
3.510
Arşivlenen Tez
22
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin uyku, anksiyete ve deliryum üzerine etkisi
Bu araştırma, açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin uyku, anksiyete ve deliryum üzerine etkisi belirlemek amacıyla yapıldı. Prospektif randomize kontrollü olarak yürütülen araştırma, çalışma grubu (n=30), kontrol grubu (n=30) olmak üzere 60 hasta ile gerçekleştirildi. Kontrol grubu rutin hemşirelik bakımı alırken, çalışma grubu hastalara psikososyal hemşirelik girişimleri kapsamında kulak tıkacı, göz bandı ve kısa bilişsel davranışçı terapi iki oturum ameliyat öncesi iki oturumda ameliyat sonrası olacak şekilde uygulandı. Her iki gruba ameliyat öncesi ve yoğun bakımda bulunduğu sürede Standartize Mini-Mental Test, Visual Analog Skala, Spielberger Durumluk Anksiyete Ölçeği, Richard Campbell Uyku Kalitesi Ölçeği, Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası, Yoğun Bakımda Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Elde edilen veriler paired t test, ANOVA ve Bonferroni test istatistiği kullanılarak değerlendirildi. Müdahale öncesi ağrı, anksiyete, uyku bulguları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Uygulama sonrası çalışma grubunda olan hastaların kontrol grubunda olan hastalara göre ağrı, anksiyete düzeyinde azalma, daha iyi uyku kalitesi saptandı. Çalışma grubunda deliryum görülmedi. Gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca anksiyete ve uyku kalitesinin deliryuma korelasyonuna bakıldığında negatif yönlü zayıf ilişki bulundu. Araştırma sonucunda açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin ağrı ve anksiyeteyi azalttığı, daha iyi uyku kalitesi sağladığı, deliryumu önleyici etkisi olduğu saptandı. Açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin anksiyete, uyku ve deliryum üzerine etkisinin üçünün bir arada incelendiği çalışmaya rastlanmamıştır, bu açıdan çalışmamız ilk olmaktadır.
COVID 19 pandemi sürecinde nöroşirürji yoğun bakım ünitesindeki hasta yakınlarının anksiyete düzeyi ile sosyal destekleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma COVİD-19 pandemi sürecinde nöroşirürji yoğun bakım ünitesindeki hasta yakınlarının anksiyete düzeyleri ile sosyal destekleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, 02 Mayıs 2022- 23 Temmuz 2023 tarihleri arasında Adana Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Nöroşirürji YBÜ'de yatarak tedavi gören 18 yaş ve üzeri hastaların yakınları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini, belirtilen tarihler arasında 48 saattir yatarak tedavi gören ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 250 hasta yakını oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", bireylerin anksiyete düzeylerini saptamak amacıyla "Beck Anksiyete Ölçeği" ve sosyal destek düzeylerini değerlendirmek amacıyla "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde YBÜ'deki hasta yakınlarının verilerinin normal dağılıma uygunluğunu saptamak amacıyla yapılan kontrolde Shapiro Wilk testi kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun olan verilerde tanımlayıcı istatistik için ortalama standart sapma uymayan veriler için ise medyan ve quartil değerleri hesaplanmıştır. İki grup karşılaştırması için Mann Whitney U testi, ikiden fazla olan grupların karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Posthoc test olarak Conover testi kullanılmıştır. Ölçeklerin toplam ve alt boyutlarında iç tutarlılık katsayısı olarak Cronbach alpha değeri hesaplanmıştır. Bu çalışmada hasta yakınlarının %22,8'nin minimal düzeyde, %15,6'sının hafif düzeyde, %17,2'sinin orta düzeyde ve %44,4'nün ise ciddi düzeyde anksiyetesi olduğu belirlenmiştir. Kadın, hasta ile yakınlık derecesi ebeveyn ve eş olan, daha önce bir yakını YBÜ'nde yatmayan, ziyaret saatleri yeterli bulmayan, yeterli bilgi aldığını düşünmeyen hasta yakınlarının BAÖ median değerleri istatistiksel yönden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hasta yakınlarının yaşı, eğitim durumu ve hastası hakkında bilgi aldığı kişi ile BAÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Hasta ile yakınlık derecesi kardeş ve eş olan, eğitim durumu lise olan, ziyaret saatleri yeterli bulmayan, sadece doktordan bilgi alan hasta yakınlarının ÇBASDÖ alt boyutları ve toplam puanı median değerleri istatistiksel yönden anlamlı daha düşük bulunmuştur. Hastası hakkında yeterli bilgi aldığını düşünme durumu ile ÇBASDÖ ve alt boyutları arasında anlamlılığın değişkenlik gösterdiği saptanmıştır. Hasta yakınlarının cinsiyeti, yaşı ve daha önce bir yakının YBÜ'de yatmış olma durumuyla ÇBASDÖ ile alt boyutları arasında anlamlı olarak bir fark olmadığı saptanmıştır. Bu çalışmada, ÇBASDÖ alt boyutları ve toplam puanı ile BAÖ toplam puanı arasında negatif yönlü, düşük şiddette ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda; YBÜ'deki hasta yakınlarına psikososyal yaklaşımda bulunan hemşirelerin müdahalelerinde daha fazla anksiyete deneyimleyen bireyleri göz önünde bulundurmaları, anksiyete ile baş etme yollarıyla ilgili eğitimler düzenlemeleri, anksiyetelerini azaltmak için ne tür sosyal desteğe ihtiyaç duyduğunu belirlemeleri, etraflarındaki kolay ulaşılabilir sosyal destek sistemlerini tanıtıcı ve bu sosyal destek sistemlerinden nasıl faydalanabileceği konusunda gerekli eğitimler düzenlemeleri önerilmektedir.
Tip 1 diyabet tanılı adölesanlarda akran etkileşimi içeren grup eğitiminin metabolik kontrol üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma, 13-18 yaş grubundaki glisemik kontrolü kötü olan Tip 1 diyabet tanılı adölesanlara verilen akran etkileşimi içeren ve Roy Adaptasyon Modeline göre uyarlanmış eğitimin, adölesanların metabolik kontrolleri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü girişimsel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, basit rastgele randomizasyon ile belirlenen, Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Endokrin Polikliniği'ne kayıtlı ve izlemlerine devam edilen 46 adölesan (23 girişim, 23 kontrol) oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; "Diyabetli Adölesanı Tanılama Formu", "Diyabete İlişkin Bilgi Değerlendirme Formu", "Tip 1 Diyabetli Adölesanlarda Diyabet Yönetimi Öz Yeterlilik Ölçeği" ve "Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği" nden oluşan veri toplama formları ile toplanmıştır. Girişim grubunda olan adölesanlara akran etkileşimi içeren grup eğitimi oturumları araştırmacı tarafından bir hafta arayla uygulanmıştır. Toplamda 7 oturumda sunulan eğitimin içeriği Roy Adaptasyon modeline göre oluşturulmuştur. Her oturum ortalama 2 saat sürmüştür. Oturumlarda her haftanın konusuna yönelik araştırmacı tarafından hazırlanan sunumlar anlatılmış, bu süreçte her konu başlığında deneyim paylaşımları yapılarak interaktif bir ortam oluşturulmuştur. Kontrol grubu diyabet eğitim hemşiresi tarafından hastane rutini olarak uygulanan bireysel diyabet eğitimini almıştır. Analizler SPSS 26.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiş olup, analizlerde anlam düzeyi α=0.05 olarak alınmıştır. Girişim ve kontrol gruplarındaki adölesanlar demografik değişkenler ve diyabete ilişkin özellikler yönünden incelendiğinde; gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Araştırmada elde edilen bulgulara göre girişim ve kontrol grubu arasında diyabete yönelik özyeterlilik, kendi hastalığına yönelik tutum ve diyabete yönelik bilgi düzeyi puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). 1. ay ve 3. ay değerlendirilen HbA1c düzeyleri açısından gruplar arasında farklılık bulunmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; tip 1 diyabet tanılı adölesanlarda akran etkileşimi içeren grup eğitimlerinin adölesanların diyabete yönelik özyeterliliklerini, hastalığa yönelik tutumlarını ve diyabet bilgisini yükseltmekte etkili bir eğitim yöntemi olduğu söylenebilir. Tip 1 diyabet tanılı adölesanlara yönelik akran etkileşimi içeren grup eğitimlerinin, kliniklerdeki diyabet eğitim hemşireleri tarafından geleneksel eğitim programlarına destek olarak düzenli ve sürekli planlanıp yapılması önerilmektedir.
COVID-19 pandemi sürecinde doğru maske kullanımı ve sosyoekolojik modele göre maske kullanımını etkileyen faktörler
Giriş: COVID-19 solunum yoluyla bulaşan ve toplumda büyük etkiler bırakmış pandemiye sebep olmuş bir hastalıktır. Amaç: Araştırma; COVID-19 pandemisi esnasında toplumda doğru maske kullanım davranışının doğrudan gözlem ve bildirime dayalı olarak değerlendirilmesi ve maske kullanım davranışını etkileyen faktörlerin, Sosyoekolojik Modelle belirlenmesini amaçlamaktadır. Yöntem: Toplum tabanlı kesitsel nitelikteki araştırmanın verileri, Nisan-Ağustos 2021 arasında Mersin merkezde 352 kişiden araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan ''Sosyodemografik soru formu'', ''Bildirime Dayalı Maske kullanım İndeksi'', ''Mikro Sistem Soru Formu'', '' Mezo ve Makro Sistem Değerlendirme Formu'' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t test, ANOVA ve Hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. p≤0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %59,1'i ortaöğretim/lise veya ön lisans mezunu, %54,5'i gelir getiren bir işte aktif çalışmakta olup %24,4'ü kronik hastalığa sahiptir. Mikrosistem yapılarından bireysel faktörler bildirime ve gözleme dayalı maske kullanımında sırasıyla varyansın %22,4'ünü ve %15,8'ini; sağlık ile ilişkili faktörler sırasıyla varyansın %12,7'sini ve %0,5'ini; maske kullanımına ilişkin sonuç beklentisi, maske takma öz yeterliliği ve COVID-19 hastalığına ilişkin risk algısı varyansın %13'ünü ve %9,2'sini; mezo sistem yapılarından sosyal norm varyansın %6'sını ve %6,4'ünü; makro sistem yapılarından pandemi yönetimine güven, maske kullanımına ilişkin şüphe ve maske imajı ise sırasıyla varyansın %1,62'sını ve %1,3'ünü açıklamaktadır. Sonuç: Bildirime ve gözleme dayalı maske kullanımını yordayan en önemli değişkenler mikro sistem yapılarıdır. Mezo ve makro sistem yapıları da düşük düzeyde etkiye sahiptir. Gelecekte maske kullanımını gerektirebilecek salgın durumlarında öncelikle bireysel faktörleri ele alan, mezo ve makro sistem yapılarını da içeren bütünleşik planlamalar/politikalar geliştirilmesi önerilir.
Tip 2 diyabetli hastalarda progresif gevşeme egzersizinin uyku kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Tip 2 Diyabetli hastalarda progresif gevşeme egzersizinin uyku kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyabet polikliniğe Haziran- Eylül 2023 tarihleri arasında başvuran Tip 2 Diyabet tanılı 155 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise araştırmaya katılmaya gönüllü ve araştırma kriterlerine uyan Tip 2 Diyabet tanılı hastalar arasından randomizasyonla belirlenmiştir. (Girişim=35 kontrol=35). Veriler, ''Hasta Tanıtım Formu'', ''Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)'' ve ''Progresif Gevşeme Egzersizi Uygulama İzlem Çizelgesi'' ile toplanmıştır. Girişim grubundaki hastalar, 4 hafta süresince haftada üç gün (Pazartesi, Çarşamba ve Cuma) 30 dakikalık progresif gevşeme egzersizi uygulamasına tabi edilmiştir. Verilerin değerlendirmesinde frekans, ortalama, Ki-Kare testi, ''Student's t'' testi istatistiği ve ''Paired Samples Tests'' testi kullanılmıştır. Bulgular: PUKİ (Uyku kalitesi) puan ortalamasının girişim grubunda yer alan hastalarda progresif gevşeme egzersizi sonrasında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı (uyku kalitesinin arttığı) saptanmıştır (p<0,001). Sonuç ve Öneriler: Araştırmada elde edilen sonuçlara göre progresif gevşeme egzersizinin uyku kalitesini arttırdığı saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda hastalarda kolay uygulanabilmesi ve invaziv bir yöntem olmaması nedeniyle progresif gevşeme egzersinin Tip 2 Diyabet tanılı hastalar tarafından uyku kalitesini sürdürmeye yönelik olarak uzun vadeli ve düzenli olarak uygulanması ve holistik ve bireyselleştirilmiş bakım felsefesi doğrultusunda sağlıklı yaşam tarzı geliştirilmesi için uyku hijyenine yönelik hastalara eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik; tip 2 diyabet; uyku kalitesi; progresif gevşeme egzersizi Danışman: Doç. Dr. Diğdem LAFCI BAKAR; Mersin Üniversitesi; Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı; Mersin
Laparoskopik kolesistektomi sonrası uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin ağrı, bulantı ve kusma üzerine etkisi
Amaç: Randomize kontrollü deneysel olarak yapılan bu çalışma laparoskopik kolesistektomi sonrası uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin ameliyat sonrası ağrı, bulantı ve kusma üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini, 25 Mayıs - 25 Ağustos 2023 tarihleri arasında Osmaniye Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde elektif planlanan laparoskopik kolesistektomi yapılan 105 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini oluşturan 76 hasta çalışma ve kontrol grubuna atanmıştır(Çalışma=38, Kontrol=38). Veriler, "Hasta Tanıtım Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Perioperatif Hasta İzlem Formu" kullanılarak toplanmıştır. Çalışma grubundaki hastalara ameliyat sonrası 2., 6., 12. ve 24. saatlerde progresif gevşeme egzersizleri uygulatılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde frekans, ortalama, Ki-Kare testi", '' Independent t-testi'' ve "Repeated Measures ANOVA tesi" kullanılmıştır. Bulgular: Gruplararası karşılaştırma incelendiğinde; çalışma grubundaki hastaların ameliyat sonrası 6., 12. ve 24. saat dilimindeki ağrı şiddeti puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla daha çok azaldığı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gruplararası karşılaştırma incelendiğinde; çalışma grubundaki hastaların ameliyat sonrası 6., 12. ve 24. saat dilimindeki bulantı şiddeti puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla çok azaldığı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. ve 12. saatlerde çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla kusma oranlarında azalma olduğu ve aralarındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç ve Öneriler: Progresif gevşeme egzersizlerinin laparoskopik kolesistektomi sonrası ağrı, bulantı ve kusmayı azalttığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda hastalarda kolay uygulanabilmesi ve invaziv bir yöntem olmaması nedeniyle hemşirelerin progresif gevşeme egzersizlerini hastalara öğretmesi ve hastaların kullanımına teşvik etmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, bulantı, hemşire, laparoskopik kolesistektomi, progresif gevşeme egzersizleri. Danışman: Doç. Dr. Diğdem LAFCI BAKAR, Mersin Üniversitesi, Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı, Mersin
Kemoterapi alan hastalarda spiritüel iyilik halinin yaşanan semptomlara etkisi
Bu araştırma, kemoterapi alan hastalarda spiritüel iyilik halinin yaşanan semptomlara etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kemoterapi Ünitesi'nde Kasım 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 121 hasta ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında hasta tanıtım formu, Memorial semptom değerlendirme ölçeği (MSDÖ) ve üç faktörlü spiritüel iyilik hali ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal Wallis testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bireylerin %50.4'ü kadın, %43.0'ı ilkokul mezunu ve ortalama yaşı 59.34±12.26'dır. Bireylerin %28.9'unun meme, %14.0'ının akciğer kanseri, %43.0'ının evre 3 ve ortalama tanı süresinin 17.87±26.65 ay olduğu belirlenmiştir. Hastaların üç faktörlü spiritüel iyilik hali ölçeği toplam puan ortalaması 138.10 ± 6.97, Memorial semptom değerlendirme ölçeği toplam puan ise 0.78±0.54 olarak bulunmuştur. Hastaların en sık yaşadıkları semptomların sırasıyla halsizlik ya da enerji kaybı (%75.2), ağız kuruluğu (%61.2), kilo kaybı (%52.1) ve iştahsızlık (%50.4) olduğu belirlenmiştir. Üç faktörlü spiritüel iyilik hali ölçeği toplam puanı ile Memorial semptom değerlendirme ölçeği toplam puanı arasında negatif yönlü (r=-0.200, p<0.05) anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin spiritüel iyilik halinin yaşanan semptomları anlamlı bir şekilde etkilediği saptanmıştır. Sonuç olarak kemoterapi alan bireylerin spiritüel iyilik hali arttıkça yaşanan semptomların azaldığı tespit edilmiştir.
Hemodiyaliz hastalarının uyku kaliteleri ve konfor düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma, hemodiyaliz hastalarının uyku kaliteleri ile konfor düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Aralık 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında Kayseri il merkezinde bulunan ikisi kamu biri özel merkez olmak üzere üç hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 126 böbrek yetmezliği hastası ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Hasta Tanıtım Formu, Pitssburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Hemodiyaliz Konfor Ölçeği (HKÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde güvenirlik analizi, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hemodiyaliz hastalarının %54'ünün kadın, yaş ortalamasının 57.12±13.33 ve %37.3'ünün 55-69 yaş aralığında, %60.3'ünün evli, %34.1'inin okur yazar, %82.5'inin çalışmadığı, %20.6'sının sigara ve %1.6'sının alkol kullandığı, %28'sinin 1-5 yıl arasında böbrek yetmezliği tanısı aldığı, %48.6'sının böbrek yetmezliği dışında kronik hastalık tanısı aldığı saptanmıştır. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının çoğunluğunun bir yıldan fazla süredir hemodiyalize girdiği, tamamının hemodiyaliz seans süresinin 4 saat olduğu, %95.2'sinin haftada 3 kez hemodiyalize girdiği ve %42.1'inin özel merkezde hemodiyalize girdiği, hemodiyalize bağlı en çok yorgun hissetme/enerjide azalma, kas krampları, uykuyu sürdürmede zorlanma, uykuya dalmada zorlanma, kaşıntı, kaygılı hissetme ve üzgün hissetme yaşadıkları saptanmıştır.Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının PUKİ'nden ortalama 13.17±3.20 puan ve HKÖ'nden ortalama 31.35±6.26 puan aldıkları, hastaların uyku kalitesinin kötü düzeyde konforunun ise iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının PUKİ toplam puanı ile HKÖ toplam puanları arasındaki korelasyon değeri negatif yönde ve düşük düzeyde (r=-0,297; p<0.005) anlamlı olduğu; hemodiyaliz hastalarındaki uyku kalitesindeki düşüşün konfor düzeyini anlamlı bir şekilde azalttığı belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının uyku kalitesi değişkeni ile hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konfor değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olduğu, hastaların uyku kalitesi düzeyi ile hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforun toplam varyansının %10.4'ünü açıkladığı, hemodiyaliz hastalarının kötü uyku kalitesinin hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforu -0.028 kat azalttığı ancak bu etkinin anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Sonuç olarak; hemodiyaliz hastalarındaki uyku kalitesi düzeyi ile hemodiyaliz konfor düzeyi arasında anlamlı ve düşük düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının kötü uyku kalitesinin hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforu azaltıcı bir etki gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Böbrek Yetmezliği, Hemodiyaliz, Hasta, Konfor, Uyku Kalitesi.
Hemşirelerin merhamet düzeyi ve bakım davranışları ile ilişkili faktörler ve merhametin bakım davranışına etkisi
Araştırma, hemşirelerin merhamet düzeyi ve bakım davranışları ile ilişkili faktörler ve merhametin bakım davranışına etkisini belirlemek amacıyla ilişkisel-tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ekim 2021 - Ocak 2022 tarihleri arasında Kayseri il merkezindeki şehir hastanesinde çalışan ve örnekleme dahil edilen 550 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan "Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu", hemşirelerin hastalara karşı duyulan merhametini ölçmek için "Merhamet Ölçeği (MÖ)" ve hemşirelerin bakım davranışlarını değerlendirmek için "Bakım Davranışları Ölçeği-24 (BDÖ-24)" ile elde edilmiştir. Araştırmada yazılı kurum izni ve etik onay alınmıştır. Araştırma verileri, güvenirlik Chronbaha Alfa analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada, hemşirelerin ortalama 33.18±8.05 yaşında, %38.9'unun 35 yaş ve üzerinde, %70.7'sinin kadın, %61.3'ünün evli, %86.9'unun lisans ve üzeri mezunu ve %50.2'sinin gelirini giderden az olduğu, %37.1'inin meslekte 1-5 yıl ve birimde 1-4 yıl arasında çalıştığı, %35.8'inin dahili birimlerde, %93.3'ünün servis hemşiresi pozisyonunda, %77.5'inin karma vardiyada çalıştığı, %50.7'sinin çalıştığı birimi tercih etmediği, %50.2'sinin çalıştığı birimde hemşire başına 6-10 hasta düştüğü, %77.6'sının hemşireliği bakım odaklı bir meslek olarak düşündüğü, %49.1'inin hemşirelik mesleğini yapmaktan memnun olmadığı ve %92'sinin çalıştığı birimde hemşirelik bakımını yeterli olarak değerlendirdiği belirlenmiştir. Araştırmada, hemşirelerin çalıştıkları birimde bakımı olumsuz etkileyen faktörler olarak en çok hemşire sayısının yetersiz olması, günlük bakım verilen hasta sayısının fazla olması, görev dışı işler nedeniyle bakıma zaman ayrılamaması olarak değerlendirdiği saptanmıştır. Araştırmada, hemşirelerin Merhamet Ölçeği puanlarının ortalama 4.01±0.53 olduğu ve iyi düzeyde merhamete sahip oldukları, Bakım Davranışları Ölçeği'nden ise ortalama 5.14±0.68 puan aldıkları ve bakım davranışları düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Hemşireliğin bakım odaklı bir meslek olmadığı düşüncesindeki, yetersiz sayıda hemşire olması, bakım verilen hasta sayısının fazla olması, hemşirelik dışı işler yapılması, iletişim eksikliği, bakım malzemesi yetersizliği ve fiziki ortam yetersizliğinin bakımı vermeyi olumsuz etkilediğini ifade eden hemşirelerin bakım davranışları puanlarının anlamlı olarak düşük olduğu belirlenmiştir. Araştırmada kadın, çocuk sahibi, psikiyatri birimlerinde çalışan, günlük 6-10 arasında hastaya bakım veren ve hemşireliği yapmaktan memnun olan hemşirelerin merhamet düzeyinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, hemşirelerin merhamet puanları ile bakım davranışları puanları arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmada, hemşirelerin merhamet değişkeni ile bakım davranışları düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olduğu, hemşirelerin merhamet düzeyi, bakım davranışları düzeyinin %18.4'ünü anlamlı bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak; araştırmada, şehir hastanesinde görev yapan hemşirelerin merhamet ile bakım davranışları arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu ve merhamet düzeyindeki artışın, bakım davranışlarını anlamlı şekilde etkilediği belirlenmiştir. Şehir hastanesinde görev yapan hemşirelerin bazı tanıtıcı ve mesleki özelliklerinin merhamet ve bakım davranışları düzeyini etkilediği saptanmıştır.
Hemşirelerde mesleki benlik saygısı ile bakım davranışları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma, hemşirelerin mesleki benlik saygısı ile bakım davranışları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla ilişki arayıcı ve kesitsel-tanımlayıcı türde gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ekim-Aralık 2021 tarihleri arasında Kayseri il merkezindeki şehir hastanesinde çalışan ve örnekleme dahil edilen 505 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan "Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu", "Mesleki Benlik Saygısı Ölçeği (MBSÖ)" ve "Bakım Davranışları Ölçeği (BDÖ)" ile elde edilmiştir. Araştırmada yazılı araştırma izinleri ile etik onay alınmıştır. Araştırma verileri, iç güvenirlik katsayısı Chronbaha Alfa analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada, hemşirelerin ortalama 33.15±8.10 yaşında ve %36.2'sinin 22-27 yaş aralığında, %71.9'unun kadın, %61'inin evli, %91.9'unun çekirdek ailede yaşadığı ve %55.2'isinin çocuğu olduğu, %87.8'inin lisans ve üzeri mezun olduğu ve %50.1'nin gelirini giderden az olarak değerlendirdiği belirlenmiştir. Hemşirelerin %38.1'inin meslekte 1-5 yıl arasında çalıştığı, %77.4'ünün şuanda çalıştığı birimde çalışma süresinin 1-4 yıl arasında olduğu, %40.2'sinin dahili birimlerde, %78.8'inin karma şeklinde ve %93.7'sinin servis hemşiresi pozisyonunda çalıştığı belirlenmiştir. Hemşirelerin %51.3'ünün çalıştığı birimi tercih etmediği, %49.9'unun çalıştığı birimde hemşire başına 6-10 hasta düştüğü, %50.5'inin hemşirelik mesleğini yapmaktan memnun olmadığı ve %73.1'inin hemşirelik mesleğinin toplumdaki imajını olumsuz olarak değerlendirdiği belirlenmiştir. Araştırmada, hemşireler çalıştıkları birimdeki bakım yetersizliği nedeni olarak en çok hemşire sayısının yetersiz olması, günlük bakım verilen hasta sayısının v fazla olması, görev dışı işler nedeniyle bakıma zaman ayrılamaması ile hemşirelerin istedikleri serviste çalışmaması olarak değerlendirdiği saptanmıştır. Araştırmada, hemşirelerin MBSÖ puanlarının ortalama 95.86±15.20 olduğu ve orta düzeyde mesleki benlik saygısına sahip oldukları, BDÖ'nden ise ortalama 5.14±0.69 puan aldıkları ve hasta bakım kalitesi algılama düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmada, hemşirelerin mesleki benlik saygısı puanları ile bakım davranışları puanları arasında pozitif yönde ve çok düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu ve mesleki benlik saygısı düzeyi arttıkça hemşirelerin bakım davranışlarının olumlu etkilendiği bulunmuştur. Araştırmada, hemşirelerin mesleki benlik saygısı değişkeni ile bakım davranışları düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olduğu, hemşirelerin mesleki benlik saygısı, bakım davranışları düzeyinin %3.9'unu anlamlı bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak; araştırmada, hemşirelerin mesleki benlik saygısı ile bakım davranışları arasında pozitif yönde ve çok düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu, mesleki benlik saygısı düzeyindeki artışın, bakım davranışlarını olumlu şekilde etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Hemşire, mesleki benlik saygısı, bakım davranışları. Tez Danışmanları : Dr. Öğr. Üyesi Şefika Dilek GÜVEN, Doç. Dr. Nalan GÖRDELES BEŞER Sayfa Adeti : 93
Diş tedavisi almak için hastaneye yatan 5-10 yaş arası çocukların anksiyete ve korkularının belirlenmesi
Her yaş grubundan çocuk için hastaneye yatma olumsuz durumlar ortaya çıkaran bir durumdur. Bu çalışma, Erciyes Üniversitesi Gülşah-Mert Tatar Ağız ve Çene Cerrahisi Hastanesine yatışı yapılan çocukların anksiyete ve korkularını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ağustos 2023 ile Mart 2024 tarihleri arasında hastaneye yatışı yapılan 5-10 yaş arası çocuklar ve ebeveynleri oluşturmuştur (n=150). Etik kurul, kurum ve ebeveyn onamı alınan araştırmada veriler, "Sosyo-Demografik Bilgiler Veri Toplama Formu", "Çocuk Anksiyete Skalası Durumluluk (ÇAS-D)" ve "Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ)" ile yüz-yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) post hoc (Tukey, LSD) ve pearson korelasyon analizleri kullanılarak yapılmıştır. Çocukların anksiyete puanlarının ortalaması 4.99±3.36 olup 'orta düzeyde' anksiyete, korku puanlarının ortalaması 2.70±1.46 olup 'orta-yüksek düzeyde' korku yaşadıkları belirlenmiştir. Gergin ve kaygılı hisseden ebeveynlerin çocuklarının ve dişlerini kendi fırçalamayan yardım alan çocukların anksiyete ve korku puanlarının daha yüksek olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Ağız ve diş sağlığına yönelik eğitim alan çocukların anksiyete puanlarının, daha önce diş tedavisi deneyimi olan çocukların ise korku puanlarının daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0.05). Anne eğitimi ilköğretim düzeyinde olan, daha önce tıbbi işlem yapılan, hastaneye gelmeden önce bilgi verilmeyen, çocuğun yanında 3 ve üzeri refakatçısı bulunan çocukların anksiyete ve korku puanlarının yüksek olduğu (p>0.05) saptanmıştır. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, mizacı, hastane yatış deneyimi, kaçıncı çocuk olduğu, ailenin gelir düzeyi, dişlerini fırçalama sıklığı, diş hekimine gitme sıklığı gibi değişkenlerin çocukların anksiyete ve korku puanlarını etkilemediği (p>0.05) görülmüştür. Ayrıca çocukların anksiyete ve korku puanları arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.333; p<.001). Bu sonuçlar doğrultusunda, ebeveynleri gergin kaygılı, anne eğitimi az, tıbbi işlem deneyimi olan, hastaneye gelmeden önce bilgi verilmeyen ve yanında sayıca fazla refakatçısı bulunan çocukların, anksiyete ve korku yaşaması yönünden dezavantajlı olduğu kabul edilerek pediatri hemşireleri tarafından sıklıkla takip edilmesi, anksiyete ve korkularını azaltmaya yönelik girişimler planlanması önerilmektedir.
Çalışan kadınların kadınlık algısı ve mental iyi oluş düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, çalışan kadınların kadınlık algısı ve mental iyi oluş düzeylerinin arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende yapılmıştır. Araştırma evrenini, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi internet sitesinde bulunan 07.10.2024 tarihinde erişilen kurumsal veriler doğrultusunda çalışan akademik ve idari 493 kadın personel oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemi %50 prevalans, %5 sapma ve %95 güven aralığı ile 217 kadın çalışan olarak hesaplanmış ve araştırma 222 kadın personel ile tamamlanmıştır. Çalışmanın yapılması için etik kurul, kurum izni ve katılımcılardan sözel onam alınmıştır. Çalışmanın verilerini, araştırmacılar tarafından gerekli sorular eklenerek oluşturulmuş Tanıtıcı Bilgi Formu, Kadınlık Algısı Değerlendirme Ölçeği ve Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklemT- Testi, One-Way ANOVA testi, gruplar arası farkın belirlenmesi için Post Hoc Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi bu çalışmada p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Sosyo-demografik özellikler incelendiğinde katılımcıların eğitim durumunun kadınlık algısı toplam puan ve alt boyutları olan toplumsal statü, cinsel kimlik statüsü, annelik algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu ve bu farkın lisansüstü gruptan kaynaklandığı bulunmuştur. Katılımcıların mesleği ile kadınlık algısı ölçeği ve alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu ortaya konmuştur. Bu farkın akademisyen gruptan kaynaklandığı ancak toplumsal cinsiyet algısı alt boyutu arasında ikili karşılaştırmalarda bir fark olmadığı bulunmuştur. Katılımcıların çocuk sahibi olma durumunun kadınlık algısı toplam puan ve alt boyutları olan annelik algısı ve toplumsal cinsiyet algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Bu fark ise "birden fazla çocuğu var" grubu puan ortalamasının,"çocuğu yok" grubu puan ortalamasına göre yüksek olması ile açıklanmaktadır. Kadınlık algısı ve alt boyutları ile diğer demografik özelliklerle anlamlı bir fark bulunmadığı ortaya konmuştur. Katılımcılardan bazen spor yapanların, ilaç kullanmayanların ve kronik bir rahatsızlığı bulunmayanların mental iyi oluşlarının diğerlerine oranla daha iyi düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadınlık algısı ve mental iyi oluş arasında düşük düzeyde ve anlamlı olmayan bir ilişki bulunmuştur. Psikiyatri hemşireleri olarak çalışan kadınların ruh sağlığının geliştirilmesinde daha eşitlikçi yaklaşım için toplumun bilinçlendirilmesinde, fiziksel ve ruhsal sağlığın korunması ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapılması önerilmektedir.
Hemşirelerin iş yaşam dengesi ile ruh sağlığı sürekliliği arasındaki ilişkinin incelenmesi
daha sonra doldurulacaktır.
Psikiyatri kliniğinde yatan hastaların problem çözme becerileri, sosyal destek algıları ve intihar olasılıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı psikiyatri kliniğinde yatan hastaların problem çözme becerilerini, sosyal destek algılarını ve intihar olasılıklarını belirlemek ve arasındaki ilişkiyi incelemektir. Kesitsel-tanımlayıcı türde yapılan çalışma bir Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'nde yatmakta olan hastalarla gerçekleştirilmiş, toplam 105 yatan hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Şubat 2024-Nisan 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Problem Çözme Envanteri (PÇE), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve İntihar Olasılığı Ölçeği (IOÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesine SPSS istatistik paket programında (Version22, Chicago IL, USA) yararlanılmıştır. Katılımcıların Problem Çözme Envanteri (PÇE) toplam puan ortalaması 89.66±25.95, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) toplam puan ortalaması 51.73±17.11, İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ) puan ortalaması ise 73.67±14.01olarak belirlenmiştir. PÇE toplam puanı ile İOÖ toplam puanı arasında pozitif yönde düşük düzeyde (r=.292) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). ÇBASDÖ toplam puanı ile İOÖ toplam puanı arasında negatif yönde düşük düzeyde (r=-.297) istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır (p<0.05). İntihar düşüncesinin varlığına göre yapılan gruplamaya göre ÇBASDÖ, İOÖ ve PÇE puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır. İntihar düşüncesinin olduğunu söyleyenlerin ÇBASDÖ toplam puanı daha düşük, İOÖ ve PÇE toplam puanı ise daha yüksektir. Katılımcıların intihar girişiminde bulunma durumlarına göre yapılan gruplandırmaya göre İOÖ toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). İntihar girişimi olanların İOÖ toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Ruh sağlığı sorunu olan bireylerde problem çözme becerilerinin yetersizliği, algılanan sosyal desteğin azlığı intihar olasılığını artırabilmektedir. Bu nedenle psikiyatri kliniğinde yatan hastaların problem çözme becerileri, sosyal destek algıları ile intihar olasılıkları açısından değerlendirilmesi ve gerekli müdahalelerin yapılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Ruh sağlığı sorunu, Problem çözme becerisi, Sosyal destek algısı, İntihar olasılığı, Psikiyatri hemşireliği
Sağlık çalışanlarının olası bir depreme karşı kaygı düzeylerinin ve bireysel hazırlık durumlarının incelenmesi
ÖZET Sağlık çalışanlarının olası bir depreme karşı kaygı düzeylerinin ve bireysel hazırlık durumlarının incelenmesi çalışması, Kırşehir'in Mucur ilçesinde tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya Mucur Devlet Hastanesi, Mucur Toplum Sağlığı Merkezi, Mucur Acil Sağlık Hizmetleri'nde (1 nolu ve 2 nolu istasyonlar), Mucur Aile Sağlığı Merkezinde görev yapan toplam 205 sağlık çalışanı evreni oluşturmaktadır. Araştırmaya başlamadan önce Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesinden etik kurul izni, araştırma yapılacak kurumlarla ilgili izin ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Evrenden örneklem seçilmeyerek hepsine ulaşılmaya çalışmıştır. Ulaşılan katılımcı sayısı 201'dir. Örnekleme alınan bireylere; Tanıtıcı bilgi formu (EK-2), depreme yönelik bireysel hazırlık formu (EK-3), durumluk/ sürekli kaygı ölçeği (EK-4) uygulanmıştır. Araştırma da elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics 22.0 programında analiz edilmiştir. Nicel değişkenlerin normallik dağılıma uygunluğu Kolmogorov - Smirnov Testi ile kontrol edilmiştir. Normal dağılımlı olmadığı için Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testleri kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin karşılaştırması için ki kare (x2) testi kullanıldı. p <0.05 İstatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların depreme karşı bireysel hazırlık durumlarına bakıldığında; şu anda yaşadığı şehirde büyük bir deprem yaşayacağını düşünenlerin oranı %8.5'tir. Büyük bir depremle başa çıkmak için hazırlıklı olduğunu düşünenlerin oranı ise; %17.4 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılanların %87.6'sı depreme hazırlıklı yaşamanın önemli olduğunu düşünmektedir. Katılımcıların %32.8'i iş yerlerinde depreme karşı önlem alındığını belirtmiştir. Olası bir depreme karşı hazırlık için katılımcıların %33.3'ü aile üyeleri ile plan/toplantı yaptığını belirtmiştir. Deprem anında yapılması gereken davranışların neler olduğunu bilenlerin oranı yarıdan fazladır. Deprem/afetle ilgili eğitim alan katılımcı oranları düşük bulunmuştur. Büyük bir depremle başa çıkmak için bireysel olarak hazırlıklı olduğunu düşünme durumu ile sosyo-demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, yaşadığı yer, medeni durum, çocuk sayısı, eğitim durumu, ünvan-meslek) arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Katılımcıların durumluk ve sürekli kaygı ölçeği puan ortalamalarına bakıldığında; durumluk kaygı ölçeğine verilen cevapların puan ortalamasına göre (puan±ss: 41.8±7,69), katılımcıların orta düzeyde kaygılı olduğu, sürekli kaygı ölçeğine verilen cevapların ortalamalarında (puan±ss:38.1±8.17) ise; hafif düzeyde kaygılı olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların büyük bir depremle başa çıkmak için bireysel olarak hazırlıklı olduğunu düşünme durumuna göre durumluk ve sürekli kaygı ölçekleri puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Anahtar Kelime: Sağlık çalışanları, Deprem, Kaygı düzeyleri, Hazırlık durumları
Cerrahi hemşirelerinde öz şefkat ve duygusal zekâ ile bakım algısıarasındaki ilişki
Bu araştırma; cerrahi kliniklerde ve ünitelerde çalışan hemşirelerin öz şefkat ve duygusal zekâ düzeyleri ile bakım davranış algıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olan araştırmanın örneklemini; cerrahi kliniklerde ve ünitelerde çalışan 209 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Hemşire Tanıtıcı Özellikler Formu", "Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği (DZÖ)", "Öz Duyarlılık Ölçeği (ÖDÖ)" ve "Bakım Davranışları Ölçeği-24 (BDÖ-24)" kullanıldı. Yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanan veriler; tanımlayıcı istatistikler, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), t testi, Pearson korelasyon analizi ile ölçeklerin birbiri üzerinde etkisi çoklu lineer regresyon ve anlamlı değişkenlerin etkilerinin belirlenmesi adımsal regresyon analizi kullanılarak değerlendirildi. Cerrahi hemşirelerin yaş ortalaması 34.00±7.840 yıl, %83.7'si kadın ve %78'i lisans mezunu olarak çalışmaktaydı. Hemşirelerin ÖDÖ, DZÖ ve BDÖ-24 ölçek toplam puan ortalamaları sırasıyla 33.33±14.60; 154.33±16.512; 5.25±0.553 olarak saptandı. Hemşirelerin bakım davranış algıları üzerinde çalışma şekli, çalışma biçimi, iş yaşamından ve çalıştığı cerrahi klinikten veya üniteden memnun olma durumunun etkili tanımlayıcı faktörler olduğu belirlendi. Cerrahi hemşirelerinde güven, bağlılık, saygı alt boyutları ile toplam bakım davranışı puanlarının öz sevecenlik, bilinçlilik ve paylaşımların bilincinde olma öz şefkat boyutları ile pozitif ilişkili; öz yargılama ve aşırı özdeşleşme ile negatif yönde ilişkili olduğu saptandı. Hemşirelerin duygusal zekâ puan ortalamaları ile bakım davranış algıları arasında ise pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edildi (p<0.05). Cerrahi hemşirelerinin güvenceli, saygılı ve bağlılık çerçevesinde sunduğu bakım davranış algılarında paylaşımların bilincinde olan öz şefkatin ve duyguların değerlendirmesini sağlayan duygusal zekânın olumlu yordayıcılar arasında olduğu saptandı. Hemşirelerde paylaşımların bilincinde olma, bilinçlilik ve duyguların kullanım standart sapmasındaki artışın bilgi ve beceri boyutunda bakım davranış algılarının da pozitif yönde artışa neden olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak cerrahi hemşirelerinin bakım davranış algılarında tanımlayıcı özellikler ile birlikte öz şefkatin ve duygusal zekânın alt boyutlarının etkili faktörler olabileceği saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda, bakım davranışlarını geliştirmede hemşirelerde öz şefkat ve duygusal zekâ gibi içsel güç kaynaklarına yönelik girişimler planlanması ve farklı kültürlerde ve örneklemlerde araştırmaların planlanması önerilir.
Diz protezi uygulanan kırılgan yaşlılarda bakım ve rehabilitasyon algısı ile iyileşme kalitesi arasındaki ilişki
Bu araştırma; diz protez cerrahisi uygulanan kırılgan hastaların ameliyat sonrası bakım ve rehabilitasyon algıları ile iyileşme kaliteleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olan araştırmanın örneklemini; diz protez cerrahisi uygulanan 136 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu", Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EKÖ); "Hasta Bakım ve Rehabilitasyon Algısı Ölçeği (HBRAÖ)" ve "İyileşme Kalitesi 40 Anketi (İKA-40) kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca ölçekler arası ilişki Pearson korelasyon analizi, ölçeklerin birbiri üzerinde etkisi ise doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. Çoğunluğu (%93.4) kadın olan hastaların yaş ortalamaları 70.07±4.250 olarak belirlendi. Hafif kırılgan (8.56±1.332) olarak belirlenen hastaların HBRAÖ ve İKA-40 puanları sırasıyla; 65.59±9.573 ve 159.38+16.168 olarak saptandı. Diz protez cerrahisi uygulanan hastaların EKÖ ile HBRAÖ, İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında negatif yönlü; HBRAÖ, İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında ise istatistiksel açıdan pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edildi (p<0.05). Hastaların İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları üzerinde EKÖ'nün negatif; HBRAÖ ve tüm alt boyut puan ortalamalarının ise pozitif yordayıcılar arasında olduğu belirlendi. Sonuç olarak diz protez cerrahisi uygulanan yaşlı hastaların iyileşme kalitesi üzerinde kırılganlık ile birlikte hasta bakım ve rehabilitasyon algılarının etkili faktörler olabileceği saptandı (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, hasta merkezli bakımda kırılganlık patofizyolojisine yönelik hemşirelik girişimlerinin planlanması ve kırılgan yaşlıların bakım-rehabilitasyon algılarını iyileştirici uygulamaların, hemşirelik bakım sürecinde göz ardı edilmemesi önerilir. Anahtar kelimeler: Diz protezi, Yaşlı, Kırılganlık, Bakım algısı, Rehabilitasyon, İyileşme kalitesi Tez Danışman: Doç. Dr. Gülden KÜÇÜKAKÇA ÇELİK Sayfa Sayısı:61
Yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesi ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Uyku yoksunluğu yoğun bakım hastalarında sık görülen ve iyileşmeyi etkileyen problemlerden bir tanesidir. Bu nedenle uyku yoksunluğuna sebep olan faktörlerin etkilerini azaltmak iyileşmenin hızlanmasında büyük öneme sahiptir. Bu çalışma, yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesi ve yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada ön test son test desende yarı deneysel bir tasarım kullanılmıştır. Çalışma Konya'da bir Devlet Hastanesi Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesinde Ocak-Haziran 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 28 kontrol, 28 müdahale olmak üzere toplam 56 hasta örneklem büyüklüğünü oluşturmuştur. Veriler Tanımlayıcı Özellikler Formu, Uyku Değerlendirme Formu ve Richard Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmada ilk gün müdahale ve kontrol gurubuna standart bakım ve rutin tedaviler uygulanmıştır. İkinci gün müdahale grubuna hikâye dinletilmiş kontrol grubuna ise standart bakım devam ettirilmiştir. Çalışmanın etik kurul izni, kurum izni hastaların onamları alınmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak tanımlayıcı özellikler (ortalama, standart sapma, sayı ve yüzdelik dilim) şeklinde verilmiştir. Ayrıca homojenlik Levene, normallik varsayımları Shapiro-Wilk testi ile incelenmiştir. Verilerin analizinde, Ki Kare testi, Mauchly testi, Mann Whitney U testi, Sphericity Assumed testi, Huynh-Feldt testi, Greenhouse Geisser testi, mixed design varyans analizi ve Bonferroni- Dunn testi kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Çalışmada kontrol grubu yaş ortalaması 60,18±12,23, müdahale grubu yaş ortalaması 58,96±11,54 olarak bulunmuştur. İki grubunda demografik özellik, hastalık bilgisi ve uyku durumu benzer dağılım gösterdiği görülmektedir (p>0,05). RCUÖ skorları incelendiğinde kontrol grubunun ön test puan ortalaması 19,61±7,34, son test puan ortalaması 15,36±7,87 olduğu, müdahale grubunun ölçek puan ortalamasının ise ön test 18,04±7,21, son test, 53,04±13,42 olduğu belirlenmiştir. Yaşam bulguları zaman grup etkileşiminde nabız ve kan basıncında anlamlılık bulunmuş olup ateş ve solunum sayısında ise değişiklik gözlenmemiştir. Grup içi değerlendirmede ise müdahale grubunun son test sonuçları ön test sonuçlarından daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesini arttırdığı ve yaşam parametrelerinde olumlu sonuçlar oluşturduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar doğrultusunda, yoğun bakımda kitap dinleme faaliyetlerinin arttırılması, hastalara uyku saatlerinde dinleyebilecekleri çeşitli hikâye seçenekleri sunularak hastanın bakıma dahil edilmesi, bu tür müdahalelerin hemşire eğitimleri ile desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, kitap dinleme, uyku kalitesi, yoğun bakım.
Hemşirelerde motivasyon ve iş doyumunun ekip çalışması ile ilişkisi
Bu çalışma, hemşirelerin motivasyon ve iş doyumunun ekip çalışması ile ilişkisini belirlemek amacı ile yapılmış olan tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte bir çalışmadır. Bu çalışmanın örneklemini, Konya ili Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi hastanesinde çalışan 288 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada verilerin toplanmasında; Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hemşirelerde Motivasyon Ölçeği (HİMO), Hemşirelerde İş Doyumu Ölçeği (HİDO), Ekip Çalışması Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden hemşirelere yüz yüze görüşme yöntemi ile veriler toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Katılımcıların %72,6'sı kadın, %55,2'si 18-29 yaş aralığında ve %63,9'u evli olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, çalışmaya katılan hemşirelerin iş motivasyonu ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 61,22 ±8,89, iş doyumu ölçeği puan ortalamalarının 3,37 ± 0,62, ekip çalışması tutum ölçeğinden aldıkları puan ortalaması ise 109 ±15,33 olduğu saptanmıştır. İş motivasyonu ve iş doyumunu etkileyen faktörlerin çalışma statüsü, çalışma şekli, çalışma yılı olduğu bulunmuştur. Vardiyalı ya da gündüz çalışma şekli diğer ölçeklerde olduğu gibi ekip tutumu düzeyi üzerinde etkili faktör olarak tespit edilmiştir. İş motivasyonu düzeyi, iş doyumu düzeyi ve ekip çalışması tutum düzeyi arasında pozitif ve orta seviyede anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sağlık hizmetinde hastalara kaliteli ve güvenli hasta bakımının sağlanması için motivasyonu ve iş doyumu yüksek hemşirelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle hemşirelerin etkinlik ve verimliliğin artırılmasında önemli iki kavram olan motivasyon ve ekip çalışması ile ilgili görüş, öneri ve tutumlarının geçerli-güvenilir ölçme araçları ile değerlendirilmesi ve motivasyon artıracak uygulamalara yer verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, ekip çalışması ve motivasyon konularını içeren eğitim programları düzenlenerek hemşirelerin bu konuda bilinçlenmeleri sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: İş doyumu, iş motivasyonu, ekip çalışması tutumu, hemşire
Yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenilikçi yaklaşımları ve etkileyen faktörler: Niteliksel bir çalışma
Yenidoğan yoğun bakım üniteleri, hasta profilleri ve çalışma ortamı nedeniyle yenilikler konusunda önde gelen alanlardan biridir. Bu nedenle bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenilikçi yaklaşımları ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kalitatif yöntem ve fenomenolojik desende tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu 25 hemşire oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında uzman görüşü esas alınarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler çevrimiçi yöntemle, sesli veya görüntülü görüşmeler şeklinde Ekim 2021- Mart 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizi MAXQDA Analytics Pro2022 programı kullanılarak yapılmıştır. Hemşirelerin ifadeleri doğrultusunda bulgular dört ana tema, 10 alt tema ve 32 koddan oluşmaktadır. Ana temalar 1) yenilik fikrinde kişisel dinamikler (özel hayatta yeniliğe karşı duruş, yeni bir fikir için kullanılan kaynaklar), 2) yenilik fikrinde kurumsal faktörler (kuruma güven, yenilik fikri karşısında yönetici duruşu, yenilik fikrini meslektaşlarla paylaşma), 3) mesleki hayatta yeniliğe bakış (yenilikçi yaklaşımın hemşirelik mesleğine etkisi, yenilik fikirleri) ve 4) yeniliğin hayata geçmesindeki engeller (kurumsal engeller, bireysel engeller, fikirlerin ifadesinde yaşanan engeller) olarak dört ana başlık altında toplanmıştır. Hemşirelerin yeni bir ürün veya fikir geliştirmediği, var olan süreçleri iyileştirmeye yönelik fikirlerinin olduğu, yenilikçilik ile ilgili bir eğitim almadıkları bulunmuştur. Hemşirelerin yeniliğe olumlu baktıkları ve yeniliklerin mesleği profesyonelleştireceğini düşünerek meslek imajını geliştireceğini düşündükleri görülmüştür. Hemşirelerin yenilikçi fikirlerini ifade etmede yaşanan engellerin iletişim sorunları, hekim egemen ortam ve fikirlere değer verilmeme gibi durumlar olduğu görülmüştür. Hemşirelerin yeni bir ürün veya fikir geliştirmeleri için, yenilikçilikle ilgili eğitimlerin müfredata eklenmesi, hemşirelerin fikirlerini ifade edebilecekleri uygun ortamların oluşturulması, hemşirelerin yeniliklere teşvik edilmesi ve desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, hemşire, niteliksel çalışma, yenidoğan, yenilikçi yaklaşım.
Kırsal bölgede yaşayan yaşlı bireylerde yaşam doyumu düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, kırsal bölgede yaşayan yaşlı bireylerde yaşam doyumu düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tokat ili Erbaa ilçe merkezinde yer alan İbni Sina Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 65 yaş ve üzeri bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise evrendeki birey sayısının bilinmediği durumda kullanılan formül ile belirlenmiş ve araştırma İbni Sina Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 335 yaşlı bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri yaşlı bireylerin sosyodemografik özelliklerini belirleyen anket formu ve yaşam doyumu ölçekleri üzerinden araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler; yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılarak özetlenmiştir. Yaş, cinsiyet, kronik rahatsızlıklar, spor yapma durumu, kötü alışkanlık durumu gibi özellikler ile yaşam doyumunu ilişkilendirmede Ki-kare testi, Pearson testi, t testi, Tukey çoklu karşılaştırma analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi, çok yönlü ANOVA ve korelasyon analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın örneklemini yaş ortalaması 71.89 (±5.56) olan 147'si (%43,9) kadın ve 188'i (%56,1) erkek olmak üzere 335 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğunun (%52,8, n = 177) ilköğretim düzeyinde eğitime sahip olduğu görülmektedir. 191 (%57) gelirinin giderinden az olduğunu iletmiştir. Katılımcılardan 252'si (%75,2) evli, 83'ü (24,8) bekardır. Bunlardan 24'ü (%7,2) çalışmakta, 311'i (%92,8) ise çalışmamaktadır. Yapılan araştırma sonucunda yaşam doyumu ölçeği puan ortalaması 17.12±4.52e olup sosyo-demografik özelliklere göre farklılaşmalar olduğu görülmüştür. Bu çalışma bağlamında erkeklerin yaşam doyumu puanlarının kadınlara oranla anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = -2.58, p < .01); kronik hastalığı olmayan katılımcıların yaşam doyumu puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = -3.076, p < .01); spor yapan katılımcıların yaşam doyumu puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = 2.587, p < .01); erkeklerin kendini dinç hissetme oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 8.27, p < .01); kadınlardaki kronik rahatsızlık oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 7.47, p < .01) ve erkeklerin spor yapma oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 8.58, p < .01) neticelerine varılmıştır. Sonuç olarak Tokat ili Erbaa ilçesinde yaşayan 65 yaş ve üzeri bireylerde yüksek düzeyde bir yaşam doyumu ile sosyo-demografik özellikler arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda yaşlı bireylerde kronik rahatsızlık durumu yüksek olduğu ve kronik rahatsızlığı olanların yaşam doyumu daha düşük olduğu için bireylerin hastalıkları ile ilgili semptomlarını azaltıcı, hastalığa uyum sağlayıcı hemşirelik bakımlarının düzenlenmesi bireyin yaşam doyumu düzeyinin artması yönünde katkı sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, Yaşam Doyumu, Yaşlanma, Yaşlılık.
Dijital hastaneye geçiş sürecinde olan bir hastanede çalışan hemşire ve doktorların tekno-stres düzeyleri ile değişime karşı tutumları arasındaki ilişki
Teknoloji alanında yaşanılan değişim ve gelişimin etkisiyle, dijital hastane kavramı son yıllarda ön plana çıkmaktadır. Bu çalışma, dijital hastaneye geçiş sürecinde olan bir hastanede çalışan hemşire ve doktorların tekno-stres düzeyleri ile değişime karşı tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ilişki arayıcı tipte olan bu çalışma, Ankara ilinde bulunan bir kamu hastanesinde çalışan 120 hemşire ve doktor ile Kasım-Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Tanımlayıcı Bilgi Formu, Değişime Karşı Tutum Ölçeği ve İş Yerinde Tekno-Stres Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, Tanımlayıcı İstatistiksel Analiz, bağımsız gruplarda t-testi, Kruskal Wallis Testi, Pearson korelasyon analizi ve adımsal (forward) regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, hemşire ve doktorların iş yerinde tekno-stres düzeylerinin ortalamanın üzerinde (Ort±SS=2,79±0.65), değişime karşı tutum düzeylerinin ise ortalamanın altında (Ort±SS=3,30±0,63) olduğu belirlenmiştir. Hemşire ve doktorların %72,5'inin dijital hastaneye yönelik herhangi bir eğitim almadığı saptanmıştır. Pearson Korelasyon analizi sonucunda hemşire ve doktorların değişime yönelik tutum ve iş yerinde tekno-stres düzeyleri arasında negatif yönde, yüksek düzeyde ve istatistik olarak ileri derecede anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r= -0,522, p<0,001). Değişime karşı tutum ölçeği alt boyutlarının tekno-stres düzeyini yordamasına ilişkin adımsal (forward) regresyon analizi yapılmış ve sonucunda; Kurumsal politika, değişime direnç, değişimde yönetim tarzı ve değişimin sonuçları alt boyutları, hemşire ve doktorların iş yeri tekno-stres düzeylerini %47 oranında yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucunda, hemşire ve doktorların işyerinde teknolojiye karşı stres düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, değişime karşı tutum düzeylerinin ise olumsuz yönde olduğu bulunmuştur. İşyerinde teknolojiye karşı yaşanılan stres ile değişim yönelik tutum arasında negatif yönde bir ilişki olduğu ve değişimin hemşire ve doktorların işyerinde yaşadığı teknolojik stresi %47 oranında etkilediği belirlenmiştir. Bu çalışma, sağlık kurumlarında dijitalleşme sürecinde yaşanılan stres konusunda önemli sonuçlar barındırmaktadır. Özellikle hastanelerin dijitalleşme sürecinde, değişimin başarısı ve teknolojiye yönelik stresi azaltmak amacıyla konu hakkında sağlık bakım çalışanlarına eğitim planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Değişim, Dijital hastane, Doktor, Hemşire, Stres, Teknoloji.
Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışının ilaç uyumu ile ilişkisi
Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde farklı amaç ve şekillerde kendini sabote etme stratejilerinin kullanıldığı bilinmektedir. Özellikle ruhsal hastalığı nedeniyle damgalanma, ayrımcılığa uğrama, dışlanma gibi bireyin benliğini tehdit edici durumla karşılaşması veya yetersiz performans sergilemesi kendini sabote etmesi için yeterli bir neden olabilmektedir. Bununla birlikte kendini sabote eden bireyler hangi davranışlarının uyumlu veya olumlu hangilerinin ise istenilmeyen olduğuna ilişkin bir farkındalık kazanamamışlardır. Uzun süreli ilaç kullanımının ve düzenli kontrollere gitmenin damgalanmalarına yol açtığını düşündükleri için tedavi süreçlerinin aksamasına neden olabilecek kendini sabote etme davranışlarına başvurabilirler. Bu çalışmayla kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışının ilaç uyum ile ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Bilimsel Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmıştır (2022/274). Araştırmanın evrenini Necmettin Erbakan Üniversitesi psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar oluşturmuştur. Çalışma öncesinde veri toplama araçlarının anlaşılırlığı değerlendirilmiş, Ekim- Kasım 2022 tarihleri arasında veriler toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden 111 hasta (45 erkek, 66 kadın) oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplanmasında sosyodemografik özellikler ve hastalık bilgilerini içeren Tanıtıcı Bilgi Formu, Kendini Sabote Etme Ölçeği (KSÖ), Morisky Tedavi Uyumu Ölçeği (MTUÖ) olmak üzere üç form kullanılmıştır. Araştırma bulgularında poliklinik kontrolüne düzensiz gelenlerin düzenli gelenlere göre daha yüksek Kendini Sabote Etme puan ortalamasına (z=-3,207 p=0,001) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği puan ortalamasına (z=-4,259 p=0,001) sahiptir. İlaç uyumu durumuna göre incelendiğinde ise düzensiz ilaç kullananlar düzenli ilaç kullananlardan daha yüksek Kendini Sabote Etme puan ortalamasına (z=-2,509 p=0,012) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği puan ortalamasına (z=-4,788 p=0,001) sahiptir. Araştırma sonucunda kendini sabote etme değişkeni Morisky tedaviye uyum puanlarını %7,9 düzeyinde açıklamaktadır. Bu çalışma ile kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışlarının ilaç uyumlarını olumsuz etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: İlaç, kendini sabote etme, kronik ruhsal hastalık, tedavi, uyum.
Hemşirelerin etik duyarlılıkları ile hasta savunuculuk düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışma, hemşirelerin etik duyarlılıkları ile hasta savunuculuk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki çalışma Isparta Şehir Hastanesi'nde çalışan 190 hemşire ile 12 Aralık 2022–30 Ocak 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın verileri Hemşire Bilgi Formu, Ahlaki Duyarlılık Anketi ve Hemşireler İçin Hasta Savunuculuk Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda T-Testi, One Way Anova, Kruskall Wallis, Pearson Korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Araştırma öncesi etik kurul onayı, kurum izni ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 36,74±8,71 yıl olduğu, %79,5'inin kadın, %75,3'ünün üniversite mezunu, %77,9'unun evli ve %66,3'ünün dahili kliniklerde çalıştığı saptanmıştır. Hemşirelerin Ahlaki Duyarlılık Anketi puan ortalaması 81,24±26,30, Hemşireler İçin Hasta Savunuculuk Ölçeği puan ortalaması 169,36±19,85 olarak bulunmuştur. Ahlaki Duyarlılık Anketi ile Hemşireler İçin Hasta Savunuculuk Ölçeği arasında negatif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=-0,472,p=0,000). Eğitim düzeyinin, haftalık çalışma süresinin ve etik duyarlılığın hasta savunuculuk düzeyini yordadığı ve açıklama oranının %31 olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda hemşirelerin etik duyarlıklık ve hasta savunuculuk düzeylerinin yüksek olduğu, etik duyarlılık arttıkça hasta savunuculuğunun da arttığı saptanmıştır. Hasta savunuculuğunu eğitim düzeyi, haftalık çalışma süresi ve etik duyarlılığın yordadığı görülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelere etik ve hasta savunuculuğu ile ilgili hizmetiçi eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir.
Yoğun bakım hastalarının deneyimi ve bireyselleştirilmiş bakım arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Yoğun bakım üniteleri, kritik durumda olan ve/veya organ yetmezliği bulunan hastaların yatarak tedavi edildiği ünitelerdir. Hastalar yoğun bakımda takip edildikleri süre içerisinde olumlu/olumsuz deneyimler yaşamaktadır. Olumsuz deneyimler hastaların tedaviye uyumunu azaltmakta ve yatış süresini uzatmaktadır. Yoğun bakımda hastaların olumsuz deneyimlerinin azalmasında hemşireler kilit rol oynamaktadır. Hemşirelerin hastalara bütüncül yaklaşımı hastaların olumlu deneyimler yaşamasına katkı sunmaktadır. Bu çalışma yoğun bakım hastalarının deneyimleri ve bireyselleştirilmiş bakım arasındaki ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir çalışmadır. Konya'da bir Üniversite Hastanesinde Dahili Yoğun Bakımlarda Kasım-Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 115 hasta oluşturmuştur. Veriler Tanımlayıcı Özellikler Formu, Yoğun Bakım Deneyim Ölçeği ve Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği- Hasta Versiyonu kullanılarak toplanmıştır. Veriler hastaların yoğun bakımdan çıkartılması kararı verildikten hemen sonra yoğun bakımda ya da servise çıkartılmış hastalarda servise geçtikten hemen sonra yüz yüze toplanmıştır. Analizler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin normallik analizi Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Analizlerde bağımsız gruplarda t testi, One Way Anova testi, Tukey testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Çalışma grubunun yaş ortalaması 66,56, %63,5'ü erkek, %36,5'u kadındır. Çalışma grubunun grubumuz,Çalışmada Yoğun Bakım Deneyim Ölçeği toplam puan ortalaması 71,37 ±9,93, Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği-Hasta Versiyonu toplam puan ortalaması 3,97±0,52 bulunmuştur. Yoğun Deneyim Ölçeği toplam puanı ile Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde orta düzey ilişki olduğu tespit edilmiştir. İstatiksel açıdan anlamlıdır. Yoğun bakımda yatan hastaların hem yoğun bakım deneyimleri hem de bireyselleştirilmiş bakım algısı orta düzeyin üstündedir. Hastaların yoğun bakım deneyimlerini; cinsiyet, var olan kronik hastalıklar, yoğun bakımda kalınan süre ve tedavinin ventilatöre bağlı sürdürülmesi etkilemektedir. Hastaların bireyselleştirilmiş bakım algılarını; gelir düzeyi, tedavinin ventilatöre bağlı sürdürülmesi, ziyaretçisinin olması durumu etkilemektedir. Hastaların yoğun bakım deneyimi ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki vardır. Hemşirelerin uygulayacağı bireyselleştirilmiş bakımın hastaların yoğun bakım deneyimine olumlu katkısının olduğu söylenebilir. Hemşirelerin bu konudaki farkındalığının artması ve yoğun bakımda hastalara bireyselleştirilmiş bakım uygulanması önerilebilir.
Hemşirelerin çatışma çözme stratejileri ve etik liderlik algıları ile iş doyumu arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, hemşirelerin çatışma çözme stratejileri ve etik liderlik algıları ile iş doyumu arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Tanımlayıcı ilişki arayıcı türdeki bu çalışma, Ağustos-Eylül 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde çalışan 316 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler "Tanımlayıcı Bilgiler Soru Formu", "Rahim Örgütsel Çatışma Envanteri (ROCI-II)", "Etik Liderlik Ölçeği" ve "Minnesota İş Doyum Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA, ileri analiz testi Tukey, Pearson korelasyon analizi ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Araştırma için etik kurul onamı, kurum izni, ölçek kullanım izinleri ve hemşirelerden sözel izin alınmıştır. Bu çalışmada hemşirelerin yöneticilerinde algıladıkları etik liderliğin orta düzeyin altında, iş doyumlarının orta düzeyde olduğu, hemşirelerin çatışma çözümünde en çok kullandıkları stratejinin uzlaşım, en az kullandıkları stratejinin ise hükmetme olduğu bulunmuştur. Pearson Korelasyon Analizi sonucunda hemşirelerin etik liderlik algıları ile iş doyumu (r=0,549; p<0,001) arasında pozitif yönde, yüksek düzeyde ve ileri derecede anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Etik liderlik ile çatışma çözme stratejileri arasında; bütünleştirme stratejisi (r=0,309; p<0,001) ve alttan alma stratejisi (r=0,312; p<0,001) ile pozitif yönde, orta düzeyde, kaçınma (r=0,288; p<0,001)), uzlaşım (r=0,185; p<0,001)) ve hükmetme stili (r=0,137; p<0,05) ile pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. İş doyumu ile çatışma çözme stratejileri arasında ise; bütünleştirme (r=0,359; p<0,001) ve alttan alma stili (r=0,334; p<0,001) ile pozitif yönde ve orta düzeyde, uzlaşım (r=0,285; p<0,001), kaçınma (0,193; p<0,001) ve hükmetme stili (r=0,140; p<0,05) ile pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Yapısal eşitlik modelinin sonucunda etik liderliğin iş doyumunu (ß=0,430; p<0,001) pozitif yönde anlamlı etkilediği bulunmuştur. Ayrıca etik liderliğin iş doyumuna etkisinde çatışma çözme stratejilerinin aracı rolü yapısal eşitlik analizi ile değerlendirilmiş ve analiz sonucunda; bütünleştirme (ß=0,049; p<0,001), alttan alma (ß=0,044; p<0,001)) ve uzlaşım stilinin (ß=0,027; p<0,001) pozitif yönde anlamlı bir şekilde aracı rollerinin olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda etik liderliğin iş doyumuna etki eden önemli bir faktör olduğuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda etik liderliğin iş doyumuna olan etkisinde bütünleştirme, alttan alma ve uzlaşım stillerinin aracı rolünün olduğu belirlenmiştir. Hemşire yöneticilerin etik liderliği benimsemesi ve çatışma çözümünde uygun stillerin kullanılması ile hemşirelerin iş doyumlarının artacağı düşünülmektedir.
Din görevlilerinin ruh sağlığı okuryazarlığı ve ruhsal hastalıklara yönelik damgalama düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma din görevlilerinin ruh sağlığı okuryazarlığı (RSOY) ve ruhsal hastalıklara yönelik damgalama düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Çalışma, Erzincan il merkezinde imam-hatip- müezzin ve Kur'an kursu öğreticisi kadrosunda görev yapan ve Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak çalışan, gelişigüzel örneklem yöntemi ile seçilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 307 din görevlisi ile yürütüldü. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Ruh Sağlığı Okuryazarlık Ölçeği"(RSOY ölçeği) ve "Damgalama Ölçeği"(DÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin analizi Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H Testi ile yapıldı. Kruskal Wallis H Testi sonucu anlamlı ise çoklu karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi testi yapıldı. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon ve doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. RSOY ölçeği toplam puan ortalaması 14,91±3,61 olarak belirlendi. Cinsiyet, yaş, meslekte çalışma süresi, eğitim düzeyi, ruhsal hastalığı olan bireyle tanışma durumu ve ruhsal hastalığı olan birinden yardım başvurusu alma değişkenlerinin RSOY puanlarında farklılaşma yaptığı belirlendi. Bu çalışmada, damgalama toplam puan ortalaması 58,22±11,87 puan olarak belirlenerek din görevlilerinin damgalama düzeyi yüksek olarak değerlendirildi. Cinsiyet, görev ve internet erişimi değişkenlerinin damgalama toplam puanı üzerinde farklılaşma yaptığı belirlendi. RSOY puanı ile damgalama toplam puanı arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ve çok zayıf bir ilişki belirlendi (rho=-0,156 p=0,006). Sonuç olarak; din görevlilerinin RSOY düzeyi orta düzey, damgalama düzeyleri ise yüksek olarak tanımlandı. Din görevlilerinin RSOY düzeyleri arttıkça damgalama düzeylerinin azaldığı ve RSOY puanlarının ise damgalama puanlarını %1,5 oranında açıkladığı belirlendi.
Prematüre retinopati muayenesinde dinletilen okyanus sesinin fizyolojik parametreler, ağrı ve konfor düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde, Prematüre Retinopati muayenesinde dinletilen okyanus sesinin ağrı, konfor ve fizyolojik parametreler üzerinde etkisini belirlemek amacıyla tek kör, paralel grup, randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Çalışma Konya'da bulunan bir Üniversite Hastanesi'nin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Mart 2021-Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Örneklem seçiminde tabakalı randomizasyon yöntemi kullanılmış olup müdahale (n:21), kontrol (n:23) olmak üzere toplam 44 prematüre bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Müdahale grubundaki prematüre bebeklere ROP muayenesinden 1 dakika önce okyanus sesi dinletilmeye başlanmıştır ve işlemden sonra 5. dakikada okyanus sesi kapatılmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir ses dinletilmemiştir. ROP muayenesi video kaydına alınmış ve görüntüler araştırmacılar dışında, birbirine kör iki gözlemci tarafından incelenerek işlemden 2 dakika öncesi, işlemden 1 dakika ve 5 dakika sonrasında prematüre bebeklerin ağrı ve konfor değerlendirmeleri yapılmıştır. Veriler Bebek Bilgi Formu, Fizyolojik Parametre Takip Formu, Prematüre Bebek Ağrı Profili Ölçeği-Revize Formu (PIPP-R), Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız gruplarda Ki-kare Testi, Mann Whitney U Testi, bağımlı gruplarda Wilcoxon Signed Ranks Testi ve tekrarlı ölçümlerde Friedman Testi, gözlemciler arasındaki uyumu değerlendirmede sınıf içi korelasyon katsayısı analizi (ICC-Intraclass Correlation Coefficent), etki büyüklüğünün değerlendirilmesinde Cohen d ve %95 güven aralığı kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki prematüre bebeklerin işlem sonrası 1. dakikadaki ağrı düzeyleri (9,40±2,45; 8,34±2,64) ile 5. dakikadaki ağrı düzeyleri (6,14±2,94; 5,19±3,67) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Konfor düzeyinin değerlendirilmesinde müdahale ve kontrol grubunun işlem sonrası 1. ve 5. dakikalardaki konfor puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Kalp atım hızı ve oksijen satürasyonu parametrelerinde her iki grupta da stabilizasyonun sağlandığı ancak gruplar arasında farkın anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Sonuç olarak prematüre bebeklere ROP muayenesi sırasında sadece okyanus sesi dinletilmesinin ağrı, konfor ve fizyolojik parametreler üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. ROP muayenesinde okyanus sesi dinletmenin etkinliğini inceleyen ve farklı müzik müdahaleleri ile karşılaştıran daha fazla çalışmaların yapılması önerilmiştir. Bu çalışma Clinical Trials veri tabanına kayıtlıdır (NCT05203159). Anahtar Kelimeler: Ağrı, Hemşire, Prematüre bebek, Prematüre retinopatisi, Yenidoğan yoğun bakım.
Primigravidalara uygulanan çözüm odaklı yaklaşımın psikososyal sağlık, doğum korkusu ve doğum sonu güvenlik hislerine etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma
Araştırma, primigravidalara uygulanan çözüm odaklı yaklaşımın psikososyal sağlık, doğum korkusu ve doğum sonu güvenlik hislerine etkisini belirlemek amacıyla randomize, son test-kontrol gruplu, paralel grup deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, Konya ili kent merkezinde yer alan bir üniversite hastanesinde 20 Eylül 2021-27 Mayıs 2022 tarihleri arasında, araştırmanın dahil edilme kriterlerine uyan 96 primigravida (girişim grubu: 48, kontrol grubu: 48) ile yürütülmüştür. Çalışma grubuna dahil edilen primigravidalar blok randomizasyon yöntemi ile girişim ve kontrol grubuna atanmıştır. Girişim grubunda yer alan gebelere, 32. gebelik haftasında başlanarak, haftada bir defa olmak üzere toplam dört oturum Çözüm Odaklı Yaklaşım Programı uygulanmıştır. Program tamamlandıktan sonra girişim grubundaki gebelere araştırmacı tarafından hazırlanan eğitim kitapçığı verilmiştir. Kontrol grubunda yer alan gebelere ise rutin hastane uygulamalarının dışında herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Girişim ve kontrol grubunda yer alan gebeler, 35. gebelik haftasının sonunda, 37-40. gebelik haftasında, doğum sonu ilk 24 saat içinde ve doğum sonu birinci haftanın sonunda tekrar değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği (GPSDÖ), Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A ve B Versiyonları, Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, tekrarlı ölçümlerde tek yönlü ve karma desenli ANOVA testi kullanılmıştır. Girişim ve kontrol grubunda yer alan gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik özellikler açısından benzer özelliklere sahip olduğu ve gruplar arasında istatistiksel açıdan fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Girişim ve kontrol grubunda yer alan gebelerin eğitim öncesi GPSDÖ puan ortalamaları benzerken (p>0,05), girişim grubunda yer alan gebelerin eğitim sonrası puan ortalamalarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (p<0,05) ve etki büyüklüğünün (d=0,445) orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubunda yer alan gebelerin eğitim öncesi W-DEQ (A) puan ortalamaları benzerken (p>0,05), girişim grubunda yer alan gebelerin eğitim sonrası ve 37-40. gebelik haftası W-DEQ (A) puan ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük olduğu (p<0,01) ve etki büyüklüklerinin (sırasıyla d=-3,051; d=-3,052) yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Girişim grubunda yer alan annelerin W-DEQ (B) toplam puan ortalamalarının, kontrol grubunda yer alan annelerin puan ortalamalarına göre anlamlı derecede daha düşük olduğu (p<0,01) ve etki büyüklüğünün (d=-3,051) yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Girişim grubunda yer alan annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği toplam puan ortalamalarının, kontrol grubunda yer alan annelerin puan ortalamalarına göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu (p<0,01) ve etki büyüklüğünün (d=1,852) yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; primigravidalara uygulanan Çözüm Odaklı Yaklaşım' ın psikososyal sağlık düzeyini arttırdığı ve doğum korkusunu azalttığı saptanmıştır. Gebelikte psikososyal sağlığı güçlendirmenin ve doğum korkusunun yönetilmesinin, doğum sonu döneme olumlu yansıdığı ve annelerin doğum sonu güvenlik hislerini arttırdığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; gebelerin psikososyal sağlığını güçlendirmek, doğum korku düzeylerini azaltmak ve doğum sonu güvenlik hislerini arttırmak amacıyla planlanan müdahalelere, Çözüm Odaklı Yaklaşım yöntemine dayalı danışmanlık programının entegre edilmesi önerilmektedir.
Çoklu kronik hastalığı olan bireylerin hastalığa uyumları ile hastalık yönetimi öz etkililikleri arasındaki ilişki
Çoklu kronik hastalıklar günümüzde küresel bir sorun oluşturmaktadır. Ortaya çıkan bu sorunda başta bireyleri olmak üzere toplumu olumsuz etkilemektedir. Bu çalışma çoklu kronik hastalığı olan bireylerin hastalığa uyumları ile hastalık yönetimi öz etkililikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde olan araştırma, Konya İli Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde dahili kliniklerde 01-31 Aralık 2022 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın evrenini, Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatan çoklu kronik hastalığa sahip olan bireyler, örneklemini ise araştırmaya dahil edilmeleri kriterlerini karşılayan 230 hasta birey oluşturdu. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği ve Kronik Hastalık Yönetimi İçin 6 Maddelik Öz-Etkililik Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanısıra Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Dunn testi kullanıldı. Kronik hastalık yönetimi için 6 maddelik öz-etkililik ölçeği puanına etki eden faktörlerin analizinde ise lineer regresyon analizi kullanıldı. Analiz sonuçları nicel veriler için ortalama ± standart sapma ve ortanca (minimum- maksimum) şeklinde, kategorik veriler ise frekans ve yüzde şeklinde sunuldu. Hastaların %64,8'inin kadın, %83'ünün evli, %71,7'sinin ilkokul mezunu, %60,4'ünün il merkezinde yaşadığı, %87,8'inin herhangi bir işte çalışmadığı saptandı. Çalışmamızda kronik hastalıklara uyum düzeyi ortalaması 62,48±9,81; öz etkililik düzeyi ortalaması 4,58 ± 2,01 olarak bulundu. Çalışma sonucunda çoklu kronik hastalığa sahip bireylerin hastalıklara uyum düzeyinin ortalamanın üzerinde olduğu; evlilerin, eğitim düzeyi yüksek olanların, çalışanların, mesleği olanların, gelir durumu iyi olanların, geniş ailede ve kasabada yaşayanların, iki kronik hastalığa sahip olanların kronik hastalığa uyumlarının daha yüksek olduğu saptandı. Kronik hastalıklara uyum ve öz etkililik düzeyleri toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki saptandı. Katılımcıların kronik hastalıklara psikolojik uyumları arttıkça öz etkililik düzeylerinin arttığı, saptandı. Kullanılan ilaç sayısı arttıkça psikolojik ve davranışsal öz-etkililik düzeylerinin azaldığı saptandı. Sonuç olarak bireylerin kronik hastalıklara uyum düzeyleri arttıkça kronik hastalık yönetimi öz-etkililik düzeyleri artmaktadır. Hastalık sayısı fazla olan bireylere eğitim hemşireleri öncülüğünde uyum programları ve hastalık süreçlerine yönelik eğitimlerin planlanması önerilmektedir.
Meme cerrahisi uygulanan kadınlara mobil uygulama ile verilen eğitimin destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kalitesine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Meme kanseri kadınlarda en yaygın görülen, yaşam kalitesini etkileyen ve yaşam kaybı ile sonuçlanabilen toplumsal bir sorundur. Bu araştırma, mobil uygulama ile verilen eğitimin, meme koruyucu cerrahi (MKC) uygulanan kadınların destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Paralel grup (1:1) randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen bu çalışmanın verileri, 1 Haziran 2022- 1 Ekim 2022 tarihleri arasında toplandı. Örnek büyüklüğünü 84 MKC uygulanan meme kanserli kadının oluşturduğu çalışma, veri toplama sürecinde ayrılan katılımcılar nedeni ile 81 (41 deney-40 kontrol) hasta ile tamamlandı. Deney grubuna çalışmaya katıldıkları 1 hafta içinde mobil uygulama aracılığı ile destekleyici bakım gereksinimlerine yönelik eğitim, kontrol grubuna ise standart eğitim uygulandı. Çalışmaya katılmayı kabul eden tüm katılımcılardan başlangıçta 4. ve 8. haftalarda "Kişisel Bilgi Formu, Destekleyici Bakım Gereksinimler Ölçeği Kısa Form (DBGÖ-KF) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF) ile veriler toplandı. Çalışma sonunda deney grubundan mobil uygulama aracılığıyla verilen eğitime ilişkin geri bildirim alındı. Verilerin analizinde Fisher's Exact Test ve Ki Kare, Student's t Test, Mann-Whitney U, tekrarlı testler için Mauchly, Sphericity Assumed, Huynh-Feldt, Greenhouse Geisser testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 kabul edildi. Çalışmanın gerçekleştirildiği hastaneden kurum izni, etik kurul izni ve hastaların bilgilendirilmiş onamları alındı. Bu çalışma Clinical Trials veri tabanına NCT04914780 numarası ile kayıt edildi. Kadınların çalışma öncesi ilk ölçümleri DBGÖ puanları deney (85,37±23,58) ve kontrol (83,13±23,03) gruplarında benzerken, ikinci ve üçüncü ölçümlerinde farklı idi. Deney grubunda T2 ve T3 ölçümlerinde (54,34±27,28; 58,78±16,51) anlamlı fark oluşturacak şekilde bakım gereksinimleri azaldı. Kontrol grubunda ise bakım gereksinimlerindeki değişim (74,03±16,05; 81,88±15,81) anlamlı değildi. Yaşam kalitesi puanları incelendiğinde; ilk ölçümlerinde deney ve kontrol grubu (44,82±17,22; 45,94±12,14) arasında fark yoktu (p>0,05). İkinci ve üçüncü ölçümlerinde deney grubunun yaşam kalitesi (72,26±14,12; 71,04±8,12) anlamlı şekilde artarken, kontrol grubunda (42,50±14,38; 45,63±8,28) anlamlı bir değişim saptanmadı. Tüm ölçüm zamanlarında kadınların destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişki incelendiğinde; negatif yönlü, ilişkinin gücü orta ve güçlüydü (rho=0,219-0,768 aralığında). Deney grubunun mobil uygulama ile ilgili geri bildirimleri genel olarak olumluydu. Bu çalışma sonucunda MKC uygulanan kadınlara mobil uygulama ile verilen eğitim sonucunda hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin azaldığı, yaşam kalitelerinin yükseldiği saptandı. Mobil sağlık hizmetleri, hastalara fiziksel, psikolojik, sosyal olarak etkileşimli ve pratik destek sağlamak için klinikte ve diğer bakım ortamlarında hemşirelik bakımında yararlı bir araç olabilir.
Yaşlılarda çoklu hemşirelik girişimlerinin fiziksel aktivite ve sağlığı geliştirmeye etkisi: Randomize kontrollü deney
Araştırma yaşlılara yönelik Pender'in Sağlığı Geliştirme Modelinden yararlanılarak oluşturulan ev ziyareti yoluyla eğitim, mobil uygulama (Google Fit) kullanımı, grup yürüyüşü ve telefonla hatırlatma girişimlerinin sağlığı geliştirme ve fiziksel aktivite üzerine etkisini belirlemek amacıyla ön test- son test paralel grup randomize kontollü yapılmıştır. Çalışma grubuna 60- 70 yaş arası günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız, hatırlama sorunu ve yürüme engeli olmayan, akıllı telefon kullanabilen yaşlılar dahil edilmiştir. Araştırmada %95 güç ile hesaplanan 33 deney ve 33 kontrol grubunda olmak üzere 66 yaşlı birey ile randomizasyon yapılmıştır. Veriler başlangıçta, girişimlerden 1 ay sonra ve 6. ayın sonunda Tanımlayıcı Özellikler Formu, Yaşlı Sağlığı Geliştirme Ölçeği ve Yaşlı Bireylerin Fiziksel Fitnes ve Egzersiz Aktivite Ölçeği kullanılarak toplamıştır. Araştırmacı tarafından Pender' in Sağlığı Geliştirme Modelinden yararlanılarak oluşturulan ev ziyareti yoluyla eğitim, mobil uygulama (Google Fit) kullanımı, fiziksel aktiviteyi teşvik etmek için grup yürüyüşü, telefonla hatırlatıcı mesajlardan oluşan çoklu hemşirelik girişimleri uygulanmıştır. Kontrol grubundan 6 ay boyunca rutin aktivitilerine devam etmeleri beklenmiştir ve girişim uygulanmamıştır. Ön testler araştırmacı tarafından bir yaşlı sosyal tesisinde yüzyüze görüşme ile toplanmıştır. Ara ve son test ölçümleri ise çalışmada yer almayan bağımsız bir danışmanlık şirketinden görevlendirilen sağlık bilgisi olan bir anketör tarafından elde edilmiştir. Veri toplayıcı, istatistik uzmanı ve raporlama yönünden körleme uygulanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, Friedman testi, tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırma öncesi etik kurul, kurum, ölçek kullanım izni ve katılımcıların yazılı onamı alınmıştır. Bulgular sonucunda yaşlılarda çoklu hemşirelik girişimlerinin sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarını 1. ay da iyileştirebildiğini göstermiştir. Ancak Yaşlı sağlığını geliştirme ölçeği, beslenme, egzersiz, sosyal destek, oral hijyen, sağlık sorumluluğu ve Yaşlı Bireylerin Fiziksel Fitnes ve Egzersiz Aktivite Ölçeği sonuçlarını iyileştirmediği bulunmuştur. Koruyucu sağlık hizmetlerinde yaşlılarda sağlığı geliştirmeye yönelik farkındalığın artırılması ve yaşlı izlemlerinde sağlığı geliştirmeye yönelik multidisipliner yaklaşımlar içeren sağlıklı yaşam tarzı davranışlarıyla ilgili hatırlatıcıların ve tekrarların olduğu girişimlerin planlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: fiziksel aktivite, hemşirelik, sağlığı geliştirme, mobil uygulama, yaşlı
Erken postpartum dönemde doğum hafızası ve hatırlamanın emzirme başarısı ile ilişkisi
Erken postpartum dönemde emzirme başarısı birçok faktörden etkilenmektedir. Emzirme başarısını etkileyen faktörlerden biri ise doğum hafızası ve hatırlamadır. Doğum hafızasının kadınların gelecekteki davranışlarını ve duygusal iyiliğini etkilediği, bu nedenle postpartum dönemdeki süreçleri de etkilemesi beklenebilir. Bu çalışma, COVİD-19 erken postpartum dönemdeki kadınlarda, doğum hafızası ve hatırlamanın emzirme başarısı ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılan çalışma, araştırmaya alınma kriterlerini taşıyan 295 anne ile tamamlanmıştır. Anneler ortalama 27,41±6,18 yaşında, 5,24±4,69 yıldır evli ve 22,17±3,74 yaşında evlenmiştir. LATCH Emzirme Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği'nden alınan toplam puan 8,99±1,23 ve Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği'nden alınan toplam puan 98-146 aralığında olup ortalaması 126,61±6,65'tir. Verilerin toplanmasında; tanıtıcı bilgi formu, Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği ve LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından, 8 Kasım 2021-20 Şubat 2022 tarihleri arasında, yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, t testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre erken postpartum dönemdeki annelerin LATCH emzirme tanılama ölçeği ve doğum hafızası ve hatırlama ölçeğinden aldıkları puan ortalaması yüksek düzeyde bulunmuştur . Emzirme başarısı ile doğum hafızası ve hatırlama arasında düşük düzeyde, pozitif yönde bir ilişki vardır. Olumsuz doğum hafızası, postpartum dönemde emzirme sürecini etkileyebilir. Bu nedenle doğum hafızasının olumlu olması ve doğumu hatırladıkları zaman olumlu duygular yaşamaları için her kadına özel olarak intrapartum bakım verilmeli ve postpartum süreçte duygusal sağlıkları desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Doğum hafızası ve hatırlama, Emzirme başarısı, LATCH.
Sağlık alanında öğrenim gören öğrencilerde yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirme müdahalelerinin etkisi: Meta analiz çalışması
Dünyada yaşlı nüfusun artışı yaşlı bireylerin sağlık bakım gereksinimlerinin artışını da beraberinde getirmektedir. Sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla karşılaşma olasılıkları yüksek olan bu popülasyonun kaliteli sağlık hizmeti alması, sağlık profesyonellerinin yaşlılara karşı olumlu tutumlara sahip olmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle sağlık profesyonellerinin eğitim sürecinde yaşlılara karşı olumlu tutumları geliştirmelerini sağlayan programlara ihtiyaçları vardır. Bu çalışma, sağlık alanında öğrenim gören öğrencilerde yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirme müdahalelerinin etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Meta analiz yöntemiyle gerçekleştirilen bu araştırma için taranan çalışmaların dahil etme kriterleri; sağlık alanında lisans veya ön lisans programlarında öğrenim gören öğrencilerle yapılan, yaşlılara karşı olumlu tutumları geliştirmeyi amaçlayan, yaşlılara karşı tutumları geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıyla ölçen, randomize kontrollü ve düşük düzeyde yanlılık içeren non-randomize kontrollü çalışmalar, Türkçe ve İngilizce dilinde Ocak 2002 - Temmuz 2022 yılları arasında yayınlanan makaleler, araştırma raporları ve tezlerdir. 15 Haziran 2022-31 Temmuz 2022 tarihleri arasında 8 veri tabanında (APA PsycInfo, CINAHL Complete, "Cochrane Central Register of Controlled Trials" (CENTRAL), Medline Complete, ProQuest Dissertations ve Theses Global, Scopus, TR Dizin, WOS Core Collection ve Ulusal Tez Merkezi) tarama yapılmıştır. Tarama ile elde edilen çalışmaların başlık ve özetlerinin konu ile uygunluk açısından değerlendirilmesi, dahil etme-dışlama kriterlerine göre tam metin incelemesi ve yanlılık açısından değerlendirilmesi iki bağımsız değerlendirici tarafından üç aşamada tamamlanmıştır. Çalışmaların yanlılık değerlendirmesi Cochrane yanlılık değerlendirme araçları ile yapılmıştır. Yapılan tarama sonucunda 14101 çalışmaya ulaşılmıştır. Tarama işleminden sonra duplikasyon nedeniyle 3882 çalışma çıkarılmıştır. 10219 çalışma başlık ve özete göre değerlendirilmiş ve 125 çalışma tam metin değerlendirmesine alınmıştır. Veri tabanı taramasından sonra referans taraması yapılmış ve bulunan 3 çalışma da yanlılık değerlendirmesi yapılmak üzere alınmıştır. Sonuç olarak 26 makale yanlılık değerlendirmesine dahil edilmiş ve 13 çalışma meta analize dahil edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Comprehensive Meta Analysis (CMA) paket programı kullanılmıştır. Etki büyüklüğü için Hedges g, heterojenlik testi için Q istatistiği ve I2 değerleri incelenmiştir. Yayın yanlılığı için Orwin's fail-safe N değeri, Kendall's tau ve Egger's regresyon analizi ile yöntemleri kullanılmıştır. Yayın yanlılığı önem düzeyi p<0,05 alınmıştır. Yayın yanlılığı huni grafiği ile etki büyüklüğü orman grafiği ile sunulmuştur. Yapılan meta analiz sonucunda yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirme müdahalelerinin etki büyüklüğü 0.422 (%95 GA: 0.013: 0.830) istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.043). Yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirme müdahalelerinin etkisinin incelendiği 13 çalışmada etkinin orta düzeyde deney grubundan yana olduğu görülmektedir. Literatürde yaşlılara yönelik olumlu tutum geliştirmeyi amaçlayan fazla sayıda çalışma bulunmakla birlikte yüksek düzeyde kanıt elde etmek için iyi tasarlanmış, metodolojik kalitesi yüksek çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.
Nazogastrik tüp kaynaklı basınç yaralanmalarının önlenmesinde kanıt temelli deri bakımı ve hidrokolloid örtünün etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Nazogastik tüp (NG) kaynaklı basınç yaralanmaları, NG tüpün oluşturduğu basıncın etkisiyle burun mukozasında, burun derisinde ve/veya deri altı dokuda veya tüp tespit materyali altında gelişen lokalize doku hasarıdır. Bu araştırmada, kritik hastalarda NG tüp kaynaklı basınç yaralanmalarını önlemede kanıt temelli deri bakımı ve hidrokolloid örtünün etkisini belirlemek amaçlandı. Prospektif paralel, üç kollu (hidrokolloid, kanıt temelli deri bakımı, kontrol) randomize kontrollü tipteki bu araştırma, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinde (YBÜ) gerçekleştirildi. Araştırma kapsamına, Eylül 2020-Haziran 2022 tarihleri arasında YBÜ'ne kabul edilen, NG tüp takılan, 18 yaş üzeri 102 hasta dahil edildi. Randomizasyonla her bir kola 34 hasta atandı. Veri toplayan araştırmacı ve hastalar grup atamasına körlendi. Araştırma öncesi etik kurul ve kurum izinleri alındı. Hidrokolloid örtü kolundaki hastaların burun mukozasına ve burun kanadına NG tüp takıldıktan sonra yarı saydam hidrokolloid örtü uygulandı ve tüp bu örtü ile tespit edildi. Sonra günde bir kez hidrokolloid pansuman çıkarılarak alttaki cilt ve mukoza değerlendirildi, burun derisi ve çevre deri temizlendi, kurulandı ve yeni hidrokolloid örtü uygulandı. Deri bakım kolundaki hastalara rehberlerde yer alan kanıt temelli deri bakım girişimleri günde iki kez uygulandı. Veri analizinde, tanımlayıcı istatistikler, Ki-Kare testleri, Bağımsız Örneklem t testi, Mann-Whitney U testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Kruskal-Wallis testi ve regresyon analizi kullanıldı. Kontrol kolundaki hastalarının %97,1'inde, deri bakımı kolundakilerin %94,1'inde NG tüp kaynaklı basınç yaralanması oluşurken, hidrokolloid örtü kolundaki hiçbir hastada basınç yaralanması oluşmadı (p<0,001). Kontrol kolu ile kıyaslandığında hidrokolloid örtü uygulaması NG tüp kaynaklı basınç yaralanmasını önlemede %97; deri bakımı uygulaması ile kıyaslandığında ise %94'lük bir etki oluşturdu. Deri bakım kolundakilerde evre 1, kontrol kolundakilerde ise evre 2 basınç yaralanması oranı daha yüksekti ve kontrol kolunda basınç yaralanması oluşma süresi anlamlı olarak daha kısaydı (p<0,005). Çok değişkenli penalized lojistik regresyon analizi sonuçları, hidrokolloid örtü uygulanmamasının NG tüp kaynaklı basınç yaralanması riskini 20,3 kat artırdığını (p<0,001), ventilasyon süresi bir birim artığında ise riskin %18 oranında azaldığını (p=0,038) gösterdi. Sonuç olarak araştırma bulguları, hidrokolloid örtünün NG tüp kaynaklı basınç yaralanmalarını önlemede etkili olduğunu, deri bakım girişimlerinin ise aynı etkiyi göstermediğini ortaya koydu. Bu bulgular doğrultusunda NG tüp kaynaklı basınç yaralanmalarını önlemede hidrokolloid örtü kullanımına yönelik protokollerin geliştirilmesi ve sağlık profesyonellerinin bilgilendirilmesi, deri bakım girişimlerinin etkinliğine yönelik yeni çalışmaların yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Basınç yaralanması, Deri bakımı, Hidrokolloid örtü, Nazogastrik tüp.
Diyabetik ayak ülserini önlemede termal değerlendirmenin etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Diyabetik ayak, hastanede yatış süresini uzatan, yaşam kalitesini azaltan, tekrarlı yatışlara, amputasyon gibi komplikasyonlara ve yaşam kaybına neden olan ciddi bir sorundur. Bu araştırmada, Tip 2 Diyabetes Mellituslu (DM) hastalarda diyabetik ayak ülserini önlemede termal değerlendirmenin etkisini belirlemek amaçlandı. Prospektif paralel, iki kollu (1:1) (termal değerlendirme, kontrol) randomize kontrollü tipteki bu araştırma, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Endokrinoloji ve Genel Dahiliye kliniklerinde gerçekleştirildi. Araştırma kapsamına, Ocak 2020- Ocak 2023 tarihleri arasında bu kliniklerde tedavi ve bakım uygulanan 18 yaş ve üzeri, Tip 2 DM tanılı 70 hasta dahil edildi. Randomizasyonla her bir kola 35 hasta atandı. Veri toplayan araştırmacı, hasta, hasta yakınları ve klinik çalışanları grup atamasına körlendi. Araştırma öncesi etik kurul ve kurum izinleri alındı. Kontrol kolundaki tüm hastalara araştırmacı tarafından yapılandırılmış günlük ayak bakım girişimleri uygulandı. Hasta ve yakınlarının telefonuna ayak bakım videosu yüklendi. Kontrol kolundan farklı olarak termal değerlendirme kolundaki hastalara, yatışın ilk günü digital infrared termometre ile araştırmacı tarafından termal değerlendirme uygulandı. Termal değerlendirme eğitim videosu hasta ve yakının telefonuna yüklendi. Tüm hastalar bir yıl boyunca, araştırmacı tarafından iki ayda bir evlerinde kontrol edildi. Veri analizinde, tanımlayıcı istatistikler, Ki-Kare testleri, Bağımsız Örneklem t testi, Mann-Whitney U testi, Tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi, Karışık düzen ANOVA analizi kullanıldı. Her iki çalışma kolunda da diyabetik ayak ülseri oluşmadı. Kontrol kolu ile kıyaslandığında düzenli egzersiz yapma durumu termal değerlendirme kolunda anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,04). Metabolik değerler tüm izlemlerde her iki kolda da benzerdi. İdrar albumin değeri, üç izlemde de termal değerlendirme kolunda anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Monofilament ile koruyucu duyu değerlendirmesinde topuk plantar noktasında ve 5. metatars başı noktasında duyu kaybı termal değerlendirme kolunda anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Tüm değerlendirmelerde ayaklardaki kuruluk kontrol kolunda anlamlı olarak daha fazlaydı (p>0,05). İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte ilk izlemle kıyaslandığında termal değerlendirme kolundaki hastaların ayak bakım sıklığı ikinci ve altıncı izlemlerde yüksekti. Hastaların adım sayısı arttıkça sıcaklığın da arttığı görüldü (p<0,05). Termal değerlendirme kolundaki dokuz hastada kızarıklık oluştu. Bu hastaların sıcaklık değerlerinde önceki haftaya göre ortalama 0,5°C artış olduğu saptandı. Araştırmacı hastaların yapılandırılmış günlük ayak bakımını düzenli uygulamalarını ve adım sayısını azaltmalarını sağladı. Tüm hastalarda kızarıklık, diyabetik ayak ülseri oluşmadan azalarak kayboldu. Sonuç olarak araştırmada hiçbir hastada diyabetik ayak ülseri oluşmadığı için termal değerlendirmenin etkinliği gösterilemedi. Ancak, kızarıklık oluşan termal değerlendirme kolundaki hastaların ayaklarında sıcaklık değişimi oluştuğu erken dönemde fark edildi. Gerekli önlemler uygulanması ile kızarıklık kayboldu ve ülser oluşmadı. Bu sonuçlar doğrultusunda, termal değerlendirme için bilgisayar veya akıllı telefon tabanlı daha gelişmiş cihazların kullanımı, yapılandırılmış günlük ayak bakımının, termal değerlendirmenin ve adım sayısının rutin bakım kapsamına alınması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ayak bakımı, Diyabet, Diyabetik ayak ülseri, Termal değerlendirme.
Yoğun bakımda çalışan hemşirelerde alarm yorgunluğu ile profesyonel yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Araştırma yoğun bakımda çalışan hemşirelerde alarm yorgunluğunun profesyonel yaşam kalitesi göstergesi olan merhamet memnuniyeti, merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılan araştırma, bir üniversite hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler ile yürütülmüştür. Örnekleme hastanenin yoğun bakım ünitelerinde çalışan 224 hemşire dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgiler Formu, Hemşirelerin Alarm Yorgunluğu Ölçeği ve Profesyonel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın uygulamasında yüz yüze görüşme tekniği kullanılmıştır. Veriler Eylül 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın etik izni (Karar: 2021/45) alınmıştır. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, yüzde, tek yönlü ANOVA, bağımsız gruplar için t testi analizi, Tukey çoklu karşılaştırma analizi, korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizden yararlanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin alarm yorgunluğu puan ortalaması 15,17±5,74 olarak tespit edilmiştir. Alarm yorgunluğunun risk faktörleri, cinsiyet, yaş, çocuk sahibi olma, gelir algısı durumu, meslekte çalışma süresi, yoğun bakımda çalışma süresi ve yoğun bakım seviyesi olarak belirlenmiştir. Merhamet yorgunluğu ve tükenmişliğin alarm yorgunluğunu anlamlı yordadığı bulunmuştur. Araştırmada alarm yorgunluğu ile profesyonel yaşam kalitesi göstergesi olan merhamet memnuniyeti arasında negatif, fakat merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik arasında anlamlı pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır. Bu konuda daha büyük ve farklı örneklem gruplarıyla çalışma yapılmasının, gelecekteki araştırmalara ve konunun araştırılması gereken diğer yönlerine ışık tutacağı düşünülmektedir.
Gece uygulanan hemşirelik bakım girişimleri ve gürültünün nöroşirürji yoğun bakım hastalarının uyku kalitesine etkisi
Yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) tedavi ve bakım uygulanan hastalar, bilişsel işlevlerini etkileyen ve deliryum riskini artıran ciddi uyku sorunları yaşamaktadır. Nöroşirürji yoğun bakım hastalarının uyku sorunlarına odaklanan sınırlı sayıda çalışmada, gürültünün ve gece uygulanan hemşirelik bakım girişimlerinin uykuyu olumsuz etkilediği belirtilmiş ancak sadece bir çalışmada uyku kalitesi değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, gece uygulanan hemşirelik bakım girişimlerinin ve gürültünün nöroşirürji yoğun bakım hastalarının uyku kalitesine etkisini değerlendirmek amaçlandı Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki bu çalışma, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahi YBÜ'nde yürütüldü. En az bir gece tedavi ve bakım uygulanan, uyku bozukluğu tanısı olmayan, sedasyon uygulanmayan ve Glasgow Koma Skala puanı 13'ün üzerinde olan 186 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Araştırma öncesi etik kurul ve kurum izinleri alındı. Veriler, Nisan 2021- Ocak 2023 tarihleri arasında veri toplama formu ve Richard- Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) ile toplantı. Hastanın YBÜ'nde kaldığı ilk gece, 20:00-07:00 saatleri arasında, ortamdaki ses düzeyi desibelmetre ile saatlik ölçüldü, ses oluşturan faktörler ve hastanın uyku durumu değerlendirildi. YBÜ'nde kaldığı ilk gece hastaya uygulanan hemşirelik bakım girişimleri ve sıklığı hemşire formlarından kaydedildi. Veri analizinde, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson korelasyon testi ve çoklu lineer regresyon analizi kullanıldı. Hastaların %95,7'si yoğun bakım sürecinde gece uyku düzeninde değişim olduğunu ve en sık yaşadıkları uyku sorunlarının, uykuya dalamama (%46,2) ve uyuyamama (%45,7) olduğunu belirtti. Saat 20:00-07:00 saatleri arasında ses düzeyinin yüksek olduğu tüm saatlerde uyanık olan hastaların oranı uyuyanlardan anlamlı olarak daha yüksekti. Yoğun bakım ünitesinde 20:00-07:00 saatleri arası ortalama ses düzeyi ile RCUÖ toplam puanı arasında anlamlı ve negatif yönlü (r=-0,179; p=0,014) bir ilişki olduğu, ortam ses seviyesi yükseldikçe hastaların uyku kalitesinin düştüğü belirlendi. Araştırmanın birincil analiz sonuçları gece uyku kalitesini etkileyen bakım girişimlerinin pupil kontrol sıklığı, idrar takip sıklığı, ilaç tedavi sıklığı, pozisyon verme sıklığı ve idrar torbası boşaltım sıklığı olduğunu gösterdi. Uyku kalitesine etki eden bağımsız faktörlerin etkisi çoklu lineer regresyon analizi ile değerlendirildiğinde, idrar takip sıklığı, RCUÖ gürültü seviyesi ve hasta üzerinde bulunan tıbbi araç-gereç sayısının uyku kalitesini anlamlı olarak %43 oranında etkilediği belirlendi. Sonuç olarak araştırma bulguları, YBÜ ortamındaki gürültünün, tıbbi-araç gereç sayısının ve gece uygulanan hemşirelik girişimleri sıklığının nöroşirurji yoğun bakım hastalarının gece uykusunu ve uyku kalitesini etkilediğini gösterdi. Bu bulgular doğrultusunda, gece gürültüsünü önlemeye yönelik planlamaların yapılması, acil ve temel bakım ihtiyaçları dışındaki hemşirelik girişimlerinin gündüz saatlerinde uygulanması, girişimlerin ve girişim sıklığının hastanın uykusunu etkilemeyecek şekilde düzenlenmesi önerilir.
Akut koroner sendromlu hastaların egzersiz öz-yeterlilik düzeyleri ve egzersize ilişkin yarar/engel algılarının incelenmesi
Egzersiz her birey için önem arz etse de akut koroner sendrom sonrasında koroner problemlerin tekrar yaşanmamasında olumlu etkiler yarattığı için önemlidir. Bu çalışma, akut koroner sendromlu hastaların egzersiz öz-yeterlilik düzeylerini ve egzersize ilişkin yarar/engel algılarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı tasarımda gerçekleştirilmiştir. Bir üniversite hastanesinin koroner yoğun bakım ve kardiyoloji servisinde yürütülmüştür. Örnekleme, akut koroner sendromlu 196 hasta dahil edilmiştir. Veriler Aralık 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak; hasta bilgi formu, egzersiz öz yeterlilik ölçeği ve egzersiz yararları/engelleri ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın yürütülebilmesi için etik kurul izni, kurum izni, ölçekler için kullanım izni ve hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alınmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t testi, Kolmogorov Smirnov testi, Shapiro wilk testi, tek yönlü ANOVA testi, Kruskal Wallis, Man Whitney U testinden yararlanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 55,8±9,3 olup; %54,6'sı erkek, %82,7'si evli; %58,1'inin eğitim durumu ilkokul ve altıdır. Egzersiz öz yeterlilik ölçeğinin belirleyicileri ait modelin anlamlı olduğu (F=9,665; p<0,001) ve değişkenler ölçek puanının %34'ünü açıkladığı bulunmuştur. Haftalık egzersiz süresinin (dk) ve egzersiz yarar ölçeğinin modele anlamlı katkı sağlayan değişkenler olduğu belirlenirken, haftalık egzersiz süresindeki bir dakikalık artma öz yeterlilik puanını 0,14; egzersiz yarar ölçeğindeki bir puanlık artış ise ölçek puanının 0,39 miktarında artırdığı bulunmuştur. Sonuç olarak, hastaların egzersiz öz yeterlilik durumlarının birçok değişken için yüksek olduğu ve egzersiz için algıladıkları yararların engellere oranla daha az olduğu bulunmuştur. Akut koroner sendrom sonrası hastaların egzersize bir an önce başlamaları ve yaşam tarzı haline getirmeleri önerilmektedir. Hastalar için; egzersiz rehabilitasyon yöntemleri geliştirilmeli, hastaların öz yeterliliklerini kazanmaları sağlanmalı ve egzersiz için engelden çok yarar algısı geliştirmeleri sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Akut koroner sendrom, Egzersiz öz yeterliliği, Engeller, Hemşire, Yararlar
Pediatrik onkoloji hastalarının anksiyete ile yaşam kalitesi: Ebeveyn ve çocuk bakış açısı
Bu çalışmanın amacı onkolojik sorunu olan çocukların anksiyete düzeyini, yaşam kalitesini çocuk ve ebeveyn bakış açısıyla incelemek ve bu parametreler arasındaki ilişkiyi değerlenmektir. Araştırma Mart 2022-Nisan 2023 tarihleri arasında, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği'nde yatan ve Polikliniği'nde tedavi alan 7-12 yaş grubu çocuk ve ebeveyni ile yapıldı. Araştırma evrenini bu hastanedeki kayıtlı olan 158 onkolojik sorunu olan çocuk ve ebeveynini oluşturdu. Örneklemi ise dahil etme kriterlerine uyan 124 çocuk ile oluşturdu. Araştırmanın verileri "Çocuk Tanıtıcı Formu", "Ebeveyn Tanıtıcı Formu", "7-12 Yaş Pediatrik Onkoloji Hastaları Yaşam Kalitesi Ölçeği Çocuk Formu", "7-12 Yaş Pediatrik Onkoloji Hastaları Yaşam Kalitesi Ölçeği Ebeveyn Formu" ve Çocuk Anksiyete Duyarlılığı İndeksi" ile toplandı. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics Standard Concurrent User V 26 istatistik paket programında değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzde, ortalama, min-max. değerler, standart sapma, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Araştırmaya katılan çocukların cinsiyetinin %54'ü kız, medyan yaşının 9,30±1,65 olduğu, %72,6'sının ALL tanısı aldığı tespit edildi. Yaşam kalitesi çocuk formu ölçeği ortalamasının 106,34±27,15 puan, Yaşam kalitesi ebeveyn formu ölçeği ortalamasının 111,94±22,85 puan, ÇADİ ölçeği ortalamasının 37,53±7,30 puan olduğu belirlendi. Yaşam Kalitesi çocuk formu ile çocuğun cinsiyeti, okula gitme durumu ve aile tipi değişkenleri arasında anlamlı ilişki bulundu. Yaşam Kalitesi ebeveyn formu ile çocuğun tanı alma süresi, sınıf düzeyi ve ebeveyn eş eğitim durumu değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulundu (p<0,05). ÇADİ ile çocuğun tanı alma süresi ve ebeveyn eş eğitim durumu değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulundu (p<0,05). Çocuğun yaş ve sınıf ile yaşam kalitesi (ebeveyn formu) ve ÇADİ arasında negatif yönlü; yaşam kalitesi (çocuk formu) arasında ise pozitif yönlü olduğu bulundu. Ebeveyn yaş ve ebeveyn eş yaş ile ÇADİ arasında negatif yönlü ilişki bulundu. Onkolojik sorunu olan çocukların yaşam kalitesi (çocuk formu) ile yaşam kalitesi (ebeveyn formu) arasında negatif yönlü ilişki bulundu. Yaşam kalitesi (ebeveyn formu) ile ÇADİ arasında negatif yönlü ilişki bulundu. Yaşam kalitesi (çocuk formu) ile ÇADİ arasında pozitif yönlü ilişki bulundu. Sonuç olarak anksiyete ve çocuk ve ebeveyn bakış açısı ile yaşam kalitesinin onkolojik sorunu olan çocuklar üzerinde farklı sonuçlarda olduğu görüldü. Bu nedenle pediatri hemşirelerinin; hastanın yaşam kalitesini yükseltici, anksiyete düzeyini azaltıcı uygulamalar yapması önerilebilir.
Koroner arter hastalığı güçlendirme ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirliği
Giriş: Koroner Arter Hastalığı (KAH), dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biridir ve Türkiye'de de yaygın bir sağlık sorunudur. KAH hastalarının tedavi ve bakımdaki güçlendirilmesinin ölçülmesi için uygun araçların kullanılması gerekir. Türkiye'de koroner arter hastalığında güçlendirmeyi değerlendiren bir ölçek bulunmamaktadır. Amaç: Bu çalışma da Koroner Arter Hastalığı Güçlendirme Ölçeği (KAHGÖ)'nin Türkçe'ye uyarlanarak geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesini amaçlamaktadır. Yöntem: Metadolojik olarak yapılan bu çalışmaya, Konya Şehir Hastanesi kardiyoloji bölümüne 15 Ocak-15 Mayıs 2022 tarihleri arasında koroner arter hastalığı ile başvuran 300 hasta dahil edilmiştir. Ölçeğin Türkçe versiyonu dil uzmanları tarafından çevrilmiş ve daha sonra alanında uzman öğretim üyesi ve araştırmacılar tarafından değerlendirilerek son hali elde edilmiştir. Kapsam geçerliliği için uzman görüşlerinin ardından Kendall Uyuşum Katsayısı (Wa) (Kendall Coefficient of Concordance) korelasyon testi uygulanarak, ölçekteki maddelerin anlaşılır ve uygulanabilir olduğu bulunmuştur. Ölçeğin faktör yapısını belirlemek amacıyla doğrulayıcı faktör analizi, güvenirlilik için Cronbach alfa katsayısı ve yarıya bölme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından oluşturulan "Hasta Bilgi Formu" ve "Koroner Arter Hastalığı Güçlendirme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences, IBM, v.23) ve AMOS (Analysis of Moment Structures v.25) kullanılarak 0,05 anlamlılık düzeyinde analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Grupları karşılaştırmak için parametrik ve paremetrik olmayan istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Hastalardan çalışmanın etik kurul izni ve kurum izni alınmıştır. Bulgular: KAHGÖ faktör analizi sonuçları, ölçeğin orijinal halinde olduğu gibi üç boyutlu bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuştur. Ölçeğe ait maddelerin faktör yüklerinin bir madde hariç 0,30'un üzerinde olduğu bulunmuştur ve o madde ölçekten çıkarılarak 24 madde ile ölçek oluşturulmuştur (x2/df=2,067 (iyi uyum); SRMR=0,042 (iyi uyum); RMSEA=0,060 (kabul edilebilir uyum); CFI=0,940 (kabul edilebilir uyum); IFI=0,941 (kabul edilebilir uyum)). KAHGÖ Cronbach alfa katsayısı 0,934 bulunmuştur. Alt boyutlarda cronbach alfa değerleri ise özgür İrade (Otonomi) için 0,896, duygusal otokontrol için 0,876 ve hastalık yönetimi algısının kişisel yeterliliği için 0,887 bulunmuştur. Ölçek 24 maddeden oluşan beşli likert titptedir. Ölçeğin toplam puanı 120 olup puan yükseldikçe güçlendirme boyutunun arttığı kabul edilmektedir. Sonuç: Yapılan analiz ve değerlendirmeler ölçeğin Türk toplumu için koroner arter hastalığının güçlendirilmesini ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Geçerlik ve güvenirlik, Güçlendirme, Hemşirelik, koroner arter hastalığı.
Gebelerin e-sağlık okuryazarlığının cinselliğe karşı tutumları ile ilişkisi
Teknoloji çağındaki günümüzde, gebeler her türlü bilgi ihtiyaçları için e-sağlık okuryazarlığına yönelmektedir. E-sağlık okuryazarlığı, cinsellik gibi rahatlıkla konuşulamayan alanlarda en kolay ve hızlı bilgi edinme kaynaklarından biridir. Çalışma, gebelerin e-sağlık okuryazarlığının cinselliğe karşı tutumları ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Araştırma, Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gebe Polikliniği'ne başvuran ve araştırmaya alınma kriterlerini taşıyan 297 gebe ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında; anket formu, E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Gebelikte Cinselliğe Karşı Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından, 01 Haziran 2022-01 Ağustos 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, medyan ve standart sapma, t testi, Kruskal Wallis H testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan gebelerin %45,8'i 26-35 yaş aralığında, %42,8'i ilköğretim mezunu ve %89,2'si çalışmamaktadır. Gebelerin %76,4'ünün gebelikte cinsel ilişkisinin devam ettiği ve %81,5'inin cinsellikten memnun olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucuna göre, gebelerin e-sağlık okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 25,28±7,15 ve gebelikte cinselliğe karşı tutum ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 118,87±16,73 bulunmuştur. E-sağlık okuryazarlığı düzeyi ile gebelikte cinselliğe karşı tutum düzeyi arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki vardır. Sağlık profesyonelleri prenatal ziyaretler sırasında gebelerin e-sağlık okuryazarlığı düzeyini belirlemeli ve cinselliğe yönelik tutumlarını değerlendirmelidir. Gebelerin durumlarına uygun olan danışmanlık hizmetini planlamalı ve bütüncül bakım sağlamalıdır. Anahtar Kelimeler: Cinsellik, Esağlık, Gebelik, Sağlık okuryazarlığı, Tutum.
Kanserli hastalarda özgecilik ile stresle başa çıkma arasındaki ilişki
Bu araştırma kanser hastalarında özgecilik ve stresle başa çıkma arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı türde yapılan araştırma, Konya ilinde Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Kliniğinde 10 Şubat 2023- 15 Mart 2023 tarihleri arasında, 188 kanser hastası ile yürütüldü. Araştırmanın verileri Hasta Bilgi Formu, Özgecilik Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistikler için sayı, yüzde, min-maks değerleri, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirliğini test etmek amacıyla güvenilirlik analizi yapıldı. Normal dağılıma sahip verilerde niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki bağımsız grup arasındaki fark için Bağımsız T Testi, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırılmasında ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulandı. Numerik değişkenler arasındaki ilişkiyi test etmek için Pearson Korelasyon analizi kullanıldı. Özgecilik Ölçeği toplam puan ortalaması 144,48±27,14 Gönüllü Faaliyetlere Katılım alt boyut puan ortalaması 24,56±6,25, Maddi Yardım alt boyut puan ortalaması 22,11±4,99, Travmatik Durumlarda Yardım alt boyut puan ortalaması 24,61±4,59, Yaşlı/hastalara Yardım alt boyut puan ortalaması 15,77±3,37, Fiziksel Güce Dayalı Yardım alt boyut puan ortalaması 19,07±4,29, Eğitim Sürecinde Yardım alt boyut puan ortalaması 18,85±3,91, Yakınlık Duygusundan Kaynaklanan Yardım alt boyut puan ortalaması 19,48±4,20 olarak belirlendi. Stresle Başa Çıkma Ölçeği toplam puan ortalaması 82,98±18,14 Kaçınma Odaklı Başa Çıkma alt boyut puan ortalaması 28,73±7,05, Problem Odaklı Başa Çıkma alt boyut puan ortalaması 30,40±7,39 ve Sosyal Destek Odaklı Başa Çıkma alt boyut puan ortalaması 23,84±5,60 olarak bulundu. Özgecilik Ölçeği ile Stresle Başa Çıkma Ölçeği toplam ve alt boyut puan ortalamaları araında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptandı (r:0,375; p<0,01). Hastaların yaşı ile Eğitim Sürecinde Yardım alt boyut puanları ve toplam aldığı kür sayısı ile Kaçınma Odaklı Başa Çıkma alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki olduğu saptandı (r:-0,164; p<0,05). Hastaların kronik hastalık durumlarına göre Özgecilik Ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Hastaların psikolojik destek alma durumlarına göre Travmatik Durumlarda Yardım alt boyutu ve Yaşlı/hastalara Yardım alt boyutu puanları ve hastaların aldıkları tedavilerine göre Eğitim Sürecinde Yardım alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışmada hastaların özgecilik ve stresle başetme düzeylerinin orta düzeyin üzerinde olduğu, özgecilik düzeyi arttıkça stresle başetme düzeylerininde arttığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda özgeciliğin kanser hastalarında stresle başetme yöntemi olarak kullanılabileciği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kanser, Özgecilik, Stres, Stresle başa çıkma.
COVID-19 pandemisi sürecinde hemşirelik öğrencilerinin travma sonrası stres belirtilerine bilişsel davranışçı terapinin etkisi
Geçmiş yıllarda meydana gelen pandemiler sonrasında travma sonrası stres bozukluğu çok sık görülmektedir. COVID-19 pandemisi sürecinde en çok etkilenen grupta yer alan öğrencilerin travma sonrası stres belirtileri açısından değerlendirilmesi ve bilişsel davranışçı terapi uygulaması ile travma sonrası stres belirtilerinin azalması önem taşımaktadır. COVID-19 pandemisi sürecinde hemşirelik öğrencilerinin travma sonrası stres belirtilerine bilişsel davranışçı terapinin etkisi incelemek amacıyla yapılan bu araştırma, ön-test, son-test, paralel grup, randomize kontrollü bir araştırmadır. Hemşirelik Fakültesinde eğitim gören 60 birinci sınıf öğrencisi rastgele olarak deney (n=30) ve kontrol (n=30) gruplarına atanmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan, Bilgi Formu ve DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi kullanılarak toplanmıştır. Çalışma grubuna ölçümler, bilişsel davranışçı grup terapisi öncesi, terapi bitiminde ve üç ay sonra olmak üzere üç kez çevrim içi yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi, Cochran's Q, tek yönlü ANOVA ve karma desenli ANOVA analizi kullanılmıştır Elde edilen sonuçlar p<0,05 anlamlılık düzeyinde sınanmıştır. Öğrencilerin DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesinden grup terapisi uygulaması boyunca ve izlem ölçümünde aldıkları puanların grup içi değişimlerinin değerlendirilmesinde anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,001). DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi toplam puan ve tüm alt boyut puan ortalamalarının zaman içinde değişiminin anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Deney grubunda DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesinin grup zaman etkileşiminin anlamlı olduğu belirlenmiştir. DSM-5 İçin Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi kaçınma alt boyutu puanları üzerindeki ortak etkisinin geniş etki büyüklüğü ile anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmektedir (p<0,001, η2:0,98). Sonuç olarak öğrencilere uygulanan bilişsel davranışçı yaklaşıma dayalı grup terapisinin travma sonrası stres belirtilerini azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın farklı yaş gruplarında uygulanması ve bireysel olarak da yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Bilişsel davranışçı terapi, Pandemi, Travma, Travma sonrası stres.
Yönetici hemşirelerin profesyonellik davranışlarının yönetsel stres ile ilişkisi
Bu çalışma yönetici hemşirelerin profesyonellik davranışları ve yönetsel stres ile ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Konya ilinde bulunan beş hastanede yönetici pozisyonunda çalışan toplam 154 hemşire oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan Sosyo Demografik Bilgi Formu, Hemşirelikte Profesyonelliğe İlişkin Davranışsal Envanter (HPDE) ve Yönetsel Stres Ölçeği (YSÖ) ile toplanmıştır. Veriler bağımsız gruplarda t-testi, varyans analizi, ANOVA testleri ve pearson korelasyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Önemlilik düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Yönetici hemşirelerin %73,4'ünün kadın, %57,8'inin lisans ve üzeri eğitim almış ve %60,4'ünün 1-5 yıldır yönetici hemşire olarak görev yaptığı tespit edilmiştir. Katılımcıların profesyonel davranış ölçeği toplam puan ortalaması 5,26±3.34, yönetsel stres ölçeği toplam puan ortalaması 103,53±30,11'dir. Profesyonel davranış ölçeği üzerinde etkili olan demografik değişkenler cinsiyet ve yöneticilikteki kıdem süresi olarak bulunmuştur. Kadınlar erkeklere, yöneticilikte kıdem süresi fazla olanlar düşük olanlara göre daha yüksek profesyonel davranış puanları almışlardır. Yönetsel stres ölçeği üzerinde etkili olan faktörler yaş, eğitim durumu ve meslekte kıdem süresidir. Yaş, meslekte kıdem süresi arttıkça yönetsel stres puanı da artmaktadır. Lisans ve üzerinde eğitim almış hemşireler daha yüksek yönetsel stres düzeyine sahiptirler. İki ölçek toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki yoktur. Ancak profesyonel davranış ölçeği alt boyutlarından eğitimsel hazırlık alt boyutu ve toplam yönetsel stres puanları arasında pozitif bir korelasyon mevcuttur. Çalışma sonuçlarına göre, yönetici hemşirelerin profesyonel davranış düzeyleri düşük, yönetsel stres düzeyleri ise orta derecede yüksektir. Aynı zamanda yönetici hemşirelerin profesyonellik davranışı ve yönetsel stres düzeyi birbiri ile ilişkili faktörler değildir. Yönetici hemşirelerin profesyonellik davranışları ve stres durumlarının incelenmesi amacıyla büyük gruplarda çalışmaların yapılması bu konuya daha fazla ışık tutacaktır. Anahtar Kelimeler: Profesyonellik davranışları, Yönetici hemşire, Yönetsel stres
Meme kanserli hastaların yorgunluk düzeyleri ile öz bakım davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kemoterapi uygulanan kanser hastalarında yorgunluk düzeyinin yüksek olması hastaların fonksiyonel durumunu olumsuz yönde etkileyerek, öz bakım gereksinimlerini karşılamayı zorlaştırmaktadır. Fiziksel olarak yetersiz hale gelen bireyin bağımlılık düzeyi artmakta, yaşam kalitesi olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu nedenle araştırma meme kanserli hastaların yorgunluk düzeylerini, öz bakım davranışlarını ve yorgunluk düzeyleri ile öz bakım davranışları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki bu araştırma Kasım 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji kliniğinde kanser tedavisi alan 132 meme kanserli birey ile gerçekleştirildi. Araştırmada veri toplama aracı olarak; "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Kanser Yorgunluk Skalası" ve "Kemoterapi Uygulanan Hastalarda Öz Bakım Yetersizliği Kuramına Göre Öz Bakım Davranışları Ölçeği" kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edildi. Veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, en yüksek değerler ve en düşük değerler ile özetlenmiştir. İki grup arasındaki farkın test edilmesi için bağımsız gruplarda t testi, ikiden çok grup arasında farkın test edilmesi için normal dağılım sağlayan verilerde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), normal dağılım göstermeyen verilerde Kruskall Wallis testi yapılmıştır. Ölçek puanlarının karşılaştırıldığı korelasyon analizlerinde Pearson Korelasyon analizi, kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamasının 54,68±11,86 olduğu, % 97,7' sinin kadın, % 87,9' unun evli, % 66,7' sinin ilköğretim mezunu olduğu, 40,2'sinin ailesinde kanser öyküsü olduğu, 40.2'sinin metastazı olduğu ve en fazla (% 90.9) halsizlik ve yorgunluk şikayetlerinin yaşandığı saptandı. Hastaların "Kanser Yorgunluk Skalası" puan ortalaması 21,29±8,23, "Kemoterapi Uygulanan Hastalarda Öz Bakım Yetersizliği Kuramına Göre Öz Bakım Davranışları Ölçeği" puan ortalaması 76,44±11,19 olarak orta düzeyde bulundu. " Kanser Yorgunluk Skalası" ile "Kemoterapi Uygulanan Hastalarda Öz Bakım Yetersizliği Kuramına Göre Öz Bakım Davranışları Ölçeği" toplam puanları arasında negatif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki (r=-0,344, p=0,000) bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada hastaların yorgunluk ve öz bakım davranışlarının orta düzeyde olduğu ve yorgunluk düzeylerinin artması ile öz bakım davranışlarının azaldığı bulunmuştur. Kemoterapi ve radyoterapi alan hastaların semptom takibinin yapılması, düzenli aralıklarla öz bakım davranışlarının takibinin yapılması ve öz bakımlarının değerlendirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Meme kanseri, Öz bakım yetersizliği, Yorgunluk.
COVID-19 kliniğinde çalışan hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve öfke düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma COVID-19 kliniğinde çalışan hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve öfke düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Konya ilinde bulunan hastanelerin COVID-19 kliniğinde çalışan araştırmaya katılmayı kabul eden 227 hemşire oluşturmuştur. Verilerin toplanması için araştırmacı tarafından oluşturulan Demografik Veri Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Merhamet Yorgunluğu Alt Ölçeği (MYAÖ) ve Sürekli Öfke- Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde Skewness Kurtosis, Tukey Çoklu Karşılaştırma Testi ve Pearson Korelasyon kullanılmıştır. Önemlilik düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda hemşirelerin %78'inin kadın, %53,6'sının evli, %75,6'sının ise son altı travmatik olay yaşamadığı belirlenmiştir. Hemşirelerin MYAÖ puan ortalaması 16,4±9,5, Sürekli Öfke puan ortalaması 20,5 ± 5,7, İçe Dönük Öfke puan ortalaması 17,3±4,1, Dışa Dönük Öfke puan ortalaması 15,3±4,1, Öfke Kontrol puan ortalaması 21,5±4,6 olarak bulunmuştur. Birimdeki görevi, gelir düzeyleri ve son altı ayda travmatik olay yaşama durumları ile MYAÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Psikolojik destek alma SÖÖTÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). MYAÖ ile SÖÖTÖ arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Merhamet yorgunluğu ile sürekli öfke, içe dönük öfke ile merhamet yorgunluğu ve sürekli öfke, dışa dönük öfke ile merhamet yorgunluğu, sürekli öfke ve içe dönük öfke arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Öfke kontrol ile merhamet yorgunluğu arasında zayıf düzey, sürekli öfke ve dışa dönük öfke arasında orta düzeyde negatif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak COVID-19 kliniğinde çalışan hemşirelerin MYAÖ ile SÖÖTÖ arasında bir ilişki olduğu, cinsiyet, gelir düzeyi, birimdeki görev, aile dinamiklerinde değişiklik, son 6 ayda travmatik olay yaşama merhamet yorgunluğu düzeyini, gelir düzeyi, aile dinamiklerinde değişiklik, pandemi sürecinde psikolojik destek alma ve çalıştığı birim sürekli öfke, içe öfke, dışa öfke ve öfke kontrol puan düzeyleri arasında anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Hemşire, Merhamet yorgunluğu, Öfke.
Postmenopozal kadınlarda cinsel sağlık eğitiminin cinsel mitler, cinsel sıkıntı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu araştırma, postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel sağlık eğitiminin cinsel mitler, cinsel sıkıntı ve cinsel yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla paralel grup ön test, son test randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, Karaman il merkezinde bulunan Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1 Nisan-7 Ağustos 2022 tarihleri arasında araştırma kriterlerine uyan 124 postmenopozal kadın (girişim grubu: 62, kontrol grubu: 62) ile yürütülmüştür. Araştırmaya dâhil edilen kadınlar randomizasyon yöntemi ile girişim ve kontrol grubuna atanmıştır. Girişim grubunda yer alan postmenopozal kadınlara haftada bir defa olmak üzere toplam dört oturum Cinsel Sağlık Eğitimi verilmiştir. Kontrol grubunda yer alan postmenopozal kadınlara ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınlar, Cinsel Sağlık Eğitiminden sekiz hafta sonra tekrar değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Cinsel Mitler Ölçeği (CMÖ), Kadın Cinsel Sıkıntı Ölçeği (KCSÖ), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın (CYKÖ-K) kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, ortalama, yüzde, standart sapma, ki-kare testi, karma desenli ANOVA testi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların sosyo-demografik, obstetrik, menopoz ve cinsel yaşama ilişkin özellikler açısından benzer özelliklere sahip olduğu ve gruplar arasında istatistiksel açıdan fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların eğitim öncesi CMÖ toplam puan ortalamalarının (sırasıyla 80,19±11,39; 80,02±10,41) benzer olduğu (p>0,05), eğitim sonrası girişim grubunda yer alan kadınların CMÖ toplam puan ortalamalarının kontrol grubuna göre (sırasıyla 47,94±5,82; 76,82±10,09) anlamlı olarak daha düşük olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların eğitim öncesi KCSÖ puan ortalamaları (sırasıyla 13,06±4,23; 13,13±4,28) benzerken (p>0,05), girişim grubunda yer alan kadınların eğitim sonrası KCSÖ puan ortalamasının kontrol grubuna göre (sırasıyla 5,15±2,08; 13,58±4,15) anlamlı olarak daha düşük olduğu (p<0,001) belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların eğitim öncesi CYKÖ-K puan ortalamaları (sırasıyla 56,61±31,04; 56,77±30,77) benzerken (p>0,05), girişim grubunda yer alan kadınların eğitim sonrası CYKÖ-K puan ortalamasının kontrol grubuna göre (sırasıyla 75,81±23,37; 57,26±30,47) anlamlı olarak daha yüksek olduğu (p<0,001) belirlenmiştir. Araştırmada Cinsel Sağlık Eğitiminin cinsel mitleri, cinsel sıkıntıyı azaltmada ve cinsel yaşam kalitesini artırmada etkili olduğu saptanmıştır. Postmenopozal dönemde cinsel mitler ve cinsel sıkıntıyı yönetmenin cinsel yaşama olumlu yansıdığı ve cinsel yaşam kalitesini yükselttiği belirlenmiştir. Postmenopozal kadınların cinsel mitlerini, cinsel sıkıntılarını azaltmak ve cinsel yaşam kalitelerini arttırmak amacıyla planlanan müdahalelere, Cinsel Sağlık Eğitiminin entegre edilmesi önerilmektedir.
Temiz aralıklı kateterizasyon yapılan çocuk hastalarda idrar yolu enfeksiyon sıklığı ve enfeksiyon oluşumunu etkileyen faktörler
Araştırma İstanbul ili sınırları içinde, özel bir hastanede takipli, 68 temiz aralıklı kateterizasyon yapılan çocuk hastada idrar yolu enfeksiyon sıklığı ve enfeksiyon oluşumunu etkileyen değişkenleri belirlemek amacıyla retrospektif yöntemle yapılmış tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir çalışmadır. Veriler, araştırıcı tarafından literatüre doğrultusunda hazırlanan 25 soruluk anket formunun hasta dosyalarından ve TAK uygulayan anneler ile görüşme yapılarak elde edildi. Verilerin analizi için R vers. 2.15.3 programı (R Core Team, 2013) kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, oran, minimum, maksimum) yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında normal dağılım göstermeyen değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında ise Mann Whitney U test kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Pearson ki-kare test, Fisher exact test, Fisher-Freeman-Halton exact test ve McNemar uyum testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p< 0,01 ve p< 0,05 düzeylerinde değerlendirildi. Araştırmanın evrenini 2012-2014 yılları arasında Ürodinami yapılmış 300 Spine Bifida'lı hasta oluşturdu. Örneklem sayısı %95 güven düzeyinde ve %10 örnekleme hatası ile 68 TAK yapılan çocuk olarak hesaplandı. Araştırma grubuna alınan çocukların yaş Ort. ± S.S. 64,78±56,91 ay'dır. Çalışma grubunu %52,9'u erkek, %47,1 kız çocuk oluşturdu. TAK yapılan çocuk hastalarda İYE görülme sıklığı TAK öncesi %36,8 iken TAK sonrası %64,7 bulundu. TAK yapılan çocuk hastalarda TAK uygulama sonrası İYE görülme sıklığıyla yaş, alt bezi kullanımı, idrar inkontinansı ve konstipasyon ile ilişkili anlamlılık gösterdiği bulundu (p< 0,05). TAK uygulama sonrası İYE görülme sıklığıyla; günlük TAK uygulama sayısı, profilaktik antibiyotik kullanımı, perine ve el temizliği yöntemi, TAK uygulayanların sosyodemografik özellikleri ile anlamlı ilişki göstermediği belirlendi (p> 0,05).
Hemşirelik öğrencilerinin organ bağışı ve organ nakli konusundaki düşüncelerine aile ve eğitimin etkisinin araştırılması
Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin organ bağışı ve nakli konusundaki düşüncelerine ailelerinin ve aldıkları hemşirelik eğitiminin etkisinin araştırılması amacı ile bir vakıf üniversitesinin hemşirelik yüksekokulunda gerçekleştirildi. Çalışmanın evrenini hemşirelik yüksekokulunun tüm öğrencileri oluşturmuş olup örneklem ise 1. sınıf ve 4. sınıfta okuyan, çalışmaya katılmayı kabul eden 203 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından hazırlanan anket ile toplanmıştır. Anketin I. bölümünde demografik özellikleri ve bazı düşünceleri sorgulayan çoktan seçmeli toplam 32 soru, II bölümünde düşünceleri sorgulayan likert tipi 18 soru yer almıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Packagefor Social Sciences) 17.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde gibi betimsel istatistiklerden faydalanılmıştır. Çalışma grubu % 54,7'si (n= 111) 1 sınıf, % 45,3'ü ( n= 92) 4 sınıf, % 92,6'sı ( n= 188 ) kız, % 7,4'ü (n= 15) erkek öğrencilerden oluşmaktadır. Öğrencilerin % 7,4'ünün (n=15) organ bağışında bulundukları tespit edildi. Öğrencilerin konuyla ilgili eğitim alma durumlarına bakıldığında ise % 63,1'inin (n= 128) eğitim almadıklarını ifade ettikleri görüldü. Eğitim aldıkları yere bakıldığında ise %18'si (n= 37) basın yayın kuruluşlarından bilgi aldıklarını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin % 69,5'i (n= 141) organ nakli veya bağışı yapmayı düşünmekte olup, % 29,6'sı (n= 60) ise bu yönde bir düşünceye sahip değildir. Aileleri organ bağışını destekleyen öğrencilerin Organ Bağışı ve Nakline İlişkin Düşünce ve Tutum Değerlendirme Formu puanları (25,50 ± 3,098), aileleri organ bağışı konusunda kararsız olan öğrencilerin puanlarına (20,11 ± 4,122) göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu görüldü. Bu çalışma sonuçlarına göre öğrencilerin mezuniyetten sonra birer sağlık çalışanı ve eğitimcileri olacakları düşünülürse okuldaki mesleki eğitim dönemleri boyunca konuyla ilgili daha fazla bilgi almaları önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencisi, Organ Bağışı, Organ Nakli, Aile, Etki, Eğitim