
62
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0
Researcher
0%
DOI Rate
Discipline
Murt, kekik ve aynısefa bitki esansiyel yağlarının antibakteriyel etkinliği
İnfeksiyöz (bakteri, virüs, parazit, mantar) kaynaklı hastalıklar yetiştiricilik ünitelerinde en sık görülen nedenler olup balıkların sağlığına yönelik ciddi tehdit oluştururlar. Bakteriyel enfeksiyonlar ise böyle stres durumlarındaen ciddi enfeksiyonlara neden olurlar. Uzun yıllardır hastalıkların tedavisinde antibiyotik uygulamaları kurtarıcı rol üstlenmiş ancak antibakteriyel direnç oluşumu tedavisel ve çevresel sorunlarına neden olmuştur. Bu nedenle son yıllarda antibiyotiklere alternatif yeni tedavi olanakları geliştirilmiş ve doğal bitkilerden elde edilen bitki uçucu yağlarının terapötik uygulamaları üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada infeksiyöz etkenlerin başında gelen bakteriyel kökenli hastalıklara karşı alternatif tedavi olarak değerlendirilen bitki uçucu yağlarının antibakteriyel etkinliği üzerinde durulmuştur. Bu amaçla halilibrahim zahter (Satureja thymbra L.), aynısafa (Calendula officinalis L.) ve murt (Myrtus communis L.) uçucu yağları; gr (-) olan Pseudomonas aeruginosa, Klebsiella pneumoniae ve gram (+) olan Enterococcus faecalis ve Staphylococcus aureus bakterilerine maruz bırakılmış disk difüzyon ve mikrodilüsyon broth yöntemleri ile sonuçlar değerlendirilmiştir. Uçucu yağlara ait majör bileşenler C. officinalis için α-Kadinol (%29.4) ve δ-Kadinen (%19,7); M. communis için Eucalyptol (%38,44) ve α–Pinene (%25,13); S. thymbra için Gamma-Terpinene (%21,89) ve timol (19.38) olarak bulundu. Antimikrobiyal etkinlik duyarlılık test sonuçları incelendiğinde; M. communis uçucu yağı tüm bakteriler üzerinde mikrobisid etki gösterdi. K. pneumoniae (28 mm) üzerinde en yüksek; S aureus (12,3 mm) ise en düşük etki izlendi. S. thymbra uçucu yağı K. pneumoniae dışındaki tüm bakteriler üzerinde mikrobisid etki; C. officinalis ise P. aeruginosa ve S. aureus (10.3 mm) üzerinde mikrobiyostatik; K. pneumoniae (14.3 mm) ve E. faecalis (19.6 mm) de mikrobisid etki gösterdi. Tüm uçucu yağlar için MİK değerleri 12.5 µL - 100 µL aralığında izlendi. Çalışma bulgularımız gösteriyor ki bitki uçucu yağları patojen bakterilerin üremelerini durduracak inhibitör konsantrasyonlarda, hastalıklar üzerinde etkili bir tedavi şekli oluşturabilecek profil özelliği taşımaktaysa da konu üzerinde daha kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.
Demirköprü Baraj Gölü (Manisa)'ndeki su ve Viviparus contectus (Millet, 1813) örneklerinde ağır metal kirliliğinin belirlenmesi
Akuatik organizmalar, su ekosistemlerinde var olan kimyasalları besinleriyle beraber almalarından dolayı vücutlarında metal biriktirirler. Potansiyel olarak ağır metallerin varlığının değerlendirilmesi için, biyoizleme çalışmalarında Gastropodlar kullanılmıştır. Bu nedenlerle, bu çalışma Demirköprü Baraj Gölü'nden (Manisa, Türkiye) sudaki ağır metal biyoakümülasyonunu (Cd, Cr, Pb, As, Zn ve Cu) ve Viviparus contectus'u analiz etmeyi amaçlamıştır. Ayrıca numune alma sırasında suyun fiziko-kimyasal özellikleri [pH, su sıcaklığı (°C), çözünmüş oksijen (mg/L)] ölçülmüştür. Elde edilen bulgulara göre tatlı su salyangozlarında en çok biriken metal Zn, su örneklerinde en çok biriken metal ise Pb olup, ağır metal birikimi mevsime göre değişmektedir. Elde edilen ağır metal konsantrasyonları EPA, FAO ve Türk Gıda Kodeksi Bulaşanlar Yönetmeliği'ne göre sınır değerlerin altındadır. Sonuç olarak, su ortamı antropojenik kirlilikten olumsuz etkilenmektedir ve elde edilen veriler biyoizleme çalışmaları için yararlıdır.
Masere udi hindi (Aquilaria agallocha Roxb.) yağının yüksek yoğunlukta stoklanan japon balıklarında (Carassius auratus) antioksidan durumuna etkileri
Bu tez çalışmasında, masere udi hindi (Aquilaria agallocha Roxb.) yağının yüksek yoğunlukta stoklanan Japon balıklarının (Carassius auratus) antioksidan durumuna ve büyüme performansına olan etkileri incelenmiştir. 30 gün süren çalışma sonunda en yüksek canlı ağırlık Mas1 grubunda elde edilirken, yüksek stoklama yoğunluğundaki masere udi hindi deneme gruplarında bütün son ağırlık verileri KY grubuna göre yüksek bulunmuştur. En iyi YDO değeri Mas1 grubunda bulunurken, yüksek stoklama yoğunluğundaki Mas05 ve Mas2 gruplarına ait YDO değerleri, düşük stoklama yoğunluklu KD grubuna göre daha iyi çıkmıştır. MB, RBO ve SBO büyüme parametreleri bakımından Mas1 grubu en yüksek değerleri verirken, KY grubunda en düşük veriler kaydedilmiştir. Masere udi hindi yağı ilaveli yemlerin yüksek stoklama yoğunluğundaki Japon balıklarının büyüme performansında etkili olduğu görülmüştür. Büyüme performansı açısından en etkili masere udi hindi yağı oranı %1 olarak tespit edilmiştir. Antioksidan durumu ile ilgili olarak, Japon balıklarının masere udi hindi yağı ilaveli yemlerle beslenmesi yüksek stoklama yoğunluğunda oksidatif stresi azaltmıştır. Yüksek stoklama yoğunluklarında, SOD ve CAT enzim aktivitelerinin artışında en etkili masere udi hindi yağı oranları sırasıyla %1 ve %0,5 olarak tespit edilmiştir. MDA düzeyinin azaltılmasında en etkili masere udi hindi yağı oranı %1 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, Japon balıklarının yüksek stoklama yoğunluğunda büyüme performansının ve antioksidan durumunun iyileştirilmesinde masere udi hindi yağı etkili bulunmuştur. Büyüme performansı ve antioksidan durumu göz önünde bulundurulduğunda, Japon balıkları için yemlerinde tavsiye edilebilecek masere udi hindi yağı optimal oranı %1'dir.
Keban baraj gölü Pertek avlak sahasında bulunan midye populasyonlarının ekolojik özelliklerinin su altı dalış tekniği ile belirlenmesi
Sualtı dalış gözlem çalışmalarında en küçük boydaki midyelerin kıyıda 5-10 cm derinliklerde tutunabilecekleri nesnelerin üzerinde kümeler halinde oldukları görülmüştür. Kıyıdan derinliklere doğru gidildikçe de midyelerin boylarının büyüdüğü tespit edilmiştir. Midyelerin uygun tutunma yeri olan yerlerde direk güneş ışınlarına doğru durmadıkları, kayalık yerlerin yan kısımlarına yapışarak indirekt olarak faydalandıkları görülmüştür. Büyük midyelerin genelde ortalama 30 mm büyüklükte oldukları belirlenmişse de, 40 mm den daha büyük ve çok sayıda midye kabuklarına da rastlanılmıştır. Ancak bunlardan hiç birine canlı olarak rastlanılmamış, kümeler halinde ölü ve boş kabukları bulunmuştur. Midyelerin su zeminine göre yayılım gösterdikleri belirlenmiştir. Çıplak taban çamurundansa rahatça tutunabilecekleri kayalık bölgeleri tercih ettikleri görülmüştür. Çıplak kumlu tabanlarda ise bulabildikleri teneke kutu, şişe, plastik artıklar, halat, balık ağları ve hatta tekne tabanlarına kadar tutunup kümeler halinde yaşadıkları tespit edilmiştir. Gözlem yapılan ve midyelerin yaşamalarına uygun zemin yapılarının tamamen midyeler ile kaplı oldukları olduğu, en fazla canlı midye kümelerinin 0-8 m arasındaki derinliklerde olduğu belirlenmiştir. Diğer taraftan suyun daha berrak olduğu ve gün ışığının daha derinlere ulaşabildiği bölgelerde ise 15 m derinliklerde de canlı midye kümelerine bolca rastlanılmış ve canlı midyelerin bulunduğu derinlik sınır yaklaşık 18 m civarlarında kalmıştır. Midyelerin sifonlarının sürekli olarak açık bir şekilde suyu süzme işlemini yaptıkları görülmüştür. Çalışma bölgesinin büyük bölümünde aşırı sediment olduğu midyelerin üstünü kapladığı, midyelerin bu durumda sifonların normalden daha fazla uzatarak suyu süzme işlemini gerçekleştirdikleri görülmüştür. Midyelerin canlıları da substrat olarak kullandıkları kerevitlerin ve hareketli midyeler olan Unionidlerin de üzerlerinde kümeler halinde bulundukları tespit edilmiştir. Midyelerin ortalama uzunluklarının 21,025±3,02 mm, ortalama genişliklerinin 10,33±1,49 mm, kabuklu ağırlıklarının ortalama 9,45±4,29 g ve ortalama et ağırlıklarının 1,99±1,55 mg olduğu tespit edilmiştir. Midyelerin uzunluk ile ağırlıkları arasında R² = 0,749 doğrusal ve güçlü bir ilişki bulunmuştur. "b" değerlerine baktığımızda negatif allometrik büyüme gösterdiği tespit edilmiştir. Bu çalışmada kıyıya yakın bölgelerde daha berrak ve sedimantasyon az olduğu yerlerden alınan midyeler ile, sedimentin daha çok olduğu ve hatta midyelerin üzerinin sedimentle kaplandığı alanlardan alınanların antioksidan seviyelerindeki farkın araştırılması amaçlanmıştır.Yapılan analiz sonuçlarına bakıldığında sedimentin az olduğu bölgeden alınan midyelerde SOD, CAT ve MDA seviyelerinin sedimentle kaplanan midyelerden daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. SOD ve CAT'ın daha yüksek olması sedimentin az olduğu bölgelerdeki midyelerde oksidatif stresin düşük olduğu anlamına gelmekteyse de MDA'nın yüksek olması bu sedimentte bu duruma etki eden nedenlere de bakılmasını gerektirmektedir.
Yüksek yoğunlukta stoklanan Japon balıklarında (Carassius auratus) udi hindi hidrosolü katkılı yemlerin antioksidan parametrelere etkisi
Bu tez çalışması, balık yemine farklı oranlarda udi hindi hidrosolü ilavesinin düşük ve yüksek yoğunluklarda stoklanan Japon balığında büyümeye ve oksidatif stres düzeylerine etkisini araştırmak için yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, yüksek stoklama yoğunluğuna sahip Kontrol H grubu, düşük stoklama yoğunluğundaki Kontrol L grubuna göre büyüme ve büyüme parametreleri bakımından geride kalmıştır. Bu da Japon balıklarının büyümesinde ve yem değerlendirmesinde yüksek stoklama yoğunluğunun olumsuz etkisini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları, yüksek stoklama yoğunluğunun balık büyümesinde sebep olduğu dezavantajlı durumun bertaraf edilmesinde balık yemlerine udi hindi hidrosolü ilavesinin faydalı bir metot olabileceğini göstermektedir. Japon balığı kas MDA seviyesi en yüksek Kontrol H grubunda, en düşük ise Kontrol L grubunda tespit edildi. Japon balıklarında yüksek stoklama yoğunluğunun oksidatif strese neden olduğu belirlenmiştir. Udi hindi hidrosolü katkılı yemlerle beslenen Japon balıklarının kaslarında MDA seviyeleri Kontrol H grubuna kıyasla azalmıştır. Udi hindi hidrosolü katkılı yemlerle besleme yapma MDA seviyesini düşürmede etkili olmuştur. Udi hindi hidrosolü takviyesinin stres altındaki Japon balıklarında kas dokusu CAT ve SOD enzim seviyelerini arttırdığı ve MDA seviyesini düşürdüğü belirlenmiştir. Bu sonuçlar, %0,5 ve %1 oranında udi hindi hidrosolü ilaveli yemlerle yapılan beslemenin, yüksek stoklama yoğunluğundaki Japon balığında oksidatif stresin azaltılmasında önemli rol oynadığını göstermektedir.
Halbori gözeleri(Tunceli,Türkiye) zooplanktonu
Bu çalışmada, Halbori Gözeleri'nde Haziran 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında aylık olarak 2 istasyondan 12 ay boyunca bazı su kalite parametreleri ve zooplankton faunası araştırılmıştır. En yüksek su sıcaklığı ağustos ayında 2.istasyonda 15,4 °C olarak kaydedilirken, en düşük su sıcaklığı ise ocak ayında 2.istasyonda 5,0 °C olarak kaydedilmiştir. Halbori Gözeleri pH değeri 6,4 ile 8,5 arasında kaydedilmiştir. Araştırma süresince çözünmüş oksijen 8,1 ile 11,9 mg/L arasında değişmektedir. Halbori Gözeleri'nde toplam 26 zooplankton türü teşhis edilmiştir. Bunlardan19 tür Rotifera, 5 tür Cladocera ve 2 tür ise Copepoda'ya aittir. Halbori Gözeleri Zooplanktonu 1.istasyonda Rotiferadan Ascomorpha saltans, Brachionus angularis ve Keratella quadrata yılın çoğu ayında görülürken Cephalodella catellina, Cephalodella forficula, Gastropus stylifer, Keratella tecta, Notommata glyphura ve Synchaeta oblonga yılda sadece 1 ay görülmüşlerdir. Cladoceradan Bosmina longirostris ve Chydorus sphaericus en fazla çıkan türler olmuştur. Copepodadan Cyclops vicinus yılın en fazla ayında görülen tür olmuştur. 2.istasyonda ise Rotiferadan Brachionus angularis, Keratella quadrata ve Polyarthra dolichoptera yılın çoğu ayında görülürken Gastropus stylifer, Lecane nana, Keratella tecta, Synchaeta oblonga yılda sadece 1 ay görülmüşlerdir. Cladoceradan Alona guttata ve Daphnia cucullata en fazla çıkan türler olmuştur. Copepodadan Cyclops vicinus yılın en fazla ayında görülen tür olmuştur. 1.İstasyonun İndeks analiz sonuçlarına göre Shannon Wiener H′ tür zenginliği indeksinin en yüksek olduğu ay 1,97 ile ekim ayı, en düşük değer ise 0,45 ile ocak ayının olduğu tespit edilmiştir. Margalef tür çeşitliliği D indeksine göre en yüksek değer 0,78 ile ekim ayı en düşük değer ise 0,12 ile ocak ayı olmuştur. 2. İstasyonun indeks analiz sonuçlarına göre Shannon Wiener H′ tür zenginliği indeksinin en yüksek olduğu ay 1,68 ile eylül ayı, en düşük değer ise 0,67 ile ocak ayının olduğu tespit edilmiştir. Margalef tür çeşitliliği D indeksine göre en yüksek değer 0,64 ile eylül ayı en düşük değer ise 0,12 ile ocak ayı olmuştur.
Batman ili balık tüketim alışkanlığının belirlenmesi
Bu çalışma, Batman ilinde yaşayan insanların su ürünleri tüketim alışkanlıklarının ve et tüketim tercihlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Batman da 350 kişiye yapılan anket sonuçlarına göre; ilk sırada %46 ile kırmızı et, ikinci sırada %42 ile tavuk eti ve son olarak %10 ile balık eti tükettikleri tespit edilmiştir. Katılımcıların %2'si ise hiçbir çeşit et tüketmediklerini belirtmiştir. Bölge halkının su ürünlerini %55 oranında balıkçıdan temin ettikleri tespit edilmiştir. Katılımcıların en çok tercih ettiği balık %51 oranla deniz balıkları olarak saptanmıştır. Katılımcıların balık satın alırken %64'ünün tazeliğine, %22'sinin lezzetine, %7'sinin fiyatına, %6'sının kılçıklı olup olmamasına, %1'inin ise çiftlik ya da doğal olup olmamasına dikkat ettikleri görülmüştür. Katılımcıların balık pişirme yöntemleri, %47'sinin kızartarak, %32'sinin ızgarada, %17'sinin fırında, %4'ünün balık buğulama şeklinde balığı pişirmeyi tercih ettikleri saptanmıştır. Bu çalışmada, Batman'da yıllık balık tüketimi 4,8 kg olmasına rağmen dünya ortalamasının altında olduğu tespit edilmiştir. Bu durumun balık fiyatlarının yüksek olmasından ziyade, bölgenin denize kıyısı olmamasının yanı sıra yemek kültüründen de kaynaklandığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Balık Tüketimi, Tüketim Alışkanlığı, Et Tüketim Tercihleri, Batman
Kurşun nitrat (Pb(NO3)2) ağır metalinin Gammarus pulex (L., 1758) üzerindeki akut toksisitesi
Bu çalışmada kurşun nitrat (Pb(NO3)2)'ın Gammarus pulex üzerindeki 96 saat için akut toksisite etkisi belirlenmiştir. Bu amaçla kontrol grubunun yanı sıra 50, 75, 100, 200, 300 ve 400 µg/L konsantrasyonlarında deney grupları oluşturulup, her bir deney grubuna 10 adet G. pulex konularak üç tekerrürlü deneysel çalışma yapılmıştır. Deneme süresince 24 saatlik periyotlar halinde canlılar kontrol edilmiş ve ölüm oranları belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonunda ortalama LC50 değeri 152 ± 13 µg/L olarak tespit edilirken, alt bant seviye değeri 112 ± 12 µg/L ve üst bant seviye değeri ise 216 ± 16 µg/L olarak bulunmuştur.
Keban Baraj Gölü'ndeki su ürünleri yetiştiricilik işletmelerinin 2015 yılı yapısal ve ekonomik analizi
Bu çalışma, Keban Baraj Gölü'nde ağ kafeslerde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelerin yapısal ve ekonomik analizlerini belirlemek için yapılmıştır. Tez çalışması, 2015 yılında Elazığ, Tunceli ve Erzincan illerinde bulunan Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğüne kayıtlı işletmeleri kapsamaktadır. Keban Baraj Gölü'nde küçük aile işletmesi olarak adlandırılan, 25 ton/yıl kapasiteli işletmelerden 44 adet, mühendis çalıştırılması mecburi (50≥ ton/yıl) olan işletmeler 25-250 ton/yıl kapasiteli işletmeler 37 adet ve 250 ton/yıl üzeri olan büyük kapasiteli işletmeler 39 adet olmak üzere 120 adet su ürünleri yetiştiricilik tesisi bulunmaktadır. Çalışmada kullanılan veriler bu işletmelerden tam sayım yöntemi ile yüz yüze anket uygulaması yapılarak elde edilmiştir. Ağ kafeslerde alabalık üretimi yapan işletmelerin tamamında, balık üretiminde hazır pelet (granül) yemler kullanılmaktadır. Tüm işletmelerde alabalıklar ortalama 230-260 gr civarında ve 6-8 TL/kg arasında satılmaktadır. Ağ kafeslerde alabalık yetiştiren işletmelerde; işletme başına düşen toplam aktif sermaye 1.134.519 TL olarak hesaplanmıştır. %86,66'lık bir oranla aktif sermaye içerisindeki en önemli pay balık sermayesinden oluşmaktadır. Ağ kafeslerde alabalık üretimi yapılan işletmelerde, işletme masraflarının toplamı 734.200 TL/işletme olarak hesaplanmıştır. Bu masraflar içerisindeki en büyük oran yem (%64,72) ve yavru balık (%10 ) olarak hesaplanmıştır. Anahtar kelimeler: Keban Baraj Gölü, Yetiştiricilik, Yapısal ve Ekonomik Analiz
Farklı konsantrasyonlardaki 2-fenoksietanol ve karanfil yağının sarı prenses (Labidochromis caeruleus) ve ahli (Sciaenochromis fryeri) yavru bireyleri üzerine olan anestetik etkileri
2-Fenoksietanol (2-PE, etilen glikol monofenil eter), renksiz ve 1,11 gr/ml yoğunlukta yağ içeren bir anestetiktir. Karanfil bitkisinden ekstrakte edilen karanfil yağı ise, karanfil bitkisinin tomurcuk, yaprak ve dallarından elde edilen bir üründür. Karanfil yağının etken maddesi yaklaşık %85-95 eugenol, %5-15 isoeugenol ve methyleugenol'dür. Çalışmada karanfil yağı; 10, 15, 25, 50, 75, 100 µl/L ve fenoksi etanol; 0,2, 0,3, 0,4, 0,5, 0,6 ve 0,7 ml/L olarak 6'şar farklı konsantrasyonda kullanılmış olup sarı prenses (Labidochromis caeruleus, 1,19±0,14 gr, 3,88±028 cm) ve ahli (Sciaenochromis fryeri, 1,22±0,07 gr, 4,22±0,24 cm) yavru bireylerinde uygun anestetik konsantrasyonlar tespit edilmiştir. 2-Fenoksietanolün 0,5 ml/L ve karanfil yağı 25 µl/L konsantrasyonları ile kullanımı bu iki tür içinde minimum etkili konsantrasyonlar olarak belirlenmiştir.
Cyfluthrin, dimethoate insektisitlerinin gammarus pulex (l., 1758) üzerine letal konsantrasyonlarının (lc50) belirlenmesi
Bu çalışmada Tunceli Munzur Akarsuyundan elde edilen Gammarus pulex (L., 1758) bireyleri cyfluthrin ve dimethoate etken maddelerini içeren iki insektisitin farklı konsantrasyonlarına maruz bırakılarak, akut toksisite testlerinden LC50 değerleri belirlenmiştir. Çalışma boyunca su sıcaklığı, pH, çözünmüş oksijen gibi parametreleri sürekli kontrol edilerek değişmemesi sağlanmıştır. Yapılan bu çalışmada deneyler 1 litrelik cam akvaryumlarda 0,5 litre su konularak gerçekleştirilmiştir. Her bir konsantrasyon grubu için 10 adet G. pulex bireyi kullanılmıştır. LC50 değerinin belirlenmesi için 24 saatlik periyotlarla canlıların hareketlilik durumları gözlemlenerek kaydedilmiştir. Hareketliliğini kaybetmiş G. pulex'ler akvaryum içerisinden alınıp çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışma 3 tekerrürlü yürütülmüş olup, dimethoate için LC50 değeri 170,51 ± 8,15 µg/l tespit edilirken, cyfluthrin için LC50 değeri 0,800 ± 0,12 ng/l olarak olarak belirlenmiştir.
Uzunçayır baraj gölündeki tatlısu kefali (Squalius cephalus L., 1758) populasyonunda otolit morfometrisi
Tatlısu kefali (Squalius cephalus L., 1758) Uzunçayır Baraj Gölü'ndeki ekonomik öneme sahip balık türlerinden biridir. Ticari olarak av verebilecek potansiyele sahiptir. Gerek Türkiye'de ve gerekse yurtdışında bu türün farklı populasyonları üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Fakat Uzunçayır Baraj Gölü'nde yaşayan tatlısu kefalinin otolit biyometrisi üzerine bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle, yapılan bu çalışma ile tatlısu kefalinin Uzunçayır Baraj Gölü populasyonunda otolit biyometrisinin tespit edilerek, ilerde yapılacak olan çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında Uzunçayır Baraj Gölü'nden yakalanan 49 dişi (%46,23) ve 57 erkek (%53,77) olmak üzere toplam 106 adet S. cephallus bireyi incelenmiştir. Balıklar III-IX yaş grupları arasında dağılım göstermiştir. Dişi/Erkek oranı tüm yaş gruplarında 1:1,16 olarak tespit edilmiş olup, bu oranın istatistiki olarak 1:1 oranından farklı olmadığı görülmüştür. Araştırma süresince incelenen toplam 106 adet S. cephallus bireyinin total boyları 16,5 cm ile 33 cm, otolit genişlikleri 0,07 mm ile 0,23 mm, otolit uzunlukları 0,1 mm ile 0,27 mm, otolit ağırlıkları 0,008 g ile 0,0228 g arasında değişiklik göstermiştir. Ortalama total boy 25,49 cm, ortalama otolit genişliği 0,1461 mm, ortalama otolit uzunluğu 0,1707 mm ve ortalama otolit ağırlığı 0,0173 g olarak tespit edilmiştir.
Synthesis of chitosan-containing polymers and their antimicrobial activities on some foodborne pathogens found in fish
In this study, a new polymer was obtained by adding chitosan, an antimicrobial agent, to poly N-(2-Hydroxypropyl)methacrylamide)(HPMA) polymer. FT-IR, TGA and SEM analyzes showed that Chitosan-graft-poly(N-(2 Hydroxypropyl)methacrylamide)(HPMA) polymer was successfully synthesized and had the desired properties. 2% acetic acid solution (K+HPMA+A) of chitosan-graft-poly(N-(2 Hydroxypropyl)methacrylamide)(HPMA) polymer was used to kill foodborne pathogens found in fish (Klebsiella pneumoniae clinical isolate, Escherichia coli ATCC 25922, Staphylococcus aureus ATCC 29213, Enterococcus faecalis ATCC 29212) on the development of disc diffusion and Its effectiveness was examined with antibacterial susceptibility tests, which is the microdilution broth method. For this purpose, as a result of treating chitosan with 2% acid solution (K+A), chitosan with pure water (K+S) and chitosan-graft-poly(N-(2-Hydroxypropyl)methacrylamide)(HPMA) with 2% acetic acid solution (K+HPMA+A); While the high concentration of K+HPMA+A and K+A (300µL: 8.85 mg) have a higher antimicrobial effect on gram (-) and gram (+) bacteria, the lower concentration of K+HPMA+A (300µL: 4.425 mg) showed a lower inhibition zone in all bacteria except on E. coli. When the minimal inhibition test, which is decisive for the antibacterial effect, is examined, the Mic value of K+A on bacteria is 15.62 μL and the Mic value of K+HPMA+A is 31.85 μL. Compared to standard antibiotics; It has been determined that it has the same antimicrobial properties on gram (+) bacteria and more effective antimicrobial properties on gram (-) bacteria. Our study findings show that K+HPMA+A solution containing chitosan in appropriate doses (300-31.85 µL) has bactericidal properties that will stop the growth of bacteria, which is an important feature in supporting treatment for improving human and public health. In addition, it contributes to the studies carried out to increase food safety on the subject.
Tunceli Uzunçayır Baraj Gölü'nde kerevit pinter ağlarının seçiciliğinin avcılık çalışmalarıyla araştırılması
Bu çalışmada da Tunceli Uzunçayır Baraj Gölünde kerevit pinter ağlarının av seçiciliğinin araştırılması amaç edinilmiştir. Pinterlerin bırakılarak avlama çalışmalarının yapıldığı alan (39°01ʹ04ʺ K, 39°30ʹ07ʺ D) Tunceli İli'nin batısında yer alan Uzunçayır Baraj Gölü Aktuluk bölgesidir. Avcılık boyunca pinterler kıyıya paralel olarak atılmıştır. Araştırmada, 100 adet 17 mm göz açıklığında rombik ağlarla donatılmış tek girişli çift venterli, ilki yarım daire şeklinde, diğerleri yuvarlak 5 çember üzerine giydirilmiş kerevit pinterleri kullanılmıştır. Pinterler tesadüfi olarak seçilen istasyonlarda 1 Haziran – 1 Ağustos 2024 tarihleri arasında 15 günde bir yemsiz olarak tekrarlı bırakılmış ve kontrol edilmiştir. Araştırma suresince 5 defa saha çalışmasına çıkılmış olup, çalışmalar esnasında; sıcaklık ölçümleri su yüzeyinin 1,5 m derinliğinde yapılmıştır. Avcılık sonucunda pinter ağlarıyla 18 erkek ve 2 adet dişi kerevit (Pontastacus leptodactlus, Eschscholtz, 1823) yakalanmıştır. Bu çalışma öncesinde gölde kerevit valığı bildirilmemiştir ve bu çalışma Uzunçayır Baraj Gölü'nde kerevit olduğuna dair ilk rapordur. Yakalanan dişi kerevitlerin abdomenlerinin altında yumurta taşıdıkları görülmüştür. 18 adet erkek kerevitten 6 tanesinin yasal avcılık boyu olan 10 cm toplam boydan büyük olduğu, 12 tanesinin ise yasal avcılık boyundan küçük olduğu tespit edilmiştir. Ağırlık dağılımları incelendiğinde en küçük erkek kerevitin 18 g ve en ağır erkek kerevitin ise 93 g olduğu belirlenmiştir. Dişi kerevitler ise en küçük kerevitin 30 g ve en ağır kerevitin 35 g olduğu belirlenmiştir. Pinterlerle yakalanan kerevitlerin boy-ağırlık ilişkisi, bireylerin boy uzunluğu-yaş canlı ağırlık ilişkisi olarak linear regresyon analizi ile logaritmik olarak incelenmiştir. R değerlerine bakıldığında erkek kerevitler boy ve ağırlık arasında güçlü, dişi kerevitlerde ise çok güçlü bir ilişki bulunmuştur. Her iki eşey grubunda da negatif allometrik büyüme gözlemlenmiştir. Bu çalışmada gölde yaşayan hedef dışı av olarak 12 adet Capoeta trutta, 14 adet Achantobrama marmid, 1 adet Chondrostoma regium, 2 adet Lusiobarbus mystaceus ve 1 adet Cyprinion macrostomus türü toplam 30 adet balık yakalanmıştır. Pinter ağları ile yakalanan balıkların boy-ağırlık ilişkisi, bireylerin boy uzunluğu-yaş canlı ağırlık ilişkisi olarak linear regresyon analizi ile logaritmik olarak incelenmiştir. C. trutta ve L. Mystaceus türü balıkların R değerlerine bakıldığında boyları ile ağırlıkları arasında kuvvetli bir ilişki bulunmuştur. A. marmid'in türü balıklarda ise boy ile ağırlık arasında çok zayıf bir ilişki bulunmuştur. Çalışmalarda kerevit pinterlerinde 2 adet yengeç yakalanmıştır. Yapılan makro inceleme sonucunda yengeçlerin ikisinin de erkek olduğu belirlenmiştir. Çalışmalarda Doğu Anadolu'da su sistemlerinde çokça bulunan erkek bir Mauremys sp. tatlısu kaplumbağasının yakalandığı tespit edilmiştir. Kaplumbağa pinter ağından çıkamadığı için havasızlıktan boğularak ölmüş halde bulunmuştur. Kaplumbağanın yapılan ölçüm ve tartımları sonucunda 35 cm uzunluğunda ve 945 g ağırlığında olduğu belirlenmiştir.
Malatya ilinde havuzlarda alabalık yetiştiriciliği yapan işletmecilerin sosyo-ekonomik analizi
Bu çalışma, Malatya İli'nde havuzlarda su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmecilerin sosyo-ekonomik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Tez çalışması, 2016 yılında Malatya Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğüne kayıtlı 32 adet, havuzlarda alabalık yetiştiricilik tesisinin işletmecileri ile yapılan araştırma sonuçlarını kapsamaktadır. Malatya İli'nde toplam kayıtlı tesis (Kafes+Havuz) sayısı 77 adettir. 2015 yılı istatistik verilerine göre 3520 ton/yıl olan üretimin 450 ton/yıl (%12,78)'i havuzlarda yetiştirilmektedir. İşletmeciler balıkçılıkla uğraşmaktan memnun olduklarını belirtip, su ürünlerine verilen desteklemelerin kaldırılıp, balık yemine verilmesini talep etmektedirler. İşletmecilerin büyük çoğunluğu Su Ürünleri Yetiştiriciler birliği üyesidir. Havuz tesislerinde kullanılan suyun, dere-ırmak ve kaynak suyu olduğu, işletmeciler yetiştirdikleri ürünlerin büyük çoğunluğunu, çevredeki lokantalara verdiklerini, geri kalan az miktardaki balığı ise taze olarak parekende sattıklarını belirtmişlerdir. İşletmecilerin yaşlarının 40-66 arasında değiştiği görülmüştür. İşletmecilerin tamamının erkek ve medeni durumu bakımından evli olduğu belirlenmiştir. Eğitim durumları incelendiğinde en yüksek oranın % 45 ile lise mezunlarından oluştuğu görülmüştür. % 50'sinin esnaf, % 35'inin çiftçi, % 5'inin sadece balıkçı olduğu, % 100'nün sosyal güvencesi olduğu belirlenmiştir. Havuz yetiştiriciliği yapan işletmecilerin hepsi, kendilerine ait evde ikamet ettiğini, % 95'nin binek oto veya kamyonetinin olduğu çalışmada tespit edilmiştir. Ayrıca işletmecilerin büyük çoğunluğunun (%85'i) su ürünleri yetiştiriciliği konusunda eğitim aldığı görülmüştür.
Murat nehrindeki Garra rufa (Heckel, 1843)'nın bazı populasyon parametrelerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, Murat Nehri'nde yaşayan ve "doktor balık" olarak bilinen Garra rufa (Heckel, 1843)'nın büyüme ile ilgili bazı populasyon parametrelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada kullanılan toplam 322 adet balık örneği, serpme ağı ve elektroşoker cihazı kullanılarak, Mart 2016 ile Şubat 2017 tarihleri arasında Murat Nehri'nden temin edilmiştir. Balıkların boy ve ağırlık ölçümleri yapıldıktan sonra yaş tespitleri yapılmıştır. Yaş tespitinde pul materyali kullanılmıştır. Büyüme parametreleri standart metotlarla belirlenmiştir. Von Bertalanffy büyüme parametrelerinin belirlenmesi amacıyla FAO-ICLARM FISAT II paket programı kullanılmıştır. Populasyonun I-V yaş grupları arasında dağılım gösterdiği ve dişi/erkek oranının 1:1,24 olduğu tespit edilmiştir. Boy-ağırlık ilişkisi regresyon analizi ile belirlenmiştir. Buna göre; regresyon katsayısı (b) dişilerde 2,4551 (negatif allometrik büyüme), erkeklerde 2,2039 (negatif allometrik büyüme) ve tüm bireylerde 2,3167 (negatif allometrik büyüme) olarak belirlenmiştir. İncelenen balık örneklerinin total boyları 5,1-15,5 cm, ağırlıkları ise 3,0-50,6 g arasında değişiklik göstermiştir. Populasyonun genelinde tüm yaş gruplarının kondisyon faktörü değerlerinin ortalaması 1,17 olarak tespit edilmiştir. En yüksek oransal büyüme (%39,56) I-II yaş grubu arasında gerçekleşmiştir. Populasyonun von Bertalanffy büyüme parametreleri dişilerde; L∞=16,33 cm, K=0,37 yıl-1, t0=-0,18 yıl, W∞=42,59 g, erkeklerde; L∞=15,25 cm, K=0,43 yıl-1, t0=-0,03 yıl, W∞= 31,37 g ve tüm bireylerde; L∞=15,88 cm, K=0,39 yıl-1, t0=-0,13 yıl, W∞=36,62 olarak belirlenmiştir. Farklı çalışmalardan elde edilen büyüme parametrelerin karşılaştırılmasında kullanılan "büyüme performans indeksi" (Munro'nun fi üssü, Φ') dişilerde 4,59, erkeklerde 4,61 ve populasyonun genelinde 4,59 olarak hesaplanmıştır.
Keban Baraj Gölü Pertek bölgesinde yetiştiriciliği yapılan ve doğadan avlanan gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss, Walbaum 1792) besin düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, Keban Baraj Gölü Pertek Bölgesi'nde yetiştiriciliği yapılan ve bu bölgeden avlanan gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) kas ve karaciğerinde yağ asitleri, kolesterol, yağda çözünen vitaminler (A, D, E ve K vitaminleri) ve aminoasit düzeyleri karşılaştırılmıştır. Ortalama ağırlığı 356,01±12,03 g ve ortalama total boyu 30,88±2,06 cm olan toplam 120 adet gökkuşağı alabalığı kullanılmıştır. Kas ve karaciğerden kimyasal analizler için doku örnekleri alınmıştır. Tekli doymamış yağ asitleri (MUFA) arasında oleik asidin en baskın olan yağ asidi olduğu belirlenmiştir. Oleik asidin kas dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P>0,05) olduğu bulunmuştur. Oleik asidin karaciğer dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların Mayıs ve Haziran aylarında önemli (P<0,05) olduğu bulunmuştur. Çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) içinde dokosaheksaenoik yağ asidi (DHA) en baskın olarak bulunmuştur. Dokosaheksaenoik asidin kas dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (P>0,05) olduğu tespit edilmiştir. Dokosaheksaenoik asidin karaciğer dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların Mayıs ayında önemli (P<0,05) olduğu tespit edilmiştir. Yağda çözünen vitaminler bakımından en yüksek değer E vitamininde görülmüştür. E vitamininin kas dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların Mayıs ayında önemli (P<0,05) olduğu belirlenmiştir. E vitamininin karaciğer dokusunda doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların Nisan ayında önemli (P<0,05) olduğu belirlenmiştir. Aminoasitler bakımından en yüksek değer glisin aminoasidinde görülmüştür. Glisin aminoasidinin kas ve karaciğer dokularındaki doğa ve kafes değerleri arasındaki farklılıkların önemli (P<0,01) olduğu bulunmuştur. Bu araştırma sonucunda, doğadaki alabalıkların ΣMUFA, eikosapentaenoik asit (EPA) ve DHA içeriği daha yüksek; ΣPUFA, D ve K vitaminleri ve esansiyel aminoasit içeriğinin ise daha düşük düzeyde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Oncorhynchus mykiss, Kas, Karaciğer, Yağ Asitleri, Aminoasitler
Karakaya baraj gölündeki kafes balıkçılığının ticari av kompozisyonuna etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, Karakaya Baraj Gölündeki kültür balıkçılığının ticari av kompozisyonuna olan etkisinin belirlenmesidir. Arazi çalışmaları Nisan 2012 ile Aralık 2012 tarihleri arasında Karakaya Baraj Gölü'nün 6, 7, 9 ve 10. avlak sahalarında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada 80, 100, 120, 140 ve 160 mm ağ göz açıklığında, 0,50 donam faktörüne göre donatılmış, 100 m uzunluğunda ve 50 göz derinliğinde monofilament sade uzatma ağları kullanılmıştır. 18 avcılık operasyonunda elde edilen 1094 adet numunenin morfometrik ölçümleri sonucunda, 2 familyaya ait 11 farklı tür tespit edilmiştir. Yapılan değerlendirmede, çalışma bölgemizin av kompozisyonunun %34,2'sinin Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss Walbaum, 1792), %22,5'inin Karabalık (Capoeta trutta Heckel, 1843), %11,6'sının Sazan (Cyprinus carpio Linnaeus, 1758), %8,7'sinin Siraz (Capoeta umbla Heckel, 1843), %7,2'sinin Tatlısu kefali (Squalius cephalus Linnaeus, 1758), %6,8'nin Kababurun (Chondrostoma regium Heckel, 1843), %4,0'ünün Havuz balığı (Carassius gibelio Bloch, 1782), %2,5'inin Akçapak balığı (Acanthobrama marmid Heckel, 1843), %1,3'ünün Sirink (Luciobarbus mystaceus Pallas, 1814), %0,8'inin Sis balığı (Aspius vorax Heckel, 1843), %0,3'ünün Cero (Luciobarbus esocinus Heckel, 1843) ve %0,2'sinin Gümüş balığı (Alburnus mossulensis Heckel, 1843)'ndan oluştuğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, habitata sonradan girerek popülasyon oluşturan Gökkuşağı alabalığının söz konusu avlak sahalarında doğal türlere oranla daha baskın duruma geldiği tespit edilmiştir.
Remazol Brilland Blue R'a maruz bırakılan kerevit (Astacus leptodactylus)'in solungaç dokusunda biyokimyasal yanıtın araştırılması
Bu çalışmada, çeşitli konsantrasyonlarda tekstil boyar maddesi Remazol Brilland Blue R'a maruz bırakılan tatlısu istakozu (Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823)'nda biyokimyasal yanıtın araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma grupları, kontrol grubu (0 mg/l-1) ve kerevitlerin Remazol Brillant Blue R 3 subletal dozuna (0,5 mg/l-1, 1 mg/l-1 ve 2 mg/l-1) maruz bırakıldığı deneme grupları şeklinde oluşturuldu. Her akvaryumda bulunan kerevitlerin 24 saat ve 48 saat sonunda akvaryumdan alınmıştır. Biyokimyasal yanıtın belirlenmesi için kerevitin solungaç dokusunda glutatyon (GSH), süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve malondialdehyde (MDA) seviyeleri incelenmiştir. SOD aktivitesi araştırılmış olup, 24 saat ile 48 saatlik örneklemeler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). 24 saatlik örneklemede uygulanan dozlar arasında istatistiksel olarak önemli bir fark tespit edilemezken (p>0.05), 48 saatlik örneklemede ise doz grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). CAT aktivitesinde, 24 ve 48 saatlik örneklemeler arasında 1 mg/l-1 dışında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). 24 ve 48 saatlik deneme grupları kendi içerisinde karşılaştırıldığında, bütün dozlar kendi arasında anlamlı bir fark vermiştir (p<0.05). GSH ve MDA sonuçları ise istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç vermemiştir (p>0.05).
Bitlis ilinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmecilerin sosyo-ekonomik analizi
Bu tez çalışması, Bitlis ilinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmecilerin sosyo-ekonomik durumunu tespit edebilmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 2017 yılında Bitlis Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü'ne kayıtlı faal olan beş adet alabalık işletmesinde gerçekleştirilmiştir. Bitlis ilindeki işletmelerin toplam proje kapasiteleri 190 ton/yıl olup fiili kapasiteleri ise 215 ton/yıldır. Yetiştiriciliğin % 80'i beton havuzlarda, % 20'si ise kafeslerde yapılmaktadır. İşletmelerin havuzlarında kullanılan suyun genel olarak kaynak suyu olduğu görülmüştür. İşletmeciler yetiştirdikleri ürünleri çoğunlukla lokantalarında tüketime sunmak suretiyle, toptan veya perakende olarak sattıklarını belirtmişlerdir. İşletmecilerin yaş aralığı 43-61 arasında olup eğitim düzeylerinin düşük olduğu gözlemlenmiştir. İşletmeciler SGK'ya bağlı veya emekli olduklarını beyan etmişlerdir. İşletme sahiplerinin çoğunun balıkçılıkla uğraştığı sadece bir tanesinin çiftçi olduğu tespit edilmiştir. İşletme çalışanlarının genelde erkek olduğu, çalışan bayanların ise aile fertlerinden olduğu dikkat çekmektedir. Medeni durum bakımından evli olanların çoğunlukta olduğu belirlenmiştir. Personelin % 50'si ilkokul mezunu, % 27'si ortaokul mezunu, % 23'ü lise mezunu olmakla birlikte yüksekokul mezunu bulunmamaktadır. Birçok sorun dile getiren işletmeciler, teşviklerin üretimden ziyade giderlerde büyük bir paya sahip olan yem için verilmesini talep etmektedirler. Anahtar kelimeler: Su Ürünleri Yetiştiriciliği, İşletmeci, Sosyo-Ekonomik Analiz, Bitlis.
Malathion insektisitinin Gammarus pulex (L., 1758) üzerine akut toksisitesinin belirlenmesi
Bu çalışmada malathion içerikli bir ticari insektisitinin farklı konsantrasyonlarına maruz bırakılan Gammarus pulex (L., 1758) üzerindeki akut toksisitesinin (LC50) incelenmesi amaçlanmıştır. Bilinen standart toksikoloji yöntemlerinden yararlanılarak G. pulex örnekleri farklı konsantrasyonlardaki malathiona maruz bırakılmıştır. Çalışma boyunca su sıcaklığı, pH, çözünmüş oksijen gibi parametreleri sürekli kontrol edilerek mümkün olduğu kadar değişmemesi sağlanmıştır. Yapılan bu çalışmada 6 adet deney grubu oluşturulmuştur. Deneyler 1 litrelik cam akvaryumlarda 0,5 litre su konularak gerçekleştirilmiştir. Her bir konsantrasyon grubu için 10 adet G. pulex bireyi kullanılmıştır. LC50 değerinin belirlenmesi için 24 saatlik periyotlarla canlıların hareketlik durumları gözlemlenerek kaydedilmiştir. Hareketini kaybetmiş G. pulex'ler akvaryum içerisinden alınıp çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışma 3 tekerrürlü yürütülmüş olup, ortalama LC50 değerleri 1,58 ± 0,56 mg/L, alt bant seviye değeri 0,47 ± 0,17 mg/L, üst bant seviye değeri ise 5,46 ± 2,18 mg/L olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gammarus pulex, malathion, pestisit, akut toksisite
Bakır ve bakır oksit nanopartiküllerinin Artemia salina'daki birikim, eliminasyon ve oksidatif stres üzerine etkilerinin araştırılması
Nanopartikül (NP) (<100 nm) içeren ürünlerin kullanımının artmasıyla birlikte, sucul sistemler ve besin zincirini oluşturan organizmaların antropojenik faaliyetler sonucu salınan NP'lerin etkisiyle risk altında olmalarından dolayı, bu çalışmada, deniz suyu ortamında yaşayan birincil tüketici zooplankton türlerinden Artemia salina'nın metal bazlı bakır (Cu) ve bakır oksit (CuO) NP'lere maruz bırakılmasiyla nanotoksisite testleri gerçekleştirilmiştir. Denemede, toplam 7 grup (Kontrol, 0,2 ppm, 1 ppm, 5 ppm, 10 ppm, 25 ppm ve 50 ppm) oluşturulmuş ve üç tekerrür ile çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan Cu ve CuO NP'lerine karakterizasyonu; Transmisyon/Geçirimli Elektron Mikroskop (TEM), Dinamik Işık Saçılımı (DLS), Zeta Potansiyeli, X-ışını Difraksiyon (XRD), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Fourier Dönüşüm Kızılötesi (FT-IR) ve UV-Görünür Spektroskopisi yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Organizmalarda NP'lere bağlı birikim ve eliminasyon oranının belirlenmesi Endüktif Eşleşmiş Plazma-Kütle Spektrometresi (ICP-MS) analiziyle yapılmıştır. Zooplanktonlarda NP etkileri faz kontrast mikroskobuyla görüntülenmiştir. Zooplanktonlardaki toksik etkiler, mortalite ve oksidatif stres belirteçlerinden olan glutatyon (GSH) ve tiyobarbitürik asit reaktif maddeler (TBARS) testleriyle incelenmiştir. Çalışmanın 24., 48. ve 72. saatlerinde Cu NP'lerin GSH seviyelerinde kısmi artışlara neden olduğu belirlenmiştir. Cu (60-80 nm) NP'ne maruz bırakılan A. salina'da artan konsantrasyon oranlarıyla paralel olarak TBARS değeri artmış ve en yüksek artış 5 ppm grubunun 24. saatinde gözlenmiştir. Sonuçlar, NP'lerin organizmalar üzerindeki farklı etkilerini göstermekle birlikte, NP'lerin birikim ve eliminasyon oranlarında farklılıklar olduğunu göstermistir. Organizmadaki birikim oranı, NP konsantrasyonuyla paralel bir artış göstermiştir. Cu NP'lerinde birikim oranları, 0,2 ve 1 ppm konsantrasyonlarında 48. saatte artış ve 72. saatte düşüş eğilimi göstermiş olup, tüm diğer konsantrasyonlarda ise süre artışına paralel olarak bir artış eğiliminin olduğu saptanmıştır. CuO (40 nm) NP'lerinde ise 10 ppm konsantrasyonu hariç, 48. saatte düşüş ve 72. saatte artış eğilimleri görülmüş olup, 10 ppm konsantrasyonunda ise zaman ortalamaları arasındaki farkın önemli olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Cu (60-80 nm) NP'lerin LC50 değeri 52,37 mg/L; CuO (40nm) NP'lerin LC50 değeri 55,39 mg/L olarak bulunmuştur. NP'lerin metal iyon salınımlarının ise, her bir NP'de farklılık gösterdiği gözlenmiştir. NP'lere maruz bırakılan zooplanktonların yüzeylerinin NP'ler ile sarıldığı gözlemlenmiştir. Çalışmada çok yönlü yapılan analizler sonucunda, Cu ve CuO NP'lerin organizmada birikim yapmakla birlikte, deney organizmasında toksik etkilerinin olduğu ve aynı paralellikle oksidatif stres oluşturduğu da görülmektedir. Bu nano boyuttaki malzemelerin artan kullanım alanları ile birlikte, çevre için büyük bir problem olarak karşımıza çıkabileceği belirlenmiştir. Buna bağlı olarak besin zincirinde yer alan organizmalar tarafından alınan NP'ler, dokuda birikim yaptığında daha üst tüketici organizmalar için tehlike oluşturabilecektir. Bu partiküllerin kullanımı ve doğaya bulaşması ile ilgili bir kontrol mekanizması oluşturulmalı ve etkileri üzerinde daha geniş çalışmalar da yürütülmelidir. Antahtar Kelimeler: Nanopartikül, Cu, CuO, Karakterizasyon, Zooplankton, Nanotoksisite, Birikim, Oksidatif stres.
Lipopolisakkarit (LPS) ile uyarılmış gökkuşağı alabalığı gonad hücrelerinde (RTG-2) Inula viscosa L.'nın etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, gökkuşağı alabalığından izole edilmiş gonad hücre hattı (RTG-2) LPS ile enfekte edilmiş I. viscosa'nın anti-proliferatif ve anti-inflamatuar etkileri incelenmiştir. Ön çalışmalarla farklı konsantrasyonlarda LPS (1, 5, 10 ve 20 µM/ml) ve I. viscosa (IV) (1, 5, 10 ve 20 µg/ml)'nın etkin ve hücreler için toksik doz tespitleri viabilite testleriyle çalışılmıştır. Elde edilen verilere göre, 5 µM/ml LPS konsantrasyonunun kontrol grubuna göre % 2 proliferasyon gösterdiği, 10 ve 20 µM/ml'de sırasıyla %4 ve %27 oranında azalmalar kaydedildiği saptanmıştır. Bu nedenle deneysel enfeksiyon için 20 µM/ml LPS etkin konsantrasyon olarak seçilmiştir. I. viscosa ise 1µg/ml konsantrasyonda kontrol grubuna göre % 1,1'lik hücre proliferasyonu göstermiş, artan konsantrasyonlarla (5, 10 ve 20 µg/ml) hücre canlılığını üzerinde sırasıyla % 1.7, %19 ve % 36 düzeylerinde azaltıcı etkiler kaydedilmiştir. Antisitotoksik etkinliğine sahip I. viscosa'nın1µg/ml konsantrasyonu deneme için kullanılmıştır. Daha sonrasında dört deneysel düzenek kurgulanmıştır. İlk grup kontrol grubu olarak değerlendirilmiş (C), ikinci grup LPS ile enfekte edilmiştir (LPS). Üçüncü grup yalnızca I. viscosa ile muamele edilmiş (IV), son grup LPS ile enfekte edilen gonad hücreleri üzerinde I. viscosa'nın maruziyeti (LPS+IV) ile oluşturulmuştur. I. viscosa esansiyel uçucu yağı su destilasyonu yöntemi kullanılarak temin edilmiştir. Antiinflamatuar etki için hedeflenen IL-1β, IL-8 ve TNF-α genlerinin ekspresyonları qRT-PCR metodu ile belirlenmiştir. IL-6 protein düzeyi tespiti için ELISA yöntemi uygulanmıştır. LPS ile enfekte edilen RTG-2 hücrelerinde araştırılan tüm pro-enflamatuar parametreler up regülasyonlar sergilemiş, en fazla TNF-α gen ekspresyon düzeyinde artış görülmüştür (11.3 kat). LPS maruziyeti sonunda İV eklenen grupta ise down regülasyonlar izlenerek, en fazla etkiyi %96 ile IL-1β göstermiştir. IL-6 protein düzeyi için veriler değerlendirildiğinde, tersi bir durum görülmüş, kontrol grubuna göre LPS tarafından % 4 oranında azalma, LPS maruziyeti sonunda İV eklenen grupta ise yaklaşık %9 oranında artma olduğunu belirlenmiştir. Pro-enflamatuar sitokinler üzerinde I. viscosa'nın etkinliği bu çalışma ile ortaya konularak, LPS inhibisyonu ve LPS'ye karşı IV'nın anti-enflamatuar etkileri olduğu belirlenmiştir. Fakat daha ileriki çalışmalarla I. viscosa'nın farmakoloik etkinliği birçok yönden daha detaylı olarak çalışılmalıdır.
Probiyotik-prebiyotik ile zenginleştirilmiş zarrouk besin ortamında kültüre alınan Spirulina platensis'in farklı ortam koşullarında protein içeriğinin incelenmesi
Bu çalışma, içerisinde probiyotik bakterilerden Bifidobacterium infantis, Bifidobacterium thermophilum ve Leuconostoc mesenteroides'in, prebiyotik olarak ise betaglukan ve oligosakkarid karışımının bulunduğu probiyotik-prebiyotik (P-P) bir ürünün Spirulina platensis'e etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yapılan çalışmada, biri kontrol olmak üzere 4 farklı grup kullanılmıştır. 1. gruba 0.01, 2. gruba 0.05 ve 3. gruba 0.1 ml/L P-P ilave edilmiştir. Her bir besin ortamı ile oluşturulan deneme iki farklı sıcaklık (20 ve 40 ºC) ve iki farklı aydınlatma (1600 ve 3200 lux) kullanılarak yapılmıştır. Biyomas açısından bakıldığında P-P ürünü, farklı sıcaklıklarda farklı tepkiler verse de protein oranı bakımından bütün gruplarda sonuçları olumlu olmuştur. Hem biyomasa hem de protein içeriğine en olumlu etki ise %68.71 protein içeriği ve ortalama 0.727 OD ile 40 ºC'de ve 3200 aydınlatmada 0.1 ml/L P-P ürünün ilave edildiği grupta olmuştur.
Yem katkı maddesi olarak kullanılan ve farklı yöntemlerle elde edilen çörekotu (Nigella sativa) yağının gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss) kan parametrelerine etkileri
Bu çalışmada, yem katkı maddesi olarak kullanılan ve farklı yöntemlerle elde edilen çörekotu (Nigella sativa) yağınınn gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss) kan parametrelerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Hayatta kalma oranları kontrol grubunda % 60, Grup 1'de % 90 ve Grup 2'de % 100 oranlarında gerçekleşmiştir. Kan parametreleri sonuçları incelendiğinde en farklı sonucun PLT (platelets), yani trombosit değerinde olduğu görülmektedir. PLT değeri kontrol grubunda ortalama 43,5±9,3 10*3/μL iken soğuk Grup 1'de 20,78±10,15 10*3/μL değerine düşmüş ve Grup 2'de tekrar 28,3±7,66 10*3/μL değerini bulmuştur (p< 0.05). PCT yüzdelik değerinin kontrol grubunda 0,096 iken, Grup 1 ve Grup 2'de 0,02 değerine düştüğü gözlemlenmiştir (p< 0.05). Bunun yanında P-LCR yüzdelik değerinin kontrol grubunda 25,51 olduğu, Grup 1'de 21,93'e düştüğü ve Grup 2'de ise 34,97'ye yükseldiği görülmüştür (p< 0.05). MPV (Mean Platelet Volume) değeri kontrol grubunda 10,37±1,5 fL olarak ölçülürken, Grup 1'de 12,26±0,64 fL ve Grup 2'de 11,82±0,7 fL değerlerini bulmuştur. Grup 1 ve 2'de arasında bu değerler istatistiksel olarak önemli değilse de, kontrol grubuna göre fark istatistiksel açıdan önemlidir (p< 0.05). Granulositler (GRAN) incelendiğinde, yüzde dağılımında gruplar arasında istatistiksel bir farka rastlanılmaz iken, miktar olarak değerlerinde durum değişmiştir. Kontrol grubunda 1,98±0,7 10*3/μL, Grup 1'de 1,16±0,18 10*3/μL ve Grup 2'de 1,15±0,26 10*3/μL değerleri elde edilmiştir. Deneme gruplarında meydana gelen azalma kontrol grubu değerleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkarmıştır (p< 0.05). Diğer kan değerlerinde gruplar arasında istatistiksel bir farklılığa rastlanılamamıştır. En iyi FCR oranı Kontrol grubunda gözlemlenmiş (1,14), onu Grup 2 (1,25) takip etmiş ve en kötü FCR oranı Grup 1'de elde edilmiştir (1,44). NBT analiz sonuçları incelendiğinde kontrol grubu ile Grup 2'nin (KNBT=0,958±0,24, G2NBT=0,904±0,26) değerlerinin birbirine çok yakın olduğu, Grup 1'in değerlerinin (G1NBT=0,773±0,14) ise daha düşük olduğu görülmüştür.
Keban Baraj Gölü Alburnus mossulensis (Heckel, 1843) popülâsyonunda büyüme parametrelerinin belirlenmesi
Bu tez çalışması, Keban Baraj Gölü'nde yaşayan ve "gümüş balığı" olarak bilinen Alburnus mossulensis (Heckel, 1843)'in yaş ve eşey dağılımı, boy ve ağırlık dağılımı, büyüme özellikleri, kondisyon faktörü gibi bazı populasyon parametrelerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada kullanılan toplam 260 adet balık numunesi, yuvarlak ağızlı kepçe kullanılarak Haziran 2018 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında Keban Baraj Gölü'nden temin edilmiştir. Laboratuara ulaştırılan balıkların boy ve ağırlıkları belirlendikten sonra pul materyali kullanılarak yaş tayinleri yapılmıştır. Populasyon parametreleri standart metotlar kullanılarak hesaplanmıştır. Von Bertalanffy büyüme parametrelerinin belirlenmesi amacıyla FAO-ICLARM FISAT II paket programı kullanılmıştır. İncelenen 260 adet balık numunesinin I-VII yaş grupları arasında dağılım gösterdiği, %53,85'inin dişi ve %44,23'ünün erkek bireylerden oluştuğu tespit edilmiştir. Balıkların %1,92'sinin cinsiyeti belirlenememiştir. Dişi/erkek oranı 1:0,82 olarak bulunmuştur. Yapılan X2 testinin sonucunda, bütün yaş gruplarında eşey oranları arasındaki farkın istatistiki olarak önemsiz olduğu (p>0,05), dişi/erkek oranının 1:1'den farklı olmadığı görülmüştür. Boy-ağırlık ilişkisini belirlemek amacıyla yapılan regresyon analizinde regresyon katsayısı (b) dişilerde b=3,5555 (pozitif allometrik büyüme), erkeklerde b=3,2131 (pozitif allometrik büyüme) ve tüm bireylerde b=3,4707 (pozitif allometrik büyüme) olarak belirlenmiştir. İncelenen bireylerin total boy uzunlukları 9,5-18,2 cm, ağırlıkları ise 5,4-59,5 g arasında değişiklik göstermiştir. Tüm bireylerde kondisyon faktörü değerleri 0,4 ile 1,15 arasında hesaplanmıştır. En yüksek oransal büyüme (%20,36) ile I-II yaş grubu arasında gerçekleşmiştir. Populasyonun von Bertalanffy büyüme parametreleri dişilerde; L∞=22,97cm, K= 0,12 yıl-1, t0=-3,84 yıl, W∞=124,42 g, erkeklerde; L∞=22,05 cm, K=0,16 yıl-1, t0=-2,8 yıl, W∞=87,05 g ve tüm bireylerde; L∞=22,64 cm, K=0,14 yıl-1, t0=-3,3yıl, W∞=110,86 g olarak belirlenmiştir. Farklı çalışmalardan elde edilen büyüme parametrelerin karşılaştırılmasında kullanılan "büyüme performans indeksi" (Munro'nun fi üssü, Φ') dişilerde 4,15, erkeklerde 4,35 ve populasyonun genelinde 4,27 olarak hesaplanmıştır.
Keban Baraj Gölü Koçkale Avlak sahasından yakalanan Kerevit (Astacus leptodactylus Esch., 1823)'lerin üreme dönemindeki antioksidan parametreleri, gonadosomatik (GSİ) ve hepatosomatik indeks (HSİ) değerlerinin belirlenmesi
Olgun kerevitler (A. leptodactylus) üreme sezonunda Keban Baraj Gölü'nden pinterlerle avlanmıştır. Laboratuvara getirilen kerevitlerin karapas uzunlukları kumpasla ölçülmüş ve ağırlıkları tartılmıştır. Kerevitler −20°C'de 20 dakika boyunca bekletilerek anestezi edilmişlerdir. Daha sonra, kerevitlere diseksiyon uygulanmış ve karapasları uzaklaştırılmıştır. Üreme sisteminde makroskobik gözlemler yapılmıştır. Bütün üreme sistemi ve testisler tartılmıştır. Vasa deferens (VD) ağırlığı, Gonado-somatik indeks (GSI) ve Testiküler indeks (TI) belirlenmiştir. Dişi bireylerde yumurta sayıları ile yumurta çapı-ağırlığı belirlenmiştir. Hepatopankreas tartıldıktan sonra hepatosomatik indeks belirlenmiştir. Ayrıca, antioksidan parametreleri dişi ve erkek bireylerin gonadlarında belirlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Glutatyon (GSH) ve katalaz (CAT) seviyeleri dişi ve erken bireylerde birbirine çok yakın değerlerde bulunmuş (p>0,05), Malondialdehyde (MDA) seviyeleri ise dişi bireylerde erkek bireylere oranla daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). TI, GSI, HSI ortalamaları sırasıyla 0,27±0,17, 1,66±0,99 ve 3,65±1,04 olarak hesaplanmıştır.
Tunceli ilinde faaliyet gösteren alabalık üretim tesislerindeki, gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) kan parametrelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Tunceli İli'nde göl kafes ünitelerinde ve karasal havuzlarda faaliyet gösteren işletmelerdeki, gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) kan parametrelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla 17 kafes ve 8 havuz işletmesi ziyaret edilerek, balıkların boyları ölçülmüş, ağırlıkları tartılmış ve kan örnekleri alınmıştır. Alınan kan örnekleri EDTA'lı tüpler içerisinde soğuk zincir ile Malatya Turgut Özal Üniversitesi'ne götürülerek, tam kan sayım cihazı ile analizleri yapılmıştır. Kafes işletmelerindeki balıkların ortalama boyları 271,53±33,51 mm ve ağırlıkları 287,82±89,18 g, havuz işletmelerindeki balıkların ise boyları 252,16±26,79 mm ve ağırlıkları 170,58±64,34 g olarak tespit edilmiştir. Balıkların boy-ağırlık ilişkileri incelendiği zaman "b" değerlerine göre kafes işletmeleri, havuz işletmelri ve ildeki tüm işletmelerin ürettikleri balıkların negatif allometrik büyüme gösterdikleri belirlenmiştir (1,883; 2,2045; 2,1384). R2 değerlerine bakılarak balıkların boy ile ağırlıkları arasındaki ilişkinin kafes işletmelerinde zayıf (0,4937), havuz işletmelerinde güçlü (0,843) ve tüm il genelinde zayıf (0,5351) olduğu görülmüştür. Kafes ünitelerindeki balıkların kan değerlerinin, havuz ünitelerindekilerden rakamsal olarak daha büyük değerlere sahip olduğu görülmüştür. MCV ve MCHC değerleri dışındaki bütün kan parametreleri arasında istatistiksel olarak farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05).
Kahramanmaraş'ta tüketilen balıklarda ağır metal düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, Kahramanmaraş'taki balık halinden menşei belirli deniz ve tatlısu balıklarından oluşan 10 farklı balık türünden (sazan (Cyprinus carpio), gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss), ıskarmoz (Sphyraena sphyraena), levrek (Dicentrarchus labrax), hamsi (Engraulis encrasicolus), istavrit (Trachurus mediterraneus), çipura (Sparus aurata), kupes (Boops boops), Atlantik salmonu (Salmo salar) ve barbun (Mullus barbatus)) 5'er adet satın alınarak, örneklerin kas dokusunda 11 elementin (Al, As, Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb ve Zn) konsantrasyonları belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, en yüksek ortalama Al (1,45 mg/kg) konsantrasyonu çipurada, en yüksek ortalama As (50,34 mg/kg) konsantrasyonu barbunda, en yüksek ortalama Cd (0,0078 mg/kg) konsantrasyonu gökkuşağı alabalığında, en yüksek ortalama Co (0,1 mg/kg) konsantrasyonu istavritte, en yüksek ortalama Cr (0,076 mg/kg), Cu (0,9 mg/kg), Fe (21,36 mg/kg), Mn (2,023 mg/kg) ve Zn (48,84 mg/kg) konsantrasyonu hamside, en yüksek ortalama Ni (0,234 mg/kg) konsantrasyonu sazanda, en yüksek ortalama Pb (0,107 mg/kg) konsantrasyonu ise Atlantik salmonunda tesbit edilmiştir.Ayrıca bu çalışmada balık türlerinde belirlenen metal düzeyleri ile ilgili olarak insan sağlığı risk tayin metotları kullanılmıştır. Bunun için metallerin tahmini günlük alım (EDI) değerleri hesaplanarak, tolere edilebilir günlük alım (TDI) değerleri veya referans doz değerleri (RfD) ile karşılaştırılmıştır. Metallerin kanser dışı sağlık risklerini belirlemek için hedef tehlike katsayısı (THQ) ve tehlike indeksi (HI) değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca kanser eğim faktörü kullanılarak inorganik arsenik için kanser riski (CR) hesaplanmıştır. İncelenen balık türlerinin yenilmesi sonucu insan vücuduna giren 11 metale ait EDI değerlerinin TDI veya RfD değerlerini geçmediği belirlenmiştir. Ayrıca balık türlerinde belirlenen metallerin THQ ve HI değerleri eşik değer olan 1'den düşük bulunmuştur. Bu durum, kanser dışı sağlık risklerinin olmadığını göstermektedir. Barbun hariç diğer balık türlerine ait CR değerleri kabul edilebilir aralıkta bulunmuştur. Dolayısıyla CR sonuçlarına göre, barbun balığının tüketilmesi sonucu inorganik arseniğe maruz kalan insanların kansere yakalanma riski bulunmaktadır.
Alabalık (Oncorhynchus mykiss) juvenillerinde yeni bitkisel anestetik maddelerin etkin konsantrasyonlarının belirlenmesi
Su ürünleri yetiştiriciliğinde 2-fenoksietanol, MS-222 (tricaine) ve benzokain gibi sentetik anestetikler yaygın olarak kullanılmaktadır. Amerika ve İngiltere'de yemeklik balıklarda kullanılmasına yasal olarak izin verilen tek anestetik madde MS-222'dir. İlaç ve Gıda Örgütü (FDA) tarafından MS-222'nin balık vücudundan atılma süresi 21 gün olarak belirtilmiştir. Bu da balıkların pazarlanmasında gecikme yaşanmasına neden olmaktadır. Sentetik anestetiklere karşı iyi bir alternatif seçeneği olarak düşünülen bitkisel ürünlerden elde edilen değişik yağların kullanımları her geçen gün kullanımları artmakta ve çalışmaları sürmektedir. Yapılan araştırmalarda karanfil yağının anestetik etkileri üzerine birçok çalışma gerçekleştirildiği görülmektedir. Bununla birlikte, okaliptüs ve melisa yağlarının anestetik etkisi hakkında çalışmanın az sayıda olduğu görülmüştür. Çalışmada karanfil yağı; 25, 37.5, 50 µL/L, okaliptüs yağı; 300, 350, 400 µL/L ve melisa yağı; 200, 300, 400 µL/L olarak üçer farklı konsantrasyonda kullanılmış olup gökkuşağı alabalığı yavru bireylerinde uygun anestetik konsantrasyonlar tespit edilmiştir. Her doz için üç ayrı deneme yapılarak en uygun dozlar belirlenmiştir. Karanfil yağında 37,5 µL/L, okaliptüs yağında 400 µL/L, melisa yağında 400 µL/L konsantrasyonları ile kullanımı gökkuşağı alabalığı için uygun bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Karanfil yağı, Okaliptüs yağı, Melisa yağı, Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss), Anestetik madde
Zebra midyesi (Dreissena polymorpha)'nin kadmiyuma karşı bazı biyokimyasal yanıtları
Bu çalışmada, kadmiyum (Cd)'un farklı konsantrasyonlarına 96 saat süreyle maruz bırakılan zebra midyesi (Dreissena polymorpha)'nde biyokimyasal yanıtının araştırılması amaçlanmıştır. D. polymorpha organizmaları Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği (SKKY)'de su kalite sınıflarında bulunabilirlik oranlarıda göz önüne alınarak biri kontrol (0,00) 10µg/L Cd, 20 µg/L Cd ve 40 µg/L Cd olmak üzere 4 grup oluşturulmuştur. Kontrol grubu dahil 4 grupta süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), Glutatyon Reduktaz (GPx) enzim aktivitelerindeki değişimler ile TBARS ve GSH seviyeleri ELISA kitleri kullanılarak belirlenmiştir. D. polymorpha'nın SOD enzim aktivitesinde 24. saat uygulamasına bağlı olarak her üç konsantrasyonda da istatistiksel olarak önemli düzeyde azalma olmuştur (p0.05). CAT enzim aktivitesi ise; tüm uygulama konsantrasyonunda anlamlı derecede değişiklik olmamıştır (p>0,05). GPx enzim aktivitesinde ise; Cd uygulaması sonrası kontrole kıyasla önemli bir artış bulunmuştur (p0,05). TBARS ve GSH seviyelerinde hem 24. saat hemde 96. saatte kontrole kıyasla tüm Cd uygulama gruplarında önemli düzeyde artış olmuştur. Cd'a karşı D. polymorpha'da SOD, CAT, GPx enzim aktiviteleri ile TBARS ve GSH seviyelerinde meydana gelen değişikliklere bakıldığında söz konusu biyokimyasal yanıtların alındığı parametrelerin biyobelirteç olarak kullanılabileceği kanaatine varılmıştır.
Demirköprü Baraj Gölü (Manisa)'ndeki su ve zebra midyesi(Dreissena polymorpha) (Bivalvia: Dreissenidae) örneklerinde ağırmetal kirliliğinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Demirköprü Baraj Gölü (Manisa)'ndeki su ve zebra midyesi (Dreissena polymorpha) (Bivalvia: Dreissenidae) örneklerinde Kasım 2020-Aralık 2021 tarihleri arasında ağır metal birikimi [Kadmiyum (Cd), Krom (Cr), Kurşun (Pb), Arsenik (As), Çinko (Zn)\ Bakır (Cu)] mevsimsel olarak belirlenmiştir. Midye örnekleri 3 farklı istasyondan toplanmış soğuk zincirle laboratuvara getirilmiş ve analiz zamanına kadar derin dondurucuda saklanmıştır. Su örnekleri, belirlenen istasyonlardan steril şişelerle gölün uygun derinlikteki yerlerinden alınmış ve soğuk zincirle laboratuvara getirilmiştir. Örnek alımı esnasında göldeki pH, su sıcaklığı (°C), toplam çözünmüş madde (mg/L) ve çözünmüş oksijen (mg/L) derişimi mevsimsel olarak belirlenmiştir. Yıl boyunca elde edilen örneklerde, tüm mevsimlerde su örneklerinde en fazla birikim gösteren ağır metalin As, midye örneklerinde ise en fazla birikim gösteren ağır metal Zn olarak belirlenmiştir. Su ve midye örneklerinde ağır metal birikimleri, Cd ve Pb ağır metallarinin birikimleri mevsimler arasında istatistiki olarak farklılık göstermezken, Cu su örneklerinde, Cr ise midye örneklerinde birikimi mevsimler arasındaki farkın istatistiki olarak önemli olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Türk Gıda Kodeksi limit değerlerine göre, Pb, Cu, Cd değerleri tüm mevsimlerde limitlerin altında olduğu, Zn ve As değerlerinin limit üstünde olduğu saptanmıştır.
Bingöl'de tüketilen bazı balıklarda ağır metal düzeylerinin araştırılması
Bu araştırmada Bingöl balık halinden temin edilen; deniz ve tatlısu balıklarından oluşan 8 farklı balık türünden [gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss), levrek (Dicentrarchus labrax), hamsi (Engraulis encrasicolus), istavrit (Trachurus mediterraneus), çipura (Sparusaurata), mercan (Sparus pagrus), Çinekop (Pomatomus saltatrix) ve barbun (Mullus barbatus)]5'er adet satın alınarak, örneklerin kas dokusunda 11 elementin (Al, As, Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb ve Zn) konsantrasyonları saptanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, en yüksek ortalama Al konsantrasyonu çipurada(1,53 mg/kg), en yüksek ortalama As konsantrasyonu barbunda(50,40 mg/kg), en yüksek ortalama Cd (0,0098 mg/kg) ve Co 0,105 mg/kg) konsantrasyonu istavrit balığında, en yüksek ortalama Cr (0,077 mg/kg), Cu (0,9 mg/kg), Fe (21,43 mg/kg), Mn (2,026 mg/kg) ve Zn (39,56 mg/kg) konsantrasyonu ise hamside bulunmuştur. En yüksek ortalama Ni (0,256 mg/kg) ve Pb (0,075 mg/kg) konsantrasyonları ise barbun balığında tespit edilmiştir. Ayrıca bu çalışmada balık türlerinde belirlenen metal düzeyleri ile ilgili olarak insan sağlığı risk tayin metotları kullanılmıştır. Bunun için metallerin tahmini günlük alım (EDI) değerleri hesaplanarak, tolere edilebilir günlük alım (TDI) değerleri veya referans doz değerleri (RfD) ile karşılaştırılmıştır. Metallerin kanser dışı sağlık risklerini belirlemek için hedef tehlike katsayısı (THQ) ve tehlike indeksi (HI) değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca kanser eğim faktörü kullanılarak inorganik arsenik için kanser riski (CR) hesaplanmıştır. İncelenen balık türlerinin yenilmesi sonucu insan vücuduna giren 11 metale ait EDI değerlerinin TDI veya RfD değerlerini geçmediği belirlenmiştir. Çalışmada balık türlerinde belirlenen metallerin THQ ve HI değerleri eşik değer olan 1'den düşük bulunmuştur. Bu durum, kanser dışı sağlık risklerinin olmadığını göstermektedir. Barbun hariç diğer balık türlerine ait CR değerleri kabul edilebilir aralıkta bulunmuştur. Dolayısıyla CR sonuçlarına göre, barbun balığının tüketilmesi sonucu inorganik arseniğe maruz kalan insanların kansere yakalanma riski bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Balık, Arsenik, İnsan Sağlığı Risk Değerlendirmesi, Ağır Metaller
Flubendiamide etken maddeli yeni nesil insektisitin farklı sıcaklıklarda Gammarus pulex'teki nörotoksik etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, yeni nesil Flubendiamide etken maddeli insektisitin hedef dışı sucul bir organizma olan Gammarus pulex (L., 1758)'teki nörotoksitesinin sıcaklıkla değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Öncelikle G. pulex organizmalarının belirlenen (16, 18 ve 20 °C) sıcaklıklardaki flubendiamide etken maddeli insektisite olan akut toksisite değerlerinden 96 saat süredeki LC50 değerleri probit analizi ile belirlenmiştir. Flubendiamide etken maddeli insektisitin 16, 18 ve 20 °C sıcaklıktaki LC50 değerleri sırasıyla 256,83 ± 19,59 µgL-1, 169,38 ± 34,17 µgL-1 ve 155,84 ± 17,22 µgL-1 olarak belirlenmiştir. Test organizmasının artan sıcaklıkla flubendiamide etken maddeli pestisite olan akut toksisite hassasiyeti de artmıştır. Her bir sıcaklıklığa ait flubendiamide pestisitinin G. pulex'teki LC50 değerlerinin ortalamasının 1/20, 1/10 ve 1/5 oranında sublethal konsantrasyonlar belirlenmiştir. G. pulex organizmaları belirlenen söz konusu sublethal konsatrasyonlara 96 saat süreyle maruz bırakılmıştır. Kontrol grubu dahil 10 grupta her sıcaklık için asetilkolinesteraz (AChE) enzim aktivitelerindeki değişimler ELISA kitleri kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, tüm gruplarda konsantrasyon arttıkça AChE enzin aktivitesinin inhibe edildiği tespit edilmiştir (p˂0,05). Aynı sıcaklıktaki 24 ve 96. Saatler arasındaki maruziyet süresi istatistiksel açıdan önemsiz olduğu belirlenmiştir (p˃0,05). Sıcaklık artışına bağlı olarak flubendiamide etken maddeli pestisitin test organizması üzerinde AChE enzim aktiviteisini inhibe değerinin arttığı tespit edilmiştir. Flubendiamide insektisitine karşı farklı sıcaklıklarda G. pulex' te AChE enzim aktivitelerinde meydana gelen değişikliklere bakıldığında yararlı biyobelirteç olarak kullanılabileceği kanaatine varılmıştır.
Şanlıurfa ili merkez ilçesinde yaşayanların su ürünlerine yaklaşımlarının incelenmesi
Bu çalışma, Şanlıurfa İli Merkez İlçesinde yaşayan kişilerin su ürünlerine olan yaklaşımlarını, tüketim tercihlerini ve etkileyen faktörleri tespit etmek amacı ile yapılmıştır. Daha önceki çalışmalara ek olarak bu çalışmada, yetişkinler ile birlikte daha düşük yaş gruplarındaki kişilerin konuya eğilimlerini belirlemek amacıyla, Ülkemizdeki "eğitim sistemi modeli (4+4+4)" dikkate alınarak her eğitim kademesindeki (ilkokul, ortaokul ve lise) kişiler dikkate alınmıştır. Her aşamada 350 olmak üzere toplam 1400 kişi değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin % 62 bay olmakla birlikte, genel yaş aralığı 31-40 arasında (% 28) yüksek bulunmuştur. Et türlerinin tüketim miktarlarına bakıldığında ilk sırayı tavuk etinin (% 61) aldığı, balık etinin ise % 15 ile 3. sırada kaldığı, en fazla tüketilen balık türlerinin % 31 ile sazan, % 29 ile hamsi ve % 15 ile alabalık olduğu, ilk tercih edilen türlerin sazan (% 31) ve hamsi (% 29) olduğu görülmüştür. Balık sevme oranı ise % 74'tür. Balık alırken dikkat ettikleri en önemli noktanın tazelik (% 42) olduğu, alırken fiyat endeksine (% 77) dikkat ettikleri, tüketim sıklığına bakıldığında çoğunluğun ayda bir defa balık tükettikleri (% 40), su ürünlerini en çok (% 51) kış mevsiminde tükettikleri ve insan sağlığı açısından balık tüketiminin yararlarının orta derecede bilindiği (% 29) gözlenmiştir. Balık pişirme yöntemleri incelendiğinde ise çoğunluğun kızartmayı tercih ettiği (% 58) ve bunu ızgara yaparak tüketmenin (% 34) izlediği belirlenmiştir. İşlenmiş ürünleri tercih etmeyenlerin (% 69) oranı da oldukça yüksektir. Araştırmaya katılan öğrenci gruplarının farkındalıklarının eğitim düzeyine göre arttığı görülmüştür. Şanlıurfa İli Merkez İlçesinde yapılan çalışmada yıllık ortalama hane başına balık tüketim miktarlarının çoğunlukla 5-10 kg arasında (% 27) ve yıllık ortalama kişi başına balık tüketim miktarlarının 3,2 kg olduğu belirlenmiştir. Balık tüketim alışkanlığın kazandırılması için ise okul çağlarından itibaren tüm halkın ilgili kurum/kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları ile işbirliği içerisinde gerekli eğitim, seminer, panel ve eğlencelerin düzenlenmesinin etkili olacağı kanaatine varılmıştır.
Su ürünleri yetiştiriciliğinde ürün destekleme politikalarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, toplam üretim miktarlarına göre sınıflandırılmış olan işletmeleri baz alarak Türkiye'de uygulanan su ürünleri yetiştiriciliğinde ürün destekleme politikalarını incelemek, bu sınıflandırmalara göre destekleme sistemlerinin uygulanışı, yapısı ve işlevi hakkındaki fikirlere göre mevcut durumu değerlendirmektir. Tesislerin üretim kapasitelerine göre 4 sınıf (A, 0-29,99 ton/yıl; B, 30-249,99 ton/yıl; C, 250-499,99 ton/yıl ve D, 500 ton/yıl ve üzeri) oluşturulmuştur. Araştırmada, her sınıfta tüm Türkiye'den rastgele seçilmiş olan 25 (yirmi beş) adet tesis olmak üzere toplamda 100 (yüz) adet tesis kullanılmıştır. Tüm sınıfların (A, B, C ve D Sınıfları) su ürünleri desteklemeleri hakkında edindikleri bilgileri, çoğunluk itibariyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl/İlçe Müdürlükleri yetkililerinden (sırasıyla, % 28, 32, 28 ve 44) aldıkları belirlenmiştir. Düşük kapasiteli tesisler (A Sınıfı) destekleme miktarlarının yetersiz olduğunu, ama tüm sınıflar çoğunlukla devam etmesi gerektiğini bildirmişleridir. Desteklemelerin, tesislerin kapasitelerinin artmasına paralel olarak (B, C ve D Sınıfları) artan oranlarda tesislerin kapasite artışında etkili olduğu (sırasıyla, % 56, 64 ve 72); mekanizasyona ve yetersiz olsa da pazarlama ve markalaşmaya artan oranlarda katkıda bulunduğu belirlenmiştir. Destek miktarlarının araştırma sınıflarında kapasite artışına göre doğal olarak arttığı gözlenmiştir. Tüm sınıflarda, desteklemelerin üreticilerin görüşleri de alınarak geliştirilmesi gerektiği bildirilmiş ve destekleme miktarının arttırılması, kg başına verilen destek miktarının arttırılması, yem desteği, ekipman ve personel desteğinin verilmesi ve yavru desteğinin tekrar verilmesi talep edilmiştir.
Akuaponik ve kapalı devre sistemlerde japon balığı (Carassius auratus) gelişiminin ve su kalitesi değişiminin incelenmesi
Akuaponik sistemler uygulanabilir alternatif bir tarım yöntemi olarak son zamanlarda oldukça yaygınlaşmıştır. Birçok ülkede ve son yıllarda Türkiye'de bu sistem gelişen teknolojinin yardımıyla modern bir şekilde uygulanmaktadır. Bu sistemin kazandığı popülerlik ve uygulanabilirlik ışığında, bu tez çalışması yürütülmüştür. Bu çalışmada, Japon balığının (Carassius auratus) gelişimi akuaponik (APS) ve kapalı devre (sump filtre) (SFS) sistemlerde karşılaştırmalı olarak ele alınmış ve bu iki farklı filtre sisteminin su parametrelerine olan etkileri araştırılmıştır. APS'de roka (Eruca vesicaria) bitkisi kullanılmış, bu bitki mikroyeşillik olarak üretilmiştir. Bitkinin su kalitesine etkisi SFS ile kıyaslanarak sistemlerin filtrasyon verimlilikleri incelenmiştir. Canlı ağırlığı ortalama 1,76±0,03 gr olan Japon balıkları altı adet akvaryuma, her birine on beşer adet olacak şekilde stoklanmıştır. Roka tohumları üç gün suda bekletilip filizlendirilmiştir. Daha sonra her bir Akuaponik yatağına yaklaşık 200 adet tohum olacak şekilde serpme yöntemi ile tohumlar ekilmiştir. 60 gün süren çalışmada belirli periyotlarla NH3-N, NO2-N, NO3-N, PO4, bazı anyon ve katyon değerleri ölçülmüştür. Çalışma sonunda Japon balıkları APS'de ortalama 3,11±0,100 gr, SFS'de ise 3,07±0,103 gr canlı ağırlığa gelmiştir. Spesifik büyüme oranları ve yem dönüşüm oranları, APS ve SFS'de sırasıyla 0,94±0,024 - 0,93±0,014 ve 2,04±0,062 - 2,01±0,056 olarak hesaplanmıştır. Her iki grupta yaşama oranları %100 olarak kaydedilmiştir. Çalışma süresince hem APS'de hem de SFS'nde su kalitesi bakımından Japon balığının sağlığını ya da refahını olumsuz yönde etkileyebilecek kötü su koşulları yaşanmamıştır. Başlangıçta pH değerleri 8,5 düzeyinde iken deney sonuna doğru her iki sistemde de pH değeri düşme eğilimi göstermiştir. Bulgular nitrifikasyon işleminin hem APS'de hem de SFS'nde başarıyla gerçekleştiğini göstermektedir. Bununla birlikte, SFS'nde nitrifikasyon işleminin APS'e göre nispeten daha iyi çalıştığı görülmüştür. Çalışmada NH4 değerleri 30. günde APS'de 0,0054 NH4 mg/lt, SFS'de 0,0019 NH4 mg/lt olarak tespit edilmiştir. Deneme sonunda 60. günde ise APS'de 0,0033 NH4 mg/lt, SFS'de 0,0022 NH4 mg/lt olarak kaydedilmiştir. NH4 değerlerinde APS'de önemli oranda azalma, NO3-N değerlerinde ise 30. günden itibaren sürekli bir artışın olduğu görülmektedir. Bu sonuçlara göre roka filizlerinin yüksek pH ortamında NO3-N'u yerine daha çok NH4'u kullandığı tespit edilmiştir. Rokalar mikroyeşillik boyutu olan 3,78 cm boya 20 günde gelmişlerdir. Takip eden günlerde yüksek pH nedeniyle roka filizlerinin gelişim hızında yavaşlama gözlemlenmiştir. Genel olarak bakıldığında, tez çalışmasına konu olan Japon balığı - roka APS'nin su kalitesini optimal koşullarda tutma konusunda SFS ile benzer olduğu, Japon balığının gelişimi ve yaşama oranı üzerine olumsuz bir etkisinin olmadığı ve roka bitkisinin mikroyeşillik olarak üretiminin mümkün olduğu görülmektedir.
Farklı esansiyel yağlarla hazırlanmış balık (Luciobarbus esocinus heckel,1843) köftelerinin mikrobiyolojik ve duyusal kalitesi
Bu çalışmada, nane (Spearmint sp.) ve kekik (Origanum spp.) esansiyel yağları ilave edilmiş Luciobarbus esocinus eti ile üretimi yapılan balık köftelerinin soğuk muhafazada mikrobiyolojik ve duyusal kalitesi araştırılmıştır. Üç farklı deneysel köfteler 4±1°C'de muhafaza altına alındı ve muhafaza günlerinde analizleri yapıldı. Deneysel köfte örneklerinin mikrobiyolojik olarak toplam mezofilik aerob bakteri (TMAB), Toplam psikrofil aerob bakteri sayısı (TPAB), toplam maya-küf, Laktik asit bakteri sayısı ve koliform bakteri sayıları belirlendi. Ayrıca çalışmada hazırlanan ürünlerin duyusal olarak değerlendirmeleri yapılırken görünüş, renk, lezzet, koku, genel beğeni bakımından incelendi. Deneysel örneklerin muhafazanın başlangıç aşamasında toplam mezofilik aerobik bakteri sayısı 3.12±0.66-4.35±0.93log kob/g arasında belirlenirken, psikrofil bakteri sayısı balık köftesi örneklerinin depolama başlangıcında toplam laktik asit bakterisi sayısının 3,90±0,29-4,20±0,24 log kob/g arasında olduğu belirlendi. Depolama başlangıcındaki maya- küf sayısı 4,60±1,22, 4,25±1,22 ve 4,73±0,99 log kob/g (A, B, ve C gruplarında sırasıyla) olarak belirlendi. İncelenen örneklerde depolama sırasında Toplam psikrofil bakteri sayısı günler arası farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Duyusal genel beğeni değerleri tüm uygulama gruplarındaki farklılığın önemli olduğu bulunmuştur (p<0,05). Saklanma sonunda ilk muhafaza gününde belirlenen genel beğeni değerlerinde muhafaza sonuna doğru azalmalar olmuştur ve bu değişim anlamlı (p<0,05) bulunmuştur.
Surimi tozu kullanılarak üretilen balık krakerlerinin kimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Çalışmamızda, Şabut (Arabibarbus grypus, Heckel) balıklarından üretilmiş surimi tozu kullanılarak yapılan krakerlerin muhafaza süresince pH, TVB-N, TBA ve Peroksit miktarlarındaki değişimleri ve üretim aşamasındaki amino asit ve yağ asitleri değeri araştırılmıştır. Kıyma halindeki balık eti soğutulmuş su ile iki kez, tuz solüsyonu ile bir kez yıkanıp preslenerek turbo fırında kurutuldu. Kurutulan surimi, mutfak robotunda surimi tozu haline getirildi. Daha sonra surimi tozu ilaveli ve surimi tozu ilave edilmeden kontrol grubu şeklinde oluşturulan iki deneysel kraker örnekleri 4±1°C'de muhafaza altına alındı. Deneysel kraker örneklerinin kimyasal analiz olarak pH, TVB-N, TBA ve Peroksit miktarlarındaki değişimleri, muhafazanın belirli günlerinde (0., 5., 10., 15. ve 20. günler) ve üretim aşamasında amino asit ve yağ asitleri miktarları belirlendi. Ayrıca örneklerin duyusal özellikleri (görünüş, tekstür, koku ve lezzet) bakımından incelendi. Balık etinde pH değeri 6,79±0,14 olarak, surimi oluşumu aşamasında ise 1., 2., ve 3. aşamalarda 6,88±0,06-6,94±0,02 aralığındaki değerlere yükseldiği gözlemlendi. Deneysel örneklerde muhaza süresince belirlenen TVB-N miktarları değerlendirildiğinde günler arası farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlendi (p<0,05). Surimi tozu ilave edilmeden kontrol grubu ve toz eklenerek oluşturulan gruplarda pişirme öncesi hamur karışımlarında TBA sayısı 0,39±0,13-0,42±0,15 mg MA/kg aralığında belirlendi. İncelenen örneklerin depolama sırasındaki Peroksit değerlerine bakıldığında günler arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar (p<0,05) tespit edilmiştir. Balık krakeri örneklerinin üretim aşamalarında toplam aminoasit sayısının 16 bunlardan 9 tanesinin esansiyel amino asit olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda üretilen deneysel örneklerde toplam 36 yağ asidi belirlenmiştir. Ayrıca deneysel örneklerin üretim aşamasında yağ asitleri bakımından değişimleri arasındaki farkın istatistiki açıdan anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Duyusal açıdan surimi tozu ilave edilerek hazırlanan kraker örnekleri panelistler tarafından lezzet bakımından beğeni kazandığı belirlendi.
Antimikrobiyal etkili esansiyel yağların bazı patojenler yönündenaraştırılması
İnsan tüketimindeki önemi nedeniyle ülkemizde gelişmekte olan sektörlerin başında yer alan su ürünleri yetiştiriciliğinde enfeksiyonlar nedeniyle rastlanan salgınlar ciddi problemlere neden olmaktadır. Bu hastalıklarla mücadelede uzun yıllardır antibiyotiklerden yararlanılmış ancak aşırı ve sık kullanımı birçok handikap oluşturmuştur. Bu nedenle son zamanlarda daha doğal ve uygulanması daha kolay olan bitkisel ürünlere yönelinmiştir. Bu tezde, biberiye, lavanta, defne ve okaliptüs bitkilerinin antibakteriyel etkinlikleri Vagococcos salmoninarum, Yersinia ruckeri, Lactococcus garvieae, Aeromonas sobria ve Vibrio anguillarum bakterileri üzerinde disk difüzyon ve MİK konsantrasyonları belirlenerek ortaya konmuştur. Uçucu yağlara ait majör bileşenler; biberiye için 1,8-Cineole (% 21,21), 3-Carene (%17,42), Camphor (% 13,63); defne için α-Pinene (% 11,05), Eucalyptol (% 10,06), Cis-sabinene (% 18,03); lavanta için Linalyl acetate ( % 34,33), Linalool (% 26,94), Camphor (%5,18); okaliptüs için Eucalyptol (% 82,15), α-Pinene (% 6,25), β-Pinene (% 1,60) olarak belirlenmiştir. Disk difüzyon sonuçları tüm uçucu yağlar için 12-28 mm aralığında bulunmuş A. sobria ve Y. ruckeri'nin üremesini büyük ölçüde inhibe ederek (24-28 mm inhibisyon zon çapı) bakterisidal etki belirlenmiştir. MİK değerleri ise tüm uçucu yağların 100, 50, 25, 12.5 µL 'lik konsantrasyonlarında antimikrobiyal etkili olduğu göstermiştir. Bu çalışmayla seçilen bitkilerden elde edilen uçucu yağların antibakteriyel etkinliği belirlenmiş özellikle sektörümüzde önemli hastalıklara neden olan patojenler üzerinde tedavi edici aktivitesi in vitro olarak belirlenmiştir. Uçucu yağların tüm patojenler üzerinde güçlü bir antibakteriyel etkinlik sağladığı görülmüşse de etkili bir tedavi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Karakaya Baraj Gölü'nde yaşayan Barbus Grypus Heckel, 1843 (şabut) populasyonunun bazı büyüme özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada; Karakaya Baraj Gölü'ndeki Arabibarbus grypus'un (Heckel, 1843) eşey dağılımı, boy ve ağırlık ilişkisi, yaş tayini, von Bertalanffy büyüme parametreleri ve kondisyon faktörü gibi bazı büyüme özellikleri araştırılmıştır. İncelenen 74 bireyin %37,84'ünün (28 adet) dişi, %62,16'sının (46 adet) erkek olduğu ve dişi/erkek oranının 1/0,6087 olduğu tespit edilmiştir. Örneklerin total boy ve ağırlıkları dişilerde 32,0-62,2 cm ve 354,0-3046 g; erkeklerde 25,0-63,0 cm ve 200,0-3350 g arasında değişmektedir. İncelenen örneklerin yaş grupları II ile VI arasında değişmektedir. Boy-ağırlık ilişkisi dişilerde W = 0,0067L 3,079, erkeklerde W = 0,011L 2,962 ve tüm bireylerde W = 0,0096L 2,993 olarak hesaplanmıştır. Karakaya Baraj Gölü'ndeki A. grypus'un izometrik bir büyüme gösterdiği saptanmıştır (p>0,05). von Bertalanffy büyüme parametreleri dişiler için Lt = 76,53 [1 – e –0,348 (t + 1,22)], erkekler için Lt = 89,83 [1 – e –0,212 (t + 2,08)] ve tüm bireyler için Lt = 92,40 [1 – e –0,200 (t + 2,21)] olarak tahmin edilmiştir. Büyüme performans endeksi (Ф') değeri dişi, erkek ve tüm bireyler için sırasıyla 3,309; 3,233 ve 3,232 olarak hesaplanmıştır. Kondisyon faktörü dişi bireylerde 0,707-1,120 ve erkek bireylerde ise 0,702-1,356 arasında değişmektedir.
Probiyotiklerin zebra midye (Dreissena polymorpha)'de malathion toksisitesi üzerindeki iyileştirici etkisinin bazı biyokimyasal parametreler ile belirlenmesi
Probiyotikler, konakçı olduğu organizmaların sağlığı açısından yararlı sindirim kanalı mikroorganizmaları olarak tanımlanabilirler. Artan nüfusun gıda gereksinimlerini karşılamak amacıyla birim alandan daha fazla ürün elde etmek için zararlılarla mücadelede kullanılan pestisitler, sentetik veya doğal ürünlerdir. Pestisit kullanımının ekosistem üzerinde doğrudan ve dolaylı birtakım zararları bulunmaktadır. Sunulan bu çalışmada, malathion etken maddeli pestisitin hedef dışı sucul bir organizma olan zebra midye (Dreissena polymorpha) üzerindeki etkisinin biyobelirteçlerle belirlenmesi, probiyotik kullanımı esnasındaki koruyucu etkisinin biyobelirteçlerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Malathiona maruz bırakılan D. polymorpha'da LC50 değeri 120,11 ± 19,32 mg/l olarak hesaplanmıştır. Probiyotik ile muamele edilen D. polymorpha bireyleri ve doğrudan D. polymorpha bireyleri malathion etken maddeli pestisite LC50 değerine oranla (1/5, 1/10 ve 1/20) sublethal konsantrasyonlarına 24 ve 96 saatlik zaman zarfında maruziyet sağlanmıştır. Deneme gruplarından alınan doku supernatantlarında, tiobarbitürik asit reaktif maddeleri (TBARS) ve redükteglutatyon (GSH) düzeyleri ile superoksitdismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx), enzim aktiviteleri tespit edilmiştir. Ayrıca deneme gruplarından alınan örneklerde histopatolojik yanıt değerlendirilmiştir. Malathiona maruz bırakılan D. polymorpha bireylerinde TBARS seviyelerinde artışa, GSH seviyesinde azalışa, SOD enzim aktivesinde azalışa, CAT enzim aktivesinde azalışa, GPx enzim aktivitesinde azalışa sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Histopatolojik yanıtın araştırıldığı gruplarda artan konsantrasyona bağlı olarak uygulama gruplarında probiyotik kullanılmayan gruba kıyaslandığında probiyotik kullanılmayan gruplarda şiddetli lezyonlar tespit edilmiştir Koruyucu olarak uygulanan probiyotik ile muamele edilen grupların hepsinde doğrudan maruziyete kıyasla istatistiksel açıdan anlamlı farklar bulunmuştur. Probiyotik ile muamele edilen grupların histopatolojik yanıtları doğrudan uygulama gruplarına kıyasla hafif ve orta şiddetli lezyonlar olarak koruyucu etkisi gösterdiği belirlenmiştir. Yapılan deneysel çalışmada D. polymorpha'da malathion uygulamasında kullanılan biyobelirteçlerin faydalı olduğu biyokimyasal ve histopatolojik analizlerle belirlenmiştir. Sucul organizmalarda probiyotik kullanımının iyileştirici etkisinin olduğu hem biyokimyasal hem de histopatolojik biyobelirteçlerle teyit edilmiştir.
Masere sarımsak (Allium sativum Limne) ve Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum Kollman) yağlarının yoğun stoklanmış sazan balıklarının (Cyprinus carpio) bazı kan ve antioksidan parametrelerine etkileri
Bu çalışmada da Tunceli sarımsağının (Allium tuncelianum Kollman) diğer sarımsaklara (Allium sativum L.) göre olabilecek farklı etkilerini tespit etmek için, yem katkı maddesi olarak verilen sarımsakların sazan balıklarının (Cyprinius carpio) kan ve antioksidan parametrelerine etkisinin incelenmesi amaç edinilmiştir. Balıkların ilk tanklara bırakıldıkları günden sonra her 15 günde bir ölçümler alınmıştır. Rakamsal olarak en fazla ağırlık artışının masere Tunceli sarımsağı katkılı yemlerle beslenen grupta olduğu (20g), ikinci olarak onu kontrol grubunun (17 g), üçüncü olarak masere sarımsak yağı katkılı yem grubunun (15 g) ve son olarak da ayçiçeği yağı katkılı kontrol grubunun (12 g) sırasıyla takip ettiği belirlenmiştir. Gruplar arasında ağırlık artışında rakamsal olarak farklılıklar gözlenmiş olmakla beraber, istatistiksel olarak bir fark tespit edilememiştir (P>0,05). FCR (yem dönüşüm oranı) değerlerinde de benzer şekilde 1.16 ile en yüksek değer Tunceli sarımsağı, 1,38 ile ikinci olarak kontrol, 1,67 ile üçüncü olarak sarımsak ve son olarak 2,13 ile ayçiçeği kontrol grubunda bulunmuştur. Kan analizleri sonuçlarında, deneme grupları arasında LYM %, MID %, MID %, HGB, MCV, MCH, RDW-SD ve MPV değerlerinde istatistiksel olarak bir fark tespit edilememiştir (P>0.05). WBC, LYM #, MID #, GRAN #, RBC, HCT, MCHC, RDW-CV, PLT, PDW, PCTY ve P-LCR değerlerinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu görülmüştür (P<0,05). Süperoksit Dismutaz (SOD) analiz sonuçları incelendiğinde, en yüksek değerin sarımsak grubunda 0,639±0,057 U/ml olduğu, bu grubu 0,527±0,024 U/ml değeri ile Tunceli sarımsağının ikinci sırada, 0,520±0,059 U/ml değeri ile kontrol ayçiçeği yağının üçüncü sırada ve en düşük 0,456±0,047 U/ml değeriyle de kontrol grubunun son sırada izlediği görüldü. Kontrol ayçiçeği grubu ile Tunceli sarımsak grubu arasında istatistiksel bir fark görülmezken (P>0,05), diğer gruplar arasında istatistiksel bir farkın olduğu belirlendi (P<0,05). Katalaz (CAT) analiz sonuçlarına bakıldığında, en yüksek değerin 0,758±0,055 nmol/dk/ml ile Tunceli sarımsağı grubunun olduğu, sarımsak grubunun 0,625±0,032 nmol/dk/ml değeri ile ikinci, kontrol ayçiçeği grubunun 0,609±0,031 nmol/dk/ml değeri ile üçüncü ve kontrol grubunun 0,453±0,015 nmol/dk/ml değeri ile son sırada yer aldığı tespit edildi. Ayçiçeği yağı kontrol grubu ile sarımsak grubu arasında istatistiksel bir fark ortaya çıkmazken (P>0,05), diğer gruplar arasında önemli bir farkın olduğu tespit edildi (P<0,05). Malondialdehit (MDA) analiz sonuçlarında ise en düşük değerin 0,770±0,017 µM ile Tunceli sarımsağında olduğu, onu 1,133±0,046 µM değeri ile sarımsak grubunun ikinci sırada, 1,190±0,025 µM değeriyle ayçiçeği kontrol grubunun üçüncü sırada ve 1,351±0,031 µM değeri ile de kontrol grubunun son sırada takip ettiği görüldü. Ayçiçeği kontrol grubu ile sarımsak grupları arasında istatistiksel bir fark bulunmaz iken (P>0,05), diğer tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu gözlemlendi (P<0,05). Anahtar Kelimeler : Tunceli sarımsağı, Cyprinius carpio, FCR, kan analiz, antioksidan
Tunceli sarımsağı (Allium tuncelianum Kollman) masere yağlarının yoğun stoklanmış Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823'da antioksidan parametrelere etkisi
Bu çalışmada da Tunceli sarımsağının (Allium tuncelianum Kollman) yoğunluk stresi altındaki kerevitler üzerinde (Astacus leptodactylus) antioksidan etkisinin incelenmesi amaç edinilmiştir. Kas analiz sonuçlarında iki deneme grubuda birbirine çok yakın D1 23,176±0,112 U/ml ve D2 23,384±0,370 U/ml rakamsal değerlerde bulundu. Kontrol grubunun değeri ise 21,056±0,209 U/ml rakamsal olarak daha düşük seviyelerde bulundu. İki deneme grubu arasında istatistiksel bir farklılık bulunmazken (P>0,05), deneme grupları ile kontrol grubu arasında anlamlı bir fark vardı (P<0,05). Hepatopankreas analiz sonuçlarında da kasta elde edilen değerlerde olduğu gibi, deneme grupları arasında rakamsal olarak birbirine yakın (D1 30,804±0,110 ve D2 30,502±0,757U/ml), kontrol grubu daha düşük değerde (26,422±0,600 U/ml) tespit edildi. Gene kas grubunda olduğu gibi deneme grupları arasında istatistiki fark yoktu (P>0,05) fakat deneme grupları ile aralarındaki fark anlamlıydı (P<0,05). Katalaz (CAT) analizleri de kasda ve hepatopankreasda ayrı ayrı yapıldı. Kas analiz sonuçlarında deneme grupları sonuçlarının birbirine rakamsal olarak çok yakın olduğu (D1; 15,556±0,349 ve D2; 15,266±0,178 nmol/dk/m), kontrol grubu değerinin (16,268±0,722 nmol/dk/m) ise daha yüksek olduğu gözlemlendi. Bununla birlikte gruplar arasındaki istatistiksel olarak bir fark bulunmadı (P>0,05). Hepatopankreas analiz sonuçlarında da hem kontrol ve hemde deneme grupları rakamsal olarak birbirine çok yakın (K; 23,694±0,455 nmol/dk/m, D1; 23,296±0,383 nmol/dk/m ve D2; 22,822±0,419 nmol/dk/m) olarak bulundu ve aralarında istatistiksel olarak da bir fark tespit edilmedi (P>0,05). Glutatyon peroksidaz sonuçları SOD sonuçlarına benzer bir durum sergilemiştir. Kas analiz sonuçlarına bakıldığında, deneme gruplarının rakamsal olarak kontrol grubundan (K; 6,728±0,403 U/mg) daha yüksek ve birbirine çok yakın olduğu (D1; 8,560±0,167 U/mg ve D2; 8,950±0,086 U/mg) tespit edildi. Deneme grupları arasında istatistiksel olarak bir farka rastlanılmazken (P>0,05), kontrol grubu ile aralarındaki farkın anlamlı olduğu görüldü (P<0,05). Kas analizine benzer sonuçlar hepatopankreas sonuçlarında görüldü. Deneme grupları rakamsal olarak birbirine çok yakın (D1; 7,182±0,094 U/mg ve D2; 7,110±0,220 U/mg) ve kontrol grubu değerinden (K; 5,898±0,331 U/mg) yüksek oldukları tespit edildi. Dene grupları arasında istatistiki bir fark yoktu (P>0,05) ve deneme grupları kontrol grubundan istatistiksel olarak farklıydı (P<0,05). MDA kas analizlerine bakıldığında en düşük değerin D2 grubunda (2,088±0,089 µM) olduğu, onu D1 grubunun takip ettiği (2,434±0,110 µM) ve en yüksek değerin kontrol grubunda (3,376±0,213 µM) olduğu görüldü. Deneme grupları arasında istatistiksel olarak farkın olmadığı, control grubundan ise istatistiksel olarak farklı oldukları tespit edildi. Hepatopankreas sonuçlarında da kas grubuna benzer durum görüldü. En düşük MDA değeri D2 grubunda (4,354±0,143 µM), ikinci olarak D1 grubunda (4,696±0,192 µM) ve en yüksek değerin kontrol grubunda (6,768±0,112 µM) olduğu gözlemlendi. Deneme grupları arasında istatistiki olarak bir fark olmazken, deneme grupları ile kontrol grubu arasında istatistiki bir farkın olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Tunceli sarımsağı, Allium tuncelianum, Astacus leptodactylus, antioksidan
Ozon uygulamasının bakteriyel balık patojeni Yersinia ruckeri üzerine etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmada, Yersinia ruckeri'nin ozon gazına duyarlığı araştırıldı. Y. ruckeri (ATCC 29473) triptik soy agar (TSA) besiyerinde inoküle edilerek 22 oC'de 24-48 saat inkübe edildi. İnkübasyon süresi sonunda elde edilen saf kültürden 100µl'lik fizyolojik tuzlu su (FTS - % 0,9 NaCl - Sigma) içeren tüplerde 0.5 Mcfarland bulanıklığına karşılık gelen (UV spektrofotometre ile OD600nm=0.132 absorbans) 1.5x108 cfu/ml konsantrasyonunda bakteri süspansiyonu hazırlandı. Bu konsantrasyondan 1:10 oranında seri dilüsyonlar yapıldı. 1.5x104 cfu/ml dilüsyonunda bakteri konsantrasyonu, farklı sürelerde (5 dk, 10 dk, 15 dk ve 30 dk) ozona gazına maruz bırakıldı. Bakterinin ozon gazına duyarlılığı 12 ve 40 γ/ml konsantrasyonlarına sahip jeneratör yardımıyla belirlendi. Elde edilen verilere göre, Y. ruckeri'nin 12 γ/ml ozon uygulanımı ile 5 ve 10 dk içerisinde en etkin bakterisidal etkinin sağlandığı belirlendi. Ancak ilerleyen zamanlarda ozonun etkinliğini kaybettiği gözlendi. Bununla birlikte 40 γ/ml ozon uygulanımında bakterisidal etkinin zamana bağlı olarak arttığı ve 15 ile 30 dakikalarda bakterilerin tümünün öldüğü tespit edildi. Bu deneme sonunda Y. ruckeri'nin ozon gazına duyarlı olduğu gösterdiği bakterisidal etki ile belirlendi.
Balık patojeni olan Yersinia ruckeri üzerine rezene esansiyel yağlarının etkisinin in vitro araştırılması
Katkısız doğal ürünlerin ticari antibiyotiklere karşı alternatif bir tedavi olabileceği düşüncesiyle yapılan bu çalışmada, rezene (Foeniculum vulgare Miller) esansiyel yağının Enterik Kızıl Ağız Hastalığının etkeni olan Yersinia ruckeri'ye karşı inhibitör etkileri in vitro olarak araştırılmıştır. Rezene esansiyel yağının kimyasal bileşenleri GC ve GC–MS analizi ile belirlenmiş ve ana bileşeninin trans-anetol (% 67,99) olduğu saptanmıştır. Rezene esansiyel yağının antimikrobiyal etkisi olup olmadığını belirlemek üzere ise disk difüzyon metodu kullanılmış, oluşturdukları inhibisyon zonları ölçülmüştür. Bu amaçla rezene esansiyel yağının iki deneysel konsantrasyonu (5 ve 10 µL) uygulanmış, kontrol grubu olarak ise antibiyotik (Streptomisin ve Tetrasiklin) kullanılmıştır. Rezene esansiyel yağı 5 µL/disk uygulaması ile Y. ruckeri'nin inhibisyon zonu 10,52 ± 1,04 mm; 10 µL/disk ile muamale edilen konsantrasyonda ise 13,10±1,67 mm olduğu gözlenmiştir. Streptomisin ve Tetrasiklin ise sırasıyla 21,05±3,23 ve 27,72±2,02 mm zon oluşumuyla güçlü bir antibakteriyel aktiviteye sahip oldukları belirlenmiştir. Denenen iki konsantrasyon kontrol grubu antibiyotiklerle karşılaştırılmış ve daha zayıf bir inhibisyon zonu oluşturdukları anlaşılmıştır. Bu araştırma ile rezene esansiyel yağının Y. ruckeri'ye karşı antibakteriyel etkili olduğu saptanmıştır.
Uzunçayır Baraj Gölü'nden izole edilen Navicula accomoda (Diyatome)'nın büyüme koşullarının araştırılması
Bu çalışmanın amacı, tatlı su diyatomu Navicula accomoda'nın optimum büyüme kinetiği parametreleri ve sınırlayan nutrientin belirlenmesidir. Araştırmada Navicula accomoda türü Uzunçayır Baraj Gölü'nden izole edilmiştir. Büyümesi sürekli-aydınlık periyotta ve kesikli kültür sisteminde; ışık, sıcaklık ve nutrientlerin etkileri incelenmiştir. Buna göre optimum sıcaklık 18°C ve ışık şiddeti 300 ftCd olarak bulunmuştur. Her bir nutrient için hesaplanan µmax ve Ks değerleri sırasıyla: fosfat için 3,36 çiftlenme/gün, 51,4 µg-at- NH4+-N/L, nitrat için 2,94 çiftlenme/gün, 32,1 µg-at 1 NO3- -N/Ltesi. Sınırlayıcı nutrient ise fosfat olarak bulunmuştur.
Karkamış baraj gölünün fizikokimyasal parametrelerinin araştırılması
Bu çalışma, Şanlıurfa ve Gaziantep sınırları içinde bulunan Karkamış Baraj Gölü'nün fizikokimyasal özelliklerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Karkamış Baraj Gölü'nde Ocak-Aralık 2015 tarihleri arasında belirlenen 5 istasyonda yüzey ve farklı derinliklerden su örnekleri alınmıştır. Alınan su örneklerinde yıl boyunca (minimum, ortalama, maksimum) sıcaklık (9,4-14,3-21,6 oC), pH (7,8-8,4-9,1), çözünmüş oksijen (9-10-11,8 mg/L), elektriksel iletkenlik (251-332-412 µS/cm) amonyum azotu (0,003-0,069-0,194 mg NH4+-N/L), nitrat azotu (1,549-2,292-3,473 mg NO3-N/L), nitrit azotu (0,001-0,006-0,053 mg NO2-N/L), orto fosfat fosforu (0,007-0,034-0,076 mg PO4/L), toplam azot (0,722-1,154-1,696 mg N/L), toplam fosfor (0,007-0,016-0,026 mg P/L) bulunmuştur. Sonuç olarak Karkamış Baraj Gölü, Yerüstü Su Kalitesi Yönetimi Yönetmeliği Kıtaiçi Su Kaynaklarının Sınıflarına Göre Kalite Kriterlerine göre I. Sınıf yüksek kaliteli su sınıfında olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Karkamış Baraj Gölü, Su kalitesi, Fizikokimyasal özellikler.
Karkamış baraj gölü fitoplankton tür kompozisyonunun belirlenmesi
Karkamış Baraj Gölü fitoplankton dağılımı ve bazı fiziko-kimyasal parametreleri, Ocak 2015– Aralık 2015 tarihleri arasında belirlenen beş istasyon da incelenmiştir. Araştırma süresince Karkamış Baraj Gölünde yüzey sularında yıl boyu alınan parametrelerin ortalama değerleri sıcaklık için 14,3 ºC, pH 8,41 çözünmüş oksijen miktarı 10 mg/l olarak, nitrit azotu miktarı 0,019 mg NO2--N/L olarak, nitrat azotu miktarı 2,292 mg NO3--N/L çözünmüş reaktif fosfor miktarı 0,034 mg o-PO4-3-P/L, toplam fosfor miktarı 0,016 mg P/L olarak hesaplanmıştır. Karkamış Baraj Gölü'nde Çalışma süresince; Bacillariophyta'ya ait 56, Chlorophyta'ya ait 15, Chrysophyta'ya ait 1, Cyanophyta'ya ait 10, Dinophyta'ya ait 2 ve Euglenophyta'ya ait 1 olmak üzere toplam 85 takson kaydedilmiştir. Bu taksonlardan 44 tanesi tüm istasyonlarda kaydedilmeleri ile önem kazanmışlardır. Bu gruplara ait alglerden en fazla türle temsil edilenler Bacillariophyta'dan Gomphonema (8 takson), Epithemia, Fragilaria, Navicula ve Ulnaria (4'er takson), Cymbella, Gyrosigma ve Nitzschia (3'er takson) ile Cyanophyta'dan Phormidium (3 takson) olmuştur. İstasyonlarda tespit edilenlere göre bakıldığında takson sayısı, en fazla II. istasyonda 59 takson, en az V. istasyonda 50 takson olarak kaydedilmiştir.
Tatlısu amfipodu Gammarus pulex (L., 1758)'te Chlorpyrifos toksisitesinin belirlenmesi
Bu çalışmada chlorpyrifos'un tatlısu amfipodu Gammarus pulex (L., 1758) üzerindeki toksik etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın canlı materyalini oluşturan G. pulex (L.,1758) örnekleri, Tunceli ili Munzur Akarsuyu'ndan elde edilmiştir. Laboratuvara canlı olarak getirilen G. pulex örnekleri adaptasyon sürecinde doğal ortamına benzer şekilde hazırlanmış akvaryumlara yerleştirilmiştir. Akut toksisite testlerinden LC50 değerlerini tayin etmek için 24, 48, 72 ve 96 saatlik zaman dilimlerinde belirlenen chlorpyrifos konsantrasyonu bulunan akvaryumlardaki G. pulex'ler gözlemlenerek ölü birey sayıları not edilmiştir. Chlorpyrifos'un G. pulex üzerindeki enzimatik ve enzimatik olmayan etkilerini belirleyebilmek amacıyla MDA ve GSH düzeyleri ile, CAT, GSH-Px ve GST enzim aktivitelerindeki değişimler belirlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda LC50 değerinin 0.140±0,016 µg/L olduğu, kontrol grubu ile chlorpyrifos uygulanmış araştırma gruplarındaki G. pulex bireylerinin MDA ve GSH düzeyleri ile CAT, GSH-Px ve GST enzim aktivitelerinde istatistiksel açıdan anlamlı değişimlerin olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda chlorpyrifos'un bir tatlı su amphipodu olan G. pulex üzerinde toksik etki gösterdiği ve chlorpyrifos'un düşük konsantrasyonlarının G. pulex'lerin ölümüne neden olduğu tespit edilmiştir.