyet, zaman, kalite, tecrübe, iş güvenliği ve alt yüklenicinin finansal gücü olarak belirlenmiştir. Alt yüklenici seçiminde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinin en önemli seçim kriterlerinden biri olduğunun belirlenmesinin ardından bu konudaki alt yüklenici seçim kriterlerinin belirlenmesi amacı ile ikinci bir literatür taraması yapılmıştır. Türkçe ve yabancı kaynaklarda en sık karşılaşılan 26 kriter belirlenmiştir. Bu kriterlerin önerilecek yöntemdeki ağırlık derecelerinin belirlenebilmesi için Analitik Hiyerarşi Prosesi tercih edilmiştir. Çalışmanın daha geniş bir uygulama alanı olması için 6 kriter oluşturulacak hiyerarşinin dışında bırakılmıştır. Bu hiyerarşi kapsamında oluşturulan ikili karşılaştırma anketleri İş Güvenliği Uzmanlarına gönderilmiş ve tutarlılık oranları kabul edilebilir düzeyde olan 5 anket çalışmaya dahil edilmiştir. Superdecision programında kriter ağırlıkları bulunmuş ve 20 kriterin her biri için ortalama ağırlıklar hesaplanmıştır. Aynı katılımcılara bir başarı skalası oluşturabilmek için bir tablo daha gönderilmiş ve "Başarılı", "Yeterli", "Ortalama", "Ortalamanın Altında" ve "Başarısız" derecelerini 100 üzerinden puanlamaları istenmiştir. Gelen cevapların aritmetik ortalaması alınarak bir başarı skalası oluşturulmuştur. Çalışmanın saha uygulaması bölümünde ise hem çalışmanın önerdiği yöntemin inşaat projelerinde bir uygulamasının yapılması hem de farklı illerden seçilen inşaat projeleri ile Türkiye'deki İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği durumunun bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmıştır. Adana, Balıkesir ve Kırklareli'nde seçilen 3 büyük ölçekli alışveriş merkezi inşaatı projesinin İş Güvenliği Uzmanlarından AHP modelindeki 20 kritere göre 5'er alt yükleniciyi 100 üzerinden değerlendirmeleri istenmiştir. Gelen anket sonuçları ve kriter ağırlıklarından faydalanarak ağırlıklı ortalamalar alınmıştır. Alt yüklenicilerin başarı puanları hesaplanmış ve başarı skalasına göre değerlendirmeleri yapılmıştır. Çıkan sonuçlar genel olarak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından istenilen aralıkta değildir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği projenin tasarım aşamasından başlayarak dikkate alınması gereken önemli bir konudur. Seçim sürecinde alt yüklenicilerin böyle bir değerlendirmeye tabi tutulması işin yapıldığı sıradaki farkındalık seviyelerini de etkileyecektir.

Sefa Çeküç
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elastik cisimlerde iki boyutlu doğrusal sürtünmesiz temas probleminin sonlu elemanlar metodu ile analizi

Temasmekaniği,elastisite teorisinin birbirleriyle temas ile etkileşime giren cisimlerin davranışını inceleyen dalıdır. Bu sebeple katı cisimler ile ilgilenen her mühendislik dalında oldukça geniş bir uygulama alanı vardır. İnşaat mühendisliği özelinde ise yapı-zemin etkileşimi, yapı birleşim hesapları, deprem sönüm sistemleri tasarımında temasmekaniğininuygulamaalanınaörnekolarakverilebilir. Temas problemleri doğası gereği sahip olduğu karmaşık sınır şartlarından dolayı, analitik yöntemler oldukça kısıtlı imkanlar sunmaktadır. Bu sebeple problemlerin çözümünde sayısal yöntemlere oldukça sık başvurulmaktadır. Sonlu elemanlar metodu, temas probleminin çözümü için oldukça sık kullanılan metotlar arasındadır. Günümüzde ANSYS ve ABAQUS gibi pek çok paket program bünyesinde temas problemine özel elemanlar ve çözüm algoritmaları sunmaktadır. Mühendislik tasarımlarında, kullanılan eleman ve algoritmaların arkasındaki fikirlerin bilinmesi, programçıktılarınıyorumlamakiçinoldukçaönemlidir. Tezin akışında ilk olarak sonlu elemanlar formülasyonuna zemin hazırlaması bakımından, üç boyutlu elastisitenin temellerinden bahsedilmiştir. Statik durumda en genel hareket denklemi olan diferansiyel denge denklemleri verilmiştir. Doğrusal, homojen bir cisim için genelleştirilmiş Hooke Kanunu kullanılarak gerilme ile şekil değiştirmearasındakiilişkilerortayakonmuştur. Sonolarakyerdeğiştirmelerve şekil değiştirmelerarasındakibağıntılarifadeedilmiştir. Bazı varsayımlar doğrultusunda üç boyutlu elastisite problemi iki boyuta indirgenebilmektedir. Tez kapsamında düzlem gerilme ve düzlem şekil değiştirmeprobleminin varsayımlarına değinilmiştir. Bu varsayımlar doğrultusunda üçüncüboyuttaki şekil değiştirmeler problemden düşürülmüştür. Genelleştirilmiş bünyedenklemlerivediferansiyeldengedenklemleriikiboyutaindirgenmiştir. Diferansiyel denge denklemlerinin virtüel(keyfi) yer değiştirmeler ile çarpılıp hacimüzerinde integralinin alınması ile virtüel yer değiştirmenin cisim üzerinde yaptığı işortayakonmuştur. Diverjansteoremikullanılarakgerilmesınır şartlarıdenklemedahiledilmiştir. Sonolarakikiboyutlusonluelemanlaranalizindekullanılmaküzerevirtüelişifadelerininikiboyutluhalieldeedilmiştir. Sonlu elemanlar formülasyonuna, eleman üzerindeki yer değiştirme ifadesinin şekilfonksiyonları vasıtasıyla düğüm noktası yer değiştirmeleri cinsinden ifadesi ilebaşlanmıştır. Şekil değiştirme ifadelerinin elde edilmesinin ardından bünye bağıntıları kullanılarak gerilmeler ifade edilmiş ve elde edilen bağıntılar virtüel iş ifadesineentegre edilmiştir. Virtüel yer değiştirmelerin keyfiliği kullanılarak sonlu elemandenklem takımı elde edilmiştir. Son olarak eleman rijitlik matrisleri ve dış yükvektörlerinin integral formları ortaya konmuştur. Sonlu elemanlar metodunda iki ve üç boyutlu elemanlar için sıkça kullanılan, şekil fonksiyonlarının sistematik biçimde elde edilmesini sağlayan, integral sınırlarını basitleştiren ve Gauss-Legendre integrasyon metodunun kullanılmasını kolaylaştıran bir yöntem olan izoparametrik formülasyon tanıtılmıştır. Dörtgen eleman için temel(master)elemanifadeedilmişveşekilfonksiyonlarıeldeedilmiştir. Global eksen takımı ile temel eksen takımının diferansiyel ilişkilerine değinilmiş ve dörtgen eleman için rijitlik matrisi elde edilmiştir. Sonlu elemanlar metodunda sistem matrisinin oluşturulması 2 eleman üzerinde tarif edilmiş ve bu aşamanın sözde(pseudo) kodu verilmiştir. Ardından sistem matrisinde sınır şartları ifadelerin denbahsedilmiş ve deplasman yüklemelerinin dış yükvektörüne katkısına değinilmiştir. Bölüm üçte sürtünmesiz temas analizinin temel kavramlarının tanıtılması ile giriş yapılmıştır. Birbirine temas eden iki cismin kinematik ilişkileri ortaya konulmuş, açıklık fonksiyonuna değinilmiştir. Ardından sürtünmesiz temas analizinin Signorini sınır şartları ortaya konulmuş ve virtüel iş denklemlerine bu sınır koşullarının entegrasyonundanbahsedilmiştir. Sınır şartları tanımlanmış problemin çözümü için Lagrange çarpanları yönteminden bahsedilmiştir. Virtüel iş terimine dahil edilmiş olan temas terimi Lagrange çarpanları cinsinden ifade edilmiş ve varyasyon ifadeleri elde edilmiştir. Son olarak Lagrange çarpanlarının sistem matrisine etkisi ve çözüm algoritması verilmiştir. Sınır şartları ve virtüel iş ifadesinin elastisite denklemlerine katılmasının ardından temas analizi ile ilgili eleman formülasyonlarına değinilmiştir. Bu çalışmanın kapsamındaki temas elemanları için geometrik ifadeler ortaya konulmuş, rijitlik matrisleri elde edilmiştir. Örnek bir elastisite problemi farklı temas elemanları ile çözülmüş ve sonuçları ANSYS ile karşılaştırılmıştır. Son olarak formülasyonu yapılan temas elemanlarının sayısal uygulamaları yapılmıştır. Literatürde analitik çözümü mevcut olan silindirik bir cismin rijit düz bir cismeteması,problemin sahip olduğu simetri özelliğinden faydalanılarak çözülmüştür. Analitik ve sayısal çözüm birbiriyle karşılaştırılmıştır. Ardından çelik yapılarda sıkça kullanılan birden fazla plakanın temas yük aktardığı pimli bağlantı detayı problemi çözülmüştür. Sisteme deplasman yükü uygulanmış ve bu yük sonucu pim üzerinde oluşan gerilme dağılımı gösterilmiştir. Pimin üzerinde eğilme momentlerinin etkisinin olduğuna vurgu yapılmıştır. Üçüncü sayısal örnekte ise birbirine temas halinde bulunan üst üste istiflenmiş iki basit kirişin eğilme davranışı incelenmiştir. Ardından kirişler arasında başlangıç durumda açıklık olması durumu ele alınmış ve analiz sonuçları gösterilmiştir.

Sonlu elemanlar stres analiziSürtünmesiz temas problemi
Okan Adalı
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mega projelerde inşaat ve risk yönetimi: Marmaray projesi kapsamında bir değerlendirme

İnşaat endüstrisinde büyük ölçekte ve bileşik yapıda olan, bütçesi genellikle 1 milyar doları aşan, geliştirilmesi ve yapımı yılları alan, kamu ve devlet iştiraki ile gerçekleştirilerek milyonlarca kişiyi etkileyen projeler "Mega Proje" olarak tanımlanmaktadır. Mega Proje kavramı, planlama ve yapım süreçlerinin her aşamasında diğer konvansiyonel projelerden farklı yapılar bulundurmakta ve tamamıyla değişik bir yönetim tarzı ile ele alınma ihtiyacı duymaktadır. Büyük çaplı yapıları ve karmaşık alt disiplinleri ile geleneksel inşaat projelerinin aksine büyük kitlelerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek projeleri hizmete sunar. Marmaray Projesi yakın tarihte yapılmakta olan, milyar doları aşan bütçesi, farklı proje ara yüzleri ile kent içindeki kullanıcı sayısının büyüklüğü gibi birçok yönüyle Mega Proje sıfatı taşımaktadır. Ayrıca şehirlerarası ve milletlerarası yük ve yolcu taşımacılığının da önemli bir parçası olacaktır. Bu projede, yönetimsel ve finansal olarak çok farklı disiplinlerin birbirleriyle etkileşimi görülmektedir. Etütler, ihale süreçleri, fesih aşamaları ve tekrar ihale edilmesi ile uyuşmazlık ve tahkim süreçleri gibi projenin yaşadığı süreçlerin Türk inşaat endüstrisinde ilklerden biridir. Dolayısıyla yapmış olduğum çalışma için uygun bir veri kaynağı değeri kazanmıştır. Genel değerlendirmelerden yola çıkılarak Marmaray projesi dünyada en uzun MRT (Hızlı Toplu Taşıma - Mass Rapid Transit) projelerinden birisidir. Bu tez çalışmasıyla Marmaray MRT vakası mega proje yönetimi kapsamında analiz edilmiştir. Bu, proje aşamalarının başarısı (veya başarısızlığı), zorluklar ve beklenmedik olayların ortaya çıkmasıyla ilgili eleştirel gözden geçirmeyi içermektedir. Marmaray projesinin tüm taraflarından proje yöneticileri ile yapılan yarı yapılandırılmış anketler özetlenmiştir. Bu çalışma ile küresel mega proje literatürü ve Mega Proje yönetim organizasyonlarına katkı sağlamak için bu konudan tartışmalar ve aktarılabilir dersler sunulmaktadır. Bu tez çalışması ile öncelikle Mega Projeler konusunda uluslararası literatür özetlenmekte ve Türkiye'de büyük ölçekli projeler olarak sunulan olağanüstü ulaşım altyapısının bir listesi sunulmaktadır. Ayrıca, Marmaray MRT vakası Mega Proje yönetimi kapsamında analiz edilerek, proje aşamalarının başarısı (veya başarısızlığı), zorluklar ve beklenmedik olayların ortaya çıkmasıyla ilgili eleştirel gözden geçirmeyi içermektedir. Marmaray projesinin tüm taraflarından proje yöneticileri ile yapılan yarı yapılandırılmış anketler özetlenmiştir. Bu tez ile küresel Mega Proje literatürü ve bundan sonraki Mega Proje organizasyonlarına katkı sağlamak ve ülkemizde Mega Proje yönetim kültürünü oluşturmaya katkıda bulunmak için bu konudan tartışmalar ve aktarılabilir dersler sunulmaktadır.

Marmaray Projesiİnşaat mühendisliğiİnşaat yönetimi
Uğur Kızıltepe
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Prefabrike sanayi yapılarında maliyete etki eden unsurlar

Bu yüksek lisans tezi, prefabrike sanayi yapılarının maliyetine etki eden unsurları belirlemek amacı ile yapılmış olup, gerek değişken deprem bölgeleri ve zemin sınıflarına sahip lokasyonlarda, gerek farklı yükseklik, açıklık ve ara kata sahip olan yapılar için yapısal inceleme yapılmıştır. Bunun yanında ince inşaat işlerinin maliyete olan etkisini berlirlemek amacı ile piyasa fiyatları ile analiz yapılmıştır. Birinci bölümde prefabrikasyon kavramından, prefabrike betonarme sanayi yapılarının getirdiği avantaj ve dezavantajlardan ve kullanılan malzemelerden bahsedilmiştir. İkinci bölümde prefabrike betonarme taşıyıcı elemanlar olan çubuk elemanlar, yüzeysel elemanlar, ve bağ elemanları tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde, ikinci bölümde anlatılan prefabrike betonarme taşıyıcı elemanlar vasıtası ile oluşturulan taşıyıcı sistem türleri olan çereçve sistemler, panolu sistemler, hücre sistemler ve karışık sistemler anlatılmıştır. Dördüncü bölümde prefabrike betonarme sanayi yapılarının maliyetine etki eden unsurları belirlemek amacı ile aynı alana sahip farklı deprem bölgelerinde, farklı zemin emniyet gerilmeleri ve zemin sınıflarına sahip, farklı yükseklik, çatı makası açıklığı ve kar yükü bölgelerinde, bunun yanı sıra ara kat ihtiyaçlarının maliyete olan etkisini görmek amacı ile bir kısmı ara kata sahip olan toplam 26 farklı yapı tasarımı yapılmış, eleman hesapları sunulmuş, aynı zamanda tasarım kriterlerine değinilmiştir. Beşinci bölümde yapıların malyetine eden ince inşaat işlerini belirlemek amacı ile, piyasa fiyatları ile yapılan farklı dolgu malzemesi ve sac kalınlıklarına sahip çatı paneli temin, nakliye ve işçilik fiyatları, farklı dolgu malzemesi ve sac kalınlıklarına sahip cephe paneleleri için, temin, nakliye, vinç bedelleri ve işçilik fiyatları ile dahil olmak üzere, gaz beton ve briket kullanılarak duvar yapımı fiyatları ve farklı çekme gerilme malzemeleri kullanılarak imalatı yapılan saha betonu imalatları maliyetleri üzerine araştırma yapılmış ve sunulmuştur. Altıncı bölümde sonuçlar paylaşılmış, deprem bölgesi ve zemin sınıfı değişimlerinde hem kolon ebatlarında, hem temel ebatlarında değişiklikler olduğu, kar yükünün çatı makası tasarımlarına ve aşık kirişi adetlerine etkisinin olduğu, yükseklik değişimlerinin ise gerek kolon ebatları, gerekse temel ölçülerinde etkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Yapısal olmayan tasarım unsurları olan ince inşaat işleri için ise, hesaplanmış birim fiyatlar verilerek değişken ebatlarda yapılar için ise fikir edinilmesi amaçlanmıştır.

Betonarme prefabrike yapılar
Sadık Can Argın
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Binalarda ısı kaybı ve maliyet optimizasyonu ile uygun malzeme seçimi

Günümüzde enerji verimliliğini arttırmak, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için stratejik öneme sahiptir. Enerji talebindeki artışın ekonomik ve çevresel etkileri, enerji verimliliği bilincinin artmasına neden olmaktadır. Dünyada üretilen enerjinin %35-40 seviyesinde binalarda tüketilmesi, binalarda enerji verimliliğinin ülkeler tarafından kurallar ve standartlar yardımıyla yasalaştırılmasına neden olmuştur. Sürdürülebilir ekonominin en temel girdisi olarak sayılan enerjinin ülkemizdeki ithalat bağımlılık oranının %70-75 seviyelerinde olduğu belirtilmektedir. Enerji arz güvenliğinin sağlanabilmesi için enerjinin verimli kullanılması şarttır. Ülkeler, binalarındaki enerji verimliliğini arttırabilmek için kurallar ve standartlar belirlemektedir. Binalarda tüketilen enerjinin büyük bir kısmı ısıtma enerjisi ihtiyacını karşılamaktadır. Tez çalışmasında bina dış kabuğunu oluşturan yapı bileşenlerinin ısı kaybına etkileri üzerinde durulmuştur. Ülkemizde ısı kaybı hesaplamalarında "TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları" kullanılmaktadır. Tez çalışmasında bina dış kabuğunu oluşturan yapı bileşenlerini oluşturan katmanların ısıl iletkenlik hesap değerleri ve ısı kaybı miktarları TS 825 standardına göre hesaplanmıştır. Tez çalışmasında, binaların enerji verimliliğini arttırmak için bina dış kabuğundan iletim, taşınım ve havalandırma yoluyla kaybedilen ısının minimuma indirilmesi ve bu aşamada bina dış kabuğunu oluşturan yapı bileşenlerinin maliyet analizleri yapılarak örnek bir binanın yalıtım sistemi optimize edilmeye çalışılmıştır. Isı kaybı hesaplamalarında "TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları" kullanılmıştır. Tez çalışmasında kullanılan örnek bina Trabzon'da bulunmaktadır. TS 825'de belirlenmiş derece gün bölgelerinden 2. gruba dahil olan Trabzon ili için aylık ortalama dış sıcaklık değerleri ve aylık ortalama iç kazançlar ile güneş enerjisi kazançlarında kullanılacak katsayılar ve formüller TS 825'den alınmıştır. Yapı bileşenlerini oluşturan katmanlar için kullanılacak malzemelerin ve işçiliklerin maliyet bilgileri piyasa araştırmalarından elde edilmiştir. Ülkemizde 2008 yılında yayınlanmış olan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğine göre enerji kaynaklarının etkin kullanılabilmesi ve binalarda enerji verimliliğinin arttırılması için usul ve esaslar belirlenmiştir. Zaman ilerledikçe binalarda enerji verimliliği konusu önemini arttıracaktır. Bu bağlamda binalarda oluşması muhtemel ısı kayıpları hesapları yapılarak, ısı kayıplarının minimuma indirildiği bina dış kabuk tasarımlarının aynı anda maliyetlerininde göz önünde bulundurularak belirlenmesi çözülmesi gereken optimizasyon problemleri halini alacaktır. Tez çalışmasında üç katlı müstakil aile evi örnek bina olarak kullanılmıştır. Optimizasyon probleminde ısıtma sistemi amaç fonksiyonunda yer almamıştır fakat ısı kaybı-maliyet analizlerinin ardından bina dış kabuğunu oluşturan yapı bileşenlerinin katmanları belirlenirken bugünkü değer analizi yapılmış, gelecekte oluşması beklenen ısıtma ve bakım giderleri de dikkate alınmıştır. TS 825 bina dış kabuğunda ısı kaybı oluşacak yapı bileşenlerini duvar, taban, tavan, pencere ve kapı olarak belirtmiştir. Tez çalışmasında bu yapı bileşenleri oluşturan her katman için farklı ısıl iletkenlik hesap değerine sahip malzemeler ve bu malzemelerin farklı kalınlıklardaki durumlarının maliyetleri belirlenmiş ve genetik algoritma yardımıyla optmizasyon problemi çözülmeye çalışılmıştır. Buna göre ilk olarak yüzbinlerce çözüm kümesi arasından elli adet ısı yalıtım sistemi belirlenmiş ve bunların içerisinden altı tanesi irdelenmiştir. Isı kaybının minimum ve maksimum olduğu durumlardaki yalıtım sistemleri ve ısı kaybı-maliyet dengesinin optimum sonuca yakın olduğu dört adet ısı yalıtım sistemi karşılaştırılmıştır. Isı kaybının önlenmesinde uygulanabilir malzeme ve kalınlık seçenekleri belirlenmeye çalışılmış, yapı bileşenlerini oluşturan katmanların her birinin ısı kaybındaki rolü değerlendirilmiştir. Bina dış kabuğunu oluşturan yapı bileşenlerinin tüm katmanlarının binalarda oluşan ısı kayıplarında etkili olduğu görülmüştür. Binalarıın yapı bileşenlerinin alanlarının miktarına göre ısı kaybında oynadıkları rol artmaktadır. Örnek binada ısı kaybında en etkili olan yapı bileşeninin duvar olduğu tespit edilmiştir. Duvar yapı bileşeninin duvar malzemesinin 25cm kalınlığında gazbeton ve duvar üzerine uygulanacak yalıtım malzemesinin 10cm kalınlığıında cam yünü seçildiği durum ısı kaybı-maliyet analizlerine göre en uygulanabilir ısı yalıtım sistemi olarak gözükmektedir. Bunun yanında taban ve tavan yapı bileşenlerinde de yalıtım malzemesi tercihleri ısı kaybı hesaplarında dikkate alınmalıdır. Pencere sistemleri belirlenirken mutlaka çift camlı olanlar tercih edilmelidir. Örnek çalışmada ısı kaybının minimum ve minimuma yakın olduğu durumlarda camlar arası boşluk 16mm olarak belirlenmiştir. Pencerelerin tek camlı olduğu çözüm kümelerinin TS 825'in belirlemiş olduğu ısıtma enerjisi sınır değerlerini sağlayamadığı tespit edilmiştir. Bina konumunun, pencere alanlarının ısı kaybı hesaplarında belirleyici rol oynadıkları görülmüştür. Güneş ışınımlarından elde edilen ısı kazançlarını pencere doğrultuları belirlemektedir. Isı kaybını azalatmak için tüm katmanlarda maliyetlerininde göz önünde bulundurularak ısıl iletkenlik değeri düşük olan malzemelerin seçilmesi binalarda enerji verimliliğini arttırmak ve ısı kayıplarını azaltmak için gereklidir. Binaların ısıtma enerjisi ihtiyaçlarını azaltabilmek ise işletim giderlerine doğrudan etkimektedir ve sürdürülebilir enerji politikalarının ana başlıklarından biri sayılmalıdır.

Isı yalıtımıÇok kriterli optimizasyon
Alp Eren Sanisoğlu
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Analysis of urban mobility through gender perspective: Istanbul case

As population increase and technological improvements lead to the massive extension of the cities, transportation systems become more and more important. In parallel to the development of the cities, urban transportation systems have been under major transformations. With population increase, new settlement areas have emerged in peripheries of the cities, and those areas have been connected to the city center by new transport axes. However, the designed axes could appeal to certain parts of the urban population and eventually led to the exclusion of disadvantageous urban groups. The design of transportation systems that weights on highways and private cars rather than public transportation systems have resulted in the exclusion of women, elderly and disabled individuals from urban life. However, the urban and transportation design approach that was once completely highway and men dominated, has been recently going through a transformation, especially in European cities. Local administrations and major development agencies like World Bank, have displayed several endeavors of implementing a gender-oriented planning approach that regards for each groups' needs in the city. In this respect, a variety of projects and policies have been developed and produced. In Turkey, studies on gender-oriented urban and transportation systems planning have a quite recent history. Unfortunately, the studies have not reached the desired level yet. A gender oriented urban planning is not available for Istanbul, the most populous city in Turkey. While gender oriented discourses and goals have been included in some local governments' agenda, there is still no detailed and effective work on the subject. In İstanbul, where about 15 million people live, women's problems and concerns in transportation systems are usually undermined, and so far no solution has been delivered. In this thesis, a survey has been conducted with individuals residing in İstanbul, and some gender-related issues have been detected in the urban mobility context. Through parametric tests, it has been examined whether there are significant differences between men and women related to urban mobility. In the light of the analysis results, some suggestions have been made for urban transportation systems that have a gender perspective. These recommendations are made with intention of more active and safer participation of women who have been forced to live in more limited areas and excluded from urban space due to the gender roles.

Derya Akişli
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bitki adacıkları etrafındaki akım yapıları ve taban oyulmasının deneysel olarak incelenmesi

Kum adacıkları, doğal haliç, lagün ve akarsu sistemlerinde taşınan katı maddelerin çökelmesiyle ortaya çıkarlar. Zamanla gelişen küçük kum adacıkları, daha büyük, bitki örtülü, öncü kum tepeciklerinin oluşumuna neden olmaktadır. Belli bir süreç sonunda meydana gelen bu yapılara "bitki adacığı" denilmektedir. Bu bitki adacıklarının sahip olduğu bitki örtüsünün hızla gelişimi ve yayılmasının etkisiyle, taşkınların geçişi sırasında akıma karşı kayda değer sürükleme kuvveti uygulanmakta, ilave türbülans üretilmekte, civarındaki akım alanına daralma etkisi uygulanmakta ve taşkın dalgası geciktirilmektedir. Ayrıca bu yapılar, akımın etkisiyle kendi çevresinde bazı düzenli akım desenleri üretmekte ve civarında taban kayma gerilmesini arttırarak, bitki adacığının her iki yanında, daha derin ve düşük akım koşullarında bile etkili olabilen dar en kesitlerin oluşumunu sağlamaktadır. Bu bitki adacıkları geliştikçe akım yönüne doğru yayılmakta ve mansap tarafında yeni bitkiler filizlenmektedir. Akım yönünden mansaba doğru seyrekleşen ve kısalan bitkilerden oluşan bu karmaşık yapı, geliştikçe akıma karşı daha hidrodinamik bir hal almaktadır. Bu çalışmada, böyle bir bitki adacığının gelişimi sürecinde, adacık civarında akım yapısının değişimi gözlemlenmiş ve bu değişimin hareketli taban ortamında ne sonuçlar doğuracağı (ortaya çıkacak oyulma) deneysel olarak araştırılmıştır. Bitki adasının gelişim aşamalarının deneysel olarak gözlemlenmesi için 3 farklı aşamanın modellenmesi düşünülmüştür. Bunlar sırasıyla, erken, orta ve olgun dönem aşamalarıdır. Akıma batmamış bitkilerden oluşan bu adacığın 0.5 mm çapında silindirlerin 3 farklı yoğunlukta bir araya getirilmesi ile oluşan 9 cm çapında bir dairesel alan kullanılarak idealize biçimde benzeştirilmesi düşünülmüştür. İki farklı tip deney gerçekleştirilmiştir. Bunlardan ilki rijit tabanda yapı civarında nokta hız ölçümleri ve yapı arkasındaki çevri caddesi oluşumlarının gözlemlendiği akım izleme ölçümleridir. İkinci tip deneyler ise hareketli kum tabandaki yapı civarında oyulma desenlerinin gözlemlendiği oyulma deneyleridir. Deneyler 26 m uzunluğunda, 0.98 m genişliğinde ve 0.85 m derinliğindeki kanalda gerçekleştirilmiştir. Ayrıca hareketli tabandaki oyulma deneyi için 3.50 m uzunluğunda, kanal genişliğinde ve 0.20 m kalınlığında yapay bir kum zemin konumlandırılmıştır. Elde edilen sonuçlar bitki adacıklarının farklı evrelerinde akım ve taban ile nasıl etkileştiklerine ışık tutmakta, bitki adacıklarının akarsudaki akım direnci, karışım deseni ve doğal morfolojik gelişime nasıl katkıda bulunduklarını ortaya koymaktadır.

Caner Sertkan
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapı bilgi modellemesi (5D) ile maliyet yönetiminin avantaj ve dezavantajlarının tespiti

İnşaat sektöründe verimlilik değerlerinin düşük olduğu, bunun sonucu olarak da süre ve maliyet kayıplarının yaşandığı uzun yıllardır üzerinde çalışılan ve çözüm üretilmeye çalışılan bir konudur. Bunun en önemli nedenlerinden biri inşaat projelerinde konsept tasarım aşamasından kabul süreçlerine kadar farklı disiplinlerin bir arada koordineli bir şekilde çalışmak zorunda olmasıdır. Oluşturulmaya çalışılan koordinasyon ve uyum ortamının yanında projelerin doğası gereği kaçınılmaz olan değişim talepleri de yönetimde komplekslik derecesini oldukça artırmaktadır. Bu kaos ortamını ve muhtemel krizleri yönetmek için yeni yöntemler geliştirmek inşaat profesyonelleri ve akademisyenler için önemli bir hedef haline gelmiştir. Bu doğrultuda yapılan çalışmaların neticesinde geliştirilen en katma değerli yaklaşım kuşkusuz yapı bilgi modellemesi (BIM - Building Information Modelling) kavramıdır. Kısaca BIM, inşaa edilmesi planlanan yapının tüm bileşenlerinin 3 boyutlu olarak tasarlanıp, yapı elemanları ile ilişkilendirilen çeşitli bilgilerin proje süresince dijital ortamda tüm paydaşların erişimine açık hale getirilmesi anlayışıdır. Maliyet, süre ve kalite iyileştirmeleri açısında kendini ispatlamış bu yöntem İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkelerde belirli ölçeklerdeki devlet projelerinde zorunlu hale getirilmiştir. BIM kullanımının yaygın olduğu bu ülkelerin standartlarında BIM uygulama detayları ve olgunluk seviyeleri de tanımlanmıştır. Bu olgunluk seviyeleri sırasıyla 3D: yapının 3 boyutlu tasarımının yapılması ve gerekli imalat, malzeme bilgilerinin ilişkilendirilmesi; 4D: 3D modele süre planlama verilerinin girilmesi; 5D: 3D modele süre ve maliyet verilerinin girilmesi; 6D: yapının sürdürülebilirlik verilerinin modele girilmesi; 7D: tesis yönetim modelinin oluşturulmasıdır. Bu tez BIM olgunluk seviyelerinden biri olan 5D'nin kapsamlı bir tanımını yapmak, 5D modelleme iş adımlarını süreç haritalama yöntemiyle belirleyerek açıklamak ve yazılım destekli test senaryoları ile yapım yönetiminde 5D modellemeye geçişin avantaj ve dezavantajlarını tespit etmek amacıyla yazılmıştır. Tez kapsamında ilk olarak, literatürde "BIM 5D" özelinde yapılan çalışmalar incelenerek bulgular ve mevcut gelişmeler özetlenmiştir. Geçmiş çalışmalar mesnet alınarak 5D kavramı için kapsamlı bir tanımlama yapılmıştır. Bu tanımlama ile inşaat profesyonellerine 5D'nin değişimi daha dinamik yönetebilecekleri katma değerli bir yönetim aracı olduğu belirtilmiştir. İkinci olarak, bir inşaat projesinde 5D modelleme yapılmak istendiğinde sırarıyla alınması gereken aksiyonlar süreç haritalama metodu ile belirlenmiştir. Uçtan uca tüm modelleme süreci için yapılması gerekenler açıklanmış, örnek 5D modelleme çalışması yapılarak 5D yazılımı ekran görüntüleri ile anlatım desteklenmiştir. Son olarak, inşaat sektöründeki yönetici ve mühendislerin BIM 5D farkındalığını artırmak için 5D uygulama test senaryoları tasarlanmış, bu senaryolar 5D BIM yazılımı (Vico Office Suite) ile test edilerek 5D'ye geçişin avantaj ve dezavantajları tespit edilmiştir. Tüm yapılan testler sonucunda, 5D BIM uygulamalarının inşaat projelerinde (1) hızlı ve doğru metraj alma, (2) hızlı ve doğru maliyet planlama, (3) tam otomasyon değişim yönetimi konularında avantajlar sağladığı tespit edilmiştir. Bunun yanında, 5D uygulamalarının (1) kusursuz 3D model oluşturma, (2) geometrik olmayan verilerin dinamik yapıya dahil edilememesi ve (3) tüm metraj kalemlerinin manuel adreslenmesi gibi zorlukları da beraberinde getirdiği anlaşılmaktadır. Sektör profesyonelleri için tüm bulgular konsolide edilerek BIM 5D'ye geçiş adımları açıklanmıştır.

Bilgisayar destekli modellemeBilgisayar destekli planlamaBina bilgisi+2
Faruk Gülerses
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni planlı alanlar imar yönetmeliğine göre yeni yapı ruhsatı alma sürecinde bir kontrol sistemi önerisi

Gelişmekte olan ülkeler arasında bulunan Türkiye'nin mevcut bulunduğu sistemsel sorunlarla birlikte zaten kendi içerisinde son derece karışık olan ruhsat süreçleri, eğitim sistemindeki düşüşle nitelikli teknik eleman azalması ile, bilişim çağının getirdiği tüm yenilik, hız ve avantajlara rağmen yer yer dezavantaja dönüşse de kamu kurum ve kuruluşlarının bu sürece adaptasyonda ciddi sıkıntı ve gecikmeler yaşamasıyla ve tüm kontrol mekanizmalarının kendi içerisindeki yetersizlikleri ile çok daha karmaşık ve uzun sürmeye başladı. Sürekli olaran değişen yönetmelikler, yenilenen kodlar ile değişikliklerin takibinin dahi giderek zorlaşması ile giderek işin içinden çıkılmaz bir hal aldı. Bu tezde, 30 Eylül 2017 tarihinde yayınlanan yeni Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin yeni yapı ruhsat alınma sürecine olan etkileri incelenmiş, mevcut sistemi iyileştirmek ve ruhsat alınma süreçlerini kısaltmak amacıyla yeni bir sistem önerisi getirilmiştir. Amaç mevcut durumda bulunan sistemi belirli aşamalar içinde değerlendirerek süreçte yaşanan sorunları tespit etmek ve çözüm önerileri üretebilmektir. Bu nedenle kesin bir doğruluktan çok bir yaklaşım biçimi benimsendiğini söylemek daha uygun olacaktır. Ruhsat süreçleri her geçen gün eklenen belgeler ile daha da karmaşık bir hal almaktadır. Yönetmeliklerin fazlalığı, belediyelerin kendi özel koşulları gibi durumlar eklendiğinde her belediye için bu süreç değişkenlikler gösterebilmektedir. Hatta belediye içerisindeki birimler arasında bile birbirinden farklı uygulamalara rastlanmaktadır. Bu durum da hem belediye çalışanları hem de süreç içerisindeki diğer aktörler için son derece yıpratıcı olabilmektedir. Önerilen sistem tüm bu problemleri ortadan kaldırmak ve bilişim teknolojilerinin de desteğiyle tüm ülkede uygulanabilir, yeni yönetmeliklere kolay adapte olabilen tek bir yeni bir sistem yaratmayı hedeflemektedir. Giriş kısmında mevcut sistemin genel olarak bir değerlendirmesi yapılmış ve yeni yönetmeliğin bu sistem üzerindeki etkileri değerlendirilerek tez içerisinde ne gibi yaklaşımlarda bulunulduğu açıklanmıştır. İkinci kısımda yapı, bina ve yapı ruhsatı kavramları irdelenmiştir. Yapılaşmaya ilişkin esaslardan bahsedildikten yapı ruhsat sürecinde gerekli olan kanun ve yönetmeliklerden bahsedilmiştir. Ayrıca söz konusu süreç içerisinde bulunan tarafların görev ve sorumlulukları da değerlendirilmiştir. Üçüncü kısımda yeni yapı ruhsat süreçlerinde gerekli olan tüm belgeler şekilli örnekleriyle birlikte gösterilmiştir. Belgelerin bazılarının temin edilme süreçleri ile ilgili gerekli ayrıntılara yer verilmiştir. Dördüncü kısımda bir vaka olarak Kartal İlçe Belediyesinde yürürlükte olan yeni yapı ruhsat süreci ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Kartal Belediyesi'nde yapı ruhsatının alınma sürecinin uzamasına sebep olan tüm sıkıntılar, aksaklıklar birim bazında neden sonuç diyagramlarından faydalanılarak değerlendirilmiş ve sebepleri üzerine olasıaçıklamalar yapılmıştır. İncelemeler çalışanlarla yapılan yüzyüze görüşmelerle desteklenmiştir. Beşinci kısımda yeni yapı ruhsatı sürecini ciddi anlamda kısaltacağına inanılan bir sistem önerisi getirilmiştir. Mevcut sistemle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve gereken alt yapı eksiklikleri üzerine yorumlar yapılmıştır. Değerlendirmeler yapılırken hem vaka olarak incelenen Kartal Belediyesinde hem de ülkedeki ruhsat süreçlerinde karşılaşılan sorunların söz konusu yöntemle ne kadar çözülebileceği, sistemin getirileri kısıtları, avantajları ve dezavantajları üzerinde durulmıştur. Son olarak altıncı kısımda genel bir değerlendirmeler ve mevcut sistemin yeniden düzenlenmesi ile ilgili yorumlar yapılmıştır.

Büyükşehir belediyeleriDeprem yönetmelikleriElektronik belediyecilik+5
Hazal Kar
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

A review of the applications of vision-based 3D as-built data acquisition technologies in the construction industry

The proliferation of the research in the Building Information Modeling (BIM) vis-à-vis 3D as-built data acquisition technologies in Architecture, Engineering, Construction and Operation (AECO) industry has been dramatically increasing. Owing to their diverse applications that encompass the whole lifecycle of the construction project, they have become the recent research trend within the industry. However, the ramification of the research in this area appears to be inconspicuous, arbitrarily scattered and unorganized causing confusion for the researchers and practitioners who are interested in this area. Therefore, the aim of this research is to provide a lucid research guidance in the applications of the vision-based 3D as-built data acquisitions technologies including range-based laser scanning and image-based sensing technologies. This research is based on a critical and analytical review of the research efforts, that have been published between 2008 and 2017, on the 3D as-built data applications: 3D as-built BIM model reconstruction, progress tracking, quality control and quality assessment (QC/QA) and as-damaged and forensic modeling. Speaking of which, a systematic methodology is synthesized to compile and categorize a total of 145 research efforts. Subsequently, analysis of each research's targeted applications, methods, approaches, used algorithms, accuracy, contributions, gaps and limitations are explored. In addition to chronologically mapping and organizing the research efforts, lines of research and built-up researches in order to create the As-built Bibliometric Research Maps which, in turns, attend to visualize the research trails and their relationships. Ultimately, the review will draw conclusions regarding the research trends and future research trajectories in the 3D as-built data applications.

Mahmoud Abufouda
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Initiatives for BIM adoption in the leading countries

Construction industry in recent years has been experiencing new wave of change with regard to technology, project procedures and even organizational structures. Building Information Modelling (BIM) is an emerging technological and procedural shift within the AEC industry. Its leveraging in project enables a level of collaboration that not only improves efficiency and reduces errors, but also raises productivity. Many developed countries have adopted BIM in their respective construction industries due to its benefits and hence making them the leading countries on its implementation and expertise. The goal of the research was to review BIM mandates and support in the leading countries and the initiatives that encourage its implementation. In addition, case studies of successful BIM usage in a projects of some countries under review were discussed and presented. Research findings indicate that most of the leading countries made it mandatory for BIM to be used in public projects. UK, Singapore, Finland, Norway and Denmark have developed a national BIM mandate while USA and UAE have BIM requirements by agencies and Dubai municipality respectively. Government through its agencies was found to be the major driver of BIM implementation by introducing various initiatives. It formed regulations and policies that made industry players restructure and come up with new ways to align themselves towards implementation of BIM in their projects. These efforts have resulted in tangible benefits like projects teams being more efficient through increased collaboration as well as improved productivity in the industry. Four case studies were also presented from three different countries. Most of these large scale projects that started within the period of 2014 to 2017 are still ongoing but clearly shows how BIM was implemented and its related challenges faced and subsequent benefits. In conclusion, this research indicate that despite the challenges of implementing BIM, governments and private sector including all the industry players worked coherently towards successful BIM adoption in leading countries. In addition, those countries that had elaborate BIM strategy and BIM policies that were enforced by the government like the UK have come ahead of the rest as its industry is now BIM level 2 compliant.

Panga Benjamın Yatıch
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Düşük ve normal dayanım sınıfı betonlarda hasarsız inceleme yöntemleriyle dayanım tespiti

Ülkemizdeki yapı soğunun büyük kısmı betonarme yapılardan oluşmaktadır. Bu yapılar başta deprem olmak üzere birçok afet ile karşılaşma riski altındadır. Yapılarımızı olası afetlere karşı daha güvenli hale getirmek için ülkemizde kentsel dönüşüm faaliyetleri hızlanmıştır. Betonarme yapıların doğal afetlere karşı güvenliği birçok parametreye bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bunlar, malzeme ve işçilik kalitesi, betonarme elemanların tasarımları ve yapım teknikleri olarak sıralanabilir. En önemli parametrelerden biri ise beton kalitesidir. Beton kalitesinin ölçülmesinde en güvenilir yol yapıdan alınan karotlara laboratuvar ortamında pres deneyi uygulanarak basınç dayanımlarının elde edilmesidir. Bu metot yapı stoğunda beton kalitesi şüpheli birçok betonarme yapı barındıran Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için çok fazla maliyetli ve zaman gerektiren bir metotdur. Bu metot yerine çok daha ucuz ve hızlı olan tahribatsız muayene yöntemleri kullanılabilir. Fakat bu deneylerden elde edilen verilen güvenilirliği tartışma konusudur. Bu deneylerin en yaygın kullanılanları olan ultrases geçiş hızı yöntemi ve yüzey sertliği yöntemleri için geliştirilmiş bir çok korelasyon eğrisi vardır. TS EN 13791 standardı da bu deneyler için korelasyon eğrileri oluşturulmasına yardımcı olan bir standarttır. Ancak, standartta bu eğriler için alt ve üst limitler vardır. Türkiye'de gerçekleştirilen çalışmalarda mevcut betonarme yapıların beton kalitesinin 4 MPa kadar düştüğü görülmüştür. Dolayısıyla standardın sağladığı korelasyon eğrilerinin yapıların dayanımının tahribatsız muayene yöntemleri ile tespitinde alt limitlere sahip olması nedeniyle yetersiz kaldığı görülmüştür. Bu çalışmada düşük ve normal dayanım sınıfında betonların dayanımlarının hasarsız inceleme yöntemleri kullanılarak tespitine yönelik deneyler yapılmış ve deney sonuçlarının istatistiksel analizi yoluyla geniş bir dayanım aralığında geçerli korelasyon eğrileri elde edilmiştir. Çalışmanın ana amacı, yerinde beton dayanımının hasarsız inceleme yöntemleriyle belirlenmesine yönelik olarak TS EN 13791 standardında verilen fakat sadece normal beton dayanım sınıfları için geçerli olan temel eğrilerin ülkemizde sıklıkla rastlanan düşük dayanımlı beton sınıflarını da kapsayacak şekilde değiştirilmesine olanak verecek yeni temel eğrilerin belirlenmesine katkıda bulunmaktır. Daha önceden yapılmış çalışmalar incelendiğinde bu çalışmada kullanılan tahribatsız muayene yöntemlerinden ultrases geçiş hızı yöntemi üzerinde betonun sahip olduğu xviii en büyük agrega çapı büyüklüğünün etkili olabileceği öngörülmüştür. Bu yüzden farklı en büyük agrega çapına sahip betonların üretilmesi kararlaştırılmıştır. Çalışmada 3 farklı maksimum agrega çapına sahip 7 farklı dayanım sınıfında toplam 21 farklı beton karışımı elde etmek amacıyla 38 farklı üretim gerçekleştirilmiştir. Her bir maksimum agrega çapı için 4, 8, 12, 16, 20, 35 ve 30 MPa karakteristik dayanıma sahip betonların elde edilmesi hedeflenmiştir. Sınırlı bir dayanım aralığında TS 802 standardı uyarınca tasarımı yapılan karışımlardan üretilen deneme numune setinden elde edilen dayanım değerleri kullanılarak, sonraki aşamada Genelleştirilmiş Abram Kanunu yöntemiyle hedeflenen dayanımlara ilişkin karışımların tasarımı yapılmış ve üretimleri gerçekleştirilmiştir. Üretimler boyunca aynı ocaktan elde edilmiş agrega, aynı marka çimento ve akışkanlaştırıcı kullanılmıştır. Her bir numune setinde 6 adet 15 cm boyutlarında küp ve 4 adet 10x20 cm ebatlarında silindir numune üretilmiş, taze betonun slump ve birim ağırlık değerleri ölçülmüştür. 28 gün kür havuzunda bekletilen numuneler, sonrasında sertleşmiş beton deneylerine kadar laboratuvar şartlarında saklanmıştır. Son aşamada basınç deneylerinden elde edilen dayanım değerleri ile hasarsız inceleme yöntemlerinden elde edilen sonuçların istatistiksel analizi yoluyla geniş bir dayanım aralığında geçerli korelasyon eğrileri belirlenmiştir. Önerilen eğrilerin ülkemiz şartlarında sıkça rastlanan düşük dayanımlı betonların yerinde dayanımının belirlenmesi amacıyla TS EN 13791 standardı uyarınca hasarsız inceleme yöntemlerinin kullanımına olanak verecek temel eğrilerin belirlenmesine katkı vereceği düşünülmektedir.

Muhammet Asan
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde avrupa birliği ve Türkiye kara ulaştırma modlarında kazaların karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Ulaştırma sektörü, tarih boyunca ülkelerin sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerinin gelişmesinde ve canlanmasında etkin rol oynayan önemli bir faaliyet alanıdır. Ulaştırma sektörü ana gruplar olarak karayolu ulaştırma sektörü, demiryolu ulaştırma sektörü, havayolu ulaştırma sektörü ve deniz ulaştırma sektörü olmak üzere dörde ayrılmaktadır. Bu dört sektörde farklı niteliklerdeki ulaşım ve taşımacılık ihtiyaçlarını farklı koşullar ve imkanlar ile gidermektedir. Gerek yolcu, gerekse yük taşımacılığı için seçilecek olan ulaştırma sisteminin ekonomik, güvenli, hızlı, çevreye en az zarar veren ve ülke koşullarına uygun bir ulaştırma sistemi olması istenir. Her ulaştırma modunun bir diğerine göre üstün tarafları ve zayıf tarafları vardır. Her bir ulaşım yöntemi farklı fiziki şartlardan, çevresel ve doğal koşullardan etkilenmektedir. Bu nedenle her bir ulaşım modu farklı düzeyde riskler barındırır. Deniz yolu taşımacılığı daha çok yüksek tonajlı yüklerin deniz aşırı uzun mesafe taşınmasında tercih edilmektedir. Karayolu ve demiryolu yük ve yolcu taşımacılığı demiryolu ve karayolu altyapısı bulunan ancak denize kıyısı bulunmayan kentlerde birbiriyle rekabet içindedir. Kısa mesafe yolcu taşımacılığında karayolu ve demiryolu birbirlerine alternatif olabilmektedir. Hızlı trenler ve gelişen teknolojiler sayesinde demiryolu yolcu taşımacılığı kısa ve orta mesafelerde havayolu yolcu taşımacılığı ile rekabet edebilmektedir. Ülkemizde ve Avrupa Birliği'nde yük ve yolcu taşımacılığında demiryolu ve karayolu sektörleri önemli yer teşkil etmektedir. Bu tez çalışmasında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde, Avrupa Birliği ve Türkiye'nin ulaştırma politikaları hakkında özet bilgilere yer verilmiştir. Karayolu ulaştırma sektöründe ve demiryolu ulaştırma sektöründe, can güvenliği ve can kayıpları bakımından karşılaştırmalı değerlendirmeler yapılmıştır. Ülkemizin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde, karayolu ve demiryolu ulaştırma sektörlerinin mevcut durumlarını istatiksel olarak belirlemek, can ve mal kayıpları bakımından kıyaslayabilmek için Avrupa Birliği ve Türkiye'nin kara ulaştırma istatistikleri araştırılmıştır. Avrupa Biriği ülkeleri için Avrupa İstatistik Ofisi (EUROSTAT) tarafından sağlanan, Türkiye için ise Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) başta olmak üzere Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD), Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ve benzeri kurum ve kuruluşlar tarafından sağlanan; karayolu ve demiryolu ulaştırması ile ilgili istatistik veriler derlenmiştir. Yüksek doğrulukta bir kıyaslama yapabilmek için veriler sınıflandırılarak kıyaslanabilir veri kümeleri oluşturulmuştur. Bu veriler, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin tamamını kapsayan 28 ülkeden oluşmaktadır. Bunlar, Avrupa Birliği kuruluşunu oluşturan ilk 15 ülke ve Avrupa Birliği'ne sonradan katılan 13 ülke olmak üzere üç ayrı kümedir. Türkiye'nin ulaştırma istatistikleri de aynı yılları kapsayacak şekilde eşlenik veriler olarak, analiz hesaplamaları ve değerlendirmeler için uygun çizelgeler haline getirilmiştir. Kara ulaştırması bileşenleri olan karayolu ve demiryolu yolcu ve yük taşımacılığında, can kayıpları ve hasarlı kazalar bakımından, Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye (TR) arasında istatistik hesaplama yöntemleri ile kıyaslamalar ve değerlendirmeler yapılmıştır. AB Ülkelerinin bütünü (EU-28), Birliği oluşturan ilk 15 ülkeye (EU-15) ait, sonradan katılan 13 ülkeye (EU-13) ait ve Türkiye (TR)'ye ait; nüfus, karayolu ve demiryolu kazalarındaki, can kayıpları ve can kayıpları ile sonuçlanan kaza sayıları, yolculuk sayıları, yolcu-km ve ton-km istatistikleri araştırılmış ve 2005 ile 2015 yıllarına ait 11 yıllık istatistik veriler elde edilmiştir. Bu istatistik veriler, istatistik hesaplamalara ve karşılaştırma ölçütlerine uygun formatta, ayrı ayrı çizelgeler haline getirilmiş ve hesaplamalar yapılarak çizelgeler ve grafik gösterimler olarak çalışma içinde sunulmuştur. Karşılaştırmaya esas hesaplamalar yapılırken, her bir bölgeye ait kıyaslama ölçütü ve karşılaştırılan veriler için; yıllık bazda ki veri değerleri, son iki yıl ile ilk ve son yıllar arasındaki değişim oranları, 11 yıllık döneme ait yıllık değerlerin, aritmetik ortalama, standart sapma, EU-28 ve TR verilerine göre diğer bölgelerin korelasyon değerleri, yıllık değişimlerin oransal(%) değerleri, son iki yıl ile ilk ve son yıllar arasındaki oransal değerlerdeki değişim oranları, 11 yıllık döneme ait yıllık oransal değerlere ait, aritmetik ortalama, standart sapma, EU-28 ve TR verilerine göre diğer bölgelerin korelasyon değerleri olarak, ayrı ayrı hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar AB bütünü ve alt bölgeleri ile TR arasında karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş AB ile TR nin ilgili yıllardaki durumları kıyaslanmıştır. Ayrıca TR'nin katılım sürecindeki konumunu görmek amacıyla nüfus ve yüz ölçüm bakımından yaklaşık benzer durumda olan ve birlik içinde önde gelen, Almanya (DE), Fransa (FR) ve İtalya (IT) ile Türkiye (TR) arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Türkiye'nin karayolu kaza ve kayıpları ile ilgili 1980 ile 2008 dönemindeki süreci de görebilmek için aynı hesaplamalar ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bu hesaplamalar, karşılaştırmalar ve değerlendirmeler, karayolu ve demiryolu sektörlerinin kendi aralarında da yapılarak kayıplar bakımından sonuç verileri belirlenmeye çalışılmıştır. AB ve TR'nin karayolu ve demiryolu sektörleri, can kayıpları bakımından ayrı ayrı değerlendirilmiştir. İlk olarak karayolunda meydana gelen ölümlü kazalar ve can kayıpları irdelenmiştir. Yaralanmalı kazaların nüfusa oranı Avrupa Birliği ülkeleri bütününde (EU-28), binde 2,357, EU-15 ülkelerinde binde 2,591, EU-13 ülkelerinde binde 1,481 ve TR'de binde 1,762 oranında hesaplanmıştır. Nüfusa oranla hesaplanan bu oranlara bakıldığında, ülkemizdeki kaza oranının EU-28 ülkeleri oranından ve EU-15 ülkeleri oranından daha düşük olduğu görülmektedir. Karayolunda oluşan kazalardan kaynaklı ölümler nüfus ile oranlandığında, Avrupa Birliği ülkeleri bütününde (EU-28) ölümlerin nüfusa oranı, milyonda 68,149, EU-15 ülkelerinde milyonda 58,105, EU-13 ülkelerinde milyonda 105,552 ve TR'de milyonda 57,068 oranında hesaplanmıştır. Nüfusa oranla hesaplanan bu oranlara bakıldığı zaman ülkemizdeki kaza oranının, EU-28 ülkeleri toplamından daha iyi olduğu görülmektedir. Ancak TR'deki ölüm istatistiklerine kaza sonrası bir aylık süreçte, kazadan kaynaklı ölümler dâhil edilememiştir. 2015 yılından sonra AB ile aynı tabandaki istatistiklerin oluşturulması nedeni ile 2015 öncesi ölü sayılarını yaklaşık %85-100 oranında arttırarak bir kıyaslama yapmak daha gerçekçi olabilecektir. Bu yaklaşımla veriler irdelendiğinde ülkemiz değerleri EU-13 bölgesi oranları ile benzeşik, ancak EU-28 ve EU-15 oranlarından yaklaşık iki kat büyüktür. Bu kez AB ve TR'nin karayolu ve demiryolu sektörleri can kayıpları bakımından, karayolunda meydana gelen ölümlü kazalara oranlandığında, EU bölgelerinde sırasıyla, EU-28'de yüzde 2,857, EU-15'de yüzde 2,216, EU-13'de yüzde 7,033 ve TR yüzde 3,445 (6,890*) olmaktadır. Bu oranlama ile değerlendirildiğinde yine ülkemiz EU-13 bölgesi ile yaklaşık benzer veya kısmen daha iyi durumda olduğu söylenebilir. Karayolu kazalarından kaynaklanan can kayıpları, daha gerçekçi bir kıyaslama ölçütü olan yolcu-km değerleri ile oranlandığında ise, EU-28'de milyarda 6,50 TR'de milyarda 18,37 (36,74*) olarak hesaplanmıştır. Bu ölçüt dikkate alındığında TR'deki karayolu taşımacılığındaki risk 3 (6*) kat daha fazla olduğu görülmektedir. Benzer hesaplamalar ve irdelemeler demiryolu sektörü içinde yapılmış ve sayısal değerleri, tezde sunulmuştur. Sunulan oranlar irdelendiğinde, kaza sayılarının nüfusa oranları sırayla, EU-28'de milyonda 6,55, EU-15'de milyonda 3,59, EU-13'de milyonda 15,71; TR'de 3,66 olarak hesaplanmıştır. Demiryollarındaki can kayıplarının nüfusa oranları EU-28'de milyonda 0,12, EU-15'de milyonda 0,09, EU-13'de milyonda 0,22, TR'de milyonda 0,06 olarak hesaplanmıştır. Bu kazalardaki can kayıplarının kaza sayılarına oranları sırayla, EU-28'de % 1,88, EU-15'de % 2,60, EU-13'de % 1,52, TR'de %1,41olarak hesaplanmıştır. Bu ölçütlere göre hesaplanan değerler irdelendiğinde TR'de demiryolu yolculuklarında kaza ve can kayıpları oranlarının AB ülkelerine göre oldukça iyi durumda olduğu söylenebilmektedir. Yine demiryolu kazalarından kaynaklanan can kayıpları, daha gerçekçi bir kıyaslama ölçütü olan yolcu-km değerleri ile oranlandığında ise, sırayla, milyarda ( 0,14, 0,10, 0,50, TR 0,77) oranlarında olduğu görülmektedir. Bu ölçüt dikkate alındığında ülkemizdeki demiryolu yolcu taşımacılığındaki risk, EU-28 ülkelerine göre 5,5 kat daha fazla olduğu görülmektedir. Ulaştırma sektörü olarak karayolu ve demiryolu kazalarının kıyaslaması, diğer ölçütlerin yanında, ölüm/yolcu-km oranları irdelendiğinde, karayolu taşımacılığında EU-28 için milyarda 6,50, TR için milyarda 18,37 olarak hesaplanmıştır. Demiryolu taşımacılığında EU-28 için milyarda 0,14, TR için milyarda 0,77 oranlarında olduğu görülmektedir. Bu oranlar değerlendirildiğinde demiryolu yolculuklarının, karayolu yolculuklarına göre EU-28 ülkelerinde 46 kat, TR'de 24 kat daha emniyetli olduğu söylenebilir. Ülkemizin ve Almanya, Fransa, İtalya karayolu ve demiryolu verilerine göre hesaplanan ölü/nüfus oranları da tezde gösterilmiştir. Bu ülkeler ile ülkemize ait oranlar irdelenerek karayolu oranlarının benzeşik, demiryolu oranlarının ise büyük farklılık göstermediği söylenebilir. Bu çalışma ile ülkemizin, Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde, kara ve demiryolu ulaştırması alanında sayısal tespitler yapılarak eksiklikler, yetersizlikler ve yapılması gerekenler hakkında fikir oluşumuna katkı sağlanmaya çalışılmıştır.

Onat Barış Coşkun
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otoklavlanmış gazbeton atığı agregasının uçucu kül vesilis dumanı esaslı geopolimer harçların mühendisliközellikleri üzerine etkisi

Bu çalışmada otoklavlanmış gazbeton atığı agregasının uçucu kül ve silis dumanı esaslı geopolimer harç üretiminde doğal kum yerine kullanımı ve geopolimer harçların mühendislik özellikleri üzerine olan etkisi deneysel olarak araştırılmıştır. Uçucu kül ve silis dumanı malzemeleri belirli oranlarda kullanılarak alkali aktivatörlerle birlikte çimento üretiminden kaynaklı karbon ve sera gazı salınımının önüne geçilmek istenmektedir. Aynı zamanda otoklavlanmış gazbeton atığının agrega olarak doğal kum yerine kullanılması atıkların geri dönüşümü açısından çevreci bir çalışma olacaktır. Otoklavlanmış gazbeton atığı agregasının uçucu kül ve silis dumanı esaslı geopolimer harç üretiminde doğal kum yerine kısmi kullanımının geopolimer harçların akışkanlık, basınç dayanımı, eğilme dayanımı, taze ve kuru birim ağırlık, görünür porozite, su emme, kılcal su emme, aşınma, ultrases geçiş hızı ve ısıl iletkenlik özelliklerine etkisi karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu amaçla prekürsör(öncü malzeme)olarak sadece uçucu kül ve %90 uçucu kül ve %10 silis dumanı kullanılan iki seri geopolimer harç karışımı tasarlanmıştır. Alkali aktivatör olarak 1,5/1,0 oranında sodyum silikat-sodyum hidroksit karışımı kullanılmış olup, bu karışımdaki sodyum hidroksit çözeltisinin molaritesi 12 M olarak belirlenmiştir. Alkali aktivatör/prekürsör oranının sabit 0,5 olduğu her harç karışımı serisinde doğal kum yerine, otoklavlanmış gazbeton atığından elde edilmiş üç farklı tane boyut fraksiyonuna sahip (0.125-4 mm, 0.125-2 mm ve 0.125-1 mm) geri dönüşüm kum hacimsel olarak %10, %20, %30, %40, %50 ve %60 oranlarında kullanılmıştır. Böylece her bir karışım serisinde 1'i kontrol karışımı 18'i otoklavlanmış gazbeton atığı kumu içeren olmak üzere toplam 19 karışım tasarlanmış ve üretilmiştir. Otoklavlanmış gazbeton atığının doğal kum yerine agrega olarak kullanılması ile geopolimer harç karışımlarının 28 günlük basınç ve eğilme dayanımlarında düştüğü görülmüştür. Bunun nedeni otoklavlanmış gaz beton atığının doğal kuma kıyasla daha yumuşak ve daha boşluklu bir yapıya sahip olmasıdır. Bununla birlikte otoklavlanmış gazbeton atığı kullanılan ve ikame oranı arttırılan karışım serilerinde termal iletkenlik katsayılarının düştüğü yani termal iletkenlik performansının arttığı gözlemlenmiştir. Yine gazbeton atığı içeren geopolimer harçlarda ultrases geçiş hızlarında sistematik düşüşler olduğu tespit edilmiştir. Silis dumanının uçucu kül yerine ağırlıkça %10 oranında kullanılması ile birlikte basınç ve eğilme dayanımlarında artışlar gözlenmiştir. Termal iletkenlik açından ise silis dumanlı geopolimer harçların termal iletkenlik katsayılarında daha yüksek değerler elde edilmiştir. Silis dumanının uçucu kül yerine kullanıldığı karışımlarda ultrases geçiş hızı değerlerinde artışlar meydana geldiği tespit edilmiştir.

Mehmet Ateş
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Properties of self-compacting rubberized concrete incorporatingrecycled steel fibres reclaimed from scrap tires

The use of the waste obtained from the disposal of end-of-life tires to produce self-compacting concrete (SCC) is considered an effective and sustainable solution to address important environmental problems. This study aims to develop sustainable SCCs by incorporating recycled resources such as crumb rubber and recovered steel fibres from discarded tires. To this, the fresh and hardened properties of the different SCC mixes were assessed. The tests for the fresh properties included the slump flow, L-box, V-funnel, and segregation resistance. In contrast, those for the hardened properties comprised the compressive, splitting tensile, flexural strengths, sorptivity, and ultrasonic pulse velocity. The effect of elevated temperature up to 600 0C on some of the measured properties of the mixtures was also studied. Nine SCC mixtures with a constant water-binder ratio of 0.38 and a total binder content of 450 kg/m3 were designed. The reference mixture with natural sand and the other two mixtures with crumb rubber were considered. Crumb rubber was replaced by natural sand in 10% and 20% volumetric ratios. Each crumb rubber-incorporated concrete mixture contains 0.25%, 0.5%, and 0.75% recycled steel fibres by the total volume for the remaining six mixtures. It was observed that using crumb rubber and recycled steel fibre significantly affected the fresh performance of SCC. Specifically, it led to a reduction in slump flow diameter and L-box values and an increase in Vfunnel time at 5 minutes. Moreover, it was noted that this impact became more pronounced at higher rates. According to the test results, the recycled steel fibres could be used up to 0.5% of the total concrete volume with 10% and 20% crumb rubber-incorporated concretes to meet the EFNARC limits. The results also showed that substituting sand with crumb rubber impacted the hardened properties of SCCs, leading to reduced strength values. Conversely, introducing recycled steel fibres caused a minor increase in compressive strength and considerably improved tensile strength.

Ahmed Kawa Mawlood Mawlood
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geopolimer ile iyileştirilen zeminlerde karbon fiber katkısının zeminlerin fiziksel özellikleri üzerine olan etkisinin araştırılması ve optimizasyonu

Geopolimerler, birçok mühendislik disiplininde çeşitli uygulama alanlarına sahip olup, çevre dostu özellikleri sayesinde özellikle geoteknik mühendisliği uygulamalarında giderek daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında karbon fiber katkısının, geopolimer ile iyileştirilen zeminlerin fiziksel özelliklerine olan etkisi araştırılmış ve elde edilen veriler dikkate alınarak gerçekleştirilen çalışma sonucunda optimum bir tasarım oluşturulmuştur. Kontrol karışımlarında, geopolimer kullanılarak hedef dayanıma ulaşmak için uluslararası rehber veriler dikkate alınmış ve literatür dikkate alınarak karışım oranları belirlenmiştir. Fiber katkısız kontrol karışımları, 28 gün boyunca kürlenmeye bırakılmış ve kürlenme işlemi sonrası gerçekleştirilen deneylerle numunelerin serbest basınç ve eğilme dayanımı değerlerine ulaşılmıştır. Kontrol karışımının deneysel sonuçları elde edildikten sonra, mevcut karışıma çeşitli boy ve oranlarda karbon fiber eklenerek çok sayıda kombinasyon oluşturulmuştur. Oluşturulan kombinasyonlar aracılığıyla geopolimer ve karbon fiberin birlikte kullanımının zeminlerin fiziksel özellikleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) yardımıyla karbon fiberlerin numuneler içerisindeki dağılımı analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda anlamlılık araştırması yapılarak güncel optimizasyon teknikleri ile geopolimerli karışımlarda karbon fiber için optimum oranlar belirlenmiştir. Bu sayede, karbon fiber ve geopolimer ile iyileştirilen zeminler için sonraki araştırmalara rehberlik edebilecek optimum bir tasarım elde edilmiştir.

GeopolimerlerKarbon liflerOptimizasyon+1
Mehmet Alğın
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atık EPS'lerin agrega olarak harçta kullanımının araştırılması

Günümüzde binalarda ısıtma ve soğutma için harcanan enerji, toplam enerji tüketiminin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır ve bu durum, hem enerji verimliliğini artıracak hem de çevresel etkileri azaltacak alternatif yapı malzemelerinin geliştirilmesini zorunlu hale getirmektedir. Yapı sektöründe doğal kaynakların korunması ve atıkların geri kazanılarak üretime dâhil edilmesi sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, geleneksel çimento esaslı harçlarda doğal dere kumu ve pomza yerine modifiye edilmiş EPS (MEPS) ve ham atık EPS (HEPS) agregalarının belirli oranlarda ikame edilmesiyle elde edilen harçların mekanik ve fiziksel performansları incelenmiştir. Karışımlarda su/çimento oranı 0.40 sabit tutulmuş, çimentonun %1'i silis dumanı ile ikame edilmiştir. Agrega karışımında %35 kum ve %65 pomza esas alınmış, farklı oranlarda MEPS ve HEPS kullanılarak üç ana grup altında çeşitli karışımlar hazırlanmıştır. Her karışımdan 7 ve 28 günlük kür süreleri için 96'şar adet 5×5×5 cm küp ve 36'şar adet 4×4×16 cm prizma numune üretilmiş, toplamda 264 numune üzerinde deneyler yürütülmüştür. Numunelerin taze halde işlenebilirlik, birim hacim kütle ve kütle kaybı özellikleri; sertleşmiş halde ise basınç dayanımı, eğilme dayanımı, ultrases geçiş hızı (UPV), su emme, boşluk oranı, yoğunluk ve termal iletkenlik değerleri ölçülmüştür. Ayrıca mikroyapı özelliklerini ortaya koymak amacıyla SEM analizleri yapılmıştır. Sonuçlar, EPS agregalarının kullanımının harçların yoğunluğunu belirgin şekilde azalttığını ve termal iletkenliği düşürdüğünü göstermiştir. Mekanik dayanımlar EPS oranı arttıkça azalsa da belirli oranlarda kabul edilebilir seviyede kalmıştır. Elde edilen bulgular, atık EPS'nin yapı malzemesi olarak yeniden kullanılabilirliğini doğrulamış ve çevre dostu, enerji verimli ve ekonomik bir alternatif olarak öne çıkarmıştır.

Hafif agregaMekanik özellikler
Ramazan Aktar
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güçlendirilmiş perlit ve vermikülit agregalarının hafif harç üretiminde birleşik kullanımı

Perlit ve vermikülit, volkanik kökenli, hafif yapılı ve yüksek yalıtım kapasitesine sahip doğal malzemelerdir. Genleştirilmiş formları, başta inşaat olmak üzere tarım ve sanayi sektörlerinde yaygın biçimde kullanılmaktadır. Ancak bu agregaların yüksek su emme oranı ve düşük mekanik dayanımı, özellikle yapı sektöründe kullanım alanlarını sınırlamakta ve tek başlarına yeterli performans sunmalarını engellemektedir. Bu çalışmada, genleştirilmiş perlit ve vermikülit agregalarının yüzeyleri,çimento ve silis dumanı içeren çok katmanlı bir kaplama yöntemi ile güçlendirilmiş ve toplam 25 farklı hafif harç tasarımı gerçekleştirilmiştir. Kaplanmamış ve 1 mm, 2 mm, 3 mm kalınlıklarında güçlendirilmiş agregalar; %0, %25 ve %50 oranlarında çimento esaslı karışımlara ikame edilmiştir. Tüm karışımlarda su/çimento oranı sabit tutulmuş ve 0.45 olarak belirlenmiştir. Deneysel çalışmalar kapsamında, 50×50×50 mm küp ve 40×40×160 mm prizmatik numuneler hazırlanmış; taze harç özellikleri yayılma tablası testi ile değerlendirilmiştir. Sertleşmiş harç performansı ise su emme, birim hacim ağırlığı, sorptivite, basınç dayanımı, eğilme dayanımı ve termal iletkenlik testleri aracılığıyla analiz edilmiştir. Bulgular, kaplamanın agregaların fiziksel ve mekanik özelliklerini belirgin biçimde iyileştirdiğini göstermektedir. Özellikle %50 oranında kaplanmamış agregalarla hazırlanan harçlara kıyasla, çok katmanlı agregalarla elde edilen harçlarda basınç dayanımında %740, eğilme dayanımında %107 artış kaydedilmiş; su emme oranında ise %61.78 oranında azalma gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar, güçlendirilmiş agregaların yüksek dayanım ve düşük geçirgenlik özelliklerini aynı anda sunarak, hafif ve dayanıklı yapı malzemesi üretimine olanak sağladığını göstermekte; böylece perlit ve vermikülit gibi yerli kaynakların inşaat sektöründe daha verimli biçimde değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır.

Savaş Karaman
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konya kapalı havzasında meteorolojik, tarımsal ve hidrolojik kuraklıkların değerlendirilmesi: Beyşehir ve Karaman alt havzaları örneği

Kuraklık, özellikle su kaynaklarının sınırlı ve dengesiz dağıldığı yarı kurak coğrafyalarda, çevresel ve sosyoekonomik etkileriyle öne çıkan kritik bir sorundur. Türkiye'nin en kurak havzalarından biri olan Konya Kapalı Havzası, bu açıdan dikkatle incelenmesi gereken bir bölge konumundadır. Doğal bir afet türü olan ve su eksikliğiyle kendini gösteren kuraklık; meteorolojik, tarımsal ve hidrolojik süreçlerde zaman ve mekâna bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bu çalışmada, Konya Kapalı Havzası özelinde söz konusu üç kuraklık türü ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir. Analizlerde farklı zaman dilimlerini kapsayan Standart Yağış İndeksi (SPI), Tarımsal Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (aSPI) ve Akım Kuraklık İndeksi (SDI) kullanılmıştır. Çalışmanın uygulama alanı olarak Beyşehir-Kaşaklı ve Karaman Ayrancı alt havzaları seçilmiş; bu bölgelerdeki Beyşehir ve Karaman meteoroloji istasyonları ile Mavi, Taşağıl, Aşağı Esence ve Seyit Hasan akım gözlem istasyonlarından elde edilen 1984–2022 dönemine ait aylık yağış ve akış verileri analiz edilmiştir. SPI, aSPI ve SDI değerleri, 3, 6 ve 12 aylık zaman dilimlerinde değerlendirilerek havza genelinde kuraklık türleri arasındaki ilişkiler ortaya konulmuştur. Yapılan incelemeler sonucunda her bir istasyon için en uzun kuraklık süreleri, en yüksek şiddet değerleri, gerçekleşme zamanları ve bu olayların oluşum sıklıkları belirlenmiş; farklı şiddet düzeylerindeki kuraklıkların görülme oranları yorumlanmıştır. Elde edilen veriler karşılaştırıldığında, SPI ve aSPI sonuçları arasında yüksek düzeyde bir uyum gözlenmiş; öte yandan SPI ile SDI arasında küçük çaplı uyumsuzluklar saptanmış ve bu durumun, akış verilerindeki gecikmeler ile yer altı su kullanımı gibi etkenlerden kaynaklandığı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, meteorolojik, tarımsal ve hidrolojik kuraklıkların eş zamanlı değerlendirilmesi, havza genelinde artan kuraklık eğilimini ve kuraklık olaylarının zamanla daha da şiddetlendiğini açıkça ortaya koymuştur.

Akım kuraklık indeksi (AKİ) yöntemiStandart yağış indeksiÇapraz korelasyon
Abdulkadir Nimetoğlu
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Experimental evaluation and numerical modeling of mechanical properties of polymeric fiber-reinforced cementitious composites

This study investigates the mechanical behavior of polymeric fiber reinforced cementitious composites (PFRCCs), focusing on how factors such as fiber type, fiber dosage, and water to binder (W/B) ratio affect flexural strength (FS). A total of 82 mixes were examined, including 42 experimental mortar mixes and 40 from the literature, incorporating polypropylene (PP) and polyvinyl alcohol (PVA) fibers in varying volume fractions (0–1.4%) with two W/B ratios (0.30 and 0.45). Mechanical properties, particularly compressive strength (CS) and flexural strength (FS), were tested using standardized methods. To address gaps in previous research, additional parameters including fiber aspect ratio, fiber tensile strength, sand to aggregate ratio, and binder content were considered to provide a more comprehensive understanding of their influence. For predictive modeling, Multiple Linear Regression (MLR) and Gene Expression Programming (GEP) were applied based on input parameters such as fiber type, fiber content, W/B ratio, and specimen geometry. The results showed that a lower W/B ratio (0.30) consistently yielded superior mechanical performance, with flexural strength reaching up to 9.59 MPa, and the optimal fiber content for FS enhancement was between 0.6% and 1.0%. Among the two fiber types, PVA provided better results than PP due to its stronger bond with the cement matrix. In terms of modeling, GEP outperformed MLR by effectively capturing nonlinear relationships, achieving an R² of 0.90 for training and 0.74 for validation, compared with MLR's lower R² of 0.68. Overall, the study offers valuable insights into the role of polymeric fibers in enhancing the mechanical properties of cementitious composites, while the predictive models particularly GEP serve as practical tools for engineers to optimize the design of fiber-reinforced concrete in diverse structural applications.

Aree Ibrahım Ezzat Ezzat
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güçlendirilmiş geri dönüşüm asfalt agregası ile üretilen beton yol kaplamalarının mekanik özellikleri

Günümüzde inşaat sektöründe sürdürülebilir malzeme kullanımı ve geri dönüşüm uygulamaları giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Özellikle asfalt kaplama atıklarının geri dönüştürülerek yapı malzemesi olarak yeniden değerlendirilmesi hem çevresel hem de ekonomik açıdan avantajlar sunmaktadır. Bu kapsamda, geri kazanılmış asfalt (GKA) agregalarının beton üretiminde kullanımı, doğal agrega tüketimini azaltmak ve atık yönetimine katkı sağlamak adına dikkate değer bir çözüm olarak değerlendirilmektedir. Ancak, GKA agregalarının yüzeyinde bulunan bitüm tabakası, çimento hamuruyla yeterli aderans sağlayamamakta ve bu durum, agrega-çimento ara yüzünde zayıf geçiş bölgelerinin (ITZ) oluşmasına neden olarak betonun mekanik performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum beton üretiminde GKA agregasının kullanımını önemli ölçüde sınırlamaktadır. Bu tez çalışmasında, bu sorunun üstesinden gelmek amacıyla, soğuk bağlama tekniği kullanılarak GKA agregalarının yüzeyi çok katmanlı olarak çimento şerbeti ile kaplanmıştır. Deneysel çalışmada, su/çimento oranı 0,45 ve çimento dozajı 350, 425 ve 500 kg/m³ olan üç farklı beton karışımı tasarlanmış olup kaplanmamış GKA agregası ile birlikte üç farklı kaplama kalınlığına sahip GKA agregası, beton karışımlarında %100 oranında kullanılmıştır. Beton karışımların hedef slump (çökme) aralığı 20–40 mm olup, bu kıvam değerini sağlamak amacıyla karışımlara değişen oranlarda süperakışkanlaştırıcı katkı ilave edilmiştir. Ham GKA ve kaplanmış GKA agregalarını içeren beton numunelerin mekanik özelliklerini belirlemek için basınç dayanımı, eğilme dayanımı ve yarmada çekme dayanımı deneyleri yapılmıştır. Ayrıca, beton numunelerinin mikroyapısal özelliklerini belirlemek amacıyla XRD (X-ışını difraksiyonu) ve SEM (taramalı elektron mikroskobu) analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, kaplanmış GKA agregalarının kullanımının betonun basınç, eğilme ve yarmada çekme dayanımlarını sırasıyla yaklaşık %42, %29 ve %25 oranında artırdığını göstermiştir. Ayrıca XRD ve SEM analizleri, kaplanmış GKA agregalarının betonun mikroyapısal özelliklerini iyileştirerek kristalin faz oranını artırdığını, yoğun ve bütünlüklü bir ITZ oluşturduğunu ve çatlak oluşumunu azalttığını ortaya koymuştur.

İzzettin Şenbayram
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekil-kazıklı (mono-pile) açık-deniz enerji türbinlerinin deprem, rüzgar ve deniz dalgası etkileri altında üç boyutlu zemin-kazık dinamik etkileşim analizleri

Açık Deniz Rüzgar Türbilerinin dinamik analizlerinin belirlenmesinde önemli tasarım parametrelerinin üzerinde durulması gereken konudur. Rüzgar türbinin bağlandığı tekil kazıklı temel de hem mühendislik tasarımı açısından hemde ekonomik olarak önemli bir rol oynar. Tekil kazıklı Açık Deniz Rüzgar Türbinlerinin, sismik ve zamana bağlı dinamik çevresel etkiler altında, doğrusal olmayan geoteknik etkileşimleri göz önünde bulundurarak tasarlanması ve güncel enerji sektörü kapsamında ise önemli bir konudur. Tekil temelli rüzgar türbinin tasarımda üç boyutlu (3B) jeomorfolojik değişimler ve jeomorfolojik deformasyon dahil olmak üzere karmaşık zemin koşullarında inşa edilen tekil kazıklı rüzgar türbinleri ile dinamik zemin-yapı etkileşimi özellikleri ile sonlu elemanlar (SE) analizleri kullanılarak araştırılmıştır. Tekil kazıklı Açık Deniz Rüzgar Türbinlerinde deprem ve dinamik çevresel kuvvetlerin etkisiyle, standart yapı sistemlerinde sıkça karşılaşılması güç olan, dönme ve deformasyon tepkileri ve zemin ortamı ile ilgili karmaşık davranış mekanizmaları araştırması yapıldı. Bu tarz tekil temel tekilsistemlerinde oluşan yanal deformasyon, temel rotasyonu ve eğilme moment değişimleri, birleşik etkiler altında incelendi. Bu kapsamda deprem, rüzgar ve deniz dalga etkileri kapsamında kazık tepkilerinin hangi oranda etkilendiği ve zemin-kazık etkileşimi göz önünde bulundurularak ivme ve deformasyon davranış değişimlerinin nasıl oluştuğu incelendi. Tez çalışmamızda doğrulama yöntemi olarak, simülasyon sonuçlarının optimizasyon yönteminde çıkan sonuçları karşılaştırılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Zeminin tekil kazık türbin etkileşim davranışı, tek taraflı sismik uyarım ve rüzgar ve dalga çevresel yükleri altında doğrusal olmayan zaman geçmişi tepkilerine dayalı olarak incelenmiştir. Tekil kazıklı sistemlerin dinamik tepkisinin ve tekil kazık türbin etkileşimlerinin jeomorfolojik yeraltı varyasyonlarından önemli ölçüde etkilendiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, 3B SE analizleri bağlamında sismik saha araştırması yoluyla belirlenen deformasyonların 3B varyasyonlarını dikkate almak kritik önem taşımaktadır.

Ahmet Azizoğlu
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cam elyaf katkılı geopolimer ile iyileştirilen zeminlerin mekanik özelliklerinin incelenmesi ve istatistiksel modellemesi

Çevre dostu olarak tanımlanan geopolimerlerin geoteknik mühendisliğinde kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasında cam elyaf katkılı geopolimer kullanılarak iyileştirilen zeminlerin mekanik özellikleri incelenmiş olup elde edilen verilerin istatistiksel modellemesi gerçekleştirilmiştir. Yürütülen iyileştirme metodu çimento kullanımı ile salınan karbondioksit gazının azaltılmasını teşvik etmektedir. Bu çalışmada çevreci bir yaklaşımla çimento kullanmadan zemin iyileştirme çalışmalarının gerçekleştirilebileceği vurgulanmıştır. Çalışmanın amacı dahilinde cam elyaf katkısı olmadan hazırlanan kontrol karışımlarındaki sodyum silikat, sodyum hidroksit, uçucu kül ve benzeri diğer malzemelerin oransal dağılımı için literatürdeki çalışmalar referans alınmıştır. Cam elyaf katkısız kontrol karışımlarının eğilme ve basınç dayanımı test sonuçları elde edildikten sonra kontrol karışımlarına çeşitli boy ve oranlarda eklenen cam elyaf katkıları ile birçok farklı kombinasyon elde edilmiştir. Oluşturulan karışımlar için belirlenen kürleme sürelerinin ardından elde edilen numuneler serbest basınç ve eğilme testlerine tabi tutulmuş olup cam elyaf katkısının eğilme ve serbest basınç dayanımına olan etkisi araştırılmıştır. Numunelerdeki elyaf dağılımı taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizleri ile de ayrıca ele alınmıştır. Elde edilen veriler için çeşitli istatistiksel yöntemler kullanılarak veriler arasındaki korelasyonlar incelenip karışım oranlarına bağlı olarak tahmin denklemleri oluşturulmuştur. Böylece cam elyaf katkılı geopolimer kullanılarak iyileştirilen zeminler için sonraki araştırmacılara yol gösterebilecek fonksiyonlar sunulmuştur.

Adnan Nasır
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çelik tüp içine lif katkılı beton doldurulmuş kısa kompozit kolonların davranışlarının incelenmesi

Bu tez çalışmasında, kare en kesitli aynı uzunluk/çap oranına sahip içi boş, içi sade veya lif katkılı beton dolu kısa kompozit kolonların eksenel yük, süneklik ve tokluk kapasiteleri karşılaştırılmıştır. Bu amaçla karbon çelik (CS), paslanmaz çelik (SS) ve alüminyum (AL) türlerinde 99 adet kolon hazırlanmıştır. Kolon en/boy/yüksekliği 100 mm/100 mm/ 250 mm, et kalınlıkları 2 mm, 3 mm ve 4 mm olarak seçilmiştir. Kolonlara basınç dayanımı 30 MPa ve 70 MPa olan sade ve hacimce %0.5 ve %1.5 oranında lif katkılı betonlar doldurulmuştur. Lif katkısı olarak çelik ve sentetik lifler seçilmiştir. Çelik lifler tekli olarak veya çelik ve sentetik lifler karma (hibrit lif ) olarak kullanılmıştır. Tüm kolonlar eksenel yük altında test edilmiştir. Deneylerde elde edilen sonuçlarla çeşitli karşılaştırmalar yapılarak kolonların burkulma modları, süneklik, eksenel yük taşıma ve tokluk kapasiteleri gibi davranışları incelenmiştir. Ayrıca kolonların eksenel yük altındaki davranışlarını daha iyi açıklamak amacıyla tanımlanan beton katkı oranı (CCR), süneklik indisi (DI) ve dayanım artış indisi (SI) gibi parametreler anlatılmıştır. Sonuç olarak, tüm içi boş AL, CS ve SS kolonlara beton doldurulmasının, yerel burkulmaları engellediği, süneklik, eksenel yük taşıma ve tokluk kapasitelerinde önemli oranda artış sağladığı görülmüştür. Beton karışımlarına liflerin ilave edilmesi ise kolonların eksenel yük taşıma kapasitelerine etkisinin sınırlı olduğu ancak CS ve SS kolonlarının süneklik ve tepe yükü sonrasındaki tokluk kapasitelerinde önemli oranda artışlara neden olduğu görülmüştür. Buna ek olarak, hibrit lifli kolonlar çelik lifli kolonlardan daha yüksek süneklik ve tokluk kapasitesine sahip oldukları görülmüştür.

Muhammet Aydın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hakkari merkezindeki yerel evlerin mimarisi üzerine bir araştırma

Her kentin, çevrenin kendine özgü bir yapı anlayışı, yapım tekniği ve yapı malzemesi bulunmaktadır. Yerel evler inşa edilirken genellikle bulunduğu yörenin yapı malzemesi ve yapım tekniği kullanılmaktadır. Yapılar özellikle konut yapıları bulunduğu yöre kültürünü yansıtan en önemli elemanlardan olup onun kimliğini oluşturmaktadır. Günümüze kadar hemen her ilin yerel/geleneksel evleri birer araştırma konusu olmuştur. Yalnız Hakkâri'de bulunan evlerle ilgili neredeyse hiç çalışma bulunmamaktadır. Buradan hareketle bu çalışmanın ana amacı, yerel Hakkâri evlerini mimari bakış açısı ile incelemek, belgelemek ve mimari açıdan değerlendirerek geleceğe aktarmaktır. Hakkâri kent merkezinde yer alan yerel evler yapım tekniği, yapı malzemesi, kullanıcı gereksinimleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çalışma alanı Hakkâri kent ölçeğinde ön araştırma yapılarak çalışma alanı belirlenmiştir. Çalışma alanı olarak Hakkâri şehir merkezinin beş mahallesinde yer alan 3 tanesi yapışık nizam olmak üzere 30 adet örnek ev belirlenmiştir. Belirlenen evler yerinde görülerek rölöveleri alınıp projelendirilmiştir. Evler, detaylı olarak plan özellikleri, plan tipleri, cephe özellikleri, yapım tekniği ve malzeme kullanımı açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen yerel evlerin analiziyle oluşturulan envanterlerin sonraki çalışmalar için bir temel kaynak oluşturması ve Hakkâri yerel evlerinin mimari değerlerinin kayıt altına alınarak geleceğe ışık tutması amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Hakkâri evi, Hakkâri yerel ev mimarisi, plan ve cephe tipolojisi, yerel kimlik.

Konut mimarisiSivil mimariVernaküler mimari
Kader Mühürdaroğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sokak taraması ve ön değerlendirme yöntemleri kullanılarak binaların deprem performansının bilgisayar destekli hızlı belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, binaların deprem etkisi altındaki performansını hızlı ve pratik şekilde belirlemek için kullanılan 7 farklı hızlı değerlendirme yöntemi incelenmiştir. Bu yöntemler, 2011 yılında meydana gelen Van depreminde göçmüş veya ağır hasar almış olan 50 binanın parametresini kullanarak her bir yönteme göre binaların deprem performans davranışları (riskli veya güvenli) belirlenmiştir. Elde edilen deprem performans davranışları, binaların mevcut durumları ile karşılaştırılarak yöntemlerin ilgili binalar üzerindeki doğru tahmin yüzdeleri hesaplanmıştır. Yapılan bu hesaplamalarla ilgili 50 bina için en uygun yöntem belirlenmeye çalışılmıştır. Binaların deprem performans davranışlarını belirlemek için kullanılan 7 hızlı değerlendirme yönteminden üçü sokak taraması olarak adlandırılan birinci kademe yöntemleri (6306 RYY, FEMA P-154 ve Sucuoğlu ve Yazgan seviye-1), geri kalan dört yöntem ise ön değerlendirme olarak adlandırılan ikinci kademe yöntemleridir (Sucuoğlu ve Yazgan seviye-2, Özcebe, Yakut ve MVP). Elde edilen sonuçlara göre ön değerlendirme yöntemleri incelenen binaların deprem performans durumlarını sokak taraması yöntemlerinden %24 daha yüksek oranda doğru tahmin etmiştir. Aynı zamanda sokak taraması yöntemlerinden en başarılı yöntem %74'lük doğru tahmin yüzdesiyle 6306 RYY, ön değerlendirme yöntemlerinde ise en başarılı yöntem %86'lik doğru tahmin yüzdesiyle Yakut yöntemi olmuştur.

Betonarme binalarDeprem analiziDepreme dayanıklı binalar+2
Muhammet Özdemir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı zemin parametreleri kullanılarak oluşturulmuş betonarme binaların 2007 ve 2018 deprem yönetmeliklerine göre statik analizi ve maliyet hesabı

Ülkemiz aktif deprem kuşakları üzerinde yer almaktadır. Her deprem sonrası ülkemizde birçok can ve mal kaybı meydana gelmektedir. Deprem yönetmeliklerinin değişimi ile bu can ve mal kaybı en aza indirilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmanın birinci bölümünde, inşaat mühendisliğinin günümüzdeki önemine, deprem yönetmeliklerinin nasıl oluşturulduğuna, deprem ile zemin arasındaki ilişkiye ve tez çalışmasının amaç ve kapsamına değinilmiştir. İkinci bölümde; bu tez çalışmasına yakın daha önce yapılmış çalışmalar hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde; materyal olarak kullanılan ve bir yapısal analiz programı olan İdeCAD tanıtılmış ve tez aşamasında nasıl bir yöntem izleneceğine yer verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde İdeCAD statik analiz bilgisayar programında 2007 ve 2018 deprem yönetmeliklerine ait analiz ayarları tek tek ele alınmıştır. Analiz ayarlarında yeni yönetmelikte deprem düzeyi, zemin sınıfı, tasarım spektrumu, bina kullanım sınıfı, deprem tasarım sınıfı, bina yüksekliği ve bina yükseklik sınıfı, bina performans düzeyleri, taşıyıcı sistem seçimi, diyafram seçimi, süneklilik düzeyi, x ve y yönlerindeki dayanım fazlalığı katsayısı ve davranış katsayısı seçimlerinin nasıl belirlendiği ele alınmıştır. Çalışmanın beşinci bölümünde tasarlanan 3 ve 5 katlı betonarme binalar üzerinde zemin ve deprem parametreleri değiştirilerek analizler yapılmıştır. Analiz sonuçlarından çıkan metrajlar doğrultusunda 2018 Deprem Yönetmeliği ile 2007 Deprem Yönetmeliklerinde maliyetin ne kadar değiştiği grafik ve tablolarla gösterilmiştir. Çalışmanın altıncı bölümünde zemin sınıfı, zemin yatak katsayısı, zemin taşıma gücü ve deprem bölgeleri ele alınarak yapılan analizler sonucunda beton, kalıp ve donatı miktarları hesaplanmış, maliyet hesaplaması yapılmıştır. Sonuçlara bakıldığında genel olarak bütün analizlerde 2018 Deprem Yönetmeliğinde maliyetin daha fazla olduğu, donatının daha fazla kullanıldığı, 2007 Deprem Yönetmeliğinde zemin sınıflarına daha az önem verildiği görülmektedir. Ayrıca deprem bölgelerinin belirlenmesinde yeni Türkiye Deprem Haritasının daha net sonuçlar verdiği kanısına varılmıştır. 2018 Deprem Yönetmeliğinin her açıdan daha kapsamlı olduğu ve daha güvenilir tarafta kaldığı gözlemlenmiştir.

Zehra Karabulut
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Strength and durability characteristics of pumice based geopolymer paste

Cement consumption causes several environmental issues due to using a massive amount of energy and releasing gas emissions. Geopolymerization, a new technological process, provides an innovative way to produce concrete without cement usage. In this study, pumice powder, which is rich in silica and aluminum such as fly ash and metakaolin, is utilized as a binder to produce geopolymer paste. The influences of fineness of pumice, different sodium hydroxide concentration, curing temperature and curing period on the strength and freezing and thawing durability characteristics. The mass ratio of sodium silicate solution to sodium hydroxide and alkali binder ratio was fixed to 2.50 and 0.35 respectively. The geopolymer paste specimens were placed at ambient temperature for 24 hours as a rest period with different concentration (8, 10, 12, 14, 16 and 18M) of sodium hydroxide and then cured at room temperature, 60, 80 and 100 oC temperature for 24, 48, 72 and 120 hours. The compressive strengths of geopolymer pastes were tested at the ages of 7 and 28 days. Flexural strength tests were conducted at age of 28 days. The SEM analyses were performed to identify the morphology characteristics and to determine the unreacted particles of the geopolymer pastes. The results showed that optimum flexural and compressive strength can be obtained at 60 oC of oven curing for 120h with 12M. Although, high strengths can be obtained at high curing temperatures with less curing time, but when compared to low temperature and more curing time, flexural and compressive strength gains are less.

Civil engineering
Zrar Safarı Mahmood Mahmood
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effect of polypropylene fiber on the strength properties of structural lightweight concrete with different unit weights

Structural Lightweight Concrete (SLWC) is a commonly used type of concrete in the civil engineering field due to its significant properties such as: better thermal fire resistance and lower unit weight compared with conventional concrete. In this study, pumice stone as a type of lightweight aggregate is used in different sizes from 0.5 to 2 mm to produce three different unit weights of lightweight concrete (G1, G2, and G3) with various percentages of polypropylene fiber volume (0.0 %, 0.25%,0.50%). This study investigated the effect of unit weight and polypropylene fiber on the fresh properties of lightweight concrete such as workability. The effects on the mechanical properties of lightweight concrete were also studied such as compressive strengths, flexural strengths, split tensile strength, thermal conductivity and evaluated temperatures (200, 400, 600 and 800oC). With the reduction of the unit weight of lightweight concrete an increase in workability is observed while the higher the volume of pp fiber the workability increases. With an increase in the volume of polypropylene fiber from 0% to 0.5% and a decrease in the unit weight of lightweight concrete the compressive strength and the split tensile strength decreases. However, the flexural strength, thermal conductivity and evaluated temperatures (200, 400, 600 and 800oC) are all improved. When the percentage of polypropylene fiber is increased from 0.0% to 0.50% the optimum vale of flexural strength is obtained and found to be 2.5 MPa. Without the addition of pp fiber, the maximum values of compressive strength and split tensile strength are obtained to be 30 MPa and 2.11 MPa respectively.

Civil engineering
Faraydon Hama Rash W. Mahmod W. Mahmod
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van-Başkale kırsal konut mimarisinde plan ve cephetipolojisi

Kırsal konutlar, bulundukları doğal çevrenin birer parçası olup uzun süreli deneyimler sonucu son hallerini almaktadırlar. Herhangi bir estetik kaygı taşımadan inşa edilmelerinin yanı sıra kırsal yaşam koşullarının gerektirdiği şekilde bazı pratik işlevsel çözümleriyle dikkat çekmektedirler. Başkale Kırsal Konutları, doğa ile iç içe olan esnek yapısıyla ekolojik ve sürdürülebilir mimarinin kırsaldaki uygulamalarına önemli örnekler teşkil etmektedir. Başkale coğrafyasının dağlık ve zorlu niteliklerine göre şekillenmiş kırsal yerleşmeler olan köy ve mezralarda, kırsal yerel konutların büyük ölçüde yaşatıldığı görülmektedir. Yapım teknikleri ve malzemeleri bulunduğu yörenin fiziksel özelliklerine göre meydana gelmiştir. Bu bağlamda, kerpiç, taş ve ahşap kullanımı ile yöresel yapım teknikleri kullanılarak inşa edilmiş Başkale Kırsal Konutları'nın, maruz kaldıkları bölgesel koşulların etkisiyle yok olmadan önce açığa çıkarılmaları ve arşivlenmeleri önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, Başkale kırsal konut mimarisinin plan organizasyonu ve cephe düzenlerinin, örneklerle ortaya konularak tipolojik bir çalışma elde edilmesidir. Çalışma kapsamında, Başkale kırsalında toplam 7 adet köy ve mezrada yer alan 30 kırsal konutun rölöveleri alınmış olup yerleşim özellikleri, sokak-konut ilişkisi, plan tipleri, plan elemanları, yapı elemanları, malzeme ve teknik gibi veriler de detaylı bir şekilde ele alınmıştır. İlk araştırma niteliğinde olan bu çalışmanın, yapılacak yeni çalışmalar için başvurulacak bir kaynak olması ve bunu teşvik etmesi hedeflenmektedir. Böylece Başkale kırsal konutlarının, kırsal mimari belleği içerisinde yerini alması mümkün olabilecektir.

Konut mimarisiKırsal konutlarTipoloji+1
Rabia Bozmaç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşıyıcı sistem parametreleri ile düşük ve orta yükseklikteki betonarme binalarda elastik periyot hesabı

Betonarme binaların ön tasarımı sırasında binaya etkiyebileceği düşünülen sismik yatay deprem kuvvetinin hesabı, önceden belirlenen binanın doğal titreşim periyodu ile doğrudan ilişkilidir. Birçok ülkenin deprem yönetmeliklerinde çoğunlukla bina kat sayısına veya bina toplam yüksekliğine bağlı olarak doğal periyot bağıntısı elde edilmektedir. Fakat sadece bina yüksekliği veya bina kat sayısı dikkate alındığında periyot hesabı hatalı tasarımlara yol açabilmektedir. Çünkü periyot, kütle ve rijitlikle ilişkilidir. Kütle bina ağırlığına eşdeğer olarak kabul edilebilir. Fakat rijitlik bina boyutlarına, taşıyıcı eleman boyutlarına ve miktarına, beton malzemesi özelliklerine, kat yüksekliğine, dolgu duvar miktarına ve özelliklerine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu tez çalışmasında çerçeveli ve/veya perde duvarlı binaların rijitliğini ve kütlesini etkileyen faktörlerin yer aldığı teorik bir doğal periyot bağıntısı üretilmiştir. Bu bağıntı elde edilmeden önce Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yerleşim alanında yer alan düşük yükseklikteki binalar bilgisayar ortamında modellenerek aynı binalardan elde edilen mikrotremor ölçümleri ile karşılaştırılmış ve binaların modellenmesi aşamasında dolgu duvarların önemli bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Bu çıkarımdan yola çıkılarak Van ilinde yer alan orta yükseklikteki binalar dolgu duvar içerecek şekilde modellenerek dinamik analizleri yapılmıştır. Tez kapsamında üretilen bağıntı düşük ve orta yükseklikteki bina modellerinden elde edilen doğal periyotlarla ve literatürde yer alan diğer doğal periyot bağıntıları ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalar neticesinde binaların dolgu duvarlı olacak şekilde modellenmesinin gerekli olduğu, tez kapsamında önerilen periyot bağıntısının rijitlik ve kütleyi dikkate alması sebebi ile diğer bağıntılardan nispeten daha güvenilir sonuçlar verdiği belirlenmiştir.

Abdullah Yiğit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı katlardaki farklı beton dayanımının bina davranışına etkisinin DBYBHY-2007 ve TBDY-2018'e göre incelenmesi

Ülkemiz aktif deprem kuşağında bulunduğundan meydana gelen depremler sonucunda yapıların yıkılması veya büyük hasar görmelerinden kaynaklı çok fazla can ve mal kaybı yaşamaktadır. Bu nedenle yapıların tasarımında deprem etkilerinin dikkate alınması zorunludur Yapıların belirli bir düzeyde depreme dayanıklı inşaa edilmesini sağlamak için uyulması gereken kurallar, standartlar ve deprem yönetmeliklerinde yer almaktadır. Teknolojik gelişmeler ve deprem alanında edinilen bilgi birikimi ile birlikte var olan deprem yönetmeliklerinin zamanla revize edilme ihtiyacı doğmaktadır. Ülkemizde son olarak DBYBHY-2007 deprem yönetmeliğinin yerini 1 Ocak 2019 tarihi itibari ile TBDY-2018'e bırakmıştır. Bu tez çalışması kapsamında Van'da il merkezinde olduğu ve Z3-ZD yerel zemin sınıfı kabulü yapılan 5 katlı çevrçeve, bodrum+7 katlı perde-çerveçe ve bodrum+13 katlı perde-çerçeve sistemli binalar C25 beton kabulü yapılıp, ayrı ayrı 2007 ve 2018 deprem yönetmelikleri dikkate alınarak eşdeğer deprem yönetmeliğine göre analiz yapılmıştır. Daha sonra ilk ya da ilk birkaç kattaki beton dayanımın düşük dayanımlı C10 sınıfı beton kabulü ile analizler tekrarlanmıştır. Elde edilen sonuçlar 5 katlı, 7 katlı ve 13 katlı binalar için ayrı ayrı 2007 ve 2018 deprem yönetmeliklerine göre karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak 2018 deprem yönetmeliği ile kat deplasmanlarında artış olduğu ve düşük dayanımlı beton varsayılan kat sayısı artıkça kat deplasmanlarının artığı sonucuna varılmıştır.

Mehmet Akbudak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1990-2018 yılları arasında Van İskele Mahallesi'nin yapısal değişimi ve afet konutlarının incelenmesi

Kentler, modern çağlarda insanoğlunun yer edindiği en büyük alanlar halini almaktadır. Bundan dolayıdır ki gün geçtikçe nüfus yoğunluğu artmaktadır. Bunun sonucunda yerleşime açılan alanlar dışında da yapılaşmalar ve direnci zayıf olarak tanımlanan bölgeler doğal bir oluşumla hızla artmaktadır. Çalışma alanı olan Van'nın Tuşba ilçesinde bulunan İskele Mahallesi'nde araştırmalara göre, elde edilen kayıtlarda Van Gölü su seviyesinin taşmasından dolayı bölgede bulunan yapılar ve binlerce m2 lik tarım arazisini hasar görmüştür. Bölgede yaşayan insanlar afetlerden olumsuz etkilenmiştir. Buna rağmen söz konusu alanlarda Van Gölü su seviyesinin taşmasına karşı kesin çözümler alınamamıştır. Dönemin yasal yönetimlerinin desteği ile taşkından etkilenen bölgelerin iyileştirilmesi sağlanmıştır. Van Gölü'nde 1995 yılında meydana gelen büyük taşkından sonra, Bakanlar Kurulu 95/6925 karar sayılı Resmi Gazete'de yayınladığı kararnamede göl çevresinde bulunan riskli alanların 1650-1655 metreleri arasındaki alanı afet bölgesi ilan etmiştir. Bu alanlar içerisine yapılacak tüm yerleşim eylemlerine yasaklama getirilerek mevcut yapılar tahliye edilmiştir. Bu kapsamda 1994-95 yıllarında meydana gelen afetten etkilenen afetzedeler için Tuşba ilçesinin Şemsibey Mahallesine afet konutları yapılmıştır. Konutların yapımı incelenip, afet bölgesinde yapılan uygulamalar dönemin yasal, yerel ve yönetimsel uygulamaları çerçevesinde araştırılıp bölge halkının sosyo-psikolojik durumlarıda araştırmaya dahil edilmiştir. Yapılan uygulamalar mimari ve teknik açıdan ele alınıp değerlendirmeler yapılmıştır.

Esmer Gümüş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı şekillerde bağlanan askı kablolarının asma köprülerin davranışına etkisi

Bu tez çalışmasında farklı şekillerde bağlanan askı kablolarının asma köprülerin davranışına etkisinin incelenmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dünyada ve ülkemizde askı kabloları farklı şekillerde inşa edilmiş olan asma köprüleri referans alınarak 6 adet asma köprü modeli oluşturulmuştur. Modellenen asma köprülerin sonuçlarından yola çıkarak askı kablolarının sayıları ve çapları değiştirilerek 10 adet asma köprü daha modellenmiştir. Toplamda modellenen 16 adet asma köprünün üç boyutlu lineer olmayan analizleri gerçekleştirilmiştir. Üç boyutlu olarak modellen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, Humber Köprüsü, Tsing Ma Köprüsü ve Yeoungjong köprülerinin sonuçları değerlendirilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü dikkate alınarak orta açıklıkta bulunan askı sayıları değiştirilerek FSM_40A, FSM_50A, FSM_60A, FSM_70A ve FSM_80A modelleri üç boyutlu olarak modellenmiştir. Orta açıklıkta bulunan askı kablolarının çapları değiştirilerek FSM_50Ç, FSM_100Ç, FSM_150Ç, FSM_200Ç, FSM_250Ç modelleri üç boyutlı olarak modellenmiş ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Üç boyutlu lineer olmayan statık ve modal analiz sonuçları bütün modeller için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak askı kablonun bağlanma şekli ve çap değişikliğinin asma köprülerin davranışı üzerinde etkili olduğu görülmüştür.

Nefya Soysal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Estimation of meteorological parameters by anfis method: The case of Kirkuk station, Iraq

The exploration and understanding of complex weather patterns to reliably forecast various climatic conditions has been an important part of the scientific process examinations globally. In this study, Adaptive Neuro Fuzzy Inference System (ANFIS) is used to create models to predict some of the most important climatic parameters. Relative humidity, pressure, temperature, and solar radiation parameters have been predicted by depending on the input variables which include daily and hourly data of temperature ( ℃), wind speed (m/sec), dew point (℃), relative humidity (%), solar radiation (watt/m^2) and pressure (hpa). The models set with data observed in Kirkuk station in Iraq, were tested with data of Mardin and Sanliurfa stations in Turkey. 2014-2017 and 2018 datasets were used as training and checking purposes, respectively. Moreover, the results of normalized and un-normalized dataset and ANFIS and Regression Analysis were compared. The models are evaluated by using root mean square error (RMSE), mean absolute error (MAE), and determination coefficient (R2). According to the results, ANFIS has much better performance than regression analysis for the estimation of daily normalized data, that had lower error values and higher R^2. Among all the parameters, the temperature parameter achieved the best performance using relative humidity and dew point as input variables. The results of humidity and temperature parameters have shown that these models showed a performance at Mardin and Sanliurfa stations at a similar level with Kirkuk station. If it aimed to predict in case of the lack of better models to use, these models can be used to get an idea about the parameters. Keywords: ANFIS, prediction, pressure, relative humidity, , solar radiation, temperature.

Pınar Bakhtıyar Abdulkareem Salıhı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karbon esaslı lifli polimerler (cfrp) ile güçlendirilmiş numunelerin kuşatma katsayısının yapay sinir ağları ve bulanık mantıkla belirlenmesinde sinir sayılarının-katmanlarının ve üyelik-durulaştırma fonksiyonlarının etkileri

Türkiye aktif bir deprem kuşağı bölgesinde yer almaktadır ve günümüze kadar birçok deprem geçirmiştir. Bunun sonuçlarını hem maddi hem manevi olarak ağır ödemiştir. Türkiye'de gün geçtikçe artan nüfus ile birlikte mevcut yapı stoğu artmaktadır. Ortaya birçok plansız yapılaşma ve kontrolsüz konutlar çıkmıştır. Yaklaşık son 30 yıldır bu plansız yapılaşma ve kontrolsüzlükle birlikte ortaya çıkan yapıların güçlendirmesi kavramı dünyadaki mühendislik uygulamalarına taşınmıştır. Ülkemiz, son yıllarda 1998 Adana-Ceyhan depremi, 1999 Düzce depremi, 2011 Van depremi ve en yakın tarihte 2023 Kahramanmaraş depremleri ile çok şiddetli sarsılmıştır. Bugüne kadar birçok deprem olmuş ve ardından yönetmelikler güncellenerek yenileri çıkarılmıştır. 1940 yılından bugüne kadar 7 adet deprem yönetmeliği yayınlanmıştır. Son yıllarda gelişen teknoloji ve ihtiyaçlar doğrultusunda yönetmelikler çağa uygun revize edilmiş, kullanılan malzeme çeşitliliği ve yapı modelleri artmıştır. Betonarme yapı elemanlarında onarma-güçlendirme ya da yapının iyileştirilmesi için farklı yöntemler veya malzemeler tercih edilmektedir. Bu malzemelerden Lif Takviyeli Polimerler (LP), betonarme yapı elemanlarının güçlendirilmesinde kullanılmaktadır. Geleneksel güçlendirme yöntemlerine göre daha hızlı ve kolay uygulanabilen hafif bir malzeme ve yüksek mukavemete sahip olması nedeniyle LP iyi bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, karbon esaslı lifli polimerle (CFRP) güçlendirilmiş farklı kesitlerdeki dairesel, dikdörtgen ve kare beton numunelerin literatürde yer alan deneysel verileri kullanılarak yanal kuşatma katsayıları yapay zekâ yöntemleri ile modellenmiştir. MATLAB yazılım programı kullanılarak yapay sinir ağları ve bulanık mantık yöntemleri ile litertürden elde edilen deneysel veriler modellenmiş ve farklı kesitlerdeki numunelerin yapay zekâ modelleri optimize edilerek numune yanal kuşatma katsayısı tahminleri gerçekleştirilmiştir.

Esengül Kaynar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Laboratuvar atık betonu, atık mermer tozu, pomza tozu ve süper absorban polimer temelli sürdürülebilir mühendislik özellikleri geliştirilmiş kompozitin (ECC) fiziksel mekanik ve iç yapı özellikleri

Beton, yapıların vazgeçilmez bir malzemesi halini almıştır. Fakat betonun doğaya olan zararları düşünülürse; bünyesinde bağlayıcı malzeme olarak bulunan çimentonun üretimi esnasında atmosfere karbon salınımı giderek artmaktadır. Mevcut yapı stoklarının kentsel dönüşüm adı altında yıkılması ve bu oluşan atık yapı ürünlerinin doğaya verdiği zarar bilinmektedir. Bu gibi durumların çevreye verdiği zarar düşünülerek yeşil, çevreci, akıllı ve sürdürülebilir bir yapı malzemesi üretilmesi hedeflenmektedir. Oluşturulacak yapı malzemesinin çevreci, sürdürülebilir, yeşil olması için; mermer tozu, geri kazanılmış agrega tozu ve pomza tozu ile sağlanacaktır. Akıllı bir yapı malzemesi olması için ise kullanılacak mineral katkıların beton bünyesinde tam aktifleşebilmesi ve içsel bir kürleme yapabilmesi amacıyla malzeme matrisine süper absorban polimer katılacaktır. Süper absorban polimer sayesinde oluşturulacak ürün hidratasyon için gerekli olan suyu yavaşça harç matrisine salarak hidratasyonu kontrol altına alacaktır. Bu sayede ürünün gerekli mühendislik özelliklerini daha iyi karşılaması beklenecektir. Ürünün bünyesinde fiber kullanılacaktır. Bu sayede yapı malzemesi basınç dayanımının yanında eğilme, çekme dayanımı da ön plana çıkacaktır. Üretilecek yapı malzemesinin sürdürülebilir, yeşil ve akıllı olması açısından ve gerekli mühendislik özellikleri karşılaması ile üretime geçilecek ve mevcut yapı stokunda kullanımı teşvik edilecektir. Bununla beraber mevcut yapı stoku doğa dostu, geri dönüşüme müsait bir hal alacaktır. Sonuç olarak dünyaya betonarme yapıların verdiği zarar giderek azaltılabilecek ve yapıların doğaya dönüşü sağlanacaktır. Bu tez ile "Cumhurbaşkanlığı Türkiye Yüzyılı Vizyonu" kapsamında yer alan aşağıdaki hedeflere katkıda bulunulacaktır. 1. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Yüzyılı Vizyonu'nda olan "Sıfır Atık Projesi" 2. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Yüzyılı Vizyonu'nda olan "Sanayide Yeşil Dönüşüm Projesi".

Jinda Ataman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Asmolen ve plak döşemeli sistemlerde konsol mesafesininyapı davranışına etkisi

Bu tez çalışmasında, depremin yatay bileşenine maruz asmolen döşeme ve kirişli plak döşemelere sahip konsollu ve konsolsuz binaların dinamik davranışları incelenmiştir. Yapı sistemlerinin sayısal çözümlemelerinde STA4CAD programı kullanılmış ve Van İli İpekyolu İlçesi'nde uygulaması yapılmış bir bina, model olarak seçilmiştir. Asmolen döşeme ve kirişli plak döşemelerine sahip yapı 8 farklı sistem olarak Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik (DBYBHY2007)'e uygun olarak tasarlanmış sistemlerin her biri için kesit tesirleri, yer değiştirmeler ve pe riyotlar hesaplanmıştır. Daha sonra kirişli plak döşemeye sahip 4 farklı çıkmalı sistem tez yazım süresi içerisinde yürürlüğe girmiş olan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY2018)'e uygun olarak yeniden tasarlanmış ve analiz edilerek sonuçları değerlendirilmiştir. Bu sayede kirişli plak döşemeye sahip sistemler üzerinde iki yönetmeliğin karşılaştırılması sağlanmıştır. Gerçekleştirilen çalışma sonucunda DBYBHY2007'e göre ve TBDY2018'e göre tasarlanmış kirişli plak ve asmolen döşemeli sistemlerde, konsol mesafesi büyüdükçe yerdeğiştirme, periyot ve kesit tesirlerinde artışın meydana geldiği görülmüştür. Bu artış her iki döşeme türünde de gerçekleşmiştir. Buradan konsol mesafesinin artması ile yapı davranışının olumsuz etkilendiği sonucu çıkarılmıştır. Anahtar kelimeler: Asmolen döşeme, Kirişli plak döşeme, Konsol mesafesi

Büşra Seren Gülengül
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effect of cold joint on compressive and tensile strength of concrete

This study aims to understand the effect of tensile and compressive stress on concrete with cold joint problem. A series of tests were designed in the context of this study. 4 different concrete grades (10, 20, 25, 30MPa) were selected and concrete grades demonstrate the very low grade, low grade, minimum grade according to Turkish Earthquake Code 2007 (TEC2007), minimum grade according to Turkish Earthquake Code 2018 (TEC2018) and normal grade concrete. In addition to the concrete grades, cold joint angle is also a parameter to be investigated. Zero angle will be the control angle since in this case the cold joint will be under fully compression. Besides, 20,45,65 and 90 degrees will be studies to understand the effect of cold joint angle on tensile and compressive strength capacity of the concrete. The results showed that samples with a resistance of 20, 25 and 30 MPa that have a cold joint with a zero angle have results close to the standard samples. Samples that have a cold joint at an angle of 90 with the same resistance had high results but less than the angle of zero. Samples with a cold joint at angle of 20 and 45 were ranked third in terms of resistance after samples that had a cold joint with angle of 0 and 90 and had similar behavior and close results. While samples with cold joint 65 were very weak. As for samples that have compressive strength 10, there is no effect of cold joint due to weakness of concrete. As for the effect of cold joint on tensile strength of samples with resistance 20o, 25o and 30o, samples at angle of 0o, 20o, 45o and 65o gave close results, however samples at angle of 90o gave the lowest resistance. Keywords: Angle of Concrete Joint, Cold Joint, Compressive Strength, Tensile Strength.

Quraısh Qusay Alı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endüstriyel prefabrik betonarme yapıların deprem yalıtımı

Ülkemizde aktif fay hatlarının bulunmasından dolayı deprem oluşumu fazladır. Yapısal hasarlara neden olan en önemli etmen depremdir. Depremin yapıda oluşturacağı hasarları önlemek amacı ile sismik izolatör sistemleri de kullanılmaktadır. Bu çalışmada prefabrik bir sanayi yapısı kullanılmıştır. Ülkemizdeki sanayi yapıların büyük bir kısmını, uzun yıllardır kullanılan, çok açıklıklı veya tek açıklıklı genellikle bir katlı betonarme prefabrike yapılar oluşturmaktadır. Bu çalışmada prefabrik bir sanayi yapısının kolon ve çatı birleşim bölgesine sismik izolatör yerleştirilerek yapının davranışı üzerindeki etkiler belirlenmiştir. Yapılan bu çalışmada üç yüzey sürtünme sarkaç izolatörü kullanılmıştır. Tez kapsamında kullanılan endüstriyel prefabrik yapı ankastre mesnetli ve sismik izole olacak şekilde modellenmiş ve daha sonra seçilen dört depreme ait deprem ivme değerleri yapıya etki ettirilmiştir. Modellenen yapı SAP2000 paket programı kullanılarak zaman tanım alanında doğrusal olmayan dinamik analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen veriler karşılaştırılıp ankastre mesnetli yapı ve sismik izolatörlü yapı arasındaki davranış ve iç kuvvetler arasındaki farklar incelenmiştir.

Sarkaç sistemiSismik yalıtkanlar
Ahmet Talha Almalı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amasya ili Bahçeleriçi, Beyazıtpaşa, Ellibeşevler ve Mehmetpaşa merkez mahallelerinde bulunan betonarme ve yığma binaların sokak tarama yöntemiyle deprem riskinin belirlemesi ve bilgisayar destekli haritalandırması

Ülkemiz, dünya üzerinde sismik bakımdan en aktif coğrafi bölgelerden birisidir. Çokça yaşanan ve hem şiddeti hem de büyüklüğü yüksek olan depremlerin meydana gelmesi, yapı stoklarının deprem öncesinde teknik olarak incelenmesi ve bu incelemeler sonucunda çeşitli önlemlerin alınmasına yönelik yapılan çalışmaları çok gerekli kılmıştır. Yapılan bu tez çalışması ile deprem riskinin belirlenmesinde birinci kademe yöntemi olarak değerlendirilen 6306 riskli yapılar yönetmenliği hızlı sokak tarama yöntemi ile Amasya ili merkez mahalleleri olan Bahçeleriçi, Beyazıtpaşa Ellibeşevler ve Mehmetpaşa mahallelerinde bulunan betonarme binalar ile yığma yapılı binalar tetkik edilmiş ve bina performans puanları tayin edilerek bilgisayar destekli haritalandırılması sağlanmıştır. Bu çalışmadaki amaç, sokak tarama yöntemiyle incelenen betonarme bina ve yığma yapılı binaların risk önceliğinin belirlenmesidir. Sokak taraması yönteminde, 422 betonarme bina için düşük riskli, orta riskli, yüksek riskli ve çok yüksek riskli olacak şekilde ve 58 yığma yapılı bina içinde az riskli, riskli ve çok riskli olacak şekilde risk öncelik düzeyleri belirlenmiştir. Amasya ili merkez mahalleleri olan Bahçeleriçi mahallesinde incelemesi yapılan 101 betonarme binanın %3 düşük riskli, %31 orta riskli, %45 yüksek riskli ve %21 çok yüksek riskli, Beyazıtpaşa mahallesinde incelemesi yapılan 118 betonarme binanın %5 düşük riskli, %26 orta riskli, %37 yüksek riskli ve %32 çok yüksek riskli, Ellibeşevler mahallesinde incelemesi yapılan 152 betonarme binanın %3 düşük riskli, %38 orta riskli, %37 yüksek riskli ve %22 çok yüksek riskli ve Mehmetpaşa mahallesinde incelemesi yapılan 51 betonarme binanın %3 düşük riskli, %31 orta riskli, %45 yüksek riskli ve %21 çok yüksek riskli yapı çıkmıştır. Yığma yapılı binalar içinde, Bahçeleriçi mahallesinde incelemesi yapılan 8 yığma yapılı binanın %38 az riskli, %37 riskli, %25 çok riskli, Beyazıtpaşa mahallesinde incelemesi yapılan 15 yığma yapılı binanın %40 az riskli, %40 riskli, %20 çok riskli ve Mehmetpaşa mahallesinde incelemesi yapılan 35 yığma yapılı binanın %23 az riskli, %60 riskli, %17 çok riskli yapı çıkmıştır

Ömer Akbaba
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van ili İpekyolu İlçesi Hafiziye Mahallesindeki mevcut betonarme yapıların bölgesel deprem risk dağılımının bilgisayar destekli program ile belirlenmesi ve haritalandırılması

Bu çalışmada, Van ili İpekyolu ilçesi Hafiziye Mahallesi'nde bulunan yapı stoğunun depreme karşı risk durumunu riskli ve çok riskli yapılar için hasar görülebilirlik analizlerinin yapılmasına öncülük eder. Ayrıca bu tür çalışmalardan sonra olası afet riski teşkil edececek yapıların dönüştürülmesine dayanak oluşturur. 6306 Riskli Yapılar Yönetmeliği (RYY) sokak taraması yöntemi kullanılarak inceleme sahası olan Hafiziye Mahallesi'ndeki betonarme binalar incelenerek ve EPA bilgisayar destekli program performans puanları belirlenerek haritalandırılmıştır. Hafizye Mahallesi yapı stoğunda bulunan 315 adet betonarme, 3 adet çelik ve 16 adet yığma olmak üzere toplam 334 bina bulunmaktadır. Bu binalardan betonarme olanların; %16'sı çok güvenli, %46'sı güvenli, %30'u riskli, %8'i çok riskli olduğu tespit edilmişti.

Engin Gürbüz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van ilinde bulunan betonarme binaların sokak taraması yöntemleri, ön değerlendirme yöntemleri ve detaylı performans analizleri ile performans seviyelerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması

Bu çalışmada, Van İlinde Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği-2018'e göre yapılan ve farklı özelliklere sahip (kat sayısı, yaş, alan vb.) betonarme binaların Sokak Taraması Yöntemleri, Ön Değerlendirme Yöntemleri ve Detaylı Performans Analizleri ile mevcut performans seviyeleri belirlenerek binaların deprem performansları karşılaştırılmıştır. Sokak taraması yöntemleri ve Ön değerlendirme yöntemlerinden elde edilen veriler ile birlikte detaylı performans analizinden elde edilen hasar sınır durumları grafiklerle çakıştırılarak yöntemlerin hassasiyetleri ortaya konulmuştur. Her bir yöntemin diğer yöntemlerle uyumu kontrol edilmiştir. Sık sık depremlerin yaşandığı ülkemizde bina tarama yöntemlerinin etkinliği, detaylı ve gerçek performansa olan yakınlığı irdelenerek ileriye dönük bir perspektif oluşturulmuştur. Sokak taraması yöntemi için 6306 Riskli Yapılar Yönetmeliği (RBT2019) kullanılırken, Ön Değerlendirme Yöntemlerinden "Hassan ve Sözen", "MVP Yöntemi", "Yakut Yöntemi", "P25 Puanlama Yöntemi" ve "DURTES Yöntemi" kullanılmıştır. Detaylı performans analizleri için ise Sta4CAD V14.1 programı kullanılmıştır. Detaylı performans analizlerinin tayininde Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 (TBDY2018) Bölüm 15'te belirtilen tüm gereklilikler, kabuller ve şartlar performansların belirlenmesi açısından sağlanmıştır. Elde edilen verilerle birlikte değerlendirme yöntemlerinin Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 (TBDY2018) ile olan uyumlarında farklılıklar görülmüş, yöntemlerinin ayrı ayrı hassas olduğu parametreler net bir şekilde tespit edilmiştir.

Mazlum Pala
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Düşeyde düzensiz bina türü yapıların deprem performanslarının pasif enerji sönümleyiciler ile iyileştirilmesi

Bina türü yapılarda sıklıkla karşılaşılan düşeyde düzensizlik durumlarından kütle ve rijitlik düzensizlikleri, yapının dinamik davranışını büyük ölçüde olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmada, bu tür düzensizliklere sahip, hali hazırda mevcut olan iki adet bina türü yapının deprem performansları rölatif yerdeğiştirme, katlar arası yerdeğiştirme ve taban kesme kuvvetleri bakımından incelenmiştir. Deprem altındaki davranışlarının iyileştirilmesi için çeşitli sönümleyici tipleri önerilmiştir. Bunlar, doğrusal ve doğrusal olmayan viskoz akışkanlı, viskoelastik, sürtünme tipi ve ayarlı kütle tipi sönümleyicilerdir. Sönümleyici kapasiteleri belirli ek sönüm oranı için hesaplanmış ve bulunan karakteristik parametreleri yapıların kütle, sönüm ve rijitlik matrislerinde uygun yerlere eklenerek, dinamik analizler gerçekleştirilmiştir. Eşdeğer viskoz sönüm kapasiteleri ve deprem cevapları birlikte kıyaslanarak, en efektif sönümleyici belirlenmiştir. Çalışmada, zaman tanım alanında sistem cevaplarını bulmak için nümerik integrasyon metodu olan Newmark-β Nümerik İntegrasyon Metodu kullanılmıştır. Tüm analizler MATLAB programında gerçekleştirilmiştir.

Hakan Koçan
Uşak University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bina tipi bitişik yapılarda sismik taban izolatörlerinin kullanımı

Son yıllarda sismik taban izolatörleri, yapıları depremlerin zararlı etkilerinden korumak adına sıklıkla kullanılmaktadır. Özellikle okul, hastane ve köprü gibi özel amaçlı kullanıma sahip yapılar, deprem anında çok insan barındırması ve/veya deprem sonrasında da hemen kullanıma açılması gerektiğinden taban izolatörlü inşa edilebilmektedir. Tez çalışmasında öncelikle, bitişik binalarda deprem sırasında meydana gelen çarpışmalara, taban izolatör parametrelerinin değişim etkisi incelenerek, tezin genel kapsamı ortaya konulmuştur. Değişik kat sayısına sahip bitişik binaların toplanmış kütle modelleri üzerinde çalışılmıştır. Zaman tanım alanındaki sismik cevaplar, izolatörlü ve izolatörsüz binalar için nümerik integrasyon metodu ile çözümlenmiştir. Deprem etkisi altındaki yapının, çeşitli izolatör parametreleri uygulandığında verdiği tepkiler elde edilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Böylece çalışmaya referans niteliği kazandırılmak istenmiştir. Çalışmanın sonraki bölümünde halihazırda inşa edilmiş olan ve üç bitişik binadan oluşan okul binası (Salihli Fen Bilimleri Koleji) taşıyıcı sistemi, SAP2000 programı ile modellenmiştir. Yapı gerçekte izolatörsüz olduğundan öncelikle bu haliyle analizler gerçekleştirilerek deprem cevapları ve çarpma kuvvetleri elde edilmiştir. Daha sonra uygun taban izolatör özellikleri saptanarak binaya yerleştirilmiş ve tekrar sismik analiz gerçekleştirilerek çarpışma durumları araştırılmıştır. Binalar arası çarpma kuvvetleri, doğrusal olmayan elastik yay modeli (Hertz modeli) kullanılarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, bitişik binalar arasında deprem esnasında meydana gelen çarpışmalar, tabana yerleştirilen sismik izolatör parametreleri değiştirilerek incelenmiştir. İzolatörler, üst yapıların periyotlarını değiştirdiği için, çarpışmanın en aza indirgenmesi, ancak üst yapı periyotlarının birbirine yakın olduğu durumlarda gerçekleşir.

Kürşad Çetinöz
Uşak University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çelik sanayi yapılarının 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne göre analiz ve tasarımı

Türkiye'de kullanılan mevcut deprem yönetmeliği (DBYBHY 2007) ve TS648 ( Çelik Yapıların Hesap ve Yapım Kuralları) gibi yönetmelik ve standartların çelik yapıların tasarımında yetersiz kalması sebebiyle, bazı projelerin tasarımında farklı ülkelerin ilgili standartlarına başvurma ihtiyacı duyulmaktadır. Bu durum ise çelik yapıların tasarımı ile ilgili bir bilgi kirliliğinin oluşmasına, çelik sistem analizlerinin daha karmaşık bir hal almasına sebebiyet vermiştir ve çelik yapıların daha yaygın bir şekilde kullanılmasını engellemektedir. Bu konuda yıllardır üzerinde çalışılan ve taslak olarak hazırlanan 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'nde özellikle Çelik yapıların tasarımına yönelik kapsamlı bilgilere yer verilmiştir. Bu yönetmeliğin 2018 yılında yürürlüğe girmesi ile birlikte çelik yapılar ile ilgili belirsizliklerin ortadan kalkması beklenmektedir. Bu çalışmada; çelik sanayi yapıların, 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY 2018) esaslarına göre analiz ve tasarımı yapılmıştır. Yapıların analizi ve tasarımı amacıyla, matris deplasman metoduna dayalı bir bilgisayar programı hazırlanarak, yönetmelikte belirtilen Yük ve Dayanım Katsayıları ile Tasarım (YDKT) ve Güvenlik Katsayıları ile Tasarım (GKT) kriterlerine göre analiz yapılıp irdelenmiştir. Her iki yöntem ile elde edilen tasarım sonuçları irdelenerek, yöntemler karşılaştırılmıştır. Bilim Kodu : İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı Anahtar Kelimeler : Çelik elemanlar, Güvenlik Katsayıları ile Tasarım (GKT), Yük ve Dayanım Katsayıları ile Tasarım

Ömer Yıldız
Uşak University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uşak tramvay projesi doğu hattının (Dörtyol-havalimanı) incelenmesi

Günümüzde, trafik yoğunluğuyla ilgili olumsuz etkilerin ortaya çıkması, nüfusun hızla artmasıyla birlikte kaçınılmaz hale gelmiştir. Hızlı kentleşme nedeniyle hava ve gürültü kirliliği, enerji sorunları ve şehir içi taşımacılık karmaşıklaşmıştır. Şehir içinde kurulacak ulaşım sisteminin etkili, sağlıklı ve ekonomik olması bekleniyor. Yolcuların talepleri doğrultusunda trafik sorunlarına çözüm bulmak için alternatif kentsel ulaşım sistemlerinin planlanması ve tasarlanması gerekmektedir. Bu nedenle raylı sistemlere olan ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır. Uşak şehri, Üniversite ve Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi nedeniyle sürekli gelişen ve büyüyen şehirlerden biridir. Bu nedenle araç yoğunluğu, nüfus artışına oranla artar. Bu çalışma kapsamında, Uşak il ve Uşak Havaalanı arasındaki trafikte yaşanan sorunları en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Tramvay sistemi finansal, teknik ve ekonomik açıdan değerlendirilerek fizibilite çalışması yapılmıştır.

Damlasu Yağmur Akkaya
Uşak University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uşak tramvay projesi batı hattının (üniversite-Dörtyol) incelenmesi

Günümüz koşulları göz önünde bulundurulduğunda sosyal, siyasal, kültürel ve en önemlisi teknolojik gelişmeler neticesinde insanlar kentlerde yaşamayı daha çok tercih etmektedir. Kent içi ulaşımda yaşanan trafik sıkıntıları sebebiyle kullanıcıların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak tasarlanmış çevreye daha az zarar veren, daha gürültüsüz çalışan, konforu yüksek, daha hızlı ve daha güvenli toplu taşıma araçlarının kullanılması zorunlu hale gelmektedir. Uşak ili sürekli gelişen ve büyüyen, dışarıdan göç alan şehirlerden biridir. Bu artış beraberinde Uşak ilinde de trafik sorunlarını gündeme getirmekte ve trafik akışı zor hale gelmektedir. Bu çalışmanın amacı; tramvay sistemi güzergahını belirlemek, tramvay duraklarının tasarımını yapmak ve tramvay sistemleri ile Uşak şehri ve Uşak Üniversitesi kampüsü arasındaki trafikte yaşanan sorunlara yönelik çözümleri değerlendirmektir. Ayrıca, çalışma sonuçlarında Uşak şehri ile Uşak Üniversitesi kampüsü arasındaki yolun genel özelliklerinden bahsedilmekte ve Uşak tramvay sistemi projesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.

İsmet Kara
Uşak University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dokuzsele deresi ve banaz çayının su kalite parametreleri ve hidromorfolojik açıdan değerlendirilmesi

Günümüzde Dünyada yaşanan su kıtlığıyla beraber suya verilen önem her geçen gün artmaktadır. Bu önemle birlikte ülkelerin yerüstü ve yeraltı sularının korunması mevcut su kirliliğinin giderilmesi için Avrupa komisyonu üye ülkelerin uygulama zorunluluğu olan Su Çerçeve Direktifini hazırlamıştır. Su çerçeve direktifi kapsamında iyi ekolojik duruma ulaşmada hidromorfolojik durum belirlenmesi ve kimyasal durum belirlenmesi vardır. Hidromorfolojik durumun belirlenmesinde indeksler kullanılırken kimyasal durumda ise fizikokimyasal parametreler değerlendirilir. Bu tez çalışmasında Büyük Menderes Havzasında yer alan Banaz çayının su kalite değerleri incelenmiş ve yine Banaz Çayının bir kolu olan Dokuzsele deresi hidromorfolojik açıdan değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda Dokuzsele deresinin hidromorfolojik açıdan kötü durumda olduğu, Banaz Çayının su kalite değerleri çevre kalite standartları kapsamında orta durumda olduğu görülmüştür. Bölgede iyi ekolojik durumun yakalanması ve su kalite değerlerinin iyi duruma gelmesi için gerekli önlemler sunulmuştur

Aynımah Doğan
Uşak University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seramik atıklarının asfalt endüstrisinde kullanımı

Günümüzde endüstriyel atıklar en büyük çevresel sorunlardan biridir. İnsan nüfusunun hızla artması ve mevcut kaynakların tükenmesiyle birlikte, geri dönüştürülmüş malzemelerin üretimi ve kullanımı ile ilgili araştırma ve uygulama sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Atıkların tekrar kullanılması doğal hayatı ve çevreyi koruyarak ülke ekonomisine katkıda bulunur. Yol kaplama endüstrisi, yol altyapılarının inşası ve korunması için bitüm ve agrega gibi yüksek miktarda doğal ve sınırlı kaynaklar kullanır. Seramik atıkların geri dönüşümü, değerli agregalardan tasarruf etmek ve maliyetli sıcak karışım asfaltının kullanımını azaltmak için kritik bir gerekliliktir. Bu çalışmada, sıcak karışım asfaltında farklı oranlarda seramik atıklarının (ağırlıkça% 10,% 20,% 30,% 40 ve % 50 agregaların) doğal agrega olarak kullanılmasının uygulanabilirliği araştırılmıştır. Numunelerin mekanik performansları Marshall Stabilite testi ile değerlendirilmiştir.

Melike Saygı
Uşak University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00