Mimar Sinan Fine Arts University
Institute

Institute of Graduate Studies in Science

Mimar Sinan Fine Arts University

86

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Aktivite temelli ofislerin (ATO) iç mekan tasarım prensiplerinin değerlendirilmesi

Rekabet ortamının teknolojik gelişmeler ışığında küresel ölçekte genişlemesi ve sınır tanımaz boyutlara ulaşması ile günümüz organizasyon yapıları daha karmaşık ve esnekliğe daha çok ihtiyaç duyar hale gelmiştir. Geçmişten günümüze ulaşan mekan kullanım yöntemleri, ihtiyaçlar ve beklentiler karşısında değişime uğramış, geleneksel ofis düzenleri sorgulanır olmuştur. Bu durum, organizasyonların sahip olduğu ofis düzenlerinde yenilikçi yaklaşımları düşünmesi gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Çalışma kapsamında bu yenilikçi ofis yaklaşımlarından biri olan ve literatürde; faaliyet tabanlı ofis, aktivite bazlı çalışma, aktivite tabanlı ofis vb. isimlerle yer alan aktivite temelli ofisler (ATO) ele alınmaktadır. İç mekan tasarım prensipleri çerçevesinde incelenen ATO'lar; zamansal ve mekânsal seçim esnekliği tanıyan, farklı iş aktivitelerine ve bireysel tercihlere uygun mekân çeşitliliğinin sağlandığı, güncel bilgi ve bilişim teknolojileri ile donatılmış, hiyerarşik düzenin fiziksel ayrımla tanımlanmadığı, bireylerin ikamet ettiği ofis birimleri yerine tüm ofisin bütün bireylere ortak kullanım hakkı tanıdığı ofisler olarak tanımlanmaktadır. Ofis kullanıcılarına hacimsel ölçek, mobilya ve kullanım şekli, teknolojik ve atmosferik özellikler vb. mekana ve donatılara ait seçenekler sunulmaktadır. Bu kullanım yaklaşımı ile ATO'lar çeşitliliği, esnekliği ve paylaşımı desteklemektedir. Çalışmada nitel araştırma deseni ile mevcut literatür taraması yapılmış, her türlü yazılı kaynak, internet verisi kullanılarak alt başlıklar oluşturulmuştur. Ofis kullanım yöntemlerindeki değişimlerin ve değişime etki eden faktörlerin incelemesi yapılarak bu değişimin bir yansıması olan yenilikçi ofis yaklaşımları araştırılmıştır. Çalışma kapsamında, yenilikçi ofis yaklaşımlarından olan ve tezin ana konusunu oluşturan ATO'ların kavramsal alt yapısına, ofis iç mekan tasarım prensiplerine, ATO ile ilişkilendirilen diğer ofis yaklaşımlarına ve ATO'ların hedeflerine yer verilmiştir. Teorik alt yapıyı desteklemesi amacıyla ATO anlayışı ile tasarlanmış yedi farklı ofis iç mekanı analiz edilerek mekansal boyut özellikleri bazında hazırlanan çizelgeler ile incelemeleri gerçekleştirilmiştir. Günümüz koşulları ve iş kültüründe meydana gelen değişimlerin, organizasyonları yeni ve avantajlı olana uyum sağlamaya zorladığı gerçeği ve tüm bu araştırmaların ışığında; ATO'ların bundan sonraki süreçte çokça tercih edilen bir sistem olarak ofis iç mekan tasarımlarında yerini alacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın, Türkiye'de bulunan kurumsal firmaların ATO sistemine geçiş yapmalarını teşvik ederek işlerini kolaylaştırması ve bu kapsamda tasarımcılara yol gösteren derleyici bir kaynak olması amaçlanmaktadır.

Aktivite analiziAktiviteye dayalı yönetimEsneklik+2
Kerem Baş
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hele-shaw akışı ve kompleks monge-ampère denklemi ilişkisi

Bu tezde; iki boyutlu Laplasiyen büyümesi olarak da bilinen, sıkıştırılamaz bir akışkanın reel iki boyutlu bir akışı olan Hele-Shaw akışı ile kompleks Monge-Ampère denklemi arasındaki ilişki Julius Ross ve David Witt Nyström'ün 2014−15 yıllarındaki çalışmalarından yola çıkılarak incelenmiştir. Bu bağlantılar kullanılarak; başlangıç bölgesi tek nokta (enjeksiyon noktası) olan, değişken geçirgenliğe sahip bir ortamdaki Hele-Shaw akışının varlığına ve tekilliğine dair bir kanıt sunulmuştur. Dahası; başlangıç koşulu bir düzgün Jordan bölgesi olan değişken geçirgenlikli Hele-Shaw akışının potansiyel teorinin bir ters problemi, ters logaritmik potansiyel problemi, olduğu görülerek böyle bir Hele-Shaw akışının varlığı ve tekliği gözlemlenmiştir.

Hele-Shaw modeliLaplasyenMonge-ampere denklemi+1
Işıl Rüveyda Biltekin
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kent morfolojisi kapsamında Ankara-Ulus "harik mahali (anafartalar-hisarpark arası)" bölgesinde mekansal değişimlerin incelemesi

Tez araştırması 1916 yılında yaşanan büyük Ankara yangını sonucu yok olan Necatibey (Hisarönü) Mahallesi'nin yangın sonrası morfolojik yapısındaki mekânsal değişimlere odaklanmaktadır. Necatibey (Hisarönü) Mahallesi, Ankara-Ulus semtinin büyük Ankara yangını öncesi tarihsel gelişim sürecinin bir parçası olarak gelişimine etki eden faktörler tespit edilmeye çalışılmıştır. Ardından, modernleşme hareketlerinin başladığı 1839 Tanzimat Fermanı ile 1929 yılına kadar süregelen kentsel değişimlerin Eski Şehir'de (Eski Ankara) meydana geldiği bölgeler tanımlanmıştır. Buraya kadar Ankara-Ulus kentinin ekonomik ve toplumsal yapısındaki değişimler ile kentin formundaki, fiziki yapısındaki değişimler bir bütünlük içinde anlatılmıştır. Bu sürece kadar yaşanan mekânsal değişimleri etkileyen kurum, yasa ve planlar ele alınmış Emval-i Metruke Komisyonu ve Ankara Şehremanetinin kurulması ve şehremanetiye verilen istimlâk yetkisi (583 sayılı yasa) detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Değişimi etkileyen diğer kurumlar kısaca anlatıldıktan sonra Eski Ankara için yapılan modern planlarda (Erken Cumhuriyet Dönemi ve 1961 Bölge Kat Nizamı Planı uygulamalarına kadar) süregelen kentsel değişimlerde Necatibey (Hisarönü) Mahallesi incelenmiştir. 1924 Lörcher Planı ve 1957 Yücel Uybadin Planı'nın çalışma alanı ile ilgili plan kararları anlatıldıktan sonra çalışma alanının morfolojik yapısındaki mekânsal değişimler 1924 Lörcher Planı ve 1957 Yücel Uybadin Planı uygulamalarına kadar karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Bu aşamada kent tarihi, kent planlama tarihi olarak ele alınarak, kent tarihine mekânsal boyut katılmış, kentsel morfoloji ile kentsel dokunun değişimi açıklanmıştır. Bu kapsamda 1924 Ankara Şehri Haritası 1924 Lörher Eski Şehir Planı ile, 1924 Lörher Eski Şehir Planı Necatibey Mahallesi 1929-1936 Yılları Arasını Kapsayan Kadastral Haritası ile, 1929-1936 Yılları Arasını Kapsayan Necatibey Mahallesi Kadastral Haritası 1928 Jansen Yangın Alanı Planı ile, 1938 Hermann Jansen Yangın Yeri (Necatibey Mahallesi) Planı 1957 Yücel Uybadin Planı ile karşılaştırılmış mekansal değişimler tespit edilmiştir.

Modernizm
Sibel Öztürk
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Spektral kümeleme ve farklı uzaklıklık fonksiyonlarının spetral kümelemeye etkisinin incelenmesi

Bu tezde spektral kümeleme ve farklı uzaklık fonksiyonlarının spektral kümelemeye etkisi incelenecektir. Spektral kümelemede kullanılan Öklid metriği yerine farklı uzaklık fonksiyonları ele alarak daha başarılı bir kümeleme elde edip edilemeyeceğini örnek veri setleri üzerinden incelenecektir. Birinci bölümde spektral kümelemenin tarihinden bahsedilecek ve spektral kümelemeye giriş yapılacaktır. İkinci bölümde benzerlik grafları anlatılacaktır. Üçüncü bölümde Laplasyen matrisleri anlatılacaktır. Dördüncü bölümde graf kesitleri incelenecektir. Beşinci bölümde spektral kümeleme algoritmalarını anlatılacaktır. Altıncı bölümde ise Python ile 3 veri seti üzerinde farklı uzaklık fonksiyonları ele alınarak uygulama yapılacaktır.

KümelemeSpektral bileşenlerUzaklık fonksiyonu+1
Mustafa Eroğlu
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal planlama ekseninde merkezi ve yerel yönetim yetki çatışmasının kanal İstanbul projesi üzerinden okunması

Türkiye'de ve dünyada, yaklaşık son kırk yıldır neoliberal ekonomi politikaları doğrultusunda kentler şekillenmektedir. Ülke ve kent yönetimlerinin neoliberalizme yaklaşımlarına göre yıllarca farklı şekillerde kentlere müdahale edilmiş ve bu süreçte planlama kurumları en önemli araç haline gelmiştir. 2001 ve 2008 krizlerine cevap olarak inşaat odaklı ekonomi modeli benimsenmiş olup bunu takiben İstanbul'da yoğun bir şekilde inşaat faaliyetleri yürütülmüştür. Bu dönemde merkezi yönetimin seçim beyannamesinde krize cevap olarak birçok mega proje ortaya atılmıştır. Neoliberalizmin dünyada yerelleşme eğilimine karşı Türkiye'de yaklaşık son kırk yıldır merkezi yönetime bağlı birçok farklı kurum bu projelerde söz sahibi olmuş, planlama parçacıl bir hale gelmiştir. 2019 yerel seçimleri öncesi İstanbul'da yerel yönetiminde merkezi yönetimle aynı siyasi parti tarafından yönetiliyor olması sebebiyle merkezi ve yerel yönetim bir arada kenti neoliberalizmin etkisinde inşaat odaklı olarak dönüştürmüştür. Kanal İstanbul ve Yenişehir Projesi de bu dönemde ortaya atılan ölçeği ve beklenen olumsuz etkileri sebebiyle en çok dikkat çeken projelerden biri olmuştur. Projenin planlama süreci 2019 yerel seçimleri öncesinde aynı siyasi partiye ait merkezi ve yerel yönetim işbirliği ile ilerlerken seçim sonrasında yerel yönetimin projeye karşıt düşüncedeki bir parti yönetimine geçmesi ile birlikte planlama süreci bir çatışma alanı haline gelmiştir. Süreçte yerel yönetim devre dışı kalarak İstanbul içerisinde çok büyük ölçekteki bir alanda yetkisiz hale gelmesiyle süreç merkezi yönetimin elinde devam etmiştir. Bu çalışmada ortaya çıkan bu yetki çatışmasını ortaya koymak adına neoliberal planlama etkisiyle inşaat odaklı gelişim modeli olarak ortaya atılan bu mega projenin ortaya atılmasındaki etkenlerin, sürecin aktörlerinin ve sonuçlarının anlaşılması adına neoliberal planlama kavramı üzerine araştırmalar yapılmıştır. Tez dahilinde Şehir Plancılar Odası, Mimarlar Odası ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yer alan yetkililer ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Oluşan yetki çatışması, yapılan görüşmeler, proje üzerinden merkezi ve yerel yönetim tarafından hazırlanan imar planları, çed raporu, araştırma raporları ve yapılan açıklamalar üzerinden 2019 yerel seçimleri öncesi ve sonrası projenin planlama süreci üzerinden okunmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Neoliberal Planlama, neoliberal otoriterleşme, inşaat odaklı gelişme, mega projeler, yetki çatışması

Kent planlamaMerkezi yönetimNeo-liberalizm+2
Nursemin Meral
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye kıyı alanlarında yönetim ve mülkiyet meselelerine yönelik bir model önerisi ve modelin mekansal planlama çerçevesinde meselelere etkileri

Kıyı dediğimiz alan aslında katı dünya ile sıvı dünya arasında duran bir sınırdır, bir ara kesittir. Katı dünya olan toprak ve sıvı dünya olan su, insanlık için en değerli yaşamsal kaynaklardır. Dünyada, toprağın da suyun da arzı sabittir ve insanoğlu bu iki ana kaynağı tüketmektedir. Suya yaklaşan her kara parçası, insanlar için çok daha değerli olmuş ve bu yüzden kıyılar nerdeyse dünya nüfusunun üçte ikisini çeperlerine çekmiştir. İnsanların kıyı alanlarına olan ilgisi ve müdahalesi arttıkça, kıyıda tahribatlar artmış ve bu alanlarda telafisi mümkün olmayan zararlar doğmuştur. İnsanların suya yakın olma isteği, kıyıyı mülk edinme arzusu ve kıyıdan menfaat sağlama güdüsü kıyılarda çeşitli meseleleri doğurmaya başlamıştır. Kıyılardaki meseleler, bu tez çalışmasında iki ana başlık altında toplanmıştır. Meselelerin ilki mülkiyet meselesi, ikincisi ise yönetim meselesidir. Her iki meselenin mekânsal planlama süreçleri ile yakından ilgisi bulunmaktadır. Kıyıdaki mülkiyet meselesi, kıyıda, özel mülkiyetin olması, kamu mülkiyetinin olması, tapuda tescil dışı alan olması yönleri ile irdelenmiş, özel mülkiyet sorununun doğuşu, gelişimi, özel mülkiyete müdahale edilmesi ve müdahalenin getirdiği yargısal süreçler ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Kıyı yönetimi kavramı, kıyıyı, koruma, izleme, denetleme, tasarruf etme, planlama ve uygulama süreçlerinin yasal düzenlemeler doğrultusunda işletilmesi konuları özelinde tanımlanmış ve meseleler, kıyı alanlarında koruma-kullanma ilişkisinin koruma yönünde sağlanamaması, izlemede ve denetlemedeki yetersizlikler, tasarruf meseleleri, yetki meseleleri, planlama ve uygulama sistemlerinin yetersizlikleri bağlamında açıklanmıştır. Türkiye'nin kıyı yönetimindeki ve mülkiyet rejimindeki meseleler irdelenip ortaya konulduktan sonra örnek olarak seçilen Fransa, İtalya, İspanya, Letonya, Danimarka ve Rusya ülkelerinin kıyı yönetimi ile mülkiyet ve kadastro rejimi incelenmiştir. Kıyıyı koruma noktasında yoğun bir çaba içinde olan Fransa, incelenen diğer ülkelerden güçlü yönetim ve mülkiyet rejimi ile ayrışmıştır. Letonya ise mülkiyet hakkının güçlülüğünün kabulü noktasında, kıyıda mülkü olan kişinin, bu mülkünden faydalanamamasından ötürü mahrum kaldığı faydayı tazmin eden tek ülke olarak göze çarpmıştır. İncelenen ülkelerin bazıları kıyının doğal niteliğinden daha fazla faydalanma amacı gütmüş bazıları da kıyının ekonomik ve kalkınma gücünü daha fazla kullanmayı yeğlemiştir. Kıyının ekonomik ve kalkınma gücünü kullanmayı tercih eden Türkiye, İspanya ve İtalya gibi ülkelerin kıyı yönetiminde özellikle kıyıların korunması noktasında zafiyetler oluşmuştur. Sonuçta bu tercihler, kıyının yönetim ve mülkiyet yapısını değiştirip dönüştürmüştür. İncelenen ülkeler, Türkiye ile karşılaştırılmış ve böylece ideal bir kıyı yönetimi ve mülkiyet rejimlerine ilişkin çıkarımlarda bulunulmuştur. Örnek olarak seçilen ülkelerin Türkiye ile karşılaştırılması neticesinde, Türkiye'nin güçlü ve zayıf yönleri görülmüştür. Türkiye'de maalesef yıllardan bu yana kıyı alanlarında mülkiyet ve yönetim meselelerine yönelik çözümler getirecek bütüncül (holistik) çalışmalar ve araştırmalar yeterince yapılmamıştır. Bu durum, kıyıyı dominant bir pratiğin içine sokmuştur. Bu dominant pratik içinde kıyı alanları, her geçen gün kaybolmuş, erişilebilirlikten ve sürdürülebilirlikten uzaklaşmıştır. Bu sebeple, tez çalışmasında, mülkiyet ve yönetim meselelerin çözümüne odaklanılmış, kıyı mülkiyet yapısı derinlemesine irdelenmiş, kıyı yönetimi kavramı yeniden tanımlanmış ve yeni ortaya atılan kavramlar ile meseleler daha anlaşılır kılınmaya çalışılmıştır. Kıyılarda yaşanan meselelere daha holistik bir yaklaşım sağlayacağını ve meselelerin çözümüne yönelik önemli bir altlık olacağı düşünülen Kıyı Alanları Bilgi Sistemi Modeli oluşturulmuştur. Kıyı alanlarındaki mülkiyet ve yönetim meselelerin çözümüne yönelik bir sistem arayışı, modelin çıkış noktası olmuştur. Bu yüzden Michael Patton'un çoklu disiplinlerin çalıştığı, sistem perspektifi ve sistem teorisi yöntemi üzerinden bir model önerisi kurgulanmıştır. Kaldı ki kıyı, farklı nitelik, işlev ve fonksiyonları içerisinde barındıran çoklu disiplinlerin çalıştığı mekânsal bir alan niteliğindedir. Bu model kapsamında, kıyı alanları hem konumsal hem de kaynaksal olarak bilinir kılınmak istenmiştir. Çünkü kıyının konumsal ve kaynaksal olarak bilinir kılınmasının, kıyının yönetimine ve mülkiyet rejimine önemli katkılar sunacağı öngörülmüştür. Kıyının konumsal olarak bilinir kılınması için "kıyı kadastrosu" kavramı ortaya atılmış ve bu kavram geliştirilmeye çalışılmıştır. Kıyı kadastrosu ile kıyı, konumsal olarak sınırlandırılacak, sayısallaştırılacak, haritalandırılacak ve kayıt edilebilecektir. Bu kayıt işlemi tapuda tescil mahiyetinde olmayıp sadece tapuda yardımcı sicile kayıt mahiyetindedir. Bu kayıt ile birlikte neresinin kıyı olduğu, neresinin kara, neresinin deniz ve neresinin ise dolgu alanı olduğu açıkça bilinebilecek ve yıllara sâri olarak yaşanan değişiklikler gözlemlenebilecektir. Kıyının konumsal olarak bilinir kılınması ile birlikte kıyı, kaynaksal olarak da bilinir kılınmak istenmiştir. Bu sebeple kıyının, mevcut durumda, doğal nitelikli bir alan mı yoksa yapılı çevre nitelikli bir alan mı olduğunun tespitinin yapılması istenmiştir. Kıyının doğal niteliği yine kendi içinde, kıyının statülerinden kaynaklı korunan alan mı yoksa kıyının öz niteliğinden kaynaklı korunan alanı mı olduğu şeklinde ayrıntılı bir ayrıma gidilmiştir. Bu ayrım ile kıyının statüsünden kaynaklı bilinirliğin getirdiği korumadan faydalanılmak istenmiştir. Kıyının yapılı çevre nitelikli alan bilgisi ise kıyının mekânsal planlamasında ve kıyının tasarruf edilmesinde çok önemli görülmüştür. Bu yüzden yapılı çevre nitelikli alan, altı başlık altında sınıflandırılmıştır. Bu bilgiler, başta planlama özelinde olmak üzere kıyının yönetiminde oldukça önemli bir veri olarak değerlendirilmiştir. Tüm bu sonuçlar gözetilerek kaynaksal veritabanı geliştirilmiştir. Neticede, konumsal ve kaynaksal veritabanına dayanan kıyı alanları bilgi sistemi model önerisi oluşturulmuştur. Bu bilgi sistemi modeli kapsamında, veriyi toplama ve işleme sürecini, sistemin veri sağlayıcıları olan konumsal ve kaynaksal veritabanları yerine getirmektedir. Modelin getirdiği veritabanları aracılığı ile bazı örneklemeler hazırlanmış ve modelin geçerliliği, gerekliliği, uygulanabilirliği ve maliyeti tartışılmıştır. Kıyı alanları bilgi sistemi model önerisinin, kıyı alanlarının korunması, izlenmesi, denetlenmesi, kıyının tasarruf edilmesi, kıyıdaki yetki dağılımı, kıyının mekânsal olarak planlanması ve uygulaması konularında önemli katkılar sunacağı görülmüştür. Mekânsal planlama ve uygulama özelinde ise modelin, coğrafi ve sayısal veritabanı sağlayacak olması, eşik ve dağılım analizini sağlayacak olması, korunacak nitelikli alanları tespit edip özellikli koruma sağlayacak olması, kıyıdaki planlama alanını ortaya koyacak olması, yatırımcıyı ve yatırımcının talebini yönetmede ve yönlendirmede katkılar sunacak olması ve kıyıdaki mülkiyet yapısını ortaya koyacak olması başlıca faydalarıdır. Modelin kıyıdaki mülkiyet dağılımını sunmasından ötürü kıyı, mülkiyet açısından, müdahale edilmeye hazır hale gelebilecektir. Çalışma kapsamında, kıyıda özel mülkiyete müdahale için anlaşma yoluyla satın alma, kamulaştırma, imar uygulaması, mal değişim yöntemi, barter yöntemi, kıyı gayrimenkul değer sertifikası, ön alım ve bağış yöntemleri geliştirilmiştir. Kıyı alanları bilgi sistemi modelinin, mekânsal planlama ve uygulama ekseninde, etkin, verimli, bütüncül ve sürdürülebilir bir kıyı yönetimi ile daha eşit ve serbest kullanımı sağlayacak bir mülkiyet rejiminin kurulmasında önemli bir araçsallık sunacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Cavit Kuşgöz
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mobil yapılar ve mimarlıkta mobilite kavramının örnekler üzerinden değerlendirilmesi

Mobil kelime anlamı olarak hareket kabiliyetine sahip olma ve sabit konumda kalmaktansa hareket etme anlamına gelmektedir. Mobil yapılar da sabit yapıların aksine çeşitli yöntemlerle hareket edebilen yapılar olarak kısaca tanımlanabilmektedir. Tarih boyunca insanlar konumlarını değiştirme ihtiyacı hissetmişler ve kendi konumlarıyla beraber mekânsal ihtiyaçlarını karşılayan yapıların da konumlarını değiştirerek mobil yapıları kullanmışlardır. İlk göçebe toplumların dış etmenlerden korunmak ve yaşam konforunu artırmak amaçlı yaptığı konumunu değiştirme hareketi, ilerleyen dönemlerde mobil yapıları kullanan insanlar için öncelikli amaç olmuştur. Sanayileşme, teknolojik gelişmeler ve teknik olanakların artışı, mobil yapıların ihtiyaç duyduğu mobilitenin sağlanması kolaylaştırmaktadır. Araçların gelişmesi yaygınlaşması ile mobil yapılar için de yeni olanakların oluşmasına sebep olmuştur. İlk kullanılan mobil yapı tiplerinde mobilitenin sağlanması için gerekli olan insan ve hayvanların fiziksel gücü araç ve motor teknolojilerinin gelişmesi ile başka bir boyuta taşınmıştır. Bu yeni gelişmelerin ışığında gelişen mobil yapılar ve mobilite sistemleri aynı zamanda dönemin hızlı gelişme ve değişme ruhunun sonucu olarak tasarımcıların, mimarların mobil yapıları gelecek öngörülerinde kullanmalarına sebebiyet vermiştir. Fiziksel hayatta bir karşılığı olmasa da gelecek kurgusunda mobil yapıların nasıl bir noktaya evrilebileceğine dair fikirler ortaya koyulmaktadır. Bu çalışmada mobil yapılar tiplerine göre çadırlar, karavanlar, tekerlekli küçük evler, yüzer yapılar, kurgusal mobil yapılar alt başlıklarında incelenmektedir. Çalışmada mobil yapılar; bütüncül şekilde yapı formunu koruyarak hareket kabiliyetine sahip olan yapılar olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca hareket kabiliyetine sahip olan kinetik strüktürler, mobil yapılardan ayrı düşünülmemelidir. Bu sebepten kinetik strüktürlere de çalışmada yer verilmekte ve mobil yapı tipi olarak incelenmektedir. Çalışmada mobil yapıların mobilitelerini sağlama biçimleri kategoriler oluşturularak incelenmektedir. Mobil yapıların mobilitelerini sağlaması; kendinden taşınabilir mobil yapılar ve yardımcı güç ile taşınabilir mobil yapılar olmak üzere iki alt başlıkta incelenmektedir. Kinetik strüktürlerde mobilitenin sağlanması kayma, dönme, açılma-kapanma, katlanma olmak üzere dört alt başlıkta incelenmektedir. Çalışmanın literatür taramasında elde edilen 15 adet mobil yapı ve kinetik strüktür örneği tez kapsamında incelenmiştir. Çalışmanın tamamında literatür özetinden elde edilen toplam 37 adet örnek, sonuç bölümünde tablo oluşturularak kıyaslamalı değerlendirilmiştir. Örnekler öncelikle çalışmanın içeriğinde açıklanan mobil yapı tiplerine göre kategorilere yerleştirilmiştir. Ardından; genel bilgiler, kullanım bilgileri, hareket analizi kriterleri üzerinden kıyaslanmıştır. Literatür özetinden elde edilen 37 adet örneğin kıyaslanmasından çıkan sonuçların alt başlıklar altında değerlendirmeleri yapılmış ve çıktılar üzerinden önerilerde bulunulmuştur. Covid-19 pandemisinin getirdiği sağlık sorunlarının yanında insanların mekânlar ile kurduğu ilişkileri sorgulamasına sebep olmuştur. Günümüz dünyasında beklenen yeni salgınların olması bu konuda üretilebilecek çözümlerin önemini artırmaktadır. Mobil yapıların bu durumlarda kullanılması mekânsal ihtiyaçların çözümünde önemli rol oynayabileceği öngörülmektedir. Bu konuda yapılacak olan akademik ve uygulama çalışmaları artırılmalı, teşvik edilmelidir. Sanayileşme, endüstri devrimi gibi gelişmeler ile insanların yeniden yöneldiği göçebelik kültürü ve mobil yapılar, pandemi döneminde sokağa çıkma yasaklarıyla popülerliğini artırmıştır. İçinde yaşadığı barınma mekânının özgürlüklerini kısıtlayıcı, doğadan uzak olduğunun farkına varan kullanıcılar mobil yapılar ile daha özgür bir yaşama sahip olabileceklerini düşünmektedir. Dünya'da yaşanan doğal afetler ve Türkiye'deki 6 Şubat depremi; afetler sonrasında acil geçici mekân ihtiyacının önemini göstermektedir. Mobil yapıların sabit yapılara göre uyum sağlama yeteneği çok daha yüksek olması sebebiyle acil durumlarda daha hızlı ve etkin çözüm oluşturabileceği öngörülmektedir. Türkiye'nin popülasyon olarak en kalabalık şehri olan İstanbul'da olması beklenen deprem ve sonrası için şimdiden mobil yapıların bir çözüm yolu olarak görülmesi bu doğrultuda çalışmaların yapılması gerekmektedir. Çalışmanın çıktılarının mobil yapılar konusunda yapılacak çalışmaların ve uygulamaların artmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Hürcan Bayram
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nesnel hacim akustiği parametreleri ile psikoakustik algı kriterleri ilişkisinin orkestral müzik ile araştırılması: Elmıa Konser salonu örneği

Psikoakustik: Antik Yunan felsefesi ile sanat, müzik ve insan bağlamında doğmuş bir bilim dalıdır. Ancak müzik de diğer sanat dalları gibi din baskısı altında kalıp gelişememiştir. Müzik ile beraber psikoakustik de unutulmaya yüz tutmuştur. Rönesans, Barok ve Klasik dönemde (Klasisizm) felsefeye ve doğaya yeniden dönüş sayesinde yüzyıllardır gün yüzü görmemiş konular yeniden tartışılmaya başlamıştır. Bunlardan biri psikoakustik olmuştur. Müziğin halkın ulaşabileceği seviyeye inmesi, düşünce özgürlüğünün tam olarak gerçekleşmesi sayesinde psikoakustik (işitsel algı) de yeniden incelenmeye başlamıştır. O tarihten sonra müzik de psikoakustik de gelişim göstermiştir. Psikoakustik, sesin olduğu hemen her yerde var olan bir bilim dalıdır. Hacim akustiği ise yaklaşık yüzyıldır üzerinde çalışmalar yapılan bir alandır, genel olarak mimari akustik ve görsel sanatlar ile yakından ilişkilidir. Hacim akustiğinin kapalı mekanlarda temelleri 1900'lerin başında W. C. Sabine'nin Harvard Üniversitesi, Fogg Sanat Müzesi çalışması ile atılmıştır. Teknolojik imkanlar, gelişen ve genişleyen konfor ihtiyaçları akustik konfor parametresinin öne çıkmasını sağlamıştır. Henüz çok yeni bir çalışma alanı olup hızla gelişim göstermektedir. Bu tez, mekânsal ve zamansal değerlerden etkilenen nesnel hacim akustiği parametrelerinin işitsel algıyı etkileyen psikoakustik algı kriterleri ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Psikoakustik algı kriterleri sistematik olmayan literatürden toparlanmış ve hacim akustiği bağlamında değerlendirilmiştir. Tez çalışması kapsamında iki ayrı veri elde etme yöntemi kullanılmıştır: Teorik ve deneysel çalışma. Teorik çalışma, simülasyon üzerinden yapılmış olup Elmia Konser Salonu ve Beethoven 7. Senfoni 1. Bölümün anekoik kaydı kullanılmıştır. Anekoik kayıtlar enstrüman bazında ayrı ayrı alınmış olup orkestra kurulumundan sonra auralizasyon ile işitilebilir hale getirilmiştir. Orkestra, sahne alanına uygun biçimde 20. Yüzyıl modern yerleşim planında sahneye yerleştirilmiştir. Yaylı enstrümanların ağırlıkta olduğu 20 enstrümandan oluşan bir oda orkestrasıdır. xviii Deneysel çalışmada: Elde edilen anekoik kayıtlar ve veriler spesifik bir katılımcı grubu ile yapılan anket yapılmıştır. Anket, müzikal sesler gözetilerek belirlenmiş olan psikoakustik algı kriterleri ve daha önce yapılmış olan benzer çalışmalar incelenerek hazırlanmış ve L. L. Beranek'in 1962'de yayınladığı "Music, Acoustics & Architecture" isimli kitabındaki gibi spesifik bir gruba yapılmıştır. Anket sonuçları, karar verme yöntemleri ile sadeleştirilerek deneysel sonuçlar elde edilmiştir. Psikoakustik algı kriterleri, teorik ve deneysel sonuçlar bağlamında değerlendirilmiş ve aralarındaki ilişki incelenerek hacim ve insan algısı ara kesitindeki bağlantı araştırılmıştır.

Klasik müzikMimari akustikPsikoakustik analiz
Derin Hilal Bilmez
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yalın üretim stratejileriyle atık oluşumunu önlemeye yönelik hafif çelik yapı üretim önerisi

Hafif çelik yapıların üretimi, etkin malzeme kullanımı ve montaj süresi, işçilik ve nakliye ekonomikliği avantajlarıyla beraber üretim aşamaları, atık oluşumunu azaltma stratejilerine elverişli, güvenli saha ve çevre dostu faaliyetleri kapsamaktadır. Hafif çelik yapı üretimi, sayılan tüm bu özellikler bağlamında müşteri (kullanıcı) memnuniyetini üst düzeyde tutarak, üretim faaliyetlerinde "daha az" kaynak kullanımını ve verimliliği artırmayı amaçlayan yalın üretim için potansiyel oluşturmaktadır. Ancak hafif çelik yapı tasarım, konstrüksiyon ve uygulamalarında ya da yapı sektöründe genel kabul görmüş atık oluşumunu azaltma önlemlerinin uygulanmamasına bağlı olarak hem fiziksel (malzeme) hem de fiziksel olmayan (süre, maliyet) atıklar oluşabilmektedir. Bu atık oluşumları, hafif çelik yapıların üretim verimliliğini olumsuz etkilemenin yanı sıra hafif çelik yapıların ülkemizdeki kullanım payındaki artışın yaşanmasına sınır oluşturmaktadır. Hafif çelik yapı üretimindeki verimliliği olumsuz etkileyen atıkların önlenebilmesi-azaltılabilmesi için hafif çelik yapı üretiminde atık oluşum nedenlerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Firma ölçeğindeki gerçekleştirilecek atık bağlamındaki tespitlerle önce ulusal daha sonra da global fayda sağlanacaktır. Atık nedenlerinin tespitine yönelik gerçekleştirilebilecek farklı yöntemler olsa da tez çalışmasında en kısa sürede en etkili sonucu alabilmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda, ülkemizdeki hafif çelik yapı üretim firmalarında mevcut durum tespitine yönelik anket çalışması gerçekleştirilmiş ardından, elde edilen veriler atık oluşum nedenleri ve önlenmesine yönelik olarak değerlendirilmiştir. Hafif çelik yapı üretiminin, "değer temelli yaklaşım, atık azaltma, sürekli iyileştirme, tam zamanında üretim ve kalite yönetimini" esas alan teknik ve uygulamalarla verimliliği artırma yoluna giden yalın üretim ile uygulanabilir ve iyileştirilebilir duruma getirilmesi, atıklardan arındırılması ve yalınlaştırılması gerekmektedir. Öte yandan firmalar için hafif çelik yapı üretiminde yalınlaşmayı sağlayacak kılavuz günümüzde mevcut değildir. Hafif çelik yapı üretiminde yalınlaşmayı sağlayan kılavuz eksikliğinin giderilmesi için "(YHÇ) Yapı Üretim Kılavuzu" hazırlanmıştır. Firmaların hafif çelik yapı üretimi gerçekleştirirken, kılavuzdaki uygulamaları adım adım gerçekleştirmenin yanında anket değerlendirme ve önerileri de dikkate alması beklenmektedir. Tez çalışması ile hafif çelik yapı üretim aktörlerinin atık nedenlerine ve önlenmesi/azaltılması konusunda bilinçlendirileceği, hafif çelik yapı üretim verimliliğinin artırılacağı, ülkemizdeki hafif çelik yapı kullanım payında yukarı ivmelenme sağlanacağı ve "sıfır atık" vizyonunun ulaşılabilir kılınacağı öngörülmektedir.

Büşra Tütüncü
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yakın geçmişin mimari mirasının korunması üzerine bir yaklaşım önerisi

Daha sonra doldurulacaktır.

Mimari mirasModern mimari miras
Huriye İlke Tandoğdu
Mimar Sinan Fine Arts University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00