Ondokuz Mayıs University
Discipline

Restorative Dentistry

Ondokuz Mayıs University

76

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rezin esaslı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğüne beyazlatıcı diş macununun etkisi

Bu in-vitro çalışmanın amacı, farklı zaman dilimlerinde rezin esaslı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğüne beyazlatıcı diş macununun etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda negatif kontrol grubu olarak insan dişi minesi, (DM); pozitif kontrol grubu olarak geleneksel bir nanohibrit kompozit rezin, HXU (Herculite XRV Ultra, Kerr, Orange, CA, ABD); deney grubu olarak sonik aktivasyonlu nanohibrit direkt bulk-fill kompozit rezin, SF2 (SonicFill 2, Kerr, Orange, CA, ABD) ve güçlendirilmiş mikrofil partiküllü indirekt kompozit rezin, TATL (Tescera, Bisco Dental Products, Seul, Kore) kullanılmıştır. Tüm restoratif materyaller standart olarak A2 renginde seçildi. Yüzey pürüzlülüğünü belirlemek için 8 mm çapında ve 4 mm yüksekliğinde disk şeklinde metal kalıplardan yararlanılarak kompozit rezin örnekleri hazırlandı. Her bir kompozit rezin materyal ve üst keser insan dişi mine yüzeyi için 24 adet (n=12) olmak üzere toplamda 96 adet örnek hazırlandı. Örneklerin polimerizasyonunda 1470 ± %20 mW/cm2 gücünde LED ışık cihazı (Elipar Deep Cure-S, 3M ESPE, St.Paul, MN, ABD) kullanıldı. Her bir materyal iki alt gruba ayrılarak beyazlatıcı diş macunu (White Now CC, Signal, Unilever, Bulgaristan) solüsyonu ve distile su kullanılarak yumuşak bir diş fırçası (Sensitive Expert, Signal, Unilever, Almanya) ile 5000, 15000 ve 30000 döngü süresince iki boyutlu fırçalamaya tabi tutuldu. Mekanik profilometre ile tüm döngü zamanlarında yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılırken, sadece başlangıç aşamasında ve 30000 döngü sonunda AFM cihazında ölçümler gerçekleştirildi. SEM'de 2D ve AFM'de 3D görüntüler alındı. Verilerin istatistiksel analizinde tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA), çoklu grup karşılaştırmaları için Post Hoc LSD testi ve ikili karşılaştırmalar için Bağımsız grup t-testi (Independent sample T-test) uygulandı. Testler α=0,05 istatistiksel anlamlılık düzeyinde yapıldı. Ölçüm yöntemlerinin karşılaştırılmasında mekanik profilometre (Surtronic S-128, Taylor Hobson, Leicester, İngiltere) ile elde edilen yüzey pürüzlülüğü değerleri AFM ile ölçülen değerlerden anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Fırçalama solüsyonu düzeyinde yapılan yapılan karşılaştırmada, kompozit rezinlerde diş macunu ile fırçalanan örneklerde distile su gruplarına göre daha yüksek pürüzlülük değerleri sergilerken, diş minesi grubunda diş macunu ile fırçalanan örneklerde yüzey pürüzlülüğü değerlerinin daha az arttığı görüldü. Materyal düzeyinde yapılan karşılaştırmalarda, AFM Line ve AFM Surface ölçümleri uyumlu çıkarken, mekanik profilometre ölçümlerinde materyallerin pürüzlülük sıralaması AFM ölçümlerinden farklılık gösterdi. İlave polimerizasyon yönteminin ve sonik aktivasyonun yüzey pürüzlülüğü değerlerini azaltmak için pozitif bir katkısı olmamıştır. Beyazlatıcı diş macunu, beklenildiği üzere rezin esaslı kompozit rezin materyallerin yüzey pürüzlülüğünü arttırıcı etki göstermiştir.

Dental materyallerDental restorasyonDiş macunları+3
Cemile Yılmaz
Afyonkarahisar Health Sciences University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç boyutlu yazıcı ile farklı dentalreçinelerden farklı kürleme süreleri ileüretilen inley restorasyonların doğruluğunundeğerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; üç boyutlu yazıcı ile farklı daimî dental reçinelerden, üç farklı kürleme süresi uygulanarak üretilen inley restorasyonların yüzey doğruluklarının tersine mühendislik yazılım programı aracılığıyla incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Mandibular birinci molar fantom diş ağız içi tarayıcı ile taranarak dijital ortama aktarıldı. Dijital tasarım programı aracılığıyla inley kavitesi ve inley restorasyon tasarımları hazırlandı. Hazırlanan inley restorasyon tasarımı, üç boyutlu yazıcıya aktarıldı. LCD (sıvı kristal ekran) teknolojisiyle çalışan yazıcı ile üç farklı daimî dental reçinenin (P-Crown V2 Ceramic, Varseo Smile Crown Plus, Saremco Print-Crowntec) her birinden 60 adet inley restorasyon üretildi. Her grup 2000, 4000 ve 6000 atım kürleme sürelerine göre üç alt gruba ayrıldı. Yazıcıya ait üretim parametreleri firma talimatları doğrultusunda ayarlanarak baskı işlemleri gerçekleştirildi. Yazıcı tablasından ayrılan örnekler ilk olarak %99'luk izopropil alkol ile yıkanıp kurutuldu. Sonrasında Otoflash G171 cihazı ile 1.2 bar nitrojen atmosferi altında kürleme işlemleri gerçekleştirildi. Kürlenen örnekler ağız içi dijital tarayıcı ile taranarak dijital veriler bilgisayar ortamına aktarıldı. Her bir örneğin dijital ölçüsü, referans tasarımıyla çakıştırıldı ve yüzey doğruluğu incelendi. Çakıştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS v24.0 istatistik programı yardımıyla analiz edildi. Bulgular: Farklı daimî restorasyon reçineleri arasındaki RMS ortalamaları incelendiğinde; 6000 atım sayısında her üç reçine grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü. 4000 atım kürleme işlemi uygulandığında tüm gruplarda RMS değerinin azaldığı gözlemlendi. En düşük RMS değerleri Crowntec grubunda görülürken, en yüksek RMS değerlerinin ise Senertek grubunda bulunduğu tespit edildi. Sonuç: 3B yazıcılarla aynı üretim protokolünde üretilen restorasyonların yüzey doğruluğu daimî dental reçine çeşidi ve farklı kürleme sürelerinden etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Üç boyutlu baskı, dental reçine, inley, indirekt restorasyon.

Yasemin Özden
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Akıllı kromatik teknolojisi ile üretilmiş kompozit rezinin renk stabilitesi ve yüzey pürüzlülüğünün değerlendirilmesi

Bu çalışmada akıllı kromatik teknoloji ile üretilmiş yeni bir kompozit rezinin, farklı solüsyonlarda bekletilerek pürüzlülük ve renk değişimlerinin in-vitro koşullarda incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, smart (akıllı) kompozit rezin grubunda yeni bir ürün olan Omnichroma (Tokuyama Dental Corporation, Tokyo Japan) ile Zenit (President Dental, München, Almanya) ve Harmonize (Kerr Corporation, Orange CA, ABD) olmak üzere üç adet kompozit rezin materyali kullanılmıştır. Kompozit rezin grupları içinde bekletildikleri solüsyonlara (distile su, kahve, kola, portakal suyu) göre 4 alt gruba ayrılmış ve her solüsyon için 10' ar adet olacak şekilde toplam 120 adet, 2x6 mm boyutlarında kompozit diski hazırlanmıştır. Örneklerin başlangıç renk (Minolta CR-321, Osaka, Japan) ve pürüzlülük (Perthometer M2, Mahr, Germany) ölçümleri yapılmıştır. İlk ölçümlerin ardından 4 farklı (distile su, kahve, kola ve portakal suyu) içecek grubunda bekletilmeye bırakılan örnekler 37 C'de etüvde 7 gün boyunca bekletilmiş ve gün aşırı solüsyonları yenilenmiştir. Renk ve pürüzlülük ölçümleri tekrarlanmıştır ve değerler kaydedilmiştir. Sayısal değişkenlerin normallik testi Kolmogorov Smirnov ve Shapiro-Wilk testi testi ile kontrol edilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics for Windows (Version 20.0) programı ile yapılmış olup ve istatistik analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 (p) olarak dikkate alınmıştır. Kompozit materyaller ve renklendirici solüsyonlar kendi içerisinde işlem öncesi ve sonrası pürüzlülük açısından değerlendirildiğinde, Harmonize materyalinin kahve sonrası (p=0,024), Omnichroma materyalinin ise kola sonrası pürüzlülük ortancaları arasındaki farklılık değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p=0,021) ve böylece pürüzlülüğün artış gösterdiği görülmüştür. Çalışmamızda kompozit gruplar arasında en az yüzey pürüzlülüğü nanoseramik yapıdaki Zenit kompozit rezinde bulunmasına rağmen en fazla yüzey pürüzlülüğü nanohibrit bir kompozit rezin olan Harmonize'da gözlenmiştir. Renklendirme solüsyonlarına göre kompozitlerin renk değişimleri karşılaştırıldığında renklendirme solüsyonlarına göre renk değişimi (ΔE) ortancaları arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (hepsi için p<0,001). Akıllı kromatik teknolojisi ile üretilmiş Omnichroma kompozit rezin materyalin, ΔE renk değişim değeri kompozit dolgu materyallerine göre karşılaştırıldığında ortancalar arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,350). Sonuç olarak kullanılan kompozit rezin materyallerin sonuçları incelendiğinde renk stabilitesi ve pürüzlülük bakımından Omnichroma kabul edilebilir değerler göstermiştir. Bu nedenle klinik olarak diğer estetik kompozit rezinlere alternatif bir seçenek olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akıllı kromatik kompozit, estetik restoratif materyaller, renk değişimi, sferikal doldurucu, yüzey pürüzlülüğü

Dental materyallerDental restorasyonDiş renk değişikliği+2
Alper Cumhur
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı içeriğe sahip hassasiyet giderici diş macunlarının tübül tıkama etkinliğinin değerlendirilmesi

Dentin tübülleri çok sayıda bireyde ağız ortamına açılmasına rağmen sadece bir kısmında dentin hassasiyeti oluşturur. Bu çalışmada dentin hassasiyetinde kullanılan farklı içeriklere sahip diş macunlarının dentin tübüllerini kapatmadaki etkinliğinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada üçüncü büyük azı dişlerden 60 adet dentin örneği elde edilmiş ve altı farklı uygulama grubuna ayrılmıştır. Kullanılan diş macunları: 1) Sensodyne Rapid Relief®, 2) Prevdent®, 3) Theodent®, 4) Twin Lotus®, 5) Agard Propolis®, 6) Chitodent® diş macunlarından oluşmaktadır. Tüm örneklere smear tabakasını kaldırmak ve dentin tübüllerini açığa çıkartmak için %37'lik ortofosforik asit uygulandı. Daha sonra 1 aylık fırçalama süresine denk gelecek şekilde fırçalama simülatöründe, örnekler hazırlanan diş macunu ve yapay tükürük içeriği ile fırçalandı. Bütün örnekler dentin tübüllerindeki tıkanıklığını görüntülemek üzere SEM'de incelendi. Nanohidroksiapatit içerikli Prevdent® diş macunu açık dentin tübüllerini tıkama açısından diğer diş macunlarından istatiksel olarak anlamlı şekilde daha etkili bulundu (p<0.05). Fırçalama sonrası tüm gruplarda, fırçalama öncesine göre açık dentin tübül sayısının azaldığı görüldü. Teobromin içerikli Theodent® ve bitkisel içerikli Twin Lotus® diş macunu tübül tıkama bakımından istatistiksel olarak benzer bulundu (p>0.05).

DentinDentin duyarlığıDiş macunları+3
Gülensu Türkyılmaz Açıl
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bir self cure universal adezivin farklı hassasiyet giderici macunlarla birlikte kullanımının dentin yüzeyindeki bağlanma dayanımına etkisi

Bu çalışmanın amacı, yeni geliştirilen self cure universal bir adeziv olan Tokuyama universal adezivin, farklı hassasiyet giderici diş macunlarıyla kullanımının, dentin makaslama bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 50 adet daimi 3.molar diş kullanıldı. Tüm dişlerin kökleri uzaklaştırıldıktan sonra mine yüzeyleri kaldırılıp bukkal ve lingual dentin yüzeyleri açığa çıkarıldı. Tüm dişler sırasıyla 600, 800, 1000 gritlik silikon karbid zımparalar ile zımparalandı ve rastgele 5 gruba ayrıldı. Grup 1: Sensodyne Bakım ve Onarım, Grup 2: İpana Pro-Expert (Sensitive protection), Grup 3: Colgate Sensitive Pro-relief, Grup 4: Prevdent diş macunu, Grup 5: Kontrol. Fırçalama işlemi 14 gün boyunca günde 2 kez 15 sn boyunca elektrikli diş fırçası (Oral B Professionel Care Triumph) ile gerçekleştirildi. Kontrol grubuna macun uygulanmadı. Kullanılan diş macunlarının dentin tübülü tıkama açısından değerlendirmesi için Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) kullanıldı. Hassasiyet giderici macun uygulamasının ardından her grup; Clearfil SE-Bond (CSB) ve Tokuyama universal bond (TUB) uygulanmak üzere 2 alt gruba ayrıldı. Adeziv uygulandıktan sonra tüm örnek yüzeylerine mikrohibrit universal bir kompozit rezin olan Filtek Z 250 (B3, 3M ESPE, St Paul, MN, USA) uygulama talimatlarına göre uygulandı. Daha sonra tüm örnekler termal siklüs cihazı ile toplam 5.000 döngü olacak şekilde yaşlandırıldı. Makaslama bağlanma dayanımı testi universal test cihazıyla gerçekleştirildi. Elde edilen verilerin analizi iki yönlü ANOVA ve post hoc Tukey testi ile yapıldı (p≤0,05). Çalışmamızdan elde edilen veriler değerlendirildiğinde, tüm gruplar arasında en yüksek ortalama bağlanma dayanımı değeri Grup 5'in CSB alt grubunda gözlenirken; en düşük ortalama bağlanma dayanımı değeri ise Grup 4'ün TUB alt grubunda gözlendi. Tüm CSB alt grupları, TUB alt gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı değerleri gösterdi. 4.grup kullanılan adeziv sistemden bağımsız olarak kontrol gruplarına göre daha düşük bağlanma dayanımı değerleri gösterdi. Çalışmamızda kullandığımız self cure universal adeziv rezin, self etch sistemler içinde altın standart olarak kabul edilen Clearfil SE-bond kadar yüksek bağlanma dayanımı performansı gösterememiştir. Yeni geliştirilen self cure universal adezivlerin bağlanma dayanımları ile ilgili in vivo ve in vitro çalışmalara ihtiyaç vardır.

Dental bondingDental stres analiziDental çimentolar+3
Tuğba Nur Tunçer
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diyot lazerle yapılan beyazlatma sonrası farklı jenerasyon adeziv sistemlerin mineye olan bağlanma dayanımlarının değerlendirilmesi

Estetik diş hekimliğine olan ilginin artması, estetik restorasyonlar ile diş beyazlatma işlemlerinin birlikte uygulanmasını gündeme getirmektedir. Bu in vitro çalışmanın amacı diyot lazer ile yapılan beyazlatmanın farklı adeziv sistemler kullanılarak yapılan kompozit restorasyonların bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Çalışmada 180 adet çekilmiş insan üst kesici dişi kullanılmıştır. Mine yüzeyleri zımparalanarak düzleştirildikten sonra dişler 18 gruba ayrılmıştır (n=10). Beyazlatma işlemi yapılmadan üç farklı adeziv sistemin uygulandığı ilk 6 grup kontrol gruplarıdır. Deney gruplarının yarısında Opalescence Boost PF %40, diğer yarısında LaserWhite 20 Beyazlatma Jeli 940 nm dalga boyundaki diyot lazer ile birlikte kullanılarak beyazlatma işlemi yapılmıştır. Beyazlatma işlemlerinin ardından farklı bekleme sürelerini takiben (beyazlatma sonrası 0. gün ve 7.gün) gruplara üç farklı adeziv sistem (Adper Single Bond 2, Clearfil SE bond ve Clearfil Universal bond) uygulanmış ve sonrasında kompozit rezin ile restorasyonları yapılmıştır. Örnekler makaslama bağlanma dayanıklılığı testine tabi tutulmuş, ardından kırılma tipi analizi için stereomikroskop altında incelenmiş ve her gruptan bir örnek tarama elektron mikroskobu (SEM) ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırma için tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. p değerleri 0.05'in altında hesaplandığında istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre, beyazlatma ajanları bağlanmayı olumsuz etkilemiştir ve beyazlatma sonrası bir hafta bekleme süresi bağlanma değerlerindeki düşüşü elimine etmektedir. Opalescence Boost ile kıyaslandığında bağlanma değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmaması ve kısa çalışma süresi gibi nedenlerden dolayı diyot lazer ile beyazlatmanın alternatif bir seçenek olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Adeziv sistem, bağlanma dayanımı, diyot lazer, mine, ofis tipi beyazlatma

Dental bondingDental mineDental restorasyon+3
Begüm Büşra Cevval Özkoçak
Bolu Abant Izzet Baysal University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Günlük kullanılan multivitamin efervesan tabletlerin farklı dental kompozit rezinlerin renk parametreleri üzerine etkileri

Amaç: Bazı mult(v(tam(n efervesan tabletler(n test ed(len kompoz(t rez(n materyallerde meydana get(reb(leceğ( renk değ(ş(mler(n( değerlend(rmek ve karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda b(r supra- nanof(l (Omn(choroma, Tokuyama Dental, Tokyo, Japonya) (OMC) kompoz(t, b(r nanoh(br(t (Ruby CompNano, İnc( Dental, Türk(ye) kompoz(t (RBC), b(r subm(kroh(br(t (Char(sma Smart, Heraeus Kulzer GmbH, Hanau, Almanya) kompoz(t (CHR), b(r akıcı (Ruby Flow, İnc( Dental, Türk(ye) kompoz(t (RBF) ve b(r bulk- f(ll (F(ltek One Bulkf(ll Restorat(ve, 3M ESPE, St.Paul, MN, ABD) kompoz(t (FBL) rez(n materyal ve kompoz(t rez(nlerde renk değ(ş(kl(ğ( oluşturab(lecek üç farklı mult(v(tam(n (çeceğ( ((Youplus C v(tam(n( Ç(nko Propol(s efervesan tablet (Abd((brah(m, Türk(ye) , Supradyn® Efervesan Tablet (Bayer, Fransa), Sambucol Plus efervesan tablet (Pharmacare) ) kullanıldı. Her b(r v(tam(n solüsyonu (ç(n ve kontrol grubu (ç(n (n= 10) her b(r kompoz(t rez(nden 40 adet ve toplamda 200 adet (N= 200) beş mm çapında ve (k( mm kalınlığında d(sk şekl(nde örnekler teflon kalıp kullanılarak hazırlandı ve LED ışık c(hazı (le (Valo Ultradent Products, UT, ABD) (le pol(mer(ze ed(ld(. İlk renk ölçümler( örnekler d(st(le suda 24 saat beklet(ld(kten sonra yapıldı ve sonrasında kompoz(t örnekler kullanılacak farklı solüsyonlara göre rastgele gruplandırıldı. Mettler Toledo T50 pH metre (Mettler-Toledo Gre(sensee, İsv(çre) (le solüsyonların pH ölçümler( yapıldı. Örnekler 28 günlük toplam süre boyunca mult(v(tam(n solüsyonlarda, 24 saatl(k aralıklarla günde 2 dk. süreyle beklet(ld( ve b(r sonrak( döngüye kadar d(st(le suda saklandı. 14. ve 28. günlerde spektrofotometre kullanılarak (VITA Easyshade V, VITA Zahnfabr(k, Bad Säck(ngen, Almanya) renk ölçümler( yapıldı. Ölçümlerde Internat(onal Comm(ss(on on Illum(nat(on (CIE) L*a*b* S(stem( esas alındı ve ΔE00 formülü kullanılarak renk değ(ş(m değerler( hesaplandı. ΔE2000 değerler(n(n normal dağılıma uyup uymadığı Shap(ro W(lk test( (le anal(z ed(lm(ş ve ver(ler tekrarlı ölçümler varyans anal(z( (ANOVA) kullanılarak anal(z ed(lm(şt(r. Post-hoc karşılaştırmalar (ç(n Tukey testler( kullanılmıştır, anlamlılık önem düzey( p <0,05 olarak bel(rlend(. Bulgular: En fazla renk değ(ş(m( 14. ve 28. günlerde FBL- YPL grubunda (zlen(rken bunu OMC- SPR grubu tak(p etm(şt(r. V(tam(nlere bağlı en fazla renk değ(ş(kl(ğ( 14. ve 28. günler(n her (k(s(nde de YPL gruplarında (zlenm(ş ve bunları sırasıyla SPR ve SMB grupları (zlem(şt(r. Kompoz(tlerde 14. günde en fazla renk değ(ş(m( OMC grubunda (zlenm(ş ve bunu sırasıyla FBL, CHR, RBC ve RBF grupları tak(p etm(şt(r, 28. günde (se en fazla renk değ(ş(m( FBL grubunda (zlenm(ş ve bunu sırasıyla OMC, CHR, RBF ve RBC tak(p etm(şt(r. 28 günlük renklend(rme sürec(, 14 günlük renklend(rme per(yoduna kıyasla daha fazla renk değ(ş(m(ne neden olmuştur (p<0.019). Sonuç: Mult(v(tam(n efervesan tablet solüsyonları kompoz(t rez(nlerde renk değ(ş(m(ne neden olab(lmekted(r. Test ed(len v(tam(nler (çer(s(nde en fazla renklenme yapan mult(v(tam(n efervesan tablet solüsyonunun YPL olduğu bulunmuştur. Ayrıca, FBL ve OMC kompoz(t rez(nler(n(n, test ed(len mult(v(tam(nlerle daha fazla renklenmeye eğ(l(ml( oldukları saptanmıştır. Anahtar kel=meler: Kompoz(t, Mult(v(tam(n, Renk değ(ş(m(, Efervervesan

Yeliz Hayriye Yazıcıoğlu Pirpir
Akdeniz University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı dentin yüzeylerinde MMP inhibitörleriyle uygulanan adeziv restorasyonların bağlanma dayanımı

Bu çalışmanın amacı, erozyona uğratılmış ve sağlıklı dentin dokularında farklı türde MMP inhibitörü kullanılarak gerçekleştirilen restorasyonların bağlanma dayanımı değerlerine etkisinin in vitro olarak incelenmesidir. MMP inhibitörü olarak %2' lik klorheksidin ve daha önce bu alanda çalışması yapılmamış olan 1,5 µM' lık tomatine materyalinin varlığında veya yokluğunda etch & rinse bir adeziv sistemle birlikte kullanılarak yapılan restorasyonlar 24 saat ve 6 aylık suda yaşlandırma işlemlerine tabii tutulmuştur. Toplamda 84 dişin kullanıldığı bu çalışmada 24 saat ve 6 aylık yaşlandırma dönemlerindeki mikro-gerilim bağlanma dayanımı değerleri karşılaştırmalı olarak 12 ayrı alt grupta incelenmiştir. Örneklerde oluşan kopma tipleri stereomikroskop altında incelenerek NCSS, Kolmogorov-Smirnov, Shapiro-Wilk testi kullanılmıştır. Her iki dentin yüzeyinde de yaşlandırma süresine bağlı olmadan en yüksek bağlanma dayanımı değerleri tomatine uygulanan gruplarda elde edilirken (p<0,01), her iki MMP inhibitörü arasında gerek süreye gerek uygulanan dentin tipine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık (p<0,01) bulunmuştur. Klorheksidin uygulanan gruplarda 24 saat sonunda elde edilen mikrogerilim bağlanma dayanımı değeri MMP inhibitörü uygulanmayan gruba göre her iki dentin tipinde de daha düşük tespit edilirken; zamana bağlı degredasyonun klorheksidin uygulaması yapılan deney gruplarında kontrol grubuna göre daha az görüldüğü bildirilmiştir. Her iki dentin tipinde MMP inhibitörü kullanılan veya kullanılmayan gruplarda 24 saatten 6 aya gidildikçe bağlanma dayanımı değerleri düşüş gösterirken; bu düşüşün en az gerçekleştiği gruplar tomatine materyali uygulamasının yapıldığı gruplar olarak tespit edilmiştir (p<0,01). Dentin tipleri kıyas edildiğinde sağlıklı dentinde erozyona uğratılmış dentine göre tüm gruplarda daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri elde edilmiştir. 24 saat ve 6 ay suda yaşlandırmadan sonra gerçekleştirilen mikro-gerilim bağlanma dayanımı testlerinde dentin çubuklarında ortaya çıkan kopmalar stereomikroskop altında x30 büyütmede incelenmiş; her iki dentin türünde de MMP inhibitörü uygulanan veya uygulanmayan tüm alt gruplarda en çok adeziv/miks kopma tipine rastlanmıştır. Bulgular, zamana bağlı ortaya çıkan bağlanma dayanımı kaybının klorheksidine kıyasla tomatine ile daha çok azaltılabileceğini ve erozyona uğratılmış dentin söz konusu olduğunda degredasyon derecesinin tomatine yardımıyla daha az etkileneceğini göstermiştir.

Asitle aşındırma-dentalDental stres analiziDentin+5
Musa Kazım Üçüncü
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı yapıdaki opakerlerin renk maskeleme etkilerinin kıyaslanması

Tez çalışmamızın amacı, kullanılan iki farklı yapıdaki opaker kompozit materyali (Filtek Universal Restorative Pink Opaque ve Masking Liner) ile universal reçine kompozitin renk maskeleme etkisini üç farklı enstrümantal renk analiz yöntemi ile değerlendirmektir. Renkleşmiş diş yapısını taklit etmek amacıyla C4 renginde kompozitten diskler (8mm çap, 2mm kalınlık) hazırlanmıştır. Opak kompozit reçineler aynı çapa sahip 0,5 mm kalınlığında, universal kompozit reçine materyali ise 1 mm kalınlığında hazırlanan teflon kalıplar ile oluşturulmuştur. Renk analizleri, spektrofotometre (VITA Easyshade V; VITA Zahnfabrik), dijital kamera (700D, Canon) ve akıllı telefon ile kombine kullanılan ışık standardizasyon cihazı ile alınan fotoğrafların ile elde edilmiştir. Daha sonra spektrofotometreden elde edilen değerler ve tüm dijital fotoğraf analizleri CIELab renk uzayındaki parametreler kullanılarak bir bilgisayar yazılım programı (Classic Color Meter, Apple Corp) ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler Shapiro-Wilk, Kruskal Wallis, Anova, Friedman, post-hoc Bonferroni testi ile yapılmıştır (p<0,05). Gruplar arasındaki ortalama fark ve renk analiz yöntemleri arasındaki uyumu değerlendirmek için Bland-Altman analizi yapılmıştır. Opaker kompozit reçineler karşılaştırıldığında renk maskeleme yeteneği en yüksek olan pat yapıda opaker reçinenin kullanıldığı POU grubu bulunmuştur. Spektrofotometre, polarize filtre takılı Smile Lite MDP ve DSLR yöntemleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık görülmüştür ancak Bland-Altman analizi, SFM ve MDP gruplarındaki ∆E değerlerine uygulanmış olup, iki yöntem arasında uyumluluk tespit edilmiştir.

Dental materyallerDental restorasyonDental restorasyon-sürekli+6
Ezgi Ok
İstanbul University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Beyazlatıcı diş macunlarının dişlerin rengine ve yüzey pürüzlülüğüne etkisi

Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı farklı beyazlatma mekanizmalarına sahip diş macunlarının insan dişlerinin renk değişimine ve yüzey pürüzlülüğüne etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada periodontal nedenlerle çekilmiş 40 adet çürüksüz insan maksiller keser dişi kullanılmıştır. Dişler su soğutması altında hassas kesme cihazı kullanılarak mine-sement sınırından kron ve kök olmak üzere iki parçaya ayrılmış, kron kısımları vestibül yüzeyleri altta kalacak şekilde, 3 cm çapında silikon kalıp kullanılarak kendiliğinden sertleşen soğuk akriliğe gömülmüştür. Silisyum karbür kâğıtlar ile minimum doku kaybına sebep olacak şekilde cila işlemleri yapılan diş örnekleri renklendirme işlemine geçmeden önce 24 saat boyunca distile su içerisinde bekletilmiştir. Tüm örnekler, çözünebilir kahve içeren oda sıcaklığındaki solüsyonda 6 gün boyunca bekletilmiştir. Renklendirme sonrası örnekler distile su ile yıkanıp rastgele 5 gruba ayrılmıştır(n=8). Grup I: Distile su, kontrol grubu; Grup II: ROCS Sensation Whitening (RSW); Grup III: Signal White Now Gold (SWN); Grup IV: Colgate Optic White Charcoal (COW); Grup V: Opalescence Whitening(OW). Fırçalama periyoduna başlamadan önce ve sonra renk ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. Renk ölçümü VITA Easyshade Advance 4.0(VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) spektrofotometre ile, yüzey pürüzlülüğü ölçümü ise mekanik profilometre cihazı (Surftest SJ-201, Mitutoyo, Tokyo, Japonya) ile yapılmıştır. Veriler Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey HSD Testine tabi tutulmuştur (p = 0,05). Bulgular: Tüm gruplarda kabul edilebilir eşik değerin üstünde (ΔE00 = 1,8) renk değişimi gözlenmiştir. En az renk değişimi sadece distile suyla fırçalama yapılan kontrol grubunda gözlenmiştir. Bromelain enzimi içeren RSW grubu en yüksek ΔE00 değerine sahiptir ve COW grubu onu takip etmiştir. İkisi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. (p>0,05) Tüm gruplardaki pürüzlülük değişikliklerinin benzer olduğu görülmektedir. İstatistiksel olarak bu gruplar arasında anlamlı bir fark yoktur. (p>0,05) Sonuç: Farklı beyazlatıcı diş macunları kahve ile renklendirilmiş insan dişi minesinde zamanla yüzey pürüzlülüğünde distile suya kıyasla anlamlı bir değişiklik yapmamaktadır. Tüm diş macunları diş rengini iyileştirirken, bromelain içeren beyazlatıcı diş macunlarının hasta kullanımı için etkili bir seçenek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Beyazlatıcı diş macunu, Fırçalama, İnsan dişi, Renk, Yüzey pürüzlülüğü.

Ecehan Kaplan
Akdeniz University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İndirekt reçine kompozit materyalleri ile farklı tip yapıştırma sistemleri arasındaki bağlantı kuvvetinin in-vitro olarak incelenmesi

Bu çalışmada farklı indirekt reçine kompozit materyallerinin diş ve direkt kompozit materyalleri üzerine farklı tip yapıştırma sistemleri kullanılarak makaslama kuvvet direnci testi uygulanıp elde edilen kopma dayanım kuvvetinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 64 adet boş otopolimerizan akrilik örnek hazırlanmıştır. Bu örneklerin içleri için 32 adet çürüksüz ve restorasyonsuz sağlam insan molar dişi ve 32 adet disk şeklinde Z250 (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) kompozit örnek kullanılmıştır. Bu materyaller üzerine üretici firmaların önerileri doğrultusunda RelyX U200(3M ESPE GmbH Dental Products, Neuss, Germany) self adeziv reçine siman ve RelyX Ultimate(3M ESPE GmbH Dental Products, Neuss, Germany) total etch adeziv reçine siman uygulanarak iki alt grup oluşturulmuştur. RelyX Ultimate uygulanan gruba Scotchbond Universal Etch(3M ESPE GmbH Dental Products, Neuss, Germany) ile Single Bond Universal(3M ESPE GmbH Dental Products, Neuss, Germany) uygulanmıştır. Gradia (GC Corporation Tokyo, Japan), Ceramage Body(ShofuInc, Kyoto, Japan), Tescera ATL(Bisco Dental Products Richmond, ABD) ve Lava Ultimate(3M ESPE, Seefeld, Germany) materyallerinden üretilen çubuklar simante edilerek deney grupları oluşturulmuştur(n=12). Makaslama kuvvet direnci 230 deney yapılarak ölçülmüştür. Kırık yüzeyler stereo mikroskopta incelenmiş kopma türleri belirlenmiştir. Örnek yüzeyleri SEM taramalı elektron mikroskop ile incelenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS IBM 24,0 Software programı kullanılmış,. veriler Shapiro Wilk's testi, Mann-Whitney U testi ve Ki-Kare testi ile p<0.05 düzeyinde anlamlılık ile değerlendirilmiştir. Diş üzerine farklı adeziv sistemlerle simante edilen indirekt restoratif materyallerinin kopma dayanım kuvvetlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır(p<0.05). Diş üzerinde en yüksek makas bağlanma direnci kuvveti RelyX Ultimate yapıştırıcısı ile yapıştırılan Ceramage grubunda, en düşük makas bağlanma direnci kuvveti ise RelyX U200 yapıştırıcısı ile yapıştırılan Ceramage grubunda bulunmaktadır. Z250 kompozit blok üzerinde farklı adeziv sistemlerle simante edilen indirekt restoratif materyallerinin kopma dayanım kuvvetlerinde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fark bulunmaktadır(p<0.01). Kompozit üzerinde en yüksek makas bağlanma direnci kuvveti RelyX Ultimate ile simante edilen Tescera ATL grubunda, en düşük makas bağlanma direnci kuvveti ise RelyX U200 ile simante edilen Lava Ultimate grubunda bulunmaktadır. Bu çalışma sonucunda ağız içerisinde kırılan kompozit restorasyonların veya derin dentin çürüğü bulunan arka bölge diş gruplarının indirekt restorasyonlarla restore edilebileceği ve adeziv siman türünün restorasyonun dayanıklılığı açısından büyük önem taşıdığı bulunmuştur.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+3
Oyun Erdene Batgerel
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı beyazlatma ajanları ve farklı cila sistemlerinin nanofil kompozit reçinenin yüzey pürüzlülüğüne ve renk değişikliğine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; cila işlemi uygulanan ve uygulanmayan kompozit yüzeylerin çay ve kahve solüsyonunda renklendirilmesinden sonra ofis tipi beyazlatma ajanlarının yüzey pürüzlülüğü ve renk değişimi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Filtek Ultimate (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) kompozit materyalinden 8 mm çapında ve 2 mm yüksekliğinde toplam 108 adet örnek hazırlanmıştır. 3 ana grup oluşturulup gruplardan biri cilalanmadan bırakılmış, diğerleri Sof-Lex (3M ESPE) disklerle veya OneGloss (Shofu, Kyoto, Japonya) lastiklerle cilalanmıştır. Daha sonra tüm gruplar 1 hafta boyunca çay veya kahve solüsyonunda bekletilmiştir. Renklendirme işleminden sonra örneklere Opalescence Boost (Ultradent, Utah, ABD) veya Opalescence Quick (Ultradent) ofis tipi beyazlatma ajanları birer hafta arayla toplam 2 seans uygulanmıştır (n=9). Ciladan sonra ve beyazlatmadan sonra profilometre kullanılarak aritmetik yüzey pürüzlülüğü (Ra) değerleri hesaplanmıştır. Örneklerdeki renk değişimi spektrofotometre yardımıyla ciladan sonra, renklendirmeden sonra ve beyazlatmadan sonra olmak üzere üç aşamada ölçülerek hesaplanmıştır. Elde edilen iki renk değeri arasındaki fark ΔE formülüyle bulunmuştur. Elde edilen bulgular Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Bonferroni-Dunn testi, Wilcoxon Signed Ranks testi ile karşılaştırılmıştır (p<0,05). Yüzey pürüzlülük değerleri açısından en yüksek başlangıç pürüzlülük değeri OneGloss ile cilalanmış yüzeylerde gözlenmiştir (p<0,01). Beyazlatma sonrası tüm gruplarda başlangıca göre pürüzlülük değerleri anlamlı olarak artmıştır (p<0,01). Renk değişimi açısından en yüksek ΔE değerleri kahve ile renklendirilen yüzeylerde gözlenmiştir (p<0,01). Her iki solüsyonda sadece Sof-Lex ile cilalı yüzeylerde Opalescence Boost ΔE değerini <2,7'nin altına indirebilmiştir.

CilalamaDental cilalamaDiş beyazlatma+4
Ezgi Erden
İstanbul University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üniversal adezivlerin fonksiyonel monomer ve hema içeriklerinin çürüksüz servikal lezyon restorastonlarının klinik performansına etkisi

Bu klinik çalışmanın amacı, çürüksüz servikal lezyonlarda farklı monomer içeriklerine sahip universal adezivler kullanılarak, adezivler arasındaki monomer içerik farklılığının restorasyonların klinik performansına olan etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya ağzında dört adet servikal lezyon bulunan 27 hasta dahil edildi. Toplam 108 adet servikal lezyon, G-Premio Bond (n=27), Xeno Select (n=27), Tetric-n-Bond (n=27) ve Clearfil Bond Quick (n=27) universal adezivleri self-etch modunda uygulanarak Clearfil Majesty ES-2 nanofil kompozit reçine ile tek bir operatör tarafından restore edilmiştir. Restorasyonlar başlangıç, 6 ve 12 aylık klinik kullanımlar sonrası FDI kriterleri ile değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistiği yapılmış, Friedman's ve Kruskal Wallis testleri kullanılarak analiz edilmiştir (p<0,05). 12 ay sonraki kümülatif katılım oranı %96,3' tür. G-premio ve Clearfil Bond Quick materyal grupları için retansiyon oranı %96,2, Xeno Select ve Tetric-n-Bond materyal grupları için %100 olarak bulunmuştur. Restorasyonların başlangıç, 6, ve 12 aylık klinik kullanımı sonrası retansiyon, kenar uyumu, kenar renklenmesi, yüzey parlaklığı, renk uyumu ve translusensi, estetik anatomik form, post-operatif hassasiyet, periodontal cevap ve sekonder çürük parametreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). 12 aylık değerlendirme sonucunda her bir materyal grubu yüksek başarı oranları göstermiş, farklı monomer içeriklerinin universal adezivlerin klinik performansları açısından bir farklılık oluşturmadığı tespit edilmiştir.

AdezyonlarDental bondingDental restorasyon+3
Ferda Karabay
İstanbul University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

HEMA'lı ve HEMA'sız self-etch adezivlerde ilave hidrofobik reçine uygulamasının sınıf V kompozit restorasyonların klinik performansına etkisi

Bu çalışmanın amacı, çürüksüz servikal lezyonlara iki farklı tek aşamalı dentin adezivinin tek başlarına veya ilave hidrofobik reçine tabakası ile birlikte uygulanmasıyla gerçekleştirilen restorasyonların, 18 aylık klinik performanslarının FDI kriterlerine göre değerlendirilerek, adezivler arasındaki içerik farklılığının ve ilave hidrofobik reçine tabakasının, materyallerin klinik davranışına olan etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya dahil edilen 31 hastada mevcut olan 160 adet diş, Grup 1'de Clearfil S3 Bond Plus, Grup 2'de Clearfil S3 Bond Plus ve Heliobond, Grup 3'te G-Premio Bond, Grup 4'te G-Premio Bond ve Heliobond uygulanarak Clearfil Majesty ES-2 ile tek bir operatör tarafından restore edilmiştir. Restorasyonlar 1 haftalık, 6, 12 ve 18 aylık klinik kullanımlar sonrası değerlendirilmiştir. Çalışma grupları arasındaki farklılık normal dağılıma sahip olmayan değişkenler için Kruskal Wallis Tek yönlü varyans analizi ve Dunn's çoklu karşılaştırma testi ile karşılaştırılmıştır. Zamanlar/ölçümler/gruplar arası farklılık normal dağılıma sahip olmayan sürekli değişkenlerde Friedman ANOVA ve Tukey Post Hoc Test ile değerlendirilmiştir (p<0,05). Restorasyonların başlangıç, 6, 12 ve 18 aylık klinik kullanımı sonrası yüzey parlaklığı, marjinal renkleşme, renk uyumu ve translusensi, estetik anatomik form, kırık ve retansiyon, marjinal adaptasyon, post-operatif hassasiyet, periodontal cevap ve sekonder çürük parametreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Adezivler arasındaki içerik farklılığı ve ilave hidrofobik reçine uygulamasının klinik performansa önemli bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Klinik çalışma, Diş aşınması, Adezyon, Reçine kompozit, FDI kriterleri. Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 31778

AdezyonlarDental materyallerDental restorasyon+2
Meriç Berkman
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının kök çürüklerine etkisinin in vitro olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; remineralizasyon ajanlarının yapay kök çürükleri ve S. mutans ile L. casei biyofilmi üzerindeki etkilerini incelemektir. Sığır dişlerinin kök yüzeylerinden elde edilen 138 adet örnek 5 gün demineralizasyon solüsyonunda bekletildi. Yapay çürük oluşturulan örnekler (1) kontrol, (2) Sodyum florür (NaF), (3) NaF+Kazein Fosfopeptid Amorf Kalsiyum Fosfat (CPP-ACP), (4) NaF+Trikalsiyum Fosfat (TCP), (5) NaF+Ksilitol kaplı Kalsiyum Fosfat (CXP) ve (6) Gümüş Diamin Florür/Potasyum İyodür (SDF/KI) gruplarına (n=23) ayrıldı. Sonrasında spektral analiz yapılacak örneklere remineralizasyon ajanları uygulandıktan sonra pH döngüsüne tabi tutuldu. pH döngüsü öncesi ve sonrasında LF ve FTIR-ATR analizleri yapıldı. Biyofilm değerlendimeleri içinse demineralize örneklere ajanlar uygulanıp, üzerlerinde S. mutans ve L. casei ile ikili biyofilm oluşumu sağlandı. Oluşan biyofilm CLSM ve SEM ile incelendi. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programı ile p<0,05 anlamlılık düzeyinde analiz edildi. LF ölçümlerinde pH döngüsü öncesi ve sonrası fark değerlendirildiğinde kontrol grubuyla diğer gruplar arasında, deney grupları lehine anlamlı farklılık tespit edilirken, SDF/KI grubu en düşük LF değerleriyle, diğer tüm gruplardan anlamlı farklılık gösterdi (p<0.05). FTIR-ATR analizinde SDF/KI grubunda yapıda kimyasal reaksiyonlar olduğunu gösteren sonuç verirken, kontrol grubunda Fosfat/Amid I oranındaki düşüş, diğer dört deney grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). CLSM analizinde, hem toplam hem de canlı biyokütle bakımından tüm remineralizasyon ajanlarının, oluşturulan biyofilm üzerinde etkili olduğu görüldü. Bununla birlikte, tüm materyaller arasında en etkili ajan %5 NaF olarak bulundu. Çalışmamızda tüm remineralizasyon ajanlarının demineralizasyonu önlemede başarılı olduğu, S. mutans ve L. casei biyofilmi üzerine etkili olduğu gösterilmiştir.

Diş köküDiş remineralizasyonuDiş remineralizasyonu+7
Merve Şahin
İstanbul University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bulk-fill kompozitlerin uzun dönem monomer salınımının in vitro incelenmesi

Bu çalışmanın amacı farklı ışık cihazlarıyla farklı sürelerde polimerize edilen farklı reçine kompozitlerden Bis-GMA, Bis-EMA ve UDMA monomer salınımlarının uzun dönem (6 ay) değerlendirilmesidir. Çalışmada 3 farklı bulk fill (Filtek Bulk Fill Flow, Tetric EvoCeram Bulk Fill, SonicFill Bulk Fill) ile geleneksel (Filtek Z250) reçine kompozitler kullanıldı. Geleneksel reçine kompozit için 2 mm, bulk fill reçine kompozitler için 4 mm yüksekliğinde, 8 mm çapında toplam 80 numune (n=20 her grup) metal kalıplar kullanılarak hazırlandı, halojen (Optilux 501) ve LED (Demi Ultra) ışık cihazlarıyla 20 sn ve 40 sn süre ile polimerize edildi (n=5). Polimerizasyondan hemen sonra numuneler %75 etanol/su çözeltisinde oda sıcaklığında monomer salınımı için bekletildi. Monomer salınımı analizleri LC-MS/MS cihazıyla 24 saat, 1 hafta, 1ay ve 6 ay periyotlarında yapıldı. Zamana bağlı salınım değerlerinin ve değişimin değerlendirilmesi için çok değişkenli varyans analizi (Multivariate ANOVA) ile tekrarlı ölçümler varyans analizi (Reperated measure ANOVA), gruplar arasında monomer salınımındaki farklılıkları belirlemek için Tukey HSD ve Tamhane çoklu karşılaştırma testleri yapıldı (p<0.05). Işık cihazı tipi monomer salınım değerlerini anlamlı şekilde etkiledi (p<0.001). Işık uygulama süresinin artması, anlamlı derecede monomer salınım değerlerinin azalmasına neden oldu (p<0.001). Toplam monomer salınımları açısından UDMA en yüksek salınım gösteren monomer olurken, en az salınım Bis-EMA monomerinde gözlendi. Tetric EvoCeram Bulk Fill reçine kompozitinde UDMA ve Bis-GMA monomerlerinin salınımının diğer reçine kompozitlere oranla anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0.001). Işık cihazı tipi ve ışık uygulama süresi monomer salınım değerleri üzerine önemli etkiye sahiptir. Reçine kompozitlerin kimyasal yapısı, uzun dönem monomer salınımını etkilemektedir . Anahtar Kelimeler: Monomer salınımı, Işık cihazı, Işık uygulama süresi, Bulk Fill kompozit, LC-MS/MS

Cerrahi-diş hekimliğiDental materyallerKompozit malzemeler+3
Ali Saygın
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel adezivlerin uygulanma aşamasındaki gecikmelerin dentine bağlanma başarılarına olan etkilerinin incelenmesi

Amaç: Kompozit restorasyonların uzun dönem klinik başarısını etkileyen en önemli aşamalardan birisi adeziv uygulama basamağıdır. Çalışmamızın amacı adezivin kaviteye uygulanması sırasında yaşanabilecek bir gecikmenin dentine olan bağlanmayı nasıl etkileyeceğini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmamızın mikro gerilim bağ dayanımı testlerinde toplam 45 adet çekilmiş diş kullanıldı. Dişler 15'er dişten oluşan üç gruba rastgele dağıtıldı. Birinci grup Clearfıl Se Bond (Kuraray Noritake Dental Inc., Japonya), ikinci grup G-Premio Bond (GC, Tokyo, Japonya) ve üçüncü grup Singlebond Universal Bond (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) olarak belirlendi. Ardından immediate uygulanma, gode içinde 3 dk. bekletildikten sonra uygulanma ve gode içinde 5 dk. bekletildikten sonra uygulanma şeklinde farklı uygulama süreleri için üçer alt grup daha oluşturuldu (n=5). Bonding ajanlar üretici talimatlarına uygun bir şekilde oklüzal dentin yüzeylerine uygulandı ve dişlere 2 mm'lik tabakalama tekniği ile kompozit rezin yerleştirildi. Her tabaka Valo Cordless (Ultradent, South Jordan, Utah, ABD) geniş spektrumlu LED ışık cihazı ile 20 sn. polimerize edildi. Hazırlanan örneklerden 1x1 mm boyutlarında stickler elde edildi. Sticklerin bağlanma dayanımları mikro gerilim test cihazında (Micro Tensile Tester, Bisco Inc., Schaumburg, IL, ABD) test edildi. Test sonucu kopan parçaların kırılma paternleri bir ışık mikroskobu ile incelendi. Temsili örnekler Taramalı Elektron Mikroskobu SEM (Leo 1430, Zeiss, Almanya) ile de ayrıca analiz edildi. Bulgular: En yüksek ortalama mikro gerilim bağlanma dayanımı değerleri Clearfil SE Bond'un kullanıldığı ve adeziv uygulamasında herhangi bir beklemenin olmadığı grupta 35,14±7,75 MPa olarak elde edildi (p<0,001). En düşük ortalama mikro gerilim bağlanma dayanımı değeri ise G-Premio Bond'un 5 dk godede bekletilerek uygulandığı grupta 13,43±4,69 MPa olarak saptandı (p<0,001). 5 dk bekletme sonrası bond uygulanan grupların tümünde adeziv başarısızlık oranları %85 in üzerinde ölçüldü. Kırık ara yüzeylerinin SEM incelemelerinde 5 dakika bekletilmiş Universal adeziv gruplarında kompozit yüzeyinde smear tabakası benzeri görüntüler tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızın sınırları dahilinde 5 Dk. süresince gode içinde bekletilen adeziv gruplarının başarısızlık oranlarının belirgin şekilde arttığı tespit edilmiştir. Bağlayıcı ajanlar üretici firma talimatlarına doğrultusunda mümkün olan en kısa sürede uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Bağlayıcı ajan, bağlanma dayanımı, adeziv bağlantı.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+2
Ahmet Gültekin
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

N-asetilsistein ilavesinin dişeti rengindeki bazı kompozitlerin çeşitli biyouyumluluk parametreleri üzerine olan etkilerinin in vitro değerlendirilmesi

N-Asetilsistein İlavesinin Dişeti Rengindeki Bazı Kompozitlerin Çeşitli Biyouyumluluk Parametreleri Üzerine Olan Etkilerinin İn vitro Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı diş eti çekilmelerinin ve servikal diş defektlerinin estetik restoratif tedavisinde kullanılan bazı kompozitlerin sitotoksik ve apptotik etikilerini hücre kültürü yöntemi ile araştırmak ve bu materyallere ilave edilen N-asetilsisteinin olası biyolojik etkilerini incelemektir. Yöntem: Çalışmamızda, iki adet gingival kompozit (PermaFlo Pink Ultradent, South Jordan Amerika) (Amaris Gingiva,VOCO, Cuxhaven, Almanya) ve bir adet geleneksel akışkan kompozit (Filtek Ultimate Flowable, 3M ESPE, Seefeld, Almanya ) kullanılmıştır. Her bir kompozitten 5 mm çapında 2 mm kalınığında altışar örnek hazırlanmış ve bir LED ışık cihazı ile standart güç modunda (1000mW/cm2 ) üretici firma talimatları doğtultusunda polimerize edilmiştir. N-Asetil-L-sisteinin (NAC) olası etkilerini araştırmak için; ağırlıkça %1 NAC içeren ilave üç kompozit test grubu hazırlanmıştır. Çalışmamızda fare fibroblast hücre hattı (L929) kullanılmıştır. Direkt kontakt testi ile 24 saat sonunda hücre sitotoksisiteleri WST-1 testi ile değerlendirilmiş, apoptoptoz markerları kaspaz 3, kaspaz 8 ve anneksin V seviyeleri ise PCR testi ile RNA izolasyon kiti kullanılarak belirlenmiştir. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: WST-1 testi sonucunda hiçbir sitotoksik etki gözlenmemiştir. Filtek Ultimate Flowable, PermaFlo Pink ve PermaFlo Pink+NAC grubunda hücre populasyonunda artış gözlenmiştir. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında %1 NAC ilaveli 3M Filtek Ultimate grubu hariç, tüm gruplarda kaspaz 3 seviyelerinde anlamlı düşüş gözlendi (p<0,05). Kaspaz 8 seviyeleri incelendiğinde; tüm gruplarda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Filtek Ultimate Flowable ve VOCO Amaris Gingiva grubunda kontrol grubuna kıyasla daha yüksek Annexin V aktiviteleri saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Test edilen kompozitlerden hiçbiri 24 saatlik direkt kontakt testi sonucunda L929 fare fibroblast hücreleri üzerinde doğrudan sitotoksik bir etki oluşturmamıştır. Materyaller apoptotik yolak üzerinde kaspaz 3, kaspaz 8 ve anneksin V seviyeleri üzerinde çeşitli değişimlere yol açarak apoptotik süreci etkilemiştir. Ağırlıkça %1 oranında NAC ilavesinin bu etkileri baskılamada yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gingival kompozit, sitotoksisite, NAC, kaspaz 3, kaspaz 8, anneksin V

AsetilsisteinBiyouyumlu materyallerDental materyaller+4
Gülnaz Demirel
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rezin içerikli restoratif materyallerin pürüzlülüğünün, su emilimi ve suda çözünürlüklerinin in vitro olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı rezin materyallerin asit ortamda pürüzlülüğünü, su emilimini ve suda çözünürlüklerini incelemektir. Yöntem: Çalışmada, 1 adet yüksek viskoziteli Bulk Fill kompozit (Filtek Bulk Fill Posterior Restorative), 1 adet mikrohibrit kompozit (Charisma® Smart), 1 adet nanohibrit indirekt posterior kompozit (GradiaTM Plus indirekt kompozit ) ve 1 adet ışıkla sertleşen rezin modifiye cam iyonomer (RIVA resin modifiye cam iyonomer ) kullanılarak 4 mm çap ve 4 mm kalınlıkta toplam 80 adet örnek hazırlandı. Çözünürlük ve su emilimi değerlerini saptamak için, örneklerin başlangıç ağırlıkları mikrogram (μg) cinsinden kaydedildi (M1). Başlangıç yüzey pürüzlülük ölçümleri profilometre (Surftest SJ-201, Mitutoyo, Tokyo, Japonya) ile yapıldı, ilk ölçülen yüzey pürüzlülük değerleri Ra1 olarak kaydedildi. Örnekler (n=10) 2 farklı solüsyonda (distile su, sitrik asit) 40 gün bekletildi, ardından örneklerin solüsyonlarda bekleme sonrası ağırlıkları mikrogram (μg) cinsinden kaydedildi (M2). Tekrar profilometre ile ikinci yüzey pürüzlülük değerleri belirlendi (Ra2). Örnekler desikatörde bekletilip ağırlık sabitlendiğinde, değerler M3 olarak kaydedildi. Çözünürlük ve suda emilim düzeyleri ISO 4049:2009 standartlarına göre hesaplandı. İstatistiksel analiz, Tek yönlü ANOVA ve Tukey HSD çoklu karşılaştırmaları kullanılarak yapılmıştır (p=0.05). Bulgular: Yüzey pürüzlülük değişimi ve su emilim değerleri karşılaştırıldığında CİS grupları kompozit gruplarına göre daha yüksek yüzey pürüzlülüğü ve su emilimi değerleri göstermiştir (p<0,05). Gruplar arasında suda çözünürlük açısından anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur (p<0,05). CİS-SA grubu en yüksek suda çözünürlük değeri göstermiştir ve bu çözünürlük değeri diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak farklı bulunmuştur. Sonuç: Bekleme ortamı çalışmamızda test edilen gruplar arasında sadece cam iyonomer siman grubunda yüzey pürüzlülüğü, su emilimi ve çözünürlüğünde anlamlı bir artışa sebep olmuştur. En fazla su emilimi, çözünürlük ve yüzey pürüzlülüğü değişimi CİS-SA grubunda görülmüştür. Bekleme ortamı kompozit rezin grupları arasında su emilimi ve yüzey pürüzlülüğü değişimi açısından herhangi bir fark yaratmamıştır. Kompozit grupları arasında bekleme ortamı kompozitlerin çözünürlüğünde anlamlı bir farka sebep olmamıştır. Anahtar Kelimeler: suda çözünürlük, su emilimi, yüzey pürüzlülüğü, sitrik asit

Dental materyallerDental restorasyonKompozit reçineler+6
Ahsen Mirdas
Akdeniz University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı renk, kalınlık ve materyallerle üretilen lamina venerlerin renk maskeleme özelliklerinin in vitro incelenmesi

Bu çalışmanın amacı 4 farklı CAD/CAM materyali ile yapılan farklı kalınlıklardaki porselen lamina venerlerin renkleşmiş bir substratı maskeleme yeteneğini ölçmektir. C2 rengindeki kompozit reçineden (Filtek Z550) paslanmaz çelik kalıp ile 12x14 mm boyutlarında ve 4 mm kalınlığında 150 adet substrat oluşturulmuştur. Substratların rengi VITA Easyshade spektrofotometreyle ölçülmüştür. Lamina venerler elmas kesme diski ile IPS e.max MT ve LT (EMX-MT, EMX-LT), IPS Empress LT (EMP), Celtra DUO LT (CD), VITA Suprinity T (VS) CAD/CAM bloklardan 0.3, 0.5 ve 0.8 mm kalınlıklarda kesilmiştir (n=10). Variolink II ışıkla sertleşen reçine siman ile lamina venerler substratlar üzerine üretici firmanın direktifleri doğrultusunda simante edilmiştir. Simantasyon esnasında örneklerin üzerine 1 kg ağırlık konmuştur. 20 sn sonra ağırlık kaldırılıp, taşan siman temizlenerek 10 sn ışık uygulanmıştır. Örneklerin rengi tekrar ölçülmüştür. Elde edilen iki renk değeri arasındaki fark ΔE formülüyle hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular Pearson Korelasyon Analizi, One-way ANOVA testi, Tukey HDS testi ve Tamhane's T2 testi ile karşılaştırıldı (p<0.05). Elde edilen bulgulara göre VS hariç tüm materyallerde kalınlık ve renk maskeleme yeteneği arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Materyallerin kalınlığa göre ΔE değerlerinin hesaplanmasında tüm gruplarda en düşük ΔE'yi VS göstermiştir. En yüksek ΔE ise 0.3 mm'de EMX-MT, 0.5 mm'de CD ve 0.8 mm'de CD olmuştur. Tüm materyallerde kalınlık arttıkça ΔL artmıştır. Bu çalışmanın renkleşmiş dişlere porselen lamina vener yapılması konusunda kliniğe rehber olması hedeflenmektedir. Key Words: discolored teeth, dental veneers, dental porcelain, dental esthetics, CADCAM

CAD/CAMDental materyallerDental porselen+5
Görkem Sengez
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı irrigasyon yöntemlerinin fiber postların bağlanma dayanımı üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin, fiber postun bağlanma dayanımı üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma deneysel bir araştırma olup, geleneksel, Diyot lazer, Er,Cr:YSSG lazer ve Pasif ultrasonik irrigasyon aktivasyon yöntemleri kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen 135 adet insan alt çene daimi küçük azı dişleri, kök boyları 15 mm olacak şekilde kesilerek standardize edildi. Push-out testi için kullanılacak örnek-lerin kök kanal tedavileri yapıldı ve ardından farklı irrigasyon aktivasyon yöntemleri uygulandı. Fiber post iki farklı rezin siman ile simante edildikten sonra apikal, orta ve koronal üçlü bölgelerinden 1 mm kalınlığında disk şeklinde kesitler elde edildi. Elde edilen kesitlere universal bir test cihazı ile 0,5 mm/dakika hızında push-out bağlanma dayanımı testi yapıldı. Çalışmaya dahil edilen dişlerden 10 örnek konfokal lazer ta-ramalı mikroskop analizi için, 5 örnek ise SEM analizi için ayrıldı. SPSS 22 paket programı ile elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapılmıştır. Bulgular: Her iki rezin simanda da, diyot lazer ile irrigasyon aktivasyonu yapılan örneklerin apikal üçlü bölgesinde diğer yöntemlere göre daha yüksek bağlanma daya-nımı değerleri bulunmuştur.(p<0,05) Ancak orta üçlü bölgesinde diyot lazer ile Er,Cr;YSGG lazer irrigasyon aktivasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır. Koronal üçlü bölgesinde ise her iki rezin simanla yapıştırılan örnek-ler arasında, Er,Cr;YSGG ile irrigasyon aktivasyonu uygulanan örnekler en yüksek bağlanma dayanımı değerlerini göstermiştir. Her iki rezin siman grubunda da en fazla koheziv tip kırılma görülmüştür. Sonuç: Geleneksel irrigasyon hariç tutulmak üzere irrigasyon yöntemlerinin genel olarak fiber postun bağlanma dayanımını arttırdığı sonucuna varılsa da, kök kanalının tüm bölgeleri için tek bir yöntemin ideal olduğunu söylemek mümkün değildir. Anahtar kelimeler: Fiber post, irrigasyon, push-out, rezin siman

Akrilik reçinelerDental materyallerDental postlar+4
Berkan Yıldız
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı açılanmalarda tasarlanan modellerde polimerize edilen bir bulk fill kompozitin dönüşüm derecesi, su emilimi ve çözünürlük değerlerinin incelenmesi

Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, farklı açılanmalar ile hazırlanan bir bulk fill kompozitin iki güncel ışık cihazı ile farklı mesafelerden polimerize edilmesinin ardından materyalin dönüşüm derecesi, su emilimi ve suda çözünürlük özellikleri üzerine olası etkilerinin in vitro olarak incelenmesidir. Yöntem: Farklı derecelerde açılandırılmış (90°, 75°, 60°, 45°), 4 mm derinliğe sahip silindirik teflon kalıplara yerleştirilen bir bulk fill kompozit rezin (Filtek Bulk Fill), iki farklı LED ışık cihazı (VALO Cordless, iLed Curing Ligt) ile üç farklı mesafeden (0 mm, 2 mm, 4 mm) ışıkla polimerize edildi. Toplam 24 grup her grupta 5 örnek olacak şekilde hazırlandı. Örneklerin dönüşüm dereceleri, Fourier Transform Infrared Spektrometre cihazı ile ölçüldü. Kompozitlerin 21 gün boyunca 37±1°C distile suda bekletilmesinin ardından, su emilimi ve suda çözünürlük değerleri ISO 4049:2009 spesifikasyonuna göre hesaplandı. Dönüşüm derecesi verilerinin istatistiksel olarak değerlendirilmesinde Üç Yönlü Varyans Analizi ve Duncan çoklu karşılaştırma testi kullanıldı. Su emilimi ve suda çözünürlük sonuçları Kruskal-Wallis testi ile analiz edildi. Bulgular: Tüm örnekler arasında, en yüksek ortalama dönüşüm derecesi değeri (%41,55±4,38) polimerizasyon işleminin 90°'lik açılanma ile hazırlanan örneklere VALO ışık cihazının en yakın mesafeden uygulandığı grupta elde edilmiştir. Tüm örnekler arasında en düşük ortalama dönüşüm derecesi değeri (%8,97±4,59) ise, polimerizasyon işleminin 45°'lik açılanma ile hazırlanan örneklere iLED ışık cihazının 4 mm mesafeden uygulandığı grupta elde edilmiştir. Örneklerin dönüşüm derecelerinin kullanılan ışık cihazı tipinden (p=0,003), cihazın kullanım mesafesinden (p=0,002) ve hazırlanan örneklerin açılı tasarımından (p<0,001) etkilendiği tespit edilmiştir. Ayrıca VALO ışık cihazının, farklı eğim açılarına sahip bulk fill kompozit örneklerin dönüşüm dereceleri üzerinde daha başarılı sonuçlar gösterdiği saptanmıştır (p<0,034). Farklı koşullarda polimerize edilen bulk fill kompozit rezin örneklerin su emilimi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p=0,585). Aynı şekilde örneklerin suda çözünürlük değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,654). Sonuç: Bulk fill kompozit rezinler zaman tasarrufu ve uygulama kolaylığı sağlasa da klinik kullanımda özellikle derin ve eğimli kavitelerde ışık enerjisinin materyale yetersiz ulaşması ihtimali göz önünde bulundurularak dikkatli kullanılmalıdır.

Dental materyallerKompozit malzemelerKompozit reçineler+2
Asu Nur Sandıkçı
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bulk-fill rezin kompozitlerin polimerizasyon büzülmesi hacimsel değişiminin micro-CT aracılığı ile incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı uygulama tekniklerine ve içeriğe sahip güncel bulk-fill rezin kompozitlerin, standart ve yüksek ışık gücü moduna sahip ışık cihazı ile polimerize edilmelerinin ardından polimerizasyon büzülmesi sonucu meydana gelen hacimsel boyut değişikliklerinin bilgisayarlı mikro tomografi (mikro-CT) kullanılarak değerlendirilmesidir. Yöntem: Bu çalışmada altı adet rezin esaslı bulk-fill kompozit; SonicFill 2 (Kerr Dental, Brea, CA, ABD), VisCalor (Voco GmbH, Cuxhaven, Almanya), AdmiraFusion Extra (Voco GmbH, Cuxhaven, Almanya), Filtek Bulkfill (3M Espe, St.Paul, MN, ABD), Fill-Up (Coltene Whaledent, Alstatten, İsviçre) ve GrandioSO Heavy Flow (Voco GmbH, Cuxhaven, Almanya) kullanılmıştır. Bulk-fill rezin kompozitler, herhangi bir restorasyon ya da çürük içermeyen çekilmiş molar dişlerde oluşturulan 4,2 (±0,5) mm çapında ve 4 (±0,5) mm derinliğindeki Sınıf 1 kavitelere üreticilerinin önerileri ile uygulanmıştır. Kompozitler 2 farklı ışıklama modu, standart ve yüksek güç modlarında polimerize edilmek üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. Tüm örnekler için, dişlerin boş kavite hacimleri ve sonrasında ise bulk-fill rezin kompozitler kaviteye yerleştirildikten sonra polimerizasyondan önce ve sonra olmak üzere herbir örnek için üçer kez olmak üzere mikro-CT ile 2 ve 3 boyutlu görüntüleri alınmıştır. Ardından materyaller nicel ve nitel olarak hacimsel birbirleri ile karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştir. Verilerin, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Duncan çoklu karşılaştırma testi ve bağımsız t-testi ile analiz edilmiştir. (p<0,05) Bulgular: Bulk-fill rezin kompozitlerin, kaviteye yerleştirildikten sonra meydana gelen adaptasyon mikroboşluğu en düşük oranda VisCalor grubunda, en yüksek oranda ise Fill-Up grubunda görülmüştür. Polimerizasyon büzülmesi hacimsel oranlarına bakıldığında ise, düşük ışık gücü uygulandığında en düşük oran Sonic Fill 2, en yüksek oran AdmiraFusion grubunda bulunmuştur. Yüksek ışık gücü uygulandığında ise en yüksek hacimsel büzülme oranı Sonic Fill 2 grubunda görülmüştür. Polimerizasyon sonrası kavite ile bulk-fill rezin kompozit arasında oluşan mikroboşluk oranına bakıldığında, en yüksek oran hem yüksek hem düşük ışık gücü grubunda AdmiraFusion grubunda gözlenmiştir. Yüksek ışık gücü uygulandığında, bütün kompozitlerde hacimsel büzülme ve mikroboşluk oranı artmakla birlikte, istatistiksel olarak anlamlı artış sadece Sonic Fill 2 grubunda görülmüştür. Sonuç: Çalışmada kullanılan tüm bulk-fill rezin kompozitler, hem hacimsel büzülme, hem de mikroboşluk oranlarına bakıldığında birbirlerinden farklı değerler göstermektedir. Yüksek ışık gücü uygulaması, bütün rezin kompozitlerin büzülme ve mikroboşluk oranlarını arttırmaktadır. Anahtar kelimeler: Bulk fill rezin kompozit, polimerizasyon büzülmesi, bilgisayarlı mikro tomografi, ışık gücü

BüzülmeDental ışık cihazıKompozit malzemeler+3
İlker Ayaz
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çürükten etkilenmiş dentine bağlanmada güncel adeziv sistemlerin başarısının değerlendirilmesi

Amaç: Sağlam ve çürükten etkilenmiş dentinin universal adezivler kullanılarak uzun dönem bağlanma başarısını mikro gerilim bağlanma dayanımı testi, rezin-dentin ara yüzeylerinden alınacak elektron mikroskobu (SEM) ve konfokal lazer taramalı mikroskobu (CSLM) görüntüleri ile değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu in vitro çalışmada ekstrakte edilen toplamda 120 adet sağlam ve çürüklü insan büyük azı dişi kullanılarak yumuşak çürük lezyonlar sert bir dentin tabakasına ulaşana kadar manuel bir ekskavatör ile çıkarılmış ve hassas kesme cihazı ile dentin seviyesi indirgenip düz bir yüzey oluşturulmuştur. Vickers mikro sertlik testi ile 15 sn boyunca 25 gr'lık yük uygulanarak yüzey mikro sertliğinin belirlenmesiyle sağlam ve çürükten etkilenen dentin örnekleri 3 alt gruba (sağlam dentin-SD, çürükten etkilenmiş yüzeyel dentin- D1 ve çürükten etkilenmiş derin dentin-D2) ayrılmıştır. Dentin örnekleri her grup için 4 alt gruba ayrılıp adeziv sistemler uygulanmıştır; Grup 1: Peak Universal Bond (Ultradent)+self-etch mod, Grup 2: Peak Universal Bond (Ultradent)+etch and rinse mod, Grup 3: G-Premio Bond (GC)+self-etch mod, Grup 4: G-Premio Bond (GC) )+etch and rinse mod. Örneklerin üzerine nanohibrit üniversal bir rezin kompozit yapı hazırlanmıştır. 37 C0 distile suda bekletilen kum saati şeklindeki levhalar 24 saat ve 1 yıl sonra mikro gerilim bağlanma dayanımı (μTBS) testi için üniversal test cihazında 1 mm/dakika kafa hızında koparılmış (her bir grup için n=15) ve kopma tipleri, 25x büyütmede bir stereomikroskopla, rezin-dentin ara yüzleri SEM ve CSLM ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler için tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA), Scheffe çoklu karşılaştırma testi ve bağımsız t-testi kullanılmış, anlamlılık düzeyi p≤ 0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: 24 saat sonra en yüksek bağlanma dayanımı değeri SD grubunda PUB-SE (36,80 MPa), en düşük değeri D1 grubunda G-PB SE (17,60 MPa) kaydedilmiştir. Bir yıl sonra en yüksek bağlanma dayanımı değeri SD grubunda G-PB SE (30,38 MPa), en düşük değeri D1 grubunda PUB SE (16,67 MPa) kaydedilmiştir. Sonuç: Universal adezivlerin sağlam dentine kıyasla çürükten etkilenmiş dentine bağlanma dayanımlarının anlamlı derecede daha düşük olduğu, farklı modda uygulamaları arasında anlamlı fark gözlendiği ve Vickers testinin sağlam ve çürükten etkilenmiş dentini ayırt etmek için etkili bir yöntem olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: çürükten etkilenmiş dentin, mikro sertlik, universal adeziv, mikro gerilim bağlanma dayanımı, konfokal lazer mikroskobu.

Dental bondingDental stres analiziDental çimentolar+4
Nurgül Çetin Tuncer
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel bulk fill kompozitlerin konversiyon derecelerinin mikrosertlik yöntemiyle değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı güncel bulk fill kompozitlerin konversiyon derecelerinin mikrosertlik yöntemiyle in vitro olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu in vitro çalışma için altı adet bulk fill rezin kompozit (SonicFill 2 (Kerr, ABD), VisCalor (Voco GmbH, Almanya), AdmiraFusion Extra (Voco GmbH, Almanya), Filtek Bulkfill (3M Espe, ABD), Fill-Up (Coltene Holding AG, İsviçre) ve GrandioSO Heavy Flow (Voco GmbH, Almanya) seçilmiştir. Bu altı farklı bulk fill kompozitin her biri 2 alt gruba ayrılarak Vickers Mikrosertlik Testine (Mikrotest, FM-310e, Türkiye) tabi tutulacaktır. On iki bulk fill rezin kompozit grubundan her grupta beş adet olmak üzere toplamda altmış örnek oluşturuldu. Örnekler, farklı derinlikteki 5 mm çapında teflon kalıplar kullanılarak her bulk fill kompozitten beş adet 2 mm'lik, beş adet 4 mm'lik derinliklerde silindirik şekilde hazırlandı. Örneklerin üst ve alt yüzeyini ayırt etmek için teflon kalıptan çıkarıldıktan sonra lateral yüzeyleri işaretlendi. Elde edilen numuneler Vickers Mikrosertlik Testine (Mikrotest, FM-310e, Türkiye) tabi tutuldu. Numunelerin mikrosertlik ölçümü, polimerizasyonun tam olarak tamamlanması için 24 saat sonra yapılmıştır. Örneklerin üst ve alt yüzeylerine 15 saniye boyunca cihazın indentörüyle 200 g yük beş farklı yere uygulandı, böylece her yüzeye beş diyagonal çentik oluşturuldu. Yük uygulaması, boyutları mikroskop altında belirlenen her yüzeyde simetrik bir girinti oluşturdu. Çentikler açıldıktan sonra mikrosertlik cihazının 50x büyütmeli merceği altına yerleştirilen örneklerde oluşan diyagonal şekilli çentiklerin köşegen uzunluklarının, sertlik cihazının x-y-z düzleminde hareket eden kolları yardımıyla belirlenmesi sonrası, cihaz tarafından otomatik olarak Vickers Sertlik (VH) değeri hesaplanmıştır. Her bir yüzeyden yapılan beş ölçümün ortalaması örneğin o yüzeyinin sertlik değeri olarak belirlenmiştir. İstatistiksel analizler için tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA), Tukey HSD çoklu karşılaştırma testi ve bağımsız t testi kullanılmış, anlamlılık düzeyi p< 0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: 2 mm kalınlığında hazırlanan örneklerin dönüşüm derecelerine bakıldığında en yüksek değer SonicFill 2 grubunda; en düşük değer ise Fill-Up 8 grubunda görülmüştür. Fill-Up grubu diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür. Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. 4 mm kalınlığında hazırlanan örneklerin dönüşüm derecelerine bakıldığında GHF grubu diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür. (p< 0,05) En yüksek dönüşüm derecesi ise VisCalor grubunda gözlenmiştir. AdmiraFusion Extra, Filtek Bulk Fill, SonicFill 2 ve VisCalor grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Sonuç: Çalışmada kullanılan bulk fill rezin kompozitlerin tabaka kalınlığı arttıkça dönüşüm dereceleri istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmıştır. Çalışmada kullanılan bulk fill kompozit rezinlerin tüm örneklerinde üst yüzey mikro sertlik değerleri alt yüzey mikro sertlik değerlerinden yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda, uygulanan tabaka kalınlığının bulk fill rezin kompozitlerin mikro sertliğini ve dönüşüm derecesini etkilediği bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Bulk fill rezin kompozit, Vickers sertlik değeri, Konversiyon derecesi

Sergen Özdemir
Akdeniz University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM restoratif materyallerin yüzey özellikleri ve bakteriyel adezyonun incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, 4 rezin esaslı CAD/CAM blok ile 1 lösit güçlendirilmiş cam seramik CAD/CAM bloğun, standart polisaj ve bitim işlemi sonrası yüzey özelliklerini ve S. Mutans ile S. Mitis ile olan etkileşimlerinin KLTM ve SEM yardımıyla incelenmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmada IPS Empress CAD, VİTA Enamic, Lava Ultimate, Shofu Blok HC ve Cerasmart test materyali olarak belirlenmiştir. Hassas kesme cihazı yardımıyla bloklardan 10 mm x 10 mm x 1 mm boyutunda kesitler alınarak toplam 80 numune hazırlanmıştır (n=16). Daha sonra numuneler rastgele seçilerek iki alt gruba ayrılmıştır (n=5). Numunelerin polisaj işlemi Sof-Lex diskler ve cila pastası kullanılarak gerçekleştirildikten sonra, profilometre yardımıyla pürüzlülük değerleri (Ra) belirlendi. Petri kaplara yerleştirilen steril numuneler yapay tükürük ile kaplanarak pelikıl oluşumu için 1 saat 37 ˚C etüvde inkübe edildi. Daha sonra tüm numuneler S. mutans ve S. mitis içeren %5 glikoz BHI besiyerinde, 35 ˚C ve %5 CO₂ ortamda 24 saat inkübasyona bırakıldı. Bakteri koloni sayımı mikropleyt okuyucu yardımıyla belirlenmiştir. Bulgular: İstatiksel analiz Kruskal Wallis H testi ve post hoc Dunn-Bonferroni testi uygulanarak değerlendirildi. Pürüzlülük analizi sonucu LAV ve CER'nın, VIT ve IPS'ye göre istatistiksel olarak farklı olduğu (p<0,05), SHF grubunda ise bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Hidrofobiklik testi sonucunda IPS grubunun istatiksel olarak farklılık sergilediği (p<0,05), diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farklılık görülmemiştir. En düşük hodrofobiklik değerleri IPS ve VIT için elde edilmiştir. En düşük serbest yüzey enerjisi (γtot [mN/m]) değerleri CER grubunda olduğu görülmüş, bunu sırasıyla SHF, LAV, VIT ve IPS grupları izlemiştir. S. mutans ve S. mitis bakteri koloni (10⁸ CFU/ml) sayılarının karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Sonuç: Yapılan bu in vitro çalışmanın sınırlamaları dahilinde, yüzey özelliklerindeki farklılıklara rağmen, biyofilm oluşumunda bir farklılık görülmemiştir. Pelikıl'ın, biyofilm oluşumunda etkin rol oynadığı, adherent yüzey farklılıkları üzerinde değişiklik oluşturduğu görülmüştür.

AdezyonlarBakteriyel adezyonlarCAD/CAM+5
Deniz Tayfun
Akdeniz University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bir bulk-fill kompozitin klinik olarak değerlendirilmesi

Bir Bulk-Fill Kompozitin Klinik Olarak Değerlendirilmesi Bu çalışmanın amacı, sınıf II kavitelere uygulanan bir bulk-fill kompozit rezin ile bir tepilebilir mikrohibrit kompozit rezinin klinik performanslarını FDI kriterlerine göre 18 aylık süre boyunca değerlendirmektir. 58 hastaya toplamda 100 adet restorasyon tek bir hekim tarafından uygulandı. Her hastada en fazla iki dişe restorasyon yapıldı ve her bir diş için farklı restoratif materyal rastgele seçilerek kullanıldı. Bir gruba (n=50) bulk-fill kompozit rezin (X-tra fil, Voco, GmbH Cuxhaven, Almanya) 4 mm'lik tek kütle halinde yerleştirildi. İkinci gruba (n=50) ise tepilebilir kompozit (Filtek P60, 3M ESPE, Almanya) 2 mm'lik tabakalar halinde uygulandı. Her iki restoratif materyal için tek bir adeziv sistem (Clearfil SE Bond, Kuraray Dental, Japonya) kullanıldı. Restorasyonlar, bir hafta (başlangıç), altı ay, 12 ay ve 18 ay sonunda farklı iki araştırmacı tarafından FDI kriterlerine göre değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizi Mann-Whitney U-Testi, Friedman, Wilcoxon Signed Ranks Test ve Bonferroni düzeltmesi kullanılarak yapıldı. Restorasyonlar zamana bağlı olarak kendi içlerinde estetik kriterlerin tamamında ve bazı fonksiyel kriterlerde istatiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdi (p˂0.01). Bununla birlikte kullanılan restoratif materyaller arasında 18 ayın sonunda tüm kriterler için tüm değerlendirme periyotlarında istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi (p>0.05). Bir bulkfil kompozit rezin (X-tra fil) ile bir tepilebilir mikrohibrit kompozitin (P60) klinik performansının 18 aylık süre boyunca karşılaştırıldığı bu klinik çalışmada, her iki kompozit materyal de FDI kriterlerine göre başarılı bulundu. Anahtar Kelimeler: Bulk-Fill Kompozit, Klinik Değerlendirme, Posterior Restorasyonlar

Dental materyallerDental restorasyonKompozit malzemeler+1
Hatice Eryuva
Karadeniz Technical University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bulk fill kompozit rezinlerin farklı tabaka kalınlıklarında ve farklı ışık güçlerinde polimerize edilmesinin kompozitin dönüşüm derecesi, mikro sertliği ve sitotoksisitesine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı bulk fill kompozit rezinlerin farklı kalınlıklarda ve farklı ışık gücü modlarında polimerize edilmesinin kompozitlerin dönüşüm derecesi, mikro sertlik ve sitotoksisiteleri üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma deneysel bir araştırma olup, bu çalışmada Sonic Fill 2 (SF), Filtek Bulk Fill (FBF) isimli iki farklı bulk fill kompozit rezin kullanıldı. Her iki kompozitten 5 mm çapında 2, 4 ve 6 mm kalınlıkta hazırlanan örnekler 2 farklı güç modunda (1000mW/cm2-20 sn ve 3200 mW/cm2- 3sn) polimerize edilerek her grupta 5 numune olacak şekilde dönüşüm derecesi, mikro sertlik ve sitotoksisite analizleri için toplamda 180 adet örnek elde edildi. Dönüşüm derecesi, Fourier Transform Infrared Spektrometre ile, mikro sertlik ölçümü Vickers sertlik ölçüm cihazıyla örneklerin alt ve üst yüzeylerinden yapılmıştır. Sitotoksisite, WST-1 testiyle fibroblast hücreleri (L929) kullanılarak 1,7 ve 21. günlerde analiz edilmiştir. SPSS 22 paket programı ile elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapılmıştır. Bulgular: Bulk fill kompozit rezinlerin tabaka kalınlığı arttıkça kompozitlerin alt yüzeylerinde dönüşüm dereceleri anlamlı derecede azalmıştır (p<0,05). Sadece FBF 4 mm ve 6 mm kalınlığındaki örnekler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır. Bulk fill kompozit rezinlerin alt üst yüzey mikro sertlik oranları incelendiğinde her iki kompozitin her iki polimerizasyon yöntemiyle polimerize edilen 2 mm kalınlığında hazırlanan örnekleri ve standart güç modunda polimerize edilen 4 mm kalınlığındaki örnekleri 0,80 kabul edilebilir eşik değeri geçmiştir. WST-1 testinin sonuçlarına göre; en yüksek hücre canlılığı 7. günde Sonic Fill 2 kompozit rezinin standart güç modunda polimerize edilen 2 mm kalınlıktaki örneğinde görülmüştür. WST-1 deneyinin sonuçlarına göre; bulk fill kompozitlerin tabaka kalınlığı arttıkça hücre canlılığı azalmıştır. Sonuç: Bulk fill kompozit rezinler uygulama kolaylığı ve zaman tasarrufu sağlasa da artan tabaka kalınlığına bağlı yetersiz fiziksel ve mekanik özelliklere sahip olabilir ve sitotoksik etkiler gösterebilir.

Dental restorasyonKompozit malzemelerKompozit reçineler+2
Sevde Gül Batmaz
Akdeniz University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dentin hassasiyet giderici ajanların farklı koşullardaki tübül tıkaç etkinliğinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, farklı içeriklere sahip dentin hassasiyet giderici ajanların (DHGA; Teethmate Desensitizer, Gluma Desensitizer, Clinpro White Varnish, Enamelast) ve Er, Cr:YSGG lazerin tek başına ve DHGA ile kombine olarak uygulanmalarının ve erozyon/abrazyon dögüsünün, dentin yüzey pürüzlülüğüne ve tübül tıkaç etkinliğine etkisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışma için 140 adet daimi üçüncü molar diş kullanıldı. Yüzey pürüzlülüğü incelemeleri için dentin örnekleri 10 gruba ayrıldı (n=12); 1- Kontrol grubu, 2- Teethmate Desensitizer (TMD), 3- Gluma Desensitizer (GD), 4- Enamelast (EN), 5- Clinpro White Varnish (CWV), 6- Er, Cr:YSGG Lazer (L), 7- Teethmate Desensitizer-Lazer (TMD-L), 8- Gluma Desensitizer-Lazer (GD-L), 9- Enamelast-Lazer (EN-L) ve 10- Clinpro White Varnish-Lazer (CWV-L). Tüm örnekler dentin tübüllerini açığa çıkartmak için %17'lik EDTA solüsyonunda beş dakika bekletildi. Profilometrik analizler EDTA uygulaması sonrası, DHGA ve lazerin uygulanması sonrası ve beş günlük erozyon/abrazyon döngüsü sonrası yapıldı. Uygulamalar ve erozyon/abrazyon sonrası, dentin yüzeyindeki ve dentin arayüzündeki tübül tıkaç etkinliklerini incelemek için SEM kullanıldı. Yüzey pürüzlülüğü ölçümlerinin istatistiksel analizinde iki yönlü ANOVA testi, tek yönlü ANOVA testi ve Tukey's post hoc testi kullanıldı. Bu çalışmanın bulgularına göre, tek başına DHGA'nın kullanıldığı gruplar (TMD, GD, EN, CWV) kontrol grubuna göre yüzey pürüzlülüğünde artışa sebep olmamıştır. Fakat tüm lazer uygulamaları (L, TMD-L, GD-L, EN-L, CWV-L), dentin yüzeyinde pürüzlülüğün artmasına sebep olmuştur. Erozyon/abrazyon sonrası tüm deneysel gruplarda, yüzey pürüzlülüğünde artış görülmüştür. SEM incelemelerinde, lazer uygulamalarının daha fazla tübül tıkaç etkinliği gösterdiği ve erozyon/abrazyon sonrası tübül tıkaç etkinliklerini kısmen devam ettirdikleri görülmüştür. Kullanılan DHGA ve lazer, erozyon/abrazyon sonrası yüzey pürüzlüğündeki artışı engelleyemese de dentin yüzeylerindeki düzensizlikler kontrol grubuna göre daha az bulunmuştur. Bu çalışmanın bulguları, kullanılan DHGA, lazer ve kombine uygulamaların açık dentin yüzeylerini erozyon/abrazyonun olumsuz etkilerine karşı kısmen de olsa koruyucu etkisinin olduğunu gösterebilir.

DentinDentin duyarlığıDiş aşınması+3
Esmahan Okur
Karadeniz Technical University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı rezin simanların koronal dentine bağlanma dayanımlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı rezin simanların koronal dentine bağlanma dayanımlarında tükürük kontaminasyonunun etkisini in vitro olarak incelemektir. Yöntem: Çürüksüz 36 adet insan molar dişi seçildi ve dişlerin 1/3 oklüzal üçlüsü kesilerek dentin yüzeyi açığa çıkarıldı. 5 farklı rezin siman (Fujicem Evolve, RelyX U200, G-Cem Veneer, Panavia V5, Panavia F 2.0) üretici firmanın talimatları doğrultusunda kullanılarak dişlere simante edildi. Dişler yapay tükürük kontaminasyonuna göre 2 ve yüzey işlemlerine göre 6 alt gruba ayrıldı (n=3). Mikrogerilme bağlanma dayanımı testi mikrotensil test cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Rezin siman ile dentin arasındaki bağlantı ara yüzeyi dental loop ile incelendi ve kırılma tipleri belirlendi. Veriler varyans analizi (ANOVA) ile analiz edildi ve Tukey testi anlamlı farklılıkları tespit etmek için kullanıldı (p=0.05). Bulgular: Tükürükle kontamine Fujicem Evolve grubu 0,97 MPa ile en düşük bağlanma dayanımını gösterdi. Bununla birlikte en yüksek bağlanma dayanım değerini 23,39 MPa ile kontamine olmayan Panavia V5 gösterdi. Fujicem Evolve, RelyX U 200 (Total Etch) ve Panavia V5 grubundaki örneklerin tükürük kontaminasyonu sonucu bağlanma dayanım değerlerindeki düşüş istatistiksel olarak anlamlıydı. Fujicem Evolve grubundaki örneklerin tamamında adeziv başarısızlık görülürken, tüm başarısızlık tiplerinin görüldüğü grup Panavia V5 oldu. Bütün test gruplarında en çok adeziv tip başarısızlık, en az ise dentinde koheziv tip başarısızlık saptandı. Sonuç: Bu çalışma tükürük kontaminasyonunun bağlanma dayanımında etkisi olduğunu ve farklı tipteki rezin simanların bağlanma dayanımları arasında farklılıklar olabileceğini göstermektedir. Ayrıca self-cure rezin simanlar dual-cure rezin simanlarla karşılaştırıldığında, bağlanma dayanımlarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Rezin siman, koronal dentin, bağlanma dayanımı, tükürük kontaminasyonu

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+4
Merve Kozan Tuncer
Akdeniz University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli hassasiyet giderici yöntemlerin uygulandığı dentin yüzeylerinin pürüzlülüğünün, geçirgenliğinin ve bakteri adezyonunun incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı çeşitli hassasiyet giderici yöntemlerin uygulandığı dentin yüzeylerinin pürüzlülüğünü, geçirgenliğini ve bakteri adezyonunu in vitro olarak değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışmada %5 NaF (NaF, Enamelast fluoride vernik, Ultradent, ABD), CPP-ACP (MI Paste plus, GC Corporation, Tokyo, Japonya), Er,Cr:YSGG lazer (Waterlase, Biolase, Kaliforniya, ABD) ve diod lazer (Biolase, Kaliforniya, ABD) kombine şekillerde kullanılmıştır. Yeni çekilmiş sığır kesici dişlerinin kök dentinlerinin bukkal kısımlarından yüz sekiz adet 5×5×3 mm büyüklüğünde dentin blokları hazırlanmış ve bu bloklar uygulanan hassasiyet giderici yönteme göre dokuz gruba ayrılmıştır. Yüzey pürüzlülüğü (SR) bir profilometre ile ölçülmüştür. Pelikıl elde etmek için dentin örnekleri yapay tükürük ve müsin ile kaplanmıştır. Pelikıl ile kaplanmış numunelere S. mutans ve S. mitis süspansiyonları ilave edilmiştir. Bakteriyel süspansiyonlar, 37°C'de %5 C02 atmosferinde 24 saat süreyle inkübe edilmiştir. Bakteri sayıları ×108 ml CFU/ml olarak belirlenmiştir. Konfokal lazer taramalı mikroskop kullanılarak bakteri adezyonları görüntülenmiştir. Dentin geçirgenliği ise SEM ile görüntülemenin ardından Image J programı kullanılarak belirlenmiştir. İstatistiksel analiz, tek yönlü ANOVA ve Tukey HSD çoklu karşılaştırmaları kullanılarak yapılmıştır (p = 0,05). Bulgular: Herhangi bir hassasiyet giderici yöntem uygulanmayan kontrol grubu en düşük SR değerlerini göstermiştir (p<0,05). CPP-ACP+Er,Cr:YSGG ve CPP-ACP+Diod grupları hariç, bütün grupların yüzey pürüzlülüğü değişimi kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazladır (p<0,05). Fakat bakteri adezyonu açısından numuneler üzerindeki hem S. mutans hem de S. mitis sayısında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p<0,05). Bütün gruplar açık dentin tübülü sayısı ve çapını anlamlı derecede azaltmıştır (p<0,05). Sonuç: CPP-ACP+Er,Cr:YSGG ve CPP-ACP+Diod grupları hariç hassasiyet giderici bütün yöntemlerin daha fazla yüzey pürüzlülüğü oluşturduğu, bununla birlikte yüzey pürüzlülük değişiminin fazla olmasının S. mutans ve S. mitis adezyonunda gruplar arasında anlamlı bir farklılık oluşturmadığı gözlenmiştir. Ayrıca uygulanan bütün hassasiyet giderici yöntemler açık dentin tübülü sayısı ve çapı bakımından kontrol grubuna kıyasla farklılıklar göstererek, dentin geçirgenliği konusunda etkinlik göstermişlerdir. Anahtar Kelimeler: dentin hassasiyeti, yüzey pürüzlülüğü, bakteri adezyonu, dentin geçirgenliği.

AdezyonlarBakteriyel adezyonlarDentin+3
Kaan Yılmaz
Akdeniz University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fiber ile güçlendirilmiş dentin kompozitinin posterior kompozit ile tamirinde farklı yüzey işlemlerinin etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı fiber takviyeli dentin kompoziti yüzeyine uygulanan farklı yüzey işlemlerinin tamir bağlanma dayanımına etkilerini araştırmak ve dimetil sülfoksit (DMSO) uygulamasının adezyonu nasıl etkilediğini incelemektir. Yöntem: Klinikte yüksek çiğneme kuvvetleri altında kullanılması önerilen kompozit (EverX Posterior, GC, Europe) kullanılarak, 4x4x4 mm boyutlarında 40 adet kompozit rezin blok oluşturuldu. Numuneler yüzey hazırlama yöntemlerine göre 8 farklı gruba (n=5) ayrıldı; (G1) negatif kontrol grubu, (G2) adeziv uygulaması (G3) %50 dimetilsülfoksit uygulaması, (G4) % 50 dimetilsülfoksit + adeziv uygulaması, (G5) %37 fosforik asit etch+ adeziv uygulaması, (G6) air abrazyon+ adeziv uygulaması (G7) % 37 fosforik asit etch + %50 dimetilsülfoksit uygulaması + adeziv uygulaması, (G8) air abrazyon + %50 dimetilsülfoksit uygulaması + adeziv uygulaması grubu. Farklı yüzey hazırlama işlemi uygulanan kompozit örnekler akrilik içerisine gömüldü. Sonrasında, yüzeylere adeziv ajan (Single Bond Universal, 3M, ESPE, Neuss,Almanya), üretici firma önerilerine göre uygulandı. Adeziv uygulanan yüzeylere, silikon rehberler kullanılarak 4x4x4 mm boyutlarında olacak şekilde, bir posterior kompozit (Estelite Sigma Quick Posterior,Tokuyama,Tokyo, Japonya) ile iki tabaka halinde tamir işlemi yapıldı. Örneklerden su soğutması altında elmas testere ile 1x1x8 mm boyutlarında kompozit çubuklar elde edildi. Her gruptan mikro gerilim bağlanma dayanımı (μGBD) testi için toplam 20 kompozit çubuk rastgele seçildi. μGBD testi öncesi ,her kompozit çubuğun adeziv arayüzey alanı dijital kumpasla ölçüldü. Örnekler, siyanoakrilat yapıştırıcı ile mikro gerilim test cihazının test aparatına yapıştırıldı. 160 kompozit çubuğa, kopma gerçekleşene kadar, 50 kilogram (kgf) yük altında, 1,0mm/dk kafa hızında μGBD testi uygulandı. μGBD testi uygulanan örneklerin kopma yüzeyleri; kırılma tipini belirlemek için bir stereomikroskopta (x25) incelendi. Farklı yüzey işlemleri uygulanan kontrol (yalnızca frez uygulanan grup), %37 fosforik asit, air abrazyon ,dimetilsülfoksit , fosforik asit+DMSO ,air abrazyon+DMSO uygulanan altı adet kısa fiber destekli kompozit numune ve ayrıca suda yaşlandırılmamış ve hiçbir yüzey işlemi yapılmamış bir adet kısa fiber destekli kompozitlerin yüzey topoğrafyası taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi ile incelenmiştir. Yüzey işlemlerinin mikro tensile verilerinin normalliğini test etmek için Shapiro Wilk testi kullanıldı. ANOVA testi sonucunda grupların ortalama mikrotensile bağlanma değerleri arasında bir fark olduğu görüldü. Gruplar arası farklılıklar Tukey HSD testi ile belirlendi. Bulgular: En yüksek ortalama mikro gerilim bağlanma dayanımı değerleri sekizinci grupta (air abrazyon+ DMSO+ adeziv) kaydedilmiştir. Sadece frezle pürüzlendirme uygulanan negatif kontrol grubunda en düşük ortalama değerler saptanmıştır. Adeziv uygulanan tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı μGBD değerleri elde edilmiştir. Negatif kontrol grubu en fazla adeziv başarısızlığın tespit edildiği grup olmuştur (%100). SEM görüntüleri incelendiğinde asit etch uygulamasının kompozit yüzeyindeki artıkları kısmen uzaklaştırdığı air abrazyon uygulamasının ise fiber yapılara yer yer zarar verdiği görüldü. Sonuç: Fiber ile güçlendirilmiş dentin kompozitinin posterior kompozit ile tamirinde adeziv uygulanan grupların negatif kontrol grubuna göre daha yüksek ortalama bağlanma dayanımı gösterdiği tespit edilmiştir. Adeziv uygulanmaksızın %50 DMSO uygulamasının istatistiksel olarak bağlantı başarısını artırmadığı saptanmıştır. Frez ile pürüzlendirilen fiber kompozit yüzeyinde asit etch ve air abrazyon uygulamaları sadece adeziv uygulanan grupla kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı ilave bir katkı sağlamamıştır.

Dental bondingDental restorasyonDental stres analizi+3
Nilay Bayraktar
Akdeniz University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı restoratif materyallerin uçucu sülfür bileşiklerini tutma kapasitelerinin in-vitro araştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı Alluim cepa içinde bekletilen farklı restoratif materyallerden salınan uçucu sülfür bileşiklerini, özellikle de hidrojen sülfür miktarını araştırmaktır. Yöntem: Çalışmamız iki aşamada yürütülmüştür. Her iki aşamada da örnekler doğrudan Alluim cepa (Soğan) içine yerleştirilip 1 dk bekletilmiş, yüzeyi temizlendikten hemen sonra ölçümler yapılmıştır. Tezimizin ön çalışması niteliğindeki ilk aşamasında bir sülfür monitörü (Halimeter) kullanılarak, temsili seçilen bazı restoratif materyallerin uçucu sülfür bileşiklerini tutma kapasiteleri araştırılmıştır. Tezimizin ikinci aşamasında ise bir hidrojen sülfür (H2S) dedektörü kullanılarak on üç farklı restoratif materyalden salınan H2S gazı miktarları karşılaştırılmıştır. Sülfür monitörü testlerinde amalgam (Nova 70-Caps), cam ionomer (Equa Forte HT), universal kompozit (Tetric EvoCeram), bulk fill kompozit (Tetric EvoCeram Bulk Fill), akıcı kompozit (G- ænial Universal Injectable) ,ormoser (Admira Fusion x- tra) ve zirkon (Vita YZ HT) esaslı dolgu materyalleri temsili grupları oluşturmuşlardır. (n=10 toplam 70) . H2S gazının tespitinde ise bir yüksek bakırlı amalgam (Nova 70-Caps), iki farklı cam- iyonomer esaslı dolgu maddesi (Fuji IX GP, Equa Forte HT) ikisi bulk fill olmak üzere dört farklı kompozit (Tetric EvoCeram Bulk Fill, IPS Empress Direct, Admira Fusion x- tra, Tetric EvoCeram) biri fiber içerikli olmak üzere üç farklı akışkan kompozit (everX Flow, G- ænial Universal Injectable, Tetric EvoFlow) ve üç farklı CAD- CAM blok (Vita Enamic, GC Cerasmart 270, Vita YZ HT) örneğin H2S gazını tutma kapasiteleri bir dedektör ile (Wintact WT8802 ) incelenmiştir (n=10). Tüm restoratif materyal örnekleri 5 mm çapında 2 mm kalınlığında hazırlanmıştır. Bulk fill kompozitlerde örnek kalınlığının etkisini araştırmak için, ilave 5 mm çapında 4 mm kalınlığında 10' ar örnek daha hazırlanmıştır. Ölçümlerden önce örneklerin polisaj işlemleri yapılmış 1 hafta saf suda bekletilmiştir. Ayrıca pürüzlülüğün etkisini araştırmak için CAD- CAM örneklerinin yüzeyi ilk ölçümlerden sonra 181µm partikül büyüklüğünde bir fissür frezle pürüzlendirilip ilave ölçümler yapılarak pürüzlülüğün etkisi de araştırılmıştır. Sonuçlar Kruskal Wallis testi ve Bonferroni düzeltmeli ikili karşılaştırma testleri ile analiz edilmiştir. CAD- CAM örneklerde pürüzlendirmenin etkisi Wilcoxon testi ile, 4 mm kalınlıktaki bulk fill kompozitlerin karşılaştırılması ise Mann Whitney U testi ile yapılmıştır. Bulgular: Sülfür monitörü ile yapılan ön çalışma sonucunda gruplar arasında farklılıklar olduğu tespit edilmiş (p>0.05), Equia Coat cam iyonomer vernik kullanımının sonuçları etkilediği saptanmıştır. H2S monitörü ile yapılan ölçümlerde de H2S salınımının materyale bağlı olduğu tespit edilmiştir. En düşük ortanca pik değerler CAD- CAM bloklarından elde edilen örneklerde (0 mmol), en yüksek ortanca değerler ise 4 mm Tetric EvoCeram Bulk Fill örneklerinde tespit edilmiştir (1,3 mmol). CAD- CAM materyallerinin pürüzlendirilmesi salınan H2S miktarını artırmamıştır. Sonuç: Restoratif materyallerin doğrudan Alluim cepa içinde bekletilmesinin ardından örneklerden salınan H2S miktarları ve salınım süreleri materyallere bağlı olarak farklılık göstermektedir. Equia Coat cam iyonomer verniğinin içerdiği solventler, bir sülfür monitörü olan Halimeter cihazının ölçüm sonuçların etkileyebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Restoratif materyal, Uçucu sülfür bileşikleri, Halitometre, H2S dedektörü, Halitozis

Ağız kokusuAğız sağlığıDental materyaller+3
Tuğçe Odabaş
Akdeniz University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Anterior bölge kompozit rezinlerin yaşlandırmaya bağlı mikrosertliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; anterior bölgede kullanılan farklı yapıdaki üniversal restoratif materyallerin, iki farklı polisaj tekniği kullanılarak, aside ve yapay tükürüğe maruz kaldığında, gösterdikleri yüzey sertlik değerlerinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 5 farklı restoratif materyale (Essentia Üniversal Shade-GC, Omnichroma-Tokuyama, Charisma Diamond One-Kulzer, ZenChroma-President Dental ve Essentia HiFlo-GC) ve 2 farklı polisaj yöntemi (Shofu One Gloss ve EVE Diacomp Plus) uygulandı. Sonrasında örnekler 3 farklı yaşlandırma yöntemine (yapay tükürük, portakal suyu ve portakal suyu-yapay tükürük) maruz bırakıldı. Kompozit örneklerin yapılmasında 8 mm çapında, 2 mm kalınlığında kalıplar kullanılarak toplamda 240 adet örnek hazırlandı (n=8). Örnekler polisaj ve yaşlandırma yöntemlerine göre alt gruplara ayrıldı. Restoratif materyaller, teflon bir kalıp içerisine yerleştirildi ve polimerize edildi. Örneklerin yaşlandırma öncesinde Vicker's sertliği ölçümleri (Matsuzawa® MHT2, High Quality Microhardness Tester, Matsuzawa SEIKI Co; Ltd, Tokyo, Japonya) yapıldıktan sonra, yaşlandırma amacıyla yapay tükürük, portakal suyu ve portakal suyu-yapay tükürükte 24'er saat bekletildi. Yaşlandırma sonrasında tekrar Vicker's sertlik ölçümleri bakıldı. Örneklerin üst yüzeyleri yaşlandırma öncesinde ve sonrasında SEM (JEOL JSM 7001F, Japonya) ile analiz edildi. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS v.19 paket programı (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 27.0. Armonk, NY: IBM Corp, ABD) kullanılarak yapıldı. Bulgular: Kompozitlerin başlangıç sertlik değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. En yüksek başlangıç sertlik değeri Charisma Diamond One (89,578)'da izlenirken, en düşük Essentia HiFlo (54,830)'da görülmüştür (p<0,05). Bütün kompozitlerin başlangıç ve 1. Gün sertlik farkları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Yaşlandırma sonrası sertlik değerinde en fazla düşüş; Zenchroma'ya EVE Diacomp Plus polisaj uygulaması sonrası portakal suyunda bekletilmesi ile gözlenmiştir (-2,82±1,51). Yaşlandırma sonrası sertlik değerlerinde en az düşüş; Omnichroma'ya EVE Diacomp Plus polisaj uygulaması sonrası yapay tükürük+portakal suyu döngüsünde gözlenmiştir (-0,64±0,84) (p>0,05). Sonuçlar: Kompozit rezin restorasyonlar farklı pH'a sahip sıvılarda belirli oranlarda bekletildiklerinde, bu sıvılardan değişik oranlarda etkilenmişlerdir. Rezin bazlı restoratif materyallerin yüzey sertliği değerlerinde, asidik içeceklerin ve yapay tükürüğün etkisiyle değişimler olduğu kaydedilmiştir. Çalışmada kullanılan kompozitlerin birkaçı hariç yaşlandırma sonrası sertlik değerleri, yaşlandırma öncesi sertlik değerlerine göre istatistiksel olarak düşük sonuç göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kompozit rezin, Vickers, yaşlandırma, polisaj yöntemleri, mikrosertlik.

Fatıma Keçeci
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bukalemun etkisi gösteren kompozitlerde farklı polisaj ve yaşlandırma işlemleri sonrası yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; bukalemun etkisi gösteren kompozitlerin, farklı polisaj teknikleri ve yaşlandırma yöntemleri kullanıldıktan sonra yüzey pürüzlülüğünün ve renk değişiminin değerlendirilmesini sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada 4 farklı kompozit kullanılmıştır. Bu kompozitler; tek renkli monoshade üniversal kompozit sistemlerinden Essentia Universal Shade (GC Corp, Tokyo, Japan), Omnichroma (Tokuyama Dental Corp, Tokyo, Japan), Optishade (Kerr, Scafaty, Italy) ve kontrol grubu olarak Estelite Sigma Quıck (Tokuyama Dental, Tokyo, Japan) dır. Çalışmamızda 8 mm çap 2 mm kalınlığında disk şeklinde toplam 288 adet örnek kullanılmıştır (n=8). Örnekler polisaj ve yaşlandırma yöntemlerine göre alt gruplara ayrılmıştır. Restoratif materyaller, teflon bir kalıp içerisine yerleştirilip polimerize edilmiştir. Polisaj işlemlerinde sarı kuşaklı elmas bitim frezi (kontrol grubu), Onegloss (Shofu INC, Japan), Opti1Step (Kerr, Orange, CA, USA) kullanılmışken, yaşlandırma amacıyla yapay tükürük, kahve ve kola kullanılmıştır. Renk (EasyShade, MHT Optic Research, İsviçre) ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri (Surtronic 25, Taylor Hobson, Leicester, UK) yaşlandırma işlemlerinden önce ve sonra olmak üzere iki kez kaydedilmiştir. Örneklerin üst yüzeyleri yaşlandırma öncesinde ve sonrasında SEM ile analiz edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS programı (SPSS Inc, IBM Corp, IL, ABD) kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda restoratif materyallerin farklı polisaj yöntemlerine maruz bırakılması ve farklı solüsyonlarda yaşlandırılması sonucu değişen oranlarda hem renk hem de pürüzlülük değişimi gösterdiği ve bu değerler arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p< 0.05). En az renk değişimi Estelite Sigma Quıck grubunda gözlenirken (ΔE= 2,494), en fazla renk değişimi Essentia grubunda (ΔE= 3,317) gözlenmiştir. Yüzey pürüzlülüğü açısından değerlendirilecek olursa en fazla yüzey pürüzlülüğü değişimi Essentia kompozit grubunda (ΔRa= 0,1) , en az yüzey pürüzlülüğü değişimi ise Estelite Sigma Quıck (ΔRa= -0,01) grubunda izlenmiştir. Polisaj grupları arasında ise yapay tükürük, kahve ve kolada bekletme sonrasında en az renk değişimi Onegloss (ΔE= 2,77) grubunda gözlenirken, en fazla renk değişimi Opti1step' te gözlenmiştir. Yüzey pürüzlülüğü ise en az kontrol (ΔRa= 0,043) grubunda, en fazla ise Opti1 step (ΔRa= 0,072) ' te gözlenmiştir. Yaşlandırmada kullanılan solüsyonlar değerlendirildiğinde renk değişimi en fazla kahvede (ΔE= 3,585) gözlenirken, en az yapay tükürükte (ΔE= 2,141) gözlenmiştir. Yüzey pürüzlülük değişimi ise en fazla kahvede (ΔRa= 0,089), en az ise yapay tükürükte (ΔRa= 0,04) gözlenmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, restorasyonların estetik özelliklerini etkileyen renk ve yüzey pürüzlülüğünü, kompozit materyalin cinsi, kullanılan polisaj yöntemleri ve kompozitlerin bekletildiği solüsyonların etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bukalemun etkisi, yüzey pürüzlülüğü, renk değişimi

Beyza Gül
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Modelasyon likitlerinin kompozit rezinlerden monomer salınımlarına etkileri

Amaç: Restoratif tedavilerde sıklıkla tercih edilen kompozitlerin manipülasyonunu kolaylaştırmak için kullanılan modelasyon likitlerinin kompozit rezinlerin yapısına olan etkisi konusunda net bir fikir birliği yoktur. Bu çalışmanın amacı farklı model likitlerinin kompozitlerin monomer salınımlarına olan etkisinin değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada iki farklı kompozit rezine (Estelite Sigma Quick, Tokuyama Dental ; Harmonize, Kerr Dental ) üç farklı modelasyon likidi ( Composite Wetting Rezin, Ultradent ; Modeling Rezin, Bisco ; Modeling Liquid, Gc) uygulanarak 2x8 mm boyutunda 80 adet örnek (n=10) hazırlanmıştır. Kompozit rezinler 0,5 mm tabakalar halinde teflon kalıplara yerleştirilmiştir ve modelasyon likitleri her tabakadan sonra olmak üzere toplam 4 kez fırça yardımıyla uygulanarak hazırlanmıştır. Kontrol grubu, modelasyon ajanı kullanılmadan kompozitlerin firma önerilerine uygun olarak hazırlanmıştır. Örneklerin polisajları çok aşamalı disk sistemi (Sof-Lex; 3M™ ESPE™, St. Paul, ABD) kullanılarak yapılmış ardından %75 etanolde 37°C sıcaklıkta ölçüm gününe kadar saklanmıştır. Bu çalışmada Shimadzu 8045 LC-MS/MS kullanılarak örneklerden salınan monomerler (üretan dimetakrilat (UDMA), bisfenol A-glisidil metakrilat (Bis-GMA) ve trietilen glikol dimetakrilat (TEGDMA), 2-Hidroksietil metakrilat (HEMA) tespit edilmiştir. Örnekler %75 etanol su karışımında bekletilmiştir. İlk 24 saat, 7. Gün ve 30 günlerde ölçümler tekrarlanmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS v.19 paket programı (SPSS Inc, IBM Corp, IL, ABD) kullanılarak yapılacaktır. Analizlerde üç-yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve post-hoc Tukey HSD testleri kullanılması planlanmaktadır (p˂0,05). Bulgular: Modelasyon likit uygulanması her iki kompozit rezin için de BisGMA salınımını anlamlı ölçüde düşürmüştür (p<0,05). Sigma gruplarında TEGDMA salınımını anlamlı ölçüde düşürürken (p<0,05) Harmonize gruplarında farklılık izlenmemiştir. Modelasyon likit uygulanması toplam HEMA ve UDMA salınımlarını arttırdığı görülmüştür (p<0,05). Sigma-kontrol grubunda TEGDMA salınımı Harmonize-kontrol grubundan yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Kompozit rezinlerin organik matriks yapısı ve uygulama prosedürü artık monomer salınımını önemli ölçüde etkilemektedir. Modelasyon likidi kullanılması monomer salınımı üzerinde likidin içeriğine göre farklılıklar göstermiştir.

Dorukcan Yıldırım
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yeni nesil iki şişeli üniversal adezivin dentine bağlantı dayanımının ve adeziv tabaka kalınlığının in vitro değerlendirilmesi

Amaç: Üniversal adeziv sistemler; birçok avantaja sahip olmasına rağmen oluşan bağlantı dayanımının uzun ömürlülüğü ve adeziv tabaka kalınlığı konularında endişeler bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı yeni nesil iki şişeli bir üniversal adeziv olan G2- Bond'un kısa ve uzun dönem bağlanma dayanımını ve adeziv tabaka kalınlığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 30 adet çekilmiş insan alt büyük azı dişi kullanıldı. Dişler rastgele 3 adeziv ajan (G-Premio Bond, G2-Bond Universal, Clearfil SE Bond) grubuna ayrıldı. Dentin yüzeyleri açığa çıkarılmış dişlere gruplarına göre sırasıyla adeziv ajan ve kompozit rezin (Solare-X, GC, Tokyo, Japonya) uygulandı. Mikro gerilim bağlanma dayanımı testinde kullanılacak örnekler hassas kesme cihazı ile hazırlandı. Daha sonra tüm adeziv ve uygulama protokolü grupları, uygulanan olan yaşlandırma yöntemine göre (24 saat, 6 ay suda bekletme) iki alt gruba ayrıldı. Çubuk örnekler universal test cihazında mikro gerilim bağlanma dayanımı testine tabi tutulmuş ve kırılma tipleri stereomikroskop altında değerlendirilmiştir. Adeziv tabaka kalınlığını gözlemlemek için her bir dişten 3 adet çubuk ×5000 büyütmede SEM ile gözlemlenmiştir. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS v.26 programı (SPSS Inc, IBM Corp, IL, ABD) kullanılarak yapıldı. Bağlanma dayanımının değerlendirilmesinde iki yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey HSD testleri kullanıldı. Adeziv tabaka kalınlığının değerlendirilmesinde ise tek yönlü ANOVA ve Tukey HSD kullanıldı ve adeziv tabaka kalınlığı ile bağlanma dayanımı arasındaki ilişki korelasyon testi ile değerlendirildi (p<0,05). Bulgular: Kullanılan adezivlerin dentine bağlanma dayanımları ve adeziv tabaka kalınlıkları arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Suda bekletme ile yaşlandırmanın, adezivlerin bağlanma dayanımlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görüldü (p<0,05). SE Bond yaşlandırma sonrası grubunda, adeziv tabaka kalınlığı ile bağlanma dayanımı arasında anlamlı negatif bir korelasyon görülmüştür (p<0,05). Diğer grupların adeziv tabaka kalınlıkları ile bağlanma dayanımları arasında anlamlı bir korelasyon görülmemiştir. Sonuç: Çalışmada kullanılan iki aşamalı adeziv sistemler tek aşamalı üniversal adeziv sistemden daha iyi bağlanma dayanımı göstermişlerdir. Suda bekletmenin adezivlerin dentine bağlanma dayanımları üzerinde anlamlı bir etkisi olmamıştır.

Ahmet Özlü
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kalsiyum silikat içerikli simanların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Kalsiyum silikat içerikli simanlar rutin klinik uygulamalarda sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı piyasaya yeni sürülmüş rezin içerikli kalsiyum silikat siman olan TheraBase ile farklı tipte kalsiyum silikat içerikli simanların pH, kalsiyum salınımı, radyoopasite, çözünürlük, basma dayanımı ve su emilimi gibi fiziksel ve kimyasal özelliklerin in-vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Bulgular: Basma dayanımı değerlendirilmesinde; en yüksek basma dayanımı TheraBase grubunda görülürken, en düşük basma dayanımı BİOMTA+ grubunda görülmüştür (p<0,05). Radyoopasitenin değerlendirilmesinde; en yüksek radyoopasite BİOMTA+ grubunda görülürken, en düşük radyoopasite değeri TheraCal LC grubunda görülmüştür (p<0,05). Çözünürlük değerlendirilmesinde; en yüksek çözünürlük Biodentin grubunda görülürken, en düşük çözünürlük TheraCal LC grubunda görülmüştür (p<0,05). Tüm zaman periyotlarında en düşük su emilimi değeri TheraBase grubunda görülürken, en yüksek su emilimi değeri TheraCal LC grubunda görülmüştür. pH bulguları incelendiğinde; tüm zaman periyotlarında TheraBase en düşük pH değerlerini gösterirken Biodentin ise en yüksek pH değerlerini göstermiştir (p<0,05). Kalsiyum iyon salınımı sonuçlarına baktığımızda ise; TheraBase grubu tüm zaman periyotlarında en düşük değerleri göstermiştir (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak farklı kalsiyum silikat içerikli materyallerin fiziksel ve kimyasal özellikleri arasında farklılıklar vardır. TheraBase materyalinin fiziksel ve kimyasal özelliklerini daha kapsamlı bir şekilde değerlendirmek için daha fazla klinik araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kalsiyum silikat, MTA, Biodentin, TheraCal LC, TheraBase

Kemal Furkan Güdül
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Aşırı madde kayıplı mod kavite restorasyonları: Yeni nesil rezin materyallerin marjinal uyumlarının ve kırılma dayanımlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, aşırı madde kayıplı molar dişlerdeki sınıf II MOD kavitelerin restorasyonu için kullanılan yeni nesil restoratif materyallerin yaşlandırma öncesi ve sonrası marjinal uyumlarını ve yaşlandırma sonrası kırılma dayanımlarını değerlendirmektir. Önemi: Direkt kompozit restorasyonlar güncel diş hekimliğinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Ancak klinik pratiğinde yaşanan restorasyon kırıkları, renklenmeler, diş-dolgu ayrılmaları gibi durumlar bu restorasyonların etkinliğini kısıtlamaktadır. Bu çalışma ile klinik pratiğinde yüksek dayanım ve uzun ömür vaat eden materyaller kıyaslanacak, elde edilen veriler ile literatüre katkıda bulunulacaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 65 adet çekilmiş insan mandibular büyük azı dişi kullanılmıştır. Dişler; kontrol (herhangi bir işlem uygulanmamış) ve dört farklı restoratif materyali (G-aenial Posterior, G-aenial Universal Injectable, EverX Flow, EverX Posterior) olmak üzere rastgele 5 gruba ayrılmıştır (n=13). Kontrol grubu hariç diğer tüm gruplarda 5 mm vertikal derinliğe, 2,5 mm bukkal-lingual duvar kalınlığına sahip mezio-okluzo-distal (MOD) kaviteler hazırlanmıştır. Selektif-etch yöntemi ile pürüzlendirilen kavite yüzeylerine üniversal adeziv ajanın (G-premio Bond (GC,Tokyo Japonya)) uygulamasından sonra dişler üretici firma talimatlarına uyularak kompozit rezin materyalleri ile restore edilmiştir. Daha sonra örnekler termal siklus ve çiğneme simülatöründe yaşlandırmaya taabi tutulmuştur. Örnekler marjinal uyumunun değerlendirilmesi için yaşlandırma öncesinde ve sonrasında SEM ile 150X büyütmede incelenmiştir. Yaşlandırma sonrası örneklere Evrensel Test Makinesi (Instron, Canton, MA, ABD) ile kırılma dayanımı testi uygulanmış, deformasyon ve kırılma değerleri kaydedilmiştir. Marjinal uyum analizinden elde edilen veriler iki yönlü ANOVA, kırılma testi sonrası elde edilen veriler tek yönlü ANOVA ile analiz edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalar Tukey çoklu karşılaştırma testi ile yapılmıştır. Kırılan örneklerin restore edilebilirliği Ki-kare testi ile analiz edilmiştir ( p<0.05). Bulgular: Kullanılan farklı tip kompozit rezinlerin yaşlandırma öncesi ve sonrası marjinal uyum analizlerinde anlamlı farklılık görüldü(p<0,05). Kırma testi sonuçlarına göre ise EverX Flow, G-aenial Universal Injectable kompozit rezinine göre anlamlı ölçüde yüksek dayanım gösterdi(p<0,05). Kırılma tipi analizine göre en fazla restore edilebilen kırık EverX Posterior'da, en az restore edilebilir kırık G-aenial Posterior'da görülürken bu durum istatiksel olarak anlamlı değildi(p>0,05). Sonuç: Çalışmada kullanılan fiber destekli akışkan kompozit rezin diğer kompozit rezinlerden daha iyi kırılma dayanımı gösterdi. Kompozit rezin materyal seçiminin marjinal uyuma anlamlı etkisi görülürken, kırılma tipine anlamlı bir etkisi bulunmadı. Aşırı madde kayıplı molar MOD kaviteli dişlerin kompozit rezin ile restorasyonlarında fiber destekli materyallerin kullanımı, basma dayanımını anlamlı şekilde arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kırılma dayanımı, marjinal uyum, bulk-fill kompozit, fiber destekli kompozit, SEM

Kübra Bahar
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Akışkan kompozit rezinlere balık (Gökkuşağı alabalığı, Oncorhynchus mykiss) kemiği tozu katkılanmasının polimerizasyon büzülmesi ve mekanik özelliklere etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı ülkemizde yetiştiriciliği ve ihracatı yapılan gökkuşağı alabalığı iskeletinden elde edilen kemiğin, işlenerek nano boyutlu hidroksiapatit tozuna getirilmesi ve ticari dental akışkan kompozite farklı oranlarda inorganik doldurucu olarak katkılanmasının kompozit rezinin mekanik özellikleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada atık alabalık kılçığı tozundan elde edilen inorganik nano-doldurucuların farklı oranlarda bir akışkan kompozite (İmicryl, Konya) eklenmesinin kompozit rezinin polimerizasyon büzülmesine, sertlik ve eğilme dayanımı özelliklerine etkisi değerlendirildi. Akerko Su Ürünleri (Trabzon) işleme tesisinde işleme sonrası ortaya çıkan alabalık atıkları toplandı. Bu atıklar Tarsus Üniversitesi Kimya Prog. Laboratuvarı'nda işlendi ve inorganik matriks nano-hidroksiapatit doldurucular elde edildi. Ticari bir akışkan kompozitin organik doldurucu oranı sabit tutularak, inorganik doldurucusuna farklı oranlarda elde ettiğimiz nano-hidroksiapatit eklendi. Kontrol gurubu dahil olmak üzere 5 deneysel grup değerlendirildi. Polimerizasyon büzülmesinin değerlendirilmesi için 50 adet örnek yarım küre şeklinde hazırlandı (n=10) ve Acuvol (Bisco, Schaumburg, IL, ABD) ile hacimsel büzülme oranı ölçüldü. Mikrosertlik ölçümü için 8 mm çap ve 2mm kalınlığında disk şeklinde 50 adet örnek hazırlandı (n=10) ve mikrosertlik test cihazı (HWDM-5,TTS Unlimited Inc., Osaka, Japonya) ile Vickers sertlik değeri (VHN)(kg/mm2) belirlendi. Biaksiyel bükülme testi için 12 mm çapında, 1.2 kalınlıkta disk şeklinde 50 örnek hazırlandı (n=10) ve üniversal test cihazı (Shımadzu, Kyoto, Japonya) ile test tamamlandı. Kompozit rezin örneklerin yüzey özellikleri Taramalı Elektron Mikroskobu (JEOL JSM 7001F, Japonya) ile elde edilen görüntüler üzerinden analiz edildi. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS v.19 paket programı (SPSS Inc, IBM Corp, IL,ABD) kullanılarak yapıldı. Analizlerde tek yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve post-hoc Tukey HSD testleri kullanıldı(p˂0,05). Bulgular: Mikrosertlik değerlendirmesinde, en yüksek değer %10 nano-hidroksiapatit katkılı 3.grupta görülmüştür (p<0,05). Polimerizasyon büzülmesi değerlendirilmesinde, en düşük hacimsel büzülme gösteren grup %60 nano-hidroksiapatit katkılı 5. grupta görülmüştür (p<0,05). Bükülme dayanımı değerlendiğimizde, en yüksek dayanım nano-hidroksiapatit eklemediğimiz kontrol grubunda görülmüştür (p<0,05). SEM analizi ile örneklerin yüzeyel analizi sonucunda, %10 ve üzeri nano-hidroksiapatit katkısında malzemede topaklanma görülmüştür. Sonuç: Atık malzemelerden nano-hidroksiapatit elde edilebilir ve ekonomiye kazandırılabilir. Nano-hidroksiapatit eklenmiş kompozit rezinler mekanik özellikleri bakımından farklılık göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Atık yönetimi, hidroksiapatit, mikrosertlik, büzülme, bükülme dayanımı

Sevilay Köse
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bulk-fill kompozit rezinlerin yüzey özelliklerinin ve bakteriyel adezyonunun incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı bul-fill kompozitlerin yüzey özelliklerinin, elementel analizlerinin ve bakteriyel adezyonunun in vitro olarak incelenmesidir. Yöntem: Bu çalışmada Sonic Fill-2, Filtek Bulk Fill, Admira Fusion X-tra, Beautifil Bulk Restorative kullanılmıştır. Kompozit örnekleri 10x10x1 mm boyutlarında hazırlanmıştır. Sof-Lex cila sistemleri ile bitim ve cila işlemleri yapılmıştır. Cam kontrol materyali olarak seçilmiştir. Yüzey pürüzlülüğü (SR) bir profilometre ile ölçülmüştür. Tüm materyallerin yüzeylerinin hidrofobikliği ve SFE (Serbest yüzey enerjisi) değerleri bilgisayarlı temas açısı ölçüm sistemi ile ölçülmüştür. Elemental analizi gerçekleştirilmiştir. Pelikıl elde etmek için test numuneleri yapay tükürük ve müsin ile kaplanmıştır.Pelikıl ile kaplanmış numunelere S. mutans ve S. mitis süspansiyonları ilave edilmiştir. Bakteriyel süspansiyonlar, 37°C'de %5 C02 atmosferinde 24 saat süreyle inkübe edilmiştir. Bakteri sayıları x108 ml Cfu/ml olarak belirlenmiştir. Konfokal lazer taramalı mikroskop kullanılarak bakteri adezyonları görüntülenmiştir. İstatistiksel analiz, Tek yönlü ANOVA ve Tukey HSD çoklu karşılaştırmaları kullanılarak yapılmıştır (p = 0.05). Bulgular: Cam en düşük SR değerlerini göstermiştir. Bununla birlikte bulk-fill kompozit rezinlerin yüzey pürüzlülükleri arasında anlamlı bir fark bulunamıştır (p<0,05). En düşük temas açısı değerleri cam ve Sonic Fill-2'de bulunmuşken en yüksek SFE değerlerini yine bu materyaller göstermiştir. Materyallerin elementel içerikleri farklılıklar göstermiştir. S. mutans'ın adezyonunda tüm gruplar arasında anlamlı bir farlılık gözlenmemiştir. S mitis'in adezyonunda ise en yüksek değer Sonic Fill-2'de görülürken diğer gruplar arasında anlamlı bir faklılık bulunmamıştır. Sonuç: Yüzey pürüzlülüğünü bulk-fill kompozit rezinlerin bakteri adezyonunda herhangi bir etkisinin olmadığı, bununla birlikte SFE'nin artmasıyla bakteri adezyonunun arttığı gözlenmiştir. Bu çalışma, bulk-fill kompozitlerin, streptokoklara adezyonu konusunda kontrol grubuna benzer bir duyarlılığa sahip olduğunu gösterdi. Anahtar Kelimeler: bulk-fill kompozit, bakteriyel adezyon, yüzey pürüzlülüğü, hidrofobiklik

AdezyonlarBakteriyel adezyonlarDental materyaller+4
Dilber Bilgili
Akdeniz University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı aşındırma sistemleri ve ortamların bulk-fill kompozitlerin yüzey özelliklerine etkisi

Amaç: Bu projenin amacı, iki farklı polisaj sistemiyle polisajı yapılan dört farklı bulk fill ve bir universal kompozit rezinin iki farklı asitli içecekte ve yapay tükürükte bekletilmesinden sonra renk ve yüzey pürüzlülüğü özelliklerindeki değişimlerin değerlendirilmesidir. Yöntemler: Bu çalışmada beş farklı kompozit [Filtek Z250 (3M/ESPE, ABD), Tetric EvoCeram Bulk Fill (Ivoclar Vivadent, Schaan, Lihtenştayn), Filtek One Bulk Fill (3M ESPE, St Paul, MN, ABD), Beautifil Bulk Restorative (Shofu, Kyoto, Japonya), Estelite Bulk Fill Flow (Tokuyama Dental Corporation, Tokyo, Japonya)] 3 farklı polisaj yöntemi [Matris Bandı, Sof-Lex Discs, (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD), Clearfil Twist Dia, (Kuraray Dental, Tokyo, Japonya)] ve 3 farklı solüsyon [yapay tükürük, kola (The Coca-Cola Company, Atlanta, ABD; pH 2.53) ve enerji içeceği (Red Bull GmbH, Am Brunnen, Avusturya; pH 3.54)] grupları için 8 mm çap ve 2 mm kalınlıkta toplam 360 adet disk şeklinde örnek hazırlandı (n=8). Kompozit rezinler metal bir kalıp içerisine yerleştirildi ve polimerize edildi. Örnekler polisaj yöntemine göre alt gruplara ayrıldı ve üretici firmaların önerisi doğrultusunda polisaj yapıldı. Örneklerin renk değeri ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri, farklı solüsyonlarda 7 gün boyunca bekletme öncesinde ve sonrasında yapıldı. Renk değişimi (ΔE) CIELAB renk sisteminde, pürüzlülük değerleri ise ortalama Ra olarak kaydedildi. Çalışma sonucunda elde edilen verilerin istatistiksel analizi Üç Yönlü-ANOVA ile yapıldı. Bulgular: Değerlendirilen tüm restoratif materyaller solüsyonlarda bekletme sonrasında değişen oranlarda pürüzlülük ve renk değişimi gösterdi. Restoratif materyal türü, uygulanan polisaj yöntemi ve bekletme solüsyonunun pürüzlülük ve renk değişiminde anlamlı etkisi olduğu belirlendi. Kompozit rezinler arasında en yüksek pürüzlülük değişimini Z250 (0,104 ±0,095 μm), en düşük pürüzlülük değişimini Estelite Bulk (0,027 ±0,023 μm) grubu gösterdi (p<0,01). En fazla renk değişimi Beautifil Bulk (ΔE=4,839 ±3,415) grubunda izlenirken en az renk değişimi Z250 (ΔE=1,501 ±0,415) grubunda görüldü (p<0,01). Polisaj grupları arasında ise en yüksek pürüzlülük değişimi Matris (0,104 ±0,102 μm) grubunda, en düşük pürüzlülük değişimi ise Twist Dia (0,431 ±0,352 μm) grubunda görülürken; en yüksek renk değişimi Soflex (ΔE=3,383 ±2,653) grubunda en düşük renk değişimi ise Twist Dia (ΔE=1,975±0,992) grubunda görülmüştür (p<0,01). İçecek grupları değerlendirildiğinde ise, pürüzlülük değişimine en fazla kola (0,088 ±0,083 μm), en az yapay tükürük (0,036 ±0,042 μm) sebep olurken, renk değişimine ise en çok enerji içeceği (ΔE=3,123 ±2,477), en az yapay tükürük (ΔE=1,787 ±0,640) sebep olmuştur (p<0,01). Sonuç: Çalışmamızın bulgularına göre restorasyonların fiziksel özellikleri olan renk ve pürüzlülüğü kompozit materyalin cinsi, kullanılan polisaj yöntemleri ve asitli içecekler etkileyebilir.

AşındırmaDental materyallerDental restorasyon+6
Enes Kılıç
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel restoratif materyallerin dijital radyografi sistemiyle radyoopasitelerinin değerlendirilmesi

Güncel Restoratif Materyallerin Dijital Radyografi Sistemiyle Radyoopasitelerinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı, dijital radyografi kullanarak kliniklerde rutinde kullanılan çinko fosfat siman, cam iyonomerler (geleneksel cam iyonomer siman, yüksek biyoaktiviteye sahip bir cam iyonomer olan karbomer, yüksek viskoziteli cam iyonomer siman), direkt kompozitler, bulk-fill kompozitler, amalgam ve hibrit seramikler gibi restoratif materyallerin farklı kalınlıklardaki radyoopasitelerini değerlendirmek ve bunları mine, dentin ile kıyaslamaktır. Önemi: Restorasyonlarda kullanılan dental materyallerin radyopasitesi özellikle radyografik tanı için çok önemlidir. Dental materyallerin optimal radyoopasiteye sahip olmaları; restorasyon sınırlarının gözlenmesi, sekonder çürüklerin teşhis edilmesi, kavite kenarlarına restorasyonun adaptasyonunun izlenmesi, boşlukların ve rekürrent çürüklerin radyografik olarak tespit edilebilmesi bakımından önemlidir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada 17 adet dental materyal ile mine ve dentinin radyoopasiteleri test edilmiştir. Çalışmada kullanılmak üzere restoratif diş hekimliği klinik uygulamalarında sıklıkla kullanılan materyaller seçilmiştir. Tüm materyaller ve mine, dentin örnekleri 5 mm çapında; 1, 2 ve 4 mm kalınlığında her boyutta 4 örnek olacak şekilde hazırlandı. Mine ve dentin örnekleri elde etmek için yeni çekilmiş 4 adet üçüncü molar diş kullanıldı. Örneklerin densitesinin alüminyum ile olan ilişkisini değerlendirmek için alüminyum basamak referans olarak kullanıldı. Her materyale ait 4 örnek, diş kesitleri ve alüminyum step-wedge fosfor plak üzerine yerleştirilerek ışınlandı ve görüntü reseptörü olan fosfor plak özel tarayıcı ile tarandıktan sonra görüntü bilgisayar monitöründe izlendi. Örneklerin radyoopasitelerinin dijital radyograflarla belirlenmesinin ardından bir görüntü işleme pogramına aktarıldı. Program ile her örnekten 3 ölçüm (her materyal için 12 ölçüm) yapılarak değerlerin ortalaması hesaplandı. Bu değerler Al cinsine çevirildi. Bulgular: Radyoopasite test verilerinin ölçümü, radyoopasitenin materyalin kalınlığından ve materyalin cinsinden önemli ölçüde etkilendiğini göstermiştir (p <0.05). 1mm kalınlıkta en düşük radyoopasite değerine sahip materyaller GCP Glass Fill, 2 ve 4 mm de ise Vita Enamic'dir. En yüksek radyoopasite değerlerini ise amalgamdan sonra 1 ve 2 mm kalınlıkta Adhesor gösterirken, 4 mm'de Master Dent göstermiştir. Sonuçlar: Farklı kalınlıklardaki restoratif materyallerin radyoopasitelerinde önemli farklıklar ortaya çıkmıştır. Materyal türleri ve kalınlıkları radyoopasite değerlerini değiştirmiştir. Anahtar Kelimeler: Radyoopasite, Bulk-Fil Kompozit, Cam İyonomer Siman, Hibrit Seramik.

Cam iyonomer çimentolarıDental materyallerDental porselen+4
Ayla Yaylacı
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Posterior bölgede kullanılan daimi dolgu materyallerinin yaşlandırma sonrası yüzey özelliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu projenin amacı diş hekimliğinde posterior bölgede kullanılan farklı yapıdaki restoratif materyallerin yüzey özelliklerine farklı polisaj sistemleri ve yaşlandırmanın etkilerinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Bu çalışmada 6 farklı kompozit (Filtek Z250-Z205, Filtek One Bulk Fill-FOB, Sonic Fill 2-SFB, Zenit Nano Seramik-ZNC, Gradia Plus İndirekt-GPİ, Estelite Bulk Fill Flow-EBF), 2 farklı cam iyonomer siman (Equia Forte HT Fil -EQF, Beautifil Flow Plus-BFP), 1 hibrit seramik (Vita Enamic-VE), 2 farklı polisaj yöntemi (Matris Bandı-MB, Kerr Occlubrush-KOB) ve 4 farklı solüsyon (distile su, kola, vişne suyu, soğuk çay) grupları için 8 mm çap ve 2 mm kalınlıkta toplamda 576 adet disk şeklinde örnek hazırlandı (n=8). Restaratif materyaller, metal bir kalıp içerisine yerleştirildi ve polimerize edildi. Örnekler polisaj yöntemine göre alt gruplara ayrıldı ve üretici firmaların önerisi doğrultusunda polisaj yapıldı. Örneklerin yüzey pürüzlülüğü ölçümleri, farklı solüsyonlarda ve termalsiklusta bekletme öncesinde ve sonrasında yapıldı ve ortalama pürüzlülük değerleri kaydedildi. Çalışma sonucunda elde edilen verilerin istatistiksel analizi Dört Yönlü-ANOVA ile yapıldı. Bulgular: Tüm restoratif materyaller solüsyonlarda bekletme sonrasında değişen oranlarda pürüzlülük değişimi gösterdi. Materyal türü, polisaj yöntemi ve bekletme solüsyonunun pürüzlülük değişiminde anlamlı etkisi olduğu belirlendi (p<0,05). En yüksek başlangıç pürüzlülük değeri (Ra) VE (0.64 ± 0,04 μm), en düşük Ra değeri ise EBF (0,06±0,02 μm) gruplarında görüldü. Restoratif materyaller arasında en yüksek pürüzlülük değişimini (ΔRa) EQF (0,09±0,19 μm), en düşük ΔRa değerini EBF (0,02±0,01μm), GPİ (0,02±0,02 μm ) ve Z250 (0,02±0,02 μm) grupları gösterdi (p<0,05). Polisaj yöntemleri arasında ise MB grubunda (0,05±0,1 μm ) KOB (0,04±0,03 μm) grubuna göre daha yüksek ΔRa değeri görüldü. İçecek grupları değerlendirildiğinde ise, pürüzlülük değişimine en fazla kola (0,06±0,06 μm), en az distile suyun (0,03±0,04 μm) sebep olduğu izlendi (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma sonucunda restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğünü; restoratif materyalin cinsi, kullanılan polisaj yöntemleri ve asitli içecekler etkileyebileceği belirlendi. Solüsyonlarda bekletme sonrasında en fazla pürüzlülük değişimi EQF grubunda, en az pürüzlülük değişimi ise EBF grubunda görüldü. Anahtar Kelimeler: Restoratif materyal, polisaj yöntemi, termalsiklus, asitli içecekler, yüzey pürüzlülüğü

Dental materyallerDental restorasyonGazlı alkolsüz içecekler+2
Şura Boyraz
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel kompozitlerin farklı tabakalama teknikleriyle uygulanmasının mikrosızıntı üzerine etkilerinin incelenmesi

Amaç: Mikrosızıntı, restoratif diş hekimliğinin önemli sorunlarından biridir. Bu in vitro çalışmanın amacı, boya penetrasyon yöntemini kullanarak inkremental veya bulk-fill tekniği ile uygulanan yeni kompozit materyallerin mikrosızıntı potansiyelini değerlendirmektir. Yöntem: Yeni çekilmiş 120 adet büyük azı dişe standart Black I kaviteler (3mm x 3mm x 4mm) hazırlandı. Bir nanohybrid (Filtek™ Z550), bir bulk-fill (X-tra fil) ve bir seramik içerikli bulk-fill kompozit (Admira Fusion X-tra) test edildi. Restorasyon yöntemi olarak bulk-fill ve inkremental uygulama teknikleri kullanıldı. Örnekler rastgele 6 gruba (n = 20) ayrıldı ve restoratif prosedürlerden sonra numuneler 1000 çevrimlik termal döngüye (5ºC-55ºC) tabi tutuldu. Mikrosızıntı testi, % 1'lik metilen mavisi boyası kullanılarak uygulandı. Dişlerin kesitleri, boya penetrasyon derecesi açısından stereo mikroskop altında değerlendirildi. İstatistiksel analizler Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney-U testleri ile gerçekleştirildi (p=0,05). Bulgular: Kompozit rezin grupları ile mikrosızıntı sonuçları arasındaki ilişki istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). En fazla mikrosızıntı değerleri X-tra fil tek tabaka (bulk) tekniğiyle uygulanan grup gösterirken, bunu iki tabaka halinde uygulanan Filtek™ Z550 grubu takip etmektedir (p<0,05). İnkremental teknikle uygulanan Admira Fusion X-tra en az mikrosızıntı göstermiştir. Filtek ™ Z550 hariç, tüm kompozitlerde iki uygulama tekniği arasında anlamlı bir fark gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Admira Fusion X-tra inkremental uygulama tekniğiyle hazırlandığında en düşük mikrosızıntı değeri göstermiştir.

Dental materyallerDental restorasyonDental sızma+1
İsmail Burak Öcal
Akdeniz University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kalınlıklardaki hibrit ve lösit ile güçlendirilmiş cam seramik yapıda CAD/CAM seramik restoratif materyallerin rezin esaslı yapıştırma materyallerinin polimerizasyonuna etkisi

Bu çalışmanın amacı farklı kalınlık ve farklı yapıda seramik benzeri ve seramik materyallerin (hibrit seramik ve lösit ile güçlendirilmiş seramik CAD/CAM restoratif materyali) altında 4 farklı rezin esaslı yapıştırma materyallerinin polimerizasyonuna etkisini 1 saat, 24 saat, 7 gün, 30 gün sonra Vicker's mikrosertlik ölçümü ile değerlendirmektir. A2 renginde, farklı yapıda CAD/CAM indirekt restoratif materyallerden 1mm ve 2 mm kalınlıkta bloklar elde edildi. Akışkan kompozit rezin, kendinden adeziv rezin siman, ışıkla polimerize kompozit rezin siman ve dual polimerize kompozit rezin siman olmak üzere 4 farklı yapıdaki yapıştırma materyali kullanıldı. Yapıştırma materyalleri üzerinde restoratif materyal bulunmadan ve farklı kalınlıkta indirekt restoratif materyal üzerinden LED ışık cihazı ile 40 saniye süre ile polimerize edildi. Test örnekleri hazırlandıktan sonra 37ºC'de etüv içerisinde 1 saat, 24 saat, 7 gün ve 30 gün bekletildi ve bekleme süreleri sonunda test örneklerinin üst ve alt yüzeylerinden Vicker's mikrosertlik ölçümleri gerçekleştirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 25 programı ile yapıldı ve %95 güven aralığında çalışıldı. Verilerin analizinde Friedman testi, Wilcoxon testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney testi kullanıldı. Çoklu karşılaştırmalarda Bonferroni düzeltmesi uygulandı. İndirekt restoratif materyal bulunmayan test örneklerinin alt ve üst yüzey ölçümleri arasında fark oluşmadı (p>0,05). Yapıştırma simanın üzerinde indirekt restoratif materyal bulunan örneklerin üst yüzey sertlik değerleri alt yüzey sertlik değerlerine göre daha yüksektir (p<0,05). Ancak, ölçüm zamanın artışı ile kendinden adeziv rezin siman örneklerinde, yüzeyler arasında fark gözlenmedi (p>0,05). İndirekt restoratif materyal bulunması ve materyal kalınlığının arttırılması ile test örneklerinin yüzey sertlik değerlerinde düşüş gözlendi (p<0,013). Tüm test örneklerinin üst yüzeyden ölçülen sertlik değerleri incelendiğinde; akışkan kompozit rezin ve ışık ile polimerize olan kompozit rezin siman benzer ve en yüksek sertlik değerlerini verdi ve kendinden adeziv rezin siman ise en düşük sertlik değerleri gösterdi (p<0,013). Alt yüzeyden ölçülen sertlik değerleri incelendiğinde akışkan kompozit rezin en yüksek sertlik değerleri gösterdi ve onu genel olarak ışık ile polimerize kompozit rezin siman grubu izledi. 1 ve 24 saat ölçümlerinde kendinden adeziv rezin siman en düşük değerleri gösterirken, dual polimerize kompozit rezin siman 7 ve 30. gün ölçümlerinde daha düşük değerler gösterdi (p<0,013).

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+5
Songül Kılıç
Gazi University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı detoks içeceklerinin restoratif materyallerin renk ve pürüzlülük değişimi üzerine etkisi

Estetik restoratif materyaller doğal diş görünümünü taklit etmelidir. Bu materyallerin başında kompozit rezinler gelmektedir. Bu çalışmanın amacı toksinlerden arınma amacıyla kullanılan, meyve ve sebze içerikli içeceklerin kullanımının restoratif materyallerin renk ve pürüzlülük değişimine olan etkisini değerlendirmektir. Bu tez çalışmasında 5 farklı restoratif materyalden (Ceram.X SphereTec One, Clearfil Majesty Es-2, Omnichroma Estelite  Quick, Beautifil II) 2 mm kalınlığında ve 8 mm çapında toplam 360 adet örnek hazırlandı. Hazırlanan örnekler Bluephase 20i (BP) LED ışık cihazı ile 15 sn polimerize edildi. Örnekler iki gruba ayrılarak ilk grup mylar strip altında bitirildi, diğer gruba Super Snap Bitirme ve Cila Seti (Shofu, Japonya) ile bitirme ve cila işlemi uygulandı. Örneklerin tümü, post polimerizasyon için 24 saat 37 ⁰C'lik etüvde distile su içerisinde bekletildi. Başlangıç renk ölçümleri için Vita Easy Shade Compact, başlangıç pürüzlülük ölçümleri için ise profilometre cihazı (Surfest SJ-301, Mitutaya, Japonya) kullanıldı. Örnekler distile su, evde hazırlanan kırmızı detoks içeceği, ticari olarak üretilen kırmızı detoks içeceği, evde hazırlanan yeşil detoks içeceği, ticari olarak üretilen yeşil detoks içeceği, limonlu sirkeli su olacak şekilde rasgele 6 alt gruba ayrıldı (n=6). Renk ve pürüzlülük ölçümleri 1 gün, 7 gün, 15 gün ve 30 gün sonunda tekrarlandı ve örneklerdeki renk değişimi (∆E) ve pürüzlülük değişimi (∆Ra) hesaplandı. Elde edilen veriler çift yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırmalar için Tukey testi, renk ve pürüzlülük değişimi arasındaki ilişki ise Pearson korelasyon analizi kullanılarak istastistiksel olarak değerlendirildi. Yapılan istatistiksel analiz sonuçlarına göre, deney solüsyonlarının hepsi çalışmaya dahil edilen restoratif materyallerin renk ve pürüzlülük değerlerini değiştirmiştir. Bitirme ve cila işlemi uygulanmayan tüm restoratif materyaller arasında en yüksek renk değişimi 30. günde evde hazırlanan yeşil detoks içeceğinde bekletilen Beautifil II giomer örneklerinde görülmüştür (∆E4=20,16). Bitirme ve cila işlemi uygulanan tüm restoratif materyaller arasında pürüzlülülük değerindeki en yüksek artış 15. günde evde hazırlanan kırmızı detoks içececeğinde bekletilen Beautifil II giomer örneklerinde görülmüştür (∆Ra3=0,32). Toksinlerden arınma amacıyla kullanılan detoks içeceklerinin restoratif materyallerin renk ve pürüzlülük özelliklerini değiştirebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Dental materyallerDental restorasyonDental restorasyon-sürekli+3
Sabiha Zeynep Gül
Gazi University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı yaşlandırma sürelerine maruz bırakılan rezin kompozit yüzeylerine farklı tedavi protokollerinin uygulanmasının bağlanma dayanımına etkisi

Bu tez çalışmasının amacı, farklı yaşlandırma sürelerine maruz bırakılan rezin kompozit örneklerin yüzeylerine uygulanan farklı tedavi protokollerinin bağlanma dayanımına etkisini in vitro olarak değerlendirmektir. 4 mm derinliğinde ve 5 mm çapında teflon kalıplara mikrohibrit rezin kompozit (Filtek Z250) yerleştirildikten sonra, her tabaka LED ışık cihazıyla polimerize edilerek rezin kompozit örnekler (toplam 260 adet) hazırlanmıştır. Hazırlanan örnekler her bir grupta 130 adet olacak şekilde rastgele iki gruba ayrılmıştır. Grup 1'deki örnekler bir ay, Grup 2'deki örnekler ise on iki ay hızlandırılmış yaşlandırma testine maruz bırakılmıştır. Takiben, her grup kendi içinde beş alt gruba ayrılmıştır. Grup A kontrol grubu olarak belirlenmiş ve örneklerin yüzeylerine herhangi bir uygulama yapılmamıştır (n=10). Grup B örneklerinin yüzeylerine sadece adeziv uygulaması yapılmıştır (n=30). Grup C örneklerinin yüzeyleri 320 gritlik zımpara ile akan su altında pürüzlendirilmiştir (n=30). Grup D örneklerinin yüzeyleri 320 gritlik zımpara ile pürüzlendirildikten sonra CoJet cihazıyla kumlama yapılmıştır (n=30). Grup E örneklerinin yüzeylerine ise CoJet cihazıyla sadece kumlama yapılmıştır (n=30). Bu işlemlerden sonra kontrol grubundaki örnekler haricinde, tüm gruplar her birinde 10 adet örnek olacak şekilde üç alt gruba ayrılmıştır. 1. alt grubun örnek yüzeylerine silan (G-Multi Primer) uygulandıktan sonra, silan içermeyen adeziv (Clearfil SE Bond), 2. alt grubun örnek yüzeylerine silan içeren adeziv (Single Bond Universal), ve 3. alt gruba ise sadece silan içermeyen adeziv (Clearfil SE Bond) uygulanmıştır. Kullanılan adeziv materyaller ve silan, üretici firmalarının talimatları doğrultusunda kullanılmıştır. Adeziv uygulamasından sonra, 1 mm çapında ve 2 mm derinliğindeki bir kalıp, rezin kompozit örneklerin üzerine yerleştirilerek, kalıbın içi mikrohibrit rezin kompozit (Filtek Z250) ile doldurulmuş ve LED ışık cihazıyla polimerize edilmiştir. Takiben, rezin kompozit ile tamir amacıyla kullanılan rezin kompozit arasındaki bağlanma dayanımı Instron Universal test cihazı ile kopma oluşuncaya kadar kuvvet uygulanarak ölçülmüştür. Tüm örneklerde oluşan kırılma tipi, ışık mikroskobunda değerlendirilmiş ve her gruptan bir örneğin SEM görüntüleri alınmıştır. Çalışmanın sonucunda; her iki yaşlandırılan grupta, kontrol grubu ile yüzey hazırlama grupları arasında fark olduğu görülmüştür (p<0.05). Hem bir ay hem de on iki ay yaşlandırmaya maruz bırakılan gruplarda, en düşük bağlanma değerlerinin sadece adeziv uygulanan grupta (Grup B) elde edildiği saptanmıştır. Deney gruplarının tümünde yaşlandırma sürelerinin bağlanma dayanımı üzerine farklı etki gösterdiği gözlenmiştir. Adeziv uygulamasının bağlanma dayanımı üzerine etkileri incelendiğinde; bir ay yaşlandırmaya maruz bırakılan grupta kullanılan adeziv uygulamalar arasında fark olmadığı, on iki ay yaşlandırmaya maruz bırakılan grupta ise adeziv uygulamaların farklı etki gösterdiği görülmüştür. Bu in vitro çalışmanın sınırları dahilinde; rezin kompozitin rezin kompozite tamir bağlanma dayanımı üzerinde yüzey pürüzlendirmesinin önemli katkı sunduğu, farklı yaşlandırma sürelerinin bağlanma dayanımı üzerinde farklı etki gösterdikleri saptanmıştır. Ayrıca, adeziv kullanımının bağlanma dayanımını arttırdığı, ancak yüzey pürüzlendirmede kullanılan yönteme göre adeziv seçiminin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+4
Zuhal Çalışkan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Aloe vera içeren ve içermeyen farklı flor oranlarına sahip diş macunlarının remineralizasyon etkinliklerinin demineralize mine üzerinde in vitro olarak değerlendirilmesi

Remineralizasyon uygulamalarında, altın standart olarak kabul edilen florürün kimyasal etkili nörotoksik materyaller arasında sayılması, florozis riski, florürün remineralizasyon ihtiyacını tek başına karşılayamaması gibi nedenlerle alternatif materyaller geliştirilmeye çalışılmış ve hayatın her alanında olduğu gibi diş hekimliği alanında da doğal ürünlere olan ilginin artmasıyla birlikte bu ürünlerle ilişkili çalışmalar hız kazanmıştır. Bu in vitro tez çalışmasının amacı hem saf aloe veranın hem de aloe verayla birlikte farklı florür formülasyonları ve farklı florür miktarlarına sahip ticari olarak elde edilebilen diş macunlarının yapay başlangıç mine lezyonları üzerinde etkinliklerini değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Çalışmada 72 adet çekilmiş insan molar dişi meziodistal olarak ikiye ayrıldı ve dişlerin vestibül ve palatal/lingual yüzeyleri kullanılarak 144 adet örnek hazırlandı. Yüzey işlemleri tamamlanan dişlerin yüzeyleri 3x3mm2'lik pencereler oluşturacak şekilde tırnak cilasıyla 2 kat kaplandı. Örneklerin başlangıç mikrosertlik ölçümleri yapıldı ve kaydedildi. Takiben örnekler 7 gün boyunca demineralizasyon solüsyonunda tutularak yapay başlangıç mine lezyonu oluşması sağlandı. Tekrarlanan mikrosertlik ölçümünün ardından örnekler grupların başlangıç mikrosertlik ortalamaları benzer olacak şekilde toplamda rastgele 8 gruba (n=18) dağıtıldı. Dişler 14 gün boyunca; günlük 6 saat demineralizasyon, 16 saat remineralizasyon solüsyonunda tutularak ve solüsyon değişim zamanlarındaki 1'er saatlik zamanlarda bütün örneklere 2 dakika süreyle deney materyali uygulanarak pH siklusuna tabi tutuldu. 14 günün sonunda mikrosertlik ölçümleri tekrarlandı, kaydedildi ve istatistiksel analizler MedCalc Statistical Software version 12.7.7 (MedCalc Software bvba, Oostende, Belçika; http://www.medcalc.org; 2013) programı kullanılarak gerçekleştirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlendi. İstatistik sonuçlarını değerlendirdiğimizde demineralizasyon sonrası ve siklus sonrası mikrosertlik değerleri karşılaştırıldığında en düşük değerleri Grup B1 ve A2 gösterirken, Grup A1, A2, A4, B1, B2'nin siklus sonrası değerleri, demineralizasyon sonrası değerlerinden istatiksel olarak anlamlı oranda düşük bulundu. Grup A3 ve Grup B3 demineralizasyon sonrası ve siklus sonrası mikrosertlik değerleri açısından anlamlı fark göstermezken sadece Grup B4 istatiksel olarak anlamlı oranda yüksek değerler gösterdi. Çalışmamızın sınırları dahilinde aloe vera ve 1440 ppm florür kombinasyonunun başlangıç mine çürüklerinin remineralizasyonunda kullanılabilecek etkili bir ajan olduğu söylenebilir.

Aloe veraDiş demineralizasyonuDiş macunları+3
Cansu Yıkıcı
Bolu Abant Izzet Baysal University
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Farklı seramik tipi, seramik kalınlığı ve yaşlandırmanın lityum disilikat, zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat, lösit ile güçlendirilmiş cam seramik ve feldspatik seramiklerin renk stabilitesi ve translüsensi üzerine etkisinin ın vitro olarak incelenmesi

The aim of the present study was to evaluate the color stability (CS) and translucency change of different glass-ceramic CAD/CAM blocks in two different thicknesses (0.5mm and 1.00mm) after hydrothermal aging. Four types of CAD/CAM blocks; lithium disilicate (IPS e.max CAD, Ivoclar Vivadent; E.Max), leucite-reinforced (Initial LRF, GC; LRF), zirconia-reinforced lithium silicate (Celtra Duo, Dentsply; CD), and feldspathic (Cerec, Dentsply; CER) glass-ceramics were cut in 0.5mm and 1.00mm slabs (n=12 for each thickness) using a low-speed diamond saw (Isomet). To represent dental hard tissues, a total of 96 micro-hybrid resin composite discs (G-eanial, GC; A2) were prepared in 2mm thickness. CAD/CAM slabs and resin composite substrates were luted with a light-cured resin cement (G-CEM; GC) and polymerized (VALO Cordless, Ultradent) according to the manufacturer's instructions. Immediate after cementation initial color measurements (E0) were evaluated using a spectrophotometer (CM-2600d, Minolta). Following storage in distilled water for 24 hours at 37 OC, second color measurements (E1) were evaluated using a spectrophotometer (CM-2600d, Konica Minolta) and this readings set as baseline measurement. Then all the specimens were exposed to hydrothermal aging between 5-55°C for 30000 cycles (SALUBRİS). Color and TP measurements were repeated after every 10000 cycles (E1, E2, E3). Color differences (∆E) and TP measurements were evaluated by CIEDE2000. Data were analyzed with three-way ANOVA and post hoc Tukey's tests (p<0.05). ∆E00 was significantly influenced by ceramic type (p<0.001), ceramic thickness (p<0.001), and aging (p<0.001). Regarding to ceramic thickness, only CER 0.5mm and 1.0mm showed statistically significant differences at 10000, 20000, 30000 cycles aging (p=0.006, p<0.001, p<0.001, respectively). With respect to ceramic type, in 0.5mm thickness at 10000 cycles LRF showed statistically higher CS than CER (p=0.001), after 20000 and 30000 cycles CER showed statistically lower CS than LRF (p<0.001) and E.Max (p=0.008, p<0.001). TP was significantly influenced by the type of material (p<0.001) by the thickness of the material (p<0.001) and by aging (p<0.001). A significant interaction between material, thickness and aging was found (p<0.001). Meanwhile, the association between material and thickness was significant (p=0.44), whereas between thickness and aging (p=0.124) and between material and aging were not significant (p=0.125). All materials in all aging periods showed statistically significant differences in different thicknesses (postcementation, Cerec 0.5mm-1.0mm p<0.001, CD 0.5mm-1.0mm p<0.001, E.max 0.5mm-1.0mm p<0.001, LRF 0.5mm-1.0mm p<0.001. 24 hours (baseline), Cerec 0.5mm-1.0mm p<0.001, CD 0.5mm-1.0mm p<0.001, E.max 0.5mm-1.0mm p<0.001, LRF 0.5mm-1.0mm p<0.001. 10000 thermocycling, Cerec 0.5-1.0 p=0.001, CD 0.5mm-1.0mm p<0.001, E.max 0.5mm-1.0mm p<0.001, LRF 0.5mm-1.0mm p<0.001. 20000 thermocycling, Cerec 0.5mm-1.0mm p<0.001, CD 0.5mm-1.0mm p<0.001, E.max 0.5mm-1.0mm p<0.001, LRF 0.5mm-1.0mm p<0.001, 30000 thermocycling CD 0.5mm-1.0mm p<0.001, E.max 0.5mm-1.0mm p<0.001, LRF 0.5mm-1.0mm p<0.001). CS of glass ceramics were affected by ceramic type, ceramic thickness, and aging. LRF and E.MAX glass ceramics presented more CS then the CD and CER glass ceramic CAD/CAM blocks after aging. CS of the CER CAD/CAM block was highly thickness-dependent. In 0.5mm thickness, feldspathic ceramic showed the lowest translucency, while in 1.0 mm zirconia-reinforced glass ceramic exhibited the lowest translucency after 3-years of aging. Luted CAD /CAM ceramic materials showed acceptable changes in translucency after 3-years of aging, regardless of thickness. Keywords: CAD/CAM, ceramic, veneers, color stability, translucency, TP, hydrothermal, aging.

CAD/CAMDental materialsDental porcelain+3
Şeyma Tuna Ünal
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2022
00