
55
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Koruma altında olan çocukların ve aile yanında kalan çocukların akran zorbalığına maruz kalma durumlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi: İzmir örneği
Bu araştırmanın amacı, İzmir ilindeki 12-17 yaş arası koruma altında olan çocukların ve aile yanında kalan çocukların akran zorbalığına maruz kalma durumlarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemine dayalı olarak genel tarama modeli kullanılmış ve verilerin niteliğine göre tekil ve ilişkisel tarama modelleri uygulanmıştır. Çalışma evrenini, İzmir ili Karşıyaka ilçesindeki Çocuk Evleri Sitesi ve İzmir ilinde farklı ilçelerde bulunan 44 adet çocuk evinde kalan, korunma altında olan 12-17 yaş arası okula giden ve benzer özelliklere sahip aile yanında kalan aynı yaş grubunda çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 148 çocuk katılmıştır. Veriler, Geleneksel Akran Zorbalığını Belirleme Ölçeği ve Sosyo-Demografik Bilgi Formu ile toplanmıştır. Bulgular, zorbalık yapma ve zorbalığa maruz kalma puanları açısından aile yanı (71,64) ve çocuk evi (77,36) arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kurban olma bakımından aile yanında kalan öğrencilerin (82,93) puanı, çocuk evinde kalan öğrencilere (66,07) kıyasla daha yüksektir. Sonuç olarak zorbalığın çevresel faktörlerle bağlantısını anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Ayrıca, zorbalıkla mücadelede aile, okul ve toplum işbirliğinin kritik önemde olduğu ve mikro, mezzo, makro düzeyde kapsamlı stratejilerin uygulanması ihtiyacının varlığı görülmektedir.
Zihinsel engelli çocuğa sahip olan ebeveynlerin bakım yükü, sosyal destek düzeyleri ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Araştırmanın amacı zihinsel engelli çocuğu olan ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ve bakım yükü ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Araştırma tarama modelinde, kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni zihinsel engellilerin eğitim gördüğü üç özel eğitim kurumunda çocuğu bulunan ebeveynlerdir. Hesaplanan örnek büyüklüğü 111 kişidir. Araştırmanın yapıldığı kurumların büyüklüğü ağırlığında birey rastgele örneğe seçilmiştir. Araştırmada veri toplamasında sosyodemografik özellikleri belirleyen form, çok boyutlu sosyal destek ölçeği (ÇBSDÖ), Zarit bakım yükü ölçeği (ZBYÖ) ve Dünya Sağlık Örgütü yaşam kalitesi ölçeği kısa formu (WHOQOL-BREF) kullanılmıştır. Araştırmanın analizinde SPSS 15.0 ve Stata 14.0 kullanılmıştır. Bulgular: Katılanların çocuklarının %59,5'i erkek, yaş ortalaması 9,3±4,2 yıl, %57,7'si hafif engellidir. Ebeveynlerin %91,9'u kadın, yaş ortalaması 37,9±6,0 yıl, %50,5'i ilkokul mezunudur. Tek değişkenli analizde ZBYÖ ile yaşam kalitesi bedensel, ruhsal, sosyal ve çevre boyut puanları arasında negatif yönde (sırasıyla r=-0,46, r=-0,53, r=-0,26, r=-0,40) sosyal destek ile pozitif yönde (aynı sırayla r=0,29, r=0,25, r=0,78, r=0,50) ilişki vardır (p<0,05). Ayrıca gelir düzeyi, sosyal güvence varlığı ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05). Çok değişkenli analizde bakım yükü yaşam kalitesi bedensel, ruhsal ve çevre boyutunda, sosyal destek ise yaşam kalitesi bedensel, sosyal ve çevre boyutunda anlamlı ilişki göstermektedir (p<0,05). Sonuç: Engelli çocuğu olan ebeveynlerin yaşam kalitesinde hem bakım yükü, hem de sosyal desteğin anlamlı düzeyde ilişkisi olduğu görülmektedir. Sosyal destek bakım yükünün yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkisini ortadan kaldıramamaktadır.
Kanser hastası çocuklara informal bakım verenlerde merhamet yorgunluğunun betimlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kanser hastası çocuklara informal şekilde bakım veren bireylerin merhamet yorgunluğu ile ilgili durumlarının betimlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma niteliksel fenomenolojik modelde yürütülmüştür. Araştırmaya Çocuk Onkoloji ve Hematoloji Servisinde kanser hastası çocuğa bakım veren 20 kişi katılmıştır. Literatür ışığında yarı yapılandırılmış görüşme formu derinlemesine görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Veriler MAXQDA ile kodlanmış ve tematik analiz ile çözümlenmiştir. Bulgular: Görüşmelerde kanser hastası çocuğa bakım veren bireylerin çocuklarına karşı yoğun bir empatik davranış sergiledikleri ve çocuklarının travmatik yaşantılarına uzun süre boyunca maruz kaldıkları saptanmıştır. Merhamet yorgunluğunun nedensel modelinde yer alan kişiye maruziyet, uzun süreli maruziyet, yaşamın aksama derecesi ve travmatik yaşantı bileşenlerin bakım veren kişileri olumsuz bir şekilde etkilediği gözlenmiştir. Merhamet stresi, başarma hissi ve ayrışma ilişki kesme bileşenlerinin ise koruyucu olmadığı ve bakım veren kişiyi merhamet yorgunluğuna ve bakım ile ilişkili diğer problemlere karşı açık hale getirdiği saptanmıştır. Sonuç: Kanser hastası çocuğa bakım veren kişilerin, çocukların travmatik deneyimlerine empati ile yaklaştıkları ve bundan dolayı merhamet yorgunluğu riski altında oldukları tespit edilmiştir. Katılımcıların aile yaşamında, sağlık kurumunda ve toplumsal ilişkilerde karşılaştığı problemler ile bakım temelli sorunların başa çıkma stratejilerine olumsuz bir şekilde yansıması bakım veren kişilerin merhamet stresi yaşamalarına neden olmuştur. Olumsuz koşulların ortadan kaldırılmaması ve destekleyici mekanizmaların olmaması nedeniyle bakım veren kişilerin yaşadığı merhamet stresi, zamanla merhamet yorgunluğu başta olmak üzere tükenmişlik ve bakım yüküne dönüşmektedir. Son olarak katılımcıların merhamet yorgunluğuna ilişkin fiziksel ve duygusal belirtilerin neredeyse tamamını bakım süreci boyunca yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyal hizmet anabilim dalında görevli akademisyenlerin dual (ikili) ilişkilere yönelik görüş ve düşüncelerinin değerlendirilmesi
Amaç: İç Anadolu ve Marmara bölgesinde bulunan üniversiteler ile Manisa Celal Bayar Üniversitesinin sosyal hizmet bölümünde görevli akademisyenlerin ikili ilişkiler hakkındaki görüş ve düşüncelerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılarak; 14 üniversitede tam zamanlı olarak görev yapan 172 akademisyenin eski ve mevcut öğrencileri ile olası ikili ilişkiler hakkındaki görüş düşünceleri değerlendirilmiştir. Veri toplama aracı olarak literatür kapsamında yapılandırılmış anket kullanılmıştır. Anket, online ortamda ve Haziran-Kasım 2018 tarihleri arasında uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmıştır. Anketin güvenirliği Cronbach Alfa katsayı ile ölçülmüştür. Anket, likert tipte hazırlanmıştır. Karşılaştırmalı bulguların analizinde ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Sosyal hizmet alanında görevli akademisyenlerin hiçbiri eski öğrencileri (EÖ) ile akademik çalışma yapma konusunda olumsuz görüş belirtmemiştir. Akademisyenlerin %90'ı mevcut öğrencilerle (MÖ) duygusal ilişki yaşamayı, %89,2'si öğrencilerinin yanında argo konuşmayı, %89'u mevcut öğrencilere meslek dışı bir iş vermek etik dışı kabul ederken; %78,8'i eski öğrencilerine kişisel cep numaralarını vermeyi, %80'i mevcut öğrencilere meslekle ilgili bir iş vermeyi etik açıdan uygun kabul etmektedir. Akademisyenlerin cinsiyetinin terapistlik ve duygusal partnerlik rollerini üstlenme konusunda farklılık gösterdiği ortaya çıkmıştır. Sonuç: Bilgi ve tecrübelerinin yanı sıra davranışlarıyla da öğrencilerine rol-model olan akademisyenlerin ikili ilişkilerle ilgili tutumları, toplumun dezavantajlı grupları ile çalışacak olan SHU'ların yetişmesinde önemli etkiye sahiptir. Bu nedenle akademik ortamda potansiyel risk içeren ikili ilişkilerin önceden tespit edilmesi, doğru şekilde yönetilmesi sosyal hizmet mesleğinin geleceğini ve itibarını doğrudan etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal hizmet etiği, Mesleki sınırlar, İkili ilişkiler
Çalışma yaşamında engellilerin karşılaştığı sorunlar ve sosyal hizmet
Amaç: Bu çalışma, ülkemizde özel ve kamu sektöründe çalışan engellilerin karşı karşıya kaldıkları sorunları tespit etmeyi ve sosyal hizmet disiplini bağlamında değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma nitel araştırma türü olan fenomenolojik tiptedir. Araştırma verileri Adana Kent Merkezinde özel ve kamu sektöründe çalışan engelliler arasından amaca uygun kartopu örnekleme yolu ile seçilmiş 20 katılımcıdan toplanmıştır. Açık uçlu soruların kullanıldığı ve ses kayıt cihazı ile kaydedilen derinlemesine görüşmeler, yazılı metin haline dönüştürüldükten sonra MAXQDA Programı kullanılarak incelenmiştir. Veriler, tümevarımsal tematik analiz yolu ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışan engellilerin görüşleri incelendiğinde, yaşadıkları sorunların iki temel başlık altında toplandığı görülmüştür. "Normal" olarak tanımlanan insanlardan farklı olmaları nedeniyle baş etmek zorunda kaldıkları sorunlar "engelli olma" başlığı altında kategorilere ayrılmıştır. "Engellenmek" başlığı altında ise toplumun neden olduğu engeller yer almaktadır. İstihdamda adalet sadece işe yerleşmeyi değil, aynı zamanda doğru işe yerleşmeyi de kapsamalıdır. Bunu başarmanın yolu eğitim, kurumsal ve sosyal destekten geçmektedir. Sonuç: Engellilerin çalışma yaşamında toplumsal önyargılar nedeniyle "engellendikleri" bu nedenle sosyal hizmet müdahalesinin öncelikle engelliye değil, topluma yönelik planlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Koruyucu aile yanında kalan çocukların aile aidiyet duygularına etki eden faktörlerin değerlendirilmesi: İzmir örneği
Amaç: Koruyucu aile hizmetinden yararlanan korunma altındaki çocukların aile aidiyet duygusuna etki eden faktörleri betimlemeyi ve hizmeti çocuk yararına daha iyi hale getirecek önerilere ulaşmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma betimleme amaçlı niteliksel bir çalışmadır. Veriler, yüzyüze yapılan derinlemesine görüşme yolu ile İzmir'de koruyucu aile hizmetinden yararlanan koruma altındaki 12-18 yaş aralığındaki çocuklar ile koruyucu ailelerinden toplanmıştır. Görüşmeler Maxqda Programı aracılığıyla tümevarımsal tematik analiz yolu ile incelenmiştir. Bulgular: Katılımcılardan elde edilen veriler incelendiğinde "Koruyucu Ailenin Çocukla İlişkisini Etkileyen Faktörler" ve "Çocukların Aile Aidiyet Duygusunu Etkileyen Faktörler" şeklinde iki ana tema altında kümelendikleri görülmüştür. Koruma gereksinimi duyan çocuklarının kişisel özelliklerine saygı duyan, sorunlarına duyarlı, iletişim ve baş etme becerileri yüksek, çocukları ile kaliteli vakit geçirmek konusunda arzulu koruyucu ebeveynlerin çocuklarının aile aidiyet duygusunun yüksek olduğu görülmüştür. Koruyucu aile olmak isteme nedenlerinin, çocuğun kişiliğinin, öz ailesi hakkındaki düşüncelerinin ya da çocukların travmatik yaşam deneyimlerinin aile aidiyet duygusu üzerindeki etkisinin çok sınırlı olduğu anlaşılmıştır. Sonuç: Koruyucu aile hizmetinden yararlanan çocukların aile aidiyet duygusunu etkileyen faktörler, ailelerin iletişim ve başetme becerileri olup çocuklarına karşı demokratik anne-baba tutumu sergileyen aileler için hissedilen aidiyet duygusu yüksektir. Anahtar kelimeler: Koruyucu aile, korunma gereksinimi duyan çocuk, aile aidiyet duygusu
Evde bakılan bedensel engellilerde bakım kalitesi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmanın amacı evde bakılan bedensel engellilerin yaşam kalitesi ve bakım kalitesi ilişkisini belirlemektir. Yöntem: Araştırma ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. İzmir merkez Konak ilçesinde evde bakım hizmetlerinden yararlanan 109 bedensel engelli ve bakıcıları dahil edilmiştir. Çalışmada engelli ve bakıcıların sosyo-demografik özellikleri, WHOQOL-BREF-D engelli yaşam kalitesi, WHODAS-II yetiyitimi değerlendirme çizelgesi ve QOCS-D engelli bakım ve destek kalitesi ölçekleri uygulanmıştır. Ek olarak engellilik durumu için WHODAS-II uygulanmıştır. Veriler yüz yüze görüşme ile toplanmıştır. Analizde SPSS 21 ve Stata 14 ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan engellilerin yarısı kadın, ortalama yaş 58,8±18,3, %48,6'sı evli, %31,2'si eğitimsiz, %10,1'inin engeli doğuştandır. Engellilik süresi ortalaması 18,5±16,7 yıldır. Engellilerin %64,2'sinin sağlık güvencesi SGK ve %33,9'unun yeşil karttır. Analizlerde QOC-S bakım ve destek kalitesi toplam puanı ile WHOQOL-BREF yaşam kalitesi ölçeği ruhsal, sosyal, çevresel ve engelli modülü arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05). Ayrıca WHODAS-II yetiyitimi toplam puanı ile yaşam kalitesi ölçeğinin bütün boyutları arasında anlamlı birliktelik tespit edilmiştir (p<0,01). Sosyal güvence, gelir, engellilik süresi, anne-baba akrabalığı ve eğitim durumu da anlamlı bulunan diğer değişkenlerdir. Çok değişkenli doğrusal regresyon analizinde WHODAS-II toplam puanı yaşam kalitesinin tüm boyutları ile anlamlı ilişki gösterirken, QOC-S toplam puanı sosyal, çevresel ve engelli modülü üzerinde etkili bulunmuştur. Sonuç: Bedensel engellilerin yaşam kalitesini etkileyen ana faktörler arasında bireyin yetiyitimi ve bakım kalitesidir. Her iki faktör birbirinden bağımsız bir şekilde yaşam kalitesini etkilemektedir.
Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi çevresinde yaşayan bireylerin hastane ve hastalara yönelik tutumlarının değerlendirilmesi: Manisa örneği
Amaç: Bu araştırmada, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi çevresinde yaşayan bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile hastane ve hastalara yönelik damgalayıcı tutuma sahip olup olmadıklarının incelenmesi (belirlenmesi) amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi çevresinde yaşayan 175 bireyle yapılmıştır. Nicel ve genel tarama modeline dayalı bu araştırma da veriler, Mayıs-Haziran 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile Taylor ve Dear (1981) tarafından geliştirilen "Ruhsal Sorunları Olan Bireylere Yönelik Toplum Tutumları Ölçeği" araştırmanın veri toplama araçlarını oluşturmaktadır. Araştırma verileri bireylerle yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Araştırma verilerinin çözümlenmesinde SPSS 21.0 istatistik programı kullanılmıştır. Veriler Ki Kare (X2), Mann Whitney U ve Kruskal Wallis - H testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Eğitim seviyesi ve geliri yüksek katılımcıların daha olumlu tutuma sahip oldukları görülmüştür. Bekar bireylerin evlilere göre daha az damgalayıcı oldukları belirlenmiştir. Ayrıca hastaneden uzak bir mahalleye taşınmak isteyenlerin, istemeyenlere göre daha damgalayıcı olduğu görülmüştür. Bu gruplar ile ruhsal sorunu olan bireylere yönelik tutumları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar: Eğitim seviyesi ve ekonomik durumun, damgalama üzerinde etkili faktörler olduğu sonucuna varılmıştır.
Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneğinde partner şiddetinin sosyal hizmet ile ilişkisi
Amaç: Şiddet her yaş grubunda var olmakla birlikte Dünya Sağlık Örgütü tarafından gençlerin şiddete daha çok uğradığı kabul edilmektedir. Bu yaşlarda görülen şiddet türlerinden biri de flört şiddetidir. Partner şiddetinin üniversite öğrencileri üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu ve öğrencilerin partner şiddeti konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları yapılan literatür taramasında anlaşılmıştır. Bu kapsamda ''Manisa Celal Bayar Üniversitesi Örneğinde Partner Şiddetinin Sosyal Hizmet İle İlişkisi'' isimli çalışmada partner şiddeti, şiddetin yönü, nedenleri, toplumsal cinsiyet, ataerkil yapı, üniversite öğrencilerinde yaşanan partner şiddetinin boyutları ele alınmıştır. Gereç ve Yöntem: ''Manisa Celal Bayar Üniversitesi Örneğinde Partner Şiddetinin Sosyal Hizmet İle İlişkisi'' isimli tez çalışması nitel araştırma yöntemi ile Manisa Celal Bayar Üniversitesi Merkez İlçesinde yer alan fakültelerde öğrenim gören 378 öğrenciye ulaşılmıştır. Literatür taranarak Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği, İlişki Değerlendirme Ölçeği ve sosyodemografik verilerden oluşan form kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 uygulaması kullanılmıştır. Bulgular: Uygulanan form ve ölçeklerde ortalama puanların yüksek olduğu, üniversite öğrencilerinde ataerkil düşüncenin var olduğu belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin çoğunluğunun flört şiddeti ve sosyal hizmet uzmanının çalışmaları, ısrarlı takip mağdurluğu hakkında bilgisi olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç: Üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kaldığı ve bu durum hakkında farkındalığa sahip olmadıkları belirlenmiştir. Anahtar kelimeler:Şiddet, partner şiddeti, üniversite öğrencilerinde partner şiddeti, ısrarlı takip mağdurluğu, sosyal hizmet.
Kadın konukevinde kalma sürecinin çocukların kaygı düzeyine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; kadın konukevinde kalma sürecinin çocukların kaygı düzeyine etkisini değerlendirebilmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, nicel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma üç gruptan oluşmaktadır. İlk grubu kadın konukevinde annesiyle birlikte kalan çocuklar, ikinci grubu aile içinde şiddete maruz kalan çocuklar, üçüncü grubu aile içi şiddete maruz kalmayan çocuklar oluşturmuştur. Kuruluşta kalmayan kadın ve çocuklar örneklemini kartopu modeliyle ulaşılmış, toplam 75 kadın ve 75 çocuk bulunmaktadır. Her grup için sosyo-demografik bilgi formları ve çocuklara "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.00 programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Ölçeklerden alınan puanlar doğrultusunda; kadın konukevinde kalan çocukların durumluk kaygı puanlarının ortalama 44.91, sürekli kaygı puanları 32.52 olduğu hesaplanmıştır. Evde şiddet yaşantısı devam eden çocukların durumluk kaygı puanları ortalama 48.17, sürekli kaygı puanları 45.86 olarak bulunmuştur. Herhangi bir şiddet mağduru olmayan çocukların ise durumluk kaygı puanları ortalama 50.33, sürekli kaygı puanları 44.24 olarak bulunmuştur. Sonuç: Yapılan araştırma neticesinde kadın konukevinde kalma durumunun çocukların durumluk ve sürekli kaygı puanlarını etkilemediği, fakat şiddete tanıklık etme ve şiddete maruz kalma durumlarının puanları etkilediği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Aile içi şiddet, çocuğa şiddet, kadın konukevi, sosyal hizmet
Türkiye'de sosyal hizmet uzmanlarının istihdam olanakları: Sorun alanları ve fırsatlar
Amaç: Bu çalışmanın amacı, sosyal hizmet alanında istihdam sorununu alanda çalışan sosyal hizmet uzmanlarının, öğrencilerin ve akademisyenlerin görüşlerinden yararlanarak betimlemek, olası çözüm yollarını ve fırsatları değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma betimleme amacı taşıyan fenomenolojik tipte niteliksel bir çalışmadır. Veriler, kartopu örnekleme yöntemi ile doygunluk noktasına ulaşıncaya kadar, 10 meslek elemanı, 4 Sosyal Hizmet Bölümü lisans öğrencisi, 5 yüksek lisans öğrencisi ve 5 akademisyenden derinlemesine görüşme yolu ile toplanmıştır. Maxqda12 Programı aracılığıyla ve tümevarımsal tematik analiz yolu ile incelenmiş ve yorumlanmıştır. Bulgular: Katılımcılara göre sosyal hizmet uzmanlarının iş bulamamasının nedeni, Sosyal Hizmet Bölümlerinin ve mezun sayısının kontrolsüz artışıdır. Ayrıca uzmanlar öncelikle kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmayı arzu etmekte, olumsuz çalışma koşulları nedeni ile özel sektörde veya sivil toplum kuruluşlarında çalışmayı istememektedir. Kamu kurumlarında "sosyal çalışmacı" kadrosuna atanabilmek için işsizlik sorunu yaşayan diğer meslek grupları ile rekabet etmektedirler. Sosyal hizmet uzmanları, henüz çalışılmamış alanlarda varlık göstermelerine yetecek girişimcilik yeteneğini, bilgi ve becerisini kazanmadan mezun olmaktadır. Sonuç: Sosyal hizmet alanında yaşanan istihdam sorununun, hızla artan mezun sayısından ve mezunların devlet kurumlarında çalışma arzusundan kaynaklandığı söylenebilir. Mesleki tanınırlığının arttırılmasına, özel sektörde ve sivil toplum kuruluşlarında yeni çalışma alanları yaratılmasına ve mezun sayısının kontrol altına alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Sosyal hizmet, İşsizlik, Genç işsizliği, İstihdam, Kariyer.
Çingene/Roman toplumunda hak ve hizmetlere erişim: Hak temelli yaklaşım üzerine niteliksel bir sosyal hizmet değerlendirmesi
Amaç: "Araştırmanın genel amacı, Çingene/Roman toplumunun gereksinimlerini, sorunlarını ve kamu hizmeti beklentilerini değerlendirerek temel insan haklarına erişim noktasında tecrübe ettikleri zorlukları anlamlandırmaktır." Gereç ve Yöntem: Araştırmanın metadolojik eğilimi niteliksel yöntem olup amaçsal örneklem metodu kullanılmıştır. Araştırmaya İzmir ili Karşıyaka/Örnekköy (Kuzey), Buca/Göksu (Güney) ve Konak/Tepecik (Merkez) Mahallelerinden toplam 26 katılımcı katılmıştır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda yarı yapılandırılmış görüşme formu derinlemesine görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Veriler MAXQDA 2020 ile kodlanarak çözümlenmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaşam öykülerinden yola çıkılarak: "Çingene/Roman kültürü", "İnsanca yaşamak ve yoksulluk örüntüsü (Barınma, sağlık, gıda, eğitim, istihdam)", "Apolitik görmezden gelinen bir grup" ve "Geleceğe dair" olmak üzere dört kategori altında çeşitli temalar keşfedilerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular; kültürü tanıma, ayrımcılık, hak kavramı, temel insan hakları ve hizmetlere erişim, siyasal haklar, katılım ve güvenlik ve gelecekten beklentiler temaları aracılığıyla anlaşılmaya çalışılmıştır. Sonuç: Katılımcıların önemli bir bölümü kendilerini "Roman" olarak kabul etmektedir. "Çingene" söyleminin ayrımcılık ve önyargı ile beslendiğine dikkat çekmişlerdir. Katılımcıların geçmişten günümüze devam eden barınma, istihdam, eğitim gibi temel insani ihtiyaçlarını karşılayamadıkları görülmüştür. Karşılaşılan sorunlar bağlamında katılımcıların diğer sorunlarla en çok bağlantısını kurdukları sorunlarının ekonomik güçlükler olduğu anlaşılmıştır. Yoksulluk ile bağlantılı iç içe geçmiş sorunların yaşandığı ve temel insan haklarına erişimlerinin kısıtlandığı gözlemlenmiştir. Beklentilerinin temelinde ise maddi destek, mesleki eğitimler ve farklı kültürel çalışmalar yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Çingene/Roman, insan hakları, sosyal hizmet, ihtiyaç ve hak temelli yaklaşım.
Genç yetişkinlerin çocukluk çağı travmalarının spiritüel iyi oluşları üzerindeki etkisi
Çalışmanın amacı, genç yetişkinlik dönemindeki bireylerin çocukluk çağı travmalarının spiritüel iyi oluşları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu kapsamda araştırmada nicel desenin genel tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki genç yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Kolayda örneklem yöntemi kullanılan araştırma, gönüllü katılım sağlayan 200 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Online olarak hazırlanan anket formu; demografik soru formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Spiritüel İyi Oluş Ölçeği'nden oluşmaktadır. Yapılan nicel analizler sonucunda ölçeklerin ölçüm testlerinin yüksek güvenirliliğe sahip olduğu; yapı testlerinin ve ölçüm testlerinin ise kabul edilebilir bir uyuma sahip olduğu görülmektedir. Araştırma sonucunda çocukluk çağı travma değişkeninin spiritüel iyi oluş faktörünü anlamlı ve negatif bir biçimde yordadığı bulunmuştur. Bununla birlikte fiziksel taciz ve duygusal ihmal alt faktörlerinin eş zamanlı olarak doğayla uyum alt faktörünü; duygusal ihmal alt faktörünün anomi alt faktörünü; aşırı koruma kontrol ve duygusal ihmal alt faktörlerinin eş zamanlı olarak aşkınlık alt faktörünü anlamlı ve negatif bir biçimde yordadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Spiritüellik, Spiritüel İyi Oluş, Travma
Psikososyal destek profesyonellerinde görülen ikincil travma ve başa çıkma tutumlarının incelenmesi: Sosyal politika açısından öneriler
Bu çalışma kapsamında psikososyal destek profesyonellerinin ikincil travma deneyimleri ve başa çıkma becerilerini nitel araştırma yöntemiyle incelenerek ihtiyaç duyulan sosyal politika uygulamalarını ortaya konulması amaçlamaktadır. Çalışmanın modeli psikososyal profesyonellerinin deneyimlerine odaklanabilmek amacıyla nitel araştırmaların fenomenoloji deseni ile kurgulanmıştır. Bu kapsamda psikososyal alanda çalışan 20 uzman ile yarı yapılandırılmış görüşmeler sağlanarak veriler toplanmıştır. Toplanan verilerin analizi, nitel araştırma yöntemlerinden tematik analiz yöntemiyle sağlanmıştır. Analiz sonucunda 4 ana tema oluşmuştur. Psikososyal profesyonellerinin deneyimleri kapsamındaki tema çerçevesinde uzmanların ikincil travma, zorlayıcı deneyimler ve bu deneyimlerin etkisine ilişkin örüntüler ortaya çıkmıştır. Bu tema çerçevesinde her uzmanda ikincil travma deneyiminin olmadığı fakat zorlayıcı deneyimler olarak ikincil travmatik stres tepkilerine benzer şekilde deneyimleri olduğu görülmektedir. Mesleğin doğası teması çerçevesinde uzmanların yaptıkları işin zorlayıcı etkisinden yanında mesleki ve kişisel anlamda tatmin sağladıkları örüntülerin şekillendiği görülmektedir. Sistemi içinde psikososyal destek profesyoneli teması çerçevesinde uzmanların kurumsal mekanizmaları ve destekleri olumlu ve olumsuz düzeyde değerlendirme eğiliminin farklılaştığı, eğitim ve süpervizyon kapsamında sistematik düzeyde desteklenmeye ilişkin ihtiyaçları olduğu görülmektedir. Son tema olarak başa çıkma teması kapsamında uzmanların bireysel öz bakım ve sosyal destek ağlarıyla iş stresine karşı başa çıkabildikleri, bunun yanında kurumsal destek kaynakların açısından desteklenmeye ilişkin ihtiyaçlarının detaylı örüntüleri yakalanmıştır. Belirtilen ihtiyaçların sosyal politika çerçevesinde nasıl kurgulanabileceğine ilişkin detaylar öneriler başlığı altında ele alınmıştır.
6 Şubat depremlerini deneyimleyen kadınların yaşadığı sorunlar: Bağlar ilçesi örneği
Araştırmada 2023 yılında yaşanan 11 ili etkisi altına alan 6 Şubat depreminde kadınların yaşadığı dezavantajlı durumun nedenlerini ve kadına olan etkilerini toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında ele alarak görünür kılmak ve bu duruma özel çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında kadın deneyimlerinin derinlemesine incelenebilmesi için nitel araştırma yöntemine uygun olarak fenomenolojik yaklaşımla tasarlanan bu araştırmada bireysel özellikleri ölçmek için 26 kapalı uçlu ve depreme dair görüşleri almak için 12 açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın özneleri Diyarbakır Bağlar ilçesinde yaşamakta olan ve depremi Bağlar ilçesinde deneyimlemiş 21 katılımcıdan oluşmuştur. Görüşmelerden elde edilen veriler MAXQDA programıyla analiz edilmiştir. Analiz sonucunda "Kadınların Depreme Dair Deneyimleri" başlığı altında Deprem Anında Yaşananlar, Deprem Sonrasında Yaşanılan Hanenin Durumu, Deprem Sonrasında Yaşanan Sorunlar ve Depreme Dair Çözüm Önerileri olmak üzere 4 temadan oluşmuştur. Tema başlıkları altında ise kategori, kod ve alt kodlara yer verilmiştir. Analiz, sonuç ve önerilerin oluşturulmasında feminist kuram temel teşkil etmekle birlikte baskı karşıtı uygulama, Max Neef'in İhtiyaçlar Hiyerarşisi ve insan hakları perspektifinin yaklaşımlarından yararlanılmıştır. Temellendirilen kuramlar ışığında kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine bağlı olarak depremde birçok sorunla baş etmek zorunda kaldığı görülmektedir. Kadınların bakım sorumluluğu, artan iş yükü, ekonomik zorluklar, temel ihtiyaçlarını karşılayamama, şiddete maruziyet, toplumsal cinsiyet baskıları ve psikolojik etkilenme yaşadıkları bulunmuştur. Kadınların yaşadığı bu sorunların temelini toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri oluşturmaktadır. Bu doğrultuda kadınların yaşadığı sorunların en aza indirilebilmesi için toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin iyi analiz edilmesi, afet planlamalarının cinsiyete duyarlı olması, kadın bakış açısıyla hazırlanması ve temelde kadınların yaşadıkları dezavantajlı durumların yaşanmaması için kadın erkek eşitliğinin sağlanması, özellikle kadınların eğitim ve istihdam konusunda erkeklerle eşit imkanlara sahip olması önemli görülmektedir. Bu bağlamda bu araştırmanın kadınların depremde yaşadığı sorunların görünür kılınması ve çözüm önerileri sunulması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Afet, Deprem, Kadın, Toplumsal Cinsiyet, Feminist Kuram
Şizofreni tanısına sahip bireylerin aile deneyimlerine ilişkin nitel bir araştırma
Aile sistemi, insanlık tarihi kadar eski ve dinamik bir yapıda olmasına rağmen önemini halen korumaya devam etmektedir. Şizofreni tanısına sahip (ŞT) bireyler için ise zorlu hastalık süreçlerinde en yüksek desteği aldıkları aileleri ayrıca önemlidir. Bununla birlikte, özellikle ülkemizde çoğunlukla aileleri ile yaşayan ŞT bireylerin ailelerine ilişkin deneyimlerini inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Buradan hareketle bu çalışmada, ŞT bireylerin ailelerine ilişkin deneyimlerinin derinlemesine incelenmesi amaçlanmıştır. ŞT bireylerin ailelerine ilişkin bakış açılarını, algılarını ve değerlendirmelerini içeren deneyimlerinin derinlemesine incelenmesine olanak sağlaması yönüyle nitel yöntemin femonolojik (olgu bilim) deseninden yararlanılmıştır. Bu kapsamda, amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak kendi ebeveynleri ile yaşayan, 18 yaş üstü şizofreni tanısa sahip, tedaviye uyum gösteren ve ilaçlarını düzenli kullanan, kendini ifade etmede güçlük yaşamayan 19 katılımcı ile yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilen veriler, NVivo programı aracılığıyla içerik analizi yöntemiyle çözümlenerek yorumlanmıştır. ŞT bireylerin aile deneyimleri dört ana tema altında incelenmiştir: Ailenin anlamı (aile tanımları, aile ile yaşamak), aile içi rollere ilişkin deneyimler (ebeveynlere, ailedeki çocuk olmaya, kardeşliğe, boş zaman aktivitelerine ve sorun çözmeye ilişkin deneyimleri), destek sistemleri, damgalanmaya ilişkin deneyimleri (anlaşılmamak, değersizleştirme, suçlama, hastalığa inanmama, çalışmaya yönelik baskı). ŞT bireylerin çoğunlukla ailelerini iyi kategoride tanımlamasıyla paralel bir şekilde ailelerinin kendileri için oldukça önemli olduğu ve hayatlarını devam ettirmede ailelerine bağımlılıklarının yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, aile içi ilişkilerdeki kopukluklar, iletişim zorlukları ve sosyalleşme sürecinde eksiklikler de bulunmaktadır. Aile ilişkilerinin ve etkileşiminin geliştirilmesi, ebeveynlerinin kaybına ilişkin korku düzeyleri yüksek olduğu görülen ŞT bireylerin tek başına hayatlarını devam ettirme becerilerinin arttırılması ve ailelerine olan bağımlılığının azaltılmasına ilişkin psikososyal destek hizmetlerinin geliştirilerek ailelerin ve bireylerin yararlandırılması önemli bir ihtiyaçtır.
Çiftlerin duygusal zeka becerilerinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi: Bir psikoeğitim modeli önerisi
Zümre Yalçınkaya Jacquelet, Çiftlerin Duygusal Zekâ Becerilerinin Sosyal Hizmet Bakış Açısıyla İncelenmesi: Bir Psikoeğitim Modeli Önerisi, Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Hizmet Yüksek Lisans Programı, 2025. Bu araştırmada, evli bireylerin duygusal zekâ becerilerinin evlilik ilişkilerine nasıl yansıdığı incelenmiştir. Nitel desene dayalı çalışmada, ilk evliliğini sürdüren 10 evli çiftle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacı, duygusal farkındalık, empati, duygu yönetimi ve sosyal beceriler gibi başlıkların evlilik içi etkileşimlerde nasıl deneyimlendiğini anlamaktır. Bulgular, çiftlerin duygusal ihtiyaçları fark ettiklerinde, bunları ifade edebildiklerinde ve karşılıklı empati kurduklarında ilişkilerinin güçlendiğini göstermiştir. Özellikle duygusal farkındalık ve duygu düzenleme, çatışma anlarında çiftlerin daha yapıcı bir tutum geliştirmelerine yardımcı olmuştur. Sosyal becerilerin ve karşılıklı anlayışın zamanla geliştiği, duygusal zekânın ise ilişkiyi sürdürülebilir kıldığı anlaşılmıştır. Görüşmelerin ardından, çiftlerin anlattıkları doğrultusunda sosyal hizmet alanında kullanılabilecek bir çerçeve oluşturulmuştur. Bu önerilerde, duyguları fark etmek, empati kurmak, duygularla baş etmek ve iletişim kurmak gibi ilişkiyle bağlantılı konulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Duygusal zekâ, çift ilişkileri, sosyal hizmet, psikoeğitim modeli, evlilik uyumu
Türkiye'de kadın sağlığına yönelik Mindfulness temelli müdahaleler: Sosyal hizmet perspektifinden sistematik bir derleme
Bu çalışma, Türkiye'de kadın sağlığı alanında mindfulness temelli müdahaleleri konu edinen lisansüstü tezleri sosyal hizmet disiplini bağlamında sistematik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Mindfulness temelli müdahaleler, genellikle bireylerin farkındalık, kabul ve yargılamama temelli yaklaşımlarla stresle başa çıkmasını, psikolojik dayanıklılığını artırmasını ve öz bakım becerilerini geliştirmesini hedefleyen uygulamalardır. Kadın sağlığı alanında ise gebelik, doğum sonrası dönem, menopoz, infertilite ve onkolojik tedavi süreçleri gibi fiziksel ve duygusal olarak hassas dönemlerde etkin bir araç olarak kullanılmaktadır. Araştırma kapsamında Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi veri tabanında yapılan taramalar sonucunda toplam 694 kayıt elde edilmiş; PRISMA protokolüne dayanan eleme ölçütlerine göre yapılan değerlendirmeler sonunda 11 tez içerik analizi için uygun bulunmuştur. Çalışma bulguları hedeflenen gruplar, ana bilim dalı, ve uygulama yöntemleri, kullanılan ölçüm araçları ve nitel sonuçları da içerecek şekilde incelenmiş elde edilen sonuçlar sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmiştir. Tarama sonrasında incelemeye konu edilen çalışmaların, mindfulness temelli müdahalelerin Türkiye'de özellikle Hemşirelik Anabilim Dalı, Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Anabilim Dalı, Rekreasyon Anabilim Dalı, Klinik Psikoloji Anabilim Dalı, Ebelik Anabilim Dalı gibi sağlık bilimleri alanlarında yoğunlaştığını; henüz sosyal hizmet disiplininden çalışma olmadığını ortaya koymuştur. Müdahalelerin çoğunlukla kadınların menopoz gibi yaşam döngüsündeki doğal geçiş evrelerinde ya da fiziksel ve duygusal hassasiyet taşıyan doğum sonrası ya da kanser sonrası süreçlerde kullanıldığı ve genel olarak psikolojik iyilik hali üzerinde olumlu sonuçlar doğurduğu belirlenmiştir. Hem elde edilen bulgular hem de kuramsal çerçevede sunulan literatür sonuçlarının, mindfulness'ın sosyal hizmet pratiğinde hem hizmet alan bireyler hem de meslek uzmanlarının öz bakım süreçleri açısından kullanışlı bir araç olabileceğine işaret etmektedir. Bu doğrultuda, sosyal hizmet uygulamaları, araştırmaları ve eğitimi bağlamında mindfulness temelli müdahalelerin daha yaygın ve disipline özgü biçimde ele alınması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Bilinçli Farkındalık, Mindfulness, Mindfulness temelli müdahaleler, kadın sağlığı, sosyal hizmet.
Çocuklarla çalışan sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olan bireylerin gönüllülük deneyimlerinin incelenmesi
Sivil toplum kuruluşları toplumun refah seviyesinin artırılması için sağlık, eğitim, sosyal koruma, sosyal güvenlik ve sosyal hizmet alanlarında çalışmalar yaparak tüm dünyada giderek daha fazla sorumluluk almaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının uygulanmasında yer alan gönüllüler ise maddi ya da manevi karşılık gözetmeden ortak fayda için emek ve çaba gösteren kişilerdir. Zaman içinde aslen gönüllülük eylemleri başlayan sosyal hizmet mesleği zaman içinde toplum gereksinimlerinden hareketle çalışmalarını sistemli ve devamlı olarak uygulamaya başlamıştır. Gerek sivil toplum gerekse de sosyal hizmetin oldukça büyük ve önemli olan çalışma grubu olan çocuklarla yapılan çalışmalar ise her zaman göz önüne tutulmuştur. Çocukların farklı özellik ve gereksinimlerinden de hareketle onlarla gerçekleştirilen gönüllü faaliyetlerinin nitelik kazandırılması bu sebeple bu alana yönelen kişilerin gönüllü olma süreçlerinin ve deneyimlerinin anlaşılması gerekmektedir. Araştırmanın temel amacı, çocuklarla doğrudan faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarındaki gönüllülerin gönüllülük nedenlerinin belirlenmesi ve motivasyonlarını etkileyen faktörlerin onların deneyimlerinden ortaya konulmasıdır. Araştırmada nitel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örneklem tekniklerinden olan kartopu örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, Ankara ilinde beş yıldır çocuk alanlında faaliyet gösteren 19 farklı sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak çalışan, 18 yaş üstünde olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 33 kişi ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri 6 Mayıs 2020 tarihten itibaren yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme formu ile yüzyüze görüşme tekniğiyle toplanmaya başlanmıştır. Beş kişi ile görüşme yapıldıktan sonra dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan Covid-19 Pandemisi nedeniyle tüm sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri 1 Haziran 2020 tarihine kadar durdurulmuştur. Bu nedenle geriye kalan 28 görüşme telefonda görüntülü görüşme ile yapılmıştır. Veriler, içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiş ana temalar ve alt temalar oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda katılımcıların gönüllülüğü, hiçbir karşılık beklemeden yapılması gereken insani bir ihtiyaç olarak tanımladığı, gönüllülük aracılığıyla toplumda var olan sorunları fark etmenin ve bu sorunların çözümünde yer almanın mümkün olduğunu ve böylece değişimin bir parçası olduklarını düşündükleri bulunmuştur. Katılımcılar, gönüllü olma yoluyla iletişim becerilerinin geliştiğini, farklı konularda eğitim alma imkanı bulduklarını ve sosyal sermayelerinin arttığını ifade etmişlerdir. Katılımcıların çocuk alanında gönüllü olma nedenlerinin çocuğa ilişkin algılarıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Çocuğu, korunması ve desteklenmesi gereken birey olarak algıladıkları ve bu görevin de toplumda olduğu düşüncesi katılımcıları çocuk alanında gönüllü olmaya itmiştir. Küçükken ailesinde gönüllü kişilerin olmasının araştırma katılımcılarını gönüllülük alanında çalışma konusunda motive ettiği belirlenmiştir. Benzer olarak travmatik çocukluk deneyimlerinin yetişkinlikte gönüllülüğe yönelmeye kaynaklık edebileceği ortaya çıkmıştır. Bu araştırma sonucunda gönüllü yönetimi ve yasal çalışmaların yaygınlaştırılması ve genç nüfusun farkındalık kazanmalarında sosyal çevrelerine ve üniversitelere rol düştüğü ortaya çıkmıştır.
Bir bilim olarak sosyal hizmetin sanatsal yönü ve bir sanat olarak sinema ile ilişkisi
Bu tez çalışmasında sosyal hizmetin sanatsal olarak değerlendirilmesine neden olan tarihsel süreç ve bağlamlar araştırılarak yorumlanmıştır. Sosyal hizmetin sanatla bağlantılı olarak ele alınması, onun bir bilim olarak bilimin sınırlarını kabul etmesi anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda, modern bilim geleneğinin insanı mekanik bir doğa varlığına indirgeyen tavrına getirilen bir eleştiri niteliği de taşımaktadır. Sosyal hizmet bilimi sanatla amaç, işlev ve görev bakımından birçok benzerlik taşımaktadır. Ancak sanat ile uygulamalı bir bilim olarak sosyal hizmet arasındaki ilişkinin kurulmasında en belirleyici ölçütün değerler olduğu görülmektedir. Sanat olarak yaşam algısının temelinde de etik değerlere göre şekillenmiş eylemler yer almaktadır. Dolayısıyla sosyal hizmet bilimi ve sanat arasında bir bağ kurulacaksa, bunun felsefi bir bağlamı gerektirdiği görülmelidir. Değerlerden yalıtılmış bir sanat ve bilimin insanlık için yarattığı yıkıcı sonuçlar ise bu durumu daha da güçlendirmektedir. Bundan dolayı sosyal hizmet bilimi, sanatta olduğu gibi, uygulamalarında insanı ölçüt olarak aldığı sürece insanlığı ileriye taşıma olanağını gerçekleştirebilecektir. Sosyal hizmet ve sanat arasındaki ilişki sosyal hizmetin sanattan yararlanma olanaklarının araştırılmasını da gerektirmektedir. Bundan dolayı sinema ile, bir bilim olarak, insanı anlama, kavrama ve kavradığı duruma müdahale etme sorumluluğunu taşıyan uygulamalı bir bilim olan sosyal hizmet arasındaki ilişki derinlemesine ve ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Bu şekilde sanatın ve sinema sanatı özelinde filmlerin sosyal hizmet açısından önemi, işlevleri ve değerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçlar çerçevesinde sosyal hizmetin temel kavram ve kuramlarının sinema ile ilişkisi, sosyal hizmet eğitiminde filmlerden nasıl yararlanılabileceği, bu filmlerin sosyal hizmet uygulamalarına sağlayabileceği katkılar üzerine amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 30 film üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Çocuk istismarı konusunda yaşanmış olaylara dayanan 'Portakallar ve Günışığı' (Orange and Sunshine, 2011) filminin ayrıntılı analizi ile sosyal hizmet ve sinema üzerine yapılan tüm değerlendirmelerin somutlaştırılması amaçlanmıştır. Film değerlendirmesinde filmin sosyal hizmet için olduğu kadar insanlık için de önemini ortaya koyması açısından felsefi değerlendirmeyi olanaklı kılan ölçütlerden olabildiğince yararlanılmıştır. Anahtar kelimeler: Sosyal Hizmet, Bilim, Sanat, Etik, Sinema Sanatı.
Ergenlerde madde bağımlılığı ve aile: Ebeveynlerin yaşadığı güçlüklerin ekolojik sistem yaklaşımıyla değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, madde bağımlısı olan ergenlerin ebeveynlerinin yaşadığı deneyimleri ekolojik sistem yaklaşımı perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. Ebeveynlerin çocuklarının madde kullanımını nasıl öğrendikleri, verdikleri tepkiler, yaşadıkları psikolojik etkiler, başa çıkma stratejileri ve sosyal destek kaynaklarından nasıl faydalandıkları ele alınmıştır. Ayrıca, bu sürecin aile dinamikleri ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Yöntem: Bu çalışma, 12-17 yaş arası madde bağımlısı ergenlerin ebeveynlerinin yaşantılarını fenomenolojik yaklaşımla incelemiştir. Amaçlı örnekleme ile seçilen 10 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Braun ve Clarke'ın tematik analiz süreci temel alınarak MaxQDA yazılımı kullanılmıştır. Çalışma küçük örneklemi ve tek merkezli oluşuyla sınırlıdır. Bu durum bulguların genellenebilirliğini kısıtlamaktadır ancak çalışma konuya dair derinlemesine ve özgün bilgiler sunmaktadır. Bulgular: Madde kullanan ergenlerin sosyodemografik özellikleri, aile yapısı, çevre faktörleri ve yaşadıkları mahallelerin risk düzeyi madde bağımlılığı üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Ergenlerin okul terkleri yaygındır; uyku ve yeme düzenlerinde bozulmalar gözlemlenmiştir. Aileler çocuklarının arkadaş çevresini olumsuz ve riskli olarak tanımlarken, yaşanılan mahallelerde maddeye kolay erişim ve düşük güvenlik vurgulanmıştır. Aileler çocuklarının madde kullanımını genellikle davranışsal ve fiziksel belirtilerle fark etmiş; bu süreçte öfke, inkâr, korku ve tükenmişlik gibi yoğun duygular yaşamışlardır. Çocuklarının tedavisi için hastaneye başvurma, ortam değiştirme ve araştırma yapma gibi adımlar atmışlardır. Madde bağımlılığı ailelerin ruhsal sağlığını, iş yaşamını, ekonomik durumlarını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemiş; ebeveyn-çocuk ilişkilerinde hem bağ güçlenmesi hem de iletişim sorunları gözlemlenmiştir. Çevresel riskler ve aile içi sorunlar temel nedenler arasında öne çıkmaktadır. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, madde bağımlısı ergenlerin ebeveynleri çok katmanlı, yoğun ve zorlu bir süreç yaşamaktadır. Ekolojik sistem yaklaşımı çerçevesinde değerlendirildiğinde, bireysel, ailevi ve çevresel düzeyde birçok faktörün madde kullanımına katkı sağladığı ve bağımlılık sürecinin yalnızca bireyi değil, tüm aile sistemini etkilediği görülmektedir. Ebeveynler, çocuklarının madde kullanımını çoğunlukla geç fark etmekte, bu fark ediş ise genellikle yoğun psikolojik tepkilerle karşılanmaktadır. Süreç boyunca aileler hem içsel başa çıkma stratejileri (sabır, kabullenme, araştırma yapma) hem de dışsal kaynaklara (sağlık hizmetleri, sosyal destek) yönelmişlerdir. Madde bağımlılığı sadece bireysel bir sağlık sorunu değil; aynı zamanda aileyi, sosyal çevreyi ve toplumu etkileyen çok boyutlu bir sorundur. Bu nedenle müdahalelerin çok yönlü ve sistemik bir bakış açısıyla ele alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
18-29 Yaş arası fiziksel engellilerin yaşadığı psiko-sosyal sorunlar
Engellilik kişinin doğuştan, doğum zamanı yada sonradan kazandığı özürlerden biri veya birkaçıdır. İnsanlar hayatlarının bir döneminde engellilikle karşılaşabilirler. Bu engelli bireyin kendisi veya yakını olabilmektedir. Engellilik fiziksel ve zihinsel olarak ikiye ayrılmaktadır. Fiziksel engellilik çeşitli sebepler sonucunda bedensel işlevselliğinin tamamını yada bir kısmını kullanamayan ve bu nedenle toplumsal hayata uyum sağlamakta sorun yaşayan bireylere denmektedir. Engelli bireyler ister ailede, isterse de toplum içinde bazı psiko-sosyal sorunlar yaşamaktadırlar. Bu sorunlar onların psikolojik sağlık düzeyini ve sosyal hayatını derinden etkilemektedir. Bu nedenlerden dolayı engelli bireylerde içe kapanıklık, iletişim bozukluğu ve kişilerarası ilişki düzeylerinde problemlerin ortaya çıktığını görebiliriz. Engelli bireylerin engellilik durumu her zaman sağlıkla ilişkili değildir. Bireyin bir veya birkaç uzvunun olmaması yani kalıcı engellilik durumunun engelli bireye ve ailesine kabullendirilmesi, bireyin sosyal çevresinin bu durumu kabullenmesi ve uygun davranışlar sergilemesi, toplum tarafından engelli bireyin kabul görmesi ve iletişim esnasında bazı psiko-sosyal sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu amaçla çalışma kapsamında fiziksel engeli bulunan yetişkin bireylerle derinlemesine görüşmeler yapılmış ve psiko-sosyal sorunları detaylı biçimde ele alınmıştır. Çalışma esnasında sosyal hizmet biliminin temel referanslarından yararlanılarak çevresi içinde birey anlayışıyla analiz ve yorumlara yer verilmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve 15 fiziksel engelli bireyle tek seferlik oturumlar oluşturulmuş. Bu oturumlarda yarı yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. Oturumlar ortalama 40-45 dakika sürmüştür. Yapılan araştırma sonucunda fiziksel engelli gençlerin sosyal, psikolojik, ekonomik, erişebilirlik-hizmet, eğitim hayatı, ikili ilişkiler alanında kalıcı sorunlar yaşadığı bulunmuştur. Sonda engelliler, politikacılar, bu alanda çalışanlar için öneriler sunulmuştur.
Muhtarların sosyal yardım algısının sosyo demografik değişkenler bağlamında incelenmesi
Köylerin ve mahallelerin yönetimsel anlamda sorumlusu olan muhtarlar bulundukları mahalde ikamet edenlerin oylarının çoğunluğunu alarak seçilen, herhangi bir siyasi partinin temsilcisi olmayan ve köy tüzel kişiliğini temsil eden yöneticilerdir. Özellikle mahalli idarelerin ve geleneksel yaşam biçimlerinin devam ettiği kültürlerde muhtarlar görev alanının içerisinde yer alan coğrafyalar için önemli bir yönetim pozisyonudur. Bu sebeple ilgili sosyal alanlarda yapılacak her eylemden direkt olarak sorumlulardır. Muhtarların görev ve sorumluluk alanlarında biri de sosyal yardımlardır. Sosyal yardımlar temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olan kişilere verilen hizmetlerin genel adıdır ve mahalli idareler söz konusu olduğunda sosyal yardımları bireylerle buluşturacak kaynak mekanizmaların en önemli unsuru muhtarlardır. Bu çalışmanın temelinde Sakarya ilinde görev yapmakta olan muhtarlar bulunmakta olup, onların sosyal yardım algısı ölçülerek sosyal yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında muhtarların oynayabileceği rol ortaya konmaya çalışılmıştır. Anket aracılığıyla katılımcılardan konuyla ilgili verilerin toplandığı nicel bir araştırma olan bu çalışma sosyal yardım alanların ve bizzat sosyal yardımların muhtarlar tarafından nasıl değerlendirildiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Yapılan çalışmada muhtarların ekseriyetle Sosyal yardımların kayıt dışı çalışmayı artırdığı, yardım alan kişileri çalışma hayatından uzaklaştırmadığı, yardımların çok çeşitli olmasının da kayıt dışı çalışmaya sevk etmediği, yoksulluğun bir sonraki nesle aktarılmasında sosyal yardım sisteminin de etkisinin olduğu kanaatleri değerlendirilerek sosyal yardım sisteminin planlanması da dâhil her aşamasında paydaşlar belirlenirken mutlaka muhtarlık müessesinin sisteme dâhil edilmesi gerekliliği sonucuna varılmıştır.
Afetlerde krize müdahale: Kahramanmaraş Depremi'nde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının çalışmaları
Bu çalışma 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremde etkilenen 11 il arasında yer alan Kahramanmaraş ilinde deprem sonrası Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın (ASHB) sunduğu hizmetlerin afetlerde krize müdahale kapsamında kapsamlı bir değerlendirmesini sunmaktadır. Araştırma, depremzedeler ve ASHB çalışanları ile yapılan görüşmeler üzerinden elde edilen bulguları içermektedir. Depremzedelerin yaşadıkları ve hizmetlere erişimdeki zorluklar, ASHB çalışanlarının karşılaştığı sorunlar ve öneriler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışma sonucunda, ASHB'nin depremzedelere yönelik sağladığı hizmetlerde barınma, beslenme ve psikososyal destek gibi temel ihtiyaçların öncelikli olduğu belirlenmiştir. Ancak, depremzedelerin birçoğu bu hizmetlerden yeterince faydalanamadığını, bilgilendirme ve erişim konusunda sorunlar yaşadığını ifade etmiştir. Özellikle psikososyal destek hizmetlerine duyulan ihtiyaç vurgulanırken, bu hizmetlere erişimin kolaylaştırılması gerektiği üzerinde durulmuştur. ASHB çalışanları, afet müdahalesi sırasında koordinasyon eksikliği ve personel eğitimindeki yetersizlikler gibi zorluklarla karşılaştıklarını belirtmiştir. Gelecekteki doğal afetlere daha iyi hazırlanmak için personel eğitiminin güçlendirilmesi, psikososyal destek hizmetlerinin genişletilmesi ve kurumlar arası işbirliğinin artırılması önerilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin flört şiddetine yönelik tutumları: Sakarya Üniversitesi örneği
Şiddet olgusu hem bireylere hem topluma çok ciddi zararlar verebilmekte ve insan hayatını tehdit etmektedir. Her yıl çok sayıda insan şiddet sebebiyle hayatını kaybetmekte, çok ciddi yaralanmalar yaşamakta, psikolojik ve fiziksel olarak hayatını olumsuz yönde değiştiren etkilere maruz kalmaktadır. Şiddet kavramı çok boyutlu ve karmaşık bir kavram olup tanımlanmasıyla ilgili bir takım güçlükler bulunmaktadır. Ayrıca şiddetin pek çok çeşidi bulunmakta ve insan hayatının neredeyse her alanında ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmanın odak noktasını şiddet çeşitlerinden biri olan flört şiddeti oluşturmaktadır. Flört şiddeti kısaca duygusal ilişkilerde partnerlerin birbirlerine uyguladıkları şiddet olup aile içi şiddetten farklı olarak genelde ergenlerde ve üniversite öğrencilerinde sıklıkla görülmektedir. Kimliğin oluşum aşamasında görülmesi sebebiyle insanların yaşamlarını ciddi anlamda etkileyebilmekte ve değiştirebilmektedir. Bu noktada bireylerin şiddete yönelik tutumları son derece önemlidir. Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kalma ve uygulama durumları ile flört şiddetine yönelik tutumlarını tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın evrenini 2017-2018 eğitim öğretim döneminde Sakarya Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Örnekleme 400 öğrenci dâhil edilmiş ve anket uygulaması yapılmıştır. Sonuç olarak flört şiddeti uygulama ve flört şiddetine yönelik tutumların yaşa, cinsiyete ve anne ile babanın eğitim durumlarında göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Flört Şiddeti, Duygusal Şiddet, Fiziksel Şiddet.
Üniversite öğrencilerinin siber zorbalık / mağduriyet düzeyleri ve sanal sosyal destek ağları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Dijitalleşmenin hızla şekillendirdiği çağdaş toplumsal yapılar, bireyler arası ilişkileri dönüştürmekte; bu dönüşüm, çevrim içi ortamlarda ortaya çıkan yeni sosyal sorunların, özellikle de siber zorbalık ve siber mağduriyetin, genç yetişkinler arasında daha görünür ve etkili hale gelmesine neden olmaktadır. Bu çalışma, dijitalleşmenin toplumsal yapı üzerindeki etkileri çerçevesinde üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet deneyimleri ile bu süreçte etkili olan sanal sosyal destek ağları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı dönüşüm, çevrim içi ortamları sosyal etkileşim ve güç ilişkilerinin yeni biçimlerinin ortaya çıktığı mecralar hâline getirmiştir. Bu gelişmeler, geleneksel zorbalık olgusunun dijital ortamlarda farklı biçimlerde yeniden üretildiği bir süreci beraberinde getirmiştir. Siber zorbalık, bireyler arası dijital şiddetin sistematik ve tekrarlayan biçimlerini içermekte; bireylerin psikososyal iyi oluşlarını tehdit eden önemli bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma kapsamında siber zorbalık ve mağduriyet, bireylerin çevrim içi ortamlarda maruz kaldıkları düşmanca davranışların sıklığı ve etkileri açısından değerlendirilmiş; bu bağlamda bireylerin sosyal destek algıları ile yaşadıkları mağduriyet düzeyleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Araştırmanın kuramsal temeli Bronfenbrenner'in Ekolojik Sistem Kuramı'na dayandırılmış; bu çerçevede, bireylerin maruz kaldıkları zorbalık ve sağladıkları ya da eksikliğini yaşadıkları destek sistemleri mikrodan makroya uzanan sosyal katmanlarda incelenmiştir. Nicel desende yürütülen bu çalışmada, Antalya ilindeki farklı fakültelerde öğrenim gören 571 üniversite öğrencisinden elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Bulgular, siber zorbalık ve mağduriyetin cinsiyet, internet kullanım süresi ve sosyal medya platformlarının kullanım biçimi gibi değişkenlerle anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yüksek sanal sosyal destek algısının siber mağduriyetin olumsuz etkilerini azalttığı, ancak destek yapılarının işlevsizliği durumunda zorbalık eğilimlerinin güçlenebileceği belirlenmiştir. Bu bağlamda çalışma, siber zorbalık, mağduriyet ve sosyal destek dinamiklerinin çok katmanlı yapısını anlamaya yönelik özgün bir katkı sunmakta; dijital şiddetle mücadelede sosyal hizmet temelli müdahale yaklaşımlarına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Siber Zorbalık, Siber Mağduriyet, Sanal Sosyal Destek, Ekolojik Sistem Kuramı
Mevsimlik işçilerde sosyal dışlanmışlık: Adıyaman ili örneği
Sosyal sorun olgusu insanlık tarihinden bu yana sosyal hayatı fazlaca baskı altında tutmuştur. Sosyal sorunlarla birlikte ortaya çıkan sosyal dışlanma durumu, bu kavramın üzerinde hassasiyetle durulmasını zorunlu kılmaktadır. Genel olarak sosyal dışlanma kavramı, toplumun bir parçası olma ve topluma uyum sağlama anlamına gelen sosyal bütünleşmenin tam tersi olarak kullanılmaktadır. Sosyal dışlanma sosyal hayata katılımı engellemekle birlikte, bireylerin toplum tarafından alışılagelmiş üretim metotlarının dışına itilme nedenini de ortaya çıkarmaktadır. Toplumsal hayata uyum sağlayamama ve var olan üretim süreçleri içerisinde yer alamama ise toplumun huzur içeresinde yaşamasını engelleyici ve bir arada yaşama kültürünü zayıflatıcı faktörleri bünyesinde barındırmaktadır. Sosyal dışlanma toplumdaki birçok kesim gibi mevsimlik tarım işçilerinin de günlük yaşamlarında karşılaştığı bir durumdur. Geçici veya mevsimlik tarım işçileri tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu dönemlerde istihdam edilen işgücü grubudur. Özellikle ekim ve hasat zamanlarında Çukurova, Ege, İç Anadolu, Karadeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'nun bazı şehirleri ciddi sayıda mevsimlik işgücü talep eden bölgeler olmuşlardır. Sosyolojinin önemli kavramlarından biri haline gelen ve yaşamın her evresinde ve alanında yaşanabilme olasılığı olan "sosyal dışlanma" bu çalışmanın temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın genel amacı mevsimlik işçilerin sosyal dışlanmışlık durumunun ve buna etki eden faktörlerin Adıyaman ili örnekleminde ele alınıp tanımlanması ve mevsimlik işçilerin demografik/sosyal faktörleri ile sosyal dışlanma arasındaki ilişkinin yönünün ve derecesinin ortaya konulmasıdır. Araştırmada kurulan hipotezlerin sınanması için gereken veriler yapılandırılmış anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Anket formu sosyal dışlanma ölçeği ve mevsimlik işçilere yönelik sosyal/demografik kriterler olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Araştırmanın evrenini Adıyaman ilindeki mevsimlik tarım işçileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise ankete katılan ve yaşları 18-65 arasında olan 548 mevsimlik tarım işçisi meydana getirmektedir. Verilerin analizi sırasında SPSS 23.0 ve AMOS 23.0 paket programlarından yararlanılmıştır. Bu çerçevede öncelikle veri setine Keşfedici Faktör Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi uygulanmıştır. Daha sonra Sosyal/Demografik Değişkenler ile Sosyal Dışlanma Ölçeği'nin alt boyutları arasında anlamlı farklılık olup olmadığını tespit etmek amacıyla kurulan hipotezleri test etmek için parametrik analiz yöntemlerinden Independent t Testi, One Way Anova Testi kullanılmıştır. Ayrıca örnekleme ilişkin frekans analizleri (yüzde, ortalama, standart sapma, vb.) yapılmıştır. Yapılan analizler neticesinde; mekânsal ve ana dil bağlamlarında Sosyal Dışlanma Ölçeği'nin bazı alt boyutlarında istatistiki açıdan anlamlı farklılıklar tespit edilmiş, bulunan sonuçlar istatistiki olarak yorumlanıp sosyal hizmet literatürü ve uygulamaları ile ilişkilendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Mevsimlik Tarım İşçiliği, Sosyal Dışlanma, İşsizlik, Yoksulluk, Sosyal Çalışma
Avrupa Birliği ile bütünleşme süresince sosyal devlet anlayışının sosyal hizmetler bağlamında karşılaştırılması: Türkiye, Almanya ve İngiltere örneği
İnsanlık tarihinin neredeyse tamamında adı geçen yoksulluk kavramı, insanın günlük temel ihtiyaçlarının tamamı veya önemli bir bölümünü karşılayacak seviyede bir gelir düzeyine sahip olamama durumudur. Özellikle, gıda, barınma, giyim, ısınma gibi temel ihtiyaçlara ulaşmada zorluk yaşamak veya ulaşamamak, yoksulluk durumunu oluşturmaktadır. Yoksulluk sorunu bireyleri ve toplumları sosyo-ekonomik olarak olumsuz yönde etkileyen önemli sorunlardan biridir. Bu kapsamda günümüz anlayışında devlet, sosyal sorun haline gelmiş bu konuyu çözmede öncelikli otorite olup, vatandaşın karşısındaki en önemli muhataptır. Bu nedenle sosyal bir nitelik alan devlet için yardıma muhtaç vatandaşların korunması ve onlara gereken yardımın yapılması artık bir lütuf değil, zorunluluktur. 21. yy. devletlerinin en önemli niteliklerinden olan sosyal devlet, sosyal yaşamın sağlıklı işlemesi için sosyal adaletsizlik, eşitsizlik, yoksulluk, muhtaçlık, işsizlik vb. her türlü sosyal sorunu önlemeye dair kurum ve politikalar geliştiren ve bunları uygulayan devlet türüdür. Sosyal devletin en önemli tezahür etme şekli ise sosyal politikalar ve sosyal hizmetlerdir. Sosyal politikalar, sosyal devletin pratiğe dökülme aracıdır. Sosyal devlet kapsamında incelenen sosyal hizmetler, yardıma muhtaç birey veya gruplara devlet tarafından yapılan nakdi yardımları, malzeme yardımlarını ve her türlü hizmetleri kapsar. Sosyal refahın artırılmasını ve yoksullukla mücadeleyi hedefleyen sosyal hizmetler, değişen koşullara uygun olarak şekillendirilmeli ve ihtiyaç sahiplerini sosyal dışlanmaya yönelik olarak koruyucu tedbirler alarak, onları sosyal yaşama dâhil etmelidir. Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde Türkiye'de sosyal hizmet uygulamalarının Almanya ve İngiltere ile karşılaştırıldığı bu araştırmanın amacı, Türkiye'de sosyal devlet anlayışı, sosyal hizmet uygulamalarının tarihsel gelişimi ve bugünkü uygulamaları ile AB'nin gelişmiş iki ülkesi olan Almanya ve İngiltere'nin sosyal devlet anlayışları, sosyal hizmet uygulamalarının tarihsel gelişimi ve bugünkü uygulamalarını karşılaştırmak, sosyal hizmet bağlamında Türkiye'nin iki ülke arasındaki yerinin analiz edilmesi ve sonuçlarının ortaya konulmasıdır.
Çocuk izlem merkezlerinde çalışan adli görüşmecilerin iş doyumu ve mesleki tükenmişlik düzeylerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı Türkiye'de Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde adli görüşmeci olarak çalışan meslek elemanlarının iş doyumu ve mesleki tükenmişlik düzeylerini incelemek ve bu alanda çalışan meslek elemanlarının tükenmişliğe karşı korunabilmeleri için onların psikososyal yönden iyilik hallerini artırabilmek amacıyla çözüm önerilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Araştırmanın çalışma grubunu; 2022 yılı Aralık ayında Türkiye'nin çeşitli illerinde aktif olarak çalışan 156 adli görüşmeci oluşturmaktadır. Bu çalışma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde tasarlanmış kesitsel bir çalışmadır. Araştırmada demografik bilgileri toplamak amacıyla "Kişisel ve Mesleki Bilgi Formu", iş doyumu düzeylerini belirlemek amacıyla Akkamış (2010) tarafından Türkçeye uyarlanan "Minnesota İş Tatmini Ölçeği", mesleki tükenmişlik düzeylerini ölçmek amacıyla Ergin (1992) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçek puanlarının ve alt boyut puanlarının karşılaştırılmasında, iki grup karşılaştırması için bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Ölçek puanlarının birbirleri ile ilişkisi ise Pearson Korelasyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların iş doyumu ve tükenmişlik düzeyleri arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu, iş tatmini artarken tükenmişlik düzeylerinin azaldığı ya da iş tatmini azalırken tükenmişlik düzeylerinin arttığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cinsel istismar, adli görüşmeci, tükenmişlik, iş doyumu, Çocuk İzlem Merkezi.
Sosyal hizmet perspektifinden ebeveynlerin yeme içme davranışlarının çocukların obezite olması üzerine etkisi, Yalova ili örneği
Bu araştırmada sosyal hizmet perspektifinden ebeveynlerin yeme içme davranışlarının çocuğun obezite olması üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, tarama türünden betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi Yalova İlinde yaşayan 150 adet 4-15 yaş arası çocuk ve ebeveynlerinden oluşmaktadır.Çocuk ve ebeveynlerin, ebeveynlerin yeme içme davranışlarına ilişkin görüşleri kullanılan anket ile belirlenmiştir. Araştırmanın amacına uygun kullanılan anket iki bölümden oluşturulmuştur. Anketin birinci bölümünde ankete katılan çocukların ve bu çocukların ebeveynlerinin demografik özelliklerine ilişkin sorular yer alırken; anketin ikinci bölümünde ise ebeveynlerin yeme içme davranışlarına ilişkin sorular bulunmaktadır.Araştırmada verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada öncelikle çocukların BKİ değerleri hesaplanmış ve bu BKİ değerlerinin hem çocuk hem ebeveynlerin demografik özelliklerine göre ne şekilde değişiklik gösterdiği yapılan ki-kare(x2) analizi ile belirlenmiştir. ayrıca çocukların BKİ değerlerinin ebeveynlerin yeme içme davranışları ile ilişkisi ki-kare(x2) analizi yapılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre, çocukların obez olma durumu ile cinsiyetleri, baba yaş faktörü, yemek yeme tipi, sabah kahvaltısı yeme durumu, öğle yemeği yeme durumu, akşam yemeği yeme durumu, sabah kahvaltısı yeme saati, akşam yemeği yeme saati, yemek ayırt etme durumu, sebze tüketim sıklığı, meyve tüketim sıklığı, kurubaklagil tüketim sıklığı, kuruyemiş tüketim sıklığı, kırmızı et tüketim sıklığı, beyaz et tüketim sıklığı, süt ürünleri tüketim sıklığı ve lahmacun ve kebap türleri tüketim sıklığı faktörleri arasında anlamlı farklılık olmadığı saptanmıştır. Çocukların obez olma durumları ile çocuğun yaşı, ailedeki birey sayısı, ailenin aylık gelir durumu, anne yaş ve eğitim durumu, baba eğitim durumu, yaşadıkları konut tipi, evde obez birey varlığı durumu, evde sağlık problemlerine göre yemek yapma durumu,günlük öğün adedi, öğün saatlerinin düzensizlik nedeni, öğün arası besin tüketimi, en sık atlanan öğün, öğle yemeği yeme saati, evde en çok tüketilen ve en az tüketilen besin, ekmek/hububat tüketim sıklığı, tatlı tüketim sıklığı, fast-food tüketim sıklığı, hamur işi tüketim sıklığı ve kola tüketim sıklığı faktörleri arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma ile çocukların obez olmalarına ailenin hangi yeme ve içme davranışlarının ne şekilde etkisi olduğu öğrenilip aktarılmaya çalışılmıştır.
Kentle ilişkileri bağlamında romanlar ve sosyal yardım: Kandıra örneği
Sosyal yardımın tarihi, yoksulluğun tarihi kadar eskidir. Zengin olanın yoksul olana yardım etmesi yeni bir olgu değildir. Sosyal yardım, kavram olarak tek bir referans üzerinde değerlendirilemez. Yardımın metodu ve türü bakımından birçok farklı boyutu bulunmaktadır. Sosyal yardım uygulamalarının günümüzdeki şekli ile ilk örneği, sanayi devriminden sonra 1600'ün başında şekillenmiştir. Türkiye'de ise tek partili dönemden itibaren sosyal yardım uygulamaları görülmektedir. Bu çalışma, üç yıl boyunca katılımcı gözlem metodu ile Kocaeli ili, Kandıra ilçesi, Akdurak mahallesinde yaşayan romanlarla yapılan saha çalışmasından edinilen bilgilerin, yapılan literatür taraması ile harmanlanarak değerlendirmesi şeklinde yapılmıştır. Çalışmada, sosyal yardım alan romanların kentle olan bağları; sosyal dışlanma, yoksulluk kültür, sınıfaltı olma-marjinalleşme, umutsuzluk, bağımlılık, kriminalleşme ve izolasyon kavramları üzerinden irdelenmiştir. Araştırmada yapılan sosyal yardımların, Romanlar üzerinde yardım bağımlılığına yol açtığı hipotezi test edilerek, araştırmacının saha gözlemlerinde ulaştığı sonuçlarla doğrulanmıştır.
Okul sosyal hizmeti bağlamında üstün yetenekli öğrencilerin kariyer gelişimlerinde rehberlik hizmetleri (Yalova ili örneği)
Kariyer gelişimi yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Kariyer gelişim kuramları incelendiğinde kariyerin erken çocukluk dönemi deneyimlerinden etkilendiği ve zaman içerisinde şekillenmeye başladığı ifade edilmektedir. Geleceğine yön verme noktasında bu süreçte tüm öğrencilerin desteğe ihtiyaçları vardır. Üstün yetenekli bireyler belli alanlarda ilgi ve yeteneğe sahip olan ve toplumun küçük bir yüzdesini oluşturan bir gruptur. Potansiyellerini geliştirip, değerlendirerek toplumsal hayatın şekillenmesinde, ülkenin gelişimi ve kalkınmasında etkilerinin büyük olabileceği düşünülmektedir. Üstün yetenekli bireylerin gelişim dönemi problemleri, aile ve çevreleri olan ilişkileri, ilgi ve yeteneklerinin farkında olmaları, kendilerini tanımaları, karar verme becerilerinin gelişmesi, meslek seçimi vb. pek çok konuda onlara destek sunacak profesyonel bir hizmete ihtiyaçları bulunmaktadır. Okullarda bu görevi aldıkları eğitim itibari ile gerçekleştirebilecek olanlar rehber öğretmenler olarak görülmektedir. Araştırmada genel tarama modeli kullanılarak Yalova'da resmi ve özel kurumlarda çalışan 84 rehber öğretmene kişisel bilgilerini ve üstün yetenekli öğrencilerle ilgili durumlarını anlamaya yönelik evet-hayır cevabı verilmesi gerekli kapalı uçlu soruların bulunduğu form ve 40 maddelik "Rehber Öğretmen Özel Eğitim Özyeterlik Ölçeği" uygulanmıştır. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde; rehber öğretmenlerin üstün yetenekli öğrencilere verilen eğitimi ve kariyer gelişimi ile ilgili desteği yeterli bulmadıkları, bu alandaki çalışmaların yetersiz olduğunu düşündükleri görülmüştür. Öz yeterlik ölçeği ile ilgili verilerde ise rehber öğretmenlerin genel olarak özyeterlik algıları yüksek olsa da üstün yetenekli öğrencilere sunulacak bireysel bazlı yardımlarla ilgili maddelerde çoğunlukla kararsız kalmaları ya da katılmamaları dikkat çekicidir. Ayrıca rehber öğretmenlerin üstün yetenekli öğrencilerinin olmaması ve konu ile ilgili eğitim almamış olmamaları da bir diğer bulgudur. Araştırmada okul sosyal hizmeti kavramı, okul sosyal hizmet uzmanlarının görevleri, rehber öğretmen ve okul sosyal hizmet uzmanlarının işbirliği, rehber öğretmenlerin görev alanları, iş yükleri üzerinde durulmuş; üstün yetenekli bireylerin özellikleri, eğitimleri, ihtiyaçları ile ilgili bilgilere yer verilmiş; kariyer gelişiminin öneminden söz edilmiştir. Günümüzde okullardaki tüm problemlerle ilgilenmeye çalışan, yıllık planları doğrultusunda faaliyetler yürüten, çevresel ve bireysel krizlere müdahale etmeye çalışan rehber öğretmenlerin iş yüklerinin fazlalığı ve okul içinde işbirliği yapabilecekleri başka bir meslek grubu bulunmamasının onların asıl görevleri içinde yer alan bireysel danışmanlık hizmetleri noktasında yetersizlik yaşamalarına sebep olduğu ifade edilmiş, üstün yeteneklilerin kariyer gelişimlerinde okul sosyal hizmet uzmanlarının etkili olabileceği ifade edilerek, okul sosyal hizmet ihtiyacının gerekliliği ortaya konulmuştur.
Hz. Peygamber dönemi sosyal hizmet anlayışı ve uygulamaları
İnsanoğlunun toplumsal yaşamı bir hayat biçimi olarak kabul ettiği ilk günden bugüne maddi-manevi yardım ve muhtaçlık kavramları hep varola gelmiştir. Bu kavramlarla alakalı sosyal faaliyetler kimi zaman iktidarlar eliyle, kimi zamanda bireysel çaba ve gayretler şeklinde gerçekleşmiştir. Tezimizde ele aldığımız Hz. Muhammed, bugün itibariyle 1.5 milyarın üstünde bir insan kitlesinin bağlısı olduğu son ve en ekmel din olan İslâm'ın yeryüzündeki birincil temsilcisi ve önderi, ayı zamanda da şahsiyet ve kişilik bazında örneğidir. Peygamber Efendimiz, altmış üç yıllık ömrünün son on yılını Medine'de geçirmiştir. Medine Site Devleti'ni kurduktan sonraki süreçte toplumda mağduriyet içinde bulunan ve pozitif ayrımcılığa ihtiyacı olan insanlara yönelik birçok faaliyetler gerçekleştirmiştir. Hz. Peygamber, günümüzde sosyal hizmet, manevi sosyal hizmet ve manevi destek kavramlarıyla anlamlandırılmaya çalışılan maddi-manevi her türden desteği o günün şartlarında gerçekleştirmiş, Medine Site Devleti'nde birlikte yaşadığı toplumu örnekliğiyle bu türden yardım faaliyetleri için teşvik etmiştir. Ayrıca kurduğu devletin sahip olduğu bütün maddi imkanları da bir yönetici olarak yardım ve desteğe ihtiyacı olan sınıflara kanalize etmiştir. Tezimizin amacı, Hz. Peygamber döneminde maddi-manevi muhtaçlık içinde bulunan toplumun çeşitli sosyal katmanlarına, Kur'ân-ı Kerîm ve Peygamberimizin örnekliğinde yardım ve destek amaçlı ne türden politikalar gerçekleştirildiğini ortaya koymaktır. Çalışmanın sonucunda ise, Hz. Peygamber'in kurduğu Medine Site Devleti özelinde dünden bugüne gelen, bugünden de yarına devam edecek olan süreçte hem müslümanlara hem de insanlığa sosyal hizmet sahasında örnek bir birey ve devlet yapısı nasıl olmalının, bireysel ve toplumsal bazda sosyal hizmet, yardım ve desteğe ihtiyaç hisseden insanların bu yardımlara ne şekilde ulaşacağının ve konuyla alakalı olarak neler yapılabileceğinin ortaya konulmasına çalışılarak o devir özelinde bir "prototip yapı ve örneklik" ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Psikososyal yaklaşımla özel eğitime gereksinimi olan çocukların annelerine yönelik bir araştırma
Bu araştırmada, özel eğitime gereksinimi olan çocukların ailelerinin ve özellikle annelerinin yaşadığı sorunların psikososyal açıdan değerlendirilmesi ve Türkiye'de özel eğitim alanında uygulanabilir çözüm modelinin sunulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, araştırmada, özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip annelerin psikolojik dayanıklılık, algıladıkları sosyal destek düzeyleri, gereksinimleri ile annelerin psikolojik iyi olma, sosyal iyi olma ve yaşam doyum düzeyleri karşılaştırılmıştır; annelerinin gereksinim, algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin psikolojik iyi olma ve sosyal iyi olma düzeyleri ile yaşam doyumlarına etkisi incelenmiştir. Araştırma, İstanbul Valiliği'nin izni ile 2016-2017 eğitim ve öğretim yılı bahar döneminde İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı resmi ve özel özel eğitim okul ve kurumlarında gerçekleştirilmiştir. Özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip toplam 402 anne çalışmaya katılmıştır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları; Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı (AGBA), Aile Destek Ölçeği (ADÖ), Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Psikolojik İyi Olma Ölçekleri (PİOÖ-42), Sosyal İyi Olma Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği ile özel eğitime gereksinimi olan çocukların, annelerinin ve ailelerinin sosyo-demografik özellikleri hakkında bilgi edinmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Aile Bilgi Formu'dur. Verilerin analizleri SPSS 24.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan Yaşam Doyumu, Psikolojik İyi Olma, Sosyal İyi Olma, Psikolojik Dayanıklılık, Aile Desteği ve Aile Gereksinimleri Ölçeklerinden elde edilen puanların normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla Kolmogorov-Smirnov testi yapılmıştır; ölçeklerden elde edilen puanların dağılımı normal dağılım göstermediği için istatistik değerlendirme yapmak için nonparametrik testler kullanılmıştır. İki grup arasındaki fark Mann Whitney U testi ile incelenmiştir. İkiden fazla grup durumunda gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal Wallis H testi ile analiz yapılmıştır. Kruskal Wallis H testinde istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edildiğinde bu bulgular arasındaki farkı saptamak için Mann Whitney U testi uygulanmıştır. Yaşam Doyumu, Psikolojik İyi Olma, Sosyal İyi Olma, Psikolojik Dayanıklılık, Aile Desteği ve Aile Gereksinimleri Ölçekleri arasındaki ilişkiler Spearman Korelasyon analizi yapılarak incelenmiştir. Yordamalarla ilgili analizler ise doğrusal regresyon analizi ile incelenmiştir. Ayrıca, tanımlayıcı istatistiksel metotlar ile veriler değerlendirilmiştir; bu kapsamda, verilerin sayı ve yüzde dağılımları incelenmiştir. Bütün bu istatistiksel işlemler Psikolojik İyi Olma Ölçekleri (PİOÖ-42), Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Aile Destek Ölçeği (ADÖ) ve Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı (AGBA) Ölçeklerinin alt ölçeklerinin incelenmesinde de uygulanmıştır. Yürütülen bu araştırmada, psikolojik iyi olma düzeyleri, sosyal iyi olma düzeyleri, psikolojik dayanıklılık düzeyleri, algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek ve aile gereksinim düzeyleri daha düşük olan annelerin yaşam doyum düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal iyi olma düzeyleri, psikolojik dayanıklılık düzeyleri, algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek ve aile gereksinim düzeyleri daha düşük olan annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, psikolojik dayanıklılık düzeyleri, algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek ve aile gereksinim düzeyleri daha düşük olan annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek ve aile gereksinim düzeyleri daha düşük olan annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin daha yüksek olduğu ve algılanan sosyal destek düzeyleri daha yüksek olan annelerin aile gereksinim düzeylerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucu, annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %14'ünü ve annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %13'ünü açıkladığı; psikolojik iyi olma düzeylerinin ve sosyal iyi olma düzeylerinin birlikte annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %18'ini açıkladığı belirlenmiştir. Ayrıca, annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %17'sini, annelerin algılanan sosyal destek düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %26'sını ve ailenin gereksinim düzeylerinin annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %14'ünü açıkladığı; annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, algılanan sosyal destek düzeylerinin ve aile gereksinim düzeylerinin birlikte annelerin yaşam doyumu düzeylerinin %31'ini açıkladığı saptanmıştır. Ayrıca, annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin %30'unu, annelerin algılanan sosyal destek düzeylerinin annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin %18'ini ve ailenin gereksinim düzeylerinin annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin %13'ünü açıkladığı; annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, algılanan sosyal destek düzeylerinin ve aile gereksinim düzeylerinin birlikte annelerin psikolojik iyi olma düzeylerinin %35'ini açıkladığı belirlenmiştir. Ayrıca, annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin %18'ini, annelerin algılanan sosyal destek düzeylerinin annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin %19'unu ve ailenin gereksinim düzeylerinin annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin %9'unu açıkladığı; annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, algılanan sosyal destek düzeylerinin ve aile gereksinim düzeylerinin birlikte annelerin sosyal iyi olma düzeylerinin %35'ini açıkladığı saptanmıştır. Ayrıca, araştırmacı tarafından hazırlanan özel eğitime gereksinimi olan çocukların, annelerinin ve ailelerinin sosyo-demografik özellikleri hakkında bilgi edinmeyi amaçlayan Aile Bilgi Formu analiz edilmiştir. Aile Bilgi Formu'ndan elde edilen bilgilerle annelerin yaşam doyumu, psikolojik iyi olma ve sosyal iyi olma düzeyleri, psikolojik dayanıklılık, algılanan sosyal destek, gereksinim düzeyleri ile Psikolojik İyi Olma, Psikolojik Dayanıklılık, Aile Destek Ölçeği, Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı Alt Ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup olmadığı incelenmiştir. Bu kapsamda, annelerin yaşları, anneler ile eşlerinin eğitim düzeyleri, annelerin çalışıp çalışmadığı, evlilik süreleri, çocuk sayıları, aile gelir düzeyleri, ailenin birlikte yaşadığı babaanne, dede gibi diğer kişilerin olup olmadığı, özel eğitime gereksinimi olan çocuğa bakımda yardımcı birinin olup olmadığı, özel eğitime gereksinimi olan çocuğun doğum yılı, cinsiyeti, tanının konulduğu yaş, çocuğun engel derecesi analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucu, anneler ile eşlerinin eğitim düzeylerinin, aile gelir düzeylerinin, özel eğitime gereksinimi olan çocuğa bakımda yardımcı birinin olup olmamasının öne çıkan özellikler olduğu ve araştırma kapsamında ele alınan ölçeklerle istatistiksel olarak anlamlı ilişkili oldukları görülmüştür. Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı (AGBA) Ölçeğinde annelerin belirttiği önem sırasına göre aile olarak en önemli 5 gereksinimleri analiz edilmiştir; anneler aile olarak 1. gereksinimlerini en çok %14,9 ile "çok daha iyi ve daha fazla eğitim", %13,4 ile "konuşma - dil terapisi eğitiminin verilmesi" ve %9,2 ile "Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde verilen eğitim saatlerinin daha çok olması" şeklinde belirtmişlerdir. Yapılan analizde görülmüştür ki, anneler aile olarak en önemli gereksinimlerinin özel eğitime gereksinimi olan çocuklarının eğitim, sağlık, sosyal, kültürel, sportif ve benzeri ihtiyaçları olarak değerlendirmektedirler. Bununla birlikte anneler kendilerinin ve ailelerinin psikolojik, sosyal, ekonomik gereksinimlerini de belirtmişlerdir. Özel eğitime gereksinimi olan çocuğa sahip olmak psikolojik, sosyal, ekonomik ve benzeri çok yönlü ele alınması gereken bir konudur; bu bağlamda hem teorik ve bilimsel alanda hem uygulama alanında multidisipliner ve interdisipliner yaklaşımla konunun biyopsikososyal açıdan bütüncül olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmada Türkiye'de özel eğitime gereksinimi olan çocuklara, ailelerine ve özellikle annelerine yönelik multidisipliner, interdisipliner yaklaşımla ve biyopsikososyal açıdan konuyu bütüncül olarak ele alan öneriler sunulmuştur; bu psikososyal yaklaşım ile güçlendirme yaklaşımı bağlamında özel eğitime gereksinimi olan çocuğu, anneyi, babayı, kardeşleri, ailedeki tüm bireyleri, geniş aile üyelerini ve bir bütün olarak aile sistemini fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik ve benzeri pek çok açıdan ele alarak çok yönlü ve bir bütün olarak değerlendirmek ve desteklemek mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Özel Eğitime Gereksinimi Olan Çocuk ve Anneleri, Yaşam Doyumu, Psikolojik İyi Olma, Sosyal İyi Olma, Psikolojik Dayanıklılık, Aile Desteği, Sosyal Destek, Aile Gereksinimi
Kur'an kurslarında yetişkinlere yönelik manevi destek hizmetleri
Dini doğru bir şekilde öğrenip yaşama, hayatı anlamlandırma ve manevi değerlerin kazanımına yönelik dinin özüne uygun eğitim öğretimiyle Kur'an kursları yetişkin kadınların doğru ve sağlam bilgi ihtiyacını gideren, öğrencilerin verimlilik ve performanslarını artırabilecekleri düşünce ve davranışlar kazanmalarını sağlayan yaygın bir din eğitimi kurumudur. Bu minvalde Kur'an kurslarının manevi destek hizmetlerinde üstlendiği rollerin neler olduğu konusunun araştırıldığı bu çalışmada; Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kamu kuruluşu olan, Diyanet İşleri Başkanlığı yönetimi altında faaliyet gösteren Kur'an kurslarının yetişkin kadınların bireysel, aile ve toplumsal hayatını kapsayacak din eğitim ve öğretimi manevi destek hizmetleri bağlamında izah edilmeye çalışıldı. İstanbul ili Kayışdağı Merkez Camii Kur'an Kursu, Mimar Sinan Camii Kur'an Kursunu içerecek şekilde yetişkin kadınlarla yapılan mülakat araştırmasında yetişkin kadın öğrencilerin Kur'an kursu aracılığıyla manevi ihtiyaçlarını karşılayabildikleri sonucuna varılmıştır. Kur'an kurslarının yetişkin kadın öğrencilere sağladığı eğitim-öğretim ve mekansal birliktelik sayesinde onların dini, psikolojik ve sosyal problemlerinin çözümünde anlamlı katkılar sunabileceği Kur'an kursu öğreticileri ve yetişkin kadın öğrencilerle yapılan mülakatın sonucunda görülmüştür. Bu anlamda Kur'an kursları daha fonksiyonel hale getirilerek doğasında barındırdığı manevi destek hizmetlerine de ciddi katkılar sağlanacaktır.
Hayatı anlamlandırmada kuşaklararası analiz: (Atilla Uras Anadolu Lisesi örneği)
İnsanın doğumuyla başlayan ve bir ömür boyu süren anlam arayışı, öznel bir karaktere sahip olduğundan her insan, diğerlerinden farklı olarak olay, olgu ve nesneleri anlamlandırmaktadır ve yaşam amaçlarını belirlemektedir. Bu bağlamda yapılan çalışma, "hayatın anlam ve amacı nedir?", "hayat nimet midir, zahmet midir?", "hayatı anlamlandırma ve yaşam amaçlarını belirlemede etkili kişi ve kurumlar nelerdir?" vb. sorulara cevap aramaktadır. Hayatı anlamlandırmak ile hayatın içinde var olan anlamı aramak arasındaki farkı da dikkate alarak "Hayatın anlamı, kuşaklararası toplumsal dönüşüm neticesinde değişime uğramaktadır" hipotezini test etmektedir. Araştırma, İstanbul İli Maltepe İlçesi Atilla Uras Anadolu Lisesi örnekleminde değişen yaşam şartlarının etkisiyle çocuklar (527 öğrenci), onların orta kuşak ebeveynleri (258 kişi) ve büyükanne ile dedelerden (79 kişi) oluşan kuşakların hayatı anlamı konusundaki düşüncelerinin tespit ederek karşılıklı analiz etmeyi amaçlamaktadır. Toplam 864 kişiye anket uygulanmış; cinsiyet, öğrencilerin sınıfları, öğrenim durumu, meslek, aylık gelir düzeyi, ikamet yeri bağımsız değişikenleri üzerinden analizler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, genç kuşakların önceki kuşaklara göre daha bireysel bir bakış açısına sahip olduklarını gösterirken yaşlı kuşaklara doğru toplumsal ve dini değerlerin yaşamı daha fazla anlamlandırdığı ve sosyal sorunlara yönelik bir ilginin varlığını orta koymaktadır. Kuşaklar hayatın bir anlamı olduğuna ama bu anlamın insanın kendisi tarafından bulunması gereğine inanmaktadırlar. Kuşakların hayatını anlamlandıran en önemli sosyal kurum ise aile ve yakın çevredir. Onu anne/babalar ve öğrencilerde eğitim ve kültür; dede/ninelerde ise din izlemektedir. Ekonomi, bilim ve teknoloji ise en fazla genç kuşakların hayatını anlamlandırmaktadır. Kuşakların hayatını anlamlandırmada anne/babalar ve öğretmenler toplumsal sorunlar, erdemli davranışlar, dini ve kültürel değerler, zorluklarla mücadele konusunda; akran grupları ise özgürlük, şöhretli bir hayat, bireysellik, maddi beklentiler, ümitsizlik ve karamsarlık gibi duyguların oluşmasında etkilidirler. Zorluklar karşısında aile ve dini değerler en önemli destek mekanizmasını oluştururken; kurumsal destek alma konusunda kadınlar erkelere göre daha isteklidirler. Yaşam amaçlarına ulaşılmasını engelleyen en önemli faktörler ise eğitimin tamamlanamamış olması ve maddi imkansızlıklardır. Anne, baba ve kardeşleriyle sevgi bağının koparılmaması ise kuşakların gelecekle ilgili en önemli beklentisini oluşturmaktadır. Çocuklar/torunlar, orta ve yaşlı kuşakların yaşama sevincini artırırken; soyun devam etmesi, yaşlılık güvencesi olması ve dini gerekçeler yaşlı kuşaklar için çocuk sahibi olma sebebidir. Anne/babalar, topluma yararlı ve erdemli insanlar yetiştirmeyi hedeflerken; genç kuşaklar ise gelecekte aileyi eğlendirmesi, neşelendirmesi ve sevgi vermesi için çocuk sahibi olmak istemektedirler. Dolayısıyla toplumsal yaşam koşullarında meydana gelen değişim ve dönüşümler yaşlı kuşaklardan genç kuşaklara doğru insanların hayata bakışı, yaşam amaç ve hedefleri, zorluklara ve sıkıntılara karşı davranış biçimleri, diğer insanlarla ilişkileri ve gelecekle ilgili beklentileri üzerinde etkili olmaktadır. Bu kapsamda, bulgular hipotezi doğrularken, genç kuşakların yaşamı anlamlandırma ve yaşam amaçlarını belirleme konusunda önceki kuşaklara göre daha bireysel ve kararsız bir yapıda olduğu saptanmıştır. Dolayısıyla bu durum, sosyal hizmetlere olan ihtiyacı artırmaktadır.
Sosyal belediyecilik çerçevesinde engelli bireylere sunulan hizmetler: Tepebaşı belediyesi örneği
Bu çalışma, Tepebaşı Belediyesinde yaşayan engelliler ve engelli ailelerine yönelik tanımlayıcı bir çalışmadır. Belediyelerin engelliler için gerçekleştirmekte olduğu uygulamaları kendisine konu alan bu çalışmada, engellilik kavramı, tarihten günümüze değin engelliliğe atfedilen anlam ve değer ile sosyal belediyecilik konularını ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Tepebaşı Belediyesi örneğinde; bir yönüyle engelli bireylere ve engelli bireye sahip ailelere yönelik belediyeler tarafından (ulaşım, sosyal, kültürel, sportif, meslek edinme ve eğitim vb. alanlarda) gerçekleştirilen faaliyetleri incelemek, diğer yönüyle hem vatandaşları hem de engelli bireyleri bilgilendirmektir. Araştırmanın temel problemi, engelli bireyler ile ailelerinin Tepebaşı belediyesi tarafından kendilerine sunulan hizmetlerden ve haklarından yeterince bilgilerinin var olup olmadığıdır. Araştırmada nitel araştırma tekniği kullanılmıştır. Gönüllülük esası ile Tepebaşı Belediyesi sınırları içerisinde yaşayan 35 kişi ile görüşülmüş ve toplamda 20 engelli ve engelli ailesine Tepebaşı Belediyesinin engellilere yönelik sunduğu hizmetlere yönelik dört adet soru yöneltilmiştir. Yapılan görüşmeler sonrasında engelli bireylerin ve ailelerinin, Tepebaşı Belediyesinin engellilere yönelik verdiği hizmetlerden, istihdam olanaklarından haberdar oldukları ve bu hizmetlerden memnun oldukları görülmüştür. Bununla birlikte katılımcıların Tepebaşı Belediyesi tarafından verilen sağlık, spor, kültürel hizmetlerinin sayısının artırılması, ulaşımda yaşadıkları sorunların azaltılması ve hayatı engellilerle paylaşan diğer bireylerin engellilere yönelik farkındalığını artırmaya yönelik çalışmaların yapılmasına yönelik beklentilerin olduğu da anlaşılmıştır.
Belediye meclisi ve il genel meclisi üyelerinin sosyal hizmeti algılama biçimi: Yalova ili örneği
Bu çalışmada "Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi Üyelerinin Sosyal Hizmeti Algılama Biçimi: Yalova İli Örneği" konusu ele alınmış, bu çerçevede sosyal yardım, sosyal hizmet, çocuk, engelli, kadın ve yaşlılara yönelik sosyal hizmetler hakkındaki meclis üyelerinin algısı ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Araştırma yapılırken literatür, konuyla ilgisi olduğuna inanılan ve bu konunun araştırılmasında ve geliştirilmesinde katkı sağlayacağı düşünülen kaynaklar ışığında incelenmiştir. Yapılan bu çalışma da yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiş ve derinlemesine mülakat uygulaması gerçekleştirilmiştir. Çalışma nitel bir araştırmadır. Yüksek lisans düzeyinde yerel yönetimler ve sosyal hizmetle ilgili ilk nitel çalışmalardan birisidir. Çocuk, engelli, kadın, yaşlılar ve diğer risk gruplarına yönelik sosyal hizmet uygulamaları merkezi yönetim tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak bazı sosyal hizmet uygulama alanlarının yerel yönetimlere devri zaman zaman gündeme gelmektedir. Sosyal hizmet çalışmalarının yerel yönetimlere devri halinde yerel yöneticiler ve meclis üyelerinin bu faaliyetlerle ilgili yetkili karar organlarında yer alması kaçınılmazdır. Bu durumda sosyal hizmetlerden yararlanan müracaatçıların (birey-grup ve topluluk düzeyinde) alacakları hizmet süreci bu idari mekanizmadan etkilenecektir. Bu etkinin pozitif veya negatif yönlü gelişmesinin ise yerel yöneticilerin sosyal hizmeti "ne ve nasıl" gördüğüne bağlı olarak etkileneceği düşünülmektedir. Bu araştırmada yerel yöneticilerin ve yerel meclis üyelerinin (İl genel meclisi üyeleri ve Belediye meclisi üyeleri) sosyal hizmet konusu ile ilgili nasıl bir algıya sahip oldukları ortaya konmuş ve meclis üyelerinin sosyal hizmete bakış açıları ortaya çıkartılmıştır. Sosyal hizmet kurumları, diğer kurumlarda olduğu gibi, bir idari yönetim mekanizmasına sahiptir. Bu kuruluşlar sadece bütçe, personel, gelir-gider vb. faaliyetler ile yürütülmez. Sosyal hizmet kuruluşları, öznesi insan olan incinebilir müracaatçı gruplarına hizmet sunmaktadır. Yapılan çalışma sonrası meclis üyelerinin sosyal hizmet kavramı hakkındaki düşüncelerini yardım etme eylemi ile ilişkilendirdikleri ortaya çıkmıştır. Yardım etme/alma eyleminde, yardım alacak birey ve grupların hizmetlerden yararlanmaları / yararlandırılmaları sırasında siyasal faktörlerin sosyal hizmet uygulamalarına etki edebileceği ve klientalizm öngörüsünde bulundukları görülmüştür. Ülke genelindeki hizmet standardının bütünlüğü ile ilgili kaygı taşıdıkları görülmüştür. Meclis üyelerinin bazılarının sosyal hizmetlerin yerel yönetimlere devri halinde faaliyetlerin aynı şekilde devam edebileceğini öngördükleri görülmüştür. Ancak bu devrin yalnızca işletme mantığı çerçevesinde tutumlarını şekillendirdiği anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar üzerinden öneriler sunularak araştırma sonlandırılmıştır.
ASDEP görevlilerinin aile sosyal destek programının uygulama sürecine ilişkin değerlendirmeleri ve iş tatminlerinin ölçülmesi
Araştırmanın amacı, Aile ve Sosyal Destek Programı'nda (ASDEP) görevli personelin görev alanı deneyimlerini, ASDEP modeline yönelik yaklaşımlarını incelemek ve iş tatminlerini ölçmektir. Nicel araştırma yöntemi ve genel tarama modeli ile tasarlanan çalışmanın evrenini, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bağlı 81 ilde bulunan Sosyal Hizmet Merkezleri'ndeki 2700 ASDEP personeli oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak görüşme formu ve Minnesota İş Tatmin Ölçeği kullanılmıştır. Veriler google forms aracılığıyla toplanmış ve Türkiye genelinde toplam 687 kişiye ulaşılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 23 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgularda; ASDEP personelinin sahada mesleki sağlık ve güvenlik sorunları yaşadıkları, neredeyse tamamına yakınının kendi görev tanımları dışında görevlendirildikleri, mesleki unvanların dağılımında ciddi farklılıkların olduğu ve bu durumun saha çalışmalarına olumsuz şekilde yansıdığı, hizmet içi eğitim ve süpervizörlük ihtiyaçlarının bulunduğu, fiziki anlamda uygun çalışma ortamlarının bulunmadığı ve bu durumun iş verimlerini düşürdüğü, iş yükü fazlalığı ve çeşitliliği nedeniyle iş tatminlerinin düştüğü ve neredeyse katılımcıların tamamına yakınının yönetimsel sorunlar yaşadıkları, ayrıca ilgili Bakanlıkça kullanılan anket sorularının katılımcılar tarafından yetersiz bulunduğu ve tüm sonuçların modele ilişkin iş tatminini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda; ASDEP kapsamında verilen hizmetler ve uygulanan yöntemler, meslek elemanlarının çalışma koşulları, uygulamaya ilişkin görüşlerinin dikkate alınması ve iş tatminlerinin ölçülmesinin hizmet sağlayıcılarına, politika yapıcılarına, alanda çalışan ya da çalışmayı düşünen meslek elemanlarına öngörü sunması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Devlet bütçesi ile gerçekleştirilen sosyal politikaya dair modellerin ara değerlendirmelerinin yapılması, aksayan yönlerin belirlenmesi, ihtiyaç halinde revizyonlara gidilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının son dönemde önemli bir hizmet aracı haline gelen koruyucu, önleyici ve aynı zamanda sorun çözücü olan ASDEP modelinin yeni teknolojik gelişmeler, personelin görüşleri ve kurumsal bilgi açısından gözden geçirilmesi ve güncellemeler yapılmasının amaç ve hedeflere ulaşmada etkinlik sağlayacağı düşünülmektedir.
Huzurevi çalışanlarının yaşlılara yönelik tutumlarının sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi: İstanbul örneği
Bu araştırma, huzurevi çalışanlarının yaşlılara yönelik tutumlarını sosyo-demografik değişkenler açısından incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma evrenini, Göztepe Semiha Şakir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Maltepe Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve Prof. Dr. Fahrettin Kerim-Nilüfer Gökay Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde çeşitli unvanlarda görev yapan çalışanlar oluşturmuştur (N:348). Araştırmada, örneklem seçimine gidilmeyerek belirtilen huzurevi yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde araştırmanın yapıldığı sürede fiilen görev yapan tüm personele ulaşmak hedeflenmiştir. Araştırmaya, toplam 322 çalışan katılmıştır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak anket formu ve Kogan Yaşlılara Karşı Tutum Ölçeği'nin Türkçe Formu kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan verilerin analizi, SPSS (Statistical Package For Social Science) 23.0 paket programı ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik oran, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, ortalama, cronbach alfa katsayısı, mann-whitney U testi, kruskal-wallis H testi ve One-Sample Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmıştır. Huzurevi çalışanlarının, Kogan Yaşlılara Karşı Tutum Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamasının 97,60; YKTÖ'nden alınan minimum puanın "60", maksimum puanın ise "128" olduğu belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen bu sonuç, huzurevi çalışanlarının yaşlılara karşı olumlu tutuma sahip olduklarını işaret etmektedir. Yaş, yaşlılık kavramının yaptığı çağrışım (şefkat, depresyon, bilgelik, zihinsel azalma ve işe yaramazlık), huzurevinde yaşlılarla çalışmaktan memnuniyet durumu, yaşlı bireyle çalışırken en sık yaşanan sorun (yaşlının fazla beklentileri), görev yapılan unvan, huzurevinde görev yapılan birim, çalışanların kurumdan hizmet alan yaşlılara yönelik davranışını etkileyen etmen (dini faktörler), gelecekte de yaşlılara hizmet veren bir kuruluşta çalışmayı isteme ve evde yaşlı bireyin bakılmasını isteme durumu, ailedeki yaşlı bireyle yüz yüze görüşme sıklığı, ailede bulunan yaşlı birey/bireylerle telefonda görüşme sıklığı ve yaşlıyla sosyal ilişkilerden doyum alma durumu değişkenlerinin, huzurevi çalışanlarının yaşlılara karşı tutumu üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.
Sosyal belediyecilik faaliyetleri: Çiftlikköy Belediyesi örneği
Küreselleşme, neoliberal politikaların etkinliği ve kentlerin yükselişine paralel olarak ön plana çıkan yerinden yönetim anlayışı, belediyelere sosyal politika rolleri yüklemektedir. Buna bağlı olarak günümüzde belediyeler temel kentsel hizmetlerin yanında sundukları sosyal yardım ve sosyal hizmetlerle sosyal adaletin sağlanması ve refahın yeniden dağıtımında aktif rol almaktadır. Belediyelerin üstlendiği bu yeni rol "sosyal belediyecilik" olarak adlandırılmaktadır. Türkiye'de 1970'li yıllarda tartışılmaya başlayan "sosyal belediyecilik" kavramı 2000'li yıllardan sonra çıkarılan yasalarla birlikte belediyelerin temel sorumluluk alanına dahil olmuştur. Ancak belediyelerin "sosyal belediyecilik" rolleri, kentin dinamikleri, yöneticilerin tutumu, halkın talepleri ve belediye olanaklarına bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışmada yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik uygulamaları Çiftlikköy Belediyesi örneğinden hareketle ortaya konulmuştur. Çalışma Giriş ve Sonuç ve Öneriler başlıkları hariç üç bölüm içermektedir. Çalışmanın "Giriş" kısmında çalışmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve hipotezleri ele alınmıştır. Çalışmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi oluşturulduğu ilk bölümde, yerel yönetim, sosyal politika, sosyal belediyecilik, sosyal yardım ve sosyal hizmet kavramları tartışılmış; yerel yönetimlerin sosyal politikadaki yeri incelenmiştir. İkinci bölümde Türkiye'de sosyal belediyeciliğin durumu tartışılmıştır. Bu başlıkta Türkiye'de yerel yönetimin tarihsel gelişim süreci ve sosyal belediyeciliğin yasal çerçevesi tartışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise araştırmanın bulgu ve yorumlarına yer verilmiştir. Çalışmada Belge incelemesi ve var olan istatistiklerden yararlanma metoduna başvurulmuştur. Araştırma kapsamında belediyenin resmî sitesi, faaliyet raporları, proje raporları ve dergileri incelenmiştir. Araştırmada şu bulgulara ulaşılmıştır: Çiftlikköy Belediyesi'nin sosyal yardım uygulamaları ayni yardımlarla sınırlıdır. Sosyal hizmet uygulamaları, halkın tamamına hitap eden, sosyal, kültürel ve sanatsal faaliyetlere yoğunlaşmaktadır. Dezavantajlı grupların korunmasına yönelik sosyal hizmet uygulamaları ise yetersizdir.
Hükümlü ve tutukluların cezaevi psiko-sosyal servisine bakışı: Eski hükümlü ve tutuklular üzerine bir anket çalışması
Özgürlüğü kısıtlama biçimlerinden olan hapis sistemi, varoluşu sorgulanmamış, ancak şekli, yöntemi ve infaz süresi bakımından yüzyıllar boyunca pek çok değişim geçirmiştir. İlk uygarlıklardan günümüze kadar uygulanmış ancak 16.yy'a kadar temel ceza olması fikri güdülmemiştir. Hapsetmek yerine bedene eziyet veren veya mal ile alınan kefaretler, yerini 16.yy'da hapsetmenin temel ceza olması fikrine bırakmıştır. Hapis cezasının ölüm ve işkence yerine kişiye yaşam hakkı veren bir yöntem olması ve aynı zamanda varlığının savunulması, Aydınlanma Çağı düşünürlerinin ve reformistlerin çabalarıyla belli bir düzeye gelmiştir. Bu dönemde kişinin yaşam hakkı gibi akıl, ruh ve beden sağlığının da muhafaza edilmesi en temel haklardan sayılarak, ilk cezaevi sistemlerinde eksik bırakılan ıslah kavramı öne çıkmıştır. Cezaevleri, suçlu bireyi toplumdan tecrit ederek toplumu korumayı, aynı zamanda bireyi içeride ıslah ve rehabilite ederek suçu önlemeyi hedef almalıdır. Söz konusu rehabilite günümüzde Cezaevi Psiko-sosyal Birimi ve Eğitim Birimine düşen bir görevdir. Bu çalışmada Cezaevi Psiko-sosyal Birim faaliyetlerine eğilinilmiş ve mahkûmun cezaevi şartlarında ihtiyaç duyduğu sosyal desteği ne ölçüde karşıladığı, cezaevlerinde bu servisin ne derece faal ve görünür olduğu araştırılmıştır. Yapılan alan araştırması sonucunda bireylerin cezaevi psiko-sosyal servis birimi ile etkileşimlerinin kısıtlı bir boyutta olduğu ve bu birim ile yapılan görüşmeleri faydalı bulmadıkları anlaşılmıştır.
Cezaevinde annesiyle kalan çocukların gelişim sürecine cezaevi koşullarının etkisi ve sosyal hizmet yaklaşımları
İnsanlık tarihinden bugüne kadar toplumda birçok dezavantajlı grup oluşmuş; bunlar içinde zayıf halka çocuklar olmuştur. Çocuklar, bakıma ve korunmaya muhtaç olduklarından istismara en açık grup olma özelliğindedir. Bu çalışmamız, cezaevlerinde anneleriyle beraber kalmak zorunda olan ve annelerinden fazla mağduriyet yaşayan çocukları ele almaktadır. Cezaevi koşullarının çocukların gelişim dönemine etkileri üzerinde araştırma yapılmıştır. Çocuk gelişiminde ilk 6 yaş çok önemlidir. Bazı uzmanlara göre ise 3 yaşına kadar çocuklar annelerinden ayrı kalmamalıdır. Bu durumda; cezaevine giren bir çocuk, annesinden ayrı kalmamakta; ancak gelişimin en önemli yıllarını da cezaevinin kötü koşullarında geçirmektedir. Araştırmada değişik suçlardan cezaevinde bir süre kalmış 25 anne ve 5 hamile toplam 30 katılımcı bulunmaktadır. Cezaevinde çocukları ile kalan annelere cezaevi koşulları ve bu koşulların çocukları etkileme durumlarını tespit etmek amacıyla anket uygulanmıştır. Annelerin verdikleri cevaplar Excel programında tablo ve grafik haline getirilip betimsel analizlerle yorumlanmıştır. Ayrıca araştırmacı, 18 ay boyunca kurumda bu durumu doğal gözlem yoluyla da incelemiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara bakıldığında, cezaevinde anneleri ile kalan çocukların gelişim unsurlarından birçoğu eksik kalmaktadır. Kurumların fiziksel şartlarından dolayı çocuklar ciddi zorluklar çekmektedir. Örneğin; orda büyümek zorunda olan çocuklar, yerlerde halının yasak olmasından dolayı, yerde emekleyemedikleri için yürümeye geç başlamaktadır. Diğer yandan, bu çocuklar bilişsel olarak erken olgunlaşmaktadır. Bunun nedeni, erken yaşta çok fazla uyaranla ve çevreyle etkileşimde olmaları gösterilebilir. Özellikle erkek çocuklarının konuşmaya dışarıdaki yaşıtlarına oranla daha hızlı başlaması yaşadıkları ortamda sürekli diyalog halinde olmalarının etkili olabileceğini düşündürmektedir. Araştırmaya katılan annelerin, çocuklarının yaşıtları gibi anne ve babaları ile parka gidememesi, oyun oynayamaması, kardeşleri ile vakit geçirememesi en çok özlem duyduğu konular arasında olmuştur. Ayrıca, anneler için çocukları bir moral kaynağı olmakla beraber, çocuklarını bu ortamda büyütmek zorunda olmaları da ayrıca vicdan azabı duymalarına ve suçluluk hissetmelerine neden olmuştur. Bu bulgulardan hareketle, cezaevlerinin günümüzdeki ıslah ve rehabilite edici fonksiyonları, anneler için daha önemli bir hal almaktadır. Cezaevinde anneleri ile kalan çocukların dezavantajlı oldukları konular avantajlı olduğu konulardan çok daha fazladır. Kanun koruyucular çocukların yüksek yararını gözetecek yasalarla çocukların korunmasına yönelik çalışmalar yapmalıdır. İnfazın ertelenmesi ya da çocuklu olan mahkûmların tutulduğu farklı bir cezaevi modeli inşa edilmelidir. Cezaevindeki sosyal servis elemanlarının sosyal hizmetin mesleki rol ve kimliğini kullanarak özellikle güçlendirme yaklaşımını kullanarak bu süreci anne ve çocukların en az hasarla atlatması için çalışmalar yapılmalıdır.
Kültüre duyarlı sosyal hizmet bağlamında Türkiye'de koruyucu aile modeli: İstanbul ve Bingöl örneği
Bu çalışmada Türkiye'de koruyucu aile sayısının azlığında kültürel nedenler ön planda bulunabilmektedir. Bu araştırma koruyucu ailelerin koruyucu aile olma ve bunu devam ettirme süreçlerinde kültürün etkisini keşfetme ve betimleme amacı gütmektedir. Kültür bir toplumun nesil boyu devam eden maddi ve manevi değerler bütünüdür. Yani kültür, insanların bireysel ailevi ve toplumsal hayatları üzerinde doğrudan etkilidir. Çalışmamızda bu durumu göz önünde bulundurarak ailelerin kültüre duyarlı sosyal hizmet bağlamında Türkiye'de koruyucu aile modeli üzerinde durulmuştur. Bu modelin ortaya çıkmasında tarihsel ve küresel bazı olaya ve olgular neden olmuştur ve olmaktadır. Bu tarihsel ve küresel olay ve olgularla birlikte dezavantajlı gruplardan olan korunma ihtiyacı çocuklar ön plana çıkmıştır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar daha çok savaşlar, göçler ve sanayi devrimi sonrası kentleşmeden ortaya çıkmıştır. Bu sorunlara karşı devletler kurumsallaşmaya gidilmiştir. Ancak kurumların bazı dezavantajları eleştiri konusu olmuştur. Bundan dolay düşünürler özellikle 20. yüzyıl düşünürleri modernite kurumsallık, etiketleme konuları üzerinde çalışmalar yapmış ve bu konuyla ilgili eleştirel bakış açıları geliştirmiştir. Kurum bakımında kalan/kalmış çocukların topluma bakış ve beklentileri, gelişimleri, eğitim ilgileri ve kendine yetebilmeleri konusunda bazı koruyucu ve önleyici modeller geliştirilmiştir. Son yıllarda Türkiye'de devlet korunma ihtiyacı olan çocukları koruyucu ve önleyici sorumluluğu konusunda Batı'da olduğu gibi koruyucu aile ve evlatlık modelleri yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Bu çalışma, koruyucu ve önleyici hizmet modellerinden olan alile odaklı modelinin gerekliliği ve kültür boyutunu ele alarak bu alandaki eksikliğin giderilmesi hedeflenmiştir. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'deki koruyucu aile uygulaması hala istenilen seviyede gelişmemiştir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülen kampanyalara rağmen koruyucu ailelere duyulan ihtiyaç devam ettiği görülmüştür. Bu konuyla ilgili çok boyutlu araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu tespit edilmiştir. Koruyucu aile sayısının azlığında kültürel nedenler ön planda olduğu görülmüştür. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizde koruyucu aile uygulaması hala istenilen seviyede gelişmemesine neden olduğu; inanç, gelenek-görenekler, değerler, toplumsal bilinçsizlik ve duyarsızlık, tutucu bir kültürümüzün olması, reklam ve tanıtım eksikliği, koruyucu ailelerin biyolojik aileleri çocukla görüşmeme isteği ve çocuğun geri alma korkusu üzerinde durulmuştur. Araştırmanın teorik kısmında kültür kavramının tanımı, kültürün işlevleri ve unsurlarına değinilmiştir. Sosyal hizmet tanımı ve amaçlarına yer verilmiştir. Kültüre duyarlılık ve sosyal hizmet ilişkisi ele alınmıştır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar ve koruyucu modeli üzerinde durulmuştur. Bu bölümde korunma ihtiyacı olan çocuk kavramı, Türkiye'de korunma ihtiyacı olan çocuklara sunulan hizmetler, evlat edinme, koruyucu aile koruyucu ailenin tanımı ve amacı, dünyada koruyucu aile modeli, Osmanlı'da koruyucu aile modeli Türkiye'de koruyucu aile hizmeti uygulamasının tarihçesi, günümüzde Türkiye'de uygulanan koruyucu aile hizmeti uygulaması üzerinde literatür taraması yapılmıştır. Çalışma alanı, koruyucu aile yönetmeliğe göre koruyucu aile olan kişilerden oluşmaktadır. Araştırmada bilgi elde etmek için, nitel yöntem ile mülakat, gözlem teknikleri kullanılmıştır. Bu amaçla koruyucu ailelerle sınırlı kalmış 15 kişi ve araştırmacının deneyim ve gözlemleri ile yaşadıkları sorunların nedenleri üzerine bölgesel ve kültürel şartlar göz önünde bulundurarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Koruyucu ailelerin koruyucu aile modelini SHM, koruyucu aile birimi, kurum ve kuruluşlardan arkadaş/çevre, tanıtım programları, STK'lar, medya, internet ve televizyondan öğrendikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Koruyucu aileler koruyucu aileliği seçmenin kaynağını daha önceden yuvadan kalma, biyolojik çocuğa sahip olamama, sosyal sorumluluk bilinci ve evlat edinmek için başvurdukları tespit edilmiştir. Yine başka bir sonuç ailelerle çocuk eşleşmesinde sahip olduğu dini değerler ve gelenek-göreneklerin etkili olduğu görülmüştür. Koruyucu ailelerin tamamına yakını yakın çevresi ve çocukları koruyucu aile olma kararlarına olumlu tepkiler verdikleri sonucuna varılmıştır. Ailelerin çocukların yaşı ve cinsiyet tercih etme durumu konusunda, büyük bir çoğunluğu 0-6 yaş grubu ve kız çocukları tercih ettikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Koruyucu ailelerin çoğu psikolojik ve psoko-sosyal desteğe ihtiyaç duydukları ve bu desteğin sağlanmasında yetersiz kalındığı görülmüştür.
Evsizlere yönelik sosyal hizmet ihtiyacının ekosistem yaklaşımı bağlamında incelenmesi: İstanbul örneği
Günümüz toplumlarında evsizlik, toplumların gelişmişlik düzeyi dikkate alınmaksızın her toplumda ortaya çıkan sosyal bir mesele haline gelmiştir. Evsizlik olgusu içerik değiştirerek literatürde yeni evsizlik olgusu olarak tanımlanabilecek bir biçime dönüşmüştür. Yeni evsizlik olgusunda vurgu toplumda bulunan bütün kesimlerin evsizlik riskiyle karşı karşıya kalabilme ihtimalinin olmasıdır. Küresel ölçekte meydana gelen ekonomik krizler, sosyal politikalar düzeyinde ortaya çıkan yeni gelişmeler yeni evsizlik olgusunu desteklemektedir. Özellikle gelişmekte olan veya az gelişmiş bölgelerden gelişmiş bölgelere doğru yapılan göçler de bu evsizlik olgusu içine dâhil edilebilir. Yapılan çalışmalarda evsizlik sorununa sebep olan etmenlerin aile içi ilişkiler, ekonomik, faktörler ve işsizlik olduğunu ortaya koymaktadır. Evsizlik olgusunun farklı sebeplerle ortaya çıkması ve evsizlik sürecinin farklı düzeylerde deneyimlenmesi, evsizlik sorununun çözümlenmesinde bütüncül sosyo politik, mesleki ve sivil toplum düzeyinde yapılacak uygulamaların gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir toplum içindeki sosyal meselelerin çözümlenmesinde multidisipliner doğası ve mesleki yönü ile öne çıkan sosyal hizmet bilimi ve mesleği, sosyal politika, mesleki gelişim ve toplumsal örgütlenme düzeyinde önemli etkiye sahiptir. Sosyal Hizmet mesleği belirtilen bağlamda müdahalelerini sosyal sorun yaşayan bireylerin esenliğini sağlamada, çevresi içinde birey anlayışıyla uygulamaya koymaktadır. Bu düzeyde mesleğin temel bilimsel ve mesleki kuramı ekosistem kuramıdır. Ekosistemin temel argümanları, bir toplulukta sosyal hizmet mesleği içinde, sosyal sorunların çözümlenmesi düzeyinde, yasal süreçler, hizmetlerin erişilebilirliği ve çeşitliliği, meslek elemanlarının sorun çözme kapasiteleri, sosyal politikalar, kurumsal yapılanmalar, kültürel bakış olarak ortaya çıkmaktadır. Araştırma, fenomenoloji temelinde nitel bir desene sahiptir. Araştırma kapsamında İstanbul'da yaşayan evsiz bireyler ile yine İstanbul'da bulunan sosyal destek kurumlarının yetkilileri ve kurumlarda görevli meslek elemanları ile yarı yapılandırılmış soru formu ile mülakat yapılmıştır. Mülakatlarda, evsizlik olgusunun anlamlandırılması düzeyinde ekosistem kuramının temel argümanları olan adaptasyon, kaynak döngüsü, bağlılık, başarı ve kültürel bakış ilkelerini içeren sorular sorulmuştur. Araştırma sonucunda evsizliğin sebeplerinin aile içi sorunlar ve ekonomik yetersizlik düzeyinde ortaya çıktığı görülmektedir. Evsiz bireylere yapılan sosyal desteklerin sosyal hizmet temelinde örgütlenmediği, evsizlik hizmetleri kapsamında sunulan hizmetlerin bireylerin bütüncül ihtiyaçlarını karşılamadığı, cüzi nakit yardımları, gıda ve giysi vb. temel ihtiyaçlara odaklanıldığı görülmüştür. Bireylerin hayatında değişim meydana getirecek rehabilitasyon temelinde istihdam, psikolojik destek ve mesleki eğitimlerin bulunmadığı, bunun yanı sıra kamu kurumlarına ait barınma hizmetinin olmadığı, barınma düzeyinde kurumsal örgütlenmelerin STK'lar tarafından sağlandığı ve sınırlı olduğu, yasaların evsiz bireylerin ihtiyacını hak temelinde karşılamadığı elde edilen sonuçlar arasındadır. Meslek elemanlarının, mesleki müdahalelerini kurumsal işleyişle özdeşleştirdiği, yardımların sosyal yardım düzeyinde, sorunların ötelenmesine sebep olduğu, evsizlik alanında toplumsal farkındalığı artırıcı çalışmaların bulunmadığı, kurumlararası diyalogun eksik olduğu görülmektedir. Toplumda yaşayan diğer bireyler tarafından evsizler, güvenlik gereksinimleri gerekçe gösterilerek dışlanmaktadır. Evsizlere yönelik kurumsal bir politika bulunmamaktadır. Mevcut hizmetler evsiz bireylerle toplum arasında bağ kurmada yetersizdir. Bu durum evsiz bireylerin topluma uyum sağlamasını zorlaştırmaktadır. Kaynaklar yetersizdir ve etkin kullanılmamaktadır. Başta yasal düzenlemeler olmak üzere, sosyal hizmet temelli evsizlik hizmetlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Araştırma İstanbul'da evsizlik ekosisteminin oluşturulamadığını ortaya koymaktadır. Geleneksel yardım örgütlenmelerinden ziyade yeni evsizlik sorununun çözümlenebilmesi için farklı örgütsel yapılanmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Düzensiz göç hareketleri içerisinde yer alan orta yaş ve üstü kadın göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları: Silivri geri gönderme merkezi örneği
Bu çalışmanın amacı düzensiz göç olgusu ile orta yaş ve üstü kadın göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmanın bir diğer amacı orta yaş ve üstü düzensiz göçmenlerin sosyo-demografik göstergeleri ile rol ve kimlik kayıpları arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını tespit etmektir. Araştırma ayrıca düzensiz göç hareketlerine yönelik güncel verilerden hareketle çıkarımlarda bulunmayı ve kadın göçmenlerin düzensiz göç hareketleri içerisindeki görünürlüğünü artırmayı amaçlamaktadır. Araştırma evrenini Türkiye'ye düzensiz göçmen statüsünde bulunan orta yaş ve üstü kadın göçmenler, araştırmanın örneklemini ise İstanbul İl Göç İdaresi Silivri Geri Gönderme Merkezi'nde idari gözetim altında bulunan orta yaş ve üstü kadın göçmenler oluşturmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve veri toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış mülakat tekniğinden faydalanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre göçmenler, düzensiz göçmen statüsünde bulunmaları nedeniyle eğitim, sağlık ve iş imkanlarına erişmekte zorluklar yaşamakta, bu durum da bireysel ve sosyal rollerini yerine getirmelerini engellemektedir. Kişiler sosyalleşmelerini tamamladıkları bağlam içerisinde, bireysel kimlikleri ile iç içe geçmiş halde bir sosyal kimlik de geliştirmekte ve kendilerini ifade etmede bu sosyal kimliklerden de faydalanmaktadırlar. Göçmenlerin göç algılarını şekillendiren bir diğer etmen sosyo-demografik göstergelerdir. Göçmenlerin yaşları, uyrukları ve eğitim durumları göç algılarını etkilemektedir. Bu sebeplerle göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları üzerinde düzensiz göç olgusunun, sosyal kimlik kayıplarının ve sosyo-demografik göstergelerin belirleyici bir etkiye sahip olduğu ön görülmüş ve bu hipotezler doğrulanmıştır.
Suriyeli çocukların işçilik hayatına ilişkin aile tutumları: Kilis örneği
Ortadoğu'da rejim karşıtı isyanlar sonucunda ortaya çıkan iç savaşlar 2011 yılında da Suriye'de de patlak vermiştir. Bu oluşan kriz durumu insanların zorunlu olarak göç etmelerine neden olmuştur. 1980'li yıllardan beri göç alan ülke konumuna gelen Türkiye, Suriye'den gelen kitlesel zorunlu göç dalgasının hedef ülkesi olmuştur. Zorunlu göç hareketliliği ile birlikte sosyo-ekonomik ve kültürel dinamiklerde değişimler başlamıştır. Böylelikle hayatta kalma mücadelesi veren Suriyeli sığınmacılar kayıt dışı sektörlerde görünür olmuştur. Bu sığınmacılar içinde Suriyeli çocuk işçiler en savunmasız grubu oluşturmaktadırlar. Türkiye'de sosyal bir sorun olan çocuk işçiliği Suriye Krizi ile beraber daha da gündem olmuştur. Zorunlu göç, yoksulluk, eğitime erişememe, ucuz işgücü kaynağı olarak kötü koşullarda çalışma durumu Suriyeli çalışan çocukların birçok alanda keşisimsel dezavantajları yaşamasına sebebiyet vermektedir. Bu çalışma, çocukları eğitim hayatına katılmayıp çalışma hayatına atılan Suriyeli ailelerin sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik durumlarının çocukların çalışma hayatına atılmasında nasıl bir belirleyicilik oluşturduğunu, ailelerin çocuklarının çalışmasına yönelik bakış açısının neliğini, çocukların çalışma öykülerini, ailelerin çalışan çocuklarına yönelik gelecek beklentilerinin neler olduğuna dair düşüncelerini aile perspektifinden değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda yapılan çalışmada Suriyelilere ev sahipliği yapan en önemli illerden biri olan Kilis'te Suriyeli çocuk işçiler sorunsalı aile perspektifinden değerlendirilip görünür kılınmış, görüşmeler neticesinde soruna yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir. Araştırma nitel yönteme dayalı bir alan araştırmasıdır. Araştırma çerçevesinde 15 Suriyeli ebeveynle derinlemesine mülakat yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular neticesinde, Suriyeli ailelerin sosyo-ekonomik düzeylerinin düşük olması ve hanede yaşayan kişi sayısının fazla olması çocukların çalışmasında belirleyici etken olduğu, ekonomik durumu kötü Suriyeli ailelerde çocukların haneye gelir getirici bir kaynak olarak görüldüğü ve çocuklarının çalışmasının kısa vadede daha yararlı olduğunu görüşünde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak Sosyal hizmet uygulayıcıları tüm dünya çocuklarını kapsayan çocuk hakları sözleşmesinin çalışan Suriyeli çocuklar için de etkin kılınması yönünde hak temelli anlayışla hareket etmeli ve bu doğrultuda uygulamalar geliştirilmelidir. Suriyeli sığınmacı çocukların eğitime erişilebilmeleri önündeki bariyerleri kaldırıcı politikalar geliştirilmeli ve çok kültürlü eğitim programları yapılmalıdır. Aynı zamanda eğitimde eşit fırsat ve koşullar Suriyeli çocuklar için görünür kılınmalı ve bu noktada yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
Ortopedik engelli eşlerin evlilik doyumu: Yalova örneği
Engelli refahı alanında, engelli bireylerin evlilik yaşamları hakkında yürütülen çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Bununla birlikte sosyal medya ve yazılı basında engelli bireylerin evlilikleri ya da evlendikten sonra hastalık veya kaza gibi nedenlerle engelli olan bireylerin evliliklerine dair haberler de giderek artmaktadır. Bu haberler içerisinde ortopedik engelli bireylerin evliliklerine dair haberlere daha sık rastlanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, ortopedik engelli bireylerin evlilik yaşam deneyimlerini, evliliğe yönelik tutumlarını, aile ve sosyal çevre ilişkilerini, evlilikten sağladıkları doyumu nasıl ifade ettiklerini, bu süreçte profesyonel desteğe ihtiyaç duyup duymadıklarını belirlemek, toplumun ortopedik engelli bireylerin evlilik yaşamlarına dair gerçekçi bilgilere ulaşmasını sağlamak ve bu bağlamda çeşitli öneriler geliştirmektir. Bu amaca ulaşmak için araştırmada sosyal ya da beşerî bir probleme bireylerin veya grupların atfettiği anlamları keşfetme, deneyimleri ortaya çıkarma ve anlamaya yönelik bir yaklaşımı benimseyen nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Yalova il sınırları içerisinde ikamet eden ortopedik engelli evli bireyler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi, amaçlı örnekleme yöntemleri arasında en yaygın olarak kullanılan kartopu tekniği ile belirlenmiştir. Araştırma örneklemini 19 ortopedik engelli çift oluşturmaktadır. Araştırma verileri 01 Haziran 2021-31 Aralık 2021 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yüz yüze görüşmelerle elde edilmiştir. Metodolojik olarak verilerin analizinde tümevarımsal kodlama yolu takip edilmiştir. Veriler Max Qualitative Data Analysis (MAXQDA2022) programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda; ortopedik engelli bireylerin, evlilik yaşamları ve evlilikten duydukları doyumu olumlu olarak açıkladıkları anlaşılmıştır. Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri özellikle evlilik öncesinde engel durumuna sahip katılımcıların, engelli biri ile evlenmek istediklerinde kök aile üyelerince reddedici tutumlarla karşılaşmalarıdır. Gerek evlilik öncesi gerekse evlilik sonrasında engel durumu yaşayan katılımcılar, evlilik yaşamları ve evlilik doyumları ile ilgili konularda duygusallıktan ziyade yaşadıkları koşulların gerçekliğini kabul ederek doyum aramaktadırlar. Araştırmanın bir diğer sonucu da katılımcıların çoğunluğunun evlilik ve aile danışmanlarının engellilere özgü konularda kendilerine yeterince destek veremediklerini belirtmeleridir. Bu bağlamda evlilik ve aile danışmanlığı programlarının engellilere özgü konuları içerecek şekilde geliştirilmesi talep edilmektedir. Elde edilen bir diğer sonuç da toplumun, engellilerin evliliğine yönelik olumsuz tutumlarının eksik ya da yetersiz bilgiden kaynaklandığıdır. Sosyal hizmet uygulama ve eğitimlerinde koruyucu-önleyici, geliştirici-destekleyici programların geliştirilmesinde yarar görülmektedir. Anahtar kelimeler: Sosyal hizmet, Ortopedik engellilik, Aile, Evlilik, Evlilik danışmanlığı
Gençlerin güçlendirilmesinde sosyal girişimlerin rolü üzerine nitel bir araştırma
Bu çalışmada, gençlerin güçlendirilmesi olgusu sosyal hizmet disiplini ve sosyal girişimcilik bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmanın temel amacı, gençlerin güçlendirilmesinde bir imkân olarak sosyal girişimlerin rolünü anlamaya çalışmaktır. Araştırmanın amacına uygun olarak nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş, araştırma verileri derinlemesine mülakatlar yoluyla elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, gençler için ürün ve hizmet üreten ve merkezleri İstanbul'da bulunan sosyal girişimlerin kurucu ve ekip üyelerinden oluşmaktadır. Saha araştırmasında on bir sosyal girişimi temsilen toplam on beş katılımcı ile görüşülmüştür. Araştırmada, sosyal girişimlerin eğitim, istihdam, finansal destek, yayın ve içerik üretimi, gönüllülük, kültür-sanat etkinlikleri tasarımı, sosyalleşme ve deneyim kazanma konusunda, gençler için yeni nesil ürün ve hizmetler sunduğu, aynı zamanda tüm iş yapış süreçlerinde değer merkezli hareket etmeyi önceledikleri, sosyal fayda misyonu ile hareket ettikleri, dayanışma ve iş birliğini ön plana çıkardıkları görülmüştür. Tüm bu özelliklerin, gençlerin faydalanıcı, gönüllü, topluluk ve ekip üyesi olarak katılımını ve aidiyetini kolaylaştırdığı görülmüştür. Gençlerin sosyal girişimlerin sunduğu ürün, hizmet ve ortamların katkısıyla kendilerini fark ettikleri, özgüven gelişimi ve değerlilik hissi yaşadıkları, yetki ve sorumluluk alarak deneyim kazandıkları, son olarak toplumsal sorumluluk bilinci ve farkındalığı kazandıkları katılımcılar tarafından ifade edilmiştir. Araştırma sonunda, sosyal girişimlerin gençlerin güçlendirilmesinde önemli bir model olabileceği görülmüştür. Araştırmanın, gençlik çalışmaları alanına katkı sunacağı umulmaktadır.
Sinemada çalışan kadın sorunlarının yansıması ve sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesi
Filmler; sanatsal açıdan insanlığın sunumudur, bireysel ve kolektif görüşün aktarımında rol oynamaktadırlar. Bu aktarım çalışma hayatında kadınların yaşadığı sorunların gözlenmesine de olanak kılmaktadır. Sanayi devrimi sonrası kadınların aktif olarak kamusal alanda çalışan olarak yer almaları başta kültürel olmak üzere pek çok boyutta sorun teşkil etmektedir. Sosyal Yaşam dinamikler içinde erkek ve kadın cinsiyeti arasında toplumsal yaşama katılma düzeyi açısından farklılıklar her iki cinsin toplumsal alanda temsiliyetleriyle de farklılaşmaktadır. Bu temsiliyet özellikle eril bakışın hakimiyetinin daha net şekilde gözlenebildiği sinemada kendisini gösterebilmektedir. Türk sinemasında film çekiminin ilk yıllarından itibaren kadın olgusu, farklı temsiller içinde sunulmuştur. 1960'lı yılların melodramlarında cefa çeken, eşine ve yuvasına bağlı kadınlar resmedilirken; 1970'li yıllarda gecekondularda hayat mücadelesi veren ya da göçle birlikte yeni bir yaşama ayak uydurmak zorunda kalan kadınların sorunları ve çalışma hayatlarını konu alan toplumcu gerçekçi filmler bulunmaktadır. Gerçekçi anlatımlar eşliğinde üretilmiş bu tür filmlerde, kadının çalışma yaşamı, düşük ücreti, çocuklarının bakımını üstlenmesi, geleneksel zihniyetle olan mücadelesine de yer verilmiştir. Kadın her ne kadar çalışsa da yine evlilik kurumunun kutsallığı göz önünde bulundurularak evlendirilmiş ve toplum içinde bir erkeğe bağlı kalması sağlanmıştır. 1980'lerde çekilen filmler ise diğer dönem filmlerine göre farklılık göstermiş, kadının çalışma yaşamı daha ayrıntılı işlenmiş, sinemada hak ve özgürlüklerinden haberdar olan kadın temsilleri gösterilmiştir. Sinemada bu değişen algı zamanla çalışma ortamındaki kadınların yaşamış olduğu sorunları gözlemeye de yardımcı olmuştur. Dönemsel olarak çalışma yaşamındaki değişimin yanında filmlerde göze çarpan en önemli nokta işçi kadın sorunlarının kadının işçi olması sebebiyle değil aslında kadın olması sebebiyle yaşamasıdır. Sunulan filmlerde kadınlar çalıştıkları iş yerinde patronları, vardiya amirleri ya da şefleri tarafından cinsel istismara maruz kalmakta, yaşadıkları bu durumu söyledikleri zaman ise kendilerine inanılmamakta ve işlerinden olmaktadır. Ancak araştırmanın hedef aldığı nokta kadın işçilerin sorunlarına kesişimse bir bakış sunmanın yanında çalıştıkları iş sebebiyle yaşadıkları sorunları tespit etmek olduğu için seçilen filmlerde kadının çalışma hayatında işçi rolünün ağırlıklı olduğu filmler olması tercih edilmiştir. Çalışmanın amacı olan Türk filmleri üzerinden kadın çalışanların sorunlarının sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesidir. Alana dair çalışmalarda iş yerinde sosyal çalışmanın eksikliği ve endüstriyel sosyal hizmet alanına dair uygulama eksikliği ve sosyal politikalarda kadın çalışanlara yönelik çalışmanın eksikliği sosyal hizmetin bu çalışmada dâhiliyesini gerekli kılmaktadır. Çalışma nitel bir çalışma olarak kurgulanmış yöntemi ise içerik analizidir. Analiz sonucu bulgular; Filmlerde Kadına Toplumsal Bakış ve İstihdam, Filmlerde Kadının Kariyer Planı ve İlerleme, Filmlerde Cinsiyete Bağlı Kazanç Farkının Temsili, Filmlerde Kadınların Diğer Rolleri Gereği Bakım Sorumluluğunun Ele Alınışı ve Temsili, Filmlerde Görünmez Emek, Filmlerde Kadınların Örgütlenme ve Hak Arama Eksikliği Sorununun Temsili başlıkları altında incelenmiştir.