Kirklareli University
Discipline

Midwifery

Kirklareli University

155

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Travay sürecinde duş almanın algılanan doğum ağrısı, ebeveynlik davranışı ve doğum hafızasına etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma travayda gebelere uygulanan ılık duş uygulamasının kadınların ağrı düzeyleri, doğum sonrası ebeveynlik davranışı ve doğum hafızasına olan etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. GEREÇ YÖNTEM: Deneysel randomize kontrollü olan çalışmamız 1 Ağustos 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında bir devlet hastanesinde doğumhaneye başvuran 41 deney ve 40 kontrol grubunda yer alan toplam 81 primipar gebeyle yapıldı. Çalışmamızda tanıtıcı anket formu, doğum eylemine ilişkin izlem formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranış Ölçeği ile Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği kullanıldı. Deney grubundaki gebelere aktif faz ve geçiş fazında ılık duş uygulaması yapıldı. Kontrol grubundaki gebelere ise standart bakım verildi. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik, ki kare, bağımsız gruplarda t testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 25,36±4,4 ve %39,5'i lise mezunudur. Gruplar arasında sosyodemografik özellikler, travay sürecinde yapılan uygulama ve ilaçlar açısından benzerlik bulundu. İki grubun da uygulama öncesindeki ağrı puanları benzerlik gösterirken deney grubunun her iki uygulama sonrasındaki ağrı puanı kontrol grubuna kıyasla daha düşüktü. Gebelerin doğum sonu ebeveynlik davranış ölçeğinden aldıkları puanlar gruplara göre farklılık göstermezken doğum hafızası ve hatırlama ölçeğinden aldıkları puanlar duygusal hafıza ve istemsiz hatırlama alt boyutunda kontrol grubunda, duyusal hafıza alt boyutunda ise deney grubunda daha yüksek bulundu. SONUÇ: Travayda uygulanan ılık duş uygulamasının algılanan doğum ağrısını azalttığı ve doğum hafızası üzerinde olumlu etkisinin olduğu, doğum sonrası ebeveynlik davranışı üzerinde ise etkisinin olmadığı saptandı. Doğumda ılık duş uygulamasının kontrendikasyonu bulunmayan tüm gebelerde uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum Ağrısı, Doğum Hafızası, Ebelik, Ebeveynlik Davranışı, Ilık Duş

Ana-babaDeneyimDoğum+4
Vildan Kulaç
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal yetmezlik sürecinde çiftlerin yaşadıkları deneyimler üzerine nitel bir araştırma

GİRİŞ VE AMAÇ: Preterm eylem neonatal mortalite ve morbiditeye neden olan en önemli faktörlerden biridir. Preterm eyleme sebep olan ve en sık görülen semptomlardan biri olan servikal yetmezliğin önüne geçebilmek için uygulanan serklaj ve pesser gebenin yatak istirahati ve hospitalizasyona maruz kalmasına neden olur. Gebe ve eşi süreç boyunca birbirinden uzak kalabilir, psikolojik açıdan yıpranabilirler. Bu çalışmanın amacı ise servikal yetmezlik tanısı alan çiftlerin bu süreçteki deneyimlerini saptamaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Niteliksel tipteki bu araştırma Ekim 2022 – Ocak 2023 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 25. gebelik haftası altında servikal yetmezlik tanısı ile pesser takılan ve/veya serklaj uygulanmış, 18 yaş üzeri 14 gebe ve eş oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında gebeler için ayrı eş için ayrı "Kişisel Bilgi Formu'' ve "Yarı Yapılandırılmış Soru Formu'' kullanılmıştır. Görüşmeler ses kaydına alındı, kelimesi kelimesine yazıya döküldü ve tematik olarak analiz edildi. BULGULAR: Yapılan içerik analizi sonucunda "sürecin etkileri", "tanıya tepki", "sürecin zorlukları" ve "baş etme ve destek mekanizmaları" olmak üzere 4 tema ortaya çıkmıştır. Gebeler ve eşleri bu süreçte birçok sorun yaşadıklarını, yaşam davranışlarında değişiklik olduğunu, gebeliğe yönelik araştırma yaptıklarını, birçok duyguyu hissettiklerini, keşkelerini, sürecin günlük hayata, annelik ve babalık duygusuna, gelecek planına yönelik etkilerini, zorlandıkları ve güç aldıkları konuları, baş etme yöntemlerini ifade etmişlerdir. SONUÇ: Yapılan görüşmeler sonucunda katılımcıların servikal yetmezlik tanısı hakkında bilgi eksikliğinin olduğu ve bu durumun süreçte korku ve endişeye neden olduğu kanısına varılmıştır. Gebe ve eşlerindeki psikolojik yıpranmayı azaltmak için katılımcıların desteklenmesi ve tanı, tedavi süreci hakkında bilgi verilmesiönerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Servikal Yetmezlik, Gebelik, Eşler, Serklaj, Pesser, Preterm Doğum, Ebelik, Yatak İstirahati.

DoğumDoğum-prematürEbelik+3
Şüheda Girgin
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Riskli gebelerde eş tarafından algılanan desteğin prenatal bağlanmaya etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bağlanma, prenatal dönemde anne ve bebek arasında oluşan olumlu koşulların sürekliliği ile hayat boyu etkileri devam eden ve devamlılığı olan kavramdır. Riskli gebeler daha fazla strese maruz kalır ve psikolojik yönden olumsuz etkilenir böylece gebelik sürecine uyumu zorlaşır. Gebelikte yeterli eş desteği alan gebelerin prenatal stres seviyesi düşük olduğu bilinmektedir. Bu çalışma, riskli gebelerde eş tarafından algılanan desteğin prenatal bağlanmaya etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Analitik tipteki bu çalışma Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hizmet Binası Perinatoloji Servisinde riskli gebelik tanısıyla yatışı yapılan 288 kadın ile 1 Ağustos- 30 Ekim 2023 tarihler arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Gebe Tanıtım Formu", "Gebelikte Eş Desteği Algısı Ölçeği (GEDAÖ)" ve "Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 paket programı, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Prenatal bağlanma envanteri ile, bilişsel destek alt boyutu arasında pozitif yönde orta düzey korelasyon (rs: 0,397, p=0,000), duygusal ve maddi destek alt boyutları ve gebelikte eş desteği algısı ölçek toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde orta düzeyde korelasyon olduğu bulundu (rs: 0,432, p=0,000; rs: 0,445, p=0,000; rs: 0,476, p=0,000). SONUÇ: GEDAÖ ve PBE puanı arasında anlamlı pozitif yönde bir ilişki olduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi yüksek olan, eş desteği alabilen ve ekonomik düzeyi iyi olan 24-29 yaş grubundaki riskli gebelerde prenatal bağlanma daha yüksek bulunmuştur. Eşlerin gebelere destek olmasıyla prenatal bağlanma arasında pozitif bir bağlantı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: destek, ebelik, eş desteği, prenatal bağlanma, riskli gebelik

Ebru Kaya Bayıroğlu
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genital estetik ameliyatının kadınlarda beden imajı algısı ve cinsel fonksiyona etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma genital estetik ameliyatlarının kadınlardaki beden imajı algısı ve cinsel fonksiyona olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı-prospektif tipteki bu araştırma 1 Kasım 2022–30 Temmuz 2023 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinde jinekoloji servisine başvuran 50 kadınla yürütülmüştür. Ameliyat öncesi kadınlara sosyo-demografık ve tanımlayıcı özellikler anket formu, beden imajı algısı ölçeği ve kadın cinsel işlev ölçeği doldurulmuştur. İletişim bilgileri alınan hasta ameliyatından 2 ay sonra tekrar aranarak beden imajı algısı ölçeği ve kadın cinsel işlev ölçeği soru cevap şeklinde uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans analizi, t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Genital estetik ameliyatı sonrası beden algısı düzeyi ameliyat öncesi beden algısından anlamlı derecede daha yüksek olduğu, ameliyat sonrasında cinsel işlev genel düzeyi, istek, uyarılma, orgazm ve memnuniyet düzeyinin anlamlı düzeyde arttığı görülmüştür. Kadınların ameliyat sonrası cinsel işlev ölçeğinin yaş gruplarına göre değişimi incelendiğinde istek alt boyutu için 22-30 yaş grubunun istek ve uyarılma düzeyi 40 yaş ve üzeri grubundan anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur. Cinsel işlev ölçeğinin eğitim durumuna göre değişimi incelendiğinde ilköğretim mezunlarının istek düzeyleri lise ve üniversite mezunlardan anlamlı derecede daha düşük, ilköğretim mezunlarının uyarılma düzeylerinin ise üniversite mezunlardan anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. SONUÇ: Kadın genital estetik ameliyatının kadınlarda beden algısını iyileştirdiği ve cinsel fonksiyonu arttırdığı saptanmıştır. Kadın genital estetik ameliyatı arayışı ile beden imajı ve kadın cinsel işlevselliği arasında bir ilişki olduğu için bu faktörlerin iyileştirilmesi, gereksiz kadın genital estetik ameliyatlarının azalmasına sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: beden imajı, cinsel işlev, ebelik, genital estetik, kozmetik cerrahi

Cerrahi-kadın doğumDişi genitaller
Sinem Gizem Çaltekin
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken doğum tehdidi tanısı almış gebelerde müzik dinletisinin risk algısı ve uyku kalitesine etkisi

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma erken doğum tehdidi tanısı nedeniyle hastanede yatan gebelerde müzik dinletisinin risk algısı ve uyku kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. GEREÇ YÖNTEM: Deneysel randomize kontrollü olan çalışmamız 01 Kasım 2022 – 30 Kasım 2023 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinde perinatoloji servisine yatışı yapılan 40 deney ve 40 kontrol grubunda yer alan toplam 80 erken doğum tehdidi tanısı alan gebeyle yapıldı. Çalışmamızda tanıtıcı bilgi formu, Gebelikte Risk Algısı Ölçeği (GRAÖ) ve Richard Campbell Uyku Kalitesi Ölçeği (RCUÖ) kullanıldı. Kontrol grubuna alınan gebelere ilk gün GRAÖ ve üç gün boyunca her sabah RCUÖ 3. Gün GRAÖ ile birlikte ayrıca RCUÖ yeniden dolduruldu. Kontrol grubunda bulunan gebelere servisin rutin bakımı dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Deney grubunda bulunan gebelere ise 3 gün boyunca her akşam 22:00-24:00 saatleri arasında uyumadan önce 20 dakika doğa sesleri, klasik müzik, dua, ninni, makamlı müzik seçenekleri arasından kendi seçeceği bir müzik dinletildi. Deney grubuna alınan gebelere ilk gün GRAÖ ve üç gün boyunca her sabah RCUÖ, 3. Gün RCUÖ ile birlikte ayrıca GRAÖ yeniden dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde kategorik değişkenler için frekans dağılımları, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ölçümler bakımından zamana göre farklılıkların incelenmesinde tekrarlı ölçümler varyans analizinden ve bağımlı örneklem t testinden, gruplar arasındaki farklılıkların incelenmesinde Ki kare testi ve bağımsız örneklem t testinden yararlanıldı. Anlamlılık p<0,05 kabul edildi. BULGULAR: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları deney grubunda 30,13±4,86, kontrol grubunda 28,98±5,78, gebelerin %40'ı lise mezunu ve %70'i herhangi bir işte çalışmıyordur. Sosyodemografik özellikler bakımından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmadı. Obstetrik özellikler bakımından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmazken kontrol grubunda gebelik ve küretaj sayısı deney grubuna göre daha yüksek bulundu. Maternal vital ölçümlerde anlamlı farklılıklar bulunmazken fetal kalp atım ölçümleri deney grubunda günler ilerledikçe anlamlı derecede artış gösterdi. Richard Campbell Uyku Ölçeği puanları bakımından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Deney grubunda RCUÖ puanları 2. günde anlamlı artış gösterdi. Gebelikte Risk Algısı Ölçeği puanları ve alt boyut puanlarında gruplar arası anlamlı farklılıklar bulunmazken kontrol grubunda gebelikte risk algısı ölçek ve alt boyut puanları günler ilerledikçe anlamlı derecede artış gösterdi. SONUÇ: Erken doğum tehdidi tanısı almış gebelerde müzik dinletisinin fetal kalp atımını yükseltmekte etkisi olduğu, maternal vital bulgularda herhangi bir değişikliğe neden olmadığı, uyku kalitesini etkilemediği ancak algılanan riskin müzik dinlemeyen gebelerde günler ilerledikçe arttığı tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Erken doğum tehdidi, müzik dinletisi, risk algısı, uyku kalitesi.

Şükran Şanlı Taş
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki ebelerde mesleki aidiyet düzeyinin merhamet yorgunluğu ve sabır davranışı ile ilişkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Ebelikte merhamet ve sabır, mesleği iyi yapmak için çok önemli iki kavramdır. Ebenin karşısında acı çeken, yardıma ihtiyaç duyan kadına karşı merhamet duyup, sabırlı olması bir ebenin sahip olması gereken özelliklerden biridir. Bu iki kavramda mesleki aidiyetle doğrudan ilişkilidir. Mesleki aidiyeti olan bir ebe mesleğin gerektirdiği özelliklere sahiptir. Bu çalışma ülkemizdeki ebelerin mesleki aidiyetlerinin merhamet yorgunluğu ve sabır davranışı ile ilişkisini araştırmayı amaçlamaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı kesitsel tipteki bu araştırma 1 Ocak – 15 Kasım 2023 tarihleri arasında online anket formu ile Türkiye'de çalışan ebeler ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini basit rastgele seçim kullanarak Türkiye'de çalışan, araştırmayı kabul eden ve araştırmaya kabul edilme kriterlerine uyan 508 ebe oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Ebe Tanıtım Formu", "Ebelik Aidiyet Ölçeği (EAÖ)", "Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği (MYKÖ)", "Sabır Ölçeği (SÖ)" kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya katılan ebelerin %63,4'ünün 26-35 yaş aralığında, %52 sinin bekar, %87,8'inin lisans mezunu olduğu, %38,4'ünün doğumhanede çalıştığı, %60,2'sinin meslekte 1-5 yıl arasında olduğu, %81,1'inin vardiya usulü çalıştığı, %81,5'inin derneğe üye olmadığı, %80,1'inin devlet hastanesinde çalıştığı, %93,7'si aldığı maaştan memnun olmadığı bulunmuştur. Ebelerin Mesleki Aidiyet Ölçeği 'nin Merhamet Yorgunluğu Ölçeği geneli ile düşük düzeyde negatif yönlü, sabır ölçeği ile orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Merhamet Yorgunluğu Ölçeği'nin Sabır Ölçeği ile düşük düzeyde negatif yönlü ilişkisi bulunmuştur. SONUÇ: Çalışmada ebelerin mesleki aidiyeti arttıkça merhamet yorgunluğunun azaldığı ve sabır davranışının arttığı saptandı. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında ebelerin mesleki aidiyet düzeyinin merhamet yorgunluğu ve sabır davranışı ile ilgili daha çok araştırma yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aidiyet, ebelik, merhamet yorgunluğu, mesleki aidiyet, sabır davranışı

Tuğçe Tan
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum dönemdeki annelere tele-ebelik yoluyla verilen roy adaptasyon model temelli eğitimin postpartum fiziksel semptom şiddetine ve depresyon düzeyine etkisi

Amaç: Postpartum dönemdeki annelere tele-ebelik yoluyla verilen Roy adaptasyon model temelli eğitimin postpartum fiziksel semptom şiddetine ve depresyon düzeyine etkisini belirlemektir. Yöntem: Deneysel tipte randomize kontrollü olan çalışmanın örneklemini postpartum 4./6. hafta arasında olan 35 eğitim ve 35 kontrol grubunda toplam 70 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; kişisel bilgi formu, postpartum fiziksel semptom şiddeti ölçeği (PFSŞÖ) ve Edinburgh postpartum depresyon ölçeği (EPDÖ) kullanılarak toplandı. Eğitim grubuna Roy adaptasyon modeli (RAM) doğrultusunda hazırlanan 4 hafta 8 oturumdan oluşan eğitim verildi. Eğitimler tele ebelik kapsamında eğitim kitapçığı gönderilmesi, hatırlatıcı mesajların atılması, telefon aracılığıyla eğitim konularının anlatılması şeklinde verildi. Bulgular: Gruplar arasında ön test PFSŞÖ ve EPDÖ puan ortalamalrı arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Eğitim sonrası PFSŞÖ puan ortalamaları birinci ölçüm ve ikinci ölçüm sonuçları eğitim grubunda anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0,05). EPDÖ puan ortalamaları birinci ölçüm ve ikinci ölçüm sonuçları eğitim grubunda anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0,05). Sonuç: Çalışmanın sonucuna göre tele-ebelik yoluyla verilen RAM temelli eğitimin postpartum fiziksel semptom şiddetini ve depresyon düzeylerini azaltmada etkili olduğu saptandı (p<0,05). Bu yöntem ile verilen eğitimin doğum sonu dönemde anne de görülebilecek sağlık sorunlarını ve komplikasyonları önlemek için etkili bir yaklaşım olabileceği ve annenin sağlığını yükseltmede kullanılabilecek bir eğitim modeli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Postpartum dönem; Tele-ebelik; Roy adaptasyon modeli; Postpartum Fiziksel Semptom Şiddeti; Depresyon

Ayşe Gül Karababa
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sezaryen doğumun ve epizyotomi uygulamasının cinsel yaşam ve postparum depresyon üzerine etkisi

Bu çalışma sezaryen doğumun ve epizyotomi uygulamasının cinsel yaşam ve postpartum depresyon üzerine etkisini incelemek amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini ilk doğumunu yapan, postpartum 2-6 ay arasında olan, sezaryen doğum 92, epizyotomili vajinal doğum 92 ve vajinal doğum yapan grupta 92 olmak üzere toplam 276 kadından oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Katılımcı Bilgi Formu, Kadın Cinsel Fonksiyon Ölçeği-6 ve Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışma verilerinin normal dağılım gösterdiği saptanmış, analizler için parametrik testler kullanılmıştır. Kadın Cinsel Fonksiyon Ölçeği-6 toplam puan ortalamaları epizyotomili vajinal doğum yapan kadınlarda 16,12±3,51, sezaryen doğum yapan kadınlarda 18,62±4,01, vajinal doğum yapan kadınlarda 21,10±3,35'tir. Gruplar arasında Kadın Cinsel Fonksiyon Ölçeği-6 toplam puanı vajinal doğum yapan kadınlarda istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,000). Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği toplam puan ortalamaları vajinal doğum yapan kadınlarda 7,21±4,28, sezaryen doğum yapan kadınlarda 11,46±4,52, epizyotomili vajinal doğum yapan kadınlarda 12,97±3,88'dir. Vajinal doğum yapan kadınların Edinburg Doğum Sonu Depresyon Ölçeği puan ortalamasının diğer iki gruba göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük olduğu saptanmıştır (F=45,906, p=0,001). Bu çalışmada doğum şekillerinin postpartum dönemde cinsel yaşam ve postpartum depresyon üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Ebe liderliğindeki bakım modelleri kapsamında doğum şekilleri planlanırken doğum sonrası dönemde cinsel işlev ve postpartum depresyonu etkileme potansiyeli hakkında kadınlara eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Cinsel yaşam; Doğum şekilleri; Epizyotomi; Postpartum depresyon; Sezaryen doğum.

Büşra Korkmaz Yapıcı
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre bebeklerde orogastrik tüp yerleştirme işlemi sırasında oluşan ağrıyı azaltmada baba ile uygulanan kanguru bakımının etkisi

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan prematüre bebeklerin baba ile kanguru bakımının ağrı algısına etkisini test etmek amacıyla gerçekleştirilen bu araştırma, randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi yenidoğan yoğun bakım servisine başvurmuş olan 80 preterm bebek ve babadan 6 Nisan 2024 ve 10 Haziran 2024 tarihleri arasında araştırmacı tarafından elde edilmiştir. Girişim grubundaki yenidoğanlara 30 dakikalık baba ile kanguru bakımı sonrası tüm aşamaları babanın kucağında olacak şekilde işlem öncesi, sırası ve sonrası ağrısı ölçüldü. Kontrol grubundaki yenidoğanlarda ise küvözünde işlem öncesi, sırası ve sonrası ağrısı ölçüldü ve kaydedildi. Baba ve Prematüre Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Yenidoğan Takip Formu ve Prematüre Bebek Ağrı Profilinden elde edilen verilerin analizi sonucunda; girişim ve kontrol gruplarına göre incelendiğinde; prematüre yenidoğanların fizyolojik parametrelerinin girişim ve kontrol grupları arasında orogastrik tüp (OGT) yerleştirme sırası ve sonrası oksijen doygunluğu arasında anlamlı bir farklılık olduğu ; orogastrik tüp takma işlem süresi ve ağlama süresi arasında anlamlı bir farklılık olduğu; prematüre yenidoğanların ağrı puanlarının girişim ve kontrol grupları arasında yapılan karşılaştırma sonucunda; işlem sırası ağrı puanı arasında ise anlamlı bir farklılık olduğu; prematüre yenidoğanların ağrı düzeylerinin oragastrik sonda takma işleminden önce, işlem sırasında ve sonra karşılaştırılması sonucunda; işlem sırası ağrı puanları, diğer iki zaman dilimine kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olduğu, işlem sırasında ağrı puanlarının, işlem önce ve sonrası ağrı puanlarından anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak prematüre bebeklerde orogastrik sonda yerleştirme işlemi sırasında oluşan ağrının azaltılmasında baba ile uygulanan kanguru bakımının etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ebe, Prematüre bebek, Orogastrik tüp, Ağrı.

Elanur Ateş Kara
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan lohusalarda sosyal duygusal öğrenme ile emzirme öz-yeterliliği arasındaki ilişki

Bu çalışma adölesan lohusalarda sosyal-duygusal öğrenme ile emzime öz-yeteliliği arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı türde olan bu araştırmanın evrenini, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinin postpartum servisinde yatmakta olan 312 adölesan lohusa oluşturmuştur. Araştırmaya; 10-19 yaş arasında olan, canlı ve sağlıklı fetüse sahip, okuryazar, vajinal doğum yapmış adölesan lohusalar dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel tanıtım formu, Postpartum Emzirme Öz-Yeterliliği (PEÖ) Ölçeği ve Sosyal Duygusal Öğrenme (SDÖ) Ölçeği- Genç Yetişkin Formu kullanılmıştır. Veriler Statistical Package fort the Social Sciences 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde T Testi, One-Way Anova Testleri kullanılmıştır. Araştırma katılan lohusaların; yaş ortalaması 17.72±1.08 olup, %65,4'ünün 1 yıllık evli, %73,7'sinin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. Araştırmada, SDÖ Ölçeği ve PEÖ Ölçeği toplam puanları arasında orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (r= 0.607, p<0.01). Sonuç olarak, araştırmaya katılan adölesan lohusaların emzirme öz-yeterliliklerinin iyi düzeyde olduğu ve sosyal duygusal öğrenme seviyeleri ile birbirlerini etkiledikleri saptanmıştır. Sağlık profesyonellerinin adölesan lohusaları sosyal-duygusal anlamada desteklemeleri onların emzirme öz-yeterliliklerini artıracağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Adölesan, Sosyal ve duygusal öğrenme, Lohusa, Emzirme öz-yeterliliği

AdolesanlarDuygusal öğrenmeEbelik eğitimi+3
Emine Demirel Rahımı
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeler için perinatal yas bakımı yeterlilik ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Araştırma, ebeler için perinatal yas bakımı yeterlilik ölçeğinin (EPYBYÖ) Türk diline uyarlamak, geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve metodolojik tipte gerçekleştirildi. Araştırma, Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi jinekoloji, doğumhane ve postpartum servisinde, Adıyaman Kâhta, Gölbaşı ve Besni İlçe Devlet Hastanesi doğumhane servisinde, 09/12/2022 ve 21/01/2023 tarihleri arasında 285 ebe ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında "Ebeleri Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Ebeler için Perinatal Yas Bakımı Yeterlilik Ölçeği" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi, geçerlik ve güvenirlik analizleri kullanılarak yapıldı. Uzman görüşü analizi sonucunda KGİ değeri 0,88 olduğu belirlendi. KMO testi 0,849 olduğu saptandı. Doğrulayıcı Faktör Analizinde χ2/sd 2,667; RMSEA 0,077; NFI 0,90; NNFI 0,93; CFI 0,94; IFI 0,94; SRMR 0,068 uyum indekslerinin "mükemmel" ve "kabuledilebilir" değere sahip olduğu bulundu. Ölçeğin 14 gün arayla uygulanan test- tekrar test sonucu kolerasyonun 0,713 olduğu bulundu. Ölçeğin Cronback α değeri 0,875 olduğu saptandı. Yapılan analizler sonucunda, EPYBYÖ' nün; 6 boyut ve 25 maddeden oluştuğu belirlendi. Ölçeğin alt boyutları Faktör 1: inancı sürdürmek (8 madde), Faktör: 2 bilmek (5 madde), Faktör 3: yanında olmak (3 madde), Faktör 4: saygı göstermek (3 madde), Faktör: 5 olanak sağlamak (4 madde), Faktör: 6 kendini gerçekleştirmek (2 madde) olduğu bulundu. Ebeler için perinatal yas bakımı yeterlilik ölçeği'nin, ebelerin yas bakımı yeterliliğini değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu bulundu.

Ebelik
Kübra Çoru
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kişi merkezli annelik bakım ölçeği kısa versiyonu'nun türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Araştırma, Kişi Merkezli Annelik Bakım Ölçeği'nin (KMABÖ) Türkçe geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma, tanımlayıcı ve metodolojik tipte bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırma, Türkiye'nin güney doğusundaki bir İl'in aile sağlığı merkezlerinde, 1 Ocak 2023-15 Haziran 2023 tarihleri arasında 130 anne ile yürütüldü. Veriler, "Anneleri Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Kişi Merkezli Annelik Bakım Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS ve Lisrell programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde geçerlik ve güvenirlik analizleri kullanıldı. Dil ve kapsam geçerliliği yapılan ölçeğin KGI değeri 0.846 olarak hesaplandı. Ölçeğin KMO değeri 0.822 bulundu ve barlett's testi istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (χ2: 745.421, p<0.05). Doğrulayıcı Faktör Analizinde χ2/sd 1,53; RMSEA 0,060; NFI 0,92; NNFI 0,96; CFI 0,97; IFI 0,97; SRMR 0,071 ve uyum indekslerinin "mükemmel" ve "kabul edilebilir" değerlere sahip olduğu belirlendi. Ölçeğin test-tekrar test sonucunda belirlenen korelasyonun 0,876 olduğu saptandı. Ölçeğin Cronbach α değerinin 0,823 olduğu bulundu. Araştırma sonucunda KMABÖ'nün, iki alt boyut ve toplam 13 maddeden oluştuğu bulundu. Ölçeğin alt boyutları, saygılı/destekleyici bakım (6 madde) ve özerklik/iletişim (7 madde) olarak adlandırıldı. Sonuç olarak, Kişi Merkezli Annelik Bakım Ölçeği, Türkiye'de yaşayan anneler için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Doğum; Kadın, Ölçek; Kişi merkezli bakım, Bakım.

Müjde Gül Güven
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezine başvuran kadınların sağlık anksiyete düzeyi ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezine başvuran kadınların sağlık anksiyete düzeyleri ile sağlık okuryazarlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tipte tanımlayıcı bir araştırmadır. Kahramanmaraş Pazarcık İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı Kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezine, 01 Aralık 2022 – 28 Şubat 2023 tarihleri arasında başvuran 30-65 yaş aralığında olan 296 kadınla yürütülmüştür. Örneklem seçiminde gelişigüzel örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veri toplanmasında, literatür taranarak hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Analizin ilk aşaması olan normallik testi uygulanmış ve basıklık-çarpıklık değerleri kontrol edilmiş, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ANOVA, bağımsız değişkenler için T testi, korelasyon testleri uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 veya p<0,001 kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların Sağlık Anksiyetesi Ölçeği toplam puan ortalamaları 37,17±12,60 ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği toplam puan ortalamaları 33,72±9,16 bulunmuştur. Araştırmamız sonucunda sağlık anksiyete düzeyi ile sağlık okuryazarlığı arasında negatif yönlü bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan kadınlarda sağlık anksiyete düzeyinin sağlık okuryazarlığı arttıkça düştüğü görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sağlık anksiyetesi; Sağlık okuryazarlığı; Kanser; Tarama.

AntikanserMeme kanseriSağlık anksiyetesi+1
Yonca Güler Ağkader
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının rahim içi araç takılan kadınların ağrı anksiyete ve memnuniyet durumuna etkisi

Bu araştırmanın amacı sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının rahim içi araç takılan kadınların ağrı. anksiyete ve memnuniyet durumuna etkisinin incelenmesidir. Bu araştırma ön test son test deseninde randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Planlaması birimine rahim içi araç (RİA) takılması için müracaat eden ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan, 20-49 yaşları arasında, 90 kadın (45 deney, 45 kontrol grubu) oluşturmuştur. Araştırmanın verileri katılımcı bilgi formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS), Durumluk Kaygı Envanteri (STAI) kullanılarak toplandı. Deney grubu katılımcılara RİA takılmadan ölnce Sanal Gerçeklik Gözlüğü (SGG) uygulandı. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 34,83±6,71 olarak saptandı. VAS ağrı puan ortalaması Deney gurubunda 3,96±1,91, kontrol grubununda 5,33±2,05 olduğunu ve aradaki farkın istatistiksel anlamlı olduğunu saptandı (p<0,05). İşlem sonrası STAI kaygı ortalamasının deney gurubunda 33,38±7,68, kontrol grubunda 38,58±4,08 olduğu ve aradaki farkın istatistiksel anlamlı olduğunu saptandı (p<0,05). Benzer olarak. İşlem sonrası memnuniyet ortalamasının deney gurubunda 9,78±0,55, kontrol grubununda 8,27±1,25 olduğu ve farkın istatistiksel anlamlı olduğunu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak sanal gerçeklik gözlüğü uygulamasının rahim içi araç takılan kadınlarda ağrıyı ve kaygıyı azaltmada ve memnuniyeti artırmada etkili bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı; Kaygı; Memnuniyet; Rahim içi araç; Sanal gerçeklik gözlüğü.

Gurbet Akıncı
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesi'nde bebeği yatan annelere uygulanan speos (oksitosın masajı, endorfin masajı, olumlu düşünme) ve marmet tekniğinin süt salınımına ve anksiyete düzeyine etkisinin değerlendirilmesi

Araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği yatan annelere uygulanan SPEOS (oksitosin masajı, endorfin masajı, olumlu düşünme) ve marmet tekniğinin süt salınımına ve anksiyete düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla randomiza kontrollü olarak yapıldı. Araştırma verileri, 02.11.2022-23.06.2023 tarihleri arasında Türkiye' deki bir eğitim ve araşırma hastanesinde toplandı. Araştirma, sezaryen doğum yapmış ve bebeği yenidoğan yoğun bakımda tedavi gören, SPEOS, marmet ve kontrol gruplarında 20'şer anne olmak üzere toplam 60 anne ile yürütüldü. Verilerin elde edilmesinde; Anne ve Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu ve Spielberger'in Durumluk Kaygı Envanteri kullanıldı. Veriler, Ki-Kare, ANOVA testi ve post hoc testlerden Turkey HSD analizi ile analiz edildi. Gruplardaki annelerin anksiyete puanları karşılaştırıldığında, birinci ölçümde anlamlı fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Araştırma sonunda yapılan değerlendirmede ise, anksiyete puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) ve kontrol grubundaki annelerin anksiyete puanlarının girişim gruplarındaki annelerden daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,000). Annelerin süt sağma miktarları karşılaştırıldığında; gruplar arasında birinci ölçümde anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,000). En yüksek puan SPEOS, sonrasında kontrol, en düşük puanı marmet grubunun aldığı belirlendi (p<0,000). İkinci ve üçüncü ölçümlerde ise en yüksek puanı SPEOS, sonrasında marmet ve en düşük puanı kontrol grubunun aldığı belirlendi (p<0,000). Sonuç olarak, SPEOS ve marmet tekniğinin anne sütü miktarını arttırdığı ve annelerin anksiye puanlarını azalttığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Emzirme; Anne sütü; SPEOS; Marmet; Yenidoğan

Hatice Dursun Yıldırım
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum korkusu ölçeğinin Türkçeye uyarlanması: geçerlik-güvenirlik çalışması

Fairbrother ve ark. (2021) tarafından geliştirilen Childbirth Fear Questionnaire-Doğum Korkusu Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir araç olup olmadığını saptamak amacıyla yapılan bir araştırmadır. Araştırmamız metodolojik tipte bir çalışmadır. Örneklem gurubunu çalışmaya katılmayı kabul eden, gebeliğinin 2. trimerter ve 3. trimesterinde olan ve normal doğum planlayan gebeler oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında kişisel bilgi formu ve Doğum Korkusu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma Haziran- Aralık 2023 tarihleri arasında Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 298 gebe örneklemi oluşturmuştur. Verilerin değerlendirilmesi SPSS for Windows 22 paket programı ve LISREL 8.80 paket programı ile analiz edilmiştir. Ölçeğin dil geçerliliğinin sağlanmasında geri çeviri tekniği kullanılmıştır. Kapsam geçerliliğinin sağlanmasında 10 uzmandan görüş alınarak kapsam geçerlilik indeksi 0.98 hesaplanmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonucu Doğum Korkusu Ölçeğinin, bütün maddelerin faktör yüklerinin 0,849 ile 0,430 arasında olduğu ve açıklanan varyans %66.456 olduğu saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analiz sonucu x2/sd 5.19, GFI 0.96, AGFI 0.96, CFI 0.96, RMSEA 0.059 ve SRMR 0.062 olarak kabul edilebilir değerde olduğu saptanmıştır. Cronbach alpha katsayısı 0.961 olarak tespit edilmiştir. Madde korelasyon katsayılarının 0.308-0.627 aralığında dağılım gösterdiği saptanmıştır. Doğum korkusuna yönelik Childbirth Fear Questionnaire-Doğum Korkusu Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir araç olduğu ve yapılacak olan başka çalışmalarda kullanılabileceği tespit edilmiştir.

Doğum korkusuGebelikGeçerlik+1
Zehra Doğan
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan gebelerde riskli sağlık davranışlarının prenatal bağlanmaya etkisi

Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan bu araştırmanın amacı, adölesan gebelerde riskli sağlık davranışları ile prenatal bağlanma arasındaki etkiyi incelemektir. Araştırma, Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin kadın-doğum polikliniklerine başvuran 224 adölesan gebe ile 15.10.2022-15.01.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmaya alınma kriterleri; 10-19 yaş aralığında olan, 2. ve 3. Trimesterdeki gebeler, bebekte ve annede herhangi bir sağlık problemi olmayan, iletişim sorunu olmayan olarak belirlenmiştir. Veriler; Birey Tanılama Formu, Prenatal Bağlanma Ölçeği (PBÖ) ve Riskli Sağlık Davranışları Ölçeği (RSDÖ) kullanılarak, araştırmacılar tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Tanımlayıcı istatistikler frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplar için t testi, Oneway ANOVA ve Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 17.91±1.05 olup, %68.3'ünün 16-17 yaş aralığında ilk evliliklerini yaptıkları, %59.8'inin evliliklerinin birinci yılında olduğu, %81.75'inin eğitim durumunun ilköğretim düzeyinde olduğu, %94.2'sinin çalışmadığı saptanmıştır. Yapılan istatiksel test sonuçlarına göre PBÖ ile RSDÖ arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r:-.390, p:.000). Sonuç olarak, riskli sağlık davranışları gösteren adölesan gebelerde prenatal bağlanmanın daha düşük seviyelerde olduğu saptanmıştır. Sağlık profesyonellerinin riskli sağlık davranışı gösterebilecek kadınları tespit etmeleri ve bu adölesan dönemdeki gebeleri yakın takibe alarak danışmanlık yapmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Adölesan gebe; Prenatal bağlanma; Riskli sağlık davranışları

Özlem Sıdıka Kartal
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte distres deneyimleyen kadınların doğum sonrası emzirme öz yeterliliğinin ve bebek bakımında obsesif kompülsif davranışlarının incelenmesi

Bu çalışma gebelikte distres deneyimleyen kadınların doğum sonrası emzirme öz yeterliliğinin ve bebek bakımında obsesif kompülsif davranışlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve izlemsel tipte yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 20-49 yaş arası doğurganlığa sahip, en az ilkokul mezunu olan 290 katılımcı ile yürütülmüştür. Gebelik haftası en az 13 olan primar veya multipar 290 gebe kadınla doğum öncesi ve doğum sonrası postpartum 2-8 haftalığa sahip kadınlarla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, gebeliğin ikinci ya da üçüncü trimesterinde olan gebelere Katılımcı Bilgi Formu, Tilburg Gebelikte Distres Ölçeği (TGDÖ) uygulandıktan sonra aynı katılımcılara doğum sonrası 2-8. haftalar arası Emzirme Öz Yeterliliği Formu ve Postpartum Dönemde Annelerin Bebek Bakımı ile İlgili Obsesif ve Kompulsif Davranışlar Ölçeği (DSDABBOKDÖ) uygulanarak toplanmıştır. Çalışma verilerinin normal dağılım gösterdiği saptanmış, analizler için parametrik testler kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 27,78±5.52'dir. Katılımcıların TGDÖ toplam puan ortalaması 18,06±4,93'dır. Postpartum dönem değerlendirmede annelerin emzirme öz yeterliliği ölçeği toplam puan ortalaması 52,92±6,58, DSDABBOKDÖ toplam puan ortalaması ise 32,66±6,35 olarak saptanmıştır. Katılımcıların TGDÖ toplam puanı ile DSDABBOKDÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki vardır (p<0.05). TGDÖ toplam puanı arttıkça DSDABBOKDÖ toplam puanı da artmaktadır. Tilburg Gebelikte Distres Ölçeği toplam puanı ile Emzirme Öz Yeterliliği Kısa Formu toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki yoktur (p>0.05). Emzirme Öz Yeterliliği Kısa Formu toplam puanı ile DSDABBOKDÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki vardır (p<0.05). Regresyon analizi sonucuna göre TGDÖ Toplam puanında 1 birimlik artış, DSDABBOKDÖ Puanının 0.106 birimlik artışa neden olmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda, gebelik sürecinde psikolojik iyi oluşu destekleyici müdahalelere öncelik verilmesi önerilmektedir. Özellikle ebe liderliğinde yürütülen doğum öncesi eğitim programlarında distresi tanıma, baş etme becerilerinin geliştirilmesi ve ruhsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önem arz etmektedir. Postpartum dönemde ise bebek bakımına yönelik işlevsel olmayan davranışların fark edilmesi ve gerekli psikolojik destek hizmetlerinin sunulması, anne-bebek bağlanmasını güçlendirebilir. Elde edilen bulgular ışığında, hem gebelik hem de postpartum dönem boyunca bütüncül bir yaklaşım benimsenerek psikososyal değerlendirmelerin rutin sağlık hizmetlerine entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Distres; Doğum sonrası dönem; Emzirme özyeterlilik; Obesesif- kompülsif davranışlar

Zeynep Maraş
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Beşli karma ve pnömokok aşılarının uygulanmasında işlem sırasındaki değişikliğin bebeklerin ağrı algısı üzerine etkisi

Araştırma, bebeklerde 5'li karma ve pnömokok aşısı uygulaması sırasında oluşan ağrıya yönelik tepkilerin, işlem sırasına bağlı olarak değişip değişmediğinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemi 21.03.2024-29.08.2024 tarihleri arasında bir Aile Sağlığı Merkezi'nde beşli karma aşısı ve pnömokok aşısı uygulaması için başvuran toplam 146 bebek oluşturmuştur. Araştırmada veriler, Yenidoğan ve Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu ve FLACC Ağrı Ölçeği Formu ile toplanmıştır. Yazılı ve sözlü onamları alınan katılımcıların verilerinin analizinde SPSS 27 paket programı kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre 5'li Karma+Pnömokok grubunda bebeklerin ortalama yaşı 2,86±0,99 ay, Pnömokok+5'li Karma grubunda ise 2,93±1,01 ay olduğu ve gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Araştırmacı puanlarına göre işlem öncesi, 1. aşı sırası, 1. aşı sonrası ve 2. aşı sırasında Pnömokok+5'li karma grubundaki bebeklerin ağrı puanlarının daha yüksek olduğu, 2. Aşı sonrasında ise 5'li karma+pnömokok grubunda ağrı puanlarının daha yüksek olduğu; ebe/hemşire puanlarına göre tüm işlemlerde Pnömokok+5'li karma grubunda ağrı puanlarının daha yüksek olduğu, ebeveyn puanlarına göre işlem öncesi, 1. aşı sırası, 1. aşı sonrası ve 2. aşı sonrasında Pnömokok+5'li karma grubundaki bebeklerin ağrı puanlarının daha yüksek olduğu ve 2. aşı sırasında ise 5'li karma+pnömokok grubundaki bebeklerin ağrı puanlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı algısı, Bebek, Beşli karma aşı, Pnömokok aşı.

Songül Koca
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İstenmeyen gebeliği olan kadınların psikolojik dayanıklılık ve prenatal bağlanma düzeyleri

Bu çalışma, istenmeyen gebelik deneyimi yaşayan kadınların psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile prenatal bağlanma düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesini ve her iki değişkeni yordayan sosyodemografik ile obstetrik faktörlerin ortaya konulmasını amaçlamıştır. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda yürütülmüştür. Çalışma evrenini Adıyaman ilinde gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterde istenmeyen gebelik yaşayan 307 kadın oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) ve Prenatal Bağlanma Ölçeği (PBÖ) kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılık katsayıları PBÖ için 0,896, YPDÖ için 0,770 olarak saptanmıştır. Analizler SPSS 25.0 programında; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon, çoklu ve hiyerarşik regresyon yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 27,4±5,1 olup en büyük grup %39,4 ile 25-29 yaş aralığını oluşturmuştur. PBÖ puan ortalaması 56,87±12,25 (27-84) ve YPDÖ puan ortalaması 132,15±24,00 (88-165) olarak belirlenmiştir. Psikolojik dayanıklılık ile prenatal bağlanma arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde fakat anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,283; p<.001). YPDÖ'yü yordayan model toplam varyansın %8,1'ini açıklamış; üniversite ve üzeri eğitim düzeyi (β =0,198; p=.002) ile erkek bebek sahibi olma durumu (β= 0,162; p=.003) psikolojik dayanıklılığı artırıcı yönde etkili bulunmuştur. İstenmeyen gebelik yaşayan kadınlarda psikolojik dayanıklılık arttıkça prenatal bağlanma düzeyi de yükselmiştir. Eğitim düzeyi yüksek ve erkek bebek bekleyen anneler hem dayanıklılık hem de bağlanma açısından avantajlı konumda bulunmuştur. Buna karşılık cinsiyet memnuniyetsizliği ve orta uzunluktaki evlilik süresi bağlanmayı olumsuz etkilemiştir. Bulgular, perinatal bakım hizmetlerinde psikolojik dayanıklılığı güçlendirmeye ve cinsiyet temelli memnuniyetsizliği azaltmaya yönelik danışmanlık müdahalelerinin anne-bebek bağını destekleyeceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: İstenmeyen gebelik; Psikolojik dayanıklılık; Prenatal bağlanma; Ruh sağlığı.

Zeynep Kiraz Öksüz
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Planlanmamış gebeliklerde gebeliğe bağlı anksiyete ile öz-şefkat düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, planlanmamış gebeliklerde gebeliğe bağlı anksiyete ile öz-şefkat düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı araştırma deseniyle yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Adıyaman Üniversitesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Gebe İzlem Polikliniğine başvuran gebeler oluşturmuştur. Örneklem grubunu ise, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 339 gebe kadın oluşturmuştur. Veriler; Tanımlayıcı Bilgi Formu, Londra Plansız Gebelik Ölçeği, Gebelikle İlişkili Anksiyete Ölçeği-Revizyon-2 ve Öz Anlayış Ölçeği kullanılarak Kasım 2023 – Ocak 2024tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Bulgulara göre katılımcıların %74,3'ünün gebeliğinin planlı, %25,6'sının planlanmamış olduğu saptanmıştır. Katılımcıların gebelikle ilgili anksiyete düzeyleri 31,24±8,02, öz-şefkat düzeyleri ise 79,86±17,82 olarak belirlenmiştir. Gebelikle ilişkili anksiyete ve öz-şefkat düzeyleri meslek, ekonomik durum ve bireysel gebelik algısına göre anlamlı farklılık göstermezken, eşin gebelikle ilgili düşüncelerine göre öz-şefkat düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Ayrıca, gebeliğe bağlı anksiyete ile öz-şefkat arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuş olup; planlı gebeliklerin öz-şefkati artırdığı ve öz-şefkatin anksiyete üzerinde yordayıcı bir etkisi olduğu belirlenmiştir.

Cansu Tanır
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil kadınlarda öz-şefkat ile infertilite özyeterlik ve stresiyle başa çıkma arasındaki ilişki

Bu araştırma, infertilite tanısı almış kadınlarda öz şefkat düzeyi, infertiliteye bağlı özyeterlik ve stresle başa çıkma becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada infertil kadınların yaşadıkları süreçlerin psikolojik yönleri ele alınmış; bu süreçte bireylerin yaşadıkları zorluklarla başa çıkma düzeyleri değerlendirilmiştir. Nicel araştırma desenine dayalı olarak yürütülen çalışmada, veri toplama aracı olarak Öz şefkat Ölçeği (ÖŞÖ), İnfertilite Özyeterlik Ölçeği (İÖYÖ) ve İnfertilite Stresiyle Başa Çıkma Ölçeği (İSBÇÖ) kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre öz şefkat ile stresle başa çıkma arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuş; öz şefkat düzeyi yüksek olan bireylerin infertilite kaynaklı stresle daha etkili başa çıktıkları saptanmıştır. Buna karşın öz şefkat ile özyeterlik arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Aile desteği infertilite özyeterliği üzerinde anlamlı ve negatif etkiye sahipken, eş desteğinin etkisi anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca, geçmişte başarısız tedavi deneyimi olan kadınların stresle başa çıkma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bulgular, öz şefkatin infertilite sürecinde koruyucu bir psikolojik kaynak olarak işlev gördüğünü, buna karşın özyeterlik algısının aile desteği gibi dışsal faktörlerden güçlü biçimde etkilendiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, infertil kadınların psikolojik iyi oluşlarının artırılması için öz-şefkatin güçlendirilmesine ve aile desteğinin etkinleştirilmesine yönelik psikososyal müdahalelerin geliştirilmesi önerilmektedir. Bu çalışmanın infertiliteye ilişkin psikolojik süreçlerin daha iyi anlaşılmasına ve bu alandaki sınırlı literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile desteği; İnfertilite, Öz şefkat, Özyeterlik; Stresle başa çıkma.

Sonay Gür
Adıyaman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde D vitamini eksikliği prevalansı ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Yozgat ili örneği

Bu araştırma, gebelerde D vitamini eksikliği prevalansını ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel nitelikte olan araştırma, 09 Nisan 2021- 30 Eylül 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne gebelik tanısı ile başvuran ve doktor tarafından D vitamini tetkiki istenen 350 gebe ile tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri "Tanıtım ve Değerlendirme Formu" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin tanımlayıcı özelliklerinin istatistikleri frekans, yüzde değerleri ile sunulmuştur. Veri dağılımının normalliği Kolmogorov Smirnov Testi ve Shapiro Wilk Testi ile belirlenmiştir. Serum D vitamini düzeyleri normal dağılmadığından karşılaştırmalarda bağımsız iki grup ortalamalarında Mann Whitney U Testi, ikiden fazla bağımsız grup ortalamalarında ise Kruskall Wallis H Testi uygulanmıştır. Sürekli değişkenler ortalama, standart sapma, minimum ve maximum, ortanca ve çeyrekler arası dağılım aralığı değerleri olarak ifade edilmiştir. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma bulgularında gebelerin % 37.4'ünde D vitamini eksikliği, % 39.2'sinde D vitamini yetersizliği saptanmıştır ve % 23.4'ü normal serum 25(OH)D düzeyine sahiptir. Gebelerde eğitim durumu, trimester, D vitamini hakkında danışmanlık alma durumu, gebelikte D vitamini kullanma durumu, güneşlenme zamanı ve güneşe maruz kalan vücut bölgesi ile ortalama serum 25(OH)D düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmuştur. Yaş, çalışma durumu, BKİ, gebelik ve doğum sayısı, gebelikte sigara kullanma durumu, tanısı konmuş hastalık varlığı, hergün düzenli olarak güneşe çıkma durumu, açık ortamda günlük güneşlenme süresi, güneş kremi kullanma durumu, ten rengi ve D vitamini diyet kaynaklarının tüketimi ile gebelerin ortalama serum 25(OH)D düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Gebeler arasında D vitamini eksikliği prevalansı yüksektir ve gebelikte D vitamini düzeyini etkileyen değiştirilebilir faktörler bulunmaktadır. Ebelerin D vitamini prevalansı ve D vitamini düzeyini etkileyen faktörler hakkındaki farkındalığı ve bilgisi ve bu bilginin antenatal bakıma entegre edilmesi, D vitamini eksikliğinin önlenmesi ve giderilmesi açısından önemlidir.

EbelerGebelikPrevalans+2
Tuğçe Şahin Öztürk
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi kaygısı ile anne bebek bağlanması ve postpartum depresyon arasındaki ilişki

Pandemi kaygısı ile anne bebek bağlanması ve postpartum depresyon arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte dizayn edilmiştir. Araştırma Gaziantep İlinin Şehitkamil İlçesinde bulunan 5 Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) Ocak 2022- Nisan 2022 tarihleri arasında çalışma izinleri ve etik kurul onayı alındıktan sonra yapılmıştır. Örneklem sayısının belirlenmesinde evreni bilinen örneklem hesaplama yöntemi kullanılmıştır ve çalışma 413 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği, Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler araştırmacı tarafından, annelere araştırmanın amacına ve anket formuna yönelik bilgi verildikten sonra, yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma da annelerin %13.6'sının gebelik döneminde COVID-19 geçirdiği, %36.1'inin COVID-19 enfeksiyonuna bağlı olarak karantinada kaldığı, %21.1'inin ailesinde COVID-19 enfeksiyonuna bağlı kayıp yaşandığı ve %46.5'inin COVID-19 aşısı yaptırmadığı belirlenmiştir. Annelerin EDDÖ puan ortalaması 11.85±6.86, ABBÖ puan ortalaması 3.48±3.92 ve KAÖ puan ortalaması 3.77±5.18 olarak bulunmuştur. KAÖ'nin kesim puanı ≥ 5 alındığında annlerin %32'sinin; ≥9 alındığında ise %18.2'sinin koronavirüs anksiyetesine sahip olduğu; EDDÖ kesme noktasına göre (12) annelerin %52.1'inin pospartum depresyon açısından risk altında olduğu tespit edilmiştir. Annelerin eğitim, doğum şekli, gebelik döneminde sağlık problemi ve hayatı etkileyebilecek stres faktörü yaşaması, daha önce postpartum depresyon yaşama durumu, karantinada kalma, ailede COVID-19 enfeksiyonuna bağlı kayıp yaşama ve COVID-19 aşısı yaptırma durumları ile EDDÖ puan ortalamaları arasında; eğitim, çalışma durumu, gebelik sayısı, ailesinde COVID-19 enfeksiyonuna bağlı kayıp yaşama ve COVID-19 aşısı yaptırma durumları ile ABBÖ medyan değerleri arasında; eğitim durumu, gebelik sayısı, aile tipi ve ailesinde COVID-19 enfeksiyonuna bağlı kayıp yaşama durumları ile KAÖ medyan değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmada annelerin KAÖ ile EDDÖ ve ABBÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Bulgular doğrultusunda bu araştırmada; annelerin az bir kısmının koronavirüs anksiyetesi yaşadığı, pospartum depresyon açısından yarısından fazlasının risk altında olduğu ve maternal bağlanma düzeylerinin iyi olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca annelerin pandemi kaygılarının postpartum depresyon risk oranlarını ve maternal bağlanma problem düzeyini artırdığı belirlenmiştir. İleriye yönelik ortaya çıkabilecek salgın durumlarında annelerin anksiyete, postpartum depresyon ve maternal bağlanma süreçlerine yönelik çalışma sonuçları değerlendirilerek yaşanan aksaklıkların önlenmesi için özellikle sağlık profesyonellerine yönelik uygun politikalar oluşturulmalıdır. Anahtar kelimeler;Pandemi Kaygısı, Maternal Bağlanma, Postpartum Depresyon

AnksiyeteBağlanmaCOVID 19+6
Serap Karslı
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipar gebelerin gebelikte emzirme ve tandem emzirme konusundaki düşünceleri ve etkileyen faktörler

Çalışma, bir ilçe devlet hastanesinin NST polikliniğine başvuran multipar gebelerin gebelikte emzirme ve tandem emzirmeye yönelik görüşlerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Mart – Mayıs 2022 tarihleri arasında NST polikliniğe başvuran 300 multipar gebe oluşturmuş ve 271 gebe ile çalışma yürütülmüştür. Araştırma verileri araştırmacı tarafından oluşturulan bir anket formu aracılığıyla yüz yüze toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical package for the Social Sciences) istatistik 25.0 paket programı kullanılarak iststistiksel analizlerde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Chi-Square, Fisher's Exact Perason, t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin çoğunluğu bebeğin 6 ay sadece anne sütü almasının ve 2 yaşına kadar da emzirmenin sürdürülmesinin gerektiğini belirtmiştir. Gebelerin çok az bir kısmının gebeliklerinde emzirmeye devam ettiği, çoğunluğunun anne sütünün yetersiz olmasından ve bebeğin kendisinin bırakmasından kaynaklı emzirmeye devam etmediği belirlenmiştir. Gebelerin az bir kısmı gebelikte emzirmeye devam edilmesinin gerektiğini ve bu gebelerin %47.3'ü sağlık personelinin (doktor/ebe/hemşire) emzirmeyi bırakması gerektiğini söyleyene kadar emzirmeye devam edeceklerini belirtmişleridir. Bunun yanında gebelerin çoğunluğu gebelikte emzirmenin anneye, gebeliğe ve anne karnındaki bebeğe herhangi bir zararının olmayacağı, az bir kısmının ise gebelikte emzirmenin erken doğum/düşüğe neden olabileceğini ve anne karnındaki bebeğin vitaminsiz kalıp/beslenemeyeceği düşüncesinde oldukları belirlenmiştir. Gebelerin %28.4'nün emzirme döneminde gebe kaldığı ve bu gebelerin yarıdan fazlasının gebe olduğunu anladıktan sonra emzirmeye devam ettiklerini; bu sürenin ortalama 1-13. haftalar arasında olduğu görülmüştür. Gebelerin %40.3'ünün doktor/ebe/hemşireye kaynaklı, %48.0'inin ise yakın çevresi kaynaklı gebelikte emzirmeyi sonlandırdıkları ve gebelikte emzirmeleri hakkında sağlık personelinin %58.4'ünün tepkisinin kararsız olduğu belirlenmiştir. Çalışmada gebelerin %28.8'sinin tandem emzirmeyi bildikleri, tandem emzirmeyi bilenlerin %33.3'ü tandem emzirmeyi doktor/ebe/hemşirelerden öğrendikleri belirlenmiştir. Çalışmaya katılan tüm gebelerin sadece %10'unun; şu anki gebeliklerinde emziren annelerin ise dörtte birinin tandem emzirmeyi düşündükleri ve doğumdan sonra emzirme döneminde tekrar gebe kalmaları durumda ise çoğunluğunun emzirmeye devam etmeyecekleri saptanmıştır. Gebelerin eğitim düzeyleri ile gebelikte emzirme düşüncesi arasında; emzirmeyi düşünme durumu ile aile tipi, gebeliğin planlı olma durumu, gebelik haftası, gebelik sayısı, doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı arasında; emzirme döneminde gebe kalan annelerin halen emzirmeye devam etme durumları ile tandem emzirmeyi düşünme durumları arasında anlamlı ilişki olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Çalışmanın sonucuna göre; gebelerin çoğunluğunun gebelikte emzirme ve tandem emzirme düşüncelerinin olumsuz olduğu belirlenmiştir. Bu amaçla gebelere, interkonsepsiyonel bakım hizmetleri içinde sağlık profesyonelleri tarafından, gebelikte emzirme ve tandem emzirme hakkında destek ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, Gebelik, Gebelikte Emzirme, Multipar, Tandem Emzirme

EbelikEmzirmeGebelik
Ebru Sadıç
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 korkusunun lohusalarda anksiyete ve postpartum depresyon üzerine etkisinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Covid-19 korkusunun lohusalarda anksiyete ve postpartum depresyon üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitselnitelikte olan araştırma Aralık 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde hizmet alan, postpartum 2-4 hafta arasında olan 110 lohusa üzerinde çevrimiçi olarak yürütülmüştür. Veriler, kişisel veri toplama formu, Covid-19 korkusu ölçeği, Yaygın Anksiyete Bozukluğu 7 (YAB 7) ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği (EDDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, en az-en çok değerler, yüzde ve sayılar verilmiş, ölçek puanları arasında ilişki Pearson korelasyon analizi ile bakılmıştır. Postpartum depresyon üzerinde etkili faktörlerin belirlenmesi için logistik regresyon analizi yapılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 29.98±5.62'dir. Katılımcı lohusaların gebelik sürecinde %13.60'ına, %69.10 oranında ise gebenin bir yakınına Covid-19 teşhisi konulmuştur. Araştırmaya katılanların %73.60'ının Covid-19 aşısını olduğu belirlenmiştir. Postpartum depresyon yaygınlığı %30.90 olup %18,20'sinin Yaygın Anksiyete Bozukluğu riski olduğu tespit edilmiştir. Covid-19 korkusu ölçek puan ortalaması ise 14,27±6,55 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak YAB 7 ölçek puanın artışı postpartum depresyonu artırdığı ve Covid-19 korkusu ölçek puanınındaki artışın da postpartum depresyonunu artırdığı tespit edilmiştir.

AnksiyeteCOVID 19Depresyon-postpartum+5
Cennet Nur Kızoğlu
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Göbek kordonu klempleme zamanının yenidoğanlarda demir, bilirübin ve fizyolojik paremetreler üzerine etkisi; Randomize kontrollü bir çalışma

Randomize Kontrollü olan araştırmada amaç yenidoğan göbek kordonu klempleme zamanının yenidoğanlarda demir, bilirübin ve fizyolojik parametreler (oksijen satürasyonu, nabız, kord kan gazı, tartı) üzerine etkisini belirlemektir. Araştırmanın evrenini (N=171) 28.02.2022-30.12.2022 tarihleri arasında doğum yapmak amacıyla başvuran kadınlar (37-42 haftalık gestayonda) ve yenidoğan bebekleri oluşturmuştur. Yapılan güç analizine göre örneklemi çalışma kriterlerine uyan toplamda 99 gebe oluşturmuştur. Araştırma grupları; girişim (n=49) ve kontrol grubundan (n=50) oluşmuştur. Gruplara katılımcı atamaları rastgele randomizasyon yöntemi ile bilgisayarda hazırlanan sayı tablosuna göre oluşturulmuştur. Veriler "Tanıtıcı Bilgiler ile Yenidoğan Veri Toplama Formu" kullanılarak hasta başı monitör cihazı, yenidoğan tartı aletleri ile ölçüm yapılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin istatistiksel analizi bilgisayarda (SPSS 22.0 paket programı) frekans-yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-Kare, t-testi kullanılarak yapılmıştır. Yenidoğanların kordon klempleme sürelerinin doğumdan sonra 7. gün bakılan demir seviyelerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Yenidoğanda kordon klempleme zamanına göre demir seviyelerinde anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Geç kordon klemplemenin (GKK) erken kord klemplemeye (EKK) göre doğumdan sonra 7. gün bakılan bilirübin değerlerinde anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Yenidoğanda GKK'nin 7. gün bilirübin değerlerini artırdığı (p<0,05), kord klempleme sürelerinin doğumdan sonra 24. saatte SpO2, nabız, solunum bulguları üzerinde anlamlı fark yaratmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak, doğumunda göbek kordonu klempleme zamanına göre yenidoğanların demir değerleri, fizyolojik parametreler (Solunum, SPO2, nabız, kan gazı,tartı ) arasında fark yokken, GKK'nin yenidoğanlarda bilirübin değerlerini yükseltebildiği belirlenmiştir. Konunun farklı parametrelerde tekrar çalışılması önerilir.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerBilirubin+5
Gamze Nur Erçırak
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının konjenital kalp hastalıklarının fiziki muayene bulguları hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Konjenital kalp hastalıkları (KKH) neonatal ölümlerin %10'unu oluşturmaktadır ve tüm bebek ölümlerinin yaklaşık yarısından sorumludur. Bu çalışmanın amacı, doğumhane birimi, kadın sağlığı-hastalıkları servisi ve yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde çalışan, ebe ve hemşirelerin bu KKH'nin fiziki muayene bulguları hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesidir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı tipte olan bu araştırmanın evrenini, Tokat il merkezi ve ilçelerindeki hastanelerde doğumhane, kadın doğum servisi ve yenidoğan yoğun bakım birimlerinde aktif çalışmakta olan ebe ve hemşireler oluşturmaktadır (N=158). Örneklem seçimi yapılmamış, gönüllük esası ile 128 kişiye ulaşılmıştır. Çalışmada, literatür taranarak hazırlanan tanıtıcı bilgi formu ve araştırmacılar tarafından uzman görüşü alınarak hazırlanan KKH bilgi testi kullanılmış ve veriler birebir görüşülerek, öz bildirime dayalı olarak toplanmıştır. Bilgi testinde sorular inspeksiyon, oskültasyon, palpasyon ve diğer uygulamalar olarak gruplanmış olup doğru cevaplar 1 puan, yanlış cevaplar 0 puan üzerinden hesaplanarak toplamda 32 puan üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi ve post hoc (Tukey, LSD) analizlerinden faydalanılmıştır. Araştırmada sürekli değişkenler arasındaki ilişki korelasyon analizi ile test edilmiştir Bulgular: Katılımcıların (n=128) yaş ortalaması 34.72±9.37, mesleki tecrübe yıl ortalamaları 12.51±9.93, %49.20'si lisans mezunu, %41.40'ı doğumhane çalışanıdır. Katılımcıların toplam bilgi, inpeksiyon, oskültasyon, palpasyon ve diğer uygulamalar alanlarındaki puanlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bilgi puanlarında, katılımcıların "öğrenim durumları ve "daha önce KKH belirtilerini tanımlama" özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların özellikleri ile bilgi puanları arasında bir ilişki tespit edilmemiştir. Sonuç: Bu çalışmada yenidoğana bakım veren sağlık çalışanlarının KKH fizik muayene bulguları konusunda orta düzeyde bilgi sahibi oldukları belirlenmiştir. Gerekli bilgi ve becerilerin artırılması konusunda hem bireysel hem kurumsal olarak tedbirlerin alınması, eksikliklerin giderilmesi önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan, Konjenital Kalp Hastalıkları, Ebe, Hemşire, Bilgi Düzeyi, Fizik muayene

Hümeyra Çiğit
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

0-6 aylık bebeği olan annelerin emzirmeye yönelik tutumları ve ilişkili faktörler

Bu araştırmada 0-6 aylık bebeği olan annelerin emzirmeye yönelik tutumları ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yürütülen araştırma, Aralık 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında iki kamu hastanesinin yenidoğan ve çocuk polikliniklerine başvuran, 0-6 aylık bebeği olan 455 anne ile yüz yüze yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Tanımlayıcı Bilgiler Formu ve Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği (ETDÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmış olup, bağımsız iki gruplu değişkenlerin karşılaştırılmasında bağımsız gruplar t testi, üç ve üzeri bağımsız grupların karşılaştırılmasında, tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. İki gruplu kategorik değişkenleri karşılaştırmak için ki-kare testi kullanılmıştır. Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği (ETDÖ) toplam puan ortalaması ile bazı nicel değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalamasının 28.50±4.20 yıl olduğu, çoğunluğunun çalışmadığı (%70.1), üniversite mezunu olduğu (%72.1), primipar olduğu ve iyi obstetrik öyküye sahip olduğu, yarısının (%50.3) sezaryen yaptığı, %25.6'sının 0-1 ay, %34.4'ünün 2-3 ay, %14.6'sının 4-5 ay, %25.4'ünün 6 ay süreyle bebeğini emzirdiği, çoğunluğunun (%87.0) emzirme bilgisine sahip olduğu, emzirme konusunda olumlu etkilendiği (%90.3), olumlu etkileyen kaynağın ilk sırada ebe ve hemşire olduğu, olumsuz etkileyen kaynağın ilk sırada anne-kayınvalide olduğu belirlenmiştir. Emzirmede konusunda sırasıyla en çok eşlerinden (%78.9), ebe-hemşirelerden (%78.7) ve kendi annelerinden (%76) çevre desteği aldıkları, primiparların multiparlara göre emzirme konusunda daha fazla destek aldığı, en sık yaşanan meme problemlerinin sırasıyla meme başı ağrısı (%67.2), meme başı çatlağı (%62.7) ve meme dolgunluğu (%60.9) olduğu saptanmıştır. Kadınların ETDÖ puan ortalaması 110.20±14.20'dir. Annelerin yaşı, evlilik süresi, eş yaşı, ilk evlilik yaşı ve ilk gebelik yaşı ile ETDÖ puan ortalamaları arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Üniversite mezunu olan, vajinal doğum yapan, emzirme konusunda olumsuz etkilenmediğini, çevresinde olumsuz kaynak olmadığını belirten annelerin ETDÖ puanları daha yüksektir (p<0.05). Eşinin emzirmeyi desteklediğini ve bebek bakımına katıldığını bildirenlerin ETDÖ puanlarının daha yüksek olduğu ancak eşinin bebek bakımında istekli olmadığını, sorumluluk almadığını, emzirmeyi desteklemediğini bildirenlerin emzirme tutumu puanlarının daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, annelerin çoğunluğu olumlu emzirme tutumuna sahiptir. Ancak annelerin çoğunluğunun emzirme bilgisi olması ve olumlu tutuma sahip olmasına rağmen emzirme oranları düşüktür. Emzirme konusunda olumsuz etkilenmediğini, çevresinde olumsuz kaynak olmadığını ve eş desteği aldığını bildiren annelerin emzirme tutumları daha pozitiftir. Hastaneden emzirmeden ayrılan ve yenidoğanda sağlık problemi yaşayan anneler ise, daha fazla olumsuz emzirme tutumuna sahiptir. Yenidoğanın sağlıklı gelişimi ve anne bebek etkileşimi için postapartum ilk altı ayda emzirme oranlarının arttırılması gerekmektedir. Doğumun ilk saatlerinden itibaren başarılı emzirmenin sağlanması ve sürdürülmesi, lohusaların olumlu emzirme tutumu sergilemeleri ebe ve hemşirelerin sorumluluğundadır. Anahtar Kelimeler: Anne, Anne sütü, Emzirme, Emzirme Tutumu, Emzirme Desteği

Selin Nur Altun
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Primipar ve multipar annelerin doğum öncesi annelik beklentilerinin bağlanmaya etkisi

Amaç: Araştırmada primipar ve multipar annelerin doğum öncesi annelik beklentilerinin bağlanmaya etkisinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte, Tokat il merkezi ve ilçe devlet hastanelerinde (Şubat-Nisan 2023) 28-38 hafta arası gebe olan kadınlarda yapılmıştır. Örneklem büyüklüğü evreni bilinen örneklem hesabı formül ile %95 güven aralığında, ± %5 örnekleme hatası ile gerekli örneklem büyüklüğü, n = 2070 (1.96)2 (0.2) (0.8) / (0.5)2 (2070 -1) + (1.96)2 (0.2) (0.8)=218 olarak hesaplanmıştır. Primipar ve multipar gebe grupları 1:1 oranında olacak biçimde bir grup için en az 109 gebenin araştırmaya dâhil edilmesi uygun bulunmuştur. Örneklem ilgili hastanelerin kadın doğum poliklinikleri NST birimine başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 110 primipar ve 110 multipar gebe olmak üzere 220 gebeden oluşmuştur. Araştırma verileri, "Tanıtıcı Bilgi Formu, Doğum Öncesi Annelik Beklentileri Ölçeği (DÖABÖ) ve Anne Doğum Öncesi Bağlanma Ölçeği (ADÖBÖ)'' gerekli izinler ve onam alındıktan sonra gebelere yüz yüze uygulanarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri bilgisayar ortamında SPSS 22.0 paket programıyla değerlendirilmiş olup, tanımlayıcı özellikler frekans ve yüzdelik olarak ifade edilirken, ölçeğin değerlendirilmesinde ortalama ve standart sapma testleri, değişkenler arası farklar için pearson korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin belirlenmesinde p<0.05 hata payı istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmamızın primipar gebelerin DÖABÖ puan ortalaması 140.055±15.516, multipar gebelerin ise 132.327±13.358 bulunmuştur. Primipar gebelerin ADÖBÖ toplam puan ortalaması 76.900±8.010, multipar gebelerin ise 74.364±7.215 bulunmuştur. Primipar gebelerin DÖABÖ ve ADÖBÖ toplam puanlarının tanımlayıcı özellikler içerisinde sadece eğitim durumunda anlamlı farklılık görülmektedir (p<0.05). Multipar gebelerde ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Primipar ve multipar gebelerin doğum öncesi anne bağlanma düzeyindeki toplam değişim doğum öncesi annelik beklentileriyle ilişkilidir. Bu ilişki primipar ve multipar gebelerde farklı düzeyde görülmektedir. Primipar gebelerde doğum öncesi annelik beklentileri ile bağlanma arasında pozitif yönlü (r=0.580, p<0.05) orta düzeyde ilişki; multipar gebelerde ise pozitif yönlü (r=0.420, p<0.05) zayıf düzeyde ilişki vardır. Sonuç: Annelerin doğum öncesi beklentilerinin bağlanma sürecinde önemli bir rol oynadığı, primipar ve multipar gebeler arasında ise farklılıkların olduğu görülmüştür. Primipar gebelerde doğum öncesi annelik beklentileri ile bağlanma arasında pozitif yönlü, orta düzeyde ve eğitim düzeyi yükseldikçe bağlanma ve beklentinin arttığı, multipar annelerde de yine pozitif yönlü zayıf düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, anne-bebek bağlanma sürecini desteklemeyi ve geliştirmeyi amaçlayan uygun doğum öncesi bakım ve danışmanlık yoluyla doğum öncesi beklentilerin ele alınmasının ve yönetilmesinin önemini vurgulamaktadır. Ebelerin bu beklentileri anlayıp bunlara yanıt vererek, annelere bebekleriyle sağlıklı bir bağ geliştirme konusunda destek vermeleri önerilir.

Ceren Yılmaz
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan gebeler ile yetişkin gebelerin doğum korkusu ve kaygı düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırma, adölesan gebeler ile yetişkin gebelerin doğum korkusu ve kaygı düzeylerini karşılaştırmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki (01 Eylül 2018-31 Kasım 2018) araştırmanın evrenini, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran gebeler oluşturmuştur. Örneklemi ise 15-19 yaş arasındaki adölesan gebeler ve 20-35 yaş arasındaki yetişkin gebeler oluşturmaktadır. Araştırmada; dâhil edilme kriterlerini sağlayan, gebelikte risk durumu olmayan, araştırmaya katılmayı kabul eden, çalışmaya katılmaya engel olacak bir hastalık bulundurmayan, Türkçe okuma ve anlama kapasitesine sahip olan, 3. trimestırda, 62 adölesan ve 62 yetişkin gebe yer almıştır. Her iki gruptaki gebelerde bu çalışma için araştırmacı tarafından hazırlanmış olan "Tanıtıcı Bilgi Formu" kullanılmıştır. Gebelerin fiziksel özellikleri, sosyodemografik özellikleri ve obstetrik özelliklerine ait verileri içeren tanıtıcı bilgi formunun doldurulmasından sonra gebelerin doğum korku düzeylerini tespit etmek için "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi A Versiyonu Ölçeği'' kullanılmıştır. Gebelerdeki kaygı düzeyini belirlemek için de "Beck Anksiyete Ölçeği'' kullanılmıştır. Form ve anketler yüz-yüze görüşme yöntemi ile doldurulmuştur. Verilerin analizinde 'SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 20.0' yazılım programı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Adölesan ve yetişkin gebeler arasında yaş, gebelik öncesi ve gebelikteki vücut ağırlığı gibi fiziksel özellikler ile; eğitim durumu, çalışma durumu, aile tipi ve ekonomik durum gibi sosyodemografik özellikler ve bazı obstetrik özellikler (gebelik haftası, önceki gebeliklerde düşük yapmış olma ve gebeliğin planlı olması) açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,05). Gebelere uygulanan Wijma-A Doğum Beklentisi/ Deneyimi Ölçeği puanlarının toplam ortalaması 49,88±22,53 olarak hesaplanmış ve gebelerin doğum korkusunun orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Wijma-A toplam puan ortalaması adölesan gebelerde 50,73±21,33 ve yetişkin gebelerde 49,03±23,82 olup, grupların doğum korkusu açısından benzer olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Çalışmamızda gebelerin doğum korkusu düzeylerinin dağılımlarına bakıldığında adölesan olan gebelerin %25,8'inin düşük, %54,8'inin orta, %16,1'inin ağır, %3,2'sinin klinik düzeyde; yetişkin olan gebelerin ise %33,9'unun düşük, %44,5'inin orta, %14,5'inin ağır ve %8,1'inin klinik düzeyde doğum korkusu yaşadığı saptanmıştır. Adölesan ve yetişkin gebelere uygulanan Beck Anksiyete Ölçeği puanlarının toplam ortalaması ise 10,61±8,01 olup, gebelerin hafif düzeyde kaygıya sahip oldukları görülmüştür. Kaygı düzeyi puan ortalaması adölesan gebelerde 10,90±8,82 ve yetişkin gebelerde 10,30±7,17'dir. Gebelerin Beck Anksiyete Ölçeği toplam puanlarının yaş grupları arasında anlamlı bir farklılık göstermediği (p>0,05) saptanmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda, doğum korkusu ile kaygı düzeyi arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Adölesan ve yetişkin gebelerin; fiziksel özellikler ile bazı sosyodemografik ve obsterik özellikler açısından farklı olmalarına rağmen; korku düzeyleri benzer bulunmuş ve orta düzeyde doğum korkusu yaşadığı belirlenmiştir. Gebelere uygulanan Beck Anksiyete Ölçeği sonuçları incelendiğinde, gebelerin hafif düzeyde kaygıya sahip oldukları, adölesan ve yetişkin gebe grupları arasında kaygı düzeyi açısından anlamlı farklılık olmadığı ve doğum korkusu ve kaygı düzeyinin pozitif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Gebelerin orta düzeyde doğum korkusu yaşadıkları göz önünde bulundurulduğunda; doğum korkusunun azaltılması ve doğum sürecinin daha olumlu ilerleyebilmesi için başta ebeler olmak üzere deneyimli sağlık personelleri tarafından gerekli eğitimlerin düzenlenerek bilgilendirme çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiği söylenebilir.

Melek Kayır
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde evlilik uyumunun doğum öncesi algılanan stres ile ilişkisi

Bu araştırma, gebelerde evlilik uyumunun doğum öncesi algılanan stres ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tipte olan araştırma, 30 Aralık 2022- 30 Nisan 2023 tarihleri arasında Tokat il merkezindeki Tokat Devlet Hastanesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi gebe polikliniklerine takip amaçlı başvuran, sağlıklı, spontan ve tekil gebeliği bulunan, gebeliğinin 36-39.haftalarında olan 406 gebe ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak, "Tanımlayıcı Bilgiler Formu", "Doğum Öncesi Algılanan Stres Ölçeği (DÖASÖ)" ve ''Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ)'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde, normal dağılımı olan iki bağımsız grubun karşılaştırmasında Student t Test, üç ve üzeri grup karşılaştırmalarda Tek Yönlü Varyans Analizi (OneWay ANOVA) uygulanmıştır. Normal dağılım göstermeyen, iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U Testi, üç ve üzeri gruplarda Kruskal Wallis Testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiye Pearson Korelasyon Testi ile bakılmıştır. Katılımcıların ortalamaları incelendiğinde; yaş 29.73±4,46, gebelik haftası 37,48±0,98, gebelikte alınan kilo 10.61±1.9'dur. Kadınların %54.5'inin lise mezunu, %55.4'ünün ev hanımı olduğu, %64'ünün daha önce gebelik yaşadığı, %60.3'ünün istemli/planlı olarak gebe kaldığı, %52.2'sinin gebelikte herhangi bir sağlık problemi yaşamadığı belirlenmiştir. Gebelerin %48'i 3 kez, %33.5'i 2 kez, %11.1'i 4 kez ve üzerinde doğum öncesi bakım almıştır. Kadınların ölçek toplam ve alt boyut ortalamaları sırasıyla; DÖASÖ puanı 3.81±0.41 olup, medikal ve obstetrik riskler / fetal sağlık puanı 4.06±0.50; gebelikte psikososyal değişiklikler puanı 3.68±0.53; doğum beklentisi puanı 3.78±0.52'dir. Kadınların EUÖ toplam puanı 49.55±7.04'tür. Lise ve üzerinde eğitimi olan, daha önce gebelik yaşamayan, istemli/ planlı olarak gebe kalan, doğum sonrası bebek bakımı için desteği olan katılımcıların evlilik uyum puanları daha yüksektir (p<0.05). Eşi lise ve üzerinde eğitimi olan ve eşi memur olanların psikososyal değişikliklere yönelik stres düzeyleri daha yüksektir (p<0.05). Daha önce gebelik yaşamayanların, gebeliğe bağlı sağlık problemi yaşayanların doğum öncesi algıladıkları stres düzeyi, gebelikte psikososyal değişikliklere ve doğum beklentisine yönelik stres düzeyi daha yüksektir (p<0.05). İstemli/planlı olarak gebe kalan kadınların doğum öncesi algıladıkları stres düzeyi ve doğum beklentisine yönelik stres düzeyi daha düşüktür (p<0.05). Gebelikte hiç doğum öncesi bakım hizmeti almayanların bakım alanlara göre doğum öncesi algıladıkları stres düzeyi ve medikal ve obstetrik risklere/fetal sağlığa yönelik stres düzeyi daha düşüktür (p<0.05). Katılımcıların evlilik uyumu düzeyi arttıkça doğum öncesi algıladıkları stres düzeyi, medikal ve obstetrik risklere/fetal sağlığa yönelik, gebelikte psikososyal değişikliklere ve doğum beklentisine yönelik stres düzeyi azalmaktadır. Yaş arttıkça evlilik uyumu, doğum öncesi algılanan stres, medikal ve obstetrik risklere/fetal sağlığa yönelik, gebelikte psikososyal değişikliklere ve doğum beklentisine yönelik stres düzeyi azalmaktadır. Evlilik süresi arttıkça evlilik uyumu, doğum öncesi algılanan stres ve gebelikte psikososyal değişikliklere yönelik stres düzeyi azalmaktadır. Gebelik süresi arttıkça gebelikte psikososyal değişikliklere yönelik stres düzeyleri azalmaktadır. Ancak gebelikte kilo alımı arttıkça evlilik uyumu azalmakta, doğum öncesi algılanan stres, gebelikte psikososyal değişikliklere ve doğum beklentisine yönelik stres düzeyi artmaktadır. Sonuç olarak, gebelerin algıladıkları stres düzeyi yüksektir. Medikal ve obstetrik risklere / fetal sağlığa yönelik, gebelikte psikososyal değişikliklere ve doğum beklentisine yönelik algılanan stres düzeyi yüksektir. Kadınların çoğunluğu uyumlu bir evliliğe sahiptir. Evlilik uyumu yüksek olan kadınlar gebelik sürecinde daha az stres yaşamaktadır. Prenatal bakımda anne adayının demografik ve obstetrik özellikleri ile birlikte evlilik uyumu da dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Dürdane Çalışkan Altıntaş
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların çocuk sahibi olma isteği ve beden imajı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, kadınların çocuk sahibi olma isteği ile beden imajı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yapılmıştır. Tokat ili Emirseyit Aile Sağlığı Merkezi'ne (ASM) Mayıs 2024- Eylül 2024 tarihleri arasında takip amaçlı başvuran, sağlıklı, en az 1 yıl evli olan, son gebeliğinden sonra en az üç yıl çocuğu olmayan, fertil dönemde olan 232 gönüllü kadın ile araştırma yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak, "Kişisel Bilgi Formu", "Çocuk Sahibi Olma İsteği Ölçeği (ÇSOİÖ)"ve "Beden İmajı Ölçeği (BİÖ)" kullanılmıştır. Veri analizi SPSS 26 programında yapılmıştır. Kadınların yaş ortalamsı 34.52±5.67, BKİ'leri 25.31±5.01'dir. Kadınların %63.8'inin daha önce gebelik deneyimi olduğu, %77.6'sının AP yöntemi kullandığı, %56.9'unun gelecekte gebelik planladığı ya da gebe kalmak istediği belirlenmiştir. Katılımcıların ÇSOİÖ toplam puan ortalaması 57.16±9.1, BİÖ toplam puan ortalaması, 136.99±20.15'dir. Eğitim düzeyi ve eş eğitim düzeyi düştükçe çocuk sahibi olma isteği artmaktadır. Yaş arttıkça çocuk sahibi olmaya ilişkin tercihler olumlu yönde artarken, BKİ de artmakta ancak beden imajına yönelik olumlu algılar azalmaktadır. Kadınların BKİ'leri arttıkça, çocuk sahibi olma istekleri, pozitif çocuk doğurma motivasyonları ve çocuk sahibi olmaya ilişkin tercihleri artmaktadır. Ancak BKİ arttıkça, beden imajına yönelik olumlu algılar azalmaktadır. Toplam gebelik sayısı, canlı doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı arttıkça; çocuk sahibi olma isteği, pozitif çocuk doğum motivasyonu ve çocuk sahibi olmaya ilişkin tercihler artmakta, ancak beden imajına yönelik olumlu algılar arttıkça, toplam gebelik sayısı, canlı doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı azalmaktadır. Kadınların pozitif çocuk doğurma motivasyonları, çocuk sahibi olmaya ilişkin tercihleri ve sosyal inançları arttıkça, beden imajı düzeyleri düşmektedir. Olumlu beden imajı algısı arttıkça, çocuk sahibi olma isteği azalmaktadır. Beden imajı düzeyi, son gebelik üzerinden geçen süre ve eğitim durumu arttıkça, çocuk sahibi olma isteği azalmaktadır. Ancak AP yöntemi kullanmama durumu arttıkça çocuk sahibi olma isteği de artmaktadır.Kadınların çocuk sahibi olma isteği güçlü olup, olumlu beden imajına sahip oldukları görülmektedir. Beden imajı, BKİ, eğitim durumu, son gebelik üzerinden geçen süre ve AP yöntemi kullanma durumu çocuk sahibi olma isteği düzeylerinin %85.2'sini açıklayan anlamlı yordayıcılardır. Beden imaj düzeyi ve son gebelik üzerinden geçen süre ve eğitim durumu çocuk sahibi olma isteği düzeylerini negatif yönde etkilemektedir. Kadınların çocuk sahibi olma isteklerini artırmak, olumlu beden imajını güçlendirmek, bilinçli ve sağlıklı seçimler yapabilmeleri sağlamak için profesyonel destek ve danışmanlık önerilmektedir.

Esra Kaya Çelik
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde prenatal bakım memnuniyetinin normal doğum eğilimi ile ilişkisi

Bu araştırma, gebelerde prenatal bakım memnuniyetinin normal doğum eğilimi ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tipte olan araştırma, 30 Ocak 2023- Nisan 2023 tarihleri arasında Tokat Devlet Hastanesi, Erbaa Devlet Hastanesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi gebe polikliniklerine takip amaçlı başvuran, 28 hafta ve üzerinde sağlıklı tekil gebeliği bulunan, 404 gebe ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak, "Gebe Tanımlama Formu'', ''Doğum Öncesi Bakım Memnuniyet Ölçeği (DÖBMÖ)'' ve "Normal Doğuma İnanç Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler istatistik paket programı (IMB SPSS 22.0) ile analiz edilmiştir. Katılımcıları ortalamaları incelendiğinde; yaş 27.12±5.37, evlilik yaşı 22.50±3.78, gebelik haftası 33.80±3.99, gebelikte alınan kilo 10.58±1.27'dir. Katılımcıların çoğunluğu lise ve altı düzeyde eğitime sahip, ev hanımı, geliri giderine eşit, daha önce doğum deneyimi olmayan, ilk kez gebe kalan, isteyerek gebe kalan, gebeliklerini gebelik testi yaparak öğrenen ve en az bir kez DÖB hizmeti almış kadınlardır. Kadınların DÖBMÖ toplam puan ortalaması 71.40±13.12 olup, ölçek alt boyut ortalamaları; bakım sanatı 22.72±4.30, teknik kalite 13.44±2.69, fiziksel.70±2.71, ulaşılabilirlik 12.51±2.45 ve uygunluk 10.01±2.17'dir. Kadınların NDİÖ toplam puan ortalaması 77.10±11.14 olup, ölçek alt boyut ortalamaları; algılanan duyarlılık 9.52±2.79, algılanan ciddiyet 14.38±3.65, algılanan yarar 14.44±3.16, algılanan engeller 13.80±5.37, algılanan öz yeterlilik 14.09±3.52 ve algılanan sağlık motivasyonu 10.84±2.70'tir. Katılımcıların sosyodemografik ve obstetrik özelliklerine göre DÖBMÖ toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı fark yoktur (p>0.05). Katılımcıların sosyodemografik özelliklerine göre NDİÖ toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı fark yoktur (p>0.05). Katılımcıların obstetrik özelliklerine göre NDİÖ toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fark yoktur (p>0.05). Ancak kendisi gebelik belirtilerine bakarak gebeliğini öğrenen kadınların normal doğuma ilişkin algıladıkları engeller, gebeliğini doktora giderek öğrenen kadınlardan anlamlı olarak daha fazladır. Bu araştırmada DÖB hizmetini özel hastaneden alan kadınların normal doğuma ilişkin algıladıkları engeller, DÖB hizmetini ASM'den alanlardan daha fazladır. Yine DÖB hizmetini ASM'den alan kadınların normal doğuma ilişkin özyeterlilik algıları, DÖB hizmetini kamu ve özel hastaneden alanlardan daha yüksektir. Araştırmada DÖBMÖ toplam ve NDİÖ toplam puanları arasında düşük düzeyde pozitif yönde korelasyon belirlenmiştir (r=0.216, p<0.05). NDİÖ toplam puanları ile gebelik haftası arasında düşük düzeyde negatif yönde korelasyon belirlenmiştir (r=0.099) (p<0.05). Bu araştırmada doğum öncesi bakımda memnuniyet için bakım sanatı arttıkça normal doğuma ilişkin algılanan ciddiyet ve yarar artmaktadır. Doğum öncesi bakımda memnuniyet için teknik kalite ve uygun bakım arttıkça normal doğuma ilişkin algılanan ciddiyet, yarar ve sağlık motivasyonu artmaktadır. Doğum öncesi bakımda memnuniyet için teknik kalite arttıkça normal doğuma ilişkin algılanan engeller azalmaktadır. Bu araştırmada doğum öncesi bakımda memnuniyet için fiziksel çevre koşulları olumlu arttıkça, normal doğuma ilişkin algılanan duyarlılık ve ciddiyet artmaktadır. Doğum öncesi bakımda memnuniyet için kadınların sağlık bakımına ulaşılabilirlik düzeyi arttıkça normal doğuma ilişkin algılanan duyarlılık, ciddiyet ve sağlık motivasyonu artmaktadır. DÖBMÖ toplam puanı ve gebelik haftası değişkenlerinin NDİÖ toplam puanlarının anlamlı yordayıcıları olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu modele göre DÖBMÖ toplam puanı ve gebelik haftası değişkenleri NDİÖ puanlarının %22.7'sini açıklamaktadır. Gebelerin doğum öncesi dönemde aldıkları bakıma ilişkin memnuniyetleri arttıkça normal doğuma yönelik inanç düzeyleri artmaktadır. Gebelik haftası ilerledikçe normal doğuma inanç düzeyleri azalmaktadır. Kadınların normal doğum eğilimini arttırmak için, prenatal bakımda etkinliği ve memnuniyeti arttırmak, bireyselleştirilmiş destekleyici bir yaklaşım sergilemek önemlidir.

Saadet Hilal Oğuz
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebelikte doğum korkusunu azaltan non-farmakolojik girişimler: Sistematik inceleme ve meta-analiz

Gebelik süreci, kadınların fizyolojik, psikolojik ve sosyal olarak birçok değişim yaşadığı özel bir dönemdir. Bu süreçte ortaya çıkan tokofobi (tokofobi), kadının doğum deneyimi, doğum tercihi ve psikososyal uyum sürecini olumsuz etkileyebilmektedir. Tokofobi, sadece doğum eylemini değil; anne-bebek bağlanması, doğum sonrası ruhsal sağlık ve çocuk gelişimi gibi alanları da etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, gebelikte tokofobiyi azaltmaya yönelik uygulanan non-farmakolojik müdahalelerin etkinliğini sistematik bir şekilde incelemektir. Bu kapsamda, PRISMA bildirimi esas alınarak sistematik inceleme ve meta-analiz yöntemiyle 1998–2022 yılları arasında yayımlanmış, İngilizce ve Türkçe dillerindeki araştırma makaleleri taranmıştır. İnceleme sonucunda 18 çalışma sistematik derlemeye dahil edilmiştir. Müdahale yöntemleri arasında psikoeğitim, çözüm odaklı danışmanlık, bilinçli farkındalık, EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), doğuma hazırlık eğitimi, sanal gerçeklik, haptoterapi gibi çeşitli yaklaşımlar yer almaktadır. Bulgular, non-farmakolojik müdahalelerin tokofobi üzerinde anlamlı ve olumlu etkiler yarattığını göstermiştir. Özellikle bireyselleştirilmiş, kültürel olarak uyarlanmış ve çok oturumlu programların daha etkili olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, doğum korkusunun azaltılmasına yönelik girişimler, kadın merkezli doğumu güçlendirmekte ve sezaryen oranlarının azaltılmasına katkı sunmaktadır. Doğum korkusunun azaltılmasına yönelik girişimlerin ebelik uygulamalarına entegrasyonu önerilebilir.

Doğum korkusu
Hatice Acar Bektaş
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebelik bölümü öğrencilerine akran eğitim metodu ile verilen elektronik fetal monitörizasyon eğitiminin öğrencilerin bilgi, beceri ve özyeterlik düzeyine etkisi

Araştırma metodolojik ve randomize kontrollü deneysel tasarım olmak üzere iki aşamalı yürütülmüştür. İlk aşamasında "Elektronik Fetal Monitörizasyona Yönelik Bilgi Testi (EFMYBT)" ve "Elektronik Fetal Monitörizasyona Yönelik Beceri Değerlendirme Formu (EFMYBDF)" geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ebelik öğrencilerine Elektronik Fetal Monitörizasyona yönelik akran eğitimi metoduyla verilen eğitiminin öğrencilerin bilgi, beceri ve özyeterlik düzeylerine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Araştırmada kullanılacak EFMYBT ve EFMYBDF geliştirildikten sonra deneysel aşamasına geçilmiştir. Araştırmanın deneysel aşamasının örneklemini Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü 2. Sınıf 72 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın deneysel kısmının verileri 2024-2025 Eğitim-Öğretim Dönemi Güz Yarıyılında (23.09.2024-03.01.2025) toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, EFMYBT, EFMYBDF ve Elektronik Fetal Monitörizasyon İzlem Öz Yeterlik Ölçeği (EFMİÖÖ) ile toplanmıştır. Elektronik Fetal Monitörizasyon eğitimi sonrasında Kişisel Bilgi Formu, EFMYBT ve EFMİÖÖ ile ön testler toplanmıştır. Daha sonra öğrenciler randomizasyon ile Akran Eğitimi grubuna (36) ve Standart Eğitim Gruplarına (36) atanmıştır. Akran eğitimi grubu ile akran eğitimleri yapılmıştır. Standart eğitim grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Eğitimler tamamlandıktan sonra klinik uygulamada gebeler üzerinde tüm öğrenciler EFM uygulamasını gerçekleştirmiştir. Öğrencilerin uygulaması sırasında araştırmacı tarafından EFMYBDF doldurulmuştur. Uygulamanın hemen ardından son test olarak EFMYBT ve EFMİÖÖ verileri toplanmıştır. Akran Eğitimi Grubu ve Standart Eğitim Grubunun kişisel bilgileri benzer özellik göstermektedir (p>0.05). Öğrencilerin gruplar arası EFMİÖÖ ön test (p>0.05) ve son test (p>0.05) toplam puanları arasından anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin gruplar arası EFMYBT son test toplam puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Akran Eğitimi Grubunda bulunan öğrencilerin EFMYBT ön test ve son test puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.001). Diğer bir bulgu olarak öğrencilerin EFMYBDF'ndan aldıkları toplam puanları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.001). Araştırma sonucuna göre Akran eğitimi ile verilen EFM eğitiminin öğrencilerin EFM bilgisini ve becerisini geliştirmede etkili bir yöntem olduğu, EFM özyeterliliği ise etkilemediği belirlenmiştir. Ebelik öğrencilerine EFM eğitimlerinde Akran Eğitimleri kullanılabilir bir yöntemdir.

Ebelik eğitimi
Melek Şen Aytekin
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Vajinal yolla doğum yapan kadınlarda obstetrik şiddet ile anne-bebek bağlanması arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Araştırmada vajinal doğum yapan kadınlarda obstetrik şiddet ile anne-bebek bağlanması arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel ilişki arayıcı tipte tasarlanan bu araştırma, Ekim 2024-Ocak 2025 tarihleri arasında Tokat il merkezindeki gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, postpartum ilk 40 gün içerisinde canlı vajinal doğum yapmış ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan kadınlar dâhil edilmiştir. 95 güven aralığında ve %5 örnekleme hatası ile hesaplanan örneklem büyüklüğü 264 olarak belirlenmiş ve çalışmaya 267 kadın katılmıştır. Veriler, katılımcılara uygulanan "Tanıtıcı Bilgiler Veri Formu", "Obstetrik Şiddet Ölçeği (OŞÖ)" ve "Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ)" ile çevrimiçi toplanmıştır. Bilimler Araştırmaları Etik Kurul izni alınmıştır. Toplanan veriler bilgisayarda değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan kadınların Obstetrik Şiddet Ölçeği puan ortalaması 18.78±14.98, Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği toplam puan ortalamaları 1.95±2.43 olarak bulunmuştur. Obstetrik şiddet düzeyindeki artışın, anne-bebek bağlanmasının zayıflaması ile ilişkili olduğu, şiddete maruz kalan kadınların daha düşük bağlanma düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Obstetrik şiddet ile anne-bebek bağlanması arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmış (r=0.283, p<0.01), regresyon analizine göre obstetrik şiddetin bağlanma üzerinde anlamlı ve pozitif yönde etkili olduğu tespit edilmiştir (β= 0.046, p<0.001). Obstetrik şiddetin anne-bebek bağlanması üzerindeki toplam etkisinin %7.7 olduğu belirlenmiştir (R² = 0.077). Obstetrik şiddetin alt boyutları incelendiğinde, yalnızca "etkin olmayan iletişim" boyutunun anlamlı bir yordayıcı olduğu (R² = 0.123, p = 0.008), toplam varyansın %12.3'ünü açıkladığı görülmüştür (R² = 0.123). Doğum öncesi lavman uygulanan kadınların, uygulanmayanlara kıyasla anlamlı derecede daha yüksek obstetrik şiddet puanına sahip olduğu, doğum sürecinde sağlık profesyonellerinden iyi destek alan kadınların, kötü destek alanlara kıyasla anlamlı derecede daha düşük obstetrik şiddet puanına sahip olduğu, bebeğini doğumdan hemen sonra emziren kadınların obstetrik şiddet puanları daha düşük bulunurken, emzirme süresi geciken veya emzirmeyen kadınlarda obstetrik şiddet puanları daha yüksek çıkarken sağlık çalışanlarından şiddet algısı, anne-bebek bağlanmasını olumsuz etkilemiştir. Kadınların mesleki durumları, gebelik sayısı, doğum sonrası hissedilen duygular, doğum süreci boyunca maruz kaldığı uygulamalar ve ten teması gibi sosyodemografik ve obstetrik birçok faktörün etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmamızda obstetrik şiddet ve anne-bebek bağlanmasını etkileyen çeşitli demografik ve obstetrik faktörler incelenmiş olup çalışma sonuçlarımız obstetrik şiddet arttıkça anne-bebek bağlanmasının azaldığını göstermektedir. Bağlanma sürecini sekteye uğratan önemli bir faktör olan obstetrik şiddet maruziyetinin ortadan kaldırılması için ebeler tarafından farkındalık oluşturulup, annelere pozitif bir doğum deneyimi sağlayarak, sağlıklı anne-bebek bağının oluşumunu desteklemek gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Obstetrik Şiddet, Anne, Yenidoğan, Anne-Bebek Bağlanması, Vaji̇nal Doğum

Ezgi Yaren Bozkurt Çakal
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde genital benlik imajı, cinsel yaşam kalitesi düzeyleri ve aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma, gebelik dönemindeki kadınların genital benlik imajı (KGBİ) ile cinsel yaşam kalitesi (CYKÖ-K) arasındaki ilişkiyi trimester düzeylerine göre incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yürütülen araştırma, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde 01.04.2024–01.04.2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, birinci trimesterde 92, ikinci trimesterde 93 ve üçüncü trimesterde 97 olmak üzere toplam 282 gebe oluşturmuştur. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Kadın Genital Benlik İmajı Ölçeği ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın ile toplanmış; analizlerde tanımlayıcı istatistikler, ANOVA, Pearson korelasyon ve çoklu regresyon testleri kullanılmıştır. Bulgular: Trimester grupları arasında KGBİ puanları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p = .054), ancak CYKÖ-K puanları açısından anlamlı fark bulunmuştur (p = .012); 3. trimester grubunda cinsel yaşam kalitesi daha yüksektir. Çoklu regresyon analizinde, cinsel yaşam kalitesini yordayan değişkenler arasında yüksek eğitim düzeyi (B = 5.18), planlı gebelik (B = 5.42) ve KGBİ puanı (B = 1.30) yer almıştır. KGBİ puanını yordayan en güçlü değişken ise cinsel yaşam kalitesi olmuştur (B = 0.07; β = .31, p < .001). Sonuç: Gebelikte genital benlik imajı ile cinsel yaşam kalitesi arasında pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Özellikle cinsel yaşam kalitesi, genital benlik imajını yordayan en güçlü değişkendir. Bu doğrultuda, kadınların beden algısını ve cinsel yaşam kalitesini destekleyici bütüncül gebelik bakım yaklaşımlarının geliştirilmesi önerilmektedir.

Ayşen Yıldız Demir
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının human papilloma virüsü hakkında bilgi ve görüşlerinin bazı değişkenlere göre değerlendirilmesi

Bu araştırma, sağlık çalışanlarının Human Papilloma Virüsü (HPV) hakkında bilgilerini bazı değişkenlere göre değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki araştırma, 2024 yılında Ankara ilindeki bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 286 sağlık çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler, "Sosyodemografik Bilgi Formu" ve "HPV Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ)" kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U, Kruskall Wallis testleri uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcılar HPV-BÖ'den 18.73±4.73 (range 5-29) puan almıştır. En yüksek bilgi puanı "Genel HPV Bilgisi (10.59±2.47)" alanında, en düşük ise "HPV Aşı Program bilgisi (2.99±1.51)" alanında elde edilmiştir. Yaş gruplarına göre bilgi düzeyinde anlamlı fark bulunmuş; 30 yaş ve üzeri katılımcılar daha yüksek puan almıştır (p<0.05). Cinsiyet, medeni durum, görev unvanı ve çalışılan birime göre anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Mesleki eğitim sürecinde CYBE hakkında bilgi alanların bilgi düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bilgi kaynağı olarak arkadaşlarını belirtenlerin bilgi düzeyi daha düşüktür (p<0.05). HPV aşısı yaptıran (%12.2) ve yaptırmak isteyen (%69.9) katılımcıların bilgi puanları anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Katılımcıların %74.8'i aşı ücretsiz olursa yaptıracağını belirtmiştir. Sağlık çalışanlarının HPV' ye ilişkin bilgi düzeyleri orta düzeydedir. Aşı ve tarama konusundaki bilgi eksiklikleri dikkat çekicidir. Yaş, mesleki eğitim ve güvenilir bilgi kaynakları açısından HPV-BÖ puanları arasında anlamlı fark vardır. Aşıya yönelik olumlu tutum yüksek olsa da erişim ve maliyet engelleri mevcuttur. Bulgular, sağlık çalışanlarına yönelik hizmet içi eğitimlerin yaygınlaştırılması, HPV aşısının ulusal bağışıklama programına dahil edilmesi ve toplumsal farkındalık çalışmalarının artırılması gerektiğini göstermektedir.

Ebelik
Hazel Özbek
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Obez kadınlarda pariteye göre maternal ve neonatal sonuçların doğum sonu iyileşme kalitesi ile ilişkisi

Bu çalışma, obez kadınlarda pariteye göre, maternal ve neonatal sonuçların doğum sonu iyileşme kalitesi ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilimdalı'na doğum için gelen, beden kütle indeksi 30,0 kg/m2 dan yüksek olan gebeler oluşturmuştur. Örneklem G Power 3.1 bilgisayar programıyla hesaplanmıştır. Örneklemi, primipar 64, multipar 64 olmak üzere, toplam 168 kadın oluşturmuştur. Çalışmanın verileri 01.04.2024-31.07.2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Maternal-Neonatal Bilgi Formu, Doğum Sonu İyileşme Kalitesi Ölçeği ile elde edilmiştir. Gebeler doğumhaneye kabul edildikten sonra boy ve vücut ağırlığı ölçümü yapılıp beden kütle indeksi (BKİ) hesaplaması yapılarak örnekleme dahil edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik ölçütleri, tek ve çift yönlü varyans analizi, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi ve Binary lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Primipar ve multipar gebelerin doğum özellikler ile karşılaştırmasında doğumun sonuçlanma şekli, travayda indüksiyon uygulanma durumu, travay 3., 5. ve 6. saat oksijen satürasyon ortalamaları, travay 2. ve 6. saat vücut sıcaklığı ortalamaları ile gruplararasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Gebelerin şu an ki BKİ ortalaması değerlendirildiğinde primiparlarda 34,13±3,68; multiparlarda 34,56±3,03'tür. DSİKÖ puan ortalaması primiparlarda 56,72±19,07; multiparlarda 55,84±19,77 olup gruplararasında anlamlı farklılık olmadığı belirlenmiştir. Parite durumu ile DSİKÖ toplamının değişkenlerle çok yönlü karşılaştırmasında yaş, eğitim durumu, çalışma durumu, yerleşim yeri, aile tipi, şu an ki BKİ, gebelik öncesi BKİ, yenidoğan yoğun bakım ve oksijen gereksinimi değişkenleri ile arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuçta; maternal obez olan primiparların doğum sonu iyileşme kalitesi multiparlardan daha yüksektir. Anahtar Kelimeler: Parite, maternal obezite, neonatal sonuç, doğum sonu iyileşme kalitesi, ebelik

Diabet-gebelik sırasındaGebelikMaternal obezite
Ayşe Betül Elçin
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üreme çağındaki kadınların doğum korkusu ve çocuk doğurmaya yönelik tutumlarının incelenmesi

Bu araştırmada doğurganlık çağındaki kadınların çocuk doğurma korkusu ve çocuk doğurmaya yönelik tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yürütülen araştırma, 15.05.2024-15.09.2024 tarihleri arasında Divriği Sadık Özgür Devlet Hastanesine başvuran, doğurganlık çağında olan 322 kadın ile yüz yüze yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Veri Formu, Doğurganlık Çağındaki Kadınların Çocuk Doğurma Korkusu Ölçeği (ÇDKÖ) ve Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği (DÇDYTÖ) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler istatistik paket programı (IBM SPSS 22.0) ile analiz edilmiştir. Elde edilen verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığı ve varyansların homojen dağılım gösterip göstermediği değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı analizler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum, maksimum) yapılmıştır. Verilerin normallik testleri Kolmogorov-Smirnov testi, histogram grafikleri, çarpıklık ve basıklık değerleri ile yapılmıştır. Normal dağılım göstermeyen, iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve üzeri gruplarda Kruskall-Wallis H testi kullanılmıştır. Üç ve üzeri gruplarda farkın hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek için Tamhane post-hoc Test kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiye Spearman'srho testi ile bakılmıştır. Normal dağılım gösteren iki bağımsız grubun karşılaştırmasında Student T Test, üç ve üzeri grup karşılaştırmalarda Tek Yönlü Varyans Analizi (OneWay ANOVA), korelasyon için Pearson test kullanılmıştır. Çalışmada p <0,05 anlamlılık sınırı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca kullanılan ölçeklerin Cronbach Alpha değerleri hesaplanmıştır. Katılımcıların, %69,9'unun evli olduğu, %45,3'ünün lisans veya lisansüstü mezun olduğu, %35,7'sinin v gelir durumunun gelir giderden az olduğu, %92,2'sinin aile yapısının çekirdek aile olduğu, %59,6'sının ev hanımı olduğu, %49,7'sinin çocuk sahibi olmak istediği, çocuk sahibi olmak isteyenlerin %85'inin çocuk sahibi olmak isteme sebebinin anne olmak için olduğu, %55,9'unun çocuk doğurmaktan korktuğu, %36,6'sının doğum kontrol yöntemi kullandığı tespit edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 28.43±6.21 iken, ilk çocuğa sahip olmak isteme yaşı ortalaması 27.71±2.67 olduğu bulunmuştur. Araştırmaya katılan kadınların, Çocuk doğurma korkusu toplam puan ortalaması 46.64±11.13 olduğu tespit edilmiştir. Gebelik, Doğum ve Annelik Rolü Korkusu ortalaması 18.80±5.76; fiziksel ve sosyal gereksinimlerin karşılanamaması korkusu alt boyut puan ortalaması 12.67±4.18; gebelik ve doğum sorunları korkusu alt boyut puan ortalaması 15.16±4.31 olduğu sonucuna varılmıştır. Kadınların doğurganlık ve çocuk doğurmaya yönelik tutumlarına ilişkin; gelecekteki önem alt boyutu puan ortalaması 25.88±5.80; şimdiki engel alt boyutu puan ortalaması 25.83±8.32; kadınlık kimliği alt boyutu puan ortalaması 16.44±5.76 olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılanların yaşı, medeni durumu, eğitim durumu ile Çocuk Doğurma Korkusu Ölçeği toplam ve alt boyutları arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Kadınların çocuk sahibi olmak isteme nedenleri, çocuk doğurmaktan /doğum yapmaktan korkma durumu, doğum kontrol yöntemi kullanma durumu, kullanılan doğum kontrol yöntemi ile ÇDKÖ toplam puanları arasında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Araştırmaya katılanların yaşı ile Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği (DÇDYTÖ) kadınlık kimliği alt boyut puanı arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, bir kadın için doğum yapmak ve ebeveyn olmak mutluluk verici bir yaşam olayı olmakla birlikte aynı zamanda sters verici bir olay olarak da düşünülmektedir. Çocuk sahibi olmanın kadınların mevcut hayatında bir engel olabilmesiyle birlikte, gelecekte doğurganlık ve annelik değeri önemlidir. Bireysel farklılıklar ve yaş ile ilgili doğurganlık, toplumda kadınlar ve onların partnerleriyle birlikte sağlık hizmetlerinde ele alınmalı ve tartışılmalıdır. Nitekim, 21. yüzyılda annelik ve çocuk sahibi olma ile ilgili kadın kimliği konusunda geniş örneklemli araştırmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Korku, Doğum, Korkusu, Doğurganlık, Tutum

Ayşe Torun
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Babalarda eş desteğinin rahim içi baba bağlanması ve babalık rolü algısına etkisi

Amaç: Bu araştırma babalarda eş desteğinin rahim içi baba bağlanması ve babalık rolü algısına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki araştırmanın örneklemini 01/04/2024-01/04/2025 tarihleri arasında Tokat Turhal Devlet Hastanesi Gebe Okuluna, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 121 baba oluşturmuştur. Veriler "Kişisel Veri Formu", "Eş Desteği Ölçeği", "Rahim İçi Baba Bağlanma Ölçeği" ve "Babalık Rolü Algı Ölçeği" kullanılarak formlar yüz yüze katılımcıya iletilmiş formu doldurmaları istenmiştir. Verilerin analizinde SPSS istatistik paket programı kullanılmıştır. Veriler ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, sayı (n), yüzde (%), Bağımsız örneklem T-testi veya "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılarak değerlendirilmiştir. Ölçekler arası ilişkiyi belirlemek için Pearson korelasyon, etkiyi belirlemek için Lineer (Doğrusal) Regresyon analizi kullanılmıştır. İstatistik anlamlılık düzeyi () %5 olarak alınmıştır. Bulgular: Babaların Eş Destek Ölçeği puan ortalaması 73,88±7,05, Rahim İçi Baba Bağlanma Ölçeği puan ortalaması 72,84±10,95, Babalık Rolü Algı Ölçeği puan ortalaması 98,80±9,55 olarak saptanmıştır. Eşin gebelik sayısı ile algılanan eş desteği arasında zayıf-orta kuvvette, negatif (r=-0,306, p= 0,001) ve istatistiksel olarak anlamlı, mevcut gebelik dahil yaşayan çocuk sayısı ile algılanan eş desteği arasında zayıf, negatif (r =-0,212, p=0,019) ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Algılanan eş desteği puanları ile rahim içi baba bağlanma puanları arasında orta kuvvette, pozitif ve istatistiksel olarak çok anlamlı (r=0,465, p=0,001), babalık rolü algısı puanları ile orta kuvvette, pozitif ve istatistiksel olarak çok anlamlı (r=0,470, p=0,001) bir korelasyon saptanmıştır. Rahim içi baba bağlanma puanları ile babalık rolü algısı puanları arasında da orta kuvvette, pozitif ve istatistiksel olarak çok anlamlı (r = 0,520, p = 0,001) bir korelasyon belirlenmiştir. Sonuç: Babaların algıladıkları eş desteği rahim içi baba bağlanmasını ve babalık rolü algısını etkilemektedir. Bu doğrultuda, babaların gebelik sürecinde algıladıkları eş desteğinin, rahim içi baba bağlanması ve babalık rolü algısı üzerindeki olumlu etkisi dikkate alınarak; eş desteğini artırmaya yönelik bütüncül, aile temelli yaklaşımlar çerçevesinde geliştirilecek eğitim, danışmanlık ve sağlık hizmeti müdahale programlarının yaygınlaştırılması ve bu programların sağlık politikalarına entegre edilmesi önerilmektedir.? Yoksa madde made mi öneri Anahtar Kelimeler: Eş Desteği, Babalık Algısı, Doğum, Bağlanma, Baba, Ebelik

Gebelik
Eda Karakuş
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Primipar gebelerin normal doğuma yönelik öz yeterlilik algıları ile spiritüel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Araştırma primipar kadınların spiritüel iyi oluş düzeyleri ile normal doğuma yönelik öz yetelilik algıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki belirleyci tipte gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini, 24 Ağustos 2023- 16 Temmuz 2024 tarihleri arasında Sivas ili Numune Hastanesi'ne başvuran, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmayı katılmayı kabul eden 280 primipar gebe oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Spiritüel İyi Oluş Ölçeği (SİOÖ)" ve "Normal Doğuma Yönelik Özyeterlilik Ölçeği (SEVB)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, Tek Yönlü Varyans Analizi (OneWay ANOVA), Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon testi ile değerlendirilmiştir. Gebelerin SEVB puan ortalaması 55.74±20.55, SİOÖ toplam puan ortalaması 124.21±13.72 olarak, bulunmuştur. Gebelerin eğitim düzeyi, çalışma durumu, gebeliğinin planlı olma durumu, tercih edilen doğum şekli ile gebelerin spirütüel iyi oluş puan ortalamaları arasında anlamlı derecede bir ilişki bulunmuştur. Gebelerin tercih edilen doğum şekli ile normal doğuma yönelik özyeterlilik puan ortalaması anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Gebelerin SEVB puanları ile SİOÖ toplam puanları (r=0.341, p<.01) arasında anlamlı ilişki elde edilmiştir. Sonuç olarak SEVB puanları arttıkça SİOÖ toplam puanları da artmaktadır. Doğum ve anneliğin kadınlar için spiritüel boyutu olan birer süreç olduğu göz önünde bulundurularak antenatal eğitimlerde spiritüelite ve doğum arasındaki bağlantı ele alınmalı ve farklı örneklem büyüklükleri ile spiritüel iyi oluş ve doğum öz yeterliliğini içeren deneysel veya nitel araştımalar yapılması önerilmektedir.

Büşra Amaç
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların beden algısı genital benlik imajını etkiler mi?

Amaç: Kesitsel ve tanımlayıcı araştırmanın amacı, hastanede çalışan kadınların beden algılarının genital benlik imajına-GBİ etkisi ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesidir. Gereç-Yöntem: Araştırma, ilde bulunan iki hastanede çalışan kadınlara (N=1204) uygulanmıştır. Örneklemi %95 güven aralığı ve ±5 yanılma payı ile 292 kadın oluştururken ve 323 kadına ulaşılmıştır. Literatür doğrultusunda geliştirilen "Sosyodemografik Veri Formu", "Kadın Genital Benlik İmajı Ölçeği-KGBİÖ'' ve "Beden Algısı Ölçeği-BAÖ'' ile veriler toplanmıştır. Etik kurul izinleri alınmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayarda (SPSS-22.0) değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel ölçütler, t testi, One-Way ANOVA, Mann- Whitney U, ortalama testleri, pearson korelasyon ve çoklu regreyon analizi kullanılmıştır. p <0.05 anlamlı kabul edilmiştir, Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 33.49±7,36; boy ortalaması 162.59±6.16 cm; kilo ortalaması 66.22±12.03 kg olarak saptanmıştır. Katılımcıların BAÖ toplam puan ortalaması 144.67±24.86, beden memnuniyeti yüksektir. KGBİÖ toplam puan ortalaması 19.78±4.41, olumlu GBİ'ye sahiptir. Kadınların yaşı, eşinin öğrenim durumu, eşiyle uyumu ve yaşanılan yerin, BAÖ toplam puan ortalamaları üzerinde anlamlı fark yarattığı belirlenmiştir. BAÖ toplam puanı ile özelliklerin karşılaştırmasında vücudunda görünümünden memnun olmadığı organ/vücut bölümünde estetik amaçlı cerrahi müdahale geçirmeyi planlama durumu, menopoza girme durumu ile BAÖ toplam puan ortalaması arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0.05). Yine mesleği, eşiyle uyum durumu KGBİÖ puan ortalamalarıyla karşılaştırıldığında aralarında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Vajinal muayene sırasında hissedilen duyguyla KGBİÖ toplam puan ortalaması arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların ebe ve hemşire değişkenleri ile KGBİÖ puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık olduğu ve ebelerin daha yüksek KGBİÖ puan ortalamasına sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0.05). Katılımcıların %58.8'inin vücudunu güzelleştirmede ameliyatsız kozmetik/estetik uygulama yaptırdığı belirlenmiştir. Katılımcıların obstetrik ve emzirme özellikleri ile BAÖ ve KGBİÖ toplam puan ortalamasının karşılaştırmasında değişkenler ile arasında anlamlı farklılık olmadığı (p>0.05) grupların benzer özellik gösterdiği saptanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; BAÖ ile KGBİÖ toplam puanı arasında orta düzeyde, pozitif yönlü anlamlı ilişki (r=0.476; p=0.000) olduğu; kadınlarda beden algısı puanı arttıkça GBİ puanının arttığı belirlenmiştir. Regresyon analizinde, yordayıcı değişkenlerin beden algısıyla anlamlı bir ilişki sergiledikleri görülmüştür (F=10.119;p<0.05). Vücut görünümünden memnun olmadığı organ/vücut bölümünde (meme) estetik amaçlı cerrahi müdahale geçirmeyi planlayanların [β=12,603 en yüksek] ve KGBİÖ toplamı değişkenlerinin beden algısı üzerinde anlamlı yordayıcılar olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç ve Öneriler: Yaşı genç, ilçede yaşayan, eşinin öğrenim durumu yüksek ve uyumlu olan katılımcıların BA yüksek; ebelik mesleği çalışanları ve eş uyumu olanlarda GBİ yüksektir. Hastanede çalışan kadınların beden algısı puanı arttıkça GBİ puanı artmıştır. Katılımcılara beden ve genital bölgelerine yönelik doğal görünüm hakkında bilgilendirmek ve uygun danışmanlığın sağlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, Kadın, Beden Algısı, Genital Benlik

Perihan Çiçek
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Travayda verilen bireyselleştirilmiş ebelik bakımının doğum memnuniyetine ve yenidoğanı algılamasına etkisi

Bu çalışma, travay süresince uygulanan bireyselleştirilmiş ebelik bakımının doğum memnuniyeti ve yenidoğanı algılama düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel tasarımda yürütülmüştür. Araştırma, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Uygulama, Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doğum Salonu'nda 21.03.2025–01.11.2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş ve vajinal doğum yapan, çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 80 kadın randomizasyon yöntemiyle deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Doğum Memnuniyeti Ölçeği (DMÖ) ve Yenidoğanı Algılama Ölçeği (YAÖ I–II) kullanılarak toplanmıştır; YAÖ I erken postpartum dönemde, YAÖ II ise postpartum birinci ayda uygulanmıştır. Analizlerde SPSS 22.0 programı kullanılmış; tanımlayıcı istatistikler, parametrik ve nonparametrik testler, korelasyon ve tekrarlı ölçüm analizleri gerçekleştirilmiş, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Deney ve kontrol grupları sosyo-demografik, obstetrik, doğumhaneye kabul ve yenidoğana ilişkin özellikler açısından genel olarak benzer bulunmuş, yalnızca mevcut psikolojik durum ve evde kiminle yaşandığı değişkenlerinde anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Bulgulara göre, travayda bireyselleştirilmiş ebelik bakımı uygulanan deney grubunun DMÖ toplam ve alt boyut puan ortalamaları kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuş (p<0,001), bu durum bireyselleştirilmiş bakımın doğum memnuniyetini artırmada etkili olduğunu göstermektedir. Deney grubunda doğum memnuniyeti özellikle annenin psikolojik durumu ile ilişkilidir. Yenidoğan Algılama Ölçeği I ve II toplam puan ortalamaları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamış (p>0,05); ancak erken postpartum dönemde deney grubunun yenidoğana yönelik algısı daha olumlu, birinci ay değerlendirmesinde ise kontrol grubunun daha pozitif algı sergilediği gözlenmiştir. Gruplar arasında yenidoğanı negatif algılayan annelerin oranı her iki dönemde de yüksek bulunmuştur. Deney grubunda DMÖ toplamı ile YAÖ I arasında negatif, YAÖ II arasında pozitif yönlü zayıf ve anlamsız ilişki saptanmıştır (p>0,05). Sonuç olarak, travay süresince verilen bireyselleştirilmiş ebelik bakımının doğum memnuniyeti üzerinde belirgin ve olumlu etkisi olduğu; yenidoğan algılamada ise erken dönemde olumlu etki sağladığı, birinci ayda ise sürdürülebilir fark yaratmadığı belirlenmiştir.

Ebelik
Hilal Bulduk
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin gebelikte kendilerini algılama durumları, mutluluk düzeyleri ile prenatal anksiyete arasındaki ilişki

ÖZET GEBELERİN GEBELİKTE KENDİLERİNİ ALGILAMA DURUMLARI, MUTLULUK DÜZEYLERİ İLE PRENATAL ANKSİYETE ARASINDAKİ İLİŞKİ Amaç: Araştırmada gebelerin gebelikte kendilerini algılama durumları, mutluluk düzeyleri ile prenatal anksiyete arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tasarımda gerçekleştirilen araştırma, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniklerine (4 poliklinik) başvuran, dahil edilme kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 18-45 yaş arası 360 gebe ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Gebelerin Kendilerini Algılama Ölçeği (GKAÖ)", "Gebelikle İlişkili Anksiyete Ölçeği (GİAÖ)" ve "Mutluluk Ölçeği (MÖ)" kullanılarak (yüz-yüze) toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı ile tanımlayıcı istatistiksel ölçütler, t testi, One-Way ANOVA, Mann- Whitney U, ortalama testleri, pearson korelasyon ve çoklu regreyon analizi kullanılarak değerlendirilmiş ve p <0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların GKAÖ toplam puan ortalaması 33.21±4.69; MÖ toplam puan ortalaması 22.56±5.38 ve GİAÖ toplam puan ortalaması 76.35±9.22 olarak bulunmuştur. Gebelerin annelik algıları yüksek ve beden algıları olumlu; mutluluk durumlarının yüksek düzeyde olduğu ve anksiyete durumlarının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Gebelerin ve eşlerinin eğitim düzeyi, gebeliğin planlı olma durumu, gebelik haftası, gebelik ve annelik sürecine yönelik eğitim alma durumu, ev işleri/sosyal yaşantıda destek varlığı ile GKAÖ toplam puanları arasında anlamlı derecede ilişki bulunmuştur. MÖ ile gebelerin ve eşlerinin eğitim düzeyi ve çalışma durumu, gebeliğin planlı olma durumu, ev işleri/sosyal yaşantıda destek varlığı arasında anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Gebelerin çalışma ve gelir durumları, gebelik sayıları, gebelik haftaları, tercih edilen doğum şekli ile GİAÖ arasında v anlamlı fark bulunmuştur. Gebelerin MÖ puanları ile GKAÖ toplam puanları arasında pozitif yönlü, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.288; p<.001). GKAÖ ile GİAÖ arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde anlamsız bir ilişki olduğu saptanmıştır (r=-0.029; p=0.586). Mutluluk ölçeği ile GİAÖ arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde anlamsız bir ilişki olduğu bulunmuştur (r=-0.027; p=0.615). Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre gebelerin mutluluk düzeyi arttıkça kendini algılama düzeylerinin anlamlı şekilde yükseldiği; gebelerin kendini algılama düzeyi arttıkça gebelikle ilişkili anksiyete düzeylerinin azaldığı; ayrıca mutluluk düzeyinin doğrudan prenatal anksiyeteyi düşürdüğü saptanmıştır. Bu bulgular, mutluluk düzeyinin hem doğrudan hem de dolaylı olarak gebelikle ilişkili anksiyete düzeylerini azaltabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, Gebe, Kendini Algılama, Mutluluk, Prenatal Anksiyete

Beden algısıBenlik algısıPozitif algı+2
Eylem Sandalcı
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Menopoz döneminde eş desteğinin kadınların yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Çalışma menopoz döneminde eş desteğinin kadınların yaşam kalitesi üzerinde etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç Yöntem: Tanımlayıcı türde planlanan çalışma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversite Hastanesine 08/2024-12/2024 tarihleri arasında başvuran menopoza girmiş 200 kadın ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Menopoz Eş Desteği Ölçeği, Utian Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 57.18±8.30, evlilik yılı ortalaması 35.32±10.95 , menopoz yaş ortalaması 46.11±4.94 ; menopoz süresi ortalaması 11.23±8.09 ; menstrual siklus başlama yaş ortalaması 12.55±1.66 . Kadınların %85.5'inin doğal yol ile menopoza girdiği, %59.5'inde menopoza yönelik şikâyet olmadığı, menopozal şikayeti olanların %48.4'ünün sıcak basması/terleme şikayetinin olduğu, %90.5'inin menopoz şikayetlerine yönelik tedavi almadığı, %92'sinin menopoza yönelik psikolojik destek almadığı, %62'sinin menopoza yönelik bilgi almadığı belirlenmiştir. Çalışmada, Menopoz Eş Desteği Ölçeği toplam puan ortalaması 106.51±40.11, alt boyutların puan ortalaması "duygusal destek" için 33.87±13.42, "araçsal destek" için 16.32±8.69, "değer verme desteği" için 39.82±14.73, "cinsel yakınlık desteği" için 16.49±9.07; Utian Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalaması 58.56±6.42, alt boyutların puan ortalaması "meslek/iş yaşam kalitesi" için 17.56±2.88; "cinsel yaşam kalitesi" için 7.66±1.98; "sağlıklı yaşam kalitesi" için 18.99±3.17; "emosyonel yaşam kalitesi" için 14.35±2.83 bulunmuştur. Menopoz Eş Desteği Ölçeği toplamı ile Utian Yaşam Kalitesi Ölçeği toplamı arasında pozitif yönlü, orta düzeyde, anlamlı bir ilişki olduğu (r=-0.437; p<.001) belirlenmiştir. En yüksek ilişki Menopoz Eş Desteği Ölçeği toplamı ile "değer verme desteği" alt boyutu arasında çok güçlü düzeyde, anlamlı, pozitif yönlü saptanmıştır. Menopoz Eş Desteği Ölçeği üzerinde eş çalışma durumu, sağlık güvencesi varlığı, menopoza yönelik bilgi alma durumu değişkenlerinin; Utian Yaşam Kalitesi Ölçeği üzerinde ekonomik durum, menopoz yaşı değişkenlerinin anlamlı yordayıcılar olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç ve Öneriler: Çalışmanın bulguları doğrultusunda kadınların menopoz döneminde yeterli eş desteğine sahip oldukları, yaşam kalitelerinin ise orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kadınların eşlerinden aldıkları destek arttıkça yaşam kalitesinin de arttığı saptanmıştır. Bu doğrultuda; sağlık profesyonellerinin, menopoz sürecine ilişkin bilgilendirme faaliyetlerini yalnızca kadınlara değil, eşlere yönelik olarak da planlaması, çift ilişkilerinin güçlendirilmesi ve menopoz dönemindeki kadınların yaşam kalitesinin artırılması amacıyla önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Yaşam Kalitesi, Eş Desteği, Ebelik

Birgül Temur
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı merkezlerde doğum yapan kadınların doğum ünitesi memnuniyetlerinin travmatik doğum algılarına etkisi

Bu araştırma, farklı merkezlerde vajinal doğum yapan kadınların doğum ünitesi memnuniyetlerinin travmatik doğum algılarına etkisi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tasarımda planlanan araştırma, Tokat ilinde bulunan iki hastanede vajinal doğum yapan 275 lohusa ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, literatür doğrultusunda geliştirilen "Sosyodemografik Veri Formu", "Doğum Ünitesi Memnuniyet Değerlendirme Ölçeği" ve "Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ)" ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t-testi, tek yönlü ANOVA ve Post-Hoc testlerinden Tukey HSD ve Tamhane's testleri kullanılmıştır. Veriler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon analizi ile değerlendirilmiş; yordayıcılık düzeyi ise basit doğrusal regresyon analizi ile belirlenmiştir. İstatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi %95 güven aralığında ve p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Doğum yapan kadınların yaş ortalaması 27.58±5.10 yıl; evlilik süresi ortalaması ise 5.65±4.57 yıl olarak bulunmuştur. Kadınların Doğum Ünitesi Memnuniyet Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 122.49±11.35, Travmatik Doğum Algısı Ölçeğitoplam puan ortalaması 68.47±25.01 bulunmuştur. Kadınların doğum yaptıkları merkeze göre Doğum Ünitesi Memnuniyet Değerlendirme Ölçeği ile Travmatik Doğum Algısı Ölçeğitoplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Üniversite hastanesinde doğum yapan kadınların Doğum Ünitesi Memnuniyet Değerlendirme Ölçeği alt boyutlarından İletişim ve Bakım, Konfor ve Doğumu Destekleyici Olanaklar puan ortalamalarının devlet hastanesinde doğum yapan kadınlara göre daha yüksek; Travmatik Doğum Algısı Ölçeği puan ortalamalarının ise daha düşük olduğu görülmüştür. Doğum odasının Fiziki Özelliklerine Yönelik Memnuniyetin, il merkezinde yaşayanlarda ve ileri yaş gebelerde daha düşük olduğu; Konfor Memnuniyetinin ise eşi çalışmayan ve eşi ilköğretim mezunu olan kadınlarda daha düşük, İletişim ve Bakım Memnuniyetinin çekirdek ailede yaşayanlarda daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, gebelik haftası arttıkça İletişim ve Bakım, Doğum Odasının Fiziki Özellikleri ve Konfor Memnuniyetinin arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Travmatik Doğum Algısı Ölçeği puan ortalaması sosyodemografik ve obstetrik özelliklere göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir (p>0.05). Ölçekler arası ilişki incelendiğinde;Doğum Ünitesi Memnuniyet Değerlendirme Ölçeği ve Travmatik Doğum Algısı Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur (F=115,021; p<0.05). Regresyon analizine göre, travmatik doğum algısının %29,6'lık kısmı doğum ünitesi memnuniyeti düzeyi tarafından açıklanmaktadır. Doğum ünitesi memnuniyetinde 1 birimlik artış, travmatik doğum algısında 1,319 birimlik bir azalmaya neden olmuştur (p<0.05). Çalışamanın bulguları doğrultusunda; doğum yapan kadınların doğum ünitesi memnuniyetlerinin yüksek, travmatik doğum algılarının orta düzeyde olduğu;doğum ünitesi memnuniyet düzeyi arttıkça travmatik doğum algısının azaldığı ve üniversite hastanesinde doğum yapan kadınlarda devlet hastanesinde doğum yapanlaragöredoğum ünitesi memnuniyet düzeylerinin daha yüksektravmatik doğum algılarının ise düşükolduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, doğum ortamlarının kalitesinin artırılması, kadınların daha olumlu bir doğum deneyimi yaşamalarına katkı sağlayacaktır. Bu açıdan doğum ünitelerinin doğum yapan kadınların ve ebelerin görüşleri doğrultusunda ve uygunluk kriterleri dikkate alınarak dizayn edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, vajinal doğum, doğum ünitesi memnuniyeti, travmatik doğum algısı

Doğum odalarıDoğum travmasıHasta memnuniyeti+1
Şeyda Esen
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğanlarda ninnilerin ve beyaz gürültünün emzirmenin başlatılması üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırmada, İntrauterin seslere benzeyen beyaz gürültü ile ninnilerin sakinleştirici, rahatlatıcı etkisinin yenidoğanın ekstrauterin hayata uyumunu kolaylaştıracağı düşüncesinden hareketle, kadın sesi, erkek sesi ninninin ve beyaz gürültünün yenidoğanlarda emzirmenin başlatılması üzerine etkisinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel araştırma Tokat Devlet Hastanesi'nde (03.12.2018-30.07.2019) yapılmıştır. Araştırmanın evrenini belirlenen tarihler arasında hastanede doğan term yenidoğan bebekler (N=917) oluşturmuştur. Örneklemi ise randomize edilen ve 4 gruba ayrılan [Bir kadının söylediği ninni (n=40), bir erkeğin söylediği ninni (n=40), beyaz gürültü (n=40) dinletilen ve hiçbir uygulamanın yapılmadığı kontrol grubu olarak (n=40)] yenidoğanlar (n=160) oluşturmuştur. Veriler, "Anne ve Bebeği Tanıtıcı Bilgi Formu", "LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği" ile toplanırken, müzik çalar ve taşınabilir speaker, desibel ölçüm cihazı, Beyaz Gürültü CD'si ve ninni CD'leri kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi SPSS 19 paket programında yüzdelik dağılım, ortalama, ki-kare testi, bağımsız ve bağımlı gruplarda t-testi, varyans analizi, Korelasyon, Regresyon analizleri kullanılarak yapılmıştır. İstatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi için p<0.05 değeri kabul edilmiştir. Bulgular: Beyaz gürültü, erkek sesi ve kadın sesi ninni dinletilen (Deney) ve kontrol grubundaki yenidoğan bebeklerin, doğumdan 24 saat sonraki LATCH Emzirme Tanılama Ölçeğinden aldıkları puanlar karşılaştırıldığında; deney grubundaki yenidoğanların (KSN=6,90±1,75(b),ESN=7,45±1,48(bc),BG=8,20±1,81(c)), kontrol grubuna (5,15±2,38(a)) göre emzirme puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Beyaz gürültü dinletilen grubun diğer deney gruplarına göre anlamlı derecede fark oluşturduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Dinletilen ninni ve beyaz gürültünün deney gruplarındaki emzirmenin başlatılması puanının, kontrol grubuna göre artırdığı, beyaz gürültünün sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisinin emzirmenin başlatılmasını desteklemede en etkili yöntem olduğu belirlenmiştir

Bebek-yenidoğmuşBebeklerEbelik+3
Esma Kır
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum indiksiyonu sentetik oksitosinin yenidoğan umblikal kord gazına ve oksijen saturasyon düzeyine etkisi

Araştırma Tokat Devlet Hastanesi'nde (18.01.2019 -13.11.2019) randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini hastaneye doğum yapmak amacıyla başvuran kadınlar (N=965) oluştururken, örneklemini ise randomize olarak seçilen 120 kadın ve yenidoğan bebek oluşturmuştur. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; nicel gruplar arası ortalamalar Bağımsız Örneklem t Testi, İki Ortalama Arasındaki Farkın önemlilik testi, Tekrarlı Ölçümlerde İki Yönlü Varyans Analizi veya Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Nitel değişkenler arası ilişkiler ise Ki-Kare Testi kullanılarak değerlendirildi. Randomizasyonun etkisinin sürdürülmesinde ve eksilme yanlılığının önlenmesinde eksilen katılımcılar için tedavi amacına yönelik analiz (intention-to-treat analiz) (ITT), beklenti maksimizasyon yöntemi ile kayıp gözlem analizi kullanılmıştır. Bulgular: Doğum indüksyonu amacı ile uygulanan sentetik oksitosinin umblikal kord kan gazı parametreleri (pH, laktat, PCO2, actuel vestandart bikarbonat) deney grubu ve kontrol grubu içerisi karşılaştırmaları yapıldığında, aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Doğum indüksyonu amacı ile uygulanan sentetik oksitosinin1., 5., 10. dakika Apgar skoru üzerine etkisi gruplar arası ve grup içerisi karşılaştırıldığında, aralarında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Doğum indüksiyonu amacı ile uygulanan sentetik oksitosinin 2. dakika oksijen saturasyon düzeylerine etkisi gruplar arası ve grup içersi karşılaştırıldığında ise aralarında anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Doğum indüksiyonu ile yapılan sentetik oksitosin uygulamasının fetal asit-baz durumuna ve Apgar skoruna etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Bu fetal etkileri göz önünde alındığında, gerekli durumlarda sentetik oksitosin uygulaması kullanılabilir.

Bebek-yenidoğmuşBebeklerDoğum+4
Ayfer Koç
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00